1333
TÜRKÇEDE YALIN DURUM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
ÖZEZEN, Muna Yüceol
TÜRKİYE/TУРЦИЯ
ÖZET
Türkiye’de, tarihsel ve çağdaş Türk lehçeleriyle ilgili dil bilgisi çalışmalarında
genel olarak, ismin “yalın durum”unun “eksizlik”le bir tutulduğu gözlenmiştir.
Ancak son zamanlarda, haklı gerekçelerle, “yalın durum” hakkında kimi farklı
görüşlerin de dile getirildiği görülmektedir. Türkçe için “yalın durum” her
zaman “eksizlik” anlamına gelmediği gibi, “eksizlik”le “çekimsizlik” de farklı
dil bilgisel görünümlerdir. Bu bildiride, Türkçede “yalın durum”, “eksizlik” ve
“çekimsizlik”, “özne durumu” kavramları üzerinde durularak, “yalın durum”un
ayırıcı özellikleri belirlenmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Durum (hâl), yalın durum (yalın hâl), özne, eksizlik,
çekimsizlik.
ABSTRACT
In Turkey, in historical and contemporary studies of Turkic dialects it is taken
for granted that nominal case of nouns is often observed as “affixless” without
having any problems. However, in recent years it has been brought to attention
that there may be different perspectives on nominal case. In Turkish, nominal case
does not refer to the fact that it is completely affixless because “affixlessness”
and “conjugationlessness” are different grammatical aspects. This study intends
to examine the distinctive features of nominal case taking concepts of subject
case, affixless and conjugationless into consideration.
Key Words: Case, nominal case, subject, affixless, conjugationless.
--1. Yaşayan bir dilin, yaşadığı sürece yeni dil bilgisel görünümler elde etmesi,
tipolojik yapısından ses birimlerine ve söz varlığından söz dizimsel özelliklerine
kadar belirli değişimler göstermesi doğaldır. Böylelikle, dil bilgisi çalışmalarında
farklı görüşlerin olması da bir o kadar doğal olmaktadır. Ancak, bu çalışmalardaki
kimi tutumlar, “farklı görüş” olmaktan çok, konu üzerinde yeterince ve ayrıntılı
olarak durulmamış olmasıyla açıklanabilir. Bunlardan birisi, hem biçim bilgisi
hem de söz dizimi araştırmaları için önemli belirleyicilerden biri olan “yalın
durum” (İng. nominative) konusudur.
2. Yalın durum’u diğer isim durumları içinde daha sorunlu hâle getiren etken,
Türkçede eskiden beri yalın durum’un herhangi bir “ek”le (takı, biçim birim)
1334
anlatılmamasıdır. Bu, Türkçede ifadesini “ek”le bulmayan, bütün durumların ve
bütün görünümlerin zaman zaman “yalın durum” olarak algılanmasına neden
olmuştur. Gerçi daha ilk dil bilgisi çalışmalarından başlayarak, yalın durum
hakkında farklı değerlendirmeler olmuştur. Ancak, “yalın durum eksizdir.”
biçimindeki genel yargı, ismin, isim dışındaki kimi sözcük sınıflarının (türlerinin)
hatta kimi söz dizimsel birimlerin eksizliğinin “yalın durum”u çağrıştırması gibi
pratik bir sonucu doğurmuştur. Oysa eksizlikle yalın durum arasında yalnızca
biçimsel bir benzerlik vardır ve yalın durumu ismin, söz dizimsel olarak yüklemle
aralarında “olan / kılan” bağıntısı bulunan “sıfır durum”u olarak tanımlamak
daha doğru görünmektedir. Son zamanlarda, bu konu üzerinde durulan çalışmalar
yayınlanmaya başlamıştır. Bunlardan özellikle ikisini belirtmek gerekmektedir.
İlki, Hüseyin Durgut’un Balıkesir’de düzenlenen “II. Balıkesir Kültür
Araştırmaları Sempozyumu” (31 Mayıs-02 Haziran 2000)’nda sunduğu
bildiriden genişleterek yayımladığı “Türkçede Yalın Hâl Kavramı Üzerine” ve
diğeri ise Kerime Üstünova’nın “Yalın Durum Karmaşası” adlı makaleleridir. Bu
çalışmalarda, Türkçede yalın durum’la ilgili olarak kullanılan bütün terimler
(kim hâli, yalın hâl, asli hâl, dolaysız hâl, düz hâl, adlamalık, mutlak halet/
nekre haleti gibi) ve genel dil bilgisi çalışmalarındaki görüşler sıralanmıştır. Bu
yüzden, bu görüşler bu çalışmada yeniden ele alınmayacak, Hüseyin Durgut’un
ve Kerime Üstünova’nın sonuç olarak ulaştıkları “özne durumu (hâli)”
kavramını destekleyecek ayrıntılar sıralanacak, “özne durumu (hâli)” terimi
değerlendirilecektir.
