İrem Nurgül Durmuş
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
[email protected]
Daha önceki sayılarımızdaki gibi umutlu bir giriş yazamayacağım
için üzgünüm…
Soma... Soma haber oldu; ya haber
olmayanlar?
Ortalama 42 yıl geç çıkan 6331 Sayılı
Iş Sağlığı Güvenliği Kanunu ve bu
telaşla daha önce iş güvenliğinin “i”
harfini dâhi duymayanlara dağıtılan İş
Güvenliği Uzmanlıkları...
Bu ülkede her gün bir sürü iş kazası
oluyor. Ama ölen sayısı az olunca
haber olmuyor ve biz kahvemizi
yudumlarken bir işçimiz daha kayıp
gidiyor da duymuyoruz bile…
Çünkü ülkemizde ne yazık ki taşlar
henüz hiç oturmadı. Söz gelimi yapılan risk analizleri internetten indirme
copy-paste analizler. Ve yine ne acı ki
ülkemizde işverenlerin büyük bölümü
sadece yasal zorunluluk için öylesine
hizmet alıyor.
En acısı ise, Türkiye halen Avrupa’nın
en çok iş kazası yapan ülkesi; dünya
sıralamasında da en çok iş kazası
olan ülkeler arasında ilk 4’teki yerini
koruyor.
--Tüm ülke ağladı Soma’ya. Gözyaşları
sel oldu, haykırışlar göklere ulaştı,
Cuma vaazlerine konu oldu, binlerce
Yasin-i Şerif okundu. Bunlar güzel
şeyler elbette ama ben derim ki
samimi olan oturup Soma’dakiler için
Yasin okumanın ötesinde; otursun kanunu okusun! Kanunlar hakkında bilgi
2
alsın; kendi işyeri için doğru düzgün
hizmet alsın; asgari düzeyde de olsa
bilgilensin, bilgilendirsin yoksa bu
ülkenin bu konuda ayıbı öyle büyük,
öyle büyük ki…
Soma için suçlu arayamayacak kadar
üzgünüm. Muhakkak ki bu hususta
ülkenin yarısının yaptığı gibi hükümete
saldırmanın da alemi yok; bu ülkede
işçinin hiçbir zaman adı yoktu. 42 yıl
geç de olsa bu dönemde müstakil
bir İş Güvenliği Kanunu yeni çıktı. Bu
sebeple cenazede kavga eden mefta
yakınları gibi olmak istemiyorum. Kimseye kızamayacak kadar hüzünlüyüm!
Bunca can gitmişken dahi politik kavgalar yapmayacak kadar hakiki olmak!
Üstelik bir de Soma olayının üzerine
ÇSGB’den Müfettişlerimizden birinin
yüksekten düşerek hayatını kaybettiğini duyunca, bir kez daha anladım
ki buradaki çizgi çok ince! Yüzlerce
kişi iş kazalarında Hakk’a yürürken,
milyonlarca vatandaş o kıldan ince
kılıçtan keskin köprüden aşağıya şapır
şapır dökülüyoruz sanki.
Soma için bu ülkede hiç kimse
duyarsız kalmamalı. Eğer ülkede
bütünlüğümüz var ise, eğer tek vücut
isek insanın sağ eli yanarken sol eli
alkış tutamaz zaten! Ancak isyanın
da yeri değil. Resûlullah Efendimiz,
kuşu ölen çocuğa taziyeye gitti. Bunu
hepimiz biliyoruz. Ama SELAMET
veren bir enerji ile gitti.
Sürekli öfkeli / mutsuz / isyankar
yayınlar yapmamız Soma’daki aileler
için Selamet sağlamadığı gibi bilakis
negatif enerji yaratıyor. Ancak hiçbir
şey olmamış gibi de yaşayamayız.
Öyleyse Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.v.)’in “bir yanlış gördüğünde
elinle düzelt, gücün yetmezse dilinle
düzelt, ona da gücün yetmezse kalbinle buğz et ki bu da imanın en zayıf
derecesidir” sözlerine uymamız ve
düzeltmek için ne yapabiliriz? Daha
çok ne yapabiliriz? Tam da şimdi ne
yapabiliriz? soruları ile meşgul olmamız lazım.
Bunun da ilk adımı kanunu okumak.
İşverenler ucuza kaçmak için güvenlik
almış süsü vermeyecek, uzman maaş
aldığı kişiye sadık olayım derken
kendi hakikatine ve muhtemel kazada
kaybedeceği kendi canına ters düşmeyecek, ÇSGB artık daha ciddi çalışacak ki kendi müfettişi bile ölmeyecek ve her vatandaş ama her vatandaş
İş Sağlığı Güvenliği haklarını bilecek.
Nasıl ki ekmek girmeyen ev yoksa,
evdeki boğazlar doysun diye nasıl ki
en az bir kişi çalışıyorsa, her ailede en
az bir kişi iş güvenliği hakkında fikir
sahibi olacak ki hızla güvenli yarınlara
yürüyelim.
Soma’da ateş düştüğü yeri yakmadı,
hepimizi yaktı. Öyleyse görev de
hepimize düşüyor.
B
U
ÇEVRE BAKANLIĞI
ÇALIŞMA VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
S
A
Y
I
D
A
N
E
L
E
R
06 Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ile çok özel röportaj:
Türkiye’de Çevre konusunda Emin Adımlar Atılıyor
14
Araban mı var, Otopark Derdin Var: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, Otopark sorununun çözümüne yönelik alınabilecek
önlemler ve yapılması gereken düzenlemeler ile ilgili olarak, “Tüm
Yönleriyle Otopark” konulu bir Çalıştay düzenlendi.
16 E. Çevre Yönetimi Genel Müdür Yrd. / ÇARE Çevre Danışman-
lık Çevre Koordinatörü Hüseyin Gelmez: Tehlikeli Atık Geri Kazanım
Tesislerinin Lisanslandırılması İçin Gerekli Teknik ve İdari Şartlar
MERAK
EDİLENLERDEN
V
A
R
?
Temiz Oda ve
İklimlendirme
Çalışmaları
&
Çalışanlar Üzerine
Etkileri
4
28 Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sayın Faruk
Çelik başkanlığında toplanan
Üçlü Danışma Kurulu
29
Bakan Faruk Çelik 19.Fasıl
Görüşmelerini Sürdürüyor
30 Torba Yasa Neleri Kapsıyor?
32
3 bin 138 Engelli
Memur Ataması Yapılacak
20
22 Ali Boylu ile keyifli bir söyleşi
TEKNİK
MAKALELER
54
34
Kimya Yük. Müh. / ÇSGB
Emekli İş Başmüfettişi / E. İş Teftiş
İstanbul Grp. Bşk. Yrd. A Sınıfı İş
Güvenliği Uzmanı Özlem Özkılıç:
ATEX Direktifleri ve IECEX SCHEMA
38 Kazaların Çevresel ve
Teknik Araştırması Bilim Uzmanı /
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
Yadigar Yolcu’nun merceğinden:
6 Eylül 2014 tarihinde İstanbul
Mecidiyeköy’deki inşaatın asansöründe meydana gelen ve 32. kattan
zemine çakılarak 10 işçinin hayatını
kaybetmesine sebep olan
Asansör Kazasına Dair Tespitler
EKOTEKNİK İSG
DERGİ EKİBİMİZ - KÜNYE
İmtiyaz Sahibi
Ekoteknik İş Sağlığı Güvenliği
ve Çevre Hizmetleri Adına
Halis Yolcu
Editör
Yadigâr Yolcu
Kazaların Çevresel ve Teknik
Araştırması Bilim Uzmanı
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
İrem Nurgül Durmuş
42
3M İş Sağlığı ve Güvenliği
Bölümü Teknik Koordinatör
Mirey Bonfil: GÖZ’ünüz
Gibi Bakın
44 Elektrik-Elektronik Yük-
sek Mühendisi / İSG Uzmanı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı / İSGGM Gökçe Begüm
Silsüpür: İşyerlerinde Elektromanyetik Alan Maruziyeti
52
KAZA ANALİZİ:
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
/ Makina Mühendisi Mansur
Ziya Koç: İş Kazaları Yönetim
Kademesini de Yakalar
Yayın Kurulu
Doç Dr. F. Nur Eriş,
İSG Uzmanı Kemal Çetinkaya,
Uz.Dr. Mehmet Ergin,
Çevre Uzmanı Hüseyin Gelmez,
İş Güvenliği Uzmanı Ziya Koç,
Dr. Tahir Soydal (İş Sağlığı Bilim Doktoru)
Danışma Kurulu
Prof. Dr. Recep Akdur,
Yıldırım Akpınar(Çal.Bak.Eski Teftiş Kurulu Baş.),
Prof. Dr. Sefer Aycan,
Prof. Dr. Aytül Çakmak,
Ziya Demir,
Doç. Dr. Tayfun Güngör,
Doç. Dr. Tevfik Pınar,
Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu,
Uz. Dr. Cebrail Şimşek,
Uz. Dr. Engin Tutkun,
Doç. Dr. Mehmet Uğurlu,
Doç. Dr. Halil Murat Ünver,
Doç. Dr Yusuf Üste,
Dr. Hınç Yılmaz
Görsel Yönetmen
İrem Nurgül Durmuş
Yayın İdare Merkezi
İvedik Cad. No:110 Yenimahalle - Ankara
Tel: 0312 344 01 96 (pbx) - Fax: 0312 343 66 46
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Uz. Dr. Mehmet Ergin:
EBOLA
56
Draeger Safety Korunma Teknolojileri Ltd.Şti.
Pazarlama Müdürü Pelin
Korkmaz: Ebola Tehdidine
Karşı Acil Müdahalede Doğru
KKD Kullanımının Önemi
58
YARGITAY KARARLARI:
ÇEVRENİN KASTEN
KİRLETİLMESİ
60
Akdeniz EDAŞ Genel
Müdürü Murat Yiğit ile
keyifli bir söyleşi:
4 Bölgede, 4x4’lük İSG
Yayın Türü
Yaygın - Süreli / ISSN: 2146 - 9407
Baskı ve CTP Kalıp
Arkadaş Basım Sanayi
www.arkadasbasim.com.tr
Basım Tarihi
15.10.2014
Reklam Koordinatörlüğü
Barış Yalçın Yolcu
Abonelik
Tel: 0 312 344 01 96 (pbx)
Ekoteknik İSG Dergisi’nin amacı, iş sağlığı
güvenliği ve çevre konularında özellikle
uygulayıcı konumdakilerin deneyimlerini
ve izlenimlerini belgelemek, birikimlerin
paylaşılmasını sağlamak ve yeni ufuklar
açarak başvurulabilecek bir kaynak
yaratmaktır. Üç ayda bir yayınlanır. Yayının telif
hakkı Ekoteknik İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre
Ölçüm Teknolojileri Ltd. Şti’ne aittir. Dergi
içeriğinin tamamen ya da kısmen elektronik,
mekanik veya başka biçimde çoğaltılması
Ekoteknik’in iznine tabidir. Yayınlanan yazı ve
reklamların sorumluluğu sahiplerine aittir.
5
Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce
6
Türkiye’de
Çevre konusunda
Emin Adımlar Atılıyor
Endüstri ve teknoloji alanında meydana gelen hızlı gelişmeler, bir yandan insanın
doğa üzerindeki egemenliğini artırarak yaşam düzeyinin yükselmesini sağlarken
diğer yandan artan nüfus ve hızlı kentleşme ile birlikte doğal dengelerin giderek
bozulmasına sebep olmaktadır. Buna bağlı olarak, bu gelişmeler tüm canlıları tehdit edecek boyutlara varan hava, su ve toprak kirlenmesine sebebiyet vermektedir.
Bu nedenle, daha önceleri ortaya çıkan çevre sorunları için kısa vadeli çözümler
geliştirilirken bugün çevre, doğal, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin bütünü
olarak görülmeye başlamıştır. Bu gelişmeyi belirleyen en önemli faktör de sosyal
ve ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesinde kullanılan kaynakların hızlı ve
geri dönülmez bir şekilde tahrip edilmesidir. Bu gerçeğin anlaşılması, beraberinde
geleneksel kalkınma modellerinin terk edilmesi ve yeni model arayışlarını gündeme getirmiştir. Böylece geleneksel sınırsız kalkınma ve sınırsız tüketim modelleri
yerini sürdürülebilir ve dengeli kalkınma modelleri olan yeşil ekonomi ve yeşil
politikalara bırakmaya başlamıştır.
Röportaj: İrem Nurgül Durmuş / Fotoğraf: Mahmut Türkmen
Çevre sorunları ile mücadele için
attığınız adımlar nelerdir?
Türkiye için yeşil büyüme politikası oluşturmak, ekonomik, çevresel ve sosyal
sürdürülebilir esaslarının uyumlu bir şekilde birleştirilmesini sağlayacaktır. Bu
nedenle kalkınmanın bu üç boyut üzerinden düşünülmesi gereklidir. İnsanların
geleceğini yakından ilgilendiren bu tehdit
nedeniyle çevre sorunlarının üzerine
gidilmesi büyük önem arz etmektedir.
Ancak bir taraftan da ülkelerin ekonomik
gelişmelerini sağlamaları gereklidir. Zira
gelecekleri buna bağlıdır. Hem çevrenin
korunması hem de ekonomik gelişmenin bir arada yürütülmesi esastır ve bu
tüm dünyada karşılığını “sürdürülebilir
kalkınma” kavramı ile bulmaktadır.
kişinin istihdam edildiği atık sektöründen, ekonomiye yaklaşık 2 milyar lira
katma değer sağlanıyor. Bu sürdürülebilir kalkınmaya en güzel bir örnektir.
Bu açıklamalar ışığında Bakanlığımızca yaptığımız çalışmalara kısaca
değinelim;
- Çevre Kanununun 29’uncu maddesi
uyarınca Atıksu Arıtma Tesislerinin
Teşvik Tedbirlerinden Faydalanmasında Uyulacak Usul ve Esaslara Dair
Yönetmelik kapsamında atıksu arıtma
tesislerinin enerji giderlerinin yüzde
50’si ne kadar olan kısmı Bakanlığımızca karşılanmaktadır. Bu kapsamda, 2013 yılında 207 tesise toplam 30
Milyon TL ödeme yapılmıştır.
- Biz, ekonomik kalkınmayı yaparken
çevreyle barışık bir yol izledik ve izlemeye devam ediyoruz. Türkiye’de yıllık
25 milyon 277 bin ton evsel atık çıkıyor.
Bu atıkların 5 milyonu ambalaj atıkları
ve bitkisel yağlardan oluşuyor. 60 bin
7
- 2002 yılında belediye nüfusunun yüzde
35’ine atık su arıtma hizmeti verilirken,
yaptığımız çalışmalarla 2014 yılının ilk
yarısı sonunda bu oran yüzde 74,6’ya
(yaklaşık 47,6 milyon kişi) çıkarılmıştır.
- 2017 yılında ise atıksu arıtma
tesisine bağlı belediye nüfusunun
toplam belediye nüfusuna oranının
yüzde85’e çıkarılması hedeflenmektedir. Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılı
olan 2023 yılında hedefimiz ise; tüm
belediyelerin atık su arıtma tesisine
kavuşmasını sağlamaktır.
- Doğada uzun süre kalıcı özelliğe
sahip ve insan sağlığı ile çevreyi tehdit
eden tehlikeli kimyasalların ve bu kimyasalları ihtiva eden tüketici ürünlerinin yasaklanmasına ilişkin çalışmalar
Bakanlığımız tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmalar kapsamında, ulusal ve uluslararası kaynaklar kullanılarak söz konusu tehlikeli kimyasallar
ile atıklarının envanterlerinin çıkarılması, bertaraf edilmesi, bunlarla kirlenmiş alanların tespit edilmesi ve bu
alanların rehabilite edilmesine yönelik
çalışmalar sürdürülmektedir. Bunun
yanında, tehlikeli kimyasallarla ilgili
olarak sanayiciler, halk, sivil toplum
kuruluşları ve diğer ilgili paydaşların
bilinçlendirilmesine yönelik çalıştay,
seminer ve bilgilendirme toplantıları
da düzenlenmektedir.
- Motorlu taşıtlardan kaynaklanan
hava kirliliğinin azaltılması maksadıyla motorlu taşıtların periyodik olarak
egzoz muayenelerinin yapılması için
bu ölçümleri yapacak istasyonların
standartlarının belirlenmesi, yetkilendirilmesi ve denetimi için kurallar
geliştirilmekte, egzoz muayenesini
yaptırmayan araçların akan trafikte
trafik görevlilerince belge kontrolüne
imkan sağlayan mevzuat değişiklikleri
yapılmış olup, plaka üzerinden belge
kontrolü için yazılım geliştirilmektedir. Diğer taraftan sürücülerin araçlarını sürekli olarak bakımlı tutmalarını
sağlamak maksadıyla İl Müdürlüklerimiz teknik personelince ölçüme dayalı
yol kontrolleri yapmaktadırlar.
- Türkiye’de çevre kalitesinin yükseltilmesi, insan sağlığına potansiyel
risklerin önlenmesi ya da azaltılması ve yer seviyesi ozon kirliliğinin
önlenmesi için Uçucu Organik Bileşik
8
(UOB) Emisyonlarının kontrolüdür.
Bu amaçla yapılan projeler ile Avrupa
Birliğinin bu konudaki direktiflerin
uygulanmasına ilişkin mevcut en iyi
teknik kılavuzları ve eğitim kılavuzları
hazırlanarak, bu kapsamda; gerek
teorik gerekse sahada iyi uygulamalar
ile AB mevzuatının uygulanabilmesi
için gerekli idari ve yasal koşullar hakkında eğitimler gerçekleştirilmiştir.
- Türkiye, küresel mücadelede yerini
alarak 2004 yılında Birleşmiş Milletler
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine, 2009 yılında ise Kyoto Protokolüne
taraf olmuştur. Bakanlık olarak, tüm
dünyayı tehdit eden ve en önemli
sorunlardan biri olarak gösterilen
iklim değişikliği ile etkin mücadele
etmek amacıyla kapsamlı çalışmalar
ve projeler yürütülmektedir.
• 2010 yılında Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi, 2011 yılında ise toplam
541 eylem içeren ve 2023 yılına kadar
uygulanacak olan İklim Değişikliği
Eylem Planı (İDEP) hazırlanmıştır ve
her yıl düzenli olarak izlenmektedir.
• İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve
Eylem Planı 2012 yılında yayınlanmıştır.
• Türkiye’nin kişi başı sera gazı
emisyon miktarı 5.9 tondur. Bu değer;
OECD ortalamasının üçte biri ve Avrupa
Birliği ortalamasının yarısıdır. Sadece
ulusal önlemler ve kaynakları ile 19902012 döneminde sera gazı emisyonları
yüzde21 oranında azaltılmıştır.
• Bakanlığımız tarafından küresel
ısınma ile mücadelede vatandaşların
alabileceği önlemleri içeren bir kamu
spotu hazırlanmıştır. Kamu spotunda,
iklim değişikliği ile bireysel olarak
mücadele etmenin yöntemleri de
anlatılmaktadır.
Özetle diyebiliriz ki;
Bakanlığımızca, sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde mali, insani
ve çevresel kaynakların korunması ve
etkin kullanılması sağlanarak küresel
iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi ile ilgili gerekli tedbirler alınmakta
ve yenilenebilir enerji kaynakları başta
olmak üzere temiz enerjinin kullanımına destek olunmakta, yeraltı ve yerüstü
su kaynaklarımızı, denizlerimizi ve
topraklarımızı korumak doğrultusunda
çevreyle ilgili her türlü ölçüm, izleme,
analiz ve kontroller yapılmaktadır.
Atık yönetimi konusunda son aylarda
izlediğiniz politika ve uygulamalarınızdan bahseder misiniz?
Türkiye’de genel atık yönetimine ilişkin
düzenlemeler; atık çeşitliliği ve AB
Direktifleri doğrultusunda geliştirilmiş
ve ülke şartlarına uygun yönetmelikler
yayımlanmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda evsel katı atıklar,
hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları, atık pil ve akümülatörler, tehlikeli
atıklar, bitkisel atık yağlar, tıbbi atıklar,
ömrünü tamamlamış lastikler, ambalaj
atıkları, atık elektrikli ve elektronik eşyalar, atık yağlar, ömrünü tamamlamış
araçlar, araçların bakım ve onarımından kaynaklanan parçalar ve atıkların
düzenli depolanması konularında
uygulamalar devam ettirilmektedir.
Atık yönetiminin temelini “atık yönetimi
hiyerarşisi” ve “üretici sorumluluğu”
ilkeleri oluşturmaktadır. Atık yönetimi
hiyerarşisinde birincil önceliği, atıkların üretim aşamasında önlenmesi ve
atık miktarının ve tehlikelilik düzeyinin
azaltılması oluşturmaktadır. Atıkların yeniden kullanım, geri dönüşüm
ve enerji elde edilmesi yoluyla geri
kazanılması ikinci sırada, geri kazanım
olanağı olmayan atıkların çevreye zarar
verilmeksizin yakılması ya da güvenli depolanması da son sırada tercih
edilmelidir. Geri dönüşüm, oluşumu
kaynakta önlenemeyen veya yeniden
kullanılamayan atıklara uygulanan bir
yöntemdir. Atık hiyerarşisi; atık önleme
ve yönetimine ilişkin mevzuat ve politikalarda şu şekilde ifade edilmektedir:
• Önleme
• Yeniden kullanım
• Geri dönüşüm
• Geri kazanım (hammadde geri kazanımı, enerji kazanımı gibi)
• Bertaraf (Depolama/Yakma).
Şemsiye bir kavram olan atık yönetiminin yukarıda sayılan bileşenlerinden sadece biri olan geri dönüşüm,
yarattığı ekonomik etkileri ile ön plana
çıkmaktadır. Geri dönüşüm konusunda diğer önemli bir kavram ise üretici
sorumluluğu ilkesidir ve bu kavram
atıklardan kaynaklanan her tür ma-
liyetin atık üreticileri (üretici, tüketici
gibi) tarafından karşılanmasını öngörmektedir. Bu yaklaşım “kirleten öder”
prensibinin bir yansımasıdır.
Tüm bu çalışmalar sonucunda 2014
yılı itibariyle Ülkemizde 76 adet Belediye Atıkları Düzenli Depolama Tesisi,7
adet Endüstriyel Atık Düzenli Depolama Tesisi, 21 adet Maden atıkları
Düzenli Depolama Tesisi olmak üzere
104 adet Düzenli Depolama Tesisi, 402
adet Ambalaj atıkları toplama ayırma
tesisi, 432 adet Ambalaj Atıkları Geri
Dönüşüm Tesisi, 313 adet tehlikeli
atık geri kazanım tesisi, 234 adet Özel
Atık Geri kazanım tesisi olmak üzere
toplam 1382 adet geri kazanım tesisi
, 2 adet yakma tesisi, 2 adet kireç
fabrikası ve 34 adet çimento fabrikası
olmak üzere 38 adet yakma ve beraber
yakma tesisi, 45 adette Tıbbi Atık Sterilizasyon Tesisi mevcuttur. Ülkemizde
toplamda 1568 adet geri kazanım/bertaraf tesisi bulunmaktadır.
Mekânsal planlama stratejileri çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Bakanlığımızın koordinasyonunda
Ülke Mekânsal Strateji Planı’nın
hazırlanmasına başlanmıştır. Verilerin
toplanması, analiz edilmesi ve gerekli
araştırmaların yapılması için bir ihale
gerçekleştirilmiş olup, geniş uzmanlar kadrosuyla çalışmalar yürütülerek, en fazla 2 yıl içerisinde bu planlar
tamamlanacaktır.
2009 yılında 151 kurum kuruluştan 500
uzmanın katıldığı Kentleşme Şurasında net olarak ilk defa ülke mekânsal
gelişme stratejisinin hazırlanmasının
gerekli olduğu vurgulanmıştır.
• Her tür ve ölçekteki fiziki planların
birbiriyle uyumunu ve mekânsal strateji planları hedeflerine ve kararlarına uygunluğunu sağlamak olarak
özetlenebilir.
2013 yılında yayınlanan 10 Kalkınma
Planı’nda da üst ölçekli mekânsal
planların ise stratejik nitelikte olmasına vurgu yapılmıştır.
2013 yılında İmar Kanunu’nda ülkemizdeki tüm fiziki planların üzerinde,
onları yönlendirecek
bir plan olarak tanımlanan bu plan ile
ilgili Yönetmelik çalışması da tamamlanarak 2014 yılında Ülkemizde ulusal
düzeyde önemi olan pek çok sektörel
yatırım kararı üretilmektedir.
Bu yatırımların mekânsal boyutlarının
ülke düzeyinde birbiriyle uyumlaştırılamaması sonucu şehirlerimizin düzensiz büyümesi, ülke kaynaklarının
israfı ve doğal kaynakların tahribatının önüne geçilememektedir.
Bunun yanı sıra ülkemiz yarım asırdır
Kalkınma Planları hazırlanmak
suretiyle planlı kalkınmasını temin
etmekte olup, bu planların mekânsal
organizasyonunun yapılması yönünde
büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır. Bu
mekânsal organizasyonun mevcut fiziki larla sağlanamayacağı açıktır. Üst
ölçekli planların artık farklı bir dille
hazırlanması; arazi kullanım planlarını yönlendirici, stratejik bir yakla-
şımla hazırlanan, esnek, katılımcı ve
izleme sistemi olan farklı konularda
gelişme stratejileri içeren bir dille
hazırlanması gerekmektedir.
Tüm bu sorunların çözümü adına
hazırlanacak Ülke Mekânsal Strateji
Planında; Türkiye kara ve deniz sınırları ile münhasır ekonomik bölgeleri
de içerecek şekilde, mekâna dönük
somut kararları stratejik yöntemlerle ele alınacak, tematik ve sektörel
kararları uyumlaştıracak şekilde
mekânsal kararlar üretilecek, kurumların sektörel/tematik analiz çalışmalarını temel alarak detaylı mekânsal
analizler yapılacaktır. Neticede yukarıda belirtilen ihtiyaçlar bağlamında,
Mekânsal Strateji Planı; koruma,
kullanma ve altyapı kararlarına ilişkin
olarak kalkınma planları ve bölge
planlarına mekânsal ilişkiler boyutu
getiren, alt ölçekli planlar için bağlayıcılığı olan, yönlendirici ve referans
niteliğinde, Kalkınma Planı dönemleri
esas alınarak hazırlanan ve aşamalandırılan 20 yıllık bir perspektifte uzun
erimli stratejiler içeren mekânsal
planlar olarak kurgulanmıştır.
Tüm bu sıralanan hedeflerin tek bir
kurum tarafından gerçekleştirilmesi
mümkün görülmemektedir. Bu planın
hazırlanması sürecinde başta Kalkınma
Bakanlığımız ve diğer yatırımcı Bakanlıklarımız olmak üzere mahalli idareler,
üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları
ile her kesimden temsilciler bir araya
gelerek çözümler üretilecektir.
61. Hükümet Programımız ile Bakanlığımıza, Kalkınma Bakanlığı ile
eşgüdüm içerisinde ulusal ve bölgesel
nitelikli mekânsal gelişme stratejilerini hazırlama görevi verilmiş, 644
sayılı Bakanlığımızın görevlerinin
tanımlandığı KHK ile de bu görevin
detayları ortaya konulmuştur.
Bu görevin ana başlıkları;
• Mekânsal Strateji Planlarını ilgili kurum/ kuruluşlarla beraber hazırlamak,
• Sektörel planların uyumunu temin etmek,
9
Binaların inşaat aşamalarında kullanılan iskelelere yönelik bazı şartların sağlanması için çalışmalarınız
mevcut. Bu konuda okuyucularımızı
bilgilendirir misiniz?
Bilindiği üzere iş iskeleleri, yapının
yapım sürecinin en önemli yardımcı
unsurlarından birisidir. Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığının iş sağlığı
ve güvenliği konusunda bazı düzenlemeleri olmakla birlikte, bu yardımcı
yapı elemanlarının yapıda uygulama
usul ve esaslarına yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kapsamda, Dış cephe iş iskelelerinin asgari
uygulama standartlarını ortaya koyan,
projelendirilmesinde, yapılmasında
ve denetlenmesinde ki sorumluları
belirleyen bir çalışma yürüttük ve
son aşamaya getirdik. Önümüzdeki
günlerde yasalaşmasını öngörüyoruz.
Burada en önemli unsur, ruhsat eki
statik proje dahilinde iskele projesinin
öngörülmesidir. Bu sayede dış cephe
iş iskelelerinin projelendirilmesi ve
yapımı yasal hüviyet kazandırılmış
olmaktadır. Teknik olarak bazı kısıtlardan bahsedecek olursak, iskele
yüksekliği 13.50m yi aşan durumlarda,
çelik iskele kullanımı, 24m yi aşan durumlarda ise özel tasarım projesi zorunlu kılınmasıdır. Ahşap kullanılarak
yapılan iş iskelelerinde de bir standart
getirilerek gelişi güzel uygulamaların
önüne geçilmesi hedeflenmiştir.
Tapu işlemlerinde önceki dönemlere
göre işlemlerin daha kolay gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bu işlemlerin daha da kısa ve kolay olarak
gerçekleştirilmesi için çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Ülkemizde tapu sicilinin elektronik
ortamda tutulmasına dair çalışmalar
2000 yılında TAKBİS (Tapu ve Kadastro
Bilgi Sistemi) projesi ile başlamıştır.
TAKBİS ülke genelinde mülkiyet bilgilerinin bilgisayar ortamına aktarılıp
her türlü işlem ve sorgulamanın
yapılabilmesini amaçlayan en temel
e-devlet projelerinden biridir. TAKBİS
projesiyle birlikte elektronik ortamda
kesintisiz ve güvenli işlemler yapılarak kaliteli ve hızlı hizmet vermek
suretiyle vatandaş memnuniyeti
hedeflenmektedir. 2012 yılı içerisinde
bütün tapu müdürlükleri TAKBİS’e
geçmiştir.
10
TAKBİS sistemiyle işlemler daha hızlı
yapılabilmektedir. Bilgisayar ortamında kısa sürede alım, satım vb. işlemler
gerçekleştirebilmektedir. Vatandaşların tapu işlemleri aynı gün içerisinde
yapılabilmektedir. Bu sistemin tüm
kimlik numaralarının girilmesi ile
birlikte tapuda oluşan kuyruklarda
önemli oranda azalmalar olacaktır.
Türkiye genelinde 19 milyon 500 bini
konut olmak üzere toplam 131 milyon
gayrimenkul bulunmaktadır. Tapu’da
geçen yıl 5 milyon alım ve satım geri
kalanı kamulaştırma imar uygulaması ve ipotek gibi diğer kalemlerden
olmak üzere 6 milyon işlem gerçekleştirilmiştir. Taşınmaz maliklerinin
T.C. Kimlik numaralarının TAKBİS
veri tabanında bulunmasına yönelik
çalışmalar ile tapu müdürlüklerinin iş
yoğunluğunun azaltılarak işlemlerin
ağırlıklı olarak elektronik ortamda yapılmasını sağlayacak projelerimizden
T.C. Kimlik No güncelleme çalışmaları
ve bununla bağlantılı e-arşiv çalışmaları ile kurumumuzca elektronik
sicile geçilmesi hedeflenmekte,
yetki alanı dışında tapu işlemleri ile
lokal bazda yetkili tapu müdürlükleri
yerine Türkiye tapu müdürlüklerinde
işlemlerin yapılması hedeflenmektedir. İşlemlerin elektronik ortamda
gerçekleştirilmesi hedefi e-Devlet
projesinin en önemli bileşenlerinden
biri olan TAKBİS’ten beklenen verimliliği sağlamaya yöneliktir.
E-arşiv çalışmaları kapsamında tapu
müdürlükleri arşivinde bulunan belgelerin taranması için tapu müdürlüklerinde uygulamalar yapılmaktadır.
