Mart 2012 Yıl : 77
Sayı : 903
Mart 2012 Yıl : 77
ISSN : 1300-1450
Sayı : 903
ISSN : 1300-1450
2012
Uluslararası
Kooperatifler Yılı
YIL : 77 SAYI : 903
Mart 2012
Başyazı
1
Nevzat AYPEK
KONUT FİNANSMAN VE YATIRIM ARACI
OLARAK KONUT KOOPERATİFLERİ
3
Prof.Dr. Harun TANRIVERMİŞ
Doç.Dr. Mehmet ARSLAN
Ahmet BAYANER
Muharrem ÇETİN
Rasih DEMİRCİ
Hikmet KAVRUK
Nurettin PARILTI
Adnan TEPECİK
Eriman TOPBAŞ
Mehmet YEŞİLTAŞ
Oktay TUNCAY
KONUT KOOPERATİFÇİLİĞİ ÜZERİNE
DÜŞÜNCELER
9
Osman BOSTAN
Sedat YENİCE
KOOPERATİFLERİN FİNANSMANI
14
Hikmet Kavruk
TÜRKİYE'DE KONUT POLİTİKASI VE KONUT
KOOPERATİFÇİLİĞİNİN GELİŞİMİ
18
İhsan KELEŞ
TURİZM ALANLARINDA İMAR PLANLARININ
UYGULANMASI
26
Halim UTLU
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
33
Abdullah SATOĞLU
TARLADAN SOFRAYA
ULUSLARARASI TARIM VE GIDA
KONGRESİ'NDEN İNTİBALAR
39
H. Rıdvan ÇONGUR
YERİ GELDİ ARTIK, AÇIK KONUŞALIM!
41
Zeki BİRDOĞAN
ÇANAKKALE ZAFERİ
44
Şiir
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
46
I. ULUSLAR ARASI TARIM-GIDA VE
GASTRONOMİ KONGRESİ ANTALYA'DA
YAPILDI
47
30.03.2012
Dergimizde yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına
aittir.
Doç.Dr. Mehmet Akif ÖZER
Veli ÇELEBİ
Turgut AĞIRNASLIGİL
Hüsnü POYRAZ
Prof.Dr. İhsan ERDOĞAN
Özdemir ÜNSAL
Başyazı
İnsanların ihtiyaçlar hiyerarjisine bakıldığında; beslenme ihtiyacını
barınma ihtiyacı takip etmektedir. Yani barınma, insanların temel
ihtiyaçlarındandır. Ancak, beslenme ihtiyacı kadar kolay giderilememektedir. Bunun nedeni ise, barınma ihtiyacını karşılayacak varlığın yani konutun edinme fiyatıdır. Nitekim arzı sınırlı olan toprak da; nüfus artışı ile
paralel olarak artan talebin sonucu olarak konut fiyatlarını yükseltmektedir. Barınma ihtiyacının karşılanacağı yerleşim yerinin özelliğine göre yani
kırsal ve kente göre konut edinimi farklılaşmakla birlikte; kırsaldan kente
göç kentteki konut fiyatlarını daha da artırmaktadır.
Konut sahipliğine alternatif olarak kiralama ile de barınma ihtiyacı giderilebilinmekte ise de özellikle Türk Kültüründe mülk sahibi olma
hazzı, varislere mülk miras bırakma arzusu geleneği konut sahipliğini bir
kere de daha önemli kılmakta ve dolayısıyla talebi artırmakta ve konut
fiyatlarını artırmaktadır. Keza, kültürümüzde konut, yatırım aracı olarak
da önde gelmektedir. Yatırımcı, konut yatırımı ile tasarruflarının değerini
korumanın yanı sıra dönemlik sabit getiri de elde etmektedir. Bu durum
da konut talebini dolayısıyla fiyatlarını artırmaktadır. Mesken olarak
kullanmış olsa bile servetinin değerini koruduğunu düşünmektedir.
Devletler, özellikle sosyal devlet anlayışını benimsemiş olanlar,
vatandaşlarının barınma ihtiyacının giderilmesine çeşitli uygulamalar ile
yardımcı olma çabası içerisindedirler. Bu uygulamalar kimi zaman merkezi idare, kimi zaman mahalli idareler tarafından yapılmaktadır. Nitekim,
Ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında; merkezi idare TOKİ marifetiyle
destek olmaya çalışırken, mahalli idareler de arsa üretimi veya doğrudan
konut üretimi ile destek olmaktadırlar. Bunların yanı sıra kamu tarafından
mali uygulamalarda sözkonusu olmaktadır. Ancak, bütün bu uygulamalar kamu kaynakları ile sınırlıdır. O halde yapılması gereken konut ihtiyacı
olanların ihtiyaçlarını kendilerinin gidermelerini sağlayacak mekanizmalar geliştirmek, kurumsallaştırmak, hukuki ve ekonomik altyapısını
oluşturmak ve mali uygulamalarla mümkün olduğunca desteklemektir.
Barınma ihtiyacını gidermiş bir insanın; vatandaş olarak devletine bağlılığı,
1
çalışan olarak verimliliği, sosyal barışa katkısı, ülke, millet ve devlet
sahipliği yadsınamaz. Barınma gibi büyük bir ihtiyacını gideren insanlar
diğer ihtiyaçlarını gidermekte daha az zorlanacaklardır. Nitekim ABD de
başladığı kabul edilen Mortgage uygulamalarının ortaya çıkış felsefesinin de; yeni kurulan bir devlette vatandaşların barınma ihtiyacı giderilirse devletleşme süreci ve ekonomik kalkınma daha hızlı olur görüşü
olduğu kabul edilmektedir.
Bir konutu müstakilen satın alacak yeterli tasarrufa sahip olmayan insanlar için mortgage yöntemlerden birisi ise; kooperatifleşme de bir diğer
yoldur. Mortgage yöntemi ile kredi kullanarak konut edinimi Dünya’da
yıllardır kullanılan bir yöntem olmakla birlikte 2008 Küresel Krizinin de
kaynağını oluşturmasına rağmen kullanılmaya devam edilmektedir. Bir
başka yol, konut kooperatifleridir. Konut kooperatifleri, mesken veya
yatırım amaçlı konut sahibi olmak isteyen insanları maliyetine yakın bir
fiyattan ve ekonomik şartlarına paralel bir zaman dilimi içinde konut sahibi olmalarını sağlamaktadır.
Bir konuta defaten, müstakilen ve fiziken sahip olmanın dışında; özellikle konutu yatırım aracı olarak düşünen tasarruf sahipleri için finansal
piyasalarda yatırım da bir başka yoldur. Bu kapsamda konut sertifikası,
arsa sertifikası, gayrimenkul yatırım fonları katılma belgesi ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları hisse senetleri de diğer konut ve gayrimenkul
yatırım araçlarıdır.
Bu sayıda, konut edinimi özellikle finansmanı, kooperatifçiliği, kredilendirilmesi, değerlemesi başta olmak üzere farklı açılardan irdelenmiştir.
2
KONUT FİNANSMAN VE YATIRIM ARACI
OLARAK KONUT KOOPERATİFLERİ
Nevzat AYPEK *
Giriş
Kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak
durumunda olan bireyler, belirli bir dönemde
elde ettikleri gelirlerinin tümünü tüketim harcamalarına ayırmazlar. Bir bölümünü de tasarruf ederler ve yatırım yaparlar. Yani bireyin belli
bir dönemde elde ettiği geliri iki bölüme ayrılır:
Harcama ve Tasarruf. Dolayısıyla tasarruf; bireyin
parasal gelirinin tüketim için sarfedilmemiş bölümü veya harcamadan geriye kalan kısmı olarak
tanımlanabilir. Tasarruf bu şekilde tanımlanmakla birlikte bireyin; tasarruf yeteneğine ve tasarruf
etme arzusunun bulunmasına bağlıdır. Ancak bireylerin her dönem için tasarruflarının olabileceğini de düşünmemek gerekir. Tasarruf yeteneği
bireyin gelir düzeyi ile yakından ilgilidir. Belli bir
dönemdeki kazançların söz konusu dönem gelirine eşit olduğu veya aştığı durumlarda tasarruf
sıfır veya negatif olmaktadır. Bu durumda tasarruf arzusu dahi olsa tasarruf yeteneğinin bulunmayacağı bir gerçektir.
Gerek tasarruf gerekse yatırım eğilimleri bireylerin ekonomik, sosyal ve kültürel durumlarına göre değişmekle birlikte; gelir sağlayan
yatırımlar,verimlilik sağlayan yatırımlar, gelir ve
verimlilik sağlayan yatırımlar şeklinde sınıflandırılabilecek yatırımlarda temel amaçları servet
maksimizasyonu olana yatırımcıların beklentileri; yatırılan sermayenin korunması ,devamlı/ belirli bir gelir sağlama ve değer artışı sağlamadır.
Yatırımcılar için, bahsedilen amaçlar ve beklentiler doğrultusunda yatırım yapabilecekleri çok sayıda yatırım aracı mevcuttur. Sözgelimi; Menkul
kıymet yatırımı, kıymetli maden yatırımı, vadeli
mevduat ve gayrimenkul yatırımı.
Mevcut yatırım araçlarının sayısı özelliklede sermaye piyasasının gelişmesiyle ve de yatırımcıların yatırımlarından beklentilerinin değişmesi
ve artmasıyla gittikçe artmaktadır. Gelişme yeni
mamul geliştirilmesiyle olduğu gibi mamul farklılaştırmayla da yapılmaktadır.
Bireyler; beklenmedik bir harcama için hazırlıklı bulunma, ileride yapılacak büyük bir harcama
için bu günden fon biriktirme, bir iş kurma amacını gerçekleştirmek için hazırlık yapma, finansal
varlık edinme arzusu ve yaşlılıkla yüksek bir gelire
sahip olma arzusu gibi saiklerle tasarruf ederler.
Bir taraftan yeni ihdas edilmiş menkul kıymetler piyasaya sürülürken bir taraftan da mevcut
menkul kıymetlerin türevlerinin geliştirilmesiyle
alternatifler çoğaltmaktadır. Gayrimenkul tüm
dünyada kabul görmüş ve Türkiye’de adeta gelenekselleşmiş klasik yatırım aracı halini almıştır.
Sözkonusu saiklerle oluşturulan tasarrufların;
bir finansal menfaat ( faiz, kar payı vb.) karşılığında fon ihtiyacı olanlara / talep edenlere kullandırılması ya da gelecekte daha fazla tüketimde
bulunabilmek amacıyla bu günkü kazançlardan
vazgeçme de yatırım olarak tanımlanmaktadır.
Gayrimenkul
* Prof. Dr., Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı
a)Binalar
- Konut olarak kullanılan binalar
- Ticarethane olarak kullanılan binalar
- Sınai yapılar
- Sıhhi, sosyal ve kültürel amaçla kullanılan binalar
3
- İdari amaçla kullanılan binalar
- Dini amaçla kullanılan binalar
b)Arsalar
c)Araziler
- Tarla olarak kullanılan araziler
- Sebze bahçesi olarak kullanılan araziler
- Meyve ağaçlarının kapladığı alanlardan oluşan
araziler
- Bağ olarak kullanılan araziler
- Ormanlar
Şeklinde sınıflandırılabilir.
Çalışmanın içeriği gereği bu sınıflandırmada daha
çok binalar grubu esas alınacaktır. Bu grupta da
özellikle ilgili kooperatiflerin yaygınlığı dolayısıyla
konut olarak kullanılan binalar esas alınacaktır.
İnsanlar ilk çağlardan beri barınmaya ihtiyaç
duymuşlardır. İnsanlar bu barınma ihtiyaçlarını
bulunduğu çağın şartlarına göre gidermeye çalıştıklarından devamlı olarak konuta ihtiyaçları olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bu yönüyle
konut bir tüketim yatırımıdır. Ancak hızlı nüfus artışı, köyden kente göçün artması gibi nedenlerle
konut ihtiyacı konut arzının üzerine çıkmıştır. Bu
konut açığı azalarak da olsa hala devam etmektedir. Bundan dolayı gayrimenkulun satın alınması,
ondan kullanımla fayda sağlamanın yanısıra, aynı
zamanda gelir getirici ve servet artırıcı özelliği de
içermektedir.
Gayrimenkulun tüketim yatırımı olmakla birlikte
aynı zamanda bireysel yatırımcılar için bir yatırım
aracı olma özelliği şöyle açıklanabilir.
Gayrimenkul, kiraya vermek suretiyle sabit bir
gelir sağlamakla birlikte aynı zamanda artan talebi karşılayamayan arzın ve devamlı artış gösteren
inşaat malzemesi fiyatlarının sonucu “değerinin
artmasıyla bir de verimlilik sağlanmaktadır. Gayrimenkul kiraya verilmişse genellikle aylık olan
periyodik bir nakdi gelir söz konusudur. Değer
artışını gayrimenkulun sahipliği devam ettikçe
nakde çevirmek mümkün olmamakla birlikte bir
verimliliktir. Gayrimenkule münhasır dolayısıyla
onu diğer yatırım araçlarından ayıran bir özellik
de sahibine güvence vermesidir. Çünkü gayrimenkul sahibi bir mülk sahibi olduğunu düşünmekte ve bundan bir haz ve güven duymaktadır.
4
Gayrimenkulun bu özellikleri; gelir ve verimlilik
sağlayan bir yatırım olduğunu dolayısıyla yatırımcının devamlı ve belirli bir gelir sağlama ile değer
artışı sağlama isteklerini karşıladığını ortaya koymaktadır. Bunlardan dolayı gayrimenkul yatırımı
da bireysel yatırımcılar için bir yatırım aracı olarak düşünülmektedir.
Bireylerin yatırımlarını; yatırımcının şahsı ile ilgili, ekonominin genel durumu ile ilgili ve yatırım
aracının özelliği ile ilgili faktörler etkiler. Yatırımcının şahsı ve faktörlerden ekonomik durumun
yatırım eğilimlerini etkilediğinden bahsedilmişti. Bu faktörlerden kasdedilen; yatırım aracının
gerektirdiği asgari sermayeye sahip olmaktır.
Gayrimenkul yatırımları bu faktör etkisinde incelendiğinde; günümüz ekonomik şartlarıyla
sağlanabilecek küçük tasarruflarla oluşturulacak
fonlarla devamlı fiyat artışı gösteren gayrimenkul yatırımlarını gerçekleştirmek her tasarrufçu
için mümkün olmayabilir. Ancak bahsedildiği gibi
Türk yatırımcısı için gayrimenkul yatırımının ayrı
bir yeri vardır. Birçok ihtiyaca cevap yermektedir.
Gerek piyasaların artan fon ihtiyacını karşılamak
gerekse fon arzeden yatırımcıların, yatırımlarından giderek artan ve değişen beklentilerini karşılayabilmek için yeni yatırım araç ve alanları geliştirilmesi sürecinde tasarrufların hacmi yeterli
olmasa bile gayrimenkul yatırımında ısrarlı yatırımcılar için de değişik yöntemler geliştirilmiştir.
Bu yöntemler konut sertifikası, gayri menkul yatırım ortaklıkları ve kooperatifler olarak sayılabilir.
Bu yöntemlerle bir yandan konut finansmanı ve
ihtiyacı karşılanmaya çalışılırken bir taraftan da
bireysel yatırımcının beklentilerine cevap verilmeye çalışılmaktadır.
Gayrimenkul Finansman
ve Yatırım Araçları
Türkiye’de küçük tasarruf sahiplerinin gayrimenkul yatırımında kullanabilecekleri araç veya yöntemlerden birisi kooperatifler olmakla birlikte;
diğeri de menkulkıymetleştirme sonucu geliştirilen araçlardır. Bunlar da gayrimenkul sertifikası,
konut sertifikası, arsa sertifikası ve gayrimenkul
yatırım ortaklığıdır.
Menkulkıymetleştirme; gayrimenkullerin bölü-
nebilirliğini sağlayarak, menkul kıymet haline getirme tekniğidir. Bir başka deyişle, gayrimenkulu
menkul kıymete dönüştürerek; bölünebilirlik ve
likidite sağlamaktır.
Gayrimenkul Sertifikası
İnşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul
projelerinin finansmanında kullanılmak üzere,
söz konusu projeyi gerçekleştirmeyi üstlenen ve
sertifikanın taahhütlerini yerine getirmekle yükümlü bir anonim şirket tarafından ihraç edilen
hamiline yazılı bir menkul kıymettir. Gayrimenkul
sertifikası, küçük tasarrufları inşaat sektörüne
yönlendirerek dar gelirli kitlelerin konut edinmelerine imkan sağlar. Tasarruf sahipleri proje tamamlanınca, ihraçcı kuruluşa yeterli sertifika ile
başvurduklarında istedikleri bağımsız bölümün
mülkiyetine sahip olma imkanı bulabilirler.
Konut Sertifikası
Bir konut projesine finansman sağlamak amacıyla, değeri bir metrekare brüt konuta eşdeğer
olarak hamiline düzenlenmiş menkul kıymettir.
Konut sertifikası ile küçük tasarruf sahiplerinin
uzun vadede konut sahibi olma imkanı doğmaktadır. Konut almak isteyen sertifika sahipleri, almak istedikleri konutun brüt metrekaresine karşılık gelen sertifika ibraz ettikleri takdirde konut
alabilme imkanına sahiptir. Konut sertifikaları,
ikincil piyasada paraya çevrilebilir. Konut sertifikaları ile aynı zamanda tasarrufların konut maliyetlerindeki artışa göre korunması da sağlanmaktadır. Türk sermaye piyasasında metrekare
konut sertifikası olarak isimlendirilmektedir.
Metrekare Konut Sertifikası: Türk sermaye piyasasına 1990 yılında girmiştir. Başbakanlık Toplu
Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi tarafından çıkarılmış olup, ilk uygulaması da İstanbul Halkalı
Toplu Konut Sertifikalarıdır. Söz konusu sertifikalar istanbul Menkul Kıymetler Borsasında kote
edilmiş ve arz talebe göre değeri tespit edilmiştir.
Metrekare konut sertifikasının değeri Toplu Konut idaresi tarafından her ay için belirlenmektedir. Beklenen getiri inşaat malzemeleri endeksi
ve konutların inşaasının ilerlemesi, alt yapılarının
tamamlanması sonucu ortaya çıkan şerefiye gelir dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla
metrekare konut sertifikasından beklenen getiri
en azından inşaat malzemeleri endeksi kadar olmalıdır. Metrekare konut sertifikası yatırımcısına
gayrimenkul değer artış kazancı sağlamaktadır.
Çünkü inşaat malzemesi endeksi konutların değerini direkt olarak etkiler. Böyle olunca; tasarruflarının hacmi başlı başına bir gayrimenkule
yatırım yapmaya yeterli olmayanlar, adeta sözkonusu gayrimenkulu yani konutu metrekare
metrekare almaktalar ve aynı zamanda değer
artış getirisinden de faydalanarak gayrimenkul
yatırımı yapmış olmaktadırlar. Ancak bu yatırım,
tasarruf tutarıyla ilişkili olarak belli bir süreçte
tamamlanmakta olup, sonuçta yatırımcı başlı
başına bir konut sahibi olma imkanına da kavuşmaktadır.
Arsa Sertifikası
Belediye sınırları içinde imar ve tevzi planları ile
parselasyonu yapılmış, konut üretimine müsait,
alt yapı projeleri tamamlanmış arsaların birim
yüzölçümlerini temsil eden menkul kıymettir.
Arsa sertifikası, mahalli idarelerin toplu konut
projeleri için ihtiyaç duydukları kamulaştırmaları
finanse etmek, hazine arazileri üzerinde sosyal
konut yapımını teşvik etmek ve konut sahibi olmayan kişilerin konut edinmesini sağlamak amacıyla ihraç edilebilir. Arsa sertifikası ile, yeterli
sertifikaya sahip olan kişiler, belediye tarafından
projelendirilmiş konutlarını dilediklerinde bireysel teşebbüsleri ile inşa edebilme imkanı bulacaklardır.
Gayrimenkul Yatırım
Ortaklıkları
Küçük tasarruf sahiplerinin gerek tasarruf hacimlerinin küçük olmasından gerekse yatırım
konusunda yetenekli bilgi ve deneyime sahip
olmamalarından, birlikte hareket etme gereğini
duymaları kollektif yatırım olgusunu ortaya çıkarmıştır. Bu olgu kurumsallaştırmış ve sonuçta
belirleyici özelliği kollektif yatırım olgusu olan,
birden fazla kişinin birlikte yatırım yaptığı kollektif yatırım kurumları geliştirilmiştir.
Türk sermaye piyasasında Yatırım Fonları ve Yatırım Ortaklıkları olarak uygulanan kollektif yatırım
5
kurumları arasında gayrimenkul yatırım ortaklıklar da mevcuttur.
Genel olarak, yatırım ortaklıkları; sermaye yatırımını farklı hisselere dağıtması ile riskin azaltılması sonucu küçük tasarruf sahiplerine büyük
sermayedarların sahip olduğu imkanı sağlamayı
hedefleyen ve küçük tasarruf sahibi yatırımcıların (katılımcıların) tek başlarına sağlayamayacakları uzmanlık sayesinde portföyü risk ve verimlilik dengesini kurarak akıllıca yönetmek imkanına
sahip kuruluşlardır. Anonim şirketler hukukuna
göre kurulur, işletilirler. Yatırım ortaklıklarının
anonim şirketlerden tek farkı; faaliyet alanıdır.
Yatırım ortaklıkları sadece portföy işletmeciliği
yapmak için kurulabilirler.
Açıklanmaya çalışılan yatırım ortaklığı teorisi
çerçevesinde kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıkları; hisseleri aracılığı ile topladığı fonları,
gayrimenkul yatırım ve işletmelerine kaydırarak
oluşturacağı portföyü, profesyonel yönetimlere
işleterek portföyün değerini maksimize etmek amacıyla, portföydeki gayrimenkullerin alım-satımı ve kiraya verilmesi fonksiyonlarını yerine getiren kollektif yatırım kurumlarıdır. Küçük tasarruf
sahipleri gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ortak
olmak suretiyle sadece gayrimenkul yatırımıyla
oluşturulan portföyün getirişinden; değer artışı
ve kâr payı şeklinde faydalanmaktadırlar
Kooperatifler
Kooperatif kavramının değişik zamanlarda değişik tanımı yapılmış olmakla birlikte; üretim, tüketim, kredi ve mesken temini gibi başlıca ekonomik ihtiyaçların tatmini gayesiyle kendi arzu ve
iradeleriyle biraraya gelen, bu ihtiyaçlarını maliyet fiyatına karşılamak üzere ekonomik güçlerini
biraraya getirerek bir işyeri ve işletme meydana
getiren insanların birleşme teşebbüsü olarak tanımlanabilen kooperatifler;
1. Tarımsal Kooperatifler
-
-
-
-
-
-
6
Tarım Alım Kooperatifleri
Tarım Kredi Kooperatifleri
Tarım Sigorta Kooperatifleri
Tarım Satış Kooperatifleri
Tarım İşletme Kooperatifleri
Arazi Kullanma Kooperatifleri
- Tarım Hizmet Kooperatifleri
- Köy Kalkınma Kooperatifleri
- Toprak Reformu Kooperatifleri
2. Tarım Dışı Kooperatifler
-
-
-
-
*
*
*
*
*
Tüketim Kooperatifleri
Konut Kooperatifleri
Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet Kooperatifleri
Tarım Dışı Hizmet Kooperatifleri
Küçük Sanat Kooperatifleri
Taşıma Kooperatifleri
İşyeri Yapı Kooperatifleri
Turizm Kooperatifleri
İşçi Kooperatifleri gibi sınıflandırılabilir.
Kooperatifin tanımına ve sınıflandırmasına bakıldığında; gayrimenkul yatırım aracı olarak konut
kooperatifleri sözkonusu olmaktadır. İşyeri yapı
kooperatiflerinin amacı küçük sanayi siteleri yani
gayrimenkul inşası olmakla beraber çalışmamız
sadece konut yatırımı ile sınırlandırılmış olduğundan; konut kooperatifleri esas alınacaktır.
