SEVGİYE DAİR…
Düzce Üniversitesi
Teknoloji Fakültesi
İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğrencileri
Editör: Yrd. Doç. Dr. Latif Onur UĞUR
Bu Kitap Düzce Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğrencileri Tarafından Kaleme Alınmıştır.
Editör
Yrd. Doç. Dr. Latif Onur UĞUR
Kapak Tasarım
Yrd. Doç. Dr. Bekir ÇOMAK
Arş. Gör. Sercan SERİN
Mizanpaj
Arş. Gör. Sercan SERİN
2014
© Düzce Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü
Her hakkı saklıdır. Bölümün izni olmadan hiçbir biçimde ve hiçbir yolla, çoğaltılamaz ve dağıtılamaz.
Düzce Üniversitesi Teknoloji Fakültesi (D Blok Kat 2)
İnşaat Mühendisliği Bölümü
Konuralp Yerleşkesi/DÜZCE
Tel: 0380 542 11 33
Fax: 0380 542 11 34
E-Posta: [email protected]
İnternet: http://insm.tf.duzce.edu.tr/
ii
SUNUŞ
“Sevmek neymiş bir gün anlarsın” diyor şair (Ümit Yaşar Oğuzcan). Ne mutlu
sevmenin kıymetini erkenden anlayanlara. Sevmeye geç kalmayanlara. Sevilmek için
değil, karşılık beklediğinden değil, hatta sevilen bilsin diye bile değil. Nietzsche’nin
ifade ettiği gibi ‘Seni seviyorsam bundan sana ne?’ diyecek kadar müdanasız
sevmek. Sadece sevmek. Cesurca, emek vererek, sabır göstererek, kabullenerek,
duraksamadan akarak sevmek.
İnsanları, hayvanları, bitkileri, çocukları, yaşlıları, alışkanlıkları, güzellikleri ve hatta
zorlukları, yaşamı ve ölümü sevmek. Kainatın özünün aşk olduğunun farkına varmak.
İlahi sevgi yoluyla kendi özünü keşfetmeyi başarmak.
Bunun hepimize nasip olmasını, sevginin gücünün çatışmaları ve acımasızlıkları sona
erdirmesini diliyorum. Latif hocamızın ve öğrencilerimizin sevgi üzerine çalışmalarının,
konuşmalarının ve paylaşmalarının kıymetini biliyor ve onları yürekten tebrik
ediyorum.
Prof. Dr. Funda SİVRİKAYA ŞERİFOĞLU
Düzce Üniversitesi Rektörü
iii
SUNUŞ 2
İnşaat Mühendisliği Bölümü olarak “araştırmaya ve uygulamaya dayalı ulusal ve
uluslararası; hukuki, teknik, beşeri düzenlemeler ışığında eğitim vermeyi, düşünmeye
ve irdelemeye yatkın; donanımlı, kendine güvenen, mesleğini bilimsel ve etik
kurallara göre uygulayan, insani değerlere sahip, saygın, evrensel düzeyde inşaat
mühendisleri ve bilim insanları yetiştirmeyi” misyonumuz olarak belirledik ve bu
hedefe ulaşmada ise “Tüm düşünce ve eylemlerde sevgiyi ön planda tutmanın,” en
önemli temel değerlerimizden biri olduğunu düşünüyoruz. Öğrencilerimizi mesleğinde
yetkin bir mühendis olarak yetiştirirken aynı zamanda hayatta başarıyı ve mutluluğu
yakalamalarına yardımcı olacağına inandığımız çeşitli konulardaki sosyal seçmeli
derslerle de katkı sağlamayı amaçladık.
Değerli dostum ve Bölümümüzün kıymetli hocalarından olan Yrd. Doç. Dr. Latif Onur
UĞUR’un önerisi ile açılan, öğrencilerimizin özgüvenlerini arttıracak ve kişisel
gelişimlerine önemli katkılar sağlayacağına inandığımız “Sevgi” dersini okuttuğundan
dolayı kendisini yürekten kutluyorum.
Sevgi dersini alarak bu kıymetli kitapta bir araya getirilen bir demet gül gibi bizlere
sunulan sevgi kokulu yazıları kaleme alan Bölümümüzün kıymetli öğrencilerini de en
samimi duygularımla tebrik ediyorum.
“Sevgisiz insan, kanatsız bir kuş gibidir. Sevgi, insanı insan yapan, hırstan, kibirden,
bencillikten kurtarabilen biricik ilaçtır” diyor Mevlana. Sevginin yaşayarak
öğrenilebileceğini, sevilmek için önce sevmek gerektiğini bizlere hatırlatan bu güzide
eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkese teşekkür ederim. İnsanların sevgiyi
yaşamlarında rehber olarak benimsediği barış dolu bir dünyada yaşamak dileğiyle…
Doç. Dr. Serkan SUBAŞI
Düzce Üniversitesi, Teknoloji Fakültesi
İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı
iv
SUNUŞ 3
Değerli okuyucularımız,
Bizler Düzce Üniversitesi Teknoloji Fakültesi İnşaat Mühendisliği öğrencileri olarak
yapmış olduğumuz bu çalışmamızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarız.
Bu çalışmamızı Latif hocamız okulun açıldığı ilk hafta yapmamızı istemişti bizlerde
heyecanla yazılarımızı yazdık. Yazılarımızın kitap haline geleceğini bilmiyorduk
hocamız yazmış olduğumuz yazıları beğenince bize kitap yapma teklifiyle geldi.
Bizlerde büyük sevinçle bu teklifi kabul ettik ve yazılarımızı düzenlemeye başladık.
Yazılarımız Düzce’nin yerel gazetesi olan Manşet Gazetesinde yayınlandı. Bizim için
böylesine anlamlı çalışmayı sizlerle paylaşmak istedik. Bu çalışmanın ana teması sevgi
üzerine olup ünlü düşünürlerin cümlelerinin başlığı altına yazılarımızı yazdık. Bizler
kendimize en uygun ifadeyi alıp duygu ve düşüncelerimizi size anlatmak istedik.
Bizlere bu imkanı sağlayan çok değerli hocamız Yrd. Doç. Dr. Latif Onur UĞUR ‘a
şükranlarımızı sunuyoruz. Bizleri böylesine güzel ve anlamlı çalışmaya laik gördüğü ve
değer verdiği için teşekkür ederiz.
Siz değerli okurlarımız umarım kaleme almış olduğumuz bu kitabı okurken kendinize
ve hayat felsefenize en uygun ve ait yazıyı bulursunuz. Keyifli okumalar dilerim.
Derya URMAT
İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğrencileri Adına
v
MERHABALAR
Değerli okurlarımız;
Yirmi birinci yüzyıl insanının belki de şu ana kadar en çok ihtiyacını duyduğu şey (her
türü ile) sevgidir. Tüm yanıtlar, tüm çözümler, tüm mutluluk yolları sevgide buluşur.
Peki tanımı nedir acaba sevginin? Sevgi, sözlüklerde "İnsanı bir şeye ya da bir
kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olarak
tanımlanmaktadır. Sevgi, yalın anlamıyla bir duygu ve heyecan türüdür. Sevgi,
insanın bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermesine denir. Bir
başka tanıma göre de “sevgi, öğrenilen duygusal bir tepkimedir.” Sevgi üzerine pek
çok tanım yapılmış, pek çok felsefi açılımda bulunulmuştur. Tanım fazlalığı, konuya
farklı açılardan bakma ve farklı düşünce ve inanç sistemleri içinde değerlendirme
zenginliğini de beraberinde getirir. Örneğin Roche “Sevgi, dünyayı sıcak, dost ve
güzel bir evren yapan, insanların biçimini değiştiren, dinamik bir güçtür” derken Ülken
“Sevgi, ruhun kudretine teslim olmaktır. Kibiri bırakıp benlik davasından geçmektir”
ifadesiyle, aynı gerçeğin farklı boyutlarını işaret etmektedirler. Mevlana ise “sevginin
söylenemeyeceğini, yaşanabileceğini yani sübjektif bir tecrübe olduğunu”
belirtmektedir. Biz de “sevginin insanı olumlu yönde motive eden bir güç olduğunu”
hatırlatsak bu ifadelere muhalefet etmiş olmayız sanırım.
Kitabi ifadeler böyle diyor da acaba gençlerimiz, geleceğimiz olan evlatlarımız bu
konuda neler düşünüyorlar? Düzce Üniversitesi, Teknoloji Fakültesi, İnşaat
Mühendisliği Bölümü’nde derslerine girdiğim birinci sınıf öğrencilerime bu konuyu
irdelemeye yönelik bir uygulama yaptırdım. Her öğrencim kitaplardan, internetten
sevgi ile ilgili özlü sözler seçtiler ve bu ifadeler üzerine birer yazı kaleme aldılar.
Başlangıçta amacımız sevginin derinliği, öğrenilebilirliği, izafiliği, güvene dayalı olduğu
ve türleri üzerine düşünce egzersizleri yapmaktı. Fakat evlatlarımın kalemlerinden
öyle güzel ifadeler ortaya çıktı ki bir hoca, bir baba olarak beni tarif edilemez
derecede mutluluklara gark etti. Eh, evlatlarım böyle güzel şeyler anlatır, açılımlar
yapar da ben de onların hocaları/babaları olarak kendileri ile duyduğum gururu ve
onuru paylaşmazsam; onlarla övünmezsem olur mu? Olmaz tabii. (Ayrıca onlar yalnız
benim değil hepimizin evlatları değiller mi? Yani bu övünç sizlere de ait.) Bu konuda
Düzce Manşet Gazetesi yönetiminden yardım rica ettim. Ve büyük bir iyi niyetle
vi
öğrencilerimin yazılarının gazetemizde, siz değerli okuyucularımızla buluşması için
gereken desteğin verildiğini gördüm. Kendilerine şahsım ve öğrencilerim adına
teşekkürlerimi sunmak isterim.
Önümüzdeki günlerde, ismi “Sevgi Köşesi” olan bu köşede öğrencilerimin yazıları
sizlerle buluşacak. Hatta birkaç fotoğrafımızı da sizlerle paylaşmayı arzu ettik.
Öğrencilerimle birlikte sizlerin de sevgi üzerine düşünmenize imkan verebilirsek çok
mutlu olacağız. Bakalım pırıl pırıl mühendislik talebeleri sevgiyi nasıl anlamlandırıyor?
Bakalım onların bakış açısı ile sevgi neler ifade ediyor? Bakalım bu genç bakışlardan
alabileceğimiz kopyalar, yeni fikirler neler? Sizleri sevgi üzerine okumaya davet
ediyoruz ve sizleri çok seviyoruz.
Kalın sağlıcakla, kalın sevgi ile efendim.
Yrd. Doç. Dr. Latif Onur UĞUR
vii
viii
SEVGİNİN ÖLÇÜSÜ, ÖLÇÜSÜZ SEVMEKTİR
SPİNOZA
Kalbinin her atışında onu hissetmeli insan, her nefeste adıyla başlamalı hayat, her
bakışta onunla anlam bulmalı yaşam, benliği onunla tam olmalı, onunla bütünleşmeli
her şeyi insanın.
Boş yere de Mecnun olmamalı insan Shakespeare’ın da dediği gibi “Amaç sevgi
uğruna ölmek değil, uğruna ölünecek sevgi bulmaktır.” Her şeye umutlanıp kendini
yormamalı insan, o olmazsa yaşamam dememeli…
Her şeye rağmen uğruna ölünecek sevgiyi bulunca sevgisinde sınır olmamalı insanın,
aslında çokta karşılık beklememek gerekir. Karşılık beklerse insan yorulur, kırılır,
incinir.
İnsan ölçüsüz severse ne karşılık bekler ne de yorulur o sevgiden çünkü ölçüsüz
seven insan onun varlığını içtiği suya sığdırmıştır, onun kokusunu hafif bir rüzgara
sığdırmıştır, onun yüreğini yüreğine sığdırmıştır.
Onu ölçüsüz sevip, varlığı ve yokluğuyla kabul etmiştir.
Esra DURMAZ
1
SEVGİ
Sevgi kalplere sığmayacak kadar büyük anlatılmayacak kadar küçüktür. Aslında
sevginin tarifi yoktur. Her insan sevgiyi baksa tarif eder. İnsanlar sevgiyi hep
uzaklarda ararlar ama en yakınında olduklarını bilmezler. Çünkü sevgi aile ile baslar
hayat boyu devam eder. Sevginin insana bıraktığı hazzı yaşayan insan asla hayattan
ümidini yitirmez ve sıkı sıkı tutunur. Sevgi insana tek başına bile ömür boyu mutluluk
verir. Sevgisiz hayat çölde su arayan insan gibidir. Sevgiyi paylaşmak insanı yüceltir.
Bir sevgi kolay bulunmaz. Ben size kendi mesleğimden örnek vereyim bir binayı
yapmak bir yıl sürer ama yıkmak beş dakika. İnsanda karşısındakine sevgisini öyle bi
hissettirmeli ki o sevgi yıkılmasın. Hayat herkese farklı acılardan bakar ve ben
hayattan alacağım nasibi bu yasımda aldım. Sevgisizliğin ne olduğunu nasıl bir his
bıraktığını uzun yıllar yasadım ve ben muhatap olduğum herkese sevgimi belirttim.
Hayatın acımasızlığı da sevgiyi çürütür. Ama asıl önemli olan o acımasızlığı sevginin
mükemmel gücüyle yenmektir. Ben ki bunu sevgiyle başardım. Hayatın tatlılığını
yaşadım. Sizlerde sevginin gücüyle her şeyin üstesinden gelebilirsiniz. Sevgi insanın
ufkunu kalbini açan Allah’ın bize verdiği lütuftur. İnsanın gönlünü açan bakısını
değiştiren bir sermayedir. Günümüz insanının tek sevgisi para sevgisi olmuş. Nerde
Allah sevgisi nerde peygamber sevgisi nerde aile nerde insan sevgisi. Yazık hem de
çok yazık. Atalarımızdan bugüne gelen insan sevgisini unutmuşuz güzel kardeşlerim.
Para sevgisi bütün sevgileri yakmış yıkmış. Ben ki o insanları gördüğümde
utanıyorum. İnsanoğlunu para hırsı almış götürmüş benliklerinden. O saf temiz şefkat
sevgisi şu an yerlerde. Bunları söylemek çok zor ama hayatın gerçeğini anlatıyorum
ben size. Utanılacak halimizle gurur duyuyoruz resmen hayat bu hale gelmiş. Bütün
yıllar bizleri Türk Milletini ayakta tutan yaşatan ve ilelebet yaşatacak olan tek şey
sevgidir ve sevgi olacaktır. Bu bize yaradılışın bir gereği ve atalarımızın yadigârıdır.
Bizler ki bu milletin damarlarındaki asil kanlarıyız. Bu kanı hak ettiği yerde sevgiyle
muhafaza edip gelecek kuşaklara aktarmaktır tek görevimiz. Sevgisizlik çaresizlik
getirir ve bu çaresizliğe düşmemek için sevgiye sıkı sıkı sarılmalıyız. İnsanoğlunun
elinde ki tek var olan sermaye sevgidir. Bunu seneler boyunca kullansak bile asla
bitmeyecek bir sermaye. Kardeşlerim sevgiyi paylaşmak insanın onurunu artırır. Var
olan hayatta arkamızdan söylenecek tek şey sevgidir.
Sizinle paylaşacağım son sözüm hayatınızda sevgiyi en üst yerde tutun. Bizler insan
olarak kaybettikten sonra var olan sevgimizi anlar ve pişmanlık duyarız. Siz siz olun
hayatınızda önem arz eden her şeyin kıymetini kaybetmeden bilin ve sahip çıkın.
Sevgi yaşamak ve yaşatmaktır…
Hakan YOLCU
2
BİR İNSANI SEVMEKLE BAŞLAR HER ŞEY
Sait Faik ABASIYANIK
İnsanlar doğar, büyür ve ölür. Makinalar üretilir, kullanılır ve çöpe atılırlar. Onlar için
tamirciler olduğu gibi insanlar içinde vardır. Doktorlar. Makinalardaki kablolarla
insanlardaki damarları da benzetebiliriz bu bağlamda. Bu tür benzerliklere rağmen
neden onlar makinada biz insanız? Bizi birbirimizden ayıran ne?
Biz insanız çünkü bizim duygularımız var. Dünyanın en soğuk insanında acıma
duygusu, en mantıklısında anlık hareket etme isteği olmuyor mu? Peki bizi insan
yapan bu duyguların temelinde ne var? İşte bu soru bizi en güzel duyguya götürüyor,
sevgi. Herkes birilerini sever. Sadece sevmek değil nefret duygusu da insanlığın bir
parçasıdır tabi. Sevgi ve nefret iki zıt duyguda olsa birbirleri için bütünleyicidir. Ve
Sait Faik Abasıyanık’ın söylediği gibi her şey sevmekler başlar bence. Yahut sevmekle
biter. Herkesçe bilinen sözdeki gibi en büyük aşklar nefretle başlar. Yani işin başı
olmasa da sonunda sevgi vardır mutlaka. Nefretse sadece bir geçiş noktası. Buna da
yine herkesçe bilinen bir örnek vereyim ki o da şöyle; açlık kötüdür ama aç kalmadan
tokluğun kıymeti anlanmaz. Yani nefret olmadan sevginin güzelliği olmaz. Çünkü o
zaman güzelliğine dair karşılaştırma yapabileceğimiz bir kavram olmaz.
Sevginin bir şeylerin başlangıcı olabileceğini söylemiştim. Evet, olabilir, her şey bir
insanı sevmekle başlayabilir. İlk kez aşık olan bir insan hiç olmadığı kadar mutlu
olabilir. Hiç yaşamadığı huzuru aşkta bulabilir ama hiç çekmediği kadar acıda çekebilir
canı da yanabilir. Zaten her şeyden kasıt illaki iyi şeyler değil ki. Ama iyi şeylerinde
kötüleri gölgede bırakacak kadar mutluluk verdiği de yadsınamaz bir gerçek. Örneğin
ikinci bahar metaforu bunu açıklamaz mı? Belli bir yaşın üstünde aşkın tadılamayacak
olduğunu düşünenler kadar bunu tadanlarda yok mu? Ve bunu yaşayanlar hep
demezler mi ikinci baharımı yaşıyorum diye. Yani yeniden gençliklerini, o güzel
zamanlarını, hayata adım attıkları başlangıç yıllarını yaşarlar. Aşık olup yeniden
doğduğunu söyleyenlere ne demeli, doğum bir başlangıç değil midir? Buna sevgiyle,
severek ulaştıklarını anlatmazlar mı bu şekilde.
Dediğim gibi her şey birini sevmekle başlar. Sevmek her şeyi sıfırlayabilen en güçlü
duygudur. İnsanların, hep açmak istedikleri beyaz sayfaların anahtarı gibidir.
Aylin Nur ÇABUK
3
YALNIZ SENİ SEVENLERİ SEVMEK, SEVGİ DEĞİL DEĞİŞ TOKUŞTUR
Cenap ŞAHABETTİN,
Sevgi bir kelime kalıbıyla sınırlandırılamayacak kadar kıymetli bir duyguyken, bunu
yalnız seni seven insanlarla paylaşmak ne kadar doğru olabilir ki… bu benim ve cenap
Şahabettin’in sözündeki gibi sevgi iyi bir olguya çıkar ilişkisine dönüştürür ki buda
sevginin kavramına, doğasına, içinde bulundurduğu tüm o duygulara aykırıdır.
Sevmek, çoğu zaman bizim tercihimiz bile değildir. Birini görüp ben bunu sevmeliyim,
bu insan benim hayatımın anlamı olmalı diyemezsin. O insanı sevdiren şey bazen bir
bakışı, bazen de bir sözü olur. Küçük bir an senin hayatını değiştirecek büyük bir olayı
doğurabilir. Eğer birini seni sevip sevmediğine göre yargılasaydık, çoğu insan birbirini
hiç sevmezdi. sonuçta hangimiz ilk görünce ben bunla dost olamam iyi arkadaş
olamam dediği biriyle sonrada samimi olmadık ki? Bu olay bile bize aslında sevmenin
bizim tercihimiz olmadığını gösterir. Eğer bizim tercihimiz olsa başta sevmediğimiz
biriyle niye yakınlaşalım. Ona kendimizi aktaracak kadar güvenip, bağlanalım. Sadece
bizi değer veren insanlarla olmak, bizi tanımayan, sevmeyen bir insanı sevmen için
uğraşmamak kolay yolu tercih etmektir. Kolaydır seni sevenle vakit geçirmek çünkü
bilirsin sen ne yaparsan affedecek, yanında kalacak. Ama sen affeden taraf olduğun
zaman iş değişir o zaman anlarsın seni seven insanın değerini. Seni seven insanın
değerinin Uludağ’ın en derinliklerinden gelen su kadar kıymetli olduğunu işte o an
anlarsın. İçini ferahlatıp, tatlı bir huzur veren su gibidir sevilmek. Bu kadar harika bir
duyguyu karşılıklı olarak göstermenin insanlığa yapılan haksızlık olduğunu fark etmeni
sağlar. Bir durumda vardır ki; insanlar seni ne kadar sevdiğini dile getirse bile seni
%100 sevdiğinden emin olmazsın. Ama bir insanı sevip sevmediğini bilirsin. Çünkü o
muhteşem duygular senin ruhunda dolaşır, seninle bir bütün olup yaptığın hareketleri
etkiler. Sevdiğin insanla bir bardak çay bile özelken, tek başınayken önündeki
dünyadaki en sevdiğin içecek bile sana tat vermez. Dostoyevski’nin “Cehennem,
gönüllerde sevme kabiliyetinin kalmamasıdır.” sözündeki gibi sevginin olmadığı ortam
en iyi yer bile olsa bir insan için çekilmez bir yer olur. Bence, işte bu yüzden her
anımızı sevgiyle dolu yaşamalıyız. Sevgi ulaşılabilecek en büyük doruk olmalı
hayatımızda hep ulaşmayı dilediğimiz ve herkese ulaştırmayı amaçladığımız bir
misyonumuz olmalı.
Zehranur KARAMAN
4
SEVGİ
Sevgiden açılınca söz pek de mantıkçı olamıyor insan. Korkak bir dünya; herkesten
gizlediği ,açılmasından endişe duyduğu o kapı sanki açılmış da, içindeki pamuk kalbi
yani gerçek kendini ele vermişçesine ağlıyor minik bir çocuk gibi .
Canlılar doğuyor , yaşıyor ve ölüyor .Aslında iki kişi seviyor birbirini ve bir başkası
uyanıyor böylece dünyaya .Yaşamaya başlıyor usulca sevginin masum meyvesi ve
seviyor oda habersizce birilerini. Sevdiği için üzülüyor gün geldiğinde ve kahkahalar
atıyor bazen de eşsiz bir ritimle. Sevgiyi tattığı için uğraşıyor, başardığı ise mutlu
ettiğinin gülümsemesini seyrettiği için yeniden seviyor. Tüm duyguları oluşturup
hepsini de kovalıyor gibi çocuksu sevgi, haylaz aslında seni çoğullaştırıyor gizliden
gizliye.
"İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti." diye bir cümleye rastlamıştım
Nazım Hikmet şiirlerinden birinde. Bir başkası olduğumu fark ettirmişti bu bana
birdenbire. Cinsiyetim gereği ilk önce "aşk" anlamında çağırıyor bir şeyler beni
yanına. Aşk ; çılgınlık ,delilik ister. Sevgi ise aşkı sakinleştirip şefkati tattırır bana
göre. Aşk ile kendini tanımaya başlayan sen ,sevgi ile o olursun sanki .Gözyaşlarına
,kırgınlıklarına dayanamazsın, onun için yaşarsın ki bunu yapmamalısın kendince Aşk
tüm bunları yaptıracak kadar masum değildir, seni alıp götüren ise sadece bir tutam
sevgidir; o öyle güçlüdür ki ….
Tüm duyguların mimarıdır diye düşünmüştüm ben sevgi için. Duyguların acımasız
dışa vurumu ise gözyaşıdır bence. “ Serçeler ağlayınca ölür.” Diye tuhaf bir bilgi
okumuştum günlerden bir gün. Sevgi duyguyu doğurur, duygu ise dışa vurulur. Yani
canlılar doğar, yaşar ve ölür. Bu sıradaki yargıyla sırası hakkında çekimser olsam da
canlılar sadece sever.
Çiçek; güneşi sever, birde suyu. Güneş gelmez boynu bükülür. Bir sabah
uyandığımda annemin usulca suyunu verdiğini ve konuştuğunu gördüm onunla.
Dakikalar içerisinde toparladığını gözlemledim çiçeğin. Güneşi annem olmuş, suyuna
da kavuştuğu içinde
mutluluktan uçuyormuş.
Balıklarımız vardı bizim birde, küçükken amcamlara vermişti onları annem ve babam.
Bir gün sonra öldüklerini öğrendik ki hem alışıp hem de sevmişlerdi herhalde bizsiz
zor oldu yaşamak.
Sevgi iyi seni uyandırır; sana yepyeni, ipiyi bir sen kazandırır. Gülmek, yaşamak,
ağlamak, kırılmak, kırmak bunlar kaçılacak korkunç bir şey değildir. Zaman sürekli bir
şeyler götürecektir, biz içimizdeki sevgiyi yani en iyi bizi gizlemek yerine sonsuz
mutluluğa uçmayı tercih etmeliyiz. Ve insan içindeki saadeti tanıdığı an ,kendinde
gizlemediği o an gerçekten gerçekten büyüdüğünü görüp korkmayacaktır…
Merve ASLAN
5
Unutma!
Daha fazla mutlu olmak yok!
Daima şimdiki kadar mutlu olacaksın.
Çünkü arzuların hep sınırsız olacak.
Erdal DEMİRKIRAN
İnsan bencildir, sizin tabirinizle egoisttir! Her zaman daha fazlasınız ister; daha fazla
sevmek daha fazla sevilmek ister, bu şekilde ünlenmek ister, Mecnun olmak ister
Leyla olmak ister!
Ama bu olay sadece masallarda, hikâyelerde gerçekleşir. Gerçek hayatta ne çöllere
düşen aşk hikâyesi vardır, ne de dağı delen bir âşık. Çünkü insan kendisi için sever
mutlu olacağını düşündüğü için sever mutlu edeceğini düşündüğü için değil! Bu
nedenle de sevdiği insana sahip olana kadar elinden geleni yapar sahip olduktan
sonra her şey değişir. Artık mutlu olmuştur istediğine ulaşmıştır ve daha fazla mutlu
olmak için çok çaba göstermesine gerek kalmaz.
Platonik aşklarda buradan çıktı ya; karşılıklı olmayan bir sevgi ama seviyorum diye
diretti insan, hâlbuki sevgi karşılıklı olsaydı aşkı anlattığı kadar büyük olmayacaktı
sadece istediğini elde edemediği için içinde ki hırsı aşk zannetti! Aslında bir bakıma
haklı evet bu aşktı ama insanın kendine olan aşkıydı: elde edebileceğinin en iyisini
istemişti, ulaşamayınca bu ısrarında diretti kendini, daha çok severse, daha çok âşık
olursa, daha çok acı çekerse; mutlu olacağına, sevdiği kişinin fikrini
değiştirebileceğine inanıyordu. Her şeyi kendisi için yaptı insan; baktı olmuyor; her
şey karşılıklıdır dedi. ‘Ben seni seviyorum sende beni sev! Sonuçta ikimizde mutlu
olalım’ şeklinde bir mantık kurdu. Sonra gün geldi ve insanları kendilerine olan aşkı
dışlanır oldu. Kim kendini övse bencil, egoisti, ukala, kendini beğenmiş gibi birçok
kötü tabir üretildi. Özgüven ve öz sevgi azaldı bu nedenle…
Öyleyse aşk direk insandır; tahribat, bitmeyen tüketme isteği, hep bir fazlasını
istemek, mutlu olmak istemek, rahat olmak istemektir. İnsanın kendi için her şeyi
yapabilmesidir aşk! Kendi istekleri için başkalarını düşünmemektir. Geriye kalan her
şeyse sadece sevgidir. Sevgi ise aşk için hissedilen duygulardır.
Mehmet ÖZDEMİR
6
YAŞAMI SEVMEK
İnsanın bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten
duygu, sevgidir.
Yaşananları hep değiştirmeye çalışırız. Aslında yaşananlar değişir mi? Boyut değiştirir
sadece. Neşelendirir bazen yaşananlar, heyecanlandırır, sinirimizi bozar bazen,
vurdumduymazlaştırır bazen. Sevgi her şeyi birleştirmez mi ? Bu yaşananlar yorar
bazen, bıktırır, yıpratır. Yolumuzu değiştirir bu yorgunluk kimi zaman. Sevmekten
korkar hale getirir bazen yaşananlar. Oysa doğayı, hayvanları en önemlisi insanları
sevebilmek harikadır. İnsan sevdikçe güçlenir, yücelir ama bunun farkında değildir.
Korkarak yaşarsak kendi hayatımıza sadece eşlik ederiz. Bu yüzden ne kadar korksak
ta sevmekten vazgeçmeyiz. Yaşamımızın her yolu sevgiye çıkar. Sevgi beraberinde
merhameti de getirir, iyiliği, vicdan sesini getirir.
Geriye dönüp baktığımızda yorsa da sevgi dolu geçirdiğimiz zamanlar hep daha çok
mutlu etmiştir. Yaşamı sevmemiz hayatta karşılaştığımız her şeyi sevmekten mi
geçiyor.
Samimiyet ararız her türlü ilişkimizde. Sevgiden geçer samimiyet. Huzur isteriz her
ilişkimizde. Sevgiden geçer huzur. Bağlılık, sadakat isteriz her ilişkimizde. Sevgiden
geçer bağlılık. İlgi bekleriz her ilişkimizde. Sevgiden geçer ilgi. Sevgi ararız
hayatımızın her yönünde. Karşılaştığımız her şeyde aradığımız tüm özellikler onu
sevmediğimizde bizi uzaklaştırır kendinden. Sevgidir her şeyi güzelleştiren.
Yürekten sevmek lazım herkesi, her şeyi sevmek… Sevdikçe güzelleşiyor çünkü
yaşam. Hayatın esprisi gibi. Her şeye sevgi ile yaklaştıkça mutlulukta bir gün mutlaka
seni bulur.
Mihlican ÖZEL
7
SEVMEK...
Canımız yanasıya, gözlerimiz dolasıya sevmek... Aslında sevmek bir ihtiyaç, bir
gereksinimdir hepimiz için. Bana gelip sevmek nedir deseler sevmek mutluluk,
sevmek acı, sevmek hayattır derim. Ne demiş Mevlana ; ''Şah bile sevgiye köledir.
