EYLÜL 2014 Yıl: 3 sayı:33
BU ÇOCUKLAR
BİR HARİKA!
‘Genç Kaşifler
Treni’ Yollarda
Pehlivanlar Dünya
Şampiyonası’na hazır
ANKARA ARENA’DA PARKEYE ÇIKIYOR
POTANIN PERİLERİ
Anadolu’nun kapıları
bu kez sevgi, barış ve
kardeşliğe açıldı
İki nesil bir arada
‘Pistte mücadele
etmenin yaşı yok’
Hayatın fotoğrafını
çekebilir misin
Sebastian?
İçindekiler
26
Potanın Perileri
Ankara Arena’da
parkeye çıkıyor
GENÇLİK SPOR DERGİSİ
ankara gençlik hizmetleri spor kulübü
adına sahibi
Prof. Dr. H. Güçlü Yavuzcan
Genel Yayın Yönetmeni
Bilal Yakınbaş
Yayın EditörÜ
Akif Bülbül
YAYIN KURULU
Bilal Yakınbaş, Faruk Özçelik, Kamuran
Özden, Mehmet Kasapoğlu, Prof. Dr. Recep
Kaymakcan, Sinan Aksu, Ömer Faruk Gölen,
Sami Dadağlıoğlu, Bora Selek,
Oğuzhan Kıran
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Sertaç Aksan
Yazı İşleri
12
Bu çocuklar
bir harika
Nilüfer Gevenoğlu, Sertaç Aksan,
Doğukan Gezer, Gökay Baz,
Şenay Güner, Seda Peker
Fotoğraf
Ahmet Dişbudak,
Aytaç Ünal, Ali Balıkçı
Tasarım
Deniz Çakmak, Yunus Aslan,
Nesrin Beynam
Yayın Türü: Ulusal Süreli Yayın
Yayın Süresi: Aylık
Yayının İdare Adresi:
Belpa Buz Pateni Sarayı, Akdeniz Cad. No:57
Bahçelievler/Ankara
Tel: 0(312) 215 68 71
14
Genç Millilerimizin
madalya sevinci
BASKI-CİLT
Bilnet Matbaacılık
Biltur Basım Yayın ve Hizmet A.Ş.
Tel: 0(216) 444 44 03
www.bilnet.net.tr
BASKI TARİHİ:
EYLÜL 2014
Gençlik Spor Dergisi ile ilgili öneriler için
[email protected]
adresine mail gönderebilirsiniz.
30
Hayatı Taekwondo
ile değişti
2EYLÜL 2014
eYlül 2014 Yıl: 3 sayı:33
BU çoCUKlar
Bir hariKa!
‘Genç Kaşifler
Treni’ Yollarda
Pehlivanlar dünYa
şamPiYonası’na hazır
GENÇLİK SPOR DERGİSİ - EYLÜL S 2014 SaYı: 33
ANKARA ARENA’DA SAHNE ALIYOR
POTANIN PERİLERİ
Anadolu’nun kapıları
bu kez sevgi, barış ve
kardeşliğe açıldı
İki nesil bir arada
‘Pistte mücadele
etmenin yaşı yok’
Hayatın fotoğrafını
çekebilir misin
Sebastian?
Eylül 2014 Sayı: 33
P o ta n ı n p e r i l e r i a n k a r a a r e n a’ d a
s ah n e y e ç ı k ı yo r 2 6
2014 FIBA Dünya Şampiyonası Türkiye’de
düzenlenecek. Son yıllarda yükselen grafiğiyle dikkat çeken A Milli Kadın Basketbol Milli Takımımız, evsahipliği yapacağı
şampiyonada son yıllardaki başarılarına
bir yenisini daha eklemeye hazırlanıyor.
Gençlik Spor Dergisi
/ gsbgenclikspor
/ gsbgenclikspor
dergi.gsb.gov.tr
90 - ÖDÜLLÜ ÇENGEL bulmaca
10
Pehlivanlar Dünya
Şampiyonası’na hazır
54
46
‘Sırıkla Yüksek
Atlama’nın efsaneleri
08
‘Genç Kaşifler Treni’
Yollarda
Kurtuluş Savaşı’nı zaferle sonuçlandıran savaş; Büyük Taarruz ya da
bir başka deyişle Başkomutanlık Meydan Muharebesi… İşte o büyük
zaferin 92. Yıldönümünde 15 bin genç tek yürek oldu ve ‘Kocatepe’den
Dumlupınar-Zafertepe’ye, Bağımsızlığa Giden Yolda’ adımlarını attı.
6
Ayın Fotoğrafı
7
Hedef: Dünya şampiyonluğu
14
Nanjing 2. Yaz Gençlik Olimpiyat Oyunları
16
At Hastanesi
18
Kısa Kısa
22Etkinlik
24
Bir Zeka ve Savaş Oyunu Matrak
32
Kortların Dev Raketleri
36
Röportaj: Abdullah Avcı
38
Sepak Takraw
42İki Nesil Bir Arada
50
Malazgirt Zaferi’nin 943. Yıldönümü
55
Kocatepe’den Zafertepe’ye...
56
Tarih
58‘Efsane Başkan’a Vefa
60El Sanatları
64
Hayatın fotoğrafını
çekebilir misin
Sebastian?
60
Hünerli eller
su kabağını sanata
dönüştürüyor
36
‘Futbolun
dibini de
tepesini de
gördüm’
68
Foto Röportaj
74
Yaşamın Tılsımı ‘Hayal’dir...
78
Röportaj: Derviş Şentekin
80
Atmosfer ve Sera Etkisi
82
Müzik
84
Dağarcık
86
Sağlık
88
Sinema
94
Karikatür
EYLÜL 2014
3
Takdim
Akif Çağatay Kılıç
Gençlik ve Spor Bakanı
twitter.com/ackilic76
Başarı ve gurur dolu bir ay...
Ağustos ayında milletimizin bağımsızlık inancı yolunda
tarihe kazıdığı en önemli günlerinden biri olan Malazgirt Meydan Muharebesi’nin ve Zafer Bayramı’nın yıldönümlerini ülkemizin dört bir yanından gelen on binlerce gencimizle beraber kutladık. Sportif alanda da
birçok başarıya imza attık.
Sevgili Gençler,
Sizlerle yeni bir sayımızda
daha birlikteyiz. Oldukça
hareketli, sıcak ve sportif
açıdan başarı dolu bir yaz
mevsimini birlikte uğurladık. İçerisinde bulunduğumuz bu güzel Eylül’ün de,
her zaman farklı bir büyüsü
olan Sonbahar’ın da ülkemize huzur, sağlık, mutluluk
ve başarı getirmesini dilerim.
Sonbahar, sportif açıdan çok güzel başladı.
Özbekistan’ın başkenti
Taşkent’te düzenlenen Dünya Büyükler
Şampiyonası’nda altın
madalya kazanarak Dünya
Şampiyonluğu olan milli
sporcumuz Taha Akgül, ülkemizin adını bir kez daha
tüm dünyaya duyurdu. Ay
yıldızı bir kez daha göndere çektirdi. Taha’nın bu
muhteşem performansına
Olimpiyat Şampiyonluğu’nu
da ekleyeceğine inancım
4EYLÜL 2014
tam. Taha’nın nezdinde,
şampiyonaya katılan tüm
sporcularımızı gönülden
tebrik ediyorum.
İpek Soylu ile
gururlandık
Eylül ayının hemen başında bir güzel haberi de
ABD’den aldık. ABD Açık
Tenis Turnuvası’nda genç
çift bayanlarda mücadele
eden tenisçimiz İpek Soylu ve
partneri Jil Belen Teichmann
bu önemli turnuvayı şampiyon olarak tamamladı. İpek
Soylu’nun bu başarısı Grand
Slam kazanan ilk Türk tenisçi
olması açısından da son derece önemli.
Ayrıca, 16-28 Ağustos
tarihlerinde düzenlenen ve
204 ülkeden gelen binlerce
sporcunun yer aldığı 2. Gençlik Yaz Olimpiyat Oyunları’nda
ülkemizi başarıyla temsil eden
ve toplamda 10 madalya ile
ülkemize dönen genç sporcu
kardeşlerimi de kutluyorum.
Kardeşlerim,
Ağustos ayında milletimizin
bağımsızlık inancı yolunda
tarihe kazıdığı en önemli
günlerinden biri olan Malazgirt Meydan Muharebesi’nin
ve Zafer Bayramı’nın yıldönümlerini ülkemizin dört bir
yanından gelen on binlerce
gencimizle beraber kutladık.
İki zaferi birden
kutladık
Anadolu’nun, Selçuklu,
Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hayati bir
öneme sahip olan Malazgirt
Zaferi’nin 943. yıldönümünde, “1071! Tarihimiz bir
hedefimiz bir” sloganıyla
o kutlu meydanda, gençlerimizle gönülleri fethettik.
Savaşın hemen öncesinde
askerlerine yaptığı konuşmada “Niyetim halis” diyen
ve bu halis niyetle çıktığı
yolda bu toprakların 943
yıldır bizlerin anavatanı
olması yolunda canını veren Sultan Alparslan’ı ve
askerlerini saygıyla anıyor,
ruhları şad olsun diyorum.
Malazgirt Meydanı’ndan çıkıp
Anadolu’nun dört bir yanına
dağılan bu bağımsızlık ışığının, siz genç kardeşlerimin
çabalarıyla her geçen gün
daha da parlak bir şekilde
milletimizin üstüne doğacına
inancım tam.
Genç kardeşlerimizle
Malazgirt’te atalarımız yad
ettikten hemen sonra istikametimiz bu şanlı toprakların
bağımsızlık karakterinin
en sıkı şekilde tecelli ettiği
topraklar oldu... On binlerce gencimizle Kocatepe ve
Zafertepe’de bağımsızlık mücadelemizin 92. yıldönümünü
birlikte kutladık
Milletimizin Büyük Zafer
ile bağımsızlık inancı, hür
ve müstakil yaşama kararlılığını tüm dünyaya bir kez
daha ilan ettiği 30 Ağustos
sadece bir savaşın kazanıldığı ‘zafer günü’ olmanın
çok ötesinde, bu topraklarda
atan yüreklerin 2023, 2053,
2071 hedeflerinin yeşermesinin ilk kıvılcımı olmak gibi
tarihi bir öneme sahip olması
açısından da son derece değerlidir. İnanıyorum ki aziz
milletimiz, Malazgirt Meydan
Muharebesi’nden, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları’na
kadar en zor koşullar içinde
bile bağımsızlığını korumuş
bir millet olmanın verdiği birlik ve beraberliği,
bu topraklarda sonsuza
dek sürdürecektir. Güzel
Anadolu’nun yurdumuz
olmasında ve vatan olarak
bizlere bırakılması yolunda
başta Gazi Mustafa Kemal
Atatürk olmak üzere şehitlik
ve gazilik mertebesine ulaşmış tüm kahramanlarımızı
minnet ve rahmetle anıyor,
bu aziz vatanın ilelebet
muhafaza edilmesi için gayret gösteren ordumuza ve
fedakâr güvenlik güçlerimize Rabbim’den muvaffakiyet
niyaz ediyorum.
Değerli sporseverler,
Eylül ayı aynı zamanda
başta futbol sezonu olmak
üzere çok sayıda branşta
mücadelelerin başladığı bir
ay. Müsabakaların sporun
birleştirici, kucaklayıcı sıcak ikliminde, sevgi, saygı,
başarı, fair play, heyecan
ve huzur dolu bir ortam
içinde geçmesini temenni
ediyorum.
Ülkemizin ev sahipliği
yapacağı uluslararası spor
organizasyonlarına bir yenisini daha ekliyoruz. 27
Eylül-5 Ekim 2014 tarihlerinde İstanbul ve Ankara’da
2014 FIBA Dünya Kadınlar
Basketbol Şampiyonası’na
ev sahipliği yapacağız. Potanın Perileri’ne şimdiden
başarılar diliyor, siz değerli
sporsever kardeşlerimin bu
organizasyona en iyi şekilde
ev sahipliği yapacağına dair
inancımı bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Yeni sayımızda tekrar
buluşmak üzere, esen kalın.
EYLÜL 2014
5
Ayın Fotoğrafı
‘En değerli’ üçlük
12 Dev Adam, Emir Preldziç’in Avustralya potasına gönderdiği son saniye üçlüğü ile çeyrek final vizesi aldı. Preldziç’in
bu üçlüğü, FIBA’nın ‘En iyi 5 hareket’ kategorisinde ise rakip tanımadı, zirveye oturdu.
FOTOĞRAF: www.fIba.com
6EYLÜL 2014
Haber
Hedef: Dünya Şampiyonluğu
Ampute Milli Futbol Takımımız, Meksika’da yapılacak
Dünya Şampiyonası’na hazırlanıyor. Daha önce dünya üçüncülüğü bulunan
takımımızın bu kez hedefi
şampiyonluk.
Haber: Seda Peker / Fotoğraf: Ali Balıkçı
Ampute Milli Futbol Takımımız,
Meksika’da düzenlenecek Dünya Şampiyonası için hazırlıklarını sürdürüyor.
Hazırlık kampının Bolu’daki ilk etabını
tamamlayan Milli Takım, ikinci etabı
Kızılcahamam’da yaptığı çalışmalarla
sürdürüyor.
Milli Takımımız, şampiyona hazırlıklarını 12 Eylül’de Polonya’da katılacağı Avrupa Cup Turnuvası ile sürdürecek.
Turnuva sonrası tekrar yurda dönecek
olan Milli Takımımız, 20 Ekim’de İran’ı
misafir edecek. 12 - 27 Kasım tarihleri
arasında son hazırlıklarını tamamlayacak olan Milli Takımımız, daha sonra 32
ülkenin katılacağı Meksika’daki Dünya
Şampiyonası için yola çıkacak.
Milli Takım Teknik Direktörü Halil
İbrahim Köprülü, daha önce dünya
şampiyonalarında finali hep küçük
talihsizliklerle kaçırdıklarını ve üçüncülükler yakaladıklarını belirterek, “Bu
defa kupanın ucundan tuttuğumuzu
hissediyorum, özlemini çektiğimiz kupayı bu defa alacağımıza inanıyorum.
İyi ülkelerin olduğunu kabul ediyorum
ama biz de oldukça iyiyiz” dedi.
“Bakanımız Çağatay Kılıç’ın
ziyareti bizi mutlu eder”
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Beden-
sel Engelliler Spor Federasyonu’na
verdiği destekle, başarıların arttığı ve
ivme kazandığını söyleyen Köprülü,
“Bakanlığımız hem tesisleşme, hem de
liglerimizin finanse edilmesi konusunda
desteklerini bizden esirgemedi. Emeklerinden dolayı Bakanlığımıza ve Genel
Müdürlüğümüze çok teşekkür ederiz.
Sporcu arkadaşlarımın ve benim
umudum, Sayın Bakanımızın kamplarımızdan birini ziyaret ederek bizi mutlu
etmesidir” dedi.
Çalışmaların son derece iyi gittiğini
söyleyen takım kaptanı Ali Budak, “Biz
saha içinde mücadele ediyoruz, sahanın dışında bizi destekleyen kocaman
yürekli insanlara inşallah o kupayı getirebiliriz” dedi.
Osman Çakmak ise, takım bilinci ve
birlikteliğiyle çok sıkı bir hazırlık dönemi geçirdiklerini vurgulayarak “Kupaya
koşuyoruz. Artık üçüncülük bizi tatmin
etmiyor, inancımızı ve ümidimizi kaybetmeden bu yolda mücadele edeceğiz” dedi.
“Önce Polonya’dan sonra da
Meksika’dan mutlu dönerek herkese
kupa sevincini yaşatmak istiyoruz”
diyen Barış Telli, rakiplerinden çekinmediklerini ve şampiyon olacaklarını
ifade etti.
EYLÜL 2014
7
Haber
Gençlik ve Spor Bakanlığı, gençlerin demiryolunu kullanarak Osmanlı coğrafyası içerisinde yeralan ülkelerin tarihi değerlerini
ve doğal güzelliklerini yerinde görmeleri
amacıyla ‘Genç Kaşifler Treni’ projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında 236 genç, 13 gün
boyunca 9 ülkeyi gezme ve ülkelerin doğal
güzelliklerini yerinde görme imkanı buldu.
Nilüfer Gevenoğlu
‘GENÇ
KAŞİFLER
TRENİ’
YOLLARDA
8EYLÜL 2014
Gençlere tarih bilinci aşılanması ve Osmanlı coğrafyasının tanıtılması amacıyla Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ve
iki dönem halinde gerçekleştirilen ‘Genç Kaşifler Treni’, Edirne Tren
Garı’ndan hareket etti.
Gençlerin demiryolunu kullanarak Osmanlı coğrafyası içerisinde
yeralan ülkelerin tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini yerinde
görmeleri amacıyla hayata geçirilen ‘Genç Kaşifler Treni’ projesi ile
236 genç, 13 gün boyunca Balkanlar’da Osmanlı izlerini taşıyan 9
ülkeyi gezme fırsatı buldu.
Bakanlığın, gençlerin tarih bilincini artırmak, seyahat süresince
yapılan etkinliklerle gençlerin birbirlerini tanıyıp kaynaşabilecekleri
ortamlar hazırlamak ve yapılan yarışmalarla gençleri kitap okumaya
teşvik amacıyla 9 ülkeyi kapsayan
projeye, üniversite öğrencisi ya da
mezun olan 19-25 yaş grubundaki
gençler katıldı. Yoğun etkinlik ve
ziyaret programlarıyla zenginleştirilmiş proje; 22 Ağustos – 3 Eylül
tarihlerinde erkek, 5 Eylül – 17
Eylül tarihlerinde ise bayan grubu
olmak üzere iki dönem halinde
gerçekleştiriliyor.
dağıttığı toprakları gezmenin kendilerini mutlu ettiğini dile getiren
Ali İlksen Demirözer, “Ülkemizin
81 ilinden ve 7 ikliminden geldik.
118 genç, 13 gün boyunca ecdadın
adalet dağıttığı toprakları gezdik.
Adaleti Eflak’ta, biatı Bosna’da
hissettik” dedi.
Yolculuk Edirne’den
başladı
Projenin kendi hayatında farklı
kültürlere farklı pencerelerden
bakmak için iyi bir fırsat olduğunu belirten Mervan Şimşek,
“Genç Kaşifler Treni’ projesi
bizlere, sınırlarımızın ötesinde
anavatanımız diye adlandırdığımız
topraklarımızın olduğunu ve bu
topraklarda ecdadımızın ektiği
tohumların bugün dev bir çınar
olduğunu gösterdi. Tarihi, ecdadımızı sadece tarih kitaplarından
öğrenilemeyeceğini, ecdadımızın
hangi topraklara bastığını ve bastığı topraklarda nasıl bir hoşgörü
politikası, devlet yönetimi uyguladığını gösterdi. Ziyaret ettiğimiz 9
ülkede insanlar bizleri, yıllar önce
ecdadımızın o topraklara miras
bıraktığı hoşgörü ile karşıladı.
Ecdadımızın Balkanlar’da bıraktığı
bu güzel mirası yerinde görme
ve yaşama fırsatı bulduğum için
kendimi çok şanslı hissediyorum”
şeklinde konuştu.
Projenin ilk ayağı 22 Ağustos- 3
Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleştirildi. Genç Kaşifler Treni’nin
ilk yolcuları erkekler grubu oldu.
Genç Kaşifler’in 118 erkek yolcusu
22 Ağustos’ta saat 12.30’da Edirne
Tren Garı’ndan uğurlandı.
Genç Kaşifler Treni’nin ikinci
ayağı ise 5 Eylül tarihinde başladı
ve 17 Eylül 2014 tarihinde tamamlanacak. 118 genç bayanın katıldığı ikinci grubun yolculuğu da
Edirne Garı’ndan başladı ve yine
orada tamamlanacak.
Romanya’dan Macaristan’a,
Avusturya’dan
Yunanistan’a....
Osmanlı coğrafyası içerisinde
yer alan 9 ülkeye genç misafirlerini taşıyan tren, Romanya’nın
Bükreş, Macaristan’ın Budapeşte, Avusturya’nın Viyana,
Hırvatistan’ın Zagreb, BosnaHersek’in Saraybosna, Sırbistan’ın
Belgrat, Makendonya’nın
Üsküp, Kosova’nın Priştine ve
Yunanistan’ın Selanik kentlerine
ziyaretleri kapsıyor.
İlk kafile yurda döndü
‘Genç Kaşifler Treni’nin ilk ayağına
katılan ve 3 Eylül’de yurda dönen
gençler, yüzyıllar boyu Osmanlı
egemenliğindeki topraklar üzerindeki tarihi eserleri ve günümüze
kadar gelen kültürel özellikleri
yerinde görme fırsatı buldu. ‘Genç
Kaşifler Treni’ne katılan gençler,
projeden duydukları memnuniyeti
‘Gençlik Spor Dergisi’ne anlattı.
“Adaleti Eflak’ta, biatı
Bosna’da hissettik”
13 gün boyunca ecdadın adalet
“Ecdadımızın ektiği tohumlar bugün dev bir çınar”
“Farklı kültürler tanıdık,
farklı hayatlarla tanıştık”
‘Genç Kaşifler Treni’nin gönüllerdeki ve akıllardaki sınırları
ortadan kaldırdığını dile getiren
Ömer Şenkaya proje hakkındaki
düşüncelerini, “Farklı bir ülke ve
insanlar görmek, farklı kültürlerle tanışmak, en az bunlar kadar
önemlisi yeni dostluklar kurmak
her gencin hayalidir. Bu proje
bizlere bunların hepsini yaşama
imkanı sundu. 13 gün boyunca 9
farklı ülke gördük, farklı kültürler tanıdık, farklı hayatlarla tanıştık ve güzel dostluklar kurduk.
Bize bu deneyimi yaşama fırsatı
veren Bakanımız Akif Çağatay
Kılıç ve projede emeği geçenlere
teşekkür ediyorum” sözleriyle
ifade etti.
EYLÜL 2014
9
Haber
Ü
S
Ü
C
N
Ü
Ç
Ü
a
y
n
ü
D
Peh
liv
an
l
ar
Özbekistan’da düzenlenen Dünya Güreş
Şampiyonası’nda milli
güreşçilerimiz, şampiyonayı 9 madalyayla tamamlayarak, Dünya
üçüncüsü
oldular.
—Şenay Güner - Seda Peker, Fotoğraf: Ali Balıkçı
Haziran’dan bu yana Dünya Büyükler Güreş
Şampiyonası’na hazırlanan milli güreşçilerimiz,
yoğun kamp döneminin meyvelerini Taşkent’te
topladı. Millilerimiz, hem serbest hem de grekoromen stilde dünya üçüncüsü oldu. Serbest
stilde şampiyonayı 1 altın, 1 gümüş ve 2 bronz
olmak üzere 4 madalyayla tamamlayan milliler,
41 puan toplayarak, dünya üçüncülüğünü elde
etti. Grekoromen stilde ise 2 gümüş, 2 bronz
madalya kazanan milli takımımız, 35 puanla kürsünün üçüncü basamağında yer aldı.
Taha Akgül ilki başardı
Türkiye’nin 9 madalya kazandığı organizasyonda
Taha Akgül, serbest stil 125 kiloda ilk kez dünya
şampiyonu oldu. Büyüklerde üç Avrupa şampiyonluğu ve bir dünya üçüncülüğü bulunan Akgül,
kazandığı altın madalyayla kariyerinin en büyük
başarısını elde etti.
Serbest stil güreş müsabakalarında 70 kiloda mindere çıkan Yakup Görgümüş, 86 kiloda
Selim Yaşar ve 97 kiloda Şamil Erdoğan ise bronz
madalya kazandı.
10EYLÜL 2014
Kayaalp’den ikinci kez dünya ikinciliği
Grekoromen stil 130 kiloda Rıza Kayaalp gümüş
madalyanın sahibi oldu. Kayaalp, bu sonuçla
kariyerinde ikinci kez dünya ikinciliğini kazanmış
oldu. 71 kiloda mindere çıkan Yunus Özel gümüş
madalyaya uzanırken, 80 kiloda Selçuk Çebi ve
98 kiloda Cenk İldem bronz madalya kazandı.
Kadınlarda ilk madalya geldi
Milli güreşçi Elif Jale Yeşilırmak, 58 kiloda bronz
madalya kazanarak, Büyük kadınlar dünya şampiyonalarında madalya kazanan ilk Türk kadın
güreşçi oldu. Ekvadorlu rakibi Lisset Antes’i 8-2
yenen milli güreşçi, Türkiye’ye tarihteki ilk madalyasını kazandırdı.
“Şampiyon olmak, tarihe geçmek”
Milli Takım Teknik Direktörü Necmi Gençalp,
şampiyona öncesi en son 2007’de serbest stilde
Ramazan Şahin’in Dünya Şampiyonu olduğunu
hatırlatarak, “Güreş farklı, gününü yakalamak
önemli. Teksiniz ve o minderde kendi kendinize
mücadele veriyorsunuz. Hedefimiz her zaman
şampiyonluk. Çünkü şampiyon olmak demek,
tarihe geçmek demek” demişti.
“Şimdi hedef olimpiyat
şampiyonluğu”
Şampiyonada altın madalya kazanan Taha
Akgül, “Tüm rakiplerimin hedefi konumundaydım. Geçen yıl ilk kez katıldığım Dünya
Şampiyonası’nda bronz madalya kazanabildim.
Olimpiyat ayarında bir organizasyon. İkinci
kez katıldığım şampiyonada ilk kez şampiyon
oldum. Takımımıza ilk altın madalyasını ben
getirdim. İnşallah sıradaki hedef 2016 Rio
Olimpiyatları’nda altın almak. Henüz 24 yaşımdayım ve Avrupa’da rekorlar kırdım. Şimdi
sırada Dünya rekoru var ve bütün rekorlar bizi
bekliyor” diye konuştu.
Kazandığı madalya ile Türk güreş tarihine
geçen Elif Jale Yeşilırmak ise “Çok verimli bir
hazırlık dönemi geçirdim. Burada zorlu müsabakalara çıkacağımı biliyordum. Türkiye’ye dünya
şampiyonalarındaki ilk madalyasını kazandırdığım için son derece mutlu ve gururluyum” dedi.
Güreş Federasyonu Başkanı Hamza Yerlikaya salona gelerek kendileriyle omuz omuza
maç seyreden Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’a teşekkür ederek, şunları söyledi:
“Devletin de arkamızda olduğunu bilmek çok güzel. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve
Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, şampiyonayı birebir televizyondan takip etti. Kendilerine çok
teşekkür ediyorum. Doğruyu söylemek gerekirse bir çıkış var ama bu bizi tatmin etmedi. Takım klasmanında zirveye çıkmak için mücadele edeceğiz. Bakanlığımıza, milletvekillerimize, genel müdürlüğümüze, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’ne, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”
EYLÜL 2014
11
Bu çocuklar
bir harika...
12EYLÜL 2014
Fotoğraf: Ali Balıkçı
Dosya
Şenay Güner
Artistik Cimnastik Erkek Milli Takımı
ile Bolu Karaçayır Kamp Eğitim Merkezi’ndeki kamptayız. Milli sporcular,
barfiks, yer minderi, kulplu beygir,
halka, atlama masası ve paralel aletlerinde yaptıkları hareketlerle adeta
yer çekimine meydan okuyorlar.
Milli sporcular, 26 Eylül – 10 Ekim
tarihlerinde Çin’de düzenlenecek
Dünya Şampiyonası’na kilitlenmiş
durumdalar. İki buçuk aylık kamp döneminin ikinci ayağındalar. Türkiye’yi
temsil edecek takım, Ümit Şamiloğlu,
Ferhat Arıcan, İbrahim Çolak, Ahmet
Önder, Abdülkadir Baş ve Çoşkun
Boncuk’dan oluşuyor. Ve onlar, uluslararası başarılara sahip, gelmiş geçmiş en iyi kadroyu oluşturuyorlar.
Hedef olimpiyat oyunları
Hedef şampiyonada ilk 24’e girmek.
Milli Takım Antrenörü Yılmaz Göktekin de şampiyonanın önemini şu
sözlerle anlatıyor:
“Bu Dünya Şampiyonası Olimpiyat seçmesinin ilk ayağı. İlk 24’e kalırsak diğer olimpiyat seçmesine takım olarak katılma şansımız olacak.
Her alette sporcularımız yarışacak
ve en iyi 4 puan takım puanını oluşturacak. Eğer takım olarak başarılı
olamazsak, bireysel olarak en fazla
3 sporcuyla Olimpiyat seçmesine
katılabiliyoruz. Onlar da kotayı geçemezse en son ihtimal 1 seçme daha
yapılacak. Ona da 1 kişi katılacak. Biz
de olimpiyata gitmek, olimpiyat kotası almak çok meşakkatli bir iş. Çok
uzun süreli çalışma gerekiyor.”
