KAPAK DOSYASI
FİLİSTİN MESELESİ,
DİRENİŞ EKSENİ VE
İRAN
İsrail’in 7 Temmuz’da Gazze’ye yönelik olarak başlattığı Koruyucu Hat adlı askeri operasyonun
hedefinde Hamas vardı. Kimilerine göre Hamas ile İran arasındaki ‘vekalet’ ilişkisinden dolayı
bu savaş, aslında İran’a karşı verilen bir savaştı. Fakat bu savaş, önceki dönüm noktalarında
olduğu gibi Hamas’ın Hizbullah ve İran ile bağlarının yeniden güçlenmesini hızlandırmıştır.
Bayram SİNKAYA
28
Eylül-Ekim Cilt: 6 Sayı: 64
D
evrim sonrası İran dış politikasının değişmeyen unsurlarından birisi Filistin direnişine
verilen destektir. Öyle ki son yıllarda İran’ın
bölge politikasını üzerine bina ettiği ‘direniş ekseni’nin merkezinde Filistin meselesi ve İsrail’e karşı
mücadele vardır. Bu nedenle İran, birçok devlet tarafından terörist olarak görülen Hamas başta olmak
üzere Filistin direniş hareketlerine açıkça destek vermektedir.
İran’ın Filistin meselesiyle bu denli alakadar olmasının çeşitli sebepleri vardır. Bir kere, İran’da devrim
sonrası siyasete egemen olan ideolojinin temel ilkeleri
Filistin direnişinin desteklenmesini gerektirmektedir.
Eylül-Ekim Cilt: 6 Sayı: 64
Filistin topraklarında İsrail’in kurulmasını emperyalizmin bir sonucu olarak gören İran yönetimi, işgale
karşı direnen ‘özgürlük hareketleri’nin desteklenmesini ahlaki ve siyasi bir sorumluluk olarak kabul etmektedir. Diğer yandan ‘Mukaddes Kudüs’ün işgal
altında olması meseleye İslami bir duyarlılık kazandırmaktadır. Böylece Siyonizme karşı mücadele ve Kudüs’ün kurtarılması İran’ın dış politikasının merkezine
oturmuş, devrimin lideri Ayetullah Humeyni İslam
dünyasında Filistin konusundaki duyarlılığı artırmak
ve dayanışmayı güçlendirmek amacıyla Ramazan ayının son cumasını ‘Kudüs Günü’ ilan etmiştir. İsrail’i
tanımayan İran yönetimi bu devleti ‘Siyonist rejim’,
‘işgalci rejim’ gibi sıfatlarla nitelendirmektedir.
29
KAPAK DOSYASI
Diğer yandan Filistin meselesinin çözülememesi
bölgesel bir güç olma arzusundaki İran’ın etkinliğinin
bölgeye yayılması için uygun bir zemin sağlamıştır.
Devrimden itibaren Filistin meselesiyle alakadar olan
İran yönetiminin bölgedeki varlığı ve etkinliği aşağıda
görüleceği üzere her dönüm noktasında daha da artmıştır. Direniş hareketleri ile kurduğu ilişki sayesinde
İran, bölgede adeta ileri savunma hatları kurmuştur.
Diğer yandan bir zamanlar özellikle Arapların sorunu olarak görüldüğü halde Arap devletleri Filistin
direnişine ilgisini kaybederken İran’ın direnişe sahip
çıkması, Arap sokaklarındaki ve İslam dünyasındaki
saygınlığını artırmıştır.
İran-Hamas İlişkileri
İran’ın Filistin direnişi ile ilişkisi başlarda büyük ölçüde FKÖ üzerinden yürütülmüştür. Fakat Arafat’ın
İran-Irak savaşı sırasında Saddam Hüseyin’e destek
vermesi ve ‘Barış Süreci’nin aktörü olması nedenleriyle FKÖ-İran ilişkileri bozulunca ‘direnişe’ destek
ve İsrail karşıtlığı Hizbullah üzerinden sergilenmiştir.