''Şah her oyunda en güçlüsü olarak görünür; oysaki piyon, at, fil, vezir kendi canını
şah için vermese şah kendi başına bir anlam kazanır mı? İşte en güçsüz görünüp
sevgisi ile bir oyunu tamamlayan bu taşlar bile bize örnek olabiliyor sevgiyle. Gerçek
hayatta da bu böyle değil midir? Bana gelip sevgisiz bir dünyayı anlat deseler onu
kötülük dolu, sahtekarlık dolu, insanların duygusuz sahte pencereden bakan iki
gözden ibaret olduğunu anlatırdım. Oysa sevgi emektir. İnsanın varoluş nedeni bile
sevgiden geçiyorken biz sevgiyi sadece basit aşk mektuplarında veya soyut bir şeymiş
gibi dilimizde kullanıyorsak o sevginin zevkine, o sevginin insanoğluna kattığı o
mutluluğa nasıl şahit olabiliriz ki? Sevgi bu dünyanın bir nevi varoluş nedenidir. Bence
sevgi yoksa duygu yoktur, duygu yoksa insanoğlunun varoluş nedeni yoktur diye
görüyorum. İnsanın temel kaynağı olan sevgi anlatılamaz yaşanır ancak ve eğer siz
bunun farkında değilseniz hala sevgiyi bir soyut kelime olarak görüyorsunuz. İlk
olarak düşüncelerinizi ve daha sonrasında etrafınıza bakıp sevginin size kattığı
değerleri görmenizi isterim. Sevgi bu dünyanın varoluş nedenidir. O yoksa hiçbir
canlının ve duygunun anlamı yoktur. Sevgisiz bir dünyanın hiç yaşanmaması için
kalplerde huzurun, mutluluğun eksik olmaması gerektiğine inananlardanım.
Merve ÖNALAN
8
AŞK, SANDIĞIN KADAR DEĞİL, YANDIĞIN KADARDIR.
HZ. MEVLANA
Sevgi nedir?
Bu soruya cevap vermek çok zor hatta imkansızdır. Sevgiyi tanımlayamazsın
anlatamazsın sadece yaşayabilirsin. İliklerine kadar yaşayabilirsin. Hem anlatılabilen
bir şey olsaydı. Söylenmez miydi bize bu giz. Sevgi tarafsızdır, evrenseldir, her şeye
hitap edebilir. Birey sevgiyi alır ve istediği gibi kullanır. Mecnun alır sevgiyi ondan bir
leyla yapar, Tahir hep baktığında sevgiye Zühre’yi görür. Hz. Mevlana bakar ve “ey
sevgili rabbim” der. Tabi günümüzde sevgiye bakış açısı biraz değişti. İnsanlar artık
inanmıyor. “Eğer anlatamıyorsak o zaman var olan bir şey değil” diyorlar. Oysaki
sevgi bambaşka bir şeydir. Bence duyguların temelinde sevgi vardır. Sevgisi olmayan
insan gerçek anlamda öfkelenemez, üzülemez, mutlu olamaz… Halk ozanımız Yunus
Emre’nin de dediği gibi “Benim özüm sevgidir. Ney gibidir sözüm. Sevgili ile
beraberken koptum sevgilinin sazlığından. Sevgim oldu artık aşk. Sevgilinin aşkı ateş
oldu içimde. O aşkla yandım kül oldum. İçimde bana ait hiçbir şey kalmadı. Sonra o
kavuşma arzusu feryadım oldu. Sesim çıktıkça daha çok yandım. İnledim.”
Yada Hz. Mevlana’nın da mesnevisinde belirttiği dizeler:
“Ey sevgili kapına geldim ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. Sen yeter ki ‘kim o’ de.
Kim olmamı istiyorsan o olmaya geldim.”
Sevgi başkadır. Gözlerimizi dünyaya ilk açtığımız anı bir hayal etmeye çalışın. İlk
sevgimiz bizi öpüp koklayan bir kadına değil miydi. Bize her baktığında bizi yer
yüzündeki her şeyden herkesten daha sevip bizi hep koruyacağına yemin eder gibiydi
sanki bakışları. Sonra o sevgiden bir saygı oluştu küçük dünyamızda. Bir kaya geçit
vermeyen bir duvar sanki. Sanki herkesin korktuğu bir tek bizim korkmadığımız bir
insan. Babamız…
İlk kahramanımız. Çocuk aklımızdaki ideal insan. Aslında en başta da dediğim gibi.
Sevgi bir çok duygunun belki de bütün duyguların temelidir. Size bunun gibi daha
birçok örnek gösterebilirim. O da uçsuz bucaksız yerlerde değil, yanı başımızdan,
hayatımızın içinden, etrafımızdaki insanlardan.
Son satırlarımla hemen toparlıyorum. Duygularımızın bilhassa sevgimizin kıymetini
bilmeliyiz. Onlardan uzak durmak için bahaneler bulmak yerine ona sahip çıkmalı onu
korumalıyız. Bizi biz yapan bizi insan yapan sevgimiz arzumuzdur. Onu yerden yere
vurmak yerine hayamızın içine almalıyız. Duygularımız bizim bu hayattaki
rehberlerimizden biridir.
Muhammed Maruf AKDIK
9
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR
Hz. MUHAMMED (sav)
İnsan yaratılan her varlık gibi bir sevgi, bir aşk üzerine yaratılmıştır. Yeryüzündeki
canlı veya cansız her varlık bir sevgi bir aşk döngüsüyle vardır. Eşref-i mahlukat olan
insan, başka bir deyişle yaratılan en şerefli mahluk olan insan, onu seven, ona aşık
olan bir yaradan tarafından yaratılmıştır. Yoktan var edilen her varlık gibi insan da,
içinde ona aşık olan yaradanın bir tecellisi olan ‘’ aşk ‘’ ı taşımaktadır. Yaradan aşkının
bir tecellisi olan dünya, sevgiyle vardır ve sevgiyle yok olacaktır.
Kuran-ı Kerim de Rabbimizin buyuruyor: ‘’ İnna lillahi ve inna lillahi raciun’’
(Sevdiğinden gelip tekrar sevdiğine geri dönmek)
İnsan denilen varlık sevmeden ve sevilmeden yaşayamaz. Çünkü yaratılışının
temelinde Allah’ın insana duyduğu sevginin tecellisi yatmaktadır. Peygamber
efendimizin buyurduğu; ‘’ Kişi sevdiğiyle beraberdir ‘’ Hadis-i şerif’i tamda bu noktada
insanın sevdiğiyle ne olursa olsun beraber olucağını anlatır. İnsan onu Yaradan ı
sevdikçe ona olan yakınlığı ve bağlılığı artar. Bu bağlılık nerde ne halde olursa olsun
Rabbiyle olucağının bir göstergesidir. İnsan, sevdiğiyle nefes alır, sevdiğiyle yaşar, ve
yine
sevdiğine
duyduğu
o
sevgiyle
toprak
olur.
İnsan Rabbini görmeden sever. Çünkü yaratılışı gereği olarak sevgiye muhtaçtır.
Yeryüzünde sevgiye ihtiyaç duyar. Nasıl mı?
Yalnız başına yaşayan bir insan düşünelim. Hayatında gereksinim duyduğu maddesel
her şeye hemen hemen sahip olsun. Yaşamını elbette devam ettirebileceği hepimizin
ortak kararıdır. Ama yaratıldığı fıtrat, onun hayatı boyunca maddesel ihtiyaçlarıyla
yaşamasına izin vermeyecektir.
İnsan sevdiğiyle beraber oldukça hiç olmadığı kadar samimi hiç olmadığı kadar zıt bir
karaktere bürünebilir. Sevilen sevene diğer yüzünü gösteren bir aynadır. İnsan o
aynada kendini gördükçe sevmenin değerini anlayacak ve ne olursa olsun sevdiğiyle
beraber olmak isteyecektir. Sevilen sevenin en temel ihtiyacı olan, onu gerçekten
insan yapan ‘’sevgi’’nin kaynağıdır! Ve insan sevdiğiyle beraber oldukça o sevme
hazzını tattıkça maddesel zevklerin gereksizliğini anlayacak ve bir ömür, bir ömürden
de öte ebediyen sevdiğiyle olacaktır.
Gönül dediğimiz o uçsuz bucaksız sevgi okyanusu, içinde insanı insan yapacak her
şeyi barındıran o sevgi kaynağı, kaynağını beslemez ise şayet varlığını sürdürmekte
zorlanır. Git gide körelir. İçinde taşıdığı o sevgi cevheri, onu eşref-i mahlukat olan
sevgi, olmazsa olmazı olmaktan vazgeçmeyecektir. İnsan sevmek isteyecek, sevilmek
isteyecektir.
Sevdikçe sevdiğine yakın olacak, yakın oldukça sevgisini arttıracak, mesafelere ve
zamana sevdiğine duyduğu sevgiyle hükmedecek, ve sevdiğiyle beraber olacaktır!
Unutmayalım! Zamana ve mesafelere hükmeden, körelmiş gönül okyanusunu açan…
Sadece ama sadece
SEVGİ’DİR!..
Muhammet Fatih MUTLU
10
SEVGİ RUHUN GÜZELLİĞİDİR
AUGUSTİNGUSE
Augustinguse bu sözüyle ruhun güzelliğinin sevgi olduğunu söylemiştir. Ruh insanın
en gizli kutusu gibidir. Onun güzelliği de sevgidir. İnsanlar yüzyıllar boyu hep sevgi
üzerinde durmuştur. Birçok şair, yazar, sanatçı hep sevgi teması üzerinde
yoğunlaşmışlardır.
Düşününki o kadar insan sevgi üzerinde konuşuyorsa demek ki sevgi değerli bir
hazine.
Sevgi deyince her insan farklı şeyler düşünür. Çünkü sevgi soyut bir kelimedir. Elle
tutamayız ama varlığını hep biliriz. İnsan bir kere sevgiyi tattığı zaman aşık da o olur
maşuk da…
Şimdi diyeceksiniz ki sevgi ile ruhun ne alakası var? İnsan sevdiği zaman ona her şey
Güzel gözükür. Ruhu, kalbi hep güzel olur ve güzel görür…
Örnek verecek olursak Mevlana Celalettin Rumi bu konuda şöyle demiştir:
Aşka sen diye bakmadıktan sonra ben bu aşkı neyleyim? Seni ruhuma cemre diye
damlatmadıktan sonra ben bu bendende neyleyim? Aşk da sen, hasret de sen, bende
sen…
Yani sevgi ruha damlatılan cemre değil midir? Hayat verir. Toprağa damlatırsan
toprak hayat bulur. Suya damlatırsan su hayat bulur. Ruha damlatırsan ruh, beden,
kalp hayat bulur.
Öyleyse sevgi ruhun yansıması, güzelliğidir. Sevgi bu kadar güzelse ruh kim bilir nasıl
güzeldir…
Mustafa KURT
11
SEVGİ HER ŞEYİ BİRLEŞTİRİR
Abdülkadir GEYLANİ
Sevgi dediğimiz kavram soyut ve öznel olup evrenseldir. Soyuttur çünkü belli bir şekli
belli bir hissi yoktur. Özneldir çünkü kimine göre annedir sevgi, kimine göre bir
oyundur, kimine göre arkadaş, kimine göre para kimine göre hayat, kimine göre
doğa… Yani herkese göre değişir. Evrenseldir çünkü dünyanın her ülkesinde, her
ülkenin her şehrinde, şehirlerin her mahallesinde, mahallenin her sokağında her
yerde vardır sevgi.
Menfaatin üstünlük kurduğu şu günlerde insanlığı ayakta tutan en büyük unsur olan
sevginin bu özelliğini seneler önce belirten Abdül Kadir GEYLANİ, ‘’Sevgi her şeyi
birleştirir’’ sözüyle sevginin önemini bize gösteriyor.
Evet bence de sevgi her şeyi birleştirir. Çünkü sevginin azaldığı yerde menfaatler boy
gösterir. Asırlar boyu menfaat dediğimiz kavram insanlığı bölmüş, parçalamış, yeri
gelmiş kardeşi kardeşe düşürmüştür. Ama sevginin üstünlük kurduğu yerlerde
insanlığı parçalamak, bölmek, birbirine düşürmek atomu parçalamaktan zordur.
Sevgi kuvvetli bir bağdır. Üstelik zor bir şey de değildir. Anahtar kelime ‘’sev’’. Her
şeyi sev, aileni sev, arkadaşlarını sev, okulunu sev, hayvanları sev, ülkeni sev,
teknolojiyi sev, doğayı sev, hatta ölümü de sev. Sev ki dünya barışı sağlansın, sev ki
insanlık yaşasın, sev ki mutluluğa basit yollardan ulaşılabilsin, sev ki herkes eşit
olsun…
Son olarak tekrar söylüyorum sevgi her şeyi birleştirir. Yeter ki; sevmeyi bilmeli insan,
insan kalbi sevgi dolu olmalı; eğer her insanın kalbi sevgi dolu olsaydı dünya
bambaşka bir şekilde bambaşka bir konumda olurdu. Zengin fakir ayrımı olmaz,
insanlığın en büyük ayıplarından biri olan kölelik olmazdı.
Özet olarak sevgi sevgi çok kuvvetli bir bağdır. Yeter ki sevmeyi bilelim. O zaman her
şey daha güzel olur…
Oğuzhan USLU
12
YARADILANI SEVERİM YARADANDAN ÖTÜRÜ
Yunus Emre'nin bir sözüdür. Yaradanın yarattığı her şeyi, yaradana olan sevgisinden
dolayı sevdiğini anlatır. Aşkı bir yere yönelmiştir ve aşkına sahip olanın sevdiği ve
yarattıklarını ona olan aşkı için sever. Ondan gelene, ona olan aşkı için katlanır.
Gerçek aşka ulaşmaktır bu. Özü ilahi aşktır. Her insan, herkesi sevecek diye bir şey
yoktur. Ama insanlar çıkar amaçlı olsa da birbirlerini seviyormuş gibi gösterebiliyor.
Önemli olan doğal içten sevgidir. Herkes bu sevgiyi karşısındakine gösteremez. Böyle
bir sevgi tüm insanlığa yayılmış olsa huzur dolu bir hayat yaşayabiliriz. Ama sahte
sevgiler günümüzde daha çok çoğalıyor. Bunun sebebi herkesin çıkar amacı
gütmesidir. İnsanları yaşama tarzı, şartları bu sevgiyi çok etkiler. İnsan zaten çok iyi
durumdaysa hep mutludur ve herkese en iyi sevgisini gösterir. Hiç bir olumsuzlukla
karşılaşmadığı için hayat ve tüm insanlar ona iyi güzel gelir. Bu sayede mutlu şekilde
yaşar.
Günümüz insanlarının geneli böyle değildir. Her kesim farklı farklıdır. Yaşayış
tarzlarları insanların sevgilerini göstermede etkilidir. Sabahtan akşama kadar çalışan
bir insan hayatı demode olmuştur ve aldığı maaşı yetersiz bulmuştur. Onun için en
baştan makamlı insanlara sevgisi azalır. Çünkü onlara karşı ön yargısı olmuştur. Artık
onun gibi makamlı kişilere sevgisi azalmıştır. İnsaların yapısında bu vardır. Mutlu
olmadıkları zaman karşı tarafı suçlu gösterirler, kendilerine düşman ilan ederler.
Bunun çözümü bence yoktur. Adaletsizlikten kaynaklanan, her alanda oluşan
sıkıntılardır. Her aile aynı gelir ile yaşamını sağlayamıyor. Memur kesimi ile işçi sınıfı
sosyal yapısı, maddi geliri, manevi hayatı çok farklıdır. Sosyete kısım için hiçbir şey
sıkıntı değildir. Onlar her zaman mutludur zaten. İşçi sınıfındaki insanlar, köy, kasaba,
insanlar maneviyatı her zaman sağlam ve iyidir. Onlar gerçek sevgisini herkese
tanıtır. Onlarda birincil yaşam tarzı vardır. Her an birbirlerine muhtaç ve birbirlerine
ilgilidirler. Bir kusurları olsa da karşı tarafa sevgileri azalmaz. Çünkü onlar hayatın
maneviyatına ulaşmıştır. O' nun için seviyorlar. Yaradan en güzelini en doğrusunu
yaratmıştır. Her insanın saygısı sevgisi Allah içindir. İnsanların karşı tarafı karşılıksız
sevme meselesi yaradandan ötürüdür. O' nun rahmeti ve bereketi üzerine olmuştur.
Tüm insanlar keşke bunun farkında olsa. Ama artık din, dil, ırk ayrımı yapan insanlar
çoğalıyor. Bunun önüne geçmek gittikçe zorlanıyor. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi,
Sünni diye bölünmelere yol açılıyor. Aslında onların etnik kimlikleri onların elinde
değildir. Allah öyle hayırlısı olduğundan onları öyle yaratmıştır. Suçları yoktur aslında
ama insanlar işlerine geldikleri gibi dışlama yapabiliyor ve kendi aralarından
soğutuyorlar. Ellerinden bir şey gelmediği için o hayatı kabullenip yaşamak zorunda
kalıyorlar. En büyük ayıp ve suç etnik kimlikten insanlara ayrım yapılmasıdır.
Başkalarının yanında onları küçük düşürmek için ellerinden geleni yaparlar. Ama onlar
aslında en büyük ayıbı gruplaştırma yoluyla yapıyorlar. Kendilerini küçük düşürüyorlar
ama farkında değiller. Allah böyle olsun diye kimseyi değişik yaratmadı. Herkes bir
sınavda aslında, ama bunun farkına varamayan binlerce insan var.
Müslüman bir ülkede yaşamamıza rağmen en çok bizim ülkemizde bu olaylar
yaşanıyor. Kürt asıllı gençler kendi hakları için sokaklara dökülüyor. Sonra milliyetçi
gençler çıkıp onlara karşı sokaklarda savaşıyorlar. Devlete hep zarar, insanlığın geldiği
kötü durumu iyice kızdırıyor. Bu çok kötü bir olay. Her insanı yaratan Allah olduğu için
herkesin birbirine karşı olumlu ılımlı davranması gerekir. Sevgi içten gelmesi lazım
13
insanlar o zaman hep mutlu olur. Bir insanın diğerine yaklaşımı içten doğal olmazsa
çıkar amacı güderse o ilişkileri çok kısa sürer. Bu ilişkinin sağlam olması için insanların
en baştan maneviyatı yüksek olması lazım. Bu sayede bakış açıları değişir. Etnik
kimliğini önemsemez ve tüm insanlar kardeşçe geçinir. Gerçek sevgi ilahi aşktır. O' nu
sevmek gerçekten onu yaşamak her insana nasip olmaz. Allah aşkını yaşayınca insan
huzur dolar ve diğer insanlardan kendini farklı kılar. Her meseleye bakışı farklıdır.
Diğer insanlardan farklı düşünceleri oluşur. O'nun yolunda artık çok iyi bir kul
olmuştur. Sevgiyi bulmuştur Allah aşkına ulaşmıştır. Diğer insanlara sevgisi yüz kat
artmıştır.
Artık bu sevgi meselesi farklı şeylere yol açıyor. Günümüzde herkes kız erkek ilişkisi
olarak aşk diye ölüyorlar. Herkesin amacı farklı artık. Ama Allah sevgisi, gerçek insan
sevgisi çok farklıdır. Bu sayede insan çok hoş olur insanların içi huzurla dolar ve
hayatı hep anlamlı olur. Yaradan her insanı hakkıyla olması gerektiği gibi yaratmıştır.
Herkesin bunu kabullenmesi lazımdır. Hayat paylaştıkça sevdikçe güzeldir. Her zaman
yaradandan ötürü yaratılanı sevmek gerekir...
Ömer ALTINADAĞ
14
KURŞUN SESİ KADAR HIZLI GEÇER YAŞAMAK. ÖYLE ZORDUR Kİ;
KURŞUNU HAVADA, SEVGİYİ DE YÜREKTE TUTMAK.
Murathan MUNGAN
Gerçekten zor mudur sevgiyi yürekte tutmak? Sevgi nedir peki? Yürek nedir? Sözlükte
yürek; bir kimsenin ruhsal yönü, duyguların kaynağı olarak tanımlanıyor. Sevgi gibi
kutsal bir duyguyu ise birkaç basit sözlük cümlesiyle açıklayabileceğimizi
zannetmiyorum. Bir sözlükte sevgi “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi
ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olarak tanımlanırken, başka bir sözlükte ise
“Hoşa giden bir şeye eğilim, tutkuya dek varabilen bir ruh durumu” olarak
tanımlanmış. Ben olsam bu tanımların içine kızgınlığı, kırgınlığı, gözyaşını, kıskançlığı,
şefkati, sabrı, mutluluğu, gülümsemeyi de koyardım. Bu duyguların hepsi
birleştiğinde, yüreğinize sıcacık bir şey dokunduğunda veyahut yüzünüzde küçücük
bir gülümseme belirdiğinde, işte ben ona sevgi derim. Şimdi soruyorum size; bu güzel
duyguyu yürekte tutmak zor mudur? Değildir. Hatta bazen sevgiyi yürekten söküp
atmak, ancak bir kurşunu havada tutmak kadar zor olabilir. Yaşamak hızlı geçer, evet
ama nasıl geçer? Sadece sevgiye tutunacak gücü olan yaşar der sosyoloji ve psikoloji
profesörü Thador Wiesengrund Adorno. Yaşam başlı başına sevgiyi içermelidir.
Ancak, yüreğimizde sevigi varsa yaşamak; yaşamaktır. Hayat sevgiyle güzelleşir,
çekilebilir kılınır. Sevginin olduğu yerde hayat vardır der Gandi.
Sadece insanı sevmek değil bahsettiğim, her şeyi sevmek. Her sabah özellikle ondan
çay içmek istediğimiz bardağımızı, giymekten en çok hoşlandığımız hırkamızı, denizi,
hayatı, Jack Landon’un Sevginin Katıksızı kitabında bahsettiği gibi köpeğimizi sevmek.
İnsanlar sevgi görme ihtiyacı içindedirler. En çok da sevgi gösteren insanlar karşılık
beklerler. Sevgi her zaman karşılık görür diyor Dosteyevski fakat karşılık görmediği
zamanlarda olur. Böyle zamanlarda yüreğimizdeki sevgiyi siler miyiz, karşılık
görmüyor diye atar mıyız yüreğimizden? Hayır. Bazen çok, bazen az severiz ama
sevdi mi severiz işte. “Yürekten sevmek” bir deyim gibi kullanılıyor dilimizde.
Yürekten sevmek… Böyle sevdik mi silemeyiz kolay kolay. Sevgiyi yürekten silmek
kolay değildir. Silmenin bu kadar zor olduğu sevgiyi, yürekte tutmanın zor olduğu ne
kadar da yanlıştır. Biz fark etmesek de yüreğimizin bir yerlerinde hep bir şeylerin
yada birilerinin sevgisi vardır. Kurşun sesi kadar hızlı geçen hayatımızda
yetişemediğimizden midir, zaman ayıramadığımızdan dolayı mıdır yoksa yüzleşmekten
korktuğumuzdan mıdır nedir bilinmez durup ta düşünmeyiz onlar hakkında. Halbuki
sevgi yapmaya çalıştığımız bir çok işten çok daha önemlidir. Birini sevmeye koyulmak
başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister. Hatta başlangıçta
öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister, düşünmeye kalkarsan
aşamazsın onu der Sartre. Sevgi önemlidir, yürekte tutmak zor değildir.
Selin Gülnihal İLBAN
15
ŞAH BİLE SEVGİYE KÖLEDİR
HZ.MEVLANA
Bazen çok büyük taşlar altında ezilebiliriz. Belki de hafif kalır büyük taşlar, dev
kayaların yanında. Ama gün gelir bunlara hükmetmemeyi öğreniriz.
Yavaş yavaş başlar her şey. İlk önce incinirsin, kırılırsın, üzülürsün. Sonra incitirsin,
kırarsın, üzersin. Her şeye sözün geçmeye başlar. Hükmetmeye, ezmeye başlarsın.
Senden, senin gücünden başka hiçbir gücün olmadığını düşünürsün tıpkı Firavun gibi.
Dünyaları elinde oynatacağını düşünürsün ki oynatırsın da. Merkez sen olursun. Tam
böyle bir durumda sevgi, kalbinin kapısını çalmaya gelir. Açmak istemezsin. Çünkü
sonunu bilirsin. Belki de korkarsın ama sen istemeden o kapı açılıverir. Sen bir düzene
sahipsindir. Ve bu düzen tatlı bir misafir çocuğunun evi dağıtması misali, ya da belki
de insanı saran o tatlı meltemin tüm yaprakları dökmesi gibi sallanır, ürker, belki de
dizlerinin üstüne çöküverirsin.
Kendine alıştırır seni. Başını döndürür. Yüzünde tatlı bir gülücükle gezmeye başlarsın.
Kalbinin attığını hissedersin. Belki de ilk defa duyarsın bu sesi. Karşısında titrersin. Bir
masumiyet alır seni ve kimsenin bilmediği diyarlara götürür. Kendi diyarlarına… Saflık
denizinde kayıkla dolaşırsın. Kimsenin bilmediği, belki de hissetmediği o duygularla
toz pembe bulutlar üstünde dolaşırsın.
Birden irkilirsin. Diz çöktüren, boyun eğdiren sen diz çöküp boyun eğmeye başlarsın.
Birden gözlerinin karardığını hissedersin. Aslında sevginin gözlerini bağlamasıdır. Dilin
dönmez, sesin çıkmaz oluverir. Ellerin bağlıdır, dizlerin titrek, sesin ürkek…
Selin CÖRÜT
16
SEVGİ EMEKMİŞ,
EMEK İSE VAZGEÇMEYECEK KADAR, AMA ÖZGÜR BIRAKACAK KADAR
SEVMEKMİŞ…
Can YÜCEL
Sevgi; vazgeçmeyecek kadar güçlü ama özgür bırakacak kadar da sevmek demektir.
İnsan karşısındakini vazgeçemeyecek kadar çok sever. Ama karşısındakinin mutluluğu
için, ondan vazgeçecek kadar seviyorsa, onu özgür bırakmalıdır. Şöyle diyelim birini
çok seviyorsunuz. Ama ailen senin onunla mutlu olamayacağını düşünüyor ve seni
ondan ayırmak için onun hakkında olumsuz şeyler söyleyerek, senin düşüncelerini
değiştirmeye çalışıyorlar. Sen bütün bunların karşısında yine sevginden
vazgeçmiyorsun, araya tehditler giriyor. Bu sefer onun mutluluğu, huzuru için ondan
vazgeçmek zorunda kalıyorsun. Ama sevgi öyle güçlü bir his ki, seni ondan
ayıramıyor. Sevgi için herkesi karşına almayı bile göze alıyorsun. Sevgi ne kadar da
güçlüymüş. İnsanlara neleri yaptırıp, neleri göze aldırıyor. Ama çevrendekilerin ve
karşındakinin mutluluğu için ondan vazgeçiyorsun, kendin acı çeksen de onun için
vazgeçmek zorundasın.
Peki ya ben seversem, o sevmezse sevgi nasıl bir hal alır? Sevgi sadece sende vardır.
Onda da sevgi vardır ama senin hissettiğin bir sevgi değildir. Sana arkadaşça bir
sevgi beslerken, başkasına ise her şeyden vazgeçecek kadar olan sevgiyle bakar.
Birde şu açıdan bakalım. “Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür
bırakmayacak kadar sevmekmiş” Can Yücel’in sözü ne çok doğrudur. Ama maalesef
çoğu insan hiç böyle sevmeyi beceremiyor. Sevgi bir kelebeğe benzer; çok sıkarsan
ezersin, çok serbest bırakırsan uçar gider. Pek bir doyumsuz, pek bir karmaşık,
İnsanoğlunun tabiatı. Hep sevgiyi almak isteyip paylaşmak, yerini menfaatle değiştirir
oldu. Menfaat olmadan selam vermez oldular birbirlerine. Oysa bu kadar zor mudur
hiç karşılık almadan sevmek, emek vermek, hep ben merkezli olmamak, neden
insanlar kendilerini anlatmak için gösterdikleri çabayı, özeni, emeği başkasını anlamak
için harcayamaz. Karşılıksız, beklentisiz, yarınsız, umutsuz bir insan nasıl sevilir, nasıl
beklenir gördüm. Peki ya siz? Kaç kişiyi böyle sevip anlayabildiniz ya da bunun için
çaba harcayabildiniz. Umut ediyorum ki evet diyen birçok kişi çıkar. Sevginin
gerçekten hala var olduğunu bilmek, sevgiden vazgeçmemenin bir göstergesidir.
Serdar GEMİCİOĞLU
17
YAŞAMI SEVMENİN EN İYİ YOLU BİR ÇOK ŞEYİ SEVMEKTİR
Van GOGH
İnsan yaşamının olmasa olmazı olan sevgi insanın neyi nasıl yaşaması gerektiği nerde
nasıl davranması gerektiğini olaylara karşı nasıl tepki vermesi gerektiği ve daha birçok
olayda kararlar vermesinde etkilidir.
Sevgi sadece bir insana duyulan sevgi olarak düşünülmemelidir çünkü sevgi anneye
babaya kardeşe eşe dosta doğaya hayvanlara duyulan sevgiler ve daha birçok sevgi
çeşidi sayabiliriz. Tabiki önemi kimi yada neyi hangi sıraya koyduğumuza göre
değişir..
Mesela sevgiyi bir hastalığın ilacı olarak düşünelim hastayken ilaç kullanamasak
iyileşmemiz gecikir bunu için her gün belli miktarlarda ilaç kullanmamız gerekir.
Sevgiye de bu şekilde bakacak olursak yaşamımızın mutlu huzurlu geçebilmesi için
bir şeyleri sevmek gerekir yoksa ilaçsız bir hastalık nasıl ki seni hasta bırakıyor , acı
çektiriyorsa sevginin olmadığı bir yaşamda seni mutsuz kılar hayatta tat almana engel
olur.
Şimdide sevgiyi bir aile için ele alacak olursak çocuklar anne ve babaları tarafından
sevilmeyi ilgi görülmeyi ister bunu göremedikleri zaman da çocukların geleceğe dair
sosyal bir birey olma yolundaki ilk adımlarını atmakta epeyce zorluk çekmekle
beraber sosyal bir vatandaş olmaktan uzak kalıyor olabilir, bir ikinci husus ise çocuk
anne ve babalarında göremediği sevgiyi arkadaş çevresindeki yahut başka yaşıtlarının
anne ve balarının onlara gösterdiği sevgiyi görüp hissederse anne ve basına karşı hep
bir ön yargı içerisinde “neden bana ilgi gösterilmedi neden ben sevilmedim”
düşüncesiyle büyür bu düşünce çocuğun ruh sağlığına, gelece bakışına ve insanlarla
olan diyaloğunu ve görüşmesini olumsuz etkiler zaten günümüzde de toplumun yeni
kuşak sonlarının başında da bu gelmiyor mu demekten kendimi alı koyamıyorum
kendimi..
Mesela anne sevgisini ele alalım insanda olsun hayvanlarda olsun hep anne sevgisi ön
plana çıkar, mesela küçükken yaşadığım bir olayı sizlere örnek vermek istiyorum.
Arkadaşlarım küçük bir kuş yavrusunu ellerine almış oynuyorlar kuşun annesi de
yavrusunu ellerinden kurtarmak için çırpınıp duruyordu fakat yapacağı bir şey
olmadığını bilebile öylece çırpınıp duruyordu hepimiz biliyoruz ki bunu ona yaptıran
tek şey annenin yavrusuna olan sevgisi onu koruma isteği zarar görmesini engelleme
isteğidir.
