Turizmin Entelektüel Sermayesi Olarak Turist Rehberleri
İçerisinde olanlar bilir, Türkiye'de turizmin sektör olarak ele alınmaya
başlandığı 1980'lerden itibaren yapılan tüm hatalara rağmen, ülkemiz yine de
kültür turizmi açısından dünyanın en önemli destinasyonlarından birisi olmayı
başarmıştır. Bu başarıda tarihi ve kültürel değerlerimizin yanı sıra kültür
müşterisine en iyi şekilde hizmet veren turist rehberlerimizin payı da çok
büyüktür.
Mesela Ayasofya gibi mimari bir şahesere sahip olmanız tek başına yetmiyor.
Onu yurtdışından gelen ve mesela tümüyle sanat tarihçilerinden ya da
mimarlardan oluşan, yani akademik alt yapısı olan bir turist grubuna hakkıyla
anlatabilecek rehberleriniz de olmalı. Ya da Topkapı Sarayı’nı grubunuzla
gezerken 600 yıllık Osmanlı tarihini, harem olgusunu bilimsel referanslarla ve
fakat anlaşılır bir şekilde aktarabilen rehberlerinizin olması şart. Kitaplardan ya
da internetten ulaştığınız genel geçer bilgilerle gerçek kültür müşterisini tatmin
etmeniz pek mümkün değil. Bu müşteri profili, rehberiyle birçok konu hakkında
tartışabilmek ve rehberin kendisine yeni perspektifler sunabilmesini ister.
Uluslararası turizm örgütleri Türkiye’deki rehberlerin kalitesini defalarca
tasdiklemiştir zaten. Bilgi birikimi açısından dünyada özellikle üç ülkenin
rehberleri öne çıkar. İsrail, Mısır ve Türkiye. İsrail'deki rehberlerin dinler tarihi
konusundaki hâkimiyetleri takdire şayandır. Mısır'da ise rehberlik yapabilmeniz
için Mısır hiyerogliflerini dahi okuyabilmeniz gerekir. Fakat bu her iki ülkede de
medeniyetlerin parladığı, önemli izler bıraktığı dönemleri 2–3 bin seneyle
sınırlayabilirsiniz. Yani bir rehberin 2–3 bin yıllık bir tarihi bilmesi yeterli.
Türkiye öyle mi peki? Tabii ki hayır. Bir rehberin hâkim olması gereken
konular, dünya tarihini de değiştirecek son çalışmalar ışığında Göbeklitepe'yle
en azından M.Ö 10 binlerden başlıyor. Sonrasında Neolitik ve Kalkolitik
dönemlerle ilgili Nevali Çori, Çathalhöyük, Çayönü, Aşıklı Höyük ya da Hacılar
gibi çok sayıda önemli yerleşim merkezi geliyor. Bronz çağı ise Troia ya da
Hattuşaş gibi kentlerle öne çıkıyor. Hatti, Hurri ya da Luvi medeniyetlerini de
göz ardı etmeyelim. Hititlerden sonra ise günümüze fazlasıyla etki etmiş Frigya,
Urartu, Lidya, İonya ve Likya uygarlıkları var mesela. Bunları Roma, Bizans,
Selçuklu ve Osmanlı takip ediyor. Hıristiyanlığın Anadolu'daki köklerine vs. hiç
girmeyelim zaten. Ya da sahip olduğumuz binlerce endemik bitki çeşidini ve
özelliklerini çok iyi bildiği için uzman botanikçilere rehberlik hizmeti
verenlerden. Halikarnas Balıkçısı'nın ilk rehberlerimizden olduğunu biliyor
muydunuz mesela? Ya da Azra Erhat, Sebahattin Eyuboğlu, Sedat Alp, Ekrem
Akurgal, Halet Çambel, Muazzez İlmiye Çığ ve Aykut Çınaroğlu gibi isimlerin de
rehber olduğunu?
