saat_ilk_16_sayfa.indd 1
20.6.2014 11:18:49
TREND YAYINEVİ
SAAT
Yasemin Uras
Yayın No: 014
Editör
Elif Tunç
Sayfa Tasarımı
Burak Arslan
Kapak Tasarımı
Tuğçe Yurtsal
ISBN: 978-9944-342-26-1
Mayıs 2014, Ankara
Copyright ©2014 Yasemin Uras
Email: [email protected]
Her türlü basım ve yayım hakkı TREND YAYINEVİ’ne aittir
Baskı
Tarcan Matbaa
Tel: 0312 384 34 35-36
Sertifika No: 25744
Trend Yayınevi
Sertifika No:15675
Bayındır 2 Sokak 49/6 Kızılay / ANKARA
Tel: (312) 419 00 15 . Faks: (312) 419 06 42
www.trendyayinevi.com
facebook.com / trendyayinevi
twitter.com / trendyayinevi
saat_ilk_16_sayfa.indd 2
20.6.2014 11:18:49
Yasemin Uras
saat_ilk_16_sayfa.indd 3
20.6.2014 11:18:49
Her zaman gurur duyduğum oğullarım
Oğuz’a ve Onur’a…
saat_ilk_16_sayfa.indd 4
20.6.2014 11:18:49
Öncelikle beni yazmaya teşvik eden ve her zaman destekleyen eşime, İlham kaynağım sevgili oğullarım Oğuz ve Onur’a,
Bütün süreç boyunca arkamda duran anneme, babama ve
yakınlarıma çok teşekkür ederim.
Ayrıca beni yayıncımla buluşturan Ruhan Bilkay’a minnetlerimi
sunuyorum.
saat_ilk_16_sayfa.indd 5
20.6.2014 11:18:49
saat_ilk_16_sayfa.indd 6
20.6.2014 11:18:49
Saat
Giriş
K
aranlık odada korkunç bir ses yükseldi:
“Artık az kaldı.”
Ardından da aynı korkunç ses bir kahkaha attı. Vakit dolmak
üzereydi. Kendini gösterme zamanı gelmişti. Tüm intikamlar
alındıktan sonra efendisine borcunu ödeyecekti. Kötülük için
yaratılmıştı ve bundan sonsuza kadar zevk alacaktı.
Artık az kalmıştı.
7
saat_ilk_16_sayfa.indd 7
20.6.2014 11:18:49
saat_ilk_16_sayfa.indd 8
20.6.2014 11:18:49
Saat
Birinci Bölüm
Kasım 1920
Y
aşlı kadın dengesini kaybedince elindeki saati daha da
sıkı kavradı.
“Onu bana ver!”
Duyulması güç bir sesle, “Asla…” diye karşılık verdi yaşlı
kadın. Komodine dayanıp tekrar ayağa kalkmaya çalışırken
gücünün tamamen tükendiğinin farkındaydı. Bakışları yatağına
kilitlenmişti. Biraz daha çaba harcarsa bu iğrenç yaratığın
ayakları dibinde can vermekten kurtulabilirdi. Derin bir nefes
alıp son bir gayret harcayarak doğruldu ve kendini yatağına attı.
Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. Sıradan bir
insan gibi yaşayamamıştı ama sıradan bir insan gibi ölebilirdi.
Göz kapaklarını açmaya zorlayarak bir kez daha baktı
elindeki saate. Batmak üzere olan güneşin kızıllığı yansımıştı
gümüşün üzerine. Neredeyse hayatının yarısı kadar uzun
bir süre üzerinde taşıdığı bu garip saatten ayrılma vaktinin
geldiğini hissediyordu artık.
“Onu bana ver, ben de sana hayat vereyim!”