Başka bir taraftan da bakacak olursak doğaya olan sevgiyi ele alacak olursak doğa
sevgisi birçok şaire, ressama ilham kaynağı olmuş onların eserler ortaya çıkarmasında
büyük yardımcı olmuştu. Çünkü doğayı seven birisi nereye bakarsa diğer insanların
gördüğünden farklı bir gözle görür zaten onu da bizden ayıran tek yönü olaylara farklı
yönle bakabilmesidir.
Yani yaşamda mutlu olmak istiyorsak önce yaratanı sev sonra kendi sev ,aileni sev
,doğayı sev ancak bu şekilde severek mutlu olabilirsin.
Seyfettin ÖZDEMİR
18
ŞAH BİLE SEVGİYE MUHTAÇTIR
HZ. MEVLANA
Mevlana demiş ki "Şah bile sevgiye muhtaçtır." bunun çok anlamlı olduğunu
düşünüyorum.
Bir insan doğduğu andan ölümüne kadar sürekli sevgiyle karşılaşıyor. Anne-baba
sevgisi ilk gördüğü sevgi oluyor, arkasından çevreden gelen sevgi bu ölümüne kadar
sürekli devam eden bir ihtiyaç oluyor. Bence sevgi kendi içinde de ayrılıyor. Bana
göre bir aşuğun maşuğa olan sevgisi ile bir annenin çocuğuna olan sevgisi aynı
olamaz. Ya da bir öğrencinin öğretmenine olan sevgisi ile bir kopek sahibi insanın
kopeğine olan sevgisi .Hepsinin de sevgisi temelde koruyup gözetmek,
sahiplenmektir.
Sevgiyi bilmeden, öğrenmeden görmeden bir insan kendisi olmaz. Başkalarını
sevemez. Hayatında bir boşluk olur. Her zaman arayışta olur sorun şudur ki ne
aradığını asla bilemez. Çünkü sevgiyi herkes kendine göre tanımlar bulur. Bu yüzden
bence evrensel bir sevgi tanımı yoktur. Sevgiyi insan bulduğu zamanda anlayamaz
zaten. Çünkü sevginin buğusu onu göklere çıkarır. Bir insan sevgiyi anlaması için onu
kaybetmesi gerekir. Bu yüzden herkes bir şeyin değerini kaybedince anlar. Sevgide
bunların birincisidir. Zaten Hz. Mevlana ondan böyle demiştir. "Şah bile sevgiye
muhtaçtır."
Bir insan sevgiye sahipken, bu sevgiyi kaybetmesi insanı hasta veya deli eder. Nedeni
şu ki insanı mutlu eden an birinin onu sevdiğini gösterdiği andır. Bu mutlulukların en
büyüğü en yücesidir. Bir insan sevgiye sahip ise o her zaman hayattan keyif alabilir
mutlu olabilir. Sevgiyi görmeyen ise gerçek mutluluğun ne olduğunu bilemez.
Kocaman padişahlar bile sevgisiz kalsalardı imparatorluklara ulaşamazlardı. Onları o
konuma getiren yüreklerinde ki sevgiydi. Halkın bağlılığı, sevgisiydi. Sevginin nasıl
veya nerede var olduğunun bir önemi yoktur. Önemli olan sevginin var olup
olmamasıdır. Sevginin olabilecek olması bile insanı mutlu eder. Sevgi bir insanın
kendisi olmasına yol açar, sinir eder belki ama asla insanı yalnız hissettirmez. Tam
aksine her zaman birinin yanında olduğunu gösterir. İnsan sevgiye sahip ise bu onu
kotu yola itse bile sevginin peşinden gider. Bir insan birini sevdiği zaman onu kıramaz
sonunda pişman olacağını bilse bile asla o yoldan şaşmaz. Bu yüzdendir ki bir kişiyi
kaybetmek istemiyorsanız ona sevginizi gösterin.
Tahayiğit DEMİREL
19
AŞK, İNSANDA BULUNAN DEĞERLERİN EN ULVİ VE İLAHİ OLANIDIR.
Oscar WILDE
Aşk nedir?
Bu sorunun bana göre belli bir cevabı yoktur. Bir çok düşünür veya felsefeci hayatta
bu sorunun cevabını bulmak için çok zaman harcamıştır. O yüzden yazımda ben net
olarak size aşkın tanımını yapmayacağım çünkü bu sorunun cevabı aslında sizde.
Benim yapacağım şey aşk denince ilk akla gelen şeylerden daha geniş bir kavram
olduğunu bazı beğendim tanım veya cümlelerle yorumlamak olacak.
Antonie BRET
"Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur"
Bret e göre aşka yakalanan insan mantıklı düşünemez. Benim ilk aklıma gelen soru
Neden Bret böyle düşünmüştür? Bana göre insan tanımları yaparken yaşadığı hayat
tecrübelerinden yararlanır. Tanımlar tecrübeyle değişim gösterebilir yani insanın 20
yaşındaki güzellik tanımı 40 yaşındakiyle aynı olmayabilir. Bret aşkı mantıksız
davranmaya başladığı zamanlar olarak yorumlamıştır. Yaşadıkları ona bu tanımı
yaptırmıştır. Peki ya siz Bret in bu sözünde ne düşündünüz ?
İnsanların hayatta yaşadıkları aynı benzer şeyler olabilir. Sizde belki Bret e
katılıyorsunuz ama Bret e katılmak onunla aynı tanımı yapmak anlamına gelmez
çünkü yaşanmışlıklar aynı olsa da size etkisi daha fazla olan başka bir şeyi bu
tanımda öne çıkarabilirsiniz.
La Cordaire:
"Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur"
Her şey aşkla başlar sürer ve biter. Bizde aşkla dünya ya gelmedik mi ? Bu hayatta
bir çok tutkularımız oldu. Bazıları işine bazıları eşine bazıları paraya bazıları
inançlarına herkesin bir veya bir çok aşkı olmuştur bu hayatta.
Mevlana diyor ki: ’’Aşk, çorak toprağı gül bahçesi haline getirir. Aşk, her türlü sanatın,
faaliyetin temelidir. Bunun için aşkın candan eksik edilmemesi gerekir .Zira, aşksız
geçen ömür, ömürden sayılmaz’’ der.
Mevlana aşkı La Cordaire gibi tanımlamamış mı ? Farklı açıdan yaklaşmalarına
rağmen Mevlana da La Cordaire da aşkı hayat pınarı gibi tanımlamışlar.
En son olarak da yine bir Mevlana sözüyle kapamak istiyorum yazımı.
Mevlana:
"Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve
akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik
vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve
kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan
gönül adi verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne
de ucu bucağı."
Bana göre de aşk hayatta aldığımız risklerdir. Risk ne kadar büyükse aşkta o kadar
büyüktür.
20
Kumar oynamakta bir aşktır, Para kazanmakta, sevmekte, ibadet etmekte önemli
olan bunları yaparken ne kadar risk aldığınızdır. Hayatta herkesin bir aşkı vardır
önemli olan onları besleyip büyütmektir. Güzel olan aşklarınızı büyütmeniz dileğiyle
Gürkan GÜNAYDIN
21
“İŞİTİN EY YARENLER
AŞK BİR GÜNEŞE BENZER
AŞK OLMAYAN GÖNÜL
MİSAL-İ TAŞA BENZER”
Aşk ve sevgi insanın içinde doğumundan beri var olan niteliklerdir. İnsanlar sevmek
ve sevilmeyi muhtaçtır. ”Aşk Bir Güneşe Benzer” biliyoruz ki güneş dünyamızın temel
enerji kaynağıdır aşk olmasaydı solmaz mıydı içimizdeki tüm yeşillikler ?veya şöyle
soralım aşk olmasaydı sevgi olmasaydı içimizde tohumu ekilmiş potansiyele sahip
fakat yeşile bürünemeyen doğamayan güzellikler hoş mu olurdu ? Elbet olmazdı...
Benim için okşayabilir miydiniz o büyümeyen her çalıyı? Elbet olmazdı... Onlarsız
kutlardık dünyanın bu güzelliklerini, pardon geride güzellik kalmadığını unutmuşum.
Meğer biz sevgiyi kutluyormuşuz o zaman, eh tersini yapacak değildik ne de olsa ?
“Benim pek öyle soluğumu kesecek tutkularım yoktur. Benim kadar boş zamanı
olmayan başkalarına cimriliğin, yükselme hırsının, kavgaların, davaların verdiği aşk
daha rahatlıkla verebildi bana: Kendime daha iyi bakar, daha dikkatli, daha tok gözlü,
daha alımlı olurdum; ihtiyarların surat asmalarından o biçimsiz, o zavallı surat
asmalarından korurdu beni aşk; daha fazla sevip sayılmanın sağlam ve akıllıca
yollarını aratırdı bana; ruhumu umutsuzluktan, bezginlikten kurtarıp kendi kendisiyle
barıştırdı; benim yaşımdakilere işsizliğin ve kötüleşen sağlık durumunun yüklediği bir
sürü sıkıntılı düşüncelerden, kasvetli kaygılardan uzaklaştırdı beni; doğanın ilgilenmez
olduğu kanımı ısıtır, coştururdu; çöküşüne doğru alabildiğine giden bu zavallı insanın
çenesinin dik tutturur, sinirlerini biraz gerer, canına dirlik, tazelik getirirdi. Ama bu
mutluluğa yeniden ermenin hiç de kolay olmadığını iyi bilirim; gücümüz azalıp
görgümüz arttıkça zevkmiz daha nazlı, daha titiz oluyor az şey getirebildiğimiz zaman
çok şey bekliyoruz; seçilmeyi en az hakettiğimiz bir yaşta daha çok seçme hakkı
istiyoruz; kendimizi bildiğimiz için de daha az atılgan, daha kuşkulu oluyoruz;
kendimizin ve başkalarının durumlarını bilmediğimizden, sevileceğimizden emin
olamayız. Kendimden utanırım kanı kaynayan taptaze gençler arasında…”
Ancak sevgi kavramı o kadar da basit değil. Allah sevgisi, devlet sevgisi, aile sevgisi,
arkadaş sevgisi ve sevgililik hele de sevgilim diyebilmek, aşkım diyebimek. Çok
görüyoruz değil mi “AŞKIMMM, SEVGİLİMMM” diyenleri belki biz de yapıyoruz fakat
ne oluyor sıkılıyoruz, soğuyoruz… Oysa sevmek böyle mi ? Sevdiğin zaman kişinin
kusurlarını göremezsin ki içinde yanan aşk seni kör eder he olmuyorsa bahane
arıyorsan sen sevmiyorsun arkadaşım sen yalancısın duygularla oynayan birisin… Bir
de tersten düşünelim sen çok seviyorsun arkadaşım yanıyorsun, ölüyorsun ancak terk
ediliyorsun ama terk edilme nedenin de öyle saçma sapan bir şey diyelim gerçekten
büyük bir eşşeklik ediyorsun hem de çift ş ile fakat bir hata elbet herkes hata yapar
bilinçli yapmıyorsun belki sarhoşsun… TERK EDİLDİN. Şimdi ne yapmalı ? Vaz mı
geçmeli, sonuna kadar devam mı etmeli ? Ben her zaman devam etmeyi tercih eden
ve ettirmeye teşvik edenlerdenim. Vaz geçmenin nedeni nedir ki ? Tabii ki gurur !
Şimdi söyle bana o saçma sapan gurur mu önemli yoksa sana belki de ömür boyu
huzur verebilecek o sevgiye ulaşmak mı. Seviyorsan devam edeceksin önüne çıkan
bütün engellere göğüs gererek hedefe koşacaksın.
22
Yüzde bir bile umut olsa değmez mi ? Aylarca sürünürsün belki, acı çekersin ama
hayatın en güzel anı değil midir o her şeyden vazgeçtiğinde her şey anlamsız
geldiğinde onun tekrar gelmesi. Hayatına gelen kışı bahara çevirmesi ve gelecek
kışlarında onun bir kardelen gibi açıp bütün o kötü zamanlarda yanında olması sana
umut vermesi değil mi en güzeli. Sevgiden, aşktan vazgeçip kışın soğuğunda donup
taş kesilmekte sana kalmış tabi…
“Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil; kendimi öğrenmektir.”
İnsan sevgi dışında kendindeki eksik ve cılız değerleri insan hayatının hiçliğini hesaba
katarak düşünecek olursa hiçbir değeriyle övün.
Furkan SARIHAN
23
SEVGİ ÖLÇÜLEMEZ, ÖLÇÜLEBİLEN SEVGİ ZAVALLI BİR SEVGİDİR…
Sevgi kavramı bence tamamen vektörel bir büyüklüktür yani skaler olamaz çünkü
sevginin sayısal bir değeri olamaz. Ben anneme ‘’anne seni 38 m/s kadar seviyorum.’’
Diyemem yani. Çok saçma bir cümle olurdu. Ama dediğim gibi sevginin bir yönü
vardır birini severim veya sevmem bu kadar basitdir yani. Örneğin amcamı severim
yengemi sevmem, dayımı severim teyzemi sevmem gibi.
Yani sevgiyi ölçütlendirmeye kalkışırsak o sevgi gerçek bir sevgi değildir.
Sevgi çok uç bir konu bence. Yani kişiden kişiye, coğrafyadan coğrafyaya, tarihten
tarihe değişebilen bir konudur. Ki dinler arasında bile farklılık gösterebilir. Örneğin
müslümanlıkta özelliklede bizim ülkemizde ‘’iman sevgisi’’ çok kullanılır. Genelde
muhabbet şöyledir; bir insanın içini iman sevgisi kaplamışsa ona hiç bir zarar gelmez.
Evet bunu bende bazen kullanıyorum. Ailemden akrabalarımdan çok duyduğum bir
muhabbetdir. Düşünsenize iman sevgisini ölçütlendiriyoruz ne? saçma olurdu. Ama
farkındaysanız burada da bir yönelim var imana olan Allah’a olan Kur’an’a,
Peygambere olan sevgi bahsediliyor. Tarihler arasıda farkedebiliyor dedim. Evet
çünkü ben şuna inanıyorum eski insanların birbirine olan sevgisiyle şu dönemdeki
aynı değil. Bu sadece insana karşı değil vatana millete karşıda öle. Örneğin Çanakkale
savaşındaki atalarımız vatan sevgisi uğruna canlarını feda etmiştir orada. Ama bu
dönemde aynı savaş olsa aynı sonuçla karşılaşabilir miyiz dersem orası şüpheli işte…
Yani demem o ki tarihten tarihe farklılıklar oluyor. Ve netice olarak sevgi asla ve asla
ölçütlendirilemez…
Akif ÖZGEN
24
İNSANLAR VE SEVGİLERİ
İnsanlar sevgiyi küçümserler. Oysaki küçümsenemeyecek kadar güçlüdür ve birçok
şeyi mahvedebileceği gibi birçok şeyide güzelleştirebilir. Örneğin; Kütahya’nın
Tavşanlı ilçesindeki bir ilköğretim okulunun 7. Sınıf öğrencileri, ilginç bir deney
yaparak, ‘’sevgiyle yaklaşım ve güzel sözün’’ canlılar üzerindeki etkisini ortaya
koymaya çalıştı. Öğrenciler tarafından iki ayrı kavanozdaki suyun içine konulan gıda
maddelerinden, bir ay boyunca her gün ‘’güzel söz’’ söylenenin tazeliğini koruduğu,
’’hakarete uğrayan’’ın ise bozulduğu bildirildi. Deneyi yapan öğrencilerden Onur
Tunçay, iki kavanozdaki suyun içine birbirine benzeyen havuçlar koyduğunu, birinin
üzerine ’’teşekkür ederim’’, diğerinin ise ‘’aptal’’ yazılı kağıt yapıştırdığını söyleyerek,’
’Aynı odada birbirinden uzak köşelere koydum.’Aptal’a her gün nefret dolu kötü sözler
söyledim.’ Teşekkür ederim’e her gün sevgi gösterip, güzel sözler söyledim. Bir ay
sonra, havuçlardan biri şalgam suyu gibi kokarken, diğerinin çok kötü koktuğunu
farkettim’’dedi. İnsanlarda böyledir işte ilk doğduklarında onlarda birbirine çok
benzerler. Birine sevginizi ,ilginizi ve zamanınızı verirseniz ileride oda çok güzel kokar
yani iyi biri olur, güzel işler yapar. Diğerine ise sevginizden, ilginizden ve
zamanınızdan vermeyip bunlardan uzak büyütürseniz bi süre sonra kötü kokar yani
kötü biri olur, kötü işler yapar. Bu yüzden ona kızmaya hakkınız yoktur siz ona ne
vermişsiniz ki ne istiyorsunuz. Bu yüzden çocuklarımızı ve sadece onları değil diğer
çocuklarımıza sevgimizden vermeliyiz ki onlarda başkalarına verebilsinler.
Psikanalist Erich Fromm sevgiyi 5 türde sınıflandırmıştır. Kardeşçe sevgi, anaç sevgisi,
cinsel sevgi, öz sevgi ve tanrı sevgisi. Kardeşçe sevgi; insanlarını kardeşlerine olan
sevgidir. Bu sevgi bizim sorumluluk, saygı ve başka insanları düşünme gibi
özelliklerimizin gelişmesini sağlar yoksa bile bunları bize katabilir. Anaç sevgisi;
annenin çocuklarına olan sevgisidir. Bu sevgide karşılık beklemek yoktur. Anne
çocuğunu severek zaten kendini seviyordur. Bu sevgide ise koruyuculuk ön plandadır.
Bu sevgiyi sadece çocuklarımız için kullanmayız da sosyal yerlerde başka insanlara
karşıda bu sevgiyle yaklaştığımız olur. Cinsel sevgi; Karşılıklı koruyuculuk, onaylama
davranışlarını içerir. Diğer türlerden farkıysa eşitliğin olmayışıdır. Örneğin; bir anne
sevgisi çocuklarının hepsine eşittir. Ancak cinsel sevgide tek bir kişi seçilir. Tek eşlilik
iyi eş seçimiyle verimli bireylerin doğmasına sağlar. Eşler birbirini severlerse çocukları
da bundan etkilenir ve mutlu bir ortamda büyüyerek ileride oda mutlu bir ortam
oluşturur. Öz sevgi; insanın kendine olan sevgisidir ve bencillikle karıştırılmamalıdır.
Bencillik, diğer kişileri görmezden gelerek, onların varlıklarını önemsemeyerek,
herşeyi kendi için isteyip gerekirse bunun uğruna diğer kişilere zarar vermektir. Öz
sevgi ise insanlara olan sevgisinin insan olduğu için kendini sevmesinden
kaynaklanıyor ve bir dönüşlülük için gereklidir. İnsan önce kendini sever sonra
başkalarını sever. Kendine sevmeden başkalarını sevmeye çalışmak ancak aciz bir
bağlılıktır. Tanrı sevgisi; sevme ihtiyacının temelidir. psikolojik olarak dış dünyadan
ayrık olmaktan uzaklaşma deneyiminde bulunma isteğidir. Tanrı burada, en üst
düzeydedir. Sevmenin türü ne olursa olsun her türü çok güzeldir. Her sevgi bize bir
şeyler katar. Bizde başkalarını severek onlara bir şeyler katarız. Hayatlarımızı,
çocuklarımızın hayatlarını hatta başkalarının hayatlarını daha iyi olmasına bir yardımcı
olarak sadece sevgimizi kullanmak yeterlidir.
Nurhayat DAYAL
25
SEVGİ SADECE İNSANA MAHSUSTUR
İnsan taşıdığı ve yaşadığı duygularla değer kazanmaktadır. Sevmek duygusu da
insana verilmiş en güzel ve anlamlı duygulardan bir tanesidir. Sevgi, sadece insana
mahsus bir duygudur. Bu duyguyu, en mükemmel şekliyle yaşayabilen sadece
insandır. İnsana sevmek yakışıyor. İnsan, sevince ve sevilince insandır. İnsan, her
şeye karşı taşıdığı sevgisiyle âlemin her tarafıyla alâkadardır. Sevgisi ne kadar
büyükse, insan o kadar büyüktür. İnsan, sevgisiyle anlam kazanıyor. İnsanı insan
yapan değerlerdendir sevgi. Sevgi kapasitesi yoğun insanlardan oluşan bir toplum,
hayatın yaşamaya değdiği, insan olmanın lezzet verdiği, insanlar arası ilişkilerin
kaliteli olarak icra edildiği bir dünyanın kapılarını açacaktır. Sevgiyi taşımak ve
yaşayabilmek her insanın harcı değildir. Bu sanatı herkes güzel icrâ edemiyor.
Sevmek gerçekten sanattır. Dünyanın yaşanabilirliği, sevginin insanlardaki oranıyla
alakalıdır. Nitekim sevgisizler yüzünden her geçen gün dünya neşesini, sevincini,
heyecanını kaybetmektedir. Sevgisizler dünyaya daha çok hükmettiğinde, dünya
ömrünü tamamlamış olacaktır.
Ahmet TÜRKER
26
YAŞAMAK İÇİN SEVMELİYİZ
Sevgi insana has bir özelliktir. Bu özellik insanı diğer canlılardan ayıran en önemli
farktır. Sevgisiz bir toplumda yetişen insan düşünülemez ve aynı zamanda insan
paylaştıkça sevginin ve sevilmenin farkına varabilir. İnsan sevgisini gösterdiği ölçüde
değer kazanır.
İnsanın bir toplumda yücelmesi için karşısındaki insana değer vermesi gerekir ve o
insanın sempatisini kazanmalıdır. Bir toplumda sevgi kavramının yaygınlaşması o
toplumda birliği ve beraberliği arttırır aksi durumda insanların birbirini tanımadığı
yobazlaşmış saygısız bir toplum meydana gelir ki ben bunu hiç doğru bulmuyorum…
Sevginin yaşanılabilir olduğu bir toplum meydana getirmek için önce insanları
affetmeliyiz ki onlara karşı olumlu düşünceler besleyebilelim. İnsanları affettiğimiz
zaman onları topluma kazandırabiliriz. Böylece insanların birbirine karşı hoşgörü
beslediği bir toplum saygı ve sevginin eksilmediği insanlar yetiştirebilelim.
Sevgi ruhun gıdasıdır diyen insan ne güzel de söylemiş çünkü; insanın kalbi ne kadar
sevgi ve iyi niyet doluysa ruhu da o kadar anlamlı bir o kadar da rahattır kalbi kin
dolu bir insan insanlığın en büyük düşmanıdır ve bu insan karşısında duran insanı da
rahatsız edecektir. Hayatını yalnızlık çekerek yaşayacaktır bu da insana kendi
kendinin verdiği en büyük cezadır.
İnsanın davranışı zaten karşısındaki insana onun nasıl biri olduğunu neler
yapabileceği hakkında kısmen bilgi verir. Yardımsever bir insan herkes tarafından
sevilen ve sayılan bir kişiliktir ama bunun tam tersi hırsız bir insansa insanların hor
gözle baktığı dışladığı bir kişiliktir. Bizim için burada iki yol vardır birincisi mi yoksa
ikincisi mi ? Aslında herkesin de cevabı birincisidir. Hırsızlık yapan bir insanın neden
hırsızlık yaptığını kaç kişi merak eder acaba toplumun yardımsever hoşgörülü olduğu
bir yerde bunun olması mümkün müdür tabi ki değildir…
İnsanın en büyük destekçisi hayatta şüphesiz ailesidir fakat insan her şeyi ailesine
anlatamaz bunu sadece dostlarımıza anlatabiliriz. Onlarda hayatımızın en önemli yan
karakterleridir. Dostu olmayan insan karamsar bir insandır içinde yaşadığı duygularını
kimseye açmadıkça hayata bağımlılığı o derece azalır ve hayata tutunamaz.
İyilik yapan iyilik bulur her şeyin karşılıklı olduğu bu dünyada iyilikte sevgide saygıda
karşılıklı olduğu sürece devam eder bu insan doğasının en haklı tabiatıdır. Bu konuyla
ilgili güzel bir hikaye vardır. Bu hikaye bir adamın suda bata çıka ilerlemeye çalısan
bir akrebi görmesi üzerine onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep
onu sokar. Adam tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar.
Yakınlardaki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya
çalışmaktan vazgeçmesini söyler.
Ama adam söyle der:
“Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var.
Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten
vazgeçeyim?”
Bu hikayeden de anlaşılacağı gibi insan başkasının düşünceleri başkalarının hal ve
hareketlerine bakarak kendi kişiliğinden kendisine has olan özelliklerinden taviz
27
vermemelidir. Her ne olursa olsun sevmek ve sevilmekten korkmamalı insanlara sırtını
dönmemelidir.
Unutulmamalıdır ki insan hayatta var olmak istiyorsa sevmeye ve sevilmeye muhtaçtır
çünkü; sevmeyi bilen insan hayatı dolu dolu yaşamış insandır. Sevgisini göstermemiş
insansa hayatı boş yere bir kenarda tek başına oturan yaramaz bir çocuk gibi
yaşamaya mahkumdur.
Sonuç olarak unutmayalım ki sevgi birliğe, bencillik yalnızlığa.
Alper Fırat KALAFAT
28
“SEVGİ BİRLİĞE, BENCİLLİK YALNIZLIĞA GÖTÜRÜR.”
SCHİLLER
İnsan, her şeye karşı taşıdığı sevgisiyle âlemin her tarafıyla alâkadardır. Sevgisi ne
kadar büyükse, insan o kadar büyüktür. İnsan, sevgisiyle anlam kazanıyor. İnsanı
insan yapan değerlerdendir sevgi. Sevgi kapasitesi yoğun insanlardan oluşan bir
toplum, hayatın yaşamaya değdiği, insan olmanın lezzet verdiği, insanlar arası
ilişkilerin kaliteli olarak icra edildiği bir dünyanın kapılarını açacaktır.
Dünyanın yaşanabilirliği, sevginin insanlardaki oranıyla alakalıdır. Nitekim sevgisizler
yüzünden her geçen gün dünya neşesini, sevincini, heyecanını kaybetmektedir.
Sevgisizler dünyaya daha çok hükmettiğinde, dünya ömrünü tamamlamış olacaktır.
Onun için dünyadaki insanları, sevenler ve sevmeyenler diye ikiye ayırmak
mümkündür.
Ama tabi neyi seviyor insan, neden seviyor, bu sevgi ona ne kazandırıyor asıl
belirleyici olan da bu noktadır.
İnsan, taşıdığı duygularla anlam kazandığı için, güzel duygular taşıyan insan haliyle
güzelleşeceklerdir. Sevgi, taşıyanda etkisini gösterir. İnsan, bedeni içinde taşıdığı
duygular ile değerlendirilir. İnsanı bir duygu kabı olarak düşünürsek, bu kabın içinde
olanlar dışa da yansıyor. Bu kapta sevgi taşıyan seviliyor
İçinde sevgi taşımayan bütün davranışlar, hem taşıyanı, hem de taşınanı rahatsız
edecektir. Sevgisiz vermek, almak, ilgilenmek, gitmek, gelmek, düşünmek, hissetmek,
dokunmak, hasılı onsuz ne kadar fiil varsa, ruhsuz olacaktır.
Zaten davranışın, sözün etkisi, davranışın kendisi kadar, içinde taşıdığı sevgidedir.
Sevgi, davranışa nitelik kazandırmaktadır.
İnsan sevgisi kadardır. İnsan, önce kendisini sever ve sevmeli. Sonra akrabalarını,
çevresini, köyünü, kasabasını, şehrini, ülkesini sever ve sevmeli. Sonra sonra daire
genişler gider. Gittiği ülkeleri, hayal ettiklerini, bütün yeryüzünü, sever ve sevmeli.
Böylece âlemde ne varsa, insan onlara sevgi besler.
İnsanlar sevgiyle mutlu olurlar ve mutlu olmakta insan için çok önemli bir duygudur
mutlu olan insan her şeye pozitif yaklaşıp olumlu bakarken içinde sevgi taşımayan
negatif ve olumsuz olabilir. Bu da insanın hayatında sevginin ne kadar önemli bir yeri
olduğunu zaten göstermektedir.
Sevgi insanları birlige götürür sevgi besleyen insanlar sevgi görürken bencil olanlar
ise yalnız kalırlar.
Burak UZUN
29
SEVGİ
SPİNOZA derki ;’Sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir. ’Bu görüşe içtenlikle katılıyorum
çünkü bu hissiyata kapılmak demek insanın sevdiği kişiye içten, koşulsuz şartsız
bağlanması demektir. Fakat insan fıtratı sevmenin yanında olmazsa olmaz bir karşılık
ister buda tatbikîde sevilmektir. Bu konu hakkında ünlü yazar Turgenyev şöyle söyler;
‘sevilmeden sevmekten feci bir şey yoktur.’ İnsan böyle durumda kabullenmeyi,
aldırmamayı yada temiz bir sayfa açmayı bilmeli. Yoksa kendine psikolojik olarak
zarar verebilir. Bu üç durumdan en iyisi veya elde tutulabilir olanı bence yeni bir sayfa
açmayı zorda olsa başarabilmelidir. Bu açıdan ise Cerneille ise şöyle düşünüyor;
’sevdiğini elde edemezsen elde ettiğini sevmeye çalış.’
Sonuç olarak sevgi insanın somut bir organı veya uzvu olmasa da bunlar kadar hatta
bunlardan da fazla önemli olabilir kimi zaman. Sevmek ve sevilmek bir bütün olursa
insan o zaman benliğine varır, hayatın hatta geçen her saniyenin zevkini çıkarır ve
önemini anlayarak yaşar.
Furkan TOSUN
30
İKİ DEFA SEN
Uçsuz bucaksız bir yol… Sonu görünmeyen uçurum… Böylesine engebeli, zor bir
yolda sevgi; açan bir çiçek, bir gün bile olsa kanat çırpacak bir kelebek, gökyüzündeki
pamuklar içinden geçerek özgürlüğe uçan bir kuş belki de. Belki de her defasında
yeniden alınan nefes…
Hatırlar mısınız bilmem sevdiğinizi ilk gördüğünüzde kalbinizin yerinden çıkıp
fırlayacak gibi atışını? Gözlerinizde belki de bir daha hiç olmayacak o parıltıyı? Ve onu
gördüğünüzde, o duyduğunuzda kokladığımızda ya da dokunduğunuzda içinizdeki o
tatlı ürpertiyi?
Hisseder misiniz tekrar bilmem ama ilk kez son kez ve onunla hissedip onunla
yaşamak harika bir duygu herhalde.
Bir beni bir seni ve bir de bizi yaşamak tabiri caizse. Ben hem seni hem bizi yaşarım.
Sevgiyi sayende iki defa yaşarım demek, diyebilmek ya da…
En olmadık yerlerde başlar seni yaşamak benden sonra. Ağlarım, ağlarsın ve ben yine
ağlarım. Gülerim sen güldüğünde ben kanatlanıp uçarım. Ben tutabilmek için elimi
uzatırım ve senin bu duyguyla uzattığın elin elimle buluşur. Bu buluşmayla ben sen,
sen ben ve en sonunda bu iki sevgi mağduru biz oluruz. Mutluluğu sende tekrar
yaşamak, gülmek, sevmek ya da sevmeyi tekrar öğrenmek…
Nasıl bir sevgidir ki bu ve nasıl bir seni yaşamaktı? Tapılası, özenilesi ve belki de
uğruna ölünesi…
Bazen öyle bir yaşarsın ki ya da öyle bir seni seversin ki tıpkı eskilerin aya güneşe
taptıkları gibi. Günahkar gibi bir düşünürsün seni böyle sevmek günahsa ya da
günahkarlıksa ben doğduğum günden beri günahkarım. Susadığımda suya muhtaç
olmak gibi seni yaşayabilmek yada sayende tekrar nefes alabilmek. Ya da bir bebeğin
muhtaç olduğu gibi annesinin sımsıcak yüreğine.
