MUAMELE
laşımın örneklerine rastlanır (mesel.3 bk.
AbdülazTz ei-BuharT, ll , 358- 359).
Hukukun yargılama boyutu için akdı­
ye, muhasemat veya mürafaat gibi ayı­
rımlar yapılmamışsa da muamelat kavramı ilgi alanına giren konuların hem
maddi hukuk hem usul hukuku boyutunu kapsar. Mamelek hukuku çerçevesinde muamelatı yargılama usulü boyutuyla
birlikte bir bütünlük içinde işleyen Mecelle bunun en tipik örneğini teşkil eder.
Mecelle'nin yargılama hukuku kapsamına giren bölümleri incelendiğinde bunların bütün bir yargılama usulü değil yine
sadece muamelata ilişkin usul hukukundan ibaret olduğu görülür. Rehin, şüf'a
gibi eşya hukuku, hacr ve ikrah gibi şahıs­
lar hukuku konularının burada yer alması
yine mamelek eksenlidir.
BİBLİYOGRAFYA :
Bu ha ri." Megazi", 40; ibn Mace, "Rühün",
14; Nesai, "Eyrnan", 47; Debüsi, Ta/i:vimü'ledille fi uşüli'l-fı/i:h (nşr. Halil Muhyiddin eiMeys). Beyrut 1421/2001, s. 61, 67; Serahsi,
el-Mebsü!, IV, 193, 194; V, 38; VII, 200; IX, 56,
107, 124; X, 7, 86; XII, 51, 213; XIV, 168, 173;
XVI, 85-86; XX, 24; XXI, 88; XXVI, 84; XXVIII,
93-94; XXX, 167-168, 209-210; a.rnlf., Şer­
f:ıu's-Siyeri'l-kebir(nşr. Se lahaddin ei-Müneccid). Kahire 1971-72, 1, 306; V, 1820, 1854,
1870, 1883; Gazzali, Şifii'ü'l-galil,Beyrut 1999,
s. 16; a.mlf.. e l-Müstaş{a, Beyrut, ts. (Darü 'lfikr). ll , 264-265; Kasani, Beda'i' (nş r. Ali M.
Muawaz- Adil Ahmed AbdülmevcQd), Beyrut
1418/1997, IV, 211; VII, 7, 50, 147; ibn Kudame, el-Mugni, Jba skı yeri ve tarihi yok! (Daru ihyai't-türasi'I-Arabi), ı, 401; Şehfıbeddin ez-Zencani, Tai)ricü 'l-fürü' 'ale'l-uşül (nşr. M. Edib Salih), Dımaşk 1962, s. 4-6; izzeddin ibn Abdüsselam, el-Feva'id fi'i)tişari'l-ma/i:aşıd: el-Kava'idü'ş-şugra (nşr. iyaz Halid et-Tabba'). Dı ­
maşk 1416/1996, s. 41, 106; a.mlf., Kava'idü'laf:ıkiim, Beyrut 1410/1990, s. 10-11, 19, 253260, 316-325; ibn Teymiyye, Mecmü'u fetava,
XXXII, 231; a.mlf., el-Fetava'l-kübra, Beyrut
1408/1987, IV, 467 -468; Abdülaziz el-Buhar!,
Keş{ü '/-esrar, istanbul 1307, 1, 258-260, 31 O,
358; ll, 358-359; ibn Cüzey, e l-Kavaninü'l-fıi!:­
hiyye, Beyrut, ts. (Darü'l-kalem). 1, 8; Bedreddin ez-Zerkeşl, el-Menşür fi'l-l!:ava'id (nşr. Teysir Faik Ahmed Mahmud). Küveyt 1402/1982,
lll, 364; Alaeddin et-Trablusl, Mu'inü 'l-f:ıükkam,
Kahire 1393/1973, s. 121-122; ibnü'J-Hümam,
Fetl;ıu'l-l!:adir, Beyrut, ts. (Darü'l-fikr), V, 269;
VII, 247; Süyütl, e l-Eşbiih ve'n-ne?ii'ir, Kahire
1378/1959, s. 216; Şemseddin er-Remll, Nihiiyetü'l-mul;ıtac, Beyrut 1404/1984, 1, 58-59;
Buhütl, Keşşa{ü 'l-/i:ınii', ı, 23; lll, 312; a.mlf.,
Şerl;ıu Müntehe'l-iradat, Beyrut, ts. (Aiemü'l-kütüb ), 1, 9-1 O, 13; Muhammed b. Abdullah ei-Haraşi, Şerl;ıu Mul].taşarı ljalil, Beyrut, ts. (Daru
Sadır). V, 218; Ali b. Ahmed ei-Adevl, ljaşiye­
tü'l-'Adevi, Beyrut, ts. (Darü'l-fikr). ll, 398; Muhammed b. Ahmed ed-Desükl. ljaşiyetü'd-De­
sü/i:i, Kahire, ts. (Daru ihyai'l-kütübi'I-Arabiyye),
lll, 232, 411; Mustafa es-Süyütl, Metalibü üli'nnühii fi şerl;ıi Gayeti'l-müntehii (nşr. M. Züheyr
eş-Şaviş),Jbaskı yeri yokJ1415/1994, 1, 25; lll,
512; ibn Abidln, Reddü'l-mul;ıtar(nşr. Ali M.
