KÜLTÜR / Fatih ÇINAR
Mecazî Aşktan
İlâhî Aşka
“Sûfîlere göre aşk, öyle tesirli
bir şeydir ki aşk deryasına dalan
vahdet-i vücudun hakikatine erer.
Bu durumda da maşuk, âşıkla
aralarındaki perdeleri kaldırır.”
S
evginin, insanı tam olarak hükmü altına
alması ve muhabbetin en üst derecesi
olarak tarif edilen aşk, sûfîlerce ulaşılması
istenilen en üst hedef ve sevginin en mükemmel şekli olarak kabul edilmiştir.1 Karşı cinse
olan aşkı ‘mecazî aşk’ olarak değerlendiren
sûfîler, ömürlerini, maddî-manevî her türlü engeli aşarak gerçek aşk olarak gördükleri ‘ilahî
aşk’a yani ‘Allah aşkı’na ulaşabilmek harcamışlardır. Aşk gayreti ile adı neredeyse birlikte anılan Yunus’un (ö.720/1320)
Âşık kişi miskin gerek
Yol içinde teslim gerek
Kim ne derse boyun bura
Çare yok gönül yıkmaya
dizelerinde dile getirdiği gibi sûfîlere göre gerçek aşk, Allah’tan başka her şeyden yüz çevirmek, Hakk’ın her türlü takdirine rıza göstermek,
kimseyi incitmemek ve gönül yıkmamaktır.
Sûfîler genelde aşkı tarif etmek yerine onun
ancak tecrübe edilebilecek bir hâl olduğu konusu üzerinde durmuşlardır. Aşk çağlayanı Hz.
Mevlânâ (ö.672/1273);
Âşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır
Aşk, Huda sırlarının usturlabıdır
56 ŞUBAT 2014
sözleri ile bu hakikati latif bir şekilde dile getirmiştir. Büyük sûfînin bu sözlerini Ya’kûb-ı Çerhî
(ö.851/1447) şöyle şerh etmiştir: “Aşk gerek hakiki, gerekse mecazî olsun insana rehber konumundadır. Aşk öyle bir sırdır ki onu açıklamak,
anlatmak için ne söylesem aşka tutulduğumda
o sözlerden utanırım. Dil sırları aydınlatıcıdır.
Ancak dile gelmeyen aşk ondan daha aydındır.
Kalem aşk bahsine geldiğinde çatlar, aciz kalır.
Akıl bu gülün tarifinde aciz kalır. Aşk ve âşıklığı
yine aşkın kendisi tarif eder.”2
Âşık ve Maşuk Arasında
XVII. yüzyılın önde gelen sûfîlerinden Abdülehad Nûrî-i Sivasî (ö. 1060/1650) ise aşkın
tarifi konusunda insanların çaresizliklerini şu
ifadeleriyle dile getirmiştir:
Işk vasfında zabân-ı urefâ lâl oldu
Gitdi anlanmadı tarif-i mahiyet-i ışk
Cins ü faslı bilinüp câmi’ ü mânî’ olamaz
Vasfa gelmez hele keyfiyyet ü kemmiyyet ü ışk.3
Sûfîler aşk karşısındaki bu çaresizliklerine
rağmen aşk-âşık ve maşuk arasında dile getirdikleri bazı benzetmelerle zaman zaman aşkı
tarif etmeye de çalışmışlardır. Örneğin, Karabaş
Velî (ö.1097/1686) aşkın bu üç boyutu ile ilgili
şu benzetmesi ile aşkı tanımlamaya çalışmıştır: “Muhabbet, âşık ile maşuk arasında öyle bir
haldir ki ateş ile odun arasında olan hararet gibidir. Bu öyle bir hararettir ki odunu cezbeder.
Aynı şekilde muhabbet muhipten mahbuba
meyledip umumi iyilikler zincirini boynuna takıp gece ve gündüz çeker. Ateşin harareti oduna
tesir etmeyince odun yanmadığı gibi muhabbet
muhibbin kalbinden çıkan böyle bir şeydir.”4
Sûfîler, âşığı sevgisini Hak’tan başka hiçbir
şeye/kimseye tahsis etmeyen kimse olarak
kabul ederken zâhidi ilahî aşkın yanında gönlünü başka sevgilere de açabilen kimse olarak
benimserler. Bu yönüyle âşık, zâhitten binlerce
fersah mesafe önde kabul edilmiştir.