Belki de bu halden uzaklaşmak istersin ama olmaz, denersin ama yine de yerine ve
böylesine sevemezsin. Toz pembe bir dünyada sadece beni seni bizi yaşayıp, her
şeyi bir kenara fırlatıp ömür boyu sayesinde iki defa nefes aldığın, iki defa uyuduğun,
kalbindeki tüm fırtınaları belki de ki defa hissettiğin o insanı istersin.
Bir ben bakıyorum, bir sen bakıyorsun benim gözümden.
Ve bir ben seviyorum birde sen seviyorsun benim gönlümden.
Sevmeyi iki defa yaşamak bazı şeyleri daha güzel gösteriyor galiba. Yağmur senin
gözlerinde güzel belki de. Ben seni sende yaşarken güzelim…
‘’Sevmek iki defa yaşamaktır…’’
George Sand
Gamze TUAÇ
31
“SEVMEK, İKİ DEFA YAŞAMAKTIR“
George SAND
Sevgi Yaşamın Kaynağıdır
İnsan doğduğu zamandan bu yana hep yeni bir şeyler öğrenir bunların en önemlisi de
kuşkusuz sevgidir . Sevmeyi ve sevilmeyi bilen insan hayatın şifresini çözmüş insandır
insan öldükten sonra ikinci bir yaşama hakkına sahip değildir fakat bunu farklı
yollardan başarabilir bunu sevmekle ve sevilmekle sağlar…
İnsan karşısındakine verdiği değerle ölçülür ve bu ölçüde toplumdaki yerini belirler.
Toplumda saygı görmenin birinci yolu insanlara karşı sevgi ve saygı göstermekten
geçer. İnsan bunu başarabilmesi için karşısındaki insanı kontrolsüz eleştirmekten
ziyade ona doğru yolu gösteren eleştirilerde bulunmalıdır bu tür eleştiriler her iki
tarafı da geliştirir.
İnsan sevdiğinde yeniden doğmuş gibi olur çünkü yeni tanıştığı bir insanın
hayatındaki kesitlerden kendine yeni bir şeyler katar ve dolayısıyla başka bir hayat
yaşamış gibi olur. Sevmeyi bilmeyen insan dünyada boşuna yaşamış bir insandır sevgi
insanı anlamlı kılar.
İnsanın hayatı sevmeden önce sevdikten sonra ikiye ayrılır bunlar birbirinden
tamamen farklı olduğu için seven insan sevmeyen insana göre bir adım önde yaşamış
olur.
İnsan her zaman karşısındakinden beklediği davranışları ve sözleri duyamaz bu
noktada ayakta kalmak direnmek ve değerlerimizi korumak adına kişiliğimizin kuvvetli
olması gerekir.
Sevgi paylaştıkça artar bunu her insan belleğine kazımalıdır.Bu düşünceyle hareket
eden herkes çevresine ışık saçar.Bu tür insanlar toplumların her zaman ihtiyaç
duyduğu önemli insanlardır.İnsanın toplumda varoluş sebebi sevgidir ve içinde sevgi
olmadığını söyleyen bir insan dünyanın en büyük yalancısıdır çünkü Allah her insanı
yaratırken sevgi tohumlarını da beraberinde ekmiştir.
Sevginin olmadığı bir çevrede yetişen insan olabilir mi? bence olamaz çünkü dünyanın
en acımasız seri katili bile sevgiye sevilmeye muhtaçtır. Şefkat görmemesi onu bu
duruma getirmiştir ama sevgiyle şefkat karıştırılmamalıdır…
Dünyada çok az insanın ikinci bir şansı olur.Bunu ilk seferde insanları severek
yaşayan bir kişi mutlu bir insandır ikinci şansa hak kazanıp bunu başaranlarda mutlu
insanlardır ama hayatı boyunca bunu başaramayanlar dünyada yaşamamış
insanlardır.
Bir insanı sevmek demek onu iyilik yaptığında sevmek değildir veya kötülük
yaptığında ona kin beslemek değil bir insanı sevmek ona hiç eksilmeyen veya
artmayan bir sonsuz sevgi beslemektir.
Saygı ve sevgi insanlar arasında iyi bir bağ oluşmasını sağlar. Bu bağ sayesinde
insanlar birbirleriyle iyi geçinirler.
Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden
çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması
öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır Fakat ailede çocuğa iyi
32
bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz. Bu yüzden
hem ailesinde hem de toplumda karışıklıklara sebep olur.
Toplumda saygı tek başına yeterli değildir. Saygının yanında insanlar birbirine sevgide
duymalıdır. İnsanlar birbirlerini severse her zaman diğerlerine yardım etmek ister. Bu
sayede birinin bir sıkıntısı olduğu zaman bütün toplum o kişiye yardım eder. O kişinin
acısını paylaşır ve sıkıntısını azaltır.
George Sand’ın da dediği gibi “Sevmek iki defa yaşamaktır”…
Habib COŞAR
33
SEVGİYLE İLGİLİ HERŞEY
İnsanlığın yapısında en değerli mücevher olarak bilinen "sevgi" çağlar geçse de aynı
tazeliğini korumaktadır. İnsanoğlu sevgisiz nasıl yaşayabilirdi ki hayatta?
Çiçek suya sevgisini haykırır defalarca, su susmayı seçer sadece. Çiçek tekrar bildirir
nasıl sevdiğini, nasıl hasret kaldığını, su bu kez ben de demekle yetinir sadece. Çiçek
bu göstermesini bekler sevgisini bir şekilde , ısrarla nasıl sevdiğini anlatır yeniden. Su
bende deyip bırakır tekrar çiçek artık yorgun düşmüştür sevgisini dillendiremez
haldedir ve kayar gider yaşamdan. Su ise kalır çiçeksiz. Sevgisini , gizlememelidir
kimse. Çiçeğin suya hasret duyması ve susuz yaşayamaması gibi İnsanlık ta sevgiye
muhtaçtır tıpkı böyle.
Tolstoy bir sözünde derki "Şefkatsiz insan yoktur, annesiz insan vardır."
Bu sözden de anlaşılacağı gibi sevgi, aslında insanlığın yapı taşıdır ve kişiliğini belirler
insanın. Zamanında iyi bir sevgi alamayan insan sağlam bir karaktere de sahip
olamaz .
"Sevgi inanç işidir. İnancı az olanın sevgisi de azdır" demiş Erich Fromm
bir sözünde yani bir şeylere inanırsak ancak sevginin temellerini atabiliriz. Temellerini
attığımız sevgiyle de hem başarıya gideriz hem de inandığımız şeylerin arkasında
durmayı öğreniriz . Sevgi böylece kendimize olan güvenin temellerini atmış bulunur.
Bir araştırmaya göre angut kuşu tek eşli bir canlıymış. Eşi öldüğünde kendisi de
ölürmüş. Sevgi nasıl kuvvetli bir şey düşünemez dediğimiz bu canlılarda kalp daha
çok gelişmiş daha hassastır. Buradan da çıkarabildiğim tek şeydir. Hassaslıklarıyla
aslında, insanlardan daha düşünebilir oldukları.
Kıskanmayan tek yaratığın ise domuz olduğunu duymuştum. Seven insan kıskanır
böylece domuzların aslında sevemeyen yani lanetlenmiş böyle güzel duygudan
cezalandırılarak mahrum bırakıldığını görüyoruz .
Bu bağlamda attığımız her adımda her davranışımızda karşımızdakine gösterdiğimiz
sevgi yeşerip kurumaya yüz tutan gönülleri sulayacak; onsuz bir hayat süren
çürümeye yüz tutan kurumuş yapraklar ise boyunları eğik dökülmeye mahkum
kalacaklardır...
Hazan KAYA
34
BİR İNSANI SEVMEKLE BAŞLAYACAK HER ŞEY
Sait Faik ABASIYANIK
Her şey anlam kazanacak sevince. Gözle görünür olacak hayat, griden renk kuşağına
dönecek yaşamak. Gözlerinin içi gülecek. Mutluluktan ayakların yerden kesilecek.
Belki heyecandan titreyeceksin. Huzuru koklayabileceksin yanında. Omuzları sana
güven verecek. Sev! Seversen yanılmazsın çünkü.
Diyorum ya seversen yanılmazsın diye. Mutsuzda olmazsın. Bugün çoğu görücü usulü
ya da mantık evliliği yapan insanların evliliklerinde çokta mutlu olmadığını görüyoruz.
Hatta bazıların vahşetle sona erdiğini haberlerden izleyip, gazetelerden görüyoruz.
Tabi Kadın sığınma evlerinin onlarca mutsuz, kocasından şiddet gören kadınlarla dolu
olduğunu da unutmamalıyız. Oysaki sevse, bağlansa kıyabilir mi sevdiğine? Canı
yanınc canı yanan. Can yakar mı hiç? Sevmek insanı olgunlaştırır. Öğretir. Değiştirir.
Turhan Şahin’in bir şiirini örnek vereyim size:
Hayatım anlamsız diyorsan eğer
Her şey bir insanı sevmekle başlar.
İnsanın gölgesi dünyaya değer
Her şey bir insanı sevmekle başlar.
Kıskanınca aldı hızlandı zaman
Savrulup gidersek halimiz yaman
İlla sevgi atalar derdi taman
Her şey bir insanı sevmekle başlar.
Gördüğümüz gibi şiirlere bile yazılmış her şeyin sevmekle başladığı...
Sev! Sev ki mutlu olasın. Sev ki yarınlara umutla bakasın. Sev ki yanında her zaman
sevdiğinin olduğunu hissedesin. Sevmek hissetmektir bir bakıma... Sev, sev, sev!
Unutma! Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.
Keziban Elif GÜLSEVER
35
SEVGİLİ DEDİĞİN KOLUNA DEĞİL YÜREĞİNE YAKIŞMALI VE ÖYLE GELİP
GEÇİCİ HEVES DEĞİL SONSUZA DEK NEFESİN OLMALI
Can YÜCEL
İnsan hayatının monotonlaştığı ve duyguların sahteleştiği günümüzde sevgiye ihtiyaç
her zamankinden daha fazla durumda sanırım. Sevgi günümüz sorunlarının tam
olarak çaresi. Sevgi derken şimdiki gençlerin yaptığı ve benim 'hormonal zevk' diyerek
tabir ettiğim şeyden bahsetmiyorum, aksine önceki zamanların yaşadıklarından yani
kişinin gözüne bakmaktan bile utandıran duygudan bahsediyorum. Arasında dağlar
kadar fak olduğunun herkes farkındadır diye düşünüyorum. Toplum içinde böyle
konular açıldığından sevgili Can YÜCEL'in sözleri gelir hep aklıma bu yüzden bu
makalemin başlığını Can YÜCEL den seçmek istedim. Günümüz gençleri her gün
sevgili değiştirir oldular gerçi sevgili demeyelim ona çünkü sevgili dendiği zaman her
zorlukta birbirine destek çıkacak mezara kadar sevebilecek birbirlerini hiç
bırakmayacak çiftler göz önüne gelir. Sevgi fiziksel güzelliğe duyulan bir hoşlantı
değildir, aksine Tebriz-i Şemsin dediği gibi sevgi onda kimsenin göremediğini
görebilmektir. Bu yüzden sevgili dediğin koluna değil yüreğe yakışmalıdır. Seven
insan sevgilisini koluna takıp gezdirmez aksine onu kendi gözlerinden bile saklamak
ister. Sevmek kıskanmaktır bu nedenle seviyorsan kısıtlarsın. Eğer sevgilin dediğin kişi
kısıtlanmak istemiyorsa yada kısıtlamandan hoşnut değilse sana olan sevgisinden
şüphe etmelisin. Sevgilin dediğin kişiyi nefesin olarak görmeli ve bedeninde kan
dolaştığı müddetçe onu kalbinde saklayabilmelisin. Eğer bunu yapamıyorsan yada
yapmaya cesaret edemiyorsan seninki ne aşk ne de sevgidir sadece hoşlantıdır.
Konuyu daha fazla uzatmadan bir kaç cümleyle yazımı bitirmek istiyorum. Eğer bir
kişiye sevgili diyebiliyorsan onunla ölümü göze alabiliyorsun demektir ve şu
unutulmamalıdır ki birini gerçekten sevdiğini düşünüyorsan onu bırakmamalısın. Can
YÜCEL in dediği gibi sevgili dediğin koluna değil yüreğine yakışmalı ve gelip geçici bir
heves değil sonsuza dek nefesin olmalı...
Mehmet Akif AKŞEN
36
CEHENNEM, GÖNÜLLERDE SEVMEK KABİLİYETİNİN KALMAMASIDIR.
DOSTOYEVESKİ
Sevgi nedir?
Sevgi tabii ki de her insanda farklı şeyleri farklı olguları ifade edebilir bu yüzdende
sevgiye kesin bir tanım yapamaya biliriz. Zaten herkesin üzerinde anlaştığı bir tanımı
da yok sevginin. Her tanımda bir şeylerin eksik kaldığını hepimiz hissederiz. Belki de
bunun asıl nedeni sevginin çok farklı şeylere duyulabilmesi ve çok çeşitli sevgilerin
olması da olabilir. Buda her kişide sevginin farklı tanımlanmasına neden olabilir ama
ortada kesin bir gerçek vardır ki oda; sevgi insan yaşamını anlamlı hale getiren en
önemli öğelerden birisidir ve her varlık ne şekilde olursa olsun sevgiye muhtaçtır.
Evet sevgi herkesin hayatında vazgeçilemez bir biçimde bulunur. Bunun en güzel
kanıtı da içinde hiç sevgi barındırmayan bir varlığın olmamasıdır. Mesela etrafımda hiç
kimseyi sevmeyen insanlar var diyebiliriz ancak bu insanların hiç kimseyi sevmediği
hiçbir şeyi sevmediğini göstermez dediğim gibi unutulmamalıdır ki sevgi sadece
insanlara yada canlı bir varlığa duyulan bir his değildir insan belki canlı varlıkları
sevmez ama doğayı sever yada nerden bilelim taşı toprağı sever. Hiç kimseyi hiçbir
şeyi sevmeyen bir varlığın aslında en güzel örneğini hepimiz biliriz somurtkan şirin.
Evet bir çizgi film karakteri koskoca çizgi film boyunca hiçbir şeyi sevemedi doğru
peki gerçek hayatta hangimiz böyle biriyle karşılaştık ki. En basitinden bir hayvan bile
kendi yavrularına sevgi gösterebiliyor. Sonuç olarak belki farkında değiliz ama biz
bunu görmesek de her varlık sevgiye bağımlı halde yaşamak durumundadır. Bu bizim
aslında hiç farkında olmadığımız ama en az su kadar bizim için önemli olan bir hayat
kaynağıdır. Sevmekten ve sevilmekten asla vaz geçemeyiz.
Sevginin vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğu düşüncesi üzerinde de bilim adamlarının da
birçok çalışmaları bulunmaktadır. Bilim adamları sevgi konusunda sevgisiz ve ilgisiz
yetişen çocukların beyin gelişimlerinin farklı olduğunu ve çocuğun ilerde zeki, sosyal
olmasını ve başarılı bir hayat sürmesini sağlamak için , onun sevilmesi, sürekli
yanında olup, ilgi gösterilmesi, oynanılması, konuşulması. Onun yalnız bırakmaması
gerektiği. Bunların yapılmadığı takdirde, zeka seviyesi az gelişmiş, kötü alışkanlıklara
meyilli, topluma zararlı bir birey yetişmiş olacağını kesin olarak belirlediler.
Bunlardan da anlaşılacağı üzere kesin bir sonuca varmalıyız sevmek ve sevilmek
zorundayız bu yüzdende sevgi duygumuzu bastırmaya çalışmamalı ve sevgimizi
karşımızdakine göstermeliyiz. Biz nasıl sevmeye sevilmeye muhtaçsak diğer
canlılarında buna muhtaç olduğunu unutmamalı ve kimsenin sevme ve sevilme
hakkına da engel olmamalıyız. Bu yüzdende kimseyi ne sevgileri için nede sevdikleri
şeyler için yargılamamalıyız unutmamalıyız ki sevgiye hepimiz ihtiyaç duyuyoruz ve
daha kendi sevgimizin bile tam olarak yönlendiremiyoruz ne kimi seveceğimize nede
neleri seveceğimize karar veremiyoruz. Biz kendi sevgimizi yönlendiremezken
başkalarının sevgilerini nasıl yargılaya biliriz ki?
Biz nasıl sevgimizi belirleyemezken başkasını sevgisini de hor görmeyip onun
sevgisine de saygı göstermeliyiz. Bizi ya da başkasını birisi kimi seviyor olursa olsun
oda bunu isteyerek yapmaz onu da bir kişiyi sevmesine duygular ya da başka bir
şeyler neden olur. Yani ister doğanın bir oyunu diyelim ya da başka bişey ne dersek
siyelim seven kişi sonuç olarak bir kurbandır aslında. Sevginin seçtiği masum bir
37
kurban. Kim bilir belki de her insan kendi sevgisini kontrol edebilseydi oda
yargılanacağı bir sevgiyi tercih etmezdi. Zaten bir insan yargılanacağı bir sevgiye ya
da karşılıksız bir sevgiye kapılması sevginin istemsiz olduğunun da bir kanıtıdır. Hem
kim ister ki yargılanacak bir sevgiyi.
Bizde bunların hepsini göz önünde bulundurmalı ne seven bi insanı üzmeli nede
seven bi insanın duygularıyla oynamalıyız. Sevgisini de kullanmaya kalkmamalı ve de
horda görmemeliyiz. Ona bunun onun isteğiyle olmadığı içinde anlayış göstermeli,
Bizde istemiz dışında birilerini sevebileceğimiz için de ona saygı duymalıyız.
Ne olursa olsun ister sevilen olalım ister seven isterse de sevilip hor görülen biri ama
yine de yaşayan bir varlıksa eğer hiçbir şekilde sevgide sevmekten ve sevilmekten
vaz geçmemeliyiz. Sevmekten sevilmekten vazgeçen insan hayattan vazgeçen
insandır. Hayata vazgeçen sevmeyi bırakan insanda geri kalan hayatını kendisine
cehennem etmekten başka bir şey yapmış olmaz. Eğer yaşayan bir varlıksak sevmeye
ve sevilmeye mecburuz.
Metehan Yasin YILDIRIM
38
SEVGİ
Sevgi, sözlüklerde ‘’insanı bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağımlılık
göstermeye yönelten duygu’’ olarak geçse de bu tanım yetersizdir. Sevgi denildiğinde
akla ilk önce iki karşı cins arasındaki çekim gelir, ancak sevgi yöneldiği hedefe bağlı
olarak çeşitlilik gösterir. Örneğin; Allah sevgisi, aileye duyulan sevgi, sevgiliye
duyulan sevgi, öğrenmeye duyulan sevgi… Aslında sevgi duygusal bir tepkimedir.
Toplumumuzda
sevgiyi,
düşünürlerin,
yazarların,
şairlerin
kaleminden
değerlendirirken; dinimize göre sevgiyi değerlendirirken de kurandan, hadis-i
şeriflerden ve dini terimlerden yararlanırız.
İnsanlığın varoluşundan beri farklı düşünceler illaki olmuştur. Sadece düşünce değil;
ırk, renk, coğrafyalar bile farklı olurken sevgi konusunda insanoğlu bir birliktelik
sağlamıştır. Elbette ki toplum içinde huzursuz ortam oluşturmak isteyen sevgiden
yoksun insanlarda vardır ve bu normaldir. Çünkü sevgiyi taşımak ve yaşayabilmek her
insanın harcı değildir. Bunu en güzel açıklayan söz Exuper’ in ‘’Sevmek birbirine
değil, birlikte aynı noktaya bakabilmektir’’ sözüdür. İnsanlar ne kadar farlı olursa
olsun bir nokta; küçücükte olsa bir nokta bulunursa eğer ortak olan insanlık yeniden
birleşir işte.
Sevgi içgüdüsel bir duygudur. Buda sevgi için farklı tanımların yapılmasını sağlar.
Bazıları için dünyanın varoluşu, bazıları içinse varlık sebebimizdir. Sevginin tanımı
kişiden kişiye değişir; ancak sevgi evrenseldir. Dünya üzerindeki bu kadar çok insan
birbirini görmeden, duymadan, tanımadan aynı yeryüzünde yaşayabiliyorsa bu ortak
bir paydadan geldiklerini, hayatta bir şekilde küçük bile olsa bir noktadan bakabilme
yeteneklerinden gelir.
Öte yandan sevgi ve aşk bir yere kadar iç içedir. Sevgi aşkın ilk taşıdır. Çünkü gerçek
sevgi karşısındakini kusurlarıyla ve menfaat beklemeden kabullenmektir. Hayata ortak
olup aynı pencereden bakabilmektir. Exuper’in dediği gibi birlikte aynı noktaya
bakabilmektir. Aynı şeyi düşünebilmektir.
Sonuç olarak kim olursak olalım, hangi gruba dahil olsak da, hayatımızdan sevgiyi
eksik etmemeliyiz. İçimizdeki potansiyel olarak bulunan bu duygu yoğun olarak
yaşandığı sürece; hem mutluluğumuz, yaşam kalitemiz artacak hem de yaşarken
fazlasıyla zevk alacağız ve her şey daha yaşanası olacaktır.
İçinizdeki sevgiyi kaybetmemeniz dileğiyle…
Muhammed Fatih OĞUR
39
“BAŞKA BİR İNSANIN MUTLULUĞU, GÜVENLİĞİ VE GELİŞİMİ BİZİM İÇİN
KENDİ MUTLULUĞUMUZ, GÜVENLİĞİMİZ VE GELİŞİMİMİZ KADAR ÖNEMLİ
HALE GELDİĞİNDE SEVGİ VARDIR”
Dr Harry Stack SULLIVAN
Sevgi sözlüklerde ''İnsanı bir şeye ya da bir kimseye yakın ilgi ve bağlılık göstermeye
yönelten duygu'' olarak tanımlanırsa da, bu tanımın yetersiz ve yüzeysel olduğunu
söyleyen birçok kişi, sevginin tam anlamıyla tanımlanamayacağını düşünmektedir.
Sevgi denildiğinde genellikle akla ilk önce, iki karşı cins arasındaki duygusal çekim
gelmekteyse de aslında sevgi, yöneldiği hedefe( sevgiliye duyulan sevgi, Allah sevgisi,
vatan sevgisi vs.) ve biçimlerine bağlı olarak büyük bir çeşitlilik göstermektedir.
Sevgidir hayatımız, sevgidendir her eylemimiz. Sevgidir her An'da sessizce
sorguladığımız. ''Ne kadar seviliyorumun'' hesabını yaparız. Ne kadar sevilirsek
sevilelim az gelir sevgiler. Hiç düşündük mü acaba? Bizler bu kadar sevilmeyi
isterken, sevilmeyi istediğimiz kişileri ne kadar seviyoruz, nasıl seviyoruz? Gerçek
anlamda bir varlığı sevebildik mi? Gerçek anlamda sevilmemize izin verebildik mi?
Sevmek ve sevilmek. İki eylenmiş gibi gözükmesine rağmen tek bir eylemdir ve
bütündür. Sevmek ve sevilmek birliktedir. Hatta maksat sevmektir. Çünkü siz
bilmektesinizdir sevdiğinizi. Siz severken hissetmektesiniz ''sevgiyi''. Sevilmek ise
sevmenin peşi sıra gelendir. Sevmenin sizin tarafınızdan gerçekleştirilmesi ile ortaya
çıkar sevilmek. Siz basitçe bilirsin; siz sevdiğinizde sevilmektisinizdir. Sevgi; sevmek
ve sevilmektir. Neden dünya sevgi üzerine dönerken, hepimiz bu kadar sevgiden ve
birbirimizden tüm insanlık olarak ayrı düştük? Dünya bir aynadır bakıp da görmesini
bilenler için. İnsanoğlu dünyaya bakıyor ama artık hiçbir şey göremiyor. Yoksulluk,
sefillik, acı, keder, zulüm, düşmanlık, savaştan başka hiçbir şey göremiyor. Bütün bu
yaşanan trajedinin ardında tek bir neden var. Sevgisizlik. İnsanın sevgiden ve
sevmekten; dolayısıyla insan kardeşlerinden ayrılmış olması ( kendini ayrı ve kopuk
sanması ve yalnız hissetmesi) bütün bu yaşanan acıların nedenidir. Nerede sevgiden
ayrılmaya başlarız? Bebekken her birimiz hayatımıza sevilebilir ve sevebilir olmanın
güveniyle başlarız Masumiyetimize daha dokunulmamıştır. Ama zaman içinde
büyürken yaralanırız, inciniriz, reddediliriz, gereğinde fiziksel ve duygusal şiddete
maruz kalırız. Doğmatik düşüncelerle, anne babamızın toplumun beklentileriyle,
şartlanmışlıkla, yasaklarla ödül ve cezayla büyütülürüz. Yaş ilerledikçe
ilk
masumiyetimizden hiçbir şey kalmamaya başlar. Hayat yolumuz boyunca her
incindiğimizde ve yaralandığımızda etrafımıza kalın duvarlar ördük. İncinen ve
yaralanan taraflarımızı bu duvarların arkasına sakladık. Sevilmeyen parçalarımızı kötü,
sevilebilir taraflarımızı iyi diye adlandırdık. İçimizdeki tek bütünü ikiye böldük.
İçimizde iyi yönlerimiz ve kötü yönlerimiz vardı. Ve içimizdeki iyi yönlerimizi abartılı
bir şekilde çevreye sunarken, kötü taraflarımızı sadece kendimize sakladık. O kadar
karanlık yerlere ve duvarların arkasına saklandık ki bu yönlerimizi sonunda biz bile
zaman zaman kendimizi neden bu kadar kötü ve depresif hissettiğimiz unuttuk.
Çünkü içimizde bölünemez ''kendimizi'' ikiye bölmüştük. İyi taraflarımız kötü
taraflarımız. Sevilebilir kendimiz, sevilemez kendimiz. Bütün bu duvarları kötü
taraflarımızı saklamak için örerken, bir de bu duvarların üzerine ambalajlar ve
etiketler yapıştırırız; diplomalar, para, mülk, ün, sahte davranışlar, renkli imajlar,
şaşalı kelimeler, duygudan yoksun jestler...vs. Ve sonrada insanların bu etiketleri
40
sevmelerini isteriz. Ve işin komiği bir ömür boyu sürecek ''Gerçek Sevgiyi'' ararız.
Veya ölümsüz bir sevginin kahramanı olup sonsuz bir sevgiyle sevilmek isteriz. Ve
Gerçek Sevgi-Aşk karşımıza gelip dikildiği zaman elimiz ayağımıza dolanır ve ne
yapacağımızı bilemeyiz. Ya kaçarız; hayatımızın geri kalanında yine aramaya devam
edip etiketlerimiz ve duvarımızla yaşarız. Veya Gerçek Sevgiye teslim oluruz. Kaçmak
istememizin neden, gerçek Sevginin sessiz bir mesajının olmasıdır. Ve mesaj açıktı:
''Sevgi ve Aşk bizde olan her bölümün içine akmak ister. Çünkü Sevgi Evrensel akıştır.
''Bizim içimize ördüğümüz duvarlara, etiketlere ve kendimizin kopyası olan
maskaralıklarımıza bakmaz. Her şeyin içine ve dışına akar. Her şeyi görür ve arındırır.
Gerçek Sevgi bir çok kişinin itiraf ettiğinden daha tehlikelidir. Çünkü Gerçekten
Sevmek; bütün Varlığınızı koşulsuzca açmanızı gerektirir. Çünkü Ruhi yani Sevgi...iyi
kötü (bizlerin tanımlamaları olsa bile) sevilebilir veya sevilemez, her şeyi sevmek
ister. Ve sevgiye izin verirseniz ve gerçekten cesur olabilirseniz Yaşamın gerçek
manasına ve tadına varabilirsiniz. Mevlana'nın söylediği gibi; '' sevgi önce insan
olmanın dudaklarını tattığında şarkı söylemeye başlar. 'Ve siz işte o zaman, yaşam
şarkısını söylemeye başlarsınız. Ve siz sevgiyle dolarsınız.Bütün incinmişlikleriniz,
yaralarınız ve kendinizi diğerlerinden ayırmışlığınız şifalanır.
Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir.Ve sevgi nedensiz nedendir.
Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere
bağımlı değildir. Evrenin nedeni yoktur. Yaşamın da nedeni yoktur. Sadece basitçe
vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi.
Kendi içimizi görebildiğimiz zaman ve kendimizle ilgili her yönümüzü sevgiyle
bağışlayabildiğimiz ve kucakladığımız zaman, diğer insanları ve dünyayı da
kucaklayabileceğiz. Sevebileceğiz
Bende kendimce derim ki
''Aşk -Sevgi ise aynaya bakış ve Sırrı görüştür.''
''Ve insan hayattır. Ve hayat sevgidir
''Ve Sevgi gidilecek tek yoldur.''
Nebih ALBAYRAK
41
SEVGİ DÜNYADAN AKAN BİR NEHİR GİBİDİR
Anonim
Sevgi merhamet kapılarını aralayan; bireyleri, milletleri birbirine bağlayan, dünyayı
bir arada tutan insanoğluna bahşedilmiş duygulardan en yücesi ve en asil
olanıdır. İnsanoğluna yaradılışta verilmiş hayatı boyunca ihtiyaç duyduğu manevi
bir besindir, vazgeçilmez bir unsurdur. Her nerede olursa olsun doğuda batıda
kuzeyde güneyde küçük bir kulübede veya büyük, lüks bir yerde geçmişte olduğu
gibi gelecekte de varlığını hissettirecektir. Bir bireyi doğumundan ölümüne kadar
ele alalım. Daha doğmadan annesi ile arasında bir bağ oluşur. İşte bu bağ varoluş
duygusundan kaynaklanan sevgi bağıdır. Sevgi farklı farklıdır ama bütün sevgiler
bir bütünü oluşturur. Hayatta var olan bütün canlılar birbirine sevgi bağı ile
bağlanarak yaşamını devam ettirirler, buna da muhtaçtırlar. Hayvan sevgisi, doğa
sevgisi bitki sevgisi insan sevgisi gibi…
Şairler şiirlerinde edebiyatçılar yapıtlarında hep sevgiyi işlememişler mi sevginin
gücünden bahsetmemişler mi? Büyük üstatlarımız Yunus Emre, Mevlana ve daha
niceleri...Sevmek temasını işlemişler ve sevginin bu hayatta anahtar kelime
olduğunu her kapıyı açacağına inanmamışlar mı? Sevginin varlığı gücümüze güç
katarken yokluğu bizi çoraklaştırır, bencilleştirir, duygusuz bir insan olmamıza
sebep olur. Sevgiyi bir nehirle bağdaştırabiliriz. Nehir nasıl çorak toprakları verimli
hale getirip yeşertirse sevgi
de insanı öyle düştüğü boşluktan çekip alır
dünyasına renk katar ve dünyasını zenginleştirir. Nasıl nehir yağmurlardan
sulardan derelerden ırmak haline gelmişse ve diğer kollardan besleniyorsa
akarak yoluna güçlü bir şekilde devam ediyorsa sevgi de insanın, topluma
toplumdan devletlere
öyle evsenselleşir. Kalıcılığını ve büyüklüğünü yitirmez.
