Alevîlik-Bektaşîlik Düşüncesi
Sözlük anlamına göre Alevi, Hz. Ali’ye bağlı ve
ondan yana olan kimse demektir.
Alevilik ise genel olarak Hz. Ali’yi sevmek ve
onun soyunun yani Ehl-i Beyt’in yolundan
gitmek olarak tanımlanabilir.

Bektaşilik‘te Hacı Bektaşı Veli’yi pir olarak kabul
edip
onun izinden giden kimselere verilen isimdir.
Alevilik ve Bektaşilik, inanç ve ahlak
esasları ve edebiyatları bakımından ortaktırlar. En
temel farklılık, Bektaşi kitlelerin
daha çok şehirde yaşamalarına karşın, Alevilerin
göçebe/yarıgöçebe çevrelerde
yaşamaları şeklinde ortaya çıkmış sosyal bir
farklılıktır. Ancak tarihsel olarak doğru
olan bu sosyal farklılık günümüzde anlamını
yitirmeye başlamıştır.

Alevilik-Bektaşilik düşüncesi, kültürümüzde
önemli etkileri olan tasavvufi bir
yorumdur. Bektaşilik düşüncesinin
kurucusu Hacı Bektaşi Veli'dir. Hacı Bektaşi
Veli,
Pir-i Türkistan olarak anılan Hoca Ahmet
Yesevi'nin Allah sevgisi ve güzel ahlakı
esas
alan öğretilerini Anadolu'da
yaygınlaştırmıştır.

Alevilik günümüze daha çok sözlü kaynaktan ulaşmıştır.
Sözlü gelenek nesilden
nesile aktarılan bilgi ve uygulamalar ve dedelerin
günümüze ulaştırdığı bilgilerdir.
Vilayetname-i Hacı Bektaş Veli, Buyruklar ve ozanlar
tarafından söylenmiş deyiş ve
nefesler, Alevilik-Bektaşilik düşüncesinin temel kaynakları
arasında yer almaktadır.
Vilayetname'de eski Türk inançlarına dair bazı inanç
motifleri görüldüğü gibi daha
kadim bir anlayış olarak başta Allah inancı ve Hz.
Muhammed'in peygamberliği olmak
üzere İslami inanç esaslarına atışar bulunmaktadır.
Alevilik düşüncesinin önemli
kaynaklarından biri olan Buyruklarda Zikir, tövbe, ilahi
aşk, insan-ı kâmil, tevazu ve
murakabe gibi tüm tasavvufi yorumların ortak
kavramlarına yer verilir.

Alevilerde inanç ve ibadet anlayışının kendine
özgü yönleri bulunmaktadır. Bu
anlayışın temeli biçimden çok özü esas almasına
dayanır. Biçimsel anlamda ibadetin bir
araç, olgun insan olmanın ise esas amaç olduğu
kabul edildiğinden cemlere katılmak,
oruç tutmak yetmez. Eline, diline, beline sahip
olmayan, en kutsal varlık olan insanı
sevmeyen, olgunlaşmamış insanların ibadetleri
de boşunadır. Bu kişiler cem törenlerine
alınmadıkları gibi toplumdan da dışlanırlar. Alevi
inancının temeli Hak-Muhammed-Ali
sevgisine dayanır.

Alevilik’te, Hz. Ali, Ehlibeyt ve Oniki İmam sevgisi
önemli bir yer tutar. Ehlibeyt
sözcük olarak ev halkı demektir. Ev halkı yani
Ehlibeyt Hz. Muhammed, Hz. Ali,
Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den
oluşmaktadır. Oniki İmamlar, Alevilerin
Hz. Muhammed’den sonra önder olarak
tanıdıkları Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın soyundan
gelen kişilerdir. Oniki İmamların adları sırasıyla
şöyledir: İmam Ali, İmam Hasan,
İmam Hüseyin, İmam Zeynel Abidin, İmam
Muhammed Bakır İmam Cafer Sadık,
İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam
Muhammed Taki, İmam Ali Naki, İmam
Hasan Askeri ve İmam Mehdi.