Bilgi ve belgelerin elektronik ortamda sunulmasıyla, emek ve zaman
kaybının engellenmesi, hizmetlerin
sunumu aşamasında kaliteli hizmet
sunumu ve çalışan/vatandaş memnuniyetinin artırılması temel hedef
olmakla birlikte mevcut durumda
tapu müdürlüklerinin dolu kapasiteye
ulaşmış arşivlerinin düzenlenmesine
de katkı sağlayarak hizmetlerin daha
hızlı sunumu sağlanacaktır. Bu yöntem aynı zamanda kırtasiyeciliğinde
ortadan kaldırılmasına ve kurumumuzda modern arşiv uygulamalarına
geçişe olanak sağlayacaktır. Ayrıca
diğer kurumlarla veri paylaşımında da
önemli bir katkı sağlanacaktır. (Örn.
Mahkemeler, İcra Daireleri, Değerle-
me (Ekspertiz) İşlemleri, Belediyeler).
Böylece vatandaşların tapu işlemlerini
gerçekleştirmeleri için diğer kurumlara gidip gelmelerinin önüne geçilecektir. Tapu Müdürlüklerince ve diğer
kurumlarla bu bilgiler karşılıklı olarak
online ortamda paylaşılarak vatandaşların üzerindeki yük azaltılacaktır.
826 tapu müdürlüğümüzde uygulama
devam etmektedir.
Taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu
müdürlüğü (Yetki alanı) dışında tüm
tapu müdürlüklerinde işlem yapılmasına imkan veren bu projemizin uygulanması ile vatandaşların bulunduğu/
ikamet ettiği yerden farklı bir yerde,
örneğin; Ankara’da yaşayan vatandaşın Antalya’da bulunan taşınmazına
ilişkin işlemlerini bulunduğu yerdeki
Tapu Müdürlüklerinden gerçekleştirmeleri sağlanmıştır. Tüm müdürlüklerimizde uygulamaya geçilmiştir.
Ayrıca Yurt Dışı Tapu Birimlerinin
Kurulması ve Tapu İşlemlerinin Yurt
Dışı Birimlerce karşılanması konularında Dışişleri Bakanlığı ile çalışmalar
yapılarak Tapu ve Kadastro Berlin
Ataşeliği faaliyete geçmiştir. Tapu işlemlerinin yurt dışı birimlerce öncelikli
olarak Almanya, Hollanda gibi Türk
vatandaşlarının yoğun olduğu yerlerde
karşılanması hedeflenmektedir.
Eski uygulamada, bankalar ya da finans kurumları tarafından yazılı olarak
düzenlenen ipotek terkin taleplerinin
Tapu Müdürlüklerine güvenli elektronik
ortamda iletilebilmesi için Kurumumuz
yazılım altyapısı hazır hale getirilerek banka ya da finans kurumları ile
uygulama başlatılacaktır. E-terkin
projesi ile bürokratik işlemler ortadan
kaldırılarak vatandaş veya ilgili kurum
çalışanları tapu müdürlüklerine gitmeden işlemlerini gerçekleştirebilecektir.
E-terkin projesiyle birlikte ipotek
işlemlerinin de elektronik ortamda
gerçekleştirilmesine yönelik planlamalar yapılmaktadır.
E-haciz uygulamasına geçen kurumlardan Sosyal Güvenlik Kurumu ve
Maliye Bakanlığı-Gelir İdaresi Başkanlığı; bankalardaki hesaplara ve
Emniyet Genel Müdürlüğü sisteminde
tescilli araçlara elektronik ortamda
haciz işleyip kaldırabilmektedirler.
Haciz işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirilmesi konularında
çalışmalar yapılmaktadır. Uygulamanın başlamasıyla hak kayıpları, zaman
kaybı vb. konuların önüne geçilecektir.
2013 yılı itibarıyla tüm tapu müdürlüklerine e-tahsilat uygulamasına geçilmiştir. Bu uygulama ile tapu harçlarının farklı şehirdeki şubelerde dahil
olmak üzere banka şubeleri, ATM’ler,
ve görüntülü işlem merkezlerinden
tahakkuk, tahsil ve kontrolü elektronik ortamda gerçekleştirilmektedir.
Çağrı Merkezimizin kurulması ile vatandaşlar işlem randevularını Merkez
üzerinden telefonla kolaylıkla alabilecekler, tapu müdürlüğüne gitmeden
önce işlemleri için gerekli belgeler
gibi bilgi taleplerinin yanı sıra, işlem
sürecinde karşılaştıkları sorunlara
ilişkin şikayet bildirimlerini ve Kurumumuz açısından hizmet iyileştirmede ayrıca önem arz eden öneri ve
görüşlerini Çağrı Merkezi üzerinden
kolaylıkla Kurumumuza iletme imkanına kavuşmuş olacaklardır.
E-Devlet üzerinden cep telefon numarasını bildiren vatandaşların, taşınmazlarında herhangi bir işlem talebi olduğunda sms/mail atılarak taşınmaz ve işlem
güvenliğinin artırılması sağlanmıştır.
167.Yıllık tarihi olan kurumumuz;
modern kamu yönetimi ve vatandaş
odaklı yönetim anlayışı çerçevesinde, müdürlüklerimizin fiziki ortamını
yenileme çalışmalarıyla, eğitim/seminer vb. hizmet kalitesini artırmaya
yönelik çalışmalarıyla ve teknolojinin
bütün olanaklarından faydalanmak
suretiyle hedeflerine doğru ilerlemektedir. Kurumumuzun 2015-2019 yılları
Stratejik Plan çalışmalarında en
temel hedefi E-sicile geçmek olarak
belirlenmiştir. Bu kapsamda Tapu
sicilinin tescil ve terkinlerinin elektronik ortama taşındığı, manuel tescilin
sona erdiği, arşivlerin tamamen elektronik ortama alındığı, haciz ve ipotek
işlemlerinin/terkinlerinin elektronik
ortamda yapıldığı, diğer paydaşlara
veri sunumunun tamamen elektronik
ortamda yapıldığı, birçok tapu işleminin elektronik ortamda sunulabildiği
bir tapu sicili hedeflenmektedir.
Turizm mevsimi geride kalıyor ülke-
167.Yıllık tarihi olan kurumumuz; modern kamu yönetimi ve vatandaş
odaklı yönetim anlayışı çerçevesinde, müdürlüklerimizin fiziki ortamını
yenileme çalışmalarıyla, eğitim/seminer vb. hizmet kalitesini artırmaya
yönelik çalışmalarıyla ve teknolojinin bütün olanaklarından faydalanmak
suretiyle hedeflerine doğru ilerlemektedir.
Kurumumuzun 2015-2019 yılları Stratejik Plan çalışmalarında en temel
hedefi E-sicile geçmek olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda Tapu sicilinin
tescil ve terkinlerinin elektronik ortama taşındığı, manuel tescilin sona
erdiği, arşivlerin tamamen elektronik ortama alındığı, haciz ve ipotek işlemlerinin/terkinlerinin elektronik ortamda yapıldığı, diğer paydaşlara veri
sunumunun tamamen elektronik ortamda yapıldığı, birçok tapu işleminin
elektronik ortamda sunulabildiği bir tapu sicili hedeflenmektedir.
mizde. Sahillerimizin ve denizlerimizin temizlik durumu hakkında bilgi
verir misiniz?
Üç tarafı denizlerle kaplı olan ülkemiz bu konumunun bir sonucu olarak
dünyanın en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Her yıl dünyanın dört
bir tarafından milyonlarca turist temiz
denizlerimiz ve plajlarımızdan faydalanmak üzere Ülkemizi tercih etmektedirler. Böylesine sosyo-ekonomik
ve kültürel bir değeri olan denizlerimizin ve plajlarımızın kirliliğe karşı
korunması görevi de Bakanlığımıza
verilmiştir. Bu kapsamda Bakanlığımız diğer ilgili paydaş Bakanlıklarla
birlikte yoğun bir şekilde denizlerimizin korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için çalışmalarını
sürdürmektedir.
Ülke genelinde tanımlanan 1094
plajda Sağlık Bakanlığınca yapılan
analizlerde büyük oranda deniz suyu
kalitesinin iyi durumda (yüzde82 A,
yüzde16 B ve yüzde2 C sınıfı) olduğu
belirlenmiştir. Bu izleme sonuçlarına
göre yüzme suyu kalitesi standartları
A ve B sınıfı plajlarda sağlanmakta
olup, bu plajların kullanımında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
Plajlarımızın iyi kalitede olmasına
paralel olarak, temiz denizlerin bir
göstergesi olan Mavi Bayrak sıralamasında Ülkemiz 2014 yılı itibariyle
397 Mavi Bayraklı plajı ile Dünya 3.sü
olmuştur. Hedefimiz orta vadede Dünya birinciliğine yükselmektir.
Bakanlığımızca tüm kıyılarımızda bulunan 1094 plaj için yüzme suyu profilleri belirlemek amacıyla “Türkiye
Kıyılarında Yüzme Suyu Profillerinin
Belirlenmesi Projesi” gerçekleştirilmektedir. TÜBİTAK tarafından yürütülen proje kapsamında her bir plaj için
oluşturulacak olan profillerde; plajın
uzunluğu, derinliği gibi genel kimlik
bilgileri, plajın ulaşım imkanları, en
yakın hava alanı, yüzme sezonu süresi, su kalitesi durumu, meteorolojik
özellikleri, sosyal aktiviteler, kirlilik
kaynakları ve kirlilik önleme altyapısı
gibi konularda bilgiler yer almaktadır. Söz konusu yüzme suyu profilleri
geliştirilmekte olan web sayfasından
halkın ve turistlerin kullanımına
açılacaktır.
Denizler ve plajlar için en önemli kirletici unsurlar karadan gelen
kirlilikler ve deniz üzerinde gerçekleşen faaliyetlerden kaynaklanan
kirliliklerdir. Bakanlığımız bu kirlilik
kaynakları ile mücadele kapsamında
gemi kaynaklı atıkların toplanabilmesi
için atık alım tesislerinin kurulmasını
sağlamış, bugün itibariyle atık kabul
tesisi sayısı 246’ya ulaşmıştır. Özellikle turistik bölgelerimizde faaliyet
gösteren gezinti amaçlı teknelerin
atıklarının toplanması ve illegal deşarjların engellenmesi amacıyla Mavi
Kart uygulaması başlatılmıştır.
Bu çalışmalara ilave olarak, Bakanlığımız tarafından denizlerimizde
kirlilik izleme çalışmaları toplam 219
izleme noktasında sediman, deniz
suyu ve biyotada olmak üzere 40’ı aşkın parametrede yılda iki defa olmak
üzere gerçekleştirilmektedir. Tüm bu
izleme sonuçlarına göre gerekli çevresel tedbirler gözden geçirilmekte ve
politikalar geliştirilmektedir.
11
Üç tarafı denizlerle kaplı olan ülkemiz bu konumunun bir sonucu olarak
dünyanın en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Her yıl dünyanın dört
bir tarafından milyonlarca turist temiz
denizlerimiz ve plajlarımızdan faydalanmak üzere Ülkemizi tercih etmektedirler. Böylesine sosyo-ekonomik ve
kültürel bir değeri olan denizlerimizin
ve plajlarımızın kirliliğe karşı korunması görevi de Bakanlığımıza verilmiştir.
Bu kapsamda Bakanlığımız diğer ilgili
paydaş Bakanlıklarla birlikte yoğun bir
şekilde denizlerimizin korunması ve
sürdürülebilir kullanımının sağlanması
için çalışmalarını sürdürmektedir.
Ülke genelinde tanımlanan 1094
plajda Sağlık Bakanlığınca yapılan
analizlerde büyük oranda deniz suyu
kalitesinin iyi durumda (yüzde82 A,
yüzde16 B ve yüzde2 C sınıfı) olduğu
belirlenmiştir. Bu izleme sonuçlarına
göre yüzme suyu kalitesi standartları
A ve B sınıfı plajlarda sağlanmakta
olup, bu plajların kullanımında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
Plajlarımızın iyi kalitede olmasına
paralel olarak, temiz denizlerin bir
göstergesi olan Mavi Bayrak sıralamasında Ülkemiz 2014 yılı itibariyle
397 Mavi Bayraklı plajı ile Dünya 3.sü
olmuştur. Hedefimiz orta vadede Dünya birinciliğine yükselmektir.
Bakanlığımızca tüm kıyılarımızda
bulunan 1094 plaj için yüzme suyu
profilleri belirlemek amacıyla “Türkiye
Kıyılarında Yüzme Suyu Profillerinin
Belirlenmesi Projesi” gerçekleştiril-
12
mektedir. TÜBİTAK tarafından yürütülen proje kapsamında her bir plaj için
oluşturulacak olan profillerde; plajın
uzunluğu, derinliği gibi genel kimlik
bilgileri, plajın ulaşım imkanları, en
yakın hava alanı, yüzme sezonu süresi,
su kalitesi durumu, meteorolojik özellikleri, sosyal aktiviteler, kirlilik kaynakları ve kirlilik önleme altyapısı gibi
konularda bilgiler yer almaktadır. Söz
konusu yüzme suyu profilleri geliştirilmekte olan web sayfasından halkın ve
turistlerin kullanımına açılacaktır.
Denizler ve plajlar için en önemli kirletici unsurlar karadan gelen
kirlilikler ve deniz üzerinde gerçekleşen faaliyetlerden kaynaklanan
kirliliklerdir. Bakanlığımız bu kirlilik
kaynakları ile mücadele kapsamında
gemi kaynaklı atıkların toplanabilmesi
için atık alım tesislerinin kurulmasını
sağlamış, bugün itibariyle atık kabul
tesisi sayısı 246’ya ulaşmıştır. Özellikle turistik bölgelerimizde faaliyet
gösteren gezinti amaçlı teknelerin
atıklarının toplanması ve illegal deşarjların engellenmesi amacıyla Mavi
Kart uygulaması başlatılmıştır.
Bu çalışmalara ilave olarak, Bakanlığımız tarafından denizlerimizde
kirlilik izleme çalışmaları toplam 219
izleme noktasında sediman, deniz
suyu ve biyotada olmak üzere 40’ı aşkın parametrede yılda iki defa olmak
üzere gerçekleştirilmektedir. Tüm bu
izleme sonuçlarına göre gerekli çevresel tedbirler gözden geçirilmekte ve
politikalar geliştirilmektedir.
Caretta Carettaların yumurtlanmış olanları ülkemizin Akdeniz
Bölgesi’nde Yumurtalık, Belek, Anamur, Köyceğiz ve Dalyan sahilleridir.
Sahillerde Caretta Carettaları koruma amaçlı çalışmalarınızın olduğunu
biliyoruz. Bu çalışmalarınızın daha
kapsamlı olarak devam etmesi için
yaptığınız çalışmalar nelerdir?
Ekolojik öneme sahip, çevre kirlenmesine ve bozulmaya hassas, doğal sit
alanları, özel çevre koruma bölgeleri
ve tabiat varlıkları bulunan alanların,
mevcut çevre sorunlarını gidermek ve
çevre değerlerinin korunarak gelecek
nesillere intikalini sağlamak amacıyla;
- Atıksu Yönetimi Hizmetleri,
- Atık Yönetimi Hizmetleri,
- Su Temini Hizmetleri,
- Çevre Düzenlemesi
başlıkları altında yatırım ve projeler
gerçekleştirilmektedir.
Korunan alanlarda yerleşimlerden
kaynaklanan atıksuların bertaraf
edilmesi amacıyla Atıksu arıtma
tesisleri, kanalizasyon şebekeleri,
atıksu terfi merkezleri yapım faaliyetleri gerçekleştirilmektedir. Atık su
içerisindeki kirletici maddelerin fiziksel, biyolojik veya kimyasal işlemlerle
atık sudan alınması sağlanarak atık
suların deşarj edildiği veya dolaylı
olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve
deniz suları ile yer altı suları gibi
yakın veya uzak çevreyi kirletmesi
engellenmektedir.
Su temini için yapılması gerekli olan
kuyu açılması, iletim hattı döşenmesi, arıtma tesisi yapılması, depo
yapılması ve şebekesinin döşenmesi
gibi işlere yapılacak olan destekle
herkesin yeterli, güvenli, fiziki olarak
ulaşılabilir ve bedeli ödenebilir suya
erişim hakkı sağlanmaktadır.
Genel Müdürlüğümüz sorumluluğunda bulunan koruma alanlarında
yaşayan insanların yaşam kalitesini
ve standartlarını artıracak nitelikte
sürdürülebilir koruma kullanma dengesini gözeten ortamlar oluşturmak
hedeflenmektedir.
Atık Yönetimi kapsamında gerçekleştirilen yatırımlarla; katı atıkların
vahşi depolama olarak tanımlanan
uygulamaya son verilmesi ve tamamen kontrolsüz bir biçimde çöp dökme alanına atılması engellenmiştir.
Bununla birlikte çöp sızıntı sularından
kaynaklanabilecek yer altı ve yer üstü
sularındaki kirlenme ile çöplük civarında haşere ve zararlıların üremesi
ve çıkabilecek bir yangın tehlikesi
ortadan kaldırılmaktadır.
Deniz kaplumbağaları yaşamlarının tamamına yakınını denizde
geçirse de üreme faaliyetleri için
karaya bağımlıdırlar. Yumurtalarını kumlu kumsallara bırakmaları
gerekir. İnsan faaliyetleri nedeni
ile kaplumbağaların yumurtalarını
bıraktığı kumsallar tahrip olmakta
ve bu da deniz kaplumbağalarının
nesillerinin devamı için büyük bir
sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle
Akdeniz populasyonu için Türkiye’de
bulunan kumsallar büyük önem
taşımaktadır.
Deniz kaplumbağalarının neslinin devamı, öncelikle üremek için
kullandıkları kumsalların, çiftleşme,
beslenme, kışlama ve göç alanlarının
doğal durumlarında korunabilmesine
bağlıdır. Bu durumda deniz kaplumbağalarının korunması yalın bir tür
koruması olmaktan çıkmakta, karasal
ve denizel habitatların kesiştiği kıyı
ekosisteminin korunabilmesiyle
mümkün olabilmektedir. Kıyı ekosistemini olumsuz etkileyebilecek her
türlü faaliyet diğer canlı türlerine
olduğu gibi deniz kaplumbağalarına
da zarar verecektir.
Caretta caretta ve Chelonia mydas
Akdeniz kıyılarında düzenli olarak yuvalayan iki tür deniz kaplumbağasıdır.
İfade ettiğiniz gibi Yumurtalık, Belek,
Anamur ve Dalyan ülkemizin önemli
yuvalama kumsalları olmakla birlikte şu an için çoğunluğu Akdeniz’de
olmak üzere toplam 20 kumsalda
koruma ve izleme çalışmaları, gerek
bakanlığımız gerek ilgili diğer bakanlıklar gerekse sivil toplum örgütleri
tarafından yürütülmektedir. Özel Çevre Koruma Bölgeleri içerisinde kalan
bu kumsallardan Dalyan, Fethiye,
Patara, Belek ve Göksu kumsallarında
1989 yılından itibaren kesintisiz olarak
koruma ve izleme faaliyetleri Bakanlığımız tarafından sürdürülmektedir.
Deniz kaplumbağalarının biyolojisi,
ekolojisi, dağılışları, fizyolojileri ve genetikleri gibi disiplinler arası konularda bilgi paylaşımını teşvik etmek, yerel ve küresel ölçekte, yeni araştırma
tekniklerinin geliştirilmesi, koruma
statülerini değerlendirilmesi ve etkili
koruma stratejilerinin belirlenmesi
amacıyla Uluslararası Deniz Kaplumbağası Topluluğu (International Sea
Turtle Society -ISTS) tarafından organize edilen Deniz Kaplumbağalarının
Biyolojisi ve Koruması sempozyumuna
Türkiye olarak ev sahipliği yapacağız.
17 Ağustos Depreminin yıldönümünü yakın tarihte geride bıraktık. 12
Kasım Düzce Depremi’nin yıldönümü
ise yaklaşmakta. Kentsel dönüşüm
şüphesiz riskli binalarda yaşayan
vatandaşlarımız için hayati öneme
sahip. Bu konudaki çalışmalarınız
hakkında bilgi verir misiniz?
Kentsel Dönüşüm Çalışmaları:
6306 Sayılı “Afet Riski Altındaki
Alanların Dönüştürülmesi Hakkında
Kanun” kapsamında 37 farklı ilimizde 106 adet Bakanlar Kurulu Kararı
ile toplam 148 adet alan, üzerindeki
yapılaşma ve/veya zemin yapısı açısından can ve mal kaybına yol açma riski
taşıması nedeniyle Riskli Alan olarak
ilan edilmiştir.
Eylül 2014 itibari ile; ilan edilen Riskli
Alanların toplam büyüklüğü 6931
hektar, bu alanlarda bulunan yaklaşık
nüfus büyüklüğü 1.058.000 kişi, alan-
larda yer alan yapı sayısı 170.708 adet
ve bu yapılarda 387.000 adet bağımsız
birim bulunmaktadır.
Riskli Alanların dışında ülke genelinde
tespit edilen Riskli Yapı sayısı 45.588
adet olup, bu yapılarda bulunan bağımsız birim sayısı 165.196 adettir.
Söz konusu alanlardaki dönüşüm
çalışmaları anılan Kanun kapsamında
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediyeler, TOKİ ve maliklerin işbirliği ile
devam etmektedir.
Yürütülmekte olan çalışmaların temel
hedefi; afet riski altındaki alanlar ile
bu alanlar dışındaki riskli yapıların
bulunduğu arsa ve arazilerde, sağlıklı
ve güvenli yerleşim alanları ve çevre
teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye
ve yenilemelerde bulunmaktır. Bu
kapsamda ulaşım, altyapı ve sosyal
donatı sorunları çözülmüş planlı
alanlarda, daha güvenli ve sağlıklı
yapılarda vatandaşlarımızın yaşaması
temin edilmektedir.
Son dönemde ülkemizde görülen
hortum olayları hakkındaki görüşünüz nedir? Daha öncelerden karşılaşmadığımız bu doğa olayına son
dönemlerde neden sıkça rastlıyoruz?
Ülkemizde ve dünyada yaşanan
kuraklık, sel, hortum gibi aşırı iklim
olayları ile ilgili bilim çevrelerindeki
yaygın kanaat, dünyadaki sera gazlarının artışı ile birlikte küresel ortalama sıcaklıklarının yükseldiği ve bunun
da iklim değişikliklerine neden olduğu
yönündedir. Son yıllarda sıklığı artan
hortum olayları maddi hasarların yanında can kaybına da neden olmuştur.
Ulusal ve uluslararası meteoroloji
kuruluşları tarafından yapılan bilimsel
çalışmalar ve iklim model öngörüleri; küresel iklim değişikliğine bağlı
olarak ekstrem hava olayları (şiddetli
fırtınalar, kuvvetli yağışlar ve hortum gibi meteorolojik olaylar) ve bu
olayların sebebiyet verdiği taşkınlar
ve seller gibi hidrolojik, uzun süreli
kuraklık olayları ve çölleşme süreçleri
gibi klimatolojik kökenli doğal afetlerin şiddetinde, sıklığında ve etkinlik
alanında önemli artışların olabileceğini göstermektedir.
13
Araban mı var,
Otopark
Derdin Var
Son yıllarda hızla artan nüfus ve ekonomik gelişme neticesinde ülkemizdeki araç stoğu katlanarak artmış ve otopark ihtiyacı had safhaya
ulaşmıştır. Kentlerimizin artan taşıt stoğunun park ihtiyacına cevap verememesi ve planlamalarındaki eksiklikler nedeni ile otopark ve trafikte
büyük sorunlar yaşanmaktadır. Otopark sorununun uzun vadede kalıcı
çözümünün ulaşım planlamaları ile birlikte sağlanmasının yanında birlikte kısa ve orta vadede
alınacak önlemler de büyük önem arz etmektedir.
Bu kapsamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, Otopark sorununun çözümüne yönelik
alınabilecek önlemler ve yapılması gereken düzenlemeler ile ilgili olarak, 26 Ağustos 2014 Salı
günü Ankara da “Tüm Yönleriyle Otopark” konulu bir Çalıştay düzenlenmiştir.
Başkanlığını Genel Müdür Selami MERDİN’nin yaptığı “Tüm Yönleri ile Otopark” Çalıştayı gerçekleştirildi.
14
Ü
lkemizin son yıllarda artan
nüfus ve ekonomik gelişmelerine paralel olarak araç
sayısının artması otopark
sorununu gündeme getirdi. Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı bu soruna
köklü bir çözüm bulmak için “Tüm
Yönleri ile Otopark” sorunu konulu bir
çalıştay düzenledi. Çalıştayta otopark
sorununa orta ve kısa vadede alınacak
önlemler masaya yatırıldı.
Çalıştaya Konuyla İlgili
Paydaş Kurum ve Kuruluşlar Katıldı
Büyük katılımın olduğu çalıştaya Belediyeler, Meslek Odaları, Üniversiteler, İlgili Kamu Kurum ve Kuruluşları,
Sivil Toplum Kuruluşları ve Birliklerden konunun uzmanları olmak üzere
çok sayıda kurum ve kuruluş katıldı.
Çalıştayda;
* “Planlamalarda Otopark”,
* “Yapı ve Projelerde Otopark Düzenlemeleri”,
* “Otopark Çözümlerinde Teknolojik
Sistemler/Uygulamalar”
* “Otopark Yönetimi- İşletmeciliği”
olmak üzere 4 ana başlıkta çalışma
grupları oluşturularak konu ile ilgili
kurum ve kuruluşların bilgi birikimleri
ile görüş ve önerileri kayda alındı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çalıştay
sonucunda ortaya çıkan tüm önerileri
ileride bakanlık tarafından yapılacak
olan düzenlemelerde dikkate alacağını ifade etti. Ayrıca Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı haricindeki kurumlar ile
ilgili olan çalışmalarda da konunun
takip edileceği bildirildi.
Çalıştayın ülkemizde özellikle büyükşehirlerimiz başta olmak üzere
otopark konusunda yaşanmakta olan
ciddi problemlerin tespit edilmesi ve
bunlara çözüm üretilebilmesi adına
oldukça faydalı olduğu ve otopark
sorununa köklü bir çözüm üretilmesi
hedeflendiği açıklandı.
Özel oto ile yapılan yolculukların sayısı hızla artmaktadır. Özellikle şehiriçi
yolculuklarda çoğunluğu, alışveriş ve iş merkezlerinin bulunduğu bölgelerde çok ciddi yığılmalar olmaktadır. Dolayısıyla bu bölgelerdeki yolculukların
bitiş noktalarında taşıtların mevcut trafik akışını bozmadan uygun bir yerde
beklemesi gereksinimi ortaya çıktığı gibi şehir içi günlük kullanımlarda da
otopark ciddi bir sorun olmakla beraber; artık büyüyen sorun işyerimizin ve
evlerimizin önünde dahi park yeri bulamama sorunu ile bize ciddi sıkıntılar
yaşatacak boyuttadır.
Bu amaçla otoparklara ihtiyaç duyulmakta, aksi halde yoliçi veya yoldışında
sürücüler tarafından belirlenen yerlerde nizami olmayan şekillerde parklar
yapılmaktadır. Otopark alanları dışına yapılan parklar; trafik akımını zorlaştırmakta böylece yolun kapasitesinin azalmasına sebep olmaktadır.
Bu kapsamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, Otopark sorununun
çözümüne yönelik alınabilecek önlemler ve yapılması gereken düzenlemeler
ile ilgili “Tüm Yönleriyle Otopark” konulu bir çalıştay son derece önemlidir.
15
MAKALE
Hüseyin Gelmez
E.Çevre Yönetimi Gen.Md.Yrd.
ÇARE Çevre Danışmanlık Firması
Çevre Koordinatörü
Tehlikeli Atık Geri Kazanım Tesislerinin
Lisanslandırılması İçin Gerekli
Teknik ve
İdari Şartlar
Bilindiği üzere ülkemizde Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ilk kez, 9.8.1983 Tarih ve
2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 11 ve 12. maddeleri ile 15.5.1994 Tarih ve 21935 Sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne
ilişkin Basel Sözleşmesi’nin 3.üncü Maddesi’ne dayanılarak hazırlanmış ve 27 Ağustos 1995
Tarih ve 22387 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu yönetmeliğin 23. ve 24. Maddeleri gereğince Tehlikeli Atık Geri Kazanım Tesisi kurmak ve işletmek isteyen gerçek ve tüzel
kişilere Çevre Bakanlığı’ndan lisans alma zorunluluğu getirilmiştir.
G
ünümüzde ise 14.03.2005
Tarih ve 25755 Sayılı Resmi
Gazetede yayınlanmış olan
Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği yürürlükte olup, adı
geçen yönetmeliğin “Geri Kazanım
ve Bertaraf Tesislerine Çevre Lisansı
Alınması” hükmünü düzenleyen 28.
Maddesi’nde “Çevre lisansı alınması
aşamasında Çevre Kanununca Alınması Gereken İzin ve Lisanslar Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır. Söz konusu Yönetmeliğin Ek-3
C’sinde yer alan Teknik Uygunluk Raporunda bu Yönetmeliğin Ek-19’unda
verilen bilgi ve belgelerin bulunması
zorunludur.” denilmektedir.
Tehlikeli Atıkların Kontrolü
Yönetmeliği’nin Ek-19. Maddesi’nde
Geri Kazanım Tesisleri için hazırlanacak olan Teknik Uygunluk Raporunda
bulunması gereken bilgi ve belgeler
aşağıdaki şekilde sıralanmıştır:
* Tesise geri kazanım amacıyla kabul
edilecek atıkların Atık Yönetimi Genel
Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-
16
IV’üne göre kodları, geri kazanım kapasitesi, geri kazanımda kullanılacak
makine-teçhizat listesi ile ölçekli tesis
ve makine yerleşim planı,
* Tesiste atık işlemede kullanılan
kimyasal maddelerin isimleri, miktarı
(ton/yıl) ve depolama şekilleri hammadde ve ürün depolama tanklarının
kapasiteleri ile depolarda alınacak
güvenlik tedbirleri,
* Tesisin bu Yönetmelik ve diğer
hukuki ve teknik düzenlemelerde
istenen şartları yerine getirebileceğini
gösterir, mali fizibiliteyi de içeren ve
Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin
Yönetmeliğin 8 inci maddesinde belirtilen atık yönetim planıyla uyumlu
olduğunu gösterir rapor,
* Tesise kabul edilen atıkların
analizleri,
* Geri kazanım sonucu elde edilecek
ürünler, ürünlere ait etiketleme ve
ambalajlama bilgileri,
* Atığın temin edildiği işletmeler,
bunların adresleri, telefon ve faks
numaraları ve sorumlu kişiler,
* Geri kazanılamayan atıkların cinsi,
bileşimi, miktar ve nasıl bertaraf
edilecekleri,
* Geri kazanılan ürünlerin piyasaya
ürün olarak sürülebilmesi için ilgili
kurum/kuruluşlardan alınacak belge,
* Tesisin, projesi ve şartnamesine
uygun olarak yapıldığını ve prosesini
gösteren kurumsal akademik rapor,
* Geri kazanılan ürünlerin
standartları, ticari isimleri, üretim
miktarları (ton/yıl),
* Tesisten kaynaklanan proses
atıklarının türleri, nitelikleri (tehlikeli, tehlikesiz, inert), miktarları
ve bu atıkların ne şekilde bertaraf
edildikleri,
* Anlaşma yapılan lisanslı taşıma
firması ve aracının lisans bilgileri,
Atıkların yarattığı çevresel kirlenme ve
bozulmadan doğan zararlardan dolayı
atık üreticileri, taşıyıcıları, bertaraf
edicileri (geri kazanım dahil) müteselsilen sorumludurlar. Tehlikeli atıklar,
Geri Kazanım Tesislerine mutlaka Ulusal Atık Taşıma Formları ile birlikte
kabul edilmeli, 3 bölümden oluşan
formda gerek atık üreticisi ve gerekse
taşıyıcısı kendileri ile ilgili bölümleri eksiksiz doldurarak imzalamalı,
Geri Kazanım Tesisi yetkilisi ise hem
kendisi ile ilgili bölümü doldurmalı,
hem de formların tüm nüshalarını imzalamak suretiyle Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’na ve atık üreticisine
ilgili nüshalarını göndermeli ve birer
nüshasını da Geri Kazanım Tesisinin
lisans dosyasında düzenli olarak
saklamalıdır. Her atık kabulünde günlük olarak atığı gönderen tesisin (atık
üreticisi) adı, adresi, sorumlu kişinin
ismi, telefon ve fax numarası, atıkların
tesise giriş tarihleri, miktarları,
fatura ve sevk irsaliyesi de kütle
balans tablosunda belirtildiği şekilde
numaralandırılmak suretiyle lisans
dosyasına konulacaktır.
