Bizler gayet az ve
zayıf ve fakir ve kuvvetsiz
olduğumuz halde, gayet ağır
ve büyük ve umumî ve kudsî
bir vazife-i imaniye ve
hizmet-i Kur’âniye
omuzumuza ihsan-ı İlâhî
tarafından konulmuş.
Bediüzzaman,
Yirmi Birinci Lem’a
GERÇEKTEN HABER VERİR
+
A S Y A ’ N I N B A H T I N I N M İ F T A H I , M E Ş V E RET VE ŞûRÂDIR
21 ŞUBAT 2014 CUMA l ÜCRETSİZ İLAVEDİR
www. yeniasya.com.tr
1
21 ŞUBAT 2014
Takdim
+
Yeni ufuklara doğru...
21 Şubat 1970 – 21 Şubat
2014...
Bu iki tarih arasına sıkışan 44
senede, dünya ve Türkiye çok yoğun hadiselere, çalkantılara sahne
oldu.
Dinin yerine ikame edilmek istenen ideolojiler çöktü. Demokrasi
ve hürriyet rüzgârları bütün dünyayı sarstı. İkinci Dünya Savaşı sonrasının soğuk savaş dönemi sona erdi. Demirperde yıkıldı.
Türkiye'nin gündeminden anarşi
ve terör olayları hiç eksik olmadı.
Milletin seçtiği iktidarlar, üç defa
askerî müdahaleye muhatap oldu.
70'li yıllar, daha 27 Mayıs'ın tahribatından arınamamış olan Türkiye'yi, 12 Mart’ın sebebiyet verdiği
ilâve sıkıntılarla karşı karşıya getirdi.
80'li yıllar, önceki iki müdahalenin biriktirdiği sorunları istismar
ederek gerçekleştirilen üçüncü bir
müdahalenin gölgesinde geçti.
90'lı yıllar bunların tümünün birikimi olan sıkıntı ve problemlerin,
demokrasiyi koruma sancılarıyla iç
içe yaşandığı bir dönem oldu.
Bu sancıların ayyuka çıktığı 28
Şubat krizinin toplum ve siyaset
hayatındaki yansımaları, 2000'li yılların gündemini şekillendirdi.
Bunca çalkantı ve kargaşa içinde, 21 Şubat 1970 günü ilk sayısını çıkaran Yeni Asya, daima hakkın, hukukun, hürriyetlerin, meşruiyetin savunucusu oldu. Din ve
vicdan hürriyetinin, fikir hürriyetinin kemaliyle işler hale getirilmesi için çalıştı. Antidemokratik
uygulamalara, haksızlıklara, zulümlere meşruiyet sınırları içinde
bütün gücüyle karşı çıktı.
Yeni Asya'nın 44 yıl zarfında çıkardığı 16 bine yakın sayı, verdiği
şerefli mücadelenin canlı şahitleridir.
Çıktığı günden bu yana ulvî bir ideal ve inancın bayraktarlığını üstlenen Yeni Asya, çok zor şartlar altında, birçok çetin engelle mücadele
ederek bugünlere gelmeyi başardı.
Yeni Asya bugün her şeye rağmen
dimdik ayakta ise, bunu, sağlam
inançlarına, ulvî bir dâvaya hizmet
etme şuuruna ve aynı ortak ideali
paylaşan ihlâslı okuyucularının hiçbir zaman eksilmeyen samimî ve sıcak desteğine borçlu.
1920'lerde Barla’da yakılan "Nur"
meş'alesini, devraldığı 21 Şubat
1970’ten itibaren her türlü zorluğa,
engellemeye ve sarsıntılara rağmen başarıyla, şanla, şerefle, vakarla bugünlere taşıyan Yeni Asya,
2010'lu yıllarda, inançlarından ve
mazisinden aldığı güçle, yep yeni
ufuklara kanat açıyor.
Ve, geride kalan 44 yıl boyunca,
bu ulvî dâvaya emeği geçen hizmet
erlerinden rahmet-i Rahman'a kavuşmuş olanları rahmetle anıp, hayatta olanlara minnet ve şükranlarını sunarken, bu "nur" hizmetine gönül vermiş herkesi, yeni hamle ve
hizmetler için el ele, gönül gönüle,
omuz omuza birlikte çalışmaya davet ediyor.
Yeni Asya Gazetecilik Matbaacýlýk ve
Yayýncýlýk Sanayi ve Ticaret A.Þ.
adýna imtiyaz sahibi
Mehmet KUTLULAR
Genel Yayın Müdürü
Kâzým GÜLEÇYÜZ
Genel Yayýn
Koordinatörü
Mustafa DÖKÜLER
Görsel Yönetmen
Ýbrahim ÖZDABAK
Tasarım
Murat SAYAN
Reklam
Koordinatörü
Ender KÜÇÜK
Merkez: Gülbahar Cd., Günay Sk., No:
4 Güneþli 34212 Ýstanbul Tel: (0212)
655 88 59 Yazýiþleri fax: (0212) 515 67
62 Kitap satýþ fax: (0212) 651 92 09
Gazete daðýtým: Telefax (0212) 630
48 35 Ýlân-Reklâm servisi fax: 515 24
81 Caðaloðlu: Cemal Nadir Sk., Nur Ýþhaný, No: 1/2, 34410 Ýstanbul. Tel:
(0212) 513 09 41 ANKARA TEMSÝLCÝLÝÐÝ:
Meþrutiyet Cad. Alibey Ap. No: 29/24,
Tel: (312) 418 95 46, 418 14 96, Fax:
425 03 36 ALMANYA:Zeppelin Str. 25,
59229 Ahlen, Tel: 004923827668631,
Fax: 004923827668632 KKTC TEMSÝLCÝLÝÐÝ: Tel: 0 533 868 40 24 İstanbul Baský: Yeni Asya Matbaacýlýk
AŞ. Ankara, Adana Baský: İhlas
Gazetecilik A.Ş. Daðýtým: Doðan Daðýtým Sat. ve Paz. A.Þ.
Yeni Asya Gazetesinin
ücretsiz ekidir.