İsrail’in 1982’de Lübnan’ın güneyini işgal etmesi üzerine Şiileri işgale karşı örgütlemek amacıyla bölgeye
giden Devrim Muhafızları, Hizbullah’ın kurulmasında, gelişmesinde ve stratejilerinde belirleyici bir
rol oynamıştır.
1991’de ‘Arap-İsrail Barış Süreci’nin başlaması ile
birlikte İran, Filistin siyasetine doğrudan müdahil
olmaya başlamıştır. Ekim 1991’de Madrid Konferansı’na alternatif olarak Tahran’da ‘Filistin İntifadasına
Destek için Uluslararası Konferans’ toplanmış, Barış
Sürecine karşı çıkan direniş örgütleri Tahran’a davet
edilmiştir. Bu konferansla birlikte İran-Hamas ilişkilerinin temelleri atılmış; Tahran yönetimi Hamas’a
siyasi, askeri ve mali destek sağlamaya başlamıştır.
Dolayısıyla, Hamas ile İran arasındaki ilişkinin temelinde ‘Barış Süreci’ne karşıtlık yatmaktadır. Hamas ile Ürdün arasındaki gerginlik nedeniyle 1999’da
Amman’dan ayrılmak zorunda kalan Hamas Siyasi
Bürosu, İran’ın müttefiki Suriye’nin başkenti Şam’a
taşınmıştır. Barış Süreci’nin kesintiye uğraması ve
Eylül 2000’de patlayan El-Aksa intifadası da İran’ın
bölgedeki etkinliğinin artmasına vesile olmuştur. İran,
bir taraftan Hamas ve Filistin İslami Cihat Hareketi
gibi direniş örgütleriyle ilişkilerini geliştirmiş, diğer
yandan Arafat ile uzlaşarak Filistin Ulusal Yönetimi’ne
destek vermeye başlamıştır.
30
El-Fetih ile Hamas arasındaki gerilim ve çatışmalar
sonucunda Ocak 2007’de Filistin’in fiilen ikiye bölünmesinden sonra İran, Gazze bölgesinde hakimiyeti ele
geçiren Hamas’ın en büyük destekçisi olarak ortaya
çıkmıştır. Ambargolar ve İsrail kuşatması nedeniyle
zor durumda kalan Hamas’a hem mali hem de askeri destek sağlamıştır. İran’ın sağladığı mali desteğin
kapsamı tam olarak bilinmemektedir ancak, ayda ortalama 20 milyon dolar verdiği, böylece Gazze’deki
Hamas hükümetinin giderlerinin önemli bir kısmını
karşıladığı belirtilmektedir. Diğer taraftan İran’ın Hamas’a Fecr 5 füzeleri dahil roketler, patlayıcılar, hatta
insansız hava uçağı tedarik ettiği; ayrıca gerek Devrim
Muhafızları, gerekse bölgedeki Hizbullah unsurları vasıtasıyla askeri eğitim ve patlayıcılar konusunda teknik
eğitim verdiği ifade edilmektedir.
Hamas’a ve Filistin meselesine verilen destek, bölgesel siyasetin mezhep ekseninde şekillenmeye başladığı son yıllarda İran için yeni bir önem kazanmıştır.
Zira Hamas ‘direniş ekseni’nin Şii olmayan neredeyse
tek müttefiki olarak öne çıkmıştır. Hamas’ın direniş
eksenindeki yeri ve Filistin’e verilen destek, İran’a yönelik dile getirilen mezhepçi ve Şii-merkezci suçlamalarının zayıflatılmasında etkili olmuştur.
