KAMERA ARKASI
BARIŞ ÖZBİÇER:
“ÖZGÜN BİR İŞ NADİREN ÇIKIYOR”
SÖYLEŞİ-FOTOĞRAF:Zeynep Turan
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisiyken müzik kariyerinin yanı sıra
sinemayla da ilgilenmeye başlayan Barış Özbiçer, Bal (2010) filmi ile 29. Uluslararası
İstanbul Film Festivali’nde En İyi Görüntü
Yönetmeni ödülünü almıştı. Nasıl bir çalışma
tarzı olduğuna dair birçok ipucu yakaladığımız Barış Özbiçer ile görüntü yönetmenliğini
yaptığı Çoğunluk (2010), Bal ve Yozgat Blues
(2013) üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
68
HAYAL PERDESİ 41 - Temmuz - Ağustos 2014
f Öncelikle sinemaya ne zaman ve nasıl
ilgi duymaya başladınız?
Yaklaşık on beş-on altı yaşlarındaydım. O
ara kardeşimle beraber bulunduğumuz bir
müzik grubumuz vardı. Komik belki ama samimi olmak gerekirse sinemaya ilgim Oliver
Stone’un The Doors (1991) filmini izleyince
başladı. Yapılandırmaya çalıştığım bir müzik kariyerim vardı. Karakter olarak da Jim
Morrison’ın hem müzikle hem sinemayla uğraşıyor olması çok hoşuma gitmişti. Biraz
özentiyle başladı diyebilirim o yüzden. Lise
bittikten sonra da Marmara Güzel Sanatlara
girdim ve öğrencilik hayatım başladı. İkinci
KAMERA ARKASI
senenin sonuna doğru müzik kariyerim hâlâ
devam ediyordu.
ken çok iyi bir performans göstermediğimi
düşündüler. Bir gün Tophane’de açık hava
sahnesi çekerken birçok gazeteci mekândan
f Ne tür müzikle uğraşıyordunuz?
ayrılırken tek bir kişi kalmıştı; fotoğraf çekIndie rock… Daha çok cover çalıyorduk. Ra- meye devam etti o kişi. Hemen anladım ve
dio Days diye bir gruptu. Alternatif grupların gidip konuştum. Siz bir fotoğrafçıyla ancoverlarını çalıyorduk.
laştınız herhâlde diye
Kendi parçalarımız
sordum. Onlar da evet
Piyasa filmi yapmayı asla
da vardı. Yarışmalara
ama senin de kalmanı
istemiyorum. Çünkü benim
katılıyorduk. Kemanistiyoruz dediler. Ben
hayatımda koruduğum ve
cı, Roxy gibi yerlerde
de on sekiz yaşının
bakir bıraktığım bir yer
çalıyorduk. Bir gece
verdiği heyecanla hasinema. Orası benim ruhumu
Bambi’de otururken
yır olmaz deyip seti
beslediğim bir yer.
yanıma benden biraz
bıraktım.
daha yaşlı biri geldi.
Uzun saçlı, çok havalı biriydi. “Ben yönet- f Görüntü yönetmeni olarak devam etme
menim, bir sinema filmi çekeceğim. Konusu fikri nasıl gelişti?
dönem olacak ve Hezarfen’in hayatını anla- Bir iki hafta sonra da Ortaköy’de tekrar kartacak. Size de bir rolüm var.” dedi. Bahsettiği şılaştık Mustafa Altıoklar ile. Sen gelip benim
rol de sarayda padişahın içoğlanı… Benim altıncı asistanım olacaksın ve seti bitirecekbir ikiz kardeşim var. Bu teklif ikimize yapıl- sin dedi. Elime bir tane V8 kamera verdiler.