Bütün bu tarihi birikimin dışında bir de anında çözüm üretebilen, kriz
yönetebilen pratik zekâ hususu var. 10–14 günlük kültürel bir programda
rehberin kesinlikle elinde olmayan çeşitli aksaklıklar da işin bir parçasıdır ve
mesleği kesinlikle sıkıcı olmaktan kurtarır. Dağ başında aracınız bozulur,
acentanız müşterilere yanlış vaatlerde bulunmuş ya da yoğun bir programdan
sonra geç saatlerde yorgun argın bir şekilde vardığınız otele grubunuzla ilgili
gerekli rezervasyonu geçmeyi unutmuştur, öğle yemeği için program
doğrultusunda durduğunuz restaurantta yemekle ilgili ciddi sıkıntılar yaşarsınız
ya da müşteriniz mesela kalp krizi geçirir. Bu tür aksaklıklar rehberler için
olağandır. Fakat rehber bütün bu sorunları tek başına çözmeyi ve ne olursa
olsun müşterisinin memnun kalmasını sağlamayı bilmeli. Mesleğe ilk adım
attığınızda tecrübeli rehberler, size en iyi rehberin "kıyamet bile kopsa hiçbir
sorunu acentaya yansıtmayan, çözümü anında ve yerinde kendisi üreten
rehber" olduğunu hemen öğretir. Bu mesleğin mesai saatleri de yoktur. Yeri
geldiğinde sabahın 04.00’ünde kendinizi yollara atar ve gece 01.00’de biraz
dinlenebilmek için çekildiğiniz otel odanızda, herhangi bir sıkıntısı olan bir
müşterinin bu birkaç saat için telefonla da olsa size ihtiyaç duymamasını
dilersiniz. Yaratıcılık, kriz yönetimi, her durumda iletişim kurabilme ve çözüm
üretebilme yeteneği rehberliğin olağan özelliklerindendir.
Sahip olduğumuz doğal ve kültürel varlıklarla birlikte rehberlerin bilgi birikimi
ve kabiliyeti üzerine inşa edilmiş olan kültür turizmi neden bu kadar önemli
peki? Müşterisi genelde harcama gücü yüksek olan ve dolayısıyla gittiği ülkede
en çok para bırakan kesim olduğu için. Bir insanın kültüre merak duyması için
önce karnını doyurabilmesi şart. Ancak karnı tok olan ve geleceğine güvenle
bakabilen insan kültüre, tarihe merak duyar ve bu uğurda ciddi harcamalar
yapar. Somut bilgilerle doğru bir şekilde yaklaştığınızda ise kültür müşterisinin
Türkiye hakkındaki ön yargılarını da daha kolay bir şekilde kırabilirsiniz.
Kısacası rehberler turizm sektörümüzün entelektüel sermayesidir. Rehber hem
çok okuyandır, hem de çok gezen. Modern çağın göçebesidir.
Kültür ve Turizm bakanlığı ise rehberlik taban ücretlerini her altı ayda bir
yeniden belirler. Fakat rehberler yıllarca turunu üstlendikleri acentanın bu
taban ücretlerini kendilerine ödeyip ödemediklerini pek önemsemediler. Çünkü
dolaylı kazançları yeterince tatmin ediciydi. Mesela Adıyaman'dasınız ve
programınızda klasik Nemrut turu var. Rehber olarak grubunuza daha detaylı
bir Nemrut programını makul fiyatlara satabiliyordunuz. Ya da diyelim ki
Kapadokya'ya vardınız. Bölgede iz bırakan erken dönem kilise babalarından
girip Selçuklu'dan çıktınız. Ardından grubunuzu Mevlana ya da Hacı Bektaş
vesilesiyle mistik bir havaya da büründürdüğünüzde, programınızda olmayan
balon turlarını da oldukça rahat bir şekilde ekstradan satabiliyordunuz mesela.
Ya da diyelim ki İstanbul'dasınız fakat programınızda Boğaz turu yok. Asıl
programınızı aksatmamak kaydıyla gezdirdiğiniz insanlara Boğaz turunu da
sunabiliyordunuz. Turun sonunda ise bir ya da iki haftadır gezdirdiğiniz 30
kişilik bir gruptan memnuniyetlerinin bir ifadesi olarak sadece bin–iki bin lira
bahşiş almanız da gayet olağandı. Bu ek kazançlardan dolayı rehberler yıllarca
kendilerine taban ücretlerinin ödenip ödenmediğine pek aldırış etmediler. Tabii
bu ek gelirleri sezonluk çalışılan ve genelde yollarda olunduğu için haliyle
masrafları da daha yüksek olan bir meslek çerçevesinde değerlendirmelisiniz
Fakat hiç bir katma değer üretmeden piyasada sadece fiyat kırararak rekabet
etmeye çalışan acentalar son yıllarda bütün bu ekstra kazançlara el atmaya
başladı. Özellikle Bakanlığın ve tur operatörleri ile seyahat acentalarının birliği
olan TÜRSAB'ın öngörüsüz ve kısa vadeli turizm politikaları yüzünden para
harcayan turist sayısı giderek azaldı. Rehber meslek odalarının stratejik hataları
sayesinde ise TÜRSAB'ın rehber piyasasını kırmak amacıyla Bakanlık nezdindeki
girişimleriyle, özellikle 2000–2010 yılları arasında rehber sayısı kontrolsüz bir
şekilde arttırıldı. En önemlisi ise ülkenin tanıtımı ve dışarıdan algılanışıyla ilgili
çok önemli bir görevi üstlenen rehberlerin otuz yıl boyunca haklarını koruyan
herhangi bir meslek yasalarının dahi olmamasıydı.