Bakanlık’tan tam destek
Takımdan ümitli olduklarını söyleyen
Göktekin, “Geçmiş yıllara göre kıyasladığımızda ilk defa 24 barajını koyuyoruz. Olimpiyatlara gitmek için her
türlü fedakarlığı gösteriyoruz. Gençlik
ve Spor Bakanlığı her türlü desteği
veriyor. Başarıya endeksli bir yönetim
Avrupa’da en iyi ilk 11’de
var. Bu sürece gelene kadar bir çok
Dünya Kupası’na katıldık. Cimnastikte
büyük başarıların yaşandığı bir dönemdeyiz” diye konuştu.
Literatüre 3. hareketini
ekleyecek
Türkiye’nin uluslararası platformdaki
en başarılı cimnastikçilerinden biri
olan 21 yaşındaki Ferhat Arıcan,
2010 Gençlik Olimpiyatları Atlama
Masası’nda 2’nci, 2013 Mersin Akdeniz Oyunları Paralel Aleti’nde 3’ncü
oldu. Ferhat, geliştirdiği 2 hareketiyle
de dünya cimnastik literatürüne
adını yazdırdı. Ferhat’ın Dünya
Şampiyonası’nda ilk kez deneyeceği
yeni bir hareketle sürprizi var. Ferhat,
Ege Üniversitesi Spor yöneticiliği 4.
Sınıf öğrencisi, her gün 8 saat antrenman yapıyor, hayatının her döneminde cimnastiğin içinde olmak istediğini
söylüyor. “Kendi hareketlerimi yaparak madalya kazanmak çok farklı bir
duygu. Her sporcu tarihe geçmek ve
cimnastiğin geleceğini de etkilemek
ister” diyor. Ferhat, sözlerine şöyle
devam ediyor:
Olimpiyat hayaldi…
“Alttan gelen gençlerimizle beraber
yeni bir ekip oluşturduk. Çok iyi bir
takım ruhu yakaladık. İlk hedefimiz
Dünya Şampiyonası’nda ilk 24’e girmek. Eğer bunu başarırsak Türkiye’de
bir ilki gerçekleştireceğiz. Daha
sonra 2015’de Olimpiyat seçmesi olan
Dünya Şampiyonası’na takım olarak
katılma hakkımız olacak.
Cimnastik branşında olimpiyatlara gitmek bizim için hayaldi, artık
olimpiyatlara gitmek değil, olimpiyatlarda madalya almayı hedefliyorum. Gitmeyi düşünürsen gidersin,
madalyayı hedeflersen zaten gitmiş
oluyorsun. Kişisel olarak hedefim,
Dünya Şampiyonası’nda finale kalıp
madalya almak.”
“Cimnastik
BRANŞINDA
olimpiyatlara gitmek
bizim için
hayaldi.
artık olimpiyatlara
gitmek değil, olimpiyatlarda
madalya almayı hedefliyoruZ.”
İbrahim Çolak 19 yaşında. 2011 Avrupa Olimpik Gençlik Yaz Festivali’nde
(EYOF) halka aletinde 3’ncü, 2012 Avrupa Gençler Şampiyonası’nda paralel
aletinde 2’nci oldu. İlk büyükler müsabakası Mersin Akdeniz Oyunları’nda
ise halka aletinde gümüş madalyanın
sahibi oldu. Aynı zamanda Avrupa’da
halka aletinin en iyi 11 sporcusunun
içerisinde gösteriliyor. Ege Üniversitesi
Spor Bölümü 2. Sınıf öğrencisi olan
İbrahim, hedeflerine ulaşana kadar
cimnastik sporunu bırakmayacağını
söylüyor.
Tarihe geçmek
“Biz takım olarak hazırlanıyoruz.
Ferdi düşündüğüm kadar takımı da
düşünüyorum. Takım için de elimden
geleni yapacağım. Hedefimiz, tarihe
geçmek. Daha önce takım olarak
Dünya Şampiyonası’nda derece alan
yok. Biz bunu başaracağız. 2016
Olimpiyatları’na 6 kişi gitmek yerine
neden 3 veya 1 kişi gidelim. Hepimiz
hedefe kitlendik, çok iyi çalışıyoruz.”
Takımın en küçüğü
18 yaşındaki Ahmet Önder, Hollanda
2013 EYOF paralel aletinde 3. oldu.
Genç takımdan büyüklere yeni geçen
Ahmet, takımın en küçük sporcusu
olmasına karşın büyüklerde umut
vadediyor. Hatta büyükler takımdaki
eksiklik onunla kapanmış. Üniversite sınavına bu yıl giren Ahmet, Ege
Üniversitesi’nde okumak istiyor. İleride de antrenör olup başarılı sporcular
yetiştirmenin peşinde.
“24 finali oynamak için büyükler takımında bir kişi eksikti, ben
yetişince final düşünmeye başladık.
Şans oldu. Dünya Şampiyonası’nda
takım olarak ilk 24 finali oynayarak
Türk cimnastik tarihinde bir ilke imza
atacağız. Ve arkasından inşallah 2016
Olimpiyatları’na gideceğiz.”
EYLÜL 2014
13
Haber
Şenay Güner
‘Nanjıng 2. Yaz Gençlik Olimpiyat
Oyunları’nda ülkemizi başarıyla temsil eden sporcularımız 10 madalya kazandı. Yaşadıkları mutluluğun tarif
edilemez olduğunu söyleyen Genç Milli
Sporcular, kariyerlerinin başlangıcında sahip oldukları bu madalyaların
ileriye dönük hedeflerine yol göstereceğini söylediler.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin Nanjing
kentinde 16 -28 Ağustos tarihlerinde düzenlenen ve 204 ülkeden 3
bin 800 sporcunun katıldığı ‘2. Yaz
Gençlik Olimpiyat Oyunları’nda, güreşten boksa, kürekten tekvandoya
kadar birbirinden farklı branşlarda
ülkemizi başarıyla temsil eden Milli
Sporcularımız biri altın olmak üzere
10 madalya kazandı.
Judonun Altın Kızı Melisa
Final mücadelesine kadar rakiplerini
başarılı sonuçlarla saf dışı bırakan
Melisa Çakmaklı , finalde Azeri Leyla
Aliyeva’yı yenerek ülkemize Çin’deki
tek altın madalyasını kazandıran
isim oldu.
Olimpiyatlarda Türkiye’yi başarıyla temsil etmenin gururunu yaşadığını söyleyen Çakmaklı, “En büyük
hayalim judoda ülkeme altın madalyalar kazandırmaktı. Daha önce
Balkan ve Avrupa Şampiyonaları’nda
birçok derece yapıp madalya kazanmıştım ancak olimpiyat şampiyonu
olup ülkeme altın madalyayla dönmek, tarifi imkansız bir mutluluk”
dedi.
Güreş, taekwondo boks ve
kürekten madalya
Güreşte grekoromen 42 kiloda Fatih
Aslan ile 70 kiloda Tuğba Kılıç, tekvandoda ise 55 kiloda Fatma Sarıdoğan gümüş madalya elde ederken,
boksta 64 kiloda Adem Furkan Avcı
ile 51 kiloda Neriman Istık, judoda 55
kiloda Oğuzhan Karaca, taekwondoda +73 kiloda Talha Bayram, serbest
güreşte 46 kiloda Cabbar Duyum ve
kürekte Gökhan Güven-Eren Can Aslan ikilisi bronz madalya kazandı.
14EYLÜL 2014
Geleceğin Olimpiyat
Sporcuları
Nanjing kafilesinde bulunan Milli
Takım Antrenörü Can Aydın’dan da
organizasyona ilişkin izlenimlerini
aldık. Aydın, izlenimlerini şöyle anlattı: “Gençlik Olimpiyat Oyunları’nda
yer almayı hak eden sporcuların
gelecekte Olimpiyat Oyunları’na
katılmaları bekleniyor. Her spor
dalında dünyanın en iyi sporcuları
bu organizasyonda bir araya gelip
madalya için mücadele etti.”
Rol modelleriyle buluştular,
farklı kültürleri tanıdılar
Gençlik Olimpiyat Oyunları’na katılan
sporcular madalya kazanmak için
mücadele etmenin yanı sıra daha
iyi birer sporcu olmaları için düzenlenen aktivitelere katılma imkanı
buldular. Bu aktiviteler çerçevesinde
farklı branşlarda Olimpiyat Şampiyonu olmuş rol modellerle söyleşiler
yapmanın yanı sıra doping, sağlık,
kariyer gibi konularda bilgi birikimlerini arttırdılar. Arkadaşlarıyla bir
arada vakit geçirip yeni arkadaşlıklar
kuran genç sporcular farklı kültürleri
de tanıma fırsatı buldu.
Sporculuk kariyerlerine
olumlu etkisi
Dolayısıyla Gençlik Olimpiyat
Oyunları’nın sporcuların kariyerleri
üzerinde olumlu etkiler yaratan
önemli bir organizasyon olduğunu
söylemem yanlış olmaz. Ülke sporu adına 4 sene sonra Arjantin’de
düzenlenecek 3. Gençlik Olimpiyat
Oyunları’na daha çok sporcu ile katılabilmek ve madalya sayımızı arttırmak için çalışacağız” dedi.
Gökhan Güven-Eren Can Arslan
“Önemli bir iş başardık”
Kürek branşında Erkekler İki Çift de bronz madalya
kazanan Gökhan Güven - Eren Can Aslan ikilisi, ”Olimpiyatlara katılmak için çok çalıştık, istedik ve hak kazandık. Elimizden geleni yaptık. Madalya kazanabilecek
ekiplerden biriydik ve bunu ispatladık. Bizim için ve kürek sporu için önemli bir iş başardık. Türk bayrağımızı
en iyi şekilde temsil ettik. Üçüncülükle kalmayacak bir
dahaki hedefimiz şampiyonluk olacak” dediler.
Genç millilerimizin
madalya sevinci
Fatih Aslan:
Neriman Istık
Boks
“Kafamda
şampiyonluk vardı”
Güreşte grekoromen 42 kiloda gümüş madalya kazanan
Fatih Aslan, “Kafamda hep şampiyonluk vardı. Birinci olmak
için gitmiştim. Son saniyede kaybetmek çok üzücü oldu
ama ikincilik madalyasını hak etmek de benim için çok
önemliydi. Çok büyük bir tecrübe edinmiş oldum. Önümdeki
senelerde kazanacağım madalyalar için bir hazırlık oldu. İyi
bir deneyim kazandım. Olimpiyat açılışı da ayrıca unutamayacağım anılarımdan biri oldu” diye konuştu.
Fatma Sarıdoğan
Tekvando
Oğuzhan Karaca
Judo
EYLÜL 2014
15
Dosya
5 Yıldızlı At Hastanesi
Bu hastanede
yok yok…
Yarış atlarına tedavi hizmeti veren
Türkiye Jokey Kulübü’ne (TJK) bağlı At
Hastaneleri, sunduğu imkanlarla birçok
hastaneyi geride bırakıyor. Türkiye’deki 11
At Hastanesi’nden biri olan 75. Yıl Ankara
Hipodromu’nda bulunan At Hastanesi,
kapılarını Gençlik Spor Dergisine açtı.
Haber-Fotoğraf: Şenay Güner
Yarış atlarına tedavi hizmeti veren At Hastaneleri sahip olduğu
imkanlarla dünya standartlarında hizmet veriyor. 75. Yıl Ankara Hipodromu’nda bulunan
At Hastanesi Sorumlu Veterineri Orkun Kenger, “Bir insan
sporcuya yapılan uygulamanın
aynısı burada bir ata yapılıyor.
Biz atları ‘muhteşem atletler’
olarak isimlendiririz” dedi.
Birbirinden değerli atları,
haraları, kazandırdığı ikramiyeleri ve çalışanlarıyla milyar
dolarlık bir sektör haline gelen
at yarışçılığı sınır tanımıyor.
Ekonomik değeri milyon
dolarlarla ifade edilen yarış
atlarında en iyi performansı
elde etmek isteyen at sahipleri,
atları için servet harcamaktan
çekinmiyor. TJK bünyesinde
yarış atlarına hizmet veren
Adana, Ankara, Bursa, İstan16EYLÜL 2014
bul, İzmir, Diyarbakır, Elazığ,
Şanlıurfa, Eskişehir, Karacabey
ve Kocaeli’nde bulunan At
Hastaneleri de sahiplerinin göz
bebeği olan atlara sunduğu imkanlarla fark yaratıyor.
7/24 Hizmet
75. Yıl Ankara Hipodromu’nda
bulunan At Hastanesi de bunlardan biri. Başkent’te Yarış
sezonunda ahırlarda bulunan
bin 300’e yakın yarış atına hizmet veren hastanede röntgenden endoskopiye, ameliyattan
ultrasona, artroskopiye kadar
her türlü tedavi uygulanıyor.
Yarış atları rutin kontrollerinin
dışında yarış sonunda hastaneye uğrayıp belli testlerden
geçiyor. Günde ortalama 100
atın giriş çıkış yaptığı hastanede bu sayı yarış günleri 300’ü
buluyor. 7 gün 24 saat hizmet
veren hastanede 7 veteriner
hekim, 5 sağlık teknisyeni, 2 laborant ve 2 röntgen teknisyeni
çalışıyor. Milyon dolarlık atların
hayatlarının emanet edildiği
veterinerler, atların hem yurt
içinde hem de yurt dışındaki
yarışlara hazırlanmasında yardımcı oluyor.
“Yarış hayatları bize
emanet”
Atçılığın bir meslekten çok tutku olduğunu ifade eden 75. Yıl
Ankara Hipodromu At Hastanesi Sorumlu Veterineri Orkun
Kenger, “Bir çok yerde olmayan
dijital röntgen sistemimiz var.
İnsan hekimliğinde kullanılan
materyallerin hepsi at üzerinde
uyumlu bir şekilde hastanelerimizde kullanılıyor. Tam
teşekküllü normal bir hastane
formatında hizmet veriyoruz.
Burada trilyonluk atlar mevcut. Dolayısıyla bunların yarış
hayatları bir şekilde bize
emanet ediliyor. Sadece Türkiye içinde değil, uluslararası
koşuları da var” diye konuştu.
“Muhteşem Atletler”
Kenger, at hastanesinde verdikleri hizmetin, üniversite
hastanelerinde dahi bulunamayacağını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de TJK çatısı
altında at sağlığına verilen
hizmet gerçekten dünyadaki
hastanelerle aynı düzeyde.
Bir insan sporcuya yapılan
uygulamanın aynısı burada
bir ata yapılıyor. Atları ‘muhteşem atletler’ olarak isimlendiririz. Kulübün yapmış
olduğu hizmet sadece yarışçılık değil aynı zamanda atların
üretilmesi ve kontrolünü de
sağlıyor.
Atlarda yarış psikolojisine
bağlı stres de çok oluyor. Atı
ahırından çıkardığınız zaman
farklı bir psikolojiye girer.
Strese bağlı olarak kemiklerde çatlaklara varıncaya kadar
rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.
Atlarda yarışlardan sonra
akciğerlerinde kanama olup
olmadığıyla ilgili endoskopik
muayene yapılır. Kas problemleri ilgilenirsiniz. Koşan
atın performansı beğenilmediyse hemen bize getirilir.”
“Sorumluluğumuz
fazla”
Sorumluluğu fazla ve riskli
bir görevleri olduğunu dile
getiren Kenger, şöyle konuştu:
“At durağan bir canlı
değil. İş güvenliği risklerimiz
üst düzeyde. Atın arka ayak
eklemine iğne yaparken, at
size dönüp vursa kurtarılır bir
tarafınız yok. Tedbirini almak
zorundasınız. Atın pozisyonunu ayarlıyorsunuz. En uygun
ve en rahat muayene edebileceğiniz şekle getiriyorsunuz.
İnsan doktora derdini anlatabilir ve probleminiz neyse
o alana sevk edilirsiniz. Veteriner hekimlikte bir branşlaşma yok, hepsini yapmak
zorundayız. Kulübümüz bununla ilgili olarak insanların
ilgi duyduğu alanlara yönelik
eğitimler almasını sağlıyor.
Atın nesi olduğunu bulmak
için bir yerde dedektiflik
hafiyecilik de oynuyorsunuz.
Atın rahatsızlığı seyisten de
kaynaklı olabilir. Seyis bunu
kapatmaya çalışacaktır.”
EYLÜL 2014
17
Kısa Kısa
Hazırlayan: Nilüfer Gevenoğlu
RESTORAN ROBOTLARA EMANET
Bilim kurgu filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz sahneler Çin’de
gerçek oldu. Ülkenin Kunşan kentinde açılan bir restoranda işlerin
büyük bir bölümünü robotlar yapıyor. Restoranını robotlara emanet
etme kararı alan işletme sahibi Song Jugang, bazı yemeklerin
pişirilmesinin robotlar için çok karmaşık olduğunu ve bu yüzden
mutfak kısmında aşçı çalıştırdığının altını çizdi. Ayrıca robotlar için
40 bin Yuan (14 bin TL) para harcadığını
belirten Jugang, yaptığı açıklamada
harcadığı bu miktarın insan
çalıştırması durumunda
vereceği maaş ile neredeyse aynı
olduğuna
dikkat çekti.
CEP TELEFONU
KROMOZOMLARI BOZUYOR
Çukurova Üniversitesi'nde (ÇÜ) yapılan
araştırmada, elektronik aletlerin yaydığı
manyetik alanın, anne karnındaki bebeğin
etrafındaki sıvıdan alınan hücrelerdeki
kromozomlarda bozulmaya neden olduğu
belirlendi. Araştırma ile kromozomlarda
ortaya çıkan bozulmaların gen yoluyla nesilden nesile geçebildiğine de dikkat çeken
ÇÜ'nde görevli öğretim üyesi Prof. Dr.
Osman Demirhan, "Anne karnındaki
bebeğin etrafındaki sıvı içerisindeki
hücreleri, önce normal kültür
ortamına aldık. Daha sonra
bu hücreleri manyetik
alana maruz bıraktık.
Çalışmamızın sonucunda, yeni oluşan
kromozomlarda bozulmalar tespit ettik" dedi.
12 METRELİK DEV KUŞ GÖKLERİN HAKİMİYDİ
Bilim insanları, 'Azhdarchidae' familyasında yer alan dev pretozorların 60 milyon yıl önce gökyüzünü kapladığını ve Kretase döneminin
sonlarında ekosistem üzerinde çok önemli bir rol oynadığını tespit
etti. Kanat genişliği 12 metreye ulaşan dev dişsiz pretozorlar, bir
zamanlar göklerin tek hakimiydi. Dev boyutlarına rağmen dişleri olmayan pretozorun, 90 milyon yıl önce mikroskobik deniz canlılarının
ölümüyle baş gösteren kitlesel yok oluşta ortadan kalkan, dişe sahip
akrabalarının yerini aldığı düşünülüyor.
18EYLÜL 2014
O ‘FİELDS’İ KAZANAN
İLK KADIN
‘Matematiğin Nobel Ödülü’ olarak
bilinen Fields madalyası, ilk kez
bir kadına verildi. ABD’de çalışan
İranlı matematikçi Profesör
Maryam Mirzakhani, 1936 yılından
beri 4 yılda bir yaşı 40’ı aşmamış
genç ve başarılı matematikçilere
verilelen Fields madalyasıyla ödüllendirilen ilk kadın oldu. "Bu çok
büyük bir onur. Bu ödülü almam
ileride kadın bilim insanlarını
teşvik ederse çok mutlu olurum”
ifadelerini kullanan Mirzakhani,
kendisinin ardından başka kadın
matematikçilerin de bu ödülü
alacağına inanıyor.
SÜT, DİŞ
ÇÜRÜKLERİNİ
ÖNLÜYOR
Düzenli ağız hijyenin sağlanması ile birlikte
süt tüketiminin diş çürüklerinin oluşumunu
azalttığını belirten Prof. Dr. Neriman İnanç,
“Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Sütteki kalsiyum
ve fosfor bu mikroorganizmalara doğal
bir savunma sağlar” dedi. İnanç, özellikle çocukların şeker tüketimlerinin fazla
olduğunu bu sebeple günde 2 bardak süt
içerek dişlerinde oluşabilecek çürüklerin
önlenebileceğini, diş yüzeyindeki mineral
kaybının giderilmesini ve yenilenmesini
sağlayacağını belirtti.
KARADENİZ USULÜ
FORMULA 1'DE
HIZ VE EĞLENCE
Genç yaşlı herkesi bir araya getiren ve Formula 1’e Karadeniz
usulü kafa tutan Formulaz, bu yıl altıncı kez Rize’nin Ardeşen
ilçesine bağlı Tunca beldesinde düzenlendi. Karadeniz’de
gençlerin ve çocukların temel eğlencesi olan ve tarihi
1900’lere dayanan tahta araba yarışlarının coşkusunu günümüze taşıyan etkinlikte, kıran kırana mücadelenin yanında
doyasıya eğlence vardı. Bölgeye özgü keçi kılı çoraplar ve kara
lastik ayakkabıları giyen pilotların, tahta ve çivi kullanarak
ürettiği arabalarıyla yokuş aşağı yarıştığı 1,6 kilometrelik
parkur, izleyici ve katılımcılar için bir eğlence pistine dönüştü.
Tüm engelleri ve virajları başarıyla aşarak dereceye girenler
ödüllendirildi.
124 SAAT KONUŞARAK REKOR KIRDI
Frenchman Lluis Colet en uzun konuşma rekorunu kırdı. Colet, 124 saat durmadan İspanyol sürrealist ressam Salvador Dali ve Katalan kültürü hakkında konuştu. Önceki rekor, 120 saat hiç durmadan
konuşan Hindistanlı bir kadına aitti. Colet, 4 saat daha fazla konuşarak Hindistanlı kadının rekorunu
geçmeyi başardı. Rekoru kırdıktan sonraki 4 gün hiç konuşmayan Colet, bunun kendisi için büyük
bir başarı olduğunu ve bu başarıyı Katalan kültürüyle yaşayan insanlara armağan ettiğini söyledi.
EYLÜL 2014
19
Kısa Kısa
DÜNYANIN İLK
DOKUNMATİK BASKETBOL SAHASI
Dünyanın önde gelen spor giyim tasarımcısı bir şirket, dünyanın ilk
dokunmatik zeminli basketbol sahası çalışması ile Çin’de büyük ses
getirdi. House of Mamba sahasının zeminini dokunmatik ekranlar,
hareket sensörleri ve LED teknolojisiyle kaplayan şirket, yaratıcılığın
sınırlarını zorladı. Maçlarda etkin bir reklam aracına da dönüşen,
tamamen dijital altyapıya sahip bu basketbol sahası, görsel bir şölen
sunuyor. Aslında bir şekilde bilgisayar oyununu gerçek hayata taşıyan
şirket, farkını ortaya koyarak izleyicilerin beğenisini kazanıyor.
DEV TİMSAH TARTIYI KIRDI
Dünyanın en büyük timsahlarından birini oluşturan Amerikan
timsahına ev sahipliği yapan Alabama'da, son yılların en büyük
sürüngeni yakalandı. Stokes ve Jenkins aileleri tarafından
yakalanan timsahın boyu 4,5 metre. Çıkarıldığı tartıyı kıran dev
sürüngenin ağırlığı ise 458 kg olarak ölçüldü. Alabama'nın rekorunu elinde bulunduran bir önceki timsah 2011'de yakalanmıştı.
Rekorunu kaptıran timsahın boyu 4.2 metre, ağırlığı ise 380 kg'dı.
Timsahların koruma altında olduğu Alabama'da dev canlıların
nüfuslarını kontrol edebilmek için sadece kısıtlı av uygulanıyor.
KONUŞAN OTOMOBİLLER
GELİYOR
ABD Ulaştırma Bakanlığı, birbiriyle iletişim kurarak
potansiyel kazaları önleyebilecek otomobiller için
harekete geçti. Proje sayesinde yılda 600 bine yakın kazanın önlenebileceği belirtildi. Özellikle hatalı
sollama ve kavşak kazalarını önleyerek, her yıl binin
üzerinde kişinin hayatını kurtarması beklenen teknoloji, radyo sinyallerini kullanarak çalışacak. Bu
teknolojiye sahip araçlar, birbirlerinin konumunu,
yönünü ve hızını anında öğrenebilecek. Sürücülere
yönelik herhangi bir bilgi akışını içermeyecek araçlar arası telekomünikasyon teknolojisinin, otomobil
üreticilerine maliyetinin araç başına 100-200 dolar
arasında olacağı belirtildi.
TOPLU TAŞIMA KULLANANLAR
DAHA ZAYIF!
İşyerlerine kendi araçları yerine otobüs, tramvay ve metro gibi toplu
taşıma araçlarıyla giden erkeklerin özel araçlarıyla gidenlere göre
ortalama 3, kadınların ise 2.5 kilo daha zayıf olduğu belirtildi. 7 bin
500 İngiliz üzerinde yapılan araştırmada, evinden çıkıp otomobiline
binerek işyerinin önüne kadar gidip park edenlerin çok az hareket
ettiklerine dikkat çekildi. Araştırmada, toplu taşıma araçlarına duraklara gidip binmek, duraklardan işyerine yürümek gibi eylemlerin
çok hareket edilmesini sağladığı belirtildi.
20EYLÜL 2014
Yıllık bazda 2012-2013 ve 2013-2014 farkı
RUSLAR ŞAMPİYON OLURKEN,
ALMANLARIN MERAKI AZALIYOR
%204
%33
Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin Haziran ayında hava limanlarındaki hava
trafiğinin son yılda yaklaşık yüzde 10 oranında artış gösterdiğini açıklamasının ardından, 31 ülkede hizmet veren bir seyahat sitesi, dünyanın Türkiye’ye
ilgisini ölçtü. Türkiye odaklı aramaları analiz ederek en çok hangi ülkelerin
Türkiye’ye ilgi gösterdiğini saptadı. Araştırmaya göre ülkemizi en çok merak
edenler Ruslar. Almanların ilgisi önceki seneye oranla yüzde 8 oranında azaldı.
Benzer bir sonuç ABD’den de geldi: ABD’lilerin Türkiye odaklı aramaları yüzde
9 oranında düşüş gösterdi.
%33
%31
%19
%19
%9
TE
RE
%-26
İN
G
İL
A
N
YA
İK
%-9
İS
PA
ER
N
YA
A
M
A
A
LY
A
LM
A
İT
A
N
SA
VU
ST
U
RY
A
%-9
A
FR
ÇR
E
PO
LO
N
YA
H
İN
Dİ
ST
A
N
İS
Vİ
RU
SY
A
%-8
DÜNYANIN İLK SANAL
MARKETİ AÇILDI
KİTEBOARD DÜNYA
ŞAMPİYONASI İLK KEZ İSTANBUL’DA
Beş kıta ve 32 ülkeden 120 sporcunun dünya şampiyonluğu
için mücadele edeceği 'Kiteboard Dünya Şampiyonası' ilk kez
İstanbul’da. Her yıl dünyanın farklı bir ülkesinde gerçekleştirilen ve dünya sıralamasında en yüksek puan getirisine sahip
olan Kiteboard Dünya Şampiyonası, 17-23 Ağustos 2014 tarihlerinde İstanbul’da, Kuruçeşme ve Burç Beach’de düzenlendi.
18-23 Ağustos tarihlerinde BURÇ Beach Gümüşdere’de gerçekleşen yarışlar, 23 Ağustos’taki ödül töreni ile son buldu.
Özellikle büyük şehirde yaşayanlar için
market alışverişi bir çile haline gelebiliyor.
Bundan dolayı son zamanlarda büyük internet siteleri market alışverişi işine girmeye
başladı. Kore’de geliştirilen bir sanal market ile günlük koşuşturma içinde markete
gitmek için zaman bulamıyorsanız metroda
beklerken evinizin tüm alışverişini bu yöntemle yapabilirsiniz. Camların arkasında
duran ürün resimlerinin yanındaki barkodları cep telefonunuza okutarak ürünleri tek
tek sepetinize ekleyebiliyor ve daha sonra
online olarak bunları satın alabiliyorsunuz.
UZAY YÜRÜYÜŞÜ BAŞLADI
Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (UUİ) Rus mürettebatları Oleg Artemyev ve Alexander Skvortsov'un uzay yürüyüşü başladı. Artemyev ve
Skvortsov'un 6 saatten fazla sürmesi beklenen uzay yürüyüşünde Rus
ve Perulu öğrencilerin ortaklaşa geliştirdiği Nanosatellite Programı da
başlatıldı. Öğrencilerin 3 yıllık çalışmasının ürünü olan ve yaklaşık 1,5
kilogram ağırlığındaki 'Chaski-1' adı verilen uydu, elde ettiği bilgileri Mors
alfabesi kullanarak dünyaya gönderecek. Kozmonotların, Uluslararası
Uzay İstasyonu görevi sırasında bazı fen deneyleri de gerçekleştirilecek.
