Serbest Metinler
54 Hanedanına “Sarı Sipahiler” diye ad taktı.” şeklinde yazmıştır. Bu hikayede Sarı Sipahi Hanedanının en küçük torunlarından Mustafa Durakça ile
çocukluğundan beri gönlünü kaptırdığı Macar kızı
Cangüzel’in aşkı anlatılmaktadır.
Mustafa dedesine aşık olduğu bu kızla, Cangüzel ile, evlenmek istediğini, onu çok sevdiğini
söylediğinde dedesi bunu olumsuz karşılamaz
fakat Mustafa’nın tek gayesi buymuşçasına her
lafından birinde bunu dile getirmesinden rahatsızlık duyar; torununun manevi aşkı kaybetmeye
başlayıp fani aşka yenik düştüğünü düşünmeye
başlar ve on gün boyunca bir odada riyazete girmesini ister. Mustafa riyazetten çıktıktan sonra
dedesi, Cangüzel konusunu açtığında Mustafa
bu sefer büyük bir soğukkanlılıkla karşılayıp kararı dedesine bırakır. Bu davranışı dedesini manevi
aşka dönme hususunda memnun ve ikna etmiştir. Daha sonraları bir haberci Cangüzel’in amcaoğluyla evlendirileceği haberini getirir. Bu duruma
mütamadiyen izin vermeyecek olan Mustafa dedesinin de desteğiyle amca oğluyla cenge tutuşmaya gider. Cengin sonunda Mustafa Cangüzel’i
kurtarmış, evlendirileceği adamı da yaralamış
şekilde konağa getirir. Adama, Cangüzel’in ricası
üzerine hiçbir zarar vermez ve yaralarının iyileştirilmesini emreder. Fakat adam bunu gururuna yediremez ve iyileştikten sonra Mustafa ile bir kez
daha cenge tutuşmak ister. Mustafa onu bir kez
daha yendikten sonra amcaoğlu, başkaldırma cesareti göstermez.
Daha sonra Mustafa ve Cangüzel evlenirler.
Bir süre sonra Cangüzel’in evlilik öncesi yaşam
tarzıyla şimdiki yaşamının hiçbir benzerlik göstermemeye başlaması, onu isyankar davranışlara iter. Cangüzel, gebe olduğunun öğrenene ve
Mustafa ondan özür dileyene kadar bu tür davranışlarına devam eder. Daha sonra biricik oğulları
Sinan’ın dünyaya gelmesiyle aşkları güçlenerek
devam eder.
Canzi, yaşadığı ilişkide meydana gelen iniş
çıkışlardan esinlenerek yazmış olduğu; Turhan’ı
da derinden etkileyen bu ilk hikayeyi ona verdikten sonra, saplantılı davranışlarında bir etki
yaratmadığını görünce durumun çaresizliğinden
yola çıkarak yazdığı ikinci hikayesini kaleme almaya karar verir.
YEDİ PEÇELİ
Bu hikayede ise, Sarı Sipahiler bölümünün sonunda bahsedilen Mustafa Durakça ve Cangüzel’in
oğlu Sinan ve gönlünü kaptırdığı Zühre’nin aşkı anlatılmaktadır.
Sinan doğduktan sonra tüm konak halkına kök
söktüren bir çocuğa dönüşür. Yedi yaşına kadar
annesi Cangüzel’in göğsünden kopamayan bu velet genç bir Sipahi olduktan olduktan sonra anasına
düşmanmışçasına, bırakın annesine selam vermeyi, onu görmek dahi istemez. Bu durum annesini
derinden üzer ve oğluna hasret bir şekilde ölümünü
beraberinde getirir.
Korkaklığı ve mertliği kabuk içini doldurmayan
bu şahsiyet konağın dayanaklarından Hafız Nuri’nin
kızı Zühre’ye aşık olur. Hafız Nuri bu beraberliğe son
nefesine kadar karşı çıkmış olsa da onun ölümünden sonra Sinan Zühre’yi gizlice kendine nikahlar.
