OKULLARDA DİN ÖĞRETİMİNİN ÇOK KÜLTÜRLÜ
SOSYAL BARIŞA ETKİLERİ
By Ismail ULUTURK, Directorate of National Education, BOLU-TURKIYE
Dinler tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Bütün semavi dinler insanın yaratılışını ve
dünyaya gelme gayesini anlatan çeşitli ayetler ve sözler içermektedir. Dünya’da felsefi
inançlardan farklı olarak temelde üç ilahi din olduğu genel olarak kabul görmüş bir gerçekliktir.
Bu üç ilahi din birer peygamber vasıtasıyla insanlara tebliği edilmiştir ve her dinin tebliğ
edilmeye başlandığı dönemlerde insanların yaşam tarzları ve davranışları nedeniyle bu dinlerin
rehberliğine şiddetle ihtiyaç duydukları vurgulanmıştır.
Bütün semavi dinlerin kutsal kitapları ve Hinduizm, Budizm gibi felsefi inançlar, bu
dinlere ve akımlara inananların sosyal ve özel hayatlarını düzenleyecek önemli kurallar
getirmekte ve bu genel kurallar ışığında bu dinlere inanan insanların sosyal ve kültürel
çerçeveleri çizilmektedir.
Bu benzerlikler ile ilgili bir parantez açmak gerekmektedir. Semavi ve felsefi dinlerin
kabul gördüğü dünyamızda hiçbir dine veya inanca mensup olmadan yaşayan insanların sayısı da
azımsanamayacak kadar çoktur. Ateistler; bazen "tanrıtanımaz" kelimesiyle anılsalar da, bu
isimlendirme var olan bir tanrıyı reddetme fikrine atıfta bulunduğu için ateistler tarafından kabul
görmez. Ateizm inanç koşullanmalarını, hayalî yaratıkları ve olayları reddeder. Ateist bakış
açısıyla tanrının yanı sıra tüm metafizik inançlar ve tüm ruhanî varlıklar da reddedilir.
Kelime anlamında da belirtildiği üzere; ateizm, din ile ilgili bir kavram değil, tanrı ile
ilgili bir kavramdır. Dinlerin varlığı, dinlerin tanımının ne olduğu, dinlerin iyi mi yoksa kötü mü
olduğu ateizmin konusu ve tartışma alanı dışındadır. Ateizm, her tür metafiziği reddettiği için,
kendini metafizik öğeler üzerinden temellendiren dinlerin metafizik boyutlarını da reddeder.
Yani bu, özellikle dinlere karşı sergilenen bir duruş değil, genel olarak tüm metafizik inanışlara
karşı bir duruştur.
Ateizm sıklıkla "dinsizlik" ile özdeşleştirilse de, Budizm gibi bazı Uzakdoğu dinlerinde
de "yaratıcı" anlamında bir tanrının varlığına rastlanmaz. Bu yönüyle de ateizm ile dinsizlik
birebir örtüşmez. Deist akımlara bakıldığında da, tanrıya inancın olduğu ancak dinlerin kabul
edilmediği görülür.
Ateizm, anti-teizm yani teizm karşıtı demek değildir ve bir "tepkisellik" anlamı içermez,
zira metafizik öğelerin "var olmadığını" savunmak için metafizik öğelerin "var olması"
gerekmez. Ateizm, yalnızca bir "durum" ifadesidir. Sadece tanrı veya tanrıların ve metafizik
öğelerin var olmadığını söyler.
Ateizm; yaratıcı ve müdahaleci bir tanrıyı kabul eden teizmden, yaratıcı ancak
müdahaleci olmayan bir tanrıyı kabul eden deizmden, her şeyi kapsayan içkin bir Tanrı veya
www.rickscafenetwork.com evrenin ya da doğanın Tanrı ile aynı olduğunu savunan panteizmden ve tanrının hem evrenin
kendisi hem de evrenin ötesinde (aşkın) olduğunu savunan panteizmden; ayrıca, tanrının varlığı
ve yokluğu konusundaki soruları "cevaplandırılamaz" diyerek cevapsız bırakan agnostizmden;
tanrıyı, "kesin olarak" reddetmesiyle ayrılır.
Günümüzde, dünya nüfusunun % 2,3’ü kendini ateist, %11,9’u teist olmayan (non-theist)
olarak tanımlamaktadır. Bu oran Rusya’da %48’in üzerine çıkmakta, Japonya’da ise %64 ila
%65 arasında seyretmektedir. Avrupa Birliğinde oran, %6 ile İtalya ve %85 ile İsveç arasında
değişkenlik göstermektedir. 2006 yılı istatistiklerine göre ise Türkiye'de ise bu oran %2,5-%3
arasındadır.