Muavvaz- Adi l Ahmed AbdülmevcQd) . Beyrut
1415/1994, 1, 79; IV, 500-501; Ahmed Ebü'IFeth, Kitabü'I-Mu'amelat {l'ş-şeri'ati'l-İslamiy­
ye ve'l-l!:avanini'l-Mışriyye, !baskı yeri yok!
1913, 1, 24-26; Mustafa Ahmed ez-Zerka. elFı/i:hü'l-İslami fi şevbihi'l-cedid, Dımaşk 1967,
lll, 15-31, 84-111; Ali el-Hafif. Al;ıkamü'l-mu'a­
melati'ş-şer'iyye, jbaskı yeri ve tarihi yok] (Darü 'l-fikri'I-Arabi). s. 4; Hasan Hacak. İslam Hukukunun Klasik Kaynaklarında Hak Kavramının Analizi (doktora tezi, 2000), MÜ Sosyal
Bilimler Enstitüsü, s. 94-122; M. Bernand,
"Mu<amalat", E/ 2 (ing.). VII, 255; "Ehlü'z-zirnrne ", Mv.F, VII, 127; "Ta<lil", a.e., XII, 318-320.
li!
r
BiLALAYBAKAN
MUAMELE
( 4Mıl.....ıJI)
L
Hukuki bir sonuca yönelik
irade beyanı_
__j
Sözlükte "iş, çaba, çalışma" anlamın­
daki amel kökünden türetilen muamele
"karşılıklı etkileşim sağlayan işlem" demektir. Sosyal ilişkiler bağlamında muamele kelimesi başkalarına karşı gösterilen davranış biçimini belirtmek için kullanılır. Hukuk alanında başına "hukuki" sıfa­
tı getirildiğinde hukuki sonuç doğurma­
ya yönelik irade beyanını ifade eder. Fıkıh
literatüründe yer yer aynı manaya gelmek üzere yalnız muamele kelimesine
yer verilse de ( Karafl, el-Furak. lll, 226227) hukuki muameleyi belirten temel
kelime "tasarruf"tur. Fakat bu, çok defa
hukuka aykırı fiilieri de içine alacak bir
üst kavram şeklinde kullanıldığından hukuki muameleyi tam olarak "et-tasarrufü'l-kavll" terkibi karşılar (Kasanl. VII.
170-171; Nevevl. IX, 159; Subhl Mahmesil.nT, I, 33; ll, 7-8).
Hukuki muamelenin temel unsuru irade beyanıdır, fakat her irade beyanı hukuki muamele değildir. Bir irade beyanı­
nın hukuki muamele sayılması için hukuki bir sonuca yönelik olması gerekir. Hukuki sonuçtan maksat kişinin mal varlığı
veya şahıs varlığı haklarından birini etkilemesidir. Hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamasının hukuken muteber olması iki temel şartı taşımasına bağ­
lıdır. Bunlardan biri işlemi yapanın o iş­
lem için yeterli ehliyete sahip bulunması­
dır ki buna muamele ehliyeti denir ve eda
ehliyetinin bir yönünü oluşturur. Diğer
şart ise işlemi yapanın o işleme konu olacak hak üzerinde işlem yapma yetkisini
taşımasıdır ki buna da muamele yetkisi
veya tasarruf yetkisi adı verilir. Kişi, ya
söz konusu hakkın sahibi olduğu için ya
da bizzat hak sahibi tarafından (vekalet)
veya kanun tarafından (velil.yet ve vesayet ı yetkili kılındığı için tasarruf yetkisini
elde eder. Hak sahibi kişi eda ehliyetini
taşıdığı halde iflas, terekenin üçte birini
aşan vasiyet gibi durumlarda üçüncü şa­
hısların haklarını koruma düşüncesiyle
tasarruf yetkisinden mahrum kalabilir.