KAPAK KARİKATÜRÜ: İBRAHİM ÖZDABAK
21 ŞUBAT 2014
1970'lerden
2010'lara
tavizsiz
istikrar çizgisi
Hür, demokrat ve şahsiyetli basın. Demokrasinin vazgeçilmez müesseselerinden biri. Aynı
zamanda da teminatı. Hür basının bulunmadığı bir yerde demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Çünkü
hür basının dayanağı olan basın hürriyetinin, temel hakların başında gelen din ve vicdan hürriyetinden, fikir ve
ifade hürriyetinden ayrılması imkânsızdır. Demokrasi,
bu temel hak ve hürriyetlerin kemaliyle işlediği rejime
verilen ad olduğuna göre, hür basın, bütün bu hak ve
hürriyetleri temsil eden, savunan, bunların yerleşmesi
ve gelişmesi için mücadele veren bir müessese olmak
durumundadır. Peki, Türkiye’de basın, gerçekten
"hür" basın olma vasfına sahip olabilmiş midir?
Dilerseniz, bu sualin cevabını, 1930'lu yıllara giderek araştırmaya başlayalım. Çünkü o yıllar,
Türk basınına yep yeni bir şekil ve misyonun verildiği yıllardır. Bu misyonun ne olduğunu ise,
1935'te toplanan Birinci Basın Kurultayında
yaşanan bir tablo açıkça ortaya koyuyor. Basın Yayın Genel Müdürlüğünce 1975'te yayınlanan Birinci Basın Kongresi isimli kitapçıktan özetleyerek aktarıyoruz:
ALPER GÖRMÜŞ:
Benim için Yeni Asya
gazetesi, solcular ve
büyük medya da
dahil olmak üzere
hepsinden daha sivil...
Yeni Asya gazetesinin
AB konusundaki tavrı ilgimi
çekiyor. AB konusunda en az
“ama” diyenlerden...
Aktüel dergisinde çalışırken,
okuyuculara, “Şaşıracaksınız ama
AB konusunda en açık desteği
veren gazete Yeni Asya” demiştim.
Bu yazımdan sonra çok sayıda
“Allah Allah nasıl olur?” diye birçok
mesaj geldi. İnsanların kafasında farklı
ve doğru olmayan bir imajı var.
Yeni Asya gazetesi sivillik ve
AB konusunda ilkeli bir
tutum izliyor.
2
3
21 ŞUBAT 2014
SELâhAttİn YAzıcı:
TİYEMDER (Tüm İlâhiyat Fakülteleri ve
Yüksek İslâm Enstitüleri Mezunları
Derneği) Başkanı
Tarih, 25 Mayıs 1935. İstanbul ve Anadolu'dan gelen
basın temsilcileri kurultay için Ankara'da. Programda
Atatürk anıtına çelenk koyma, CHP Genel Merkezini ziyaret, Çankaya Köşkünü ziyaret, İsmet İnönü'nün evine
kart bırakma gibi maddeler var.
Kongrenin açış konuşmasını İçişleri Bakanı Şükrü Kaya yapıyor. Kaya, "Bayağı ve hayın erkelere (hedeflere)
hizmet eden bozguncu ve kaytak (gerici) basın, ulusun
haklı ve yerinde iğrentisi ve tiksintisi önünde, lâyık olduğu sonu bulmuştur" diyor. "Atatürk'ün yarattığı devrime lâyık bir Türk basını kurma" isteğini dile getiriyor.
Daha sonra söz alan Basın Genel Direktörü Vedat Nedim Tör, Türk tarihinin hiçbir devrinde, devletin, basın
kurumuna Kemalist rejimin verdiği değeri ve önemi
vermediğini söylüyor. Tör, "Atatürk Türkiye'si"nde gazetenin görevlerini şöyle sıralıyor:
Yeni Asya; yaşayarak, hissederek ve
de bedel ödeyerek insan hakları ve
hukuk savunuculuğu yapıyor.
Konjonktürün neresinde olduğuna
bakmadan, rüzgârın en sert estiği
ortamda cesurca bunu yapıyor.
Bence hakkını veriyor.
Bir mukayese gerekirse
bir kısım medya, konjonktürün
normalleşmesini ve rüzgârın
dinmesini beklerken
Yeni Asya “tatlı su balığı”
olmak yerine her ne
şartta olursa olsun
“haksızlık karşısında
susmanın dilsiz şeytan”
olma, vebal ve
inancını yaşıyor.
Ve, “En güzel ibadet
padişaha karşı
söylenen
hak sözdür”
prensibinden
hiç taviz
vermiyor.
21 ŞUBAT 2014
4
5
21 ŞUBAT 2014
(1) Devrim prensip ve ideallerinin geniş
halk yığınları içinde yayılması için en kuvvetli
bir propaganda organı.
(2) Devrim fütuhatının kaytaklığa (irticaa)
karşı en uyanık bir müdafaa aracı.
(3) Devrimci hükümetin yaptığı işlerde en
samimî bir yardımcı ve uyarıcı...
Türk basınında aradığı vasıflan bu minval
üzere sıralamaya devam eden Vedat Nedim
Tör'e göre, "Türk basın ailesinde bu ana
prensipleri kabul etmeyecek tek bir kişi bulunamaz." Şöyle diyor Tör: "İşte bizim basınımızı diğer bütün memleketlerin basınlarından ayırd eden yüksek kalite de budur...
Türk basını, kendini devrim ideallerine vermiş, tam anlamı ile ulusal bir matbuattır."
Aynı günün akşamında, Bakan Şükrü Kaya,
Şehir Lokantasında Basın Kurultayı üyeleri
şerefine bir yemek veriyor. Ziyafete Atatürk'ün telgrafı geldiğinde, sürekli alkışlarla
karşılanıyor. Daha sonra Yunus Nadi oradakilere şunu teklif ediyor:
"Şimdi derhal Atatürk'e bir telgraf çekelim
ve diyelim ki, senin kurduğun yolda ve senin
izinde yürüyen insanlarız."