Fakat Sinan’ın aşkı öyle bir aşktır ki Zühre’yi sevdiği kadar onun canını yakmaktan da kaçınmaz.
Zavallı Zühre’nin çekmediği çile kalmaz aşığından.
Bu acılı beraberlikten sonra Sinan, Zühre’yi boşar
ve o sıralar gebe olan kızcağızı yaşça çok büyük
bir adamla evlendirir. Tabii, Zühre bu evliliği kesinlikle kabul etmez ve tepki olarak da evlendiği adama
karşı bir takım sorumlulukları yerine getirmemeyi
gösterir. Derken oğlu Nuri dünyaya gelir. Babası
Sinan’ın aksine son derece hırslı ve yiğit olan bu çocuk babasına taş çıkartır. Annesine yapılanların da
hıncıyla, yüreği ateş gibidir ve Ciğerdelen seferine
gitmek ister. Nuri sefere gider fakat ne yazık ki seferden dönemez. Sinan’ın bu olaylar karşısındaki
riyakarsızlığını anlayan ve onun 7 peçesini de bir
bir düşüren Zühre, kendini manevi aşka adamış;
Rabb’ine dönmüştür.
Safiye Erol kendi yaşamında da bu inişli çıkışlı aşk deneyimleri sonunda duygularını dindirmek
adına tasavvufa yönelmiştir. Romanın parçalarını
oluşturan hikayelerde de her fani aşkın sonunun bir
manevi aşkı bulmaya yönelik olması bu nedenlerdendir.
Canzi’nin yazdığı ikinci hikayeyi de okuduktan
sonra Turhan yaptığı bu saplantı noktasına gelmiş
kıskançlığın son derece yersiz olduğunu anlamaya
başlar. Davranışlarıyla üzdüğü Canzi’nin gönlünü
almak adına onunla birkaç kez daha görüşmek ister
ve olay sonunda tatlıya bağlanır ve iki aşığın gönlü
tekrar bir olur; bu hüzünlü hikaye de burada sona
ermiş olur.
Safiye Erol ‘ciğerimi deldi’ demiş ama bakalım
okuyucuların ciğerleri mi delinecek, ruhları mı…
Serbest Metinler
55 Mor Salkımlar Altında
Mor Salkımlı Ev, Halide Edip Adıvar’ın çocukluk günlerinden 1918 yılına kadar anılarını anlattığı kitabıdır. Bu
kitabında kah annesizliğin getirdiği acılar kah bir babanın
kanatları altında büyümeye çalışan küçük bir kız anlatılmaktadır.
Yarım asırdan beri ayakta olan ev, Adalar Denizi’ne bakan bir yokuştan İstanbul’u seyreder. Arka tarafında bahçeye has pencereler, çifte merdivenlerin sahanlıklarındaki
ince uzun pencereleri, baştan başa mor salkımlıdır. Akşam
güneşinde mor çiçekler arasında camları birer ateş levhası gibi parlar. Anlattığım kim mi? Anlattığım küçük bir kızın
ilk adımlarını attığı, çocukluğunu yaşadığı Mor Salkımlı Ev.
Annesizliğin getirdiği acılara kol kanat germeye çalışan mor
çiçekler. Belki de bu yüzden küçücük bir kalpte büyük bir
yer edindiler.
Küçük bir kız olan Halide, bu çatının altında dünyaya
geldi. Talihsiz yavrucak daha dört yaşında iken annesini
kaybetti. Sarayda görevli babası Edip Bey, kızının sorumluluğunu üstlendi. Bu sorumluluğun altından kalkamayan
Edip Bey, ölen eşinin annesini kızına bakması için çağırdı.Kısa bir zaman sonra da evlendi.Halide babasının yeni
eşine “Abla” diye hitap ediyordu. Ablasından iki kız kardeşi
dünyaya geldi. Bu süre zarfında Halide’ye anneannesi göz
kulak oluyordu. Haminne’ye torunları bu şekilde sesleniyorlardı. Haminne tam bir Osmanlı kadınıydı. Nazik konuşur,
kimseye fena lakırdı etmez. Namazını kılar. Saçları daima
kınalı, teni süt gibi bembeyazdır. Halide anneannesinin sayesinde medrese eğitimi görmüştür.
