BİR BİLİM İNSANI NASIL YETİŞİR/YETİŞTİRİLİR
VE
ARAŞTIRMA KONULARINI NASIL İNCELEYİP,
DEĞERLENDİRİR
M. Doğan Kantarcı
BİR BİLİM İNSANI NASIL YETİŞİR/YETİŞTİRİLİR
VE
ARAŞTIRMA KONULARINI NASIL İNCELEYİP, DEĞERLENDİRİR
M. Doğan Kantarcı (*)
1. GİRİŞ
Bu başlık altında bir yazı yazmak doğrumudur? Böyle bir yazı yazmağa mecbur olacağımı
hiç düşünmemiştim. Ama son zamanlarda bazı ilginç olaylarla karşılaşıyoruz. Tabii ki bilim
yolunda çalışmalar yapmış veya yapmakta olan meslekdaşlarıma herhangi bir şekilde yol,
yordam göstermek veya nasihat vermek aklımdan geçmez. Bu yazıdan amacım başka; konu
dışındaki kişiler bilim adamlarının nasıl yetiştirildiklerini ve kendilerini nasıl yetiştirdiklerini
bilemezler. Hatıralarını yazmış olan bilim adamları da bu yetiştirilme/yetişme konusuna pek
değinmezler. Dolayısı ile akademik çalışmaların dışında olan kişiler, bazı profesörlerin bazı
olaylar hakkındaki değerlendirmelerini ve yorumlamalarını yadırgarlar. Bazılarını da biz
yadırgarız. Konu epeyce nazik ve tartışma yaratacak ölçektedir. Çünkü deterministik bir
inceleme, araştırma, değerlendirme sürecinde “Bana göre . . . .” yorumu yoktur. Ancak
bilimsel araştırma konularının tamamı da tümüyle deterministik olmayabilir.
Öte yandan aynı sayısal verileri değerlendiren farklı bilim insanları kendi bilgilerine ve
bilimsel kapasitelerine göre değerlendirme yapabilirler. “Yorum farkları “ olarak nitelenen bu
olgu kişilerin kapasiteleri yanında, ihtisas konularına bağlı bilimsel bilgi ve yöntem
farklarından kaynaklanmaktadır.
İşin içine felsefeyi, felsefi yorumları da katabilirsiniz. Aynı ekolojik sistemi inceleyip,
kendi ihtisas konularına göre farklı sayısal bilgileri ortaya koyan, farklı bilimsel sonuçlara
varan, farklı değerlendirmeler yapan, sonra da sistemin ölçülememiş ilişkileri için farklı
yorumlar yapan bilim insanlarını konu dışındaki kişiler şaşkınlıkla izleyebilirler. Bu
farklılıklar bilim âleminin renk cümbüşüdür. Yadırganmaz. Ama aynı ekolojik sistemde aynı
verileri incelemek durumunda olan bilim insanlarının, bazı verileri görmeyip veya gözardı
edip, değerlendirme yapmaları yadırganır. Bu yadırgamaları gözönünde tutarak, bilim
insanlarının yetişme süreci üzerine bir açıklama yapmak ve konu dışındaki kişilerin
değerlendirmesine sunmak gereğini duydum.
2. BİR BİLİM İNSANI NASIL YETİŞİR/YETİŞTİRİLİR
2.1. BİLİM İNSANI OLARAK YETİŞTİRİLECEK ADAYIN SEÇİMİ
Bizim eski bilim insanı yetiştirme düzenimizde, Üniversitenin fakültelerinde kürsü başkanı
olan profesörler (Hoca) çalışacağı bilim alanlarına veya konularına göre gerekli gördükleri
kişileri asistan olarak seçerlerdi. Bu kişiler aynı fakülteden veya aynı alanda çalışan diğer
fakültelerden mezun olmuş, başarılı ve yetenekleri sınanmış gençler arasından seçilirdi. Bazen
de genç mezunlar kendilerine uygun gördükleri kürsülere asistan olmak için başvururlardı.