Adeta hırlarcasına çıkan o iğrenç sesiyle ona hayat vaat eden
yaratığa çevirdi gözlerini. Koyu gri teninin altındaki simsiyah
boğumlu damarları vücudunu bir ağ gibi sarıyor, her bir damar
sanki her an patlayacakmış gibi atıyordu. Bu yaratığı gören biri
onun içinde binlerce kurdun kımıldadığını sanırdı. Gözlerinin
9
saat_ilk_16_sayfa.indd 9
20.6.2014 11:18:49
Yasemin Uras
mavisi dünyada göremeyeceği kadar donuk ve ürkütücüydü.
Neredeyse morarmış ağzı gerisindeki sivri dişlerini saklamayı
beceremiyor, sadece onların etrafında geriliyorlardı. Yaşlı
kadın ona bir kez daha tiksinerek baktı. Onu tamamen yok
etmeyi başaramamıştı. Sadece istediklerini yapmayarak karşı
koyabilmişti ona.
Onu yok etmek mümkün müydü?
Bunu yapabilir miydi?
Buna hep inanmıştı ama nasıl yapacağını bilememişti.
Tek bildiği onun çok kötü olduğu ve ondan hiç kimseye
bahsetmemesi gerektiğiydi. İlk başta ağabeyinin hatırası olarak
sahiplendiği bu gümüş saatle hayatı nasıl da değişmişti. Ne
şanstı ama… Ağabeyini harbe uğurlayışını anımsadı birden.
Bu onu son görüşü olmuştu. Harpte kaybettiği ağabeyinin
gönderilen eşyalarının arasındansa bu saat çıkmıştı. İlk
zamanlar sadece bir saat sanmıştı onu, basit bir saat… Bir
daha hiç göremeyeceği ağabeyinden hatıra diye boynuna
asmıştı. Tıpkı bir kolye gibi. Fakat çok geçmeden yanıldığını
anlamıştı. Karşısındaki yarı belirgin yaratığa çevirdi gözlerini.
Belki onu yok etmeyi başaramamıştı ama ailesine zarar
vermesine de izin vermemişti. Kocası ve kızı son kez gözlerinin
önünden geçti. Son anlarını bu yaratık yerine, onlarla geçirmeyi
ne kadar da isterdi. Bakışları tekrar elindeki gümüş saate kaydı.
Köstekli Aronos saatini elinde sıktı ve yaratığa tiksintiyle
gülümsedi. “Bunu asla alamayacaksın.”
Son nefesini verirken yaratığın çığlığı kulaklarında
yankılandı.
10
saat_ilk_16_sayfa.indd 10
20.6.2014 11:18:49
Saat
İkinci Bölüm
Ekim 1984
S
ait Bey odasına girdiğinde kaşları çatılmıştı. Bu
eşyalarla uğraşmaktan sıkılmıştı artık. Annesinin bu konudaki
hassasiyetini anlamakta gerçekten zorlanıyordu. Tamam,
değerli eşyalardı. Hepsi büyükannesinden hatıraydı üstelik.
Ama annesi ne evde kullanılmalarına izin veriyor, ne satıyor,
ne de bağışlıyordu.
Tam bir saçmalık bu…
Başını sağa sola sallayarak koltuğuna oturdu ve düşündü.
Memleketlerinde evlerinin bir odası bu eşyalara feda
edilmişti. Ve oradan ayrılana kadar da neredeyse o odaya hiç
kimse girmemişti. Aslında girememişti demek daha doğru
olurdu. Bazen ağabeyi Faik’le merak edip anahtar deliğinden
içeriyi gözetlediklerini anımsadı Sait Bey kendi kendine
gülümseyerek. Bu yüzden az azar işitmemişlerdi. Annesinin
yasak oda hakkındaki soruları cevapsız bırakması meraklarını
daha da arttırmış, tahmin yürütmelerine neden olmuştu.
Hatta eşyaların lanetli olduğunu bile düşünmüşlerdi. Bunun
küçükken onları ne kadar heyecanlandırdığını hatırladı.
