@Ekovitrin_haziran 2014-10:EKOVITRIN_
5/30/14
2:50 PM
Page 66
ÖZEL RÖPORTAJ / DERVİŞ EROĞLU
ÖZEL
RÖPORTAJ
Eroğlu, Kıbrıs’ta çözüm
sürecini değerlendirdi:
RUMLAR
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş
Eroğlu, Ekovitrin Genel Yayın
Yönetmeni Bilal Koçak’a çok
özel açıklamalarda bulundu.
OYALIYOR
AVRUPA
BİRLİĞİ
SAMİMİ DEĞİL
Ekovitrin, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Lefkoşa’da
görüştü. Çözüm sürecini değerlendiren Eroğlu, “Ambargolar
altındayız. AB bu duruma taraftar. Ben AB’yi samimiyetsiz
buluyorum. Müzakereler ucu açık devam ediyor.
Bizim artık buna tahammülümüz yok” diyor.
Eroğlu, “AB temsilcileri müzakere masasında oturmamız için bize
baskı yapıyorlar. Ben bunu kabul etmedim. Rumların görüşünü
savunan ve Barış Harekatı yapıldı diye Türkiye’yi cezalandırmaya
kalkan bir zihniyetle karşı karşıyayız” şeklinde konuşuyor.
66 EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014
EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014 67
@Ekovitrin_haziran 2014-10:EKOVITRIN_
5/30/14
2:50 PM
Page 68
ÖZEL RÖPORTAJ / DERVİŞ EROĞLU
“KIBRISLI TÜRKLERLE RUMLARIN BULACAĞI BİR ÇÖZÜMDEN YANAYIZ”
Avrupa Birliği'nin, Birleşmiş Milletler'in ve birçok ülkenin Kıbrıs Rum Kesimi ile yürütülen müzakerelerin anlaşma
hedefiyle sürdürülmesinden yana olduğunu kaydeden Eroğlu, "Bizim istediğimiz Kıbrıslı Türklerle Rumların
bulacağı bir çözümdür ve bu çözümün kalıcı olmasıdır. İnşallah başlayan müzakereleri bir anlaşmayla
noktalayabiliriz" ifadelerini kullanıyor.
K
uzey
Kıbrıs
Türk
Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Derviş
Eroğlu, Kıbrıs, sorunuyla
iç içe yaşayan deneyimli bir
siyasetçi. Kendisini 1963
yılında genç bir doktor olarak Kıbrıs
olayların içinde buldu. O tarihte başlayan müzakereler, Kıbrıs Türklerinin
Kıbrıs Cumhuriyeti’nden dışlanması ve 1974 yılında Barış Harekatı
gerçekleşinceye kadar Kıbrıs halkının
ortaya koyduğu mücadele büyük bir
anlam taşıyor. Tüm bu yaşananlara
yakından tanıklık eden Derviş
68 EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014
Eroğlu, Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan süreçle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. KKTC’nin tarihsel gelişimi ile
ilgili değerlendirmelerde bulunan
Eroğlu, Ekovitrin’in sorularını yanıtladı.
I Burada kendimi vatanımdaymışım gibi hissediyorum. Kıbrıs’a
girerken Türkiye Cumhuriyeti kimliğiyle girdim, pasaport kullanmadım…
KKTC ile Türkiye arasında pasaport uygulamasını kaldırdık. Yani
isteyen pasaportuyla isteyen kimliğiyle gelebiliyor. Türkiye’de yaşa-
yan bir vatandaş KKTC’ye gelmek isterse pasaport çıkartmasına gerek
yok. Elindeki kimlik kartıyla girebilir. Bunu Türkiye ile yaptığımız bir
anlaşma ile düzenledik. KKTC vatandaşları da Türkiye’ye giderken
kimlik kartıyla gidebiliyor.
“BARIŞ HAREKATI’NA
KADAR YAŞANANLAR
YOK SAYILDI”
I L e f k o ş a’ d a b i r t u r y a p t ı k .