mıştı aslında. Ben kardeşime hiç sormadan, Kamera arkası çekmeye başladım. O sırada
hiç de tereddüt etmeden kabul ettim. Kar- kamera ekibiyle bir samimiyet kurdum. O
deşimle birbirimize girdik. O fazla sevmez filmdeki birinci kamera asistanıyla sonradan
kameranın önüne geçmeyi. Bir şekilde onu çok iyi dost olduk. Benim ustalarımdan birida ikna ettim. Daha sonra biz sete gidip dir Zekeriya Kurtuluş. Onunla çok uzun bir
gelmeye başladık. Set fotoğrafçısı eksikleri yolculuğa çıktık, ben Londra’ya yüksek lisans
vardı. Ben de iki senedir fotoğraf çekiyor- yapmaya gidene kadar. Sinemayla tanışmam
dum. Budalaca bir özgüvenle ben yaparım bu şekilde gerçekleşti; çok fazla rastlantıyla
dedim. Fotoğraflarıma baktılar, iyi dediler. ama çok da isteyerek.
Kartal Tibet yürütücü yapımcılığını yapıyordu. Onlar kabul edince ben de negatiflerimi f Bir film setinde görüntü yönetmenialdım. Arkadaşımdan ikinci bir kamera ödünç nin ışık şefi ve kameramanla olan iletişimi
aldım; başladım çalışmaya. Ama her iş gibi nasıldır? Sizi onlardan ayıran temel özelbunun da bir disiplini var. Oyuncuları sahne likler nelerdir?
çekildikten sonra orada tutamamalar, za- En temelinde bir hiyerarşi var. Ben ekipçi bir
manlamaları doğru ayarlayamamalar vs. der- insan değilim. Bir ekibim olsun ve sürekli o
Temmuz - Ağustos 2014 - HAYAL PERDESİ 41
69
KAMERA ARKASI
ekiple işlere gideyim, öyle bir baskım olsun benim için. Bu ruhu yakalarsanız filmin içine
gibi bir çalışma tarzım yok. Ben hep tek ta- de işler bütün bunlar.
banca olmaya inandım. Türkiye’de bu ister f Çoğunluk, mekân kullanımı ve kamera
istemez oluyor. Belirli prodüksiyon şirketle- tercihi açısından anlattığı meselenin inanriyle çalışıyorsunuz; o prodüksiyon şirketle- dırıcılığını güçlü kılan bir film. Hikâyenin
rinin çalıştığı belli ekipBahçelievler’de geçiler var ve siz o şirketteki
yor oluşu ve dar kaBu iş kreatif bir iş ise kamera
birtakım alternatiflerle
mera açıları belki yöasistanından ışık şefine,
hareket ediyorsunuz.
netmenin tercihiydi,
çaycısına
kadar
herkesin
Benim idealim sadeama siz o inandırıcıberaber
nefes
alması,
beraber
ce Türkiye’de görüntü
lığa nasıl katkı sağlaheyecanlanması,
beraber
yönetmenliği yapmak
dınız?
olmadı. Yurtdışını da sinirlenmesi gereken bir şeydir Kamerayı hareket etsinema.
hedef aldığım için hep
tirmeme fikri daha seher yere tek tabanca
naryo aşamasındayken
gidebilecek şekilde endeksledim kendimi. vardı; kamerayı hissettirmeme üzerinden
Oranın imkânları ve şartlarıyla yapabile- gidilen basit bir yaklaşım bu aslında. İçgüceğim bir forma dönüştürmeye çalıştım dülerle hareket ederek kararlaştırdığımız
kafamda. O bağlamda benim için aslolan bir şeydi. Birkaç yerde altını çizmek için
şey dostluk, ama hiyerarşinin de bilincinde kamerayı hareket ettirdik. Oğlan içki içip
olan bir iş ilişkisi aynı zamanda. Özele taşı- kaza yaptıktan sonra eve geldiğinde omuz
nırsa ne âlâ; çok daha tercih edeceğim bir kamerası kullandık meselâ. Onun o iç dünşey. Çünkü böyle bir durum birtakım hisleri yasının, heyecanının, korkusunun altını çigüçlendiriyor ve zaman geçtikçe en büyük zebilmek için yaptığımız bir şeydi. Bunların
