ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ
Özgüven, bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirilmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi ve
bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.
Özgüven, çocuğun doğuştan getirdiği biyolojik özellikleri, (mizaç, zeka, fiziksel özellikler vb.) çevresel
etkiler ile çok erken dönemlerde şekillenmeye başlar. Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim
duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve
sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve
olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.
Bir çocuğun becerileri sahip olmak istedikleriyle örtüşmüyorsa, kendisini yetersiz hissedebilir ve bu
durum onun özgüven duygusunun düşük olmasına yol açabileceği gibi, düşük özgüven de ders başarısını
ve toplumsal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilir.
Özgüven, belli bir düzeye ulaşıncaya kadar gelişir; genellikle 10 yaşında özgüvenin gelişimi
tamamlanır ve bir süre sonra, ergenlik döneminde çocuk özgüvenini test etmeye başlar. Çocukların
özgüvenini en çok etkileyen kaynak anne-babadır. Çünkü çocuklar ilk yıllarını, onları çevreleyen
yetişkinlerin kendileri hakkındaki düşüncelerinin bombardımanı altında geçirirler, sonraki yıllarda da bu
duyduklarını kendi davranışlarına yansıtmaya başlarlar. Anne-babadan sonra çocuğun özgüveninde en
büyük etkiyi yapan öğretmenleridir. Sonra da yaygın inanışın tersine akranlarıdır.
Özgüven sadece okul yaşamında değil, kişisel ve sosyal yasamda da önemlidir. Araştırmacılar,
birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış
özgüvendir.
İç özgüven, kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda
hissettiklerimizdir.
Dış özgüven ise dışarıya kendimizden emin olduğumuz seklinde verdiğimiz görüntü ve
davranışlardır.
Özgüven, bir başkası için anlam ifade etmeyecek kadar öznel bir değerlendirmedir.
Özgüven Yetersizliğinde Ailenin Etkisi
Çocuk her şekle girmeye hazır bir hamur gibidir. Vereceğiniz her bilgiyi, konuşulanı, tartışılanı hemen
alır ve sentezler. Bu yüzden çocuklarla fikir paylaşımı yapılmalı, onların zevk alabileceği başarılı olabileceği
alanlar ortak olarak keşfedilmelidir. Ne yapacağını, neden zevk aldığını gören hedefleri olan çocuklar
kendilerine güven sorunu yaşamazlar.

Bazı anneler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için aşırı korumacı tavırlar sergilemektedir.
Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü
işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne, çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına
düşünür, ona fazla yük vermez. Aslında bu iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün
sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir; çünkü çocuk kendi sorununu kendi çözme becerisi
kazanamamaktadır. Bu tür bir davranışa mâruz kalan çocukta “Ben yapamam.” duygusu oluşur. Bu,
özgüveni azaltan bir duygudur; çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir
şey yapamaz hâle gelir.
Çocuğu, küçük yaşlardan itibaren hayata hazırlamak gerekir. Sorumluluk alabilen bir çocuk,
yetiştirmek isteyen aileler onun büyümesini beklemeden, küçüklüğünden itibaren çocuğa bazı küçük
görevler vermeliler ki çocuk bazı şeyleri yapabildiğini, elinden bazı işlerin gelebildiğini fark edebilsin.
Küçükken çocuğuna hiçbir sorumluluk vermeyen bazı anne-babalar, çocukları ileriki yaşlarda
sorumluluk almayınca tepki gösterebilmektedirler. Oysaki aile, o yaşa kadar çocuğa bazı sorumluluklar
yükleyip insiyatif vermediyse çocuğun birdenbire ayaklarının üzerinde durmayı başaramaması gayet
doğaldır.
 Çocuğun kendine güvenini azaltan diğer bir etken de mükemmeliyetçi anne-babaların
eleştirileridir. Eleştirilen çocuk kendisini, yetersiz ve beceriksiz hissedebilir.
Çocuk, yanlış bir şey yapınca onun kişiliğini eleştirmek çok büyük bir hata ve özgüven yıkıcı bir
davranıştır. Onu karşınıza alıp yaptığı hatayı kendisine sakin ve kararlı bir dille anlatırsanız çocuk sizi
anlayacaktır. Hatasını göstermek yerine: “Sen zaten şöylesin, böylesin.” Demek, çocuğu yaralamaktan
başka bir şey yapmaz. Çocuk ailesinin yanındayken kendini yetersiz hissediyorsa sorunu çocukta değil
ailenin çocuğa olan tutumunda aramak gerekmektedir.

Çocuğun özgüvenini azaltan bir eğitim hatası da çocuğu başkalarıyla kıyaslamaktır.
Nasıl ki anne-baba, çocuklarının kendilerini başka anne babalarla kıyaslamasından rahatsızlık
duyarsa çocuk da başka çocuklarla kıyaslandığında aynı rahatsızlığı hissetmektedir. Anne babaların bu
bilinçte olması çok önemlidir. Özgüvenden yoksun bırakılmış çocuklar, sürekli kendilerini ailelerine ve
çevrelerine kanıtlama gereksinimini hissetmektedirler. Bunun için ya bir gruba dahil olurlar, ya okuldan
kaçarlar, ya da marka tutkusu geliştirirler. Kendilerini gerçekleştirmeyi bir grup veya marka ile yapmaya
çalışabilirler.
ÖZGÜVENLİ ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİRİZ?
Özgüven gelişimi çocuktan çocuğa değişen karmaşık bir süreçtir. Bu sebeple özgüveni geliştirmek
için çocuğu iyi tanımak önemlidir. Özgüven sürekli geliştirilebilen bir olgudur.
Siz anne-babalar olarak çocuklarınızın özgüveninin gelişmesinde etkili olabileceğiniz düşüncesi ile
aşağıdaki önerileri sizlere sunuyoruz;
 Çocuğa olan saygının sık sık ifade edilmesi.
 Çocuğun aileye olan olumlu katkılarının onunla paylaşılması.
 Kendisine dikkat etme ve geliştirme konusuna önem verilmesi.
 Güçlü oldukları konularda büyüklerine yardımcı olmalarına izin verilmesi.
 Yaptığı işe karışmayarak duyulan güvenin belli edilmesi.
 Onların düşünce ve inançlarının eleştirilmeden dinlenmesi.
 Yaptığı işlerle ilgili ona olumlu tepkiler verilmesi.
 Çocuğa yönelik eleştirilerin dolaysız, açık ve dürüst olması.
 Kendisini tanıması için sosyal etkinliklere (Resim, tiyatro, spor.... vb.) yönlendirilmesi.
 Düşüncelerinde genelleme yapmalarının engellenmesi.
("Sınav konularının hiçbirini öğrenmemiştik" yerine "Sınav konularının bazılarını öğrenmemiştik" ... vb.)
 Düşüncelerindeki abartılı ifadelerin daha doğru ifadelere yöneltilmesine yardımcı olunması
("Öğretmen beni hiç dinlemiyor" yerine "Soru sorduğumda bazen öğretmen beni dinlemiyor"...vb.)
 Sık sık konuşma fırsatı verilmesi ve düzenli aralıklarla çeşitli konularda sohbetler edilmesi.
 Ev içinde ve dışında başarabileceği sorumluluklar verilmesi.
(Sofrayı kurma, ufak tefek alışveriş yapma.... vb.)
 Değişik yaş gruplarındaki insanların bulunduğu ortamlara girmesine fırsat yaratılması.
 Pozitif düşüncelerin paylaşılarak olumlu düşünme yeteneğinin geliştirilmesi.
Psikolog
Fatma AKPAKIR
Download

Devamını oku