2.1. Sözcük Sınıfları (Sözcük Türleri) Bakımından Eksizlik
Doğrudan doğruya hareket’in, kılış ve oluş’un dil bilgisel düzleme yansıması
olan fiil, bu temel ayrımından dolayı bir kenara bırakılırsa, Türkçede geriye kalan
isim dışındaki “isim soylu” 6 sözcük sınıfının sık sık eksiz kullanıldığı görülür.
Bunlardan en karakteristik olanı sıfat’tır. Sıfat ancak eksiz kullanımıyla, isimle
ilişkisi bakımından herhangi bir çekime girmeden dil bilgisel düzleme yansır:
çalışkan çocuk,
seni gördüğüm zaman (buradaki iyelik eki, geriye dönük olarak ben zamiri ile
ilişki kurmaktadır),
elde olmayan sebepler vb.
Örneklerden de anlaşıldığı gibi, sıfat hem eksiz hem de çekimsizdir; ancak
yalın durum’da değildir.
Zarfların büyük bir bölümü de eksiz kullanılır:
Akşam görüşürüz.
Dün aldım.
Zorluklara iyi dayandı vb.
1335
Ancak bunlar yalın durum’da değildir. Zaten “zarflaşarak” isim sınıflarını
değiştirmişlerdir.
Edatlar, bağlaçlar ve ünlemler hemen hemen her zaman eksiz kullanılırlar
ancak geçici durumlar dışında yalın durum’da bulunamazlar:
senin için,
bu sonuçlara göre,
öğrenci ile öğretmen,
Geldim ama kendisini göremedim.
Bekle ve gör.
Çalış ki kazanasın.
of, püf, ah, vah vb.
Bu sözcükler, sözü edildiği gibi geçici durumlarda ve seyrek olarak yalın
durumda olabilirler:
“İçin” etimolojisi konusunda farklı görüşlerin bulunduğu bir edattır.
Cümledeki “göre” anlatımı bozmuş.
“ile” bağlaç olarak da karşımıza çıkabilir, edat olarak da.
“ama” artık duymak istemediğim bir sözcük.
“ve” kaldırılınca anlatım daha etkileyici oldu.
“ki” dilimizdeki konukluğu eskiye dayanan bir bağlaçtır.
“püf” yansıma bir sözcüktür vb.
Zamirler ise, ister kişiyi karşılasınlar ister yalnızca gösterme işlevli olsunlar
sıklıkla durum çekiminde olurlar. Doğal olarak sık sık yalın durum’la da
çekimlenebilirler:
O demişti.
Sen gelmedin.
Bu son zamanlarda en çok okunan kitap vb.
Görüldüğü gibi, sıfatlar, zarflar, edatlar, bağlaçlar, ünlemler, sık sık –sıfatlar
gibi bazen yalnızca– eksiz kullanılmakta, ancak geçici durumlar dışında yalın
durum’da olmamaktadır. Diğer bütün isim soylu sözcükler içinde en çok yalın
durum’da bulunabilen sözcükler olarak, isme en yakın duranlar ise zamirlerdir.
2.2. Sözcük Öbekleri Bakımından Eksizlik
Burada kastedilen sözcük öbeklerinin söz dizimsel birim olarak kendilerinden
başka bir birimle olan ilişkileri değil, öbek kurucuların, öbeklerin değişkenlerinin
birbirleri ile olan ilişkileridir.
