REJENERATİF TIP: NEREYE GELDİK?
Günhan Gürman
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara
enilenme, insanlık için uçmak, uzak mesafelerle haberleşmek ve oralara gitmek gibi vazgeçilmez temel tutkulardan birisidir. Bununla
ilgili yorum veya çabaların örneklerine mitolojiden
beri değişik şekillerde rastlanılmaktadır. Bu yorum
ve çabaların gelişmesi ilginç bir şekilde bu konuda
buluşların ardı ardına eklenmesiyle değil, bakış açısını değiştiren kaymalarla olmuştur. Yani gelişmeler;
lineer sürekli düzende değil, periyodik paradigma kaymaları üzerine inşa edilmiştir. Bu durum, konunun
bugün bildiğimiz anlamdaki bilimsel bakışın sahasına
girmesinden sonra da bu şekilde devam etmiştir.
Y
Geçtiğimiz yüzyılın neredeyse yarısı kemik
iliği ile başlayan bir hematopoietik kök hücre
transplantasyonu hevesi, heyecanı ve macerası ile
geçmiştir. Bu uygulamalardaki bulgular adoptif
immünoterapi kavramını ortaya çıkardığı gibi, nakledilen ürünlerdeki hücrelerin farklı doku serilerine farklılaşabildiğinin de keşfedilmesini sağlamıştır. Bu noktadan sonra olay “eski büyük tutku”nun
sahasına girmiş ve bir çok disiplin bu konuda
yapılabileceklerin peşine düşmüştür. Herhangi bir
sebepten (konjenital defektler, hastalık, travma,
yaşlılık) bozulan fonksiyonlarının yenilenmesi için
hücre, doku veya organların tamiri, yerine konması veya yenilenmesi amacıyla disiplinler arası
gerçekleştirilen araştırma ve klinik uygulamalar
sahası, yani “yenileyici tıp” bilinci oluşmuştur.
Günümüzde, tıpta çığır açan bu dönemin tarihinin
başlangıcına tanıklık edilmektedir. Bir buluş veya
keşifle aşırı derecede yükselen beklentilerin ardından gerçeklerin görüldüğü bir kısmi hayal kırıklığı
safhası sonrasında bilimsel araştırmalarla makul
bir hızla yükselen aydınlanma dönemi ve daha
sonra üretim veya hizmete yansımaya başlayan
sonuç dönemi, tarihin ilk kısmını özetleyebilir.
6-8 Mart 2014, ANTALYA
Blastokistten kök hücre elde edilmesi, bununla
hücre serileri oluşturulması, çekirdek transferi teknolojilerinin bulunması, genetik değiştirme çalışmaları ve biyoiskeleler ilk baştaki aşırı beklentileri
besleyen buluşlara örnek gösterilebilir. Farklı disiplinlerdeki uygulama çabalarının bir kısmı; in vivo
etkisizlik, istenmeyen yöne farklılaşma durumları,
kanserleşme ve diğer ümit kırıcı şekillerde sonuçlanırken, embriyonik kök hücre çalışmalarına etik
gerekçelerle destek ve patent yasağı getirilmesi
engelleyici bir algı oluşturmuştur. İlk dönemin hayal
kırıklıkları bu şekilde gerçekleşirken, inovasyonun
kısıtlama ve yokluklarla tetiklenmesi kuralı burada
da devreye girmiştir. Öyle ki, yetişkin hücreleri kök
hücreye programlayabilmek Nobel’i getirmiştir.
Kök hücrelerin terapötik potansiyelinin yarattığı
ilk beklenti, heyecan ve hayal kırıklığı dönemleri
geçip aydınlanma dönemine girildikçe translasyonel
çalışmalar öne çıkmıştır. Preklinik çalışmalardan
elde edilen bilgilerle, ölçeklenebilir ve GMP-uyumlu
tarzda kök hücre türevlerinin üretimi ve bunların
uygulanmasının uygun olduğu hastalık hedeflerinin
belirlenmesi iki önemli noktadır. Belirlenen hastalığın fizyopatolojisinin çok iyi anlaşılmış olması,
mümkün olan bütün teknolojilerin kullanılarak
hastalık fenotipinin aydınlatılması gerekir. Ayrıca,
hücre bazlı tedavi bilinen tüm tedavi seçeneklerine
üstün olma potansiyelinde olmalıdır. Hücrelerin
yerleştirilme teknikleri de geliştirilip optimize edilmesi gereken bir unsurdur. Yerleştirmenin ötesinde
graftın migrasyonuna, integrasyonuna müdahale
ve graftın monitorizasyonunun yapılması ile ilgili
yöntemler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Homeostaz
için gerekli anjiojenik süreçlerin, biyointegrasyonun
ve gerekli biyoiskele yapılarının çözümlenmesi ile
yaklaşım tam anlamıyla doku mühendisliğini oluşturacaktır. İnsanoğlu bu rüyasını da tam anlamıyla
gerçekleştireceği noktaya er geç gelecektir.
1
Download

rejeneratif tıp: nereye geldik?