Bu teklif alkışlarla karşılanıyor ve kabul ediliyor. Ardından, Başbakan İsmet İnönü konuşuyor:
"Yurdun her tarafında tuzun üç kuruşa satılması için Kamutaya bir teklif yapmaya karar
verdik. Bu kararın verilmesinde âmil olan Finans Bakanının şerefine hep birlikte içelim."
Bilâhare salondaki en yaşlı gazetecilerden
ve musahhihler delegesi olarak ziyafette bulunan Celal Davut, Başbakanın isteği üzerine
konuşuyor:
"61 yaşındayım ve 40 senelik gazeteciyim.
Müsaade et, İnönü, şerefine içeyim."
Şölen boyunca defalarca kadeh kaldırılıyor
ve geç vakitte Şükrü Saraçoğlu coşuyor:
“Türkün İnönüsü bizden bir şey istiyor:
Matbuat şerefine içmek.”
hÜSnÜ MAhALLİ:
Kendi mantığı içinde,
kendi siyasal ve sosyal anlayışı
çerçevesinde kararlı bir şekilde
yayın hayatına devam ettiğini
düşünüyorum. Sınırlı imkânlarla
gazetecilik yaptığını ve
bunun karşısında
taviz vermediğini
biliyorum.
ÖMER DÖnGELoğLu:
İLAHİYATÇI-YAZAR
Yeni Asya gazetemiz
geçmişten bu güne
halkımızın manevî
değerlerine çok duyarlı
bir tavra sahip.
21 ŞUBAT 2014
Son olarak da Şükrü Kaya, "Gazetecileri yazdıran ve söyleten okuyucular şerefine içiyorum" diyor ve saat 23:00'de İstiklâl Marşı çalınarak ziyafete son veriliyor. Kurultay üyeleri hep
birlikte Onuncu Yıl Marşını söyleyerek davet
yerinden ayrılıyorlar.
1930'ların "Türk basını" böyleydi. Bediüzzaman Said Nursî'nin "dünyayı dine tercih rejimi"
tabir ettiği bir yeni düzenin hizmetindeydi. Zamanın üst seviyeli idarecilerince dile getirilen
"devrime lâyık olma" ideali, böyle olmasını gerektiriyordu. "Devrim prensip ve ideallerinin geniş halk yığınları içinde yayılması için bir propaganda organı" ve "irticaa karşı devrimin uyanık
bir müdafaa aracı" olması isteniyordu Türk basınının ve o dönemin basın organları da bu isteğe
uygun bir şekillenmenin gayreti içindeydi.
Devrimin başta gelen hedeflerinden biri, dinin ferdî ve içtimaî hayattaki tesirlerini tamamen silmek ve dini vicdanlara hapsetmekti. Bu
istikamette amansız bir propaganda başlatıldı.
Devlet eliyle yürütülen bu propagandaya, zamanın basın organları da aşkla şevkle katıldılar.
Devlet okullarında verilen eğitim dinden tamamen tecrit edilirken, dinin yerine ikame edilmek istenen maddeci anlayışı yaygınlaştırmak
için basından alabildiğine istifade edildi. Milletimizin bin yıllık tarihini şereflendiren manevî
değerleri yok etmek için her yola başvuruldu.
Ahlâkî ölçülerin ve aile hayatının tahribine çalışıldı. Müstehcenliğin teşviki, güzellik yarışmaları, 19 Mayıs kıyafetleri, açık saçık roman, resim, film ve tiyatro oyunlarının tervici, bu gayretlere verilebilecek örneklerin yalnızca birkaçıydı.
Bu dönemin gazete ve sair yayınlarında dinden ve din büyüklerinden mümkün mertebe
söz edilmiyor; din vakıası ve halka yön verebilecek çaptaki din büyükleri unutturulmak, gizlenmek isteniyordu. Dinle ve din büyükleriyle
ilgili yazı ve haberlere, ancak kötüleme ve tahrip maksadıyla yer veriliyordu.
AhMEt tAŞGEtİREn:
İslâmî camiada önemli bir yeri olan
Yeni Asya gazetesi, geçmişiyle de
basın camiasında duyarlı bir
geleneği temsil etmektedir.
türkiye’de demokrasinin
zaafa uğradığı, nefes almanın
zorlaştığı dönemlerde ciddî
bedeller ödemiştir.
Bunun yanında Risale-i nur
çizgisini de yansıtması
bakımından önemli bir
misyona sahip olduğunu
düşünüyorum.
MEhMEt ALtAn:
Demokratikleşme
yolunda ısrarlı takibini
sürdüren Yeni Asya
gazetesinin bu
süreçteki önemini
vurgulamak
isterim.
6
7
21 ŞUBAT 2014
1940'lara da bu hava içinde girildi. Bu yıllarda devletin "devrim idealleri" istikametinde yayın yapan
basın organlarına desteğini sürdürürken, sayısı bir-ikiyi geçmeyen
dinî neşriyatın sesini kesmek için
özel yollara başvurduğu görüldü.
Nitekim, Matbuat Umum Müdürü
görevine devam eden Vedat Nedim
Tör, 17 Mayıs 1942'de gazetelere
gönderdiği bir tamimle, dinden
bahseden bütün yazı ve tefrikaların
en geç on gün içinde hitama erdirilmesini emrediyor ve sebebini de
şöyle açıklıyordu: "Biz her ne şekilde ve surette olursa olsun, memleket dahilinde dinî neşriyat yapılarak dinî bir atmosfer yaratılmasına
ve gençlik için dinî bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar
değiliz."
1950'lere gelindiğinde, 27 yıllık
tek parti hâkimiyeti sona erdi ve ülkeye kısmî bir hürriyet havası hâkim oldu. Demokratların iktidarıyla birlikte, bilhassa devletin din
karşısındaki tavrında çok büyük
değişiklikler meydana geldi. Tek
parti devrinde Türkçeleştirilen
ezan aslî şekliyle okunmaya başladı, din eğitimine ağırlık verildi, önceki devirde kapatılan veya başka
maksatlarla kullanılan mabedler
aslî vazifelerine döndürüldü, halk
dinini büyük ölçüde gönül rahatlığı
içinde yaşama imkânına kavuştu.