Bu şartlarda yapılan bir muamele mevkuf
sayılır; geçerliliği hak sahiplerinin muvafakatine bağlıdır (ayrıca bk. iCAZET; İZİN;
MEVKUF) .
Hukuki muameleler taraf sayısı. muhataba yöneltilmesi gerekip gerekmediği,
etkisini hayatta veya ölüm sonrasında
göstermesi gibi açılardan taksim edilmiş­
tir. İki tarafın karşılıklı irade beyanına
muhtaç olanlarına iki taraflı hukuki muamele ve daha özel olarak akid adı verilir.
Akidler de değişik bakımlardan çeşitli
gruplara ayrılır (bk. AKİD) . Bazı hukuki
muameleler ise tek taraflı irade ile meydana gelir; bunlar mahiyetleri bakımın­
dan inşai nitelikte olanlar ve olmayanlar
şeklinde iki gruptur. Vakıf kurma, boşa­
ma, şüf'a hakkından feragat gibi bir hakkın kurulması, sona erdirilmesi veya düşürülmesine yönelik irade açıklamaları inşai nitelikte muamelelerdir. Bazı fakihler, tek taraflı irade ile meydana gelen bu
tür hukuki muameleler için de akid terimini kullanır. Bir hakkın kurulması, sona
erdirilmesi veya düşürülmesine yönelik
olmamakla birlikte kendisine birtakım
hukuki sonuçların bağlandığı dava. ikrar,
inkar, davacının iddiasını düşürmek amacıyla yemin gibi irade açıklamaları ise inşa! olmayan muamelelerdir (Mustafa Ahmed ez-Zerka, 1, 288 -2 91) . Geçerliliği için
muhataba yöneltilmesi gerekip gerekmediğine göre de muameleler tasnif edilir.
Ekseri muameleler yöneltilmesi gereken
grubuna girerken mesela cuale (mükatat
vaadi) gibi bazıları bu türden değildir. Hukuki etkisini ilgililerin hayatında göstermek üzere yapılanlara sağlar arası hukuki
muamele, vasiyet gibi etkisini ölümden
sonra göstereniere de ölüme bağlı hukuki muamele denir.
Mameleke doğrudan tesiri açısından da
hukuki muameleler ayınma tabi tutulur.
Mamelekin aktifine dokunmaksızın sadece pasifini arttırana iltizaml muamele, mamelekin aktifini doğrudan azaltanına da tasarruf muamelesi adı verilir.
Muamelelerin iltizaml-tasarruf şeklin­
deki ayırımı her hukuk sistemi için aynı
derecede önemli değildir. Mamelekle ilgili bir diğer muamele türü ise kazandırıcı
muameledir. Bu muamelenin etkisi karşı
319
MUAMELE
tarafın
mamelekinin aktifinde doğrudan
meydana getirmesidir. Kazandırıcı
muamele ivazlı ve ivazsız olabilir. İvazsız
olanı bir teberru muamelesi niteliğinde­
dir. İvazlı olanı da ya bir borcun ifası ya
da karşı tarafı borç altına sokma sonucunu doğurur. Bu üç sebepten yoksun bir
kazandırma işlemi sebepsiz zenginleşme
(haksız iktisap) adıylayeni bir borç kaynağı
bırakır . Ertesi yıl henüz hasat zamanı
gelmeden Abdullah b. Revaha o yılki
ürün miktarını tesbit için oraya gider,
tahmin ettiği miktarın yarısını almak veya vermek üzere onlara muhayyerlik tanır ( el-Mu vatta', "Müsa15at", ı; Buhar!,
"İcare", 3. "Megazl", 40. "I:Iarş", 14; ibn
Ma ce, "Rühfın", ı 4; EbO DavOd. "İmare",
24 ı. Gerek hadis gerek fıkıh literatüründe muamele diye de adlandırılan bu anoluşturur.
laşma, nitelik itibariyle bir kamu hukuku
Klasik fıkıh literatüründe hukuki muasözleşmesi olmakla birlikte (ayrıca bk.HAmeleler için işlevleri açısından temlikat,
RAÇ)
özel hukuk alanında yapılan meyve
ıtlakat, ıskatat gibi sınıflandırmalar yapı ­
(müsakat).
ziraat (müzaraa) ve kar (mudarelır. Buna göre mülkiyetin naklini sağlayan
be 1 kıraz) ortaklığı akidleri için de esas alı­
muamele temlik, yetki devri sağlayan munacak örnek bir uygulama işlevi görmüş­
amele ıtlak, hak kaybına yol açanı ıs kat
tür.
