Ulusal ve yerel basınımızın çok değerli temsilcileri, Kıymetli misafirler;
Bugün burada yaklaşmakta olan Erzincan Üniversitesi Rektörlük seçimleri
münasebetiyle bir kısım konuları konuşmak ve paylaşmak üzere toplanmış bulunuyoruz.
Katılımınız için teşekkür eder, saygılar sunarım.
Malum, zaman kıymetli. Fazla zamanınızı almamak için kısa ve özlü bilgiler
vermekle yetinecek, sorularınız olursa cevaplamaya çalışacağım. Beni pek çoğunuz
yakından tanıyorsunuz. Yaklaşık 25 yıllık eğitimciyim. Hâlihazırda Erzincan Üniversitesi
Eğitim Fakültesi’nde Beşeri Coğrafya Profesörü olarak görev yapmaktayım. Ayrıca
Birlik Vakfı Erzincan Şubesi Başkanı ve Erzincan Sivil Toplum Kuruluşları
Yardımlaşma ve Dayanışma Platformu Koordinatörü olarak çeşitli sivil toplum
faaliyetlerinde gönüllü olarak çalışmaktayım.
Çok değerli misafirler, 12-14 Haziran tarihleri arasında yapılacak olan Rektörlük
seçimlerinde üniversitemizin başta emektar ve kıdemli hocaları olmak üzere, çok sayda
öğretim üyesi arkadaşımın isteği, desteği ve teveccühü ile rektörlüğe aday olduğumu
üniversite camiasına ve meslektaşlarıma açıklamış bulunmaktayım. Uzun bir istişare ve
değerlendirme sürecinin sonunda almış olduğumuz bu kararın üniversitemize,
memleketimize, ülkemize ve bilim dünyasına hayırlı olmasını temenni ediyorum. Burada
bulunmamızın sebebi, bu kararımızı sizler vasıtasıyla üniversitemizin en önemli paydaşı
olan şehrimizle ve halkımızla paylaşmaktır. Üniversitede olup biten her şeyden doğrudan
veya dolaylı olarak etkilenen, ödediği vergiyle ve verdiği destekle kurumu ayakta tutan
halka, kendisini ilgilendiren konular hakkında bilgi ve hesap verilmesi gerektiği
kanaatindeyim. Çağdaş demokrasinin gereği budur. Dolayısıyla burada genel konular
konuşmak yerine; daha ziyade üniversite-şehir etkileşimi çerçevesinde insanımızı
doğrudan ilgilendiren hususlara ve hedeflerimize kısaca değinmek istiyorum.
Değerli basın mensupları, üniversite olgusu evrenseldir. Erzincan Ünivesitesi’nin
“Anadolu’da bir dünya Üniversitesi” öz ülküsü de buna işaret eder. Esasen tüm dünyada
üniversitelerin bilinen dört işlevi vardır. Bir üniversite mutlaka bunlardan biri, birkaçı
veya tamamında iyi bir konumda olmayı kendine hedef seçmelidir. Bu işlevler; araştırma,
uygulama, eğitim-öğretim ve entegrasyondur.
Araştırma işlevi şehri ve şehir halkını doğrudan olmasa da, dolaylı olarak
ilgilendiren bir işlevdir. Bir üniversitenin en asli ve evrensel işlevlerinin başında gelir. Bu
konuda üniversitemiz, şimdiye kadar ancak nispi bir başarı gösterebilmiştir. Nitekim
öğretim üyesi başına düşen yıllık ortalama makale sayısı 1’in altındadır. Kendi
yönetimimizde bu sayının kısa vadede 2’ye,orta vadede ise 3’e çıkarılması
hedeflenmektedir.