Orada Barbarlık Müzesi var. 1963 yılında yaşananlar bu müzede anlatılıyor. KKTC bugünlere gelirken bü-
yük mücadeleler verdi. Bu ülke kolay kurulmadı. Mücadele halen sürüyor. Siz de tarihten bugüne bütün
bu olayların yakından şahidisiniz.
Bu önemli mücadelenin başlangıcından bugüne nasıl bir süreç yaşandı, bu ülke bugünlere nasıl geldi anlatır mısınız?
Kıbrıs Türk halkı ilk hayal kırıklığını 1878 yılında adanın Osmanlılar
tarafından İngilizlere kiralanması ve
Türk bayrağının indirilip İngiliz bayrağının çekilmesiyle yaşadı. Daha
sonra Rumlar, Kıbrıs’ı Yunanistan’a
bağlamak için 1931 yılından itibaren
bazı çalışmalar başlattılar. 1955 yılında Eureka teşkilatını kurarak o gün
ilk bombalarını patlattılar ve
Eureka’nın amacının Kıbrıs’ı
İngilizlerden kurtarıp Yunanistan’a
bağlamak olduğunu ortaya koydular.
Dünyayı da ikna ettiler. Bu olay böyle başladı. 1959-1960 Londra ve
Zürih anlaşmalarıyla ortaklık devleti, yani Türk ve Rum ortaklığına dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluncaya
kadar... Maalesef Kıbrıs Cumhuriyeti
kurulduktan sonra da biz bu cumhuriyet çatısı altında üç yıl yaşayabildik. 1962 Aralık ayında Rumların
başlattığı silahlı eylemlerle dışlandık.
1974 yılına kadar. Barış Harekatı’nın
başlangıç tarihine kadar maalesef
can güvenliğinden yoksun ve birçok
yerlerden insanlarımızın göç ettirilmesiyle adanın yüzde üçünde hayatımızı devam ettirme mecburiyetine
kalıncaya kadar süren olaylar zinciri var. Maalesef dünya 1974 yılında
Barış Harekatı gerçekleşinceye kadar
yaşanan bu olayları yok saydı. Rum
propagandasıyla yabancıların aklında Kıbrıs olayları 1974 yılında
Türkiye’nin Barış Harekatı’yla başladı
şeklinde bir kanı yerleşmişti. Halbuki
biz 1963 yılında Kıbrıs’tan dışlanmamızla tekrar başladı ve 1974 yılına kadar devam etti.
“RUMLARIN YAPTIĞI
TÜRK SOYKIRIMI”
I 1974 yılına kadar soykırıma yönelik bir çalışma yapıldı mı?
Tabii ki. 1974 öncesinde Rumların
yaptığı doğrudan doğruya soykırım
faaliyetleriydi. Hatta biliyorsunuz
Türklerin toplu imhası şeklinde planlar bile hazırlandı. 15 Temmuz 1974
yılında Yunanistan’ın Eureka ile birlikte yaptığı darbe sadece Makarios’a
karşı değildi. Makarios’u ortadan
kaldırdıktan
sonra
Kıbrıs’ı
Yunanistan’a bağlamak isteniyordu.
1967 yılında kendi meclislerinde aldıkları Enosis kararını gerçekleştirmek; Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak ve bu arada bilahare Kıbrıs
Yunanistan’a bağladıktan sonra kısa
bir zaman içerisinde süratle Kıbrıs
Türkü’nü toplu imha etme planları
vardı. Barış Harekatı’nın nedeni aslında Rumların ve Yunanlıların
Makarios’a karşı yaptıkları darbe ve
o soykırımı hayata geçirme planıydı.
