KADIN BAKIŞ
AÇISIYLA SEZARYEN
Stj. Av. Selcen BAYÜN, Stj. Av. Narin Ceren DİNÇER, Stj. Av. Seher ÇERÇİ
K
adın bedeni, insanın varoluş sürecinden bu
yana üzerinde tasarruf edilebilecek, adeta bir
‘mal’ olarak görülmüştür. Şöyle ki; toplumlar
gelişip rejimler değiştikçe kadına haklar bahşedilip erkekle aynı haklara sahipmiş gibi gösterilse
de bunun öyle olmadığını -özellikle yaşadığımız
toplumda- çıkan haberlere bakarak bile söylemek
mümkündür. Bir takım haklar bahşedilmiş gibi gösteriliyor dediysek de son zamanlarda siyasi erk, kadın
bedeni üzerindeki egemenliğini artırmak ve kadınları toplum içerisinde daha pasif konuma getirmek
için bazı söylemler geliştirmekte ve düzenlemeler
yapmaktadır. Örnek vermek gerekirse sırasıyla; 3
çocuk yapılması gerektiği söylemi, ‘sezaryen’ ile ilgili
olarak 4 Temmuz 2012’de 6354 sayılı Yasa ile Umumi
Hıfzıssıhha Kanununa eklenen bir torba yasa hükmü
düzenlemeleri örnek niteliğindedir.
beş defa da olabilir. Yalnız her seferinde risk daha da
artar. Sezaryen Türkiye’nin doğurganlığını azaltan bir
şey olarak görüldü, o yüzden azaltılmaya çalışılıyor.
Türkiye’de şu anki sezaryen oranları normal değil tabi,
çok yüksek. Olması gereken, düşündüğümüz %25.
KADININ DOĞUM FOBİSİ
Kadınlar erkeklere kıyasla daha duygusaldırlar. Kadınlar gebelik döneminde fiziksel olduğu kadar psikolojik değişime de uğrar. Kadının, hamilelik süresince
hormonlarının değişimine bağlı olarak duyguları da
değişir. Görünüşte sadece fiziksel değişme gözlense
de kadında hormonların değişimine bağlı olarak
çeşitli fobiler meydana gelebilir. Bunlardan şu an
bizi doğrudan ilgilendiren husus ise “doğum fobisi”
olup etkenleri arasında;
•
Doğumun çok ağrılı, sancılı ve neredeyse
imkansız bir olay olduğuna dair yargılara sahip
olmak,
•
Anne adayının geçmişte yaşadığı travmatik
sonuçlara ya da cerrahi müdahalelere yol açan
hastalık ya da kazalar,
Sayın İsmail DÖLEN, sezaryen sayısının azaltılmaya çalışılmasının nedenini bize aktarabilir misiniz?
Toplumda şöyle bir algı var; Bir kadın üçten fazla
sezaryen olamaz. Olmaması için bir neden yok dört
70 Hukuk Gündemi | 2014/1
•
Çocuğuna iyi bir anne olamama korkusu,
•
Gelecek kaygısı ve ekonomik nedenler,
•
Hamilelikte ortaya çıkan depresyon ya da kaygı
bozuklukları,
•
Beklenmeyen ya da istenmeyen hamilelik,
•
Eşler arası iletişim sorunları ya da kötü giden
bir evlilik gösterilebilir.
Sayın Serap ŞAHİNOĞLU, kadının sezaryeni tercih etmesinin sizce toplumsal konumundan kaynaklı bir yeri bulunmakta mıdır?
Bu gibi birçok nedenden dolayı anne adayının yoğun
bir korku ve kaygı duyması sıklıkla rastlanan durumlardandır. Kadın kimi zaman bedenini ve müstakbel bebeğini evlilik uğruna feda etme zorunluluğu
ile karşı karşıya bırakılmaktadır; dolayısıyla kadın
nasıl olduğunu bilmediği bir yaşam döngüsüne
tek başına adım atmak durumuyla karşı karşıya gelmektedir çoğu zaman. Kadının doğum fobisi, kişisel
çıkarlar doğrultusunda toplumdan uzaklaşma ve
yalnızlıkla karşı karşıya kalması hallerinde kadının
psikolojik güçsüzlük hissetmesi ile başına gelecekleri
katlanabilir seviyeye getirmeye çalışmaktadır. Sezaryen hususu da bu açıdan başlı başına incelenmesi
gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sayın İsmail DÖLEN, sezaryen ve normal doğum arasında
risklerin karşılaştırılması gibi bir değerlendirme yapılması mümkün müdür?
Sezaryende gördüğümüz bir takım şeyleri normal
doğumda, normal doğumda görülenleri de sezaryende görmüyoruz. Bu sebeple bir risk değerlendirmesi yapmak doğru olmaz.
