EYÜP CÜLÜS YOLU
Sanat Tarihi Araştırmaları
Hayri Fehmi Yılmaz – Sanat Tarihçisi
Eyüp semti 15. Yüyıldan itibaren İstanbul’un en önemli ziyaret yeri haline
gelmiştir. Bu semt hem resmi devlet törenleri için hem halkın günlük hayatının
dönüm noktalarında etkileyici törenlerin, ziyaretlerin yapıldığı bir merkez
durumundadır. 17. Yüzyılda Evliya Çelebi “Her Cuma nice bin ademler Hazret-i
Eba Eyyûb’ı ziyaret için gelip çarşı ve Pazar adem deryası kesilir” şeklinde Cuma
günleri ziyaretin yoğunluğunu anlatır.
Cülûs Osmanlı hükümdarının tahta geçmesi ile yapılan tören için kullanılan bir
tabirdir. Kelime Arapça kökenli olup sözlükte "oturmak" anlamına gelir. Ayrıca
cülus bahşişi, cülus çıkması, cülus terakkîsi. cülüsiye gibi tabirler de
kullanılmıştır. Bazı farklılıklarla birlikte bu adet Osmanlılardan önceki birçok
İslam ve Türk devletinde uygulanmıştır. Ancak çoğu zaman merasimin detayları
bilinmez. Osmanlı döneminde yüksek devlet adamlarının, ulemanın ve askerlerin
temsilcilerinin katılımıyla padişah tahta oturmuş ve katılımcıların kendisine
bağlılıklarını bildirdikleri büyük bir tören düzenlenmiştir.
*Tahta çıkan her padişah cülûs töreninden sonra “Türbeler ziyareti” denen bir
geleneğe göre şehirdeki eski padişah türbeleri ile birlikte Eyüp Sultan Türbesini
de ziyaret ediyordu. Bu ziyaret genellikle cülûs merasiminden sonraki haftalar
içinde gerçekleştiriliyordu. Bazı kaynaklar bu törenin tahta oturduktan sonraki 3.
ila 7. gün arasında yapıldığını bildirir. II. Selim cülûs merasiminden üç gün sonra
Eyüp Sultan Türbesine giderken III. Murad törenden 14 gün sonra kendisi deniz
yoluyla devlet erkânı ise kara yoluyla Eyüp Türbesine gitmiştir. Bu gelenek 16.
yüzyılda şekillenmiştir. İstanbul’un fethinden önce Bursa ya da Edirne’de benzer
türbe ziyaretleri hakkında bir kayda rastlanmamıştır. II. Selim ve III. Murad’ın
türbeler ziyareti detaylı olarak anılsa da bunlarda hükümdarların kılıç
kuşandığından bahsedilmemiştir. Bu dönemde Topkapı Sarayı ikinci avlusunda
yapılan görkemli cülûs törenleri birçok minyatür de gösterilmiş ama türbeler
ziyareti konulu bir minyatür bugüne kadar tespit edilememiştir. Belki de bu
ziyaret döneminde çok özel ve önemli bir olgu olarak kabul edilmiyordu. Bu tören
ilerleyen dönemde “Kılıç Alayı” adını almış ve törende hükümdarın kılıç
kuşanması adet olmuştu. Bu değişimin yanında ayrıca şehirdeki padişah
türbelerini ziyaret de giderek sadece Fatih Sultan Mehmet’in Türbesi ile
sınırlandırılmıştır.
Kılıç kuşanma merasimleri eski adetlerdendi. Osmanlı döneminde ilk
uygulamalar hakkında ancak bazı rivayetler vardır. Fatih’in babası II. Murad’ın
Bursa’da Emir Sultan tarafından kılıç kuşatılması bilinen ama doğruluğu
onaylanmayan bir rivayettir. Bazı kaynaklar ise onun Edirne Eski Camiinde kılıç
kuşandığını iddia eder. 17. yüzyılda Edirne’de tahta çıkan II. Ahmet bu bilgiye
dayanarak aynı camide kılıç kuşanmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra
Eyüp Sultan Türbesinde Akşemsettin tarafından, II. Beyazıt’ın ise yine aynı
türbede dönemin Nakib-ül-eşrafınca kılıç kuşandıkları da benzer rivayetlerdendir.
Selaniki Tarihinde bu törenin eski bir kanun ve kaide olduğundan bahsedilir.
Törenin kesin olarak kaynaklarda anlatıldığı ilk örnek 1603 tarihli I. Ahmet’in
cülûsunu takiben birkaç gün sonra kılıç kuşanmak için Eyüp semtine gider. İmam
İskelesi olarak bilinen iskelede devlet ve din adamlarınca karşılanır ve türbe
ziyaretinden sonra bugünkü avluda tören yapılır. Törenin ilk kez kaynaklarda
geçmesi ilk olduğu anlamına gelmemelidir. Muhtemelen değişiklik aslında
törenin kaynaklara geçmesidir.