Hoca uygun görürse bu gençler de asistan olabilirlerdi. Bütün adaylar (Tek kişi de olsa) bilim
ve yabancı dil sınavında başarılı olmak zorundaydılar. Bu seçme sistemi Nizamiye
medreselerinden beri devam etmekte olan usuldür. Avrupa üniversitelerinde de uygulanan
asistan seçme usulü böyleydi. Türkiye’de Atatürk’ün üniversite reformu ile yeniden kurulan
İstanbul Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi’nde de asistan seçme usulü böyledir.
Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) kurulduğunda (1981) Prof Dr. İhsan Doğramacı başkan
atandı. İhsan Bey Hoca hekimlik ihtisasını Harvard Üniversitesi’nde (ABD) yapmış bir bilim
adamıydı. Türkiye’de rektörlük görevleri yanında Bilkent Üniversitesi‘ni de kurdu. Türk
Üniversite sisteminin çağın gelişen ihtiyaçlarına göre yenilenmeğe ihtiyacı vardı. İhsan Bey
(*)
İst. Üni. Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloki Abd. (EM) Bahçeköy-İstanbul
E.Mail: [email protected], Tlf. : 0532-416 65 97
Hoca bu yenilenmeyi başlatmakta teorik olarak haklıydı. Ama Türk Üniversite âlemi böyle bir
sıfırdan değişimi henüz benimseyemezdi. Benimsemedi de. Bu sebeple eski düzenden yeni
düzene geçiş zamana yayıldı. Hâlbuki Alman, Fransız ve İngiliz üniversiteleri temelde aynı
veya benzer üniversiter sistemler içinde gelişmelerine rağmen kendi yapısal özelliklerine özgü
modelleri geliştirmişlerdi. Türk üniversiteleri de İstanbul Üniversitesi ile İstanbul Teknik
Üniversitesi ve Güzel Sanatlar Akademisi kuruluşuna ve düzenine göre birbirine çok
benzeyen ama fakültatif konuları itibariyle bazı farkları olan modelleri geliştirmişler ve
oturtmuşlardı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi biraz daha farklı olmakla beraber diğer bir Türk
Üniversite modeli olarak geliştirilmişti. Bilimsel ve teknik gelişmeler göz önüne alınarak bu
üç üniversite modelimiz üzerinde yenilikler yapılabilirdi. Türk üniversiteleri medrese
değillerdi. Türk Üniversite modeli yerine birden bire ABD modelinin konulmağa kalkışılması
yanlış bir uygulamadır.
Bu uygulama yanında yeni üniversiteler de açıldı. Bu üniversitelere atanacak öğretim
üyeleri çok az sayıda oldukları için doktorasını yapmış asistanlar yeni bir kadro ihdası ile
“Yardımcı doçent” yapıldı ve bazıları anabilim dalı (Abd) başkanı, bölüm başkanı olarak
tayin edildiler. Gelişmiş ülkelerde böyle bir uygulamanın karşılığı yoktur. Bu olay; “Ben
orduyu yedek subaylarla da yönetirim” (Adnan Menderes) sözüne benzemektedir. Türk
Üniversite modeli böylece çökertilmiştir. Yeni YÖK düzeni ilk dönemde asistanların
seçilmesi ve sınavları konusuna pek karışamadı. Ama giderek yüksek lisans ve doktora
yapacak gençlerin seçimi işi merkezîleştirildi. Anabilim Dalı Başkanının bu seçimde yetkisi
ve etkisi kaldırıldı.
Genç bilim insanlarının seçiminin merkezîleştirilmesi konusunu savunanlar çıkabilir. Ama
bilim dallarının çalışma alanları ile bu alanlara uygun özelliklerdeki kişilerin seçimi bir
merkezde yapılırsa, uygulamada pek çok sorun çıkar. Çünkü üniversiteleri, fakülteleri ve
bilim dallarını aynı şablona göre değerlendirmek mümkün değildir. Bu konuda pek çok örnek
verilebilir. Konumuz yüksek lisans ve doktora yapacak adayların seçimi tartışmak değil, bilim
insanının nasıl yetiştiği ve yetiştirildiği üzerinde bir irdeleme yapmak.