Nitekim meşhur Eurekacı Sanson,
darbeden hemen sonra Kıbrıs
Cumhurbaşkanı ilan edildi ve
Yunanistan’a bağlanması için harekete geçilmişti. Türkiye 20
Temmuz’da Rumların ve Yunanlıların
bu düşüncelerini engellemek için
Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi. Ben
EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014 69
@Ekovitrin_haziran 2014-10:EKOVITRIN_
5/30/14
2:50 PM
Page 70
ÖZEL RÖPORTAJ / DERVİŞ EROĞLU
zaman zaman bunu ifade etmeye çalışıyorum. Peki Türkiye neden müdahale etti? Bu soru sorulsa ve cevabı aransa bilecekler ki Kıbrıs olayları 1974 yılında değil Türkiye’nin 1959-1960 anlaşmalarından doğan garanti anlaşması olmasına
rağmen Kuzey Kıbrıs halkı cumhuriyetten dışlandı. 11 yıl gettolarda yokluklar
içinde perişan ve can güvenliğinden yoksun yaşadık. O zamanlar müdahale etmeyen Türkiye 1974 darbesiyle Kıbrıs’ın
Yunanistan’a bağlanmasını önlemek ve
Kıbrıslı Türklerin toplu mezarlarda gömülmesini önlemek için Barış Harekatı’nı
yaptı.
“ÇOK ZOR GÜNLER YAŞADIK”
I O günlerden aklınızda kalan bir
anınız var mı?
1964 yılında Erenköy Direnişi esnasında ben Mağusa sancağına bağlı doktordum. Sancakta ağustosun başında bana bir görev verildi. Etrafı geniş bir
Türk bölgesi olan bir yer vardı. Burası
Serdarlı Sancağı’ydı ve etrafta 5-6 Türk
köyü vardı. Geniş bir Türk bölgesi diyebiliriz. Görevde Serdarlı’da doktor yoktu. Oraya gidecektim. O sırada Erenköy
Direnişi başladı. Biz görevi alır almaz yola çıktık. Yola çıkarken eşimden gizli çıkmaya çalıştım. Eşimin ağabeyi 1963 yılında ateşkes esnasında köyündeki eşini
almak için giderken Rumlar tarafından
alındı ve öldürüldü. Eşime şöyle dedim:
İki çocuğumuz var. Biri 3 yaşında biri de
3 aylık ama dinletemedim. O da bavulu
hazırladı ve beraber yola çıktık. Sabah 9
buçukta. Yarım saatlik bir mesafeydi.
Akşam 5’te Serdarlı’ya varabildik. Yol boyunca Rum barikatları vardı. Her barikatta durdurulduk. Bana refakat eden
İrlandalı bir doktor vardı. Her durakta
beni aradılar. Eşimi de aramak istediler
ve her durdurulduğumuz yere kadın polis gelecek diye bekledik. Çocuklarımız
ağustos sıcağında mahvoldu. Yarım saatlik yolu 8 saatte gittik. Biliyorsunuz
Eureka 1 Nisan 1955 yılında başladı.
1963 yılında devletten dışlandıktan
sonra ilk 1 Nisan’da yine Mağusa Sancağı
bize görev verdi. Biliyorsunuz
Türkiye’den gelen silahlar gömülürdü.
Harekat esnasında çıkarılacaklardı.
Dediğim gibi ilk 1 Nisan, biz Mağusa
70 EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014
Sancağı’na bağlı doktorum. Oradan
Karpaz’a gideceğiz. Hasta bakacağız
diye gidiyorum. Diğer arkadaşlardan
biri de aranan kişiler arasında. Oraya
gittik ve köylülerle beraber o çanakları çıkartmaya çalıştık. Bu arada
enteresan olan tabii doktorluk da
var… Hasta olan varsa onlara da bakıyorum. Bir hasta var dediler. Hasta
hamile bir kadın. Düşük yapma tehlikesi vardı. Bir an önce Mağusa’ya
gitmesi ve kürtaj olması gerekiyordu.
Asi halde kan kaybından ölecekti.
Peki bu hastayı kim götürecekti?
Köyün şoförü geldi. Talimat verildi fakat şoför, “Ben gidemem, canım kıymetli” dedi. Serdar dediğimiz kişi şoföre, “Seni burada vururum,
bu hastayı hastaneye götüreceksin” dedi. Bir de mektup yazdı ve bunu sancaktara vereceksin dedi. Bu kişiyi
Mağusa’ya geldiğinde tutuklayın
yazıyordu.
Mağusa’ya hastayı götürdü.
Bu kişi halen hayatta.