ABD’nin bu konuyla ilgili çok ciddi araştırmaları
var. Normal doğumun kadın vücudunda yarattığı
tahribat, ileri yıllardaki ameliyatlar, idrar kaçırma,
rahim sarkması olarak karşımıza çıkabilir; ama bunun
yanında ikinci ve üçüncü sezaryende de çocuğun
rahme yapışması riski vardır. Sezaryende ameliyatın
getirdiği riskler var. Bir kere normal ameliyat riski,
normal doğuma göre daha yüksek.
ABD’de yapılan çok geniş bir araştırmada 60 bin
hastada bir defa sezaryen olan kadınla bir defa doğuran kadının riskleri açısından hiçbir fark yok. Yani
sezaryen burada çok riskli grupta değil. -Yukarıdabahsettiğim sezaryenin riski ikinci üçüncü seferde
artıyor.
SEZARYEN
Yapılan araştırmalarda ülkeler arasında farklılık göstermekle birlikte sezaryen ile doğumun dünyadaki
oranı yüzde on civarında iken Türkiye’de bu oran karşımıza yüzde kırk beş olarak çıkmaktadır. Bu noktada
Türkiye’de sezaryene başvurma oranının neden bu
kadar yüksek olduğuna değinip, bu oranın külfetlerini irdeleyip söz konusu oranın düşürülmesi için
yapılması gerekenleri irdelememiz gerekiyor.
Herhangi bir tıbbi zorunluluk yokken doğum
yapacak kişinin iradesi ile bağlı olarak gerçekleştirilen sezaryen ile doğum olayına elektif sezaryen
denilmektedir.1
Tıbbi zorunluluk halinde sezaryenin de elektif
sezaryen gibi tartışmaya konu olamayacağını belirtmekle birlikte; sezaryen ile doğum oranının yüksekliğini tartışabilmek için elektif doğumun tercih
nedenlerini incelememiz gerekmektedir.
1) Ağrısız doğumun yaygın olmaması,
2) Doğum ünitelerindeki alt yapı eksiklikleri,
1 Sayın İsmail DÖLEN, elektif sezaryene karşı dünyadaki tutumun
nasıl olduğunu bize örneklendirebilir misiniz?2006 yılına kadar ABD
Kadın Doğum Derneği sezaryen yapmayın ,bunu teklif etmeyin bu
etik değil derken bir anda görüş değiştirdi. Eğer anne çok istekliyse,
riskin farkındaysa ve bu riske rağmen ben sezaryen istiyorum diyorsa
bunu dikkate alın dedi. Bundan birkaç sene sonra İngiltere ve ABD
Sağlık Bakanları bir insan hakkı olması sebebiyle bu görüşü paylaştı.
2014/1 | Hukuk Gündemi 71 doğum odalarının bireyselleştirilmemesi, yardımcı
personel ile ebe- hemşire sayısının yeterli olmaması
ve bakımın yeterli olmaması,
3) Doğumu takip edecek ve yaptıracak yetişmiş
nitelikli ebe sayısının yetersizliği,
4) Hekimin gebenin takibini başından sonuna
kadar yapamaması sebebiyle doğumu ve takibini
hukuki açıdan riskli bir işlem olarak görmesi,2
5) Gebe bilgilendirmesinin eksikliği ve gebe okullarının yaygınlaşmaması,
6) Cinselliğe ilişkin eğitim ve öğretim hayatında
bilgilendirme yapılmaması,
7) Yine eğitim eksikliğine bağlı olarak, doğuma
ait korkuların anne adayları arasında yaygın
olması ve gebelik süresince etkili psikolojik destek
sağlanamaması,
8) Gebeliğin takibi sırasında doktorların fetüsün
ve anne adayının fiziksel sağlığı ile ilgilenmesi, performans sistemi sebebiyle anne adayının psikolojik
durumu ile ilgilenmeye zaman ayıramaması veya
bilinçli olarak bu psikolojik duruma değinmemesi,
9) Anne isteği ile sezaryenin tüm boyutları
tartışılmaması,
2 Hekimin hekim hataları sebebiyle karşı karşıya kaldığı hukuki
yaptırımlardan çekinmesi olarak karşımıza çıkmakla beraber;
Avukatlık mesleğinin üyelerinin bile en basit şikâyette Ağır Ceza
Mahkemesinde görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığını
düşününce bir doktorun yargıdan muaf tutulması kabul edilemez
(Avukat ve doktorun hukuki sorumluluğu karşılaştırması hususunda
Stj. Av. Sercan ARAN’a teşekkürler)
72 Hukuk Gündemi | 2014/1
10) Kadın-doğum hekimlerinin ağır çalışma
koşullarının, maddi ve manevi olarak yetkililerce
gözetilmemesi,
olarak maddeleştirebiliriz.3
Görüldüğü gibi elektif sezaryeni irdelediğimizde
temel nokta olarak karşımıza eğitimin yeterli olmaması çıkmaktadır.