Türkiye’de en sık başvurulan dil bilgisi kaynakları olan Muharrem Ergin’in
Türk Dil Bilgisi’nde tanımlanmış 18 sözcük öbeği (tekrarlar, bağlama grubu,
sıfat tamlaması, iyelik grubu ve isim tamlaması, âitlik grubu, birleşik isim, birleşik
1336
fiil, unvan grubu, ünlem grubu, sayı grubu, edat grubu, isnat grubu, genitif grubu,
datif grubu, lokatif grubu, ablatif grubu, fiil grubu, partisip grubu, gerundium
grubu ve kısaltma grupları) bulunmaktadır. Zeynep Korkmaz’ın Türkiye
Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)’nde yer alan betimlerde ise toplam 19 sözcük
öbeğinin (birleşik fiil, deyim, birleşik ad, ad tamlaması, sıfat tamlaması, iyelik
grubu, tekrar grubu, edat grubu, bağlaç grubu, ad-fiil grubu, sıfat-fiil grubu,
zarf-fiil grubu, sayı grubu, isnat grubu ve ad çekim ekleriyle kurulmuş kısaltma
grupları: yükleme grubu, yönelme grubu, bulunma grubu, çıkma grubu, vasıta
grubu) adı geçmektedir. Bunlara zaman içerisinde, gerek dil bilimde gerekse
dil bilgisi alanlarında yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen başka bulgular
veya henüz tanımlanmamış sözcük öbekleri de eklenebilir. Ancak bu çalışmada
sözcük öbeği değişkenlerinin birbirleriyle olan eksizlik/yalın durum ilişkileri, söz
konusu eserlerdeki bulgular doğrultusunda değerlendirilecektir. (Bu sırada, +ki
aitlik ekinden kaynaklanan bir öbek söz konusu olmadığı için aitlik öbeği, isim
bölümü her sözcük öbeği formunda bulunabileceği için deyim inceleme dışında
tutulacaktır.) Buna göre:
2.2.1. İkileme (Tekrar)
Adım adım, dilim dilim, ezik büzük, toz toprak, deniz meniz vb. “İkilenen
(tekraralanan)” sözcükler eksizdir; ancak yalın durumda değildir. Hatta bu
sözcükler arasındaki öbek ilişkisi herhangi bir dil bilgisel “çekim”den de
kaynaklanmamaktadır.
2.2.2. Bağlama Öbeği
Bağlama öbeğinde yer alan bağlaçlarla, öbeği oluşturan diğer değişkenlerin
ilişkisi eksizdir, değişkenler yalın durumda olsalar bile bu, durumu değiştirmez:
ateş ve toprak, Leyla ile Mecnun, hem sen hem ben vb.
2.2.3. Sıfat Tamlaması
Sözcük sınıfı olarak sıfatın isimle eksiz bir ilişki içine girdiği, buna rağmen
sıfatın yalın durumda olmadığı belirtilmişti. İyelik ekli sıfatlarda iyelik eki,
üzerine geldiği isimliği kendisinden önce gelen bir isme veya zamire bağlar.
Kimi durum ekli sıfatlarda ise bir kalıplaşmışlıktan söz edilebilir: gözde öğrenci,
sözde Ermeni soykırımı vb.
2.2.4. İsim Tamlamaları
Eksiz (takısız) tamlama tartışmaları bir kenara bırakılarak Türkçede 3 tür isim
tamlaması olduğu söylenebilir. Bunlar bilindiği gibi tamlayanın ekli, tamlananın
iyelikli olduğu belirtili (tavuğun çorbası vb.); tamlayanın eksiz tamlananın
iyelikli olduğu belirtisiz (tavuk çorbası vb.) ve tamlayanın ve tamlananın eksiz
olduğu eksiz (takısız) isim tamlamalarıdır (tavuk çorba vb.) (Tarihsel dönemlerde
karşımıza çıkan eksiz belirtili isim tamlamaları şimdilik inceleme dışında
1337
tutulmuştur.). Belirtisiz isim tamlamalarında ve eksiz (takısız) tamlamalarda
tamlayan eksizdir, ancak yalın durum’da değil, tamlayan durumu’ndadır. Yine
eksiz (takısız) isim tamlamalarında tamlanan eksizdir; ancak yalın durumda
değildir. Son zamanlarda kimi dil öğretim kitaplarında isim tamlamalarının
tamlanan bölümlerinin “tamlanan durum”unda oldukları ve üzerlerine gelen
iyelik eklerinin ise “tamlanan eki” olduklarına yönelik bilgiler yer almaktadır.
Ancak Türkçede “tamlanan” bir durum olmadığı gibi, “tamlanan eki” diye bir
kategori de yoktur.
2.2.5. Birleşik İsim
Orhan Veli, Halide Edip Adıvar gibi örneklerde de görüldüğü gibi, birleşik
isimler, bir nesnenin adı olmak üzere yan yana gelen eksiz iki isimden oluşurlar;
ancak bu isimler yalın durum’da değildir.