Mektubu açtı okudu.
Tutuklayınız cümlesini görünce yırtıp atmış. Öyle bir
maceramız oldu.
“TÜRKİYE’NİN
MÜDAHALESİ
YERİNDE”
I Türkiye, 1974 yılında
B arı ş H areka t ı y apm ay a
mecbur kaldı. Harekat geç kalındı diye eleştiriler yapıldı. Eğer bu harekat
yapılmasaydı nasıl bir süreç yaşanırdı?
Rumların 1974 Barış Harekatı’nda
terk ettiği askeri alanlarda araştırma
yapan arkadaşlar bir plan buldular.
Herkes görevlendirildi. Darbe başarılı olacak. Kıbrıs, Yunanistan’a bağlanacak fakat Türkiye’nin gelip de müdahale edemeyeceği şekilde Kıbrıs’ta
Türk kalmayacak. İşte o Türkiye müdahale etmemiş olsaydı o toplu imha
planı hayata geçecekti. Kıbrıs’ta Türk
kalmayacaktı. Gerek silah bakımından
gerekse asker bakımından daha da
güçlü oldukları için ne kadar savaşırsak savaşalım onların ellerinde, her
türlü güçlü silahlar bulunuyordu.
Bizim elimizde ise eski silahlar vardı.
1963 yılında ilk olay başladığında
Mağusa’daydım. Orada poliste bir
makineli tüfek ve iki av tüfeği vardı.
Bununla savaşmak kolay değildi.
“İMKANSIZLIKLAR
İÇERİSİNDEYDİK”
I Barışın garantisi olarak Kıbrıs
Türk Barış Kuvvetleri burada…
Çok şükür ki Barış Harekatını
gördük. Tabii acılarını da. Seferi hastanede imkansızlıklar içerisinde doktorluk yapıyorsunuz… Şehitler, yaralılar sizin elinizden geçiyor. Mesela
enteresan bir şey, Namık Kemal
Lisesi’ndeyken okulun sekreteri vardı. Kendisi aynı zamanda camii müezziniydi. Sesi çok güzeldi. 1963 olaylarının ardından ortalık biraz düzeldikten sonra lisede futbol oynadığım
takım teşkilatın merkezi konumundaydı. 1964 yılında durum biraz sakinleşince kulübü tekrar canlandırdık
ve ben de kulüp başkanı oldum.
1974’teki Barış Harekatı’ndan sonra
ikinci barış harekatının başlayacağı
günün bir önceki gecesi seferi karargahta oturuyorduk. Bu arkadaş
geldi ve elektrik feneri istedi.
Aldıktan sonra, o zaman sancaktarlara paşa derdik. Hüseyin Akil müezzin olduğu için ona hoca derdik.
Sancaktara döndü ve “Hocam ben
Allah’tan bir şey istiyorum” dedi.
“Beni şehitlik mertebesine ulaştırsın”
dedi. Hüseyin Hoca’ya dedim ki
“Herkes yaşamak ister, sen şehit olmak istiyorsun. Vallahi de isterim billahi de isterim” dedi. Ertesi sabah
İkinci Barış Harekatı başlamadan,
bunun telsizi çalışmayınca telsizi çalıştırsın diye hisarın üzerine çıktı.
Sonra düştü ve paramparça oldu.
Sonra bize geldi ama yapacak bir şey
yok. Kol, yüz gitmiş. Meğer bize
söylediğini hanımına da söylemiş.
Hanımına demiş ki “Allah’tan bir tek
şey istiyorum, beni şehitlik mertebesine ulaştırsın.” O da inşallah demiş. Ertesi sabah ikinci barış harekatının ilk günü akşam olunca atışlar kesildi. Havan atışları durdu. Sığınaklardan çıkan insanlar seferi hastaneye gelerek bizi buluyordu.
Bu kadın doğrudan benim
üzerime geldi. “Hüseyin’ime
bir şey mi oldu” diye sordu.
Siz olsanız ne dersiniz? Ben
de “İstediği oldu” dedim.
Bundan daha büyük bir
dram olamazdı.