Maşuka vasıl ola mı bin yıl yilerse de
Tâ olmayınca zahide bir reh-i nümâ-yı ışk5
somuncubaba 57
sıkı takipçilerinden birisi olan Abdülehad Nûrî-i
Sivasî’nin ilahî aşkı dile getirdikleri şu dizelerle
sonlandırmak istiyoruz:
Ne zaman anarsam seni
Kararım kalmaz Allahım
Senden gayrı gözüm yaşı
Kimseler silmez Allah’ım
Sensin ismi Bâkî olan
Sensin dillerde okunan
Bu kıvamı yakalayan âşık ile maşuk birbirine bakan iki aynaya benzetilmiştir. Sûfîlere
göre aşk, öyle tesirli bir şeydir ki aşk deryasına dalan vahdet-i vücudun hakikatine erer.
Bu durumda da maşuk, âşıkla aralarındaki
perdeleri kaldırır.6 Sûfîlere göre nefsin bitmek
tükenmek bilmeyen kötü arzuları ilahî aşkın
ateşiyle yok olur. Dolayısıyla âşık, maşukun
hali ile hâllenir ve fenânıın mertebeleri olan
‘ayne’l-yakîn’ ve ‘hakke’l-yakîn’e ulaşır. Sûfî,
bu hallerin tesiri ile hâl ve kâl olarak sevdiğinin bütün güzelliklerine ulaşır. Sûfîler, âşığın
âşık olduğunu iddia edip sevdiğinin hali ile
hâllenmemesi durumunda âşığı, sevgi iddiasında olup bu iddiasını ispatlayamayan kimse
durumuna düşmüş olması nedeniyle eleştirmişlerdir:
İlah’a isyan ediyor ve onu sevdiğini iddia
ediyorsun
Ömrüme yemin olsun ki bu işlerin en
benzersizidir
Eğer sevgin doğru olsaydı O’na itaat ederdin
Çünkü seven sevdiğinin itaatçisidir.7
58 ŞUBAT 2014
İlahî Aşka Ulaşmanın Yolları ve
Tasavvufî Ahlakta İlahî Sevginin Yeri
Sûfîler, genel olarak ‘Allah aşkı’na ulaşmanın iki yolu üzerinde durmuşlardır. Bunlardan
ilki riyazet ve mücahede ile nefsin başka şeylere meyil ve arzularını azaltarak gönülden Allah sevgisinden başka her şeyi çıkarmaktır. “Bir
gönülde iki aslanın yatmayacağını” ifade eden
sûfîlere göre Allah sevgisinin kalpte kök salmasına mani olan en büyük engel dünya sevgisidir. Bu yüzden sûfîler ana hedefleri olan Allah
aşkına ulaşmalarının önündeki en büyük engel
olarak gördükleri dünya sevgisine ciddi bir muhalefet anlayışı geliştirmişlerdir. Sûfîlere göre
Allah aşkına kişiyi ulaştıracak ikinci yol ibadet
ve taat ile marifeti artırmaktır. Onlara göre farzlar ve özellikle nafile ibadetler kalbin tamamıyla marifet duygusu ile dolmasına vesile olmaktadır ve marifet hissi de netice itibariyle kişiyi
ilahî aşka ulaştırmaktadır.8
İlahî sevginin/aşkın ahlâka yansıması konusunda İmam Gazalî (ö.505/1111), aşkın/sevginin diğer makamlar içerisindeki özel konumu-
na dikkat çekerek şu tespitlerde bulunmuştur:
“Sevgi, makamların gaye-i kusvası, derecelerin
zirvesidir. Muhabbetten sonra gelen şevk, üns,
rıza ve benzeri bütün makamlar onun semereleri ve tâbileridir. Tevbe, sabır, zühd gibi ondan
önce gelen makamlar ise sevginin öncülleridir.”9 Hâris el-Muhasibî (ö.243/857) ise sevginin tezahürleri üzerinde durarak konunun
önemini dile getirmeye çalışmıştır: “Sevgi, bütün varlığınla bir şeye yönelmendir. Sonra onu
nefsine, ruhuna ve malına tercih etmendir. Gizli
ve aşikâr sevgiye uygun davranmandır.”10 Yahya b. Muaz er-Razî (ö.258/872) ise “Sevgi/aşk
iddiasında bulunduğu halde Allah’ın hududunu muhafaza etmeyen sadık değildir.” sözü ile
Muhasibî’nin bu tespitlerini teyit etmiştir.
