Sınav Kaygısının Fizyolojik Oluşumu
Ş. Ali ACAR > Psikolojik Danışman > [email protected]
Ali Bey: Arkadaşlar, dergimizin geçen sayısında sınav kaygısının sebepleri üzerinde
durarak psikolojik etkilerin sınav kaygısını nasıl oluşturduğunu incelemiştik. Biraz da
kaygının “fizyolojik oluşumundan” bahsetmekte fayda olacağını düşünüyorum. Gerçekte
kaygı bizim dışımızda gelişen olayları zihnimizde yorumlama biçimimize göre ortaya çıkan
tepkilerimizdir. Bu konuyu bir örnekle ele alalım. Hiç hak etmediğiniz halde birisi size –
affedersiniz- "salak" demiş olsun. Siz hemen zihninizde değerlendirmeye başlarsınız. Kendi
kendinize "Böyle bir kelimeyi hak etmek için ne yapmış olabilirim?" diye düşünürsünüz. Bu
değerlendirmeden sonra bu olaya tepki gösterirsiniz. Büyük olasılıkla omuz ve boyun
kaslarınız gerilir ve beyninize giden kan akışının düzeni bozulur. Bu olayların sonucunda da
baş ağrısı veya boyun ağrısı olacaktır. İşte size yöneltilmiş olan kötü bir kelimeyi zihninizde
değerlendirerek kendinizi rahatsız edecek şekilde yorumladınız ve sonuçta kaygı altında
kaldınız. Oysaki siz olaylara karşı tepkilerinizi kontrol altında tutarak bu kelimeyi sizi rahatsız
etmeyecek şekilde de değerlendirebilirsiniz. Birisinin haksız yere söylediği salak kelimesinin
sizde kaygıya yol açmasına müsaade etmeniz mantıklı bir tercih değildir. Konunun
uzmanlarının bu konudaki ortak kanaatleri bu tip olaylara mizahi açıdan bakma yolunun
seçilmesidir. Yani espri ile geçiştirmektir.
Vücudumuzda homeostatis (dengelenme) diye bir sistem var. Üzerimizde baskı olduğu
zaman vücudumuz kendini savunur. Mesela minareleri hatırlayın. Rüzgâr şiddetli eserken
minare sallanır. Buna biz kırılma payı, esneklik payı deriz. Eğer minare sallanmazsa kırılır.
Elif: Terlemek, titremek, saçımızın beyazlaması gibi mi?
Ali Bey: Evet, beyinde zorlanma olursa depresyon yaşayabilir insan. Beyin uğradığı
baskıya karşı savunmaya geçer. Böylece kimyasal çalkalanma olur. Sonuçta stres, kaygı,
depresyon meydana gelir.
Hazel: Arabaya binerken çıt çarpıyor beni.
Ali Bey: Beynimiz katekolomin diye bir madde salgılıyor, bir hormon bu. Bilgisayara,
elektronik bilgisayar; beyine kimyasal bilgisayar diyebiliriz.. Beyin maddelerle hormonlarla
çalışıyor değil mi? Mesela seratonin salgılanması bizi olumlu etkiliyor. Yani bize olumlu
enerji veriyor. Mutlu olmamızı sağlıyor. Arkadaşlar intihar eden insanların kanında seratonin
yokmuş. Seratonin size can veriyor, neşe veriyor. Bu hormon azaldığı zaman beyin bunu
üretemediği zaman ne oluyor? İşte stres zamanında beyin yanlış proteinler üretiyor. Bunlar da
bizde bu gelişmeleri yapıyor. Eğer katekolomin dengeli salgılanmazsa öğrenmeyi olumsuz
etkiliyor. Dengeli salgılanırsa faydalı oluyor. Ama siz bunun faydalılığını kullanmazsanız,
kaygının dozajını ayarlayamazsanız ne olur? Hayatı size zindan eder. Demek sınav kaygısı
doğal bir şey. Bunu kavradık mı? Eğer kaygı olmazsa siz benimle görüşmeye gelmezsiniz,
ders çalışmazsınız, soru çözmezsiniz, en önemlisi de arayış içinde olmazsınız. Çözüm
aramazsınız.
Mustafa: Ali Bey, belli bir miktarda hormonların salgılanması bizim hayatımızın devamı
için gerekiyor öyle mi?
Ali Bey: Hormonlar dengeli salgılanmalı arkadaşlar. Mesela trafik ışıklarını düşünün.