Tesiste geri kazanılamayan veya geri
kazanım işlemi sonucunda oluşan
atıkların ilgili yönetmeliğe göre
lisanslı bir tehlikeli atık bertaraf tesisine gönderilmesi sağlanmalıdır.
Tesis, Atık Beyan Formunu her yıl
doldurarak TABS (Tehlikeli Atık Beyan
Sistemi) üzerinden Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’na göndermekle yükümlüdür.
Tesiste geri kazanım sonucu elde
edilen ürünlerin satıldığı firmaların
isim, adres, telefon ve fax numaraları,
satılan miktarlar ve söz konusu ürünlerin kullanım amaçları belirtilmelidir.
muma indirmek için faaliyet alanının
üstü tamamen kapalı olmalıdır.
Gerek tesise kabul edilen atıkların üzerinde, gerekse geri kazanım sonucu
elde edilen ve satılan ürün üzerinde
mutlaka etiket bulunmalıdır.
Tesislerde Acil Durum Planı göz önüne
alınmalıdır. İşletme yönetimleri acil
durumlarda kullanılmak üzere, Acil
Durum Planlarına öngörülen teknik
araçları sağlamalıdırlar (İlkyardım ve
kurtarma araçları, kurtarma personeli
için kişisel koruyucu araç-gereçler,
kimyasal maddelerden etkilenmiş
kişilere uygulanacak ilkyardımda
kullanılacak ilaçlar). Tesiste çalışan
personelin 6 ayda bir sağlık kontrolü
yapılmalı ve yıllık işletme raporunun
içinde yer almalıdır.
Geri kazanım işleminin betonarme bir
binada yapılması şarttır. Zeminin temizlenmesi, döküntüye maruz kalabilmesi nedeniyle zeminin tamamen geçirimsiz hale getirilmesi, organik gaz çıkışını
kontrol altında tutmak için gaz sensörü
bulundurulması gerekmektedir.
Tesisin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca işçi sağlığı ve iş
güvenliği bakımından denetlenmesi,
uygun görüşlerinin alınması ve bildirilen eksikliklerinin giderilerek ilgili
kurumun onayı ile birlikte dosyaya
konması gerekmektedir.
Atıkların bulunduğu depolama
tanklarının üzerinde “Tehlikeli Atık”
ibaresi bulunmalıdır. Tankların
bulunduğu zemin tamamen
geçirimsiz olmalı, güvenlik havuzu
bulundurulmalı, işletim kolaylığı
açısından tanklar ayaklı olmalıdır.
Ayrıca tanklar temiz ve boyalı olmalıdır.
Tesis için bir işletme planı
hazırlanmalı, planda tesis işletme
planının uygulanmasından sorumlu
personelin ismi, görevi ve ünvanı,
tesise kabul edilecek atıkların türü
ve geri kazanım kapasitesi, atıklara
uygulanacak ön işlemler, atıkların
yükleneceği ve boşaltılacağı saha ile
atık taşıyan araçların park edeceği
saha ile ilgili bilgiler, Acil Durum
Tehlikeli atık kütle balansı aylık olarak
(tesise kabul edilen atık miktarı, geri
kazanılan atık miktarı ve bertaraf
tesisine gönderilen atık miktarı ve
kodları) oluşturulmalıdır.
Yağmur suyu, tesis çevresinde
toplanmalı, temiz yağmur suyu kanalizasyona gönderilmeli, kontamine
olmuş yağmur suyu miktarını mini-
Tesisin günlük çalışma saatleri,
arızalar, bakım ve kaza olması
durumunda nedenleri, sonuçları ve
alınan tedbirlerin yazıldığı arıza bakım
defteri bulunmalıdır.
17
Planları ve bu planla ilgili sorumlu
personele ait bilgiler ve tesisin
çalışma saatleri yer almalıdır.
yerine hidrokarbonlara dayanıklı
yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE)
kullanılabilir.
Tehlikeli atık geri kazanım tesisinin
atık kabul alanında güvenli numune
alma şartları sağlanmalıdır. Gelen
parti kabul biriminde tartıldıktan
sonra örnek alma yerine gitmeli ve
laboratuvar sorumlusu nezaretinde
numune alınmalı, sıvı atıklarda
numune alınmadan önce sıvı homojen hale getirilmeli, numune
alındıktan sonra varillerin kapakları
hemen kapatılmalı, numuneler
o atığa ait bertaraf işlemi
tamamlanıncaya kadar
saklanmalıdır. Numune
alma alanlarının zemin
geçirimsizliği mutlaka sağlanmış olmalıdır.
Genellikle iki beton
tabaka (her biri 25 cm.)
arasında çelik geçirimsiz tabaka (5-6 mm.)
oluşturulur. Beton zeminde
herhangi bir çatlak veya delik
olmamalıdır.
Proses sahasının zemin geçirimsizliği
de boşaltım alanında olduğu gibi
sağlanmalıdır. Sıvı atık tankları üstten
su ile soğutma sistemine, güvenlik
havuzları ise köpük ile söndürme
Tesiste sıvı atık taşıyan borular korozyona dayanıklı olmalı, sızma veya
herhangi bir nedenle akmaya karşı
koruyucu diğer bir borunun içinde
yer almalıdır. Sızıntı veya akıntılar
bu koruyucu borudan kontrol edilir.
Sıvı atık taşıyan borular temiz su
taşıyanların altında bulunmalıdır.
Pompa basınçları, boruların hasar
görmeyeceği şekilde tasarlanmalı ve
ayarlanmalıdır.
Tesiste belirlenen noktalarda
gürültü ölçümleri yapılmalı, çevreye rahatsızlık verecek tonlarda
gürültüden kaçınılmalıdır.
Vibrasyon yaratan ekipmanların
zeminle olan bağlantıları vibrasyonu yutan plastik malzeme
ile sağlanmalı, çalışma
alanlarında oluşan gürültü
en son tekniklerle mümkün
olduğunca azaltılmalıdır.
Tesiste, yağış, rüzgar hızı ve
hakim rüzgar yönü gibi meteorolojik datalar sürekli ölçülmelidir.
Atık boşaltma alanında güvenli
boşaltım sağlanmalı, atık boşaltım
işleminde görev alanlar lastik
ayakkabı ve uygun giysiler giymeli,
tesiste elektrik topraklaması yapılmış
olmalıdır. Bu alanda da zemin
geçirimsizliği sağlanmalıdır. Zemin
geçirimsizliği sağlanmasında çelik
sistemine sahip olmalıdır. Kapalı
alanlar yangına karşı alarm sistemi
ile donatılmalı, tesise ulaşım yolları,
itfaiye araçlarının rahat ulaşabileceği
şekilde olmalıdır.
Tehlikeli atık geri kazanım tesislerinde genel olarak yukarıda
izah edilen idari ve teknik şartlar
aranmakla birlikte, her tesisin geri
kazanacağı tehlikeli atık türü ve geri
kazanım yöntemleri dikkate alınarak
taşıyacağı fiziksel ve teknik şartlar
değişebilmektedir.
TÜRKAK Akreditasyonu ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
yetki belgemizle
İSG Mevzuatı kapsamında; toz, gürültü, termal konfor, aydınlatma, titreşim,
iç ortam gaz
Çevre Mevzuatı kapsamında; emisyon, imisyon ve gürültü
ölçümleri konusunda hizmetinizdeyiz.
Ekoteknik Çevre Laboratuvarı
www.ekoteknikisg.com - www.ekoteknikcevre.com
Temiz Oda ve
İklimlendirme
Çalışmaları ve Çalışanlar Üzerine Etkileri
17 Temmuz 2013 Tarih ve 28710
Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak
yürürlüğe giren İşyeri Bina ve Eklentilerinde Alınacak Sağlık ve Güvenlik
Önlemlerine İlişkin Yönetmelik Madde
5 kapsamında işverenin bazı yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda
işveren özellikle termal konfor ve
havalandırma konusunda;
,
MADDE 5 – (1) İşveren, çalışanların
sağlık ve güvenliğini korumak için;
ç) İşyeri bina ve eklentileri ile ekipmanlarının, araç ve gereçlerinin,
özellikle havalandırma sistemlerinin
uygun hijyen şartlarını sağlayacak şekilde düzenli olarak temizliğini yapar
ve gerekli kayıtları tutar.
e) İşyeri bina ve eklentilerinde yeterli
aydınlatma, havalandırma ve termal
konfor şartlarını sağlar.
16 - Çalışma ortamı havasını kirleterek çalışanların sağlığına zarar
verebilecek atıkların ve artıkların
derhal dışarı atılması sağlanır. Boğucu, zehirli veya tahriş edici gaz ile toz,
buğu, duman ve fena kokuları ortam
dışına atacak şekil ve nitelikte, genel
havalandırma sisteminden ayrı olarak
mekanik (cebri) havalandırma sistemi
kurulur.
17 - Mekanik havalandırma sistemi
kullanıldığında sistemin her zaman
çalışır durumda olması sağlanır.
Havalandırma sisteminin çalışmaması, iş sağlığı ve güvenliği yönünden
tehlikeli ise arızayı bildiren kontrol
sistemi tesis edilir. Mekanik ve genel
havalandırma sistemlerinin bakım ve
onarımları ile uygun filtre kullanım ve
değişimleri yıllık olarak yetkili kişilere
yaptırılır.
Yükümlülükleri yerine getirmelidir.
18 - Pasif (suni) havalandırma sistemlerinde hava akımının, çalışanları
rahatsız etmeyecek, çalışanların
fiziksel ve psikolojik durumlarını olumsuz etkilemeyecek, ani ve
yüksek sıcaklık farkı oluşturmayacak
şekilde olması sağlanır.
Çalışanlar için;
Ortam Sıcaklığı
Kapalı İşyerlerinin Havalandırılması
19 - İşyerlerinde termal konfor şartlarının çalışanları rahatsız etmeyecek,
çalışanların fiziksel ve psikolojik durumlarını olumsuz etkilemeyecek şekilde olması esastır. Çalışılan ortamın
sıcaklığının çalışma şekline ve çalışanların harcadıkları güce uygun olması
sağlanır. Dinlenme, bekleme, soyunma
f) İşyerinin düzenini, sağlık ve güvenlik risklerine yol açmayacak ve çalışanların işlerini rahatça yapacakları
şekilde sağlar.
15 - Kapalı işyerlerinde çalışanların
ihtiyaç duyacakları yeterli temiz havanın bulunması sağlanır. Yeterli hava
hacminin tespitinde, çalışma yöntemi,
çalışan sayısı ve çalışanların yaptıkları
iş dikkate alınır.
20
yerleri, duş ve tuvaletler, yemekhaneler, kantinler ve ilk yardım odaları
kullanım amaçlarına göre yeterli sıcaklıkta bulundurulur. Isıtma ve soğutma
amacıyla kullanılan araçlar, çalışanı
rahatsız etmeyecek ve kaza riski
oluşturmayacak şekilde yerleştirilir,
bakım ve kontrolleri yapılır. İşyerlerinde termal konfor şartlarının ölçülmesi
ve değerlendirilmesinde TS EN 27243
standardından yararlanılabilir.
20 - Yapılan işin niteliğine göre, sürekli olarak çok sıcak veya çok soğuk
bir ortamda çalışılması ve bu durumun değiştirilmemesi zorunlu olunan
hallerde, çalışanları fazla sıcak veya
soğuktan koruyucu tedbirler alınır.
21 - İşyerinin ve yapılan işin özelliğine
göre pencerelerin ve çatı aydınlatmalarının, güneş ışığının olumsuz
etkilerini önleyecek şekilde olması
sağlanır.
Ayrıca temiz odalar ile ilgili olarak;
Gerekli önlemler alınmadığı zaman
insan hayatı için büyük tehlike oluşturacak sistemler temiz oda klima havalandırma sistemleridir. Havalandırma
sistemlerinin bulunmadığı yerlerde
hijyenik bir ortamdan söz edilemez.
Bu tarz ortamlarda da partikül ve
mikroorganizma ürer. Bu da enfeksiyon ve salgın hastalık riskini artırır.
Bu tehlikenin ortadan kalkması için
klima sistemleri devreye girer. Klima
sistemlerinin tek başına bulunması da
yeterli değildir. Ayrıca bu sistemlerin
düzenli olarak çalıştırılması ve Sağlık
Bakanlığı’nın öngördüğü prensipler
çerçevesinde yetkili kuruluşlarca ortamda partikül ölçümlerinin yapılması
zorunlu kılınmıştır.
da özellikle sıcaklık için ACGIH’ ta
verilen ısı baskısına bağlı maksimum
çalışma süreleri tablosu da dikkate
alınarak değerlendirme yapılabilir.
İklimlendirme ortamdaki sıcaklık,
nem ve hava akım hızının klimalara
aracılığı ile ayarlanmasıdır. Kapalı
bir ortamın sıcaklık, nem, temizlik ve
hava hareketini insan sağlığına veya
yapılan endüstriyel işleme uygun
seviyelerde tutmak üzere kapalı ortamlarda havanın şartlandırılmasıdır.
İnsanlar belli bir sıcaklık ve nem aralığında ve temiz havalı ortamlarda rahat
etmektedir. Ülke mevzuatında doğrudan sıcaklık, nem ve hava akım hızı ile
ilgili olarak bir sınır değer yer almasa
Sıcaklık, nem ve hava akım hızı ölçümleri sıkça talep edilen ve tarafımızca
akreditasyon kapsamında uzman ekibimizle yaptığımız ölçümlerdir. Kişisel
maruziyet ve ortam termal konfor olarak iki çeşit ölçüm gerçekleştirilmektedir. Kişisel maruziyet termal konfor
ölçümlerinde kişilerin kıyafet katsayıları, ortam sıcaklık, nem ve hava akım
hızı gibi birçok etken dikkate alınarak
bir indeks hesaplanmaktadır.
Bu indeks için verilen bir aralık söz
konusudur. Ölçümlerimiz sonucunda
hesapladığımız indeksimiz bu aralıkta
değil ise kişi üzerine ısı baskısı ölçümü de gerçekleştirilmekte ve ortamın
uygunluğu buna bağlı olarak değerlendirilmektedir. Ortam termal konfor
ölçümlerinde ise doğrudan sıcaklık,
nem, hava akım hızı ölçülmektedir.
Temiz oda ölçümleri kapsamında
gerçekleştirilen ölçümler partikül
sayımlarıdır. Partikül sayımları hem
ortamda hem de havalandırma sistemlerinde (hepafiltreler) gerçekleştirilmektedir. Ölçüm sonuçları ise ISO
14644–1 Cleanroom Classification (
Temiz Oda Sınıfları )’ na göre değerlendirilmektedir.
Haliç Çevre Laboratuvarı olarak temiz oda ve iklimlendirme çalışmaları doğrultusunda sıcaklık, nem, hava akım
hızı, basınç, partikül sayımları, debi ölçümleri, ısı baskısı
gibi ölçümler yapıyoruz. Termal konfor ölçümleri ile ilgili
TÜRKAK’ tan ISO 7730 ve TS EN 27243 standartlarından,
partikül ölçümleri ile ilgili TS 11605 EN ISO 14644–1,
sıcaklık, nem ve hava akım hızı testleri ile ilgili de ISO
14644–3 standardından akredite olarak çalışıyoruz.
21
Ülke Ekonomisi
ve İnsan Sağlığı için
Sosyal Sorumluluk Bilinci
Temiz Oda ve İklimlendirme
Hasta sağlığına ve ülkemiz ekonomisine zarar yerine fayda sağlayacak sistemlerin kurulması
için bilgiye ulaşılması ve bilginin paylaşılmasına ihtiyaç vardı. Bu amaçla özellikle hastane enfeksiyonlarının gazetelere manşet olduğu dönemde Makine Mühendisleri Odası (MMO) ve Türk
Tesisat Mühendisleri Derneği (TTMD) ortak girişimi ile İzmir’de Hastane Havalandırması Hijyen
Komisyonu’nu kurdular. 4 yıl boyunca her hafta heyecanla toplanarak Uluslararası Standartları
incelediler ve MMO’nun konu ile ilgili ilk sayılı yayınını çıkardılar. Farklı kitap ve standart hazırlama komisyonlarının yanı sıra konu ile ilgili çalışmalar hızla devam etti ve dolaylı olarak ülkemizde bilincin ve ilgili sektörlerin gelişmesinin temelini attılar.
Halen İstanbul MMO şubesinde kitap komisyonunda görevi devam eden Ali Boylu’yu ziyaret ettik
ve Temiz Oda ve İklimlendirme konusunda sorularımızı yönelttik:
Röportaj: İrem Nurgül Durmuş / Fotoğraf: Sinan Yılmaz
E
ge Nisan’ı tanıyabilir miyiz?
1990-1996 yılları arasında
klima, havalandırma, soğutma
ve mekanik tesisat sektöründe çalıştıktan sonra 1996 yılında Ege Nisan
Temiz Oda ve Hijyenik Havalandırma
Sistemleri Limited Şirketini kurdum.
Aynı yıl Almanya’nın Stuttgart kentinden bir Cleanroom firması ile iş birliği
yaparak Türkiye’de Temiz Oda Sistemleri ile ilgili faaliyetlerimize başladık.
Bu dönemde irili ufaklı Temiz Oda
sistemleri kurarak faaliyetlerimize
devam ettik.
2005 yılında ardı ardına gerçekleşen
hastane enfeksiyonu ölümlerinin
ardından şirket olarak rutin mekanik
tesisat işlerimize kademeli olarak
son vermeye ve bütün enerjimizi
22
Türkiye genelinde maalesef uluslar
arası standartlar seviyesine ulaşamamış hastane hijyenik havalandırma
sistemlerinin rehabilitasyonu için
harcama kararı aldık.
teminine ayırdık ve 2011 yılında akreditasyon sürecimizi tamamlayarak
TÜRKAK Kurumu tarafından denetlenen ve onaylanmış Akredite Test ve
Muayene Kuruluşu olduk.
Bir problemin çözümü öncelikle
problemin fark edilmesi ve tanımlanması ile mümkün olur. Eğer problemin varlığından haberdar değilseniz
çözümünden de uzaksınız demektir.
Hijyenik koşulların uygun olup olmamasının tespiti de ölçme ve kontrol ile
başlar. Bu ilkeden hareketle ülkemiz
coğrafyasında her yere ulaşabilmek
ve sektöre daha çok destek olabilmek
amacıyla test ve muayene kuruluşu
olarak hizmet vermeyi tercih ettik.
Tüm ekonomik imkânlarımızı uluslararası geçerlilikte testler yapabilecek
kalitede test ve ölçüm cihazlarının
Hizmet çeşitliliğiniz hakkında detaylı
bilgi alabilir miyiz?
Ege Nisan, Test ve Muayene Kuruluşu olarak 5 temel konuda ülkemize
hizmet sunmaktadır.
Bunlardan birincisi ve performansımızda en geniş yer tutan Ameliyathane, Yoğun Bakım ve diğer steril
alanların havalandırma sistemlerinin
uygunluğu ile ilgili test ve muayene
hizmeti verilmesidir. İkinci sırada İlaç,
Tıbbi Malzeme ve Gıda üretim tesislerinde kurulan havalandırma sistem-
Ege Nisan, Test ve Muayene
Kuruluşu olarak 5 temel konuda
ülkemize hizmet sunmaktadır:
* Ameliyathane, Yoğun Bakım ve
diğer steril alanların havalandırma sistemlerinin uygunluğu
ile ilgili test ve muayene hizmeti
* İlaç, Tıbbi Malzeme ve Gıda
retim tesislerinde kurulan havalandırma sistemlerinin doğrulanması
* Biyogüvenlik kabinleri, çeker ocak ve Laminar flow ünitelerinin doğrulama test ve muayeleri
* Kurulum testlerinin de bir parçası olan hava kanalı sızdırmazlık testlerinin yapılması
* Özellikle enerjinin etkin kullanımı ve tasarrufu açısından ülkemizde önemi yeni yeni anlaşılmaya
başlayan havalandırma sistemlerinin TAD (Test, Ayar ve Dengeleme) işlemlerinin gerçekleştirilmesi
lerinin doğrulanması gelmektedir.
Üçüncü sırada Biyogüvenlik kabinleri,
çeker ocak ve Laminar flow ünitelerinin doğrulama test ve muayene
hizmetleri, aynı zamanda kurulum
testlerinin de bir parçası olan hava
kanalı sızdırmazlık testlerinin yapılması dördüncü sıradadır. Özellikle
enerjinin etkin kullanımı ve tasarrufu
açısından ülkemizde önemi yeni yeni
anlaşılmaya başlayan havalandırma sistemlerinin TAD (Test, Ayar ve
Dengeleme) işlemlerinin gerçekleştirilmesi beşinci temel hizmet alanımızı
oluşturmaktadır.
Sektörünüzde sizinle aynı işi yapan
firmalardan sizi ayıran özelliğiniz
nedir?
Hastane havalandırma sistemlerinin
test ve muayenesi konusunda akreditasyon sürecimiz öncesinde de uluslararası standartlara uygun olarak hizmet veren ilk kuruluş olmanın haklı
gururunu yaşıyoruz. Yetişmiş mühendis kadromuzla bilimsel gelişmeleri
anında takip ederek ülkemiz yararına
sunmanın, bilgi ve tecrübelerimizi
her türlü bilimsel ortamda paylaşma
yeteneğimizin bizi diğer firmalardan
ayıran en önemli özellik olduğunu
düşünüyoruz.
Şirketimiz yönetimi ve çalışanları,
verdiğimiz hizmeti öncelikle ülkemiz
ekonomisini ve insanımızın sağlığını
gözeterek, büyük bir özveri ve gayretle, sosyal bir sorumluluk bilinci ile
yürütmektedir. Test kültürü ülkemizde yeterince yaygınlaşmamıştır
ve pek çok yüklenici halen teste tabi
tutulmamıştır. Haliyle testler ile
ilk kez tanışmak gerçekten sancılı
olmaktadır. Örneğin bir hava kanalı
sistemi sızdırmazlık testini başarı ile
geçemediği zaman bazı yükleniciler
düzeltme faaliyeti yapmak yerine
ticari kaygılarla tarafımıza baskı ve
tehdit uygulayabilmektedir. Şirketimiz
her türlü uygunsuzluğa hiçbir şekilde
taviz vermemektedir. Biliyoruz ki her
türlü taviz ülkemize enerji kaybı veya
enfeksiyon olarak geri dönecektir. Pek
çok kereler olumsuz rapor vermemiz durumunda hizmet bedelimizin
ödenmeyeceği yolunda tehditler aldık
ve bazılarında gerçekten de hizmet
bedelimiz ödenmedi. Aynı hava kanalı
sisteminde hiçbir düzeltme faaliyeti
yapılmadan başka test kuruluşundan
uygun rapor alan yükleniciler çoğu
zaman işlerine devam etti. Ülkemizde
bu gibi durumlarda müracaat edilecek
herhangi bir otorite olmadığından
dolayı yaşanan bu tür olumsuzluklar
test ve muayene kuruluşlarının tarafsızlığına, hayatta kalabilmesine karşı
ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.
sağlamaya devam edecektir.
Mesleki başarımızın ve irademizin
konu ile ilgili olarak ülkemizin de
başarısını beraberinde getireceğine
inanıyoruz. Ülke ekonomimize ve
toplumumuz yararına sağladığımız
her türlü fayda doğa kurallarına göre
bizlere hem maddi hem de manevi
olarak pozitif katkı sağlamaktadır ve
Şirketimiz bu yıl itibarı ile İzmir
şubesinde de akreditasyon sürecini
tamamlayarak şubeli akreditasyon
almaya hak kazanmıştır. TAD prosedürlerini geliştirmek, Amerikan NEBB
onaylı TAD firması olmak gelecek
dönem projelerimiz arasında yer
almaktadır.
Sektörümüzde dürüstlük ilkelerine
bağlı ve mesleki yeterliliğe sahip olan
firmaların yavaş yavaş çoğalması
durumunda, farklı disiplinlerin ölçüm
sonuçlarında da tutarlılık sağlanacağından tamamen yalnız kalmayacağımıza ve bu durumun mücadele ruhumuzu güçlendireceğine inanıyoruz.
Hizmet kalitenizdeki parametreler
ve gelecek dönem yeni projeleriniz
nelerdir?
Yeniliklere açık olmak, sürekli araştırmak, ölçüm cihazı ve donanım
seçiminde test ve muayene elemanlarımızın hata yapmasını minimum
seviyelere düşürecek tercihler yapmak, kalibrasyon amacıyla seçtiğimiz
kuruluşların ve yöntemlerin ulusal ve
uluslararası ölçüm standartlarında
izlenebilirliğe sahip olmasına dikkat
etmek, yoğun kullanımda olan cihazlarımızı amacına uygun ve hassas
doğrulama yöntemleri ile periyodik
olarak doğrulayarak ölçme hatalarımızı toleranslar dahilinde tutmak
başlıca kalite parametrelerimizdir.
23
2001 yılı verilerine göre ülkemizde sağlık sektöründe antibiyotik kullanımı gelişmiş ülkelere oranla 8 kat daha fazladır. Bu oran bilinçli hijyen uygulamaları sayesinde gelişmiş ülkeler seviyesine
inecektir. Gıda sektöründe ise ürünlerin temizlik ve hijyen koşullarına uygun alanlarda üretilememesi raf ömrünü uzatmak için daha fazla katkı maddesi kullanımı ihtiyacını doğurmaktadır. Orantısız katkı maddesi kullanımının uzun vadede toplumda kanser oluşumunu tırmandırdığı uzun
yıllardır bilinen bir gerçektir. Kanser artışında ülkemizin niçin dünya da dereceye girecek seviyede
olduğunu değerlendirirken yukarıda saydığımız faktörlerin iyi irdelenmesi gerekmektedir.
Temiz odaların performans ölçümü
ve doğrulanması konusu ülkemizde
yeni yeni gündeme geliyor. Sizce çok
mu geç kalındı? Geç kalındıysa bu
açığı kapatmak için neler yapılmalı?
Temiz Odaların özellikle İlaç Üretim
Tesislerinin havalandırma sistemlerinin performans ölçümleri ve validasyonu konularında çok geç kalınmış
diyemeyiz. Ülkemizde bu çalışmalar
1998 yılından bu yana sektörde ilk
yer alan I.C.C.E. İstanbul Validasyon
firması tarafından başarı ile yürütülmüştür. Ancak maalesef hastanelerimiz için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Hastane havalandırma
sistemlerinin 21 Ekim 2006 tarihinde
Bakanlık genelgesi ile mecburiyet haline gelmesine rağmen testi yapacak
firmaların yeterliliği halen yeterince
tanımlanmamıştır. Ülkemizde pek
çok hastane steril alan havalandırma
sistemi, standartlara uygun olmadığı
halde hiçbir mesleki yeterliliğe sahip
olmayan ölçüm firmaları tarafından
doğrulanmaktadır. Bu firmaların bir
kısmı bilgisizlik bir kısmı da ticari
çıkar amacıyla hemen hemen tüm
hastanelere uygun raporu vermektedir. Böylelikle hem hasta sağlığını
tehlikeye atmakta hem de hataların
farkına varılmasını engelleyerek
sektörün uluslararası standartları
yakalamasının önüne geçmektedirler.
Ayrıca hatalı kurulumların farkına
varılmaması, aynı hataların defalarca
tekrarlanmasına dolayısı ile büyük
miktarlarda ekonomik kayıplara sebebiyet vermektedir.
Bu ölçümlerin yasal zorunluluk
olması, ölçüm yöntemi ve referans
değerlerin mevzuatla belirlenmesi
vb gibi beklentileriniz var mı? Varsa
sizce bu mevzuat hangi bakanlık
tarafından çıkarılmalı?
Ülkemizde kritik üretim alanları-
24
nın tamamına yakınında ölçümler
yasal zorunluluk veya kalite yönetim
sistemleri açısından gereklilik haline
gelmiştir. Ayrıca ölçüm yöntemleri ve
referans değerler standartlar ve yönetmelikler ile tanımlanmıştır. Ancak
piyasa da yetersiz firmaların fazlalığı
yöntem ve referansların farklılaşmasına, sonuçların birbirleri ile tutarsız
olmasına sebep olmaktadır.
Yeterlilik ve izlenebilirlik açısından
Sağlık Bakanlığı tarafından TÜRKAK
akreditasyonu zorunlu hale getirilmeli, aynı zamanda bu firmalar arasındaki bilgi paylaşımı ve işbirliği olanakları
arttırılmalıdır.
Hangi sektörlerden talep alıyorsunuz
ve temiz oda ölçümlerinin en çok
hangi sektör için zorunluluk taşıması
gerektiğini düşünüyorsunuz?
En çok Hastane, İlaç ve Tıbbi Üretim, Elektronik Üretimi, Laboratuvar
alanları ve Gıda Üretimi gibi alanların
temiz oda performans ölçümleri ile
ilgili talepler alıyoruz. Kritik alanlar
Sağlık Bakanlığımızca belirlenmiştir
ve test raporları rutin denetlemelerde
istenmekte ve kontrol edilmektedir.
Başlıca kritik alanlar; İlaç Üretim
Alanları, Ameliyathaneler, TPN Hazırlama Üniteleri, Tüp Bebek Üniteleri,
Kemoterapi İlaç Hazırlama Üniteleri,
Steril Koruma ve Bakım Alanları
gibi alanlardır. Bu alanların temizlik
sınıfına bağlı olarak çoğunda 6 aylık
periyodlarla performans testlerinin
yapılması ve raporlanması Sağlık
Bakanlığımız tarafından zorunlu hale
getirilmiştir.
Ülkemizde temiz oda kuran ve işleten firmaları nasıl buluyorsunuz?
Ölçümlerde bu konuda sıkıntı yaşadığınız oluyor mu?
Ülkemizde profesyonel anlamda
Temiz Oda ve Hastane havalandırması
kuran firmaların sayısı maalesef çok
azdır. Bu tür alanlar nitelikli alanlardır ve kurulumu sıradan havalandırma ve iklimlendirme sistemlerine
göre daha çok bilgi ve tecrübe gerektirir ayrıca daha maliyetlidir. Nitelikli
alanların kurulumu validasyon ile
beraber başlar. Çünkü önce proje ve
tasarım, sırası ile kurulum, çalıştırma
ve performans doğrulamaları gerçekleştirilir. İlaç sektörü dışında pek çok
temiz oda veya hastane havalandırma sistemi yüklenicisi validasyonun
içeriğinden haberi bile olmadan bu
tür taahhütleri ihale ile yüklenmektedir. Buna izin veren yatırımcıda çoğu
zaman hiçbir şeyin farkında değildir.
Özellikle devlet ihalelerinde yatırımcı
durumun farkında olsa bile ihalelerde
fırsat eşitliği sebebi ile bazı projelerde
aciz kalmaktadır.
En son yapılan test ve ölçümler
performans testleridir ve bilinçsiz
yüklenici ve yatırımcılar buzdağının görünen kısmı olan performans
testlerini validasyon ile eş tutarlar.
Bu noktada yaşadığımız en büyük
zorluk performans testleri öncesindeki kademelerde gerekli olan hiçbir
doğrulamanın layığı ile yapılmamış
veya hiç yapılmamış olmasıdır. Bu durumda sistem çalışsa bile performans
sonuçları tamamen tesadüflere kalmaktadır, tesadüfen uygun değerler
alınsa bile bu değerlerin kalıcılığı da
hiçbir zaman garanti altında değildir.