Sevginin de nehirin de gidişatı büyümesi aynıdır.
İnsanoğlu nasıl suya muhtaçsa sevgiye de muhtaçtır. İnsanoğlu susuz
yaşayamaz. Sevgisiz insan da insanlığını yitirmiş olur. Sonuçta her ikisi de ölüm
nedenidir. Günümüzde çıkar dünyasında her şeyin önüne menfaat denen illet
geçmiştir. Kardeş kardeşi öldürür olmuştur. Bir devletin bu duruma düşmesinin bir
numaralı sebebi çıkar kavgası iken çaresi sevgi ve sevginin getirmiş olduğu
hoşgörü sayesinde bu durum ortadan kalkar. Sevginin iletişim aracı dildir. İnsanlar
konuştuklarında nefreti, kini
sevgiyi dilleriyle vurgulamışlar. Sevgi
de
kuşaktan kuşağa toplumdan topluma iletişim aracı olan başta dil, internet,
televizyon ile aktarılır. Bu şekilde kitleler halinde mesaj verilmiş insanlığa olan
hizmette bu şekilde evrenselleşir. Umut ışığı olan güneş daha parlak ve daha
umutlu bir şekilde doğar. Batmayan güneşimiz sevgi olsun. Bütün insanlığa dolsun.
Nurgül TUNCAY
42
SEVGİ TELESKOPTAN BAKAR
Sevgi insanoğlunun yaradılışında hamuruna ilave edilen o olmazsa anlam
kazanmayan bir tuz gibidir. İnsan yaradılırken sevgi taneleri serpilmeseydi bir insan
tam olarak insan olabilir miydi? İnsanı insan yapan içinde taşıdğı duygulardır. Bir
insan ancak içinde taşıdığı duygularla değer kazanır.
Şüphesiz bize sevgiyi anlatacak en güzel kaynak Kur-an’ı Kerim ‘dir.El-enfal suresine
göre sevgi şöyle anlatılır:
-ve kalplerinin arasını sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa hepsini
harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların arasını sevgi
ile birleştirdi.
Ayetten de anlaşılacağı üzere insanoğlu sevgisiz düşünülemez. Sevgi, insanları kalben
birbirine bağlayan zaruri bir ihtiyaçtır. Bu duygu bize Yüce Yaradan tarafından gümüş
bir tepside özenilerek sunulmuştur. Sunulan bu ikrama karşılık olarak severiz ve
seviliriz.
Teleskopla sevdiklerimizin derinliklerine bir gezintiye çıksak nasıl olur? Varlıklarından
haberdar olduğumuz yanımızda olmalarını istediğimiz ama yanımızda olamayan
insanların derinliklerine insek… Böyle bir teleskop bulabilir miyiz? Gerçekten de sevgi
teleskoptan mı bakıyor? Josh Billings bunun öyle olduğunu söylüyor. Ona göre sevgi
‘’teleskoptan’’ bakıyor. Belki elle tutulur bir şey değildir bu teleskop ama kalbimiz bu
işlevi görmüyor mu?
Sevgisiz insan düşünülemez. İçinde sevgi taşımadığını düşündüğümüz bir insana nasıl
da acırız. Çünkü normal bir insanın dogasında sevgi vardir.
Hintli bir adam, suda çırpınan bir akrep görür ve elini uzatarak onu kurtarmaya çalışır.
Adam elini uzatınca akrep adamı sokar. Adam tekrar elini uzatır ve akrep tekrar
sokar. Adam bunu bir kez daha dener. Durumu görenler adama vazgeçemesini
söyler. Adam:
-Akrebin doğasında sokmak vardır, benim doğamda ise sevmek. Akrep beni sokacak
diye ben neden doğamdan vazgeçeyim ki? der.
Yani akrep bizi soksa da biz sevmekten vazgeçmemeliyiz. Yunus Emre demiştir ya
‘’Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü’’ diye. Akrebi de bunun için sevebiliriz belki de.
Sevgiyi bir şair diliyle de tanımlayabiliriz.
Desem ki…
Sen benim için
Hava kadar lazım
Ekmek kadar mübarek
Su gibi aziz bir şeysin.
Nimettensin
Nimettensin!
43
Sevgi de tam olarak Cahit Sıtkı’nın yazdığı gibidir. Bize sunulmuş bir nimettir. Bu
ekmek kadar mübarek nimeti hayatımızdan hiç eksik etmeyelim. Taşı, toprağı,
insanları,Allah’ı, yaprağı ,hayvanı… Neyi olursa sevelim. Çünkü insan sevince ve
sevilince insandır. İçimizdeki o ’’sevmek’’ duygusunu hiç kaybetmeyelim. Hayat
sevince güzel!
Nupelda BARAN
44
SEVGİ
Sevgi çok geniş bir kavramdır. Ama temelinde düşünebilen hayvan olan bizlerin yani
insanların yine düşüncelerine bağlı olarak bir nesneye bir şahsa karşı beslediği bir
çeşit duygudur. Sevgi insanların ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaçlardan biri diyebilirim.
Ve sevgi o kadar geniş bir şey ki her şeyde her yerde rahatça karşımıza çıkabilir..
Sevgi çeşitleri vardır. Dostlar, akrabalar arasında farklılık gösterir, ilişkiler arasında
farklılık gösterir, dinsel olarak farklılık gösterir. Sonuçta sevgi nerde nasıl olursa olsun
kişiler arasında birbirine karşı bağlılık duygusunu oluşturan temel unsur olduğunu
gösterir. Bağlılık evet temel nedeni bu aslında sevgi duygularımızdan veya
düşüncelerimizden bağlılığı kullanır.
Sevginin bir diğer özelliğini de bir nedene bağlı olmamasıdır. Bence en güzel
özelliğide budur neden severiz ya da neden bir şeye sevgi besleriz? Bilinmez ama bir
bilim adamına göre sevginin temel çıkış noktası olarak cinsellik olarak kabul etmiş ve
sevginin hormonlara bağlı olduğunu olduğunu vurgulamış.
Bence sevgi olmadan bir birey olarak eksik olacağı kaanetindeyim ve sevgisiz kalmak
insanın en kötü sonudur
Oğuzhan ANLAR
45
SEVMEK ACI ÇEKMEK, SEVMEMEKSE ÖLMEKTİR.
ARİSTOTELES
Birçok kişinin korkuttuğu kaçtığı zorsunduğu gözünde çok büyüttüğü o büyülü eylem;
sevmek. ..
Anneye, kardeşe, Tanrıya, arkadaşa bazen hayvanlara duyulan hayatın bel kemiği o
muhteşem duygu. Icerisinde karanlik barindirmayan insana yaşamin rengarenk
yönünü gosteren bu olgu kimi zaman biz fani kullara hayati siyaha çevirmiyor degil.
Ironik olan bu durum eminim ki birçok kişinin başına gelmiştir. Bu kadar parıltılı
duygunun insani sönük bir hayata sürüklediği ki bunda da yine insanların parmagi
olduğu aşikar. Karanlıktan çıkamayacak gibi davranip kuser sevgiye kapatir kendisi
artık sevgi yoksunu birisi olur cikar. Sevgisiz insanlara hayattaymiş gibi bakmam ,
bakamam da . Sevmeden koskoca bir ömür yasamaktansa ki eğer ona yasamak
denirse severek kisacik yasamayi yeğlerim. Sevginin karşılığını alamamak ,
sevilmemek can yakabilir hatta çok acitabilir fakat sevmemek o mükemmelligi
yasayamamak biz insanlari siradan biyolojik varliktan farklı kilmaz. Severken fazlasiyla
üzülebiliriz fakat yaşadığımızın farkına varırız.
Sevmek yasarken ölmek olabilir fakat sevmemek dogmadan karanlikla bulusmaktir.
En iyisi biz heeep sevelim ..
Oğulcan MANAŞIRLI
46
İNSAN, SEVİNCE VE SEVİLİNCE İNSANDIR.
Anonim
İnsan yüreğimin kırılgan notalarında bir sevda yolcusuyum ben. Sonsuza kadar
uzanan, sevdalara her adım başı ağıtlar yakmış, güllerle dolu bir sevda yolunda
yürümüşüm buncadır. Yüreğinin limanlarında konukladığımdan beri içimin dalgaları
hırçın, yüreğimin demirleri takılacak bir kaya bulamıyor anlayacağın.
Sevgiler hain ve puşt bakışlı gözlerden kurtulduğunda, fesat tohumları topraktan
güllere sarılı çıktığında, sorgular bitip, olmazlar labirenti darmadağın edildiğinde, bu
yürek sana da açacaktır kapılarını. Güzelsin, kalıpların kırılmış daha doğduğun gün.
Asaleti yansıtan gözlerin tanrıların yeryüzüne gönderemediği benzersiz bir çiçek gibi.
Yüreğin, evet yüreğin tüm insanların elde edemediği bir duygu sağanağı, bu fırtınalı
dünyanın dalgalarının giremediği tek sığınacak limanı.
Hayata küskün bakışlarını sezerim de, söyleyemem neden olduğunu. Aşk, kapındaki
dilenciye şefkatli bakıştır her devirde. Gönlünün sadakası ve yüreğinin salkım söğüt
duruşlarında her sabah gözlerinde doğar güneş. O güneşin dağılan kristallerinde
saklanırsan kabına, kim bilecek sevdalı haykırışlarını. Yaşam tuşlarında, uğruna
yazılan tüm şiirsel yollarda yürümeye layıksın sen.
Yüreğime bakışlarını çevirdiğinden beri bilinmez bir dünyanın yolcusuyum ben de.
Buğulu gözlerinle, kutsal yüreğinle beni konukladığın o dünyanın arşa yükselen gülleri
içimin göklerini fethetmekte şimdi. Ne zaman gözlerine bakmaya niyet etsem, ne
zaman ellerine uzanmayı dilesem gönlümün fırtınaları vaz geçirtiyor beni. Sevgimin
sana uzanan kriterlerinde kollarım kelepçeli, yüreğim zindanlarda, aklım firari
anlayacağın.
Bu fırtınalar da geçecek diyorum kimi zaman kendime. Sevgimin beşiği sallanışlarını
elbet bitirecek. Fırtınan çekilecek ülkemin bakir yamaçlarından. Seni sevmelerin
suskun duruşlarında umut koyacağım şiirlerimin adını. İçimin köklerini başka
bozkırlara taşıyacak, benliğimi başka yüreklere ekeceğim.
Al yalaz bir sevdasın, şahın pençesinde sallanan. Sen benim yamaç balımsın, tadına
doyulmayan. Ulu bir çınara bağlamışım sevdanı, umut koydum adını mavi düşlerimin.
Kükreyen, her kükredikçe içimi harlayan sevdanla doluyum şimdi. Üşüyen ellerim
zemherilere direniyor, her sabah günaydınlara açıyorum sevgi dolu yüreğimi.
Yıllardır aşk uğruna ördüğüm kozamı delen bir sevda bu, biliyorum. Yürüdüğüm yalın
yolculukta kelimelerim imgelerime yol gösteriyor. Bazen, benden acı ne zaman
çekilecek diye soruyorum kendime. Mevsimler ne zaman değişime dursa, ne zaman
içimin yangınları rüzgarına dirense isyanlarım zirveye çıkıyor. Simsiyah saçlarını
koklama isteğim, ellerinin alevlerini yüzüme çalma dürtüm ve dudaklarının çiyli
iksirlerini yudumlama arzum durmaksızın çoğalıyor.
Korkarak uzattığın ellerin ve çekinerek önüme attığın yüreğin bana yetmiyor artık.
Sen, biçimini reddeden şiirsel bir söylemsin. Çizgi dışı yaşamından ve gündelik
sıkıntılarından yarınlara uzatmışsın ayraçlarını. Açıklanamaz, çözümlenemez
gecelerinin mehtabısın. Şahmaran bir sevdayı taşırsın da içinde, söyleyemezsin.
Düşüncelerini ve arzularını dağıtmak için zaman kollar, gizli sarsılışlarla ihtiraslarını
susturursun.
47
Kilitsiz, paslı ve sürgüsüz hücrelerde içinin tufanları yüreğini salladığında gir
imgelerime. Kimselere aldırmadan, gözlerini dik yüreğime. Ben, kirli sokakların
kaldırımlarında yürümeyi unutan, sevginin parke taşlarını onaran bir sevda işçisiyim.
Omzumdaki yükler eğemez belimi, benim kalbim serçe yüreğinde atar ve bu şehrin
caddelerinde aşkı didiklerim.
Kaldır başını, gözlerini dik gözlerime. Saçların savrulsun kıraç yüzüme. Ilık nefesine
fermanlar dizeyim, salla beni yüreğinin darağaçlarında. Bir bardak çay, sayfalarca
dize olayım sofranda. Seninle birlikte kıralım içimizin demir parmaklıklarını. Öfkelerine
sürmeler çek ve beni de bele çocuksu uykularına. Yanı başında tomurcuk bir çiçek,
yüreğinde tamamlanamamış bir şiir ve gözlerinin ütopyasında, yalnız sana sevdalı bir
ozan olayım ben.
Mehmet Efe EMRAN
48
İSLAM DİNİNDE SEVGİNİN YERİ VE ÖNEMİ VE SEVGİYE İHTİYACI OLAN
İNSAN
Rab Teala’yı sevip, O’nun sevgisini yayarsan, yerdekiler ve göktekiler sana sevgi
besler. Sadece ALLAH’a (c.c.) itaat et ki, yerdekiler ve göktekiler de sana itaat etsin.
Sevgi ve sevgi üzerine söylenen sözler her zaman insanın ilgisini çekmiş ve en çok
hoşlandığımız sözler olagelmiştir . Sevgi insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın
ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu diye tarif ederiz. İnsanı en güzel surette
yaratan yüce Allah bu seçkin varlığa sevgi gibi güzel bir duyguyu lutfetmiştir. Yani
sevgi insan fıtratında var olan bir duygu olarak görebiliriz. Bu nedenle her insanın
sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı vardır. Yüce yaratıcı ( ALLAH) kendi sevgisinin bir nevi
tezahürü sayılan insandan sevgi odaklı bir hayat yaşamasını istemektedir. Temelleri
sevgi ve kardeşlik üzerine bina edilen ilk ideal toplum İslam dinidir. Medine ‘de
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından kurulmuştur. İslâmda sevgi ve onun
doğal bir sonucu olan kardeşliğin önemine işaret eden sevgili peygamberimiz şöyle
buyurmuştur. Sevgili peygamberimiz, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz,
birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız” buyurarak birbirimizi sevmenin
imanın bir parçası olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerimin ve
Rasulullah' (sav) ın mesajlarına bakarak çok rahatlıkla İslam sevgi dinidir diyebiliriz.
Günümüzde yaşanan sıkıntıların çoğunun müsebbibinin insan olduğu bilinen bir
gerçektir. Sevgiyle düşünüp sevgiyle bakamayan insana her şey karanlık, herkese
sevimsiz gelir ona. Aslında böyle insanlara sevgi fakiri diyebiliriz. Ne yazıkki sayıları
her geçen gün artan bu tip insanlarla günümüz dünyanın tadınıda bir nebzede olsa
kaçırtmaktadırlar. Yaşanabilir güzel bir dünya için seven ve sevilmeye layık insanlara
ihtiyaç vardır. Bu insanları yetiştirmek, huzur isteyen insanlık aleminin en öncelikli
hedefi olmak zorundadır. İnsanlık muhtaç olduğu sevgiye İslam sayesinde
kavuşmuştur. Vahşette sınır tanımayan insanlık İslam sayesinde medenileşmiştir.
Dünyaya yön veren ilim adamlarımız ve yazdıkları kitaplar, bıraktıkları eserler hep bu
medeniyetin ürünleridir. Bu güzel medeniyetin yetiştirdiği, kalbi sevgiyle dolu
seçkinlerden biri de Mevlana Celaleddin-i Rumidir. Onun sevgisi öylesine geniş,
öylesine kapsamlıdır ki, isteyen herkes bu sevgi denizinden nasibini alabilir.
Sevgi konusunda Hazreti Mevlâna’nın pek çok sözü vardır. Bunlardan en
beğendiklerimi okuyucularıma takdim ediyorum. “Sevgiden acılıklar tatlılaşır.''. çok
buna benzer sözleri vardır ben sadece bir kısmını değerli okuyucularıma ilettim. Yani
sevginin önemi hususunda Mevlâna’nın fikirlerine ve çağrısına bütün insanlığın ne
kadar muhtaç bir varlık olduğunu söylemeye gerek yoktur umarım.
Bugünün insanları hem cinsleriyle olan bütün bağları koparıp kendi işini kendi elleriyle
zorlaştıran bir insanlıkla karşı karşıyayız. Devletler ve milletler arasında yaşanan
düşmanlıklar, toplumlar arası çatışmalar, saltanat kavgaları, yıkılan yuvalar, dökülen
kanlar, veba edilen canlar, telef edilen mallar, kısacası yaşadığımız tüm sevimsiz
tablolar sevgiden mahrum insanların eserleri değilmidir? Tüm bu sıkıntıların ilacı
sevgidir. Yani sevmek ve sevilmektir.
Yüce peygamberimizin sevgili damadı olan Hz. Ali'nin dediği gibi '' Sevmeye vakit
yokken düşmanlık niye.'' Sevgi medeniyetinde yetişen sevgi erlerinden biri olan Yunus
Emre çağlar ötesinden insanlığa şöyle seslenir: ‘‘Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım,
49
sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz’’. Yunus Emre’nin sözünden anlaşılacağı
gibi madem dünya bize kalmayacaksa neden birbirimize sevgi gözüyle bakmayalım ki.
Maddenin esiri olan, kalbi taşlaşmış günümüzün sevgi yoksunu insanının bu çağrıya
kulak vermesi gerekmez mi? Sevgi, aynı duyguları paylaşmak ve aynı yöne bakmaktır.
Sevgi hayatın anlamıdır. Sevgi eşyanın mahiyetini kavramaktır. Sevgi, Rahmanın
varlıklar âlemine en büyük hediyesidir. Dolayısıyla başta insan olmak üzere bütün
varlıkların sevilmeye ihtiyacı vardır. Öncelikle yüce Allah sevmeliyiz. Çünkü
sayılamayacak kadar nimet verip yaşatan O’ dur. Tüm varlıklar onun sevgisiyle
yaşayabilmekte ve onun sevgisiyle yaşama sevincini tadabilmektedir. O’nu seven her
şeyi sever ve herkes tarafından sevilir. Bu gerçek ki Allah Rasülü (sav) tarafından
şöyle dile getirilir:" Allah bir kulunu sevince Cebrail'e: "Şüphesiz ki Allah filanı seviyor
sen de onu sev” diye nida eder. Cebrail de onu sever ve Cebrail gök sakinlerine:"
Şüphesiz ki Allah filanı seviyor, siz de onu sevin" diye nida eder.
Gök sakinleri de onu severler. Sonra o kişi yeryüzünde kabul görür ve itibar sahibi
olur”
Şaban ORUÇ
50
GÜÇSÜZLÜK SEVGİ ÜRETEMEMEKTİR
Erich FROMM
Sevgi insanoğlunun yaratılış sebebidir. Allah insana duyduğu derin sevgiden dolayı
onu yaratmıştır. Yani sevgi insanın ayrılmaz bir parçasıdır. Sevgi olmadan bir canlının
yaşaması mucizelere bağlıdır. İnsan öyle bir varlıktır ki sevmek ve sevilmek ister;
çünkü insan yaratılış gayesi ile duygusal bir yapı içindedir. Eğer bir insan sevgi
duygusundan mahrumsa o zaman kullandığı sözcükleri başkasına aktaramaz ve kendi
içinde kaybolur gider. İnsanın tek çabası sevmek olmalıdır; çünkü seven insan
seviliyordur ve güçlüdür.
Sevgi insanları, toplumları, kültürleri, farklı görüşleri birleştiren en kutsal duygudur.
İnsanın kalbi sevgi olmadan bir anlamda hareketsizdir; çünkü kalbi hareket ettiren
tek duygu sevmek ve sevilmektir. Toplumları birbirinden uzaklaştıran sebebinse sevgi
duygusundan mahrum kaldığı apaçık ortadadır; çünkü sevgi mutluluk ve huzurun
anahtarıdır. Yaşamı sürdürmenin tek yolu her şey sevmek olduğu unutulmamalıdır.
Aslında insan sevmeye kendisinden başlamadan karşısındakini sevemez. İnsanın
sağlıklı bir birey olarak hayatının devam etmesi sevgi duygusunun olmasıdır.
Samimiyet ve kalıcılığın sürmesi ancak karşılıksız ya da karşılıklı sevgiden geçtiği
bilinmelidir. Eğer insan sevgiyi üretebiliyorsa o zaman kendini gerçekleştirmiştir.
İnsanın hayata sevgiyi sahiplenmesi onu iyiye ve mutluluğa götüreceği bir anlamda
kesindir. İnsanın kendini güçsüz hissetmesi ya da çaresiz hissetmesi sevgiden yoksun
olmasıdır. Sevmek insanın kin, nefret gibi duygularının yumuşamasına ya da yok
olmasına neden olur; çünkü sevgi duygusu kötülüklere karşı bir kalkandır. Eğer
sevmek ya da sevilmek insan için vazgeçilen duygu bir olsaydı o zaman insan hayatı
anlama çabasından vazgeçmiş olurdu. İnsan, kalbi için en güzel duygunun aşk olduğu
inkar edilemez; ama aşk aynı zamanda sevmektir. Aşkın büyüklüğü sevmenin ya da
sevilmenin olduğu tam anlamıyla ortadadır. Sevginin bir iletişim biçimi de olduğu
bilinmelidir; çünkü kişi karşısındakini sevmeden gerçek anlamda bir bağ kuramaz.
Tarihte önemli olayların sevgiden dolayı kendini gösterdiği unutulmamalıdır. Allah
insanı sevdiği için en üstün varlık kılmamış mıdır? Sevgi kalbin anahtarı değil midir?
İnsanın kendi inancına duyduğu bağın sevgi olmadan süreceği olanaksızdır.
Dostoyeveski’nin
değimiyle;
’’Cehennem
gönüllerde
sevmek
kabiliyetinin
kalmamasıdır’’ der. Çünkü sevmek kabiliyeti ancak güçlü insanda vardır. Seven insan
güçlüdür. Bu yüzden sevgi insanları iyiye ve güzele götüren yoldur. Sevgi aynı
zamanda paylaşmanın da ta kendisidir. Çünkü seviyorsanız, seviliyorsunuzdur. Eğer
tarihten beri samimi ve kalıcı bir sevgi olsaydı o zaman insanların daha mutlu bir
hayat süreceği dünya olurdu. Eğer samimi ve kalıcı bir sevgi olsaydı o zaman insan
sevmek ya da sevilmek duygusunu kalbinin en derin yerlerinde saklamazdı. Çünkü
sevgisiz insan yoktur, yaratılış gereği olamazda. Hayatta birçok farklı şeye sevgi
duyulabilir; ama en kalıcı olanı samimi bir duygu olması ve insana heyecan
vermesidir. Kanaatimce insanın en güçlü olanı sevgisinin en güçlü olanıdır. Sevgi
bütün buzları eritir ve soğuğu bir anlamda yok eder, neden midir? Çünkü sevgi
insanın canlılığının bir göstergesidir. Yine kanaatimce kalbinde sevgi duygusunu
taşımayan insan güçten düşmüştür ya da cansız bir varlıktır. Ne zaman ki o insan
sevgi üretebiliyorsa o zaman canlılığını geri kazanmış ve hayata tutunmuştur. Hayat
sevginin olmasına bağlıdır. Çünkü hayat gerçek sevgiyle bakmaktır. Gerçek sevgi ise
51
insanın karşısındakini olduğu gibi sevmesidir. Yani karşısındakini olduğu gibi seven
insan güçlüdür. Kısacası gerçek güç sevgi ile gösterilir.
Taner ERCAN
52
SEVGİ…
Sevginin bir anlamı yoktu çoğu zaman, öyle ki her duygu birikimine sevgi sözcüğünü
yakıştırdık, yoğunlaştıkça aşk dedik. Hâlbuki o raddeye gelebilmesi için daha çok çaba
harcaması gerekiyordu beynimizin, bünyemizin, kalbimizin. Ki ‘sevgi’
kelime
olamayacak kadar derindi, beş harfle sınırlı kalmamalıydı zihinlerde. Bir şeyi, birini
sevmek özellikle, o kadar kolay adlandırılmamalı, hele ki birçok manevi değerin
asimile olduğu şu zamanda. Veya gem vurulmamalı hislere, zayıflık görülerek. Sanki
sevgi pandoranın kutusundan sızmışçasına davranılmamalı da. Zaten ya çok
kullanmaktan yâda kullanamamaktan kaybettik nasıl hissedeceğimizi.
Bütün bunlara rağmen ömrü hayatı boyunca sürekli gereksinimi oldu insanoğlunun bu
duyguya. Her ne kadar uzak durmaya çalışsa da muhakkak içinde bir yerlerde
büyüttü ki çokta zor değildi; kendisini taşıyan anneyi sevdi mesela yahut hiç
unutamadığı bir anısı oldu yıllarca o anı sevdi, anı acı verse de sevdi üstelik ve en
mühimi kendini sevdi. Ve öylesine çok sevdi ki ömrünce, çoğunu unuttu, saklayamadı
belleğinde. Yerini doldurmak için tekrar denedi, unuttu tekrar hissetti. Her yeni
deneyişte farklı kişilikler oluşturdu içinde, büyüdü. Büyürken sevdi. Söyledim ya sevgi
öylesine bir ihtiyaçtı ki, ruhunu hayatta tutabilmek için dört elle sarıldı duygularına
farkına varmadan.
Velhasıl neyi, kimi sevdiğimizin önemi olmadı yıllarca, benliğimizdeki ‘sevgi’ boşluğunu
kapama ümidiyle oluşturduğumuz eğreti suretlerle; gerçek ve âşık kimliklerimizle boy
gösterdik çoğu vakit hayat sinemasında. Kaçtığımız geçmişimiz değil, kendimiz oldu.
Bu akıl almaz kısır döngünün her tekrarındaysa, hatırlanma umuduyla; uyuyan,
uyudukça unutulan, sıradanlaşan kişiliklerimizin yanına yolladık bir diğer yarımızı.
Gülceren TEPE
53
Sevgi kulakta güzel bir titreşim bırakan bu kavram, aslında her insanda az da olsa
bulunan güzel bir duygudur. İnsanların birbirini sevmesi veya doğayı, hayatı sevmesi
aslında doğuştan gelen bir inceliktir.
Bir bebeğin hayata gözlerini açması her insanı kendi içinde mutlu eder. Bazıları bu
mutluluğunu paylaşmakta sıkıntı çeker. O bebeği severken ‘sen ne kadar da çirkinsin
öyle’ diye veya farklı farklı ifadelerle dışarıya vururlar sevgilerini isteyerek ya da
istemeyerek
Sevmek gerçekten bambaşka bir duygudur. Bazen hiç zorlanmazsın sevgini ifade
ederken. Bazen de kan ter içinde kalırsın. İfade etmek aslında hiç de zor değildir.
Gözler, mimikler bağırır o içindeki sevgiyi.
Sevgi dediğimiz o kadar soyut bir kelimedir ki elle tutamadığımız gibi miktarını da
somut bir şekilde açıklayamazsınız. Tabi karşımızdakine sevgimizi dile getirirken en
güzel en içten sözcüklerle süsleyerek ne kadar çok sevdiğimizi açıklamaya çalışırız.
Ama ne bir cümleyle ne de iki şiirle bile tatmin olamayız.
Günlük yaşantımızda davranışlarımıza fazla dikkat etmeliyiz. Gelişi güzel akan bu
yaşantımızda davranışlarına dikkat etmemelerine rağmen samimilikleriyle ve doğal
halleriyle çok tatlı insanlar vardır.
Bu insanlar gülümsemeleriyle, bakışlarıyla, konuşmalarıyla mutluluk yayar.
Karşısındaki kişi veya kişileri adeta kendisine kilitler. Ancak huysuzluğuyla çok itici
insanlarda vardır. Bu insanlar kendilerini topumun bir parçası olarak görürler ve
kendilerinin kabullendirilmesini isterler. İnsanlardan ne kadar da uzak kalsalar bile
yine kendileri gibi birisini bulup arkadaşlıklar kurarlar. Bu insanlar konuştuklarını ne
yanındakilere ne de başka bir topluma duyuramazlar. Onların ki sadece ağız
kıpırdatmasıdır Her ne kadar işitilseler de sadece kulaktadır, duyulmazlar.
Oysa o tatlı insanlar öyle mi? Sözcükleri, gülümsemeleri hatta bakışları bile
duyulabilir. Şairinde dediği gibi ‘Yalnızca sevgi dolu insanların sözcükleri duyulabilir’
Hüseyin BOZKURT
54
EN FAYDALI HAZİNE, GÖNÜLLERDEKİ SEVGİDİR
İnsan sahip olduğu duygularla değer kazanmaktadır. Sevmek duygusu da insanın
sahip olduğu güzel ve anlamlı duygulardan bir tanesidir. Sevgi saygıyı da beraberinde
getirir. Sevgi ve saygı birbirinden çok fazla ayrılmaz ancak sevgiyi saygıdan üstün
kılan bir etken vardır. Bir kişiyi severseniz ona mutlaka saygı duyarsınız ancak bir
kişiye saygı duyuyor olmanız o kişiyi sevdiğinizi göstermez. Birbirini seven bireylerden
oluşan bir toplum her zaman için diğer toplumlardan daha üstün bir konumda
bulunmayı hak eder. Kısacası bir toplumu ayakta tutabilen gizli gücün adına sevgi
bağı denir. Sevgi içinde pek çok güzel huyu / alışkanlığı da barındırır. Gerçekten
seven bir insan fedakarlığı, şefkati, karşılık beklemeden bir şeyler yapmayı öğrenir.