2.2.6. Birleşik Fiil
Burada kastedilen yalnızca bir isim veya isimlikle üzerine gelen bir yardımcı
fiilin oluşturduğu birleşiktir. Türkçenin her dönemde temel birleşik fiil kuruluşu
olan bu yapılarda (var et-, mutlu ol-, rica et-, banyo yap- vb.), isim veya isimlikler
son biçimleriyle eksizdirler; ancak yalın durum’da değildir. Burada düşündürücü
olan, söz konusu birleşiklerde özellikle et-, kıl- ve yap- fiillerinin, belki de esas
fiil olarak kullanıldıkları durumlara göndermeyle, kendilerinden önceki isim
veya isimlikleri üzerlerine belirtme durumu’yla ve nesne olarak çekmeye olan
eğilimleridir.
2.2.7. Unvan Öbeği
Bir kişi ismiyle bir unvan ya da akrabalık isminin eksiz olarak bir araya
gelmeleriyle oluşan sözcük öbekleridir (Meryem Ana, Hasan Efendi, Kemal
Paşa, Aysel Öğretmen vb.). Burada da eksizlik yalın durum’u karşılamaz.
2.2.8. Ünlem Öbeği
Seslenme işlevli bir ünlemle bir isim veya isimliğin eksiz olarak bir araya
gelmeleriyle oluşur (be adam, hay Allah, ey arkadaş vb.) ve eksizlik yalın
durum’u karşılamaz.
2.2.9. Sayı Öbeği
On beş, doksan dokuz, yüz elli üç, bin beş yüz altmış vb. iki veya daha çok sayı
adının (iki yüz, beş bin, bir milyon vb. sıfat tamlaması formunda olanlar hariç) bir
araya geldiği öbeklerdir. Her bir sayı adı, sonrasında gelen bir başka sayı adıyla
eksiz olarak ilişkilenir; ancak yalın durum söz konusu değildir.
2.2.10. Edat Öbeği
Pek çok önemli dil bilgisi çalışmasında edat öbeklerinin yalın veya durum ekli
bir isim veya isimlikle bir edattan oluştuğu belirtilmiştir (Deny, 1941: 559; Ergin,
1338
1988: 345; Buran, 1996: 55; Atabay ve diğerleri, 2003: 116-124; Korkmaz, 2003:
1062 vb.): bu gibi, posta ile, başarmak için, avuç kadar. Ancak edatlarla isimlerin
veya isimliklerin bu eksiz ilişkisini yalın durum’la açıklamamak gerekmektedir.
Çünkü edatla isim veya isimliklerin ilişkisi söz dizimsel olarak yüklemle özne
arasındaki ilişkiden farklıdır. Son görünümüyle eksiz” olan bu ilişkilerin gerçekte
ne olduğunu belirleyebilmek için edatların köken bilgisel geçmişlerine bakmak
gerekecektir. Örneğin gibi edatı “kip” ismine gelen iyelik ekinin kalıplaşması
sonucu oluştuğuna ve iyelikli isimler kendilerinden önce gelen bir başka isim
veya isimlikle tamlama ilişkisi içinde bulunduklarına göre “bu gibi/ bunun gibi”
yapılanmalarının her ikisinde de tamlayan durumundan söz etmek daha doğru
olacaktır.
2.2.11. İsnat Öbeği
Sütü bozuk, gözü açık, ayak yalın, başı boş, karnı tok vb. “Dayandırma”
esasına göre oluşturulan bu sözcük öbeği, yukarıda sıralanan sözcük öbekleriyle
karşılaştırıldığında gerçekten sıra dışı görünmektedir. Çünkü bu sözcük öbeğinde
ikincisi bir “özellik”, bir “nitelik” belirten, ilki kendisine bu “özellik”in ve
“niteliğin “dayandırıldığı” iki isim söz konusudur (Bu açıdan değişkenlerin söz
dizimsel sırası değiştirildiğinde sıfat tamlaması elde edilir.). Birinci değişken
iyelik ekli veya iyelik eksiz olabilir; ancak yalın durumdadır. Bu noktada birinci
değişken için Ergin’in verdiği “ya yalın halde bulunur veya iyelik eki almış olur”
biçimindeki bilgiyi (370), gözden geçirmek gerekmektedir. Genellikle fiil soylu
olan ikinci değişken ise eksizdir; ancak yalın durumda değildir.