Dolayısıyla konut kooperatiflerini açıklamakta
fayda vardır.
Konut Kooperatifleri
Konut kooperatifleri; konut sahibi olmak isteyen,
ancak tasarrufları yeterli olmayan dar ve orta
gelirli kişilerin, konut ihtiyaçlarını olabildiğince
ucuz bir fiyata (maliyetine) karşılamak amacıyla
kurdukları bir kooperatiftir. Bu kooperatifler dağınık ve küçük tasarrufları bir araya toplayarak
bir yandan ortakların aktif girişim ve yatırımını
sağlarken diğer yandan kamusal yada kurumsal
tasarruflardan da faydalanarak konut üretme veya konut sağlama faaliyeti gösterirler.
Konut kooperatifleri fonksiyonları açısından üçe
ayrılırlar;
• Tasarruf niteliğinde olanlar; Bunlar, üyelerinin
küçük tasarruflarını toplar ve sonra onlara konut
kredisi olarak dağıtırlar.
• Üyelerine kendileri konut yapan veya başkalarına yaptıranlar,
• Yaptırılmış bulunan konutların bakım ve yönetimini üstlenenler.
Konut kooperatifleri yapılan veya yaptırılan konutların mülkiyeti bakımından da ikiye ayrılırlar;
• Yapılan konutların mülkiyetini üyelerine devredenler,
• Yapılan konutların mülkiyetini üyelerini devretmeyip üyelerine ayrıcalıklı kiracı işlemi yapanlar.
Türkiye’de konut kooperatifleri genel olarak üyelerine konut yapan veya yaptıran ve yapılan konutların mülkiyetini ortaklara devretme esasına
dayanmaktadır. Bu esastan hareketle konut kooperatiflerinin kurulma ve işletilme amaçlarına
da bakıldığında; hedef bireysel yatırımcıyı yani
kooperatif ortağını maliyetine konut sahibi yapmaktır. Dolayısıyla tasarruflarının tutarı müstakil
bir konuta sahip olmaya yeterli olmayanlara, parça parça küçük tasarruflarla tamamlanabilecek,
belli bir periyotta konuta sahip olma imkanı veren konut kooperatifleri gayrimenkul yatırımı için
bir araç olarak düşünülebilir.
Küçük tasarruf sahipleri kooperatifler aracılığıyla
gayrimenkul yatırımı yaparken aynı zamanda yatırımın gerektirdiği bilgi ve deneyime sahip olamamanın getireceği riskten de kurtulmaktadırlar.
Kooperatifler aracılığıyla gayrimenkul yatırımı
Türkiye’de gayet yaygın olup devamlı bir gelişme
de göstermektedir.
Son yıllarda dünyada sosyo-politik ve ekonomik
anlamda pek çok köklü değişiklikler olmuş ve belirgin eğilimler ortaya çıkmıştır. Ekonomik hayatın değişik kesimlerinde tek tek değerlendirilen
ve birbirlerinden ayrı olarak tartışılan bu değişme ve eğilimler sistem yaklaşımı çerçevesinde
değerlendirildiğinde ; içinde bulunduğumuz çağ
bilgi çağı , bilişim çağı gibi isimlerle anılmaktadır. Son derece gelişmiş olan iletişim araçları da
bilişim çağının itici gücü olarak kabul edilmektedir. İletişim araçlarının gelişmesi sonucu ülkeler
birbirlerine daha çok yaklaşmış, adeta dünya küçülmüş ve dünya pazarlarında bir küreselleşmeye doğru gidişat başlamıştır. Bu gidişatın sonucu
olarak da pazarın genişlemesiyle rekabet daha
da keskinleşmiş ve dünyada piyasa ekonomisi
hakim olmaya başlamıştır.
Gelişen piyasa ekonomisi ve artan rekabet, ölçek
ekonomileri yaklaşımını gündeme getirmiş ve
şirket birleşmeleri başlamıştır. Şirket birleşmelerinin altındaki motifler; sinerji, vergi, ikame maliyetlerinin altında aktifleri satın alma, farklılaştırma ve kontrol olarak sayılabilir. Bu motiflerle
yapılan şirket birleşmeleri, amaçlar paralelinde
değişik yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bu
bağlamda, ekonomistler şirket birleşmelerini
dört grupta sınıflandırmaktadırlar. Bunlar; yatay
birleşme, dikey birleşme, türdeş birleşme ve aykırı birleşmelerdir.
Özel sektör ve kamu sektörünün yanında üçüncü
sektör olarak kabul edilen ve bizatihi bir birleşme
olan kooperatifler de gerçekleştirdikleri örgütlenme ile bir nevi birleşme gerçekleştirmektedirler. Bu örgütlenme; kooperatifler birliği, kooperatifler merkez birliği, kooperatifler milli birliği ve
milli kooperatifler birliği(konfederasyonu) seklindeki bir hiyerarşik yapı içinde olmaktadır. Birim
kooperatiften başlayan bu örgütlenme piramit
şeklinde dikey bir örgütlenmedir. Kooperatifler
birer ekonomik birim olduklarına göre, kooperatifler birliği ve kooperatifler merkez birliği yatay
birleşme, kooperatifler milli birliği dikey veya
türdeş birleşme ve milli kooperatifler birliği aykırı
birleşme olarak şeklen kabul edilebilir.
Bu bağlamda konut kooperatifleri de bir birleşme ve dolayısıyla ölçek ekonomisi oluşturma
şekli olarak; arsa ve binası ile belli bir tutarda sermaye gerektiren konut yatırımlarının bir taraftan
finansmanını da sağlarken diğer taraftan kooperatif büyüklüğüne yani ekonomik ölçeğe paralel
olarak maliyetleri de minimize etmektedir. Hal
böyle olunca, hem yatırım sermayesi hacmini ve
sözkonusu sermayenin sağlanabileceği alternatifleri artırabilmek mümkün olabilecekken hem
de kooperatif ortakları maliyetine daha yakın fiyatlarla konut sahibi olabilme imkanını elde edebileceklerdir. Ancak, bu çıktılara ulaşılabilinmesi
için hem kooperatif ortak sayısının artırılması
hem de yukarıda açıklanmaya çalışılan örgütlenmenin tamamlanması gerekmektedir.
Sonuç
Sahibine değer artışı, mülk sahibi olma hazzı
ve güveni, barınma ihtiyacını giderme, kiraya
verilmişse dönemsel gelir getirme imkânlarını
sağlayan gayrimenkuller; dış etmenlerden en az
7
etkilenme, diğer yatırım araçları gibi düşüş yaratmama, en düşük riskli yatırım ve sahibine değişik faydalar sağlama özellikleriyle küçük tasarruf
sahiplerinin özellikle de sağlamcı yatırımcıların
klasik yatırım aracıdır.
Gayrimenkul yatırımının herhangi bir gayrimenkulun satın alınmasıyla gerçekleştirilmesi
mümkündür. Ancak bazen bireysel yatırımcıların tasarruflarının hacmi bir gayrimenkulu satın
almaya yeterli olmayabilir. Bu durumdaki küçük
tasarruf sahiplerinin menkul kıymet bazında gayrimenkullere yatırımını sağlayacak metrekare konut sertifikası ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları
enstrümanları geliştirilmiştir. Tasarruflarının hacmi bir gayrimenkulu satın almaya yetecek kadar
olmayan bireysel yatırımcılar için bir diğer araç
da kooperatiflerdir.
Bir gayrimenkul türü olan konut için konut kooperatiflerine ortak olunması suretiyle konut yatırımı yapılabilir. Bu şekilde kooperatif aracılığıyla
bir gayrimenkul yatırımı gerçekleştirmiş olur.
Belli bir periyot dahilinde yatırım tamamlanır. Bireysel yatırımcı da gayrimenkulünün sahibi olur.
Ancak kooperatife ortak olmak yoluyla yapılan
yatırımda diğer yatırım araçlarında olduğu gibi
bir takım riskler taşır. Bu risklerden kaçınabilmek
için; ortak olmadan önce, ortak olunacak kooperatifin arsa sahipliğinin, yönetim kurulunun, bir
birliğe ortaklığının, o birliğin de bir üst birliğe
ortaklığının araştırılması gerekir ve bu araştırmalardan olumlu sonuç alınıp ortak olduktan sonra
kooperatif genel kurullarının da dikkatle izlenmesi gerekir.
Türk Konut Kooperatifçiliği değerlendirildiğinde,
kooperatif ortaklığının kooperatif davranış sonucu ve gereği olarak barınma ihtiyacını giderecek
konut sahibi olmak amacının veya yatırım aracı
amacının tartışılması gerekmektedir. Nitekim,
arsa ve inşaat maliyetleri ve dolayısıyla konut
maliyetleri ile barınma ihtiyacını karşılamak için
konut sahibi olmak isteyen bireylerin gelirleri
mukayese edildiğinde; konut kooperatifi ortaklığının inşa başlangıç safhasından tamamlanma
safhasına kadar her safhada veya her zaman satılması birincil amaç olarak kabul edilen varlıklı
bireyler sahipliğinde olduğu ve barınma ihtiyacını karşılamak için konut sahibi olmak isteyenlerin
8
sahip oldukları aylık kazançları ile makul sürelerde bunu gerçekleştirilemeyeceği ekonomik olarak mümkün görünmemektedir.
KAYNAKÇA
• Aksoy, Ahmet, Menkul Yatırımlarının Analizi, Ankara, 1987.
• Ceylan, Ali ve Korkmaz, Turhan, Borsada
Uygulamalı Portföy Yöntemi, Ekin Kitabeyi Yayınları, Bursa 1995.
• Ertuna, Özcan, Finansal Kurumlar, 2. Baskı, Teori Yayınları, Ankara, 1986.
• Fındıkoğlu, Z. Fahri, Kooperasyan Sosyolojisi, I.Ü. İktisat Fakültesi Yayın No: 198, İstanbul, 1967.
• Mülayim, Z. Gökalp, Kooperatifçilik, 2.
Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 1995.
• Öksüz, Enis, ‘Türkiye’de Konut Kooperatifleri ve Toplu Konut Kanunu Uygulama Sonuçları”, XII. Milletlerarası Türk Kooperatifçilik
Kongresi, Ankara, 15-17 Aralık 1987, Tebliğler,
TKK Yayınları No: 67, ss. 177-196.
• Özçelik Ahmet, “Kooperatifçiliğin, SosyoEkonomik Boyutları ve 5 Nisan Ekonomik Kararları”, Karınca, Sayı: 693, Eylül 1994, ss.8-12.
•
Para Dergisi, 25 Aralık 1994, ss.44-46.
•
Para Dergisi, 12 Kasım 1995, ss.8-17
• Ramsey C. ve Hendcrson J.M., “Investing
in Specified Pools”, The Handbook of Fi-xed
Income Securities, Third Edition, Editcd by
Frank J. Fabozzi, Richard D.Irvvıng Inc., U.S.A.,
1991, ss.589- 600
• Sarıkamış, Cevat, Sermaye Pazarları, Alfa
Basım Yayım Dağıtım, istanbul, 1995.
• Türkiye 1996, Ekonomist Yıllığı, 24 Aralık
1995, ss.62-65.
KONUT KOOPERATİFÇİLİĞİ
ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Oktay TUNCAY *
Gelişme yolundaki ülkeler için kooperatifler siyasi bağımsızlığı tamamlayan ve ekonomik demokrasiyi sağlayan Sivil Toplum
Kuruluşları olarak kabul edilirler. Kooperatifler, belirli bir ekonomik amaç etrafında
faaliyet gösterenlerin güvene dayalı kuruluşlardır. Dolayısıyla kooperatif faaliyetlerinde kamu yararını dikkate alan sossaekonomik nitelikli birimlerdir. Bu niteliğe
uygun olarak işlevin sürdürebilmesi için de
kooperatiflere özel 1163 Sayılı Kanun ve
destekleyen mevzuatla ayrıcalıklı bir önem
verilmiş ve geniş halk hareketi oluşturması
beklentisiyle demokrasinin uygulama alanı
misyonu yüklenmiştir. Bu misyonun kapsamında kendi kendine yeterli dik durabilen
ulusal bir taban oluşturma görevi de vardır.
Fakat görülmüştür ki, başlangıçtaki milli amaç çizgisinden saptırılmış ve kooperatifler
kapanın elinde kalmışlardır. Bu kapsamda
hedef kitle, beklentilerine ulaşma bir yana
birikimlerini de geleceğini de yitirme durumuna gelmiştir.
Ülkemizde uygulanan en yaygın konut sunum biçimi konut kooperatifi kurmaktır.
Kooperatifler dayanışma ve ortak ihtiyaçların birlikte giderilmesi gibi sosyal faydaları
yanında toplu üretimin sağladığı maliyeti düşürücü ekonomik faydaları da içinde
barındırmaktadır. Son yıllarda kooperatif
denilince Türk halkının aklına ortaklarını
dolandıran yapı kooperatifleri gelmektedir.
* Dr.
Bu yüzden dar gelirli halk tüketim, sosyal
yardımlaşma ve sağlık kooperatiflerinin nimetlerinden bile yararlanamamaktadır.
İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle büyük
kentlere doğru başlayan göç 1950’den sonra çok hızlandı. 1950 yılı Türkiye için bir
dönüm noktasıdır. Serbest seçimle değişen
iktidar değişikliği olmuştur. Devletçiliğin yerini liberal ekonomi almıştır. Konut sorunu,
giderek artan iç göç nedeniyle başta İstanbul olmak üzere, öteki büyük şehirlere yansımış ve gecekondulaşma sürüp giderken,
yasal konut kesiminde devlet desteği görülmeye başlamıştır. Ancak 1950’li yıllarda
başlayan sağlıksız kentleşmenin neden olduğu en önemli sorunlarından birisi konut
sorunudur. Halen önemini koruyan konut
sorunu karsısında ne merkezi idare ne de
yerel yönetimler gereken miktarda nitelikli,
erişilebilir, altyapılı arsayı temin edememiş,
artan konut talebi karsısında uygun kredi
sistemlerini geliştirememiştir. Artan konut
sorunu beraberinde kendi çözümünü getirmiş, özellikle büyük şehirlerin çevresi,
yasal olmayan, altyapısız, yaşam kalitesi
düşük gecekondu alanları tarafından adeta
kuşatılmıştır. Kente yeni gelenlerin masum
barınma isteklerinin karşılandığı gecekondular çare olarak görülmüştür.
1970’li yıllarda biçim değiştirmeye başlamış 1980’li yıllarda çıkarılan imar aflarının
da sağladığı imkânlarla gecekonduculuk
kentsel ranttan pay almanın bir aracı hali-
9
ne gelmiştir. Gecekondular kentleri imarlı
ve imarsız olarak ikiye ayırmakta, bu ayrım
estetik kaygıların ötesinde sosyal, kültürel,
etnik derin ayrılıklara kaynaklık etmektedir. Günümüzde kentler önemli bir “kentle
bütünleşme” sorunu yaşamaktadır. Rantın şekillendirdiği kentlerde doğal ve tarihi
değerler hiçe sayılmakta, ağır bir tahribata
maruz bırakılmaktadır. Bütün bu yaşananlar karsısında konut sorunu; sadece bir barınma sorunu olmaktan çıkmakta, kentle
bütünleşme, kentsel rantın kamuya geri
kazandırılması, hukuksuz yapıların meşruiyeti, tarihi,kültürel ve doğal değerlerin korunması vb. sorunları içeren çok yönlü ve
karmaşık bir hal almaktadır.
Her ne kadar Türkiye’de konut kooperatifçiliğinin temeli 1930’larda atılmış olsa
da, toplu konut üretiminin hız kazanması 1950’li yıllarda yaşanan sanayileşme ve
kentleşme süreciyle başladı. Konut kooperatifçiliğinin hayatımıza yoğun olarak
nüfuz etmesi ve neredeyse her ailenin bir
kooperatifle ‘ev sahibi’ olma plânı yapması ise 1980’li yıllara denk geliyor. Özellikle
1984de kooperatiflerin ve kooperatiflerin
oluşturduğu birliklerin sayısında büyük
artışlar yaşanmasına neden oldu. 1983 yılında kurulan konut kooperatifi sayısı 279
iken, bu sayı giderek arttı ve 1987 yılında
ise zirve yaparak 5 bin 201 oldu. Böylelikle,
kooperatifler profesyonelleşti, neredeyse
her mahallede kooperatif projeleri ortaya
çıktı. Öyle ki, Toplu Konut Fonu desteğiyle
konut kooperatiflerince üretilen konutların
ruhsatlı konutlardaki payı 1984-1989 yılları
arasında yüzde 25-30’lar düzeyine yükseldi.
Bir başka deyişle, bu dönemde üretilen her
10 konuttan 3’ünü kooperatifler tarafından
yapılıyordu.
Bu kooperatiflerin konut üretimindeki payı,
inşaat sektörünün ekonomi içindeki payına,
toplu konut arsa ve kredi desteğine, sosyo-
10
ekonomik koşulların elverişliliğine bağlı olarak yıllar içinde değişiklik göstermiştir. Toplu konut kredisi ve arsa desteğinin verildiği
yıllarda, sektör içindeki payları % 36’lara çıkan konut kooperatifleri, 2000’li yıllara kadar ortalama % 20’lik payları ile bu önemini
korumuş, TOKİ uygulamalarının da olumsuz
etkisiyle 2003 yılında % 10’a, 2005 yılında
% 7’ye düşmüş, 2006 yılında göreceli bir artışla % 8’e yükselmiş, 2008 ve 2009 yılında
% 6 seviyesine kadar gerilemiştir. 2010 yıllında ise % 6’nın da altına gerileyerek % 5,8
seviyelerine inmiştir.
İlk toplu konut yasası 1981 yılında yürürlüğe
girmiş, 1982 yılı konut kooperatifleri için bir
umut yılı olmuştur. Ancak bu umudun somutlaşması 2. toplu konut yasası ve bütçe
dışı kaynaklarla desteklenen yeni bir toplu
konut fonunun kurulması ile gerçekleşmiştir. Bu tarihten sonra kooperatif sayıları her
yıl düzenli olarak iki katı artış göstermiş ve
gelişme 1987 yılına kadar sürmüştür. 1988
ve 1989 yıllarında Toplu Konut Fonunun
darboğaza girmesi sonucu gözlenen kaynak sıkıntısı nedeniyle, kooperatif sayılarının artışı yavaşlamıştır. Bu tarihlerin TOKİ’.
nın doğrudan konut üretimine başladığı ve
kaynaklarının bir kısmını bu alana aktardığı
döneme rastlaması ilgi çekicidir. 1990.1993
yıllarında kooperatif sayılarında yine bir artış gözlenirken 1994 yılında 5 Nisan kararları ile bu gelişme de önemli ölçüde duraksamıştır.
Tecrübeler, Fon.dan yeterli ölçüde destek
sağlandığı ve en önemlisi kredi artışlarının
düzenli olduğu dönemlerde; kooperatiflerin konut ihtiyacını, konut talebine dönüştürmekte başarılı olduklarını ve konut
üretimini başarabildiklerini göstermektedir.1986-1988 döneminde,Toplu Konut Fonunda önemli miktarda para biriktiğinde;
kredi alınarak yapımına başlanan konut birimlerinin sayısı da giderek artmış ve konut
üretiminde kooperatiflerin payı % 31 e yükselmiştir. Özellikle 1988 yılından beri, konut
kooperatiflerine kaynak sağlayan Toplu Konut Fonu darboğaza girmiştir. Yukarıda da
belirtildiği gibi, Fonun bize göre Anayasamıza aykırı bir anlayışla genel bütçe içine alınmış olması, bu darboğazın temel nedenleri
arasındadır.
Konut, Türkiye’nin devlet politikası içinde,
çoğu kez kâğıt üzerinde kalsa da hep var
olmuştur. Örneğin, anayasalarda... 1961
Anayasası’nın 49. maddesine göre, “Devlet
yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı
tedbirler alır.” 56. maddeye göre de “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir”. 1982 Anayasası’nın
“Konut Hakkı” başlıklı 57. maddesine göre
de, “Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre
şartlarını gözeten bir plânlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri
alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler”. 27 Mayıs 1961 ihtilalinden sonra
benimsenen “Plânlı Kalkınma” ve “Karma
Ekonomi” sürecinde, Devlet Plânlama Teşkilatı (DPT) kurulmuştu. DPT’nin Ekonomik
Planlama ve Sosyal Planlama adlı iki ana
dairesi vardı. Ağırlık Ekonomik Plânlama’da
idi. Kent merkezlerinde arsa spekülasyonu,
varoşlarda gecekondulaşma sürerken, o
dairenin öncülüğünde DPT, konut yatırımlarını “üretici yatırım” niteliğinde görmediği
işin, sosyal boyutunu göz ardı ederek frenlemekten çekinmiyordu. 1969 yılında İmar
ve İskân Bakanlığı’na bağlı olarak Arsa Ofisi
kuruldu. Ofisin görevi, arsa spekülasyonunu önlemek, bunun için düzenleyici alım satımlar yapmak, konut projeleri, sanayi bölgeleri, turistik kuruluşlar ve kamu hizmetleri için gerekli kamulaştırmaları yapmaktı.
Ancak hedeflenen amaca bir türlü ulaşılamadı ve Ofis 2004’te TOKİ’ye devredildi.
Bugünkü durum son yıllarda, ekonomideki
göreli iyileşme, enflasyon ve kredi faizlerinin düşmesi, döviz kurlarının sabit kalması
gibi nedenlerle tasarrufların taşınmazlara
yönelmesi ve bankaların konut kredileri
sayesinde konut kesimi yeniden canlandı..
TOKİ geniş yetkilerle donatılmış bir kamu
kurumu. Kısa zamanda çok sayıda konut birimi üretmek üzere kolları sıvamış durumda. Yeni alanlarda konut üretmenin yanı
sıra Kentsel Dönüşüm projelerinde de rol
alıyor. Konut yapımında TOKİ’nin genelde,
uyguladığı iki yöntem var: Birincisi, kamu
arsalarında, orta ve alt gelir grupları için geliştirdiği projelerle ihaleler açıyor. Yükleniciler tarafından yapılan konutları uzun vadeli
ödeme planlarıyla satıyor. Yurdun batısında
ve büyük şehirlerde yapılan konutlar daha
kolay satılıyor, doğu ve güneydoğudakiler
biraz daha yavaş. İkinci yöntem, Hasılat (gelir) paylaşımı yoluyla konut üretimi. TOKİ bu
işi kendisi doğrudan ya da yine kendi kuruluşu olan Emlak Konut Gayri Menkul Yatırım
Ortalığı A.Ş. aracılığıyla yapıyor. Arsalar yine
TOKİ’nin. Projeyi, yapımı ve satışı üstlenecek yükleniciler ihaleyle seçiliyor. TOKİ sağlanan gelirden parasal bir pay alıyor. Ayrıca,
Emlak Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı’’nın,
arsa sahipleriyle kat karşılığı ya da gelir
paylaşımı şeklinde anlaşarak yüklenicilere
yaptırdığı uygulamalar da var. DPT ve TÜİK verilerine göre Türkiye’nin ivedi konut
gereksinmesi 2,5 milyon birim. TOKİ bunun yüzde 5-10’unu karşılamayı tasarlıyor.
Piyasanın egemeni olarak TOKİ belirleyici
ve yönlendirici konumunda; yani konumu
sektör bakımından çok önemli. Ve bir bakıma ihtiyacın yüzde doksanını karşılaması
beklenen özel kesimle de rekabet halinde.
TOKİ bazı ayrıcalıklara sahip. Örneğin, kamu arsalarından yararlanıyor. Bu arsalarda,
belediyeleri aşarak plân yapma yetkisine
sahip; inşaat yoğunluklarını (emsali) dilediğince artırabiliyor. TOKİ’ye tanınan ayrıcalıklar, özel kuruluşlar karşısındaki haksız
rekabet üstünlüğü göz ardı edilse bile, kent-
11
sel plânların delinmesi ve ilkelerin çiğnenmesi açısından eleştirilebilir. Yürürlükteki
bir plâna rağmen, yapılaşma yoğunluğunun
artırılması, ve bunun belediye yetkileri aşılarak, belediyeler dışlanarak yapılması olağan bir durum değildir ve sakıncalıdır. Bu
yoldan belki konut maliyetleri düşürülebilir
ve kâr marjları artırılabilir. Ancak kentsel
bütünlük ve denge açısından düşünüldüğünde, ortada bir tutarsızlık olduğu açıktır.
