BİR STAJYER AVUKATIN
CEZAEVİ İZLENİMLERİ
Stj. Av. Nazlı Ceren BAŞBABASI
G
eçen gün çok uzun zamandır görüşemediğim bir arkadaşımla buluştuk. Bir
alışveriş merkezinin yemek katında bir
şeyler atıştırmaya karar verdik. Ancak gelin görün
ki insanın hayatında yaşadığı şeyler hep bir noktada iz bırakıp hiç beklenmedik bir anda ortaya
çıkarmış. Bir ses, bir koku, belki bir bakış… O gün
yemek katında burnuma gelen koku beni alıp
hayatın bambaşka noktalarına götürdü. Belki de
birçok insanın hayatı boyunca hiç görmeyeceği,
hiç bilmeyeceği bir yerdeymişim gibi hissettirdi
bana. Madalyonun diğer tarafında; özgürlüğün
olmadığı, her şeyin çok sınırlandığı bir yer de;
cezaevinde.
Cezaevinin kapısındasınız ve bekliyorsunuz;
belki bir sevdiğinizi, belki bir arkadaşınızı, belki
müvekkilinizi ve kim bilir daha kimleri. Kapıdan
bakıyorsunuz içeri; aklınızdan bin bir düşünce
geçiyor, hiç bilmediğiniz bu kapalı kutu hakkında. Çocuk gibisiniz; biraz heyecan, biraz korku,
biraz endişe, biraz hüzün ve daha niceleri. Korku
bir nebze daha azdır, içerdekilere göre. Birkaç
saat sonra dışarı çıkıp özgürlüğe kavuşacağının
bilinci su serpiyor adeta insanın yüreğine. Peki
ya içerdekiler, belki de hayatlarının sonuna kadar
özgürce dolaşmanın, yemenin, içmenin, istenilen
yere gitmenin ne demek olduğunu bir daha asla
tadamayacak olanlar? İşte onların hayatından
bir kesit sunuluyor gözlerinizin önüne. Nelere
sahip olup olmadıklarını bütün çıplaklığı ile
106 Hukuk Gündemi | 2014/2
görüp hissediyorsunuz.
Gardiyanlar, görevliler herkes her daim temkinli; hem içerdekilerin hem de dışarıdakilerin
güvenliği açısından. Cezaevinin avlusuna adım
attığınız anda başlıyor süreç. Tepeden tırnağa
aranıyorsunuz; saçınız, ayakkabınız, kıyafetleriniz… En kolay şekilde “bedeninizden başka içeri
herhangi bir şey geçirmek yasak.” tabiri ile dile
getirilebilir belki bu süreç. Suiistimale kesinlikle
yer yok.
Aramadan sonra uzun bir koridor başlıyor
önünüzde, hayatınızda ilk defa adım attığınız
bir yer ve belki de bir daha asla orada bulunmak
istemeyeceğiniz bir yer. Onların yaşam koşullarına atılan ilk adım belki de. Yürüyorsunuz koridorda; çeşit çeşit atölyeler ve çalışan mahkûmları
görüyorsunuz. Hükümlü ya da tutuklu ile temas,
konuşma, herhangi bir iletişim kurmak yok. İzliyorsunuz sadece; sanki bir film sahnesinin içine
girmiş gibi, müdahale etmeden izliyorsunuz olan
biteni. Sayıyorlar oradaki olanakları; kütüphane,
dikiş atölyesi, mantı atölyesi, takı atölyesi, spor
salonu ve daha niceleri. Bir an aklınızdan geçiyor, dışarıda olup, birçok insanın elde edemediği
olanaklara sahipler diye. Ne kadar yanıltıcı değil
mi? Öyle dışarıdan göründüğü gibi kolay değil;
her şeyin sınırlamaları var. Öyle dışarıdaki gibi
keyfince istediğin zaman istediğin şekilde yararlanamazsın bu olanaklardan. Hala birçok olanağa
sahipler diyebiliyor musunuz? Ben diyemiyorum.
Bir vekil ile mahkûmun görüşmesine tanık
oluyorsunuz. Düşünün mahkûmsunuz ve belki
de hayatınızın en mahrem bilgilerini, en anlatmaktan korktuğunuz, çekindiğiniz şeyleri paylaşıyorsunuz. Evet, siz o odadayken sizi kimse
dinlemiyor; ama en az bir çift göz her daim sizin
üzerinizde ne kadar rahat ve güvende hissedebilirsiniz ki kendinizi. Diğer taraftan avukatlar için
odaya girdiğinizde güvenlik açısından düzenlemeler yapılmış, gardiyan belli etmeden gözlemliyor ve vekilin kendini tehlikede hissettiği
anda ihtiyacına koşacak bir acil durum düğmesi
mevcut. Mahkûm, ailesi ve arkadaşları ile yaptığı görüşmelerde bu gizliliğe ve yakınlığa sahip
değil. Ayda sadece bir defa, sevdiğine sarılabilir,
öpebilir, koklayabilirsin. Belki daha acısını yaşarsın, düşene bir tekme de çevresinden gelir. Bir
bakmışsın ne gelenin var ne gidenin.
Ya en kötüsü? Bir düşünün bu kadar şey
arasında daha kötü ne olabilir ki; özgürlüğün
gitmiş senin elinden daha ne olsun. Elbette daha
kötüsü var, kaldığın hücre, koğuş. Evin artık orası
senin, içeride kaldığın sürece yuvam diyebileceğin tek yer belki de. Bir ev, yuva sıcaklığından
tamamen yoksun bir yer. Nasıl olabilir ki, zaten
çoğu insan yaşama sevincini bile yitirmiş oluyor, içeri girdiğinde. İki kişilik odaları dört kişinin
paylaşmak zorunda kalması ne kadar zor tahmin
edebilir misiniz? Öğrencilik zamanında devlet
yurtlarına laf ederdik. Öpüp başa koymak lazım
o yurtları; içerideki yaşam koşullarını gördükten
sonra. Görmeye vakıf olduğumuz cezaevinin
koşullarının Türkiye’deki birçok cezaevine göre
çok iyi durumda olduğunu öğrendikten sonra…
Ağır bir yemek kokusu ile bizi karşılayan cezaevi yine aynı ağır yemek kokusu ile bizi yolcu
etti. Kimsenin yolunun cezaevine düşmemesi
temennisiyle…
2014/2 | Hukuk Gündemi 107 
Download

bir stajyer avukatın cezaevi izlenimleri