Nitekim Şafii, "mudarebe" anlamın­
olarak nitelenir. Temlikat türünden iş ­
da
kullandığı
mukaraza 1 kıraz akdinin
lemlerin başlıcaları satım, fuzfılinin yap- ·
meşruiyetini bu muamele ile temellentığı satıma icazet, satım akdinin feshi,
dirir (el-Üm, ıv. ı 3) . Bir meyve bahçesimüşterek mülkiyetin taksimi, hibe, mal
nin başta sulanma olmak üzere yıl bokarşılığı sulhtür. ltlak türünden işlemle­
yunca
gerekli bakımının yapılması karşı­
re vekalet; ıskat türünden işlemlere ise
lığında
elde edilecekyıllık ürünün eşit olaibra. talak, kısas hakkından vazgeçme.
rak paylaşılması esasına dayanan bu anşüf'a hakkından feragat örnekleri verilelaşma için bazı yörelerde muamele terimi
bilir. Bu nitelemelerle ilgili görüş ayrılık­
kullanılmışsa da müsakat daha çok revaç
ları bulunduğu gibi bir hukukimuameleye
bulmuştur.
bazan belirtilen özelliklerden sadece biri,
bazan da ikisi birden hakim olabilir. NiteFaiz yasağını aşma amaçlı bir uygulakim talak, azat, mudarebe ve vekalet gibi
mayı ifade etmek için de muamele kavraişlemlere hem ıtlak hem ıskat karakteri
mı kullanılır. Osmanlı döneminde özellikle
hakimdir. Bu nitelernelerin yapıldığı yerpara vakıflarına ait paraların , karz verelerde ayrıca her birine ait özel hükümlernin alacağını her an talep edebilmesi hükden de söz edilir. Mesela temlik işlemi,
müne takılınadan ve faiz yasağını açık­
kendisine mülkiyet geçirilmek istenen
tan ihlal etmeden belli oranda bir fazlatarafın bunu kabul etmemesi durumunlıkla ödünç verilmesine imkan sağlamak
da etkisiz kalır. Bir anlamda temlikin ge- · üzere fıkıh literatüründe "ine satışı" olaçerliliği için muhatabın kabulü şart değil­
rak da bilinen bir formülden yararlanma
se bile en azından onun reddetmemiş olyoluna gidilmiştir. Buna göre önce vakıf,
ması gerekir (Kasant. v. ı 72). Halbuki ıs­
borç vereceği kişinin sembolik değere sakat türünden bir işlernde karşı tarafın kahip bir malını kredi vereceği para kadar
bulünün veya reddin in bir etkisi yoktur
bir bedel karşılığında peşin olarak satın
(Serahst, VII. 63; Xlll. 84; XIV, Il 3; XX, 14 I).
alır; hemen ardından bu mal, vakıf taralskat türünden işlemlerde riba cereyan
fından belli bir yüzde eklenmiş bedelle
etmez ve bunların gelecekte vukuu belirvadeli olarak aynı kişiye satılır. Bu formül
siz bir şarta ta'liki de mümkündür. Ternaynı sonucu verecek şekilde kendi içinde
lik türünden işlemlerde ise bu mümkün
başka türlü de düzenlenebilir. Mesela
değildir (Osman b. Ali ez-Zeylat. IV. ı 3 ı).
vakfa ait sembolik değere sahip bir mal
Yine ıskat türünden işlemlerin sıhhatine
önce vadeli işlem! e satılır. ardından daha
cehalet tesir etmez (Kasa nt. v. ı 73; ayrıca
düşük bedelle peşin olarak geri alınır. Mub k. TASARRUF).
amele-i şer'iyye veya kısaca muamele adı
verilen bu işlemle bir yandan karzdaki vaMuamele kavramının yukarıda açıkla­
nan anlamı dışında iki ayrı özel kullanımı
de belirsizliği sorunu aşılmış. öte yandan
kredi ihtiyaçları vakıflara belli bir gelir
daha vardır. Bunlardan biri Hz. Peygamsağlayacak şekilde karşıianmış oluyordu
ber'in Hayber halkıyla yaptığı anlaşma ti(ayrıca bk. INE).