Şu anda TOKİ’nin hedefi, olabildiğince çok
sayıda konut üretmektir; ancak bu yapılırken, bilimsel kentsel plânlama, kentsel
tasarım, mimarlık ve estetik sorunlarının
yeterince göz önünde tutulmadığı görülüyor. Oysa, konut sorununun çözümüne,
yalnızca parasal ve sayısal yaklaşımların
yetmeyeceği açıktır. Yapılan uygulamalar,
TOKİ’nin projeleri de, müteahhitlerinkiler
de yukarıdaki kaygıları destekleyen çarpıcı
örnekleri oluşturuyor. Ve bizleri düşünmeye yönlendiriyor: Acaba, konut sorununu
çözelim derken, Avrupa’nın bir süreden
beri yıkmakta olduğu türden yapılarla mı
dolduruyoruz çevremizi? Bunu düşünmek
mecburiyetindeyiz.
Türkiye’deki konut sorunu bir üretim sorunu değildir. Yeterli konut üretimine rağmen
kiracı sayısının yüksekliği, gecekondu alanlarının varlığı, sorunun paylaşım boyutunu
gündeme getirmektedir. Türkiye’de konut
sorununun temelinde toplumun büyük
bir kesimini oluşturan alt ve orta sınıfların
konut edinmesindeki ekonomik zorluklar
yatmaktadır. Türkiye’de bu sınıflara yönelik
tutarlı ve uzun süreli uygulanmış bir sosyal
konut politikası maalesef yoktur. Sosyal bir
konut politikasına yönelinecekse, çapraz finansman yoluyla düşük gelirlilere imkân tanıyan bir yöntemin uygulanmasını gerçekleştirmek gerekmektedir. Varlıklı kesimlere
yönelme ancak bu şekliyle kabul edilebilir.
Oysa yurt dışı deneyimi, konut kesiminde
kaynak dağıtımı konusunda önceliği düşük
12
gelirli kesimlere vermektedir. Toplu Konut
Kredilerinin ödemelerinde düzensizlik büyük önem taşımaktadır. Gecikerek yapılan
ödemeler; kooperatif yönetimleri ile ortaklar arasında huzursuzluklara, kooperatif yönetimleri ile inşaat müteahhitleri ve inşaat
malzemesi üreticileri arasında yaygın hukuksal anlaşmazlıklara neden olmaktadır.
Konut üretiminin piyasa şartlarına bırakıldığı, Anayasanın 57. maddesinde ifade edilen
“konut hakkı”nın sözde kaldığı ülkemizde,
kalkınma plânlarında öngörülen; lüks konut
yapımının önüne geçilememiş, sabit ve dar
gelirlilerin kısıtlı imkanlarını dayanışmacı
bir ruhla birleştirebilecek konut kooperatiflerine gereken destek istenen düzeyde
verilmemiştir. Günümüze kadar uygulanmakta olan konut politikalarına istikrar yerine parçalı uygulamalar hakim olmuş, bir
dönem uygun görülen politika diğer dönem
önemsenmemiştir (Konut sorununun çözümü amacıyla çeşitli hükümetlerce gündeme getirilen konut ve arsa sertifikası, Konut
Edindirme Yardımı (KEY) vb. uygulamalar
ise sonuçsuz kalmıştır.
Özellikle 1988 yılından beri, konut kooperatiflerine kaynak sağlayan Toplu Konut Fonu
darboğaza girmiştir. Yukarıda da belirtildiği
gibi, Fonun bize göre Anayasamıza aykırı bir
anlayışla genel bütçe içine alınmış olması,
bu darboğazın temel nedenleri arasındadır.
Toplu Konut Fonu, tüm olumsuzluklara karşın, günümüzde de konut kooperatiflerinin
finansmanında önemli ve gerçekçi bir kaynak olarak değerlendirilmelidir.
Başta Anayasamız olmak üzere, kooperatiflerimizle ilgili yasal düzenlemelerin, kredileme mevzuatının, kooperatiflerle ilgili
kamu kuruluşları mevzuatının önümüzdeki
dönemde mutlaka gözden geçirilmesi ve
eksikliklerin giderilmesi, yanlışlıkların düzeltilmesi gerekmektedir.
Kooperatiflerde denetim, bir çok açıdan
yararlı ve gereklidir. Kooperatif üyelerinin,
yöneticilerinin, çalışanlarının, Devletin ve
kooperatiflerle ilişkili kişi ve kuruluşların
bilgilendirilmesi, kooperatif çalışmalarına
açıklık getirilmesi, yanlışlık ve eksikliklerin
ortaya çıkarılarak gelişme ve eğitim süreçlerinin beslenmesi, iyi niyetli yöneticilerin temize çıkması, ilgililer arasında güven
sağlanması, kooperatiflerle serbest Pazar
ortamında yarışanların olumsuz propagandalarının önlenmesi ve kooperatiflerin verimliliğe yöneltilmeleri, denetimin sağladığı
yararlar olarak sayılabilir. Kooperatifler için
en ucuz, en yapıcı ve en hızlı denetim türü,
özdenetim dediğimiz kendi kendini denetim yöntemleridir. Ancak genel eğitim ve
öğretim düzeyinin düşüklüğü, üyelerin ve
denetçilerin yeterli hukuksal ve teknik bilgiye sahip olmamaları, demokratik alışkanlıkların yeterince yerleşmemiş olması gibi
genel toplumsal nedenlerle üyelerin kooperatif örgütlenme ve ilkeleri konusunda
yeterli bilgi sahibi olmamaları, özdenetim
mekanizmalarının işlemesini engellemektedir. Ayrıca yasal düzenlemelerin de belli
noktalarda üye denetimini imkansız kılan
hükümler içermesi önemli bir nokta olarak
vurgulanmaktadır. Örneğin devir işlemleri
aracılığı ile vurguncu amaçlara ulaşılmasını
engelleyecek hukuksal imkanlar üyelerin elinde bulunmamaktadır. Üyelerin devir yapmaları konusunda ve genel kurulların yeni
üyeleri kabul etmeme konusunda da yasal
hakları yoktur. Bu ve burada sayılmayan hukuksal eksiklikler, öz denetim mekanizmalarının zayıflamasında etkin olmaktadır.
Ülkemizde devlet denetimi ve gözetimi son
derece yetersiz ve dağınık bir görünümdedir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığının müfettiş
sayısı Tarım ve Köyişler Bakanlığının Teşkilatlandırma Genel Müdürlüğündeki kontrolör sayısı yetersizken, şimdi de 2011 yılında
çıkarılan bir yasa ile konut kooperatiflerinin
denetimi Bayındırlık ve İskan Bakanlığına
devredilmiştir. Kooperatifler için tek bir kamu kurumunun daha rasyonel ve akılcı iken
iki bakanlığın üçe çıkarılması son derece
anlamsız olmuştur. Esasen bu sözü edilen
bakanlıkların sahip oldukları imkanlarla yeterince etkin, sağlıklı, kooperatif düşünceye
uygun ve yol gösterici bir denetim yapılması
olanağı yoktur. Dağınıklık daha da artacaktır. Sorunların çözümünde kooperatiflerin,
uzmanların ve bakanlık temsilcilerinin oluşturduğu özel bir denetim birliği kurulması
konusundaki önerileri yeniden değerlendirme kapsamına alınmasında yarar vardır.
Ayrıca konut kooperatiflerinin kuracakları
denetim birliklerinin birer öz denetim kurumu olarak devreye sokulması bir zorunluluk
olarak karşımızda durmaktadır. Konut kooperatiflerinin sosyal yararlarının gerçekleştirilebilmesi büyük ölçüde üyelerin katılımına bağlıdır. Üye katılımı, kuruluşun işleyişi
konusunda bilgi sahibi olan üyelerle etkinlik kazanacaktır. Üyelerin bilgi sahibi olması
ise, iletişim ve öğrenme kanallarının açık
olmasını gerektirmekte ve kooperatiflerde
üye eğitiminin önemini ortaya koymaktadır. Demokratik özyönetimin önkoşulu olan
topluluğun işlerine ve yönetime katılım, bu
organizasyonun kurallarını ve çerçevesini
anlamaya ve bu konuda bilgi edinmeye dayanmaktadır. Bu konuda ise hem kooperatif
üst birliklerine hem de medyaya görev düşmektedir, Örgütlenme konusunda karşılaşılan sorunların temelinde birim kooperatiflerin üst örgütlere üye olmamaları yatmaktadır. Bu sorun eğitim ve özellikle denetim
sorunlarını da etkilemesi açısından büyük
ağırlık taşır. Sistemimizde üst örgütlenme
kesinlikle özendirilmelidir. Birim kooperatiflerden birliklere ve merkez birliklerine uzanan ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinde
noktalanacak bir süreç, Türk Kooperatifçilik
hareketinin tümünü olumlu etkileyecektir.
13
KOOPERATIFLERIN FINANSMANI
Sedat YENİCE *
Kooperatifler ekonomide önemli roller üstlenen kurumlardır. Ancak kooperatiflerin
ticaret işetmelerinden bir takım farklılıklarının olmasından dolayı diğer ticari işletmelerden ayrıca incelenmelidir. 1163 Sayılı
Kooperatifler Kanunu’nda kooperatifler;
“Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının
belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle
meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım,
dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir
sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.”
şeklinde tanımlanmıştır.
Tanımdan da anlaşılacağı gibi kooperatiflerin en belirgin özelliği “belirli bir amaç
için ortaklaşa bir dayanışma” düşüncesinin
olmasıdır. Bu düşünce doğrultusunda kooperatifler; kar amacı gütmeyen, maddi ve
sosyal yarar amacı ile kurulan, sosyo ekonomik güce sahip olmayan kimselerin karşılıklı dayanışma içinde ihtiyaçlarını gideren
kurumlardır.
Kooperatifçilikte birlikte hareket etmek
esastır. İnsanların dayanışma halinde yaptı
birçok işi günümüzde de geçmişte de görmek mümkündür. Teknolojinin gelişmediği
dönemde imece usulü şeklinde insanların
yardımlaşmaları kolektif çalışmalara örnek
gösterilmektedir. Günümüzde sos ekonomik kalkınmanın hızlanmasıyla geçmişteki
* Gazi Üniversitesi Gazi Meslek Yüksekokulu Öğretim
Elemanı
14
insan gücünün yerini büyük ölçüde sermaye almıştır. Sermaye yoğun ekonomilerde
bireylerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri işler için bireylerin birlikte hareket
etmesini sağlayarak kooperatifçilik sistemi
geliştirilmiştir.
Kooperatiflerin faaliyetlerini sürdürebilmek
için bir takım ilkeler oluşturulmuştur. Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin (ICA) kuruluşunun 100.yılında (1995) Manchester
kentinde yapılan Genel Kurul Toplantısında
gözden geçirilerek kabul edilen kooperatifçilik ilkeleri şunlardır;
1. Gönüllü ve herkese açık üyelik: Kooperatifler, cinsel, sosyal, ırksal, siyasal ve dinsel ayırımcılık olmaksızın, hizmetlerinden
yararlanabilecek ve üyeliğin sorumluluklarını kabule razı olan herkese açık gönüllü
kuruluşlardır.
2. Üyeler tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim: Kooperatifler, siyasa
oluşturma ve karar alma süreçlerine katılan
üyelerince denetlenen demokratik kuruluşlardır. Seçilmiş temsilci olarak hizmet eden
erkekler ve kadınlar üyelere karşı sorumludur. Birim kooperatif kuruluşlarında üyeler
eşit oy hakkına sahiptir (her üyeye bir oy
hakkı). Diğer düzeydeki kooperatif kuruluşlarında ise oy hakkı demokratik bir yaklaşımla düzenlenir.
3. Üyelerin ekonomik katılımı: Üyeler, kooperatiflerinin sermayesine adil bir şekilde
katkıda bulunur ve bunu demokratik olarak
yönetirler. Bu sermayenin en azından bir
kısmı genellikle kooperatifin ortak mülkiyetidir.
Çoğunlukla üyeler, üyeliğin bir koşulu olarak taahhüt edildiği üzere (var ise) sermaye
üzerinden kısıtlı miktarda gelir elde ederler.
Üyeler gelir fazlasını, muhtemelen “en azından bir kısmı taksim olunamaz kaynaklar”
oluşturma yoluyla kooperatiflerini geliştirme, kooperatifle yapmış oldukları işlemlerle orantılı olarak üyelerine kar sağlama ve
üyelerce onaylanan diğer faaliyetlere destek olma gibi amaçların biri ya da tamamı
için ayırırlar.
4. Özerklik ve bağımsızlık: Kooperatifler özerk, kendi kendine yeten ve üyelerince yönetilen kuruluşlardır. Kooperatifler, hükümetler dahil olmak üzere diğer kuruluşlarla
bir anlaşmaya girmeleri ya da dış kaynaklar
yoluyla sermayelerini artırmaları durumunda, bunu kooperatiflerin özerkliğini sürdürecek ve üyelerinin demokratik yönetimini
koruyacak şekilde gerçekleştirirler.
5. Eğitim, öğrenim ve bilgilendirme: Kooperatifler, üyelerine, seçilmiş temsilcilerine, yöneticilerine ve çalışanlarına kooperatiflerinin gelişimine etkin bir şekilde katkıda
bulunabilmeleri için eğitim ve öğretim imkanı sağlar. Kooperatifler genel kamuoyunu
özellikle de gençleri ve kamuoyunu oluşturanları işbirliğinin şekli ve yararlan konusunda bilgilendirirler.
6. Kooperatifler arasında işbirliği: Kooperatifler, yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası oluşumlarla birlikte çalışarak üyelerine
daha etkin bir şekilde hizmet eder ve kooperatifçilik hareketini güçlendirir.
7. Topluma karşı sorumlu olma: Kooperatifler, üyelerince onaylanan politikalar aracılığıyla toplumlarının sürdürülebilir kalkınması için çalışırlar.
Kooperatiflerin uyguladıkları bu ilkeler, onları diğer ticaret işletmelerinden bazı yönlerden ayırmaktadır. Bu farklılıklardan en
önemlisi amaç ile ilgilidir. Ticaret işletmeleri kar elde ederek değer maksimizasyonu
amaçlamaktadırlar. Ancak kooperatifler kar
amacı gütmediklerinden bu yönleri ile ticari
işletmelerden farklılaşırlar.
Bir diğer farklılık ise, yönetim kontrolü açısından meydana gelmektedir. Ticaret işletmelerinde yönetime ortakların sermayeleri
oranında katılımı söz konusudur. Ancak kooperatifler her bir ortağın sermaye payı ne
olursa olsun yönetime katılmaları eşit paylar itibariyle olmaktadır. Ayrıca şirketlerde
ortakların sermayeye katılması ile ilgili bir
sınır söz konusu değilken, kooperatifler her
bir üyenin kooperatife katılma payının üst
sınırı Kanun’la belirlenmiştir.
Ticari işletmeler dönem sonlarında elde ettikleri karları ortaklık bünyesinde bırakmak
suretiyle sermaye artırmaktadırlar yada
ortaklarına kar payı olarak sermaye payları oranında dağıtmaktadırlar. Kooperatifler
ise dönem sonunda elde ettikleri gelir fazlalarını ortaklarına dağıtmak zorundadırlar
ve bu dağıtım üyelerin kooperatifle yapmış
oldukları ticari işlemler oranında gerçekleştirilmektedir.
Kooperatiflerin çalışma alanlarının çok fazla
ve çok çeşitli olması nedeniyle değişik açılardan sınıflandırılması mümkün olmaktadır. Ancak genel olarak kooperatiflerin faaliyetlerine göre sınıflandırılması daha uygun
olmaktadır. Kooperatifler faaliyet alalarına
göre genel olarak, tüketim kooperatifleri,
yapı (konut) kooperatifleri, taşıma kooperatifleri ve kredi kooperatifleri olmak üzeredir. Türkiye’de 31.05.2011 tarihi itibariyle
faaliyetlerine göre kooperatif sayıları ve ortak sayıları aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.
15
TÜRLERİ İTİBARİ İLE BİRİM
KOOPERATİFLER
Konut yapı kooperatifleri
FAAL KOOPERATİF
SAYISI
ORTAK SAYISI
21.539
904.031
Tarımsal kalkınma kooperatifleri
8.182
862.626
Motorlu taşıyıcılar kooperatifi
5.477
174.914
Sulama kooperatifi
2.497
295.984
Tarım kredi kooperatifleri
1.769
1.082.978
Esnaf ve sanatkarlar kefalet kooperatifi
934
681.936
Toplu işyeri yapı kooperatifi
872
66.356
Tüketim kooperatifleri
831
169.987
Küçük sanayi sitesi yapı kooperatifi
689
100.822
Su ürünleri kooperatifi
552
29.972
İşletme kooperatifi
490
82.695
Tarım satış kooperatifleri
332
670.493
Turizm geliştirme kooperatifi
220
12.646
Üretim ve pazarlama kooperatifi
218
15.876
Diğer
359
1.704.972
44.961
6.856.288
GENEL TOPLAM
Kaynak: www.turkiyemillikoop.org.tr/
Kaynak: www.turkiyemillikoop.org.tr/
Tablo incelendiğinde Konut Yapı Koopera- yabancı kaynak ve özkaynak bileşiminden
tiflerinin Tablo
en yaygın
kooperatif türü olduğu
Finansal açıdan kısa
vadeincelendiğinde
Konutoluşmaktadır.
Yapı Kooperatiflerinin
en yaygın
koopera
ve en çokçok
kooperatif
ve
ortak
sayısı
olduğu
li
varlıkların
likidite
açısından
kısa
vadeli
kooperatif ve ortak sayısı olduğu görülmektedir. 2011 yılı 5. ayın
görülmektedir. 2011 yılı 5. ayın sonu itiba- borçlanma yoluyla sağlanmaları ve uzun vafaal kooperatif sayısı 44.961 ve toplam ortak sayısı 6.856.288 adettir.
riyle toplam faal kooperatif sayısı 44.961 ve deli varlıkların ise uzun vadeli yabancı kaytoplam ortak sayısı 6.856.288 adettir.
naklardan oluşması idealize bir durumdur.
Tablodan da görüldüğü gibiVarlık
kooperatiflerin
k
finansmanında sayısı
özellikle azımsanmayacak
sabit serTablodan da görüldüğü gibi kooperatiflerin
maye yatırımı
yüksek
olan kooperatiflerin
önemli katkıları bulunmaktadır.
Ancak
kooperatiflerin
ticari işletm
sayısı azımsanmayacak kadar olup ekonodevamlı
sermaye
yoluyla
finanse
edilmesi
beraberinde
bir takım
miye önemli
katkıları bulunmaktadır.
Ancak sıkıntıları da beraberinde getirmektedir.
rasyoneldir.
önemlilerinden
bir tanesi
kooperatiflerin
ticari işletmelerden
farklı-finansman problemidir.
laşması beraberinde bir takım sıkıntıları da Kooperatiflerin özkaynaklarının temelini
beraberinde
getirmektedir. Bu sıkıntılardan
olan kişilerden alınanbiridir.
orKooperatiflerde
finansman kooperatife
en önemliüyefonksiyonlardan
Finans
en önemlilerinden bir tanesi finansman taklık payları oluşturmaktadır. Tıpkı ticaret
fonların, gerekli miktarda veişletmelerindeki
zamanda temin
edilerek, bu fonların karl
problemidir.
sermaye gibi, kooperatifkullanılmasını ifade eder. Bu
açıdan
kooperatiflerin
aktiflerini
lerde
de ortaklık
payları özkaynağın
ana un- rasyonel
Kooperatiflerde
finansman
en
önemli
fonkfinanse etmeleri ve yönetmeleri
sürdürülebilirlik
açısından ön
surudur. Özkaynağı
oluşturan diğer unsur
siyonlardan biridir. Finansman, ihtiyaç duyedek kalemlerdir.
Gerek yasa ile zorunKooperatiflerin finansman ise
yapısı
ticaret işletmelerinde
olduğu gibi,
yulan fonların, gerekli miktarda ve zamanlu
ve
gerekse
ihtiyari
olarak
ayrılan
tutarlar
oluşmaktadır. Finansal açıdan kısa vadeli varlıkl
da teminözkaynak
edilerek, bu bileşiminden
fonların karlığı arttıözkaynağın yedekler kalemini oluşturur.
kısa kullanılmasını
vadeli borçlanma
yoluyla
sağlanmaları ve uzun vadeli varlıkların is
racak biçimde
ifade eder.
Bu
Bunun dışında dağıtılmayan gelir fazlalıkları
açıdan kooperatiflerin
aktiflerini
rasyonel
kaynaklardan
oluşması
idealize
durumdur.
Varlık fonlar
finansmanında
ö
ve özelbir
amaçlı
olarak oluşturulan
da
finans kaynakları ile finanse etmeleri ve yöyatırımı yüksek olan kooperatiflerin
devamlı
sermaye yoluyla finanse ed
diğer özkaynak
kalemleridir.
netmeleri sürdürülebilirlik açısından önem
arz etmektedir. Kooperatiflerin finansman Tüm varlıkların özkaynaklar ile finanse edilKooperatiflerin
özkaynaklarının
temelini
kooperatife
üye olan kişile
yapısı ticaret
işletmelerinde olduğu
gibi, mesi mümkün
değildir.
Çünkü kooperatif-
16
payları oluşturmaktadır. Tıpkı ticaret işletmelerindeki sermaye gib
ortaklık payları özkaynağın ana unsurudur. Özkaynağı oluşturan di
kalemlerdir. Gerek yasa ile zorunlu ve gerekse ihtiyari olarak ayrıla
yedekler kalemini oluşturur. Bunun dışında dağıtılmayan gelir fazlal
lerin finansal güçlük çekmeleri ve sermaye
yeterliliklerinin istenilen düzeyde olmaması
ayrıca kar amacı gütmemeleri yabancı kaynak arayışını gündeme getirmiştir.
Yabancı kaynaklar ise ağırlıklı olarak kooperatif dışından borçlanma yoluyla sağlanan
dış kaynakları ifade etmektedir. Bu dış kaynaklar genellikle kredi kuruluşlarından yada
kredi veren diğer kurumlardan yada devlet
sübvansiyonlarından sağlanmakta olup genellikle yeterli düzeyde olmadığı söylenebilir.
Temel olarak kooperatiflerin öz kaynaklarının yetersiz olması ve yabancı kaynak kullanımındaki sıkıntılar beraberinde kooperatiflerdeki finansman sorununu gündeme
getirmektedir. Kooperatiflerin kredi imkanlarının artırılması bu sorunun çözülmesine
büyük ölçüde imkan sağlayacaktır. Bu anlamda kooperatiflere kredi verme konusunda uzmanlaşmış bir bankanın kurulması ve
kaynaklarını sadece bu alana plase etmesi
kooperatiflerin finansman probleminin çözülmesine ve kooperatifçiliğin gelişmesine
katkıda bulunacaktır.
Diğer taraftan kooperatifçilik ile ilgili mevzuatta, Sermaye Piyasası ile ilgili mevzuatta ve
diğer ilgili mevzuatta gerekli düzenlemele-
rin yapılarak kooperatiflerin sermaye piyasalarından borçlanmalarının sağlamaları da
kooperatiflerin finansman problemlerinin
giderilmesine yardımcı olacaktır. Sermaye
piyasasında yer alan çeşitli borçlanma araçlarının ve yeni borçlanma araçlarının ihraç
edilmesi hem Sermaye Piyasalarının gelişmesine yardımcı olacak hem de kooperatiflerin finansman sorununun giderilmesine
imkan sağlayacaktır.