avantajı şu oluyor: Dört-beş sene çalıştığı- çoğu beraber verdiğimiz kararlar oluyor ve
nız bir kamera asistanı ya da ışık şefi sizin Seren’in zihninde tüm bunlar çok net bir şetarzınızı, huyunuzu biliyor; sizin ne isteye- kilde beliriyor. Bir görüntü yönetmeni olarak
ceğinizi öngörebiliyor. Bu da bir görüntü bu durum benim çok hoşuma gidiyor. Farklı
yönetmeninin üzerindeki yükü hafifletiyor. tipte yönetmenlerle çalışıyorsunuz. Bazısı
Hiç tanımadığım insanlarla da çalışıyorum; gerçekten çok fazla geri dönüş, yorum ve
orada esas olan saygı içerisinde hareket ede- fikir istiyor sizden. Bazısının aklındaki görsel
bilmek. Otokrasiye inanan bir insan değilim. dünya çok net oluyor. Onun üzerine bir şey
Bu iş kreatif bir iş ise kamera asistanından inşa etmeye başlıyorsunuz. Hepsinin farklı
ışık şefine, çaycısına kadar herkesin beraber yaklaşımları var sinemaya. Bu durum beni
nefes alması, beraber heyecanlanması, bera- çok heyecanlandıran bir şey, çünkü ezber
ber sinirlenmesi gereken bir şeydir sinema bozuyor. Her filme başka birinin aklından,
70
HAYAL PERDESİ 41 - Temmuz - Ağustos 2014
KAMERA ARKASI
gözünden, fikirlerinden yaklaşıp kendi yorumunuzu ortaya koymaya çalışıyorsunuz.
Çoğunluk’taki durum da böyleydi; şurayı nasıl
çekelim diye bir soru sormadık hiç.
f Semih Kaplanoğlu’yla çalışmaya ne zaman başladınız? Bal filminden önce yer
aldığınız projeleri oldu mu?
Üçlemenin ilk iki filminin görüntü yönetmeni
Özgür Eken benim çok yakın bir arkadaşımdır; çok erken yaşta yollarımız kesişti.
Meleğin Düşüşü (2005)’nde kamera asistanıyken bir apandisit ameliyatı geçirdi. Ben
de o sırada Londra’dan yeni dönmüştüm. Bir
hafta yerine bakmamı rica etti. Semih Bey ile
tanışmam öyle oldu. Süt (2008)’ü çekerken
yine benzer şekilde bir gün bana yardımcı
olur musun dedi, gittim. Süt’ün setine bir
kere daha gittim sonrasında. Bal’ı da aslında
Özgür Eken çekecekti. Öncesinde Ahmet
Boyacıoğlu’nun Siyah Beyaz projesi için bir
opsiyonu vardı. Onun tarihleri kayınca Bal’ın
hazırlığıyla onun çekimleri çakışıyor oldu ve
Semih Ağabey de zamanının tamamını ayırabilecek bir görüntü yönetmeni istiyordu;
bana ulaştı. Konuştuk, anlaştık ve kendimi
Bal projesinde görüntü yönetmeni olarak
buldum.
f Bal filmi özelinde konuşacak olursak…
Semih Kaplanoğlu bildiğim kadarıyla
storyboard üzerinde çok sıkı çalışan bir
yönetmen. Set sırasında ışık kullanımında
da hayli titiz davranıyor. Onunla nasıl bir
ön hazırlık süreci geçirmiştiniz?
İnanılmaz bir hissiyat, inanılmaz bir göz…
Nispeten tecrübesizdim ben. Bal çektiğim
üçüncü sinema filmiydi. Ama ilk defa görüntü yönetmeni titriyle mesuliyet alıyordum.
Doğal ışık kullanımı, az pozlama… Semih
Bey’in deneyimi ve cesareti bana inanılmaz
şeyler öğretti. Işık ölçme cihazımla ölçüp
error gördüğüm yerlerde Semih Ağabey’in
pozometre çalışmıyor dememe rağmen onun
çekeceğiz demesiyle, sonuçları da gördüğümde “aman Allah’ım oluyormuş” dediğim
durumlar çok oldu. O yüzden Bal filminin
bana kazandırdıkları her anlamda muazzamdır; bir mihenk taşıdır.