2.2. BİLİM İNSANININ ÇALIŞMA DÜZENİ (Örnekleme, sayısal değerlendirme, yorumlama)
Özellikle deneysel konularda yetişen bilim insanları belirli bir örnekleme düzenine ve
sayısal ölçümlere bağlı olarak çalışırlar. Birbirine benzeyen bireylerden oluşmuş bir toplumda
örnekleme kolaydır. Farklı toplumlardan oluşan bir sistemde örnekleme alanlarının ve her
örnek alanındaki örnek sayısının yeterli bir istatistik güvenliği sağlayacak kadar olması
gerekmektedir.
Örnek vermek gerekirse; bir orman ekosistemleri birliğinde madde ve enerjinin dolaşımı
ile dönüşümü olayları sürecine katılan ve bu süreci etkileyen birçok faktör vardır. Bilimsel
araştırma bu canlı ve cansız ortam faktörlerinin aralarındaki karşılıklı çok karmaşık ilişkileri
sayısal bulgular ile açıklamak durumundadır (Şekil 1). Dolayısı ile orman ekosistemlerinde
rastgele örnekleme alanı dağıtımı yapılamaz. Bir konuda tek faktöre göre araştırma yapmağa
kalkışılamaz. Ekolojik sistemi etkileyen bütün faktörlerin gözönünde tutulması gerekir.
Örneğin; sadece bitki toplumlarının belirlenmesi ve örnek alanların bu toplumlara göre
seçilmesi yeterli değildir. O bitki toplumlarını etkisi altında bulunduran yeryüzü şekli, iklim,
anakaya/toprak, diğer bitki toplumları ve diğer canlı toplumları da göz önüne alınmalıdır.
Böyle bir araştırma alanında örnek alanların sayısı yetişme ortamının özelliklerine bağlı
olarak artar. Her örnek alandaki örnek ağaç sayısı, ağaçların beslenme/büyüme ilişkilerinin
belirlenmesi için yaprak (Yaprak yaşına göre örnek) ve ölü örtü ile toprak örneklerinin
alınması gerekir. Çok faktörlü olan bu tür araştırmalarda örnek sayısı da fazladır. Bu
örneklerin laboratuarda analize hazırlanması, sıralanması ve uygun yöntemlerle analizlerinin
yapılması, elde edilen verilerin geçerli bir yönteme göre düzenlenip, değerlendirilmesi çok
yoğun, yorucu ve zaman alıcı çalışmaları gerektirir.
Aynı örneği farklı yerlerde yetişmiş, aynı şehrin farklı ortamlarında yaşayan ve birbirine
benzemeyen insanların oluşturduğu bir toplumlar birliği için de uygulayabilirsiniz. Böyle bir
araştırmaya insanların yetişme ve bilgi düzeylerine bağlı olarak değişen kavrama,
değerlendirme, yorumlama, ruhsal farklılıklarını, beslenme ve sağlık durumlarını da
ekleyebilirsiniz.