Üniversitelerin ikinci işlevi olan uygulama, şehri ve şehir halkını çok daha
yakından ilgilendirmektedir. Bilimsel araştırmanın, ya da üniversitenin ortaya çıkardığı
yeniliklerin geniş uygulama alanı bulması önemlidir. Bu konuda üniversitemiz,
söylemlerin ötesinde maalesef dikkate değer bir başarı gösterememiştir. Üniversitesanayi işbirliği adı altında yürütülen uygulamalar, bu dönemde iyi niyetin ötesine
geçememiş, bu durum paydaşlarımız olan sanayi ve ticaret sektörlerinde hayal kırıklığına
yol açmıştır. Halbuki üniversitemizde en azından yakın çevremizdeki sektörlere hitap
edebilecek çok sayıda uzman ve belirli bir bilgi birikimi mevcuttur. Bu potansiyelin
şehrimize, sanayimize, tarımımıza, hizmet sektörümüze ve ticaretimize yansıtılması için,
önümüzdeki dönemde tarafımızdan gerekli planlamalar yapılacaktır. Araştırma Hastanesi
kapsamında sağlık sektöründeki uygulamalar ise, koşullardan kaynaklanan zorlukların da
etkisiyle vasatlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Tıp fakültesindeki pek çok öğretim
üyesinin çalışma koşulu ve işlevi, uzman doktorla neredeyse aynıdır. Tespitlerimize göre,
uygulama işlevinin önündeki en büyük engel, finansal çevrimdir. Bunun için döner
sermaye işletmesinin bürokratik ve çok karlı olmayan yapısının dışında, üniversitemizin
kendi iştiraki olan şirketler ve teknoparklar kurulacak, uygulamalar daha ziyade bunlar
üzerinden yürütülecektir. Sektör bağlantıları özendirilecek, üniversitede meslek eğitimi
için dış kurumlarla bağlantıya geçilecek, ilimizin ve bölgemizin sektörel ihtiyaçlarını da
dikkate alan özel personel yetiştirme programları açılacaktır.
Üniversitelerin üçüncü işlevi, eğitim-öğretimdir. Esasen Erzincan Üniversitesi,
temel işlevi olmasına ve uzun yılların tecrübesine rağmen; eğitim-öğretim alanında
nitelikli bir ilerleme sağlayamamış, özgün bir tarz geliştirememiştir. Nitekim
üniversitemizin uluslar arası alanda tanınırlığı için hayati öneme sahip olan akreditasyon
konusunda fazla bir gelişme gösterememiş, maalesef şimdiye kadar hiçbir programımız
akredite olmamıştır. Bu husus, her ne kadar üniversite içi bir sorun gibi gözükse de,
üniversitemizin prestijini ve öğrenci profilini doğrudan etkilemesi bakımından şehrimizi
de yakından ilgilendirmektedir. Tercih ve puan sıralamalarında istisnai programlarımız
dışında üniversitemizin durumu pekiyi değildir. Öğrenci başarı profili giderek düşmekte
ve bölgeselleşmektedir. Kısa vadede programlarımızın en az % 25’inin, orta vadede ise
tamamının akredite edilip uluslar arası tanınırlılıklarının sağlanması temel hedefimizdir.
Üniversitelerin dördüncü temel işlevi, entegrasyondur. Esasen entegrasyon, 21.
yüzyılın değişen yeni Ar-Ge pratiklerine göre, bir üniversitenin en önemli işlevidir. Bu
işlev, farklı uzmanlık alanlarından olan araştırmacıların karmaşık problemlerin
çözümünde birlikte çalışmalarını gerektirir. Özellikle genç akademisyenlerimiz zihinsel
düzeyde entegrasyona oldukça yatkındırlar. Bu husus, üniversitemiz için hayati önem
taşımaktadır. Üniversitemizi ulusal ve evrensel platformda öne çıkarmayı hedeflediğimiz
programların pek çoğu, orta vadede de entegrasyonu zorunlu hale getirecektir.
Burada size hamasi sözler ve bol vaatler yerine, bilimsel ve teknik bir açıklama
yapmayı daha doğru buluyorum. Kanaatimiz odur ki, üniversiteyle ilgili plan ve
projelerini temel stratejiler doğrultusunda bu işlevlerden birinin veya birkaçının
geliştirilmesi üzerine inşa etmeyen bir yönetim, kesinlikle başarılı olamaz. Ne yazık ki bu
manada üniversitemizin dünya standartlarında bir stratejik planı olduğunu ve bunu
uyguladığını söylemek pek mümkün değildir. Halbuki üniversitemizin kuruluş sürecinde
belirlenen “Anadolu’da Bir Dünya Üniversitesi” özülüksü, sıra dışı özgün bir stratejinin
uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Esasen üniversitemizin pek çok sorununun ve
başarısızlığının altında yanlış stratejiler veya stratejik planlardan sapmalar yatmaktadır.