Oysa bu tür alanların uygunluğunun
sistemin ekonomik ömrü boyunca
sürdürülebilir olması esastır. Ülkemizde bir hastane havalandırması
sisteminin doğrulaması yapılırken
ilk performans testlerinde doğrudan
başarılı sonuçlar ile karşılaşma oranımız yüzde 5’in altındadır, maalesef iki
ölçüm periyodu arasında uygunluğun
sürdürülebilirlik oranı da yüzde 5’in
altındadır. Bu olumsuz durum bilinçli
ALİ BOYLU KİMDİR?
1986 yılında Tekirdağ Teknik Lisesi Makine Bölümü, 1990 yılında
da Dokuz Eylül Üniversitesi Makine Mühendisliği (Termodinamik
Enerji Ana Bilim Dalı) bölümlerinden başarıyla mezun olan Ali Boylu, ameliyathane ve diğer steril alanların havalandırma standartlarını 1994 yılında araştırmaya ve detaylı olarak incelemeye başlamış.
Avrupa’nın en gelişmiş ISK laboratuvarlarından biri olan İsviçre
Lucerne Üniversitesi Deney Laboratuvarı’nda DIN ve ISO (CEN)
standart hazırlama komisyon üyeleri ile yurt dışında bilgi alış
verişinde bulunan Boylu, meslektaşlarıyla birlikte Ameliyathane
Havalandırma Sistemi Performans ölçümleri ile ilgili çalışmalara
katılmış ve ülkemizde hastanelerden gelen çeşitli talepler doğrultusunda pek çok steril alan havalandırma sistemini inceleme
fırsatı olmuş. Böylelikle ülkemizdeki manzaranın yurtdışında gördüklerinden çok farklı olduğu ve ülkemizde havalandırma sistemlerinin steril ortamı korumaktan çok kendisinin enfeksiyon kaynağı
oluşturacak kadar bilinçsizce kurulduğunun farkına varmış.
Hastane havalandırma sistemlerinin standartları, test ve muayene koşulları ile ilgili olarak kongre, sempozyum ve panellerde
makaleleri yayınlanan ve sunumlar yapan Boylu, ülkemizin değişik bölgelerinde ve kurumlarında seminer ve eğitimler vererek
ülkemizde kurulan Steril Alan Havalandırma Sistemleri’nin
uluslararası seviyeye ulaşması için gayretine devam etmektedir.
ve sorumlu tutum sergileyen hastanelerimizde standartlara uygun her test
tecrübesinden sonra gerçekleştirilen
kapsamlı düzeltme faaliyetleri ile
zamanla ortadan kalkabilmektedir.
Ancak çoğu hastane standartlara
uygun test yaptırma şansına bile sahip
olamadığından uygun hijyen şartlarında hizmet verme hakkı da hastanenin
elinden alınmaktadır.
Bu denklem, hava kaynaklı mikroorganizmalar içeren partiküllerin şüpheli konakta enfeksiyonun başladığı yerde kolonileşmesi için yeterince uzun bir süre bulaşıcı dozuna eşit veya daha büyük bir konsantrasyonda olması gerektiğini ifade eder.
Temiz oda veya Hastane steril alanı
işleten firma veya kurumlar bazen
sorumlu bir işletme tavrı geliştirebileceği gibi sıklıkla da durumu idare
etmek, prosedür yerine gelsin diye
test ve muayene yaptırma yoluna gidebilmektedir. Uygunsuz rapor aldığında
düzeltme faaliyeti yapmak yerine çoğu
zaman ölçüm bile yapmadan uygun
rapor veren firmaları tercih eden işletmeci sayısı önemli derecede fazladır.
Zaman zaman basında da yer alan
hastane enfeksiyonları ile hastane
iklimlendirmesi arasında bir ilişki
var mı?
Bu soruyu cevaplamadan önce hastane enfeksiyonunun nasıl oluştuğunu
kısaca özetlemekte fayda var.
Ameliyathanedeki Enfeksiyon Kaynağı ve Yolları
25
Umarız büyük miktarlarda gereksiz enerji harcanması konusunda en kısa
sürede farkındalık oluşur ve Sağlık Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı’nca
çözüm için yol haritası hazırlayacak ve hayata geçirecek eğitime
odaklanan ortak bir komisyon kurulabilir.
Ülkemizde hijyen kuralları ile ilgili
yönetim ve uygulama eksiklikleri
cerrahların profilakside yoğun olarak
antibiyotik kullanma alışkanlığını
doğurmuştur. Bu sebeple uzun süreli
cerrahi operasyonlar dışında ameliyathanelerdeki hava kaynaklı enfeksiyon riski TPN Hazırlama, Tüp Bebek
Üniteleri veya Steril Bakım Alanlarındaki risklerden daha düşüktür.
Ameliyathane havalandırma sisteminin kurulum açısından normal
havalandırma sistemlerine göre
daha maliyetli olduğunu biliyoruz.
Ülkemizdeki ameliyathanelerin
işletim masraflarını özellikle enerji
açısından Avrupa ve ABD ülkeleri ile
kıyaslayabilir misiniz?
Termodinamik Enerji Anabilim dalından mezun bir mühendis olarak bugüne kadar incelemiş ve testini yapmış
olduğum çoğu sistemin hatalı projelendirme sebebi ile Avrupa ve ABD
ülkelerine kıyasla endişe verici şekilde
fazla enerji tükettiğini söyleyebilirim.
Gelişmiş ülkelerde yüzde100 taze
hava uygulaması yasaklanmıştır. Oysa
ülkemizde son zamanlarda karşımıza
eşi benzeri görülmemiş büyüklükte
taze havalı, inanmak istemediğimiz
ama onaylanmış projeler gelmeye
başladı. Ameliyathanelerde dünya
ortalamasının 5 katı, Yoğun Bakım ve
diğer alanlarda dünya ortalamasının
10 katı enerji harcayan yanlış projeler
şu anda gerçekleştiriliyor ve yenileri
planlanıyor. İlave olarak hasta başlarında doğrudan hipotermi oluşturacak
ve ölüme sebebiyet verecek kadar
çok hava veren menfezlere maalesef
insanın inanası gelmiyor.
Fazla enerji tüketiminin başlıca sebeplerini kısaca şöyle sıralayabiliriz;
Klima santrallerinde ana enerji tüketimini büyük oranda taze hava miktarı
belirler. Ameliyathanelerde ASHRAE
26
2013 e göre 4 çevrim havası (yaklaşık
400 m3/h), DIN 1946/4-2008 Standardına göre 1.200 m3/h taze hava
kullanılırken Türkiye’de sistemlerin
tamamına yakını besleme havasını
yüzde100 taze hava olarak sağlamaktadır. Son zamanlarda besleme havası
proje değerleri 6.000 m3/h ‘e ulaşmış
ama yüzde100 taze hava kullanımı
alışkanlığından hala vazgeçilememiştir. Sıradan operasyonların gerçekleştirileceği pek çok ameliyathane için
nitelikli bir kurulumun yanı sıra 1.200
m3/h taze hava ile birlikte 2.400 ila
3.600 m3/h besleme havası miktarı
son derece yeterlidir. Ayrıca fazla taze
hava miktarı filtre tüketimini ve bakım
masraflarını da doğru orantılı olarak
artırmaktadır.
Enerji tüketimini ve kurulu gücü
artıran ikinci büyük faktör buharlı
nemlendirme üniteleridir. Alman DIN
1946 standardı 2008 yılında ameliyathanelerde nem kontrolü yapılma mecburiyetini kaldırmıştır. Nemlendiriciler havalandırma ile ilgili kurulu gücü
yaklaşık yüzde80 oranında artırmaktadır. Çoğu zaman sağlıklı çalışmayan
veya sensör arızası sebebi ile hepa
filtre medyalarına kadar zarar veren
nemlendirme üniteleri kullanıcı talebi
olmadıkça kullanılmamalıdır.
Üçüncü olarak kanal sızdırmazlık
testlerinin yapılmaması veya standartlara uygun olarak gerçekleştirilmemesi gereksiz enerji kullanımı
açısından büyük bir faktördür. Saha
da görev yapan kontrolörler maalesef konu hakkında yeterince eğitimli
ve bilgili değildir. Bir takım duman
testlerine veya şeklen yapılan testlere
göz yummaktadırlar. Kanal sisteminin
kurulumuna başlarken testlerde başlamalıdır. Bir kanal sisteminin iş bitiminde teste tabi tutulması her açıdan
son derece risklidir ve sonuç uygun
değilse çoğu zaman yüklenici ticari
açıdan batma noktasına bile gelebilir.
Ayrıca iyileştirme faaliyetleri yapılsa
bile hiçbir zaman ilk uygulamada iyi
yapılan kanal sistemi kadar verimlilik
sağlanamaz. Bazı test firmaları kanal
sızdırmazlık test cihazını şantiye ye
göndermekte ve şantiyeyi görmediği
halde mekanik yüklenicinin kendi
kendine test yaparken çektiği fotoğraflara bakarak imzalı rapor göndermektedir. Deneyimli test ve muayene
elemanlarımız testler esnasında saha
da çoğu zaman hile girişimi ile karşılaşmaktadır. En basiti 100 m2 kanalın
onuncu metrekaresine gizli kapak
atılması gibi. Bu durum fark edilmezse test sonucunu on kat etkiler. Böyle
bir gerçeğin yanında fotoğraflara
güvenerek ülkemizin enerji kaynaklarının israfının önüne nasıl geçilebilir,
nitelik nasıl artırılabilir? Kanal sızdırmazlık testlerinin uygun yapılmaması
ayrıca sistemin uygun hijyen performansının ve konfor parametrelerinin
sağlanamaması, yetersiz havanın
otomasyon sisteminin sağlıklı çalışmasını engelleyeceğinden otomasyon
için neredeyse tüm yatırım bedelinin
boşa harcanması anlamını da taşır.
Fazla enerji kullanımında dördüncü
faktör hepa filtre boyutlarının küçük
seçilmesi, hijyenik klima santrallerinde kullanılan hava filtrelerinin çevre
toz veya partikül karakteristiğine göre
değil de ezbere seçilmesi ve ucuz
tercihlerle standartlara uygun filtre
medyasının kullanılmaması yıl boyunca fazla fan motor gücü kullanılmasına yol açmaktadır. Sahada üzerine
gözle görülür toz veya partikül yüklenmeden 15 gün içerisinde filtre değişim
basıncının 4-5 katına ulaşan filtrelere
sıklıkla rastlamaktayız. Buna karşılık
çok fazla miktarda toz ve partikül yüklendiği halde filtre değişim basıncının
yarısına aylar boyunca ancak ulaşmış
standartlara uygun filtre medyasından
üretilmiş gerçek filtrelere nadiren
rastlamaktayız. Motor gücü fan basıncı ile doğru orantılı olduğuna göre
boşa harcanan enerjiyi meslektaşlarımız lütfen iyi düşünsün.
Üçlü Danışma
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik başkanlığında toplanan Üçlü Danışma Kurulu, AB ile katılım müzakereleri kapsamındaki 19. Fasılla ilgili gelinen noktayı görüştü.
Ç
alışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının Reşat Moralı
Toplantı Salonu’ndaki toplantıya, Bakan Yardımcısı Halil
Etyemez, Bakanlık Müsteşarı Ahmet
Erdem, Türk-İş’i temsilen Genel Mali
Sekreter Ramazan Ağar, Hak-İş Genel
Başkanı Mahmut Arslan, DİSK Genel
Başkanı Kani Beko, TİSK Yönetim
Kurulu Üyesi Erhan Polat ve diğer
ilgililer katıldı.
Bakan Çelik, toplantının açılışında
yaptığı konuşmasında, AB ile katılım
müzakereleri kapsamındaki 19. Fasıl’
ın sosyal politikalar ve istihdamı içerdiğini belirterek, bu fasılda gelinen
noktayı değerlendirmek için geçen
hafta AB Bakanı ve Baş müzakereci
Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldiklerini anımsattı.
la iş sağlığı ve güvenliği ile sendikal
mevzuatın yenilenmesi gibi önemli
yasal düzenlemeleri hayata geçirdiklerini dile getiren Çelik, 19. Fasıl’ ın
açılmasıyla ilgili de sosyal tarafların
katkılarını önemsediklerini vurguladı.
Çavuşoğlu ile yaptıkları toplantıda
konunun sosyal taraflarla da görüşülmesi kararının alındığını bildiren
Çelik, bunun üzerine işçi ve işveren
temsilcileri katılımıyla Üçlü Danışma
Kurulu topladıklarını söyledi.
19. Fasıl’ın açılış kriterinden ilkinin
sendikal hak ve özgürlüklerde İLO ve
AB normlarına tam uyumun sağlanması, ikincisinin ise mevzuata dair
eylem planının oluşturulması olduğunu belirten Çelik, eylem planının
oluşturulması konusunda bir sorunun
bulunmadığını bildirdi.
Üçlü Danışma Kurulunun katkılarıy-
Çalışanlara yapılan rutin tıbbi
tetkikler ile periyodik sağlık kontrolleri
için Türkiye’nin her yerinden
bize ulaşarak mobil hizmetlerimizden
yararlanabilirsiniz.
İletişim Bilgilerimiz:
Tel: + 90 312 344 01 96
Fax: +90 312 343 66 46
www.ekoteknikisg.com
[email protected]
28
Bakan Faruk Çelik
19. Fasıl Görüşmelerini Sürdürüyor
Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı Faruk Çelik ve Üçlü Danışma Kurulu 19. Sosyal Politika ve
İstihdam Faslı Çalışmalarını değerlendirmek üzere bir araya geldi.
Ç
alışma ve Sosyal Politikalar
Bakanı Faruk Çelik ve Üçlü
Danışma Kurulu 19. Sosyal
Politika ve İstihdam Faslı
Çalışmalarını değerlendirmek üzere
bir araya geldi. Hükümetin, TürkiyeAB müzakere sürecinin başlatılması
için çaba harcadığı fasılların başında
çalışma hayatıyla ilgili 19. fasıl geliyor.
Sosyal politika ve istihdam konularını
içeren bu faslın müzakereye açılması
için hükümet çalışmalarını sürdürüyor.
Geçen hafta Avrupa Birliği (AB) Bakanı
ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu
ile bir araya gelen Bakan Çelik toplantıdan çıkan sonuçları bugün Üçlü
Danışma Kurulu ile masaya yatıracak.
Önemli değişiklikler TBMM’den geçirerek yürürlüğü girdi.
Çelik, 19. Sosyal Politika ve İstihdam Faslı Çalışma toplantısı öncesi
basın mensuplarına açıklamalarda
bulundu. Çalışma hayatıyla ilgili son
derece önemli yasal düzenlemeleri
Üçlü Danışma Kurulu temsilcileriyle
tartışarak yürürlüğe koyduklarını
belirten Bakan Çelik, “Başta sendikal
mevzuat, gerek kamu çalışmaları,
gerek işçiler ile ilgili sendikal mev-
zuatta yaptığımız önemli değişiklikler
TBMM’den geçirerek yürürlüğü girdi.
Daha sonra bu yasalarla birlikte
Brüksel’de sosyal taraflarla ziyaret
gerçekleştirmiştik. Bu ziyaretimizde
bir deklarasyona hep birlikte imza
attık. Daha sonra Brüksel’deki toplantıdan sonra AB yetkililerinin Ankara
ziyareti oldu. Oradaki toplandı da bir
üst düzey çalışma kurulunun oluşturulmasına karar verdik. Ve bu çalışma
grubu bugüne kadar üç önemli toplantı gerçekleştirdi. Bu çalışma netice
olarak teknik dokümanın hazırlanması aşamasına getirdi” dedi.
Çelik, “Gelinen noktada Avrupa Birliği
(AB) Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt
Çavuşoğlu ile yapılan toplantıda enine
boyuna değerlendirdik. Bu konuda
neler yapılmalı konusunda iki bakanlık
arasında önemli bir değerlendirme
gerçekleştirdik. O toplantının bir neticesi olarak Üçlü Danışma Kurulunu
toplayıp gelinen bu noktanın bizzat
taraflarıyla görüşüldükten sonra,
hangi noktada olduğumuzu iyiden yiye
pekiştirip ondan sonra ortak bir niyet
beyanını hazırlarsak bugünkü topladı,
19 faslın açılmasıyla ilgili yapılacak tüm
değerlendirmelerden sonra hep birlikte
bu faslın açılmasıyla ilgili bir iradenin
ortaya konması konusunda bir araya
gelmiş bulunuyoruz” diye konuştu.
19 faslın iki önemli kriterinin olduğunu vurgulayan Çelik, “Bir tanesi eylem
planının hazırlanması. Bu konuda
sorunumuz şuanda yok.Tüm dokümanlarımız şuanda hazır. İkincisi de
sendikal mevzuat ile ilgili standartlarımızın uyumu konusunda gerek
Brüksel ziyaretimde, gerekse diğer
bütün toplantılarda ele aldık. Bir kez
daha Üçlü Danışma Kurulunda bugün
bütün veriler değerlendirilecek. Ona
göre bir ortak niyet beyanı oluşturacağız” ifadelerini kullandı.
Bu yılın başarılı geçmesi için AB’den
fasılların açılmasını istiyoruz.
Toplantıda konuşan Başmüzakereci
Mevlüt Çavuşoğlu ise, 2014 yılı içerisinde
önemli reformlar gerçekleştirdiklerini
kaydederek, “Bu yılın başarılı geçmesi
için AB’den fasılların açılmasını istiyoruz. 17 fasıl siyasi engeller yüzünden
açılamıyor. Bazı ülkelerin özellikle Güney Kıbrıs Rum yönetimin siyasi sebeplerinden dolayı 23 ve 24. fasılların enerji
maalesef açamıyoruz” diye ifade etti.
29
Torba Yasa
Neleri
Kapsıyor?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Soma’daki maden faciasının ardından madencilere verilen sözlerin yerine getirilmediğine ilişkin eleştirilere karşılık, “Biz işçi kardeşlerimizle
bir araya geldik. Onlarla yaptığımız değerlendirmelerde kendilerine ne söz verdiysek bunların
tamamını yerine getirdik” dedi.
Bakan Faruk Çelik,
Torba Yasanın içeriğini
TBMM Genel Kurulunda Anlattı
Çelik, TBMM Genel Kurulu’nda, İş
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
tümü üzerinde hükümet adına söz
alarak, şunları söyledi “Sosyal hayatın
hızlı değişim süreci yaşamakta, bu
değişime ayak uydurmak için mevzuatı da taleplere cevap verecek şekilde
düzenlemeye çalışıyoruz.”
Tasarıdaki çalışma hayatı ile ilgili
düzenlemelerin, Soma’da meydana
gelen maden kazasından daha önce
hazırlandığının altını çizen Çelik, “ Bu
konuda 3 yıldır çalışmaktayız. Tasarının SGK’yla ilgili bölümü, yaklaşık 15
milyon iş yeri ve sigortalı ile 100 milyar
liralık alacağı ilgilendirmekte.Sigorta
prim borçları, sosyal güvenlik destek
prim borçları, idari para cezaları,
genel sağlık sigortası prim borçları,
inşaat ve ihale konusu işlere ait fark
ve prim borçları da yapılandırdık” dedi.
Bu kapsamda, genel sağlık sigortalıların borçlarının ana parasını peşin
ödemeleri halinde gecikme zamları ve
gecikme cezalarının tamamen silindiğini anlatan Çelik, “Bunların dışında
prim borçlarında ise peşin ödeme-
30
lerde gecikme cezası ve gecikme
zammı silinerek anapara TÜFE, ÜFE
ile güncellenmektedir. Peşin ödeme
yerine taksitle ödemeyi tercih eden
vatandaşlarımız açısından vade farkı
uygulanarak 6, 9, 12 ve 18 taksit imkanı getirilmekte ve taksitlerin iki ayda
bir ödenmesi sağlanmaktadır” dedi.
”Soma için verdiğimiz sözleri
yerine getirdik”
Soma’daki facianın ardından, madencilere verilen sözlerin yerine getirilmediğine ilişkin eleştirilere de yanıt
veren Çelik, “Biz işçi kardeşlerimizle
bir araya geldik. Onlarla yaptığımız
değerlendirmelerde kendilerine ne
söz verdiysek bunların tamamını
yerine getirdik. Özellikle sivil şehitlere
verdiğimiz haklar ne ise aynı hakları
Soma’da hayatını kaybeden kardeşlerimizin hak sahiplerine de verdiğimizi
belirtmek istiyorum. Ayrıca, ‘iş yerleri,
ocaklar kapalı...’ Ocaklar kapalı,
doğru. Denetim şu anda devam ediyor.
Kapalı ocaklar açılıncaya kadar da
onlara gerek yardım olarak gerekse
ücretin daha sonra işverene rücu edileceği düzenlemeleri yapmış bulunuyoruz” diye konuştu.
Taşeron uygulamasına ilişkin düzenlemeleri de değerlendiren Çelik,
şunları söyledi:
“Yardımcı işlerde hizmet alımı gerçekleştirilecek. Bu yardımcı işleri de Bakanlar Kurulu olarak belirleyeceğiz.
Ondan sonra değişme şartı, şansı yok.
Temizlik işçisi olarak aldığınızı başka
bir yerde istihdam imkanınız vardı.
Yasa diyor ki ‘Hayır, ihalesini yaptığınız
iş temizlik işiyse temizlik işinden başka bir yerde istihdam etme imkanınız
yok.’ Buradaki keyfîliklerin tümünü
ortadan kaldırılıyor.
Artık, taşeron işçilerimizin kıdem
tazminatı sorunu ortadan kalkmış
bulunuyor. Çalıştığı kurumlar tarafından tazminatları ödenecek. Ayrıca,
örgütlenme, toplu sözleşme hakkını
getiriyoruz ve toplu sözleşme neticesinde oluşacak olan farkları da alt
işveren bünyesinde çalışan işçilerimize
ödenecek. Yıllık izinlerle ilgili sıkıntıları vardı, yıllık izin kullanma hakları
kendilerine bu düzenlemeyle veriliyor.
Ücretlerin güvencesi... Alt işverenin
mali boyutuyla, ücret boyutuyla sorunları çözülmemiş ise onu çözmekle asıl
işvereni sorumlu tutuyoruz.
İhalelere 3 yıl zorunluluğu geliyor. Üç
yıl içerisinde tabii ki gerek iş güvencesi açısından gerekse üç yıl içerisinde
örgütlenme açısından son derece
önemli bir değişim olduğunu burada
belirtmek istiyorum.”
Sosyal Güvenlik Alanında da
Önemli Düzenlemeler Var
kerberos*
Sosyal güvenlik alanında da önemli düzenlemeler yer aldığını hatırlatan Çelik,
“Bu alanda, kadın sigortalılar açısından
borçlanabilecek çocuk sayısını 2’den
3’e, borçlanma süresini de 4 yıldan
6 yıla çıkarıyoruz. Doğum borçlanma hakkını SSK’lı kadınların yanında
BAĞ-KUR’lu kadınlara ve memuriyete
başladıktan sonra doğum nedeniyle
ayrılıp bir daha memuriyete dönmeyen
kadınlara da veriyoruz. Çocuk sahibi
olamayan sigortalılarımız için SGK’nın
karşıladığı tüp bebek deneme sayısını
2’den 3’e çıkarıyoruz” dedi.
Faruk Çelik, tasarıdaki diğer bazı düzenlemelere ilişkin şunları kaydetti:
“Türk vatandaşlığından izinle çıkan
Mavi Kart’lı gurbetçilerimize yurt dışında Türk vatandaşı olarak çalıştıkları süreleri borçlanma hakkı veriyoruz.
Gurbetçilerimizin sözleşmeli ülkede
ilk defa çalışmaya başladıkları tarihi
Türkiye’deki işe giriş tarihi olarak
kabul ediyor ve bunların daha erken
emekli olmalarını sağlıyoruz.
Yurt dışında iş alan işverenlerimizin
rekabet gücünü artırmak amacıyla
sigorta prim tavanlarını asgari ücretin
6,5 katından 3 katına düşürüyoruz.
Esnaf ve ziraat odası kayıtlarındaki
sigortalı hatasından kaynaklanmayan
kayıt geçersizlikleri sebebiyle sigortalılığın iptal edilmesinin önüne geçiyoruz.
Yani bu nedenle emekliliği iptal edilenlerin emekli aylıkları yeniden bağlanmış olacak. Gelir testine girmediği için
haklarında prim borcu çıkarılan 5 milyon 300 bin vatandaşımıza gelir testine
girmeleri için 6 aylık süre veriyoruz.
Disiplin affından yararlanarak memuriyete geri dönenlere verilen borçlanma
imkanının başvuru süresini uzatıyoruz. Ev hizmetlerinde 10 günden fazla
çalışan kadınların sigortalılık işlemlerini kolaylaştırıyoruz, 10 günden az
çalışanların sigortalılığını ise isteğe
bağlı hale getiriyoruz. SGK bünyesinde
eğitim araştırma geliştirme başkanlığı
kuruyoruz. İş ve meslek danışmanları
kadroya geçtikleri için aylıklarında
meydana gelen düşüşü gidererek
ücretlerine 360 liralık bir iyileştirme
getiriyoruz. Yersiz olarak ödendiği
tespit edilen 65 yaş aylığı ve engelli
aylıklarının geri alınmayarak terkin
edilmesi düzenlemesi getirilmektedir.
le ilgili düzenlemeyi yasada yaparsanız, bu, yasal düzenleme açısından
mümkün de değildir, doğru da değildir.
Esnaf ve sanatkarlarımızın odalara
olan aidat borçlarının ve odaların birlik ve federasyonlara, birlik federasyonlarının da konfederasyonlara olan
katılım payı borçlarının faizlerinin
silinmesi, anaparanın ise TEFE-ÜFE
ile güncellenmesi gerçekleştiriliyor.
Bundan dolayı maden iş yerlerinde, İş
Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nde
bir değişiklik yapacağımızı, bu değişikliği de yasa parlamentoda görüşülürken Bakanlar Kurulu’na, Başbakanlığa göndereceğimizi söylemiştik.
Dün itibarıyla bu değişikliği yaptık ve
özellikle kömür madenlerinde meydana gelebilecek olan grizu patlamaları
ve karbonmonoksit zehirlenmesiyle karşı karşıya kalan işçilerimizin
yürüyerek maske ve sağlık merkezlerine ulaşmaları ve bu sağlık merkezlerinden yeni cihazları alıp tekrar
yeryüzüne çıkabilmeleriyle ilgili yeni
bir düzenlemeyi, Bakanlar Kurulu’na,
Başbakanlığa göndermiş bulunuyoruz. İnşallah kısa zaman içerisinde
onaylanıp yürürlüğe girer.”
35 bin öğretmen kadrosu ihdas edilmektedir. Anayasa Mahkemesi kararına
uygun olarak aday memurken adaylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin
durdurulması cezası alan memurların
görevlerine son verilmemesi düzenlemesi de bu tasarıda yer alıyor.”
Sığınma Odaları
Çelik, maden ocaklarına sığınma odalarına ilişkin tartışmalara da değindi.
Konunun, tasarının komisyondaki
görüşmelerinde de gündeme geldiğini
anımsatan Çelik, şöyle devam etti:
“Orada muhalefetle de bir mutabakatımız vardı. Bu düzenlemenin yönetmelikte olması çok daha doğrudur, çünkü
sektörler fazladır, maden sektörleri
çok çeşitlidir. Her bir maden sektörüy-
Faruk Çelik, ayrıca taşeron uygulamasının yaygınlaştırılmadığını, disipline edildiğini ve çok ciddi sayıda da
düşürüldüğünü belirterek, “660 bin
taşeron işçisi var şu anda kamuda. Bu
rakamı burada söylüyoruz, önümüzdeki dönem içerisinde bunu görüştüğümüz zaman kaç rakamına indiğini
hepimiz görmüş olacağız” dedi.
31
3 bin 138 Engelli
Memur Ataması Yapılacak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, engelli vatandaşların atamasının yapılacağı kadroların ÖSYM Başkanlığına gönderildiğini ve 3 bin 138 engelli
memur atamasının yapılacağını bildirdi.
B
Ekoteknik İSG
akan Çelik, yaptığı yazılı
ataması yapılacaktır. Engelli memur
açıklamada, engelli vatandaşalımına ilişkin tercih kılavuzu, ÖSYM
ların atamasının yapılacağı
Başkanlığınca vatandaşlarımıza dukadroların Devlet Personel
yurulacaktır. Başvurular 5-15 Ağustos
tüm
konularındaki
Çevrearasında
Güvenliği ve
İş Sağlığı
Başkanlığınca ÖSYM
Başkanlığına
tarihleri
ÖSYM Başkanlığı
gönderildiğini belirterek, şunları
internet sitesi üzerinden gerçekleş, uzmanlarca
etmek
takip
gelişmeleri adım adım
kaydetti:
tirilecek
olup,
başvuruların
tamamlanması sonrasında
3
bin
138
kadroya
yazılan makalelere ulaşmak , özel söyleşilerimizi
“Buna göre, 3 bin 138 engelli memur
atama yapılacaktır.
okumak , iş sağlığı güvenliği ve çevre konularına
İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre Dergisi
dair tüm haberleri bilmek için ,
Ekoteknik İSG’ye abone olun
İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre konularındaki tüm gelişmeleri adım
adım takip etmek, uzmanlarca yazılan makalelere ulaşmak, özel
söyleşilerimizi okumak, iş sağlığı güvenliği ve çevre konularına
dair tüm haberleri bilmek için;
Ekoteknik İSG’ye Abone OL’un;
Derginiz adresinize gelsin ...
Yurtiçi Abonelik Bedeli: Yıllık 40 TL
Hesap No:
Yapı Kredi - Mithatpaşa Şubesi,
359 70305321
Vakıfbank - Finansmarket Şubesi,
353 0015 800728 759 0707
Ekoteknik İSG
Derginiz adresinize gelsin ...
Yurtiçi Abonelik Bedeli (Yıllık) 40 TL
İş
Sağlığı
Güvenliği
ve Çevre
Dergisi
, 359 70305321
- Mithatpaşa Şubesi
No: YAPI KREDİ
Hesap
VAKIFBANK - Finansmarket Şubesi , 353 0015 800728 759 0707
Adınız, Soyadınız:
Firmanız, Göreviniz:
Adresiniz:
Telefonunuz, Faksınız:
GSM:
E-posta:
64
33
MAKALE
Özlem Özkılıç
Kimya Yük. Müh. / ÇSGB Emekli İş Başmüfettişi
E. İş Teftiş İstanbul Grp. Bşk. Yrd.
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
ATEX Direktifleri
ve IECEX SCHEMA
ATEX kelimesi, Fransızca “ATmosphéres
EXplosives” kelimelerinin ilk hecelerinin birleşiminden oluşmuş bir kelimedir ve “Patlayıcı Atmosfer” anlamına
gelmektedir. Avrupa Birliğinde ise;
1976 yılında üye ülkelerin potansiyel
patlayıcı atmosferlerde elektriksel teçhizat kullanımına ilişkin yasalarının uyumu üzerine ilk yönerge (76/11/EEC) imzalanarak Avrupa Birliği içinde patlamaya
karşı korumalı elektriksel teçhizatların
serbest ticareti için yapılması gereken ön
hazırlıklar oluşturulmuştur. Bu alandaki
tam uyum 1994 yılında yeni bir yönerge ile
(94/9/EC) sağlanmıştır.
Avrupa parlamentosu daha sonra ATEX
137 olarak adlandırılan 16.12.1999 tarihli ve
99/92/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifini yayınlamış ve bu direktif ülkemizde 2003 yılında “Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Çalışanların Korunması Hakkında
Yönetmelik” olarak yayınlanmıştır. ATEX 137’de,
Bölge’lerin (Zone) genel tarifi yapılmakta ve bir
tesisdeki tehlikeli alanların hangi bölgelere girdiğinin belirlemesi işverene bırakılmaktadır. 1999/92/
EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifine
paralel olarak hazırlanan yönetmelik özellikle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na dayanak yapılarak
tekrar yayınlanması aşamasında gözden geçirilmiş, yine
AB’de “IECEx Schema” gerekliliklerinin bir kısmını da içerecek şekilde yeniden hazırlanmış, Resmî Gazete’de 30 Nisan 2013
tarih ve 28633 sayı ile “Çalışanların Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik” olarak yayınlanmıştır.
Yeni yönetmelikte eski yönetmelikten farklı olarak işveren müesseselere yeni yükümlülükler getirildiği görülmektedir.
34
Baş Yazarlarımızdan
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı
E. İş Başmüfettişi
Özlem Özkılıç
yepyeni bir konu
olan ve çok
merak edilen
ATEX Direktifleri
ve IECEX SCHEMA
konusunu detaylıca
mercek altına aldı.
Ü
lkemizde 24.12.1973 Tarih ve
14752 No’lu Resmi Gazete’de
yayınlanarak yürürlüğe girmiş
olan “Parlayıcı, Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışan
İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzük”, 1950’li yılların
felsefesine uygun olarak, daha ziyade
Amerikan standart ve hukuki düzenlemeleri temel alınarak hazırlanmıştır.
Söz konusu tüzük 6331 sayılı İş Sağlığı
ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe
girmesi ile mülga olmuştur.
Söz konusu tüzükde patlayıcı ortamlarda exproof olarak tarif edilen alev
sızdırmaz elektrikli ekipman ile etanş
tabir edilen nemli ortamlarda kullanılabilen kapalı tip elektrikli ekipmandan bahsedilmektedir. Etanş tabiri
IP54 standartı veya yukarısı koruma
anlamına gelmektedir ve o aletin
nemli ya da tozlu yerlerde kullanılabileceğini ifade etmektedir ve aslında
bu ekipmanlar patlayıcı ortamlarda
kullanılamazlar.
Patlayıcı ortamlarda kullanılabilecek
ekipmanlarla ilgili detayları içeren
ve ATEX 100a olarak bilinen 94/9/EC
sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi mevzuatımıza 30.12.2006
tarih ve 26392 sayılı “Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat ve
Koruyucu Sistemler İle İlgili Yönetmelik” olarak aktarılmıştır.
Bu Yönetmeliğin amacı; Yönetmelik
kapsamına giren muhtemel patlayıcı ortamda kullanılan teçhizatın ve
koruyucu sistemlerin güvenli olarak
piyasaya arzı için gerekli emniyet
kuralları ile uygunluk değerlendirme
prosedürlerine ilişkin usul ve esasları
belirlemektir. Ancak bu yönetmeliklerdeki tedbirlerin uygulanabilmesi
için Çalışanların Patlayıcı Ortamların
Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik’te belirtilen Patlayıcı
Ortam Oluşabilecek Yerlerin Sınıflandırılmasının yapılması gerekmektedir.
Çalışanların Patlayıcı Ortamların
Tehlikelerinden Korunması Hakkında
Yönetmeliğin amacı, çalışanları sağlık
ve güvenlik yönünden işyerlerinde
oluşabilecek patlayıcı ortamların
tehlikelerinden korumak için alınması gereken önlemlere ilişkin usul ve
esasları düzenlemektir. Bu Yönetme-
lik, 20.6.2012 Tarihli ve 6331 Sayılı İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına giren ve patlayıcı ortam oluşma
ihtimali bulunan işyerlerinde uygulanıcaktır. Ancak;
• Hastalara tıbbi tedavi uygulamak
için ayrılan yerler ve tıbbi tedavi uygulanması,
• 1/4/2011 tarihli ve 27892 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan Gaz
Yakan Cihazlara Dair Yönetmelik
(2009/142/AT) kapsamında yer alan
cihazların kullanılması,
• Patlayıcı maddelerin ve kimyasal olarak kararsız halde bulunan
maddelerin üretilmesi, işlemlerden
geçmesi, kullanımı, depolanması ve
nakledilmesi,
• Sondaj yöntemiyle maden çıkarma
işleri ile yeraltı ve yerüstü maden
çıkarma işleri,
• Patlayıcı ortam oluşabilecek yerlerde kullanılan her türlü taşıma aracı
hariç, uluslararası antlaşmaların
ilgili hükümlerinin uygulandığı kara,
35
hava ve su yolu taşıma araçlarının
kullanılması bu yönetmelik kapsamı
dışındadır.
ortadan kalkıp kalmayacağı sorusudur.
99/92/EC sayılı Avrupa Parlamentosu
ve Konseyi Direktifi “Patlayıcı Ortamı”
yanıcı maddelerin gaz, buhar, sis ve
tozlarının atmosferik şartlar altında
hava ile oluşturduğu ve herhangi
bir tutuşturucu kaynakla temasında
tümüyle yanabilen karışımı olarak
tarif etmektedir. Normal çalışma
şartları altında bir tesisdeki tüm
olası patlayıcı ortamların değerlendirilmesi ve bu alanlarda kullanılacak
ekipmanların seçimi ile risklerin
değerlendirilmesi ve bu alanlarda alınacak kontrol önlemlerinin belirlenmesi gereklidir. Ancak birçok işletmede patlayıcı ortamlarla ilgili özel
bir çalışma yapılmamış ve gerekli
ekipmanların seçimi uygun yapılmamış durumdadır. Hal böyle olunca da
bu işletmelerde patlamaların önüne
geçilememektedir.
ATEX Direktifleri adından da anlaşıldığı üzere AB tarafından çıkarılan ve
uyulması gerekli kuralları belirleyen
mevzuattır. Oysa IECEx Schema ise
sadece standartlaşmayı sağlamak
üzere kurulmuş ve IEC içerisinde
faaliyet göstermeye başlamış bir
kuruldur. Asli görevi satandartları
tüm ülkelerin (özellikle ABD) kabul edeceği şekilde yayınlamayı ve
sertifika ile test ve bakım konusunda
çalışacak kuruluşları sertifikalandırmayı sağlamaktır.
Birçok sanayi kolunda normal çalışma
şartları veya arıza ve bakım gibi hallerde ortama yayılan gaz, buhar veya
tozlar nedeni ile patlayıcı ortam ile
karşı karşıya kalınmaktadır. Bu durumumda işyerlerinde; patlayıcı ortamların sınıflandırılması ve bu alanlarla
ilgili elektriksel ekipmanların seçimi
ve risklerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle AB direktiflerinin
mevzuatımıza uyarlanmış olması
sebebiyle de patlayıcı ortam sınıflandırması ve bu alanlarda kullanılacak
ekipmanların seçimi konusunda
çalışacak kişilerin eğitimi son derece
kritik önem arz etmektedir.
Yeni gelişen IECEx Schema sayesinde
tüm dünya ülkelerinin aynı standart,
aynı terminolojiyi kullanmaya başlaması sonrasında patlamaya karşı
korunma konusunda uzmanlık daha
da önemli hale gecektir. Bu kapsamda IEC’nin yayınlamakta olduğu ve
sürekli olarak revizyona tabi tuttuğu
EN 60079 serisini sürekli olarak takip
etmek ve gelişmelerden haberdar
olmak gerekmektedir. IECEx Schema tarafından yayınlanacak olan EN
80079 serisini de unutmamak gerekir.
Akıllara gelen ve kafa karışıklığına
sebep olan en önemli soru: IECEx
Schema gelince ATEX direktiflerinin
36
Aslında cevap çok basit: HAYIR.
IEC’nin özellikle ATEX Direktiflerinde
gördüğü eksiklikleri tamamlamak ve
standartlar ile doldurmak istemesi
üzerine IECEx Schema yapısına gidilmiştir. Ancak burada unutulmaması
gereken en önemli husus ise; Tüm
AB’de özellikle ABD’nin de sisteme
tam dahil olması sonrasında ATEX
Direktiflerinin de IECEx Schema’nın
çıkardığı standartlar çerçvesinde
yeniden ele alınarak yayınlanacağı
şeklindedir.
IECEx Nedir?
IEC (International Electrotechnical
Commision); elektrikle ilgili konularda uluslararası birliktelik sağlamak maksadı ile kurulmuş
hükümete bağlı olmayan
Uluslararası Elektroteknik
Komisyonu’dur.
ISO (International
Standart Organisation) mekanik
ekipmanlar ile
ilgili standartları
geliştirirken,
IEC de elektrikle ilgili
standartları
hazırlamaktadır. Her iki kuruluşunda merkezi
İsviçre’dedir ve
çalışmaları paralel
yürümektedirler. Patlayıcı ortamlarla ilgili
standartları IEC’ye bağlı
olarak çalışan TC31 teknik
komitesi hazırlamaktadır.
Avrupa normları (EN) etrafında birleşme ve serbest ticareti daha rahat
sağlamak maksadı ile IEC içerisinde
ayrı bir yapılanma oluşturulmuştur.
IECEx Schema şeklinde yeni bir yapılanma kurulumunun ana amacı ise şu
şekilde sıralanabilir:
• IEC standartlarına uygun sertifika
vermek,
• Yetkili servis, tamir bakım yapabilecek yetkili servisleri sertifikalandırmak,
• Exproof konusunda çalışacak personelin yeterli olup olmadığını belirlemek ve sertifikalandırmaktır.
Patlama Yönünden Güvenliğin Sağlandığının Kanıtlanması, Patlamadan
Korunma Konusunda Eğitim Almış
ve/veya Deneyimli Ehil Kişiler
Yeni yayınlanmış olan “Çalışanların
Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden
Korunması Hakkında Yönetmelik”in
patlayıcı oratam sınıflandıracak ve
sınıflandırılan alanlarda kullanılacak
elektriksel ekipmanları seçecek, statik
elektrik da dahil tutuşturma kaynaklarını değerlendirecek ve patlamadan
korunma dokümanı hazırlayacak kişilerin eğitim almış ve/veya deneyimli
ehil kişilerce yapılmasını zorunluluk
olarak getirdiği görülmektedir.
Yönetmelik’in EK – 2 “Çalışanların
Sağlık ve Güvenliklerinin Patlayıcı Ortam Risklerinden Korunması İçin Asgari Gerekler” madde 2.8.’de patlayıcı
ortam oluşabilecek bölümleri bulunan
işyerlerinde; faaliyete başlanılmadan
önce bütün işyerinin patlama yönünden güvenliğinin sağlandığı kanıtlanacaktır. Patlamadan korunmayı
sağlamak için bütün koşullar yerine
getirilir. Patlama yönünden güvenliğin sağlandığının kanıtlanması,
patlamadan korunma konusunda
eğitim almış ve/veya deneyimli ehil
kişilerce yapılır denilmektedir.
Gerçekten de ATEX direktifleri, IECEx
Schema ve EN 60079 standart serisi
çerçevesinde patlayıcı ortamların
sınıflandırılması, hesaplanması, Zone
haritalarının oluşturulması ve bu Zone
haritalarına bağlı olarak gerekli elektriksel ekipmanların seçilmesi için tam
uzmanlık gerektiren bir mühendislik
işidir. Bu kapsamda çalışmayı hedeflemiş mühendislerin öncelikle konu
ile ilgili eğitim aldıktan sonra özellikle uluslararası standartları sürekli
olarak takip etmeleri ve ilgili değişiklerden de haberdar olmaları gerekmektedir, zira Zone hesaplamasında
en çok kullanılan EN 60079: 2003
serisi 2009 yılında revizyon görmüş ve
2015 yılında tekrar revizyon görmesi
beklenmektedir.
Resmî Gazete’nin 4 üncü mükerrerinde yayımlanan Muhtemel Patlayıcı
Ortamda Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu Sistemlerle İlgili Yönetmeliğe
(94/9/AT) göre ekipman veya koruyucu sistem sayılmayan ancak tesiste
yerleştirildikleri yerlerde kendileri
bir tutuşturma tehlikesi oluşturan iş
ekipmanları ve bağlantı elemanları
için de geçerlidir. Bağlantı elemanlarında herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için gerekli önlem
alınır denmektedir.
Yönetmelik incelendiğinde “tesiste
yerleştirildikleri yerlerde kendileri
bir tutuşturma tehlikesi oluşturan iş
ekipmanları ve bağlantı elemanları
için de geçerlidir.” tabiri kullanılmıştır. Bu durum birçok işletmeyi
zora sokacaktır, çünkü henüz elektrik ve elektronik ekipmanlarını dahi
exproof ekipmanlar ile değiştirmemiş
işyerleri motorların metal kısımlarını, kullandıkları el aletlerini vb. Ex
uygunluk sertifikası olmadan kullanamayacaktır.
IECEx Schema Çerçevesinde Exproof
Ekipmanların Bakımı, Testi ve Kurulumunu Yapacak Personelin Sertifikalandırılması
Resmi Gazete’de 2013 yılı itibari
ile yayınlanmış olan “Çalışanların
Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden
Korunması Hakkında Yönetmelik”te
2003 yılında yayınlanmış olan yönetmelikten farklı olarak sadece elektrik ve elektronik kısımlar için değil
mekanik kısımlar için de Ex uygunluk
sertifikası istenilmektedir.
IECEx Schema çerçevesinde getirilen
en büyük değişiklik bakım elemanlarının ya da exproof ekipmanların testini ya da kurulumunu yapacak perseonelin sertifikalandırılması olmuştur.
Bu eğitmlerin nasıl verileceği kimler
tarfından verileceği ile ilgili bilgiler ise
IECEx’in sayfasında bulunabilmektedir. Aslında ATEX direktifleri çerçevesinde de bu sertifikalandırma söz
konusuydu, ancak artık yeni sistem
IECEx Schema çerçevesinde uzmanlığı IEC tarafından kabul edilmiş yeni
bir sertifikalandırmanın söz konusu
olduğunu görmekteyiz.
Yönetmelik’in EK - 2 “Çalışanların
Sağlık ve Güvenliklerinin Patlayıcı
Ortam Risklerinden Korunması İçin
Asgari Gerekler” madde 2.4’de tesis,
ekipman, koruyucu sistemler ve
bunlarla bağlantılı cihazların patlayıcı
ortamda güvenle kullanılabileceğinin,
Patlamadan Korunma Dokümanında
belirtilmesi halinde bunlar hizmete
sokulabilir denilmektedir. Bu kural
30/12/2006 tarihli ve 26392 sayılı
Yönetmeliğin EK-2 madde 2.5.’de ise
patlama riskini en aza indirmek ve
olası bir patlamada, patlamayı kontrol
altına almak, işyerine ve iş ekipmanlarına yayılmasını en aza indirebilmek için; işyerleri, iş ekipmanları
ve bunlarla bağlantılı tüm cihazların
tasarımı, inşası, montajı ve yerleştirilmesi, bakım, onarım ve işletilmesinde gerekli tüm önlemler alınır. Her
bakım ve onarım sonrasında tesisin,
Mekanik Kısımlar İçin de Ex Uygunluk Sertifikası Gerekmektedir
ekipmanların veya koruyucu sistemlerin Muhtemel Patlayıcı Ortamda
Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu
Sistemlerle İlgili Yönetmeliğe (94/9/
AT) uygunluğunun devam edip etmediği, bağlantılarının ve montajlarının
durumu kontrol edilir. İşyerlerinde
patlamanın fiziksel tesirlerinden
çalışanların etkilenme riskini en aza
indirmek için uygun önlemler alınması gerekmektedir denilmektedir.
Yeni yönetmeliğimizin de aynı IECEx
Schema’nın da amacına uygun olarak
bakım, test ve kurulum aşamasında ehil kişilerce kontrol istediğini
görmekteyiz. Bu bağlamda; IECEx
Schema çerçevesinde sisteme dahil
olmak isteyen test kuruluşları, bakım personelleri, kurulum yapacak
perseonellerin sertifikalandırılmaları
gerekecektir. Ayrıca bu kişi ve kuruluşların kendi milli kalite sistemi ile
birlikte, ISO/IEC 17025 (guide 65) kalite sistemine de uymaları gerekmektedir. Kalite sistemi, teknik personel ve
teknik yeterlilik ExMC’ler tarafından
periyodik olarak kontrol edilecektir.
ExMC’lerin yetki ve sorumlulukları
IECEx01 ve IECEx02 nolu dokümanlar
ile belirlenmiştir ve IEC’nin internet
sayfasından ulaşılabilmektedir.
MAKALE
Yadigar Yolcu
Kazaların Çevresel ve Teknik Araştırması Bilim Uzmanı
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
Sahi kaza
tam olarak
neden olmuştu!?...
Sıklıkla yaşanan ve milletimizi derinden yaralayan iş kazaları ne zaman gelişmiş ülkelerdeki seviyeye inecek?
H
er iş kazasından sonra siyasiler, meslek odaları, sendikalar
ve sivil toplum örgütleri bir
dizi demeçler verip önlemlerin
alınması konusunda yetersizliklerden
bahsederek toplumsal ve kamusal görevlerini yerine getirdikleri düşüncesiyle vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar. Yaşanan bu kazalar bizlere 6331
Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın
ne kadar uygulanabilir ve denetlenebilir olduğunun sorgulanması yanı
sıra iş güvenliği uzmanlarında aranan
formasyonun bir kere daha sorgulanması gereğini ortaya koymuştur.
İş sağlığı ve güvenliği konusunda
gelişmiş ülkeleri bir hayli geriden
takip eden ülkemizde yönetmeliklerin çıkarılıp tekrar iptal edilmesi, sil
baştan yönetmelik hazırlanması, iptal
edilen tüzük ve yönetmeliklerin yerine
boşluğu dolduracak şekilde herhangi
bir mevzuat çıkarılmaması şüphesiz iş
güvenliği kültürünün oluşması ve benimsenmesi açısından istenmeyen gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Buna ek olarak iş dünyası içinde yer
alan işverenler iş güvenliği hizmetlerini gereksiz bir maliyet olarak görmeye
devam ederken yönetim kadrosu ve
çalışanlar ise işletme körlüğü içinde
tehlikeler ile iç içe yaşamaktadırlar.
Bu vahim ve üzücü olaydan hareketle
inşaat iş koluna tekrar bakarsak:
Son 5 yılda 1.754 çalışanın hayatını
kaybettiği, 1.940 çalışanın sakat kal-
38
dığı istatistiklerde görülecektir. İnşaat
iş kolunda yaşanan hızlı yatırıma bağlı
olarak büyüyen iş alanında tabi olarak
daha fazla çalışan istihdam edildi.
2008 yılında sektörde 1 milyon 238
bin çalışan varken bu sayı Mayıs 2014
itibariyle 1 milyon 954 bine çıkmıştır. Kayıt dışı çalışmalar da dikkate
alınırsa bu rakamın çok daha yüksek
olacağı anlaşılabilir.
Çok tabii olarak ölümün olduğu bir dünyada kaza da kaçınılmaz olacaktır. Ama
bizdeki gibi olmamalı. 6 Eylül 2014
tarihinde İstanbul Mecidiyeköy’deki inşaatın asansöründe meydana gelen ve
32. kattan zemine çakılarak 10 işçinin
hayatını kaybetmesine sebep olan kazadan hareketle kısaca sektör ve kaza
analizi yapılırsa belki faydası olabilir.
Son 5 yıla bakıldığında
2008 yılında 297,
2009 yılında 156,
2010 yılında 475,
2011 yılında 570,
2012 yılında 256 çalışanımızı kaybettik.
1) İşveren Faktörü: Sahanın içinden
biri olarak biliyorum ki, bugün bile
bir çok inşaat firması proje maliyeti
yaparken hâlâ iş güvenliği maliyetini
ihmal ediyor. Bu ihmal esas itibariyle
işverenin iş güvenliği algısını ya da önceliğini de gösteren bir parametredir.
Peki, son 5 yılda Hangi gelişmeler oldu?
1) 6331 Sayılı İSG Kanunu çıktı.
2) Gerek 6331 Sayılı İSG Kanunu gerekse diğer mevzuatların gereği olan
yönetmelikler çıktı.
3) Ulusal düzeyde iş güvenliği eğitimleri yapıldı.
4) Denetim alt yapısı güçlendirildi.
5) Sahada iş güvenliği profesyonelleri
yerini aldı.
6) Odalar ve işverenlere yönelik bilinçlendirme eğitimleri yapıldı.
7) Denetimde yöntem değişikliğine gidilerek proaktif yaklaşım benimsendi.
Sahadaki örneklere bakıldığında iş
güvenliği konusu işverene engel olan,
üretimi yavaşlatan, kanuni zorunlulukların yerine getirilmesi yeterli görünen bir haldedir. Bunu alt yükleniciler ile çalışma sıklığı, işçi hareketleri,
taşeron çalışma süreleri gibi diğer alt
parametreler eklenirse, İSG sürecinin ne kadar esnediğini anlamak çok
da zor olmasa gerek. İşverenler asli
sorumluluğu olan denetim gözetim
ve her türlü tedbirinin alınması ile bu
tedbirlerin sürekli kılınması ilkesini
unutmuş durumdadırlar.
Yukarıda zikredilen maddelerin hepsi sevindirici gelişmeler, güncel uygulamalar. Öyleyse neden hala sorun
devam ediyor? Kazalar bu toplumun
neden kaderi haline geliyor?
2) Çalışan Faktörü: Ülkemizde inşaat
işkolu ne yazık ki eğitim seviyesi en
düşük çalışan yapısına sahiptir. Bu durum öğrenme, kabullenme ve sürekli
kılmanın önünde önemli bir engeldir.
Ayrıca sektörün büyümesine bağlı
olarak gerekli insan kaynağı bulma
zorluğu yaşanmaktadır. İşyerinde tedbirler konusunda disiplinli davranan
şantiyelerde çalışanın işten ayrıldığı
unutulmamalıdır.
sürecinde çıkarılmış uluslararası
beklentilere uygun bir kanundu. Ancak
gerek alt mevzuat eksikliği gerekse uygulama standartları iş güvenliğinin içini
boşaltmış, şekil odaklı, evrak odaklı bir
uygulamaya dönüşmüştür. Örneğin;
Ancak genel manada iş güvenliği
konusunda temel, belirleyici çalışandır,
çünkü uygulayandır. İşveren ne kadar
duyarlı olursa olsun, çalışan duyarlı olmaz ve uygulama direnci gösterirse (ki
bunu yaşıyoruz) kaza kaçınılmaz olur.
a) “Çalışanlar risk grubuna göre 8 – 12
– 16 saat eğitim almalı ve bu eğitimler
belgelenmelidir” hükmü gereği yapılması gereken eğitim, pratikte sahada
ya niteliksiz eğitim yapılmakta ya da
hiç eğitim yapılmadan eğitim belgeleri düzenlenmektedir. Konu eğitim
olmaktan çıkıp, belge almaya dönüşmüştür. olmuştur.
3) İş Güvenliği Profesyonelleri: 6331
Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu’ndan
sonra ne yazık ki iki kötü algı oluştu.
a) Zorunlu personel istihdamı ile İSG uygulamaları yerine getirilmiş kabul edildi.
b) Sahada ihtiyaca binaen çok sayıda
uzman oluştu. Bunların önemli bir kısmı
alan bilgisi olmayan, İSG tecrübesinden yoksun ama “uzman” sıfatıyla yol
gösterici oldu. Ciddi alan bilgisine ihtiyaç
duyulan inşaat işkolu da alakasız branşlardan uzmanlar atanarak yasal zorunluluklar yerine getirilmeye başlandı. Bu
uygulama ile saha ehil olmayan kişilerin
sorumluluğuna terk edilmiş oldu.
4) Makine – Ekipman Kontrolü: Bilindiği gibi başta inşaat işkolu olmak üzere
birçok alanda makine-ekipman periyodik
kontrollerinin yapılması ve uygunluk
raporlarının bulunması mecburidir. Ne
yazık ki bugün sahada kullanılan makina
ekipman kontrollerinin büyük bir çoğunluğu muayene ya da bir teste tabi tutulmadan uygunluk raporları verilmektedir.
Muayene-kontrol yapanların da önemli
bir kısmı ya teknik bilgiden yoksun ya
da teknik ekipmanı yoktur. Bir kule vinç
kaldırma test ve muayenesi en az 2 saat
sürer. Ancak fiiliyatta yapılmadığı için
50 TL - 100 TL karşılığı 5 dakikada kule
vinç test raporu alınabilmektedir.
Yani makine-ekipman kontrol raporunun varlığı muayenenin ya da kontrolün sağlıklı yapıldığı ya da sağlam
olduğu anlamına gelmeyebilir.
5) İş Sağlığı Güvenliği Mevzuatı: Ülkemizdeki iş sağlığı güvenliği iyi uygulama örneklerine bakıldığında ne yazık
ki bu kuruluşların genellikle yabancı
menşeili firmalar olduğunu görüyoruz.
Bunlar her ne kadar ulusal mevzuata
tabi olsalar da aslında uluslararası iş
güvenliği kriterlerini esas alıyorlar.
Aslında 6331 Sayılı İSG Kanunu, AB
b) İşyerlerinde risk analizleri-acil
durum eylem planları hazırlanmalı,
gerektiğinde revize edilmelidir. Bugün
hemen hemen her işyerinin risk analizi-acil durum planı vardır. Genel anlamda birbirinin aynıdır, yapılanların
pratikte bir faydası ve anlamı yoktur.
c) Hizmet alımlarının önemli bir kısmı
OSGB’ler aracılığı ile sunulmakta olup
OSGB kuruluş ve işletme standartları
son derece düşük olmakla birlikte
sayıları çok fazladır. Bu durum beraberinde sermaye istemeyen ve kolay para
kazanılan bir sektör algısı yarattı ve etik
kural tanımayan birçok insanı bu sektöre çekti. Kamu bu manada düzenleme
yetkisini iyi kullanamadı.
d) Çalışan işe başlarken “işe uygunluk
sağlık raporu” almalıdır. Mevzuatımızın bu maddesinin de ne yazık ki içi
boşaltılmıştır.
Bugün daha ziyade OSGB’ler üzerinde yürüyen bu uygulama, hekim
dışı kişilerin kontrolüne geçmiştir.
Sistemde bunu sorgulamamıştır.
Şöyle ki bir OSGB’de hem acil hizmetler için alan ve ekipman istenmiş hem
de işyeri hekimliği hizmeti sunulması
beklenmiş. Ancak mevzuatın öngördüğü asgari hekim sayısı 1’dir. Bu
tabloya bakıldığında ya kadroda en az
2 hekim olmalı ya da acil ve muayene
kaldırılmalıdır. Aslında genel manada
OSGB’lerin standartları yükseltilmekle birlikte, aslolan bunları kendi içinde
sınıflara ayırmaktır.
Bugün tek işyeri hekimi çalıştıran
OSGB’ler büyük oranda sağlık raporlarını hekim dışı sağlık personellerine doldurtarak bu işlemi yerine getirmektedir.
Ülkemizde birçok alanda olduğu
gibi bu alanda da zaman harcanıyor,
emek harcanıyor, para harcanıyor,
yasal düzenlemeler yapılıyor ama
sonuç alınamıyor. Neden? Konuya
tekrar dönersek: Sahaya çıkan bir
uzman iş ekipmanlarını tanımalı ve
asgari özelliklerini bilmelidir. Periyodik kontrol raporlarını irdelemeli, uygunsuzlukların giderilmesi için önlem
ve önerilerini öncelikle yapmalıdır.
Söz konusu asansör, inşaat sektöründe kullanılan en güvenilir dış cephe
asansörüdür. Motordan elde edilen
dönme hareketi pinyon ve kramayer
dişli sistemi ile doğrusal harekete çevrilmekte ve taşıyıcı gövdeler ile binaya
ankarajlanarak sabitlenmektedir. Bu
tip asansörler servis freni, hız 0.4 m/
sn aşıldığında devreye giren otomatik
paraşüt freni, güvenlik ve limit (ağırlık
swiçi) anahtarları, alt ve üst sınır kesicileri, acil stop butonları ile yüksek güvenlikli ekipmanlardır. Bu ekipmanları
kullananların yetkilendirilmiş eğitimli
çalışan olması mutlaka aranmalıdır.
Yetkisiz kullanıma izin verilmemelidir.
Günlük kontroller yapılarak sınır
kesicilerin aktif olup olmadığı kontrol
edilmeli. Makine bakım sicil kartları
olmalı. Değişen parçalar ve bakımlar
kayıt altına alınmalıdır.
Tabiî ki bu bahsettiğimiz teknik bilgilerin tamamını her uzmanın bilmesi
beklenemez ama denetçi niteliğindeki
bir kişi en azından bakım ve kontrol
raporlarını doğru analiz edebilmelidir. Çalışanların da kendisinin de
kullandığı asansördeki teknik bir
arızayı fark edip önemsemeli, anında
çözüm önerilerini de sunmalıdır. Kaza
bir saniye sonrasında bile gerçekleşebileceğinden hızla hareket edilmeli, asla ihmal edilmemelidir. Arıza
tam olarak giderilinceye kadar sistem
devre dışı bırakılmalıdır. Yoksa böyle
toplu ölümler kaçınılmaz olur.
Ayrıca inşaat gibi güvenlik kültürünü
oluşturmakta insan direncinin çok
güçlü olduğu bir sektörde, çalışanlar
üzerinde bir saygınlık kazanmak
ve iş güvenliğinin önemsenmesini sağlamak için
sektör ve konusuna
çok hâkim uzman
sahada olmalıdır.
Aslında yazılacak ve irdelenecek
çok şey var. Ancak şu tespiti yapmak
yeterli olacaktır:
39
40
41
MAKALE
Mirey Bonfil
Teknik Koordinatör
3M İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü
GÖZ’ünüz
Gibi Bakın
Beş duyu organımız içerisinde belki de en önemlisi dış dünyayı görmemizi, tehlikeleri
farketmemizi, bir bakışımızla duygularımızı ifade etmemizi sağlayan ve bizi sevdiklerimizle bir araya
getiren duyu organımız gözdür. Türk deyimlerinden “gözünüz gibi bakın” ifadesi de buradan türemiştir.
A
merika’da İş Sağlığı ve Güvenliği üzerine araştırma yapan en
önemli enstitü olan NIOSH’un
(National Institute of Occupational Safety and Health) yapmış olduğu
bir araştırmaya göre, günde 2 bin kişi
işe bağlı göz yaralanması sebebiyle hastanelere tedavi olmaya gitmektedir. Bu
vakaların üçte biri ciddi yaralanmalar
sonucu tedavi görmekte, 100’den fazla
çalışan ise gün kayıplı rapor almaktadır.
İngiltere’de bulunan İş Sağlığı ve Güvenliği üzerine araştırmalar yapan diğer
bir kuruluş olan OSHA’nın (The Occupational Safety and Health Administration)
verilerine göre göz yaralanmalı kaza
geçiren her beş kişiden üçünün kaza sırasında koruyucu gözlük kullanmadığı,
yüzde 40’ı kadarının ise, koruyucu gözlük kullandığı ancak uygun koruyucu
gözlük kullanmadığı için kaza geçirdiği
saptanmıştır. Ülkemizde ise Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı rapora göre, 2012 yılında raporlanan göze ve yutağa cisim kaçması
kazası sayısı 7 yüz 52’dir.
İşyerlerinde göze zarar veren faktörler mekanik, sıcak parçacıklar, kimyasal sıvılar ve gazlar, radyasyon ve
biyolojik etkenler olarak söylenebilir.
OSHA’nın yapmış olduğu analize göre,
yaşanan kazaların yüzde 70’i uçan ya
da düşen parçacıklardan meydana gelirken, yüzde 20’si kimyasal sıçramalarından meydana gelmektedir.
İnsan vücudunun kendi savunma
mekanizması oldukça gelişmiştir.
Gözyaşı, gözümüzü kırpmak bunlara
42
örnek olarak verilebilir. Ancak bu
mekanizmaların yetersiz kaldığı durumlarda koruyucu gözlük kullanmak
şarttır. Özellikle mekanik etkenlerden
doğacak sonuçların göze ani, akut ve
acı veren etki yapması sonucu mekanik
etkilere karşı gözlük kullanma ihtiyakcı
daha kolay farkedilmektedir ancak gözle
görülmeyen veya etkisi akut olarak
ortaya çıkmayan radyasyon, biyolojik
etkenler gibi durumlarda, çalışanları
bilinçlendirmek ve doğru yerde doğru
gözlüğü kullanmak en önemli husustur.
İşyerlerinde öncelikli olarak iş güvenliği
uzmanı tarafından riskler değerlendirilerek nerede nasıl bir kişisel koruyucu
donanım kullanılması gerektiği belirlenmelidir. Risklerin doğru belirlenmesi ve
yorumlanabilmesi için kişisel koruyucu
donanımların özellikleri ve nerede kullanılması gerektiği de çok iyi bilinmelidir.
Türkiye’de ve Avrupa Birliği ülkelerinde koruyucu gözlüklerin hepsinin EN
166 standardına, CE işaretlemesine ve
kullanım kılavuzuna (Türkiye için Türkçe
olması şartı vardır) sahip olması gerekmektedir.
EN 166’ya göre göz koruyucuların sahip olması
gereken temel özellikler:
Görüş alanı, optik özellikler,
malzeme ve yüzey kalitesi, sağlamlık, tutuşmaya
direnç, korozyona direnç
ve yaşlandırmaya direnç
olarak sayılır. Çalışılacak
göreve göre başka standart
gereklilikleri de mevcuttur.
(EN 169: Kaynakçı filtreleri, EN 170: UV
filtreleri vs.). EN 166 standardının gerekliliklerinden diğeri ise, hem lens hem
de sapların üzerinde bulunması gereken
işaretlemelerdir.
Filtre kodunun 2 olması UV koruması
olduğunu gösterirken, 1.2 sınıf numarası olması ise cam rengini göstermektedir. Optik sınıfının 1 olması
uzun süreli işlerde kullanıma uygun
olduğunu gösterir. Darbe dayanımında
ise, S: arttırılmış sağlamlık (gözlük,
tam kapalı gözlük, vizörde mevcuttur),
F: yüksek hızlı düşük enerji darbelerine dayanımlı (gözlük, tam kapalı
gözlük,vizör), B: yüksek hızlı orta enerji darbelerine dayanımlı (tam kapalı
gözlük,vizör), A: yüksek hızlı yüksek
enerji darbelerine dayanım (vizör), T:
yüksek sıcaklıklarda test edilmiş (-5°C
ile 55°C) olduğunu göstermektedir.
Özellikle tam kapalı gözlüklarda
karşılaştığımız kullanım alanları için
numaralandırma ise, 3: sıvı sıçrama
ve damlacıklar, 4: iri toz partikülleri,
5: gaz ve ince tozlar (‹5mikron), 8: kısa
devre elektrik arkı, 9: ergimiş metal ve
sıcak parça olarak belirtilmiştir.
Koruyucu gözlükleri seçerken birden
çok kriter bir araya getirilerek değerlendirme yapılmalıdır. Aksi takdirde doğru
seçim uygulanamayacaktır. Bu kriterleri
aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
ortamı iyice karartmış olacağınız için
kaza riskini arttırmış olursunuz.
1. Gözlük Seçimi: Koruyucu gözlükleri
üç ana sınıf altında toplayabiliriz.
Gözlük Üstü Gözlük: Numaralı gözlük kullanıcıları için tasarlanmış olup,
mekanik risklere karşı çalışanı korumak
amaçlı kullanılmaktadır.
Mekanik Etkilere Karşı Koruyucu
Gözlük: Mekanik risklere karşı çalışanı
korumaktadır. Yüze ne kadar iyi oturursa
koruma seviyesi de o kadar artacağından, çalışanın yüzüne uygun olan bir
model seçilmesi önemli bir kriterdir.
Tam Kapalı Gözlük: Genellikle kimyasal
sıçramaları, gaz ve/veya tozun olduğu
çalışma ortamlarında kullanılması
önerilmektedir. Numaralı gözlük kullanıcıları da kullanabilmektedir. Asetat
veya polikarbonat lens seçenekleriyle
beraber, havalandırmalı ve havalandırmasız modelleri de mevcuttur. Örneğin
kimyasal sıvı sıçrama riski bulunan ve
toz boyutunun 5 mikrondan küçük olan
çalışma ortamında havalandırmasız model ile çalışmak gerekirken eğer partikül
boyutu 5 mikrondan büyük ise havalandırmalı modeller tercih edilip, çalışanın
konforunun arttırılması sağlanabilir.
2. Gözlük Lens Malzemesinin Seçimi:
Koruyucu gözlüklerin lensleri genellikle polikarbonat malzemeden imal edilmiştir. Polikarbonat seçilmesindeki en
önemli özellikler hafif olması, mekanik
dayanıma karşı mukavemetinin yüksek
olması sayılabilir. Ancak kimyasal direnç için kıyaslama yaptığımızda asetat
lensler ön plana çıkmaktadır, bu nedenle, kimyasallarla çalışma durumunda asetat lens tercih edilmesi gerekir.
Asetat ve polikarbonat seçenekleri tam
kapalı gözlüklerde bulunmaktadır.
3.Gözlük Lensinin Renginin Seçimi:
Gözlük lenslerinde en yaygın olan renk
şeffaf olmasına karşın, çalışılacak ortam koşulları ve yapılacak işlemler için
farklı renklerde lenslerde mevcuttur.
Lens rengini seçerken, renk skalasını
her zaman gözümüzün önüne getirmemiz gerekir. Renk skalasında seçilen rengin karşısında bulunan renk absorplanacaktır. Lens rengini seçerken
dikkatli olmak gerekir. Örneğin kaynak
gözlüğü renginde bir gözlüğü, karanlık
bir ortamda kullanırsanız, bulunulan
Şeffaf: Maksimum görme keskinliği
ve renk tanımlamayı sağlamaktadır.
Amber: Renk skalasına baktığımızda, sarı renk mavi rengin zıttıdır. Bu
durumda, mavi, mor ve mor ötesi ışınları absorblayacak ve çalışanın ortamı
daha parlak daha aydınlık görmesini
sağlayacaktır. Detay işlemler yapılırken kullanılması önerilmektedir.
Gri: Özellikle güneş ışığı gibi göz alan
ışıkların olduğu ortamlarda kullanılması
önerilmektedir. Parlak ışığı azaltmaktadır.
Kaynak Gözlüğü: Kaynak yapılırken
gözleri, kaynak ışınlarından korumak
amaçlı kullanılması gerekmektedir. Kaynak esnasında ortama yayılan ışınların
yüzde 60’ı kızıl ötesi, yüzde 10’u mor
ötesi ve yüzde 30’u da görünür ışınlardan oluşmaktadır. Bu ışınlar, radyasyon
etkisi göstererek çalışanların gözünde ve
cildinde ciddi hasarlara neden olmaktadır. Mor ötesi ışınların etkileri, çok
hızlı meydana gelir ve mor ötesi ışınlar
korneaya zarar verirken, kızıl ötesi
ışınların etkileri, yıllar sonra farkedilir ve
kızıl ötesi ışınlar retinada kalıcı hasara
neden olur. Kaynak gözlüklerinin camları
yeşildir, renk skalasına baktığımızda
yeşil renk kırmızıyı absorblar. Kırmızı da
kaynak çalışması sırasında çıkan renktir.
4.Model Seçimi: Her çalışan 8 saatlik
vardiyası boyunca üzerindeki diğer kişisel koruyucu donanımlarla beraber çalışmak zorundadır. Çalışanın işini daha
rahat ve konforlu bir şekilde yapabilmesi amacıyla, seçimlere çok dikkat etmek
gerekir. Güvenlik amacıyla gözlüğün çalışanın yüzüne tam bir şekilde oturması
gerekir. Gözlük lensinden geçen ışının
ekstradan kırılmaması amacıyla gözlüklerin keskin dönüşlerinin olmaması
önerilmektedir. Diğer bir husus ise,
çalışanın gözlüğü taktığında konforlu
olmasıdır. Bu nedenle, gözlüğün hafif
olması, diğer kişisel koruyucu donanımlarla uyumlu olması, yansıma ve buğu
yapmıyor olması, gözlük saplarının
oynar ve yumuşak olması gibi kriterler
son aşamada önem kazanmaktadır.
İşyerimizde yapılan risk analizleri sonucu, tüm bu kriterlere göre koruyucu gözlük seçimimizi yapmakla süreci tamamlamış olmuyoruz. Tüm kişisel koruyucu
donanımlarda olduğu ve Yönetmelikçe
de istendiği şekilde gözlüklerin nasıl ve
nerede kullanılacağının eğitimlerinin
çalışanlara yani kullanıcılara verilmesi,
nasıl temizleneceği, nasıl saklanacağı
ve ne zaman yenilenmesi gerektiğinin
bilgilendirilmesi de gerekmektedir. İlk
kullanımdan önce, çalışanların kullanım
kılavuzunu okuması önemlidir.
Gerek gözlüğün uzun süreli kullanımı
gerekse kullanıcının göz sağlığı açısından gözlüğün bakımının doğru yapılması
da önem taşımaktadır. Örneğin kullanıcıların yaygın olarak yaptığı bir hata
gözlükleri temizlemek için penye bir
kumaşla ya da bir kimyasal madde kullanarak silmektirToz ve kimyasal maddeler
lense ve kaplamaya zarar vereceğinden
gözlüğü kullanılmaz hale getirmektedir.
Bu nedenle, gözlüğün bakımı ve temizliği
için kullanım kılavuzuna ve ürün tedarikçisine danışılması tavsiye edilir.
Gözlüğü saklarken ve muhafaza ederken de bazı basit kurallara uyulması
uzun süreli sağlıklı kullanım açısından tavsiye edilir. Örneğin gözlüğün
lensini her zaman, çizilmeyecek biçimde yukarı doğru bırakmak, orijinal
paketinde saklamak pratik ve gözlüğün ömrünü uzatacak uygulamalardır.
Diğer kişisel koruyucu donanımlarda olduğu gibi, koruyucu gözlük kullanımında da her kullanımdan önce herhangi
bir parçası eksik mi, üzerinde çizik var
mı gibi genel kontrollerin yapılıyor olması şarttır. Eğer herhangi bir endişeniz
olursa o gözlükle çalışma ortamına
girmemeniz önerilir. Son olarak, tüm bu
hususlara dikkat edilebilmesi, çalışanların farkındalığın artması, gözlüklerin doğru seçimi ve kullanımı için en
önemli gerekliliğin eğitim olduğunu
hatırlatmakta fayda var. Yazımızın başında belirttiğimiz gibi gözünüze gözünüz
gibi bakın çünkü hayatta sevdiklerimize
onları sevdiğimizi belirtebilmemiz için,
onları görebilmemiz için gözümüzün
sağlıklı olması gerekmektedir.
43
MAKALE
Gökçe Begüm Silsüpür
Elektrik-Elektronik Yüksek Mühendisi / İSG Uzmanı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı / İSGGM
İşyerlerinde
Elektromanyetik Alan Maruziyeti
Günümüzde teknoloji kullanımı hızla artmaktadır. Ancak hayatımızı kolaylaştıran ve bize yeni ufuklar açan teknolojinin bazı yan etkileri bulunmaktadır. Bunlardan biri de evlerimizde, işyerlerimizde
kısaca hayatımızın hemen hemen her anında maruz kaldığımız elektromanyetik (EM) alanlardır.
Günümüzün önemli bir bölümünü geçirdiğimiz işyerlerinde karşımıza çıkan cep telefonları, telsizler, akım taşıyan kablolar, bilgisayarlar, mikrodalga fırınlar, endüstriyel iş makineleri birer EM
alan kaynağıdır. Bütün elektrikli cihazlar gerilim ve akım seviyelerine bağlı olarak çeşitli frekans
kademelerinde elektromanyetik alan yayarlar.
Ö
zellikle elektrikçiler, kablo
döşeme işçileri, yüksek güç
tüketen makine operatörleri
vb. meslek dallarında çalışanlar EM alan kaynaklarına sürekli
yakın olduklarından birinci derecede risk altındalardır. Örneğin enerji
iletim hatları, TV/radyo vericileri,
mikrodalga radarları gibi güçlü EM
alan kaynaklarının çok yakınında
konumlanmış olan işyerleri elektromanyetik kirlilik seviyesinin yüksek
olduğu yerlerdendir. Ayrıca tıp alanında kullanılan elektronik cihazların
yaymakta olduğu EM alan düzeyleri ile
ilgili araştırmalar yapılarak, gerekli
önlemlerin alınması gerekmektedir.
EM alan maruziyeti, güç yoğunluğunun ve kaynağa uzaklığın yanında; maruziyet süresi, tipi, kaynağın
frekansı, elektrik ve manyetik alan
büyüklüğü ile modülasyon gibi fiziksel
özelliklere göre belirlenmektedir.
kapalıyken ve fişe takılıyken voltajdan
dolayı elektrik alanı oluşur. Manyetik
alanın oluşması için lambanın fişe
takılı olup, açık konumda bulunması
gerekir. Böylelikle, elektrik akımından
dolayı manyetik alan oluşur.
Şekil 1. Elektrik ve Manyetik Alanların Varlığı
Şekil 2’de kırmızı renkle gösterilen elektrik alanın zaman içerisinde sürekli de-
ğişmesi mavi renkle gösterilen manyetik
alanın oluşmasına sebep olmaktadır.
Elektrik ve Manyetik Alanlar
Bir iletken üzerinden geçen akım şiddeti ve oluşan gerilim seviyesine bağlı
olarak, bu iletkenin bulunduğu ortama
elektrik alan ve manyetik alan yayılır.
Lambanın açma-kapama düğmesi
44
Şekil 2. EM Dalga
Elektromanyetik Radyasyon
Elektrik ve manyetik alan dalgalarının uzayda beraber ilerlemesine
elektromanyetik radyasyon denir.
Elektromanyetik radyasyonu iyonlaştıran ve iyonlaştırmayan olarak ikiye
ayırmak mümkündür.
dalgaları, mikrodalgalar, ultraviyole,
görünür ışık) ise iyonlaştırmayan
radyasyon olarak adlandırılırlar.
Elektromanyetik tayf enerji, dalga boyu ve frekans temel alınarak
oluşturulur.
İyonlaşma, atomlardan ve moleküllerden elektron koparılmasıdır.
Enerji yüklü fotonlardan oluşan
elektromanyetik dalgalar, çarptıkları
cisimlerden elektron kopararak iyonlaşmalarına yol açabilirler. Yüksek
frekanslı ve dolayısıyla yüksek enerjili olan x-ışınları ve gama ışınları
iyonlaştıran radyasyonlardır.
Daha düşük frekanslı, bir başka
deyişle düşük enerjili EM dalgalar
(ELF (oldukça düşük frekans), radyo
Şekil 3. Elektromanyetik Tayf
İyonlaştırmayan radyasyon iş ortamında yaygın olarak bulunur ve çeşitli sağlık
riskleri taşır.
Elektromanyetik Kirlilik
EM kirlilik, elektronik cihaz veya
sistemlerin, amaçlanan doğrultuda
çalıştığında, cihaz veya sistemlerde ve
canlı dokuda bozucu etkilere neden
olan veya olabilecek durumdur.
Elektromanyetik kirlilik kaynakları genel olarak iki sınıfta toplanabilir. Bunlar;
• Düşük Frekanslı Elektromanyetik
Kirlilik: Yüksek Gerilim Hatları ve
evlerde kullanılan elektriksel cihazlardan yayılan kirlilik vb.
• Yüksek Frekanslı Elektromanyetik
Kirlilik: Baz istasyonları, radyo-TV
vericilerinden yayılan kirlilik vb.
EM Alanların Sağlık Üzerine Etkileri
EM alanların sağlık etkileri ısıl etkiler
ve ısıl olmayan etkiler olmak üzere iki
kısımda incelenebilir. Isıl etkiler vücut
ısısında artışa yol açar. Isıl olmayan
etkiler ise kimyasal, biyolojik, genetik
ve psikolojik etkiler olarak sıralanır.
Tablo 1. İşyerlerinde İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyon Kaynakları
Bu konuda yapılan çalışmalar sonucunda, EM alanların hücre zarı
fonksiyonlarında, hücresel iletimlerde
ve metabolizmada önemli değişikliklere yol açtığı tespit edilmiştir.
Bununla birlikte, DNA kırıklarına ve
kromozomlarda görülen anormallik-
45
lere, beyin nöronlarının ölümünü de
kapsayan çeşitli hücre ölümlerine,
hücresel strese ve zamansız yaşlanmaya, hafıza kaybı, öğrenme güçlüğü
gibi beyin fonksiyonlarında değişikliğe
ve özellikle çocukların aktivitelerinde değişikliklere, kadınlarda üreme
sağlığı bozukluklarına, halsizlik ve
baş ağrısına, uyku bozukluklarına,
nörolojik dejenerasyonlara, melatonin
salgılanmasında azalmaya ve kansere
neden olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca EM alanlar insanlarda göğüs
acısı, baş ağrısı, kalp atışında ve kan
kimyasında değişime, sindirim ve
dolaşım sistemi problemleri gibi sağlık
sorunlarına ve bağışıklık sisteminde zayıflamaya yol açmaktadır (Dinçer 2000).
ELF alanlara mesleki olarak maruz
kalma sonucu, hem erkek hem de
kadınlarda akciğer kanserinde artış
olduğu tespit edilmiştir (Floderus B,
Stenlund C, 1999).
Terziler ve dikiş diken kişiler üzerinde
yapılan araştırmada, dikiş makinelerinden yayılan alanların bu kişilerde Alzheimer oranını arttırdığı rapor edilmiştir.
Fakat bu çalışmada diğer elektrikli
araçlar için aynı sonuçlar elde edilememiştir (Sobel E, Davanipour Z.1996).
Sıcaklığın yüksek olduğu ortamda
çalışanlar üzerinde yapılan araştırmada, vücut sıcaklığındaki artışların
basit görevlerde bile verimsizlik performansı gösterdiği gözlemlenmiştir
(Ramsey J, Kwon Y, 1988).
SAR Değeri Nedir?
EM dalgalar vücudumuza nüfuz eder.
Nüfuz etme durumu frekanstan frekansa
ve dokudan dokuya (örneğin beyin, böbrek vb.) değişir. Farklı dokuların elektriksel özellikleri de farklıdır. Özgül soğurma
oranı (Specific Absorbtion Rate-SAR)
EM enerjinin vücut dokuları tarafından
soğurulma hızıdır. Birimi W/kg’dır.
SAR değerleri,
• Uygulanan alan parametrelerinden
(şiddeti, frekansı, polarizasyonu, kaynağa göre konumlanma),
• Etki altındaki dokuların biçim ve
yapısından,
• Ortamın topraklanma durumu ve
yansıtıcılığından etkilenir.
46
Şekil 4. Cep Telefonu ile konuşma
sırasında kafa bölgesindeki SAR
İnsan vücudu için 1 derecelik sıcaklık
artışı sorun yaratır. İnsan vücudu için
bir derecelik sıcaklık artışının gerçekleşmesi için bir kilogram doku parçası
başına 4 Watt güç soğurulması gerekir.
Avrupa Birliği üye ülkeleri de dâhil olmak üzere birçok ülkede kabul edilen
ICNIRP tarafından sınır değer olarak
bu değerin 50’de biri olan 0.08 Watt/kg
SAR değeri olarak kabul edilmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü
(DSÖ) 1996
yılında uluslararası EM alan Projesi’ni başlatmıştır. Bu proje ile EM alanların sağlık
etkilerine yönelik tüm çalışmalara
ulaşmak, tartışmak ve olası etkiler
konusunda sağlıklı veri tabanı oluşturmak amaçlanmıştır.
SAR değerinin ölçülmesi oldukça
zordur. Bu nedenle, sınır değerlerin
belirlenmesinde kolay ölçülebilen
veya gözlemlenebilen parametreler
kullanılmaktadır. Bu parametreler:
elektrik alan şiddeti, manyetik alan
şiddeti ve güç yoğunluğudur.
DSÖ bağımsız, kar amacı gütmeyen ve
uzman kuruluşları temel almaktadır.
DSÖ, iyonlaştırmayan radyasyonun
etkileri konusunda ICNIRP’yi, kanser
konusunda IARC Kurumu (Uluslararası Kanser Araştırmaları)’yi kabul
etmektedir.
Uluslararası Kuruluşlar
ICNIRP Komisyonunun Amacı:
EM alan maruziyetine dair olası sağlık
etkilerinden korunmak için EM alan
düzeyleri belirli kuruluşlar tarafından
sınırlandırılmaktadır. Bu kuruluşlar:
• Değişik formlardaki iyonlaştırmayan
radyasyonun etki ve olası zararlarını
incelemek ve bu konuda limit değerleri belirlemek,
• ICNIRP (Uluslararası İyonlaştırıcı
Olmayan Radyasyondan Korunma
Komitesi)-Avrupa Ülkeleri,
• Korunmaya yönelik çalışmalar yapmak ve dokümanlar oluşturmaktır.
• FCC (Federal Komünikasyon Komisyonu) - Amerika Birlesik Devletleri,
• IEEE/ANSI (Elektrik ve Elektronik
Mühendisleri Enstitüsü/ Amerikan
Ulusal Standartlar Enstitüsü)Amerika Birlesik Devletleri,
• ETSI (Avrupa Telekomünikasyon
Standartları Enstitüsü)-Avrupa Ülkeleri
DSÖ tarafından bir bilimsel inceleme
ve Bilimsel Yönlendirme Komitesi
(1998–2002) tarafından verilen görüş,
Uluslararası EMF Projesi çerçevesinde yayınlanmıştır. DSÖ’nün kanserle
ilgili siniflamasinda ELF manyetik
alanlar “Olasi Kanserojen” (Grup-2B)
olarak yer aldi. Ancak, DSÖ’nün ELF
elektrik alanlar ile statik elektrik ve
manyetik alanlari henüz sınıflandırılamayanlar (Grup-3) olarak sınıflandır-
mıştır. IARC 2001 haziran ayında yayımlanan raporunda ise enerji iletim
hatlarının yakın civarında oluşan ELF
alanların kanserojen olabileceğini
açıklamıştır.
EM Alan Sınır Değerleri
Uluslararası Sınır Değerler
EM alanların insan sağlığına etkileri
konusunda oluşturulmuş sınır değerler frekansa göre değişiklik gösterir.
ICNIRP Kılavuzu’nda yer alan sınır değerler altı dakikalık ölçüm sonucunda
elde edilecek ortalama değerler içindir.
Halkın istemsiz olarak maruz kaldığı
EM alan maruziyeti yanında, meslekleri gereği imalat, uygulama ve tıp
alanında çalışanların EM alan maruziyeti de ayrı bir öneme sahiptir. ICNIRP
tarafından; dokudaki 10°C artışın tehlike eşiği olarak kabul edilmesiyle belirlenen referans limitin 1/10 oranında
azaltılması ile mesleki maruziyet limiti
ve bu değerin 1/5 oranında daha azaltılması (yani toplamda 50 kat koruma)
ile halk limit değeri belirlenmiştir.
Tablo 2’de mesleki maruziyete bağlı
ICNIRP sınır değerleri görülmektedir.
Tablo 2. Mesleki maruziyette izin verilen ICNIRP limitleri
Özellikle çocuklar ve hassas grupların
dâhil olduğu istem dışı halk maruziyetinin işçi maruziyetine göre daha
katı değerde olmasının nedeni, işçinin
yüksek RF maruziyetine rağmen, çok
daha kısa süreli, seyrek ve kontrollü
maruziyetinden kaynaklanmaktadır.
İşleri gereği EM Alanlara maruz kalan
çalışanlar, genellikle maruz kaldıkları
EM Alanlardan haberdar yetişkinlerdir
ve gerekli önlemleri almış oldukları
varsayılmaktadır.
Maruziyet sınırlamaları, ispatlanan
sağlık etkileri temelinde uzun vadeli temel sınırlamalardır. EMF’ye maruziyette temel sınırlamaları belirleyen fiziksel
miktarlar, frekansa bağlı olarak akım
yoğunluğu, SAR ve güç yoğunluğudur.
ABD ve bazı Avrupa ülkeleri ICNIRP’ın
oluşturduğu sınır değerleri uygularken,
İsviçre, İtalya gibi bazı Avrupa ülkeleri ise
sınır değerler olarak ICNIRP güvenlik
limitlerinin 1/10‘nunu uygulamaktadır.
Çalışanların EMA’lardan kaynaklanan
risklere maruziyeti ile ilgili asgari sağlık ve güvenlik şartları hakkında son
olarak Haziran 2013’te 2013/35/EU sayılı direktif yayımlanmıştır. Bu direktif
işçilerin çalışmaları sırasında EMA’lara
(0 Hz-300 GHz) maruziyetin muhtemel
artması veya artışı, sağlık ve güvenlik
risklerinden işçilerin korunması için
minimum gereksinimleri şart koşmaktadır. Bu direktifin amacı EMA’lardan dolayı oluşan direkt biyofiziksel
etkileri ve dolaylı etkileri belirtmektir.
Bu direktif de zamana bağlı olarak
değişen elektrik, manyetik ve EMA’lardan dolayı oluşabilecek, kesin olarak
kanıtlanmamış kanserojen etkiler gibi
uzun süreli etkileri içermemektedir.
Şekil 5. Mesleki ve halk maruziyeti için ICNIRP sınır değerlerinin
frekansla değişimi
AB üyesi ülkelerin bu direktife uymak
için yasaları, yönetmelikleri ve gerekli
idari hükümleri en geç 1 Temmuz
2016 tarihinde yürülüğe koyması
gerekmektedir. Avrupa Birliği 2016
yılından önce bir uygulama rehberi
yayımlayacaktır. Bu süre içerisinde
EMA’ların sağlık üzerindeki etkilerinin, en son bilimsel bulgular ışığında
güncelleneceği düşünülmektedir.
47
Türkiye’deki Sınır Değerler
• TS ENV 501666-2 Sayılı “İnsanların
EMA’lara Maruz Kalması-Yüksek Frekanslar (10 kHz- 300 GHz)” Standardı,
Nisan 1996.
• TS ENV 50166-1 ICS 29020 sayılı
“İnsanların EMA’ya Maruziyet KalmaDüşük Frekanslar (0-10 KHz) Standardı, Nisan 1996
• 11 Mayıs 2000 tarihli Çevre Bakanlığı Genelgesi
• 4 Ağustos 2000 tarihli Resmi
Gazete’de yayınlanan “Mobil Telekomünikasyon Şebekelerine ait Baz İstasyonlarının Kuruluş Yeri, Ölçümleri,
İşletilmesi ve Denetlenmesi Hakkında
Yönetmelik”, Ulaştırma Bakanlığı
• 12.7.2001 tarihli Resmi Gazete’de
yayımlanan “10 KHz-60 GHz Frekans
Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan
EMA Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik”, Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK).
• 24.07.2010 tarihli “İyonlaştırıcı
Olmayan Radyasyonun Olumsuz Etkilerinden Çevre ve Halkın Sağlığının
Korunmasına Yönelik Alınması Gereken Tedbirlere İlişkin Yönetmelik”,
Çevre ve Orman Bakanlığı
• 21.04.2011 Tarih ve 27312 Sayılı
Resmi Gazetede yayımlanan “Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan EMA Şiddetinin Uluslararası
Standartlara Göre Maruziyet Limit
Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü
Ve Denetimi Hakkında Yönetmelik” ,
Telekomünikasyon Kurumu [32].
BTK tarafından halkın EMA maruziyetini sınırlandırmak amacıyla,
ICNIRP tarafından belirlenen sınır
değerler temelinde 1999/519/EC
sayılı AB Direktifine uygun olarak,
12.7.2001 tarihinde 24460 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan Yönetmelik
yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmelikte belirlenen sınır değerlere uygun
olarak, 10 KHz-60 GHz arasında
çalışan EMA üreten cihazların ölçüm
ve denetimi yapılmaya başlanmıştır.
Söz konusu yönetmelik, 16.04.2009
48
tarihinde 27230 sayılı Resmi Gazete
ile “Elektronik Haberleşme Cihazlarına Güvenlik Sertifikası Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik” adıyla
yeni gelişmeler ışığında yenilenmiştir.
Yönetmelik GSM ve radyo-TV vericileri
gibi yüksek frekansta EM dalga yayan
sabit vericilerin istem dışı maruziyetler oluşturması dolayısıyla insan
sağlığına yapacağı olumsuz etkileri
önlemek amacıyla oluşturulmuştur.
“Elektronik Haberleşme Cihazlarından
Kaynaklanan EMA Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit
Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve
Denetimi Hakkında Yönetmelik” doğru
ve geçerli bir ölçümün ne şekilde yapılacağı ve elde edilen bilgilerin nasıl
analiz edileceğini belirlemektedir.
Ülkemizde EMA konusundaki denetimler, BTK Merkez ve Bölge Müdürlükleri vasıtası ile;
• Sabit telekomünikasyon cihazı ilk
kurulduğunda,
• Her yıl belirli bölgelerde örnekleme
yöntemi ile detaylı,
• Şikâyete dayalı
olmak üzere yapılmaktadır.
Elektromanyetik Alan Ölçümleri
EM alanlara mesleki maruziyetin
değerlendirilmesi, ölçüm verilerinin
toplanmasını gerektirmektedir. Birçok
durumda limit değerlere göre, maruziyeti en iyi tanımlamanın yolu uygun
cihazları kullanarak ölçüm yapmaktır.
ICNIRP sınır değerlerinin sağlanıp
sağlanmadığını belirlemek üzere
kullanılabilecek (radyo/TV vericileri,
GSM şebekeleri, mikrodalga fırın, vb.)
elektromanyetik kaynaklardan gelebilecek toplam elektrik alanı ölçebilen
cihazlar bulunmaktadır. Zaten ICNIRP
sınır değerleri de kaynağı ne olursa
olsun bulunduğunuz yerdeki toplam
değeri esas almaktadır.
Limit değerlerin aşılması durumunda
hangi kaynağın buna neden olduğunu
bulmak önem kazanır. Bu durumda
frekans seçiciliği olan ve yöne karşı
duyarlı düzen (örneğin spektrum analizörü ve geniş bantlı yönlü bir anten)
ile sınır değerin aşılmasına neden
olan kaynak bulunabilmektedir.
Resim 1. Örnek EM Alan
Ölçüm Cihazı
EMO, TÜBİTAK ve üniversiteler, hatta
çevre müdürlükleri gibi kamu kuruluşlarınca ölçümler yapılmaktadır. Bu
ölçümler seçilen bölgelerde gerekli
görüldüğünde, günün değişik saatlerinde tekrarlanmaktadır.
Ülkemizde BTK’dan EMA şiddeti ölçüm yetki belgesi sahibi olan firmalar
tarafından genellikle baz istasyonlarının periyodik ölçümleri gerçekleştirilmektedir. Ayrıca talebe bağlı olarak ev,
işyeri, üretim tesisleri, server odaları
gibi alanlardaki toplam EM radyasyon
seviyesinin ölçümü yapılmaktadır.
BTK’nın internet sayfasında
(http://
www.tk.gov.tr/elektronik_haberlesme_sektoru/spektrum_yonetimi/olcum_yetkili_kuru luslar.php) yetkilendirilmiş 34 firmaya ulaşılabilmektedir.
SONUÇ
İşyerlerinde belki yeterince farkına
varamadığımız, beş duyu organımızla
algılayamadığımız EM alanlardan kaynaklanan bir risk altında bulunmaktayız. İş hayatında kaçınılmaz olarak az
ya da çok düzeyde EM alanlara maruz
kalınmaktadır. İyonlaştırıcı olmayan
EM alanların zararlarının net olarak
ortaya konulması amacıyla gerçekleştirilen çalışmalar devam etmektedir.
Bu nedenle EM alanlara maruziyet
hususunda ihtiyatlı davranmak gerekmektedir. EM alanları hayatımızdan
çıkarmamız mümkün değildir ancak
bu alanlara yönelik bazı önlemlerin
alınarak iş sağlığı ve güvenliği yönün-
den daha uygun bir çalışma ortamı
oluşturarak ve bilinçli davranarak
daha az maruz kalmak mümkündür.
EM alanlara yönelik önleyici yaklaşım
benimsenerek, sosyal tarafların birtakım önlemler alması gerekmektedir. Bu
konuya yönelik öneriler aşağıda kişisel
ve toplumsal olarak sıralanmaktadır:
Kişisel Öneriler
Öncelikle EM Alanların etkilerine yönelik farkındalık sağlanmalıdır. Elektromanyetik cihazları daha bilinçli kullanarak ve birtakım önlemler alarak EM alan
maruziyetinin azaltılması mümkündür.
• Elektriksel cihazlar kullanılmadığı
zaman fişten çekilmelidir. Cihazlar çalışmadığında bile fişe takılı olduğunda
elektrik alanı yaymaktadır. Çalıştığında
ise ayrıca manyetik alan yaymaktadır.
• EMA kaynaklarının frekans, şiddet, güç yoğunluğu ve yayılım deseni
önemlidir. Maruz kalınan doz ve maruz
kalma süresi dikkat edilmesi gereken
hususlardandır. EMA kaynaklarından
uzaklaştıkça EA şiddeti azalmakta
olduğu için, çalışanlar EMA kaynakları
ile aralarındaki mesafe konusunda ihtiyatlı davranmalılardır. Örneğin fotokopi makineleri çalışırken 50 cm’den
daha fazla yaklaşılmamalıdır. Ayrıca,
bilgisayar ve televizyon ekranlarına da
fazla yaklaşmamak gerekmektedir.
• İşyerlerindeki mikrodalga fırınlar
çalışırken önünde beklenmemeli, en
az 1 metre mesafe bırakılmalıdır. Ayrıca mutfak içerinde yeri göz hizasında
olmayacak şekilde yerleştirilmelidir.
Gözlerimizi mikrodalga fırın çalışırken korumak gereklidir. Mikrodalga
fırınlar eskidikçe daha fazla sızıntı
yapacakları için mikrodalga fırınların
sızıntı miktarı ölçtürülmeli ve kaçak
seviyesi ve yaydığı EMA miktarı fazla
olanlar kullanılmamalıdır. Ayrıca
mikrodalgaların mutfak ortamında
EMR seviyesini artırdığı ve yayılan
dalgaların bitişik odalara duvarlardan
geçerek ulaştıkları dikkate alınarak
mutfak bitişiğinde bulunan odalardaki
yerleşim planı gözden geçirilmelidir.
en yüksek seviyeye
ulaştığından, yaklaşık
3-4 saniye bekledikten
sonra telefonun kulağa
götürülmesi tavsiye
edilmektedir. Cep
telefonları ile konuşma
süresi mümkün olduğunca azami seviyede
tutulmalıdır. Konuşurken kulaklık kullanılmalı ya da hoparlörden
konuşulmalıdır. Ayrıca,
bluetooth kulaklıklar
yerine kablolu kulaklıklar tercih edilmelidir.
Bluetooth kulaklıklar
kullanıldığında konuşma sonlandığı
zaman kulaklığın çıkarılması önerilmektedir. Cep telefonları vücuda çok
yakın seviyede (cepte) taşınmamalıdır.
Cep telefonu ile konuşmak yerine kısa
mesaj atmanın tercih edilmesi önerilmektedir. SAR değeri 0,1’den düşük
olan cep telefonları tercih edilmelidir.
• Cep telefonları Wi-Fi, Bluetooth ya
da Mobil verisi modu açık kullanıldığında, daha fazla EMA yaydığından,
gerekli olmadıkça bu özellikler kapalı
durumda olmalıdır.
Resim 2. RF Koruyucu Giysiler
işe uygun olarak RF koruyucu giysiler
giymeleri gerekmektedir. Çalışanların
yüksek frekanstaki şok ve yanmalardan korunması amacıyla yalıtılmış
eldivenlerin kullanılması yararlı
olacaktır. Ancak, alanların dolaylı etkilerine karşı yalıtım sadece koruma
görevi yapmaktadır. Bu koruyucular
kullanılsa da temel sınır değerlerinin
aşılmaması gerekmektedir. Ayrıca çalışma saatlerinde mümkünse salınan
enerji düzeyi kısıtlanmalıdır.
• Kablosuz modemler yerine kablolu
modemler tercih edilmelidir.
Modeme bağlı maruziyetin
modemi çalışanın olabildiğince uzağına konumlandırarak azaltılması
önerilmektedir.
• Dizüstü bilgisayar
gibi pille de kullanılabilecek cihazları
kablolu kullanmak
yerine pil ile çalıştırmayı tercih etmek
gerekmektedir.
• Gerektiğinde
çalışanların
yaptıkları
• Cep telefonları ile iletişim sağlanırken, bağlantı kurulana kadar
telefonun yaydığı radyasyon miktarı
49
Toplumsal
Toplumsal Öneriler
• İşyerlerinin baz
istasyonlarından daha
az etkilenmesi için baz
istasyonu anteninin
konumu, antenin ışıma
örüntüsünün kurulduğu
binayı içine almayacak
şekilde belirlenmelidir. Ayrıca, anten için
yer seçimi ve antenin
kurumu sırasında yakın
alandaki binaların risk
altına alınmamasına
dikkat edilmelidir.
Anten yeri, çalışma
frekansı ve çıkış gücüne
göre hesaplanacak güvenlik mesafesi içinde
insanların istem dışı ve
sürekli maruz kalmayacağı şekilde seçilmelidir.
Şekil 6. GSM Baz İstasyonlarında Kullanılan Tipik Antenlerin
Işıma Görüntüsü Örneği
• İşyerlerinde kablosuz telefonlar yerine kablolu telefonlar kullanılmalıdır.
• Ekonomik (halojen ve floresan) lambalar tercih edilmemeli, kullanıldığı durumda ise, çalışanlarla aralarındaki mesafe
mümkün olduğunca fazla tutulmalıdır.
• Çalışanların işe giriş ve periyodik
muayeneleri yapılmalıdır.
• ICNIRP, EMA’lara maruziyete sebep
olan endüstrilerin ICNIRP kılavuzlarına uymayı sağlama konusunda
sorumlu olduğunu belirtmiştir. İşçileri
koruma için önlemler; mühendislik
ve idari kontrolleri, kişisel koruma
programları ve tıbbi gözlemleri içerir.
İşyerindeki maruziyet, temel sınırlamaları aştığı zaman uygun koruyucu
önlemler uygulanmalıdır. İlk adım
olarak, mühendislik kontrolleri, cihazlardaki emisyonların mümkün olduğu
kadar kabul edilebilir seviyelere
çekilmesiyle işe başlanmalıdır. Böyle
kontroller, iyi emniyetli bir dizaynı
ve gerekliyse, benzeri sağlık koruma mekanizmalarını veya birbirine
bağlı kullanımı içerir. İdari kontroller,
işitilebilen ve görülebilir uyarmalar ile
erişimde sınırlamalar olarak mühendislik kontrolleriyle bağlantılı şekilde
yapılmalıdır. Kişisel korunma önlemleri giyim önlemi gibi belli durumlar-
50
da faydalı olmasına rağmen, işçinin
güvenliğinden emin olmak için son
seçenek gibi görülmemeli, mümkün
olduğu kadar idari ve mühendislik
kontrollere öncelik verilmelidir.
• Çalışanlara gerekli eğitim verilmeli
ve riskli alanlarda uyarı levhalarının
kullanımı sağlanmalıdır. Yüksek EM
alan şiddetinin ölçüldüğü alanlara
ve ilgili birimlerin girişlerine aşağıda gösterilen “iyonlaştırıcı olmayan
radyasyon” işareti asılmalıdır.
ları gerekmektedir. Bu konuya yönelik
ARGE çalışmaları desteklenmelidir.
• EMA’lardan korunmaya yönelik olan
EM kalkanlama uygulamaları geliştirilerek, kanıtlanmış yöntemlerin
kullanımı arttırılmalıdır.
• Ülkemizde işyerlerinde ulusal ve
uluslararası sınır değerlerin aşılmaması amacıyla EMA’ların periyodik
olarak ölçülerek risk değerlendirmesi
yapılması ve bu sonuçlara göre
işverenlerin ve çalışanların bu
konuda bilgilendirilerek, gerekli
önlemleri almaları sağlanmalıdır. Ayrıca, elektronik donanıma ilave edilecek her yeni
teknolojik ürünün ölçümü
yapılmalıdır.
• Ev aletleri, cep
telefonu, TV, bilgisayar ve diğer elektrikli cihaz üreticilerinin
tasarım sırasında ICNIRP
limitlerini dikkate alma-
Şekil 7. İyonlaştırıcı Olmayan
Radyasyon İşareti
Önerİler
Resim 3. Hamile giysisi ve
gömlek kumaşlarında elektromanyetik ekranlama özelliği
Resim 4.Ceket astarında iletken
dokusuz yüzey tela kullanımı
Resim 5. EM kalkanlama boya
uygulanan çatı katı
Örneğin Resim 5’te üzerinde baz istasyonu olan ve cam bulundurmayan
binanın çatı katında EM kalkanlama
boyası ile bir korunma sağlanmıştır.
Burada kullanılan malzemelerin
özelliklerine göre bir kalkanlama
oranı yakalamanın yolu hem tam
bir Faraday kafesi oluşturmaktan
geçmekte hem de eğer topraklama
ihtiyacı olan malzeme kullanıldıysa
4-8 Ohm arası kaliteli toprak hattı
bağlantısı sağlanmasıdır.
kanallarının EMA’ların olası etkileri
ve korunma yöntemleri hakkında
bilgilendirici yayın yapmaları gerekmektedir.
yönelik iş sağlığı ve güvenliği açısından EMA’ya maruziyetin sınırlandırılması için gerekli olan bilgilendirme
yapılmalıdır.
• Türkiye’de EM alanların sağlık etkilerini araştıran, ülke geneline yayılmış
bilimsel araştırmalara daha fazla bütçe ayrılarak bu alandaki çalışmaların
arttırılması önerilmektedir. İşyerlerinde elektromanyetik kirliliği azaltıcı
projeler yapılmalıdır.
• İş hayatında maruz kaldığımız
istemli ve istemsiz EMA kaynaklarının bilinçli bir şekilde kullanımının
sağlanması yönünde kamuoyunu
aydınlatıcı seminer, konferans ve
reklam spotlarının hazırlanması
faydalı olacaktır. Ayrıca televizyon
• İlköğretim, lise ve üniversite müfredatlarına EMA’ların etkileri ve EMA
yayan cihazların nasıl kullanılması
gerektiği ile ilgili bilgilendirmeye
yönelik dersler eklenmelidir. Ayrıca
üniversitelerde öğrencilerin çalışma
alanında karşılaşacakları cihazlara
• Birleşmiş milletler ihtiyatlılık ilkesi
“İnsan sağlığına yönelik risklerin
varlığı ya da boyutu hakkında bilimsel
şüphe varsa; karar vericiler durumun
tam olarak gerçekleşmesini ya da
ciddileşmesini beklemeden gerekli
önlemleri almalıdır.” şeklindedir.
Ülkemizdeki EMA’larla ilgili yönetmeliklerdeki sınır değerlerin Avrupa
ülkelerine göre yüksek olduğu ve
limitlerin yeniden gözden geçirilerek
ihtiyat ilkesi çerçevesinde yeniden
düzenlenmesinin minimum maruziyetli en az riskli durumun oluşması
açısından gerekmektedir.
KAYNAKLAR
* Fırlarer A. İşyerinde Farkında Olmadığımız
Bir Risk Elektromanyetik Alan Maruziyeti.
Çevre ve Halk Sağlığı İçin EM alannet 2011
Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri Sempozyumu Bildirisi s.262.
* Güner R. Elektromanyetik Alanların
Çalışanların Sağlık ve Güvenliğine Etkisi ve
Alınacak Tedbirler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı.
İstanbul (2014).
* Diler N, Özker M, Özgürbüz G. Teknomerkez araştırma raporu, BEM (Biyoelektromanyetik) (2009).
* T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı.
Meslek Hastalıkları ve İş ile İlgili Hastalıklar
Tanı Rehberi. Türkiye’de İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi
Projesi (İSGİP).
* Sevgi L. Elektromanyetik Uyumluluk
Elektromanyetik Kirlilik. TMMOB Elektrik
Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yayın
Dizisi, Yapım Matbaa (2000).
* Sevgi L. Cep Telefonları ve Baz İstasyonları
Tartışmaları Üzerine. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yayın Dizisi,
Yapım Matbaa.
* IARC. Non-ionizing radiation, Part I: static
and extremely low frequency (ELF) electric
and magnetic fields. Agency for Research on
Cancer Monographs 80 (2000).
* WHO. Extremely Low Frequency Fields,
Environmental Health Criteria No:238 (2008).
* Dinçer H. Elektromanyetik Işınımlar ve
İnsan Sağlığına Etkileri, Elektrik, Elektronik
ve Bilgisayar Mühendisliği Sempozyumu 8-12
Kasım, Bursa (2000).
* Floderus B, Stenlund C, Persson T. Occupational magnetic field exposure and site-specific cancer incidence: A Swedish cohort study.
Cancer Causes Control, 10, 323-332 (1999).
* Sobel E, Davanipour Z. Preliminary Investigation into EMF Exposures Resulting from
the Use of Home Sewing Machines: Final
Report, Washington, DC (1996).
* Ramsey J, Kwon Y.Simplyfied Decision
Rules for Predicting Performance Loss in the
Heat (1988).
* Arslantaş N. Elektromanyetik Alan (EA)
Şiddetinin Okul ve Sağlık Kuruluşları Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi (tez). Ankara: Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu (2012).
* Uçar N. Zaman Değişkenli Elektrik, Manyetik
ve Elektromanyetik Alanlara Maruziyet Limitleri İçin Kılavuzlar (100 KHz-300 GHz). Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu BTK Sektörel
Araştırma ve Stratejiler Dairesi Başkanlığı.
* Vaizoğlu S, Tekbaş Ö.F., “Cep telefonları ve
Baz İstasyonları raporu (2010).
* Uçar N. Avrupa Ülkelerinde EM Alanlarla ilgili mevzuatlar ve uygulama raporu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Sektörel Araştırma
ve Stratejiler Dairesi Başkanlığı (2009).
* Elhasoğlu D. Elektromanyetik Kirliliğin Zararlı Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Çukurova
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana,
60-72 (2006).
* Curtis B. Non-Ionizing Radiatio Standards
and Regulations. OSHA
Salt Lake Technical Center (2002).
* Palamutçu S, Dağ N. Fonksiyonel Tekstiller
I: Elektromanyetik Kalkanlama Amaçlı Tekstil Yüzeyleri, Tekstil Teknolojileri Elektronik
Dergisi, 87-101 (2009).
* Uluaydın N. K, Şeker S. Elektromanyetik
Alanlardan Korunma ve Kalkanlama Uygulamaları. Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri
Sempozyumunda sunuldu (2011).
51
KAZA
ANALİZİ
Mansur Ziya Koç
İş Güvenliği Koordinatörü
Makina Mühendisi / A Sınıfı IG Uzmanı
!
İş Kazaları
Yönetim Kademesini de
Yakalar
Tedbir almakta gecikirsek kazayı önlemek için zamanımız kalmayabilir. Rutin dışı işlerde proaktif bir yaklaşımla olması muhtemel tehlikelerin belirlenmesi gerekir. Ancak bunun sağlıklı
yapılabilmesi için o iş yerinde pozitif güvenlik kültürünün oturmuş olması gerekmektedir.
Pozitif güvenlik kültürü, bireyleri olumsuz sonuçlara karşı duyarlı olmaya ve özenli davranmaya teşvik eder. İşletme açısından, pozitif bir güvenlik kültürünü geliştirmek ve sürdürmek, bir
yönetim politikası olmalıdır. Pozitif güvenlik kültürünün ortak özellikleri arasında İş sağlığı
ve güvenliği, öncelikler arasında kabul edilir. İnsanlar riskler konusundaki doğru algılamaları
paylaşır, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin aynı olumlu tutumları benimserler. Bütün çalışanlar, iş
güvenliğine gerçekten inanır ve bu konudaki rolünün ne olduğunu bilir. Daha doğrusu iş güvenliği bir ekip çalışması olmalıdır.
Ancak her zaman örgütsel güvenlik sistemlerini devre dışı bırakabilecek bireysel hataların ortaya çıkabileceğinin dikkate alınması ve bir şeylerin ters gidebileceğinin sürekli göz önünde bulundurulması asla unutulmamalıdır.
52
İstatistiki
Bilgiler:
Kazanın
Nedenleri :
Kazanın Olduğu Sektör:
1- Kazalının ve çalışanların baret
Asfalt Plent Şantiyesi
takmamış olması.
Kaza Olay Tarihi: 05.07.2014
2- Kesilen parçaların düzenli olarak
Kaza Olay Günü: Cumartesi
Kaza Olay Saati: 17.00
Kazalının Yaşı: 50
Kazalının Cinsiyeti: Erkek
İşe Giriş Tarihi: 14.03.2008
Kazalının İş Tanımı: Fırtınanın
Fırtınada Kopan
Parçalar
kesilip istiflenmemesi
3- Kesilen parçaların kontrolsüz ve
gayri nizami çekilmesi
4- Yorgunluk ve motivasyon
eksikliği.
5- Saha denetiminin olmayışı
6- Operatörün acele etmesi
uçurduğu sac levhaların kesimi ve
7- Çalışma alanının
toplanması
sınırlandırılmaması
Kaza Sonucu: Kayıp günlü iş kazası
8- Ekip çalışmasına uygun olmaması
Kaza Öyküsü:
İş yerinde asfalt plent formeni ve şantiye sorumlusu olarak
çalışan C.K bir gün önce çıkan fırtına nedeniyle soğuk siloların
ucan sacları ve devrilen profilleri tehlike yarattığından bunların
kesilerek şantiyenin bir köşesinde toplanması talimatını vermiştir.
Oksijen kaynağı ile kesilen sac ve profiller lodere bağlanan bir
halat ile çekilerek olay mahallinden uzaklaştırılarak şantiye
alanında belirlenen bir noktaya taşınmaya başlanmış. Bir kaç
kez yapılan bu taşımayı şantiye sorumlusu C.K yönetmektedir.
Son taşıma sırasında profillerden biri tespit edilemeyen bir yere
takılmış olup lodderin çekmesiyle takıldığı yerden kurtulup C.K
kafasına fırlamış ve C.K nın kafatasında kırık ve beyin zarında
yırtılmaya neden olmuştur.
Uzmanın
Önerileri:
Fırtınada Uçan Sac
Parçalar
1- K.K.D kullanılacağı alanlar belirlenmeli. Bu alanlara baret,
iş ayakkabısı, iş gözlüğü ve reflektörlü yelek giymeden girilmesi
yasaklanmalı.
2- Şantiye içerisindeki tehlikeli bölgeler belirlenmeli ve buralara
görünür şekilde yazılmış uyarı levhaları konulmalı.
3- İş makinelerinin 25 metre yakınına yaklaşılmaması için
çalışanlar ikaz levhaları ile uyarılmalı.
4- Hurda haline gelen malzemelerin Loder ile çekilmesi yerine
sac ve profillerin düzgün parçalar halinde kesilerek ve uygun
ekipmanlar ile bir çekici, traktör ve kamyon marifetiyle taşınmalı.
5- Bu tür olayların yaşanmaması için silo saclarına gelen rüzgar yükü hesaplanmalı. Kaynak ve bağlantılar tekniğine uygun
yapılmalı.
53
MAKALE
Uz. Dr. Mehmet ERGİN
Ekoteknik İSG
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı
Ebola
Son günlerin güncel uluslararası salgın tehlike sinyali oluşumuna neden olan, Ebola virüsü nedir?
Nasıl bulaşır? Ebola enfeksiyonu belirtileri nelerdir? Ve korunma için nelere dikkat edilmelidir?
E
bola Hemorajik Ateşi (EHA) ,
ağır çoğunlukla ölümle seyreden primatlarda (maymun ve
şempanzelerde) ve insanlarda
görülen, yüksek ateşle seyreden,
ciddi hastalık formlarına yol açan,
Batı Afrika’da 1976’dan beri görülen
ve bilinen bir enfeksiyon hastalığıdır.
Kongo’da nehir kenarındaki köyde
görüldüğünden, virüs EBOLA olarak
isimlendirilmiştir.
Flavoviridae ailesinden olan bir RNA
virüsüdür. Flavoviridae; ebola-marburg-cuvea virüsleri olarak 3- üyeli
virus grubudur. Bunlardan EBOLA
virüsü 5-ayrı türe sahiptir. Bunlar:
1- Zaire Ebola virüsü (EBOV)
2- Bundibugya vrüsü (BDBV)
3- Reston Ebolavirüsü (RESTV)
4- Sudan Ebola vrüsü (SUDV)
5- Tai forest Ebola virüsü (TAFU)
Bunlardan; Ebola virüs, B.Ebola
virüs, Sudan ve Ebola reston virüsleri, Afrika’da görülen ve salgınlara
yol açan virüs cinsleridir. Virüslerin
doğadaki yeri tam bilinmemekle
beraber, delillerle göre Afrika özellikli
hayvan kaynaklı virüs hastalığı olduğu
belirtilmektedir. Bunlardan EBOLA
RESTON virüsü enfekte maymundan
izole edilmiştir. İtalya ve Amerika’ya
Filipinlerden gelmiştir.
54
Ebola virüsü nasıl bulaşır, insanlara
bulaşması nasıl olur?
Ebola virüs enfeksiyonu, virüsü
taşıyan hayvanın ya da insanın vücut
salgılarıyla bulaşır. Ebola enfeksiyonu
insandan –insana temas yoluyla bulaşabilir. Solunum yoluyla bulaşmaz.
1- Ebola virüsü ile enfekte insanın kan
ve bütün vücut sıvılarıyla (ter, dışkı, idrar, sperm v.s) temas yoluyla bulaşır.
2- Virüs ile enfekte salgılarla kontamine ekipmanlarla bulaşır.
ederek salgınlar büyüyebilir. Global
dünyada, çok hızlı ulaşımın olduğu
bu zamanda, insanların kısa sürede seyahat edebilmeleri, hastalığın
kontrolünde bir zorluk yaratacağı ve
bunun son zamanlarda böyle olduğunu basın-yayın organlarında görmekteyiz. Bu durum ülkeler arası seyahatlerde kontrol mekanizmalarının hızlı
çalışmasını gerektirmektedir.
Ebola virüs enfeksiyonunda tipik
klinik belirtiler şöyle belirtilmiştir:
3- Enfeksiyondan ölmüş hastaların
defin işlemleri sırasında temas yoluyla hastalığın yayılmasında etkin bir
durum olarak belirtilmektedir.
• Ateş (36.8 C’ Derecenin üzerinde
seyretmesi), eklem ve kas ağrısı, baş
ağrısı ve kusma, ishal, halsizlik, midegöğüs ağrısı, nefes güçlüğü-öksürük,
iştahsızlık, kaşıntı, gözlerde kızarıklık,
vücut içi ve dışı kanamalar gibi klinik
belirtilerle enfeksiyon seyreder.
4- Ebola virüs salgınlarında, sağlık
tesislerinde, gerekli hijyenik kişisel
tedbirler alınmadığı takdirde hızlı bir
yayılım olabilir.
• Laboratuvar bulguları olarak; beyaz
küre (akyuvar) hücrelerine düşme,
trombosit ve karaciğer enzimlerine
yüksek değerler görülmektedir.
5- Genellikle hasta bakımıyla uğraşan
aileler ve arkadaşları, vücut salgılarıyla enfekte malzemelere temas ile
salgınlar hızla yayılmaktadır.
• Hastalığın virüsü aldıktan sonra
inkübasyon süresi 2-21 gün olup
genellikle 9-11 günde belirtiler
olabilir. Virüsle enfekte hastaların bir
kısmı iyileşirken, neden bazılarının
öldüğü anlaşılamamıştır. Bununla beraber ölüm anında belirgin bir immun
yanıtın olmadığı, böylece immunitenin
Sterilizasyon ve hijyen konularında
gerekli önlemler alınmadığı takdirde,
bölgelerde virüsün bulaşması devam
düşüklüğü nedeniyle hastanın öldüğü
belitilmiştir.
Ebola virüs enfeksiyonlarının
tanımında kullanılan laboratuvar
testleri:
ELİZA, IgG, IgM, PCR, İFA ve virüs
izolasyon testleri, semptomların
başlangıcından birkaç gün içinde
hastadan alınan kan ve diğer vücud
sıvılarından alınan örneklerle
tanımlama yapılabilir. Hastanın
ölümünden sonra da epidemiyolojik araştırma için testlerle tanım
yapılabilir.(PCR –testi)
VİRÜSÜN TEDAVİSİ; Ebola virus için
standart bir tedavi yoktur. Günümüzde
destek tedavisi yapılmaktadır. Vücuttaki sıvı kaybının azaltılması için
serum takılması, sıvı -elektrolit
takibinin yapılması, oksijen takibi, kan
basıncı takibi ve segonder enfeksiyon için tedavi işlemlerinin yapılması
gerekmektedir. Antiviral ilaçlar
kullanılmakta ancak spesifik tedavisi
henüz yoktur. ABD ulusal alerji ve
bulaşıcı hastalıklar enstitüsünde bilim
adamları, virüs aşısının hayvanlar
üzerinde denendiğini, deneyin başarılı
olması halinde 2015 yılının sonlarında
risk grubu sağlık personelinde aşının
koruyuculuk takibinin yapılabileceği
vurgulanmıştır.
Ebola virüsünün yaygınlığını kısaca
özetlersek:
Mart 2014 tarihinde Batı Afrika’da
Gine’de başlayan, başka ülkelere
sirayet eden E.virüsü henüz kontrol
altına alınamamıştır. DSÖ tarafından
yayınlanan son verilerde
30.7.2014 itibariyle Gine-Sierra
Leone- Liberya ve Nijerya’da
ortaya çıkan ölümlü vakayla,
toplam 1440 vaka, 887 ölüm
olduğu bildirilmiştir. Ebola
vakaları, yukarıda tespit
edilen ülkeler olmakla birlikte, salgının bölgesel olarak
yayıldığı anlaşılmaktadır. Ebola
virüsünün görüldüğü ülkeler ile
diğer ülkelere seyahat edecek
vatandaşların, kişisel bilinçli
hijyenik davranışlarına dikkat
etmeleri, kalabalık yerlere gitmemeleri önerilmektedir. DSÖ, bu
güne kadar, Gine’de 358, Liberya’da
255, Sierra Leone’de 273, Nijerya’da
1-kişi olmak üzere 887 kişi hayatını
kaybetmiştir. Görüldüğü üzere
Ebola virüs salgını, dünyada tehdit
oluşturmakta ve uluslararası halk
sağlığı açısından önemli bir sorun
olarak görülmektedir, her ülke korunma tedbirlerini almak durumundadır.
Ebola virüs enfeksiyonu korunma
yollarını şu şekilde özetleyebiliriz:
1- Ellerin su ve sabunla yıkanması,
diğer bütün enfeksiyonlardan
koruduğu gibi virüs enfeksiyonu
açısından da korunmada önem arzeder. Kan ve vücut sıvılarıyla elleriniz
temas etmiş ise sabunla yıkasanız da
ilave olarak alkol-bazlı el losyonları
ile cildinizden potansiyel enfeksiyon
materyallerini uzaklaştırmak gerekir.
2- Ölü hayvanlardan özellikle primatlarla temastan uzak durunuz.
3- Enfekte bir yere eldivenle temas
etseniz de eldivenleri de yıkayınız
ve sonra mutlaka elleriniz tekrar
yıkayınız.
4- Yerel bölgesel satış yerlerinde
tüketim için satılan primatlar dâhil
vahşi hayvanların et ürünlerini tüketmemeye özen gösteriniz.
5- Enfeksiyon olduğundan
şüphelenilen insan ve hayvanlarla
yakın temas ederken, enfeksiyon kontrol ve korunma yollarını uygulayınız.
6- Özellikle sağlık tesislerinde
hastalık bulaşma riski fazladır. Sağlık
çalışanlarının bir Ebola virüs enfeksiyonu şüphesi kişi ile karşılaşması
durumunda, karantina önlemlerini
ve bariyer hemşirelik tekniklerini
uygulamalıdır. Bu önlemler, önlük –eldiven-maske-göz koruyucu
ekipmanlarının kullanılmasıdır.
Yine ilave olarak bu ekipmanların
kullanılan enjektörlerin uygun şekilde
imha edilmesi ve hastaları vücut
sıvılarının da uygun şekilde imha
edilmesi önemlidir.
Amaç, virüs ile enfekte hastaların,
vücut sıvıları ve kanlarıyla bulaş
olmasının önlenmesidir. Yine ölmüş
kişilerin cesetlerine doğruda temasın
önlenmesi çok önemli bir durumdur.
Özetle,
• Kendiniz veya yakınlarınızdan
birinde, riskli bir bölgede iseniz; ateş,
titreme, bulantı, kas ağrıları, kusma,
ciltte döküntü gibi belirtiler var ise,
acilen sağlık kuruluşuna başvurunuz.
• Ziyaret ve kişilerle temastan
kaçınınız.
• Seyahatlerin sonunda sadece
ateşiniz bile olması durumunda, acilen sağlık kuruluşuna başvurun.
• Potansiyel olarak temaslar
hakkında bilgi verilmesi salgın
açısından önemli bir durumdur. Bu
durumda, enfeksiyonun ve salgının
önlenmesi için bütün ülkelerin girişçıkış kapılarında, hastalığın önemini,
yaşamsal tehlikesi olduğunun ve
gerekli koruyucu tedbirlerin alınması,
eğitimlerinin yapılması salgının önlenmesi açısından önemlidir.
Ebola
Tehdidine Karşı
Acil Müdahalede
Doğru KKD Kullanımının Önemi
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayınlanan verilere göre Ebola virüsü ilk kez 1976 yılında
Sudan ve Kongo’da görülmüştür. Virüsü yayan hayvan çeşitliliği nedeniyle, tropik yağmur ormanlarına yakın Orta ve Batı Afrika ülkelerinde görülme olasılığı yüksek olan bu virüs, ikinci
kez Ebola Nehri kıyısında bir kasabada tespit edilmiştir.
Vahşi hayvanlardan insanlara bulaşan ve belirlenmiş özel bir tedavi veya aşısı olmaması nedeniyle ölüm oranın yüzde 90 seviyesinde olan ölümcül ‘Ebola Virüsü’ nün, günümüzde seyahat
eden taşıyıcılar nedeniyle tüm Dünya’ya yayılma riski söz konusudur.
Ebola Nasıl Bulaşır, Belirtileri Nelerdir?
Hayvandan hayvana geçen bu virüsün,
vahşi hayvanlardan da insanlara geçtiği
saptanmıştır. Yarasaların bir türünün bu
virüsün taşıyıcısı olduğu bilinmektedir.
Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi ( ECDC) verilerine göre bu
yıl Yeni Gine, Liberya, Siera Leone ve
Nijerya’da sıklıkla rastlanan bu ölümcül
virüs, enfekte olmuş kişinin veya maymun, goril, şempanze gibi hayvanların
kanı ya da vücut sıvılarıyla doğrudan
temasla bulaşmaktadır. Ayrıca sağlık
tesislerinde bulunan sağlık ekipmanlarının sterilize edilmemesi veya tek kullanımlık malzemelerin imha edilmemesi
de Ebola’nın hızla yayılmasını sağlayan
etkenlerdir. Para ile ya da sivrisinekler
aracılığıyla yayılmayan bu virüs, özellikle kan ve vücut sıvısı bulaşmış giysiler
üzerinde daha uzun süre canlı kalabilir.
Yıkama, güneş ışığı veya yüksek ısıda
kurutma, korunma için önemlidir.
Ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları,
boğaz ağrısı ve ilave olarak bulantı,
kusma, ishal gibi belirtileri olan bu
hastalık, karaciğer ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. İç ve dış kanamaların yanı sıra çoklu organ yetmezliği de
başlıca ölüm nedenidir.
56
26 Ağustos 2014 tarihinde Kongo
Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından Dünya Sağlık Örgütüne Ebola
Salgını duyurusu geçilmiş ve virüsün
yayılmaması için bir dizi önlemler
alınmaya başlanmıştır. 6 Eylül 2014’de
yayınlanan raporda Hastalık Kontrol
ve Önleme Merkezi’ne ait Uluslar
arası Acil Operasyonlar Merkezi’nin (
EOC) Batı Afrika ülkeleri Gine, Liberya, Siera Leone ve Nijerya’da yerel
yetkililerle birlikte, virüsün yayılmasına karşı etkin mücadele için aktif
görev yaptığı açıklanmıştır.
Ebola’dan Korunma Yolları
Uluslararası Hastalıkları Kontrol ve
Önleme Merkezi ( CDC) kayıtlarına göre
5 farklı türü tespit edilmiş olan Ebola
Virüsü için günümüzde belirlenmiş özel
bir tedavi veya aşı bulunmamaktadır.
Hastalığın bulaşmasına karşı en etkili
koruma, virüs bulaşan kişiyle, koruyucu donanım olmadan direkt temastan
kaçınmaktır. Temas edildiğinde, vücudun etkilenen bölümleri su, sabun veya
dezenfektanlar ile temizlenmelidir.
Ayrıca hastalık şüphesi olan kişilere temas edilirken eldiven, maske,
koruyucu elbise gibi uygun kişisel
koruyucu donanımların kullanılması
gerekmektedir.
göz çevresine tam olarak oturan,
yumuşak, tam kapalı gözlükler, sıvı
sıçramalarına ve enfeksiyöz ajanların
gözler kanalıyla bulaşmasına engel
olmaktadır.
Robert Koch Enstitüsü, enfekte olmuş
kişilerle temas sırasında kullanılacak
uygun koruyucu donanıma ilişkin bilgileri web sitesinde yayınlamaktadır.
Ayrıca Dünya Sağlık Örgütünün web
sitesinde “ Sağlık Hizmetinin Sunulduğu Ortamlarda, Ebola Odaklı Ateşli
Hastaların Bakımına Yönelik Enfeksiyon Önleme Kılavuzu” bulunmaktadır.
Koruyucu donanımın kuşanılmasına
ilaveten, eksiksiz dezenfeksiyon ve
doğru şekilde giyinip-soyunmak, müdahale eden kişiyi olası enfeksiyonlardan ve kontaminasyondan korur.
EN 136 Normuna uygun filtreli tam
yüz maskeler ise, yarım yüz maskegözlük kombinasyonuna alternatif
olarak, bileşik göz ve solunum koruması sağlamaktadır.
Uygun Solunum Koruyucu Seçimi
Enfeksiyon, öksürme veya hapşırma
sırasında ya da tıbbi tedavi yöntemlerinin sonucu olarak açığa çıkan
aerosoller gibi sıvı sıçramalarından
veya damlacıklarından, ağız, burun
ve gözler yoluyla yayılabilir. Solunum
sistemine giren Ebola virüsü riski,
uygun solunum koruması kullanılarak
önlenebilir. Farklı tipte ve farklı koru­
ma sınıfında, EN 149:2001+A1:2009
Normuna uygun FFP toz maskeleri
içerisinde en yüksek koruma sınıfına sahip FFP3 maskelerin, özellikle
solu­num valfi içermeyen tiplerinin,
akışkan / sıvı/ aerosol direnci nedeniyle, bu tip biyolojik korunma için
daha uygun olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Ayrıca yukarıda
adı geçen Kılavuz içeriğinde, FFP2
koruma sınıfındaki maskelerin de
belli aşamalarda kullanılabileceği
belirtilmektedir.
Kimyasal Koruyucu Elbise Seçimi
Kimyasal koruyucu elbiseler, koruyucu elbise performans gereksinimlerini
tanımlayan ve sınıflandıran Avrupa
standardı uyarınca, altı farklı tipe
ayrılırlar.
Robert Koch Enstitüsü tarafından
sunulan önerilere ve/veya tavsiyelere
göre, kimyasal koruyucu elbiseler,
Ebola virüsüne karşı koruma sağlamak için 89/686/EEC Yönergesi
uyarınca, Kategori III, Tip 1 (gaz sızdırmaz) veya Tip 3 (sıvı geçirmez) ile
uyumlu olmak zorundadır.
Kimyasal Koruyucu Elbiseler acil
durum müdahale ekiplerinin Ebola
virüsü gibi sadece biyolojik risklere
değil aynı zamanda diğer tehlikeli
maddelere de maruz kaldığı tehlikeli durumlarda kullanılmak üzere
tasarlanmıştır.
Virüslere, bakterilere veya diğer
mikroorganizmalara karşı korunma amacıyla, Avrupa standardı EN
14126, koruyucu elbiseye ve özellikle
enfeksiyöz ajanlara karşı elbisenin
malzemesine ilişkin özel gereksinimleri tanımlar.
Gazların, katı ve sıvı partiküllerin
olduğu ortamlarda kullanım için tek
parça halinde üretilen bu elbiseler,
ihtiyaç duyulması halinde, tipine
göre, içine veya dışına takılan temiz
hava solunum setleriyle birlikte
kullanılabilir.
Pelin Korkmaz
Draeger Safety
Korunma Teknolojileri Ltd.Şti.
Pazarlama Müdürü
Tek kullanımlık amaçlanan bu FFP
maskelerin yanısıra EN 140 Normuna uygun yarım yüz maskeleri de P3
koruma sınıfında partikül filtreleri ile
birlikte, bu tip biyolojik müdahalelerde dezenfekte edilerek, defalarca
kullanılabilir.
Toz maskesi veya defalarca kullanılabilir yarım yüz maskeleri kullanılırken, Ebola virüsünün gözler
aracılığıyla da bulaşma riski unutulmamalıdır. EN 166 Normuna uygun,
57
YARGITAY
KARARLARI
Esas: 2008/6206
T.C. YARGITAY
Karar: 2008/10019
Karar Tarihi: 21.05.2008 4.Ceza Dairesi
ÇEVRENİN
KASTEN
KİRLETİLMESİ
ÇEVRENİN KASTEN KİRLETİLMESİ SUÇU-ŞÜPHELİNİN GÖREV YAPTIĞI ŞİRKETİN TUZ İŞLETMESİNDE ATIK MADDENİN TESİS İÇERİSİNDEKİ TOPRAĞA BIRAKILMASINA YOL AÇTIĞI-TOPRAĞIN
MÜLKİYETİNİN KİME AİT OLDUĞU HUSUSUNUN SUÇUN ÖĞELERİ AÇISINDAN ÖNEMLİ OLMADIĞI
ÖZET: Mahkeme kirletildiği ileri sürülen arazinin kime ait olduğunun tespit
edilmesini suçun sübutuna mutlak
etki edecek bir kanıt olarak değerlendirmiş ise de 5237 sayılı TCY.nın
181. maddesinde kirletilen toprağın
mülkiyetinin kime ait olduğu hususu
suçun öğeleri veya nitelikli halleri
açısından önemli olmadığından atık
madde biriktirilen arazinin tapu kayıt
ve krokisinin dosya içerisinde bulunması da zorunlu değildir.
(5271 S. K. m. 170, 174, 309)
(5237 S. K. m. 181)
(2872 S. K. m. 2, 8)
Dava ve Karar: Çevrenin kasten kirletilmesi suçundan şüpheli S. T. hakkında yapılan soruşturma sonucunda
Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31.08.2007 tarihli
iddianamenin, 5271 sayılı CYY.nın
174/1-b maddesi uyarınca iadesine
ilişkin Şereflikoçhisar Sulh Ceza
Mahkemesinin 04.09.2007 gün ve
2007/193 sayılı kararma karşı yapılan
itirazın reddine dair Şereflikoçhisar
Asliye Ceza Mahkemesince verilip ke-
58
sinleşen 12.09.2007 gün ve 2007/105
D. İş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 31.01.2008 gün ve 6439 sayılı
Yasa Yararına Bozulmasının istenmesi
üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 14.03.2008 gün ve 31340
sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası
Daireye gönderilmekle incelendi.
Tebliğnamede
1- Çevrenin kasten kirletilmesi suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 181.
maddesinde düzenlenmiştir. Buna
göre <ilgili kanunlarda belirlenen
teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde atık veya
artıkları toprağa, suya veya havaya
kasten veren kişi.... cezalandırılır>
denilmektedir. Söz konusu suçu bakımından korunan hukuki yarar çevredir. Mülkiyet çevrenin kasten kirletilmesi suçu bakımından suçun unsuru
olarak kanunda düzenlenmemiştir.
Dolayısıyla atık maddelerin verildiği
toprak parçasının mülkiyetinin tespiti
suçun sübutu bakımından mutlak sayılan bir delil niteliği taşımamaktadır.
Kaldı ki, aksinin kabulü halinde mül-
kiyet hakkının çevreyi kirletebilecek
biçimde sınırsız kullanımının çevreyi
kasten kirletme suçunu oluşturmayacağı sonucuna varılacaktır ki, yasa
koyucunun bu sonucu amaçladığı da
düşünülemez. Örneğin havaya, toprağa ve suya karışabilecek bir takım
çevreye ve yaşam formlarına zarar
verebilecek nitelikteki atıkların kişinin
mülkiyetinden arazide biriktirilmesi
ile çevrenin kirletilmesi söz konusu
olabilmektedir. Yasanın bu durumu
kapsamadığını ileri sürmek maddenin
lafzına uymadığı gibi ruhuna da uygun
değildir. Dolayısıyla suçun unsuru
olmayan bir hususun sorulmamış
olması ile suçun sübutuna etki eden
bir delil toplanmaksızın düzenlenen
iddianamenin düzenlenmesinde kanuna aykırı bir durumun olmadığı,
2- İddianamenin iadesine karar
veren Sulh Ceza Mahkemesince konu
edilmeyen, çevrenin kirletildiği iddia
olunan yerin tapu kayıtları ile krokisinin mahkemece yapılacak keşif
bakımından gerekli olduğu hususu
itiraz makamı olan Asliye Ceza Mahkemesince ileri sürütmeyeceği,
<Gözetilmeden itirazın kabulü yerine
yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir> denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının
174/1. maddesinde; Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma
evrakının verildiği tarihten itibaren
onbeş gün içinde soruşturma evresine
ilişkin bütün belgeler incelendikten
sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
a) 170 inci maddeye aykırı olarak
düzenlenen,
b) Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c) <Ön ödemeye veya uzlaşmaya tabi
olduğu soruşturma dosyasından
açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme
veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın
düzenlenen, iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar
verilir.> 2872 sayılı Çevre Yasasının
2. maddesinde; <Bu Kanunda geçen
terimlerden; Çevre: Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri
ve karşılıklı olarak etkileşim içinde
bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal,
ekonomik ve kültürel ortamı, Çevre
korunması: Çevresel değerlerin ve
ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut
bozulmaları gidermeye, çevreyi
iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre
kirliliğini önlemeye yönelik çalınmaların bütününü, Çevre kirliliği: Çevrede
meydana gelen ve canlıların sağlığını,
çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi
bozabilecek her türlü olumsuz etkiyi,
Alcı ortam: Hava, su, toprak ortamları
ile bu ortamlarla ilişkili ekosistemleri,
Atık: Herhangi bir faaliyet sonucunda
oluşan, çevreye atılan veya bırakılan
her türlü maddeyi, ifade eder.> Aynı
Yasanın 8. maddesinin 1. fıkrasında
<Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar
verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde
belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı
biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.>
2. fıkrasında ise <Kirlenme ihtimalinin
bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini
gidermek veya azaltmak için gerekli
tedbirleri almakla hükümlüdürler.>
hükümleri yer almaktadır.
Somut olayda, Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüpheli S.
T. hakkında, sorumlu müdür olarak
görev yaptığı şirketin tuz işletmesinde tuzun yıkanması sonucu ortaya
çıkan atık maddenin tesis içerisindeki toprağa bırakılmasına yol açarak
çevrenin kasten kirletilmesi suçunu
işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
İncelenen iddianamede, şüphelinin
kimliği, ihbarda bulunan kurumun
adı, yüklenen suç ve uygulanması
gereken yasa maddeleri, yüklenen
suçun işlendiği yer ve tarih ile suçun
kanıtlarının açıklandığı görülmektedir.
iadesi kararına karşı yapılan itirazı
inceleyen merciin erdiği ret kararı
hukuka aykırıdır.
Sonuç: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki
düşünce yapılan açıklamalar ışığında
yerinde görüldüğünden, çevrenin kasten kirletilmesi suçundan şüpheli S.
T. hakkında düzenlenen İddianamenin
iadesi kararına karşı yapılan itirazın
reddine ilişkin, Şereflikoçhisar Asliye
Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 12.09.2007 gün ve 2007/105 D.
İş sayılı kararın, 5271 sayılı CYY.nın
309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı yasa maddesinin 4-a fıkrası
gereğince, sonraki işlemlerin yerinde
tamamlanmasına, oybirliği ile karar
verildi.
İddianamenin iadesi karanının, suçun
sübutuna etki edeceği mutlak sayılan
bir kanıt toplanmadan kamu davası
açılmasına dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Mahkeme kirletildiği ileri
sürülen arazinin kime ait olduğunun
tespit edilmesini suçun sübutuna
mutlak etki edecek bir kanıt olarak
değerlendirmiş ise de 5237 sayılı
TCY.nın 181. maddesinde kirletilen toprağın mülkiyetinin
kime ait olduğu hususu
suçun öğeleri veya nitelikli halleri açısından
önemli olmadığından
atık madde biriktirilen arazinin tapu
kayıt ve krokisinin
dosya içerisinde
bulunması da zorunlu değildir.
Anılan yasal düzenlemenin
ilgili kanun olarak gönderme yaptığı
2872 sayılı Çevre Yasasında da atık
maddenin bırakıldığı toprağın, mülkiyetinin kime ait olduğu gözetilmeksizin korunması zorunluluğuna değinilmiştir. İddianamenin iadesi kararının
gerekçesinin, 5237 sayılı TCY.nın 181.
maddesinin koruduğu hukuki değere
karşı gerçekleştirilecek eylemlerin bir
kısmını yaptırmışız bırakacağı açıktır.
Belirtilen nedenlerle İddianamenin
59
4
Bölgede
x4’lük İSG
CLK ‘nın elektrik dağıtımını yürüttüğü 4 bölgede, ortak bir iş sağlığı güvenliği sisteminin kurulması İSG standartlarının belirlenmesi açısından faydalı olacaktır.
Röportaj: Özlem Öztürk / Fotoğraf: Gülden Özenli
Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş., Antalya, Isparta ve Burdur olmak üzere toplam üç ilde 1,6 milyon
aboneye, 36 bin kilometrekarelik coğrafyada, 43 hizmet binası ve 2 bin 843 personel sayısıyla
hizmet veren, 2013 yılında enerji tüketimi 7.821.592.723 kwh olarak gerçekleşen, tüketilen enerji
itibariyle Türkiye’nin 5. büyük Dağıtım Şirketidir.
Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş (Akdeniz EDAŞ), Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ)
Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca özelleştirme kapsamına alınmıştır. Bu doğrultuda Akdeniz
EDAŞ’ın TEDAŞ’a ait olan yüzde 100 oranındaki hissesinin özelleştirilmesi için 12.11.2012’de
yapılan ihaleyi Cengiz Kolin Limak Ortak Girişim Grubu kazanmış ve 28.05.2013 tarihi itibari
ile özelleştirme işlemleri tamamlanarak Akdeniz EDAŞ Cengiz Holding, Kolin İnşaat ve Limak Holding Ortaklığı bünyesinde hizmetlerine başlamış, 2036 senesine İşletme Hakkı Devir
Sözleşmesi’ne imza atmıştır.
60
Akdeniz EDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit
Akdeniz EDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, 2000 yılı Ağustos ayında Boğaziçi Edaş’ta elektrik dağıtım sektöründe göreve başlayıp, bu görevi 12 yıl boyunca başarıyla devam ettirmiştir.
2012-2014 yılları arası Ayedaş’ta özelleştirme öncesi Genel Müdür Yardımcılığını ve özelleştirme
sonrası ise Ar-ge Koordinatörlüğünü devralarak, 15.04.2014 tarihinde şu andaki görev yeri olan
Akdeniz EDAŞ’a Genel Müdür olarak gelene dek devam etmiştir.
Daha önce Ayedaş’ta görev aldınız.
EnerjiSA’nın iş sağlığı güvenliği
konularındaki hassasiyetleri malum, Akdeniz Elektrik’te iş sağlığı
güvenliği ile ilgili özel bir politikanız olacak mı?
Şirketimizin İSG anlamında faaliyetlerini yasal mevzuatın ötesine
taşımak hedefimizdir. Çalışanlarımızın ve bizden hizmet alan müşterilerimizin can ve mal güvenliğinin
korunmasını her şeyin üzerinde
tutmanın insani görevimiz olduğunu
düşünüyorum. İSG Kanun ve Yönetmeliklerini bir yaşam kültürü haline
getirmek, bundan sonraki politikalarımızı belirleyen en önemli argüman
olacaktır.
Akdeniz Elektrik Dağıtım’ın İş Sağlığı
ve Güvenliği uygulamalarından bahseder misiniz?
Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. olarak
çalışanlarımızın bizim için kıymetli
olduğu düşüncesiyle, ÇARE OSGB ile
oluşturduğumuz Ortak Sağlık Güvenlik Birimi sayesinde, tüm çalışanlarımıza iş güvenliği genel eğitimleri
verilmektedir.
Yine şirket politikamız gereği şirketimizin ihtiyacı olan tüm iş sağlığı
ve güvenliği malzemeleri ile kişisel koruyucu donanımlarını temin
ederek çalışanlarımızın kullanımına
sunmaktayız. Bu bağlamda 2014 yılı
içerisinde 2,5 milyon TL’lik malzeme
alınmıştır. Bu malzemelerin kullanımıyla ilgili saha denetimlerimiz,
bütün yönetim kadromuzla birlikte
her gün artan bir tempoyla devam
etmektedir. Şirketimizin bu noktadaki amacı, ölümlü iş kazalarını
sıfırlamak, yaralanmalı iş kazalarını
da asgariye indirgemektir.
Genel anlamda 6331 Sayılı İş Sağlığı
Güvenliği Kanunu’nu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eksiklikler var mı?
Yoksa temel gereksinimleri karşılamak için yeterli mi?
2012 senesinde kapsamı genişletilen
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndaki maddelerin, genel anlamda tüm
tedbirleri kapsadığı görülmektedir.
Ancak İSG uzmanlarının özel şirketlerle hizmet alımı yöntemiyle
ticari ilişkiye girmesi, bu uzmanların
yapacağı denetimler ve oluşturacağı
raporların sağlıklı olması konusunda
tereddütlere yol açmaktadır. Esasen
İSG uzmanlarının hizmet bedellerinin
Bakanlık tarafından karşılanması,
Bakanlığın ise bu bedelleri denetlenen özel şirketlerden almasının daha
uygun olacağını düşünüyorum.
İşletme olarak iş sağlığı ve güvenliği
61
Çare İSG ile
yola çıktığımız zamandan bu zamana kadar
kurduğumuz olumlu iletişim ve yardımlar açısından gayet memnunuz.
İş kazalarını önlemek konusunda verilen eğitimler sayesinde olumlu gelişmeler görülüyor.
alanındaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Eğitim, İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmenliği’mize göre, belli periyotlarda
işe yeni giren personellerimize çalıştığı birimlere göre eğitimler vermektedir. Ve bu eğitimler belli zaman
aralıklarında yinelenmektedir. Saha
denetimlerinde ekiplerimiz iş başında
görüntülenmekte, raporlanmakta,
bu raporlar İSG birimince sürekli
kontrol edilmektedir. Çalışanlar, İSG
kurallarına uymaya teşvik edilmekte,
uymayanlar hakkında gerekli önlemler alınmaktadır.
Somadaki kazadan önce ve sonra
diye iş sağlığı ve güvenliğini ayırırsak, sizce neler değişti ya da değişmeli?
Soma’daki talihsiz kaza sonrası, İSG
ile ilgili ayrı bir bütçenin tüm kamu
ve özel sektör kuruluşlarında devreye
sokulmasının, yatırım harcamaları
içinde en önemli konu başlıklarından
biri olduğu ortaya çıkmıştır. Yani tüm
sektörler üretim maliyetleri içerisine
(hammadde, ulaşım, personel vs.) İSG
maliyetlerini de koyarak maliyetlerini
hesaplamalıdır.
Soma’daki elim kaza sonrasında
eminim sadece Türkiye’nin değil tüm
dünyanın iş kazalarına bakış açısında
değişiklikler olmuştur. 400’lere varan
acı kayıplarımızdan sonra İş Sağlığı
ve Güvenliği konusunun ne kadar
önemli bir konu olduğu bir kez daha
ortaya çıkmıştır. Çalışılan yerin iş
sağlığı ve güvenliği açısından çalışma
standartlarına uygun olması, çalışan
kişilerin sektörüne göre iş sağlığı
ve iş güvenliğini tehlikeye atacak bir
durum olduğunda nasıl davranacağı konusunda refleks geliştirecek
kadar eğitimli olması, iş sağlığını ve
güvenliğini tehlikeye atacak bir durum
olduğunda müdahalenin ne denli hızlı
ve hayat kurtarıcı olması konularının
altı önemle çizilmelidir. Belli periyodlarda verilecek bu eğitimlere işçilerin
ve işverenlerin zorunluluk icabı değil,
işlerini ve hayatlarını korumalarını
sağlayacak çok önemli bir faktör
olduğunun bilincine vardırılarak katılımlarını sağlamak gerekmektedir.
Bu bağlamda İş Sağlığı ve güvenliği
eğitimlerine, konusunda uzman eğitimcilerle yola çıkılarak önem verilmelidir. Her şirketin bu konunun altını
çizecek, kontrolünü sağlayacak, çağın
gerektirdiği her türlü gelişmeyi takip
edecek aynı zamanda denetleyecek
bir biriminin olması gerekmektedir.
Kaza sonrasında gördüğüm kadarıyla
özellikle madencilik ve enerji sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konusun-
da ciddi çalışmalara başlanıldı.
Acı kayıplarımız için Allah’tan rahmet,
kalanlara ve tüm Türkiye’ye tekrardan
başsağlığı diliyorum.
Ancak, İş Sağlığı ve Güvenliği, kayıplarımız olduğu zaman altının çizilmesi gereken bir konu değildir. Acı
kayıplarımızın olmaması ve ekonomik
anlamda göz ardı edilmeyecek meblağlarda zararlara uğranılmaması için
her daim üzerinde durulması gereken
en önemli faktörlerden biridir.
Önümüzdeki yıllar için iş sağlığı
güvenliğine bakış ve bu konu hakkındaki geleceğe dönük planlamalarınızdan bahseder misiniz?
Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. olarak
hedefimiz, sıfır ölümlü iş kazası
/ asgariye indirilmiş yaralanmalı
iş kazası grafiği ortaya çıkarmak
amacıyla:
• İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini
artırmak,
• Bu anlamda nitelikli personeller
yetiştirmek,
• Kişisel koruyucu donanımları çağın
gereklerine uygun olarak seçmek ve
dağıtmak,
• Bu materyallerin kullanılıp kullanılmadığını denetlemek, bunları belli bir
standarta bağlamaktır.
Acı kayıplarımız için Allah’tan rahmet, kalanlara ve tüm Türkiye’ye tekrardan başsağlığı diliyorum.
Ancak, İş Sağlığı ve Güvenliği, kayıplarımız olduğu zaman altının çizilmesi gereken bir konu değildir. Acı kayıplarımızın olmaması ve ekonomik anlamda göz ardı edilmeyecek meblağlarda zararlara uğranılmaması için her daim üzerinde durulması gereken en önemli faktörlerden biridir.
62
İSG çalışmaları sonucunda çalışanlarımızın iş yerlerindeki yaşam kalitesi artacağından, müşterilerimizin can ve mallarında oluşması muhtemel tehlikeler en aza indirgeneceğinden, olumsuzlukların yol açacağı maddi kayıplar ve manevi sıkıntılar yaşanmayacaktır. Kısacası İSG uygulamaları hem maddi hem de manevi anlamda hepimiz için büyük kazançtır.
Şu anda Çare İSG’den almakta
olduğunuz iş güvenliği hizmetinin
işletmenize kattığı artılar nelerdir?
Çare İSG ile yola çıktığımız zamandan bu zamana kadar kurduğumuz
olumlu iletişim ve yardımlar açısından gayet memnunuz. İş kazalarını önlemek konusunda verilen
eğitimler sayesinde yavaş yavaş
olumlu gelişmeler görülmekte.
Yine de sene sonu istatistiklerinden
oluşturulan tablo ortaya çıktığında
daha sağlıklı görüş belirteceğimizi
düşünüyorum.
İş sağlığı güvenliği konusunda
CLK’nın elektrik dağıtımını yürüttüğü
4 bölgede de ortak bir sistem kurulabilir mi, yoksa her bölgeye özel bir iş
sağlığı güvenliği sistemi kurulmasını
mı daha doğru buluyorsunuz?
Dört bölge de beraber olmalı. Bu 4
bölgede ortak sistem kurulması, İSG
standartlarının belirlenmesi açısından
faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
İstanbul bölgesiyle Antalya’yı karşılaştırdığınızda iş sağlığı güvenliği
açısından Antalya’nın avantaj ve
dezavantajlarını anlatabilir misiniz?
Akdeniz Bölgesinde, tesislerimizin
çoğunun yatırım yapılmaya muhtaç
olması, yenilenmeye ihtiyacı olması,
genelde havai hatların yoğunlukta olması, ormanlık alanların çokluğu vb.
sebepler çalışma ortamının risklerini
artırmaktadır. Bu dezavantajlara rağmen çalışanlarımızın yaş ortalamasının düşük olması ve eğitilebilirlik
düzeylerinin yüksek olması açısından
Şirketimizi avantajlı görüyorum.
İSG çalışmalarının, iş kazalarını
azaltmasının şirketinize maddi ve
manevi kazanç sağladığını düşünüyor musunuz?
İSG çalışmaları sonucunda çalışanlarımızın iş yerlerindeki yaşam kalitesi
artacağından, müşterilerimizin can
ve mallarında oluşması muhtemel
tehlikeler en aza indirgeneceğinden,
olumsuzlukların yol açacağı maddi
kayıplar ve manevi sıkıntılar yaşanmayacaktır. Kısacası İSG uygulamaları
hem maddi hem de manevi anlamda
hepimiz için büyük kazançtır.
Şirketinizin iş sağlığı güvenliği politikasından ve hedeflerinden bahseder
misiniz?
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun uygulanabilirliğini
göstermek, kurumsal bir yaklaşımla
İSG’yi tüm çalışanlarımıza bir yaşam
kültürü olarak benimsetmek, çalışma
ortamımızdaki riskleri yatırım planlarıyla en düşük seviyeye çekmek adına
bir politika izlemekteyiz. Ve bu politikayı her daim izlemek İSG anlamında
en büyük hedeflerimizdir.
İhmal veya kişisel hatalardan kaynaklanan birçok iş kazası yaşanıyor.
Sizce iş güvenliği ve tesis güvenliği
nasıl sağlanmalıdır?
İş güvenliği ve tesis güvenliği, verilen
Akdeniz EDAŞ Elektrik, dört bölgede geniş bir ağ yapısında başarıyla elektrik dağıtım görevini yaparken İş Sağlığı Güvenliği
kurallarına uyan ve insan onuruna layık çalışma standartları
sağlayan örnek bir firmadır.
63
kaliteli, uygulanabilir eğitimlerle,
çalışanın motivasyonun artırılmasıyla,
çağın gerektirdiği lojistiğin sağlanmasıyla ve her daim denetim mekanizmasının etkin olduğu bir sistemle
sağlanmalıdır.
Sizce personel motivasyonunun iş
kazalarına etkisi var mı? Personel Motivasyon çalışmalarınız
mevcut mu?
Etkisi olduğunu düşünüyorum. Bunu
İSG anlamında artırmak için devamlı
yinelenen eğitimleri, teşvikleri, sıkı bir
denetim mekanizmasının kurulmasını,
personelimizin çalışma koşullarının
iyileştirilmesini, Şirketimizce düzenlenen etkinlikler ve organizasyonlarla takım ruhunun oluşturulmasını
sağlamayı önemli buluyor, her şirkette
olması gerekliliğinin altını çiziyorum.
Personeldeki rol çatışması veya
rol belirsizliği gibi sebeplerden iş
kazaları yaşanıyor mu? Yaşanıyorsa
bunlarla ilgili çalışmalarınız var mı?
Personelimizi niteliklerine ve işe uygun olarak almaya çalışıyoruz. Kişiye
göre iş değil işe göre personel alımı
yapılması konusu üzerinde hassasiyetle durduğumuzdan çok fazla rol
çatışması yaşamıyor, yaşatmamaya
çalışıyoruz. Belirttiğim gibi verdiğimiz
eğitimlerde bunların da altı çizilmekteyiz. Eğitimlerimiz, eğitmenlerimiz
tarafından personele de söz hakkı
verdirilerek karşılıklı diyalog halinde
geçtiğinden böyle bir çalışmaya şu an
için ihtiyaç duymadık.
Elektrik Tesislerinin işletilmesi
Yönetmeliği 9.Bölümde yer alan ‘’…
64
ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO
27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi, ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti
Yönetim Sistemi, OHSAS 18001 İSG
Yönetim Sistemi ve ISO 14001 Çevre
yönetim sistemi kurmak ve uygulamak’’ kısmından da hareketle tesis
ve çalışanların iş ve güvenliği hizmet
modeli kurma ve izleme noktasında
çalışmalarınız var mı?
Elektrik Tesislerinin İşletilmesi
Yönetmenliğinin, sadece 9. bölümü
değil, diğer bölümleri de bütün olarak
bizim için önemlidir. Ve yönetmeliklerin bütün maddelerini uygulamaya,
planlamaya, hayata geçirmeye büyük
önem veriyoruz. Konu ile ilgili çalışma
ve planlamalara başlanılmıştır. Uzman
ekiplerimizce hazırlanan fizibilite çalışmaları sonrasında gerçekleştirilecektir.
Alt yapıdan kaynaklı iş kazalarını
giderebilmek için yapılması gereken
büyük yatırımlar için (Orman içinden geçen orman yangını ve çalışma
zorluğundan kaynaklı iş kazası riski
taşıyan eski enerji nakil hatlarının
yol boyuna alınması, E.K.A.T Ynt.
Uymayan açık şalt trafo binaları vb.)
devlet tarafından destekleniyor musunuz? Bu tip yatırımlar için yatırım
planlarınız var mı?
Bu konularla ilgili yatırım planlarımız
var. Tespit ve proje çalışmaları devam
etmektedir. Özellikle son dönemde
oluşan İSG hassasiyetinin bu anlamda planladığımız yatırımlara destek
olacağını düşünüyoruz.
Enerji nakil hatlarının periyodik bakımları ile trafo kabinlerinin periyodik
bakımları için özel eğitimli ekipler kur-
mayı düşünüyor musunuz? İSG politikalarınızda bu konuya yer verdiniz mi?
İSG politikalarımızda iş sağlığı ve güvenliğini ayrıca sorumlu olduğumuz müşteri kitlesini korumak için bu konuya geniş
yer verdik. Enerji nakil hatlarının ve trafo
kabinlerinin periyodik bakımları özel
eğitimli ekiplerimizce halen yapılmaktadır. Özel ekiplerimizin sayısını artırmak
adına çalışmalarımız devam etmektedir.
Kurumsal, kontrolü kolay bir
organizasyon yapısının şirketinize
kazandıracağı itibar için neler söyleyebilirsiniz?
Her şeyden önce böyle bir organizasyon, kolay yönetilebilir, denetlenebilir,
raporlanabilir olması sebebiyle, risklerin zamanında algılandığı, dolayısıyla olumsuzluklar olmadan tedbirlerin
alındığı bir yapı anlamına gelmektedir. Bu da şirketimiz için, her alanda
olması gerektiği gibi İSG alanında da
diğer şirketlerden ayıran bir özellik
olma yolunda atılan emin adımlarımızdan biri olarak algılanmalıdır.
Bu keyifli söyleşi için teşekkür ediyoruz. Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
Ben de bu yararlı söyleşi için teşekkür
ediyorum. İSG eğitimlerinin, iş sağlığı
ve güvenliği konusunda ayrıca müşterilerin korunması adına, şirketlerin tereddütsüz vazgeçilmezi olması gerekliliğinin altını bir kez daha çiziyorum.
Şu ana kadar ki çalışmalarımızın gösterdiği kadarıyla Çare İSG ile İş Sağlığı
ve Güvenliği konusunda güzel işlerin
altına imza atacağımız kanısındayım.
Download

Ekim-Kasım-Aralık 2014 - PDF Formatında İndir