Ancak şöyle acı bir gerçek vardır ki günümüzde sevgi menfaatler üzerine
kurulmuştur. Halbuki sevgi bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi gibi karşılıksız ve
temiz olmalıdır. Buradan çıkarabileceğimiz bir sonuç ise sevginin çeşitliliğidir. Sevgiyi
kendimize göre kabaca sınıflandıralım. Birincisi insanları bir arada tutan sevgi bağları,
ikincisi insanın evlendiği veya evleneceği cinse karşı duyduğu sevgidir. Üçüncüsü ise
hepsini kapsayan Allah'a (c.c.) karşı duyulan ilahi sevgidir. İlahi sevginin hepsini
kapsadığını Yunus Emre'nin " Yaratılanı severiz yaratandan ötürü " sözüyle
destekleyebiliriz. Günümüzde sevgi sözcüğü insanlar tarafından çoğunlukla
anlamadan kendi ihtiyaçlarına göre değerlendirilerek kullanılır. Bu sözcüğü tüm
derinlikleriyle anlayıp anlatabilmek oldukça güçtür. Sevgi kelimesiyle aşk kelimesi de
genelde bir arada kullanılıp aynı şeyi ifade ettiği düşünülür. Kimlerine göre aşk
denilen şey kısa süreli heyecandır. Bir kelebeğin kanat çırpışı kadar anlıktır. Sevgi ise
(gerçek bir sevgiyse) yıllarda geçse üzerinden eskimez. Kimilerine göre ise aşk
sahiplenmek sevgi ise bağlılıktır. Bütün ilahi dinlerde de, sevginin önemi üzerinde
durulmuş ve ifade edilmiştir. Peygamber Efendimiz'de (s.a.v.) sevginin önemini şu
hadisiyle bizlere bildiriyor: İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi
sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.(Müslim, Îmân, 93; Tirmizî,
Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.) Bizde sevgiyi bir elbise gibi üzerimize giyelim. Ne güzel söylemiş
Peter Deunov; "Sevgiyi, dünyadaki tüm kötülükler karşı bir zırh gibi giy. Bu zırh,
hiçbir silahın delemeyeceği tek kalkandır." Bizde küsmek ve darılmak için bahaneler
aramak yerine; sevmek ve sevilmek için çareler arayalım. Sevmek ve sevilmek
insanların sahip olduğu doğal ihtiyaçlardandır. Yemeye, içmeye, uyumaya nasıl
ihtiyacımız varsa sevme ve sevilmeye de öyle ihtiyacımız vardır. Tasavvufi eserlerde
neredeyse sevgiden başka kelam etmezler. Çünkü yaratılışın temeli sevgiye dayanır
derler. Allah, insanları birbirine bağlama konusunda sevgiden daha güçlü bir irtibat
unsuru, bir zincir yaratmamıştır. Mutluluğu ve güzelliği yakalamak insanın gönlüne
sevgi tohumları ekmesiyle olur. Gönül sevginin otağıdır. Hz. Ali ne güzel söylemiş "En
faydalı hazine gönüllerdeki sevgidir." Sevgi aslında insanın kendi yüreğinin
tarifinden başka bir şey değildir. Sevginin otağı sayılan gönül onun sayesinde
kıymetler üstü kıymete ulaşmıştır. Sevgi; sadakat, vefa, bağlılık, özveri, sorumluluk,
şefkattir. Sevgi insanı yaşatan bir iksirdir. Bir anne çocuğunu sevdiği için ona her
şeyden daha fazla sahip çıkar. Bir insan doğayı severse ona zarar vermek istemez,
kirletmez. Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde
eksilmeyendir. Bunun adı ise karşılıksız sevmedir. Bu ise gerçekten sevmenin diğer
adıdır. Konuyla alakasız görünse de bir hikaye vardır. "Adamın biri büyük bir bıçakla
camiye dalar ve sorar: -Aranızda Müslüman olan var mı? Korkudan kimse bir şey
55
diyemez. Birazdan yaşlı bir adam ayağa kalkar: -Ben Müslümanım. Der. Bıçaklı
adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: -Amca,
şunları kurban edeceğim de ben beceremem yardım eder misin? der. Yaşlı adam
baya bir hayvanı kestikten sonra ‘ben yoruldum başka birini bul’ der. Adam bu sefer
kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar: -Aranızda başka Müslüman var mı? Az önceki
adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar,
imam -Ne bakıyorsunuz öyle? İki rekât namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı
olduk! der." Gerçek seven bu hikayedeki yaşlı adam gibi olmalıdır. Sevgi yanlışların
hesabını tutmaz, sevgi asla vazgeçmez. Sevgi elle tutulur bir şey olmadığından
verildiğinde yitirilmez, azalmaz. Bir mum diğerini tutuşturmakla ateşinden hiçbir şey
kaybetmez; sevmekte bunun gibidir. Bir hikaye ile daha yazımızı noktalayalım. "Hintli
bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür. Onu kurtarmaya karar
verir ve parmağını uzatır, ama akrep onu sokar. Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya
çalışır ama akrep onu tekrar sokar. Yakınlardaki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya
çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler. Ama Hintli adam şöyle
der: "Sokmak akrebin doğasında vardır. Benim doğamda ise sevmek var. Neden
sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?"
Sevmekten vazgeçmeyin, etrafınızdaki akrepler sizi soksalar bile. İnsanlar, sevgi ile
yaşar; insanlar, insan sevgisi ile yaşar..
Hasan Hüseyin GÖKALP
56
‘BİR SEY KENDİMİZ İÇİN İYİ, YANİ UYGUN SUNULMUŞSA ONA KARSI ASK
DUYARIZ ‘
DESCARTES
Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karsı ask duyarız demiş
Descartes tam anlamıyla bende katılıyorum buna. Aski ilk anda tüm duyu
organlarimizla hissederiz bunun için bize uygun olmasi ya da öyle düşünmemiz
yeterli. İste gerçek ask ve ask sandığımız duygu burada ayrılır. Gerçek ask; bize
uygun olan kişiyle gerçekleşir yani ‘iste tamda bu’ deriz ya öyledir. İki kişi birbirini
tamamlar. Senin için en iyisi, evet o tamda sizin için yaratilmis gibidir tüm duygularin
iz bütünleşir. Hayat gözünüze daha güzel gözükür ask bir yeniliktir her yeni günü
gülümseyerek karsilamaktir. Ask havası cok geniştir.Sen orda yerini aldigindan başka
seyler ilgilendirmez seni. Ask büyük bi gül bahçesinde bile papatyasından
vazgeçmemektir. Ask onu görüp başkalarına kör olmaktır bir de o ask sandigimiz
gelip geçici duygu vardir. Kendimizi inandırmaya calisiriz ‘o’ hayatimizin merkezi
olabilecek kişi değildir aslında yanlış duygulara bağlanırız ona zamanla anlasak da
doğru kişi olmadıgini kendimizi kandirmaya devam ederiz ama bir yerde ipler kopar.
Zaten sıkı baglanmamis, birbirine tutunmaya calisan kişiler artık birer yabancıdır.
Askin kırıntısı bile kalmaz. cünkü ask böylesine affetmez. Havzasinda barindirmaz.
Descartes söz ile neyi kasetini anlamak zor yine de benim düşüncelerimden farklı bin
tane düşüncede çıkabilir. acaba bu sözünde aşk nasıl tanımlamış bence bulmamız
gereken sey bu yukarıda aşkı bir insana duyulan ölümsüz sevgi olak düşünüp yazdım
ama belki de bu sözü yazarken aşkı sadece sevgi olak söylemiştir. Bu sekilde
düşünülsek cok farklı seyler ortaya çıkabilir örneğin bazı insanlara göre ask sevgiden
ibarettir yani aslında sen annen babana askı sındır bazı insanları düşünce tarzı budur
ben bu düşünceye katılmıyor değilim ama hepsi doğru da diyemem bence Descartes
bu sözü ile sevgiden kasetmiş çünkü bir sey kendimize ii bir sekilde sunulursa ona ask
duyalız bana kalırsa ask bu kadar küçük bir sey değil dir yani bir kac kişiye karsı olcak
bir sey değil ask dediğin tek bir kişiye karsı olur onu hep sever sin düşündün de
kalbin yerinden cıkcakmıs gibi olur ama burada askı bir kac kişiye olabilir demek
istiyor iste tamda burada düşüncelerimiz farklı düsüyo ama yinede güzel ve doğru bir
söz karşıdan bir sey gelmidikce ask olmaz ilk görüşte ask diye bir şey olması çok zor
olduna göre hatta bana kalırsa öyle bir sey yok asık olabilmek için karsı tarafdan da
birkaç bir sey gelmesin yazım bu bakımdan da bu sözü destekliyorum.
Mert KÖSE
57
SEVGİ YASATAN BİR İKSİRDİR; İNSAN SEVGİYLE YASAR..
Sevgiyle mutlu olur ve sevgiyle çevresini mutlu eder. İnsanlık sözlüğünde sevgi bizim
canimizdir;
biz
birbirimizi
onunla
hisseder,
onunla
duyariz.
Allah, insanlar birbirine bağlama konusunda sevgiden daha güçlü bir irtibat unsuru,
bir zincir yaratmamıştır. Aslinda dünya, köhne bir harabeden ibarettir, onu taptaze ve
canli kılan sevgidir. Krallar, kraliçeler belli yol ve belli usullerle seçilir ve gelir
tahtlarina otururlar. Kimseye ihtiyaç duymadan gelip gönüllerimize taht kuran bir
sultan varsa o da sevgidir. Dil-dudak, göz-kulak onun bayragini çektikleri ölçüde birer
kiymet ifade ederler; sevgi ise kendinden kiymetlidir. Sevginin otagi sayilan gönül
onun sayesinde kiymetler üstü kiymete ulasmistir. Sevgi sancaginin gidip önünde
dalgalandigi kaleler, kan dökülmeden fethedilmislerdir. Sevgi askerlerinin ulasabildigi
yerlerdeki sultanlar, muhabbet çerisinin siradan birer neferi haline gelmislerdir.
Biz, gözlerimizde sevginin zaferleri, kulaklarimizda onun davulunun, kösünün sesi bir
atmosferde yetistik. Gönüllerimiz hep onun bayraginin dalgalanma heyecaniyla atti.
Sevgiyle o kadar içli-disli olduk ki, neticede hayatimizi bütün bütün ona baglayip
ruhumuzu da ona adadik. Artik biz yasarsak sevgiyle yasar, ölürsek sevgiyle ölürüz.
Her nefeste, bütün benligimizde onu duyar; sogukta onunla isinir, sicakta da onunla
serinleriz.
Binbir fenaligin kol gezdigi su fevkâlade kirlenmis dünyada, her zaman temiz
kalabilmis bir sey varsa o sevgi, onca sararip solan gülendam seylerin yaninda hiç
renk atmadan güzellik ve cazibesini koruyabilmis bir dilber varsa o da yine sevgidir.
Dünyada hiçbir millet ve hiçbir toplumda ondan daha gerçek, daha kalici bir sey
yoktur.
Eger Hakk'in yaratma sevgisi olmasaydi, ne aylar, ne günesler ne de yildizlar
meydana gelirdi. Kâinatlar birer sevgi siiri, yerküre de bu siirin kâfiyesidir. Tabiat
kitabi ve eko sistemde her zaman sevginin gür soluklari duyulur. Insanî
münasebetlerde
de
hep
onun
bayragi
dalgalanir
durur.
Insanin insanlari sevip çevresine alâka duymasi, hattâ bütün varligi sefkatle
kucaklayabilmesi, biraz da kendini bulup bilmesine, kendi mahiyetini kesfedip
Yaraticisiyla olan münasebetini duymasina baglidir. O, kendi derinliklerini, kendi
özündeki cevherleri duyup hissedebildigi ölçüde, ayni hususlarin baskalarinda da
bulundugunu düsünür, hem Yaradana nisbetin hatirina hem de mahiyetindeki
cevherlere karsi kadirsinas davranma hissiyle her varligi daha bir farkli görür daha bir
farkli duyar ve daha bir farkli degerlendirir.
Dünyamizin, cennet haline gelmesinin ve cennet kapilarinin ardina kadar açilmasinin,
açilip bize "buyurun" edilmesinin önemli bir vesilesi sayilan aramizdaki birligi bozmak
da neden.! Ne zaman, bizi birbirimizden uzaklastiran duygulari, düsünceleri,
ruhumuzdan söküp atacak ve birbirimizi kucaklamak için yollara dökülecegiz!
Mesut BAYIR
58
ISTIRABIN BAĞLADIĞI SEVGİ GÜÇLÜDÜR.
Selma LAGERLÖF
Doğru mudur? Yani Selma Hanım haklı mıdır düşüncesinde? Kimine göre haklı, kimine
göre haksızdır o.
Aslında ıstırap ve sevgi kelimelerinin aynı cümlede kullanılıyor olması gerçekten
şaşırtıcı ve bir o kadarda insanı tereddüde düşürebilecek bir durum. Çünkü pek çok
zaman acı olarak değerlendiriliyor ve insanı ‘acaba’lara itebiliyor. Ben ıstırap
çekmedim acaba benim sevgim gerçek veya güçlü değil mi ya da onun sevgisi?
Sevmek için ıstırap çekmek mi gerekir? Sevginin kaynağı ıstırap mıdır...gibi pek çok
tereddüti söz konusu olabilir. Istırap çoğu insan için büyük ve ağır acılar çekmek
olarak değerlendiriliyor. Bazıları ise bunu abartıdan öteye geçemeyeceğini ve yalnızca
filmlerde olabileceği kanısında. Ancak ıstırap uzaktan sevebilmeyi öğrenmek değil
midir? Sevip de kavuşamamak. Peki ya anne sevgisi? En ıstıraplısı bu değil midir?
Doğum!? Büyük bir ıstırap…
Bence doğrudur. Haklıdır Selma Hanım. Sevginin güçlü olması cefaya, çekilen ıstıraba
bağlıdır ki Balzac “Vadideki Zambak” adlı romanında bu durumu boşuna işlememiştir.
Onunda belirttiği gibi ıstırap hem sevgiyi hem de insanı güçlendirir.Geçmişte de
öyleydi…Istırabın büyüklüğüydü sevgiyi güçlü kılan. Istıraptı dağları deldirten. Istırap
değil midir insanı ailesinin karşısına aldırtan peki?
Günümüzde bu durumdan pek çok insan kaçınıyor. Acı çekmek istemiyor insan. Kim
ister ki? İster miyiz canımız yansın? Elbette ki hayır. Acı çekmemek için her şeyi
yaparız, sonucu ne olursa olsun. Istırap dendiğinde insan ürperir, rahatsız olur.
Büzülür bedeninin bir kenarına ruhu, kapatır gözlerini hortlak görmüşçesine. Pek çok
insan çekinir ıstıraptan çünkü bilmez, öğrenmekte istemez. Istırabın kendisini
yutacağını sanır ama yanılır. Istırap onu aslında güçlendirecektir. Güç umurunda
değildir insanın rahatı yerinde olmadan. Olgunlaşmak onun için bir çeşit acı gibi
olduğundan çocuk kalmayı tercih eder. Güzellikleri fark etmez ne gücün ne
olgunluğun. Acı olmasın yeter. Alında durumu kabullenmek çok zor gibi görünse de
sadece alışmak gerekiyor. Ondan sonrası çorap söküğü misali kendiliğinden
tamamlanacaktır.
Ama bazen nedendir bilinmez insan ıstırapsız da yapamaz. Dikenli gül gibi ararlar
ıstırabı. Diken batacaktır, kanatacaktır ellerini, yüreklerini, ruhlarını ama umurlarında
değildir. İsterler yine de ıstırap batsın, canımız yansın. Çünkü zaman, mekan, insanlar
ne kadar değişse de kalıp yine de aynıdır. Istıraplı sevgi büyüktür. Istırabın büyüklüğü
sevgiyi kopartamıyorsa sevgi de o kadar büyüktür. Acıya dayanılıyorsa sevgi buna
değiyor demektir.
Yani sözün sahibi başından beri haklıydı. İnsanın pişmesi için acı çekmesi gerekir.
Miktarı ne olursa olsun ıstırap insanı dolayısıyla sevgiyi güçlendirir. Kırılmış kemiğin
kaynadığında daha sağlam olması gibidir ıstırap.
Muhammet Furkan YILMAZ
59
SEVGİ RUHUN GÜZELLİĞİDİR.
AUGUSTİNUS
İnsan hayatında sevgiyi tanımlamak öyle kelimelerle mümkün olan bir durum değildir.
Sözlüklerde yapılan tanımlar tam anlamını karşılayamamaktadır.
İnsanın ruh dünyasının temellerini oluşturan şüphesiz sevgidir. Ruhun güzelliği sevgi
ister, sevgi ise emek ister. İnsanoğlunun kısacık olan bu ömür yolunda güçlü bir
şekilde yürüyebilmesi için ruh iyiliğine ve güzelliğine olan ihtiyacı tartışılamaz bile. Bu
ihtiyaç da ancak sevgi ile mümkündür. Nasıl insan bedeni susuzluğa dayanamıyorsa,
insan ruhu da aynı şekilde sevgisizliğe karşı koyamaz.
İnsanoğlunun yaratılış fıtratında savaş ve kanın olduğu kadar, sevgi ve aşk da vardır.
Savaşın hiçbir galibi yoktur her insan acı çeker ancak unutulmamalıdır ki sevginin de
mağlubu yoktur. Bugüne kadar kim sevgiden ne zarar görmüş ki? Sevmek ve
sevilmek gerçekten farklı ve güzel bir ihtiyaç, hepimiz bu ihtiyacın farkındayken
neden duygularımızı sevdiklerimize ifade etmiyoruz? Her şey için çok geç olmadan
biraz bazı şeyleri düşünmeliyiz.
İnsanın yaşamında ruh güzelliği bu kadar önemliyken ve ruh güzelliği temelleri
sevgi üzerine kuruluyken, birbirimize sevgi ile yaklaşmaktan kaçınmamalıyız.
Nail YÜKSEL
60
YARATILIŞ GEREKLİLİĞİ SEVGİ
Nerede kıskançlık ve bencillik varsa, orada karışıklık ve her türlü kötülük vardır. Oysa,
sevgi ve aşk öyle güçlüdür ki, bencilliği yok eder, şiddeti ve kabalığı giderir, insanları
daha duygusal, daha sorumlu yapar.
Sevgi ve aşk köklü değişiklikler yaratma gücüne sahiptir. Bencillik, sürekli olarak
kendini ön plânda tutan, hemen her işte, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden,
hep kendisinin merkez olmasını ve kendinden bahsedilmesini isteyen kişilerin ortaya
koyduğu bir davranış şeklidir. Aslında az buçuk herkes bencildir. Ama bencilliğin de
bir sınırı vardır. Bencillik, sahiplenmek, kontrol etmek ve hakim olmak isteyen
egoizmden kaynaklanır. İşte bu egoizm, bencil bir insanın, kendi menfaati için, bütün
diğer insanları, bir kalemde yok farz etmesini ve onları kendi bencilliği uğruna
"kurban etmesini doğurur.
Oysa sevgi ve aşk, her şeyi değiştiren, dünyayı güzelleştiren bir duygudur. Bencil
insan en yakınlarına bile zarar verirken, sevgi ve aşk dolu yürekler dünyayı yaşanılır
kılar.
Yeryüzünün yaratılış, yaşamın var oluş sebebidir SEVGİ.
Yaratıcı; insani sevgiyle yaratmıştır. Tüm yarattıklarını da sevgiyle yarattığı insanin
emrine sunmuştur.
Varlığını, yaşamını kendisine borçlu olan insandan da karşılığında en çok kendisini
sevmesini dilemiş, istemiştir. Kendisini sevmeyi meleklerde olduğu gibi seçimsiz
mümkün kılma kudretine sahipken, insanı önemsemesinden, sevgisinden dolayı irade
verip özgür bırakmıştır.
Sevgi ispat ister. Rabbimiz ispatlamış. Önemsediği, sevdiği insanın hayatını idare
ettirebilmesi için, her şeyi düşünmüş. Hava, su, güneş, toprak… Cismini en güzel
surette yaratmış.
Tüm ihtiyaçları olan unsurları doğar doğmaz kullanımına sunmuş. Ruhunun ihtiyacı
olan tüm güzellikleri doğumuyla birlikte emrine amade kıldığı gibi en güçsüz anında
gönüllü, severek, tüm ihtiyaçlarını karşılayacak, koruyup-kollayacak Anne adlı bir
meleğin kollarına teslim etmiş.
Severek, isteyerek onun tüm ekonomik ihtiyaçlarını karşılayıp, gerektiğinde kendi
canını geri plana alıp, tehlikelere karşı kol kanat geren baba gibi bir koruyucu vermiş.
Fıtri ihtiyaçlarını giderecek, neslinin devamını sağlayacak, yüreğini muhabbetle,
huzurla dolduracak "sevgili" yaratmış.
Yaratıcı'nın sevgisinin ahretteki adı ise cennet olmuş. Kendisini sevenlerin sevgisini
yaşantısıyla ispatlayanların ahret ödülü.
İnsanın Allah'a sevgisinin ispatı, en değerli, hayati organı (et parçası olan kalp değil)
yüreğinde baş köşeyi başka hiç kimseyi O'nun sevgisine eş tutmadan tahsis
edebilmesidir.Tatlı canını hiç düşünmeden Canan'ının yoluna feda edebilmektir.
İbrahim misali çok sevdiğini, En Sevgili'ye kurban etmek için yüz üstü yatırabilme
kararlılığını, ateşe hiç düşünmeden atlayabilme yürekliliğini sergileyebilmektir.
61
Habib'inin "Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler de yine de davamdan vaz
geçmem" deyip dimdik ayakta durabilmektir.
Sevginin insan insana boyutuna baktığımızda; yine pazarlıksız olmalıdır sevgi. " Ben
seni severim ama………"? Benim gibi düşünürsen, benim sevdiklerimi seversen, benim
dediklerimi yaparsan!
Yaratan'ın yarattığı fıtrata aykırı yasamayan tüm insanları "amasız" sevebilmektir
gerçek SEVGİ.
Dostu, sevgiliyi kendi kalıplarımıza sokmaya çalışıp, "sen bu çerçeveye uymuyorsun, o
halde ya benim istediğim gibi ol, ya da ben seni sevmem" bencilliğini yenebilmektir
SEVGİ.
En ufak bir kusurunda, hatasında, kendimizi dev aynasında görüp, seyredip onların
kusurlarıyla da güzel olduğunu fark etmemekte ısrarcı olmamanın adıdır SEVGİ.
Oğuzhan DÜZOĞLU
62
SEVGİYİ, DÜNYADAKİ TÜM KÖTÜLÜKLER KARŞI BİR ZIRH GİBİ GİY. BU
ZIRH, HİÇBİR SİLAHIN DELEMEYECEĞİ TEK KALKANDIR.
Peter DEUNOV
Canlının tüm varlıklara karşı duyduğu duygu dur. Sevgini olmadığı bir ortam
düşünülemez. Canlılar sevgiyle mutlu olur ve mutlu yaşar. İnsanları birbirine bağlayan
en önemli unsurların başında gelir. Sevgi kazanılması pek güç olmadan içten gelir.
Sevginin olduğu ortamlar birlik beraberliği yıkılması zor bir gücü sağlar. Sevgi hiçbir
zaman karşılık beklemez sen değer verdiğin sürece oda sana değer verir. İnsanlar
arsında muhabbeti arttırır saygı ortamı oluşturur değer vermeyi değer verilmeyi
anlatır. Yıkılması zor bir güç demiştik öyle ki insanlar arasında birlik ve beraberliği
sağladığından bozulması zor bir ortamı oluşturur.
İnsan her zaman elindeki değerlere sahip çıkar ve kaybetmemek ister. Gerek kendi
canı olsun gerekse malı olsun en güzel sevgiyle sahip çıkar ama her ne kadar malı da
olsa insan olduğundan dolayı sevgiye muhtaçtır. Sevgiyi ne parayla ne de elinizdeki
büyük bir güçle satın alabilirsiniz onu kazanmanın en güzel yolu içten gelir. Ne
yaşadığınız çevrenin güzelliğini ne kurduğunuz arkadaşlıkları ne size duyulan saygıyı
ne karşı kaldığınız kötülükleri yaşadığınız en güzel mutlulukları hiç unutamayacağınız
anları elinizdeki değerleri ne mal varlığınız ya da en önemli olan da canınızı başka bir
şeyle satın alabilirsiniz buna sahip olmanın ve korumanın en büyük yolu sevgidir.
İnsanlar her zaman yaşadığı ortamda bir sevgi bağı kurmalıdır. Çünkü bunun insana
kaybettireceği bir şey yoktur tam tersi kazançları vardır. Sevginin olduğu ortamda
hem sen hem de çevrendekiler mutlu yaşar. Karşımızdaki insanlara da onları
sevdiğimizi belirtelim ki aynı sevgiyi bizde onlardan görelim insan hem sevmeye hem
de sevilmeye yani sevgi ye muhtaçtır.
Mutluluk arıyorsanız güzel bir hayat yaşamak istiyorsanız her şeyin başında da eğer
huzurlu bir ortam istiyorsanız sevginizi paylaşmalısınız.
Yukarıdaki söz gibi sevgi bütün kötülüklere karşı bir zırhtır. Zaten genelde kötülükler
kin ve nefret ortamların doğar bizde buna karşı insanlarla güzel geçinirsek
muhabbetimizi arttırırsak onlarla bir şeyler paylaşırsak onlara karşı sevgimizi belli
edersek onlarda ki bütün bu kötü duygular ortadan kalkacaktır. Biz sevgimizi
paylaştığımız sürece bir şey kaybetmeyeceğimizden en iyisi bunu yapalım ki bütün
kötülüklere karşı bir zırh gibi giyinmiş oluruz.
Sonuç olarak elimizdeki değerleri kaybetmemenin bir şeylere sahip olmanın
muhabbeti arttırmanın ve de tüm kötülüklere karşı bir koruma kalkanı oluşturmanın
en güzel aracıdır sevgidir. Bu yüzden her zaman bir sevgi ortamı oluşturun….
Ömer Faruk ÖZDEN
63
NE ŞAİR YAŞ DÖKER, NE AŞIK AĞLAR
TARİHE KARIŞTI ESKİ SEVDALAR.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
Aşk hikayeleri dinlemek, okumak her zaman hoşuma gitmiştir. Bu yüzden bu yazıyı
yazmadan önce de birkaç makale, öykü, köşe yazısı falan okudum. Ancak fark ettim
ki insanlar artık çok karamsar. Aşk, sevgi, evlilik, güven, bağlanmak gibi kelimelerin
anlamlarını iyice kaybettiklerine inanıyorlar. Tamamen yanlış diyemeyeceğim gibi
%100 de doğru olduğunu düşünmüyorum. Hayat artık eskisi kadar zor değil. Buna
bağlı olarak da bazı şeyler daha kolay elde ediliyor. İnsanlar artık beklemek zorunda
değil. Yani bana göre yeni nesilde eksilen duygu aşk ya da sevgi değil; özlem ve
sabır.
Eski zamanda yaşanan aşklar insana daha güzel geliyor. Kendimden biliyorum.
Dedem anlatırdı eskiden. Sabah namazından sonra uyumazmış doğru çeşme başına.
Bekle Allah bekle. Bütün derdi anneannemi bir kere daha görmek. Dedemin anlattığı
aşkın günümüzden tek farkı beklemek zorunda olması. Eğer anneanneme o kadar
hasret kalmasaydı belki bu kadar mutlu olamayacaklardı.
Dikkatimi çeken bir şeyi daha belirtmek isterim. Belki biraz alakasız gelecek ama
yukarıdaki dizelerin sahibi Faruk Nafiz, 1920 yılında 22 yaşında falan oluyor. Bu şiiri
de bu yaşlarda yazdığını düşünürsek, bu zamanda da aşkın yaşanış şeklinden
memnun değillermiş. Her zaman geçmişe bir özlem duyuluyor. Yani sadece bu günle
alakalı bir şey değil bu. Hayat sürekli değişiyor ve tabi buna bağlı olarak da yaşamak.
Zaman geçiyor insanların yaşayışları, hayattan beklentileri, yaşama şekilleri gibi
birçok şey de değişiyor. Bu kadar şey değişirken aşkların yaşanış şekillerinin aynı
kalması beklenemez. Şimdiki gençler daha özgür ve belki de daha cesur. Bizden
sonrakilerde büyük ihtimal daha farklı olacaklar. O zamanlar biz onlara söyleyeceğiz
bize söylenenleri.
Arkadaşımın anlattığı bir olayı paylaşmak isterim. Ana sınıfına giden bir yeğeni var
arkadaşımın. Şuan 5 yaşında diye biliyorum. Neyse zaten önemli olan yaşı değil ne
yaptığı. Bu çocuk sınıfından bir kıza aşık olmuş, evde ah ahh çekip duruyormuş.
Annesi de şakayla kızın annesine söylemiş. O da eşine doğal olarak. Babada ‘ Ben
sünnetsiz adama kız vermem.’ demiş. Arkadaşımın yeğeni de tutturmuş sünnet
olacağım diye. Baktılar böyle olmayacak sünnet ettirdiler geçenlerde. Sünnet
düğününü de yaza yapacaklarmış. Şimdi böyle bir aşkı bilip de günümüzdeki aşklar
hakkında atıp tutmak kolay olmuyor.
Her zaman diliminde aşkı gerçekten yaşayan insanlar olmuştur. Kavuştuktan sonra da
hala eksilmeyen sevgiler var. Bunların içinde beni en çok etkileyen ünlü felsefeci Karl
MARKS’ın 1865 yılında eşine yazdığı mektuptaki şu satırlardır: ‘Dünyada çok dişi var,
kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en
büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim?’ İster aylar
geçsin aradan ister yıllar birini bir gün görmediğinizde dahi özlüyorsanız, sonsuzluğu
bulmuşsunuz demektir. Bunun yaşadığınız yüzyılla bir ilgisi yoktur.
Aslına bakarsanız benim yukarıdaki dizeleri destekler nitelikte bir şeyler yazman
gerekiyordu. Yani ben öyle düşünmüştüm. Bu dizeleri de o yüzden seçmiştim. Çoğu
64
insan gibi yaşayamadığım ve büyük ihtimalde yaşayamayacağım hikayeleri özlemle
anlatmak için. Ancak biraz düşününce bunları yazmayı daha uygun buldum. Çünkü
benim yaşıtlarım – bende dahil – bizden öncekiler gibi mutlu bir çocukluk
geçiremedik. Belki de bu yüzden bu kadar karamsar ve bu kadar olumsuz bakıyoruz
her şeye. Dünya bizim etrafımızda dönsün falan istiyoruz. Eskilere göre daha benciliz.
Bazı şeylerin kıymetini anca kaybedince anlıyoruz. Bunun farkını da kardeşime
bakınca anlıyorum. Çünkü biz en azından kapının önünde evcilik oynayabilirdik öyle
bir şansımız vardı çok şükür. Ama şimdikilerin tek dünyası bilgisayar ve televizyon.
Çok mutsuzlar. 6 yaşındaki çocukların ağzında ‘psikolojim bozulmuş’, ‘beni biraz yalnız
bırakır mısınız?’ tarzı cümleler duymak hayret verici.
Benim asıl merak ettiğim bizden sonrakilerin nasıl yaşayacakları. Her anlamda. Henüz
ilkokul çağındayken bile bu kadar mutsuz, karamsar olan çocukların gelecekleri nasıl
olacak ? Peki ya onların çocukları nasıl olacak ?
Hayat git gide kolaylaşırken bazı şeyler oldukça güçleşiyor. Birilerini sırf sevdiğimiz
için sevemiyoruz. Sevgimizden bir yarar sağlamak derdindeyiz. Bazı şeyler bu yüzden
sahte ve eksik. Hayat bizi buna zorluyor. Sağlam durmak her geçen gün biraz daha
zorlaşıyor.
Kısacası benim anlatmak istediğim insan bulunduğu durumdan çoğu zaman şikayet
eder. Nerde o eski bayramlar kadar klişe oluyor belki ama aşklar eskisi gibi
yaşanmıyor. Bunda kimsenin bir suçu yok. Eskiden her şey gibi aşklar da zormuş. Çok
fedakarlık istermiş sevmek. Şimdi ise her şey daha kolay hatta belki daha basit.