EYLÜL 2014
21
Etkinlik
‘İnsanoğlu Kuş Misali’
sergisi meraklılarını bekliyor
İstanbul Fransız Kültür Merkezi, 2
Nisan – 7 Ekim 2014 tarihlerinde, 1978
yılından bu yana Paris’te çalışmalarını
sürdüren sanatçı Selçuk Demirel’in
1974-2014 yılları arasında basında yer
alan çizimlerinden yapılmış bir seçkiyi
‘İnsanoğlu Kuş Misali’ başlığı altında
sergiliyor. Dünyanın 1974 ile 2014 yılları
arasındaki yaşadığı önemli olayları,
siyasal ve sosyal dönüşümleri çizgilere taşıyan bu sergi, jeopolitik, insan
hakları ve düşünmek konuları olmak
üzere üç tema etrafında sunuluyor. Bu
retrospektif sergi, izleyicileri sanatçının
son kırk yılda dünya gündemine ilişkin
özgün bakışını keşfetmeye davet ediyor.
Tuz kullanımında
‘Hayatın Dengesi’
Tüketicisini düşünen ve onları bilinçlendirmeyi kendine görev edinen Estuz’, tuz kullanımında duyarlılığı arttırma amacıyla ‘Hayatın
Dengesi’ adlı fotoğraf yarışması düzenliyor.
Yarışma, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) danışmanlığında, jürisinde fotoğraf
ve iletişim dünyasının usta isimlerini bir
araya getiriyor. Birincilik ödülünün 5 bin TL
olduğu yarışma; seçici kurul üyeleri, TFSF
temsilcisi ve onların birinci derece yakınları
dışında, Türkiye’de ikamet eden herkese açık.
Fotoğrafların elektronik ortamda web sitesine yükleneceği yarışmaya hayatın dengesini
fotoğraf kareleriyle anlatmak isteyen herkes
katılabilecek.
Son Başvuru Tarİhİ: 30 Kasım 2014
22EYLÜL 2014
Etkinlik
Selçuk Balcı,
Karadeniz
rüzgarı estirecek
Karadeniz müziğinin genç temsilcisi Selçuk
Balcı, 30 Eylül’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde Karadeniz rüzgarı estirecek.
Kendi bestesi ‘Deniz Üstünde Fener’ ile kalplere
yerleşen Balcı, bu gece kemençesi ve orkestrası
ile izleyenleri coşturacak. İlk albümü Patika
ve geçen yaz çıkan ikinci albümü Mila’dan en
sevilen şarkıları seslendirecek olan sanatçı,
Dağların Karı Yetmez, Hani Sevduğum Hani,
Beni Düşünmedun mi? gibi son yılların en çok
dinlenen, internette milyonlarca kez tıklanan
türkülerini sevenleri için seslendirecek. Yeni nesil Karadeniz müziğinin en sevilen isimlerinden
Balcı, konserde özel konukları ve sürprizleriyle
müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak.
Türkiye’de bir
ilk: ‘Çok Sesli’
sergi
İstanbul Modern, kuruluşunun 10. yılında
Türkiye’de ilk kez görsel ve işitsel sanatlar arasındaki çok katmanlı bağın izlerini gündeme
getirecek ‘Çok Sesli’ başlıklı bir sergi düzenliyor. Osmanlı’nın son döneminden günümüze
dek süregelen Türkiye’de görsel sanatlar,
müzik ve ses arasındaki ilişkiyi araştırmayı
ve bu alandaki güncel üretimlerden bir seçki
sunmayı hedefleyen serginin küratörlüğünü
Levent Çalıkoğlu ve Çelenk Bafra üstleniyor.
27 Haziran- 27 Kasım 2014 tarihleri arasında
İstanbul Modern Süreli Sergiler Salonu’nda
yer alacak ‘Çok Sesli’ sergi, ses ve müziği
konu ya da metafor olarak kullanan veya bir
esin kaynağı, form ve kavram olarak ele alan
güncel sanat çalışmalarından oluşuyor.
EYLÜL 2014
23
Dosya
Bir zeka ve savaş
oyunu Matrak
Matrakçılığı tarih sayfalarından çıkarıp günümüze getiren Matrak Sporu Kurucusu Efkan Çalış, Matrak sporunu Gençlik Spor
Dergisi’ne anlattı. Çalış, “Osmanlı sultanlarının zeka oyununu
ülkemizde bilmeyen kalmadı. Gençlik kamplarıyla birlikte muazzam bir çıkış yakaladık. Eylül’e kadar 4 bin gence matrak eğitimi vermiş olacağız” dedi. Fotoğraf: Ali Balıkçı
Nasıl oynanır?
24EYLÜL 2014
Kalkan, yumuşak bir yastıktan
oluşuyor. Matrak sopasının
ucunda sünger ve dışı deri ile
sarılı. Kafalarda ise açık ve
kapalı olan miğferler denilen
plastik kasklar kullanılıyor.
Elbise olarak da yelek giyiliyor.
Anadolu selamı veriliyor. Müsabaka sonunda da “Benimle
Cenk Meydanı’na çıktığınız için
teşekkür ederim” deniliyor.
Amaç rakibin kafasına dokunmak. Kafa dokunuşu 1 puan. 2
dakikada kim daha çok puan
alırsa o kazanıyor. Vücuda
vurmak oyun esnasında sporcunun konuşması, matrağı yere
düşünce kişiye vurmak yasak.
Şenay Güner
Matrak, uzun yıllar önce Osmanlılar
tarafından oynanan askeri bir spormuş. 16. yüzyılda Matrakçı Nasuh
tarafından ilk kez spor dalı haline
getirilmiş. Evliya Çelebinin Seyahatname’sinde geçen bilgilere göre ,
Sultan IV. Murad matrak oyununun
70 yöntemini biliyordu. Günümüz
Türkçesinde gülünç, komik anlamına gelen Matrak, Osmanlı’da savaş
gibi ciddi bir iş için ‘kılıç–kalkan’
antrenmanı amacıyla geliştirilmiş.
1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla kılıç kullanmak ve bununla
ilgili sporlar yasaklandığı için Matrak da unutulup tarihe gömülmüş.
Fakat günümüzde bu spora ilgi
yeniden başladı.
Mücadele sporuyla uğraşan
ve Osmanlı kültürünü de araştıran
Matrakçı Efkan Çalış, Matrak oyununu tarihten günümüze getirdi.
Son yıllarda da çok izlenen tarihi
dizilerde gösterilmesiyle Matrak’ı
bilmeyen kalmadı. 2010 yılında
Türkiye Geleneksel Spor Dalları
Federasyonu’na bağlanan Matrak,
günümüzde dünyaya açılmaya
çalışan spor dalı oldu. 15 ilde, 22
spor kulübünde faaliyet gösteren
Matrak’ın şu anda 800 lisanslı sporcusu var. Gençlik Spor Bakanlığı’nın
Gençlik Kampları’nda da Matrak
eğitimi veriliyor.
“Şehzadelerin
oyunu”
11 yıl sürdürdüğü
araştırmalar sonucunda 2008 yılında
Matrak’ı ortaya çıkartan Çalış, Matrak’ın
Efkan Çalış
tarihini şöyle anlatıyor:
“Binli yıllarda Mısır’da Memlük
Türkleri zamanında çıkmış bir oyun.
Matrakçı Nasuh, Osmanlı zamanında bunu bir spor olarak kurallı bir
şekilde çıkartıyor ve şehzadeler ile
Osmanlı askerlerine dersler veriyor.
Osmanlıda bugünün futbolu kadar
sevilen bir spor. 1520 yıllarında bu
işi ciddi ciddi yaptırırken, 300 sene
sonra 1826’da Yeniçeri’nin kaldırılmasıyla beraber bu oyun sona
eriyor. Çünkü kılıç talimleri ve kılıç
kullanımları yasaklanıyor. Benden
önce kimse Matrak ile ilgili hiçbir
bilgiye sahip değildi. Geçmişte askeri bir talim olan Matrak’ın spor dalı
olarak kullanılabileceğini gördüm.
Bulduğum verileri üniversitelere
taşıdım. Osmanlıca öğrendim. Halk
bilimci, tarihçi ve Beden Eğitimi hocalarıyla oturup Matrak’ın kural ve
kaydelerini oluşturduk.”
Matrak dünyaya tanıtılıyor
Matrakçılığı ortaya çıkarmasının
2 nedeni olduğunu söyleyen Çalış,
sözlerine şöyle devam ediyor:
“İşin bir manevi boyutu var.
Bilinmeyen ata sporumuzu ortaya
çıkartmak. İkincisi de milli boyutu,
atalarımızın yaptığı mücadele sporunu dünyaya tanıtmayı istiyoruz.
Bizim olan hiçbir spor dünyada
yapılmıyor. Bu eksikliğin Matrakla
kapatılacağına inanıyorum. Kendi
ülkesinde çıkan bir spor dalı önce
kendi vatandaşı tarafından benimseniyor. Bu aşamayı geçtik. Şimdi
sıra dünyaya tanıtımında. Bunun için
ciddi talepler var. Uluslararası Geleneksel Spor Festivali için Litfanya’ya
gittik. Almanya’da Avrupa Gençlik
Çalıştayı’na katıldık. Avrupa ülkelerinden gelen gençlerle buluştuk.
Rusya’ya eğitim verdim ve artık orda
bir Matrak takımı var. Türkiye’ye
geldiler kamp yaptık. Savaş Sanatı
Olimpiyatları’na bizi davet ettiler.”
Patlamaya hazır bir bomba
“Osmanlının zeka oyunu denebilir.
Matrak, Osmanlı Sultanlarının
sporu, Yeniçerilerin Cenk sanatı”
diyen Çalış, Matrak’ın Türkiye’deki
gelişimini anlatırken ise şu ifadeleri
kullanıyor:
“Ankara’dan Iğdır’a kadar
gittim, Samsun, Antalya, İstanbul,
Kastamonu gibi bir çok ilde çocuklara, gençlere, büyüklere Matrak’ı
anlattım. Kişilere keyif veriyor,
stres attırıyor, zeka gelişimine faydalı. Çocuk oyun kurmaya, taktik
geliştirmeye çalışıyor. Kaba kuvvetle yapılan bir iş değil. 3 yıldır
Türkiye Şampiyonaları yapılıyor.
Hakem ve Antrenör eğitimleri
veriliyor. Matrak şu anda patlamaya hazır bir bomba. Muazzam
bir gelişim ve ilgi söz konusu.
Festivaller, dizi film ve Gençlik ve
Spor Bakanlığı’nın Gençlik Kampları’ndayız.
Gençlik Kampları’ndayız
Gençlik Kampları’yla birlikte muazzam bir çıkış yakaladık. Gençlik
ve Spor Bakanlığı bize çok destek
veriyor. 16 - 22 yaş arası gençlerle çalışma yapıyoruz bu da bizim
için çok kıymetli. Şu ana kadar
Gençlik Kampları’nda bin 500 çocuğa ders verdik. Eylül’e kadar da
4 bin gence ulaşmış olacak. Herkes oynuyor, test ediyor, yaşıyor
gülücüklerle ayrılıyor. Diyarbakır,
Batman, Şırnak gibi doğu illerden
gelen çocuklarımız ‘Bu bizim ata
sporumuz’ diyerek daha farklı
sahip çıktılar bu spora.”
EYLÜL 2014
25
Dosya
Potanın
Perileri
Ankara Arena’da
parkeye çıkıyor…
2014 FIBA Dünya Şampiyonası Türkiye’de düzenlenecek. Son yıllarda yükselen grafiğiyle dikkat
çeken Kadın Basketbol
A Milli Takımımız, ev sahipliği yapacağı şampiyonada son yıllardaki
başarılarına bir yenisini
daha eklemeye hazırlanıyor. Fotoğraf: Ali Balıkçı
26EYLÜL 2014
EYLÜL 2014
27
Şenay Güner
Dosya
Türkiye, tarihinde ilk kez FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası’na ev
sahipliği yapacak. 2014 FIBA Kadınlar Dünya Şampiyonası, 27 Eylül - 5
Ekim tarihleri arasında İstanbul ve
Ankara’da düzenlenecek. Dünya
kadın basketbolunun yıldızlarının
bir araya geleceği şampiyona öncesi Potanın Perileri, Gençlik Spor
Dergisi’ne konuştu.
Potanın Perileri ile Dünya
Şampiyonası öncesinde hazırlık
turnuvası maçlarının oynandığı
Ankara Arena Spor Salonu’nda bir
araya geldik. Ankara ve İstanbul’daki hazırlık turnuvalarında üstün
performans gösteren millilerimiz,
Dünya Şampiyonası’nın da favori
takımlarından. İşte o favori takımın
Başantrenörü Ceyhun Yıldızoğlu ve
Potanın Perileri, hazırlık sürecini ve
şampiyonadan beklentilerini anlattı.
“Herkes hayal etti”
2008 yılından bu yana A Milli Kadın
Basketbol Takımı’nın başında olan
Ceyhun Yıldızoğlu, takımının başarısının temellerini çok daha erken
yıllarda attıklarını söylüyor.
“Buralara gelmemizde çok
insanın emeği var. Ben her şeyin
bir zamanı olduğuna inanıyorum
ve o zaman bu çocuklara ve bizlere
denk geldi. Ama bunun başlangıcı
çok eskilere dayanıyor. İlk milli takım antrenörü ve oyuncularından,
aradaki kuşaklara kadar herkes çok
büyük bir emek sarfetti. Herkes
buralarda olmayı çok hayal etti,
çok çalıştı. Sadece milli takım çatısı
altında olan oyuncu ve antrenörler
değil, kulüplerde
çalışan
28EYLÜL 2014
bir sürü değerli arkadaşım da milli
takımın buralarda oynaması için
oyuncular yetiştirdi. İyi organizasyonlar yaptı. Yöneticileri de atlamamak lazım onlar da çok büyük
hedefler koydular. Sporcuların doğru organizasyonlar içinde pişmesini
sağladılar.”
“Doğru yoldayız”
Dünya Şampiyonası öncesi çalışmalara İstanbul’da başladıklarını,
kısa bir adaptasyon döneminden
sonra yurtdışına gittiklerini anlatan
Yıldızoğlu, “Yaptığımız antrenman
programlarında testler yaptık,
oyuncularımızın durumunu gördük.
Test sonucuna göre bir yüklenme
dönemi geçirdik. Arkasından tekrar İstanbul’a ve Ankara’ya gelip
turnuvamızı oynadık. Doğru yolda
olduğumuzu söyleyebilirim. Şu an
her şey planladığımız gibi gidiyor.
Oyuncularımın konsantrasyonu ve
motivasyonundan oldukça memnunum. Oyuncularımızın hepsi, üzerlerindeki misyonun farkındalar ve
ellerinden gelenin en iyisini yapmak
için çalışıyorlar. Ankara seyircisi
önünde büyük çaba göstereceklerini düşünüyorum” diye konuştu.
Rol model Nevriye
ABD’de WNBA’de oynayan ilk Türk
kadın basketbolcu olan Milli Takımın kaptanı Nevriye Yılmaz, takımın
en tecrübelisi. Genç oyuncular için
de rol model olan deneyimli basketbolcu, Türkiye’nin 2 yıl önce Dünya
Şampiyonası’na
evsahipliği yapacağını öğrendiği günden bu güne kafa olarak şampiyonaya
hazırlandıklarını ifade etti. Hazırlık
dönemindeki turnuvalarda eksikleri
kapattıklarını anlatan Nevriye, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avantajlarımızdan yararlanmanın zamanı”
“Kemik kadromuz 2005’den beri hep
beraber, birbirimizi çok iyi tanıyoruz,
çok alışığız. Bu yüzden yeri geldiğinde
takımı başka bir arkadaşım da sürükleyebiliyor. O yüzden belki de çok
avantajlıyız. Hepimiz çok tecrübeliyiz.
Avrupa’da da çok uzun yıllar oynadık,
kulüp takımlarında da, Milli Takımlarda da. Bu büyük avantaj bizim için.
Bundan yararlanmanın tek yolu, Dünya Şampiyonası’nda güzel bir derece
elde etmek.”
Türkiye onu çok sevdi
Fenerbahçe’de forma giyen ve 2012’de
Türk vatandaşı olduktan sonra milli takıma çağrılan Kuanitra Holingsvorth’u,
takım arkadaşları sadece “Q” olarak
çağırıyor. Takım arkadaşları ve antrenörlerinin sayesinde adaptasyon süreci çok kısa süren Kuanitra
iddialı konuşuyor
ve “Geçen sene elde ettiğimiz Olimpiyat
5.’liği sonrası takım halinde fazlasıyla tecrübe ve güven kazandık. Her turnuva gibi
hedeflerimiz hiç değişmiyor. Bu Dünya
Şampiyonası’nda da madalya kazanmayı
umuyoruz. Türkiye’de oynayalı iki sene
oldu. Takım arkadaşlarım, koçlarım ve
biz inanıyoruz ki ben iyi yaptım ve daha
iyisini yapacağım” diyor.
“Seyirci desteği bizim için çok
önemli”
7 yaşından beri basketbol oynayan, ancak üniversiteyi ABD’de okuduğu için bu
süreyi milli takımdan ayrı geçiren Tuğba
Palazoğlu, “Dünya Şampiyonası’ndan çok
umutluyuz. İyi bir jenerasyonumuz, iyi
bir enerjimiz var. Umarım istediğimiz gibi
gider“ diyor. Tuğba, takım arkadaşları
gibi Ankaralı basketbolseverlere destek
çağrısı yapıyor.
“Desteğe çok ihtiyacımız var. Olimpiyat elemelerinde de Ankara’da oynadık.
Bizi çok şaşırttılar bütün salon doluydu,
iyi bir destek gördük. Aynı desteği bekliyoruz. Hatta daha iyisi bile olabilir.
Dünya Şampiyonası kendi ülkemizde ve
büyük bir şansımız var. Takım desteğini
görmezsek, seyircimiz burada olmazsa
bizim için gerçekten üzücü olur. Onları
burada görmek istiyoruz. Onların salonu
doldurmaları bize ayrı bir güç katıyor.“
İnanılmazı başarabilen kadınlar
Takımın vazgeçilmez oyuncularından
Şaziye İvegin Üner, Potanın Perileri’nden
biri olmaktan duyduğu memnuniyeti dile
getirerek, “Perinin asıl anlamını biz gerçekten sahaya çıktığımız zaman gösteriyoruz. İnanılmazı yapabilen, başarabilen
kadınlar olarak bunu herkese gösterebiliyoruz. Peri anlam olarak belki çok küçük
gibi düşünülebilir ama yaptığımız iş gerçekten çok büyük ve anlamlı. Hem bizim
için, hem basketbol için, hem de ülkemiz
için” diyor.
Çıtayı hep yüksek tuttuklarını söyleyen Şaziye, “Dünya Şampiyonası’nda
kendi seyircimizin önünde, kendi ülkemizde madalya kazanmak istiyoruz. Finale
çıkmak, başarabilirsek de finalde altın
madalya kazanmak istiyoruz. Bütün amacımız bu hedefe yönelik” dedi.
Türkiye onun evi oldu
Milli Takımımızın bir diğer ABD asıllı
oyuncusu Lara Sanders, bu yıl katıldığı
Potanın Perileri ile çok iyi bir takım olduklarını belirterek, “Çok iyi çalıştık, Dünya Şampiyonası için sabırsızlanıyorum”
diyerek duygularını ifade ediyor.
EYLÜL 2014
29
Dosya
Başarıları
2011 – 2012 – 2013 - 2014 Para-Taekwondo Türkiye 1.
2011 Rusya Para-Taekwondo Avrupa
Şampiyonası 1.
2013 Romanya Para-Taekwondo Avrupa Şampiyonası 1.
2013 İsviçre Para-Taekwondo Dünya
Şampiyonası 1.
2014 Rusya Para-Taekwondo Dünya
Şampiyonası 1.
30EYLÜL 2014
Şenay Güner
Hayatı Taekwondo
ile değişti
19 yaşındaki Milli sporcu Mehmet Sami
Saraç, 14 yıl önce Konya Akşehir’de
kolunu buğday makinesine kaptırdı.
Sağ kolu omuzundan kopan Saraç zor
günler geçirdi ama bu talihsiz olayı
sporla beraber başarıya çevirdi. Gönül
verdiği taekwondo ile tüm sıkıntılarını
unutan ve azimle çalışan Saraç, katıldığı müsabakalarda önemli başarılara
imza atıyor. Saraç, son olarak geçen
ay Rusya’da düzenlenen ‘5. Dünya
Para-Taekwondo Şampiyonası’ K42
kategorisi 61 kiloda Dünya şampiyonluğunu elde ederek Türkiye’ye altın
madalyayla döndü.
“Taekwondo ile engelli olduğumu unuttum”
Taekwondoyla nasıl tanıştınız? Sporun hayatınızda nasıl bir önemi var?
Bir arkadaşımın sayesinde taekwondoya başladım. Bu sporu hiç bilmiyordum
ve denemek istedim. Her geçen gün
daha da sevdim. Ben taekwondoya
başladıktan 6 yıl sonra maçlara katılmaya başladım. Ondan sonra daha da
bağlandım. Benim hayatım bu sporla
düzene girdi ve saygınlık kazandım.
Başarılar gelmeye başladıkça engelli
olduğumu unuttum. Anadolu Lisesi’ni
bitirdim ama taekwondo benim için
her zaman birinci sıradaydı.
“Ay yıldızlı forma herkese
nasip olmaz”
Yakın zamanda Dünya Şampiyonu
oldunuz, müsabakayı değerlendirir
misiniz? Neler düşündün, neler
hissettin?
Antrenörlerimizin ve Gençlik ve Spor
Bakanlığımızın maddi, manevi bize
verdiği emekleri boşa çıkarmadık. Bu
ay yıldızlı forma herkese nasip olmaz,
bunun için “birinci olmam gerekir”
dedim.
“İçime korku düşürmedim”
İlk maçımı Azerbaycanlı rakibimle
yaptım. İlk kez gördüğüm, karşılaştığım biriydi, maçı 26 - 1 kazandım. Yarı
finale çıktığımda rakibimin biraz zor
olacağını düşündüm ama içime asla
korku düşürmedim. Vatanım ve milletim için birinci olmam gerekir diyerek
maça çıktım. Polonyalı rakibime hiç
sayı vermeden 14-0 yendim.
Final maçına çıkmadan önce de “ben
bu kadar geldiysem hocalarımın ve
arkadaşlarımın yüzünü eğemem” diyerek maça çıktım. Moldovalı rakibimi
17-1 yenerek dünya şampiyonu oldum.
Maç biter bitmez rakibimi tebrik edip
hocamın yanına gittim. Çok mutlu
oldum, inandım ve başardım çünkü.
Bayrağımızı aldım ve sahanın içinde
koşmaya başladım.
“Surata tekme yok”
Taekwondo ile Para–Taekwondo
arasındaki fark nedir?
Para-Taekwondo engelliler arasında
yapılan bir spor. Taekwondo’da surata
tekme atılırken, Para-Taekwondo’da
surata tekme atmak yasaktır. Eğer kasıtlı bir şekilde kafaya vuruş yapılırsa,
vuran kişi diskalifiye olur. Diğer tüm
kurallar normal taekwondo ile aynı.
Para–Taekwondo Paralimpik bir
branş mı? Türkiye’de ve Dünya’daki
gelişimini değerlendirir misiniz?
Para–Taekwondo henüz Paralimpik bir
branş değil ama olması için Türkiye’de
ve Dünya’da çok kişi uğraşıyor.
2020’de olacak deniyor ama kesin bilgi
vermiyorlar. Türkiye’de Para-Taekwondo 2008 yılından beri yapılıyor ve
büyük gelişmeler yaşıyor.
Siz ilk sporcuları olacaksınız, ne düşünüyorsun?
Evet, ilkleri olacağız. Yıllar sonra da bu
ilk unvanı değişmeyecek. Benim için
çok onur verici bir durum. Sporcu ve
ülke sayımız çoğalacak, gelişmesini ve
duyulmasını da sağlayacağız.
Hedefi olimpiyat şampiyonluğu
Bundan sonraki süreçte hedeflerin
nedir?
Üniversitede spor akademisini bitirmek istiyorum. Türkiye, Avrupa ve
Dünya şampiyonalarına katılarak olim-
Milli Taekwondocu
Mehmet Sami Saraç,
5 yaşındayken kolunu
buğday makinesine
kaptırdı. O, herkese
örnek olacak hikayesini Gençlik Spor
Dergisi’ne anlattı.
piyatlara kadar Allah’ın izniyle birincilik almak
istiyorum. Daha sonraki hedefim; Olimpiyatlara
katılıp, birinci olup Türk bayrağımızı göndere
çektirip, istiklal marşımızı okutmak.
“Saygınlık kazandım”
Taekwondo’ya başladıktan sonra hayatında
ne gibi değişiklikler oldu?
Çocukken durumumdan dolayı alay eden
arkadaşlarım, şimdi beni yanlarında görmek
istiyor. O dönemde birçok kişi arkadaş olmak
istemez veya sürekli kavga çıkarırlardı. Sonra
ben taekwondoya başladığımda “beni dövsene
diye dalga geçerlerdi”. Ben de “bu spora kavga
etmek için değil, boş vaktimi değerlendirmek
için gidiyorum” derdim. Şimdi ise bir saygınlık
kazandım. Herkes beni parmakla gösterir oldu.
Sosyal medyada, gerçek hayatta arkadaşlarım
çoğaldı, çevrem oldu. Birçok kişiyi taekwondo
sporuna kazandırdım.
“Hayat yaşayınca güzel”
Sporla henüz tanışmamış birçok engelli bireye ne mesaj vermek istersiniz?
Kimsenin engelliyim diye evlere kapanıp hayattan kopmasına gerek yok. İsteyince kimsenin
yapamayacağını yapıyorsun. Kimse hayattan
kopmasın. Hayat yaşayınca güzel. Hiçbir şey
için geç değildir. Sen yeter ki yapmak iste.
EYLÜL 2014
31
Dosya
KENDİLERİ MİNİK
hayalleri büyük
KORTLARIN dev raketleri
32EYLÜL 2014
12 Yaş Kız Tenis Milli Takımının başarılı sporcuları Zeynep Sena Sarıoğlan, Betina
Tokaç ve Selin Lidya Sepken, Avrupa üçüncüsü oldular. Küçük yaşta bu dev başarıya imza atan geleceğin dev raketleri, Avrupa’da elde ettikleri başarıyı, hayallerini ve gelecekten beklentilerini Gençlik Spor Dergisi’ne anlattı.
Röportaj: Doğukan Gezer / Fotoğraf: Ali Balıkçı
EYLÜL 2014
33
Dosya
Zeynep Sena Sarıoğlan, Betina
Tokaç ve Selin Lidya Sepken. 12
Yaş Kız Tenis Milli Takımı’nın bu
minik sporcuları, Avrupa Tenis
Birliği’nin düzenlediği ‘Tennis Europe Nation Challenge’ turnuvası
finallerinde Avrupa üçüncüsü
oldu. Çağla Büyükakçay ve Marsel İlhan gibi büyüklerini ilgi ve
heyecanla takip eden geleceğin
dev raketlerinin, hayalleri ise ortak. İsimlerini Türk tenis tarihine
yazdırmak.
“Tenisle birlikte tüm
hayatım değişti”
Zeynep Sena Sarıoğlan, henüz
7 yaşındayken tenise merak
duyuyor ve elinde raketle kendini kortta buluyor. Konya’da
tanıştığı teniste kendini daha geliştirebilmek için ailesiyle birlikte
Ankara’ya taşınan Sarıoğlan, “Bu
noktada ailemin desteği gerçekten oldukça motive ediciydi. Bu
destek belki de başarılara imza
atmamın en önemli etkenlerinden
biridir. Çünkü tenisle birlikte tüm
hayatım ve hatta geleceğim de
değişti” diyor.
Elde ettiği her madalyanın gurur
verdiğini ama uluslararası organizasyonlarda kazandıklarının
yerinin çok daha farklı olduğunu
dile getiren Sarıoğlan, şöyle devam ediyor:
“Önümüzde Çağla Büyükakçay
gibi bir örnek olması bizim için
büyük şans. Onu ilgiyle takip
ediyor ve kendimize yol haritası
çiziyoruz. Ama söylemeliyim ki en
büyük hedefim Büyükakçay’ı da
geçebilmek ve Türk tenis tarihine
adımı yazdırmak.”
“Tenis’e 2.5 yaşımdayken başladım”
Betina Tokaç ise henüz 2.5 yaşındayken etrafında tenis oynayanları meraklı gözlerle izliyor ve tenis
toplarıyla oynamaya başlıyor.
Tıpkı bebekliğinde tenis toplarıyla oynamaktan zevk aldığı gibi
antrenmanlarını sürdürdüğünü
34EYLÜL 2014
söyleyen Tokaç, “Spora başlarken
dünyanın en başarılı sporcusu
olmak gibi büyük bir hedefi yaşamımın merkezine koydum. Azimle
çalışmalarımı sürdürüyor ve hızla
gelişim gösterdiğime inanıyorum”
şeklinde konuşuyor.