Şekil 1. Bir ekolojik sistemde (Örnek olarak; orman ekosisteminde)
yetişme ortamı ile yaşama birliği ilişkileri ve madde ile enerjinin dolaşımı / dönüşümü
BİR ORMAN EKOSİSTEMİNDE YETİŞME ORTAMI İLE YAŞAMA BİRLİĞİ VE MADDE İLE ENERJİNİN DOLAŞIMI / DÖNÜŞÜMÜ
1. YETİŞME ORTAMI
EKOLOJİK SİSTEM
3 BOYUTLU
(EVAPOTRANSPİRASYON)
CANLILAR
HAYVANLAR
VE İNSANLAR
BÜYÜK
(1) ÜRETİCİLER KARAÇAM
HAYVANLAR
(2) TÜKETİCİLER SAPSIZ MEŞE KURT
(3) PARCALAYI- DOĞU KAYINI TİLKİ
CILAR
KARACA
ÇALILAR
DOMUZ
4. BOYUT
ZAMAN
VE BU
SÜREÇTEKİ
DEĞİŞİM
AŞAMALARI
AKDİKEN
MUŞMULA
ÇALI FUNDASI
BÖĞÜRTLEN
GICIR
ORMAN
SARMAŞIĞI
OTLAR
KINDIRALAR
ORMAN
MENEKŞESİ
HODAN
ÇUHA ÇİÇEĞİ
DİĞER OTLAR
Bst
B-C
Cv
TOPRAK HORİZONLARI
Ah
Ael
C 6H12O6 AYRIŞMASI
CANLI TOPLUMLARI
BİTKİLER
ÖLÜ ÖRTÜ
İLE
2. YAŞAMA BİRLİĞİ
AĞAÇLAR
YAPRAK,
TOPRAK
VE KÖK
SOLUNUMU
KÖKLERİN VE TOPRAK CANLILARININ SOLUNUMU
1. MİLİGRAM VEYA MİKROGRAM ÖLÇEĞİNDEKİ FARKLARIN
ÖNEMİ VARDIR.
2. YERYÜZÜ ŞEKLİ, BİTKİLER-ÖLÜ ÖRTÜ,ANAKAYA/T0PRAK
FARKLARI, KİL MİNERALLERİ VE İKLİMDEKİ DEĞİŞİMLER
BİTKİ BESLENMESİNİ VE ARTIMI ETKİLER.
DİKKAT: EKOSİSTEMDE 2 x 2 =4 DEĞİLDİR.
TOPRAK SUYU )
AYRIŞMA ÜRÜNLERİ
(KATYONLAR + ANYONLAR)
KÖKLER
(SU İLE KATYONLARI VE)
ANYONLARI ALIRLAR
TOPRAK SUYU
VE
KİL
MİNERALLERİ
SIZINTI SUYU
AYRIŞMA
OLAYLARI
676 kalori / mol
H2O BUHARLAŞMA VE TERLEME
O2
CO2
CO2
O2
GÜNEŞ ENERJİSİ
( 676 kalori/mol )
ATMOSFERDEN
ATMOSFERE
YAĞIŞ
CO2
O2
3. HAVA
( CO2 + O2 )
(TOPRAK VE TOPRAKTAKİ
BİTKİ BESİN MADDELERİ )
YAŞAMA
1. TOPRAK
DÖRT
YAPRAKLAR
(FOTOSENTEZ)
C6H12O6
PROTEİNLER
VD. ORG.MAD.
YAPRAK
DÖKÜMÜ
2. SU
( YAĞIŞLAR VE
ŞARTI
4. ENERJİ
( GÜNEŞ IŞIĞI, ISI SICAKLIK )
EKOLOJİK SİSTEMDE MADDE İLE
ENERJİNİN DOLAŞIMI VE DÖNÜŞÜMÜ
ANAKAYA
1.3. İKLİM
1.1. YERYÜZÜ ŞEKLİ
1.4.CANLILAR
1.2. TOPRAK VE ANAKAYA
TAVŞAN
VD.