KAYNAKÇA
1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu
20. Milletlerarası Türk Kooperatifçilik Kongresi Tebliğler Kitabı, Gazi Üniversitesi İİBF, Ankara, 2011
Güney Selami, Türkiye’de Yapı kooperatiflerinin
Muhasebe ve Finansman Srunlarının Belirlenmesi
ve Çözüm Önerileri, Yayımlanmamış Doktora Tezi,
Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum, 2009
Karanlık Sabahattin, Kooperatifler ve Muhasebesi,
Nobel Yayınevi, Ankara, 2009
Şafaklı Okan, KKTC’de Kooperatiflerin Finansmanı
Üzerine Bir Çalışma, Yönetim ve ekonomi Dergisi,
Celal Bayar Üniversitesi İİBF, 2003, cilt: 10, sayı: 2
Şahin Özgüç, Kooperatiflerde Finansal Tabloların
Analizi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,
2007
www.tarimkredi.org.tr
www.turkiyemillikoop.org.tr
17
TÜRKİYE’DE KONUT POLİTİKASI
VE KONUT KOOPERATİFÇİLİĞİNİN
GELİŞİMİ
Hikmet KAVRUK *
GİRİŞ
4 Ekim “Dünya Konut Günü” ilan edilmiştir.
Birleşmiş Milletler kararı gereğince tüm dünyada ve Türkiye’de Ekim ayının ilk Pazartesi
günü “Dünya Konut Günü” ve “Dünya Habitat Günü” olarak kutlanmaktadır. Türkiye’de
mevcut konut stokunun % 77’sinin son 30 yıl
içinde yapılmış olması, kentleşme sürecini
ne kadar hızlı yaşadığımızı göstermektedir.
Depremler nedeniyle bu stokların bir kısmı
tekrar kaybedilmektedir. Sadece Marmara depreminde bölge yerleşmelerinde, %
30’luk bir konut stoku kaybedilmiştir (www.
kentselyenileme.org/dosyalar).
Dünyada konut stokunun önemli bir kısmı
kooperatifler vasıtasıyla temin edilmektedir. ICA’a üye konut kooperatiflerinin %
71’i Avrupa, % 20’si Asya, % 6’sı Afrika ve
% 3’ü Amerika’dadır. II.Dünya Savaşı’ndan
1970’lerin sonuna kadar geçen sürede yeni
konut üretiminin Çekoslovakya’da % 35’ini,
Macaristan’da % 19’unu, İsveç’te % 33’ünü
kooperatiflerin gerçekleştirdiği, sosyalist dönemde Polonya’da konutların % 75’ini kooperatiflerin ürettiği bilinmektedir (Sekizinci
B.Y.K.P. Konut Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2001:67).
Türkiye, Türk Kooperatifçilik Kurumu, Tarım
Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, Türkiye
Milli Kooperatifler Birliği ve PANKOBİRLİK
ICA’nın (International Cooperative Alliance* Prof. Dr., - Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Öğretim Üyesi
18
Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin) üyesidir. 1895 yılında kurulan ve günümüzde
dünyanın en büyük sivil toplum örgütü konumunda olan ICA, dünya çapında hizmet
veren bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur.
Şu anda, ICA bünyesinde dünyada yaklaşık 1
milyar kişiyi temsil eden 94 ülkeden 249 üye
örgütü vardır. (http://www.ica.coop/ica/index.html). ICA’dan başka birçok uluslararası
kuruluş, kooperatif faaliyetlerini desteklemektedir. Bunlardan en tanınmışları; özel
bir kooperatifçilik birimine sahip olan Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO); kooperatifçilik
konusunda bir uzmanlık birimi bulunan Gıda
ve Tarım Örgütü (FAO) sayılabilir.
Nüfus artışı ve göçlere dayalı ve kentleşme
hareketlerine paralel olarak, sosyal değişimin oluşturduğu konut anlayışına dayalı
olarak konut talebi sürekli artmaktadır. Bu
talebin karşılanması konut arzıyla mümkün
olmakta, arz yetersiz ise konut açığından
bahsedilmektedir. Kaçak yapılar ve lojmanlar hariç tutulursa, günümüzde konut arzı
devlet, TOKİ, yerel yönetimler, kooperatifler
ve özel sektör yani müteahhitler tarafından
karşılanmaktadır.
Türkiye’de ilk konut kooperatifinin 1887
yılında İstanbul’da İngiliz azınlığın üyeleri
arasında kurulduğu bilinmektedir (Keleş,
2002:451). Cumhuriyet Türkiye’sinde ise
konut kooperatifleri eliyle konut üretimi,
Ankara’da 1934 yılında Bahçelievler Yapı Kooperatifinin kurulması ile başlamıştır.
1970’lere gelinceye kadar ruhsatlı konut
sunumuna katkısı % 10’ları geçmeyen kooperatifler, 1970-80 döneminde paylarını
% 10-15 düzeyine çıkarmışlardır (Sekizinci
B.Y.K.P. Konut Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2001:67).
Bu çalışmada, Türkiye’de konut kooperatifçiliğinin gelişimi geçirdiği aşamalar ve önemli
düzenlemeler de dikkate alınarak dönemler
halinde sınıflandırılacaktır. Her bir dönemin
temel özelliklerine değinilecektir. Böylece
konut kooperatifçiliğinin geçirdiği gelişim süreci hem tarih ve yıllar ve giderek dönemlere hem de önemli hukuki ve idari düzenleme
ve uygulamalara dayandırılmış olunacaktır.
Cumhuriyetin 1923 yılında ilanıyla birlikte
günümüze kadar olan süreci beş dönem halinde sınıflandırmak mümkündür. Bunlar:
1923-1945 Dönemi: Konut politikalarında
Ankara deneyimleri
1946-1960 Dönemi: Göç – kentleşme – gecekondu - konut
1961-1980 Dönemi: Konutta girişimci belediyecilik
1981-2000 Dönemi: Toplu konut politikası
ve konut kooperatifçiliğinin yükselişi
2001 ve sonrası Dönem: Kentsel dönüşüm
ve toplu konut
1923-1945 Dönemi: Konut Politikalarında
Ankara Deneyimleri
Başkent ilan edilmesiyle birlikte Ankara’da,
konut alanında bazı ilkeler yaşanmaya başlanmıştır; ilk gecekondu, ilk toplu konut
uygulaması ve ilk konut kooperatifi örgütlenmesi Ankara’da görülmektedir. Bir başka ifadeyle “Ankara, bir yandan, ilk modern
kent planına, ilk yapı kooperatifine, ilk kamu
konutlarına, ilk yaya bölgesine tanıklık ederken, bir yandan da ilk düzensiz kentleşmeye,
ilk gecekonduya, ilk gecekondu affına ve ilk
arsa vurgunculuğuna ev sahipliği yapmış-
tır. Bir anlamda Türkiye’de kentsel gelişmenin evrimini ortaya koymak için Ankara’nın
kentleşme deneyimine bakmak yeterli olacaktır.” (Keleş ve Duru, 2008: 27-28)
Başkent ilan edilmesiyle, başkentin ihtiyaç
duyduğu bürokrasi diplomasi ve siyaset ve
bunlara hizmet etmek üzere gereken nüfus
Ankara’ya davet olunmuştur. Başkentin memurlarının ihtiyaçları sebebiyle Cumhuriyet
döneminin ilk konut ihtiyacı ve konut sorunuyla Ankara’da karşılaşılmıştır. Yükselen konut kiralarından memurları korumak amacıyla 1929’da Ankara’da oturan memurlar
için “Mesken Tazminatı” ödenmeye başlanmış, ilk uygulama olan bu yardım 1951 yılına
kadar sürdürülmüştür.
1923 yılında toplanan I. İzmir İktisat
Kongresi’nde, konut üretmek yerine, özel
sektörün konut yapmasını teşvik etmek konut politikası olarak belirlenmişti Bu karar
uyarınca 1926’da yeni inşaatlara kredi sağlamak amacıyla Emlak ve Eytam Bankası (Emlak Kredi Bankası) ve Maliye memurlarına
konut yapılması amacıyla Hazine kaynaklarını kullanabilecek olan İmar Bankası kuruldu.
1925’de çıkarılan 586 sayılı Kanunla memurlara kooperatif kurmaları için avans verilmiştir, aynı Kanuna dayanarak belediye, başkentin ilk projesi olan Yenişehir’de 198 konut
yaptırmıştır. Bazı kamu kurum ve kuruluşları
da kendi çalışanlarına yönelik konut üretimine girmiştir. Vakıflar Baş Müdürlüğü, Ziraat
Bankası, Devlet Demiryolları, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi.
1928 yılında 1352 sayılı Kanunla yine memur konutları yapımı amaçlanmıştır. Aynı
yıl mimar H. Jansen, kazandığı Ankara imar
planı yarışmasında, dar ve orta gelir grupları için Bakanlıklar’ın batısında 3000 konutluk memur sitesi, Akköprü’de de amele
mahallesi önermiştir. Planda alt-orta ve orta
gelir grupları Eski Kent konut bölgesi olan
Sıhhiye’de ve Cebeci’de düşünülmektedir.
19
Ancak memur sitesi de, amele mahallesi
de gerçekleşmemiştir. Alkışer ve Yürekli,
204:66)
1944 yılında çıkarılan 4626 sayılı Memur Konutları Kanunuyla memur konutları yapmak
devletin görevleri arasına alınmış, bu görev
Bayındırlık Bakanlığına verilmiştir. Bu kanuna dayanarak Ankara’da 1944-1946 yılları arasında 400 konutluk toplu konut uygulaması olan Namık Kemal Mahallesi (Saraçoğlu
Memur Evleri) kurulmuştur. (Alkışer ve Yürekli, 204:67) Saracoğlu Mahallesi, Kızılay’da
Ankara’nın üst düzey bürokratlarının barınma sorununu çözmek üzere planlanmıştır.
Bu mahalle kiralık konut ve toplu konut yapımının Türkiye’de ilk uygulamasıdır. Saracoğlu Mahallesi dönemin Başbakanının adını taşıyordu. (Keleş ve Duru, 2008:33).
Başkent ilanından itibaren Ankara’da göçle
gelen/getirilen hızlı bir nüfus yoğunlaşması başlamıştır. Hızla artan nüfusun konut
ihtiyacının karşılanmasında memurlara konut tazminatı ödenmesi gibi yeni çözümler uygulamaya başlanmıştır. Genel olarak
Ankara’nın üst düzey memurlarından oluşan
bir topluluğun 1935 yılında kurdukları Bahçelievler Yapı Kooperatifini kurmuşlardır.
Saraçoğlu Mahallesi Türkiye’yi kiralık konut
ve toplu konut kavramlarıyla tanıştırmıştı,
Bahçelievler Yapı kooperatifi de Türkiye’yi
yeni bir mimarlık ve planlama akımı olan
bahçe-kent kavramıyla tanıştırmıştır. Bu kooperatif Cumhuriyet döneminin ilk konut
kooperatifidir, kooperatif yerleşiminin planı Ankara’nın kent planını yapan H. Jansen
tarafından yapılmıştı, planda Bahçelievler
Mahallesi yüzme havuzu ve tenis kortu gibi imkanlarla tasarlanmıştır (Keleş ve Duru,
2008:33). H. Jansen’in tasarladığı ve Cumhuriyetin ilk toplu konut projesi olan Bahçelievler, iki katlı evleri, çarşısı, PTT ve karakolu, tenis kulübü gibi değerleriyle Batıdan
bir örnek olarak belirtilmektedir (Alkışer ve
Yürekli, 204:67).
20
1930’larda konut gelişmesine öncülük eden kooperatifler Bahçelievler’de,
Güvenevler’de, Kavaklıdere’de konutlar
üretmişlerdir (Alkışer ve Yürekli, 204:66).
Türkiye’de konut kooperatifleri eliyle konut
üretimi, Ankara’da 1934 yılında Bahçelievler
Yapı Kooperatifinin kurulması ile başlamıştır. 1970’lere kadar konut kooperatiflerinin
ruhsatlı konut üretimine katkısı % 10’ları
geçememiştir. (Sekizinci B.Y.K.P. Konut Özel
İhtisas Komisyonu Raporu, 2001:67)
1946-1960 Dönemi: Göç,
kentleşme, gecekondu,
konut ve kooperatifler
İlk gecekondulaşma Ankara’da yaşanmış, sorunun çözümü olarak üretilen ilk gecekondu
affı ve planlı arsa sağlama uygulaması da
Ankara’da yapılmıştır. İlk olarak 1948 yılında
Ankara’daki gecekondular için çıkarılan yasa, hazine arazilerinin uygun bir bedel karşılığında belediyeye devrini sağlıyor ve böyle
gecekondular için planlı arsa hazırlanmasını
amaç ediniyordu. Gecekondunun önlenebilmesi için önceden planlı arsa sağlanması
düşüncesiyle Ankara Yenimahalle’de bir ilk
daha başlatılmıştır. Gecekondulara planlı arsa sağlamak için çıkarılan kanun sayesinde
2000’in üzerinde konut yapılabilmiştir. Bu
kanunla getirilen düzenlemeler ve yetkiler
iki hafta sonra bütün Türkiye’ye yaygınlaştırıldı. Buna göre, hazine arsaları belediyelere
vergi değerinden devredilecek ve böylece
belediyelere gecekondular için planlı arsa
sunabilmesi imkanı oluşturulacaktı. Ancak
bu model çok da başarılı sonuçlar vermemiştir (Keleş ve Duru, 2008:33).
Türkiye Emlak Kredi Bankası, 1946 yılında
ucuz kredi sağlamak, konut üretip satmak,
kooperatiflere destek olmak misyonunu
yüklenmiştir. Banka 1947 ve 1948 yıllarında
İstanbul’un çeşitli semtlerinde, 1954 yılında
da Diyarbakır’da konutlar üretmiştir (Alkışer
ve Yürekli, 204:68).
1948 tarihli ve 5228 sayılı Kanunla Ankara’da
alt-orta gelir grubuna yönelik Yenimahalle
kurulmuştur. Kanun, Ankara Belediyesi’nin
arsa tahsis etmesi, belediyenin göstereceği
tipte konut ve parselleme yapılması gibi hükümler getirmiştir.
1946-1962 yılları arasında kooperatifler Türkiye konut stokunun % 4.5’ini inşa etmişlerdir ve devlet Sosyal Sigortalar Kurumu ve
Türkiye Emlak Kredi Bankası’nın desteklediği
kooperatiflerin dışındakileri desteklememiştir (Alkışer ve Yürekli, 204:68). İkinci Dünya
Savaşından sonra başlayan ve 1960 darbesine kadar olan bu dönemde, devlet konutu
zayıflamaya başlamış, devletin doğrudan konut üretimi azalmıştır. Bu dönemde dar gelirliler için konutu, daha çok devletin kolay
kredi sağladığı kooperatifler ve çeşitli kamu
kuruluşları üretmeye başlamıştır ki Devlet
de konut üretme görevini kendi desteği ile
yerel yönetimlere devretmeye çalışmaktadır
(Alkışer ve Yürekli, 204:68).
1961-1980 Dönemi: Konut
politikaları ve üretici
belediyecilik
1960 yılından itibaren Türkiye Emlak Kredi Bankası yoluyla devlet desteğinde konut
üretimi amaçlanmaktadır. Böylece bir devlet
politikası olarak kredili konut edinme imkânı
yaratılmak istenmiştir. Bu dönemden itibaren birçok sektörde olduğu gibi konuta da
merkezi gözle ve planla bakma, konutu da
kalkınma planları içerisinde ayrıca ele alma
anlayışına girilmiştir. Bu dönemde konutla
ilgili ilk düzenlemelere örnek olarak, sıhhi
ve ucuz mesken, gecekondu kavramı, kiralık
lojman kavramı, işçi konutları, halk konutu,
sosyal konut, lüks konut, konut ofisi, konut
fonu, tatil köyü, milli konut politikası gibi
kavramlar hükümetlerin programlarındaki
taahhütlerine ve bazıları da mevzuata yerleşmişlerdir.
1963-1967 yıllarını kapsayan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda konut kar getirmeyen
yatırım olarak görülmekteydi. Buna rağmen,
Sosyal Sigortalar Kurumu ve Türkiye Emlak
Kredi Bankası işçi konut kooperatiflerine
konut kredisi sağlamaya devam etmişlerdir.
Bu dönemde kurulu konut kooperatiflerinin
üyelerinin yaklaşık % 85’i işçi, memur ve
emekliden oluşmaktadır (Alkışer ve Yürekli,
204:69). 1969’daki Kooperatif Kanunu konut
kooperatiflerinin faaliyetlerinde kolaylıklar
getirmiş ve konumları güçlenmiştir.
Bu Dönemin önemli bir gelişmesi, 1973 yerel seçimlerini kazanan sosyal demokrat belediyelerin başlattığı “üretici belediyecilik
modeli” kapsamındaki konut uygulamalarıdır. Bu uygulamayla belediyeler ile sendikalar veya meslek kuruluşları bir araya gelerek
konut kooperatifleri kurmaya başlamıştır.
Model kapsamında belediyeler konut kooperatiflerinin kurulmasına öncülük ediyor,
775 sayılı Kanun kapsamında kooperatiflere
arsa sağlıyor ve yapım sürecinde etkin bir biçimde yer alıyordu (Karasu, 2009:251).
Bazı konut kuruluşları da devlet desteğiyle
konut üretimine katkı sağlamıştır. Bunlar
arasında Ankara’da, uydu kent niteliğindeki
OR-AN Sitesi ve 1969-1974 yılları arasında
yapılan ME-SA Sitesi başarılı örnekler arasında sayılabilmektedir. Belediyeler bu dönemde konut politikalarında daha etkin olmaya
başlamıştır. İzmit’te “Yenilikçi Yerleşmeler
Projesi”, Ankara’da “Batıkent” bu uygulamanın öncüleri olmuştur.
Ankara Belediyesi, Ankara’nın batı yönünde gelişmesini sağlayan ve Yenimahalle’den
sonra 2. büyük planlı konut yerleşmesi olan
Batıkent (Akkondu projesi) için, 1974’te başlattığı kamulaştırmayı Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı işbirliğiyle 1978’de tamamlamıştır.
Kamulaştırılan bu alan yine belediye öncü-
21
lüğünde kurulan, Kent-Koop’a devredilmiştir. 1978 yılında Kooperatif Kanunu’na göre
kurulan, Türkiye’deki en büyük konut kooperatifi birliği olan Kent-Koop, organizasyon,
arazi ve alt yapı bakımından Ankara Belediyesi tarafından desteklemiştir 1979 yılında
hazırlanan proje, 1980 yılında uygulamaya
geçmişti, ilk konutlar 1983 yılında hak sahiplerine teslim edilmiştir. Bugün Batıkent
semti, Türkiye’nin 35 kentinden daha büyük
bir nüfusa sahip bir yerleşim yeridir. (Karasu, 2009:251). Belediyelerin böyle büyük
projeler geliştirmeleri toplu konut anlayışının Türkiye’de yerleşmesinde önemli bir rol
oynamıştır.
Cumhuriyetin başından 1970’lere kadar olan
dönemde, konut kooperatiflerinin ruhsatlı
konut üretimi içindeki oranı % 10’u geçememişken, 1970-1980 döneminde konut kooperatifleri bu oranı % 10-15 düzeyine çıkarmayı başarmışlardır (Sekizinci B.Y.K.P. Konut
Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2001:67).
1960-1980 arasındaki bu dönemde hükümetlerin programlarında dile getirdiği devlet konutu, halk konutu ya da sosyal konut
kapsamındaki söylemlerin yerine getirilmediği, bunlarla ilgili hukuki düzenlemelerin
yapılmadığı görülmektedir. Bu dönemin
sonlarına doğruda olsa dönemin belirgin bir
özelliği büyük kentsel ölçekli konut yerleşmelerinin önem kazanmaya başlamış olması ve yerel yönetimler esasında girişimlerin
başlatılmasıdır.
1981-2000: Toplu konut
politikası ve konut
kooperatifçiliğinin yükselişi
1980 sonrası yeni bir dönemin başladığını
söyleyebiliriz. Bu dönem ekonomide genel
olarak liberal uygulamalara geçildiği, kentsel ortamlardaki birikmiş sorunlara çözüm
aranmaya başlandığı dönemdir. Bu sorun-
22
ların en büyüklerinden biri barınma ve gecekondu sorunudur. İSKİ Genel Müdürlüğü
ve Büyükşehir Belediyeciliği bu dönemin ilk
uygulamalarındandır. Bu örgütlerin kurulduğu yıllarda konut sorunuyla doğrudan ilgili
düzenlemeler de yapılmıştır.
1980’li yıllarda Turgut Özal’ın ilk hükümet
döneminde, gecekondu semtlerinde yeminli teknik bürolar vasıtasıyla imar planları ön
hazırlıkları yapıldığı, gecekondunun arsasının önce tapu tahsis belgesine kavuşturulduğu sonradan da tapulaştırıldığı, ardından
tasfiye edilmesi girişimlerinin yapıldığı dönemler olmuştur.
4. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda, devletin artan konut ihtiyacının karşılanması amacıyla
gerekli tedbirleri alması gerektirdiği belirtilmektedir. Kalkınma planında ilk kez konutun
barınma gereksinimi dışında “sosyal bir güvence” olduğu da ifade edilmektedir. Ancak
bu plan döneminde, hem konut açığı artmış
hem de konut sektöründe belediyeler devlet tarafından yeterince desteklenmemiştir.
Merkezi idare bu dönemde kendi toplu konut politikasıyla ilgilenmektedir. Buna rağmen konut sektöründeki belediye etkinliği,
merkezi idarenin desteğinden çok belediyelerin kendi çabalarının bir sonucu olmuştur.
Hükümet programlarına bakıldığında I. ve II.
Özal ve Akbulut Hükümetlerinin programlarında kamu lojmanı üretimi varken, I.Çiller
Hükümeti programında bu lojmanların satılması fikri bulunmaktadır.
1980 sonrası konut açığını giderme politikasının daha çok toplu konut yoluyla olacağı
anlayışı geliştirilmiştir. Türkiye’de toplu konut, Türkiye Emlak Bankası, Toplu Konut İdaresi, kooperatifler ve özel şirketler yoluyla
üretilmekte, Devletin lojman yapımı, belediyelerin toplu konut üretimi de bu modeller
arasındadır. Türkiye Emlak Bankası 1926 yılında, konut sorununun çözümüne yardımcı
olmak, Türkiye imarına hizmet etmek ama-
cıyla kurulmuş ve çağdaş şehircilik anlayışında toplu konut ve uydu kentler üretmiştir.
1981 yılında 2487 sayılı Toplu Konut Kanunu
ile konut sorununun çözümü yolunda belirli bir aşama kaydedilmiş, 1984 yılında 2985
sayılı Toplu Konut Kanunu çıkarılarak kooperatiflerin desteklenmesine yönelik yasal
düzenlemeler yapılmış, Toplu Konut Fonu
desteği ile 1984-1989 arasında konut kooperatiflerince üretilen konutların ruhsatlı
konutlardaki payı % 25-30’lar düzeyine yükselmiştir. Bunda Toplu Konut Fonunun desteği büyüktür.
1980 sonrası kooperatiflerin konut üretiminde atağa kalktığı yıllar olmuştur. Kooperatif
üretimin toplam konut üretimi içerisindeki
payı, 1985-1989 döneminde %28’i aşmış ve
bu oran 2000 yılına kadar küçük artışlar halinde devam etmiştir. Bu dönemde bazı yıllar
TOKİ kredilerinin kesilmiş olmasına rağmen,
kooperatiflerin konut üretimindeki payının
artışı, bunların birlik ve merkez birlik biçiminde örgütlenmeleri ile açıklanabilir (Aydın ve Yarar, 2007:39).
Konut kooperatifçiliğinin altın dönemi 19801990 yılları arasındaki dönem olmuştur.