Her yıl önemli organizasyonlarda
mücadele etmenin kendisine
tecrübe kattığını açıklayan Tokaç,
“Sadece kortta değil yaşamımda
da sporcu kimliğimi taşımak istiyorum. Bu kapsamda gelecekte
bizden küçüklere örnek olmak
isterim” diyor.
“Bayrağımızı dalgalandırabilmek olağanüstü
bir duygu”
Selin Lidya Sepken de tenise çok
küşücük yaşta merak salanlardan. Hatta “Tenise ne zaman
başladın?” sorusuna “Bilmiyorum” yanıtını veriyor. Henüz çok
küçükken tenis oynadığına dair
fotoğrafları gördüğünü ama
kendisinin dahi ilk atışlarını hatırlayamadığını dile getiren Sepken,
“Anne ve babamın tenis aşkı,
benim bu noktaya gelmemde
en önemli hususlardan biri” diye
konuşuyor.
Uluslararası arenada, tribünlerin
dolu olduğu kortlarda bulunmaktan heyecan duyduğunu belirten
Sepken, şöyle devam ediyor:
“Yoğun çalışmalarımızın ardından, son hazırlıklarımızı yapıyor
ve kortta yerimizi alıyoruz. Çalışmalarımızın karşılığını alabilmek
için önemli bir zaman dilimi içerisine giriyoruz. Bu gergin ortamın
sonunda galibiyetlere ulaşmak ve
bayrağımızı dalgalandırabilmek
olağanüstü bir duygu.”
“Bakanlığın desteğiyle
sistemli çalışma düzeni
hayata geçiyor”
Minik yaşta bu önemli başarıya
imza atan milli sporcularımızın
antrenörü Hakan Diler, başarının
sistemli çalışmaktan geçtiğine
ve son yıllarda ülkemizde Gençlik
Yoğun çalışmalarımızın
ardından,
son hazırlıklarımızı yapıyor ve kortta yerimizi
alıyoruz. Galibiyetlere
ulaşmak ve
bayrağımızı
dalgalandırabilmek
olağanüstü
bir duygu.
ve Spor Bakanlığı’nın destekleriyle bu
çalışma sisteminin hayata geçirildiğine
işaret ediyor.
Sporcuların antrenmanlarda azimle
çalıştığını ve tenis kortunda çok rahat
gözüktüklerini dile getiren Diler, “Geçmiş
yıllara baktığımızda bu yaşlarda sporcularımızın Avrupa’dan çok önemli başarılarla
dönemediğini görüyorduk. Ama şimdi
madalyalara uzanmak bizim kadar, tüm
sporseverlerin de alıştığı bir durum halini
aldı” diyor.
“Çalışmalarımızın karşılığını
2020 Olimpiyat Oyunları’nda
alacağız”
Antrenör Ali Karagöz ise Türkiye’de
tenise olan ilginin arttığına ve bunun sebebinin başarılara bağlı olduğuna dikkati
çekiyor.
Ocak 2015’te düzenlenecek Kış
Kupası’na yoğun bir şekilde hazırlandıklarını vurgulayan Karagöz, konuşmasını
şöyle sürdürüyor:
“Eskiden genç tenisçileri zor buluyor
ve geliştiriyorduk. Şimdiyse çok sayıda
tenis sporcusu profesyonelliğe adım
atmak ve ülkemizi temsil edebilmek için
ter döküyor. Altyapıdaki bu değişim ve
gelişimin yansımalarını, 2020 Olimpiyat
Oyunları’nda alacağımızı düşünüyorum.”
Röportaj
Bir yanı
yönetici
sporcu
Taşrada geçen çocukluğu yüzünden spor yapma imkanı bulamayan PTT Genel Müdürü Osman
Tural, bu özlemini yıllar sonra,
kaymakam olduğunda giderdi.
Halen Türkiye Tenis Federasyonu
Başkanlığı görevini de yürüten
Tural’ın, çocukluk hayaline nasıl
kavuştuğunu bu satırlarda bulacaksınız.
Şenay Güner-Seda Peker
Bir yanı
Tenis Federasyonu Başkanı Osman
Tural’ın tenisle tanışıklığı gençlik
yıllarında ABD’li ünlü tenisçi John
Mc Enroe’nun maçlarını izleyerek olmuş. Hatta tenis raketini
eline kaymakam olduktan sonra
İngiltere’ye gittiği sırada almış.
Tural, şimdilerde çocukluğunda
olduğu gibi spora özlem duyan
nesiller yetişmesin diye hem tenisi
yaygınlaştırmanın, hem de olimpiyatlara sporcu göndermenin
peşinde.
“Kaçak kaçak spor
yaptım”
Spora ilginiz var mıydı?
Spor benim çocukluğumda bir
özlemdi. Hem memur hem çiftçi
bir ailenin en büyük çocuğuydum.
Spor yapmak istiyordum ama şartlar el vermediği için babam izin
vermiyordu. Tarlada iş yapmak
zorunda kalıyordum. Hep kaçak
kaçak spor yapıyordum. Kaymakam olduktan sonra da o imkanı
fazlasıyla ele geçirdim ve sporun
her türüyle ilgilendim.
Tenisle tanışıklığınız nasıl başladı, raketi ilk ne zaman elinize
aldınız?
Ben İmam Hatip Lisesi mezunuyum. 1982’de bir Temmuz ayında
Amasya’ya İmamlık sınavına
gittiğimizde John Mc Enroe ile
Jimmy Connors’ın maçı vardı, hiç
unutmuyorum. Tenisle tanışıklığım
o zamanlar Mc Enroe maçlarını
seyrederek başladı diyebiliriz.
“İlk İngiltere’de oynadım”
Kaymakam olup İngiltere’ye gittiğim süreçte oynamaya başladım.
Şöyle diyebiliriz; raketimi 1988’de
aldım, ilk kez İngiltere dönemimde
2001 yılında tenis oynadım.
Maya attık, sonucu
bekliyoruz
‘Tenis zengin sporu’ olarak bilinir.
Sizce bunun nedeni nedir?
Türkiye’de maalesef böyle bir
yanlış algı var. Bu yanlış algının
en büyük sebebi, kulüplerde
üyeler dışında kimsenin tenis oynayamayacağı izleniminin olması. Büyükşehirlerin dışında tenisin bilinmiyor olması ve taşrada
tenis oynayacak yerin olmayışıydı. Ama şimdi Anadolu’nun
diğer şehirlerinde yedi ayaklı bir
strateji planı oluşturduk. Ağrı,
Batman, Erzincan’da uluslararası müsabakaların yapılabileceği
tesisiler yapıldı. Elbette bu bir
günde ya da iki günde olacak bir
şey değil. Oynayan sayısının artması, imkanların sağlanmasıyla
gerçekleşecektir. Maya atmadan
sonuç beklemek mümkün değil.
Kaliteli sporcu çıkaramamamız
da katılımı azaltıyor. Eğer ilk
10’da, 50’de sporcularımız olsa
katılım da artar. İnanıyorum ki
zaman içinde hem sayısal hem
profesyonel anlamda oynayan
sayısı artacak. 2016 zor belki
ama 2020 Olimpiyatları’na tenisten de sporcu göndereceğiz.
“Soluğu bakanımızın
yanında aldık”
Sporcularla aranız iyi sanırım…
Ben hep doğal olmaya çalıştım ve
bu insanların dikkatini çekti. Sporcularımızla da aramız çok iyidir
hem korkarlar hem severler beni.
Belki bu zamana kadar çocuklarla
benim kadar ilgilenen başkan hiç
olmadı. Mesela 12 yaş Milli Takımı
Avrupa 3’ncüsü olunca aldım
onları hemen Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Çağatay Kılıç Bey’in
yanına getirdim.
EYLÜL 2014
35
Röportaj
Seda Peker
“Futbolun
dibini de
tepesini de
gördüm”
Yürümeye henüz başladığında bir
ayağıyla yere bastı diğeriyle topa
vurdu. Bu başlangıç erkendi ama
başarıların koşar adım geleceği
o zamandan belliydi. Çok genç
yaşta gol kralı oldu Abdullah Avcı
ve büyük takımların dikkatini çekmeyi başardı. Ama genç futbolcu
büyük takımlar yerine annesinin
memleketini, Rize’yi tercih etti. Başarılı forvet Vefa’da başladığı futbol
kariyerine Karagümrük, Rizespor,
Kahramanmaraşspor, Bakırköyspor, Kasımpaşa ve İstanbulspor’la
devam etti. Futbola başladığı yerde,
Vefa’da nokta koydu. Teknik direktörlük kariyerine ise İstanbulspor,
Galatasaray, Türkiye U-17, İstanbul
Büyükşehir Belediyespor ve A Milli
Takım’ı ekledi.
Yanlış kararlar, inişler ve
çıkışlar
“Gol kralı olduğum seneydi, Süper
Lig’den üç büyüklerin istediği
Abdullah Avcı bir anda kendini
Rize’de buldu. Daha 21 yaşında
çok sağlıklı kararlar veremiyorsun,
dış etkenler daha farklı olabiliyor,
tecrübe eksiklikleri ve bir de Rizeli
olmamız, bir anda kendimi Süper
Lig Rizespor’da buldum. O yanlış bir
karardı o zaman.”
Pişman mı oldunuz?
Hayır, pişmanlık değil ama yanlış bir
karar. O da büyük bir tecrübeydi.
Sonrasında ve de alınan yanlış ka-
36EYLÜL 2014
rarla futbol hayatımda inişli çıkışlı
bir grafik oldu. Bugün Türkiye’nin
en önemli kulüpleri Fenerbahçe,
Galatasaray, Beşiktaş sana futbolcu
olarak transfer teklifi yapıyor. Bu
teklifi değerlendirdin, değerlendirdin. Değerlendiremediğin zaman
bir daha o fırsatın çok çabuk gelme
şansı yok.
Antrenörlük başlıyor sonrasında…
Evet, 35 yaşına kadar devamlı oynadım ve hemen ardından 1999’da
antrenörlüğe geçiş yaptım. Benim
için önemli bir insan, Ziya Doğan’ın
yanında İstanbul’da yardımcı
antrenörlüğe başladım. Sonra İstanbulspor, Galatasaray altyapısı,
daha sonra Genç Milli Takım ve
Avrupa Şampiyonu ve dünya 4.sü
olunca herkes tanımaya başladı.
“Aranan antrenör” tiplemesi meydana çıktı. Teklifler alırken Göksel
Gümüşdağ’ın, Büyükşehir Belediyespor için yaptığı teklif hayatımın
daha da önemli kırılma noktalarından biri oldu. Tam 6 sezonda 215
resmi maça çıktım. Ardından A Milli
Takım, 22 aylık bir süreç ve sonra
tekrar burası, Başakşehir.
“Futbolun en tepesini de
dibini de gördüm”
Milli Takım’dan Başakşehir’e geçiş
sürecinden biraz bahseder misiniz?
Bununla ilgili çok kişi konuştu. Milli
Takım’dan sonra Süper Lig’de çok
köklü kulüplerden yedi, sekiz tane
Futbol,
Başakşehir
Teknik
Direktörü
Abdullah
Avcı için bir
tutku. Avcı,
BU TUTKUSUNU
Gençlik Spor
Dergisi’ne
anlattı.
transfer teklifi aldım. Ben futbolun
en tepesini de dibini de gördüm. Benim için doğru insanlarla, uzun vadede, sürekli çalışabileceğim ortam
önemliydi. Onun için Milli Takım’da
teknik direktörlük çok önemli bir
duygu, çok önemli bir görev ama çok
yıpratıcı bir süreçti.
Sizin döneminizdeki A Milli Takım…
Başladığım 2011 Kasım’ında herkesin yerden yere vurduğu bir Milli
Takım’dı. Dünya markası Hiddink’in
gittiği bu takımın tamamen değişmesi gerektiğinin herkes tarafından
vurguladığı bir süreçti. Benimle
beraber 18 tane yeni oyuncumun
oynadığı, özel müsabakaların son
derece iyi gittiği, 2012 Avrupa
Şampiyonaları’nda “olsa iyi olur”
dendiği ve Hollanda maçıyla şapkanın terse döndüğü; bir oyuncu
üzerinden medyanın tamamen bana
yüklenmesi içerideki dengeleri tümüyle bozdu.
planlar var. Stad projesiyle bugün
gelinen nokta, Almanya modelidir.
Altyapının çalıştığı tesis ve stat aynı
ortamdadır. Bu model örnek bir modeldir. Bu sene takımımızın sağlam,
yere basan bir takım olması için öncelikli kısa vadedeki plan buydu.
Orta vadede okul eğitimini alıp yürüyerek antrenman sahasına çıkan
bir oyuncu grubuna yatırım yapmak.
Uzun vadede ise yarışan, Avrupa
kupalarına giden, şampiyonluğu kovalayan bir takım olmamız lazım.
Başbakan açılış maçında “12
numara olmasaydı 10 numara olurdu.”
Stadın açılış maçı oldu, fikir babası
kimdi?
Başkanımız ve yönetim kurulundan çıktı fikir. O gün siyasetten de
spordan da sanattan da birçok isim
vardı. Herkesin geldiği, desteklediği,
eğlendiği bir organizasyon oldu.
Maçta Sayın Başbakanın formasının 12 numara olması tesadüf
müydü?
Tesadüf olur mu hiç, 12. Cumhurbaşkanı olacağından dolayı bir mesajdı.
Eğer 12. Cumhurbaşkanı olmasaydı
10 numara olurdu herhalde.
Fotoğraf: Ali Balıkçı
Başlangıçta
İstanbulspor,
Galatasaray
altyapısı, daha
sonra Genç Milli
Takım ve Avrupa
ŞampiyonLUĞU
derken dünya
dördüncüsü olunca
herkes tanımaya
başladı. “Aranan
antrenör” tiplemesi
meydana çıktı.
“Futbol kültürümüz yok!”
Türkiye’deki futbolu altyapısıyla,
tesisleşmesiyle değerlendirecek
olursanız, bugün futbolda Türkiye
nerede?
Bugün Türk futbolunu konuşanların, medyanın da eleştirenlerin
de bu işin çok gerisinde kaldığını
düşünüyorum. Bir şey tutturmuşuz
“Çok kalabalık nüfusuz, bu kadar
nüfustan oyuncu çıkmaz mı?” İyi de
nasıl çıkacak, yoldan mı toplayacaksın? Eğitim amaçlı yatırım olmazsa
bunun karşılığını alamazsın. Bizim
futbol kültürümüz yok. Türk futbolunun altyapısına okul eğitimi, kişilik
eğitimi, antrenörlük eğitimi, futbol
eğitimi yapmazsan bunun karşılığını
hiçbir zaman alamazsın.
Sizin Başakşehir üzerindeki planlarınız, hedefleriniz nedir?
Kısa vade, orta vade ve uzun vadede
“Futbol… Aşktır, tutkudur.
‘Bir şey’ değil ‘her şey’dir.”
Futbol sizin için sadece kuralları
olan bir oyun mudur?
Futbol her şeydir. Çok güzel bir
şeydir, bir aşktır, tutkudur aslında
futbol. İnsanların da bu kültürü
oluşturup buna böyle bakması gerekiyor. Ben böyle baktım. Elbette
kazandığımız zaman seviniyorum,
kaybettiğimiz zaman üzülüyorum
ve “neden kaybettim?” diye irdeliyorum ama bugün paranın bu kadar
büyüdüğü, dünyanın odağı olan bir
şey çok önemlidir. Futbol ‘bir şey’
değildir ‘her şey’dir.
Bu sevgiye rağmen bir gün “Abdullah Avcı futbolu bıraktı” diye
duyarsak bunun sebebi emeklilik
midir yoksa başka bir şey futbolu
bıraktırabilir mi?
Futbolu bırakamam, içinde olacağım.
Bir gün muhakkak ki çekileceğim.
Çekildiğimde de sanırım İstanbul’da
değil, bir sahil kasabasında yaşarım
diye düşünüyorum.
EYLÜL 2014
37
Dosya
Sepak
Takraw
38EYLÜL 2014
Voleybol elle değilde ayakla
oynanırsa nasıl olur? Tayland ve
Malezya voleybolu ayakla oynuyor
ve bu sporu Sepak Takraw olarak
adlandırıyor. İsmini bile söylerken
zorlandığımız bu sporu oynamakta bir
o kadar zor. İzleyenleri büyüleyen
hareket ve estetiğin olduğu bu sporu
sizler için araştırdık.
EYLÜL 2014
39
Nilüfer Gevenoğlu
Dosya
Pek çoğunuzun ilk kez duyduğu
bugünlerde Uzakdoğu’da akın akın
kendine insanları çeken bir spor
dalı. İzlendiğinde voleybolu anımsatan, futbolu aklınıza getiren sporun
merak edilenlerini ve bilinmeyenlerini sizin için araştırdık.
Havada atılan taklalar, röveşata
ve voleler. Hatta ayakla vurulan
smaçlar... Evet bu sporun adı Sepak
Takraw. Bir başka deyişle ayak
voleybolu. Malezya’da başlayan bu
spor neredeyse Malezya’nın milli
sporu haline gelmiş ve milli takımları da mevcut.
Ülkemizde ‘ayak voleybolu’
olarak bilinen Sepak Takraw, üçer
kişilik iki takım tarafından oynanan ve el dışında vücudun bütün
uzuvların kullanıldığı bir file
oyunudur. Bu spor, günümüzde
dünya çapında popülerliği artan
ve izleyici çeken bir spor olma
yolunda hızla ilerliyor. Komşu
coğrafyalarda yer alan Malay
Yarımadası’ndan doğmuş olan
spor, yalnızca futbol ve dövüş sanatlarını birleştirmiyor, bunların
yanına voleybol ve jimnastiği de
ekliyor. Sporu eğlenceli kılan da
bu zaten. Hadi gelin bu ilginç spo40EYLÜL 2014
Sepak Takraw Topunun Özelliği
Eskiden sert bir küre yaratmak için elle yoğrulan takraw topları yerine, günümüzde çok
sert plastik ve bambu saplarından yapılan
bir topla oynanmaktadır. Bu top yaklaşık 250
gram ağırlığındadır. 20. yüzyılın sonuna kadar
el yapımı ve kendine hastı. Günümüzdeyse
toplu üretime geçilmiştir.
ru hep beraber tanıyalım.
6oo yıllık bir tarihe sahip
Tarihine gelince ayak voleybolunun
geçmişi oldukça eskidir. İlk olarak
Malay Yarımadası’nda 15. yüzyılda
oynanan spor, günümüzde en çok
Tayland ve Malezya’da popüler.
Oyun ilk zamanlar adam ve çocuklardan oluşan takımlar arasında,
topun yerde sekmesine izin verilmeden oynanıyordu. Sporun modern
versiyonunun ise Çin ordusunda askerlerin diri kalmak için badminton
sporunda kullanılana benzer bir topla yaptıkları idmanlardan esinlendiği
düşünülüyor. Her ne kadar 1800’lü
yıllarda resmiyet kazansa da, 15.
yüzyıla kadar uzanan bir geçmişe
sahip Sepak Takraw, resmi olarak ilk
kez 1829’da oynandı, oyunun resmi
adı ise 1965 yılında konuldu.
Sepak Takraw nasıl
oynanır?
Oyun badminton sahasının iki katı
kadar bir alanda oynanır. İki yarım
daire oyuncuların servis atarken konumlarını belirler. Ağın tepe noktası
erkeklerde 1.54 metre kadınlarda
ise 1.45 metre yüksekliğindedir.
Oyun, servis dairesindeki oyuncunun servisi ile başlar. Bu sırada
diğer arkadaşları kenardaki yarım
dairelerde bekler. Rakip oyunculardan birinin bir ayağı servis sırasında
Sepak
Takraw’ın
voleyboldan
farkı ne?
Voleybol, Sepak Takraw’a
göre daha estetik bir
spor. Voleyboldan temel
farkı ise elle değil; ayak,
diz, kafa veya göğüsle
topa temas edebiliyor
olmak. Bunun yanında
farklı olarak takımlar
üçer kişiden oluşuyor
ve mevkilerin voleybola
göre biraz daha farklı
isimleri var.
Sepak Takraw ismi nereden geliyor?
Sepak Takraw sporu, tarih boyunca çok çeşitli isimlerle anıldı. 20. yüzyılda standart
bir adlandırmaya ihtiyaç duyduğunda ise
sporun menşei olan Malezya ve Tayland’ın
bir fikir birliğine varması hiçte kolay olmadı. Nihayetinde Malayca’da ‘tekme’
anlamına gelen sepak ve Tayland dilinde
bu sporda kullanılan el dokuması top için
kullanılan takraw kelimeleri birleştirildi.
Ortaya ‘Sepak Takraw’ (top tepme) anlamındaki bu melez kelime çıktı.
kendi servis dairesinin içinde olmalıdır ancak diğerleri istedikleri yerde durabilir. Yarım dairedeki oyuncu topu servis kullanacak oyuncuya
fırlatır ve servisçi de topu file üstünden rakip sahaya yollar. Voleyboldaki gibi her takım topa en fazla
3 kez vurabilir, üç vuruş sonunda
topu rakip sahaya göndermelidir.
Karşılaşmalar 15 sayı üzerinden oynanan üç set üzerinden yapılır. Skor
14-14 olursa fark iki sayıya çıkana
kadar set uzar. İki tarafın da 12’şer
oyuncusu vardır, her oyunda farklı
bir üçlü sahaya çıkar.
Top tekniği, çeviklik ve
denge şart
Sepak Takraw sporcuları son derece sağlıklı ve atletik sporculardır.
Akrobatik hareketler ve top kontrol
yetenekleri ileri düzeyde olmalıdır.
Bu sporda başarılı olabilmek için
ayrıca çeviklik ve denge gibi özellik-
lere sahip olmak da şart. Sporcular,
oyun dışında salonda çalışırlar ama
en iyi idman oyun sırasında yapılır.
Oyunda servisi atan oyuncuya
‘Tekong’ denir. Hareketsiz oyunda
sol iç ve sağ iç olarak adlandırılan
diğer iki oyuncu ise oyunun aldığı
şekle göre şu iki pozisyona geçer:
Tekong’dan aldığı topu diğer oyuncuya iletene ‘Pasör’, topu karşı
sahaya atana ise ‘Smaçör’ ya da
çoğunlukla ‘katil’ adı verilir.
madı. Neden olarak ise şampiyonanın
sürekli olarak Tayland topraklarında
yapılmasına bağlıyor. Bununla birlikte, daha adil gördükleri Asya Oyunları
kapışmalarında da durumun değiştiği
söylenemez. Oyunlar tarihinde 18
altın, 5 gümüş ve 1 bronz kazanan
Tayland’ı, 3 altın, 7 gümüş ve 9 bronzla Myanmar takip ederken Malezya
kendisine ancak üçüncü sırada yer
bulabiliyor. Brezilya ve Amerika ülkeleri ise bu sporda hiçte fena değil.
Bu sporda en
iyi ülke ‘Tayland’
Dünyada
Sepak Takraw sporu
Sepak Takraw sporunda Tayland
ve Malezya’nın miraslarına sahip
çıktıkları söylenebilir. 1987’den
bu yana her yıl düzenlenen ‘Kral
Kupası Dünya Şampiyonası’ bu iki
ülkenin egemenliğinde. İlk iki şampiyonadan dünya birincisi olarak
ayrılan Malezya, daha sonra yıllar
boyu Tayland’ı alt etmeyi başara-
Uluslararası Sepak Takraw Federasyonu (ISTAF), dünya genelinde bu sporu
yöneten kurumdur. Her yıl Tayland’da
düzenlenen ‘Kral Kupası Dünya
Şampiyonası’ ile oyunun popülerliği
giderek yayılmaktadır. Ayrıca bu spor
Asya Oyunları ve Güneydoğu Asya
Oyunları arasında da yer almaktadır.
Ülkemizde bir ISTAF üyesidir.
EYLÜL 2014
41
Dosya
ESKR
‘pistTE mücadele
Fotoğraf: Ali Balıkçı
42EYLÜL 2014
RIM
etmenin yaşı yok’
EYLÜL 2014
43
Şenay Güner
Dosya
Gençlik Spor Dergisi okuyucuları için
hazırladığımız ‘İki Nesil Bir Arada’
dizisinde bu ay eskrime gönül vermiş iki ismi eskrim pistinde bir araya getirdik. Biri eski Milli Eskrimci
Haluk Yamaç, diğeri de günümüzde
uluslararası platformdaki başarılarıyla dikkat çeken Milli Eskrimci
Enver Yıldırım.
Eskrimi bazıları aristokrat sporu olarak bilir, bazıları ise ayakta
oynan satranca benzetir. Karmaşık
oyun kuralları ve sürati, bu sporun
izlenmesini zorlaştırır. Türkiye’de olmasa da pek çok ülkede ilgiyle takip
edilen ve medyada geniş yer bulan
önemli bir spor dalıdır eskrim.
Eskrim, geçmiş zamanlardaki
düellolar kadar kabul görüp, futbol
veya basketbol kadar popüler olmayacak belki ama her geçen gün
değişmeye ve bilinen bir spor olmaya devam edecek. Eskrim, insanları
etkilemeyi ve bazılarının vazgeçilmezi olmayı sürdürecek…
56 yaşındaki Haluk Yamaç, 1983
Kazablanka Akdeniz Oyunları 3’ncüsü, Türk eskrim tarihinde Akdeniz
Oyunları’nda madalya kazanmış 3
kişiden biri. Aynı zamanda uluslararası platformda çok sayıda derecesi
var, uluslararası hakem ve 2005 2009 Avrupa Konfederasyonu Hakem
Komisyonu Üyeliği yaptı. Bir başka
özelliği de olimpiyatlarda eskrim dalında Türkiye’yi temsil eden son isim olması. 1984 Los Angeles Oyunları’ndan
bu yana Yamaç’tan başka bu branşta
olimpiyatlara katılma hakkı kazanan
kimse olmadı. Fakat eskrim sporuna
gönülden bağlanan ve uluslararası
derecelere sahip milli sporcular var.
Olimpiyat Oyunları’na katılabilmek
adına ter döken zamanımızın öncü
sporculardan biri de Gençler Dünya
Kupası 1’ncisi ve Gençler Dünya Klasmanı 8’ncisi 19 yaşındaki Milli Eskrimci
Enver Yıldırım.
Sizi eskrime devam ettiren şey…
H.Y. İlk başta sıkıcıydı. Antrenmanlarda top oynuyor olmasaydık belki
eskrimi bırakma şansımız olurdu.
Dolayısıyla arkadaş edinmek gibi şekillerle başladı. Hocalar elimize bir yıl
silah (kılıç) vermezlerdi. Gart ve ayak
hareketleri çalışırdık. Daha sonrasında
maçlara girip, başarılar elde etmeye
başlayınca yavaş yavaş bağlandık.
E.Y. Eğlence için antrenmanlara gidiyordum, küçüktüm ve evde sıkılıyordum, bana bir araç oldu. 1 -2 yıl sonra
Türkiye’de 3. oldum, ilk madalyanın
tadıyla daha çok hırslandım. Öncesinde uzun süre elime kılıç almadan çok
antrenman yapmıştım.
‘Tanıdıkları vesile oldu’
‘Fransa’da bir Türk Antrenör’
Eskrimle nasıl tanıştınız?
H.Y. Eskrime başlayalı 46 sene oldu.
Eskrim yapan bir komşumuz vardı.
Dil, Tarih ve İngilizce Profesörüydü, o
tavsiye etmişti. Daha sonra eskrim hayatımın en önemli şeyi oldu ki, Paris’te
bir spor merkezine kayıt olabildim.
A Milli takımı sporcularının ve bütün
olimpik branşların birlikte olduğu ve
çalışmalarını yaptığı bir yer.
E.Y. Komşumuz Eskrim antrenörüydü,
önce abim başladı, arkasından ben. 9
yıldır bu sporu yapıyorum.
44EYLÜL 2014
Eskrim sporuna gönül vermiş, ulusal ve uluslararası başarılarla Türk eskrim tarihine adını
yazdıran iki nesli, eskrim kılıçlarıyla karşı karşıya getirdik. Onlar için eskrim bir spordan çok
daha fazlasını ifade ediyor…
Şu anda eskrimin hayatınızdaki yeri
nedir?
H.Y. Liseyi bitirdikten sonra Fransa’ya
gittim orada dil okulu okudum. Eskrim
hocalığı formasyonlarına girdim ve
ondan sonra da eskrim hocalığını meslek olarak devam ettirdim. 1990’da
sporculuğu bıraktım. 36 senedir, hala
Fransa’da yaşıyorum.
Mesleğim Eskrim artık…
Bir tutku, bağımlılık yaratıyor. O tutku
her zaman aynı. Eskrim öğrenmenin
ve piste çıkıp mücadele etmenin yaşı
yoktur. Bırakamayacağın bir şey. Haftada
35 saatim derste geçiyor. Hafta sonları
maçlar. Fransa klasmanında 32’ye giren
talebelerim oldu. Eskrim benim için artık
hem profesyonel bir meslek, hem de tutku. Mecburen yaşam tarzın oluyor.