Sayın Serap ŞAHİNOĞLU, anne adaylarının elektif sezaryen tercihinde bulunması sizce de eğitim ile ilişkilendirilebilir mi?
İlköğretimden başlamak üzere kadının doğası ile ilgili
bilgilendirmenin eksik olması, gebelikten korunmanın sadece kadına ait bir yükümlülük olarak gösterilmesi, kadının doğurganlık ile eş anlamlı algılanması, gebelik dönemi- doğum – gebelik sonrası
zincirleme dönemin sadece kadına ait bir zaman
dilimi olarak algılanması ve erkeklerin sorumluluk
almaktan kaçınması gibi nedenlerle kadınlar üzerlerindeki yükü azaltabilmek var olduğu söylenen
acıyı tek başlarına çekmek istememesi nedeniyle
toplum algısının sezaryene yöneldiği de göz önünde
bulundurulması gereken bir gerçektir.
İnsan haklarını, kadın haklarını, kadının doğası ve
doğum fobisini, sezaryene yönelim sebeplerini irdeledikten sonra bu yazıyı yazma sebebimiz olan kanun hükmünü ve yasa koyucunun iradesini biraz irdeleyelim.
6354 Sayılı Torba Yasa ile uygulamaya giren ve
3 Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) basın açıklamasından
faydalanılmıştır.
Anayasa Mahkemesince -henüz gerekçeli karar
açıklanmamış olmakla birlikte- Anayasa’ya uygun
bulunması sebebiyle 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha
Kanunu’nun 153. maddesi “…Gebe veya rahmindeki
bebek için tıbbi zorunluluk bulunması hâlinde doğum,
sezaryen ameliyatı ile yaptırılabilir. Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen, doğumu takiben anne veya
bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamaz.” şeklini almıştır.
Bu hüküm verilmeyen eğitim, yeterli ve gerekli
sağlık koşullarının sağlanması, birey olmanın bir
gereği olan sorumluluk bilincinin yerleştirilmemesi
ve kişilerin bireyselleşmenin bencilleşme yönünün
benimsettirilmesi nedenleri ile tercih edilen sezaryen için yerine getirilmeyen yükümlülüklerin ifasını
sağlamada ki zorluktan kurtulabilmek amacıyla sosyal
yönden yalnız bırakılan ve bedenine müdahale “edilebilen” olarak algılanan kadının iradesine müdahale etmek
olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar devletler nüfus politikaları amacıyla
düzenleme yapabilme yetkisine sahip olsa da devlet
toplumsal gerçekliği göz ardı ederek, normal doğuma
yönelme için gerekli koşulları hazırlamaktan kaçınarak,
insanların üreme hakkına doğrudan “sayı” ile müdahale ederek ve üreme hakkını zorunluluk kazandırılarak mezkûr yetkiyi kullanma yetisine sahip değildir.
İnsan türünün kadın ve erkek cinslerinden oluştuğunu göz önüne aldığımızda; erkek gibi kadının
da bir bedene ve iradeye sahip olduğu, kadının veya
erkeğin üreme ile ürememe haklarının sınırlandırılamayacağı, üreme yöntemi sınırlandırılamayacağı
gibi üremenin hangi tür doğum ile gerçekleştirilmesi
gerektiği yönünde de bir sınırlandırma yapılması
insan haklarının temeli olan insanca yaşama hakkının
bir ihlali niteliğindedir.
İnsanca yaşamak istiyoruz dememizin bir başka
yolu olarak sezaryen hususunu değerlendirmemize yardımcı olan Prof. Dr. Serap ŞAHİNOĞLU4 ve
Doç. Dr. İsmail DÖLEN’e5 teşekkür ederiz.
4 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı
Başkanlığında görev yapmakta olan Sayın ŞAHİNOĞLU’nun bu
yazıyı hazırlayabilmemiz için araştırma yapan sevgili öğrencilerine
ve sezaryen hususunda bize tepki göstermek hususunda örnek olan
Biyoetik Derneğine de teşekkür etmeyi bir borç biliriz.
5 Sayın İsmail DÖLEN, halen Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın
Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kadın doğum
uzmanı olarak görevini ifa etmeye devam etmekte olup Maternal
Tıp ve Perinatoloji Derneği olarak önce insan diyerek kadın haklarını
koruyucu bir tavır sergilemelerinden dolayı da teşekkür etmeyi bir
borç biliriz.
2014/1 | Hukuk Gündemi 73 
Download

kadın bakış açısıyla sezaryen