Bir araştırmanın (The Global Religious Landscape: A Report on the Size and Distribution
of the World’s Major Religious Groups as of 2010 (Küresel Dini Manzara: 2010 yılı itibariyle
Dünyadaki Büyük Dini Grupların Sayıları ve Dağılımları Üzerine Bir Rapor)) sonuçlarına göre:
Dünyada 2,2 milyar (dünya nüfusunun yüzde 31,5’i) Hıristiyan, 1,6 milyar (yüzde 23,2)
Müslüman, 1 milyar (yüzde 15) Hindu, yaklaşık 500 milyon (yüzde 7,1) Budist, 400 milyon
(yüzde 5,9) kadar halk inançlarına (Afrika geleneksel inançları, Çin geleneksel inançları ve
Avustralya yerli dinleri gibi) mensuplar, 58 milyon (yüzde 0,8) kadar diğer (Bahaî, Jainizm,
Sihler, Şintoizm, Taoizm, Tenrikyo, Wicca ve Zerdüştlük gibi) dinlere mensup iken 14 milyon
(yüzde 0,2) Yahudi yaşamaktadır. Bu sonuçlar içerisinde belki de en dikkat çekici olanı, 1,1.
milyar (yüzde 16,3) kişinin kendisini herhangi bir dine mensup hissetmemesi ile Hıristiyanlar ve
Müslümanlardan sonra dünyadaki en büyük üçüncü grubu oluşturmalarıdır. Bu oran her ne kadar
ateistleri ve agnostikleri içerse de aslında kendisini bu gruba dâhil eden Çinlilerin yüzde 7’sinin,
Fransızların yüzde 30’nun ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yetişkinlerin yüzde 68’inin bir
Tanrı’ya veya üstün bir manevi güce inandıkları farklı araştırmalarda ortaya çıkmıştır.
Rakamlardan sonra inanç sistemleri ve dinler arasındaki benzerliklere bakacak olursak, her din
insanlara tebliğ edildiği zamanlarda, yeniliğe dirençli ve alışkanlıklarını terk etmek istemeyen
insanlar tarafından çeşitli zorluklara maruz bırakılmış ve tebliğ eden peygamberler ve onların ilk
inananları çeşitli sıkıntılar yaşamışlardır. Kıssalara göre Hz. Musa’nın firavun denen Mısır
hükümdarı ile arasındaki sıkıntılar, Hz. İsa’nın Roma’lı yöneticiler ile yaşadıkları ve Hz.
Muhammed’in Mekke’li yerel halk ve yöneticiler ile yaşadıkları olaylar her dinin doğumu ile
ilgili yaşanılmış ortak sıkıntılar olarak sayılabilir.
Semavi dinlerin ve bazı felsefi dinlerin ortak özelliklerine baktığımızda, hepsinde tek
tanrı inancını görmekteyiz. Motiflerindeki çeşitli farklılıklara rağmen şu 5 temel özellik bütün
dinlerde bulunmaktadır.
1- Kutsallık...
2- Tevhid ve birliği esas almak...
3- Samimiyet ve uhreviliği esas almak...
www.rickscafenetwork.com 4- Varlığın özü olan düzen ve yasayı yaşatmak...
5- Dünya ve ahirette gelişmeyi ve mutluluğu gerçekleştirmek...
Bütün semavi dinlerin kutsal kitaplarında bu özellikleri belirgin bir şekilde görmek mümkündür.
Ve semavi kitapların hiçbirinde “ dinler ” kelimesi geçmiyor. Sadece, “ din ” kelimesi tekil
olarak geçiyor.
Evet Allah’ın bir olduğu gibi, din de hayat da birdir. Fakat dinin pratiklere geçirilmiş
şekilleri olan şeriatlerde, metot ve yöntemlerde çeşitlilik olabilir. Ve bu da insanlığın terakki
etmesi için ilâhî bir tetiklemedir. Asıl kınanan durum, dinlerin yanlış anlaşılmasından
kaynaklanan milliyet haline gelen bencil davranışlardır.
Maide sûresi 48. ayetin ifadesi ile şeriatlerdeki bu çeşitlilik bir yarış kaynağıdır. Onun
için milletler arasında düşmanlık olabilir. Fakat dinler ve özellikle semavi kitaplar arasında
düşmanlık olamaz. Kur’an’ın birçok ayetinde, Yahudi ve Hıristiyanların yanlış davranışları
eleştirilirken, onları Tevrat ve İncil ile amel etmeye teşvik etmesi bunun kesin bir delilidir.