E.Y. Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi
ve Spor Öğretmenliği okuyorum. Eskrim
sayesinde hayatım şekilleniyor. Eskrim
herkes için bir spor gibi gözükse de
benim bir parçam oldu. Yani benim için
‘puzzle’ın en önemli parçası, o olmazsa
resim tamamlanmayacak sanki. Benim
için bir özgürlük gibi o pistte istediğimi
yapabiliyorum. Oranın sahibi benmişim
gibi hissediyorum. Uluslararası çok büyük
başarılara imza atamasak da bırakılmıyor.
‘İlki yaşatmak istiyorum’
Eskrim de geleceğini görebiliyor musun,
hedefin nedir?
E.Y. En iyi derecem İran’da 2013 Dünya
Kupası birinciliği, daha sonra Avrupa
Şampiyonası’nda 10. oldum ve şimdi
Gençler Dünya Klasmanı’nda 8’inciyim. Bunlar Türk eskrimi ve benim
için önemli dereceler. Türkiye’de yıldız
kategorisinde oynarken büyüklerde
derece yapıyordum. Bunları çok çalışmaya borçluyum. Çok daha fazla
yurtdışı müsabaka ve kamp yapmam
gerekiyor. Her sporcu gibi olimpiyata git-
Dolayısıyla hakemlik açısından da çok
değişikliğe uğradı. Eskiden, Rus, Macar
gibi eskrimde söz sahibi sporcular karşısında elektriksiz kılıçta hiç kazanma
şansın yoktu. Şimdi yine fark ediyor
ama sen güçlü olur, elektrikli lambayı
yakarsan oyunu götürüyorsun. Macar
bir eskrimci bir şampiyonada elektriksiz
kılıç oynanırken, “rakibimi 5 - 0 yeneceğim ama hiç tuş yapmadan” demişti
ve her tuş yaptığında sayı yapmış gibi
bağırarak o maçı 5-0 kazanmıştı.
‘Amerika hiç yoktu’
O zamanlar Sovyetler Birliği, Macaristan, Polonya gibi ülkelerden bahsedebilirdik. Kore, Japonya, Amerika gibi
ülkeler hiç yoktu. Son 10 yılda Çin’den
Kore’den bahsedebiliyoruz.
80’li yıllarda pist üzerinde git-gel
deplasman olmayan bir oyun tarzı vardı. Daha az fizik, daha az sürat olduğu
için kılıç çatışmalı olurdu. Şimdi daha
seri, daha hızlı, özellikle daha fiziki oluyor. İnisiyatif koldan ayağa geçti. Oyun
tekniği de müthiş değişikliğe uğradı.
Malzemedeki değişiklik de oyunu etkiliyor. Tuş (sayı) yaptığımızda yanmasını
sağlayan malzeme Apere’ye 2005 yılında çip kondu ve oyun değişti.
mek istiyorum. Önce Avrupa ve Dünya
Şampiyonası’nda inşallah madalya
alacağım. Ondan sonra da olimpiyatlara
vize. Haluk hocamdan sonra Türkiye’ye
bir ilki yaşatmak istiyorum. Hayatımdaki bir çok şeyden önce geliyor ve çoğu
şeyden ödün veriyorum. Bu kadar çok
çalışmadan sonra hedeflerime ulaşacağıma inanıyorum. Ne kadar çok emek
verirsek o kadar çok kazanırız.
Haluk bey, eskrimin sizin zamanınızda
ki zorlukları nelerdi?
H.Y. Türkiye olarak en büyük zorluk
bürokratik sorunlardı. Dolayısıyla yurt
dışı maçlarına gitmek çok zor oluyordu.
En yakın komşu ülkeye bile. Yurt dışına
giderken detaylı prosedürler vardı.
Döviz bile çıkaramazdık. Malzeme
konusu büyük sıkıntıydı, maddi olarak
alabilecek olan bile bulamazdı. Şimdi
bir bakıyorum her tarafta malzeme
bulunabiliyor.
‘Siyah beyazdan renkliye’
Eskrim, o zamandan bu zamana nasıl
bir değişikliğe uğradı?
H.Y Eskrim bütün spor branşları
açısından en çok değişime uğrayan
branşlardan birisi. Siyah beyaz oynanan
zamanları vardı. Eskiden elektriksiz
oynanıyordu. 1930’larda Epe’ye, 59’da
Flöre’ye, 90’da kılıca elektrik geldi.
‘En güvenli spor’
İnsanlar eskirimin güvenli olup olmadığını merak ediyorlar…
H.Y. Şu anda bir çok spordan daha
güvenli. Eskrim tarihinde ilk ve son
defa şöyle bir olay oldu; 1982 yılında
Roma’da Dünya Şampiyonası’ndaydık
ve çeyrek final takım müsabakası Federal Almanya ile Sovyetler Birliği arasında oynanıyordu. Bir aksiyon oldu, ünlü
Rus Oyuncu Vladimir Smirnov yere düştü. Silah kırılarak maskeden içeri girdi
ve adam öldü. Malzemenin modernize
oluşu o tarihten itibaren başladı. Şimdi
800 newtonluk baskıyı kaldırabilecek
elbiseler vs. var.
Eskrimi diğer branşlardan ayıran
özelliği nedir?
E.Y. Eskrim oyunu bakımından sürekli
değişen ve hiç bitmeyen bir öğrenme
süreci var. Branşların çoğu bir iki şeyin
üzerine dayalı ama eskrimde hız da,
kondisyon da, zeka da önemli. Bir sürü
parametre var. Aksiyon içindeki hız,
reaksiyon hızı. Psikolojik olarak da hazır
olmak gerekiyor. 1 tuşun çok önemi var.
14 -14’ken kim ne kadar sakin ve mantığını kullanırsa kazanıyor. Kısacık bir
an ömre bedel diyebilirim. Bu şekilde,
‘ayakta satranç’ tanımı gerçekleşiyor.
Sadece güçlü ve hızlı olan kazanamıyor.
‘Bir sporcunun yaşayabileceği en
güzel şey’
1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’na
katıldınız, 1983 Kazablanka Akdeniz
Oyunları’ndan 3’üncü oldunuz, o zaman ki
duygularınızdan bahseder misiniz?
H.Y. Murat Dizioğlu ile beraber eskrimde
olimpiyatlara katılan son kişiler olduk. Uluslararası Eskrim Federasyonu’nun kotası yoktu
diyecekler ama o zaman da Türkiye’nin kotası
vardı, Genel Müdürlük seçiyordu. Toplam 44
kişi katıldık. Her branşta en başarılı olmuş
kişiler. Olimpiyatlarda 27. oldum. 24’e kalmayı 1 tuşla kaybettim. Müsabık olarak çok
güzel anılarım oldu fakat önemli olan açılış
töreniydi, çok muhteşemdi. Türkiye olarak
Olimpiyat Stadı’na girdiğiniz zaman tarif edilemeyecek bir duygu yaşıyorsunuz. Yanınızda
bütün meşhur atletler var. Olimpiyat ve açılış
çok önemli, bir sporcunun yaşayabileceği en
güzel şey.
‘Uzun süre idrak edemedim’
H.Y. Akdeniz Oyunları’nda çok güçlü eskrimciler vardı ve katılım yüksekti. Dünya ve Olimpiyat şampiyonları. Benim için maç öncesi
madalya şansı yoktu. Büyük bir sürpriz oldu.
Mümkün değildi. Hakikaten güzel bir anıydı.
Çok uzun süre bunu idrak etmeye çalıştım.
Yaklaşık 1 hafta sürdü.
Yeni nesile ne tavsiye edersiniz?
Azimli ve hırslı olmayınca olmaz. “Başaramıyorum” diyerek vazgeçmek olmaz. Başarıya
ulaşana kadar gitmek lazım. Benim öğrencilerimde de oluyor, oysa tam tersi. Belli bir
periyottan sonra öyle bir geçiş dönemi oluyor
ki başarı geliyor. Çok emek vermek gerekiyor.
Çalıştığın hocana güvenmek de çok önemli.
Aile işin içine girmezse de olmuyor.
EYLÜL 2014
45
Kim Daha İyi?
K
E
S
K
Ü
Y
A
L
K
I
R
N
I
I
N
‘S
’
A
M
A
İ
L
R
T
E
A
L
E
N
A
S
EF
Yelena İsinbayeva, sırığıyla konuşan kadın ve Sergey Bubka zürafaların boyundan uzun sıçrayan
adam. İkisi de efsane, ortak noktaları çok. İkisi de sırıkla atlamada
kırılmadık rekor bırakmadı. Aktif
spor yaptıkları dönemde tek rakipleri kendileriydi. İki sporcuyu
kıyaslamak çok zor ama biz yine rakamları verdik, yorumu yine sizlere
bıraktık.
—Gökay Baz
46EYLÜL 2014
EYLÜL 2014
47
Kim Daha İyi?
3
6
17
35
1963
1986
YIL BOYUNCA
SOVYETLER
BİRLİĞİ’NİN EN İYİ
SPORCUSU OLDU
DÜNYA
ŞAMPİYONLUĞU
KAPALI SALON
DÜNYA REKORU
TOPLAM KIRDIĞI
REKOR
DOĞDUĞU YIL
1988
AVRUPA
SEUL
ŞAMPİYONU OLDU OLİMPİYATLARI’NDA
5.90 METRE İLE
OLİMPİYAT REKORU
1991
1993
1997
YILIN SPORCUSU
SEÇİLDİ
6.15 METRE İLE
DÜNYA REKORU
KIRDIĞI YIL OLDU
DÜNYA ŞAMPİYONA’SINDA
6.01 İLE SIRIKLA
ATLAMADA DÜNYA
REKORU KIRDI
BUBKA
Dünyanın en iyi erkek sırıkçısı kim ? Soru buysa cevap bellidir.
Hangi spor otoritesine sorsanız dünyanın en iyi erkek sırıkçısı
Sergey Bubka’dır der. O atletizm dünyasının efsane ismidir.
Alanında kırılmadık rekor bırakmadı. Sporu bırakmasının
üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala kırılamayan rekorları
var. Dile kolay, tam 35 dünya rekoru bulunuyor. Ancak başarıları
sporla sınırlı değil. Yönetici olarak da büyük başarılara imza attı.
1. Başarılarındaki en
büyük sırlarından biri hiç
kaybolmayan kazanma
isteği.
2. Fiziksel ve ruhsal olarak
çok güçlü.
3. İşin şov kısmını oldukça
iyi yapan sporculardan,
tribün desteğini kazanmayı
iyi biliyor.
4. Üstün bir sporcu
zekasına sahip.
K a r iy e r i n d e ki 3 ö n e m l i o l a y
1.
KOMŞUSU ISRAR ETTİ. Sergey
Bubka 9 yaşındayken ilk defa
sırıkla yüksek atlama sporuyla
tanıştı. Bir komşusu yüksek
atlama sporuyla uğraşıyordu.
Sergey’in de uğraşmasını istedi. Onu
seçmelere hazırladı. Tesadüf üzerine
başladığı sporda 12 yaşına geldiğinde ilk
kez bir kulüpte çalışmaya başladı.
48EYLÜL 2014
2.
İLK KEZ DÜNYANIN
DİKKATİNİ ÇEKTİ. 1983
yılında Helsinki’de düzenlenen Dünya Şampiyonası, Sergey’in ilk büyük
turnuvası oldu. Hiç kimse o
güne kadar ismini duymamıştı. Ancak
Sergey o gün 5.70’lik atlayışla tüm
dikkatleri üzerine çekti. O artık bir
yıldızdı, daha çok çalışmalı ve daha
büyük başarılar elde etmeliydi...
5. Antremanlarda yüksek
performans gösteren bir
sporcu.
3.
REKORTMEN OLİMPİYATLARDA YOKTU. Sergey’in
hayatında 1984 yılında
yaşadığı olayların etkisi büyük
oldu. 1984’te ilk defa 6 metreyi
geçen sporcu oldu. Ancak o
yıl Sovyetler Birliği’nin olimpiyatlara
katılmaması sonucu Los Angeles
Olimpiyatları’na katılamadı. Rekortmendi
ancak olimpiyatlarda yoktu. Yıllarca o
olimpiyatlara katılamadığı için çok üzüldüğünü her defasında dile getirdi.
2
3
19
1999
2003
OLİMPİYAT
ŞAMPİYONLUĞU
DÜNYA
ŞAMPİYONLUĞU
KIRDIĞI DÜNYA
REKORU
DÜNYA GENÇLER
OYUNLARI’NDA
4,10 M ATLAYARAK
İLK ALTIN MADALYASINI ALDI
BİRMİNGHAM’DA
SIRIKLA YÜKSEK
ATLAMA GÜMÜŞ
MADALYA ALDI
2004
2005
ATİNA
5 METREYİ GEÇEN
OLİMPİYATLARI’NDA İLK KADIN SIRIKÇI
SIRIKLA YÜKSEK
OLDUĞU YIL
ATLAMADA ALTIN
MADALYA KAZANDI
2005
2008
2009
HELSİNKİ
PEKİN YAZ
5.06 M İLE
SIRIKLA YÜKSEK OLİMPİYATLARI’NDA
KENDİNE AİT
ATLAMADA ALTIN OLİMPİYAT, DÜNYA DÜNYA REKORUNU
MADALYA ALDI VE KENDİ REKORUNU
GELİŞTİRİLDİ
KIRDI
ISINBAYEVA
1. Spor alanında
rakipleriyle hiç konuşmaz.
Konsantrasyonu yüksektir.
2. Ilımlı ve sevecen bir
sporcu olarak tanınıyor,
oldukça sakin bir kişiliği
var.
3. Esnek ve çok güçlü bir
fiziki yapıya sahip.
4. Değişik renkli sırıklar
kullanıyor ve sırıklarıyla
konuşuyor. Her atlayışı
ritüel gibi, işini severek
yaptığı her halinden belli.
5. Çalışkanlığıyla biliniyor
antrenmanlardan
bıkmayan bir sporcu.
Atina’nın ev sahipliği yaptığı 2004 Olimpiyat Oyunları’nda milyonlarca
seyirci sporda yeni bir yıldızın doğuşuna tanık oldu. Stadyumun
sırıkla atlama bölümünde müthiş şeyler oluyordu. Rus sporcu kolayca
atlıyor ve art arda daha büyük bir yükseklikler alarak rakiplerine
kazanma şansı bırakmıyordu. Uçuşa benzer atlayışı uzun zaman
içinde sporseverlerin hatırında kaldı. Parlak gülümsemesi seyircilerin
kalplerini fethetti. Yelena İsinbayeva iki kez Olimpiyat şampiyonu oldu
ve çok kez Dünya ve Avrupa birinciliği kazandı. Toplamda 28 dünya
rekoru kırdı. Sırıkla atlamada 5 metreyi aşan ilk kadın sporcu oldu.
K a r iy e r i n d e ki 3 ö n e m l i o l a y
1.
UZUN BOYU ATLETİZME
YÖNELTTİ. Yelena çocukken
cimnastikle uğraşıyordu.
Ancak bu spor dalında ilgi
çekici sonuçları elde edemedi. Uzun boylu olması bunun
başlıca nedeniydi. 15 yaşında Olimpiyat
rezervleri spor okulundan çıkarıldı.
Ancak Yelena yılmadı. Spor dışında bir
hayat düşünemediği için sporla uğraşmanın yollarını aradı.
2.
ANTRENÖR DEĞİŞİKLİĞİ BAŞARILARINI ARTIRDI. 22 Temmuz
2005’te 5 metreyi geçen ilk kadın
sırıkçı oldu. 2005 sezonu sonunda
antrenörü Trofimov’dan ayrıldı ve
Sergey Bubka’nın eski antrenörü
Vitaly Petrov ile çalışmaya başladı. 2006
yılı içinde, 14 Eylül’e kadar tek dünya rekoru
salonda 4 m 91 cm oldu. 2008 yılı başında
Ukrayna’da düzenlenen salon şampiyonasında rekorunu 2 santimetre geliştirip 4,95’e
ulaştı.
3.
ANNE OLUNCA SPORA ARA
VERDİ. Yelena İsinbayeva
günümüzde spora bir süre
ara verdi. Çünkü yakınlarda
belki de hayatındaki en
önemli gelişmeyi yaşayacak.
Yani anne olacak. Bu gelişmeyle belki
spor hayatında ikinci plana çekilecek.
Ancak yine de sporseverlerin beklentisi, 2016 Rio Olimpiyatları’nda Yelena’yı
izleyebilmek.
EYLÜL 2014
49
Malazgirt
50EYLÜL 2014
Anadolu’nun kapıları
bu kez sevgi,
barış ve
kardeşliğe açıldı
MUŞ MALAZGİRT
Bundan 943 yıl önce
Sultan Alparslan
ve muzaffer askerleri, Anadolu’ya
geldiğinde kimse bu
toprakların yüzlerce yıl kimlerin
hakimiyetinde kalacağını bilmiyordu. Alparslan’ın
Malazgirt’te kazandığı zafer,
Anadolu’nun kapısını bugün bu topraklarda varolan Türkiye Cumhuriyeti için
sonuna kadar açtı.
Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türk
tarihinin en müstesna zaferlerinden biri olan Malazgirt Zaferi’nin
943. yıldönümünde, bu kez
Anadolu’nun gönül kapısını binlerce gençle barış içinde yeniden açtı.
‘1071 Tarihimiz Bir Hedefimiz
Bir’ sloganıyla yola çıkan Bakanlık,
kanlı muharebenin yaşandığı alana
17 kıl çadır kurdu. Tarihte kurulan
16 Türk Devleti’ni temsil eden
çadırların ortasında ise Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’ni simgeleyen
17. çadır yer aldı.
“Bu topraklar bizim namusumuz”
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay
Kılıç da büyük önem verdiği programda hazır bulundu. Törende bir
konuşma yapan Bakan Çağatay Kılıç, “Selçuklu’dan, Türkiye’ye devrolan bu kutlu miras, Yeni Türkiye ile
daha da yükselecektir. Bu topraklar
bizim namusumuz. Biz akrabayız.
Etle tırnak gibiyiz. Tarihimizin en
şanlı sayfalarını beraber yazdık,
geleceğimizi de birlik içerisinde sizlerle yazacağız” şeklinde konuştu.
“Bize gurur duyulacak
muhteşem bir miras bırakan ecdadımızı
rahmetle anıyorum”
Malazgirt Zaferi’nin herhangi bir
başka zafere benzemediğinin altını
çizen Bakan Çağatay Kılıç, sözlerini
şöyle sürdürdü:
“1071 ruhu olarak adlandırdığımız bir destan bu. Bize utanılacak
değil, gurur duyulacak muhteşem
bir miras bırakan tüm ceddimizden
Allah razı olsun. Hepsini rahmetle
anıyorum. Malazgirt öylesine bir
savaş, öylesine bir zafer değildir.
Anadolu’yu bizlere vatan kılmış ve
bu toprakların seyrini baştan yazmış tarihi bir gündür.”
“Bu yürüyüşün adı büyük ve
güçlü Türkiye yürüyüşüdür”
Sultan Alparslan’ın, Malazgirt
Meydanı’nda askerlerine yaptığı
konuşmadan bir alıntı yapan Bakan
Çağatay Kılıç, “Sultan Alparslan,
‘Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım ya da şehit olarak Cennet’e
giderim. Burada emreden sultan
ve emredilen asker yoktur’ dedi
askerlerine. Bu tevekkül dolu duyguyla yola çıktı. Bu yürüyüşün adı
büyük ve güçlü Türkiye yürüyüşüdür. Bu inanmışlıkla, adanmışlıkla
savaşa giren Sultan Alparslan
bugünlere ulaşmamızın temelini
atmıştır” şeklinde konuştu.
Bakan Çağatay Kılıç,
Türkiye’nin halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce ‘Biz bu
yola kefen giydik de çıktık’ dediği
zaman bazı kesimlerin bunu anlamadığına dikkati çekerek, şunları
söyledi:
EYLÜL 2014
51
Malazgirt
Sertaç Aksan
Fotoğraf: Ali Balıkçı / Aytaç Ünal
“Sultan Alparslan, bu meydanda
‘Eğer şehit olursam bu beyaz elbise
kefenim olsun’ diyen bir komutan.
Sayın Cumhurbaşkanımızın da
dile getirdiği ruh budur. Bu güzel
zaferin 943. yıl olmasına rağmen,
yüreklerimizde hala canlılığını korumaktadır. O nedenle bu yıl, ‘1071
Tarihimiz bir, hedefimiz bir’ dedik.”
“1071 yılında bu meydanda
1923’ün, 2023’ün, 2053’ün,
2071’in yolu açıldı”
Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce gencin tecrübelerini,
düşüncelerini paylaşabileceği bir
ortamın Malazgirt’te varolduğunu
dile getiren Bakan Çağatay Kılıç,
şöyle konuştu:
“Buradaki şuuru daha iyi anlamak ve geleceğe taşımak hepimizin
ortak olgusu. Sultan Alparslan’dan,
Fatih’ten, Mustafa Kemal’den aldığımız ilhamla yürüyüşümüz devam
edecek. Selçuklu’dan Osmanlı’ya,
Osmanlı’dan Türkiye’ye devrolan
bu miras Yeni Türkiye ile daha da
52EYLÜL 2014
yükselecektir. 2023, 2053, 2071
hedeflerimize el ele yürüyeceğiz.
Ortak bir şekilde neler yapabildiğimizi Çanakkale’de, Cumhuriyetin
kuruluşunda gösterdik. 1071 yılında
bu meydanda 1923’ün, 2023’ün,
2053’ün, 2071’in yolu açıldı.”
“Biz, etle tırnak gibiyiz. Geleceğimizi de bu beraberlikle
yazacağız”
“Bu topraklar bizim namusumuz”
diyen Bakan Çağatay Kılıç, “Bizler,
etle tırnak gibiyiz. Tarihimizin en
şanlı sayfalarını beraber yazdık,
geleceğimizi de birlik içerisinde
omuz omuza yazacağız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep
birlikte Türkiye olacağız” ifadelerini
kullandı. Bakan Çağatay Kılıç, şöyle
devam etti:
“Bugün artık Türkiye Cumhuriyeti bambaşka bir ivme kazanmış
şekilde yürüyor. Geçmişteki kavgaları kenara koymanın vakti çoktan
geldi. Bizler şuan gelecek yürüyüşü
içerisindeyiz. Kararlılıkla da bu
yolda yürümeye devam edeceğiz.
Provokasyonlar olacak, oluyor da.
Fakat bizler Malazgirt, Çanakkale,
Cumhuriyet ruhu ile yürümeye
devam edip, birlik ve berberliğimizi
daha da güçlendireceğiz. Türkiye,
AK Parti iktidarlarında, Sayın Recep
Tayyip Erdoğan isminin önderliğinde çok yol aldı. Daha gidecek çok
yolumuz var.”
“Anadolu’nun temsili
anahtarı Bakan Çağatay
Kılıç’a verildi”
Konuşmaların ardından Muş Gençlik
Merkezi üyelerinden oluşan ekip,
seyircilere muhteşem bir folklor
gösterisi sunarken, daha sonra Sultan Alparslan ve atlı birlikleri şehre
temsili bir giriş yaptı.
Binlerce kişinin heyecanla takip
ettiği şanlı girişin ardından Sultan
Alparslan, Anadolu’nun temsili
anahtarını Bakan Çağatay Kılıç’a
verdi. Anahtar tesliminin ardından
atlı birliklerin protokolü selamlaması sonrasında ise bu yıla özel
olarak düzenlenen ‘2071 Malazgirt
Bayrak Koşusu’nda dereceye giren
sporculara ödülleri, Bakan Çağatay
Kılıç tarafından verildi.
Kırgız Çadırı’nda geleneksel
Selçuklu Pilavı ikramı
Ulusal ve yerel medyadan çok sayıda basın mensubunun da takip ettiği etkinlikler kapsamında, Malazgirt
Meydanı’nda toplanan binlerce kişiye Kırgız Çadırları’nda geleneksel
Selçuklu Pilavı ikram edildi.
Pilav ikramı sonrasında meydana kurulan kıl çadırları gezen Bakan
Çağatay Kılıç, daha sonra alanın
tam ortasında yer alan ve Türkiye
Cumhuriyeti’ni temsil eden çadırda
gençler ve çocuklarla bir araya
geldi. Gençlerin bölgedeki gözlemlerini dinleyen Bakan Çağatay Kılıç,
Muş’un farklı köy okullarında eğitim
gören öğrencilerle geleceğe ilişkin
planlarına dair sohbet etti.
Muşlu çocuklara sürpriz
Kimi çeşitli hediyeler isteyen kimi
de Muş’un dışında hiçbir yeri gez-
mediği için farklı şehirleri görme
arzularını dile getiren çocukların
tamamının isteklerini not alan Bakan Çağatay Kılıç, bir araya geldiği
öğrencileri, sınıf arkadaşlarıyla
beraber Türkiye’nin farklı yerlerine
tatile göndereceğinin sözünü verdi.
Ata sporları ilgiyle izlendi
Bakan Çağatay Kılıç ve Malazgirt
Meydanı’nda toplanan binlerce
genç, gösterilerin ardından hipodrom alanına geçerek cirit, atlı okçuluk ve gökböri gösterilerini izledi.
Gösteri atışlarında ve yarışmalarda
dereceye giren sporcular ödüllerini
Bakan Çağatay Kılıç’ın elinden aldı.
1071’den 2071’e Malazgirt
Gösterisi büyüledi
Mustafa Erdoğan yönetimindeki
450 kişilik dev kadro ‘1071’den
2071’e Malazgirt’ gösterisi ile izleyenlere adeta görsel bir şölen yaşattı. Muş yöresinden 65 dansçının
yanı sıra çok sayıda atlı göstericinin
de yer aldığı etkinliğin hazırlık sürecinde farklı stüdyolarda özel görsel
çekimler yapıldı. Hazırlıkları bir
ay süren gösteri, izleyenleri adeta
büyüledi.
Barış ve kardeşliğin ezgileri
Malazgirt’ten Anadolu’ya
yayıldı
Düzenlenen konserler kutlama
programına farklı bir renk kattı. Funda Arar, Orhan Ölmez ve
Züleyha’nın sahne aldığı gecede barış ve kardeşliğin ezgileri, Malazgirt
Ovası’ndan tüm Anadolu’ya yayıldı.
1071 tarihçi zaferin izlerini
sürdü
Etkinlikler kapsamında bir de Tarih
Çalıştayı düzenlendi. Gençlik ve
Spor Bakanlığı’nın, Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile
imzaladığı protokol kapsamında
düzenlenen çalıştaya 81 ilden 1071
tarihçi katıldı. Çalıştaya katılan genç
tarihçiler, alanında uzman kişilerden öğrendikleri bilgileri, Van’ın
Ahlat ilçesinde mezar, kümbet ve
arkeolojik saha ziyaretleriyle pekiştirme fırsatı da buldular.
EYLÜL 2014
53
30 Ağustos
Kocatepe’den
Zafertepe’ye
Bağımsızlığa Giden Yolda…
Haber: Doğukan Gezer / Fotoğraf: Ahmet Dişbudak
54EYLÜL 2014
Kurtuluş Savaşı’nı zaferle
sonuçlandıran savaş; Büyük
Taarruz ya da bir başka deyişle Başkomutanlık Meydan
Muharebesi… İşte o büyük
zaferin 92. Yıldönümünde 15
bin genç tek yürek oldu ve
‘Kocatepe’den DumlupınarZafertepe’ye, Bağımsızlığa Giden Yolda’ adımlarını attı.
Yüzyıllardır nice görkemli zafere
kucak açan Anadolu coğrafyasında yaşamanın ayrıcalığını
yaşıyoruz. O zaferlerden biri
de Başkomutanlık Meydan Muharebesi. Yani Ulusal Kurtuluş
Savaşı’nı bitiren son savaş.
O büyük zaferin üzerinden
tam 92 yıl geçti ve Türkiye
gençliği o zaferi hiçbir zaman
unutmadı. Bu yılda Gençlik ve
Spor Bakanlığı’nın organizasyonunda 15 bin genç, Bakan Akif
Çağatay Kılıç’ın da katılımıyla
‘Kocatepe’den DumlupınarZafertepe’ye, Bağımsızlığa Giden
Yolda’ programında bir araya
geldi.
15 bin gençle
bağımsızlık yürüyüşü
Zafer Bayramı dolayısıyla 25-30
Ağustos tarihlerinde düzenlenen
etkinlikler kapsamında Afyonkarahisar ve Kütahya’da iki farklı
program gerçekleştirildi.
Programın Afyonkarahisar
ayağında, yaklaşık 3 bin genç
Şuhut Atatürk Evi’nde bir araya
geldi. Buradaki törenin ardından
gençler şehir stadyumuna kadar
bir yürüyüş gerçekleştirdi.