Ülkede esen hürriyet havası, insanımızda mevcut gelişme potansiyelini harekete geçirdi. Türkiye, yıllardır hasretini çektiği maddî ve
manevî kalkınma yolunda hızlı
adımlarla ilerlemeye başladı.
21 ŞUBAT 2014
Ama bu gelişmelerden hoşlanmayanlar vardı. Bunların
başında da, iktidarı kaybeden tek parti devrimcileri geliyordu. Demokratların iş başında kaldığı dönemde basın,
büyük ölçüde, bu devrimcilerin sözcülüğünü yaptı. Basın
hürriyetini, sair hak ve hürriyetlerin yerleşip kökleşmesi
için değil; onların rağmına da olsa, devrimlerin korunup
kökleşmesi istikametinde sürdürdüğü gayretler için kullandı. "İrtica" edebiyatının basın tarihimizde en fazla yer ve
zaman işgal ettiği dönemlerden biridir 1950-60 dönemi.
Millet iradesiyle gelen bir iktidarı yıpratmak için ağız birliği eden basın organlarının karşısında, anladıkları dilden
cevap verecek, haksız iddialara göğüs gerip hakkı ve hakikati savunacak gazete ve yayınların pek bulunmayışı, olanların da zayıf kalışı, o dönemin hazin bir gerçeğiydi.
"Devrimleri korumak" maksadıyla yapılan 27 Mayıs İhtilâli için gerekli ortamın hazırlanmasında, basın büyük
pay sahibiydi. İhtilâl sonrasında dine ve dindarlara yöneltilen hücumlarda da. Buna karşılık, dini ve dindarları savunan yayın organları susturulmuştu. Sinan Omur'un Hür
Adam isimli gazetesi bunlardan biriydi.
8
ERGun BABAhAn:
Gazetelerin kendinden
olmayan farklı kesimlerin
uğradıkları haksızlıklara
yer vermesini ve
acılarını paylaşması
gerekliliğini savunuyorum.
Yaşadığımız hrant Dink
cinayeti sonrasında
Yeni Asya’nın
takındığı tavır
sağduyulu olduğunu
göstermiştir.
9
21 ŞUBAT 2014
Bu durumu gören bir kısım hamiyet
sahibi dindarlar, dini hedef alan tertiplere karşı basın silahıyla cevap vermenin zaruret haline geldiğini anladılar
ve teşebbüse geçtiler. 1960 sonrasında İzmir'de 11 sayı çıkaran ve bunların
10'u sıkıyönetim tarafından toplatılan
Zülfikar gazetesi, böyle bir teşebbü-
sün ürünüdür. O dönemde hâkim olan
korku ve tereddüt havasının dağıtılmasında önemli hizmeti geçen bu gazete, cesur manşetleriyle dindarlara
moral vermişti. Bu gazete bilâhare
Uhuvvet adıyla bir süre daha yayınına
devam etti. 1965 seçimleri öncesinde
Yargıtay'ın Nurculuk aleyhindeki bir
kararını tahlil ve tenkit eden bir röportaj Sabah gazetesinde yayınlanırken,
bazı çevrelerden gelen tehditler üzerine bu yayının kesilmesi ve akabinde
aynı gazetede Yargıtay'ın söz konusu
kararının yayınına başlanması, dürüst
ve dâvasına sahip bir gazeteye duyulan ihtiyacı iyice hissettirmişti.
21 ŞUBAT 2014
Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Zübeyir Gündüzalp,
bu uğurda en fazla emek ve gayret sarf eden insanlardan biriydi.
Neticede, onun ve yakın birkaç arkadaşının gayretiyle, haftalık İttihad gazetesinin kurulması gündeme geldi. Ve 24 Ekim 1967'de
İttihad çıkmaya başladı. Çıkar çıkmaz da halkın büyük teveccühüne mazhar oldu. Canlı ve güçlü manşetleriyle, dolgun muhtevasıyla büyük bir ihtiyaca cevap verdi, önemli hizmetlere medar oldu.
1968'de Ankara İlahiyat Fakültesinde başörtülü olduğu için
okuldan atılan Hatice Babacan'a destek veren yayınları büyük ilgi
ve bazılarından da büyük tepki topladı. İttihad'ın yayınları adeta
bütün Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Keza, 1969'da, hükümetin devlet
içinden gelen baskılarla hazırladığı "Anayasa Nizamını Koruma
Kanunu Tasarısı"na, bu kanun çıktığı takdirde dindarların mağdur
olacağı endişesiyle karşı çıkan İttihad, bu konudaki dinamik yayınlarıyla meseleyi kısa zamanda kamuoyuna mal etti. "Müslümanlar kızıllarla bir tutulamaz" parolasıyla açtığı kampanya üzerine yurdun dört bir yanından Ankara'ya telgraf yağdı ve neticede
hükümet tasarıyı geri çekmek durumunda kaldı. 5 Mart 1968'de
Kurban Bayramında Arapça olarak 150 bin adet basılıp İslâm dünyasına gönderilen İttihad, İslâm âleminde de büyük ilgiyle karşılandı. 186 sayı çıkaran ve müsbet iman hizmetinin prensipleri çerçevesinde Müslümanlara yol gösteren gazete, 7 Haziran 1971'de,
12 Mart sonrasının sıkıyönetimi tarafından kapatıldı.
10
PRoF. DR.
hÜSEYİn hAtEMİ:
Yeni Asya gazetesi ciddî,
üç kâğıtçılıktan uzak,
inançlarından taviz
vermeyen bir gazetecilik
örneği gösteriyor.
Bu da Yeni Asya’yı
pek çok gazetenin
sahip olduğu maddî
kazançtan, şöhretten
uzak tutuyor. Gazetenin
bazı görüşlerine
katılmasam bile
inanç ve ilkelerinden
taviz vermemesi
takdire şayandır.