Konut kooperatiflerince inşa edilmek üzere
inşaat ruhsatı alınan konut birim sayısının
toplam ruhsat alınan konut birimleri içindeki payında azalma olmakla beraber, kooperatiflerin payı bu tarihlerden sonra % 20’nin
hep üzerinde olmuştur. Yapı kullanma izin
kâğıtlarına göre, yani inşaatı tamamlanmış
konutlar açısından bakıldığında ise kooperatiflerce inşa edilen konutların payının 19921993 döneminde % 31 ile doruk noktasını yaşadığı görülmüştür (Sekizinci B.Y.K.P. Konut
Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2001:68)
1993 yılında Fon kaynaklarının tamamı bütçe içine alınmış, 1990 yılında Toplu Konut ve
Kamu Ortaklığı İdaresi yeniden yapılandırılarak, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Toplu Konut
İdaresi olarak ikiye ayrılmıştır. Bu ayrılık ile
aslında Devletin özelleştirme sürecine yaklaşımı ile konut sektörüne yaklaşımı birbirinden ayrılmıştır. Toplu Konut İdaresi (TOKİ)
daha özerk bir yapıya ve mali statüye kavuşmuştur.
1984-1989 arasında konut mal oluşlarının
%75-80 kadarını karşılayan Toplu Konut Fonu kredileri, 1989’dan sonra %20’lerin altına
kadar düşmesine karşın, kooperatiflerin konut üretimindeki payları, 1985-2000 yılları
arasında %28’in altına hiç düşmemiştir (Aydın ve Yarar, 2007:39).
2001 ve Donrası Dönem:
Kentsel dönüşüm ve toplu
konut
2000’li yıllar genel olarak bir önceki dönemin devamı nitelikteki liberal uygulamaları
devam ettirmekle birlikte, özellikle yerel yönetimler alanında yeniliklerin de yapıldığı
bir dönemin başlangıcı olmuştur. Belediye,
büyükşehir belediyesi, il özel idaresi, birlikler, kalkınma ajansları gibi temel kanunlar
çıkarılmıştır.
2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı Belediye
Kanunuyla belediyelere, konut, sanayi ve
ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde,
imarlı ve alt yapılı arsalar üretmek, konut,
toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve
bu amaçlarla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, bu arsaları trampa etmek, bu
konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla işbirliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek, konut üretmek amacıyla işletme kurabilmek yetkileri verilmektedir.
5393 sayılı Kanunla, belediyeler konut alanında yasal güvencelere kavuşmuştur. Yeni
kanunla, daha önce yargıda dava konusu
olan belediyelerin toplu konut alanlarında
kamulaştırma yapabilme yetkisi açıklığa ka-
23
vuşturulmuş, belediyelere konut, toplu konut yapmak, kiralamak, bu amaçla arsa satın almak, isletme ve ortaklık kurma yetkileri
verilmiştir (Karasu, 2009:258). Belediyelerin
bu yetkilerini genellikle, kurdukları veya ortak oldukları kendi şirketleri vasıtasıyla kullanmak, kar ve rant oluşturmak ve daha çok
lüks konuta yönelmek şeklinde kullandıkları
açısından eleştirilmektedir. Bu eleştiriye İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait Kiptaş
tarafından satılan lüks villalar, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan Dikmen Vadisi Projesi örnek olarak verilmektedir (Karasu, 2009:259).
2007 yılında çıkarılan ve kamuoyunda mortgage (tutsat) kanunu olarak bilinen 5582 sayılı Konut Finansmanı Sistemine İlişkin Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunla getirilen yeni konut finansman sisteminin piyasa koşullarında faaliyet göstermesi öngörüldüğü, alt gelir gruplarına yönelik farklı geri ödeme ve faiz sistemleri oluşturulmadığı için kredilerin, özellikle faizlerin
yüksek olduğu dönemlerde üst gelir grupları
tarafından kullanılması söz konusu olacaktır.
Bu nedenle konut edindirme sisteminin alt
gelir grubuna yönelik olarak geliştirilebilmesi için, konut üretimini ve finansmanı kapsayan özel programların geliştirilmesi, bu
kapsamda gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu
gibi kooperatiflere kiralık konut üretme ve
işletme yetkisinin verilmesi önerilmektedir.
(Kentleşme Şûrası, 2009:34)
Bir önceki dönemde olduğu gibi birlikler halinde çalışan kooperatiflerin özellikle kent
kooperatifçiliğinde daha güçlü oldukları, belediyelerle daha güçlü ilişkilere girebildikleri, kentsel dönüşüm alanlarında varlıklarını
daha güçlü hissettirebildiklerini görüyoruz.
Sanayi Bakanlığı verilerine göre 2003 yılında, Türkiye’de 38.927 etkin yapı kooperatifinden yalnızca 7.907 kooperatif, üst birliklere ortaktır (Aydın ve Yarar, 2007:39).
24
Kar amacı gütmeyen bir konut sunum biçimi olan kooperatiflerin 2000’li yıllarda yıllık
inşaat ruhsatları içindeki payı, özellikle 2004
yılından itibaren yüzde 10’un altına inmiştir.
TOKİ’nin doğrudan konut üretimine yönelmesi nedeniyle kooperatiflere kredi desteği
vermemesi bu gelişmenin başta gelen nedenidir (Kentleşme Şûrası, 2009:63). TOKİ özellikle kentsel dönüşüm projeleri yetkileri ile
belediyelerle ortak olarak toplu konut üretimi içine doğrudan girmektedir.
TOKİ bu dönemin konut politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında daha güçlü
bir örgüt haline gelmiştir. Geçmişte konut
sektörüne yatırım yapan ve konut kooperatiflerine kredi veren Emlak Bankasının,
bankacılık faaliyetleri dışındaki kalan şirket
ve gayrimenkulleri 2001 yılında TOKİ’ye
devredilmiştir. Benzer bir biçimde, 5237
sayılı Kanunla Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü
kaldırılarak TOKİ’ye devredilmiştir. 775 sayılı
Gecekondu Kanunu’nun uygulanması, 5609
sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’ndan TOKİ’ye geçmiştir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı sonuçta
Çevre ve Şehircilik Bakanlığına dönüşünce,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin inşaat
şirketi olan Kiptaş’ın ve Ankara Büyükşehir
Belediyesi’nin inşaat şirketi olan Metropol
İmar AŞ’nin genel müdürlüklerini de yapmış
olan, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, Çevre
ve Şehircilik Bakanı olmuştur.
2010-2011 düzenlemeleriyle Kooperatiflerin Bakanlıklar tarafından denetiminde de
değişim olmuştur. 2010 yılına kadar, 1163
Sayılı Kooperatifler Kanununa göre tarımsal
amaçlı kooperatifler ile bunların üst kuruluşları dışında kalan tüm kooperatiflerin dış
denetiminden Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
tarımsal amaçlı kooperatiflerin denetimleri
konusunda da yetkili Bakanlık Tarım ve Köyişleri Bakanlığı idi. 13 Haziran 2010 tarih,
27610 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan
5983 Sayılı Kanunla, 1163 sayılı Kooperatif-
ler Kanununun Ek 1. maddesinde değişiklik
yapılarak, kooperatiflerin büyük çoğunluğunu oluşturan yapı kooperatifleri ile bunların
üst kuruluşlarının denetimleri Bayındırlık ve
İskan Bakanlığına devredilmiş ve Bakanlığın
bu görevi altı ay sonra başlamıştır.
2011 yılında devlet bakanlıklarının tamamının kaldırılması, yeni bakanlıklar kurulması,
bazı bakanlıkların yeniden isimlendirilmesi
gibi yeni bir düzenlenmeyle Bayındırlık ve
iskân Bakanlığı da kaldırılmıştır. Bu son düzenlemeyle kooperatiflerin dış denetiminden Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gıda
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı sorumlu olmuşlardır. Konut kooperatifleriyle bundan sonra Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı ilgilenecektir. Ayrıca, kooperatifler mali işlemleri ile ilgili olarak vergi
kanunları çerçevesinde her zaman için Maliye Bakanlığının denetimine tabidirler.
SONUÇ
Konut sektörüne devlet bazen belirli kentlerde, bazen kredi vererek, bazen de doğrudan kendisi üretim yaparak girmektedir.
Devletin de kooperatiflerin de konut alanındaki faaliyetlerinin birer kentsel faaliyet,
daha çok kentlerin birer organizasyonu olduğu söylenilebilir. Cumhuriyetin ilk yılarında Ankara ağırlıklı konut politika ve uygulamasının sonradan başka kentlere de genelleştiği, ikinci dünya savaşı sonrası devletin
konut sorununa el attığı, 1960 sonrası kooperatiflerin desteklendiği ve belediyelerin
toplu konut hizmet alanını keşfettiği, 1980
sonrası ise toplu konutta devletin TOKİ örgütlenmesiyle, 2000 sonrası TOKİ’yle beraber kentsel dönüşüm yetkileriyle konut
politikası oluşturulduğu dönemler olarak
görülmektedir. Ancak Devletin orta ve dar
gelirli guruplara yönelik doğrudan faaliyetleri sınırlı kalmıştır.
Orta ve dar gelirli hane halklarının konut
gereksinmelerinin karşılanmasında kooperatifler olumlu katkı yapmaktadır. Kooperatiflerin Devlet tarafından sağlanan ve giderek azalan kredi desteğinin de etkisiyle konut sunumuna katkıları azalmaktadır. Kentleşme şurasında belirtildiği gibi (Kentleşme
Şûrası, 2009:80), demokratik yönetim ve
denetim olanakları sunabilen bir konut organizasyonu niteliğindeki kooperatiflerin
konut sunumuna katkılarını sürdürebilmeleri için finansman bakımından da desteğe
de ihtiyaçları bulunmaktadır.
Kentsel dönüşüm konusunda belirleyici
yetkileri bulunan belediyelerin, kooperatiflerin arsa edinmelerine olanak sağlayacak,
altyapı hizmetini de sunarak arsa üretim
modelleri geliştirilmesi önemsenmelidir.
Kooperatiflere yönelik düşük faizli kamu
kredisi imkânları yeniden yaratılmalıdır.
KAYNAKÇA
Sekizinci B.Y.K.P. Konut Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT, Ankara 2001
Keleş, Ruşen (2002) Kentleşme Politikası, 7. Baskı,
İmge Yayınevi, Ankara
Ruşen Keleş ve Bülent Duru “Ankara’nın Ülke Kentleşmesindeki Etkilerine Tarihsel Bir Bakış” Mülkiye
2008 Cilt: XXXII Sayı:261, s.33
http://www.ica.coop/ica/index.html (erişim: 22
Mart 2012)
Kentleşme Şûrası 2009: Kentsel Dönüşüm, Konut
ve Arsa Politikaları, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı,
Ankara 2009
Karasu, Mithat Arman (2009) “Devletin Değişim Sürecinde Belediyelerin Konut Politikalarında Farklılaşan Rolü”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi
ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Yıl 2009, C.14, S.3
s.245-264.
Alkışer, Yasemin ve Yürekli, Hülya (2004) “Türkiye’de
Devlet Konutu’nun dünü, bugünü, yarını” Mimarlık-Planlama-Tasarım, Cilt 3, Sayı 1, 63-74 Aydın,
Saadet ve Yarar, Betül (2007) “Kentleşme ve Konut
Politikaları Açısından Neo-Liberalizmin Eleştirel Bir
Değerlendirmesi Ve Sosyal Adalet Fikrinin Yeniden
İnşaası” Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, sayfa
28-56
25
TURİZM ALANLARINDA İMAR
PLANLARININ UYGULANMASI
İhsan KELEŞ *
GİRİŞ
Turizm, günümüzde tüm ülkelerin önemli bir
gelişme aracı olarak kabul ettiği sektörlerdendir. Türkiye turizm açısından tarihi, fiziki zenginlikleriyle oldukça önemli bir yere sahiptir.
Ancak turizm sektöründen maksimum faydayı
sağlayabilmek için bu alanda bilinçli çalışmaların yapılmasıyla gerçekleşebilecektir. Bu çalışmaların temelinde ise planlama kavramı yer
almaktadır. Fakat burada kastedilen planlama
uygulanabilecek nitelikteki, kâğıt üzerinde kalmaktan çok daha öteye gidebilecek bir planlamadır.
Planlamanın doğru ve uygulanabilir olması
turizm sektörünün uzun vadeli hedeflerinin
gerçekleşmesini sağlayacak en temel etmendir. Ülkemizde planlamanın temeline toprak
olgusu oturtulmuştur ve bu doğrultuda mevzuatımız oluşturulmuştur. Ancak merkezi idare
ve yerel yönetimlerin arasındaki uyum sorunu
planlama konusunda etkinliğin sağlanmasının
önünde engel teşkil etmektedir.
Günümüzde, özellikle kıyılarımızda aşırı betonlaşma, gürültü, kalabalık ve çevre kirliliği
gibi sorunlar turizm merkezlerinin uzun dönem hedeflerinin gerçekleştirilmesinde tehdit oluşturmaktadır. Çünkü turistler artık bu
tip sorunların yaşandığı ortamları tercih etmemektedirler. Bu tip sorunlara ise sürdürülebilirlik kavramı ile çözüm aranmaktadır.
* Yar.Doç. - Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Öğretim Üyesi
26
I. TURİZM VE PLANLAMA
KAVRAMLARI
Turizm ve Çevre: Turizm sadece sağlık amaçlı
değil tüm etkileriyle ele alındığında fiziki, biyolojik ve sosyal çevreyi bir bütün olarak etkileyen önemli bir etmendir.
Önemli bir ekonomik potansiyel yaratan turizm
önemli sosyo-kültürel etkiler de yapabilmektedir. Toplum bireylerine ve turizm çalışanlarına
yönelik eğitim çalışmaları en olumsuz etkilerin
giderilmesine yönelik en önemli araçtır.
Turizm mevsimlerinde nüfusun belirli bölgelerde yoğunlaşması, söz konusu bölgelerin
altyapısının zorlanmasına, önemli çevre sağlığı
sorunlarına zemin hazırlanmasına yol açabilmektedir. Geçici önlemlerle ya da talebi kısa
sürede karşılamaya yönelik olarak yapılacak
uygulamalar yaradan çok zarar getirebilmektedir. Yerleşim yerlerinin ve turistik tesislerin
çevre sağlığı altyapıları söz konusu kapasite
zorlamaları öngörülerek planlanmalıdır.
Çarpık kentleşme, sahillerin kısa sürede tüm ekolojik ve fiziki özelliklerini yitirmesine ve buna
bağlı olarak önemli boyutta tahribata yol açabilir. Tarihi ve doğal zenginlikler, koruma çabalarının yetersiz kalmasına bağlı olarak önemli
boyutta zarar görebilir. Denetimsiz yapılaşma
uzun dönemde turizm potansiyelinin düşmesine yol açar.
Altyapının yetersizliğinin doğal sonucu çevre
kirliliğidir. Bu çevre kirliliği gerek turistlerin gerekse bölge halkının önemli sağlık sorunlarıyla
karşılaşmasına yol açabilmektedir.
Kentlerin gelişimi, kent planları ve uygulanmakta olan yasa ve yönetmeliklerin olumsuzluk ve yetersizlikleri şu şekilde sıralanabilir;
-Kentin eski dokusunu yok eden kararlarla Geleneksel Türk Kenti dokusuna son verilmiş, yerleşimler yapı yığınına dönüştürülmüştür.
-Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulları’nın aldığı kararlar planlama kararı yerine geçebilmektedir.
-Tüm belediyelerin aynı kapsam ve nitelikte
planlama sürecine tabi tutulması sorunlar yaratmaktadır.
Sonuç olarak turizm sektörünün gelişmesinde
ve ülke ekonomisi için bir güç haline gelmesinde yerel yönetimlere büyük görev düştüğünü
söyleyebiliriz. Merkezi yönetim bu konuda genel prensipleri koymalı, makro planlar yapmalı
ve uzun vadeli hedefler saptamalı ancak tesis
denetimi gibi yerel hizmetlerde kendini yetkili kılmamalıdır. Aksi takdirde bu uygulamalar
başka alanlara da kaydırılmış ve yerel yönetimlerin etkinliğinden, özerkliğinden, verimli hizmet sunumundan bahsedilemeyecek duruma
gelinecektir. Oysa turizm endüstrisini yerel yönetimlerden ayrı düşünmemek gerekir.
Turizmle ilgili önemli projeler ise şöyle sıralanabilir;
- Tatil köyleri ve kampları kurulması
- Turizmle ilgili bazı deneme projeleri yapılması
- Milli parklar kurulması
İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ise şu ilkeler
öngörülmüştür;
- Özellikle dış turizm gelirleri, yabancı turist
sayısı ve ortalama tüketimlerin artırılması
- Turizm yatırımlarının turistik potansiyeli yüksek bölgeler içindeki belli yörelerde yoğunlaştırılması
- Turistik tanıtmaya ve kredi politikasına yön
verilmesi
1980’li yılların en önemli gelişmesi; sektördeki
darboğazları çözmek, yeni açılımlar kazandırmak ve teşvikler kazandırmak amacıyla 1982
yılında Turizmi Teşvik Kanunu’nun yürürlüğe
girmesi olmuştur.
Bu Kanun ile getirilen en önemli teşvikler ise
şunlardır;
- Kamu arazilerinin turizm yatırımlarına 49 yıllığına tesisi
- Turizmi Geliştirme Fonu’nun (TGF) oluşturulması
- Düşük faizli ve uzun dönemli turizm kredileri
- Yabacı personel çalıştırma imkanları
- Gümrük muafiyeti
- Yatırım indirimi
- Teşvik kredileri
- Vergi indirimi
1990’lı yılların ilk yarısında, özellikle tesislerin
doluluk oranlarının yükseltilmesi amacıyla tanıtma ve pazarlamaya hız verilmesi ve eğitilmiş
işgücü ihtiyacının giderilmesi çalışmalarına ağırlık verilmiştir.
Planlama ve Türleri: Bildiğimiz gibi, kanun gücünde olan ve ülkenin sosyo-ekonomik kalkınmasını yönlendiren Ülkesel Kalkınma Planları
başta olmak üzere, Bölge Planları, Metropoliten İmar Planları, Çevre Düzeni Planları, Nazım
İmar Planları ve Uygulama İmar Planları bir
planlar sırası oluştururular. Bunlardan her biri,
kendisinden önce gelen planlardaki kararlara
ve sınırlamalara uymak zorundadır.
Her çeşit plan, Anayasaya, kanunlara, tüzüklere ve yönetmeliklere uygun olmak zorundadır
ve bu doğrultuda hazırlanır. Ancak bu kuralın
yönetmelikler açısından bir istisnası vardır;
imar uygulamalarını yönlendirmek üzere hazırlanan ‘Tip İmar Yönetmelikleri’. Bu tip imar
yönetmelikleri sıra olarak imar planlarından
sonra gelirler. Eğer imar planlarında açık bir
hüküm yoksa bu yönetmelik hükümleri uygulanır.
Türkiye’de Turizm Planlaması: Türkiye 10000
27
yıldır 15 farklı medeniyeti temsil eden tarihi
ve kültürel mirası, 50000 höyüğü, 1800 termal kaynağı, 20 milyon hektar ormanı, 1500
km doğal kumsalı, vs. ile turizm açısından çok
fonksiyonel çevre değerine sahip bir ülkedir.
Ancak son yıllarda kıyı şeridi giderek betonlaşan, bitki örtüsü azalan, kalabalık ve gürültünün egemen olduğu bir görünüm arz etmeye
başlamıştır.
Turizmin planlı ve bilinçli bir şekilde gelişmesinin, turist çekim ülkelerine büyük döviz girdisi
sağlaması bilinen bir gerçektir. Ancak turizmin
plansız gelişmesi veya hazırlanan planların
uygulanmaması, konunun olumsuzluklarının
ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde görülmekte olan bu durum dönüşü olmayan doğal,
fiziki ve kültürel çevre tahribatı yaratmaktadır.
Turizmin sağladığı ekonomik değerlere karşılık
doğal ve fiziki çevrenin aşırı kullanımı, tahribi,
kirlenmesi ve turistik kentleşme gibi yarattığı
sorunlar nedeni ile, en fazla zarar görecek olan
yine turizmin kendisidir. Bu nedenle çevresel
kirlenmenin önlenmesi artık önemli bir parametre olarak planlamalarda yer almak durumundadır. Ülkemizde, henüz çevresel standartların eksikliği, araştırma verilerinin fiziki
planlamaya yansıyacak biçimde somutlaştırılmış olmaması nedenleriyle, çevresel faktörler
planlara yalnızca ilke kararları ölçeğinde yansımaktadır.
Ülkemizde tarım, turizm, sanayi gibi çeşitli sektörlere ilişkin arazi kullanım türlerinin birbirleri
ile tutarlı ve dengeli bir bütün içinde gerçekleştirilmesi ve mekânda bir koruma-kullanma
dengesi kurulması amacıyla çevre düzeni planları hazırlanmış olmasına karşın, alt ölçek planlara geçildiğinde çevre düzeni planına aykırı
uygulamalar hayata geçirilmiştir.
Bütün bu planlama türlerinde temel ortak nokta turizmin doğal ve sosyal çevreye,
mekâna, tüm ekonomik ve sosyal faaliyetlere
tam olarak entegrasyonu olduğu kadar; planlama başlamadan ve arazi kullanım kararları verilmeden önce arazi mülkiyetinin çözülmesidir.
28
Bu çözüm kamu mülkiyeti veya kamulaştırma
yoluyla sağlanmaktadır.
Türkiye’de turizm planlanırken koruma-kullanma dengesini dikkate alarak uzun dönemli yararlar göz önüne alınmalıdır. “Çevresel yönden
sorunları olmayan bir turizm planlaması ile doğaya ve çevre korumaya özen göstermek, bazı
ilkelerin benimsenmesi ile mümkün olabilecektir.” görüşüyle çeşitli çalışmalar yapılmış ve
bu doğrultuda aşağıdaki ilkelerin bazıları benimsenmiştir. Ancak uygulamada bu ilkelerin
ne kadar etkin kılındığı bir tartışma konusudur.
-Her turizm yatırımında ÇED yapılması
-Kirleten öder ilkesinin benimsenmesi
-Turizmin geliştirilmesinde ortak kavramlar
oluşturulması
-Teknik olmayan rekreasyonel altyapının çoğaltılması
-Güneş, su ve rüzgâr enerjilerinin kullanılması
-Çevre bilincinin uyarılması
-Onarma yerine korumanın tercih edilmesi
Turizm Planlaması ile İlgili Mevzuat: Mevzuat,
bir ülkede, bir konuya ilişkin ve yürürlükte olan
kanun, tüzük, yönetmelik ve bunlara ilişkin genelgelerin tümünü ifade eder.
İmar mevzuatı; ülkemizde, imar konusunda
yürürlükte olan kanunlar, tüzükler ve yönetmeliklerin konuya ilişkin hükümlerinin tümünü kapsar. İmar Mevzuatına ismini veren ve
mevzuatın esasını oluşturan kanun ise İmar
Kanunu’dur.
Kıyı Kanunu: 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun amacı; deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile
bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel
özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmektir. Kanunun 5. maddesinde
ise kıyılar ile ilgili genel esaslar belirtilmiştir. Bu
maddeye göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altında kabul edilmiş ve herkesin eşit ve
serbest olarak yararlanmasına açık olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca buralardan yararlanmada
kamu yararının gözetileceği söylenmiştir. Plan-
lama ve uygulamada ise kıyı kenar çizgisinin
tespiti zorunlu tutulmuştur. Kanun’a göre uygulama imar planı kararı ile
a. İskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım,
dalgakıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri, kayıkhane, tuzla, dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları gibi, kıyının kamu
yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına
yönelik altyapı ve tesisler
b. Faaliyetlerinin özellikleri gereği kıyıdan başka yerde yapılmaları mümkün olmayan tersane, gemi söküm yeri ve su ürünlerini üretim
ve yetiştirme tesisleri gibi, özelliği olan yapı ve
tesisler yapılabilir.
Ayrıca Kanun’a göre kenar tespit heyeti valiliklerce oluşturulacaktır. Kanun kapsamında kalan alanlardaki uygulamalar, belediye ve mücavir alan hudutları içinde belediyelerce, dışında
ise valiliklerce kontrol edilecektir. Bu alanlardaki yasa ve plan hükümlerine aykırı yapılara,
İmar Yasası’nın ilgili hükümleri uygulanacaktır.