2.2.12. Tamlamalı Öbek
Bizim kız, senin kitap, benim kedi vb. Bu öbeklerde birinci değişken tamlayan
durumundaki ben, sen, biz ve siz zamirleridir; ikincisi ise eksiz bir isimdir
(Ahmetlerin büyük ev, Mehmetlerin oğlan vb. öbek yapılar, standart Türkiye
Türkçesinde kullanılmamaktadır.). İkinci değişken, son görünümüyle eksizdir;
ancak gerçekte, birinci değişkende yer alan kişi zamirinin anlamsal baskısının
gerek bırakmadığı “sıfır ekli” iyelikler söz konusudur.
2.2.13. Yönelmeli Öbek
Cana yakın, keyfine düşkün, başa bela vb. Öbeğin ikinci değişkeni eksizdir;
ancak yalın durumda değildir.
2.2.14. Kalmalı Öbek
Yükte hafif, beşte üç, işinde usta vb. Öbeğin ikinci değişkeni eksizdir; ancak
yalın durumda değildir.
2.2.15. Çıkmalı Öbek
Doğuştan sakat, candan arkadaş, gözden uzak vb. Öbeğin ikinci değişkeni
eksizdir; ancak yalın durumda değildir. Ergin bunlara eklediği “gençlerden üçü,
1339
bunlardan biri vb. “örnekleri ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekmektedir.
Çünkü bu son örnekler, değişkenlerinden ilki tamlayan durumunda, ikincisi ise
iyelik ekli “isim tamlamaları”.
2.2.16. İsim-Fiil Öbeği
-mA, -mAk ve -°ş isim-fiil eklerinden birini alan bir fiille, ona bağlı cümle
ögelerinden oluşur. Bu ögeler içinde, ekli veya eksiz tamlayan durumundaki
nesneler, yönelme, çıkma, bulunma durum ekli dolaylı tümleçler ve durum ekli
veya durum eksiz zarf tümleçleri bulunabilir. Ancak isim- fiil öbeklerinde yer
alan yüklemcik, özne görevinde ve yalın durumda bir isimle ilişkilenmez. Zaten
birtakım dönüşümler söz konusu değilse fiilin öznesini belirlemek güçtür: günde
beş saat ders anlatma, iştahla yemek yemek, söz söyleyiş vb.
2.2.17. Sıfat-Fiil Öbeği
-An, -mAz, -r, -Ar, -AsI, -D°k, -AcAk, -m°ş sıfat-fiil eklerinden birini alan
bir fiille, ona bağlı cümle ögelerinden oluşur. Bu ögeler içinde, ekli veya eksiz
tamlayan durumundaki nesneler, yönelme, çıkma, bulunma durum ekli dolaylı
tümleçler ve durum ekli veya durum eksiz zarf tümleçleri bulunabilir. Sıfat-fiil
öbeklerinde, özne görevinde ve yalın durumda bir isim veya isimlik bulunur.
Ancak bazen bu özneler dönüşümlerle biçim bilgisi düzlemine çıkar. Bu konuda
daha sağlam bilgilere, fiilimsi öbeklerine yönelik ayrınıtılı çalışmalar sonucunda
ulaşılabilir: dün adrese gönderilen, bunun üzerine kitap yayınlandık(ı), modası
uzun zaman önce geçmiş vb.
2.2.18. Zarf-Fiil Öbeği
-°p, -°nca, -mAdAn, -A (… -A) gibi eski, -ArAk,-D°ğ°ndA, -D°kçA vb. gibi
görece yeni zarf- fiil eklerinden birini alan bir fiille, ona bağlı cümle ögelerinden
oluşur. Bu ögeler içinde, ekli veya eksiz tamlayan durumundaki nesneler,
yönelme, çıkma, bulunma durum ekli dolaylı tümleçler, durum ekli veya durum
eksiz zarf tümleçleri ve özneler bulunabilir. Fiilimsi öbekleri içinde, en fazla
zarf- fiil öbeklerinin özne görevinde ve yalın durumda isim veya isimliklerle
ilişkilendiği görülür: insan kitap okuyunca, çocuk yavaşça yanıma yaklaşarak,
yaşam sürdükçe vb.