Yeni Asya
gazetesinde belli bir
dönem yazarlık
yaptığımı da
belirtmek isterim.
11
21 ŞUBAT 2014
MAhİR KAYnAK:
Dinî bir akımın temsilcisi
olarak görüyorum.
türkiye’de İslâmın doğru
yorumlanması anlamında
önemli katkılar sağladığını
biliyorum. Din ilimleriyle
fen ilimlerini birleştirmesi
noktasında önemli bir
geleneğe sahip
olduğunu
düşünüyorum.
İttihad haftalık gazete olarak büyük bir hizmete vesile olmuştu ve en büyük hizmeti de günlük bir gazeteye, Yeni Asya'ya zemin hazırlamasıydı.
Yapılan istişareler neticesinde, çıkacak gazetenin
ismi Yeni Asya olarak tesbit edildi ve temel prensipleri belirlendi. Buna göre, öncelikle istişareye önem
verilecekti. Demokrasi her hal ve şart altında müdafaa edilecek, demokrasiyi tahrip edecek hareketlere
karşı çıkılacaktı. Hak ve hakikat anlatılırken ikna yolu
benimsenecekti. İslâmiyet asla istismar edilmeyecek, istismar girişimleriyle de mücadele edilecekti.
Hür dünya ile medenî münasebetler kurma fikri esas
alınacak; Hıristiyanların dindar ruhanîleriyle iyi münasebetler kurmanın yollan aranacaktı. Yayın prensiplerine uymayan reklamlar alınmayacaktı.
Esaslar belirlendikten sonra iş, maddî imkânların
teminine geldi. Bir miktar borç bulunarak, 21 Şubat
1970'te gazetenin neşrine başlandı. Gazete altı ay
süreyle resmî ilân hakkından mahrum olarak çıkacaktı. Ve neticede yükü, gazeteye yürekten sahip çıkan okuyucular
üstlendi.
Hanımlar
zinetlerini
çıkarıp verdiler. Böylece, Yeni Asya altı aylık kritik devreyi aştı.
Ne var ki, tam resmî
ilâna geçeceği günlerde, gazetenin kuruluşunda büyük emekleri olan Genel Yayın Müdürü Mustafa Polat'ı acı bir trafik kazasında kaybetti Yeni Asya. Ama genç kadrosuyla birlikte, yayınını kesintisiz devam ettirmeyi başardı.
21 ŞUBAT 2014
12
RuŞEn ÇAKıR:
Yeni Asya, Türkiye'de demokrasi(“Ama siz dindar kesimin
nin yeni sancılarla yüz yüze olduğu
darbeye (12 Eylül’e) yeterince
bir dönemde yayın hayatına atıldirenmediğini söylüyormıştı. 27 Mayıs’tan sonra da hız
sunuz?” sorusu üzerine...)
kesmeyen demokrasi karşıtı gayrethiç direnmediler.
ler neticesini verdi ve başından beri
Bu konuda tek istisna
meşruiyetten haz etmeyen "devrim
Yeni Asya cemaati
muhafızları," iktidarın güçsüz hale gebildiğim kadarıyla... (...)
tirilmesini fırsat bilerek, 12 Mart müdaAnayasaya karşı çıktı diye
halesini gerçekleştirdiler. Türkiye tariYeni Asya’nın
hinde yeni bir istikrarsızlık dönemi başlıcanına okudular.
yordu.
o dönem askerle işbirliği
Bu dönemde Yeni Asya, tarihî hizmetler
yapsaydı, belki bugün
ifa etti. İhtilâlcilerin iktidarı teslim ettiği kadtürkiye’nin önde
roların gerçek çehresini su yüzüne çıkardı.
görünen hareketCesur manşetleriyle bu kadrolara ve icraatlarılerinden olabilirdi.
na karşı tavrını ortaya koydu. Devlet kuvvetleriAncak fedakârlık
ni dindarlar üzerine yürütme planlarını bozdu.
yaptılar, ama doğru
Bilhassa Risale-i Nur hizmeti üzerine peşin hübildikleri yoldan
kümlerle örtülmek istenen perdeleri, dürüst ve saşaşmadılar.
mimî neşriyatıyla yırtıp parçaladı.Bediüzzaman ve
(Yeni Asya’daki bir
Risale-i Nur hakkındaki iftiraları çürüttü ve kamuoyuröportajından)
nu bu konularda doğru bilgilerle aydınlattı.
12 Eylül 1980 darbesiyle iktidarı ele geçiren askerî rejimin, yayın hayatı boyunca demokrasinin muhafaza ve
gelişmesini esas alıp ihtilâllere bütün gücüyle karşı çıkan
Yeni Asya'dan haz etmesi beklenemezdi. Bu yüzden, ihtilâlin daha ilk ayı sona ermeden, sıkıyönetim sudan bir bahane göstererek Yeni Asya'yı kapattı. Gazetenin niçin kapatıldığı ve ne zaman açılacağı sorularına ilgililerden tatminkâr
bir cevap alınamadığı için, hemen yeni bir gazete çıkarma hazırlıklarına girişildi ve böylece Yeni Nesil doğmuş oldu. Yeni Nesil ismi, 12 Eylül’ün bir armağanıydı.
13
21 ŞUBAT 2014
Yeni Nesil çıkmaya başladıktan bir süre
sonra Yeni Asya'ya izin verildi. Yapılan istişareler neticesinde, Yeni Nesil'in devamına ve Yeni Asya'nın haklarının Yeni Nesil'e
devrine karar verildi. Ve Yeni Nesil aynı
minval üzere neşriyatına devam etti. Ancak bu defa işi çok daha zordu. Çünkü 12
Eylül çok daha hazırlıklı gelmişti.
Ve 12 Eylülcüler, programlarını kademe
kademe tatbikata geçirirken, Yeni Nesil,
fikir beyan etmeye ihtiyaç duyduğu gelişmeleri, herhangi bir şüphe ve tereddüde
kapılmadan değerlendirmekten geri durmadı. O günlerin olağanüstü şartlarında
ihtilâlcileri tenkit etmek, büyük cesaret
işiydi.