Çabucak büyüyen küçük kızın, yeni bir odaya taşınma
vakti geldiğinde evin Adalar Denizi’ne bakan bir odasını ona
verdiler. Bu sıralarda Edip Bey, kızını Amerika Koleji’ne yazdırdı. Edip Bey Avrupa hayranıydı. Çocuğunun batı toplumlarındaki gibi bir eğitim almasını istiyordu. Bu yüzden çocuğunu bu okula yazdırdı.Daha sonra Edip Bey ikinci evliliğini
yaptı.
Halide’nin okuldaki günleri güzel geçer . İngilizceyi çabucak söker . İncil dersleri alır. Haminne bu derse karşı
çıkar . Kızcağızın İncil’ini sık sık alıkoyar, onu zor durumda
bırakır. İkinci evliliğinin ardından Edip Bey ikinci eşini de
Mor Salkımlı Ev’e yerleştirir . Eşlerinin halayıkları arasında
çıkan kavgalardan dolayı iki eşi de kavga eder. Ev halkı
ikiye bölünmüştür. Halide bu ikilem arasında gidip geliyordur. Sonunda Edip Bey çareyi Abla’yı başka bir eve taşındırmakta bulur. Artık kavgalar azalmıştır.
Halide edebiyat, şan ve matematik dersleri almaya başlar. Amerikan Koleji’ni bitirmeye yakın matematik öğretmeni
Salih Zeki Bey ile evlenme kararı alır. Babasına bu kararını
açıklar . Babası da kararını onaylayınca Salih Zeki Bey ile
izdivacını gerçekleştirir.
Evlendikten sonra Halide, kendisini kitaplara ve edebiyata yoğunlaştırır. Gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar
yazar. Ardından iki tane oğlu olur. Ayetullah ve Hikmetullah
isimlerini oğullarına verir. Meşrutiyet ilan edilir. Bu yönde
yazılar yazan Halide, bu sebeple öldürüleceği haberini alır.
Çocuklarını da alarak Mısır’a gider. Eşi de oğlunu hasta-
lanması üzerine buraya gelir.
Bu zamanlarda Halide, Miss
Fry’dan mektup alır. Mektupta
Miss Fry Halide’yi Londra’ya da- Seda CEYLAN
vet ediyordur. Halide,çocuklarını
eşine emanet eder. Londra’ya
gider. Orada Miss Fry’ın konuğu
olur. Birçok üniversiteyi gezer.
İstanbul’a geri döner.
İstanbul’a geri döndükten sonra Halide eşinin İkinci kez
evleneceğini öğrenince sekiz yıllık evliliğine son verdi. Evliliğine son vermesinin nedeni çok eşliliğin ne gibi sorunlara
yol açacağını bilmesiydi. Küçükken hem annesizliğim getirdiği acılar hem de ev halkının ikiye bölünüşü bunlardan sadece birkaçıdır . Çocuklarını Edip Bey’e emanet bırakarak
Arap Diyarı’na gitme kararını aldı. Arap Diyar’ında yetimlere
yardım edecek, öğretmenlik yapacaktır.
Artık Mor Salkımlı Ev’in kanatları altında oğulları büyüyecektir. Adalar Denizi’ni onlar izleyecektir. Bazen küçük
kızın hafızasında belirecek, bazen de rüyasına girecekti. O,
Halide’nin kalbinde Mor Salkımlı Ev olarak kalacaktır.
Ögrencilerimizin Güzel
Sanat Çalışmaları
56 Seda CEYLAN
Mehmetcan Evren
Utkucan SÜRGÜLÜ
Seda CEYLAN
Koray Taşkın
Utkucan SÜRGÜLÜ
Download

genççe