piyle ilgilidir. Şöyle ki: Resfıl-i Ekrem. Hayber'i 7 (628) yılında fethettiğinde revBİBLİYOGRAFYA :
rat'taki ağır hükmü uygulamayıp önce şe­
el-Muvatta', "Müsatat", ı; Buhar!. "icare". 3,
hir halkına memleketlerini terketme izni
"Me gazi". 40, "I:Iarş", ı4; İbn M ike, "Rühün",
verir, daha sonra da elde ettikleri yıllık
ı4 ; Ebu DavCıd , "İmare", 24 ; Şafii. el-Üm, Beyhurmanın yarısı karşılığında yerlerinde
rut, ts. (Da rü 'l-ma'rife). IV, ı3; Serahsl. el-Mebartış
320
süt, VII , 63; XIII, 84; XIV, ıı3; XX, ı4ı; Kasanl,
Beda'i', V, ı72-ı73; VII, ı7o-ı7ı, ı73; Nevevl.
el-Mecmü', IX, ı59; Karafi. el-Furü/!:, Kahire
ı347, lll, 226-227; a.mlf .• e~·Zal].fre (nşr. Muhammed Hacci). Beyrut ı994, 1, ı59-ı6ı; Osman b. Ali ez-Zeylal. Tebyfnü'l-/:tal!:a'i/!:, Bulak
ı3ı4, IV, ı3ı ; Andreas B. Schwarz. Medeni Hukuka Giriş (tre. Hıfzı Veldet), İstanbul ı942, s.
ı43; Subhl Mahmesanl. en-Na?ariyyetü'l-'amme li'l-mücebat ve 'l-'ul!:üd, Beyrut ı948, 1, 33;
ll , 7-8; Mustafa Ahmed ez-Zerka. el-Fı/!:hü'l-İs­
lamf {f şevbihi'l-cedfd, Dımaşk ı967, 1, 28829ı; Necmettin Feyzioğlu, Borçlar Hukuku, İs­
tanbul ı976, 1, 32-46; Aytekin Ataay. Medeni
Hukuka Giriş, İstanbul ı980, s. 3ı7; Selahattin
Sulhi Tekinay. Borçlar Hukuku: Genel Hükümler (haz. Se rm et Akman v.dğr.). İstanbul ı988, s.
44-65; Süleyman Kaya, XVl/1. Yü?yıl Osmanlı
Toplumunda Kredi (yüksek lisans tezi. 2003).
MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. ı 0-11, 15-16;
"Ecel", Mv.F, ll, 30-31. lAl
ll'-lJ BiLALAYBAKAN
MUAMMA
(~!)
Mesaj gizleme ve çözme yöntemleriyle
klasik Arap, Fars ve Türk şiirinde
içine isim gizlenmiş beyit
ve kıtaları ifade eden bir terim.
L
_j
Sözlükte "(bir şey) gizli, örtülü ve kapalı
olmak" anlamındaki ama kökünden türeyen ve ta'miye (sözü gizli ve örtülü söylemek. anlaşı lm azhale getirmek) masdarın­
dan ism-i mef'fıl olan muamma bu nitelikteki sözler için kullanılır. Daha çok devlete ait gizli bilgilerin bir yere ulaştırılma­
sını sağlayan ilmi muamma ile şairler ve
aydınlar arasında yaygın olan edebi muamma şeklinde iki çeşidi vardır. İlmi muamma, bir metni özel yöntemlerle sadece
bilenlerin anlayabileceği bir hale dönüş­
türmekle gerçekleşir. Ebu Bekir es-Sfıli,
İbnü'd-Düneynir, İbn Adlan ve İbnü'd-Dü­
reyhim tercem e kelimesini "ta'miye", mütercemi de "muamma" anlamında kullanırken İbn Vehb tercemeyi "tebdil ta'miyesi", Kalkaşendi ise "muammayı çözmek"
manasma almıştır. Ta'miye ve muamma
için "ilmü'l-muamma, ta'miyetü'l-hurfıf,
remz-mermfız, ibham-mübhem" gibi
kelimeleri kullanan müelliflerin yanı sıra
çağımızda daha çok "şifre" ve Arapçalaş­
tırılmış bir şekil olan "teşfir" tercih edilmektedir.
D ARAP EDEBİYATI. Eski çağlardan
beri herkes tarafından öğrenilmesi istenmeyen bilgilerin gizlenmesini sağlayacak
çeşitli yöntemlere başvurulmuştur. Kadim Mısırlılar'ın milattan önce 1900 yıl­
larında bilgileri gizli aniatma ve yazmayı
bildikleri, harf yerine bazı özel şekiller
Download

TDV DIA - İslam Ansiklopedisi