Zaten sevginin amacı karşındakini edebildiği kadar mutlu etmek değil midir insanın ?
O zaman sorun ne? Farklı biçimlerde de ifade edilse sevgi yine sevgidir. Muhtemelen
herkesin karşısına çıkmayacaktır ama gerçek sevdalar hala var.
Özge AYDINKAL
65
GÜÇSÜZLÜK SEVGİ ÜRETEMEMEKTİR…
Sevgi çok büyük bir güçtür. Sevgiden daha büyük bir güç yoktur dersek yanlış olmaz
sanırım. Sevgi böylesine büyük bir güç olmasının yanı sıra çok etkili bir silahtır. Tüm
canlılar üzerinde etkilidir. Aklınıza ne gelirse insanlar, kuşlar, böcekler, çiçekler,
ağaçlar, kurtlar, kuzular…
Bundan dolayı güçlü olmak isteyen kimse sevgiyi benliğinde bulundurmalı elinde
tutmalı her canlıya sevgiyle yaklaşmalıdır. Sevgi yaşamın her yerde karşımıza çıkabilir,
yaşamın her anında örneğin insanlarla konuşurken, işimizi yaparken, yürürken,
koşarken kısacası her yerde.
Sevgi her şeyin temelidir. Örneğin çalıştığımız iş ; işimize sevgiyle bakarsak, bir sevgi
bağı ile ona tutunursak hem işimiz çok güzel olacaktır hem de işimizden bizde
bıkmadan yorulmadan onu yapmaya devam edebiliriz. Sevgi burada da gücünü
göstermiştir.
Düşünsenize 40 yıl veya daha fazla bir süre bu işle uğraşacaksınız, vakit
geçireceksiniz, geçiminizi sağlayacaksınız ve en önemlisi bu işi yapmak zorundasınız.
Ama bu işi yaparken sevgiyle değil de eziyet çekerek, her gün oflaya puflaya
yaptığınızı düşünün. Hadi 1 hafta sabrettiniz, 1 ay sabrettiniz, 1 yıl sabrettiniz diyelim
nereye kadar gidecek böyle elbette ki bir yerde patlak verecektir. Ama aynı işi
sevgiyle yaptığınızı düşünün. Bu sefer diğer durumun tam tersine çalışmaktan
yorulmayacaksınız, bıkmayacaksınız. Her gün başlarken iyi ki bu işi yapıyorum
diyeceksiniz ve bu size ayrı bir enerji verecek ve de işinizi severek yaptığınız için
ortaya mükemmel sonuçlar çıkacak.
Görüyorsunuz sevgi ne kadar büyük bir güç 40 yılınızı nasıl çekilmez, berbat, can
sıkıcı durumdan iyi, güzel, hoş, bambaşka bir duruma getirdi.
Sevginiz varsa güçlüsünüzdür. Kimse size bir şey yapamaz hiçbir zorluk sizi
yıldıramaz. Ama sevginiz yok diyelim sevgi üretemiyorsunuz, sevgiyle
bakamıyorsunuz bunu başaramıyorsunuz işte o zaman güçsüzsünüz
Güçsüzlük sevgi üretememektir. İşte bu söz her şeyi özetliyor. Öyleyse bu söze kulak
vermeli ve hayatımızın her anında her yerde başarılı güçlü olmak için her zaman sevgi
üretmeliyiz. İnsanlara ve canlılara sevgiyle şefkatle merhametle bakmalıyız
sevgimizden hiç kimseyi mahrum bırakmamalıyız sevgimizi onlara verdikçe
gücümüzün azaldığını sevgimizin bittiğini düşünebiliriz ama öyle değildir. Asıl
güçsüzlük sevgi üretmeyip insanlara verebilecek bir sevgi bulamamaktır. Biz sevgi
ürettikçe, insanlara sevgimizi gösterdikçe gücümüze güç katarız bunu asla
unutmayalım
Örneğin bir fabrika düşünün patron sizsiniz ve çalışan işçileriniz var. Çalışanlarınıza ne
kadar sevgiyle bakarsanız onlarda sizi ve yaptıkları işi o kadar çok sevecektir. Sonuçta
işlerini ve sizi sevdikleri için çalışacaklar size mahcup olmamak için işlerini daha iyi
yapmaya çalışacaklar ellerinden gelenin en iyisini yapacaklardır. Böyle çalıştıkları
içinde sizde kısa süre içinde piyasadaki en iyi fabrikası olan kişi haline geleceksiniz ve
gücünüz büyüyecek görüyorsunuz ama siz sevginizi göstermemiş olsanız zorla bir
şeyler yaptırmaya çalışsanız onlarda para alabilmek için sadece zaman doldurmak için
çalışacaklar baştan savma yapacaklar geçiştirecekler ve kaliteniz düşecek ürettiğiniz
66
ürünler satılmamaya başlayacak sürekli zarar edeceksiniz ve gücünüz zamanla
tükenip gidecek…
Onun için güçsüzlüğün sevgi üretmemek olduğunu unutmamalı yaşamın her anında
her yerinde güçlü olmak için sevgi üretmeliyiz.
Ahmet Kemal BİRCAN
67
YARADILANI SEV
Sevgi, dünyadaki en büyük güçtür bence. Niye mi? Sevgi değil mi insanoğluna her
şeyi yaptırtan? Sevgi değil midir sevdiğine kasırlar yaptırtan? Sevgi değil mi adamı
mecnun edip çöller düşürten? Sevgi değil mi Ferhat'a dağı, taşı deldirten? Sevgi değil
mi insanı sabahlar kadar ağlattıran? Sevgi daha neler yaptırtmamış ki biz
insanoğluna. Mesela günümüze ve tarihin sayfalarına bir gezinti yapalım.
Tarihten başlayalım:
Fransız ihtilaline bir bakalım. özgürce yaşama SEVGİsi değil miydi ihtilali yaptıran?
Demokrasi SEVGİsinin monarşiğe karşı savaşı değil miydi? İşte SEVGİ öyle büyük bir
güç ki ihtilaller yaptırtır.
İstanbul'un fethi peki...Peygamber sevgisi değil miydi Eyüp Hazretlerini buralara
kadar getirten? Peygamber sevgisi değil miydi İstanbul'u yüz yılar boyu kuşatmalara
uğratan? Peygamber sevgisi değil mi Akşemsettinli Fatih'e İstanbul'u fethettiren?
Sevgi böyle bir şey işte; yıkılmaz surları yıktırtır, bir imparatorluğu tarihe yedirtir. Ne
güç ama...
Kurtuluş Savaşı'na sebep olan şey yine sevgi değil miydi? Atamın vatan, millet,
özgürlük, bağımsızlık sevgisi değil miydi ölmüş bir milleti dirilten. İşte bu güçtü
Atamın duylarını şahlandıran.
Peki sevginin gücü hep böyle olumlu şeyleri mi doğurmuş. Evet dememi çok isterdim
ama; biz insanoğlu her olum gücü olumsuzlaştırmayı başardığımız gibi sevginin
gücünü olumsuzlaştıran yelerde kullanmışız.
Örnek mi istersin? İnsanoğlu tarihi bu örneklerle o kadar dolu ki, tarihin hangi
sayfasını çevirsek o sayfanın dörtte üçü böyle olaylarla dolu. Çevirelim tarih
sayfalarını görelim insanoğlunun iğrençliklerini.
Çoğumuz beğenerek izlediği güzel bir film var; Milattan Önce On bin. Dikkatinizi
çekerim milat öncesinin on bin yıl öncesi. Kısaca filmden bahsedersek güçlülerin zayıfı
ezdiği, kendi güçlerini koruma uğruna insanları köleleştirildiği, bunu yapmak içinde
binlerce insanın kanının döküldüğünü film güzel bir şekilde anlatmış. Peki bunu onlara
yaptırtan ne? Güç elde etme sevgisi, insanlara hükmetme sevgisi, kısacası hayvani
duygularını tatmin etme sevgisi. Ne kadar insanlık dışı bize gelse de bu onlara
yaptıran sevgi.
İşte o günden günümüze kadar süre gelen böyle nice olaylar var ve insan oldukça da
maalesef olacak şeyler.
Günümüze ve yakın tarihimize bakalım. Ne vahim durumdayız, insanlık adına
kaybettiklerimize bakalım.
Dünyanın demokrasi dağıtma vakfı; Amerika! Petrol, para, Ortadoğu’ya sahip olma
dünyada bir numaralı güç olma sevgisi değil mi her yeri kan gölüne çeviren? Bu
sevgileri değil mi Irak’ta Afganistan’da daha onca yerde kan, gözyaşı döktüren?
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına ne demeli. Dünyaya sahip olma, en büyük güç
olma sevgisi değil miydi milyonlarca insanı öldürten?
68
Birazda biricik vatanımıza bakalım. Avrupa’nın ve diğer dış güçlerin Anadolu
topraklarına olan sevgileri değil mi biz Kürt ve Türk kardeşleri birbirimize düşürten?
Bu sevgi değil mi bu vatan çocuklarını birbirine öldürten? Bu sevgileri değil mi
annelerimizin gözyaşları sel gibi akıttıran? Bu sevgileri değil mi bin yıllık dostları
birbirine küstürten? Bu sevgileri değil mi küçük bir şeyde kahrolsun bayraklarını
çektirten? Bu sevgileri değil mi güzelim vatanımı bölünme eşiğine getirten?
EY TÜRK HALKI biz niye sevginin gücünü kullanmıyoruz? Onlar kullanıp bizi bu hala
getiriyorlar da biz niye kullanmıyoruz niye? Sevgiden başka hangi güç bu kanı
durdurabilir? Sevgiden başka hangi güç birbirinden kopmuş elleri bir daha
birleştirebilir? Sevgiden başka hangi güç kardeşlerin birbirine attığı kurşunu yerine gül
attırabilir? Sevgiden başka hangi güç dökülen gözyaşlarını durdurabilir? Sevgiden
başka hangi güç sızlayan, ağlayan gönüllere su serpebilir? Sevginin bu gücünü
kullandığımız zaman hangi güç bizi bu duruma getirebilir hangi güç?
Bu gücü nasıl elde edebiliriz diye bir soru hemen gelir akla. İslam’ın büyük
alimlerinden olan Bediuzzaman hazretleri Uhuvvet risalesinde bize çok güzel yol
gösteriyor aslında. Bize şöyle diyor:
“ Her ikinizin Halıkınız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz bir, Razıkınız bir… bir bir bine
kadar bir.
Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir… bir bir yüze kadar bir.
Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir… bir bir ona kadar bir.”
Ne güzel demiş değil mi? Bu kadar ortak yanlarımız varken nasıl oluyor da bir birimizi
sevmemekte inat ediyoruz? Bize böyle yol gösteren nice alimlerimiz var:
Mevlanalarımız, Yunuslarımız…
Bu sevgi gücünü elde etmek bu kadar kolay ve bu kadar önemli iken düşmanlığa,
nefrete ne hacet? Sevgi dolu bir toplumda yaşamak varken sevgisizlik denizinden
yüzmeye ne hacet? Sevgi tohumlarını ekmek varken bölünme tohumları ekmeğe ne
hacet?
Aslında işin gerçeği; insan sevgisiz yaşayamaz. Sevgi yaşama gücü, yaşamanın
dayanak noktasıdır. Sevgi yaradılışın mayasıdır. Sevgi cennetin mimarıdır. Sevgi
damarlarda dolaşan kandır. Sevgi kalp atışıdır. Hangimiz sevgisiz yaşayabilir?
Yaşayabilirim diyen varsa, insani değerlerini bir gözden geçirmesi onun için iyi olur.
Sevgi gücü gerçekten büyük bir güç. Yeter ki elde etmeyi bilelim, yeterki doğru yerde
kullanalım.
Kaya ORHAN
69
BENİ SEV YA DA NEFRET ET, İKİSİ DE BENİM YARARIMA. SEVERSEN HEP
KALBİNDE NEFRET EDERSEN HEP AKLINDA OLURUM.
Louis ARAGON
Sevmek ya da nefret etmek insanın duygularının en uç noktalarıdır aslın da. Zıt
olmakla birlikte bir o kadar da ortak yönleri olan iki duygu. Hani bazen şarkılar da
geçer ya sev, çünkü sevmek en kolay diye. Bence bu durum tam tersidir. İnsanları
gerçekten sevebilmek çok zordur. İnsanları beğenebiliriz, onlarla iyi dostluklar
kurabiliriz, hatta onları sevdiğimizi sanırız. Ama sevmek o kadar kolay değildir aslın
da. İçinde hissetmeli insan o güzel duyguyu. Her hücresinde hissetmeli hem de. Öyle
basite indirgememeli bu durumu. Sevmek bazı şeylere katlanmak, göğüs germek,
zorlanmak ve acı çekmektir. Bazen de ağlamak ve göz yaşlarına hakim olamamak.
Onlar akıp giderken anıların da akıp gitmesini izlemektir. Bence sevmeyi böyle kağıda
da sığdıramayız aslında. O kadar söz söylenmiş, kitaplar yazılmış, şarkılar yapılmıştır
sadece sevgi için. İnsanlar duygularını, içinde kilerini en iyi şekilde ifade edebilmek
için farklı yollara başvurmuşlardır. Zaten insan sevmedikçe acı çekmedikçe asla o
sanat eserlerini ortaya koyamazdı.
Nefret etmeye gelince, bence bu duygu da en az sevgi kadar zordur. Birinden nefret
etmek de öyle kolay değildir tabi ki. Hayat şartlarından dolayı insanlar birbirleriyle
tartışır, bozuşur, birbirlerinin kalplerini kırarlar. Lafın nereye gittiğini bilmeden sadece
o an karşısındakini incitmek için söyleyebileceği en kötü şeyleri söyler. İşte o zaman
bazı bağlar kopar içimizden. O zaman nefret duygusu doğar. Ve bu duygu çok
tehlikeli bir canavar barındırır içinde. Her ne olursa olsun içimizde böyle bir canavarın
olmasına izin vermemeliyiz bence. Nefret sadece tek olarak kalsa iyiydi yine. Ama
arkasından kıskançlık ve beraberinde kin gibi duyguları da taşır. Büyür büyür ve artık
bizi ele geçirerek yönetmeye başlar. İnsan nefsi çok ilginç tir. Bazen duygularımıza
esir oluruz. Buna izin vermemeliyiz. İrademizi salam tutarak içimizdeki savaşı biz
kazanabiliriz. Evet, bunu yapabiliriz. Bazen bazı şeyler için sadece inanmak yeter.
Bir de en kötüsü vardır. O da bir insana karşı hiçbir şey hissetmemek. Bence bir
insana söylene bilecek en kötü şey senden nefret bile etmiyorum sözüdür. Yani sen
benim için bir hiçsin. Şu masanın üzerinde duran kalem bile senden daha değerli gibi
anlamlar taşır. Bu sözü söyle bilmek için gerçekten de o kişiyle aramızda ki bağlar bir
daha birleşmemek üzere kopmuştur bence. Birinden nefret etmek yine de geri
dönüşü olabilecek bir durumdur. Ama bu durumun geri dönüşünün olabileceğini hiç
sanmıyorum. Bence bu durum şöyle gerçekleşir: Önceden çok sevdiğimiz biriyle bazı
yaşananlardan sonra aramız bozuşur. İlk hissettiğimiz fena halde bir kırgınlıktır. Ama
yine de geri dönüşü olabilir aslında. Daha sonra her iki tarafta da alttan alma gibi bir
durum söz konusu olmazsa durum nefrete dönüşmeye başlar. Giderek kötüleşerek
tamam ile içinde her kötü duyguyu içeren ve gerçekten büyümüş bir canavar
barındıran hakiki nefrete bürünür. Tüm endamıyla bizi etkileyerek etkisi altına almayı
başarır. Bundan sonra ki aşama uygulama aşamasıdır. Karşımızdakini üzmek için her
türlü kötü planları yapıp onun canını acıtmaya başlarız. İşte o zaman kötü de olsa
aramızda olan o bağlar tamam ile kopmaya başlar ve artık kişiler birbirlerine karşı
hiçbir şey hissetmeme durumu içerisinde bulurlar kendilerini. Aslında en son ki aşama
sonucu kötü gibi gözükse de en iyisidir bence. Çünkü artık zarar verme aşaması
bitmiş ve herkes yaşanan onca şeyin yorgunluğu ile kendi hayatlarına bir yanları
70
buruk bir şekilde devam etmeye başlarlar. Bu olaylar zamanla unutulmaya başlasa da
başka bir olayla karşı karşıya geldiğimizde sanki yeniden yaşıyormuşuz gibi hissederiz
ve o korkuyla daha çekingen bir tavır gösteririz.
Toplumda psikolojik açıdan daha pozitif bireyler olabilmek için hayata daha pozitif bir
şekilde bakıp ve az biraz da empati yaparak kendimizi ve iletişim içerisinde
olduğumuz insanları üzmemiş, incitmemiş ve kırmamış oluruz.
Gizem TUNÇ
71
“EY SEVGİNİN SIRLARINDAN HABERSİZ YAŞAYANLAR BİLİN Kİ TÜM
VARLIĞIN BAŞ KAYNAĞI SEVGİDİR, SEVGİ”
Ömer HAYYAM
Her şey sevmekle başlar. Sevmek, insanın harcadıkça çoğalan ve bitmek tükenmek
bilmeyen en kutsal sermayesidir. Sevgi, bizi hayata bağlayan, fedakarlık yapmamıza
güç ve kuvvet veren, bizi başkalarına ve daha nice güzelliklere adayan nazenin duygu
durumudur.
Sevgi, bizim için adeta bir mucizedir. İş hayatımızda, özel hayatımızda ve ailevi
hayatımızda bizi biz yapan değerdir. Aile içinde yeterince sevgi ile büyütülen bir
bireyin hayata daha pozitif baktığını görürüz. Elbette her ailede olduğu gibi aile içinde
tatsızlıklar, tartışmalar olabilir ancak aile bireylerinin birbirine duyduğu sevgiyle bir
çok problem aşılabilir. Bu da beraberinde saygıyı ve güveni getirir. Bireylerin hayata
karşı bakış açısını olumlu yönde geliştirir. Aynı şekilde severek ve kendisine uygun
olduğunu düşündüğü mesleği seçenlerin de işine daha sıkı çalıştığı ve yaptığı işte
genel olarak başarılı olduğu da ortadadır. İş hayatındaki sevgi ve saygı ortamı hem
bireysel çalışmaların hem takım çalışmalarının verimli olmasını sağlar. Aile içindeki
sevgiyle sağlanan huzur ortamının ve severek yaptığımız işimizdeki başarılarımızın
verdiği mutluluk özel hayatımıza da yansır. Toplum tarafından sevilen, sayılan bireyler
oluruz.
Beste Nur BADIR
72
SEVGİ RUHUN GÜZELLİĞİDİR
AUGUSTİNUS
Sevgi ruhun güzelliğidir. Eğer insan sevgiyi kaybederse ruhu çirkinleşir, bu da onu
tüm insanlar için tehlikeli hale sokar. Çünkü sevgisi olmayan bir insan başkasına
değer veremez ve sadece kendini düşünür. Kendi çıkarı için insanlara zarar verebilir.
Şavaşı başlatan insanlarda sevgi olsaydı insanların ölümüne nasıl dayanabilirdi ki. İşte
sevgi bu yüzden çok önemli. Sadece kendi açımızdan değil bütün insanlar açısında
çok gereklidir. Çünkü insanlarda sevgi varsa savaş olmaz ve bu dünyada yaşamak
daha iyi ve sıkıntısız olur. Bu yüzden insanlara sevmeyi öğretmeliyiz.
Cihat ÇEKİM
73
SEVGİ; BİZİ ZAMANIN YIKIMINDAN KORUYAN, YIKILMAZ BİR KALEDİR.
Constance FASTER
Sevgi, herkesin kendi içinde var edebileceği soyut bir kavramdır. Bu soyut kavramı
içimizde var edebilmenin temel çözümü ise düşüncelerimizdir. Olumlu düşünceler
taşımak, hayatı basitleştirdiği gibi, hem psikolojik hem de ruhsal açıdan daha mutlu
olmamızı sağlar. Olumsuz düşünceler ise, karamsarlık hali doğurarak, hayata bakış
açımızın tamamen kötümser olmasına neden olur. Örneğin yaşanılan kötü bir olayla
ilgili olumsuz bakış açısı, sürekli o olaya bağlı kalmamıza neden olur ve farkında
olmadan zamanın ve bunun sonucu olarak da hayatın gerisinde kalırız. Bunun yerine
o olaydan bir sonuç elde edip, ders çıkartabilmek ve olayı geçmişte bırakabilmektir.
Günümüz toplumunun koşullara bağlı olarak sevgiden tamamen soyutlandığını
söyleyebiliriz. Bunun nedenini teknolojinin artık hayatımızda önemli bir yer tutmasına
bağlamak yanlış olmaz. Teknolojinin devreye girmesiyle olumlu veya olumsuz
düşünce geliştirememekteyiz. Hayatımızı şekillendiren şeyler artık televizyon dizileri,
maçlar, haber kanalları ve sosyal paylaşım siteleridir. Onlarla mutlu oluyor, onlarla
hüzünleniyoruz ve tamamen gerçek hayattan kopuyoruz. Gerçek hayatta
paylaşmamız gereken sevgiyi teknolojiden almaya çalışıyoruz. Günün stresinden
kurtulma diye nitelendirilen bu teknolojik aletler, aslında stresli bir birey, stresli bir
aile ve duyarsız bir toplumu meydana getiriyor. Böyle bir toplumda sevginin geri
planda kaldığı söylenebilir.
Bu durumun önüne geçilmesi için halk ve devletin ortak çalışması gerekmektedir.
Günümüzde sinema, tiyatro kavramını hiç duymamış insanlar vardır. Halka açık
konser, tiyatro gibi sosyal etkinliklerin çoğaltılması, bu tür etkinliklere halkın
yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde insanın insana insan olduğu için değer
verdiği, duyarlı bir toplum sağlanabilir.
Duygu ÇAKIR
74
BİR ŞEYİ ÇOK SEVMEK, İNSANI O ŞEYE KARŞI KÖR VE SAĞIR YAPAR.
Hadis-i Şerif
Her insan farklı şeyleri çok sevip gözlerini karartabilir..
Hepimizin yaşantısında parayı seven arkadaşları, yakınları ya da gözlemleyebildiği
kişiler vardır.
Parayı sevenlerin gözlerini para hırsı bürümüştür. Paraya ulaşmak için daima başarı
isterler. Diyeceksiniz şimdi herkes başarı ister. Bende başarı isterim tabi ki. Ama ben
başarıyı iyi işler yapmak, insanlara faydalı olabilmek, iyi yerlere gelebilmek için
başarıyı isterim. Ben başarımı elde ederken kimseyi kırıp incitmeden içim rahat
olabilecek şekilde elde etmeye çalışırım. Ama para için başarı isteyenler bu başarı için
önlerine çıkan engelleri bir solukta yıkıp geçebilirler. Arkalarında bıraktıkları insanları
ezip geçmeyi, incitmeyi, üzmeyi umursamazca ilerlerler. Tek istedikleri daha çok
yükselip daha fazla para kazanmaktır.
Hayatlarında her şeyi parayla elde edebileceklerini zannederler. Çocuklarına sevgi ve
şefkat vermek yerine her istediğini alıp, ceplerini kredi kartlarıyla doldurup sevgi
yoksunu ve mutsuz şımarık bireyler yetiştirirler…
Para uğruna etrafındaki dostlarını arkadaşlarını fark edemezler ve bir bir kaybederler.
Kısaca insan olduklarını, insanî değerleri unuturlar…
Oysaki paradan daha önemli değerler vardır. Bunu anca paradan vazgeçip gerçekten
yaşamak isteyince anlayabilirler..
Mesela bir insana ya da karşı cinse aşırı bir sevgiyle bağlandığında ve eğer birde
sevgin karşılıklıysa gözün hiç bir şeyi görmez. O zaman onun tüm kusurlarını
görmezden gelirsin umursamazsın.
Konuşmasında ufak tefek sorunlar olabilir, farklı dinlerden olabilirsin, dış görüşünüşü
iyi olmayabilir, aranızda mesafeler olabilir, senden yaşça büyük olabilir, her şey
olabilir… Fakat hiç biri senin umurunda olmaz. Çünkü ona aşırı bir sevgi
duyuyorsundur. Ona duyduğun sevgi karşısında sorunların hiçbir önemi yoktur. En
önemli olan şey onun sana gösterdiği sevgidir, saygıdır, seni önemsemesidir…
Önemsendikçe kendini değerli sanırsın ve daha çok sevmeye başlarsın.
Ama deliler gibi sevdiğin insan senin gözünü öyle bir boyamıştır ki çevrendekilerin
seni uyarıp doğruyu söylemesine rağmen onlara kulak tıkayıp sevdiğine inanırsın..
buda yanlıştır. Kendine zarar verirsin sadece…
Bir şeyden kasıt her şey olabilir. O yüzden sigarayı, bağımlılık yapan maddeleri de ele
almak lazım.
Sigara sözde sinir halinde siniri yatıştırıyormuş, dertliymişsin de içiyormuşsun gibi
kullananlara göre doğru bana göre saçmalık olan bir ton sebep duyabiliriz…
Oysaki kullandıkları sigaranın sağlıklarına zararlı olduğunu bile bile kullanmaya devam
ediyorlar. Annemde buna dâhil. Babası, amcası, kuzeni yıllarca sigara kullandılar. Ve
gözünün önünde eriyip yok oldular. Buna benzer önünde bir sürü örnek varken
bırakayım demiyor da içmeye devam ediyor… Bırakmak istiyorum da olmuyor diyor.
75
Herkesin söylediği aynı bahane. Sigarayı o kadar çok sevmişler onun o kadar kölesi
olmuşlar ki gözleri onsuzluğu yemiyor.
En zor anda yine ona sığınıyorlar. Ama kötü zamanlarında sigaraya sığınmak yerine
yakın hissettiği arkadaşıyla, kardeşiyle, dostuyla konuşursa hem içi rahatlar hem de
sorunu için çözüm yolları bulunmuş olur..
Ama bize anlatmak yerine bir sigara yakıp o derdi onla bitirebiliyorlarsa amenna o
zaman bize laf düşmez..
Kıssadan hisse herkes farklı şeyleri sevip onları kendileri için doğru, güzel, iyi bir şey
zanneder. Bazıları için iyidir evet ama bazıları için sevdikleri şey kendilerine
yararından çok zararı dokunan şeylerdir.
Siz ne kadar dilinizi yorarsanız yorun bunu fark etmeleri anca iş işten geçtikten sonra
olur… Ama bu durumu değiştirmek için yine de dilimizi yormaya değer bence…
Duygu Ece BAYKAL
76
GERÇEK SEVGİ, İYİLİK GÖRDÜĞÜNDE ARTMAYAN VE KÖTÜLÜK
GÖRDÜĞÜNDE AZALMAYANDIR.
Yahya bin Muaz er-RAZİ
Gerçek Sevgi
Sevgi, insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık duymaya yönelten
duygu olarak tanımlansa da sözlüklerde, birçok şair ve yazara göre sevginin tam
anlamıyla bir tanımı yoktur. Her insan sevmeye, sevilmeye muhtaçtır. İnsanın
doğasında sevmek her zaman vardı ve var olmaya devam edecektir.
Yaşadığımız zaman diliminde her şeyin maddiyat olduğu bu devirde insanlar giydiği
kıyafetlerle kullandığı telefonla bindiği arabayla değerlendirildiği bu dönemde ne yazık
ki sevgiye aşka insani duygulara verilen değerin gün geçtikçe azaldığı görülmekte
belki de bu yüzdendir dünyanın her yerinde acının zulmün ve gözyaşının olması
hırsımızdan kinimizden sevgisizliğimizden .
İnsanoğlunun hayatını daha güzel bir şekilde yaşamasının tek yolu sevgidir.
Sevmekten kime ne zarar gelir ki ? Erkin Koray’ında dediği gibi ‘’Sevince tüm insanlar
bir başka.. ‘’ Herhangi bir beklentimiz olmadan sadece ama sadece tüm kalbimizle saf
ve temiz olarak sevmeyi başarabildiğimiz zaman mutlu bireyler olabiliriz, mutlu
huzurlu bir dünyada yaşayabiliriz. Umarım kalplerimiz daha fazla kararmadan
gerçekten sevebilmeyi başarabiliriz.
Enes YILMAZ
77
SEVMEK
SEVMEK inanmaktır. Sevmek yaşamaktır. Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok
duyumsamaktır. Sevmek sevdiği olmaktır. Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara
gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek
olunur. Sevmek paylaşmaktır. Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini
bölüşmektir. Ki tek kalp olunsun….Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son
bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de
yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi
zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur , vazgeçmiş
gibi görünmek vardır o yüzden..
Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa
istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan o’nun adını istersin. O’nu
daha sonsuz sevebilmek için istersin, sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini
istersin.. İstersin ama bir gün gelir bu isteklerde son bulur. Kendinden istersin artık.
Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin onu. Sonsuzluğa
götürmek, onunla sonsuzluğa varmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı
bunu sevgilinin isteği belirler… Sevmek sevgiliden sevgili olmadan sevmektir.
Sevmek, sevmek istemektir..
Sevmek, beklemektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler,
tüm dünya silinir gider. Ne o’ndan anlaşılmayı beklersin, ne onun Leyla,Mecnun
olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında…
Sevmek, gücenmemektir. Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi öğrenmek
demektir. Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek.. Onun vuruşuna,
onun tokadına alınmamaktır. Sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü
kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrini
bile ölürüm diyebilmektir.. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
SEVMEK ÖLMEKTİR…
Sevmek, ölmesini bilmektir. Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi
olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir!!
Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek
vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!!!
Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar var olmaktır o sevgiden. Sevmek
sevgilinin gel deyişine hayır demektir.. sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk
denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir. Sevgilinin bakan gözüne
bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.
Sevmek, sevgilisi olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama
döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek
sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır…
Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her
şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere..
78
SEVMEK YÜRÜMEKTİR GÖNÜLLERDE. SEVMEK güvenmektir. Sevmek onaylamaktır.
Sevmek sevgiliye bir nefes gibi , bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa
bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yalınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.
Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek. İlk insanın , Havva’nın Adem’in saflığını
ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek. Gözyaşı olmaktır, yağan
yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek ..
Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir..Sevmek üşümektir.. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.
Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir.
Sevgilinin olmadığı cennete de gitmemektir sevmek…
SEVMEK, SEVGİLİYİ CENNET ETMEKTİR.
Sevmek bir olmaktır. Sevmek yaşamaktır. Ve sevmek inanmaktır. Sevmek bir
başkasının hayatını yaşamaktır.
Sevmek sevmesini hak etmektir. Sevmek , sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde
olmaktır. Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır. Sevmek saz benizli
sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi….