Şimdi ise rehberler örgütlenmeye çalışıyor. Oldukça özverili çabalar sonucu
rehberlik meslek yasası 2012’de mecliste onaylandı. Önceden kurulmuş
olanlarla birlikte yeni kurulunan çok sayıdaki rehberler odası, meslek odaları
üst birliği olan ve 2013'te resmi olarak kurulan "Turist Rehberleri Birliği"
(TUREB) çatısı altında toplandı.
TUREB kurulduktan sonra seçilen şu anki yönetiminin ise yeni yasayla sonunda
güvence altına alındığı düşünülen rehber haklarını savunabilmek için meslek
tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde, özellikle TÜRSAB’a karşı mücadele
verdiğini de biliyoruz. Rehberlerin insan gibi yaşayabilmeleri için onlara
tanınacak asgari her hakkı kendi cebine girecek kazançtan bir eksilme olarak
gören TÜRSAB yönetiminin her fırsatta bel altına vurmaya çalıştığına da şahit
oluyoruz. TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy’un turizmciden çok bir müteahhit
edasıyla “Rehberler bizim memurumuzdur; hadlerini bilecekler” ya da
“Yasanıza saygı duymuyorum” söylemleri bu zihniyeti gösteren örneklerden
sadece bir kaçı. Benzer bir yaklaşımla maden ocağı işletildiğinde ise nelere yol
açılabileceğine hepimiz daha geçenlerde tanık olduk. Öyle anlaşılıyor ki
TÜRSAB, rehberliği aylarca evden uzak ve her türlü doğa koşullarında 7/24
hizmet veren, bunun karşılığında ise asgari ücretle yetinen insanların çalıştığı
bir meslek haline getirmeye çalışıyor. Rehberin hizmet verdiği dile olan
hâkimiyeti, bilgi birikimi, her şartta insanlarla ilişki kurabilme ve çözüm
üretebilme yeteneğinin yapılan çok küçük hesaplar karşısında hiçbir önemi yok.
Fakat bu durumdan er ya da geç tüm turizm camiamız oldukça olumsuz
etkilenecek, sadece tur operatörleri ve seyahat acentaları değil.
Turizm camiamızın başlıca iki hedefi vardır. Müşteriyi ikna etmek ve verilen
hizmet sayesinde müşterinin daha fazlası için tekrar geldiğini görebilmek. Bu iki
ana hedefin odağındaki en önemli, en etkili oyuncu ise rehberdir.
Müşteriyi ikna etmek amacıyla yurt içinde ve özellikle de yurt dışında yapılan
çeşitli tanıtım kampanyalarına çok büyük paralar harcıyoruz
(http://goo.gl/LrWUBB). Fakat unutmayalım ki turizm camiamızın hedef
kitlesini turist rehberinden daha iyi tanıyan hiç kimse olamaz. Rehberleri işin
dışında tuttuğumuz sürece tanıtım kampanyalarımızı, markalaşma
çalışmalarımızı hangi bütçeyle, kime yaptırırsak yapalım istediğimiz sonuçları
almamız mümkün olmayacak. Ya da bu kampanyaları oluşturanlar ve onay
verenler, ortalama bir rehber gibi birkaç senelerini neredeyse 7/24 turistlerle
birlikte geçirmek durumunda. Onlarla ülkemizde dere tepe aşıp ayak basmadık
yer bırakmayacak, aynı yemekleri yiyecek, aynı otellerde kalacak ve ne
hissettiklerine birebir tanık olacaklar. Masa başında oturup turistleri sadece
istatistikî veriler dâhilinde birer sayı olarak görenlerle başarılı olma şansımız ne
yazık ki yok ve genelde şu ana kadar yaptığımız üzere, sadece düşük fiyat
politikalarıyla günümüzü kurtarmaya devam ederiz.