Kütahya programında ise
Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!..”
emrini verdiği yerde bulunan
Dumlupınar İlk Hedef Anıtı önünde törenler düzenlendi. Ayrıca,
Kurtuluş Savaşı boyunca tüm cephelerde şehit düşenlerin anısına
yapılan Dumlupınar Şehitliği’ne
mehter eşliğinde yüründü.
Türkiye’nin değil
Dünya’nın tarihi değişti
Anma programının sonraki
adresi Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün muharebeyi sevk ve
idare ettiği 1181 rakımlı tepede
bulunan Zafertepe Anıtı’ydı.
Gençlik ve Spor Bakanı Akif
Çağatay Kılıç’ı Zafertepe’ye
gelişinde, gençler ellerinde Türk
bayrakları ile karşıladı. Gençlerin
ellerindeki bayraklarla oluşturduğu koridorun içinden geçerek
alana giren Bakan Çağatay Kılıç,
burada yaptığı konuşmada,
Dumlupınar’da kazanılan zaferin
sadece Türkiye’nin ve Türk milletinin tarihini değil aynı zamanda
dünya tarihini değiştirdiğini
ifade etti. Bakan Çağatay Kılıç
sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu zafer, milletimizin
bağımsızlık inancının ve vatan
sevgisinin önünde hiçbir gücün
duramayacağını tüm dünyaya
bir kez daha kanıtlamıştır. Bugün milletimiz için gurur günüdür. Sizler, istiklal coşkumuzu
bütün dünyaya haykırıyorsunuz. İstiklal şairimiz ne güzel
söylüyor, ‘Şüheda fışkıracak
toprağı sıksan, şüheda’. Evet,
bu topraklarda 92 yıl önce
bugünlere ulaşmamız için cumhuriyetimizin, milletimizin değerlerini korumak için vatanını,
inancını ve imanını korumak
için atalarınız, ecdadınız şehit
ve gazi oldu. Bugün sizler, bu
bayrağı, bu destanı geçmişten
aldığınız güçle taşımaya devam
ediyor ve edeceksiniz.”
EYLÜL 2014
55
Tarih
Osmanlı
İmparatorluğu’nun
10. Padişahı. Dünya
tarihinin en önemli
isimlerinden
biri. Batı’nın
‘muhteşem’,
Doğu’nun
‘kanuni’ olarak
adlandırdığı
1. Sultan
Süleyman’ın,
rastlantı da
olsa hayatında
Eylül ayına denk
gelen önemli
gelişmeleri Gençlik
Spor Dergisi’nin
bu sayısında
bulacaksınız.
56EYLÜL 2014
Muhteşem
Süleyman’ın
Bora Selek
Eylül rastlantısı
Batı Ona ‘magnificient’, yani Türkçe
deyişle ‘muhteşem’ diyor. Doğu’da
ise adaletli yönetimi nedeniyle
‘Kanuni’ olarak biliniyor. Bahsettiğimiz kişi 1. Süleyman. Yani Osmanlı
İmparatorluğu’nun onuncu padişahı.
Kanuni Sultan Süleyman, 1494
tarihinde Trabzon’da doğdu. Babası
Yavuz Sultan Selim’in ölümünün
ardından 1520’de tahta geçti ve
1566’daki ölümüne kadar tahtta kaldı. 46 yıl boyunca padişahlık yapan
ve bu sürede 13 kez sefere çıkan
Sultan Süleyman Han, Osmanlı’nın
en uzun süre görev yapan ve en çok
sefere çıkan padişahı olarak bilinir.
İster ‘muhteşem’ deyin, ister
‘kanuni’, Osmanlı’nın 10. Padişahı
Sultan 1. Süleyman’ın hayatında Eylül ayı önemli bir yer tutuyor. Rastlantı da olsa Eylül ayı Kanuni Sultan
Süleyman’ın hayatının önemli dönüm noktalarını ve önemli zaferleri
yaşadığı bir ay.
Eylül’ün son günü
tahta çıktı
Sultan Süleyman, babası Yavuz
Sultan Selim’in ölümü üzerine, 30
Eylül 1520’de tahta geçti. Tahta çıktığında 25 yaşındaydı. Erkek kardeşi
olmadığından tahta çıkışı çatışmasız
oldu. Kanuni Sultan Süleyman tahta
çıktığında Osmanlı dünyanın en
güçlü devleti konumundaydı. Yavuz
Sultan Selim’in ölümünün ardından
Avrupalılar, “Aslan öldü, yerine kuzu
geçti” diye sevinseler de hiç de öyle
olmadığı kısa sürede ortaya çıktı.
Kanuni, tahta çıkmasından bir yıl
sonra Belgrad’ı Osmanlı topraklarına kattı. Belgrad’ın fethi bir Eylül
günü olmasa da Eylül ayına sayılı
günler kala, 29 Ağustos 1521 tarihinde gerçekleşti.
Budapeşte bir Eylül
günü alındı
1526 yılına gelindiğinde Kanuni
Sultan Süleyman önderliğindeki
Osmanlı ordusu Macaristan’a hareket etti. Macar Kralı II. Lajos’un
liderliğindeki ordu ile Mohaç’ta
karşılaşan Sultan Süleyman, bu
savaşı kazanarak Macarlar’ın direncini kırdı. Yürüyüşüne devam eden
Osmanlı Ordusu, 20 Eylül günü
Budin’e yani Budapeşte’ye girdi.
Şehrin anahtarını alan Kanuni Sultan Süleyman, 21 Eylül’de Peşte’ye
geçerek Macaristan’ın başına Jan
Zapolya’yı getirdi. Macaristan’ın
Osmanlı’ya bağlanması üzerine
Sultan Süleyman ordusu ile birlikte
İstanbul’a döndü.
Viyana kapılarına
Eylül’de dayandı
Macaristan’ın fethi sonrası Osmanlı
ile Avusturya karşı karşıya geldi.
Avusturya Dükü Ferdinand’ın,
Zapolya’yı tanımayarak Budin’e
girmesinin ardından Kanuni Sultan
Süleyman bir kez daha sefere çıktı
ve Budin’i geri aldı. Bunun üzerine
Ferdinand, kendisini destekleyen
Şarlken’le birlikte Viyana’ya çekildi.
Ancak Kanuni Sultan Süleyman’ın
durmaya niyeti yoktu. 26 Eylül 1529
tarihinde Viyana kuşatıldı. Ancak
girilen kış mevsimi nedeniyle kuşatma kaldırıldı.
1532 Eylül’ünde Graz
fethedildi
Bir süre sonra Ferdinand, Kanuni
Sultan Süleyman‘a bir elçi göndererek vergi karşılığında Macaristan’ın
kendisine verilmesi istedi. Ama bu
isteği Kanuni tarafından reddedildi. Bunun üzerine Ferdinand, bir
kez daha Budin’i kuşattı. Kanuni
Sultan Süleyman bu gelişme üzerine
Almanya seferine çıktı. Budin’i geri
alan Osmanlı ordusu, Avusturya ve
Almanya içlerine akınlar düzenledi.
Yedi ay süren Almanya seferi sırasında Avusturya’da bir çok kasaba,
şehir ve kale fethedildi. Avusturya’nın
önemli kentlerinden biri olan Graz da
yine bir Eylül ayında, 11 Eylül 1532’de
fethedildi.
En büyük deniz zaferi
Eylül’de kazanıldı
Kanuni Sultan Süleyman, hükümdarlığı döneminde denizciliğe de büyük
önem veriyordu. Kanuni, 1533 yılında
Barbaros Hayreddin Paşa’yı Kaptan-ı
Derya olarak atadı. Türk tarihinin gelmiş geçmiş en önemli denizcilerinden
olan Barbaros döneminde tüm Ege’ye
hakim oldu. Osmanlı artık Akdeniz’de
büyük bir güce sahipti. Bu durum
Avrupa’yı harekete geçirdi. Andrea
Doria komutasındaki Haçlı donanmasıyla, Osmanlı donanması 27 Eylül
1538’de Preveze Körfezi’nde karşı
karşıya geldi. Savaşta, Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı
donanması büyük bir zafer elde etti.
Tarihe Preveze Deniz Zaferi olarak
geçen bu savaş sonunda, Akdeniz’in
hakimiyeti tamamen Osmanlı
İmparatorluğu’nun eline geçti.
Zigetvar’ın fethini
göremedi
Tarihin en büyük hükümdarlarından
olan Kanuni Sultan Süleyman’ın son
seferi de Macaristan’a oldu. Zigetvar
Kalesi’ni kuşatan Sultan Süleyman’ın
ömrü bu kalenin fethini görmeye yetmedi. Muhteşem Süleyman, kuşatma
devam ederken 7 Eylül 1566’da hayata
veda etti. Kanuni’nin ölümünden kısa
bir süre sonra Zigetvar Kalesi fethedildi.
EYLÜL 2014
57
Portre
‘Efsane Başkan’a veFa
SÜLEYMAN SEBA SEZONU
Süleyman Seba… Sadece ismi yetiyor Türk futbolunu, beyefendiliği, tevazuyu, güvenilirliği ve daha birçok şeyi anlatmaya. 1984-2000 yıllarında kesintisiz
olarak Beşiktaş kulübünün başkanlığını ‘şerefli bir şekilde’ sürdüren Seba, şerefli ikincilikleriyle de Beşiktaş Duruşu’nun vücut bulmuş halini temsil ediyor.
Gençlik Spor Dergisi olarak, Vefa’nın sadece İstanbul’da bir semt ismi olmadığını gösterebilmek adına yola çıkıyoruz ve spor alanındaki
arayışımızda soluğu Süleyman Seba’da alıyoruz. İşte her şey dolu bir yaşama dair notlar…
Haber:Doğukan Gezer - İnfografik: Yunus Aslan
1920
5 Nisan 1926- Süleyman Seba, Sakarya’nın
Hendek ilçesinde dünyaya geliyor. Elimizden
‘İyi ki doğmuşsunuz’ demekten öte bir şey
gelmiyor.
1940’lar- Mezun olduğu Kabataş Erkek Lisesi’nin futbol
takımında top koşturmaya
başlayarak, Beşiktaş Genç
Takımı’na giriyor.
1930
1940
1930’lu Yıllar- İlköğretimini doğup büyüdüğü noktada
tamamlayarak, iki yıl Galatasaray Lisesi’nde okuduktan
sonra Kabataş Erkek Lisesi’ne geçerek mezun oluyor.
1950
1947-48- İstanbul Ligi’nde 14
maçta 8 gol atıp, takımının en
golcü ikinci ismi oluyor.
1960
1970
1954- Henüz 28 yaşındayken menisküs sebebiyle aktif futbol yaşantısını noktalamak
zorunda kalıyor.
1980
1990
1963- İlk kez yönetim kurulunda yer alıyor
ve geçen süreçte çeşitli dönemlerde aralıklarla kulüpte yöneticilik yapıyor.
2000- 16 yıla 5 Süper Lig, 4 Türkiye Kupası,
4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık
Kupası, 6 TSYD Kupası sığdırıyor.
1949-50 - Seba, bu
sezonda kariyerinin
ilk İstanbul Ligi şampiyonluğunu elde etti.
14 maçın tamamında
forma giyiyor.
1946- İstanbul Ligi ilk maçına Fenerbahçe karşısına
çıkıyor ve 4-3 yenildikleri
maçta bir gol kaydediyor.
İlk sezonunda 9 maçta 6
gol atarak, şampiyonluk
da yaşıyor.
2000
2010
1957 - Beşiktaş Kulubü’ne üye oluyor.
1984- Beşiktaş için çok zor bir dönemde yönetimi devralıyor ve sadece Beşiktaş değil, Türk futbol tarihine önemli
katkılar sağlayacağı Kulüp Başkanlığı
görevine geliyor.
2014
13 Ağustos 2014- Süleyman Seba, 7’den
77’ye herkese önemli bir miras bırakarak
aramızdan ayrılıyor…
58EYLÜL 2014
13 Şubat 2000- BJK Mali ve Olağan Genel
Kurulu’nda önemli ve tarihi bir konuşma
yaparak görevine veda ediyor.
2014-2015 Futbol sezonuna
Süleyman Seba sezonu adı verildi.
Seba’nın Görevine
Veda Ederken Yaptığı Konuşma
“1984 yılında, ilk defa huzurlarınıza çıktığım
kongre, konuşmamın başında söylemiş olduğum sözleri hatırlatmak istiyorum: ‘Herkesi
bir zaman için aldatabilirsiniz. Bazı kişileri
her zaman aldatabilirsiniz. Ama herkesi her
zaman aldatamazsınız!’ Ben kimseyi hayatım
boyunca aldatmadım. 1984 yılında huzurlarınıza hangi heyecan ve duygularla gelmişsem
bugün de huzurlarınızda aynı heyecan ve duygularla başım dik, gönlüm rahat ve huzur içerisinde sizlere veda ediyorum…”
EYLÜL 2014
59
Su Kabağı Sanatı
Hünerli eller
su kabağını sanata
dönüştürüyor
60EYLÜL 2014
Parlayan bir yıldız gibi geceyi aydınlatıyor. Işıkları tüm
ihtişamıyla karanlığı deliyor. İlk bakışta inanmak zor;
bu güzel fenerlerin sadece bir su kabağı olduğuna.
Göze de gönle de hitap edEN BU FENERLERİN Yapımı zor.
İşte görenleri hayran bırakan su kabağı sanatı...
Haber: Gökay Baz / Fotoğraf: Aytaç Ünal
EYLÜL 2014
61
Su Kabağı Sanatı
Bağlama
62EYLÜL 2014
Aslında bir
kabak lamba
yapmak kolay
iş değil,
yaklaşık bir yıl
sürüyor. Önce
tohum kabağa
dönüşüyor
Pakdil bu sırada
bahçe bahçe
gezerek uygun
kabakları
seçiyor
ardından
kurutma işlemi
başlıyor.
Su kabağı, karpuz, kavun, salatalık ve kabakla aynı aileden
yani kabakgiller familyasından.
Yemeği de yapılabiliyor, süs olarak da kullanılabilyor. Bildiğimiz
kabaktan tek farkı ise boyu.
Kabaktan çok daha büyük. Kuruduğunda ise çürümüyor.Sadece
içi çekiliyor ve dışı sertleşerek
odunsu bir yapıya dönüşüyor.
Kabağın yemek dışında diğer
kullanım alanı da bu noktada
başlıyor. Yüzyıllardır Anadolu’da
kap kacak olarak hatta su kabı
olarak birçok evde kullanılan su
kabağı, ahşap yapımcılığında da
en büyük malzeme.
Su kabağı şimdilerde ise
daha çok hediyelik eşya yapımında tercih ediliyor. En dikkat
çekici örnekleri ise su fenerler.
Su kabağından fener yapan
ustalardan biri de Antalya’da
yaşayan Ömer Sami Pakdil. Pakdil, 14 yıl önce rehberlik yaptığı
Alanya’da bir kabak ustasının
yaptığı lambalardan etkilenerek
kabak oyma sanatına başlıyor.
Kabak oyma ustasından
etkilenince kendi kendine denemeler yapmaya başlıyor. Yeteneğini de bu şekilde keşfediyor.
Önce kabağı boyuyor sonra
oymalar yaparak dekoratif
lambalar, fenerler haline dönüştürüyor. Ortaya çıkan eser çev-
redekiler tarafından çok beğenilince bu sanatı maddi kazanca
da dönüştürüyor. Şimdilerde
yaptığı lambalarla dünyanın
dört bir yanını aydınlatıyor.
Aslında bir kabak lamba
yapmak kolay iş değil, yaklaşık
bir yıl sürüyor. Önce tohum
kabağa dönüşüyor Pakdil bu
sırada bahçe bahçe gezerek uygun kabakları seçiyor ardından
kurutma işlemi başlıyor. Kabak
kuruyup sertleştikten sonra ise
işlemesi lambanın modeline
göre 3 saat ile bir gün arasında
sürüyor. Işıklar da yerleştirince
dekoratif lamba hazır oluyor.
El yapımı lambalar 50 liradan bin liraya kadar alıcı bulabiliyor. Bu tür lambalar daha çok
dekoratif amaçlı kullanılıyor.
Lambanın müşterileri ise
oldukça çeşitli. Yurt içinde
oteller, kafeler ve restoranlar
daha çok tercih ediyor. İngiltere,
Viyana, Avusturya ve Asya’dan
da müşterileri var. Bazı yabancı
mimarlar özel lamba tasarımları
istiyor ve satın alıyor.
Kabak sanatı ekolojik hayatın korunması için doğal ürünler
kullanılması açısından önemli.
Tabi bir yandan da kaybolan
bazı el sanatlarımızın yerini yeni
sanatların alması da ayrı bir
mutluluk kaynağı...
EYLÜL 2014
63
Röportaj
Instagram fenomeni Mustafa Seven anlatıyor…
Hayatın fotoğrafını
çekebilir misin
Sebastian?
Sokak fotoğrafçılığını ‘hayata tanıklık
etmek’ diye tanımlayan Mustafa Seven,
Instagram’da paylaştığı fotoğraflarıyla
yüz binlerce takipçisine ulaşıyor. Usta fotoğrafçı Seven, 3x2’lik geleneksel fotoğraflarını 2x2’lik Instagram çerçevesine sığdırma serüvenini Gençlik Spor’a anlattı.
64EYLÜL 2014
EYLÜL 2014
65
Doğukan Gezer
Röportaj
Yüzyıllar önce ilk fotoğraf makinesinin ilk deklanşörüne basıldığında
görsel sanat dünyasına önemli bir
adım atıldı. Aradan uzun dönemler
geçti ve cep telefonlarımıza giren
Instagram fotoğrafçılık dünyasında
devrim niteliğinde bir akım başlattı.
Yeni fotoğraf meraklıları büyük bir heyecanla fotoğraflarını
paylaşıma sunarken, geleneksel
fotoğrafçıların da birçoğu bu yeni
dünyaya ‘merhaba’ dedi. Fotoğraf
makinesini gittiği haber sırasında
eline alan ve 20 yıllık meslek hayatında önemli fotoğraflara imza atan
Mustafa Seven de bu isimlerden
sadece biri. İşte Seven’in Instagram
ile imtihanı…
İlk olarak fotoğraf, deklanşör ve
komposizyon ile buluşma hikayenizi dinlemek isteriz. Nasıl gelişti
böyle bir tanışma süreci?
Fotoğrafla tanışmam üniversite
yıllarında oldu. Bir gazetede çalış-
66EYLÜL 2014
maya başlamıştım muhabir olarak.
Beni habere göndereceklerini
söylediler ve elime bir fotoğraf
makinesi tutuşturdular. Doğrusunu
söylemek gerekirse o gün korktum.
Ne yapmam gerektiği konusunda
fikrim yoktu. Fakat çocukluğum
boyunca gözlem yapmayı, insanları,
nasıl yürüdüklerini, tavırlarını, yüz
ifadelerini, tepkilerini izlemeyi hep
sevmiştim. İşte bu benim fotoğrafçılık kariyerimin temelini oluşturdu
diye düşünüyorum. Ve fotoğrafla
tanıştığım o ilk günden bu yana
yaklaşık 20 yıl geçti...
Instgram’ın hayatınıza girmesiyle
önemli bir devrim yaşanmış olmalı. Özellikle çerçeve boyutlarında.
Bu süreçte yaşadıklarınızı anlatır
mısınız?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki,
ben Instagram için fotoğraf üretmiyorum. Orayı kişisel bir galeri,
bir portfolyo mecrası olarak kulla-
“Akıllı
fotoğraf
makinesiyle
fotoğraf
çekme ve
paylaşma
fikrine
alışmam o
kadar hızlı
olmadı”
nıyorum. Fakat evet, söylediğiniz
doğru. Amatör fotoğrafçıların çok
bilmediği orta format kameralardan sonra kare format hayatımıza
yeniden girdi Instagram ile. Deneyimli bir fotoğrafçının gözünün alıştığının dışında bir çerçeve eklendi
hayatımıza. Instagram kullanan ve
o mecra için fotoğraf üreten herkes
artık fotoğraflarının üretim sürecinde de bu noktayı göz önünde
bulundurmak mecburiyetinde. Benim de akıllı fotoğraf makinesiyle
fotoğraf çekme ve paylaşma fikrine
alışmam o kadar hızlı olmadı aslına
bakarsanız.
Tek tuşla yüz binlerce kişiye,
gördüklerinizi gösteriyorsunuz.
Bu nasıl bir sorumluluğu beraberinde taşıyor ve beğenilmeme
kaygısı oluyor mu?
Benim hissettiğim ya da kendi
kendime yüklediğim, Instagram
özelinde bir sorumluluk değil. Ben
Gençlere tavsiyem; mümkün olduğunca fırsat bulup Türkiye’yi karış karış gezsinler.
Ama turist gibi değil; gittikleri şehrin, kasabanın, köyün yerlisi gibi...
bir sokak fotoğrafçısıyım. Hep söylediğim gibi fotoğraflarımla insanlara diğer insanların, yaşadıkları
yerlerin, sokakların, hiç bilmedikleri komşularının, dünyanın diğer
ucunda yaşayanların ve yaşananların hikayesini anlatmaya çalışıyorum. Bir nevi hikaye aktarıcısıyım.
Fotoğraflarımdaki hikayelerin, ne
kadar insana ulaşırsa o kadar çoğalacağına ve yaşayacağına inanıyorum. Sorumluluğunu duyduğum
konu bu. Ve evet, Instagram’daki
takipçilerimin de fotoğraflarımı
başka mecralardan takip eden
insanların da hikayelerimin peşini
bırakmasını istemem. Dünyada
anlatılması gereken çok hikaye var.
Bir fotoğrafçı için Türkiye nasıl
bir coğrafya? Avrupalı fotoğrafçılardan ‘ComeSeeTurkey’
projesi kapsamında yorumlarını
almışsınızdır.
Bulunmaz bir coğrafya. Bunu yal-
nızca bu ülkede yaşayan biri olarak
değil, dünyanın pek çok coğrafyasını görmüş ve Türkiye’yi diğer
coğrafyalarında yaşayan insanlara
tanıtmış, göstermiş biri olarak
söylüyorum. Türkiye’nin sosyal
medyada tanıtımı projesi olan ‘ComeSeeTurkey’ için dünyanın pek
çok ülkesinden 20 fotoğrafçıyla
çalıştık. Onlara iki grup halinde
24 günde 24 şehir gösterdik. Kat
ettiğimiz 7 bin kilometre boyunca
sayısız kez programımızda olmayan yerlerde bile araçlardan inerek
çekim yapmak istediklerine şahit
oldum. Hepsi büyük birer Türkiye
hayranı olarak ülkelerine geri
döndüler. Proje boyunca üretilen
fotoğraflar ‘ComeSeeTurkey’in
resmi sosyal medya hesaplarından
ve fotoğrafçıların kişisel Instagram hesaplarından yayınlandı.
Bu fotoğraflar tamamen yalın
duygularla çekildiği için de ulaştığı
her insana benzeri duygular ya-
şattı. Bu etkileri gördükçe de nasıl
topraklarda yaşadığınızı tekrar
tekrar hatırlıyorsunuz. Bu nedenle
okuyuculara bir tavsiyem olacak,
mümkün olduğunca fırsatlar bulup
Türkiye’yi karış karış gezsinler.
Ama turist gibi değil, gittikleri
şehrin, kasabanın, köyün yerlisi
gibi gezsinler. Hayata bakışları
değişecektir.
Siyah-beyaz fotoğrafın sizin için
taşıdığı anlamı bizimle paylaşır
mısınız?
Fotoğraflarımı siyah-beyaz paylaşmayı tercih ediyorum. Sanıyorum
bu hemen anlaşılıyor. Bunun sebebi, izleyicinin fotoğraftaki öğelere
değil hikayeye odaklanmasını
istemem. Renk aldatıcı ve dikkat
dağıtıcı olabiliyor. Fakat bazen de
renk, fotoğraftaki hikayeyi oluşturuyor, hikayenin ta kendisi oluyor.
O zaman yine o hikayeye haksızlık
etmemek için rengi koruyorum.
EYLÜL 2014
67
Foto Röportaj
68EYLÜL 2014
Geleneksel üretimin
son ustası…
Bu foto röportaj, Hatay’da Asi Nehrinin iki yakasında ve dut ağaçlarının sayesinde geleneksel
yöntemlerle ipek üretimine devam eden son ustalardan 80 yaşındaki Hasan Büyükaşık ve ipekçiliğin hikayesidir…
Harbiye’nin Gümüşgöze beldesinde yaşayan son
usta Hasan Büyükaşık ve ailesi, 1936’dan bu yana
ipek böceği yetiştiriciliği, üretimi ve dokumacılığı yaparak geçimini sağlıyor. Dokuma tekniğini
Halepli Ermenilerden 7 yaşında öğrenen Hasan
Büyükaşık, bu mesleği 73 yıldır büyük bir sabır ile
devam ettiriyor. —Ali Balıkçı
EYLÜL 2014
69
Foto Röportaj
İplik elde edilebilmek için sıcak suya atılan ipek böceği kozaları, sıcak suyun
etkisiyle ipek ağlar halini alır.
70EYLÜL 2014
EYLÜL 2014
71
Foto Röportaj
Uçları bir süpürge yardımıyla belirlenen ipek ağları daha sonra bir çıkrığa sarılır. Çıkrığa sarılan
ham ipek, dokuma tezgâhında geleneksel yöntemlerle dokunarak kumaş halini almadan önce kurutularak istenilen yumuşaklık ve kalınlıkta ipek iplik elde edilir.
72EYLÜL 2014
İpek kumaş dokuma işlemini takiben isteğe bağlı olarak çeşitli renklerde kök boyası ile boyanır ve
dikilmeye hazır hale getirilir.
EYLÜL 2014
73
Dosya
Yaşamın
tılsımı
‘hayal’dir...
74EYLÜL 2014
Bir hikaye...
Hiçbir şey imkAnsız değildir; hayal kurmak da, kurulan hayalleri gerçekleştirmek de.
Kararlı, inançlı ve umutlu iseniz hayallerinize kavuşabilir, mutlu BİR HAYAT
süreBİLİRsiniz. HAYALLERİNİZİ Kaybedersiniz, hayatınızın akışı değişebilir…
Vakti zamanında bir kasabada
öğretmen çocuklara gerçekleştirebileceğiniz hayaller hakkında
bir kompozisyon yazın diye ödev
verir. Babası çiftlikte uşaklık
yapan bir öğrenci de gerçekleştirmek istediği hayalleri kağıda
döker:
“İçinde yüzlerce atın bulunduğu
bir çiftlik sahibi olmayı hayal
ediyorum. Hatta çiftliğin krokisini
bile çizdim. Bu nedenle okul hayatım devam ederken bir yanda bu
krokiyi geliştireceğim bir yandan
da para biriktirip büyük şehirlere
gidip bu projeme parasal destek
arayacağım. Sonra aldığım destek ile ilkönce çiftliğin altyapısını
kuracağım sonra zengin at sahiplerinin atlarını burada ağırlayıp
onlardan para kazanacağım.”
Öğretmen notları açıklar aldığı
not sıfırdır. Çocuk sorar nedenini.
Öğretmen, bu hayalin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını,
durumlarının iyi olmadığını ve
kimsenin bu krokiyi dikkate almayacağını iddia eder.Notunu düzeltmesi için yeniden aynı konuda
bir kompozisyon yazmasını ister.
Çocuk eve gelir ve babasına
ödevini gösterir. “Baba, ben
hayallerimi değiştirmek istemiyorum.” der. Babası “Oğlum, hayat
senin. Eğer bu hayalin seni mutlu
edecekse daima kararlı ve güçlü
ol. Buna inan ve değişme!” diye
cevap verir.
Ertesi gün çocuk aynı kompozisyonu değiştirmeden öğretmene
verir. Öğretmen bakar aynı şey.
“Neden değiştirmedin?” diye sorar. Çocuk cevap verir:
“Öğretmenim siz sıfır vermekten
vazgeçmeyin ben de hayallerimden.”
EYLÜL 2014
75
Dosya
76EYLÜL 2014
Akif Bülbül
Anadolu’yu Türk toprakları yapmayı
hayal etmeseydi, Büyük Selçuklu
İmparatoru Alpaslan, Malazgirt Zaferini kazanabilir miydi hiç?
Ortaçağı kapatıp Yeniçağın kapılarını açan Fatih Sultan Mehmet,
Büyük İslam Medeniyetini dünyaya
yaymayı hayal etmeseydi İstanbul’u
fethedebilir miydi hiç?
Yurdumuzu düşman işgalinden
kurtarmayı hayal etmeseydi Gazi
Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadeleyi başlatıp Türkiye Cumhuriyeti
devletini kurabilir miydi hiç?
Bu ‘hiç’lerle biten cümleleri peşpeşe sıralayabiliriz; bilim adamları
için, sanat ve kültür adamları için,
spor adamları için, din alimleri için,
kanaat önderleri için… Ama bizim
esas konumuz söz konusu insanların
bizzatihi kendileri değil, onları yönlendiren hayal güçleri…
Hayal kurmak sadece belli
başlı insanlara has bir olay mıdır?