Hükümdarların genellikle Eyüp Sultan Türbesine gidiş ve dönüşlerinde deniz ve
kara yolunu ayrı ayrı kullandığı bilinmektedir. Ama bazı padişahlar belki de
mevsim şartları nedeniyle deniz yolunu tercih etmemişlerdir. Türbede kuşanılan
kılıçlar çoğu zaman Hazreti Muhammed, meşhur sahabeler (özellikle dört halife
ve Halid bin Velid ) ve Osman Gazi ve Yavuz Sultan Selim gibi eski Osmanlı
hükümdarlarının kılıçları olurdu. Kılıç genellikle nakib-ül-eşraf ya da şeyhülislam
tarafından kuşatılır. Bazen padişaha yakın şeyhler bu görevi üstlenirdi. Mevlevi
tarikatının başında olan Çelebiler ise son padişahlar üzerinde etkili olduklarından
onların isimleri öne çıkmıştır. Tören sonrası padişahın öğle namazının cami de
kılınması ve kurbanlar kesilmesi de adet olmuştur. 19. yüzyılda gerçekleşen
törenler daha iyi takip edilebilmektedir. Bu törenlerin nispeten seyrek ve düzensiz
aralıklarla yapıldığı da unutulmamalıdır. Bazı ayrıntıların zaman ya da ortam
nedeniyle farklı olduğu da hatırlanmalıdır. Bazen hükümdarın kişiliği de törenin
şekline doğrudan yansır. Padişahların Kılıç kuşanma merasimi yapılmadan Cuma
namazına çıkmadıkları kaynaklarda geçer.
Kılıç kuşanma alayı Topkapı Sarayı’nın Yalı Köşkü denen köşkünde saltanat
kayıklarının sabah namazı sonrasında hareketi ile başlardı. Bazı törenlerde
sultanın kuşanacağı kılıçlar önceden törenle Topkapı Sarayı’ndan alınır ve Eyüp
semtine ulaştırıldı. Sadrazam ve diğer yüksek rütbeli görevlilerin kara yolu ile
önceden Eyüp Türbesine ulaştıkları bilinir. Padişah ve saraylı ağaları taşıyan
kayıkların Bostan İskelesine gelmesi sırasında Sadrazamda beraberindeki devlet
adamları ve ulema ile karşılar padişahın karaya çıkmasına sadrazam ve darüssade
ağası yardım ederdi. Yakınlardaki bir saray ya da konakta daha önceden
hazırlanan yemeğin yenmesi ve bir süre dinlenmeden sonra padişah at ile türbe
yakınına kadar gelirdi. Bu sırada bazı görevlilerin etrafa saçı yaptığı anlatılır.
Padişah türbeye girdikten sonra iki rekât namaz kılıp dua ettikten sonra sadrazam,
yeniçeri ağası ve şeyhülislam içeri alınır ve onların şehadetiyle ulemadan
görevlendirilen biri kılıç kuşatırdı. Bu tören birçok kez teşrifat defterlerine
ayrıntıları ile kaydedilmiştir. Ancak Türbe ve çevresinde bulunan yapılar 19.
yüzyıl başlarında inşa edilmeye başlanmış ve doku bu yüzyılın sonlarında son
halini almıştır. Bu nedenle bazı eski kayıtlarla bugünkü dokuyu eşleştirmek
güçtür.
*Eyüp Sultan Türbesinin Osmanlı hükümdarlarınca sık sık ziyaret edildiği bazı
ziyaretlerin büyük törenler halinde gerçekleştiği bilinir. Bu ziyaretlerden birini
gösteren özel bir minyatür Seyyid Lokman’nın 1579 tarihli “Zafername” adlı
eserinde bulunur. Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Seferi öncesinde türbeyi
ziyareti hükümdarların kentin bu en önemli ziyaret yerine büyük seferler öncesi
ziyaretlerini gösteren en eski görsel malzemeden biridir. 5 nisan 1566 tarihinde
yola çıkması beklenen sultan Eyüp Sultan türbesi ve atalarının İstanbul’daki
türbelerini ziyaret etmiş ancak rahatsızlanınca sefer ertelenmiştir. Minyatürde
sultan kubbesi ve giriş cephesi canlandırılan türbenin önünde ellerini açmış dua
eder durumdadır. Hafif eğilmiş sırtı, beyazlaşmış sakalları ile yaşlı padişah
kısmen gerçekçi tasvir edilmiştir. Hemen arkasındaki saraylılar hükümdarlık
alameti olarak kılıç ve belki ihtiyaç için matara taşımaktadırlar. Önceki kırmızı
kaftanlı figür Sokollu Mehmet Paşa olarak teşhis edilmiştir. Zengin koşum
takımları ile atı türbe duvarının dışında saray görevlileri arasındadır. Türbenin
sağında görülen beyaz kaftanlı ve sarıklı figür ise türbedar olabilir.
*Bu törenlerin gerçekleştiği yol bugün Bostan İskelesi Sokağı olarak bilinen
yoldur. Padişahın denizden geldiği ya da döndüğü yol olan bu hat zaman içinde
büyük değişikliğe uğramıştır. Eyüp çevresinin kıyı kenar çizgisi geçmişe dönük
izlenecek olursa bölgenin 18. yüzyıl sonlarından itibaren dolduğu tahmin
edilebilir. Fatih’in inşa ettirdiği külliyenin başlangıçta kıyıya çok yakın daha
yakın olduğu bellidir. Zamanla dolan arazinin bir ucuna Mihrişah Valide Sultanın
19. Yüzyıl başlarına tarihlenen külliyesi inşa edilmiştir. Sokağın devamında bu
yüzyılın sonlarına ait türbeler ve diğer yapılar görülmektedir.
Download

Culus Yolu Hayri Fehmi YILMAZ