Burada da gördüğümüz üzere en çok taraftarı olan bu üç din ve diğer dinler genellikle
insana dair düzenlemeler içermekte ve çeşitli tavsiyeler sunmaktadır. Bu tavsiyeleri ve insanların
sakınmaları gerektiği öğütlenen ve kötü görülen davranışları özetlemek gerekirse şu şekilde basit
bir çıkarım yapılabilmektedir. Bütün dinler, fenalığı, oburluğu, açgözlülüğü, hırsızlığı, yağmayı,
gereksiz yere insan öldürmeyi, bencilliği, şehveti ve günümüz medeniyetinin oluşturduğu
kanunlarda yasak olan hemen hemen her türlü kötülüğü yasaklamışlardırlar.
Ayrıca dinlerin ortak özellikleri şu şekilde de detaylandırılabilir. “Dinlerdeki en temel
düşünce, bir yaratıcının varlığıdır. Yaratıcının her şeyi bilen ve gören, düzenleyen olması temel
özelliğidir. O, ezelî ve ebedîdir. Kendiliğinden vardır. Her yerde hâzır ve nâzırdır.
Huzuru ve düzeni sağlamak için bir peygamber, bir haberci, bir bildirici göndermiştir.
Rahiplerin, rahibelerin, dini şeflerin; bilginlerin, prenslerin, kâhinlerin, büyücülerin ve ileri
gelenlerin de bu görevi üstlenmiş oldukları düşünülebilir.
Erdemli olmak için; kötülüklerden ve günahlardan uzak durulmalı; iyilik, doğruluk, ağırbaşlılık,
cömertlik esas olmalı ve samimiyetle hareket edilmelidir.
Tevekkül sahibi, inançlı, iradeli, merhametli, özü – sözü doğru, çalışkan ve atalarına (geçmişine
ve büyüklerine) saygılı; benimseyen ve koruyan olmak erdemliliğin gereklerindendir.
Öldürme, yalan, hırsızlık, haksızlık, şehvete ve dünya nimetlerine düşkünlük, sarhoşluk veren
şeyler kötülenir.
İbadetler; gerek kişisel ve gerek cemaat (topluluk) halinde yapılmaktadır, Tapınaklarda,
www.rickscafenetwork.com havralarda, kiliselerde, sinagoglarda, camilerde, mescitlerde duaların okunması, ibadet
edilmesi, öğretilerin - tebliğlerin yapılması ve genel olarak kurbanlar kesilmesinden ibarettir.
Farklılıklar göstermekle birlikte, genellikle cenazeler yıkanıp kefene sarılır ve belli törenlerle
toprağa gömülür.
Genel anlayış ve kabullenişlerden biri de öldükten sonra yeniden diriliştir.
Milli dinlerin bazılarında “ruhbanlık” gibi bir “üst sınıf” olsa da, genel olarak insanın huzurlu
ve rahat olması için sevgi ve saygıya dayanan; eşit haklara sahip olma, geçici dünyada nefsanî
arzuların geçiciliğinden kurtularak kalıcı hayata hazırlık için gerekenleri yerine getirme gibi bir
anlayış esastır.
Ayrıca, mezhepleşmemiş Yahudilikteki “ON EMİR’in sekizi ve günde üç vakit (İslamiyet’te de
temel olarak üç vakit namaz olduğu, bunların aralarında da ara namazların varlığı
bildirilmiştir.) namaz ibadeti; erkeklerin sünnet edilmesi; domuz, tek tırnaklı, vahşî ve kanları
akmamış hayvanların yenilmemesi gibi artı benzerlikler de bulunmaktadır.” ( H. Çiftçi 2012).
Bütün bu ortak özelliklere baktığımızda tıpkı insanın benzerliği gibi dinlerin de
birbirlerine benzedikleri rahatlıkla görülebilmektedir. Bu temel benzerlikler, insan vücudunun
farklı boyut renklerde olabilmesine rağmen aynı temel yapıtaşlarından oluşmasını andırmaktadır.
Bu benzerliklerden yola çıkılarak medeniyetler ve dinler arasındaki ihtilafların giderilmesi ve
kalıcı huzurun getirilmesi kimi düşünürlerce mümkün görülmüş ve bununla ilgili çeşitli
çalışmalar yapılmıştır. Halen daha savaşların, göçlerin, soykırımların ve çeşitli insanlık
ayıplarının yaşandığı dünyamızda topyekûn huzurun hakim kılınmasının bir ve belki de en
mümkün yolu bu benzerliklerin üstüne gidilmesini sağlamak olacaktır.