Tabii ki değil… Her insan hayal kurabilir; çocuklar da gençler de belli
bir olgunluğa gelmiş kişiler de…
kariyerinin başında olan kimseler
de işinde istediği mevkiiye gelmiş
kimseler de…
Gelip geçici heves mi?
Başka bir soru daha… Hayal kurmak
gelip geçici midir? Hayır, hayal kurmanın vakti-zamanı olmadığı gibi
süresi de yoktur. Canınız ne zaman
isterse hayal kurabilirsiniz. Canınız
istemezse kurduğunuz hayalden
vazgeçebilir, yeni hayallerin peşine
düşebilirsiniz… Cevaplamamız gereken sorulardan biri de hayaller
mutlu sonla biter mi sorusudur…
Şunu peşin peşin söyleyelim sakın
unutmayın; her hayal aynı zamanda
bir maceradır. Bir bilenmeze doğru
sürüklenmektir. Sonuç da alabilirsiniz, hüsrana da uğrayabilirsiniz…
Yeter ki, hayal kurun.
Peki herkes aynı hayali kurabilir
mi? Tabi ki kurabilir; fakir bir insan
zengin olmanın hayali ile yaşayabilir.
Ya da tam tersi varlık içinde yaşayan
insan zenginliğine zenginlik katmak
için hayal kurabilir. Bir genç fabrikatör olmayı hayal edebilir. Ya da
başka bir gencin hayali dünyanın en
sayılı üniversitelerinde okumaktır.
Bir çocuk ömür boyu anne babasıyla birlikte yaşama hayali kurar.
Başka bir çocuk bisiklet sahibi
olmak hayaliyle yaşar. Yani hayalin
büyüğü küçüğü olmaz. Hayal hayaldir… Hayal kurmaktan korkmayın.
Christopher Reve’nin dediği gibi
‘Birçok kez hayaller başlangıçta
imkânsız görünür, daha sonrasında
olası ve yeterince istekli olunursa,
sonunda kaçınılmaz olurlar. William
Faulkner’in dediği gibi Goethe’nin
dediği gibi her zaman bildiğinizden
daha fazlasını hedefleyin ve hayalini
kurun. Sadece başkalarından daha
iyi olmaya çalışmayın, kendinizden
daha iyi olmaya çalışın. William
Russell’in dediği gibi en büyük işler,
büyük hayaller kurma özelliği olan
insanlarca başarılmıştır. J.Bernard’ın
dediği gibi büyük şeylerin hayali ile
yaşa, hiç olmazsa daha küçük şeyleri yapmak imkanı bulursun. Yahya
Kemal’in dediği gibi insan alemde
hayal kurduğu müddetçe yaşar.Yahya Kemal’in bu açıklamasını Mark
Twain’in sözleriyle tamamlayalım
hayallerinizi yitirdiğiniz an, yaşamınız sona ermiş sayılır.
Güzellik, adalet, mutluluk
Hayaller hayal gücüyle sınırlıdır.
Hayal gücünüz ne kadar kuvvetliyse
hayalleriniz de o kadar sınırsızdır.
İzafiyet teorisinin sahibi Albert
Einstein’in dediği gibi hayal gücü
bilgiden daha önemlidir. Joubert’in
dediği gibi hayal gücü ruhun gözüdür. Goethe’nin dediği gibi hayal
gücü ne ilahi bir armağandır…
Hayaline kavuşan insan mutlu
olur. Hayal kırıklığına uğrayan insan
ise mutsuz. Yani hayal ile mutluluk
iç içe girmiş kavramlardır. Pascal’ın
dediği gibi,hayal gücü, güzellik, adalet ve mutluluktur.
Sözlerimizi William Russel’den
bir alıntı ile noktalayalım isterseniz:
En büyük işler büyük hayaller kurma
özelliği olan insanlarca başarılmıştır.
Sizler de büyük işler yapmak
istiyorsanız mutlaka büyük hayaller
kurun…
Büyük
hayaller
okumaktan
geçiyor
Okumak hayal gücünü zorlar. Bol
bol kitap okuyun. Özellikle de
roman. Bilim adamlarına göre
kitap okuyan insanlar pratik zekaya sahip oluyormuş. Pratik zeka
da daha fazla düşünme ve hayal
kurmaya yol açıyormuş. Okuyan
insan bilgisini hayal gücüyle ve
görsellikle birleştirdiği için daha
üretici oluyormuş. Kanadalı
bilim adamı Prof. Kalina Chistooff yaptığı araştırmada hayal
kuran insanların beyninin hemen
harekete geçtiğini ve karmaşık
sorunların çözülmesini kısa sürede sağladığını tespit etmiş. Hayal
yoğunlaşması sırasında beynin
birçok merkezi aynı anda harekete
geçiyormuş ve bu da sonuç almayı
kolaylaştırıyormuş. Bilim dünyası
bu araştırmaya kadar aksi bir
kanaate sahipti. Hayal kurmak
iyi bir olgu olarak görülmüyordu.
Çocukların hayal kurmaya çok
yatkın ve aktif yaratıcı olduklarını
da bu arada söylememizde yarar var. Burada anne ve babaya
düşen görev çocukların hayal
dünyasını renklendirici oyun ve
anlatımlara başvurmak. Bu yolla
eğitilen çocuklar hayal kurmakta
ve kurdukları hayali ilerde hayata
geçirmekte büyüklere göre çok
başarılı oluyormuş.
İnsanlar hayatının üçte birini
hayal kurarak geçirdiği dikkate
alındığında bilim dünyasının bu
alana ilgisiz kalmasını anlamak
mümkün değil tabii ki…
EYLÜL 2014
77
Röportaj
Beş
Parasızdım
ve Polisiye
Yazıyordum
Türk polisiye romancılığına 2011 yılında yayımladığı
‘Beş Parasızdım ve Kadın
Çok Güzeldi’ eseriyle ‘merhaba’ diyen Derviş Şentekin,
serinin ikinci kitabı ‘Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum’ ile okuyucularıyla
buluştu.
78EYLÜL 2014
Doğukan Gezer
“Bekir Tunç sağ elindeki silahı Oğuz Abi’ye, sol elindekini bana
doğrultmuştu. Tabancamı iki elimle kavradım. Tetiği çekmemek
için kendimi zor tutuyordum. Dudaklarının kenarından sarkan
bıyıkları aralandı, acıyla sırıttı, gözlerime dik dik baktı. ‘Ben
seni gebertmemiş miydim lan velet’ dedi boğazından gelen bir
hırıltıyla. ‘Bu işler satranç oynamaya benzemez, demiştin ama
yanılmışsın salak Bekir’ dedim alaycı bir sesle. ‘Bu işler tam da
satranç gibidir.’ Birbirine karışan üç el silah sesi, geniş ovanın
üzerindeki boşluğa yayılıp yıldızlara doğru yükseldi.”
Kitapçı raflarında kırmızı zemin üzerine büyük puntolarla yazılı ‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi’ adlı bir
kitap herkesin ilgisini çekiyor. Ve yazar Derviş Şentekin’in deyişiyle “Fısıltı
ile değil bağıra çağıra yayılıyor” kitap.
Kitabı bir solukta bitiren okuyucular
merak edilen sorulara yanıt ararken
imdada yine Derviş Şentekin yetişiyor.
Bu kez serinin ikinci kitabı ‘Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum’ raflardaki yerini alıyor. Şentekin, polisiyeyi,
İstanbul’u ve gençlerin romanlarına
ilgisini Gençlik Spor Dergisi’ne anlattı.
İlk olarak ‘Beş Parasızdım ve Kadın
Çok Güzeldi’ eserinizden başlayalım
dilerseniz. İsminden midir cisminden
midir bir anda gençlerin ellerinden
düşürmediği bir kitap oldu. Bunu
neye bağlıyorsunuz?
Pek öyle fısıltı falan değildi, hatırladığım; daha adından başlayarak
bağıra çağıra bir kitaptı. Kışkırtan bir
romandı ‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok
Güzeldi’. Adı çekiciydi, biliyorum. Daha
ilk sayfasında sonunda neler olacağını
söyleyen bir kitap olmasına rağmen
merakla okunan bir roman oldu.
Özellikle gençlerin okuması konusuna
gelince: Ben yazdım diye demiyorum,
güzel bir kitaptı, gençler de okudu.
İstanbul özellikle polisiye yazarları
için nasıl bir kent?
İstanbul yalnızca polisiye yazarları
için değil tüm yazarlar için müthiş bir
kent. Her geçen gün daha da artıyor
müthişliği ve elbette korkunçluğu. O
klişe sözü azıcık değiştirirsek: Güzel
olduğu kadar korkunç bir kenttir İstanbul… İlk kitabım ‘Beş Parasızdım
ve Kadın Çok Güzeldi’nin merkezinde İstanbul vardı. Kar altında bir
İstanbul’u anlatmıştım. ‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi’nin bir
anlamda devamı sayılabilecek ‘Beş
Parasızdım ve Katilimi Arıyordum’
İstanbul’da başlayıp Diyarbakır’da
biten bir roman. Diyarbakır da müthiş bir kenttir. En az İstanbul kadar
hayrete düşürür insanı. İstanbul kadar güzel, İstanbul kadar korkunçtur.
Peki, Hakkâri ve İzmir farklı mıdır
İstanbul ve Diyarbakır’dan?
İlk kitap ‘Beş Parasızdım ve Kadın
Çok Güzeldi’ bittiğinde akıllarda soru
işaret kalıyordu ama ‘Yazar okuyucuya bıraktı herhalde’ deyip geçiştirdik.
İkinci kitap ‘Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum’ nasıl geldi?
Okuyanın içini burkarak, pat diye
bitmişti ‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok
Güzeldi’. Dedim ya aslında birinci bölümde sonunu söylemiştim ben ama
yine de kitabı okuyanlar bir şokla karşılaşmıştı. Hüzünlü bir sondu. Sonra
o hikâyenin orada bitmeyeceğine karar
verdim ve oturup ‘Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum’u yazdım.
Eserlerinize gelen şaşırtıcı yorumlar
varsa bizimle paylaşır mısınız?
Beni en çok şaşırtanın üçüncü bir devam
romanının istenmesi oldu. Yüzlerce mesaj
aldım ‘Devamı gelecek mi?’ diye soranlar
oldu.
Peki, biz de soralım; devamı gelecek mi?
Şimdilik devamı gelmeyecekmiş gibi duruyor. Ama önümüzdeki günler ne getirir
bilinmez…
EYLÜL 2014
79
Ekoloji
Röportaj
Atmosfer
ve Sera etkisi
Nesrin Beynam
Nasıl çevreci olunur? Aslında bu, gerçekten çok basit ve herhangi bir uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyulmayan bir konu. İşte
yanıtı: Daha az tüketin. Daha çok paylaşın. Daha çok gelecek nesillere bırakacağınız doğayı düşünün… ve hayatın tadını çıkarın!
Gelişmiş sera etkisinin sonuçları :
İklim değişikliği
Eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyeleri
Belirli alanlarda daha fazla yağış ve seller
Açlık ve ölümle sonuçlanan ciddi kuraklıklar
Birçok bitki ve hayvan türünün tamamen ölmesi, ya da soyunun
tükenmesi
Daha temiz ve yaşanır bir dünya ve çevre için;
Daha fazla ağaç dikin.
Enerji tüketen lambaları ve başka şeyleri kullanmazken kapatın.
Floresan ampuller kullanın.
Motorlu taşıtlarda petrol ürünlerine alternatif yakıtlar kullanın.
Daha az atık madde ve çöpe yol açın. Geri dönüşümlü ürünler
satın alın.
İsrafsız bir yaşam biçimi tercih ederek doğal kaynakları daha
dikkatli kullanalım.
80EYLÜL 2014
Atmosfer, dünyayı çevreleyen bir hava battaniyesi
gibidir. Yer çekimi ile tutulan, dünyayı çevreleyen
gaz tabakasıdır. Güneşten gelen ültraviyole ışınları
emerek, ısıyı koruma yoluyla yüzey ısınmasını sağlayarak ve gece ile gündüz arasındaki aşırı sıcaklık
farklarını azaltarak, dünyadaki yaşamı korur. Hava,
sürekli atmosferin içinde savrulur ve bu savruluş,
değişen hava şartlarını (meteoroloji) oluşturur.
Bizim soluduğumuz hava, atmosferin troposfer
katmanındadır. Dünya’nın havasının %80 - 90’ı burada bulunur. Havanın geri kalanının neredeyse tamamı, atmosferin stratosfer katmanında yer alır. Buradaki hava, nefes alınamayacak kadar seyreltiktir.
Yukarı çıkıp mezosfer katmanına varınca, hava sıcaklığı -90°C’ye düşer. Biraz daha yukarıda, termosfer
katmanında sıcaklık, 1500°C’ye kadar yükselir.
Atmosferdeki su buharı, karbondioksit, metan
gazı ve bazı diğer gazlar uzun dalga boylu ışınları
emer ve Dünya’ya geri gönderir. Sera etkisi adını
verdiğimiz bu etkileşim bir gezegenin yüzeyindeki
ısının atmosferdeki sera gazları tarafından emilip,
her yöne yeniden yayılmasını sağlayan bir süreçtir.
Bu yeniden yayılma kısmen yüzeye ve alt atmosfere
doğru geri geldiği için ortalama yüzey sıcaklığının
artmasına neden olur. Oysa bu gazlar olmasaydı,
sıcaklık daha düşük olacaktı.
Görünebilir ışık frekanslarındaki güneş ışıması,
büyük ölçüde atmosferden geçerek gezegen yüzeyini ısıtır. Sonra yüzey bu enerjiyi, daha düşük
frekanslardaki kızılötesi termal ışınımla yayar.
Kızılötesi ışıma, sera gazları tarafından emilir, bu
gazlar da enerjinin çoğunu, yüzeye ve alt atmosfere yeniden yayarlar. ‘Sera etkisi’ adı, bir serada
camdan içeriye giren güneş ışınlarının etkisinden
gelmektedir. Ancak bu ısıyı muhafaza etme yolu
temelde farklıdır, çünkü bir sera hava akışını azaltır. Böylece ısı, konveksiyonel akımlardan dolayı
kaybolmaz.
Dünya’nın doğal sera etkisi, bildiğimiz şekliyle
yaşamı mümkün kılar. Ancak, insan faaliyetleri,
özellikle de fosil yakıtların yakılması ve ormanların
yok edilmesi, doğal sera etkisini arttırır. Bu da küresel ısınmaya neden oluyor.
GELECEK SAYI;
Ozon Tabakası ve Karbon Döngüsü
EKZO
SFER
TERM
OSF
ER
MEZ
OS
FER
STR
AT
OS
FE
R
nya’nın ortalama
ısısı aydı Dü
s
a
m
6°C
ol
r
olu
e
sf
rdu
o
m
t
.
A
TR
OP
O
S
R
FE
EYLÜL 2014
81
Müzik
ROCK
DA
Hapın da dozunu kaçırdık!
YAPARIZ
KARİYER DE
Doğukan Gezer
Kimileri bir arkadaş önerisi üzerine, kimileri ise internette yazılanlara
göre ilaç kullanıyor. Uzmanlar ise rastgele alınan ilaçların bağışıklık
sistemini çökerttiği ve bunun sonucunda hastaların çözüm olarak
daha yüksek dozda ilaçlar kullanmak zorunda kaldığı görüşünde.
2013 yılı içerisinde Türkiye’de 1,78
milyar kutu ilaç satıldı ve buna
bağlı olarak da ilaç sektörü her yıl
olduğu gibi geçtiğimiz yıl da büyük
bir ivme kazanarak büyümesini
sürdürdü. Büyümenin sebepleri
arasında yaşlı nüfusun artması,
sosyal güvenlik müesseseleri
kapsamının genişlemesi ve yaygınlaşması gibi etkenler ilk sırada yer
bulurken, bilinçsiz ilaç kullanımı
da bu etkenleri takip ediyor. İlaç
tüketiminin artmasının zararları
ise saymakla bitmiyor.
gibi, kişileri komaya sokabilecek,
hatta ölüme dahi yol açabilecek
sonuçlara da neden olabilir” diye
konuşuyor.
Prof. Dr. Sinan Çavun, mevcut
sağlık politikalarının neticesinde
hastaya ayrılan zamanın azalmasına bağlı olarak hekimlerin de
bilinçsiz ilaç tüketimi konusunda
hatalı davranabileceğini hatırlatıyor ve ekliyor; “Hasta ile hekim
arasında yeterli ve etkin bir iletişimin sağlanamaması, hastanın
—Şenay Güner
kullanacağı
ilaçlar konusunda
yeterince bilgilendirilmemesi birtakım hataların oluşmasına neden
olabiliyor.”
Ankara’nın en iyi rock gruplarından biri olmayı başaran RENK
Grubu üyeleri, Akademisyen olma yolunda ilerlerken müzik tutkularından da vazgeçmedi. Müziği sanata dönüştürmeyi amaç
edinen grup, farklı müzik tarzlarıyla ilk albümlerini çıkarmaya
hazırlanıyorlar.
“İlaç satışında kontrol yok”
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sinan
Çavun, bilinçsiz ilaç tüketiminin
halkın eğitim düzeyi ve konunun
hukuki boyutuyla ilişkili olduğuna
söylüyor ve şöyle devam ediyor;
“Halkımızın eğitim düzeyi özellikle
sağlık konularında yetersiz. Sürekli
olarak kulaktan duyma bilgilerle
hareket etmekteler. Vatandaşlarımız, maalesef her türlü ilaca çok
rahatlıkla ulaşabilme imkanına
da sahip. Öncelikle, kişilerin her
ilaca, istediği zaman ulaşmasını engelleyecek yaptırımların
olması gerekli. Örneğin ABD’de siz
isteseniz de antibiyotiği dışarıdaki
bir eczaneden reçetesiz olarak
kesinlikle alamazsınız. Ülkemizde
ise bu süreç tamamen kontrolsüz
bir durumda. Herkes, hemen her
ilacı rahatlıkla alabiliyor. Bu da
bilinçsiz ilaç tüketiminde önemli
bir rol oynuyor.”
İlaçların, kişiden kişiye göre
değişebilen doz aralıklarının
yan etkilere neden olabileceğine
dikkati çeken Prof. Dr. Çavun, “Bu
yan etkiler çok basit, pek önemsenmeyen problemler olabileceği
82EYLÜL 2014
“En çok antibiyotik ve
vitaminler kullanılıyor”
Türk Eczacıları Birliği Başkanı Ecz.
Erdoğan Çolak, ülkemizde en çok
analjezik, antibiyotik ve vitamin
türü ilaçların kullanıldığını dile getirdi ve “İlaçların reçetesiz hemen
her türlü araçla reklamının yapılarak satılması, ilaç firmalarının
sarıldığı önemli bir satış yöntemi.
Amaç; pazar payını, dolayısıyla
ilaç tüketimini arttırmak” diyerek,
ilaç firmalarının uyguladığı satış
politikalarının da insanları bilinçsiz ilaç tüketimi üzerinde etkisi
olduğunu belirtti.
İlaç tüketimi konusunda
doktor, hemşire ve eczacılara da
sorumluluk düştüğünü vurgulayan
Çolak, “Etkili ve güvenilir tedavinin
tanımlanması, eğer ilaçla tedavi
uygulanacaksa uygun ilaçların
seçilmesi, her bir ilaç için uygun
dozun ve uygulama süresinin
belirlenmesi ve uygun reçetenin
yazılması çok önemlidir. Ayrıca
hastanın alerjik durumları da sorgulanmalıdır” diyor.
Renk Grubu üyeleri, 2008 yılında üniversitede okurken bir araya geldi. Müzik serüvenleri boyunca klasik
rock tarzında müzik çalışmaları yaptı. Pink Floyd,
Deep Purple, Led Zeppelin, Scorpions gibi 20. yüzyıla
damgasını vurmuş çok sayıda efsanevi grubun çalışmalarıyla başkentte pek çok mekanda sahne aldı. Kısa
zamanda Ankara’nın gözde gruplarından biri olmayı
başardılar. Hepsi şimdi akdemiysen olma yolunda
ilerlerken müzik kariyerlerine de bir yol çizdi.
70’lerden günümüze
Müziğin sadece notadan oluşmadığını ortaya koyan grup,
müziği sanata dönüştürüyor. Tüketilmesi zor ve akılda
kalıcı müzik ortaya koymayı amaçlayan grup üyeleri, aynı
zamanda yeni sesler de üretmeye çalışıyor. Örneğin, yaylı
çalgıların arşesini gitarda kullanarak 70’li yıllarda çıkan
bir yönteme yeniden hayat veriyorlar. Son olarak tamamı
kendi bestelerinden oluşan felsefe ile müziği iç içe geçiren
iddialı bir konsept albüm ile müzikseverlerin karşısına
çıkmaya hazırlanıyorlar.
“Felsefeyle iç içe”
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Mezunu, ODTÜ Siyaset Bilimi Yüksek Lisans Öğrencisi Anıl Kahvecioğlu (24) (Vokal, gitar) :
“Müziği mekanikleştiren, aynılaştıran ve yeniliklere kapalı tutan düşünce sistemine karşı olarak
geliştirdik. Müziği felsefeyle iç içe geçirdik ve estetik
bir ürün ortaya koyduk. Müziği sadece eğlencelik bir
nesne olarak görmedik. Derinlikli, tüketilmesi uğraş
isteyen ve duyguların en uç noktalarına temas edebilen tınılar üretmek için çabaladık. Şarkıları bir bütün
içerisinde dinlediğinizde sadece notaların olmadığını
fark edeceksiniz. Notaların ötesinde hepimizin varlığının sorgulandığı, duyguların ve fikirlerin sonsuzlaştığı
bir alan var. Notaların belleğimizde bir film şeridi gibi
akıp gittiği bir hikaye var. Müzik severler bizi dinlediklerinde farklı bir deneyim elde edecekler, kesinlikle
diğerleri gibi değil.”
“Kendi müziğimiz”
Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü
Mezunu Erolcan Talas (24) (Davul) :
“Anıl’la birlikte grubun temellerini atarken, şimdi sahip
olduğumuz materyallere ulaşabileceğimizi hiç düşünmemiştim. Uzun bir süre sevdiğimiz parçaları yeniden yorumlamakla
yetindik. Şimdiyse sevdiğimiz şey, bir şeyler anlatan besteler
yapmak. Ana akım müzik piyasasının bizden talep ettiklerini
umursamadık, bu tavırla canlı müziğe devam edebilmek zordur.
Bizim için öncelik hep kendi müziğimizi yapmak oldu. Bu yüzden hep yaptığımız iş bize mutluluk verdi.“
“Müzikle hikaye anlatmak”
Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Mezunu, ODTÜ Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisi
Gökhan Şensönmez (25) (Gitar):
“Grup kendi şarkılarını üretmek, kendi fikirlerini ve
hikayelerini kendi notalarıyla anlatmak istiyordu. Yaklaşık
bir yıl önce, hem stüdyoda notalarla uğraşarak hem de
stüdyo dışında bir konsept albüm iskeleti oluşmaya başladı.
Müzikle bir hikaye anlatmak istedik, yalnız öyle gizemli bir
hikaye değil, senin benim onun belki de hepimizin sıkıştığı
köşelerin hikayesi. Bunu yaparken müzik türlerinin etrafında gezindik. Beni en çok heyecanlandıran şey müziğimizi
tam olarak bir kalıba uydurmamak.”
“Sanat eseri üretmek”
ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Mezunu ve
Yüksek Lisans Öğrencisi Kemal Türkeri (25) (Bas
gitar) :
“Bir araya gelirken tıpkı bir tiyatro oyunu yazar gibi
toplantılar yaptık, konseptin nasıl olması gerektiğini kararlaştırdık. Tiyatro oyunundan daha zor olan kısmı bunu insanlara
müzikle anlatmaktı. Çalışma süreci tahmin edilebileceği gibi
hiç de kolay bir süreç değil. Çünkü düşündüğünüz her şeyin
ikinci bir boyutu daha olduğunu görüyorsunuz. Bu da her şeyi
sayısız kez irdelemeyi, üzerinde düşünmeyi ve sorgulamayı
gerektiriyor. Belki de bu kadar uğraş ve çaba göstermek bir tüketim malzemesi üretmekten çok bir sanat eseri ortaya koyma
arzumuzdan geliyor.“
EYLÜL 2014
83
Dağarcık
Bir besin ve bilinmeyenleri
Güçlendirici
düzenleyici ve koruyucu
fındık
Bağırsakta kimyasal
bileşiklerin toksik
etkilerini, kalın bağırsak hastalıklarını,
kabızlığı ve kalp rahatsızlıklarını önler.
Vücuda güç ve enerji
vererek beden ve zihin
yorgunluğunu giderir.
84EYLÜL 2014
Doymamış yağ asidi
bakımından oldukça
zengin olduğu için
kalp ve damar sağlığında önemli ve koruyucudur.
Kolesterolün düşürülmesi ve dengelenmesinde etkili bir rol
oynar.
Kalp ritminin ayarlanmasında etkilidir ve
düzenli olarak tüketildiğinde kalp krizi geçirme riskini azaltır.
Sodyum düşük, magnezyum ve potasyum
yüksek olduğundan
vücutta kan basıncını
düzenler.
İçeriğinde yüksek
oranda lif bulundurduğundan diyabet
ve kolon kanserinden korur.
İçeriğindeki yüksek
kalsiyum kemikleri
ve dişleri güçlendirir.
Böbrekteki kum ve
taşları dökmede
etkilidir.
Hazırlayan: Nilüfer Gevenoğlu
Doğada hayatta kalma teknikleri
Suyu nerede bulabiliriz?
Doğada mahsur kaldığınızda pek çok yerde yüzey suyu bulmak
mümkün değildir. Bu durumda içilebilir su kaynaklarının nasıl
bulunabileceği hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Doğada su
ararken memeli hayvanlara ve kuşlara dikkat etmeniz gerekir.
Bu hayvanların çoğu bizler gibi her gün su içmek zorundadırlar.
Vahşi hayvanların ayak izlerinin yoğunlaşması suya giden
hayvanları işaret edebilir. Genellikle düz araziden yükselen
kayalık tepelerin yamaçları su bulma ihtimalini artırır. Bu gibi
yerlerde bulunan yeşil bitkiler suyun varlığını gösterebilir.
Yoğun yeşil bitkilerin dibinde nemli toprak varsa uygun yeri
kazdığımızda suyu ulaşabiliriz. Doğada dar ve güneş almayan
derin kaya yarıklarının içinde su bulunabilir. Kurumuş görünen
dere yataklarının zemininde kum altında su olabilir.
Merak Edilenler
Tenis topları
neden sarı?
Deniz yıldızının her
kolunun ucunda bir
göz bulunduğunu biliyor muydunuz?
Biliyor Muydunuz?
Köpeklerin terlemediğini, vücutlarındaki tek ter
bezlerinin ayaklarında olduğunu...
Yetişkin bir filin yaşamak için günde 200 litreden fazla su içtiğini...
Yusufçuk’un saatte 100 km’ye yakın bir hızda
uçabildiğini...
Dünyanın en zehirli yılanının deniz kobrası olduğunu...
Geri geri uçabilen tek kuşun sinek kuşu olduğunu...
Koi balığının yüzyıllarca yaşayabildiğini...
Zürafaların yüzemediğini...
Yaklaşık 6.7 cm büyüklüğünde olan tenis
toplarının rengi neden sarıdır? Bu soruyu
sorunca eminim sizde cevabını merak
ettiniz. Tenis toplarının orijinal rengi
tenisin ilk göz önüne çıktığı yıllarda koyu
kahverengiydi. Günümüzde ise sarıdır.
Yapımında majör olarak sarı rengin
kullanıldığı tenis topları aslında her renkte
olabilir fakat sarı dışındaki bu renkler
profesyonel camiaca pek tercih edilmez.
Tenis yönetim organları TV’de saatte 263
km hıza ulaşan ve oradan oraya uçan topun
kolay görülmesi açısından beyaz ya da sarı
renkte olması gerektiğini düşünüyordu.
Orta yol, 1972′de beyaz çizgili neon sarı
renk top piyasaya tanıtıldığında bulundu.
Birçok kesim tarafından da onay gören tenis
topunun rengi o yıllardan itibaren sarıdır.
EYLÜL 2014
85
Sağlık
KOAH’ın
farkında değiliz
Dünyada her dört kişiden sadece biri KOAH hastalığının farkında. Ülkemizde ise her on kişiden dokuzu
hasta olduğunu bilmemekte. Nefes darlığı, öksürük,
balgam gibi belirtilerle kendini gösteren bu hastalıkta erken tanı çok önemli. Sizde de bu belirtiler varsa
mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına başvurun.