Turizmi Teşvik Kanunu: Turizm Amaçlı İmar
Planları, ilk kez 13.03.1982 gün ve 2634 sayılı
Turizmi Teşvik Kanunu’nda yer almıştır. Yasa,
ülkenin doğal, tarihi, arkeolojik ve sosyo-kültürel turizm değerleri, kış sporları, av ve su sporları ve sağlık turizmi ile mevcut diğer turizm
potansiyeli dikkate alınarak Turizm Bölgeleri,
Turizm Alanları ve Turizm Merkezlerinin saptanacağından ve buraların Turizm Amaçlı İmar
Planları’nın yapılacağından söz etmektedir.
Bu yasaya dayalı olarak 27.01.1983 tarihinde
çıkarılan Turizm Alanlarında ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması ve
Onaylanmasına İlişkin Yönetmelikte söz konusu planlar hakkında ayrıntılı açıklamalara yer
verilmiştir.
Turizm Amaçlı İmar Planları, sınırları Turizm
Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilen turizm bölgeleri, turizm
alanları ve turizm merkezleri sınırları içindeki
alanlar için hazırlanacaktır. Bakanlık önerilerini, 27.09.1983 tarihli Turizm Bölgeleri, Turizm
Alanları ve Turizm Merkezlerinin belirlenmesi
için Çalışma Gruplarının Oluşturulması, Görev
ve Yetkileri ile Çalışma Şekillerine İlişkin Yönetmelik gereği kurulan Bakanlık içi ve Bakanlıklar
arası komisyonların görüşleri doğrultusunda
yapar. Kesin sınırların saptanması Bakanlar Kurulu Kararı ile olur ve bu karara krokiler eklenerek Resmi Gazete’de ilan edilir.
Turizm bölgelerinde ve turizm merkezlerinde nazım imar planları, Turizm Bakanlığı’nın
onayı ile kesinleşir. Turizm Bakanlığı’nca yapılan ve yaptırılan planlar, Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı’nca 6 ay içinde onaylanır.
Turizm bölgelerinde, turizm alanlarında veya
turizm merkezlerinde olup da planı bulunmayan yerler için, gerçek kişiler veya özel tüzel kişiler Mevzi İmar Planı yaptırabilirler. Planlanan
alanın tümünün tapuları, kamu arazisi ise tahsis belgesi ve toprak sahiplerinin hepsinin imzaları bulunan bir dilekçe ile birlikte belediye
veya valiliğe verilir. Planlar, belediyelerde belediye meclisinin, valiliklerde il idare kurulunun
gerekçeli görüşü ile birlikte en çok 30 gün içinde Turizm Bakanlığı’na sunulurlar. Bakanlıkça
onaylanan planlar, valiliklere veya belediyelere
geri gelişlerinden itibaren 15 gün içinde askıya
çıkarılırlar ve 1 ay süreyle askıda kalırlar.
Turizmi Teşvik Kanunu ve Turizm Amaçlı İmar
Planlarının hazırlanması ile ilgili yönetmelik
yürürlüğe girdiği tarihlerde 6785 sayılı İmar
Kanunu yürürlükteydi ve imar planlarının kabul ve onayında merkezi yönetimin idari vesayet yetkisi söz konusuydu. Bu konuda merkezi
idarenin vesayet yetkisi 3194 sayılı İmar Kanunu ile kaldırıldığı için turizm amaçlı imar planları için de idari vesayetin kaldırılmış olduğu
söylenebilir. 3194 sayılı yasada Turizmi Teşvik
Kanunu uygulanır.
Turizm Alanlarındaki Mekânsal Sorunlar: Toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşantıya bağlı
olarak ihtiyaçların çeşitlenmesi, yerleşme ve
barınma düzenini de etkilemiştir. Ekonomik,
sosyal ve idari yapı mekâna yansımıştır.
Türkiye’de yerleşme sisteminin sürdürülebilirliği bakımından korunması gereken en temel
kaynak topraktır. Çünkü yerleşmelerimizin doğal kaynakları tahrip etmeyen ekolojik dengeyi
29
koruyan bir yapıda gelişmesi önemlidir.
Turizm yerleşme alanlarındaki kontrolsüz gelişmeler öncelikle çevresel değerler üzerinde
olumsuz etki yaratmaktadır. Gelişen alanlarda,
üst yapının doğal çevre özelliklerine uyumlu
olması gerekirken büyük ve çok katlı tesisler
bir çok yerde çevre ile uyuşmamaktadır.
Özellikle kıyılardaki turizm alanlarının gelişmesinde, mevcut planlar ve düzenlemelerden
sapmalar oluşmakta ve tüm sahil şeridi boyunca gelişigüzel bir yayılma görülmektedir.
Birçok turizm yerleşim alanında, üst yapı düzenlemeleri dolu sezonda yapılan ziyaretleri
karşılayamaz hale gelmektedir. Dolayısıyla, arzın yetersizliği, kirlilik, hizmette aksamalar, trafik karmaşası gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.
Yoğun ilgi gören turizm alanlarında turist sayısının artmasıyla meydana gelen kalabalık,
gürültü, çevre bozulması gibi etkenlerle yerel
halkta da tepkiler oluşabilmektedir.
Turizm yerleşim alanında görülen yapısal yoğunlaşmalar, alanın ekolojik, sosyal, fiziki ve
ekonomik taşıma kapasitelerinin aşılmasına
neden olarak, alanda olumsuz etkiler yaratmaktadır. Fiziki planlarla bu alanların taşıma
kapasitelerinin belirlenip, alana özgü standartlar geliştirilmesi bu olumsuz etkileri önlemede
etkili olabilecektir.
Doğal bir çevrede yer seçen turizm alanının taşıma kapasitesi, çevreden yararlananların tatmini konusunda güdülen hedefler, alanın türü,
kullanım ve yoğunluk özelliği, alanın veya belirli bölümlerinin dayanıklılık derecesi(ekolojik
düzeydeki zorlamalar) veya manzaraların özelliği, yatırımların işletme türlerinin önemi, alanın ağaç sıklığı, bitki örtüsü gibi rekreatif potansiyeli olan faktörlere bağlıdır.
Geliştirilmek istenen turizm yerleşim alanlarının fiziksel planları yapılırken fiziki ve doğal
kaynakların taşıma kapasitelerinin dikkate
alınması, kaynakların tüketilmeden, bozulmadan kullanılmalarını, böylelikle turizmden beklenen uzun dönemli yararların sağlanmasını
30
getirecektir. Nitekim geniş turist kitlelerinin
temsilcileri olan turizm uzmanları arasında yapılan bir araştırmada, turistlerin ilgi gösterdikleri toplam 17 çekiciliğin başında doğal güzellik
gelmekte, onu yörenin iklim durumu izlemektedir.
Değişen dünya konjonktüründe, turistler gittikleri ülkelerin doğa koruma ve çevre sorunlarına giderek daha duyarlı olmaya başlamışlardır. Artık, tatil için gittikleri ülkelerde bozulmuş
ve yozlaşmış doğa, betonlaşmış kıyılar, kişiliğini
yitirmiş kentler, kirlenmiş kumsal ve sular gibi
olumsuzluklarla karşılaşmak istemeyen turistler, bu durumları önceden bilmek gereksinimi
duymaktadırlar. Bu ise turizm endüstrisi için
ciddi bir uyarı oluşturmaktadır.
Turizm Alanlarında Çevreye Duyarlı Planlama:
İnsan ve çevrenin bir bütün içinde uyum oluşturması, istenilen ancak ulaşılması zor bir durum olarak değerlendirilmektedir. İnsan, başlangıçtan günümüze kadar, bu uyum sürecini
oluşturmada, kimi zaman kendini çevreye göre
yönlendirmekte, kimi zaman da çevreyi kendine göre değiştirmektedir. Uyum sürecinde
insan tüm birikimlerini kullanarak çevresini ve
kendisini gerçeğe doğru biçimlendirmektedir.
Bu biçimlendirme, dünya nüfusunun artmasına paralel olarak her geçen gün artmakta ve
çevreyi oluşturan öğelere yenileri katılmaktadır. Ancak, bu oluşum süreci çoğu kez bir
bütünlük içinde değerlendirilmeden, her öğe
kendi başına ele alınıp tasarlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu gelişim sonucunda ise, çevre
eski değerlerini yitirirken, yeni düzenlemeler
de yetersiz kalarak sistemin bozulmasına neden olmaktadır ki, bu da insan çevre iletişiminin zayıflamasına yol açmaktadır.
Günümüzde çevre, kendiliğinden oluşan bir
süreç izlemeyip belli tasarım kararları sonunda somutlaşmaktadır. Genel olarak, bu tasarım kararları yerel ve merkezi yöneticiler, kent
plancıları, mimarlar, peyzaj mimarları, toplumbilimciler ve ekonomistler tarafından alınmakla beraber, bu karar takımını her konuda bir
arada görmek mümkün olmamaktadır.
Sonuçta, alınan tasarım kararları tasarımcıdan
kopuk, yenilik ve çıkar arayışları içinde gerçekleşmektedir. Oysaki tasarımcılara ve yöneticilere düşen görev, toplumsal gelişmede belirlenen hedefleri ve yenilikleri toplumdan gelen
bilgilerle karşılaştırıp, topluma ters düşmeden
eski değerlerle yeni değerleri dengelemek olmalıdır.
İnsan-çevre ilişkilerinin uyumu kavramını turizm olgusu ile bütünleştirmeye çalışırsak,
kullanıcının(turist) ziyaret ettiği yörede kendini
rahat, uyumlu, mutlu, güvende, sağlıklı hissetmesinin kendi açısından aranılan bir durum
olmasının yanı sıra, ziyaret edilen ülke açısından da istenilen bir sonuç olduğunu görürüz.
Turist, gideceği yer seçimini yaparken, kendi
yaşam çevresinden farklı bir yere gitme duygusuna ek olarak toplumsal ve fiziksel çevreye
uyum sağlayabilmek, yeniliklerle ve farklılıklarla kendini güvende hissedebilmek duygusunu
taşımak ister.
Turistik yerleşme alanlarında mevcut olan
doğal ve tarihi çevre çekiciliklerine ek olarak,
yapılan düzenlemeler sonucu alt ve üst yapıda
sağlanan gelişmeler, belirli bir zaman diliminde
bölgede beklenmeyen veya tahmin edilmeyen
bir yoğunluğun yaşanmasına yol açmaktadır.
Turizm alanları sınırlı sayıda ziyaretçinin konaklaması için hazırlanmaktadır. Ancak, zaman
içinde alana gelen ziyaretçi sayısının artması
ile alanın doğal kaynak kapasitesinin tükenmesi, turistlerin tatmin seviyesinde azalma, alandaki olanakların olumsuz kullanımı sonuçları
ortaya çıkmaktadır.
Sürdürülebilir Turizm Planlaması: Turizm kültürel ve sosyo-ekonomik gelişmeye olumlu
etki yaptığı gibi yerel kimliğin kaybedilmesi ve
çevrenin bozulması gibi olumsuz etkiler de yaratmaktadır. Amaç, gelişmenin sürdürülebilir
olması bugünkü ve gelecekteki toplumların yaşam kalitesini artırmasıdır.
Günümüzün planlama yaklaşımı sürdürülebilirliktir. Sürdürülebilirlikten kastedilen ise bugünün ihtiyaçlarına yanıt verecek özel turizm
taleplerine çözüm aramak, aynı zamanda gele-
cek neslin ihtiyaçlarını tehlikeye sokmamaktır.
Sürdürülebilir turizm; gelecek için perspektifleri geliştirerek ve koruyarak, turistlerin ve
ağırlayan bölgenin güncel ihtiyaçlarını yerine
getiren, yaşayan canlı sistemlerinin, biyolojik
çeşitliliğin, temel ekolojik süreçlerin ve kültürel bütünlüğün göz önüne alındığı estetik, sosyal, ekonomik ihtiyaçlarla birlikte tüm kaynakların yönetimini bütünleştiren turizmdir.
Sürdürülebilir turizmde ilişkiler bir döngü içindedir. Bir tarafta turistik etkinlikler kaynakları
sürdürülebilir şekilde kullanmaya çalışırken
diğer tarafta organizasyonlar bu bilgileri değerlendirmekte ve ekonomik, sosyal ve fiziksel
olumsuz etkileri en aza indirecek düzenlemelerle talepleri karşılamaya çalışmaktadır. Diğer
taraftan ise toplam turistik talep baskısını devam ettirmektedir.
Her ülke turizmde gelişmek için gayret içindedir. Temel ilke gelişmenin sürdürülebilir olmasıdır. Amaç, bugün ve gelecekteki toplumun
yaşam kalitesini artırmak için kaynakların akılcı kullanımını sağlamak, aynı zamanda gelecek
neslin ihtiyaçlarını tehlikeye sokmamaktır.
II. TURİZM ALANLARINDA
PLANLAMA VE ORTAYA
ÇIKAN SORUNLAR
Ortaya Çıkan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Turizm sektöründe, 1980’li yıllarda getirilen
yasal düzenleme, teşvik ve önlemlerin günümüzde aynı ölçülerde devam ettirilemediği görülmektedir. 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu’nun uygulamada aksayan yönleri ve
açık olmayan bölümleri ile ilgili olarak değişiklikler sağlanamamıştır. Turizm sektörünün
istenen düzeyde ülke ekonomisine katkı sağlayabilmesi için sektörü doğrudan ve dolaylı
etkileyen yasal düzenlemelerin ele alınması ve
uygulamaya konulması gereklidir.
Turizm Bakanlığı’nın kurum verimliliğinin artırılması, ülke düzeyinde ve uluslar arası alanlar-
31
da daha dinamik ve yaygın bir yapıya kavuşturulması için örgütlenmesi ve çalışma alanlarıyla revizyona ihtiyaç bulunmaktadır.
Turizmin ülke düzeyinde yaygınlaştırılması, alt
yapı eksikliklerinin giderilmesi, yüksek maliyeti olan çevre koruma yatırımlarına ağırlık ve
önem verilmesi gerekmektedir. Ancak son yıllarda turizm sektörüne ve Turizm Bakanlığı’na
genel bütçeden ayrılan paylar artırılmıştır.
Turizm Bakanlığı’na muhtelif fonlardan ayrılan
kaynaklarda büyük azalmalar olmuştur. Turizmi Geliştirme Fonu’nun gelirleri turizme bağlı
etkinliklerden sağlanırken Fon’un kullanımında turizm yatırımı harcamalarının payı düşmüştür.
Ülkemizde sağlıklı ve sürekliliği olan bir imar
politikası yerleşmediği için yerel yönetimlerden de kaynaklanan plansız gelişmeler ile birlikte çarpık yapılaşmalar meydana gelmekte ve
bu olumsuzluk turizmi etkilemektedir.
Ayrıca yerel yönetimler de dâhil olmak üzere
kamu kurum ve kuruluşları arasında koordinasyon eksikliği veya farklı uygulamaların bulunması fiziksel gelişmeleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Ülkemiz turizmi kurumsallaşma, uzmanlaşma
ve teknik konularda değişme hızına ayak uydurmakta zorluk çekmektedir.
SONUÇ
Genel olarak ülkemizdeki turizm imar planlarını değerlendirdiğimizde karşımıza sadece
anlık talepleri karşılamaya yönelik politikaların
sürdürüldüğü bir manzaranın çıktığını söyleyebiliriz. Özellikle kıyılarımızda belli dönemlerde
yoğunlaşan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanmasında imkânların fazlasıyla kullanıldığı ve merkezlerin taşıma kapasitelerinin dikkate alınmadığı bir durumla karşılaşmaktayız. Belki de
mevcut durumda tatmin edici faydanın sağlanıyor olması politikaların etkin bir şekilde oluşturulamamasına neden olmaktadır. Yani ileriyi
görmeden faaliyetlerin yapılması günümüzde
turizm konusunda karşılaştığımız sorunları do-
32
ğurmaktadır.
Sorunların çözümü konusunda yapılması gerekenlerden belki de en önemlisi insanlarımızda
çevre bilincinin uyandırılmasıdır. Sonrasında
ise etkili mevzuat uygulamasıyla gerekli düzenlemelerin yapılması, planların etkin biçimde uygulanmasının sağlanması gerekmektedir.
Sorunlar her zaman ona yakın birimler tarafından görülebilir. Bu nedenle yerel idarelerin özellikle planların uygulanması konusunda tam
etkinliklerinin sağlanması şarttır. Aksi takdirde
merkezi idare soruna uzak olmasına rağmen
birçok konuyla ilgilenmek zorunda kalacak, verimi düşecek ve en önemlisi sorunun sadece
tespit edilmesiyle yetinilecektir.
KAYNAKÇA
1.Akın, Emel, “Kent Planlamasında Belediyelerin
Rolü”, TODAİE Uzmanlık Tezi, Ankara, 1995
2.Coşkun, Halil, “Belediyelerin İmar Uygulamaları”,
TODAİE Uzmanlık Tezi, Ankara 1991
3.Güler, Çağatay-Tekbaş, Ö. Faruk-Vaizoğlu, Songül
A. “Turizm ve Çevre Sağlığı”, Standard Dergisi, Aralık 2001
4.Kongar, Bilgi, “Planlı Dönemde Türkiye Turizmi”,
Amme İdaresi Dergisi, cilt5 sayı3, Eylül 1972
5.Kuntay, Orhan, “Sürdürülebilir Turizm Planlaması”, Alp Yayınevi, Ankara, 2004
6.Olalı, Hasan, “Turizm Dersleri”, İzmir: İstiklal
Matbaası,1984 aktaran Çiçek, Şükran, “Kitap Özeti”, T.C. Turizm Bankası Yayını
7.Özok, Gökhan S., “Turizm Merkezlerinde Yönetim”, TODAİE Kamu Yönetimi Lisansüstü Uzmanlık
Programı Tezi, Ankara 2002
8.Üstünışık, Belma, “Belediyeler ve Arsa Sorunu”,
Çağdaş Yerel Yönetimler, cilt 7 sayı 4, Ekim 1998
9.Yeter, Enis, “Yerel Yönetimler Açısından Turizmde
Denetim Boyutu”, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi,
cilt 2 sayı 3, Mayıs 1993
10.Yüksel, Onurhan, “Turizm Alanlarında Enerji
Çevre İlişkisinin Planlamaya Yansıması”, Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi,
Eylül 1994
11.3621 sayılı Kıyı Kanunu
12.2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
Hazırlayan : Halim UTLU *
Dünya’daki kooperatiflerin
yüzde 10’u Türkiye’de
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı,
Türkiye’de 84 bin 232 kooperatif bulunduğunu, bu rakamın dünya kooperatiflerinin yüzde
10’undan fazlasına denk geldiğini söyledi. Yazıcı, Rixos Otel’deki ‘’2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı’’ toplantı açılışında yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletlerin tahminine göre dünya
genelinde 750 binden fazla kooperatif bulunduğunu ve 1 milyardan fazla kişinin bu kooperatiflere ortak olduğunu söyledi.
Kooperatiflerin dünya çapında 100 milyondan
fazla kişiye iş imkanı sağladığını anlatan Yazıcı,
2008 yılında kooperatiflerin toplam cirolarının
1,6 trilyon dolar olarak hesaplandığını kaydetti. Türkiye’de ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Çevre
ve Şehircilik Bakanlığının görev ve sorumluluk
alanında faaliyet gösteren 27 ayrı türde 84 bin
232 kooperatif bulunduğunu ifade eden Yazıcı, bu kooperatiflerin 13 bininin tarımsal, 71
bininin ise tarım dışı amaçlarla kurulduğunu
belirtti.
Dünya kooperatiflerinin yüzde 10’undan fazlasının Türkiye’de bulunduğunu anlatan Yazıcı,
‘’Bugün sekiz milyonu aşkın insanımızın güçlerini birleştirmeyi başaran kooperatif işletmeler, refah ve zenginliğin gözden ırak hanelere
ulaşmasına öncülük etmektedir’’ dedi.
Kooperatif yılı faaliyetleri
BM’in Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan ettiği
2012 yılında Türkiye’deki kooperatifçiliğin daha güçlü ve büyük adımlar atması için hazırlık* Tarım Bakanlığı Baş Denetçi
larını sürdürdüklerini ifade eden Yazıcı, yaptıkları çalışmalarla ilgili şu bilgileri verdi:
‘’Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı
(KOOP-DES) çalışmamız devam ediyor. İmkansızlıklar sebebiyle gerçekleştiremedikleri üretim ve istihdama katkı sağlamayı amaçlıyoruz.
Özellikle dezavantajlı gruplarca kurulan kooperatifleri destekleyerek onların reel sektör
içinde daha fazla yer almasını sağlayacağız.
Kooperatif işlemlerinin elektronik ortamda
yapılması, sektöre ilişkin görev ve hizmetlerin
daha hızlı, verimli ve etkin yürütülmesi, kooperatiflerin yürüttükleri faaliyetler ile sonuçlarına ilişkin istatistiki veri elde edilmesi, sektör
büyüklüklerinin belirlenmesi amacıyla bir bilgi
sisteminin oluşturulmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu amaçla hazırladığımız Kooperatif Bilgi
Sistemi projesini bu yıl içinde tamamlamayı
hedefliyoruz. Bu projeyle, kooperatiflere yönelik kuruluş, işleyiş, denetim, yasal altyapı, bilgilendirme faaliyetlerinde etkinlik ve verimlilik
sağlanacak.’’
Bakan Yazıcı, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif
ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı hazırlıklarının da devam ettiğini belirtti.
Kooperatifçilik alanında
eğitim gören öğrencilere
burs verilecek
Yazıcı, Uluslararası Kooperatifler Yılı Eylem Planı kapsamında yürüttükleri diğer çalışmaları ise şöyle sıraladı:’’2012 Uluslararası Kooperatifler Yılını ve kooperatifçiliği tanıtmak üzere bir
internet sitesi kuruldu. 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı temalı hatıra pul ve hatıra para
basılması; ilgili kurumlarla çalışılarak programa
33
bağlandı. Yıl içinde kooperatiflerle ilgili tanıtıcı
filmler hazırlanacak, kamu spotu olarak görsel
medyada yayınlanması sağlanacak. Televizyon
dizilerinde kooperatifçiliğe vurgu yapılması
için yapımcılarla çalışılacak. Kooperatifçilik
eğitimi gören öğrencilere burs desteği sağlanacak, yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları
kooperatif üst kuruluşlarınca desteklenecek.
Üniversitelerin kooperatifçilik bölümü mezunlarına, kooperatiflerde istihdam edilmeleri için
çalışmalar yapıyoruz.’’
‘’Dağınık yapı’’
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ziya
Altunyaldız da, kooperatiflerin ortak sayısının çok, ancak her bir kooperatifin üye sayısı
itibariyle yetersiz ve dağınık bir yapıda olduklarını kaydetti. Almanya ve ABD’de her 4 kişiden 1’inin, Kanada ve Norveç’te her 3 kişiden
1’inin kooperatif ortağı olduğunu anlatan Altunyaldız, ‘’Gelişmiş ülkelerde ayrıca ülkemizde olduğu gibi, sadece belirli alanlarda değil,
ekonominin tüm katmanlarında bankacılıktan
sigortacılığa, bilgi yönetimlerinden, üretim
ekonomilerine kadar her alanda çok ciddi kooperatifler bulunuyor’’ dedi.
Altunyaldız, Hollanda’da kooperatiflerin tarım
pazarındaki payının yüzde 90’lara ulaştığını,
ancak Türkiye’de bu oranın yüzde 2’ler düzeyinde olduğunu kaydetti.
‘’Türkiye’de kooperatif
enflasyonu var’’
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Başkanı Muammer Niksarlı ise, en büyük sorunlarının
örgütlenme konusunda yaşandığını, kooperatiflerin yüzde 80’inin tek başına hareket ettiğini, bir üst yapıya bağlı olmadıklarını söyledi.