Babası vefat ettikten sonra İstanbul’da satın aldıkları iki
katlı eve taşınmaları ise tam bir macera olmuştu. O odayı
kendi başına toplamıştı annesi. Sonra da tek bir kişiye itinayla
taşıtmıştı eşyaları. Taşıtmıştı da ne olmuştu sanki? İstanbul’a
11
saat_ilk_16_sayfa.indd 11
20.6.2014 11:18:49
Yasemin Uras
geldiklerinden beri, o paketlerin hiçbiri açılmamıştı, on sene
boyunca evlerinin bir odası yine bu eşyalara feda edilmişti.
Neden anne neden?
Bunu anlamak olanaksız geliyordu Sait Bey’e. Bu hayatında
bir sır olarak kalmıştı. Birçok defa annesine hissettirmeden,
eşyaların olduğu odaya girip hepsine tek tek bakmak aklından
geçmişti. Bütün kolileri açıp annesinin sır gibi sakladığı eşyaları
keşfetmek… Hatta bunu ağabeyiyle bile konuşmuşlardı. Fakat
bunu yaparak sadece annelerine verdikleri sözü çiğnemiş
olacaklardı. Buna değer miydi?
Hayır… Kesinlikle değmez.
Sait Bey’in bunun için annesini kırmaya niyeti yoktu.
O zaman ne saklamak istiyorsa saklasın…
Eşyalar artık okula taşındığına göre, ortada bir sorun da
kalmamıştı. Evde girilmesi yasak bir oda olmayacaktı.
Can, amcasının odasına doğru ilerlerken onu bekleyen
sürprizden habersizdi. Sınıfının bulunduğu ikinci kattaki
koridorun zıt yönündeki koridora yöneldi. Turkuaz Koleji
gerçekten de müthişti. Bu tarihî binanın büyüsüne kapılmamak
mümkün değildi. Elini duvardaki yaldızlı bordüre değdirerek
ilerlemeye devam etti.
“Ooo, Can nasıl gidiyor bakalım?”
Can başını kaldırdığında Müdür Yardımcısı Lütfü Bey
kocaman göbeğiyle karşısında duruyordu. Bu adamı ne zaman
görse içinden gülmek geliyordu. Bunun nedenini de gayet
iyi biliyordu. Kocaman göbeğine rağmen, çevik sayılabilecek
hareketleri yüzünden öğrenciler ona “Atletik Lütfü” lakabını
takmışlardı.
12
saat_ilk_16_sayfa.indd 12
20.6.2014 11:18:49
Saat
Koca göbekli bir atlet…
Aklındaki komik görüntüye gülmemek için kendini zor
tutarak “Çok iyi efendim,” dedi.
“Buna sevindim,” dedi Lütfü Bey yanından ayrılırken.
Can koridorda hızlı adımlarla uzaklaşan Lütfü Bey’in
arkasından kısa bir müddet baktıktan sonra tekrar yoluna
devam etti.
Lütfü Bey’e “Her şeyin iyi gidiyor,” derken bunu laf olsuın
diye söylememişti. Her şey gerçekten de çok iyi gidiyordu.
Türkiye’de yeni sayılırdı. İki ay önce Almanya’dan kesin dönüş
yapmışlar ve sonra da amcasının sahibi olduğu bu kolejde okula
başlamıştı. Burada kendini mutlu hissediyordu. Hayatında ilk
kez okula tedirgin olmadan gitmeye başlamıştı. Almanya’da
başına gelenlerin pek iç açıçı olduğu söylenemezdi zaten.
Adriano’yla “Belalılar Çetesi” adını verdikleri çocuklardan az
çekmemişti.
Kapıyı birkaç kez tıklattıktan sonra Sait Bey’in “Gir!”
demesiyle odaya girdi. Bu odayı da seviyordu Can. Dar ama
uzun pencereler odanın mükemmel bir şekilde aydınlanmasını
sağlıyordu. Ne çok fazla ışık ne de çok az. Yüksek tavanı ise
buraya ferah bir hava veriyordu. Büyük çalışma masasının
ardındaki amcası yüzüne yayılan geniş bir gülümsemeyle
karşıladı onu.