Ama Yeni Nesil kadrosu, inandığını söylemekten çekinecek bir kadro değildi. Sair
basın organları, daha evvelki benzer hallerde de görüldüğü gibi, ihtilâli yürekten
alkışlarken, Yeni Nesil, yanlış gördüğü tatbikatı meşru ve mâkul bir üslûp içinde
eleştirmekten çekinmedi. Siyasî partilerin
kapatılmasını, ihtilâl lideri Kenan Evren'in
dinî konularda olur olmaz ahkâm kesmesini, tatbikata konan başörtüsü yasağını,
1982 anayasa taslağını, siyasî partiler kanununu, Millî Güvenlik Konseyinin vetolarını, Büyük Türkiye Partisinin kapatılmasını, seçim kanununu, bazı partilerin seçime sokulup bazılarının sokulmamasını çekinmeden tenkit etti.
O günün şartlarında bu tenkitleri yapmak kolay değildi. Gazeteler sıkıyönetimlerin sımsıkı kontrolü altındaydı. Tahmin
edilmedik yazı ve haberlerden dolayı ikaz
ve ihtar mesajları alıyor; sık sık da kapatılıyordu gazeteler. Bu yüzden de, hepsi alabildiğine çekingen ve ürkek davranıyordu.
hÜLYA ŞEKERcİ:
ÖZGÜRDER (eski) Genel Başkanı
Yeni Asya gazetesinin yayın
politikası düşünce ve inanç
özgürlüğünden yana; vesayet rejimine,
askerî darbelere ve resmî ideolojinin
dogmalarına karşı bir çizgiyi ifade
ediyor. Yayın süreci içinde genellikle
eski tcK 163. ve
312. maddelerden, şimdilerde de
301’den yargılanan bir gazetenin ve
gazete yazarlarının insan hakları ve
hukukî sistemin normalleştirilmesi
mücadelelerine ilgisiz
kalması düşünülemez.
Biz Yeni Asya’yı hep
düşünce yasaklarının, keyfî
yargılamanın, derin devlet
dayatmalarının, başörtüsü ve
İslâmî eğitim yasaklarının
karşısında, hakları ve
özgürlükleri savunan bir
yayın etkinliği
içinde gördük.
21 ŞUBAT 2014
O günlerde Yeni Nesil'in telefonları sıkıyönetim tarafından en sık aranan telefonlar arasındaydı. Bir şiirde "nur"
kelimesinin geçmesi dahi muaheze konusu olabiliyordu.
Veya ihtilâlin ilk günlerinde Mahrukatçılar Derneğiyle ilgili
bir habere sıkıyönetim yetkilileri "Biz derneklerin faaliyetlerini askıya aldık, siz nasıl böyle bir haber yayınlarsınız?" gibisinden trajikomik bir tepki gösterebiliyorlardı. "Filan haberi
niye yazdınız? Niye böyle yayın yapıyorsunuz? Devam ederseniz kapatırız ha!" kabilinden ikaz ve ihtarların ardı arkası
gelmiyordu.
Bu arada, Selimiye Kışlasına en fazla davet edilenlerden biri, gazetenin Yazı-işleri Müdürü Sabahaddin Aksakal'dı. Aksakal'ın o dönemle ilgili enteresan hatıraları var. Bunlardan
birkaçını aktaralım:
Bir defasında sıkıyönetimde Aksakal'a şöyle deniyor:
"Bu gücü nereden alıyorsunuz? Nasıl böyle yazabiliyorsunuz?"
Aksakal'ın cevabı ise şöyle oluyor:
"Gücümüzü imanımızdan, Allah'a olan inancımızdan
alıyoruz."
Yeni Nesil'in başörtüsüyle ilgili yayınlarının ısrarlı bir şekilde devamı
üzerine Aksakal yine sıkıyönetime
çağrılıyor ve görevli subaylardan bir
yüzbaşı şu soruyu yöneltiyor:
"Başörtüsü hakkında bir daha yazmayacaksınız dediğimiz halde yazıyorsunuz. İkaz ettiğimiz halde niçin yazıyorsunuz? Gayeniz nedir?"
Daha sonra sözü alan bir albay şöyle devam ediyor:
"Başka yazacak mevzu mu yok? Diğer gazeteler sesini kesti. Size mi düştü bu şimdi? Yazmayın. Bakın, diğer gazeteler bir şeye karışmayan yazılar yazıyor.
Aksakal, bu sözlere şu cevabı veriyor:
"Biz şu an için varız. Şimdi söylemeyeceğiz de ne
zaman söyleyeceğiz? Başörtüsü vatandaşların öz
hakkıdır. Onların bu hakkı elinden alınmak isteniyor. Biz de elbette onların bu meselesini dile getireceğiz."
Sabahaddin Aksakal
14
Neticede, gazetenin
başörtüsünü, sıkıyönetimin müteaddit ikazlarına rağmen ısrarla savunması, bir defa daha
bir ay süreyle kapatılmasına yol açtı.
Yeni Nesil'in bir yıl boyunca kapalı kalmasına
sebebiyet veren yayınları
ise, anayasa taslağıyla ilgiliydi. Bilhassa emekli
general Süleyman Tuncel'in "Hürriyetçi parlamenter rejimi bu anayasa
ile kurmak mümkün değil" manşetiyle verilen
beyanatı, bardağı taşıran son damla oldu ve
gazete
5
Kasım
1982'de, anayasa referandumundan bir
gün önce kapatıldı;
bir yıl boyunca da
kapalı kaldı.
15
21 ŞUBAT 2014
Yeni Nesil kadrosu bu zaman zarfında yine susmadı. Bu defa resmî ilân hakkı olmayan Tasvir gazetesinde fikirlerini açıklamaya devam etti.