Tarikat kapısının makamları
-Tövbe etmek
-Mürşidin öğütlerine uymak
-Temiz giyinmek
-İyilik yolunda savaşmak
-Hizmet etmeyi sevmek
-Haksızlıktan korkmak
-Ümitsizliğe düşmemek
-Ibret almak
-Nimet dağıtmak
-Özünü fakir görmek
-Marifet kapısının makamları
-Edepli olmak
-Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
-Perhizkârlık
-Sabır ve kanaat
-Hayâ
-Cömertlik
-İlim
-Hoşgörü
-Özünü bilmek
-Ariflik

Alevilik-Bektaşilik düşüncesinde adab ve erkan,
Ehlibeyt, musahiplik, Ayin-i cem,
muharrem ve kurbanların ayrı bir yeri vardır.
Ehlibeyt sevgisi ön plana çıkarılarak Hz.
Hasan ve Hz. Hüseyin soyundan gelenlere sevgi
beslenir ve saygıda kusur edilmez.
Muharrem ayında Hz Hüseyin'in Kerbela'da şehit
edilmesinin matemi için on iki gün
oruç tutulur. Bu süre içerisinde normal hayatta
yapılan bazı davranışlardan kaçınılır.
Muharrem orucunun tamamlandığı onikinci
akşamı cem ayini yapılır.
Cem ve Cemevi




Cem, insanları bir araya toplamak anlamına geldiği gibi tasavvufta
her şeyden vazgeçerek Allah’la bir olma haline de denir.
Cem, Alevilikte insanların cemevinde toplanmaları veya burada zikir
ve dua yapmaları anlamına gelmektedir.
Cemevi kavramı çok yenidir. Ondan önce, diğer tarikatların da ortak
kavramlarından olan dergâh ve tekke kelimeleri kullanılırdı.
Cemevi, Alevilerin zikir yaptıkları, Hak ile batıl olanı ayırdıkları,
ölmeden önce öldükleri, sorgu ve sual verdikleri ibadet mekânıdır.
Aleviliğe göre Cemevine girmenin her ibadet yeri gibi bir adabı
vardır. Kul hakkı yiyen, hak sahibi ile helalleşmeden cemevine
giremez, zulmedenler ve birbirinden razı olmayanlar da cemevine
giremez. Yapılan en büyük ibadetlerden biri Ali'ye yakılan ağıtlardır.
Cem'de kıyam, rüku ve secde niyazla birleştirilmiştir.


Cami ve Cemevi
Cami ile cemevi birbirinin karşılığı olan kelimeler
değildir. Cami, Allah’ın her Müslüman’a farz
kıldığı beş vakit namaz ibadetinin cemaatle
kılındığı yerin adıdır. Dergahlar, tekkeler veya
cemevleri ise belirli bir grubun kendi tarikat
anlayışına uygun olarak zikir ve dua ettikleri
mekanlardır. Zikir ve dua meclislerine katılanlar,
farz ibadet olan namaz sorumluluğunu yerine
getirmiş sayılmazlar. Mezhebi, geleneği, bölgesi
ne olursa olsun, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş
her Müslüman’ın namaz kılması Allah’ın emridir.
Vakitleri ve kılınış biçimi ayet ve hadislerle
belirlenmiş olan namaz, camilerde kılınabildiği
gibi temiz olan her yerde kılınabilir.
Semah

emah, Aleviler’in zikri olan cem içinde yapılan 12
hizmetten birisidir. Aleviliğe göre semah dönen
canlar; duygunun, sevginin, aşkın dorukta
olduğu adeta ayrı bir dünyaya yolculuk edildiği
bir trans halini yaşarlar. Aleviler cem gibi
semahın da kaynağının Kırklar Meclisi’nden
geldiğine inanırlar. İnanışa göre Hz. Muhammed
(s), Miraç dönüşü ‘Kırklar Meclisi’ne uğrar.
Selmanı Farisi bir üzüm tanesi ile içeri girer ve
Hz. Muhammed’e (s); “Ey yoksulların hizmetçisi!
Bu üzüm tanesini bize paylaştır” der.