Nitekim bu dönemde stratejik planlamalarda öngörülmeyen pek çok hayati kararın
alındığına şahit olduk. Eczacılık Fakültesi bunlardan biridir. Sektörün Türkiye genelinde
tıkandığı bir dönemde, böylesi bir fakülteye öncelik verilmesini bilimsel ve stratejik
açıdan izah etmek zordur. Bu ve benzeri uygulamalar kadrolaşma ve mesleki taassup
iddialarını artırmakta, bu durum üniversite camiasında ve kamuoyunda huzursuzluğa
neden olmaktadır. Bu kapsamda, yönetime geldiğimiz takdirde önümüzdeki süreçte yeni
bir stratejik plan çerçevesinde yakın ve orta vadeli hedefler ve izlenecek yollar yeniden
belirlenecek, üniversitemizin tarihinde taze bir sayfa açılacaktır.
Üniversitemiz 2006 yılında kurulmuş olmakla birlikte, kökleri çok daha eskiye
uzanan ve birikimi olan bir üniversitedir. Bu süreçte şehrin de katkısıyla ve
sahiplenmesiyle kayda değer ilerlemeler sağlanmıştır. Fiziksel altyapı alanındaki
gelişmeler ile akademisyen, idari personel ve öğrenci sayısındaki artış, bunlardan
birkaçıdır. Konuya bakış açısının yanlışlığından ve eksikliğinden kaynaklanan yukarıdaki
köklü sorunların çözümü halinde, büyük işler başarılabileceği kanaatindeyiz. Şehrimiz,
şimdiye kadar üniversitesi için çok büyük fedakârlıklar yapmış olup, çok daha iyisini hak
etmektedir. Esasen hoşgörü kültürü ve gelişmeye açık yapısıyla kadim dönemlerden beri
ilime ve irfana açık bir yer olan Erzincan’da, dünya standartlarında bir üniversite inşa
etmek mümkündür. Bunun için başta mali kaynaklar ve destekler olmak üzere her türlü
imkânın nasıl harekete geçirilebildiğine yakın geçmişte herkes şahit olmuştur. Neyin
nasıl başarılabildiğinin en iyi örneklerinden biri, Refahiye Meslek Yüksek Okulu’dur. İlgi
duyanlar, sıradan bir yüksekokulun Müdür olarak görev yaptığım 2007-2010 yılları
arasında, üç yıl gibi kısa bir zamanda nasıl dünya standartlarında bir eğitim kurumuna
dönüştüğünü inceleyebilirler. Bir şeyin mikrosu neyse, makrosu da odur. Yani aynı
başarı, üniversitenin tamamı için de pekâlâ mümkündür.
Bu inanç ve azimle kendi ayakları üzerinde durabilen, demokratik, özerk, tüm
mensuplarının ve paydaşlarının fikirlerinin ve katkılarının dikkate alındığı, herkesin
gururla bu benim üniversitem diyebildiği, liyakatin, adaletin ve bilimselliğin esas olduğu,
kapısı sonuna kadar herkese açık, akademik etiğe uymayan dışarıdan müdahalelere ve
yönlendirmelere kapalı, şehriyle barışık, grupçuluktan ve bölgecililikten uzak, milli ve
manevi değerlerin önemsendiği, mutlu ve huzurlu bir üniversite inşa etmek istiyoruz.
Arkadaşlarım ve ben kendimizde bu özgüvenin, birikimin, hepsinden de önemlisi
özverinin ve iyi niyetin olduğu kanaatindeyiz. Üniversitemizi çok daha iyi noktalara
taşımak için yönetime talip olduk. Başta meslektaşlarım olmak üzere üniversite
camiamızın ve Erzincan’ın bu harekete destek vereceğine gönülden inanıyorum.
Projelerimiz ve gelecek vizyonumuzla ilgili çalışmalarımız yakında üniversite
camiamızla ve kamuoyuyla paylaşılacaktır. Katılımlarınız için teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum.
Download

Ulusal ve yerel basınımızın çok değerli temsilcileri, Kıymetli