Herhangi bir şekilde turist olarak Türkiye'ye gelmiş olan ve ülkemizi,
insanlarımızı daha yakından tanımak için çeşitli kültürel etkinliklerde bulunmak
isteyen herkesin odağında da yine rehber vardır. Bu insanların ülkemizden
ayrılırken, ülkemiz ve insanlarımızla ilgili beraberlerinde götürdükleri tüm
intibalara, hatıralara rehberlerimizin doğrudan etki etme ve yönlendirme
imkânı var. Biliyoruz ki diplomaside 'neyin' söylendiği kadar, 'nasıl'
söylendiğinin de önemi oldukça büyük. Dolayısıyla yapılan tüm tanıtım
çalışmalarının sonucuna doğrudan etki eden en belirleyici unsur turist
rehberidir. Turizm tabii ki bir ekip işi. Bir acentada yüzlerce kişi de çalışıyor
olabilir. Fakat bu yüzlerce kişinin ortaya koyduğu işin müşteri gözündeki
toplam değerini, özellikle rehberin verdiği hizmet belirler. İyi bir rehber kendi
elinde olmayan hemen hertürlü aksaklığı dahi müşterisine unutturmasını bilir,
fakat rehberin kendisi kötüyse o müşteriyi geri kazanmanız artık çok zordur.
Rehber neyse, acenta da odur müşterinin gözünde. Bunu sinema ya da
tiyatroya benzetebiliriz. Arka planda çok sayıda insan emek sarfettiği halde
izleyici notunu sahnede ya da perdede gördüğü oyunculuğa göre verir. Tur
operatörleri, seyahat acentaları ve rehberler arasındaki ortaklık ne kadar
sağlamsa, turizm sektörünün gücü de o kadar büyük olur.
Günümüzde sermaye fiziki, finansman ve entelektüel sermaye olmak üzere üçe
ayrılıyor ve söylediğimizi gibi rehberler turizm sektörümüzün entelektüel
sermayesidir.
Biliyoruz ki sanayi devrimine kadar toprak güç ve zenginlik demekti. Fakat
sanayileşmeyle birlikte fabrika gücü devralmaya ve sanayileşmiş dar topraklar
sanayileşememiş geniş topraklara hükmetmeye başladı. Bugün ise fiziki
sermaye yani fabrikalar, yerini hızla entelektüel sermayeye bırakıyor. Sanayi
toplumundan bilgi toplumuna çok süratli bir geçiş sözkonusu. Facebook,
Twitter ya da Youtube gibi kısa sürede milyarlarca dolar gelir getirecek bir
yazılım üretebilecek yeteneğe sahip genç insanlar, Sanayi Çağının
alışkanlıklarıyla değer dolaşımını denetlemek amacıyla kurulmuş olan
gümrüklerden bildirecekleri hiçbir şeyleri olmadığını söyleyip, ellerini kollarını
sallayarak geçmeye başladılar bile. 1998 yılında iki üniversite öğrencisi
tarafından bir garajda 100 bin dolarlık finansman desteği ile kurulan Google’a
şu an biçilen değer tam 400 milyar dolar. Google daha geçen sene
asteroidlerde ve gezegenlerde maden arama işinde dünyaya öncülük edeceğini
açıkladı. Bu şirket 2020 yılında ise asteroidlerdeki suyu oksijen ve hidrojene
ayrıştırmayı ve bu şekilde hem roket yakıtı elde etmeyi, hem de astronotlara su
ve oksijen sağlayarak insanoğlunun uzaya yayılmasını kolaylaştırmayı planlıyor.
Yine iki üniversite öğrencisi tarafından kurulan Microsoft’un şu anki fiziki
varlıklarının değeri ise sadece 10 milyar ve yıllık cirosu 17–18 milyar dolar
olmasına rağmen piyasa değeri 350 milyar dolar. Bu işletmeleri değerli kılan,
çalışanların sahip olduğu insan sermayesinin değeridir. Öte yandan 180 milyar
dolarlık cirosu olan General Motors gibi köklü bir şirketin piyasa değeri yaklaşık
100 milyar dolarda kalıyor. Görülüyor ki şirketlerin ve sektörlerin oluşturduğu
entelektüel sermaye, sahiplendikleri fiziksel varlıklardan çok daha önemli bir
başarı unsuru haline geldi.