Temmuz - Ağustos 2014 - HAYAL PERDESİ 41
71
KAMERA ARKASI
f “En İyi Görüntü Yönetmeni” ödülünü
de Bal ile almıştınız.
bir göz olarak gittiğiniz zaman çok net görebiliyorsunuz kompozisyonları. En azından
Evet, İstanbul’da, İran’da bir film festivalin- bende öyle oluyor. Bir de bilmediğiniz bir
de ve Amerika’da aldım. Bunlar çok ciddi yerde sahne kurmak daha heyecan verici;
motivasyonlar aslında; yaptığınız işi anlam- yabancı olduğum bir kültür, şehir olabilir
bu. Bu bağlamda Yozgat çok enteresan bir
lı kılıyor, sizin şevkinizi
şehir; yeraltı pasajları
artırıyor. Festival dünvs. Türkiye’nin herhanSenaryoyu okuduğumda,
yası da çok güzel bir
gi bir büyük şehrinin
yönetmenle tanıştığımda
dünya; bir sürü güzel
varoşlarına benziyor
insanla bir araya gelme
o hissiyat geçiyor mu ona
ama kendine ait bir
şansınız doğuyor.
bakmaya başladım. O yüzden
karakteri de var; hakide artık daha seçiciyim
f Yozgat Blues ekikaten çok şaşırmıştım.
diyebilirim.
bine nasıl dâhil olduOrada sahne kurarken,
nuz?
ışık yaparken çok keyif
O da biraz rastlantıyla oldu. Onların da ak- almıştım.
lında başka bir görüntü yönetmeni vardı. f Yozgat’ta geçen bir hikâye izliyoruz
Fakat yine benzer bir sebeple çekimlerin ancak şehre dair çok fazla manzara götarihi ertelenince ve Yozgat Blues ile çakı- remiyoruz filmde. Daha çok karakterleşınca farklı birkaç görüntü yönetmeniyle rin etrafında dolaşan bir kamera var. Bu
görüştüler. Mahmut’un çok güzel bir enerjisi teknik süreç nasıl ilerledi?
var; ilk tanıştığımız zaman da hissetmiştim. Biraz spontane gelişti. Senaryoyla ilgili çaSenaryoyu da zaten çok sevmiştim; sakinliği, lışmalara başladığımızda daha az hareket
naifliği… İlk filmi Uzak İhtimal (2009)’i de eden, sabit kameralar düşünmüştük; öyle
çok beğenmiştim. Hemen yakınlık ve sıcaklık bir mantıkla yola çıkmıştık. Fakat mekâna
hissettim; çok kısa süre içerisinde dönüş gidip, orada zaman geçirmeye başlayınca
yaptılar ve beraber çalışmaya karar verdik.
biraz daha serbest, daha gözlemci ve taf Yozgat’a daha önce hiç gitmiş miydiniz?
Daha önce hiç gitmedim. Ankara’dan sonra
en uzak Kırıkkale’ye gitmiştim meselâ.
f Daha önce hiç gitmediğiniz ya da uzun
süre yaşamadığınız bir şehre çekim yapmak için gitmek nasıl bir duygu?
Muhteşem bir durum o. Yurtdışına gittiğimde de aynı heyecanı yaşıyorum. Çünkü taze
72
HAYAL PERDESİ 41 - Temmuz - Ağustos 2014
kip eden bir kamera kullanımı tercih ettik;
o koreografi içerisinde kendi yerini bulsun
istedik. Uzun plân-sekanslar içerisinde yer
değiştirmek de onun içine dâhildi. Maksimumda bu mekânları nasıl kullanırız diye
düşündük. Çünkü çok organik yerler; şehir
inşa edilirken de içgüdülerle yapılmış sanki.