Türkiye’de kooperatif enflasyonu bulunduğunu
anlatan Niksarlı, ‘’80 bin kooperatif, bu ülkede
olmaması gereken kooperatif sayısıdır. Bunların büyük bir çoğunluğu ekonomik işletme
değildir. Birçok iktisadi kuruluş, ayakta kalabilmek için birleşirken, bizim 80 binden fazla kooperatife sahip olmamız övünülecek bir durum
34
değildir. Bu sayı çok fazladır’’ dedi.
Niksarlı, kooperatifçiler olarak Türkiye’de 120
bin kişiye yılda 12 ay ücret ödediklerini kaydetti. Dünyanın bir çok ülkesinin anayasasında
kooperatifçilikle ilgili hükümler bulunduğunu
belirten Niksarlı, Türkiye’de de yeni oluşturulacak anayasada kooperatifçiliğin yer almasında
büyük yarar gördüklerini sözlerine ekledi. (tgrt
haber,haberler.com.02 Şubat 2012)
Çiftçilere bilinçli ekim
uyarısı
Karaman Ovası Sulama Birliği Başkanı Mustafa
Değirmencioğlu, Karamanlı çiftçilerin su kaynaklarını doğru ve verimli kullanabilmeleri için
bilinçli ekim yapmaları gerektiğini söyledi. Değirmencioğlu, içinde bulunduğumuz kış mevsiminde Karaman’ın Türkiye ortalamasının altında bir yağış oranına sahip olduğunu belirterek,
“Bu yıl birçoğumuz yağışların verimli geçtiğini
düşünebilir. Ancak Türkiye ortalamasında en
az yağış alan bölgelerin başında geliyoruz. Şu
an çiftçilerimizin su ihtiyacını karşılayan Gödet
Barajı’nda 10.7 milyon metreküp su birikmiş
durumda.
Bu beklenenin çok altındadır. Umuyorum ki
yağışlar devam eder ve yüksek kesimlerde bulunan kar erimeleriyle bu seviye üst düzeylere
yükselmiş olur. Sulama konusundaki tüm tespitlerimizi yapıp hangi bölgelerde yeşil ekim
yapılıp, yapılmayacağını belirleyip çiftçilerimizi
uyaracağız. Benim çiftçilerimizden isteğim para kazanacağımız ancak az su kullanabileceğimiz bitkiler ekmeleridir.” dedi.(İHA/ Anayurt
3.3. 2012)
Kritik kota uyarısı
Sakarya Yerel Kültür Derneği’ne iadeyi ziyarette bulunan Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi (APEK) Başkanı Ahmet Aya, Adapazarı
Şeker Fabrikası’nın son derece kritik bir virajdan geçtiğini belirterek, “Zaman kalmadı. Nisan ayına kadar kota sorunu çözülmezse, 2012
kampanyasına giremeyiz” dedi.
Yaşanılan kota sorunu dolayısı ile finans sağladıkları bankanın yeni kredi açmadığını ve ödemeleri tamamen kestiğini belirten APEK Başkanı Aya, “Mevcut kota ile kampanyaya girmemiz
mümkün değil. Banka parayı tamamen kesti.
Banka bize yeni bir kredi açmadan kampanya
giderlerini karşılamamız imkansız.” dedi.(İHA/
Anayurt 3 Mart 2012)
Müsteşar
Mirmahmutoğulları “İnsanlık
Alemi Kadınların Eseridir”
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği üst düzey yetkilileri, Gıda Tarım
Ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat
Mirmahmutoğulları’nın da katılımıyla gerçekleştirilen törende kadın personelin ‘Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.
TRT Bahçelievler Arı Stüdyosu’nda gerçekleştirilen törende konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, tüm kadınların emekçi olduğuna vurgu
yaparak; “Emeksiz kadın yoktur.” dedi. “Türk
toplumunun bu kadar krize rağmen dimdik
ayakta duruşunun hikmetini arıyorum, temelinde kadın yatıyor.” diyen Mirmahmutoğulları, tarım kredi kooperatiflerinin de bu günlere
kadınların yani annelerin yetiştirdiği kadın ve
erkeklerle geldiğini ve başarılara imza attığını
kaydederek; “Zaten tüm insanları bir kadın yetiştiriyor. İnsanlık alemi siz kadınların eseridir.”
şeklinde konuştu.
Kutlu “Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun Canlar”
Şiirini Seslendirdi
Merkez Birliği Genel Müdürü Abdullah Kutlu,
tarım kredi kooperatiflerinden kısaca bahsederek; gelinen noktada kadın çalışanların etkisinin çok büyük olduğunu vurguladı. Hüseyin
Parlakdemir’in ‘Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun
Canlar’ adlı şiirini okuyan Kutlu, kadınların
hayattaki rolünün ne denli önemli olduğuna
dikkat çekerek; tüm kadın çalışanların Dünya
Kadınlar Gününü kutladı.
AB Dış İlişkiler Müdürü Gülçin Köse ise, “ ’Şuna
kani olmak lazımdır ki dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir’ diyen büyük
önderimiz Atatürk’ün desteği ile yürütülen
çalışmalar sonucu kadınlarımız, diğer birçok
ülkedeki hemcinslerine göre oldukça ileri bir
konum elde etmişlerdir. Peygamber Efendimizin ‘Kadını ağlatırsanız çok dikkat edin. Çünkü
Allah gözyaşlarını sayar.’ Hadis-i Şerifi ile sözlerine son verdi.
Çiçek Ve Hediye Verildi
Konuşmaların ardından günün anısına pasta
kesildikten sonra kadın personele, Müsteşar
Mirmahmutoğulları ve Genel Müdür Kutlu
tarafından çiçek, Koop-İş Sendikası temsilcilerince de hediye verildi.Törene, Merkez Birliği
Genel Müdür Yardımcıları Oktay Malyemez,
Veli Çelebi ve Hüsamettin Gülhan, bazı daire
başkanları ve birim müdürleri, Koop-İş Sendikası Ankara Bölge 1 nolu Şube Başkanı Mesut
Yıldırım ile Merkez Birliği, Ankara Bölge Birliği
ve iştiraklerde çalışan kadın personel katıldı.
Diğer yandan Genel Müdür Kutlu; kurumda
çalışan kadın personele yönelik bir mesaj da
yayınlayarak çalışanların bir kez daha Dünya
Kadınlar Gününü kutladı..”(tarım kredi merkez
birliği web sitesi, 08.03.2012)
Türk Kızılayı, Edirne Kan
Bağışı Merkeziyle Tüm
Trakya Bölgesinde Gönüllü
Kan Bağışı Kampanyası
Başlattı…
Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacı 2 milyon ünite
olup, Türk Kızılayı 2011 yılında bu ihtiyacın
yaklaşık 3/2 sini karşılamıştır. Bu ihtiyacın
karşılanabilmesi ise düzenli ve gönüllü olarak
yapılacak kan bağışları ile mümkün olacaktır.
Türk Kızılayı kan bağışını ve düzenli kan bağışçısı sayısını artırmak amacıyla birçok kurum,
kuruluş ve sivil toplum örgütleriyle çalışmalar
gerçekleştirmektedir.
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Tekirdağ
35
Bölge Birliği Müdürlüğü yöneticilerinin desteği
ve katılımıyla 3 günlük gönüllü kan bağışı kampanyası 8 Şubat 2012’de Tekirdağ Bölge Birliği
Müdürlüğünde başlamıştır.9 Şubat’ta Keşan
Tarım Kredi Kooperatifinde ve 10 Şubat’ta da
Kırklareli Tarım Kredi Entegre Tesislerinde devam etmiştir.
Unutulmamalıdır ki; düzenli olarak yapılan kan
bağışları ile hem ihtiyacı olan kişilere yardımcı olunacak, hem de bu çok değerli davranışın yaygınlaşmasını sağlayarak ulusal sağlığa
önemli bir katkı yapılmış olacaktır.(www.etrakya.com/07 Şubat 2012)
Milas’ta Kredi ve Kefalet
Kooperatifi seçimleri
tamamlandı
Milas Esnaf Sanatkarlar Kredi ve Kefalet
Kooperatifi’nin seçimli genel kurulunda, 4 oda
başkanının Türkiye’de bir ilk gerçekleştirerek
bir araya geldiği liste kazandı. Milas Esnaf, Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’nin 2011
yılı seçimli olağan genel kurulu gerçekleştirildi.
28 yıllık başkan Kemal Karaca’nın çekilmesiyle tek liste halinde gidilen genel kurulu Nurol
Paskal, Celal Devrim, Tayip Kömür, Mustafa
Sezgin ve Yaşar Avcı’dan oluşan liste kazandı.
Genel kurula Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, Güllük Belediye Başkanvekili Tevfik
Kırçın, eski milletvekili Fevzi Topuz, Muğla Esnaf Odaları Birliği Başkanı Şükrü Ayyıldız, MHP
Milas İlçe Başkanı Mehmet Ali Şimşek, CHP İlçe
Başkanı Suat Özcan, Milas Ziraat Odası Başkanı
İsmail Atıcı, bölgedeki sivil toplum örgütü başkanları ve çok sayıda kooperatif ortağı katıldı.
Kongreye kooperatif ortaklarının ilgisinin yoğun olduğu gözlendi. Kooperatifin 1030 ortağından yaklaşık 600’ü salonda hazır bulundu.
Gündem gereği Kemal Karaca yönetimi, yapılan açık oylama sonucu mali ve idari olarak
aklandı.
İbra oylamasının ardından S.S. Milas Esnaf Sa-
36
natkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’nin 28
yıllık başkanı Kemal Karaca’ya plaket verildi.
Karaca, teşekkür konuşmasında ortaklara ve
yeni seçilecek isimlere başarılar diledi.
Yapılan açık oylama sonucu, kooperatiflerin oy
birliğiyle Milas Şoförler ve Otomobilciler Odası
Başkanı Nurol Paskal, Milas Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Celal Devrim, Milas Bakkallar
ve Bayiler Odası Başkanı Tayip Kömür, Milas
Gıda Maddeleri Yapanlar ve Satanlar Odası
Başkanı Mustafa Sezgin ve Yaşar Avcı’nın asil
olduğu liste, 4 yıllığına Milas Esnaf Sanatkarlar
Kredi ve Kefalet Kooperatifi’nin yönetim kurulu olarak seçildi. Denetim kurulu üyeliklerine
de Halil Kaya ve Özcan Alptekin seçildi.(SonDakika.com)
Ülkenin en eski tarımsal
kalkınma kooperatifi
Tire Süt Kooperatifi, 1967
yılından beri faaliyetine
devam ediyor
Başlıca faaliyeti süt toplama ve pazarlama olan
İzmir Tire Süt Kooperatifi, 1967 yılında birkaç
süt üreticisinin bir araya gelmesi ile kurulmuştur. Bölgenin ve Türkiye’ nin en büyük süt
toplama kooperatifinden birisi olan Tire Süt
Kooperatifi, son yıllarda yaptığı atılım ile kendi ortaklarına ve Türkiye hayvancılığına birçok
önemli katkılar sağlamıştır.
2002 yılında yeni yönetim ve idari kadrosuyla
yeniden yapılanma içerisine giren Tire Süt Kooperatifi, süt kalitesinde önemli iyileşme sağlamış ve üretim maliyetlerini de en aza indirgemiştir. Kooperatif tarafından yürütülen yapısal
politikalar sayesinde kooperatifin özvarlığı artmış ve kooperatif ortakları daha iyi hizmet alır
hale gelmiştir.
Tire Süt Kooperatifi’nin iki ana hedefi vardır:
Bunların birincisi, Avrupa Birliği standartlarında süt üretimini sağlamak, ikincisi ise küçük
ölçekli üreticilerin korunmasıdır. Çalışmaları-
nı bu yönde sürdüren kooperatif, hedeflerini
büyük ölçüde başarmış ve bugün bu çalışmalarıyla Türkiye ve dünyada örnek bir model olmuştur. Dünyanın ve ülkemizin çeşitli bölgelerinden kafileler halinde ziyaret edilen Tire Süt
Kooperatifi, örnek olarak gösterilen çalışmalarını onlara sergilemiş ve bugün bu çalışmalar
bir çok yerde uygulanmaya başlanmıştır.
menin yanında taşımacılık alanında önemli yatırımları bulunan Ankara Otogar İşletmecileri ve
Otobüs İşletmeciliği Kooperatifi, Türkiye’nin en
başarılı kooperatifleri arasında yer aldı.
Ülkemizdeki mevcut işletmelerin küçük aile
işletmesi olması nedeniyle, küçük üreticilerin
teknik imkânlardan yeterince faydalanması zor
ve pahalı olmaktadır. Yeterli teknolojik imkânın
kullanılamaması, süt kalitesini olumsuz yönde
etkilemekte ve süt fiyatlarının istenen seviyelerde oluşmasına engel teşkil etmektedir.
Bu arada, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
Türkiye’de verimli, güvenilir ve ekonomik kooperatiflerin sayısını artırılması amacıyla gerçekleştirilecek çalışmalar kapsamında, Türkiye’nin en
başarılı kooperatifleri de belirlendi. Otobüsçülük
sektörünün Ankara’daki temsilcileri tarafından
kurulan ve 50’ye yakın aracı ve istihdam ettiği
çok sayıdaki personeli ile Ankara Şehirlerarası
Terminal İşletmesinde vatandaşlara 24 saat kesintisiz şehiriçi servis hizmeti vermenin yanında,
taşımacılık alanında önemli yatırımları bulunan
Ankara Otogar İşletmecileri ve Otobüs İşletmeciliği Kooperatifi, Türkiye’nin en başarılı kooperatifleri arasında yer aldı.
Tire Süt Kooperatifi, bu durum karşısında üreticiyi koruyacak ve aynı zamanda kaliteli süt
üretimini sağlayacak gerekli altyapıyı oluşturmuştur.Bugün, ülkemizin önde gelen firmalarına önemli ölçüde kaliteli süt sağlayan Tire Süt
Kooperatifi, 2008 yılının Kasım ayı itibariyle
pastörize süt üretimine başlamış olup, sofralarımıza sağlıklı ve kaliteli sütü getirmiştir.(Tire
Süt Kooperatifi web sitesinden yararlanılmıştır.
Mart 2012)
Ankara Otogar
İşletmecileri Ve Otobüs
İşletmeciliği Kooperatifine
Büyük Ödül
Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmesinde
vatandaşlara 24 saat kesintisiz şehiriçi servis
hizmeti veren Ankara Otogar İşletmecileri ve
Otobüs İşletmeciliği Kooperatifi, Türkiye’nin en
başarılı kooperatifleri arasında yer aldı. Başkan
Ethem Ateş, “Esnafımızın birlik ve beraberliği,
destek ve güveni sayesinde kurumsallaştık. Kurumsallaşma sayesinde de doğru yatırımlar ve
işler yaptık. Yapmaya da devam edeceğiz” dedi.
Otobüsçülük sektörünün Ankara’daki temsilcileri tarafından kurulan ve 50’ye yakın aracı ve
istihdam ettiği çok sayıdaki personeli ile Ankara
Şehirlerarası Terminal İşletmesinde vatandaşlara 24 saat kesintisiz şehiriçi servis hizmeti ver-
50’ye yakın aracı ile 24
saat hizmet
Rixos Otelinde gerçekleştirilen ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın konuşmacı olarak
katıldığı toplantıda, yönetim kurulu üyeleri ile
birlikte hazır bulunan Ankara Otogar İşletmecileri ve Otobüs İşletmeciliği Kooperatif Başkanı
Ethem Ateş, toplantı sonrasında konuya ilişkin
yaptığı açıklamada, kooperatifin bu başarısının
altında Ankara’daki otobüsçü esnafının birlik ve
beraberliği, kooperatif yönetimine gösterdiği
güven ve desteğin yattığını bildirdi.
Ateş “Daha büyük adımlar atmaya devam edeceğiz”
Her zaman üyelerin menfaatlerini gözeterek
gerçekleştirdikleri ciddi çalışmaların kurumsallaşmayı beraberinde getirdiğini anlatan Ateş,
“Kurumsallaşma da bizi doğru işlere ve doğru
yatırımları götürdü. Önümüzdeki dönemde daha büyük adımlar atmaya devam edeceğiz” dedi.
Ankara Otogar İşletmecileri ve Otobüs İşletmeciliği Kooperatifi’nin ülkemizdeki başarılı kooperatifler arasında yer almasının Ankaralı otobüsçü esnafının bir başarısı olduğunu yinelen Ateş,
devlet tarafından önümüzdeki dönem içinde
uygulanacak desteklerden yararlanmak için her
37
türlü çalışmada bulunacaklarını da sözlerine ekledi.
1998’de, 96 AŞTİ esnafı ile kuruldu
S.S.Ankara Otogar İşletmecileri, Otobüs İşletmeciliği ve Servis Hizmetleri Taşıma ve İşletme
Kooperatifi, 1998 yılında AŞTİ’de 96 Aşti esnafının bir araya gelerek, esnaflar arasında birlik ve
beraberliği pekiştirmek, otobüs firmaları üzerindeki külfeti biraz olsun hafifletebilmek, olası sorunları el birliği ile çözebilmek gibi ortak hedefler için kurulmuş olup bünyesinde;
a) Şehiriçin servis hizmetleri vermek,
b) Otobüs parkı işletmeciliği ( 300 otobüs kapasiteli),
c) Aşti Otopark içi restoran işletmeciliği, d) Otobüs yıkama ve ikram malzemeleri konusunda Aşti esnafına hizmet vermektir.(AŞTİ Dernek web
sitesi 20.02.2012)
Başkan Teke’den”Dünya
Kadınlar Günü” mesajı
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Teke, ‘8 Mart
Dünya Kadınlar Günü’ için bir mesaj yayınladı.
Teke mesajında şu ifadelere yer verdi:“Ailenin
temel taşı olan kadınlarımız,ailesine bağlı, ülkesine ve milletine faydalı bireyler yetiştirmek
amacıyla çaba göstermektedirler.
Son dönemde kadınların sadece aile içinde
değil,geçmişe göre tarımsal alanda ve iş hayatında da çokça yer almasının olumlu etkilerini
görmekteyiz ve bu da bizi ziyadesiyle memnun
etmektedir.Biz de yöneticiler olarak iş yerlerinde, bayan personel sayısının artırılmasından
yanayız.
Son yıllarda Tarım Kredi Kooperatiflerinde bu
konuda pozitif ayrımcılık politikası izliyoruz.
Gerek Merkez, gerekse bölge birlikleri ile kooperatiflerde istihdam edilen bayan personelimizin çalışmasından da son derece memnunuz. Bayanların olduğu yerlerde ahenk, huzur,
nezaket ve verimlilik olduğuna inanıyoruz.
38
Bundan sonra da personel alımlarımızı aynı
bakış açısıyla, bay bayan ayrımı yapmaksızın
gerçekleştireceğiz.
Tarımsal anlamda da bir çok kadın çiftçinin erkek çiftçileri geride bırakacak şekilde üretim
yaptığına şahit oluyoruz.Bu alanda faaliyet
gösteren herkese, özellikle de kadın üreticilere
desteğimiz sürecek.Bu vesile ile bu özel günün,
ülkemiz ve dünya kadınları için yapılacak olumlu çalışmalara katkı sağlamasını diliyor, tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Gününü en içten
duygularımla kutluyorum.”(tarım kredi merkez
biliği web sitesi, 08.03.2012)
Adıyaman Esnaf Kefalet ve
Kredi Kooperatifi kongresi
yapıldı
Adıyaman Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifi Başkanı Abuzer Aslantürk seçim değerlendirmesi yaptı. Aslantürk, seçimin adaletli bir
seçim olduğunu ve ileriki zamanda Adıyaman
için projelerinin olduğunu söyledi.
Çok nazik bir seçim olduğunu ifade eden, Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifi Başkanı Abuzer
Aslantürk, “Sonuç itibariyle Adıyaman halkı kazandı. Kaybeden arkadaşımız yok, diğer iki aday arkadaşımız ise mutlaka buraya daha farklı
seviyeli bir hizmet için bu işe talip oldular. Ama
takdir-i ilahi bu yöndeydi ve buranın üyeleri bizi buraya başkan gördü. 5 dönemdir başkan seçildim ama, 3 dönemdir başkanlık yapıyorum.
Benim seçilmeme rağmen başkaları başkanlık
yaptı.
Ben 1997’nin 11. ayında geldim 1998’den beri
buradayım. Bundan sonraki büyük projelerimizden birisi Hukuk Fakültesi. Eğer Adıyaman
üniversitesi senatosu bu konuda karar alır YÖK
de onay verirse, İnşallah hükümetin onay vermesi için de ben onay vereceğim. 2011 yılında
16 milyon lira para dağıttık. Bölge de 25 kooperatif var, bu kooperatiflerden en çok para
dağıtanı da Adıyaman. İnşallah 2012 yılında
45 milyon liraya çıkartmaya çalışacağız” dedi.
(www.adiyaman 24.com, haber kaynağı İHA)
TARLADAN SOFRAYA
ULUSLARARASI TARIM VE GIDA
KONGRESİ’NDEN İNTİBALAR
Abdullah SATOĞLU *
Tarım Federasyonu ile Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Kalınma Bakanlığı, Köy-Kop. ve Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi –TİKA gibi kurumların desteğiyle düzenlenen “Uluslararası TARIM VE GIDA KONGRESİ”, 15-19 Şubat 2012
tarihleri arasında, Antalya’daki Marıtım Oteli
Salonlarında, 69 ülkeden, 1500 uzman ve bilim
adamının katılımıyla gerçekleştirildi.
Kongre Düzenleme Kurulu ve ODTÜ Gıda
Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fatih
YILDIZ’ın, İngilizce yaptığı açış konuşmasından
sonra, Tarım Federasyonu Genel Başkanı Hakan Yüksel ve Onur Kurulu Başkanı Ali Yüksel’le,
Antalya Vali Yardımcısı, Belediye Başkanı, Gıda
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı da birer konuşma yaptılar.
Afrika, Amerika, Avrupa, Avustralya ve
Asya’dan katılan bilim adamlarını temsilen yapılan konuşmaların ardından, dört ayrı salonda
konuşma ve bildirilerin sunulmasına geçildi ve
üç gün süre ile devam edildi.
Hakan Yüksel’in yaptığı konuşmadan öğrendiğimize göre, ülkemiz ve dünya tarımına hizmet
için, konusunda uzman yüzlerce gönüllünün
bir araya gelerek kurduğu ve bugün, tarım sektörü ve kırsal hayatımızda önemli rol oynayan
Tarım Federasyonu; 2009 yılında Tarımsal Kalkınma Derneği olarak yola çıkmış, o günden
bu yana, Türkiye genelinde 41 ilde, 67 dernek
ve 11 Ülke Temsilciliği ile tarıma gönül vermiş,
“Tarım Herkes İçindir” diyen ülke sevdalılarının adresi olmuştur.
* Araştırmacı - Yazar
“İnsanların yaşadığı her çağda ve her toplulukta, tarım sektörünün hayati önem arz ettiği ve
ekonominin temel taşını oluşturduğu öngörülmüştür. İnsanları açlık korkusu kadar, hiçbir
korku etkilememiştir.” diye söze başlayan Tarım Federasyonu Onur Kurulu Başkanı Ali Yüksel ise, daha sonra şunları söyledi;
“Bilim ve Teknolojinin doruk noktaya ulaştığı,
zaman ve mekan kavramının âdeta ortadan
kalktığı bilgi çağında, tarım ve hayvancılığın
önemini göz ardı etmek mümkün değildir.
Unutulmamalıdır ki, Tarım sektörü ekonomik,
sosyal, politik ve teknik yönleriyle, diğer sektörlerden farklı özellikleri olan ve vazgeçilmez
öneme sahip bir sektördür. Tarım ürünlerinin
temel ihtiyaç maddeleri oluşu, bu ürünlere
stratejik bir önem kazandırmıştır. Bütün ülkeler, tarımsal ürünlerde; özellikle tahıl, şeker,
süt, et ve bitkisel yağlar gibi, temel tarımsal
ürünlerde, kendi kendine yeterli olma çabası
içerisinde olup, tarım politikalarını, bu hedef
doğrultusunda yönlendirmektedir.”