Dünyanın en değerli şirketlerinin yanı sıra kısa sürede mucizeler yaratmayı
başaran Singapur, Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ya da Japonya gibi ülkeler
de asıl güçlerini entelektüel sermayelerinden almakta. Fiziki ve finansman
sermayeleriyle rekabet edilemeyecek nice yüzyıllık dev şirketin, entelektüel
sermaye karşısında birkaç sene içerisinde eriyip gittiğine tanık oluyoruz. Bizde
niye böyle şirketler çıkmıyor diye sorarız hep. Cevap basit. Yanlış yerlerde üç
kuruşun hesabını yaptığımız ve entelektüel sermayenin öneminin farkına
varamadığımız için. Günümüzde en güçlü şirketler, sektörler ya da ülkeler en
büyük maddi ve finansal varlıklara sahip olanlar değil, entelektüel
sermayelerini güçlendirebilen ve bu sermayeyi en etkin ve en etken şekilde
yönetebilen ve kullanabilenlerdir.
Dünyada ilk kez entelektüel sermaye yöneticisi olarak atanan Leif Edvinsson ve
birçok otoriteye göre entelektüel sermaye; işletmeler, sektör ya da ülkeler için
hedef pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlayan ve bu üstünlüğü kalıcı kılan temel
kaynaktır. Entelektüel sermaye; değer yaratma potansiyeli olan bilgi, eğitim ve
tecrübe, organizasyon kabiliyeti, müşteri ilişkileri, hedef kitleyi iyi tanıma,
tedarikçileri yakından tanıma, yenilenme kabiliyeti ve profesyonel becerilerdir.
Alvin Toffler “Üçüncü Dalga” isimli eserinde toplumsal gelişmeleri açıklarken,
üçüncü dalganın yani süratle gelişen bilgi toplumunun en önemli özelliğinin
bilgiyi tüm alanlarda kullanması olduğunu ifade eder. Bu yeni dünya düzeninde
en önemli gelişimlerin başında, sermaye ve insan gücü yoğun örgütlerden, bilgi
üreten ve bilgiyi kullanan örgütlere doğru bir yönelimin başlamış olması
bulunmaktadır (Blumentritt ve Johnston 1999). Drucker, 20. yüzyılın ortalarına
kadar kolay ulaşılabilir üretim faktörleri olarak büyük önem taşıyan emek,
sermaye ve doğal kaynakların artık ikinci planda kaldığını ve bununla birlikte
bilginin günümüzde tek anlamlı kaynak yani üretim faktörü olduğunu söyler.
Steward için "Bilgi; ürettiğimiz, yaptığımız, sattığımız ve satın aldığımız şeylerin
asıl bileşeni haline gelmiş bulunuyor”.
Entelektüel sermaye, sanayi düşüncesinden farklı olarak günümüzde
işletmelere ve sektörlere değer yaratma ve değişimi başkalarından önce
yakalayabilme imkanı verir ve bu sayede önemli iş fırsatları sağlar (Nordika
2001). Nonaka’ya göre ise “Kesin olan tek şeyin belirsizlik olduğu bir
ekonomide (turizm sektörünü rahatlıkla buna dahil edebiliriz) sürekli rekabet
üstünlüğünün tek güvenilir kaynağı bilgidir”.
Entelektüel sermaye, bilgi temelli işletmelerin hızla büyüyerek piyasalarda
tekelci yapılar oluşturmasını sağlarken, aynı zamanda piyasalardaki standartları
ve fiyatları da belirliyor. Sürekli değişimin içinde olan işletmeler ya da sektörler,
kendilerine katma değer yaratarak kalıcı rekabet üstünlüğü sağlayacak
entelektüel sermayeyi geliştirme zorunluluğunun farkına varmalı.