Plânı programı olan bir düzen yok orada. O
spontaneliği kameraya nasıl yansıtabiliriz
KAMERA ARKASI
diye düşünürken bir anda tripot kullanmı- Ya dizi ya reklâm ya da piyasa filmleri yapayoruz ve kamerayı omuza alıyoruz dedik. cağım. Dizi yapmayı çok tercih etmiyorum;
Düşünerek, endişe ederek karar verdiğimiz olumsuz da bakmıyorum. Özel bir projede,
bir şey de değildi. Bu da benim çok sevdiğim özel bir ekiple olabilir. Piyasa filmi yapmayı
bir şeydir. Bir yönetmenle böylesine üst se- asla istemiyorum. Çünkü benim hayatımda
viyede iletişim kurmak
koruduğum ve bakir bızaman alan bir şeydir.
raktığım bir yer sinema
Her
şey
biraz
taklitle
başlıyor.
Bu kısa süre içerisinde
ve bozulsun istemiyoBir
şeyi
görüp
beğeniyorsunuz
oldu. Bu tür hissiyatları
rum. Orası benim ruve
üzerine
kendi
yorumunuzu
çok değerli buluyorum.
humu beslediğim bir
koyuyorsunuz. Her şey çokça
Herkesle yaşayamıyer. Benim için tek bir
yorsunuz. Bu hissiyatı yapılmış; çok özgün bir iş artık seçenek kalıyor: reklâm
sizin de zikrettiğiniz
filmi. Şu yüzden tercih
nadir çıkıyor. Ama siz bunu
bu üç filmde farklı boediyorum: Kısa süreyapmaya devam ediyorsunuz.
yutlarda ama o üç yöli dâhil oluyorsunuz;
Bir şeyi tekrar etmenin
netmenle de yaşadım.
ödemeler her ne kade bir meziyet olduğunu
Böyle olunca proje de
dar geç yapılıyor olsa
düşünüyorum.
boyut değiştiriyor. Bu
da oldukça tatminkâr
bazısıyla güle oynaya
oluyor. Sürekli kenbazısıyla negatif enerjinin hükmettiği şekilde dinizi güncel ve sıcak tutuyorsunuz. Yeni
de oluyor. Ben bunu sinemaya olan tutku teknolojiyi orada deneme şansınız oluyor;
olarak yorumluyorum. Tutku varsa yaptığın sizi zinde tutuyor. Video klip yapmayı da
işle yaşadığın duygular birbirine karışmı- seviyorum. Maalesef müzisyenlerin verdiği
yor. Konsantrasyonunu da bozmuyor ya da savaş en zor savaşlardan biri gibi geliyor
motive de etmiyor ama hep yapıcı oluyor. bana. Dijital dünya, internet dünyasıyla beBunu böyle üçüncü, dördüncü projede de- raber kazançların minimize olması… Sadece
neyimleyince artık hep o duyguyu kovalar konserlerle para kazanılabiliyor. Klip geneloldum. Senaryoyu okuduğumda, yönetmen- de bütçesiz oluyor. Orada da az bütçeyle
le tanıştığımda o hissiyat geçiyor mu ona az zamanla ne yapabiliriz diye düşünmek
bakmaya başladım. O yüzden de artık daha zorunda kalıyoruz. Bu da başka türlü bir
seçiciyim diyebilirim.
egzersiz oluyor benim için.
f Reklâm filmi ve video klip sektöründe de f Oyuncuların, nesnelerin ya da eşyaların
çalışıyorsunuz. Bu alanlardaki tecrübeleri- kamera önünde nerede duracağına dair
nizin mesleğinize nasıl bir katkısı oluyor?
karar verirken neyi referans alıyorsunuz?
Benim yaptığım sinemayla hayatınızı idame
ettirebilmeniz çok mümkün değil aslında.