Cebrail bir tabak getirir ve Hz. Muhammed (s)
onun içinde üzüm tanesini ezip şerbet yapar. Bu
şerbet, Kırklar’dan birinin dudağına değince
tümü kendinden geçer; kalkıp; “ya Allah” diyerek
semah döner. Semah o gün bugündür erenler
meclisinde dönülür. Horasan’dan Anadolu’ya
süren yolculukta semahın pirliğini yapan Hünkar
Hacı Bektaş Veli el Horasani; “Semah, Ariflerin
aleti, Muhiplerin ibadeti, Taliplerin maksududur.
Hakka ki, bizim Semahımız oyun değildir, ilahi bir
sırdır, mecazi değildir.” der.
Semah töreni Mevlevilikteki semaya benzer;
ancak semahta kadın ve erkekler birlikte
dönerler. Dönüş sitilleri de semadan farklıdır.
Cemin Yapılışı












Sırasıyla Cem Töreninin Yapılışı
Genel olarak yapılan cemdeki sıralama şöyledir:
Dede ceme girer ayakta (darda) olan cemaata dar duası verir.
Sohbet eder. (Aydınlatıcı konuşmalar yapar.)
Dede cemaattan razılık ister. Sorunlar varsa çözer. (Küskünleri,
dargınları barıştır.)
Edeb erkâna dâvet eder.
Sâlat ve selam verilir.
On iki hizmet görev deyişi okunur. (zakir)
On iki hizmet sahiplerine dede toplu dua verir.
Post serilir ve duaları verilir.
Tezâkkâr hizmetleri ve duaları verilir.
Çerağ uyandırılır ve duaları verilir.





















Süpürgeci hizmeti ve duaları verilir.
Gözcü hizmeti ve duası.
Tevbe duası ve Na’t-ı Ali (Hadis) okunur.
Secde (gülbang) duası
Duvazimam okunur
Secde duası
Tevhid edilir
Secde duası
Tevhit edilir.
Secde duası
Mir'aclama okunur ve kırklar semahı yapılır.
İstek semahları yapılır.
Saki suyu dağıtılır ve duaları verilir.
Mersiyeler okunur.
Secde duası
Süpürge (Farraş) hizmeti ve duaları verilir.
Lokma hizmeti ve duaları yapılır.
Çerağ söndürülür.
Post kaldırılır.
On iki hizmet yapanların toplu duası verilir.
Dağılma (Gidene - Durana) duası verilir. Böylece cem bitirilmiş olur.
Musahiplik

Musahiplik (Alevi halkın deyimiyle
müsahiplik), Alevilerde yol kardeşliği
anlamında kullanılır. Bu kardeşlik "kan
kardeşliği", "kan bağıyla akrabalık" dışında
kurulan toplumsal bir akrabalıktır.

Musahip ise şöyle olunur: İyi anlaşan iki arkadaş "Yol
kardeşi" olmaya karar verdiklerinde önce ailelerinin ve
eşlerinin bu konuda rızalarını almaları gerekir. Musahiplik
taraflardan biri ölmedikçe bir kere yapılır. Hayatta sadece
bir kişi ile yapılır. Evli olunması ve eşlerin de benimsemesi
şarttır. Eğitim düzeyleri, sosyal konumları, ve ekonomik
yapılarının birbirleriyle uyumlu olmaları gerekir. Bu uyum
sağlanmazsa ileride sorun çıkabilir. Tabi en önemlisi de iki
musahibin ve eşlerinin çok iyi anlaşması gerekir. Musahip
eşleri birbirinin kardeşi, çocukları da kendi çocukları
sayılır. Kan bağı ile olan amca çocukları, teyze, hala
çocukları birbirleriyle evlenebildiği halde Alevilere göre
musahip çocukları asla birbirleriyle evlenemezler. Onlara
evlilik düşmez.
Dua ve Gülbenkler