Senin aşkına dokunan
Netice itibariyle ifade etmemiz gerekirse ilahi aşk/sevgi sûfîyi/kişiyi mütevazı yapar, kalbine
kendini beğenme/kibir ve riya girmesini önler.
Aşk, sûfînin/kişinin ibadetlerini ihlâs ve sadakatle yerine getirmesine vesile olur. Sûfî, aşk ile
Allah’ı kendi nefsine tercih eder. Kalbini kaplayan Allah sevgisi/aşkı nedeniyle sûfî O’nun eseri ve mazharı olan her şeyi sever. Allah aşkı ile
daima O’nu tefekkür eden sûfî, bütün varlığıyla
sevdiğinde fani olur. Bu fena hali neticesinde
sûfî, akıl ve nazarla ulaşılamayacağını belirttiği
Allah’ın bilgisine/marifete ulaşır.11
Her cânibi bâb oldu Mevlâ’m,
Bugün bizlere düşen görev mecazî aşklarla
dolu gönüllerimizi ilahî aşkın emrine amade
kılmak ve maddî-manevî hayatımızda vesile
olacağı büyük dönüşüme şahitlik etmeye çalışmak olmalıdır. Çalışmamızı aşka kanat açan
pervanelerin öncülerinden Âşık Yunus ve onun
Kendini bilmez Allah’ım
Âşık Yunus seni ister
Lutfeyle cemalin göster
Cemalin gören âşıklar
Ebedi ölmez Allah’ım (Âşık Yunus)
Yanmaktan usanmazam Mevlâ’m,
Pervane miyem bilmem âh,
Hiç sonunu saymazam Mevlâ’m,
Divâne miyem bilmem âh.
Dilhâne harab oldu Mevlâ’m,
Yıkıldı turâb oldu âh,
Virâne miyem bilmem âh.
(Abdülehad Nûrî-i Sivasî)
Dipnot
1. Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Kabalcı
Yay., İstanbul 2001, s.50; Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf
Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka Yay., İstanbul
2005, s.65.
2. Ya’kûb-ı Çerhî, Neynâme, Hazırlayan: Halilullah Halili,
Tahran 1375, s.169-170.
3. Abdülehad Nûrî-i Sivasî, Divan, Süleymaniye Kütüphanesi, Mihrişah Bölümü, nr.159, vr.3a.
4. Karabaş Velî, Risâle-i Tarikatnâme, Fatih Millet Kütüphanesi (Ali Emiri-Şer’iyye Bölümü) nr.1181, vr.35b.
5. Nûrî-i Sivasî, Divan, vr.44b.
6. Schimmel Annemaria, Ben Rüzgar Sen Ateş, Çeviren: Senail Özkan, Ötüken Yay., İstanbul 1999, s.196.
7. Muhammed Gazalî, İslam’ın Manevî Boyutu, Şura Yay.,
İstanbul 1990, s.260.
8. Hasan Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Yay., İstanbul 2011, s.209-210.
9. Gazali, İhya u Ulûmi’d-dîn, c.IV, s.280.
10.Ebu’l-Alâ Afifi, Tasavvuf: İslam’da Manevî Hayat, Türkçesi: Ekrem Demirli-Abdullah Kartal, İstanbul 1999, s.208.
11.Afifi, Tasavvuf, s.207.211.
somuncubaba 59
Download

Mecazî Aşktan İlâhî Aşka