I O dönemin envanteri
çıkarıldı mı? 1963-1974 arası toplu mezarların, toplu
katliamların ortaya çıktığı
dö ne m l e r de b i r en v a n t er
hazırlandı mı?
500’den fazla şehidimiz
oldu. Kimi yollardan alındı, kimi
köy baskınlarında öldürülen şehitlerimiz oldu. Rumlar tarafından yolu
kesilen ve öldürülen Türkleri halen
arıyoruz. Ben o günleri yaşadım.
1963 olayları başladığında 6-7 aylık
doktordum. Cumhuriyetten dışlandıktan sonra 6 sene mücahitlik yaptım. Mağusa sancağına bağlı olarak
göreve başladım. Çoğu zaman doktor yoktu. Biz o bölgede 3-4 pratisyen
doktorduk. 1974 yılında Barış
Harekatı’ndan sonra doktor olarak
görev yaptım. 1976 yılında siyasete
girdim. O gün bugün hem siyasetin
içinde hem de 1963 yılında bütün
olayları yaşayan biri olarak cumhurbaşkanlığı makamındayım.
EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014 71
@Ekovitrin_haziran 2014-10:EKOVITRIN_
5/30/14
2:50 PM
Page 72
ÖZEL RÖPORTAJ / DERVİŞ EROĞLU
Biz irademizi anlaşmadan yana
masaya koyduk. Dünyaya bunu gösterdik ama anlaşmaz tarafın Rumlar
olduğunu da açık bir şekilde görüyoruz. Birleşmiş Milletler’in ortaya
koyduğu anlaşma metinlerini reddeden Rum tarafı ama mükafat alan
yine Rum tarafı. Dolayısıyla bu adaletsizlik devam ettiği sürece
Rumların bir anlaşmaya motive olması bana göre çok zor. Çünkü biz
KKTC’yi zamanında ilan ettik ama
Birleşmiş Milletler de KKTC’nin
tanınmaması yönünde hemen karar aldı. Şimdi de Maraş gündemde.
Biz özlü konuların tartışılıp karara
varılmasını bekliyoruz. Ama güven
artırıcı önlem adı altında Maraş’ı daha müzakerelere başlarken vermemizi istiyorlar. “Maraş topraktır.
Bütünlüğün bir parçasıdır” dediğimiz
zaman hemen değişik tepkiyle karşılaşabiliyoruz.
I Ç ö z ü m s ü r e c i b a ş l a d ı.
Görüşmeler sürüyor…
Hedef anlaşma olmalı.
“Annan Planı’na
evet dedik ama
ambargolar
kalkmadı”
I Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
genç bir cumhuriyet. Bugün de siyasi bakımdan bir kuşatma altında. Bu
durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu izolasyonlar nasıl kırılacak?
Avrupa Birliği yetkilileriyle zaman zaman görüşüyorum. Onlara şunu söylüyorum: “2004 yılında Annan
Planı’na Türkler evet derse bizim
üzerimizdeki ambargolar kalkacak
dediniz. Bize söz verdiniz. Biz Annan
Planı’na evet dedik ama ambargolar
kalkmadı. Halbuki siz 24 Nisan
2004’te referandumdan iki gün sonra oturup toplandınız ve bu şartlarda ambargoları kaldıracağız diye karar aldınız. Ama uygulamadınız.
Şimdi bu kararı uygulamanız gerekir”
dediğimizde, “Anlaşma olduğu zaman
uygularız” diyorlar. Eğer ambargolar
şimdi kalkarsa, bizi anlaşmaya, çözüme yönelik motivasyonumuz eksilirmiş gibi gerekçelerle izolasyonları halen tutuyorlar. Bu bir insanlık
olayı. Kıbrıs olaylarını başlatan
Rumlardır. Ama AB Rumları üye
olarak kabul etti. Annan Planı’nı
reddeden Rumlar ama şu anda AB
üyesi. 24 Nisan’da Annan Planı’nı
reddettiler ama 1 Mayıs 2004’te
AB’ye alındı. Haksızlığı yapan
Avrupa Birliği haksızlığa uğrayan
ise Kuzey Kıbrıs halkı oldu. Biz şu anda bir ambargolar altındayız.