Alevilikte dua sözcüğü ile eş anlamlı olarak “gülbank” ve “tercüman”
sözcükleri de kullanılmaktadır. Değişik zamanlarda değişik amaçlarla
yapılmaktadır. Özellikle cem ibadeti sırasında Dede sık sık gülbenk
okur (dua eder). İbadet ederken, bayramlarda, mutlu zamanlarda ve
üzüntülü anlarda ‘gülbenk” ve “tercüman’’ okunarak dua edilir.
Alevilikte tüm dualar halkın anladığı anadilde yapılır. Ocak, dede ve
bölgelere göre bu dualarda bazı değişiklikler olabilir. Bu dualar
kaynağını ilahi bir kitaptan almaz, mürşit ve pirler tarafından
hazırlanır bazı duaların yüzlerce yıllık geçmişi vardır. Bölgeden
bölgeye doğal olarak dualarda değişiklikler olsa da, genelde tüm
Alevi duaları ‘Bismişah’la (Şahımızın adıyla demektir.) başlar ve Hz.
Ali ve Bektaşi Veli atıf sözler ile biter. Bu dualardan bazıları şu
şekildedir:
Muharrem Ayı ve Aşure

Sözlükte “haram kılınan, yasaklanan; kutsal olan,
saygı duyulan” anlamlarına gelen muharrem,
hicri takvime göre yılın ilk ayıdır. Peygamberimiz
muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak nitelendirip
bu ayda tutulan orucun faziletine değinmiştir.
Muharrem ayının onuncu günü “aşura” diye
adlandırılır. Hz. Peygamber bu ayın dokuz, on ve
on birinci günlerinde oruç tutmuş; Müslümanlara
da bu orucu tutmalarını tavsiye etmiştir.


Alevi-Bektaşiler muharrem ayına büyük önem verir. Bu ay
boyunca Hz. Peygamber’e ve onun ehl-i beytine salavat
getirirler. Başta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbelâ’da şehit
düşenler için mersiyeler ve dualar okurlar. Muharrem
ayının ilk on iki gününü oruçlu olarak geçirirler. Bu
günlerde Hz. Hüseyin’İn ve evladının Kerbelâ’da susuz
bırakılmış olmasından dolayı su içmez, eğlence yapmaz
ve kurban kesmezler. Oruçlar tutulduktan sonra on
üçüncü günü Kerbelâ olayından sağ olarak kurtulan Hz.
Hüseyin’in oğlu Zeynelabidin için şükür kurbanı keser ve
aşure kaynatırlar.
Muharrem ayı yetimlerin, fakirlerin, kimsesizlerin
korundukları, kollandıkları bir aydır. Bu ayda
toplumumuzda aşure pişirerek komşu ve akrabalara
dağıtmak yaygın bir gelenek haline gelmiştir.
Birlikte Yaşama ve Hoşgörü
Kültürü

İslâm dini başta olmak üzere bütün dinler, insanlığın
kurtuluş ve mutluluğunu
amaç edinirler. Bu bağlamda özellikle evrensel dinlerin
temel mesajlarında barış, esenlik
ve insanların birbirlerine saygılı olmaları gibi ahlaki
hususlar önemli bir yer tutar.
Ancak tarihten günümüze dinsel inanç ve farklılıkların
zaman zaman çatışma konusu
yapıldığı, insanlar arasındaki çekişme, kavga ve nefrete
malzeme olarak kullanıldığı da
bilinen bir gerçektir. Dinsel inanç ve farklılıkların çatışma
konusu yapılması; bireylerin
ve toplumların huzuru için ciddî bir tehlike oluşturur.

Kur’an’da, insanların birbirlerini tanıyıp
anlamaları amacıyla Allah’ın onları farklı
toplumlara ayırdığı ifade edilmektedir.
Toplumlar arasında tarihten gelen ayrılık
ve
çatışma noktalarını bir kenara bırakıp
birlikte yaşama ve hoşgörü kültürünü,
önce dini
alanda daha sonra birçok alanda yaşama
geçirmek herkesin görevidir.