Bununla birlikte İran ile Hamas arasındaki ilişkiler
Suriye’de çatışmaların başlamasından sonra bozulmaya
başlamış, Esad yönetimine destek vermeyen Hamas’ın
Siyasi Bürosu Ocak 2012’de Şam’dan ayrılarak Doha’ya gitmiştir. Birçok çevrede Hamas’ın Tahran’dan
ve ‘direniş ekseni’nden uzaklaşması olarak değerlendirilen bu gelişmeden sonra İran örgüte verdiği askeri
ve mali desteği büyük ölçüde çekmiş ve kaynaklarını
bu defa İslami Cihat’a aktarmaya başlamıştır.
Ağustos 2013’te Hasan Ruhani’nin Cumhurbaşkanı olmasıyla İran dış politikasında görülen hareketlenme Hamas-İran ilişkilerini de olumlu etkilemiştir.
Hamas ile İran arasındaki buzların erimesinde Mısır’daki iktidar değişikliği de etkili olmuştur. Hamas’ın
bölgedeki en büyük destekçilerinden olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Temmuz 2013’te
darbeyle iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Hamas giderek yalnızlaşmıştır. Maruz kaldığı siyasi ve
ekonomik ambargolardan ve yalnızlıktan çıkış yolu
arayan hareket yönünü tekrar Tahran’a dönmek zorunda kalmıştır.
Eylül-Ekim Cilt: 6 Sayı: 64
‘Koruyucu Hat Operasyonu’ ve İran
Hamas’ın Gazze’deki ‘direniş’ faaliyetleri (askeri yığınaklar, saldırı tünelleri vs.), Filistin’de ulusal birlik
hükümeti kurulması konusunda uzlaşılması ve Hamas
ile Tahran arasındaki yakınlaşma İsrail’de endişe ile
izlenmiştir. Nitekim İsrail’in 7 Temmuz’da Gazze’ye
yönelik olarak başlattığı Koruyucu Hat adlı askeri
operasyonun hedefinde Hamas vardı. Kimilerine göre
Hamas ile İran arasındaki ‘vekalet’ ilişkisinden dolayı
bu savaş, aslında İran’a karşı verilen bir savaştı. Fakat
bu savaş, önceki dönüm noktalarında olduğu gibi
Hamas’ın Hizbullah ve İran ile bağlarının yeniden
güçlenmesini hızlandırmıştır. İsrail’in ‘İran’ın vekili’
Hamas’a karşı giriştiği mücadelenin Hamas’ın ‘direniş ekseni’ndeki safının güçlenmesiyle sonuçlanması
ise ironiktir.
İran’ın Filistin meselesindeki ‘radikal’ tutumu ve
çatışmanın adeta İran ile İsrail arasında vekalet savaşına dönüşmesi, Arap dünyasını çıkmaza sürüklemektedir. Zira Hamas’a verilen destek doğrudan
İran’ın peşine takılmak ve İsrail ile çatışmak olarak
değerlendirildiği gibi, destek verilmemesi sanki İsrail ile dolaylı ilişki içinde olmak gibi görülmektedir.
İran uzun bir süredir bu paradoksu suistimal ederek
kendisini ‘Arapların terk ettiği Filistin davasının tek
savunucusu’ olarak sunmaya; böylece bölgedeki etkisini ve prestijini artırmaya çalışmaktadır.
Gazze’ye ilk bombalar düşerken Tahran’ın gözü
kulağı P5+1 ile İran arasında Cenevre’de yürütülen
nükleer müzakerelerde idi. Nükleer müzakereler ile
Gazze saldırısının eşzamanlı olması nedeniyle İran’ın
saldırı karşısında alacağı tutum merak konusu olmuştur. Zira İran, nükleer meselenin barışçı bir şekilde
çözümü suretiyle uluslararası sisteme entegre olmaya
çalışıyordu. Diğer yandan ise İsrail, Gazze saldırısıyla
İran’ın Filistinli ‘teröristlere’ verdiği desteğin göz önüne serilmesi suretiyle İran ve Batı arasındaki her tür
anlaşmayı engellemeye çalışıyordu. İran’ın Hamas’a
desteği, Amerikalı şahinlerin eline yeni kozlar verilmesi anlamına geliyordu.