“Ooo, sen misin Can? Gel bakalım.”
Can “Merhaba,” diyerek çalışma masasının önündeki deri
koltuklardan birine kendini bırakırken, gelişinin amcası için
sürpriz olduğu hissine kapılmıştı.
“Bu akşam sizdeyiz, değil mi amca?”
“Bu akşam?”
Can olduğu yerde dikleşerek şaşkın şaşkın amcasına
baktı. “Hatırlamıyor musun yoksa? Babaannem geçen hafta
söylemişti ya… Yemeğe çağırmıştı hani…”
“Ah evet, hatırladım.” Sait Bey derin bir nefes alarak arkasına
13
saat_ilk_16_sayfa.indd 13
20.6.2014 11:18:49
Yasemin Uras
yaslanan yeğenine baktı. “Ayrıca bize gelmen için davetli olman
gerekmiyor Can. İstediğin her zaman gelebilirsin,” dedi.
“Biliyorum ama bunun için anneme zamanında haber
vermem gerekir.”
“Evet, bu çok önemli…” Sait Bey öne doğru hafifçe
eğilip gülümsedi. “Umarım bize benimle beraber gideceğini
söylemişsindir.”
“Geçen hafta söylemiştim.”
“Geçen hafta mı?” Sait Bey küçük bir kahkaha atarak
telefona uzandı. “Eğer anneni aramazsak beş dakika içinde
paniğe kapılacaktır.”
Numarayı çevirirken yengesini düşündü. Onu tanıyan
herkes onun ne kadar evhamlı olduğunu bilirdi. Adı Sakine
olmasına rağmen, kesinlikle sakin olamayan bir yapısı vardı.
Ev halkından birinin geç kalması demek, Sakine Hanım’ın
inanılmaz senaryolar yazması demekti. Akla hayale gelmeyecek
tahminlerine, ortalık yatıştıktan sonra kahkahalarla gülseler de,
evde hiç kimse onu endişelendirmek istemezdi.
Sait Bey telefon konuşmasını bitirdikten sonra birkaç
evrakı daha inceledi ve önündeki dosyayı kapattı.
“Bitti mi?”
Sait Bey “Bitti,” dedi gülümseyerek. “Bugünlük bu kadar
yeter,” dirseklerini masaya dayadı. “Anlat bakalım nasıl gidiyor
okul?”
“Harika,” diye cevapladı Can.
“Bak buna sevindim işte. Bayan Scott’tan memnunsun
yani.”
Can’ın Bayan Scott’tan herhangi bir şikâyeti yoktu. Ama
asıl sevindirici olan yeni arkadaşlarıydı.
“İyi bir öğretmen,” dedi kısaca.
“Çocuklar nasıl peki?”
“Harika, Sinan adında bir arkadaşım var. Çok iyi biri. Haa,
tabii bir de kuzeni Selim. O da çok komik. Bugün bizi çok
14
saat_ilk_16_sayfa.indd 14
20.6.2014 11:18:49
Saat
güldürdü. Bu okulda hazine olduğundan şüpheleniyor.”
“Öyle olmasını dilerim,” dedi gülerek Sait Bey. Can
amcasının dediğine gülerken, bir yandan da “Keşke…” diye
içinden geçirdi. Öyle bir şey olsaydı ve… Yine dedektif olma
hayalleri onu kuşatmıştı. Ama böyle şeyler hiç onu bulmazdı ki.
Hâlbuki o, okuduğu heyecan dolu kitapların içine girebilmeyi
bile hayal etmişti.
İmkânsız şeyler…
“Ya yabancı öğrenciler… Onlardan arkadaşın yok mu
Can?”
Can amcasının sesiyle kafasındaki düşüncelerden sıyrıldı.