Yaptığım filmlere bakarsanız olabildiğince
gerçeklere yakın doğal hayatları imitate etTemmuz - Ağustos 2014 - HAYAL PERDESİ 41
73
KAMERA ARKASI
meye çalışıyorum ya da o dünyayı kurmaya taklitle başlıyor aslında. Bir şeyi görüp beçalışan yönetmenlere bu doğrultuda hizmet ğeniyorsunuz ve üzerine kendi yorumunuzu
vermeye çalışıyorum. Tabii hepsinin farklı bir koyuyorsunuz. Her şey çokça yapılmış; çok
dünyası oluyor; o da işin farklılıklarını ortaya özgün bir iş artık nadir çıkıyor. Ama siz bunu
çıkarıyor. Spesifik olarak bir filme hazırlanır- yapmaya devam ediyorsunuz. Bir şeyi tekrar
ken başlama noktam,
etmenin de bir meziyet
yönetmenin referansolduğunu düşünüyoları oluyor. O bilgiyi al- Mekanik ve kimyasal dünyanın rum bu açıdan. Sanat
dıktan sonra ben kendi başka bir psikolojisi var. Başka tarihi, resim tarihi çok
çalışmama başlıyorum.
önemli; sürekli takip
bir iş anlayışı, işleyişi ve iş
Bu da muadili tarzda disiplini, kültürü olan bir şeydi. etmeye çalışıyorum.
sinema tarihinde yaDijitalle beraber bu bozulmaya Tüm bunlar araştırma
pılmış filmler, birtakım
sırasında o ön hazırlığa
başladı.
kendime örnek aldığım
dâhil oluyor.
görüntü yönetmenlerinin iş yapış biçimleri oluyor. Meselâ Néstor f Yeni Türkiye Sineması diye bir şeyden
Almendros muazzam bir kaynaktır. Yeni bahsediyoruz; bu daha çok söz konusu
Dalga, Fransız sineması ya da Truffaut ile filmlerin konuları ve anlatım tarzlarıyla
yaptıkları işlerde paraları olmadan yalnızca ilişkilendirilen bir başlık. Gelişen dijital
negatif filmlerle, siyah-beyaz çalışıyorlar. Bir imkânları da göz önünde bulundurduğusahne çekecekler meselâ, hiç paraları yok, muzda Yeni Türkiye Sineması’nda görünlâmba, jenaratör yok. Sokakta geçiyor sah- tü yönetmenliği adına değişen ve değişne. Vitrininde ışık olan bir yer seçiyorlar; mekte olan neler var?
fon aydınlanıyor ama yüzü ne yapacaklar? Sonuçta teknolojiyi inkâr edemezsiniz. Çok
Almendros’un fikriyle oyuncuların birinin güçlü değilseniz karşı koyamazsınız; öğreneline sigara veriyorlar. Oyuncu sigarayı ya- meniz, adapte etmeniz ve geliştirmeniz gekınca aydınlanma görelim, sonra çakmağını
rekiyor. Onlarca dijital kamera var şu anda.
söndürürken de diyalog aksın diyorlar. Ne
Görüntü yönetmenleri olarak bunu özümsekadar zekice! Bunlar beni heyecanlandırımek durumundayız. Dijital sinemanın kalite
yor. Almendros’un çalıştığı Days of Heaven
(1978) filmi benim üzerine çalıştığım bir olarak negatif kullanılarak yapılan sinemadan
filmdir. Ne yaptığını, nasıl yaptığını anla- daha iyi olduğunu düşünmüyorum. Daha
maya çalışırım. Laboratuvar süreçlerini oku- yanına yaklaşamadı bence. Bir kere mekanik
muşumdur. Bire bir etüt edebildiğim şeyler ve kimyasal dünyanın başka bir psikolojisi
değildir ama o psikolojiye kendimi adapte var. Başka bir iş anlayışı, işleyişi ve iş disiplini,
etmeye çalıştığım şeylerdir. Sinema tarihin- kültürü olan bir şeydi… Dijitalle beraber bu
deki mihenk taşları, görüntü yönetmenleri bozulmaya başladı. En basit örneği, negatif
aslında benim referanslarım. Her şey biraz çekerken çok sınırlı bir film stoğunuz oluyor.
74
HAYAL PERDESİ 41 - Temmuz - Ağustos 2014
KAMERA ARKASI
O zaman provalarınızı çok iyi yapıyorsunuz
ve daha az tekrar ediyorsunuz. Ancak şimdi
öyle değil. Çek, çek, çek… Çok çekmek değil
benim eleştirdiğim. Aradığınız bir şey vardır,
onu bulmak için çekiyorsunuzdur. Bunu kastetmiyorum. Bu negatifte de olabilir. Eskiden
daha iyi hazırlanılıyordu. Bir lüksünüz yoktu.