Kırmızı, sarı, yeşil ışıklar ne işe yarıyor?
Ömer: Kazaları önlüyorlar.
Ali Bey: Kimyasal salgılar sinir ileticileridir. Bunlardan bazıları; Dopamin, nöropnefrin,
nöradrenalin, adrenalin, seratonin v.b. Bunlar beyindeki trafiği ayarlıyorlar. Örneğin kırmızı
ışığa korku hormonu (melatonin) yeşil ışığa mutluluk hormonu (seratonin) diyelim. Yeşil
yanacağı yerde kırmızı yanarsa ne olur?
Huzeyfe: Trafik birbirine girer.
Ali Bey: Korku hormonu ile mutluluk hormonu yanlış salgılanırsa..
Mustafa: Beynimizde trafik kazaları olur.
Ali Bey: Aferin meseleyi kavradınız. Arkadaşlar stres durumunda vücudumuz yanlış
alarm çalar.
Elif: Nasıl yani?
Ali Bey: Kaygı, deprem gibidir.
Hazel: Bağlantı kuramadım.
Ali Bey: Biliyorsunuz deprem en çok zayıf binaları etkiler.
Ömer: O zaman kaygı da zayıf organlarımızı daha çok etkiler öyle mi?
Ali Bey: Evet. Kaygı vücudun zayıf bölgelerini etkiler. Arkadaşlar size ilginç bir şey
anlatmak istiyorum. Araba ile giderken aniden önümüze bir şey çıksa ne yaparız?
Elif: Fren yaparız.
Ali Bey: Sonra ne olur?
Bilgesu: Vücudumuz biraz sallanır. Şiddetli olursa hırpalanırız.
Ali Bey: Adrenalin salgılanması diğer hormonların etkilerini azaltıyor. Adeta fren görevi
yapıyor.
Huzeyfe: Ali Bey, bizim sınav öncesi heyecanlanmamız faydalı mı oluyor?
Mustafa: Şayet heyecanlanmazsak kötü sonuçlar olabilir.
Ali Bey: Terlemeyi düşünün. Terlemek faydalı mı, değil mi?
Ömer: Bir örnekle açıklamak istiyorum. Arabalarda radyatör sistemi var. Görevi, ısınan
motoru soğutmak. Sağlıklı çalışmazsa motor hararet yapar. Sonuçta tamir gerekir.
Ali Bey: Çok güzel bir örnek. Üşümek de, terlemek de aynı görevi yapıyor.
Emre: Heyecan(adrenalin salgılanması) herkeste aynı tepkiyi vermiyor değil mi?
Ali Bey: Şimdi Emre’nin sorusunu birlikte cevaplayalım. Herkes heyecanlanınca
vücudunda ne olduğunu söylesin.
Furkan: Ben heyecanlanınca elim titriyor.
Hazel: Ben terliyorum.
Mustafa: Kalbim hızlı atıyor.
Bilgesu: Başım ağrıyor. Kaslarım geriliyor.
Huzeyfe: Ben üşüyorum.
Elif: Ben sık tuvalete gitmek istiyorum.
Sait: Benim safram kalkıyor. Biraz da kusuyorum
Emre: Boğazım kuruyor çok su içmek istiyorum.
Ömer: Panikliyorum.
Ali Bey: Heyecanın farklı fizyolojik versiyonları olabiliyor.
Ömer: Şu ana kadar ben kaygının faydalı ve doğal olduğunu bilmiyordum.
Mustafa: “Kişi bilmediğinin düşmanıdır demiş” atalarımız.
Ömer: Konuyu öğrendikçe rahatladım.
Ali Bey: Ömer, araştırmalara göre belirli miktarda kaygının olması faydalıymış. Ama hiç
olmaması ile çok olması zararlıymış.
Elif: Bende çok var ne yapacağım?
Ali Bey: Kaygının dozajını ayarlamamız lazım. Yani kontrol etmemiz gerekiyor.
Elif: Kökten yok etsek olmaz mı?
Ömer: O zaman faydasından yararlanamayız.
Mustafa: Ali Bey ben buradan kaygıyı yönetebileceğimizi öğrendim doğru mu?
Ali Bey: Evet Mustafa, gayet doğru. Ama onu daha sonra yeniden görüşelim.
Download

Sınav Kaygısının Fizyolojik Oluşumu