Maalesef ambargolar kalkmadı. AB
bu duruma taraftar görünümünde.
I Bu noktada AB’yi samimiyetsiz mi buluyorsunuz?
Evet samimiyetsiz buluyorum.
Çünkü 2004 yılında karar aldılar…
Rumlar Annan Planı’nı reddetti,
Türkler bir anlaşma olsun diye kendi
devletlerinden
vazgeçti.
Ambargoyu kaldıracağız diye karar
alıyorsunuz ama bu kararı uygulamıyorsunuz. Tabii ki bu bir samimi-
72 EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014
yetsizlik. Şimdi de AB temsilcileri
müzakere masasında oturmamız için
bize baskı yapıyorlar. Ben bunu kabul etmedim. Sanki Kıbrıs olayları
1974 yılında başlamış gibi Rumların
ortaya koyduğu görüşü savunan ve
Barış Harekatı yapıldı diye Türkiye’yi
cezalandırmaya kalkan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
I Av r u p a İ n s a n H a k l a r ı
Mahkemesi, Türkiye’ye yönelik bir
karar verdi. Bu kararın tek taraflı bir
bakış açısı ile alınmış bir karar olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bana göre tek taraflı alınmış bir
karar. Büyük devletler Rumlardan yana bir tavır içerisinde olduklarını
gizlemiyorlar. Bu tavırları açık bir şekilde görmek mümkün.
“İZOLASYONLAR
ALTINDA YAŞIYORUZ”
I Kıskaç altında genç bir cumh u r i y e t … K u z e y K ı b r ıs T ü r k
Cumhuriyeti’ni Türkiye dışında başka bir ülke tanımadı. Sizce bundan
sonra ne yapılmalı?
Buradaki gerçeğin dünyaca gö-
rülmesi gerekiyor. Bugüne kadar bunu görmediler. Kıbrıs’ta uzlaşmaz
tarafın Rumlar olduğunu kabullenir
ve ona göre tavır ortaya koymaları lazım. 1986 yılında yapılan anlaşmayı
reddeden Rumlar. Biz onu meclisten
de geçirdik. 2004 yılında Annan
Planı’nı reddeden de Rumlar. Ama
AB üyesi olan yine Rumlar. Biz izolasyonlar altında yaşamaya mecbur bırakılan taraf olduk. Bu adaletsizlik devam ettiği sürece Kıbrıs’ta Rumların
anlaşmaya gönüllü olmalarını beklemek saflık olur. Ben hep söylüyorum.
“MÜZAKERELER
DEVAM EDİYOR”
I Anlaşmanın çerçevesi ne olacak? Sizin bakış açınız nedir? Bu sorun nasıl çözülecek?
Müzakere masasında Birleşmiş
Milletler parametreleri var.
Müzakere masasında aranan parametreler ışığında çözülüyor. İki bölgeli, iki toplumlu siyasal eşitliğe dayalı federal bir cumhuriyet. Esas bu.
Bir de masada tartışılacak 6 başlık
var. Yönetim ve güç paylaşımı, AB,
ekonomi, mülkiye, toprak ve garantiler. Biz yönetimde güç paylaşımında, AB’de, ekonomide, mülkiyette
çok mesafeler kat ettik. Ama bir
cumhurbaşkanı gitti ve yeni bir cumhurbaşkanı geldi. Biz geçmiş cumhurbaşkanıyla sağladığınız yakınlaşmalara karşıyız, yeniden değerlendireceğiz noktasındayız. Bu da zaman
kaybı anlamına geliyor. Bu başlıkları tekrar tartışmak 5 yıl sürer.
Müzakereler ucu açık devam ediyor.
Zaman belirlensin istiyoruz. Desinler
ki bir yıl sonra müzakereleri ta-
mamlayalım. Bu önerimiz maalesef
Rumlar tarafından kabul görmüyor.
“2015 yılının sonunda anlaşma olabilir” deniyor. Olacak da demiyor.