2.2.19. Kısaltma Öbekleri
Bilindiği gibi Ergin, “kelime gruplarının ve cümlelerin kısalması, yıpranması”
sonucunda oluştuklarını belirttiği kısaltma öbeklerini sistemli olarak ele almamış,
örnekler sıralamakla yetinmiştir (375). Gerçekten de incelenmeye değer bu
öbeklerin bir bölümünde eksiz isimler vardır. Ancak bu eksiz isimlerin yalnızca
sınırlı bir bölümü için yalın durumdan söz edilebilir: gün aydın, baş aşağı, eller
yukarı, baş üstüne vb. örneklerde açık; yan yana, baş başa, el ele, omuz omuza
vb. örneklerde göreceli bir yalın durumdan söz edilebilir. Sola çark örneğindeki
eksiz isim ise kesinlikle yalın durumda değildir.
1340
3. Söz Dizimi Bakımından Eksizlik
Bilindiği gibi, Türkçede sözcükler veya sözcük öbekleri kimi zaman çekim
ekleriyle, kimi zaman da eksiz olarak dizimsel ilişkiler içine girebilmektedir. Söz
dizimsel ilişki içinde bulunan bu sözcük veya sözcük öbeklerini, geleneksel dil
bilgisindeki yaygın terimiyle “cümle ögeleri”ni bu açıdan tek tek değerlendirmek
gerekir.
3.1. Yüklem
Bu çalışmanın konusu yalın durum ve eksizlik olduğuna göre, doğal olarak
isim yüklemlerini ele almak gerekir. Türkçede, eskiden beri isimler veya
isimlikler, herhangi bir çekim ögesine, bir çekim ekine gereksinim duymadan da
yüklem olabilmektedir:
Bugün hava güzel.
Bu çok başarılı bir çalışma.
Ona sevgisi çok büyük vb.
Örneklerde sıfır eklerle dile gelen pek çok kategori vardır (zaman, kişi, sayı).
Ancak biçim bilgisi düzleminde yüklem eksiz gibi görünmektedir ve bu eksizliğin
yalın durumla hiçbir ilgisi yoktur.
3.2. Nesne
İsim veya isimlikler, yüklemde bulunan hareket, oluş, kılış veya durumdan
doğrudan etkilenen, ekli veya eksiz olarak ancak her durumda belirtme durumunda
yüklemle ilişkilenen cümle ögesidir. Dolayısıyla, nesnenin eksizliği onun yalın
durumda olduğunu göstermez:
Acıkınca bisküvi yedi.
Dün saatlece ders çalıştım.
Çekiliş için bir bilet almıştık vb.
3.3. Zarf Tümleci
Özellikle zaman ve sebep bildiren durum ekli tamlayıcılar hariç (Bina 1986’da
tamamlandı; Soğukkanlılığına hayran kaldım vb.), zarf tümleçleri durum eksiz
tamlayıcılardır. Zarf-fiil ekleri, fiillerin zarf tümleci olarak kullanılmalarına
olanak sağlar; ancak zarf- fiil ekleri tipik çekim ekleri değildir. Dolayısıyla
Türkçede zarf tümleci görevindeki dizim ögeleri genellikle eksizdir ve yalın
durumda değildir.
3.4. Dolaylı Tümleç
Türkçede dolaylı tümleçlerin belirlenmesi ve betimlenmesi işi, diğer bütün
cümle ögelerinden daha kolaydır. Çünkü ancak sınırlı “biçimdeki”, sınırlı ve
belirli bir “durumdaki” isim veya isimlikler dolaylı tümleç olabilirler. Yüklemde
bulunan hareket, oluş, kılış veya durumdan dolaylı olarak etkilenen “nesne”yi
1341
ve bu hareket, oluş, kılış veya durumun “yerini” gösteren dolaylı tümleçler,
Türkçede yalnız ekle dile gelen yönelme, bulunma ve çıkma durumlarından
birinde bulunurlar.
3.5. Özne
İsim veya isimliklerin, yüklemle eksiz olarak kurdukları ilişki sonucunda
ortaya çıkan bir söz dizimsel görev adıdır ve yüklemde belirtilen hareketin, kılış ve
oluşun “kılanı”nı veya yüklemde belirtilen durumun “olanı”nı belirtir. Çalışmada
üzerinde durulan yalın durum, asıl olarak özne’yle ilgili bir “durum”dur. Öyle
ki yalın durum’un “özne hâli” olarak adlandırılması bile mümkün olmuştur
(Durgut, 2006: 76). Kerime Üstünova, geleneksel dil bilgisi çalışmalarında
“edilgen-geçişli eylemlerin yaptığı işten etkilenen birim”e de “sözde özne”
dendiğini oysa bunların yalın durumda değil, belirtme durumunda olduğunu ifade
etmektedir (744). Ancak bizce, bunlar “olan” öznelerdir ve yalın durumdaki isim
veya isimliklerden oluşurlar. Zaten isim cümlelerindeki öznelerin “olan” özneler
olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.