KÜÇÜK
HAYVANLAR
FARELER
KÖSTEBEK
YILANLAR
KARINCALAR
ÖRÜMCEKLER
YAPRAK
YİYEN
BÖCEKLER
KABUK
BÖCEKLERİ
DİĞER
BÖCEKLER
KELEBEKLER
YOSUNLAR
KUŞLAR
LİKENLER
KARTAL
MEŞE KARGASI
MANTARLAR AĞAÇ KAKAN
BAYKUŞ
BAKTERİLER KUKUMAV
ÖTÜCÜ
KUŞLAR
GÖÇMEN
KUŞLAR
5. BOYUT BİLGİ
VE BİLGİYİ BİLİME
DÖNÜŞTÜRMEK
(SİSTEMLEŞTİRMEK)
M. DOĞAN KANTARCI
Araştırmada uygulanacak düzen, araştırmayı gerektiren sebeplere ve daha önce ayni
konuda yapılmış araştırmalarda uygulanmış modellere göre kararlaştırılır. Her araştırma kendi
içinde bir sebep/sonuç ilişkileri düzenidir. Diğer bir deyimle; bir araştırma bir önceki
araştırmaların tekrarı değildir. Öyle olursa yapılan çalışma bir araştırma değil, teknik rapor
olur. Her araştırmada, araştırmanın yapıldığı alanın özelliklerine ve uygulandığı varlıkların
(canlı, cansız), toplumların (bitki, insan vd.) veya olayların oluşturdukları gruplara, kümelere
göre kendine özgü bulgular elde edilir. Bu bulgulardan bazıları önceden yapılmış
araştırmalarda elde edilmiş bulgulara göre varılmış olan sonuçlara uygun olmayabilir. Öte
yandan araştırma incelenen konunun veya toplumun sadece özelliklerini belirleme çalışması
da değildir. Bu özellikler ve uygulamada bilinen/uygulanan yöntemler de göz önüne alınarak
eldeki imkânlara göre nelerin yapılacağı veya yapılamayacağının da kararlaştırılması,
önerilmesi gerekir. Elde edilen yeni bulgulara göre araştırmanın değerlendirme düzeninde
veya uygulamalara öneriler konusunda değişiklik yapmak da gerekebilir. Bir bilim insanı bu
kadar değişkenin bulunduğu bir sistemi sayısal olarak kavrayacak, değerlendirecek ve
yorumlayacaktır. Burada Hoca’nın bilgi birikimi, bilimsel değerlendirme ve yorum kapasitesi
ve yeteneği genç bilim insanına yardımcı olacaktır.
Verilerin belirli bir istatistik güvenliği sağlaması da gerekir. Bazı araştırma alanlarındaki
örneklerin değişkenliği istatistik güvenliğin sağlanmasını zorlaştırır. Ekolojik sistemlerdeki
fiziko-kimyasal ve biyokimyasal ilişkiler “Öklid geometrisi” teoremleri ve çözüm yolları ile
açıklanamaz. Biyolojik ilişkiler “Biyometri” ile incelenip, açıklanmağa çalışılır. Burada da
bilimsel yorumlar söz konusu olabilir. Hocanın bütün bu konularda yetiştirdiği kişiye yol
göstermesi ve yardımcı olması gerekir.
Sonuçta genç bilim insanı elde ettiği sayısal verileri değerlendirecek ve bilimsel bir sonuç
ortaya koyacaktır. Bu bilimsel sonuç sayısal verilere dayandırıldığı için “Deterministik” bir
sonuçtur. Ancak bu deterministik bulgular ve sonuçlar mekanik bir işlevler düzeninde değil,
hoca/öğrenci ilişkileri işbirliği sürecinde elde edilmiştir. Bu sebeple genç bilim insanı ile
hocası arasındaki ilişki bir “Usta/çırak ilişkisi” olarak tanımlanır.
2.3. BİLİM İNSANININ GELİŞİMİ
İnsan dağa tırmandıkça düz arazide gördüğünden daha geniş alanı görebilir (Şekil 2).
Bilim alanında da ilerledikçe görüş alanı genişler. Bilim alanında edinilen bilginin artması ve
bilimsel görüş alanının genişlemesi şekil 2’deki kadar basit değildir. Bilimsel birikim arttıkça,
bilimsel yorum alanı da genişler. Bilimsel eğitim ilkokuldan başlayan orta öğretimde devam
ettirilen bir “pozitif eğitim süreci” temeline dayandırılmalıdır. Orta öğretimde matematik,
fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve felsefe yüksek öğretimdeki teknik ve bilimsel öğretim
sürecinin temelidir. Çünkü araştırmacı bilimsel bir çalışmanın düzenlenmesi, bulguların elde
edilmesi ve değerlendirilmesi sürecinde bu bilim dallarında edindiği bilgileri kullanacaktır.