Toplumsal barış ve hoşgörü, günümüzde
insanlığın ortak sorunları olarak acil çözüm
bekleyen açlık, yoksulluk, işsizlik, çevre
kirliliği, doğal afetler, uyuşturucu madde
bağımlılığı, terör vs. gibi temel sorunların
çözümüne de katkıda bulunacaktır. Artık insanlık
tarihte kalması gereken, ama yapay
bir biçimde gündeme taşınmak istenen çatışma
kültürlerine değer vermemektedir.
İslam, genelde insanlar arası özelde ise dinler
arası olumlu ilişkilerin kurulmasına,
yeryüzünden ayrımcılığın kaldırılmasına, insanlığı
tehdit eden ahlakî yozlaşma ve
adaletsizliğin giderilmesine önem verir.

Hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünün gelişip
yaygınlaştırılmasında önemli
katkıları olan diğer bir unsur ise sufî gelenek ve
derin tasavvufî düşüncedir. Dinlerin
tarihsel tecrübe içinde kazanmış oldukları
katılıkları yumuşatan, onların mesajlarını
toplumun bütün katmanlarına taşıyan bu zengin
kültür, evrensel birçok projeye veri
sunabilecek niteliktedir. Niyet ve düşüncede
incitmeme ve incinmeme anlayışına
dayanan, pratikte ise yaratılanı yaratandan ötürü
sevmeyi prensip hâline getiren bu
anlayış insanlık için sevgi dolu bir hayat
kaynağıdır

Muhyiddin İbn Arabî, Hakîm
Tirmizî, İmam Rabbanî, Ahmet Yesevî,
Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaş Velî vb.
şahsiyetlerin hoşgörü ve birlikte yaşama
kültürüne katkıları inkar edilemez bir
gerçektir.
Dünya barışı ve insanlığın mutluluğunu
sağlamak için sağlıklı iletişim, diyalog,
hoşgörü ve herkesin birbirini anlamaya
gerekli önemi vermelidir.
Nusayrilik


Nusayriler İslam’ın tasavvuf yorumlarından Alevilik
düşüncesine bağlıdırlar. Düşüncelerini ehl-i beyt
imamlarından Hasan el-Askerî yoluyla Hz. Ali’ye ve
Hz. Muhammed’e dayandırırlar.
Nusayriler Kuranıkerim’i Yüce Allah’ın kitabı olarak
kabul ederler. Onun hiçbir değişikliğe uğramadan
günümüze kadar gelmiş olduğuna inanırlar. Hz.
Ali’nin güzel konuşmalarının mektup ve hutbelerinin
bir araya getirildiği Nehcü’l-Belâğa’yı
Kuranıkerim’den sonraki temel başvuru kaynağı
olarak kabul ederler.


Nehcü’l-Belâğa’da Hz. Ali Kuranıkerim’in yerini ve
önemini şöyle ifade eder: “Babanın çocuğuna olan borcu,
ona güzel bir isim vermek, onu güzel ahlakla donatmak
ve ona Kuranıkerim’i öğretmektir.” Bu nedenlerle
Nusayrilerde Kur’an’ın öğrenilmesi ve okunması her
yetişkin için önemli bir ibadet olarak kabul edilir.
Nusayriler, dini ve dünyevi hususlarda, Kuranıkerim’e
bağlı kalarak ehl-i beyt ve on iki imam öğretisini esas
alırlar. Peygamber ve ehl-i beytine “Allahümme salli alâ
Muhammed ve al-i Muhammed” diyerek salat ve selam
getirirler.
Nusayriler Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed
Mustafa’nın onun elçisi ve peygamberi olduğuna şehadet
ederler. Nusayriler ve Caferilerin inanç sistemlerinin
temelini şu beş esas oluşturur.
Download

Alevîlik-Bektaşîlik Düşüncesi