Gazze saldırısı karşısında İran’dan iki farklı tepki
geldiği görülmektedir. Rehberlik makamı başta olmak
üzere ideolojik merkezler, muhafazakar ve radikal kesimler ile askeri cenahtan gelen açıklamalarda direnişe
her türlü desteğin verilmesi ve İsrail’in yok edilmesi
gibi bilindik hamasi tutum öne çıkmıştır. İran’ın direnişe verdiği desteğin boyutları ortaya konulmuş; Arap
dünyası liderlerinin sessizliğine dikkat çekilerek bu
Eylül-Ekim Cilt: 6 Sayı: 64
sessizliğin İsrail ile dolaylı işbirliği yapmak olduğu ileri
sürülmüştür. Birçok lider İsrail saldırılarının durması,
kınanması ve bir an önce ateşkes sağlanması çağrısında bulunurken İran’dan işgalin sona ermesi için
Filistin direnişine her türlü desteğin verilmesi, silahlı
mücadelenin genişletilmesi ve İsrail’in yok edilmesi
çağrısı gelmiştir. Direnişin silahlasızlandırılmasının
öngörüldüğü, böylece Filistin direnişini etkisizleştireceği gerekçesiyle Mısır ve ABD’nin önerdiği ateşkes
planı sert bir şekilde eleştirilmiştir. Ayetullah Hameni,
Siyonist rejimle başa çıkmanın tek yolunun direniş
olduğunu belirterek silahlı mücadelenin Batı Şeria’ya
da taşınması gerektiğini söylemiştir.
Muhafazakarların ve radikallerin hamasi tepkileri
bir yana, Ruhani hükümetinin dengeli bir politika
izlemeye çalıştığı görülmektedir. ‘İtidalli dış politika’ ilkesini sürdüren Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamalarda ‘diplomatik’ bir dil
kullanılarak ‘dünyanın sessizliği eleştirilmiş ve İran’ın
‘Gazze halkı’nın yanında olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında İran makamları, İsrail saldırılarının kınanması, durdurulması ve Gazze’ye insani yardım
ulaştırılması için birtakım girişimlerde bulunmuştur. Bu çerçevede Bağlantısızlar Hareketi’nin Filistin
Komitesi Tahran’da toplantıya çağrılmış; bazı bölge
ülkelerinin liderleriyle telefon görüşmeleri yapılmış;
çeşitli uluslararası örgütlere mektuplar gönderilerek
“Filistin’e yönelik İsrail saldırılarının” durdurulması
için girişimlerde bulunulması istenilmiştir.
İran hükümetinin dengeli tutumunun arkasında Batı ile ilişkilerde gelinen noktanın korunması ve
müzakerelerin sürdürülmesi arzusu etkili olmaktadır.
İtidalli dış politika çerçevesinde Ruhani hükümetinin
söylem ve eylemlerinde İsrail karşıtlığının tonunun bilinçli olarak azaltılması, söz konusu dengeli tutumun
arkasındaki sebeplerden biridir. Buna rağmen, ideolojik yapı ve bölgedeki jeopolitik dengeler değişmediği
sürece İran’ın Filistin politikasında kayda değer bir
değişiklik olmayacaktır. Filistin meselesinin çözümsüzlüğü ve bölgedeki her gerilim, ‘direniş ekseni’nin
öne çıkmasına ve dolayısıyla İran’ın direniş hareketleri
üzerindeki etkisinin artmasına neden olmaktadır. Filistin meselesi İran için sadece direniş merkezi değil,
Arap ve İslam dünyasında güç ve prestij kaynağı; düşmanları İsrail ve ABD’ye karşı ileri karakol; Batı ile
ilişkilerinde önemli bir pazarlık unsurudur.
Yrd. Doç. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
31
Download

filistin meselesi, direniş ekseni ve iran