“Aaa, evet,” dedi başını sallayarak. “Margarita, Barbara ve
Ömer…”
Aslında okula ilk geldiğinde Sinan’la tanışmıştı. Daha
doğrusu onunla ilk konuşan Sinan olmuştu. Karadenizliydi
Sinan. Hem kararlı hem de akıllı bir çocuktu. Tam bir tarih
meraklısı olduğunu hep beraber öğrenmişlerdi artık. Her
hafta İstanbul’da dayısıyla gezdiği tarihi mekânları heyecanla
anlatıyordu onlara. Selim ise Sinan’ın kuzeniydi. O daha farklı
biriydi. Komik bir çocuktu ve tıpkı Can gibi maceraperest bir
ruha sahipti. Fakat Sinan gibi tarihe meraklı değildi Selim.
Sinan heyecanla gezdiği camileri, müzeleri anlatırken, Selim
gözlerini deviriyordu. Can, uzaylıların onun daha çok ilgisini
çekeceğini tahmin ediyordu ya da aynı kitaplarda okuduğu
gibi sıra dışı şeylerden bahsetmek onun için biçilmiş kaftandı.
Onlar sayesinde, Margarita’yla da arkadaş olmuştu. Onu
tanıyana kadar bir kızın bu kadar cesur olabileceği aklından
geçmemişti Can’ın. Barbara ise sıra arkadaşıydı zaten. Ama
onunla da samimiyeti, Sinan’ın başına gelen o tatsız olaydan
sonra başlamıştı. Tıpkı Ömer’le arkadaşlıklarının başladığı
gibi…
Okuldan çıkıp arabaya bindiklerinde, odadayken amcasının
verdiği zarfı sabırsızlıkla cebinden çıkardı. Bu gerçek bir sürpriz
15
saat_ilk_16_sayfa.indd 15
20.6.2014 11:18:49
Yasemin Uras
olmuştu. Adriano’dan gelen mektubu okurken dudakları hoş
bir gülümsemeyle kıvrıldı.
Margarita eve giden yol boyunca camdan dışarıyı seyretti.
Federico’yla sohbet etmeyeceğine göre, yapılacak en iyi şey
buydu.
Türkiye hakkında o ana kadar edindiği izlenimler,
annesinin yanıldığının apaçık kanıtıydı. Aslında sadece annesi
değildi böyle düşünen. Türkiye’ye gideceğini duyan birçok
insan yüzünü buruşturmuş, kimisi de şans dilemişti. Fakat
Margarita onların bahsettikleri kaba saba insanların hiçbirini
görmemişti burada. Geri kalmış dedikleri bu ülkenin neresinin
geri olduğunu merak etti. Aniden duran arabanın etkisiyle
bedeni öne doğru sarsılınca gözlerini dikiz aynasına çevirip en
dik bakışlarını gönderdi. Herhalde en kötü şoförler yarışması
olsa, ödülü de kesinlikle Federico alırdı.
“Sen in, benim biraz işim var,” dedi Federico dikiz
aynasından ona bakarak.
Margarita hiçbir şey demeden indi arabadan ama bu kez
kapıyı çarpmadı. Bu adamı böyle şeylerle bıktıramayacağını
çoktan anlamıştı. Onu iyi tanıyordu artık. Federico kesinlikle
tam bir baş belasıydı. ‘Aslında en başında bunu anlamıştım,’
diye düşündü.
“İşe bak…” diye mırıldandı kendi kendine. Babası ile
annesinin ayrılmasının başına gelebilecek en berbat şey
olduğunu düşünürken, Federico girmişti hayatlarına. Evet, bu
kesinlikle daha kötü bir durumdu.
Üvey baba…
Annesini bu evlilikten vazgeçirebilmek için çok şey
16
saat_ilk_16_sayfa.indd 16
20.6.2014 11:18:49
Download

Kitabın ilk 16 sayfasını okumak için tıklayınız.