Bilimsel çalışmalar nekadar sayısal olursa olsun bilinmeyen konular, bilgi ile ulaşılamayan
alanlar vardır. Eğer bilgi sadece görülene ve duyulana dayandırılsaydı bilime ve bilimsel
çalışmalara gerek kalmazdı.
ŞekilİNSANIN
2. İnsanın
görüş alanı düz ovadan yüksek dağa çıktıkça genişler
GÖRÜŞ ALANI DÜZ OVADAN YÜKSEK DAĞA ÇIKTIKÇA GENİŞLER
M. DOĞAN KANTARCI
Bilim insanı edindiği bilgiler ile ulaşamadığı konularda bilimsel yorumlar yapmak gereğini
duyacaktır. Bilimsel yorum yapabilmek için konu ile ilgili derinlemesine bilgi edinmek
gerekmektedir. Bu noktada; önce orta öğretimde öğrenilen temel teknik bilgiler, sonra yüksek
lisans, doktora ve doçentlik süreçlerinde öğrenilen ve öğretilen ihtisas bilgileri ile bu bilgilerin
değerlendirme ve yorumlama yöntemleri kullanılacaktır (Şekil 3). Bilgisayar çağında arama
yapmak ve ilgi duyulan konuda bilgi edinmek mümkündür. Ama o bilgiyi değerlendirecek,
yorumlayacak yeterli birikiminiz yoksa konuya sadece bilgi olarak bakan herhangi bir kişiden
farkınız da olamaz. Modern çağın kullanıma sunduğu teknik malzemeleri kullanmayı, yedek
parçasını değiştirmeyi öğrenmek önemlidir. Ama bu süreç otomobil tamirciliğinden öteye
geçemez. O teknik malzemeyi üretmek, yeni buluşları yapmak gerekmektedir. Bilimsel ve
teknik konularda yeterli bilim insanı yetiştirememiş, “çağın gerisinde kalmış toplumları
nelerin beklediği” biraz tarih okumakla anlaşılabilir. Bilim insanı sadece öğrenmek, bilmek ve
öğrencilerine ders verirken bilinenleri nakletmek değil, aynı zamanda yapabilmek zorundadır.
Bu sebeple yeterli bilgi ile donatılmış ve yeterli sayıda bilim insanı yetiştirmek zorundayız.
Şekil 3. Bilgi de, bilimde ve ilimde gelişme süreci
TEKNİK GELİŞMENİN TEMELİ BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDIR. BİLİM İSE AKLA DAYANIR.
BİLGİ DE, BİLİMDE VE İLİMDE GELİŞME SÜRECİ
∞
BİLGELİK ÇAĞI
(İLİM ÇAĞI)
HOCALIK ÇAĞI
BİLGİ VE
DENEYİMİN
ARTMASI
ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜK,
YUNUS DİYE GÖRÜNDÜK.
YUNUS EMRE
OL NÛR-I LÂHÛTİYE VARMAK İSTEYEN,
** MUTLAKA
MUSÎKİDEN, Şİ’RDEN ŞEHBÂLE MÂLİK OLMALI.
EŞREF
∞
İLİM (BİLİM + FELSEFE) İLE YORUMLAMA SINIRI
*BİLGİ,BİLİMSEL BİRİKİM VE BİLİMSEL SEZGİ İLE YORUMLAMA SINIRI
BİLİM ÇAĞI
(BİLGİLERİN
BİLİMSEL ALANDA
SİSTEMLEŞTİRİLMESİDETERMİNİSTİK
BİLİM ÇAĞI)
DÜRBÜN (BİLGİ) İLE GÖRME SINIRI
GÖZÜN GÖRME SINIRI
EŞCAR MEĞERÇİ HER VARAKI BİR KITABDUR
İDRÂKİ OLMAYANA CİHAN BİR VARAK GİBİ.