“Olabilir” deniyor. O zaman yaklaşınca maalesef sorunlarımızı halledemedik, dolayısıyla 2016 yılını da
kullanacağız diyecekler. Bizim artık
tahammülümüz yok.
“HİZMET SEKTÖRLERİNİ
DESTEKLİYORUZ”
I KKTC’de yatırımların teşvik
edilmesi önemli. Sizin teşvik çalışmalarınız var mı?
Başbakan olduğum zaman ekonomiden anlayan arkadaşlarla değerlendirme yaptık. KKTC’nin itici
gücü olarak hizmet sektörlerini öne
çıkartma kararı aldık. İlk olarak turizm teşvik yasasını yaptık. Turistik tesis yapacaklara 49 yıllığına arazi kiraladık. Bütün girdileri gümrüksüz
alabilme, tesis bittikten sonra da 10
yıl vergi vermeme gibi avantajlar
sunduk. Bu anlamda krediler vermeye başladık. 1986 yılında Doğu
Akdeniz Üniversitesi Vakıf Yasası’nı
yaptık ve üniversite kuruldu. Şu anda 8 üniversite noktasına geldik. 65
bin civarında öğrenci var. Bunların bir
kısmı yurt dışından gelen öğrenciler.
Dolayısıyla bu konuda sanayi teşvik
yasası çıkarttık. Yani ekonomik kalkınma gerçekleşebilmesi için yapılması gereken yasaları, verilmesi gereken teşvikleri hayata geçirdik.
Bugün iyi bir noktadayız. Ambargolar
olmasaydı daha iyi noktalara da gelebilirdik.
“KKTC'YE CAN SUYU
PROJESİ”
I Denizin altından boru hatlarıyla Türkiye’den Kıbrıs’a su getirilme projesi var. Boru hattı tamamlandı. Yakın zamanda su verilmeye
başlanacak. Bu projeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu proje asrın projesi. Siyasi hayatım boyunca hep bunu hayal ettim.
Türkiye’nin bütün hükümetleriyle
bu konuyu gündeme getirdim.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014 73
@Ekovitrin_haziran 2014-10:EKOVITRIN_
5/30/14
2:50 PM
Page 74
ÖZEL RÖPORTAJ / DERVİŞ EROĞLU
buraya geldiği zaman bu konuyu yine açtım. Orada konuşmasında deniz
altından buraya su geleceği taahhüdünü verdi. Sonrasında da hayata geçirildi. Başbakan sözünde durdu.
Temel atma töreninde beraberdik. Şu
anda her iki tarafta barajlar bitti ve
borular döşenmeye başlandı. Bir aksilik olmazsa eylül ayında Kıbrıs’a su
akacak. Aslında hedef 7 Mart’ta suyun gelmesiydi ama barajların inşaatı
tamamlanamadı.
Neden 7 Mart derseniz, temel attığımız gün 7 Mart’tı. O zaman en son
konuşmacı bendim. “Bugün benim
en mutlu günüm” demiştim. Birincisi
hayalim gerçekleşiyor. İkincisi de
benim bugün doğum günüm. Temel
atılması da tesadüf oldu. Tayyip Bey
geldi müteahhide “Siz 2015’te bu projeyi bitirmeyi planlıyorsunuz. Bu
projeyi 1 sene öne alacaksınız. 7
Mart 2014’te bitireceksiniz ve cumhurbaşkanımızın doğum gününde
Kıbrıs’a su akacak” dedi. Anlaşmanın
altında imzamızı attık. Bazı aksilikler oldu. Proje sanıyorum istenilen
hızla gitmedi. Suyun yarısı içme suyu olarak yarısı da tarımda kullanılmak amacıyla kullanılacak. 75 milyon
metreküp su bizim için çok önemli.
Bu bizim için büyük önemli bir su
miktarı. Büyük bir kaynak. İleride güneyle anlaşırsak onların da su ihtiyaçlarını giderme düşüncesi içerisinde olurlarsa bir boru döşemesiyle güneye de su verebiliriz. Barış suyu olabilir.
I Türkiye’den beklentileriniz nelerdir?