300’den fazla bildirinin sunulduğu bu bilimsel
platformda, ülkemizin değişik coğrafyalarından ve kuruluşlardan, tarımsal amaçlı üretim,
gıda güvenliği, tüketim, tarımsal girdi, tedarik
konularında çalışan uzman ve bilim adamlarının bir araya gelerek, çok yönlü tarım ve gıda
ile ilgili, ulusal ve uluslararası ölçekte araştırma, geliştirme, üretme ve pazarlama konularında bilgi ve deneyimler dile getirilmiştir.
Konularında uzman olarak konuşma yapan ve
bildiri sunanlar arasında; Kendilerini yakından
39
tanıdığımız Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Nevzat AYPEK, Türkiye Tarım Kredi
Kooperatifleri Yönetim Kurulu Başkanı İlhami
Teke, Genel Müdür Abdullah Kutlu da, kurumlarının faaliyetleri ve tarıma hizmetleri ile ilgili
geniş bilgi verdiler.
O arada, kongreyi izlemek üzere Ankara’dan
gelen Başbakanlık Müşaviri Saadettin KILIÇ,
TSE Teftiş Kurulu Başkanı Aziz YILMAZ, Antalya İl Emniyet Müdürü Dr. Ali YILMAZ ve Belek
Belediye Başkanı Yusuf MECEK gibi şahsiyetleri yakından tanıma ve sohbet imkânı bulmuş
olmaktan duyduğum engin hazzı da belirtmek
istiyorum.
mısralarında ifade ettiği gibi, yediğimiz ve
yararlandığımız, bitki, mahsûl ve yiyecekler,
topraktan sofraya gelinceye kadar, bir hayli
meşakkatli safhalardan geçmektedir. O itibarla
da, emeği geçenlerin, Allahın izniyle ecrini göreceklerine inanıyor ve onlara imreniyorum…
Yine biliyorum ki, edebiyatımızda, bilim adamlarımız tarafından kaleme alınmış, toprak, tarım, meyve, sebze ve yemek kültürü ile ilgili
çeşitli makale ve kitaplarla, özellikle halk şairlerimizin terennüm ettiği yüzlerce şiir ve destan bulunmaktadır.
Son derece başarılı bir organizasyonla gerçekleştirilen Tarım Kongresi, Avrupa Birliği Bakan
Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Nuri YAŞAR’ın, yaptığı veciz bir kapanış konuşmasının ardından,
tarım ve gıda alanında, üstün başarı sağlamış
45 yerli ve yabancı uzman ve bilim adamına
plaket ve ödüllerin sunulmasıyla sona erdi.
Bunlara örnek olmak üzere, 1907 yılında vefat
eden Kayserili Halk Şairi “Dülger Muharrem
Usta”nın, sebze ve meyvelerin fayda ve özelliklerinden bahsettiği “Nebatat Destanı”ndan
bazı bölümler sunuyoruz;
Temennimiz, kongrede sunulan bildirilerin en
kısa zamanda kitap halinde toplanarak, katılımcılara ve tarımla ilgili kurum, kuruluş ve şahıslara ulaştırılmasıdır.
Bahar eyyamında erer ısbanak.
Ben bir tarımcı değilim. Hele üretici hiç değilim… Ama iyi bir tüketici ve kemâl-i âfiyetle hazırı yiyen birisiyim… Tarım Federasyonu Başkan
ve yöneticilerinin, onur misafiri olarak nazik
dâvetlerine icabetle, takip etme imkânını bulduğum uluslararası bu muhteşem platformda
gördüm ve öğrendim ki, ünlü halk şairimiz Âşık
Veysel’in;
Yüzün yırttım, tırnağınan elinen
Karnın yardım kazmayınan belinen.
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır.
Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi.
Kazma ile yarmayınca kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır…
40
Nebatat üstüne bir destanım var
Tuz ile hazından çok noksanım var
Kızıl biber, kimyon, çaman, sarımsak.
Sarımsak der, namusumuz yücedir
Sucukla pastırma bizde eğlenir.
Kıyma kenarında soğan incelir
Mantının üstünde ne güzel sumak.
Sumakta turp ile lahananın
Pancar, şalgam ile pezük havanın
Dereotu, mâdenis, targın, reyhanın
Havuç tekem değil, ekmeğe dayak.
Otağ kurmuş asma, üzüm birinci
Hakkında âyet var, hoş tut pirinci.
Yemiş ağacına tımar verinci
Gümrahlanır fidan, nur olur oymak…
YERİ GELDİ ARTIK, AÇIK
KONUŞALIM!
H. Rıdvan ÇONGUR *
Yaşı seksene doğru yol alan, bir aksakal olduk
artık. Konuşmak, TRT ve Üniversite’de geçen
günleri düşünürsek, meslek gereği; yazmak ise
severek yapılan baş uğraş. Okuyanlar olur, dinlenir belki diye yazıldı bu yazı. Duyarak, düşünerek kaleme alınan bu yazı, bu topraklardan
sebeplenen ama ayrı bir ”halk” olduklarını belirtme gereğini duyanlara hitap ediyor.
Hatırlatma “Bir” :
Efendiler! Bu Anadolu topraklarının üstünde
yaşayan, soyum tarih kadar eski, Türk’üm, Türk
milletindenim. Devletim, Türk Devleti. Adını
bu coğrafyayı vatan yapan soydan almakta. Bu
toprakları atalarım fethetmiş, vatan yapmış,
bizlere emanet etmiş. Aksini iddia eden varsa,
çıksın. Anlayacakları dilde anlatalım
İstiklâl Savaşı’nda yoluna baş koyan, can veren
Anadolu erlerinin kurduğu “Türkiye Cumhuriyeti”, çöken “Devlet-i Âliye” yerine kurduğum,
sahibi olduğum bu devletin adı.
Dilim Türkçe. Bayrağım, ay yıldızlı Türk bayrağı.
Söylenen milli marşımın dayanağı T.C. Anayasası. Gereken her gün, her yer ve zamanda,
hep birlikte ayakta söyleyip dinlediğimiz marş,
Mehmet Âkif Ersoy’in yazdığı ve “Kahraman
Ordumuza” ithaf ettiği “İstiklâl Marşı”...
Değiştirilecek yanı olsa da, uyduğum baş yasa
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası”. Onun, hiçbir
şekilde “değiştirilemez” dediği temel hükümlerinde de bunlar açıklanıyor ve teminat altına
alınıyor.
Dinim İslâm. Bütün bu saydıklarım, benim ve
“Ben Türk’üm” diyenler için “Ebed-müddet”
geçerli.
Hatırlatma : İki
Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları olarak bu
topraklarda doğduk, onun nimetlerini paylaşarak büyüdük, bu toprakları hep birlikte koruduk ve üzerinde yaşadığımız için korunduk,
kollandık. Varlığımızı onunla sürdürdük, yaşadık, yaşıyoruz.
Aramızda ayrı veya “aykırı” düşüncelere sahip
olanlar bulunabilir. Onlar, kafalarına ne koymuş, neye hizmet etmekte, bilemiyoruz. Fakat, ne düşünürse düşünsünler, kendileri bilir,
düşünmekte elbet serbesttirler. Ama yasaların
tanıdığı düşünce hürriyetiyle sınırlı olduklarını
da iyi bilsinler. İstedikleri gibi kullanabilir, neyi
hayal ediyorlarsa öyle yaşayabilirler. Kimsenin
düşüncesine, ne düşündüğüne karışmıyoruz.
Deriz ki: Sadece hayallerinin nereye vardığını bilmeleri gerek. Bu coğrafyadan bir vatan
yaratılırken, yüzyıllar boyu akan kanlarla bu
Cumhuriyeti kurmanın nelere mal olduğu, görülmektedir ki, kimilerini hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Binlerle, yüz binlerle şehidin kanı pahasına kurulan ve yaşatılan bu devlet bölünür,
parçalanırmış, umurlarında bile değil !.
Hatırlatma: Üç
Hanımlar, Efendiler ! Biz, Oğuz boyundan gelen ve Anadolu’yu merkez yaparak üç kıtaya
hükmeden topraklar üzerinde bir medeniyet
* Şair-Yazar
41
kurmuş Türk soylu insanlarız. Bu topraklar üzerinde yaşayan, Türk’ten gayrı “vatandaş” lar,
başka başka soylardan gelmiş insanlar yaşamış, onların da varlıklarını kabul ediyor, vatandaşımız sayıyor, seviyor, koruyor ve kolluyoruz.
Dinleri ayrı, kimi Hıristiyan, Musevî, Süryanî,
kimilerinin mezhepleri farklı, hatta kimisi dinsiz. Bin yıldan beri bu topraklarda birlikte yaşadık. Birbirimizle karışıp kaynaştık. Ortak bir
kültür meydana geldi. Türk kültürü damgasının
altında, başka kültürler de vardı, Türk adı altında ona zenginlik kattı. Ancak, buna aldırmadan, bazılarının bugüne kadar değiştirmeden
devam ettirdikleri eski kültürlerinden kopmak istemiyor, yaşatmayı düşünüyor olmaları
mümkün. Kendilerini farklı da görebilirler. Bir
diyeceğimiz yok...
Yine karışmayı düşünmediğimiz bir başka husus şudur: Bir araya gelince konuştukları dilin,
sözün gelişi Rumca, Ermenice, Çerkez ve veya
Kürtçe olması da bizi ilgilendirmiyor. Analarından öğrendikleri dildir, kendi aralarında kullanma hakları var. İlgilenmiyor, karışmıyoruz
ama, bu ülkede birlikte yaşarken, Türkçe konuşulması gereği de iyi bilinmeli, Devletin uyulmasını istediği her kurala olduğu gibi buna da
uyulmalı, saygı gösterilmelidir.
Hatırlatma : Dört
Ülke yönetiminde son söz milletin kurduğu
Meclis’te. “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözü boşuna mı söylenmiş? Adı, lâf olsun
diye mi “Türkiye Büyük Millet Meclisi” ? Her
toplantıda bu sözle karşılaşıyorlar ama bazıları başka soydan gelmiş olduklarını unutamadıkları, bu milletin bir parçası olmayı kabul
edemedikleri için, görmezlikten geliyor. Bu
kapsamlı sözün farkında bile değiller...
Kim bilir, belki niyetleri başka. Bu söz, onları
kucaklamıyor, bir anlam ifade etmiyor. Öyle
veya böyle, bilmeleri gerekmez mi? Orada
bulunmalarını o söze borçlu olduklarını da...
Anlaşılan o ki, bazıları kendilerini nedense
hiçbir zaman “Türk” olarak ‘hissetmedikleri’
için, Türk’ün Meclisinde akıllarına koydukları,
42
bildikleri havayı çalıyor, oturuyor, kalkıyor, konuşuyor... Neden seçilir bir insan, iyi bilmeli.
Nerden, kim seçerse seçsin, “milletvekili” sıfatıyla bütün ülkeyi temsil ediyorlar. Bir ilin,
bölgenin, etnik kökenin, din ve düşüncenin
‘çığırtkanı’ değiller, olamazlar da...
Dünyanın neresinde bunun benzerini gördünüz ve görebilirsiniz, bana söyler misiniz?
Demokrasinin beşiği olduğu söylenen
İngiltere’de mi, yoksa Almanya, İtalya, Fransa,
her hangi bir Avrupa ülkesinde veya Amerika
Birleşik Devletlerin de mi ?
Amerika, Osmanlı Devleti’nin yakın çağlarda ortaya çıkan kopyası. Kaç değişik ırktan,
ayrı ayrı kültürlerden gelen insanın ülkesi?
Zenci’ler ne zulümlere uğradı, dışlandı, ama
dâvalarını güderken ülke yasalarına saygılı
oldular. Hak savaşı yaparken, onlar ve hangi
etnik gruptan olursa olsun bütün başka soydan gelen insanlar, aynı dili konuştu, aynı
bayrağın altında buluştu, devlete, ortak tarihe saygı duydu ve sahip çıktı. İlk başkandan
son seçilen Başkan Obama’ya nasıl gelindiğini
görmek gerek... Bir spor müsabakasında ipi
göğüsleyen, renginden kim olduğu belli yarışçının Amerikan millî marşını nasıl dinlediğini,
herhangi bir renkteki çaput parçasına değil,
bayrağına nasıl gururla sarıldığını da görmek
gerek. Görmek için göz ister tabiî !
Hatırlatma: Beş
Devletin dili Türkçe. Tartışmak mümkün müdür bunu, hayır! Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değişmez, değiştirilemez ve
hatta tartışılamaz hükmü. Mecliste, devlet kurumlarında, eğitim ve öğrenim görülen okullarda, konuşma, görüşme, anlaşma, eğitim,
öğretim, iletişim bu dille yapılır. İki dilli eğitim,
devlet hizmeti söz konusu ise iki ayrı dile dayanan uygulama söz konusu dahi olamaz.
”Türkçülüğün Esasları”nı yazan, Diyarbakır
doğumlu büyük vatan evlâdı Ziya Gök Alp ne
güzel söylemiş, hatırlayın:
“ Güzel dil Türkçe bize,
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En sâf, en ince bize.”
Boşuna mı söylemiş ?...
Kim ki başka bir dili kullanıyor, bunun için dayatıyor ve buna kalkışıyorsa o ülkede oturma,
“beraber yaşama” anlaşmasını bozuyor demektir. Kim ki, al bayrağın yerine kızıl bir çaputu koyuyor, bir de sarı, yeşil renkleri ekleyip
“bayrak” diye sallıyorsa, “Ben sizden değilim !”
demek istiyor. Kim ki, İstiklâl Marşı söylendiğinde ayağa kalkmıyor, katılmıyor, söylemiyorsa, “senin saygı duyduğun marşla ilgim yok”
demektir.
Nerede görülmüş bu saydıklarım?
Hatırlatma: Altı
Efendiler! Devletim, Türk Devleti. “Türkiye
Cumhuriyeti” adını bu coğrafyayı vatan yapan
soydan aldı. Dilim Türkçe. Bayrağım, ay yıldızlı Türk bayrağı. Gereken gün ve zamanda, hep
birlikte söylediğimiz, ayakta dinlediğimiz marş,
Âkif’in yazdığı ve “Kahraman Ordumuza” ithaf
ettiği “İstiklâl Marşı”.
Uyduğum baş yasa “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” nın - değiştirilecek bir yanı tartışılsa,
hatta olsa da - onun, hiçbir şekilde “değiştirilemez” dediği temel hükümlerinde yer alıyor.
O ve diğer değiştirilemez hükümler “ebedmüddet” geçerli.
Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları olarak bu
topraklarda doğduk, onun nimetlerini paylaşarak büyüdük, yaşadık, korunduk, kollandık, yaşıyoruz. Aramızda ayrı veya “aykırı” düşüncelere sahip olanlar bulunabilir. Onlar, kafalarına
ne koymuş, neye hizmet etmekte, bilmiyorum.
Ne düşünürse düşünsünler, kendilerine yasaların tanıdığı düşünce hürriyetini sonuna kadar
kullanıyorlar. Neyi hayal ediyorlarsa öyle yaşasınlar. Böyle düşündüklerini bilsek de, düşüncelerine karışmıyoruz.
Kurdukları hayalin nereye vardığı, bu Cumhu-
riyeti kuran insanlara neye mal olduğu, onları
hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Yeter ki, amaçlarına ulaşsınlar. Şehit kanlarıyla kurduğumuz bu
devlet bölünür, parçalanırmış, umurlarında bile değil !.
Hatırlatma: Yedi
Biz Türk milliyetçisiyiz. Bir zamanlar Anayasa’mızda da yer aldığı gibi. Fakat, ırkçılığa varan bir milliyetçilik anlayışıyla ne ilgimiz, ne
ilişkimiz var.. Irkçılığın, aslında milliyetçiliğe
düşman olduğunu biliyor, buna inanıyor, öyle
düşünüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda yaşayan, Türk
soyundan gelsin gelmesin, herkese Türk denilir, öyle çağrılır. Artık bu ad, anlam genişliği
kazanarak bu topraklarda bütün yaşayanların
ortak adı olmuştur. Bu adın bir kavime ait olmaktan çıktığı, daha kapsayıcı bir anlama geldiği, artık milletin adı olduğu nasıl bilinmez?
Anayasa ne diyor : “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür” demiyor mu? Türk Vatanını korumak için herkes nasıl kanını döktü, canını ortaya koydu ise, etnik
kökeni şu veya bu olan herkes aynı mücadeleyi
el ele sırt sırta yaptı ise, bu gün yaratılmak istenilen ayrıcalığın ne anlamı var?
Son hatırlatma:
Siyasî partiler, basın, üniversiteler, millet yararına görev yapmakla yükümlü kurum ve kuruluşlar, onların başkan ve üyeleri anlaşmak, birleşmek ve uzlaştırıcı tutum göstererek içinde
bulunulan durumdan çıkılmasına ön ayak olmak mecburiyetindedirler. Başkaca bir çözüm
yolunu göremiyoruz.
Vatan ve millî birliğimiz için ne yârdan geçeriz,
ne serden... Aksini düşünen, hareket edenlerin
vay haline! Ayranımız bir kez kabarmaya görsün, biline...
43
ÇANAKKALE ZAFERİ
Derleyen: Zeki BİRDOĞAN *
“Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz
ölünceye kadar gelecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler
ve başka komutanlar kaim olabilir”
M. Kemal Atatürk
25 Nisan 1915
Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anlayan
itilaf devletleri 10 Ocak 1916 tarihinde
Çanakkale savaşları 19 Şubat 1915’de kutsal toprakları terk etmişlerdir. (Anıt
başlamış 8-9 Ocak 1916’da Türk ordusunun Yazıtları)
zaferi ile son bulmuştur. Türk ordusu 287
gün süren bu muhteşem vatan savunmasına
Gelibolu Yarımadasının
425.GÜG askeri ile katılmış, 253.000 şehit
Önemi
vermiştir. Çanakkale’yi geçmeye çalışan
itilaf devletleri 525.000 askerle geldikleri Yüzyıllar boyu Türk Boğazları, açık denizlere
savaş alanında 200.000 İngiliz, 48.000 inmek, sıcak iklimlere kavuşmak politikası
Fransız, 20.000 Avusturalya’lı, 10.000 Yeni güden güçlerle, Ortadoğu, Akdeniz ve Hint
Zelanda 6.000 Hintli olmak üzere 284.000 Okyanusunda egemenlik kurmak isteyen
güçlerin uyguladıkları emperyalist politikalar
askerini kaybetmiştir.
sonucu, jeopolitik açıdan stratejik bir önem
* Türk Kooperatifçilik Kurumu Müdürü
arzetmiştir. Çanakkale boğazına hakim olma-
Çanakkale Savaşları
44
Çanakkale Mustafa
Kemal’in Atatürk Olduğu
Yerdir.
Türk Askerine (Mehmetçiğe)
nın en önemli koşulunun, Gelibolu Yarımadasına hakim olunması gerektiği Çanakkale
savaşları ile kanıtlanmıştır. Yarımadanın önemini belirleyen başlıca olgular şunlardır:
1 - Dünya savaş tarihinde dar bir alanda
500.000 askerin hayatını yitirdiği sayılı savaş
alanlarından biri olması.
2 - Balkan bozgunundan sonra, şan, şeref ve
kahramanlıklarla dolu Türk Milletinin tarihine, destanlarla dolu yeni bir onur belgesi
eklemesi.
3 - Kurtuluş savaşımızın liderliğini yapan büyük ATATÜRK’ün Arıburnu-Anafartalar cephesinde kazandığı kesin zaferle tarih sahnesine çıktığı yer olması.
4 - ATATÜRK’ün sözü ile “Bütünüyle bir Türk
Abidesi” niteliğinde olan yarımadanın, günümüzün genç ve gelecek kuşaklarına barışın
değerini anlatan, savaşın vahşetini gösteren
önemli bir tarihi mekan olması.
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği
seninkinden daha temiz, daha sağlam
bir askere rastgelinmemiştir. Her zaferin
mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı
senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatınla,
hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi
temiz kalbinle düşmanı nihayet alt eden
büyük gayretin için, gönül borcunu ve
teşekkürümü söylemeyi nefsime en aziz
bir borç bilirim.
M. Kemal ATATÜRK
Mehmetçiğe Çanakkale
Savası’nı Kazandıran
Yüksek Karakteridir
Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre
yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin
hiçbiri kurtulmamacasına hepsi düşüyor.
İkinci siperde olanlar yıldırım gibi onların
yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek
bir soğukkanlılık ve tevekkülle bilemezsiniz.
Bomba şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni
görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve
en ufak bir çekinme bile göstermiyor.
Sarsılma yok, okuma bilenler Kur’an-ı
Kerim okuyor cennete gitmeye hazırlanıyor.
Bilmeyenler ise: Şehadet getiriyor. Ve ezan
okuyarak, yürüyorlar. Her yer cehennem gibi
kaynıyor. 2Ü düşmana karşı her siperde bir
nefer, süngü ile çarpıyor, ölüyor, öldürüyor işte
bu türk Askerindeki ruh kuvvetini gösteren
dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan
tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız
ki, Çanakkale muharebelerini kazandıran bu
yüksek ruhtur.
Mustafa Kemal
45
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el,
ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
46
Mehmet Akif Ersoy
I. ULUSLAR ARASI TARIM-GIDA
VE GASTRONOMİ KONGRESİ
ANTALYA’DA YAPILDI
Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulu
Başkanı Prof. Dr. Nevzat AYPEK, I.Uluslararası
Tarım-Gıda ve Gastronomi Kongresine katılarak; Başkanlığını Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürü Abdullah
KUTLU’nun yaptığı, Prof.Dr.Bahri KARLI (
S.Demirel Üniversitesi Ziraat F.), Oktay MALYEMEZ ( Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği
Genel Müdür Yardımcısı) ve Murat KARA ( Ziraat Bankası Kredi Politikaları Bölüm Başkanı)’nın
katıldığı oturumda bir tebliğ sundu.
Tarım Federasyonu ve ODTÜ İşbirliği düzenlenen Kongre; çoğunluğu Birleşmiş Milletler
Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ndan olmak üzere 65 ülke temsilcilerinin katılımı ile 15-19.Şubat.2012 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi.
Prof. Dr. Nevzat AYPEK, “ Kırsal Kalkınmanın
Finansmanı ve Örgütlenme” isimli bildirisinde;
kırsal kalkınmanın ekonomik ve sosyal amaçlarından hareketle, kırsal kalkınmanın makro,
bölgesel ve mikro açılardan sosyo- ekonomik
sonuçlarına değindikten sonra Bilgi Çağı olarak
isimlendirilebilen çağımızda, artan rekabetin
ortaya çıkardığı ölçek ekonomisi ve bunu teminen gerçekleştirilen şirket birleşmelerine vurgu yaptı. Nitekim, özel sektör ve kamu sektörü
yanında üçüncü sektör olarak isimlendirilen ve
aynı zamanda sosyal ekonominin araçlarından
olan kooperatiflerin de bir birleşme şekli olduğunu ve bizatihi birim kooperatiflerle başlayan
birleşmenin kooperatif üst örgütlenmesini tamamlamasıyla zirveye ulaşacağını, ideal ölçeği
yakalayacağını ve ölçek ekonomisi sonuçlarını
kooperatif ortaklarının ve kırsal kesimin hem
ekonomik hem de sosyal açılardan yaşayabileceğini savundu. Böylece, bir taraftan kırsal
kesimin ekonomik hayata dolayısıyla üretime
katılımı sağlanarak; makro, bölgesel ve mikro
açılardan ekonomik kalkınmaya katkı verecekleri diğer taraftan sermayenin tabana yayılması ile sosyal refahın artırılmasına, demokratikleşmeye / demokrasinin gelişmesine ve sosyal
düzene / barışa destek olunacağını tebliğ etti.
47
VEFAT VE BAŞ SAĞLIĞI
Türk Kooperatifçilik
Kurumumuz Üyesi
Ferruh ÖZCAN 18.03.2012
Tarihinde
Vefat Etmiştir.
Merhuma Tanrıdan Rahmet,
Yakınlarına Baş Sağlığı
Dileriz.
48
Download

İndir (PDF, 2.43MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu