KÜLTÜR / Mehmet DERE
S
özlüklerde vicdan; insanda iyiyi kötüden,
hayrı şerden ayırt etmeyi sağlayan, insanın iyilikten huzur, kötülükten azap duymasına yol açan, insanı davranışları ve fiilleri
hakkında âdil bir yargıya iten ahlâkî duygu,
insandaki ahlâkî şuur; insanın, davranışlarını
ahlâkî niteliklerine göre ayırt edip bunlardan
dolayı onu takdir eden ya da suçlayan ahlâkî
yetenek gibi anlamlara gelir.
Yüce Allah insanın fıtratına, iyi ile kötüyü,
güzel ile çirkini, yararlı ile zararlıyı birbirinden
ayıracak bir yetenek vermiştir.1 İşte, insanın yaratılışında var olan bu iyi ile kötüyü birbirinden
ayırt edebilme yeteneği vicdandır. Bir anlamda
vicdan, insandaki ahlâkî şuurun adıdır. Vicdan,
insanın içinde var olan iyilikten zevk alma, kötülükten nefret etme duygusudur. Vicdan, kişinin hayır ve iyilikten zevk alması, huzura ermesi; kötülükten ve şerden rahatsız olmasıdır.
Ahlâkî Kazanım Olarak
Vicdan
Peygamberimiz (s.a.v.) insandaki bu ahlâkî
yeteneğin varlığını ve etkinliğini şu şekilde dile
getirmiştir: “İyilik ve hayır ahlâkın güzelliğidir.
Kötülük ve günah, senin vicdanını tırmalayan
ve halkın bilmesini istemediğin tutum ve davranışlardır.”2 Aynı konu bir başka hadiste biraz
farklı olarak şöyle ifadelendirilir: “İyilik ve hayır;
kalbin tatmin olduğu, insanın yaptığında huzur
bulduğu/hoşnutluk hissettiği şeydir; kötülük ve
günah da vicdanı sızlatan/acı veren, insanı rahatsız eden ve yaparken başkalarının görmesini
istemediğin şeydir.”3
Vicdan, insanın doğuştan getirdiği temiz fıtrattır. Bu, içi boş temiz bir kaba benzetilebilir,
dolayısıyla bu kap ne ile doldurulursa dışarıya
da onu sızdırır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.)
de her çocuğun İslâm fıtratı üzerine doğduğunu, ama daha sonra verilen eğitime paralel olarak çocuğun dinî altyapısının tamamlandığına
vurgu yapmaktadır.4
Vicdanın Olumlu Şekillenmesi
Vicdan, insanın kendi fiillerinin ve davranışlarının sonuçlarını denetleyen, kontrol eden,
hayatının akışını tanzim eden güçlü bir ahlâkî
denetim mekanizmasıdır. Bununla birlikte vicdan, fert ve toplumların kabullerine, eğitim
ve çevre şartlarına paralel olarak olumlu veya
olumsuz bir tarzda şekillenebilir. Bu nedenle
İslâm, işe her şeyden önce, düzgün olduğunda her türlü iyilik ve hayrın, bozulduğunda ise
her türlü kötülük ve şerrin kaynağı olacak olan
kalbi ıslah etme ile başlar. Nitekim Rasûlullah
Efendimiz (s.a.v.) kalbin, düzgün olması halinde
bütün vücudun da düzgün ve sağlıklı olacağı-
“Peygamberimiz (s.a.v.) de her çocuğun İslâm fıtratı üzerine
doğduğunu, ama daha sonra verilen eğitime paralel olarak
çocuğun dinî altyapısının tamamlandığına vurgu yapmaktadır.”
66 NİSAN 2014
somuncubaba 67
“Vahyin ve sünnetin
aydınlattığı aktif vicdan sahibi
mü’min, iyilik ve güzelliklerin
insanı olacak, iyilik ve
güzellikleri düşünecek ve
yapacak, başkalarının da öyle
olmasını arzu edecektir.”
na; bozuk olması halinde ise bütün vücudun
bozulacağına dikkat çekerek konunun önemine
vurgu yapmıştır.
İnsanın fiillerinin ve davranışlarının olumlu/
iyi ya da olumsuz/kötü bir yönü vardır. Vicdan,
kişinin fiillerinde ve davranışlarında bir “oto
kontrol” görevi yapar. Bununla birlikte vicdan
tek başına bir delil olamayacağı gibi, hakkı bulmada da yeterli değildir. Çünkü herkesin vicdanı
kendi bireysel anlayışına/tercihine ve iradesine
bağlı olduğundan, çıkacak sonuç ve değerlendirmeler de farklı olacaktır. Ayrıca vicdan, yanlış eğitim, sosyal çevre vb. gibi birçok sebeple
kolayca tesir altına alınabilir. Bu nedenle de
vicdan, kendi gelişim ve olgunluğunu, dinî ve
ahlâkî değerlerle uyum içerisinde bir yönelişe
sahip olmakla sağlayabilir. Bir anlamda vicdan,
ancak vahyin ve sünnetin yol göstericiliği sayesinde ahlâkî bir erdeme dönüşür ve aktif bir
rol kazanır. Böylece vahyin ve sünnetin ışığında
aydınlanan aktif vicdan, sahibini mutlu edecek,
onu stres ve buhranlardan koruyacaktır.
Vahyin ve sünnetin aydınlattığı aktif vicdan
sahibi mü’min, iyilik ve güzelliklerin insanı olacak, iyilik ve güzellikleri düşünecek ve yapacak,
68 NİSAN 2014
Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı
Yezdân’ın
Ne irfanın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdanın
başkalarının da öyle olmasını arzu edecektir.
Aynı şekilde o, kötülükleri istemeyecek, kötülük kurguları içerisinde olmayacak, onlara yaklaşmayacak ve başkalarının da kötülüklerden
uzak kalmasını isteyecektir. Mü’min insan, bu
aktif vicdanı sayesinde hak ile bâtılı, doğru ile
yanlışı birbirinden ayırabilir ve her zaman güzel
ahlâkı tercih eder.
Vicdanın en büyük terbiyecisi, güçlü bir Allah inancı ve korkusu duygusudur. Vicdanın Allah inancı ve korkusu, ahirette de hesap verme
şuuru ile doldurulması gerekmektedir. Allah
Rasûlü (s.a.v.), en erdemli insan olarak, kalbi
tertemiz ve sözleri de doğru olan kişiyi görmekte, o kimsenin kalbinin günah, haksızlık, kötülük, kin ve hasetten uzak, Allah korkusu ile dolu
bir kalp olduğunu ifade etmektedir.5 Buna göre
vicdanlar; en başta Allah korkusu olmak üzere, hak, adalet, doğruluk, dürüstlük, cömertlik,
yardımseverlik, sevgi, hoşgörü, merhamet, şefkat, dostluk, kardeşlik, fedakârlık vb gibi ahlâkî
erdemlerle yoğrulduğu ölçüde istikamet bulmakta ve ancak böyle vicdanlar baskı ve şiddet
karşısında bile hakkı söylemekten geri durmamaktadır. Nitekim Mehmet Akif şu dizeleriyle
bu gerçeğe dikkat çeker:
ranışları da ahlâkî erdemler doğrultusunda şekillenecektir. Dolayısıyla insanın yaratılış ve varoluş amacı ile örtüşmeyecek türden olumsuz/
zararlı davranışlar sergilemesinde, kararmış bir
vicdanın önemli bir unsur olduğu açıktır.
Vicdanın Gelişip Olgunlaşması
Sonuç olarak söylemek gerekirse; vicdan in-
İnsandaki her tabiî yetenek gibi vicdanın
da gelişip olgunlaşması ve varlığını gerçekten
ortaya koyabilmesi, yetişme şartlarına ve eğitime bağlıdır. Çocuk, anne babasından aldığı
ahlâkî değerleri büyük ölçüde kendi vicdanına yerleştirir. Vicdanın emirlerine boyun eğen
kişi kendisini büyük bir manevî ödül kazanmış
hisseder; gönül hoşluğu ve derûnî zevk duyar.
Bunlara karşı gelen ise, içinde şiddetli bir sıkıntı ve manevî bir azabın acılarını hisseder. İnsan
kendisini, vicdanın yergisine konu olacak davranışlardan ne kadar uzak tutarsa, karakterini
o ölçüde sağlamlaştırmış ve ahlâkî olgunluğa
yükselmiş olur.
sanda iyiyi kötüden, hayrı şerden ayırt etmeyi
İnsanın kalbi, Yüce Yaratıcı’yla ve insanlarla
olan ilişkilerimizin şekillenmesinde ve onların
Allah katındaki değerinin tespitinde önemli bir
konuma sahiptir. Kabın içerisinde olanı sızdırması gibi kalbimiz de bizim aynamız ve davranışlarımıza yön veren mihenk taşıdır. Bu itibarla
zihni ve kalbi kirlenen insanın söz ve davranışları da doğal olarak kirlilikten eser taşıyacaktır.
Buna karşılık zihnini ve kalbini, iyiliklerin ve
güzelliklerin süslediği kimsenin sözleri ve dav-
uzak kalmasını isteyecektir. Mü’min bir insan,
sağlayan, insanın iyilikten huzur, kötülükten
azap duymasına yol açan, insanı davranışları ve
fiilleri hakkında âdil bir yargıya iten ahlâkî duygu ve şuurdur.
Vahyin ve sünnetin aydınlattığı aktif vicdan
sahibi mü’min, iyilik ve güzelliklerin insanı olacak, iyilik ve güzellikleri düşünecek ve yapacak,
başkalarının da öyle olmasını arzu edecektir.
Aynı şekilde o, kötülükleri istemeyecek, kötülük kurguları içerisinde olmayacak, onlara yaklaşmayacak ve başkalarının da kötülüklerden
aktif vicdanı sayesinde hak ile bâtılı, doğru ile
yanlışı birbirinden ayırabilir ve her zaman güzel
ahlâkı tercih eder.
Dipnot
1.
2.
3.
4.
5.
91/Şems, 8.
Müslim, Birr, 14-15.
Dârimî, Büyû’, 2; Ahmet b. Hanbel, Müsned, IV/194.
Buhârî, Cenâiz, 79-80, 93.
İbn Mâce, Zühd, 24
somuncubaba 69
Download

Ahlâkî Kazanım Olarak Vicdan