NECATİ BEY DİVANI - XV. Yüz yıl
CÜMLE YARATILMIŞA,
BİRLİK İLE BAKMAYAN,
HALKA MÜDERRİS OLSA,
SORDUM SARI ÇİÇEĞE;
HAKİKATE KARŞIDUR.
“ANNEN, BABAN VARMIDIR?”
YUNUS EMRE
ÇİÇEK EYÜTÜR;
“DERVİŞ BABA,
ANNEM KARA TOPRAKTIR.”
YUNUS EMRE
MESLEK ÇAĞI
(MESLEKÎ BİLGİ +
DENEYİM ARTIŞI
VE BİRİKİMİ)
YÜKSEK
ÖĞRENİM
ÇAĞI
ORTA
ÖĞRENİM
ÇAĞI
*: Ekolojik sistemlerde 2 x 2 = 4 basit aritmetiği geçerli değildir. Madde ile enerjinin dolaşımı ve dönüşümü sürecinde 0.001 gr (1 mg) veya
0.000001 gr (1 mikrogram) değerindeki değişimler canlıların üremesini, gelişmesini veya yaşamasını etkileyebilirler (Doğada sıfıra varmak ???).
**: Uzay kaç ışık yılını kapsamaktadır ( Bir ışık yılı = 300 000 km/sn x 60 sn x 60 dakika x 24 saat x 365 gün = 9.5 trilyon km / yıl).
(Galaksimiz 100 000 ışık yılı çapındadır.)
M. DOĞAN KANTARCI
Bilimsel yorum ile ulaşılamayan konularda doğruya varmak için felsefe kullanılabilir.
Dikkat edilmesi gereken önemli husus aklın yolundan ayrılmamak, bilgiye, bilime uymayan
hurafelere kapılmamaktır. Şekil 3’te verilmiş olan 5 “Deyiş” çok eski tarihlerde söylenmiştir.
Bugünkü bilgi düzeyimizin hayal bile edilemeyeceği geçmişte kendi bilge insanlarımızın bu
felsefi deyişleri söyleyebilmiş olmaları dikkat çekicidir.
Necati Bey, Divanında “Bitkilerin yapraklarının her biri bir kitaptır” derken mikroskop
yoktu. Yaprakların hücre yapısını, hücrelerinin iç yapısını, kromozomları, genleri, ribonükleik
asit ile dezoksiribonükleik asiti, yapraklardaki fotosentezi ve diğer fiziko-kimyasal olayları,
bilmiyordu. Yüzeysel olarak bakıldığında Necati Bey’in deyişi şiir gibi algılanabilir. Ama bu
konuda yıllarını vermiş olan bilim insanları bu iki satırın hangi bilgiye dayandırıldığı ve hangi
akılcı felsefenin ürünü olduğu konusunda şaşkınlığa düşerler.
Yunus Emre’nin çiçeğe söylettiği;”Annem, babam kara topraktır.” sözü ile şekil 1’deki
bitkiler ile yetiştikleri toprak ve ortam arasındaki madde ve enerji dolaşımı ile dönüşümüne
tamamen uymaktadır. Yunus Emre akılcı bir felsefi görüş ve sezgi ile bu sözü söylemiştir.
Günümüzde bilgilerimiz geliştikçe bu sözün anlamı daralmamakta, tam aksine kapsamı
genişlemektedir.
Eşref’in deyişindeki “Nûr-ı lâhûti” tanımlamasını “Gerçeğin kutsal ışığı” olarak
algılarsak, o gerçeğe varmak için şiirden ve musîkiden oluşan ve kuş tüyü (Şehbal=Kuş
kanadının uzun tüyü) kadar hassas ve ince bir duyuma sahip olmanın gereği kavranılabilir.