Kimi isim veya isimliklerin çekim ekleriyle özne olarak kullanıldığı görülür.
Ancak burada da birtakım eksiltiler vardır ve bu çekim ekleri o isim veya
isimliklerin kendi içlerindeki öbek ilişkileriyle ilgili bir özelliktir, yüklemle
ilişkilerini belirlemez ([Onun / Ahmet’in] çalışması çok başarılı.)
SONUÇ
İsimler, dilin söz dizimsel dönemlerinden başlayarak genellikle birtakım
durumlar içinde bulunabilirler. Türkçe için bu durumların bir bölümü aynı
zamanda eksiz (veya “sıfır ekle”), (tamlayan durumu, belirtme durumu) de
dile gelebilmektedir. Ancak yalın durum Türkçede yalnızca sıfır ekle biçim
bilgisi düzlemine çıkan ismin sıfır durumudur. Bu “eksizlik”, genel dil bilgisi
çalışmalarının bir bölümünde, her eksiz isim veya isimliğin yalın durumda
olduğu gibi yanlış bir izlenim yaratmıştır. Oysa isim soylu pek çok sözcük sınıfı
(türü) sisteme eksiz olarak girerler (özellikle sıfat, kimi zaman zarf vb.). Sözcük
öbeklerinin büyük bir bölümünde de isimler “eksiz” (bahçe kapısı, sizin ev, bu
gibi vb.) hatta “çekimsiz” (dilim dilim, elma ile armut, Ahmet Bey vb.) olarak bir
araya gelirler (isnat öbeklerinin birinci değişkenleri, kimi kısaltma öbeklerindeki
değişkenler ve fiilimsi öbeklerinin özneleri hariç). Cümle ögelerinden zarf
tümleçlerinin bir bölümü ve belirtisiz nesneler eksizdir. Ancak bu sıralanan
birimler yalın durumda değildir. Yalın durumdaki isimler cümlede söz dizimsel
olarak özne görevinde bulunurlar. Ancak, bu belirgin görevi yüzünden yalın
durumu “özne durumu” biçiminde adlandırmak, diğer adlandırmalar göz önünde
bulundurulduğunda yanlış olmaktadır. Çünkü “özne” söz dizimsel, “durum”
ise biçim bilgisel bir belirlemedir. Buna göre belirtme durumunu “nesne
durumu”, yönelme durumunu “dolaylı tümleç / zarf tümleci durumu” gibi
1342
değerlendirmek gerekecektir. Ancak bunlar farklı dil bilgisel düzlemlerle ilgili
farklı belirlemelerdir.
KAYNAKÇA
Atabay, Neşe-Sevgi Özel-İbrahim Kutluk, (2003), Sözcük Türleri, (Yöneten
ve Yayıma Hazırlayan: Doğan Aksan), İstanbul: 2. Baskı Papatya Yayıncılık, Dil
Derneği Dizisi: 2.
Buran, Ahmet, (1996), Anadolu Ağızlarında İsim Çekim (Hâl) Ekleri,
Türk Dil Kurumu Yayınları: 660, Ankara.
Deny, Jean, (1941), Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi), (Çeviren: Ali
Ulvi Elöve), İstanbul: Maarif Matbaası.
Durgut, Hüseyin, (2006), “Türkçede yalın hâl kavramı üzerine”, Türk Dili
Araştırmaları Yıllığı Belleten- 2004 / II, Türk Dil Kurumu Yayınları: 875 / II,
ss. 71- 78.
Ergin, Muharrem, (1988), Türk Dil Bilgisi, İstanbul: Bayrak Basım /Yayın /
Tanıtım.
Korkmaz, Zeynep, (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi),
Ankara: Türk Dil kurumu Yayınları: 827.
Üstünova, Kerime, (2007),
Araştırmaları, Sayı: 2/2 Güz.
“Yalın
Durum
Karmaşası”,
Türkoloji
Download

türkçede yalın durum üzerine düşünceler