Günümüzde milyonlarca insanın göçmen konumunda yaşadığı gerçeği ve bu göçmenlerin
uyum gittikleri ülkelerdeki uyum sorunu önemli bir gündem maddesi olmaya devam etmektedir.
Bu göç genellikle fakir ülkelerden zengin ülkelere veya huzursuzluğun olduğu ülkelerden
düzenin hakim olduğu ülkelere doğru olmaktadır. Fakir veya düzensizliğin hüküm sürdüğü
ülkelerden gelen ve genellikle sağlam bir eğitim altyapısı edinme fırsatı bulamamış bu insanların
yeni geldikleri ortama uyum sorunları ve sisteme tam katılım gösterememeleri büyük sorunlar
doğurmaktadır.
Bu sorunların sosyal yaşamda en belirgin olduğu alan eğitim alanıdır. Göç alan ülkeler ve
hükümetler genelde bu soruna reaksiyon göstermede geç kalmışlar ve bu problemler göçmen
sayısındaki artışa bağlı olarak gittikçe büyümüş ve eğitim sistemlerinde tehlikeli sinyaller
verdirmeye başlamıştır. Göçmen öğrencilerin uyum sorunu ile ilgilenecek özel mekanizmalar
geliştirilmeye başlanmıştır.
www.rickscafenetwork.com Bu mekanizmalardan ayrı olarak, yukarıda verdiğimiz rakamlar ve bilgiler doğrultusunda
“Din Öğretimi” konusunun bu sorunları gidermede oynayabileceği rollere ve tavsiyelere yer
vermek gerekmektedir.
İyi ve kapsayıcı din öğretimi şu konulara yoğunlaşmalıdır:
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Erken dönemde (5-10 yaş) dinlerin detayına girmektense din kavramı sevgi ve saygı
çerçevesinde öğretilmeli ve bütün dinlerin ortak yönleri vurgulanmalıdır.
Her dinin birbirinden farklı özellikleri olduğu anlatılmalı ama hepsinin nihai
noktasının insanların mutluluğu ve sosyal yaşamın düzenlenmesi olduğunun
vurgulanması gerekmektedir.
Genel anlamda dini ahlak ve erdemler öğretilmeli, dindarlıktan daha ziyade iyi insan
olmak gerektiği vurgulanmalıdır.
Din kavramı öğretilirken benzerlikler daha fazla vurgulanmalı ve dinlerin benzer
noktalarından çocuklara anlayabilecekleri örnekler verilmelidir.
Bütün bunlar yapılırken dinlere inananların aslında aynı yolda yürüyen farklı, ama
aynı, insanlar olduklarının vurgulanması gerekmektedir.
Hayatı yeni yeni öğrenen bu çocuklara ilk olarak sevgi kavramı öğretilmeli ve
oluşabilecek potansiyel önyargıların önüne geçilmelidir.
İleriki dönemlerde ise (10 > yaş) dinlerin detayı öğretilirken yine farklılıklardan
ziyade benzerlikleri vurgulanmalıdır.
İbadetler ve dini vecibeler öğretilirken farklı dinlerin ibadetleri diğer dinler ile olan
ibadetlere benzer şekilde öğretilmeli ve hiçbir din dışlanmamalıdır.
İnançsızları da kapsayacak şekilde dinler öğretilirken erdem konusuna atıfta
bulunulmalıdır.
Böyle bir din öğretimi genel anlamda kapsayıcı olacak ve dinlere ve mensuplarına karşı
oluşması muhtemel dini ve kültürel önyargıların daha oluşma aşamasında kırılmasını
sağlayacaktır. Önyargıdan uzak nesiller ilerde daha hoşgörü sahibi ve kapsayıcı olabileceklerdir.
Empati kurma kabiliyetine sahip nesiller ilerde yönetici konumlarına geldiklerinde
acımasız politik çıkarların yanında daha insani duran vicdan muhasebesi konularını
işletebilecekler ve bu faaliyetleri esnasında almaları gereken halk desteği ihtiyaç duydukları
ölçülerde üst seviyede kalabilecektir.
Sonuç olarak, göç ve göçmenlik gibi konuların getirdiği sosyal sorunların aşılabilmesi ya
da en azından hafifletilebilmesi açısından din öğretiminin kapsamı biraz değiştirilip
genişletilerek ortak noktaların vurgulanması önem arz etmektedir. Gothe’nin şu sözü inanç ve
sevgi arasındaki bağı mükemmel ifade etmektedir: “Sevmek, inanmak demektir.” Ve din
kavramı da inanmanın kavram bulmuş halidir.
www.rickscafenetwork.com 
Download

okullarda din öğretiminin çok kültürlü sosyal barışa etkileri