Sevmek sevmesini bilmektir. Sevmek ÖLMESİNİ BİLMEKTİR. SEVMEK SEVMEK
OLMAKTIR… AŞK OLMAKTIR…
Ahmet Hamdi ARSLANER
79
İNSAN SEVMEYE BAŞLADI MI YAŞAMAYA DA BAŞLAR
Madame DE SCUDARY
Sevmek ve sevilmek insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Çiçek nasıl susuz
büyüyemezse insanda sevgisiz yaşayamaz. Sevgiden yoksun büyüyen insanlar bu
eksiklerini hayatlarında olumsuz bir şekilde başkalarına yansıtırlar. Bilinçaltlarında ve
kalplerinde hep sevginin eksikliğinden dolayı oluşan izleri taşırlar. Sevgi aslında bir
ilaçtır. İnsanların yaralarını en iyi saran ilaçlardan biridir. İnsan her ne olursa olsun
sevilmek, ilgi görmek ister. Birinin bize karşı bir sıcak, içten bakışı bile kalbimizi
yumuşatmaya yeter. Hayatta hiç bir ücreti olmayan bir şeydir sevgi. Ücreti olmadığı
halde insanların en cimri davrandığı konulardan biridir. Hiç bir fiyatı olmadığı halde
paylaşılması bu kadar kolay olduğu halde hala neden insanlar birbirlerine bu kadar
sevgisiz, boş olduklarını anlayamıyorum... Belki de geçmişlerinde sevgisizliğin,
ilgisizliğin izleri hala bulunduğu içindir... Yaşamak sadece nefes alıp vermek, yemek
yemek, çalışmak vb. den ibaret değildir. Yaşamı güzel kılan bazı duygular olduğu
sürece hayat yaşamaya değerdir. Yaşamak, sevdiklerimizle birlikte olduğumuz zaman
güzeldir. Sevilmediğimiz bir ortamda en fazla ne kadar durabiliriz ki? Günümüzdeki
intiharların büyük çoğunluğuna da sevgisizlik sebep olur. Aradığı sevgiyi bulamayan
insanlar çözümün bu şekilde kaçmakta olduğunu düşünür. Şimdi görüyor muyuz ucuz
bir şeyi esirgemenin ne kadar pahalı bir sonucu olduğunu? İnsan severse yaşar ve
yaşatır.. Sevmeyen bir insan başka şeylerin yaşaması için çaba da bulunmaz. Kendi
yaşamı da anlamsız olur. Sevmek her şeyin temelidir. Bilim adamlarının yaptığı bir
deneyden bahsetmek istiyorum. İki aynı tür bitkiyi aynı toprakta, aynı sıcaklıkta, aynı
güneş ışınlarına vb aynı olacak şekilde farklı ortamlara koyuyorlar. Birine sürekli güzel
sözler söylenip sevildiği hissettiriliyor, diğerine ise hep aşağılayıcı konuşuluyor. Bir
süre sonra aynı ortam koşullarında olmalarına rağmen sadece tek fark sevgi olmasına
rağmen bitkilerden birinin kuruyup solduğunu diğerinin ise normalden daha fazla
büyüyüp güzelleştiğini görürler. Bitkilerin bile yaşaması için gerekli olan sevgi ise biz
insanlar nasıl sevgisiz yaşayalım. Çevremizde sevdiğimiz ve bizi sevenlerin kıymetini
bilelim. Sadece sevmek yeterli değil önemli olan sevdiğimizi söyleyip karşımızdakine
bunu hissettirmektir. Unutmayalım ki hayat kısa ne zaman bu alemden göçeceğimiz
belli değil. Henüz vaktimiz varken sevdiklerimize sevdiğimizi söyleyelim ve değişimi
fark edelim. İnanın bana sevginin büyülü etkisini siz de fark edeceksiniz.
Unutmayalım ki yaşamı anlamlaştıran sevgidir....
AYŞE GÜNEŞ
80
SEVGİ FEDAKÂRLIKTIR
Soruyorum, sevgi kuru bir gürültü müdür, basit bir iki klişe söz mü dür? Yapmacık
gülüşmeler midir? Bence bunların hiçbiri değil atalarımız boşa dememiş “ Boş lafla
peynir gemisi yürümez” zaten bu tür sevgiler ve evlilikler hüsranla ve boşanmakla
bittiğini çevremizden yakinen biliyoruz. Hiç bir şey bu kadar ucuz değildir ve ucuz da
olmamalı. Hayatta her şey için bedel ödediğimiz gibi sevgi içinde bedel ödemeliyiz.
Hatta sevginin bedeli biraz daha ağır oluyor sanırım.
Bir gün İzmit’te oturan halamı ziyarete gitmiştim. Bana ölen eşinden bahsetti ve
eşinin kendisini ve çocukların çok sevdiğini anlattı ve ekledi, kocam bir gün bana”
hanım seni ve çocuklarımı çok seviyorum, bu fakirlik yetti gayri, sizin namerde el
açmanızı fakir ve bitap düşmenizi istemiyorum gurbete Almanya’ya gidip çalışıp
durumumuzu düzeltmek istiyorum. Artık sizi böyle görmeye tahammül edemiyorum.”
Diyerek gurbet ele çalışmaya gitti. Evet, gitti gitmesine ama kendini bizim için çok
yıprattı sonraları arkadaşlarının anlatmasından biliyoruz ki, gündüzleri akşama kadar
çalıştığını, akşamları kirası az, rutubetli bir bodrumda kaldığını, geceleyin geç saatlere
kadar çamaşır ve bulaşıklarını yıkadığını, az uyuduğunu öğrendik. Gel zaman git
zaman eşim orda akciğer hastalığına yakalanıp zorunlu olarak Türkiye ye yanımıza
geldi. O vakit sırtının kamburlaştığını ve yüzü benimkinden daha fazla buruştuğunu,
saçlarının daha fazla aklaştığını gördüm. Artık her şey için çok geçti kalan ömrünü
ölüm döşeğinde yatalak olarak geçirdi. Getirdiği para ile bize üç katlı bir dükkân ve üç
daire olan bu binamızı satın aldı. Doktorlara dahi gidip, onlara para yedirmek
istemiyordu. Son anlarını bizimle yaşayıp ölmek istediğini söyledi. Zaten öyle oldu. Biz
onun ölümüyle kahrolduk, acısını hala içimizde yaşıyoruz. İşte bak onun resimlerini
bütün odalarımızın başköşelerinde astık, demeyi de eklemeyi ihmal etmedi.
İşte Ogün anladım ki gerçek seven hangi fedakârlığı yapmaz ki... Bırak ömür günlerini
hayatını dahi sevdikleri uğruna hiç çekinmeyerek feda eder. Nitekim öyle olmuştu.
Ancak bedel ödemek istemeyen, sabır ve tahammülleri olmayan günümüz neslinin ne
yazık ki soluğu mahkeme kapılarında aldıklarını görüyoruz. Ogün anladım bulutların
siyah rengi de varmış, hayat hep tos pembe olmazmış. İnişlerden sonra yokuşlarda
varmış. İşte asıl sevgiler o gün öteki yapmacık sevgilerden ayrılır.
Şimdi düşünüyorum da o sevenler bu fedakârlığı yaptıran neydi… Sebebi aslında çok
basit, gerçekten sevmeleri ve bu sevgiden haz duymalarıydı. Yaşanan gerçek bir
hikâye olarak anlatılır. Bir zamanlar Bağdat ta yaşayan ve zamanın en büyük gavsı
(en büyük evliya) Şeyh Abdulkadir-i Geylani (k.s) nin yanına bir adam gelip
sormuş:” efendim gerçekten Allahı sevmek nasıl olur. Bana söyler misiniz?” demiş.
Bunun üzerine Gavs ona; Ahmet Rufai (K.S) yaşadığı diyara git benden selam söyle
ve sorunu ona sor demiş.” Adam Ahmet Rufai (K.S) yaşadığı yeri bulup, huzuruna
çıkıp, selam verip getirdiği selamları da iletip” efendim gerçekten Allahı sevmek nasıl
olur” diye sormuş, oda dur sana göstereyim demiş ve Allah sevgisi ile kendinden
geçerek pervane gibi dönmeye başlamış ve yavaş yavaş göğe doğru yükselmeye
başlamış. Adamın aklına birden Gavs hazretlerinin söylediği sözler gelmiş ve Rufai
hazretlerinin daha fazla yükselip yere düşmemesi için etrafına soğan kesip kokusunu
yayarak zar zor uyandırabilmiş. Bundan anlıyoruz ki gerçek seven kendinden geçer,
adeta mest olur. Yapmacık gelişi güzel sevgiler ise en ufak zorluklar karşısında
tökezlemeye ve parçalanmaya başlar, çok çabuk sönmeye yüz tutar.
81
Dedem ; “Eskiden köyümüzde yol yoktu, sadece basit patika yollar vardı. En yakın
kasaba bize 30 km. uzaktaydı. Baban benim tek oğlumdu, bir gün baban kışın
ortasında 1metre karın yağdığı vaziyette hasta olmuş ateşler içinde kıvranıp
durduğunu fark ettim. Ben hemen babanı alıp bir katırla birlikte yola koyulmaya
başladım. Belli bir zaman sonra, artık katır yorgun düşmüş, yürüyemez hale gelmişti.
Ben katırdan, bana fayda olmayacağını anladım ve babanı katırdan indirip kasabaya
kadar yolun kalan kısmını sırtımda taşıyarak götürdüm. Orada babanı doktora
götürüp sabahlara kadar uyumadan merak ve üzüntü içinde babanın gözlerini açıp
benimle tekrar konuşması için başucunda bekledim. Nihayet baban gözlerini açtı ve
bana baktı işte o gün bütün dünyalar benim olmuştu. Çektiğim onca sıkıntıyı babanın
gözlerine bakarak unuttum, kendimi adeta kuş tüyü gibi hafif hissettim. İnsanın
sevdiğini kurtarması gibi bir şey var mı? Evladım.” Diyerek uzun uzun anlattı.
Anladım ki gerçek sevgiyi yaşayanlar fedakârlık gösterirler. Onlar için acı çekmek
sevginin bir parçasıdır. Ve bu çektikleri acıları çok çabuk unuturlar. Gerçekten
sevenler sevginin ağır bedelini ödemeyi ihmal etmezler. Onlar için sevdiği uğruna
ölmek hayatın asıl anlamlı parçasıdır.
Erdal OĞUZ
82
AMAÇ SEVGİ UĞRUNA ÖLMEK DEĞİL
UĞRUNDA ÖLÜNECEK SEVGİ BULMAKTIR
Sevgi canlıları birbirine bağlayan duygusal ve bir bağdır. Bu duygusal bağ öyle bir
şeydir ki maddiyatla değerlendirilemeyen soyut ve manevi bir zenginliktir. Sevgidir
insanı yaşatan, sevgidir bir amaç uğruna yaşanılan, gerektiğinde de uğruna
ölünebilen, sevgi canlı olmanın da bir sonucudur. Sevgi sevilene verilen değerdir.
Sevgi sevileni yakından tanımaktır. Sevgi etkin olarak başkasının gönlüne girmektir.
Sevginin güçlü olduğu ailelerden güçlü toplumlar meydana gelir. Güçlü topluluklardan
oluşan bir ülke dünyada da güçlü bir millet olarak kendini gösterecek ve dünya
barışına katkı sağlayacaktır. Sevgi aynı zamanda insanların birbirlerine yardım
etmesinin de zeminini oluşturur. Peygamberimiz birbirinizi sevmedikçe iman etmiş
olmazsınız, komşusu açken tok yatan bizden değildir demiştir. Buradan anlaşılacağı
üzere insanlar önce birbirini sevmelidir. Bunun sonucunda sevgi bağı güçlü topluluklar
oluşacaktır.
Sevgi insana bahşedilmiş en güzel duygulardan birisidir. Sevgi ruhsal ve bedenen
önemli bir ihtiyaçtır. Sevgi insanların birbirine duyduğu saygıyla başlar Sevmekle bir
şey kaybetmeyiz. Seven insan huzurludur, mutludur. Yaşamın güzelliklerinin
farkındadır. Onun için sevmesini bilmeliyiz.
Mevlüt GÜREL
83
İnsanoğlu hayatta yaşamını inişli-çıkışlı yollarda devam ettirir. Karşısına bir şekilde
engeller çıkacaktır. Onu zorlayacaktır. Tabiri caiz ise sabrını sınayacaktır.
Öyle insanlar vardır ki hayatın bu akışına kendini kaptırmış, çevresini görmez
olmuşlardır. Tek gayesi hayatla mücadele etmektir. Oysa ki bu mücadelelerin yanında
arada hayatla iyi geçinmeyi deneseler belki her şey daha farklı olabilir. Belki sorunlar
azalabilir, anlaşabilirler hayatla. Aslında bunu yapmak hiçte zor bir şey değil. Sadece
insanın beyninde biten olay bu. Hani şu meşhur yarısı su dolu bardak örneği gibi.
Görmek istediği gibi görür insan çoğu zaman. Mutlu olmak istiyorsa, sevinecek şeyler
arıyorsa bulabilir. Tıpkı Mor Jokai'nin dediği gibi 'İnsanın küçük sevinçler elde
edebilmesi ne kadar kolaydır.' Evet, mutlu olmak istiyorsak, arıyorsak sevinecek
şeyler bu gerçekten çok kolay. Düşünsenize hiç tanımadığınız, yolda gördüğünüz 5-6
yaşlarındaki küçük bir çocuğa cebinizden çıkarıp verdiğiniz çikolata onun yüzünü nasıl
da güldürecektir. O gülümsemeye sizin neden olmanız, ona şahit olmanız sizi
sevindirecektir. Belki de onun yerinde olmak isteyecek, hayaller kuracaksınız, güzel
hayaller... Mutlu olacaksınız işte. Sadece küçük bir çikolata ile. Yada yağmurlu bir
günde yavrularıyla dışarıda ıslanan köpek mesela. Onlara bir muşamba parçası
vermek çok mu zor. Onları ıslanmaktan kurtarmak çok mu zor. Hayır tabii ki. Onları o
durumdan kurtardığınız andaki o köpeklerin size olan bakışı sizi öyle etkileyecektir ki,
öyle mutlu olacaksınız ki. Sadece muşamba parçası ile. Bunun gibi birçok örnek
bulabiliriz hayatta. Mesela küçük bir örnek daha. Ellerinde poşetle yürümekte güçlük
çeken teyzeye yardım etmek. O teyzenin sizin için ettiği duaları duymak emin olun
size çok iyi gelecektir. Bunlar çok ufak şeyler, insanı mutlu edebilecek, sevindirecek
çok ufak şeyler.
Mutlu olmak istedikten sonra, mutlu olmak istedikten sonra sevinmek istedikten sonra
ona ulaşmak hakikaten çok kolay. Yeter ki isteyin. Yeter ki sevinecek şeyler arasın
insanlar. Evet, aramak istedikten sonra bulmak kolay ama mesele aramak istemekte.
İşte bunu başarabilmekte mesele. Hayatın bu akışında, inişli-çıkışlı bu yollarda
kendimizi olduğu gibi kaptırmadan, biraz etrafa bakarak ilerlemeliyiz. Nefes almayı
unutmamalıyız. Mutlu olmayı, sevinmeyi, sevinçleri unutmamalıyız. İşte o zaman
yaşamak nedir anlayabiliriz.
Şükrü UZUN
84
Sevgi bir ihtiyaçtır aslında yani nasıl susuz yaşanılmazsa sevgisiz de yaşanılamaz
bence bu bir gerçek ve değiştirilemez.
Sonuçta insan her şeyi sevebilir herkesin mutlaka sevdiği bir şey vardır ”kedi ,köpek ,
koşmak ,oyun oynamak vb.” bir kere sevmek mutluluğu getirir mutlulukta o işin
devamlılığını sevmeyerek yaptığın bir şeyde mutluda olamazsın başarılıda !!
Kısaca sevgi kişinin hayatının tamamında etkili olan bir şeydir..
Umut DÜZAĞAÇ
85
YAŞADIĞINIZ HAYATI SEVERSENİZ, SEVGİ DOLU BİR HAYAT YAŞARSINIZ
Anonim
Mutlu, huzurlu, neşeli, başarılı, güven dolu, sevgi dolu bir yaşam sürmeyi, bunu hayat
tarzı haline getirmeyi kim istemez ki? Elbette herkes ister. Ancak bunu başarabilenler
kendini gerçekleştirenler çok azdır ve gerçek hayatı yaşıyorlar demektir. Bu konuda
başarılı olabilmek için ise altın kural şudur: Yaşadığımız hayatı sevmek…
Düşünelim. Bir hayat var yaşamamız gereken önümüzde. Belki 10, belki 20, belki 4050 yıl. Hatta şu an bu yaşımızdayken bile yaşadığımız muhtemelen de kısa veya uzun
fark etmez yaşayacağımız bir hayat var önümüzde. Bunu mutlu, neşeli, huzurlu
yaşamak, hayattan zevk alarak yaşamak, her anın tadını çıkararak yaşamak varken;
hayatı sevmeden, ondan zevk almadan sürdürenleri, hayatı güzelleştirmek, daha
yaşanılır hale getirmek için bir şeyler söylenince “ Ne gerek var “ cümlesini söyleyip
bunu hayat tarzı haline getirmiş ve bu kırılması gereken zincirleri kırmayı
düşünmeyenleri bundan da memnuniyetlik duyanları pek anlayamıyorum. Belki fazla
Polyannacılık ama Polyanna da çoğumuzun yapamadığı şeyleri başarabilmiş bir
kahraman. En azından yaşadığı hayatı seviyor, güzelliklerini görebiliyor. Kimimiz onun
yaptığını yapabiliyoruz, kimimiz yaşadığımız hayatı sevebiliyoruz, ondan zevk
alabiliyoruz, her anın tadını çıkartabiliyoruz? Sürekli bir isyan, mutsuzluk,
somurtkanlık içinde, hayatın sıradanlığına kendimizi kaptırmış, bir şeyden zevk
almadan yaşamayı, sadece ve sadece arın tokluğuna yaşamayı hayat tarzı haline
getirmiş, sıradan bir insan olarak zamanımızı boştan yere geçiriyor, sonra da geçen
zamana, geçmişe baktıkça dert yanıyoruz. Hep boşa geçti zaman, bir şey yapamadım,
hayallerimi gerçekleştiremedim, gençliğim geçti gitti diyoruz. Aslında temelde var olan
bir şeyi hep unutuyor ve düşünmüyoruz da: Yaşadığımız hayatı sevmek. Aslına
bakarsanız ben 60-70 yaşında hayattan kopmamış, hayatı hala daha dikkate alan o
amcalarımızı teyzelerimizi çok seviyorum. Kimileri bisiklete biniyorlar, kimileri koşulara
katıyorlar ve en önemlisi yaşadıkları hayatı dikkate alıyorlar, her anın tadını
çıkarıyorlar, sevmeyi sevilmeyi bırakmıyorlar. Biz gençlerin böyle amcalarımızı,
teyzelerimizi görüp örnek almamız lazım, şimdiden hayattan bıkmamamız gerekiyor,
enerjik olmamız gerekiyor. Sonuçta yaşımız başımız genç. Hayatı hantallığa vurmanın
bir anlamı yok, var olan hayatımızı sevmeli, anı yaşamalıyız diyorum. Ancak iyi güzel
konuşuyorsun da diyorsunuz ve hep içerlerde bir şeyler eksik kalıyor. Bunun bende
farkındayım ve hep içimde bir şey eksik kalıyor bu yazıyı yazarken bile. Belki de böyle
hissetmemizin, hayatı yavan hissetmemizin, eğlenemememizin sebebi bu hayatta var
olan ve olacak yoğun çalışma temposudur. Özellikle de büyük şehirlerdeki yoğun
trafik, pahalı ve zorlu yaşam bizleri bu hayattan bıktırıyor, mutluluğu, huzuru ve en
önemlisi de hayatı sevebilme ihtimalimizi yok ediyor. Eğlenebileceğimiz, mutlu
olabileceğimiz ailecek veya tekil olarak zaman geçirebileceğimiz bir zamanımız yok.
Yalnız kalıp var olan yaşamımızı daha nasıl güzelleştirebileceğimizi, nasıl zevk
alabileceğimizi, yaşamımızı nasıl sevebileceğimizi düşüneceğimiz bir zaman dilimimiz
yok. Almış bir telaş insanoğlunu. Onun arkasıra koşturup duruyorlar, duruyoruz.
Kendimize ayıracak zamanımız yok ayırmak için de çabalayanımız yok. Oysa bunun
için çabalasak, hayatı sevebilmek için kendimize zaman ayırabilsek her şey çok farklı
ve güzel olacak. Sevinç, mutluluk, huzur, neşe ve başarılı bir hayat bizleri bekleyecek.
Küçük şeylerle mutlu olabilmeyi başarırsak eğer hayatı seveceğiz hayat da bizi. Her
86
zaman olmasa da arada sırada Polyanna olmalıyız ki hayatın sıkıcılığından
uzaklaşalım, hayatı sevelim o da bizi sevsin.
Sonuç olarak mazeretler üretmek yerine çözümler üretmeliyiz ve var olan tek gerçek
çözüm de şudur ki: Yaşadığımız hayatı sevmeliyiz ki, sevgi dolu bir hayat yaşayalım.
Serpil DELİKANLI
87
KIZLARIN SEVDASI SEPETE KONMUŞ SU GİBİDİR AKAR GİDER
Enrique LARRETA
Bugün ki konumuz bu sözü açıklamak dilimiz döndüğünce açıklamaya çalışalım. Çok
manalı bir söz istisna ile beraber bence genelde kabul edilebilecek bir söz insanlar
neden güvenir neden güvendiği boşa çıkar hiç anlamadım ama böyle olması çok kötü
bir durum birine güveniyorsun birini seviyorsun ve boşa çıkıyor ve bir su gibi akıp
gittiğini anlıyorsun. Ama kızları suçlamamak lazım yaratılış fıtratı kendine en iyi eşi
bulmak olduğu için arayış içerisinde oluyor bu arayış da erkeklerin hayatını karartıyor.
Biliyor musunuz hiç hayatımda bir erkek yüzünden hayatına son veren kız duymadım
ama toplumda dendiği üzere bir kız yüzünden hayatını karartan veya hayatına son
veren birçok erkek duydum. Doğal düzen böyle ama ne yapalım yürek dayanmıyor
böyle olayları duyunca ama elden ne gelir ne kadar söylesen bu sözü anlatsan yüz
kere bin kere erkeğin gönlü kaydı mı dinlemiyor hiçbir şey aslında anlıyor da inanmak
istemiyor bence ama güvenmese de olmuyor böyle kabullenmek zorunda kalıyor
çareyi de şöyle buluyor ileriyi düşünerek fazla bağlanmama ya çalışıyor ya beni bırakır
korkusu ile devam ediyor. Hayat çok acımasız ya kimsenin gözünün yaşına bakmıyor.
Biliyor musunuz çoğu filmin sonu güzel bitiyor neden acaba sevenler kavuşuyor
sevdikleri ile filmlerde bence tamamen demeyeyim de istisna ile beraber milletin
gözünü boyuyorlar hayat o kadar basit değil sevmek öldürüyor insanı pişman oluyor
ama ne fayda geride kalmış kırık bir kalp kimseye güvenmeme duygusu işlenmiş
olarak hayata devam ediyorsun en kötüsü de ne biliyor musun sevdiğin kişiyi
başkasının yanında görmek işte o an bitiriyor bedeni akıl çalışmıyor beynin kanla
doluyor hani biliyor musunuz bilmem araba hararet yapar da çalışmaz ya aynı durum
oluyor. Kim suçlu şimdi kimse değil suçlu buda bize hayatın bir sınav ı neden geldik ki
zaten bu dünyaya sınav için değil mi garibim erkek güveniyor seviyor diğer yandan
kızlar da yaratılış fıtratı en iyisini bulmaya çalışıyor zor ya bu sınav Allah kimseye
böyle bir sınav vermesin. Yazar kızların sevdasının sepete koyulmuş su gibi yani
sepetin her tarafı delik olduğu için suyu tutma özelliği olmadığını kızlarında
sevmekten anladığının bir zamanlık olduğunu dile getirmiştir ve bu sevdayı da sepete
konulmuş su ya benzetmiştir. Fazla zaman sürmeden kızların sevgisinin bittiğini
söylemiştir. Bana göre çok doğru bir söz kimileri kabul eder kimileri kabul etmez. Kişi
ona göre kendini hesaba çekmeli bir çeki düzen vermelidir.
Faruk SÖYLEMEZ
88
VEDALAR GÖZÜYLE SEVENLER İÇİNDİR
ÇÜNKÜ GÖNÜLDEN SEVENLER AYRILMAZ
Mevlana
Sevgi denildiğinde akla bir erkeği ya da bir kadını sevmek gelir nedense… Sevgiyi,
böyle muhteşem bir hissi bu kadar sınırlandırmamalı insan… Sevgi, yücedir Allah’ı
seversin, onun sevdiklerini seversin, anneni seversin, babanı seversin, kardeşini,
arkadaşını seversin… Öyle bir zaman olur ki gökten yere süzülen sağanak yağmuru
seversin. O, ne kadar senin onu sevdiğini hatta böyle bir olgudan haberi olmasa bile
yeni doğan bir bebeği seversin. Seversin sevmesine de neden seversin?
İnsan gözünün görmediğini bile seviyor değil mi? Ne muhteşem bir duygudur ki
yüreğini ortaya koyup ölmek pahasına olsa bile vazgeçmiyor insan bazen.
Nede
güzel demiş Mevlana; “Vedalar gözüyle sevenler içindir.” Yani göz görmeyince
gönül unutmaz unutamaz! Günlük dilde çok kullanmışızdır, hatta şunun garantisini
verebilirim herkes ömründe bir kere dahi olsa kullanmıştır bu sözü. Ama gözler
görmeden de sevmek için koymadı mı onu yüreğinin en güzel köşesine. İnsan bir
sokak bir şehir yada bir ülke öteye gidene kadar sevmedi sevdiğini. Gönlü sevmekten
alıkoyamazsınız, çok uzaklara gitmiş olsa dahi yapamazsınız bunu. Göz görmez ama
gönlün gözü daima o eşi benzeri olmayan insanın (sevdiğinin) üzerindedir. Adım adım
izler onu ne pahasına olursa olsun. Her bir atışında inceden sevdiğinin adını sayıklar
durur yürek. İnsan nefes aldıkça, sevmeye ihtiyaç duyar yürek. Yüreğin nefesini
kesemezsin, bir insanın sesini kesebilirsiniz ama yüreğinde ki sevginin çığlıklarını
kesemezsiniz. Kesilseydi yazılır mıydı bunca şarkı? Kesilseydi, ilk önce Mecnun’un
yüreğinde ki çığlıklarını keserdi Leyla.
Sevgi, emektir.
Sevgi, fedakarlıktır.
Sevgi, bir annenin gece uykusunda üzeri açılan bebeğinin üşüdüğünü hissedip
uyanmasıdır.
Sevgi, bir babanın oğlu ile bilek güreşi yapmak için kıyasıya mücadelesidir.
Sevgi, bir kız çocuğunun ilk baba deyişiyle babanın sahip olduğu eşsiz muhteşem
duygudur.
Göz görmese de, bir anne çocuğunu sevmekten asla vazgeçmez.
Göz görmese de, kalp yaradanını sevmeyi hiçbir sevgiye değişmez.
Göz görmese de, bir gurbetçi vatanının sevgisiyle, özlemiyle yaşamaktan vazgeçmez.
“Sevgi” anlatılmaz yaşanır…
Sevgi aşktır kimi zaman…
Belki de bütün sırlar, sevginin aşka dönüştüğü anda saklıdır
Kimi zaman, gözyaşınızın bir zerresinde saklarsınız sevginizi, kimi zaman telefonun
ahizesine “alo” diye seslenişinizdedir. Ama her ikisinde de aynıdır sevgi. Adı birdir,
kimi zaman yürekte bıraktığı sızı birdir, acı birdir. Sevince siyah yoktur hayatında
insanın, her şey tozpembedir. Sizi, ondan başka kimsenin üzmeye cesareti yoktur,
89
üzülmezsiniz çünkü sizin sevginiz aşka dönüşmüştür. Sevdiğiniz dünyanın en
yakışıklısı/güzelidir ve aynaya baktığınızda, bakışlarınızda onu görürsünüz,
gözbebeklerinizin içinden bakar size. . O asla hata yapmaz ve yeni doğmuş bebek
masumluğunu taşır üzerinde, tabi size göre. Sevgi mantıktan hep bir sıfır önde
olmuştur. Mantıklı düşünemezsiniz çünkü dünyanın en iyi insanıyla birliktesiniz (!)
Ve sevgi imkansızdır bu durumlarda… İmkansızlaştıkça sevesiniz gelir onu. Ne
gürleyen gökler korkutabilir sizi, ne çakan şimşekler. Titreyen mum alevi gibi ürkek ve
savunmasız olur yüreğiniz ve bir o kadar da kırılgan. Her şeyi göze alıp çıkmışsınızdır
yola, yolun sonunda sevginizle bir başınıza kalma ihtimalini bile bile. Bir yaban otuna
gül gibi bakabilir mi insan ve sevince, gülün dikeni bile batmaz elinize. Batsa bile
kanatır ama canınızı yakmaz. Size verdiği küçük bir zerre bile en güzel çiçekten daha
değerlidir sizin için. Kışın tam ortasında sımsıcaktır yüreğiniz, yazınsa muhteşem bir
ihtişamla serinletir yüreğinizi. Sahi sevgi her şeyi göze aldırır mı? Bu soruya “evet”
cevabını vermek istiyorum.
Ben sevdikçe mutlu oldum ve mutluluğu çok SEVİYORUM gözle görülür elle tutulur
bir yanı yok ama verdiği duygu paha biçilemez.
Sevdikçe hayat daha da güzelleşir. Gönülden sevin! Sevin ki ayrılık mümkün
olmasın...
Ümran PEHLİVAN
90
FOTOĞRAFLAR
Rektörümüz, sevgi makaleleri yazan öğrencilerimizi makamlarında kabul ettiler.
91
Sevgi yazarı öğrencilerimiz Rektörlüğümüzde.
İnşaat Mühendisliği öğrencilerimiz ile toplu fotoğraflarımız.
92
İnşaat Mühendisliği öğrencilerimiz ile toplu fotoğraflarımız.
93
İnşaat Mühendisliği öğrencilerimiz ile toplu fotoğraflarımız.
94
Öğrencilerimiz Hasanlar Barajı ve Pekintaş Prefabrik Beton Tesisleri’nde.
95
Öğrencilerimiz Hasanlar Barajı ve Pekintaş Prefabrik Beton Tesisleri’nde.
96
Öğrencilerimiz Hasanlar Barajı ve Delta Tuğla Üretim Tesisleri’nde.
97
Öğrencilerimiz Delta Tuğla Üretim Tesisleri’nde.
Düzce Valimizin makamı.
98
Öğrencilerimiz Fibrobeton Üretim Tesisleri’nde.
99
Düzce Valisi sevgi yazarları öğrencilerimizi Vali konağında konuk ettiler.
100
Düzce Valisi sevgi yazarı öğrencilerimizi evinde konuk ettiler.
Öğrencilerimiz Superlit Üretim Tesisleri’nde.
101
Öğrencilerimiz Superlit Üretim Tesisleri’nde.
İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim elemanları.
102
Download

Sevgiye Dair - Düzce Üniversitesi