Bilgi ve bilimdeki akılcı gelişmelerin gerçek yol gösterici olduğunu en öz ifadeyle Atatürk
söylemiştir; “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir, fendir”.
3. BİLİM İNSANLARI NEDEN YADIRGANIRLAR
Akılcı ve iyi eğitim görmüş toplumlarda bilim insanları yadırganmazlar. Saygı ve takdirle
karşılanırlar. Türk âleminde öğretmenler daima saygı ve takdirle anılmışlardır. Hurafelerle
yetiştirilmiş, yanlışın doğru olarak öğretildiği toplumlarda ise bilim insanları yadırganırlar.
İbn-i Sina (980-1037) bu sebeple; “İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göçer” demiştir.
Ondan 900 yıl sonra Hayret Efendi’nin (1848-1913) mikroskopu (Hurdebin) hicveder gibi
görünen, ama toplumun cahilliği ile alay eden;
“Keşfeyledin de hakaiki iş mi eyledin,
Ey hurdebin utan, âlemi cahil eyledin.” deyişi çok anlamlıdır. Çünkü bilim ve sanat ehlinin
göç ettiği toplum hurafelere esir edilmiş, cahil bırakılmıştır. Durum günümüzde de böyledir.
Bilim insanlarının yadırgandığı başka durumlar da vardır. Yukarıda nasıl yetiştirildiği ve
yetiştiği kısaca özetlenen bilim insanına incelenmek üzere bir konu verildiğinde; kendisinden
sayısal verilere dayandırılmış bir rapor hazırlaması beklenir. Eğer o bilim insanı incelediği
konu ile ilgili sayısal verileri aramaz, bulmaz, görmez veya görmezden gelmeğe kalkışırsa
yadırganır.
Bilim insanlarının bilgisine ve bilgeliğine danışanlar; doğru ve bilimsel olan, bilim insanı
kimliğine yakışan kararlar beklerler. Yetersiz, dayanaksız, tutarsız, yanlış veya yanlı kararlar
veren bilim insanlarının doğal ekosistemlerde sebep olabilecekleri zararlar doğal dengeye
“yüzyıllarca yeniden sağlanamayacak kadar” olumsuz etkiler yapabilir. Benzer zararlar
sosyal alanlarda, sağlık konularında da söz konusudur. Bu yanlış kararların yarattığı olayları
yaşayan sade insanlar bilim insanlarına dolayısı ile bilime olan güvenlerini kaybederler. İşte o
aşamada bilimi ve bilim insanı payesini taşıyan kişileri halk benimsemez ve yadırgar.
4. SONUÇ
Sonuç olarak; sayısal ve doğru bilgi ve o bilginin deterministik bir sistem içinde derlendiği
bilimin dayanağı “Akılcılıktır”. “Bilim namusu” ve “Bilimsel ahlâk” (Son zamanlarda “Etik”
diyorlar) bu akılcı sistemin diğer iki dayanağıdır. Bilim insanı sayısal bilgileri elde edip,
deterministik bir sistem içinde derleyip, düzenleme çalışması yapar. Bu çalışma akılcı ve
bilim namusu ile ahlâkına uygun bir değerlendirme, yorumlama süreci sonunda bilimsel
olarak kabul edilir. Böyle yetişmiş ve yetiştirilmiş bilim insanlarından da, maddi menfaatlere
ve makam koltuklarına aldırmayıp, ömürleri boyunca bilim yolunda feragat ve fedakârlıkla
çalışmaları beklenir. Türk Bilim Dünyası’nın da bu tür bilim ve sanat insanlarına ihtiyacı
vardır. İbn-i Sina’nın yukarıdaki sözü de “bu tür bilim ve sanat insanları için” geçerlidir.
(Datça-Billurkent 24.7.2014)
Download

Bir bilim insanı nasıl yetişir - Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı Web sitesi