İşin enteresan tarafı, Yeni Asya ve
Yeni Nesil okuyucuları, aradıkları fikirlerin bu defa Tasvir'de neşredilmekte olduğunu çabucak kavramış ve hemen Tasvir'e sahip çıkmıştı. Tasvir de sık sık yapılan
ikazların eşliğinde yayınını devam ettirdi. Ama 1 Ekim 1983'e
gelindiğinde, o da kapatıldı. En
zor şartlar altında dahi fikirlerini
söylemekten geri durmamakta kararlı olan kadronun bu defaki silâhı,
Hür Yurt gazetesi oldu. Kısa bir süre
tabloid boyda basılarak sadece resmî
makamlara dağıtılan Hür Yurt genel dağıtıma geçmenin hazırlıklarını yaparken,
16 Ekim'de Tasvir'in neşrine izin verildi ve
böylece buna gerek kalmadı. Ardından da,
tam bir yıl aradan sonra, 5 Kasım 1983'te Yeni Nesil açıldı.
Bütün bu kapanmaların toplam süresi, 470
günü buluyordu. Bu herhalde bir dünya rekoruydu.
6 Kasım 1983 seçimlerinden sonra girilen "sözde demokrasi" devrinde, Yeni Nesil, mücadelesine
aynı şekilde devam etti. Seçime girmesine müsaade edilen partilerin üçünün de ihtilâl ürünü olduğuna; dolayısıyla bu seçimlerin, milletin gerçek iradesini ortaya koymadığına dikkat çekti. Ardından, 12 Eylül'le hesaplaşmayı ilk başlatan basın organı, Yeni Nesil
oldu. Rejimin çarpıklıklardan temizlenip tamiri istikametinde büyük gayret gösterdi. Siyasî yasakların kalkması için başlatılan kampanyanın başarıya ulaşmasında Yeni
Nesil'in büyük payı vardı. 12 Eylül'ün, yıllar süren tek taraflı beyin yıkama faaliyetleriyle ülke üzerine sinen korku havasının dağılması için elinden gelen gayreti gösterdi. 12 Eylül'ün yegâne malzemesi olan anarşinin ardındaki gizli hesapları deşifre edip, gerçeklerin kamuoyuna
mal edilmesine vesile olan yayın organı yine Yeni Nesil'di.
Av. Fatma Benli
Türkiye İnsan Hakları
Kurulu Üyesi
Günümüzün en revaçtaki
kavramları olan insan hakları
ve hukuk, sözde kalmaması,
fiilî olarak da uygulanması
gereken kavramlar.
İnsan hakları ve hukuk
ihlâllerinin önlenmesi ise,
ancak dördüncü kuvvet
niteliğindeki basının ve
sivil toplum kuruluşlarının
görevlerini lâyıkı ile
yerine getirmesiyle
mümkün olabilir.
Yeni Asya gazetesi de,
sahip olduğu iyi niyet
ve azim sayesinde,
hukuk devleti
ilkesinin yerine
getirilmesi
yolunda önemli bir
işlev görüyor.
21 ŞUBAT 2014
Zülfikar-Uhuvvet-İttihad-Yeni Asya-Yeni Nesil-Tasvir-Hür Yurt ve
tekrar Yeni Nesil çizgisinde yürüyen kervan, 1990 başından itibaren yeniden Yeni Asya ismi etrafında toplanarak yoluna devam etti.
Kitap yayıncılığını, Köprü, Bizim
Aile, Can Kardeş, Genç Yorum
dergilerini ve sair neşriyat hizmetlerini de beraberinde götürerek.
Yeni Asya aynı yılın sonbaharında Bizim Aile Ansiklopedisi hamlesini gerçekleştirirken, 28 Ekim
1990'da Kocatepe Camii’ndeki ilk
Bediüzzaman mevlidini okuttu.
Ve mevlid büyük fırtınalar kopardı. Medyanın tahrikleriyle DGM
Savcılığı harekete geçti. Mehmet
Kutlular'la birlikte on arkadaşımız
on beş gün gözaltında tutuldu.
Ama sonuçta arkadaşlarımız
serbest kaldı; haklarında açılan
dâva, 163. maddenin kaldırılmasıyla düştü ve hadise kapandı.
Bediüzzaman mevlidleri ise,
1991 yılı hariç, her sene muntazaman devam ettirildi. 1999'a kadarki mevlidler ya görmezden gelindi, ya olabildiğince küçültüldü, ya
da Aczmendi provokasyonları ile
gölgelenmek istendi. 1999 mevlidinde ise 1990'daki hadiselerin
tekrarı yaşandı. Mehmet Kutlular'ın mevlid esnasında gazetecilerin sorularını cevaplandırırken
depremin İlâhî ikaz yönünü vurgulayan ve 28 Şubat dönemindeki
baskıcı uygulamaları eleştiren
sözler söylemesi, medyayı ve
DGM'leri bir defa daha harekete
geçirdi. Ve hakkında Ankara
DGM'de dâva açılan Kutlular, sırf
"Deprem İlâhî ikazdır" dediği için
iki yıl bir gün hapis cezasına çarptırıldı ve bu ceza, Yargıtay 8. Ceza
Dairesi tarafından onaylanarak
kesinleşti.Kutlular 276 gün hapis
yattı.
16
17
21 ŞUBAT 2014
Aynı günlerde, Yeni Asya'nın 15 yazarı birden, deprem için yaptıkları "İlâhî
ikaz" yorumları gerekçe gösterilerek, polis zoruyla DGM'ye celb edilmek istendi ve haklarında asılsız suçlamalarla dâva açıldı. Bu dâvalardan birinde, yazar Halil I. Akgünler "Siyasî deprem kapıda" başlıklı yazısı sebebiyle bir yıl sekiz ay hapse mahkûm edilirken,
gazeteye de bir ay kapatma cezası verildi. Ve bu karar 11 Eylül-10 Ekim 2001 tarihlerinde uygulandı. Ama Yeni Asya yine susmadı, Asya adıyla yoluna devam etti. Sonrasında,
Kutlular’a verilen ceza başta olmak üzere Yeni Asya mensupları hakkında hükmedilen mahkûmiyet kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde haksız bulunarak Türkiye
tazminat ödemeye mahkûm edildi.
Böylece Kemalist Ankara hukukunun haksız kararları,
çağdaş ve medenî hukuk anlayışının oluşturduğu
AİHM’den dönmüş oldu.