Türkiye turizm sektörü küresel rekabet koşulları içerisinde edilgen, yani şartları
'kendisine dayatılan' yerine kuralları koyan belirleyici bir oyuncu olmak
istiyorsa, cirolarındaki büyümeye odaklandığı kadar yaratılan katma değeri
artırmaya da odaklanmalı. Sektörlerin kazancını ve dünya kaynaklarından
alınan payı, günümüzde ne kadar çok iş yapıldığı değil, ne kadar çok katma
değer yaratıldığı belirliyor. Katma değer üretmenin yolu ise gün geçtikçe bilgi
birikimini geliştirebilmeye bağlı hale gelmekte. Düşük katma değerli ürünlerin
fiyatı her geçen gün girdi maliyetlerine yaklaşırken; bilgi, fikir, tasarım ve
teknoloji içeren ürünlerin fiyatları yükseliyor. Entelektüel sermayesi güçlü
işletmelerin müşterileri, bu işletmelere diğer işletmelerden daha yüksek fiyatları
ödemeye hazırdır. Çünkü bu fiyat farklılığının daha doğrusu yüksek fiyatın
kendilerine avantajlar ya da daha farklı kazançlar sağlayacağına inanırlar.
Böylece entelektüel sermayesi güçlü olan işletmeler, kendi fiyatlarını aynı
alanda faaliyet gösteren rakip işletmelerin fiyatlarına göre belirlemek
mecburiyetinde kalmazlar.
Entelektüel sermayenin temel bileşeni ise insandır. İnsan sermayesi işletme
adına çalışanların sahip olduğu bilgi birikimi, yaratıcılık, problem çözme
yeteneği, girişimcilik ve liderlik yeteneklerini kapsar. İnsan sermayesi,
işletmelerin mülkiyetine sahip olabilecekleri bir unsur değil. İşletmeler sadece
kişilerin sahip olduğu bilgi ve becerilerden yararlanabilirler, diğer bir ifade ile
onu kiralayabilirler. Bu sermayeyi geliştirmek ise çalışanların fikirlerine önem
vererek ve iş geliştirmeye yönelik önerilerini dikkate alarak olabilir.
Özellikle turizm sektöründe çalışan bireylerin uzmanlık alanlarındaki bilgi
birikimleri ve alan tecrübeleri yanı sıra ilişki yönetimi de öne çıkar. Çalışanlar ile
misafirler arasındaki empati ve iletişim kalitesi turizm için vazgeçilmez bir
husustur. Müşteri istek ve beklentilerinin anlaşılması turizmin her türünde çok
önemli.
Müşteriye sunulan hizmetlerinin yoğun olduğu bilgi tabanlı bir dünya
ekonomisinin rekabet ortamında, motive edilmiş ve yetenekleri ortaya
çıkartılmış insanların işletmelerin başarıları için gerekli olduğu ve stratejik
üstünlük sağladığı unutulmamalı. Doğru biçimde kullanıldıkça değeri artan bir
varlık olan entelektüel sermayeye yatırım yapan işletmeler ya da sektörlerin
karşılığında alabilecekleri en önemli ödüller arasında ise müşteri memnuniyeti
ve müşteri sadakati vardır.
Sonuç olarak rekabetin yoğun olduğu turizm sektöründe faaliyet gösteren
işletmelerin günümüz şartlarına uyum sağlamaları, başarılı olabilmeleri ve
rekabet edebilmeleri, entelektüel sermaye yönetiminde gösterecekleri başarıya
bağlı.
Tüm dünyada teknolojik, ekonomik ve sosyolojik değişimler ile birlikte turizm
sektöründe de yaşanan değişimlerden Türkiye'nin de etkilenmesi kaçınılmaz.
Sanayi Çağının alışkanlıklarıyla fiziki ve finans sermayesi bende diyen TÜRSAB,
küreselleşmenin beraberinde getirdiği hız ve dönüşüme yabancı kalmakta;
dünyayı anlamak, değişimleri ve yenilikleri yakalamak amacıyla gerekeni
yapmak konusunda hantal davranmaktadır. Sadece düşük fiyat politikalarıyla
ayakta kalmaya ve rehberlerin yasal hakları olan yevmiyeye tenezzül ederek
zararını telafi etmeye çalışmanın kendileri ve ülke turizmi açısından hiçbir
geleceği yok. Küçük hesaplar yapmak yerine, rehberlerden nasıl daha fazla
istifade edilebileceğine odaklanılmalı.
Download

Turizmin Entelektüel Sermayesi Olarak Turist Rehberleri İçerisinde