Bir beklentimiz de deniz altından
kablolarla elektrik gelmesi. Tayyip
Erdoğan bunun da sözünü vermişti.
Su geldikten sonra gündeme getirilecek bir proje.
“ANAVATANSIZ
KKTC OLMAZ”
I Ay yıldız sizin için ne ifade ediyor?
Anavatanımızı ifade ediyor. 1960
cumhuriyeti kurulduğu zaman anayasada “Türkler ve Rumlar anavatanlarının bayraklarını da kullanabi-
74 EKOV‹TR‹N HAZİRAN 2014
KKTC İçmesuyu Temini Projesi
8
0 km uzunluğundaki borularla KKTC’ye sulama ve içmesuyu aktarılmasını sağlayacak barış suyu projesi “KKTC İçmesuyu Temini Projesi”
hızla devam ediyor.
Bir ada ülkesi olması ve kısıtlı doğal kaynakları sebebiyle KKTC’nin kalkınmasına, Türkiye’den içme, kullanma ve sulama suyu götürülmesi, önemli ölçüde katkı sağlayacak. KKTC Su Temin Projesi ile Anamur-Dragon Çayı
üzerinde inşa ediliyor Alaköprü Barajı’ndan sabit debi esasına göre alınacak yıllık 75 milyon metreküp su, KKTC’ye isale edilecek. 106 km uzunluğundaki hat ile KKTC’ye isale edilecek yıllık 75 milyon metreküp suyun 37,76
milyon metreküpü (% 50,3) içme-kullanma suyuna ve 37,24 milyon metreküpü (% 49,7) sulama suyuna tahsis edilecek.
Projenin gerçekleşmesi ile halen yeraltı ve yüzeysel su kaynaklarının kısıtlı olması sebebiyle su sıkıntısı çekilen KKTC’ye içme, kullanma ve sulama suyu temin edilerek 50 yıllık bir perspektifte içme-kullanma suyu ihtiyacı karşılanacak ve adanın en büyük ovalarından biri olan ancak kuraklıktan verimli kullanılamayan Meserya Ovası’nda 4.824 ha’lık bir alanda yapılacak
sulu tarım ile yüksek gelir artışları sağlanacak.
lirler” diye bir madde bulunuyordu.
Biz Türkiye milli marşını onlar da
Yunanistan milli marşını söylemeye
devam ettiler. Dolayısıyla anavatan
yavru vatan işbirliğini göstermesi bakımından önemli. Ana vatansız
KKTC olamaz Başta anavatanımız
Türkiye olmak üzere bütün Türk
devletleri Türk toplulukları eğer bu
işbirliğini devam ettirirlerse birlikten
güç doğar misali Türk dünyası çok
daha güçlü olur diye düşünüyorum.
Biz de bu gölgede rahat yaşarız.
Dünyaya geldiğimiz günden buyana al bayrağa hasret yaşadık.
Çocukluğumuz İngiliz müstemleke
dönemine denk geliyor. O dönemde
Türk bayrağı asmak yasaktı. Bayrağa
hasret kalmıştık. Kıbrıs’a zaman zaman Türk filmleri geliyordu.
İstanbul’da bir olayı filmde görürken
mesela gemilerin arkasında Türk
bayrakları görüyorduk, o zaman sinemada ayağa kalkar ve alkışlardık.
Veya bir subay gördüğümüzde o subayı alkışlıyorduk.
Biz o günlerden bugünlere geldik.
Şanslı bir öğrenciydim. Mağusa Orta
Okulu daha sonra Namık Kemal
Lisesi oldu. Her cumartesi istiklal
marşıyla oklu kapardık ve pazartesi
günleri de istiklal marşıyla ve bayrağımızla okulumuzu açardık. KKTC
halkının bugünlere gelişi Türk bayrağına hasretle başladı. O hasretlik
şimdi giderildi. Anavatansız KKTC
olmaz, dolayısıyla bizler bu bayrağın
gölgesinde yaşamaktan her zaman
onur duyduk, onur duymaya da devam edeceğiz. E
Download

Özel röportajın devamı