86EYLÜL 2014
Dr. Hayrullah Gölen
Göğüs Hastalıkları Uzmanı
KOAH, ‘Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’ isminin baş harflerinden oluşan kısaltılmış bir
hastalık ismidir. Kronik kelimesi
uzun süredir devam eden anlamındadır. Obstrüktif kelimesi
tıkayıcı anlamındadır ve bu hastalıkta nefes borularının (bronşların) tıkandığını göstermek için
kullanılır. O halde KOAH’ı, ‘uzun
süredir bronşlarda tıkanmaya
neden olan bir hastalıktır’
şeklinde tanımlayabiliriz. Bu
hastalığın en kötü yanı bronşlarda oluşan tıkanmanın bir daha
düzelmemesi ve tedavi olunmaz
ise hastalığın sinsice ilerlemesidir. Hastalığın en önemli nedeni
ise ‘sigara bağımlılığı’dır.
Sigara dumanı ile nefes
borularına ve hava keseciklerine
zararlı gazlar ve maddeler dolar.
Yıllar geçtikçe bu zararlı gazlar
ve maddeler bronşların ve hava
keseciklerinin yapısını bozmaya
başlar. Bunun sonucunda bronşların hastalanmasıyla tıkayıcı
bronşit, hava keseciklerinin
harabiyeti ve parçalanması ile
amfizem ortaya çıkar. İşte KOAH
adı altında bu iki hastalık yer
almaktadır. Sigara içimi ile hem
bronşlarda tıkayıcı bronşit hem
de aynı zamanda amfizem gelişir. Akciğerlerde ortaya çıkan
bu tıkanıklıklar ve bozulmalar
sonucunda kana oksijen geçişi
azalır ve vücudun oksijensiz
kalması ile pek çok ciddi rahatsızlıklar doğar.
KOAH belirtileri
nelerdir?
KOAH’ın başlıca belirtileri öksürük, balgam ve nefes darlığıdır.
Hastalar genellikle bu belirtileri
önemsemezler ve sigara içmenin doğal bir sonucu olarak
kabul ederler. Hastalığın ileri
dönemlerinde kanda ve organlarda oksijen miktarı önemli
oranda azalacağı için çok daha
fazla rahatsızlıklar belirir. Bol
terleme, dilde, dudaklarda,
parmak uçlarında morarma,
şiddetli baş ağrısı, çarpıntı, gündüzleri uyuklama, geceleri uykusuzluk, zihinsel faaliyetlerde
azalma (unutkanlık, dikkatsizlik),
aşırı sinirlilik, şiddetli halsizlik,
yorgunluk, zayıflama, mide rahatsızlıkları, karında şişkinlik ve
hazımsızlık, kabızlık, ellerde ve
ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi, ellerde titreme
gibi belirtilerle karşılaşılabilir.
Sigara içen kişilerde bu
şikâyetlerden bir veya birkaç
tanesi ortaya çıktığı zaman
hemen bir sağlık kuruluşuna
başvurmak gerekir. Çünkü erken
teşhis ve sigaranın bırakılması
ile ancak bu ilerleyici ve akciğerleri sakat bırakan hastalıktan
kurtulmak mümkün olabilir.
bırakılması ile hastalığın ilerlemesi
yavaşlar. Diğer yandan sigara bırakılmaz ise hastalık çok hızlı ilerler.
KOAH için alınan ilaçlar sadece
hastaların nefes darlığı şikayetlerini azaltmak için kullanılır. Bu
ilaçların hastalığı ortadan kaldırmak veya ilerlemesini yavaşlatmak
gibi bir etkileri yoktur. Bu nedenle
KOAH tedavisinin temelini sigarayı
bırakmak oluşturur. Sigarayı bırakmayan hastalar her yıl bir önceki
yılı arayacaklardır. Birkaç yıl sonra
hastalık çok ilerleyince hastalar
isteseler dahi sigara içemez hale
geleceklerdir. Başka bir ifade ile
‘Hasta sigarayı bırakmayacak,
sigara hastayı bırakacaktır.’ Fakat
bu durumdaki bir hastanın artık
günlük işlerini yapabilmesi çok
zorlaşmış olacaktır. Böyle bir hastanın geriye dönük pişmanlıkları
ve ‘Keşke içmeseydim’ şeklindeki
yakınmalarının bir faydası olmayacaktır.
KOAH’da erken teşhis
hayati önem taşıyor
KOAH ilerleyici ve geriye dönüşü
olmayan bir hastalık olduğu
için ne kadar erken teşhis edilir
ve ne kadar erken tedaviye
başlanırsa hastalık o kadar az
rahatsızlığa neden olacaktır.
Ne yazık ki, KOAH’lı hastalar ilk
teşhis edildikleri anda genellikle
akciğer kapasitelerinin önemli
bir kısmını kaybetmiş oluyorlar.
Bunun nedeni öksürük, balgam
ve nefes darlığı şikâyetlerini ihmal etmeleridir. Hastalığın hafif
dönemde iken teşhis edilmesi
ile tedavi kolaylaşacak, hastalar
tedaviden daha çok yararlanacak ve hastalığın ilerlemesi
durdurulmuş olacaktır.
KOAH tedavisinin temeli
‘sigarayı bırakmak’
Hastalığın ilerleyerek yukarıda
belirtilen ağır rahatsızlıkların
ortaya çıkmasını önlemek için
yapılması gereken ilk şey sigaranın terk edilmesidir. KOAH
başlayan bir hastada sigarayı
bıraktıktan sonra bozuklukların
tamamen ortadan kaybolması
çok zordur. Ancak sigaranın
Akciğerlerde
ortaya çıkan
tıkanıklıklar
ve bozulmalar
sonucunda
kana oksijen
geçişi azalır
ve vücudun
oksijensiz
kalması ile
pek çok ciddi
rahatsızlıklar
doğar.
KOAH teşhisi
konmuş hastalara
çok önemli bir
sorumluluk
yüklenmektedir.
Bu hastalığın
zararlı etkilerini
bizzat yaşadıkları
için çevrelerinde
bulunan sigara
bağımlısı yakınlarını
ve arkadaşlarını
uyarmak ve hatta
baskı yapmak
zorundadırlar.
EYLÜL 2014
87
Sinema
Ninja Kaplumbağaların
Muhteşem Dönüşü
88EYLÜL 2014
Nickelodeon
firması ve Michael Bay
eşliğinde, bir çok spekülasyona sebep
olan “Ninja Kamplumbağalar” filmini ele aldık.
Film daha vizyona girmeden hakkında konuşulan bir
çok olumsuz eleştiriyi adeta ters yüz etti. Beklentilerin de
üstünde olan bu film, sinema severlerin ilgisini hak ediyor.
— Nesrin Beynam
Birçoğumuzun çocukluğundan
beri bildiği bir çizgi dizisi olan
Ninja Kaplumbağalar’ın, birçok versiyonunu görmüş olduğunuzdan eminim.
Film, beklentileri karşılayan ticari amaçla
yapılmış pek çok film gibi. Sizi, bol aksiyonlu
ve Michael Bay’in ince esprili dokunuşlarının
çok net hissedildiği bir film bekliyor.
Sinema sektörü nereye gidiyor?
Dünya sinema sektörü, yeni konular bulmakta
sıkıntı çekiyor. Bu nedenle de eski çok tutan
filmlerin yeni sürümlerini, ya da devam filmlerini
piyasaya sürüyor. Bu kısır döngüden kurtulamadığı sürece, birçok bildiğimiz filmi, daha iyi
aksiyon sahneleri ve daha iyi görüntü efektleri ile
süslenmiş bir şekilde izlemeye devam edeceğiz.
Ta ki, Matrix gibi başka bir film ortaya çıkarılana
kadar. O zamana dek, elimizde olan ile yetinecek
ve onu eleştirmeye çalışacağız.
Filmin bütçesi 125 milyon $ iken, vizyona
girdiği daha ilk haftada 65 milyon $ ciro yaptı.
Film şimdiden beklentileri karşılamış olmalı ki,
2016 senesi için devamı planlanıyor. Serinin
bu bölümünde prodüktör rölünde olan
Michael Bay, 2016 senesinde gelecek
olan bölümde yönetmen koltuğunda
oturacak. Tabii bunun iyi birşey olup
olmadığını zaman gösterecek.
Michael Bay, filmleri aşırı aksiyon sahnelerine boğup,
bol reklamlı, konudan
uzaklaşan filmler
çevirmeye
başladı.
Bu yaz vizyona giren ‘Transformers 4 - Kayıp Çağ’,
sanırım buna iyi bir örnek.
Yönetmenin Atıfları
Size öncelikle bu seride işlenen konuyu açmak istiyorum. Filmin başlangıcında yeni mezun bir kişinin
hayalleri ve gerçek hayat arasındaki uyuşmazlıklar
dikkati çekiyor. O’Neil rolündeki Megan Fox, “Ben bu
kadar sene bunun için mi okudum” diye, klasik bir
isyan içinde. Yönetmen, yeni mezun olan gençlerin
hayalleri ile gerçek arasında bir köprü kuruyor. Hayallerimize her zaman tutunmamız gerektiğini vurguluyor. Hayallerimize ve kendimize ne kadar inanırsak,
gerçekleşme olasılığının o kadar yüksek olduğu üzerinde durmuş. Bu bakımdan vermeye çalıştığı mesaj
çok güzel. Mezun olur olmaz işlerin yolunda gitmemesi, her zaman öyle gideceği anlamına gelmez.
Filmin geri kalan kısmında işlenen konu ise, her
zamanki gibi iyi ve kötü arasındaki savaş değil sadece. Bir kimyasal maddenin insanlık üzerinde denenmesi ve sonucunda da, bu kimyasalın panzehiri
üzerinden para kazanılması işleniyor. Bu yönüyle
yönetmen Jonathan Liebesman, Amerika başta olmak üzere dünyadaki birçok ilaç firmasına bir gön-
Yönetmen: Jonathan Liebesman
Oyuncular: Megan Fox, William Fichtner,
Whoopi Goldberg, Mos Def, Will Arnett
Senaryo: Kevin Eastman, Peter Laird, Josh
Appelbaum, André Nemec, Evan Daugherty
Yapımcı: Michael Bay, Ian Bryce
Süre: 101 Dakika
Gençlik Spor Notu: 6
dermede bulunuyor gibi.
Yönetmenin filmi aksiyona
boğmamış olması ve konudan kopmaması, filmi daha ilgi çekici kılıyor.
Nickelodeon firmasının filmin yapımcı
firması olması da iyi sonuçlara yol açmış;
her yaştan kişinin izleyebileceği bir hal almış
film. Nickelodeon firması bu tarz serilerde her
zaman üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Zaten Ninja Kaplumbağalar çizgi serisini de
yeniden vizyona koyan, gene bu firmadır.
Filmin çoğunluğunda görsel efektler iyi.
Bazı sahnelerde görünen kaplumbağa kostümü
giymiş insan figürleri, filmin bütçesine ve yapımcı
firmaya pek yakışmıyor. Yine çok yakın zamanda
vizyona girmiş olan bir filmden söz etmeden geçemeyeceğim: “Maymunlar Cehennemi - Şafak
Vakti” filminde ustaca kullanılmış olan makyaj
ve teknoloji sayesinde hiç bir karede yanılgıya
düşülmezken, Ninja Kaplumbağalar’daki insan
figürleri göz tırmalıyordu. Umalım ki bir sonraki bölümde bu sorunu ortadan kaldırsınlar.
Film daha vizyona girmeden, çok konuşulan filmler arasında idi. Filmin başarısız
olacağına dair bir çok yoruma rağmen,
yapımcı firma ve yönetmen, işin içinden
alnının akıyla çıkmış gibi görünüyor.
Filme eşlik eden müzik parçaları da
yeterince özenle seçilmiş.
Biz Gençlik Spor Dergisi olarak, bu filme 10 üzerinden 6
veriyor ve size izlemenizi
tavsiye ediyoruz. İyi
seyirler...
EYLÜL 2014
89
Bulmaca
ÇENGEL bulmaca
Ödüllü Çengel Bulmacanın çözümünü http://bit.ly/gsbcengel33 adresine gönderen
ilk 10 kişiye ‘badminton seti’ hediye edilecektir.
Bir işte
kullanma
Tür, çeşit
Bir ilimiz
Aynı biçimde
sürme
Seker gibi
yürüyen
Sert,
yumuşak
karşıtı
Ön karşıtı
Gösteriş,
çalım
Yonga
Nakliyeci
Meblağ
Göktaşı
18
Üretim
1
Mühim
11
Soluk sarı
renkte değerli
taş
Çukurun en altı
Sadık evcil
hayvan
Bir işaret
zamiri
Jeolojide
kırık
Ani şaşkınlık
Çok şiddetli
yağmur
Vasıta
Kısmi
2
Anı
Kaburga
Adaletle ilgili
Küçük çocuk
15
8
Yıldız
4
Ahenk
Akademi
Ödülleri
Gelenek, örf
Subjektif,
enfüsi
Duygusal
ilişki
Şaman
Gıpta
Bel kemiği
İnce, narin
Bir cins
reçine
Uyulması
gereken ilke
Ayı balığı
Nema
Akılsız
Hayvan yemi
olarak
kullanılan bitki
artığı
Temiz
Yer fıstığı
Rafadan
yumurta
Haykırma,
bağırma
Geminin
kıyıdan açılması
Güzel duyu,
bediiyat
Yöntem
12
Atom
çekirdeği ile
ilgili
Düzey
Asla
anlamında
bir zarf
3
Tıkaç, tapa
Otomobilde
dişliler düzeni
Suya
batırılmış
Vücuda
konulan eczalı
parça
Bir tahıl
ölçeği
Çağdaş
5
13
Terazi gözü
Antlaşma
Çekül
Dans
Asya'da bir
ülke
14
16
Vücudun
yüzeyini
örten doku
Mengene
Görkem,
gösteriş
Enjektör
Bacaktaki iki
sinir ve bu
sinirlerin
ağrılı
hastalığı
Tedavi
Baskı türü
Karındanbacaklı
yumu- şakça
cinsi
Kabul
etmeme
Durum,
derece
Yankı
Eleştiri
Eski olmayan
Jüpiter'in
uydusu
Apartman
katı
Bir şeker
çeşidi
Seslenme
sözü
İlerlemiş,
had
19
Deriden çıkan
ipliksi uzantı
Bütün, tüm
Büyük ve
gösterişli ev
Kamu İktisadi
Teşekkülü
17
6
Paletli, zırhlı
savaş taşıtı
Orta alan,
merkez
10
Sosyal Güvenlik
Kurumu
Bilerek
yapılan
İlişik
7
Buyruğa
uymak
Kömür
ocaklarında
çıkan gaz
Güvence,
inanca,
teminat
Bir tür küçük
deniz taşıtı
Kurutulmuş
meyve
9
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
SUDOKU
1’den 9’a kadar olan sayıları her satır, her sütun ve kalın çizgilerle sınırlandırılmış 3x3’lük kutulara birer kere yazarak boş kutuları doldurun.
Kolay
7
6 8 4
1 3
1
2
9
4
6 3
2
3
9
7 5
4
3
7
8
5 7
8 4 2
1
9
4
1
7
2
5
3
1
3
9
3 9
4
7
6
8
9
6
8
6
4
5
6
1
1
1
9
1
8
8
7
6
4
8
2
9
5
6
1
9
1
8
2
9
2
9
7
2
4
1
6
4
8 4
2
6 5
Orta
6
1
5
5
2
6
2 8 7
4
6
7
8 5
7 9
6
9
2 5
9
3
6
5
3
3
7
7
1
1
2
2
8
7
6 7
3
8 4
1
3
1
3
4
5
1
9 7
9 8 2
8
4
4
7
9
7
5
8
6 3
9
8 1
3
1
3
4 7
4 5
6
3
1
8
2
5
1
6
2
3
8
2
1
3
7
Zor
6
9 7
7
4
2
6 3
9
2
5
5
2
3
6
1
9
2
6
1
7 8
6 7
2
1
4
6 3
5
3
4
2
1
4
9 8
8
3 6
3 4
1 6
2 8
5
1
3 2
9
4
7 9
3
5
4
3
7
8
9
5
4
8
9
6
9
7
8 3
1
1
2
9
5
2
6
8
2
9
1
KELİME AVI
Bulmaca
KELİME BULMACA
AŞAĞIdaki 30 kelime diyagramda yatay, düşey ve çapraz şekilde gizlenmiştir.
N E M E Y Z R U P A G N İ S J
AFGANİSTAN
MYANMAR
BHUTAN
NEPAL
S R J K Y D Z Ç M M A S Ü G K
ENDONEZYA
PAKİSTAN
İ U A Y Ç O B M A K Z İ Ğ M I
FİLİPİNLER
SİNGAPUR
L S P E E N U L F Ö A B Ü P R
GÜNEYKORE
SRİLANKA
O A O N K E E O G N K A O D G
HİNDİSTAN
SURİYE
JAPONYA
SUUDİARABİSTAN
KAMBOÇYA
TAYLAND
A K N A L İ R S S L A D V A S
KAZAKİSTAN
TAYVAN
İ G İ E K B H U T A N U Y N T
KIRGIZİSTAN
UMMAN
T Ş İ A P Z T R A N Y U A M A
MALEZYA
VİETNAM
MOĞOLİSTAN
YEMEN
A Y H R İ E V İ E T N A M C U
T İ
İ O M N Ğ K O A K T D Ğ B
Ğ M N Ü Ö Z M G A T İ R M Y I
O H Y G Y Y S T N A S A N M Z
M Ö A A U A S S İ Y T İ A Y İ
Ş V P Ş R A H İ N D İ S T A N
I S Ç P F İ L İ P İ N L E R Y
3 HARFLİLER
ADİ
AFİ
AKS
ALT
ANİ
ANT
EFE
EGO
EKO
ELA
HAZ
HİÇ
İFA
İYİ
KÖY
LOŞ
MUM
RET
ŞUH
UFO
T U G A Y
4 HARFLİLER
ASAL
AVLU
BORU
ÇARK
ETKİ
HOCA
İAŞE
İBİŞ
İLAÇ
KONT
LOCA
NARİ
NEŞE
REJİ
SARI
ŞANS
UYKU
YAPI
YİNE
ZARF
5 HARFLİLER
HEYET
İMBİK
KETON
KUPON
LEVHA
NAKİT
OPTİK
SANIK
TUGAY
TUTKU
6 HARFLİLER
HAKİKİ
HALLAÇ
İLTİCA
OTURUM
E
T
K
İ
MOZAİK
3 HARFLİLER
ADİ
AHU
ALO
BAL
ÇOK
DİL
EBU
EFE
İ Ş L E V
EKOAşağıda parçalara
ELA
FAS
ayrılmış
birİYİ
bulmaca vardır. 3x3’lük parçaları uygun şekilde yerleştirerek
bulmacayı tamamlayın Artan parçadaki harfleri kullanarak şifre kelimeyi bulun.
MUM
SÜS E
S
ÖTE
PAK
SIK
ŞIK
N
TER
ULU
A4 HARFLİLER
T
AĞAÇA
AİLE
A
ARIK
ETÜT
HARF
İBİŞ
İLAÇ
LOBİ
MAAR
MOLA
NÖTR
OĞAN
OLTA
OTEL
ÖKÜZ
ŞANS
TAPU
TOKİ
USUL
VİZE
T
T
A
5 HARFLİLER
ALÇAK
O
KEŞKE
K
E
ŞURUP
E
O
L
M
BENEK
DERİK
NABIZ
RACON
A
M
R
A
A
B
Ü
M
A
R
YAMAN
N İ
I
T
6 HARFLİLER
N
L
Y
İ D
R
İŞLEV
L
U
K
M
B
A
E
A
E
R
İ
A
C
SÜSLÜ
HAŞMETA MÜŞKÜL
A K ÖNEMLİ
A
L
M E SUNUCU
K
L
A
E
K
İ R
F
E
A
N D
A
N
A
İ
R
Y
E
T
E
K
L
İ S
A
K
T
T
E
N
G
R
G
Ü
Ö
Z
L
Ü
E
E
M E
K
N
A
K
A
N
S
K
A
R
A
A
O
B
D
İ L
A
R
K
T
T
L
I
S
A
K
K
A
R
O
A
R
O
T
E
D
A
M
J
A
K
Ç
İ
H A
P
E Ş
K
L
K
N
İİ
ÜB L
İF
M İ
Ş
A R
N
Y
I
B
E
S
DİKDÖRTGENLER
Bu bulmacadaki amacımız noktaları
2 bölgeler
2
9
birleştirerek dikdörtgen
oluşturmak.
2
Bunun için ipuçlarını kullanacaksınız. Verilen sayılar, kendisinin4de
içinde bulunduğu bölgenin kaç
4 kutu3
dan oluştuğunu gösteriyor.
Örnek
2
32 2 4
2
3 4
3 4
3
2
2
12
2
15
2
7
2
3
3 4
2
3
2
2
3
4
2
3
4
5
2
2
5
2
3
4
10
4 2
2
6
53 5
12 2
5 2
3
3
3
4
4
2
2
2
8
8
8
2
4
4
2
2
3
8
Bulmaca
SUDOKU
DİKDÖRTGENLER
2
3
10
3
2
2
4
2
3
6
2
10
7
6
MOZAİK
10
Fazla parça
2
3
3
2
7
3
4
2
A
T
L
E
İ
K
T
Şifre kelime:
3
4
9
2
4
KELİME AVI
ATLETİK
5
2
4
9
7
3
6
1
8
6
9
7
1
5
8
4
2
3
8
3
1
2
4
6
7
5
9
7
1
8
6
2
5
9
3
4
9
6
2
7
3
4
5
8
1
3
4
5
8
9
1
2
6
7
2
5
3
4
8
9
1
7
6
4
8
6
5
1
7
3
9
2
1
7
9
3
6
2
8
4
5
1
8
6
7
5
9
3
2
4
5
4
7
2
6
3
1
9
8
9
3
2
1
8
4
5
6
7
8
6
4
5
7
1
9
3
2
7
9
1
3
2
8
4
5
6
2
5
3
4
9
6
7
8
1
3
7
8
6
1
5
2
4
9
6
1
5
9
4
2
8
7
3
4
2
9
8
3
7
6
1
5
9
6
7
4
2
1
3
5
8
8
4
3
6
5
9
7
1
2
1
2
5
3
7
8
4
6
9
4
3
8
9
6
5
2
7
1
2
1
9
8
4
7
6
3
5
7
5
6
1
3
2
9
8
4
6
9
2
5
1
3
8
4
7
3
8
1
7
9
4
5
2
6
5
7
4
2
8
6
1
9
3
2
5
8
7
9
4
3
1
6
7
6
9
5
1
3
2
8
4
3
1
4
8
2
6
5
7
9
1
2
7
3
4
9
8
6
5
9
4
6
2
8
5
7
3
1
5
8
3
6
7
1
9
4
2
6
3
2
4
5
7
1
9
8
8
7
1
9
6
2
4
5
3
4
9
5
1
3
8
6
2
7
1
8
2
7
5
4
3
6
9
5
7
4
3
6
9
2
8
1
3
6
9
8
1
2
5
7
4
2
3
7
4
9
1
8
5
6
9
1
6
5
8
3
4
2
7
4
5
8
2
7
6
1
9
3
6
9
5
1
4
8
7
3
2
7
4
3
9
2
5
6
1
8
8
2
1
6
3
7
9
4
5
5
8
3
1
4
6
9
7
2
7
4
2
9
5
8
1
6
3
9
1
6
2
7
3
5
4
8
8
7
1
6
9
2
3
5
4
2
9
5
4
3
7
6
8
1
6
3
4
8
1
5
7
2
9
1
6
8
5
2
9
4
3
7
4
2
7
3
6
1
8
9
5
3
5
9
7
8
4
2
1
6
7
6
2
4
8
3
1
9
5
5
4
3
1
2
9
6
8
7
8
1
9
6
7
5
4
2
3
9
8
1
2
4
7
5
3
6
3
5
6
8
9
1
2
7
4
4
2
7
5
3
6
8
1
9
1
9
4
7
6
8
3
5
2
2
7
5
3
1
4
9
6
8
6
3
8
9
5
2
7
4
1
5
8
4
6
7
9
1
3
2
9
3
7
4
2
1
6
5
8
6
1
2
3
5
8
9
4
7
7
6
8
1
4
5
2
9
3
2
9
1
8
3
6
4
7
5
4
5
3
7
9
2
8
1
6
8
7
6
5
1
4
3
2
9
1
2
5
9
8
3
7
6
4
3
4
9
2
6
7
5
8
1
9
8
2
7
1
6
5
3
4
3
4
1
5
2
8
7
6
9
5
7
6
9
3
4
8
1
2
1
2
4
8
5
7
6
9
3
8
5
3
2
6
9
4
7
1
7
6
9
1
4
3
2
5
8
4
1
8
6
9
5
3
2
7
6
9
7
3
8
2
1
4
5
2
3
5
4
7
1
9
8
6
ÇENGEL
Üç yanı suyla
çevrili kara
Büro
P
Dizem
Gizli kalan
D
Güneşin
doğduğu yer
Ziyaretçi
B
Eski dilde
sebep
KELİME YERLEŞTİRME
D
D
A
H
İ
Y
A
N
E
10
Konudan
Avrupa Uzay konuya
geçiveren
Ajansı
Alşimi
A Ğ A Ç
L
D
Ç
İ Ş L
A
I
K E Ş K E
L
H A R F
A
A İ
Ş A N S
M
Ö
E
T O K
T E R
T
S
S Ü S L Ü
T
S
Ö N
T
E V
İ
Z
B E
A
L E
F
D E
İ
L O
Ğ
A
U N
E M L İ
O
Y
L
İ
L A Ç
O L
N E K
B
U S U
I
R İ K
B
R
B İ
Ş U R
L
U C U
A
T
A
L
O
A
H
U
Ö
T
M A N
P
M U M
A
Ü
A
Ş
R I K
Ü
T E L
K
C O N
A
P
B
A
I
K Ü Z
Y S
Ü
A S
L
M Ü
Vali
Zamana
bağlı istek
Bölge,
mıntıka
Uygarlaşma- Suyla çevrili
mış kavim, kara parçası
topluluk
M A
D
B A
Tat alma organı
Yarış atlarının
gezdirildikleri
yer
Samimi
20
Maun
O P
Karşıt, ters
Büsbütün,
toptan
Tarımsal
Çizgi üzerinde olma
B
Y
N O R A
A L E N
L
E S
A N L I
N İ
M
Ş U A
T A Y
A N G O
K
A T
M E R A
A R
M
A R A
F T Ü
A
Y A
S T A R
U A
P
L T A
Y A T A
E R A
Bilinç, dimağ
Biyolojide
soluk borusu
6
21
Çoktan beri
var olan
Büyük piliç
Göz
İşi en iyi
teklif yapana verme
Bir işte
uyulan düzen
Sözünden
dönmek
18
Kayınvalide
İnce
kumaştan
giysi türü
Ayaklı tabla
1
22
Efor, gayret
Tayyare
Gelirler
Yüksek okul
Kalıtım
Çaresiz
El konulmuş
16
Limonluk
Damardan
akan sıvı
Hükümdar
yönetiminde halk
Bile, hem de
11
K
M A
İ F
A M İ
Ş
Y
A Y O
A N
İ N K
L A
E Ş K
M U
A A R
S
B
A K A
P A Ğ
H A
A Y
S A D
Y
M
A F O
Akım
Ekilen şey
Çekiliş
Değerli eski
eşya
Edisyon
Duygu
Bildirme
Bin kilogram
17
Su tavuğu
Karışık renkli
5
Tapınma
kuralları
Hisse
Abide
Kapital
7
Zayıf
Kanal, ark, su
yolu
Gondola
benzeyen bir
kayık
Eski dilde
damla
12
Ayağın alt
yüzü
Siirt ilçesi
Yükseklik
Madun
Çölden esen
sıcak rüzgâr
19
Geçen Ayki Çengel Bulmacanın şifresi:
AKIL YAŞTA DEĞİL BAŞTADIR
A
E
R E S
A D E
İ F
E R
N O
K E T
A
E
F İ L
E S
S K A
E S
A L İ
D E M
I
İ
Y A L
A L E
M E
A N Z
N İ
Nur, şavk
Dingil
2
Kaşkol
Asma, yukarı
kaldırma
Gelenek, örf
Grup
Karşılık olarak
yapılan
davranış
14
Kan azotu
Temel
madde
Tanrısal
Literatür
Enerji
3
Bulmaya
çalışmak
Asya'da bir
ülke
9
Arnavutluk
para birimi
Ülkü
S
Konut
Boya renk
sistemi
L
E
H
4
Giyside
kırışıklık gideren araç
K
A
S
A
T
U
R
A
D
O
K K
U
E M
N A
İ
K E
K
K S
L E
A R
N İ
El ayası
İsim
İşte emir
veren kimse
Yolculuk
eden
topluluk
Kırmızı
Mersin'in
eski adı
Kağıt
yaprakları
M
U
H
İ
T
Sonsuz,
ölümsüz
T
E
K
N
E
8
Yunanistan
şehri
İ
N
Z
İ
B
A
T
13
15
Karikatür
Download

İki nesil bir arada