Ben onun pozitif bir etkisi olduğunu hissediyorum hâlâ. O değişti. Dijitale bu kadar
radikal ve hızlı geçişin bir sebebi de, biraz
şu anki dijitalin görüntü kalitesiyle negatifin
kalitesi arasındaki farkı sadece iyi eğitimli
gözlerin anlayabiliyor oluşu. Genel izleyicinin çok fazla takıldığı, o nüansı görebileceği
farklar değil bunlar. Doğal olarak da negatif çekmenin çok maliyeti olduğu ve dijital
de çıtasını çok yükselttiği için çok hızlı bir
dönüşüm oldu. Yapacak bir şey yok. Ben
ümitsiz değilim. O teknoloji benim hayalini
ve özlemini duyduğum kaliteyi yakalayacak
diye düşünüyorum. Bunu yapan örnekler
var. Bunu yapmak kolay değil, çünkü küçük
bütçeli, kısa sürede çekilecek projeye gireceğiniz zaman kendinize yarattığınız koşullar
da sınırlı oluyor. Meselâ Mavi En Sıcak Renktir
(2013) beş ayda çekilmiş bir projedir. Şu an
piyasayı domine etmiş, dijital kameralarla da
yapılmış bir proje değildi. İyi ama orta kalitede bir kameranın kullanıldığı bir filmdi o. Siz
ama beş ay çekerseniz, o zaman ışığın en iyi
olduğu zamanlarda çekersiniz. Oyuncuların
performansını maksimuma çıkartırsınız. O
beş ayın içerisinde uzun post-prodüksiyon
süreçleri de var. Siz o malzemeden çok daha
iyi bir netice çıkartabilirsiniz. Bu düşük büt-
çeli, dört haftada çekilecek bir projede olmuyor.
Dijitale bu kadar hızlı geçişin işin zanaat
yönüne etkisi nasıl oldu peki?
Görüntü yönetmeni eskiden daha çok
önemseniyordu; zanaatı daha mesleğe
münhasır ve belirleyiciydi. İşin teknolojisine hâkim yönetmenlerin var olduğu bir
dünyaydı. Yönetmenin tercihleri ve kararları
da belirleyici oluyordu tabii. Görüntü yönetmeninin de sonuçta hizmet verdiği kişi
yönetmendir. Bir yerden sonra itaat etmeniz
gerekir. İnandığım şeyi sonuna kadar savunur, müzakeresini yaparım, ama yönetmenin
fikrini değiştiremiyorsam artık ona inanmak
zorundayımdır. Onun inandığı şeye de inanarak yaparım işimi. İnanmadan yapılan işin de
iyi bir iş olacağını düşünmüyorum. O tereddütü yaşadığım sahneler sonradan en çok
sevdiğim sahneler oluyor çoğunlukla. Bunlar
çok enteresan duygulardır. Dijitalle beraber
biraz öneminiz azaldı gibi gözüküyor. Bunu
özellikle reklâm sektöründe görüyorsunuz.
Ancak sinemada görüntü yönetmeni değerini pek de kaybetmedi aslında. Reklâma
göre çok daha kreatif bir iş yapıyorsunuz.
Yönetmenin gözüsünüz; onun anlatmak istediği görsel dünyanın enstrümanlarını siz
kullanıyorsunuz. O yüzden teknolojinin ilerlemesi, dijital dünyaya geçiş, bir görüntü
yönetmeninin niteliğini çok değiştirmiyor.
Biraz işini kolaylaştırıyor aslında o anlamda. Negatif pozlama bir tecrübe işiydi. Ama
şimdi görüyorsunuz. O aslında sizin işinizi
kolaylaştırıyor diye yorumluyorum ben.
Temmuz - Ağustos 2014 - HAYAL PERDESİ 41
75
Download

hayalperdesi_41_68_75