AhMEt GÜnDoğDu:
Memur-Sen Genel Başkanı
Yeni Asya gazetemizin
tavizsiz istikrarlı çizgisinin tarihî
belgelerini her gün manşet ve
sürmanşetlerinden yakinen
takip etmekteyiz.
Sadece manşetleri değil
tüm haber ve yorumları
medya tarihinde önemli iz ve
belgeler bırakacak niteliktedir. Çünkü;
olaylara sivil, demokratik ve özgürlük penceresinden bakmakta,
haberleri, yorumları ve köşe
yazılarını bu anlayış çerçevesinde
vermektedir. (...) tiraj kaygısı
gütmeden, provokatif haberlere
tenezzül etmeden, sağduyulu
ve çözüme katkı yaklaşımıyla
yayın hayatını kararlı bir
şekilde sürdürmektedir. Kesimleri ayrıştıran değil birbirine yaklaştıran bir çizgi
izlemekte, hep iyiyi aramakta, iyiyi ön plana
çıkarmakta, iyinin
öncüsü olmaktadır. (...)
Batıya karşı kompleksiz,
kendi inanç ve
kültürünün evrensel
olduğunun bilinci
içinde diyaloğa açık
bir anlayışla yayın
hayatına devam
etmektedir.
21 ŞUBAT 2014
1990'lara devam edecek olursak:
YENİ ASYA 1992'de büyük bir dahilî sarsıntı daha geçirdi ve kadrosunun önemli bir bölümünü kaybetti. Ama
bu hadise de onu hizmetinden alıkoyamadı. Ve Yeni
Asya yine aynı kararlılıkla, muhtevasını daha da
güçlendirerek yoluna devam ettiği gibi, yeni yeni
hamlelere imza attı.
Bu çerçevede, Risale-i Nur Külliyatını, orijinal
metnine sadık kalarak, yeni bir tanzimle, dipnotlu ve lugatçeli olarak neşretti ve farklı tarihlerde düzenlediği kampanyalarla okurlarına hediye etti. Şerh, izah ve tanzim mahiyetindeki kitap yayınlarıyla da bu hizmetini destekledi.
YENİ ASYA, hizmetlerini, 90'lı yıllarla birlikte tesis ettiği yeniden yapılanma hamlesi çerçevesinde
daha da geliştirdi. Bu dönemde, Yeni Asya camiası
sağlam temeller üzerinde yeni bir yapılanmayı da
gerçekleştirdi. İstişareyi ve "şahs-ı manevî"nin ağırlığını herşeyin üzerinde tutan bu yapılanma sayesinde, önceki yıllarda zaman zaman yaşanan dahilî sarsıntıların
önü kesildi. Geçmiş tecrübelerden alınan derslerin ışığında sağlam bir bünye tesis edilerek, istikbali kucaklayacak
yeni ve güçlü hamlelerin altyapısı inşa edildi.
18
Av. Kadir Akbaş:
herkesin sustuğu, doğruların gizlenmek
istendiği dönemlerde Yeni Asya
gerçeği ortaya koymaktan
kaçınmamıştır.
Yayınlanmaya başladığı günden bu
güne ülkemizde demokratik
değerlerin içtenlikle benimsenmesi,
demokrasinin kurumsallaşması,
hiçbir şartta meşruiyetten
ayrılmaması, hukuk devleti
ilkesinden taviz verilmemesi
konusunda ilkeli bir yayın
politikası izlenmiştir.
Yeni Asya, özellikle din ve
vicdan özgürlüğü çerçevesinde
yaşanan insan hakları
ihlâllerine karşı daha hassas
davranmakla birlikte,
son yıllarda hemen her
alandaki insan hakları
ihlâllerini, mağduru,
muhatabı kim olursa
olsun ilkeli bir şekilde
gündeme getirmekte ve
karşı durmaktadır.
19
21 ŞUBAT 2014
YENİ ASYA, Bediüzzaman tarafından “Hakkın hatırı
âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez” şeklinde dile getirilen
prensip çerçevesinde, her hal ve şart altında, inandığı
doğruların hizmetinde, tavizsiz istikrar çizgisini sürdürdü. Daima demokrasiden, hukuktan, hürriyetlerden yana oldu. Demokratikleşme meselesini her fırsatta gündeme getirirken, hiçbir zaman arkası kesilmeyen yeni
baskı girişimlerine bütün gücüyle karşı çıktı.
Dindarların da terörle mücadele kapsamına alınmasına yönelik olarak hazırlanan tasarıya ve 28 Şubat sonrasında gündeme getirilen irtica tasarılarına karşı, bunların kanunlaşmasına geçit vermeyen duyarlı bir kamuoyu
teşekkül etmişse, bunda Yeni Asya'nın çok büyük payı
vardı.
Tavizkâr fetvalarla veya teslimiyetçi, ya da aşırı ve
radikal tavırlarla güç kaybına uğratılan başörtüsü
mücadelesini, ilk günden itibaren aynı kararlılıkla,
dengeli, müsbet ve kararlı tavrı ile devam ettiren
gazete de sadece Yeni Asya oldu.
28 Şubat sonrasında ülkeye hâkim
kılınmak istenen korku havasını, cesur ve den-
geli neşriyatı, ülke genelindeki panel ve konferans faaliyetleri ile büyük ölçüde kıran ve 1999 mevlidindeki çıkışı ile bu tavrını perçinleyen hizmet ekolü de yine Yeni
Asya adını taşıyor.
YENİ ASYA fiilî siyasetten uzak kalırken, siyasetin Bediüzzaman'ın gösterdiği ölçüler muvacehesinde sağlıklı
bir temele oturtulması yönündeki gayretlerini, 90'lı ve
2000’li yıllar boyunca da devam ettirdi.
YENİ ASYA, din adına siyaset iddiasıyla ortaya çıkanların ve onları bahane ederek Türkiye'yi antidemokratik bir kıskaca almak isteyenlerin sebebiyet
verdiği 28 Şubat sürecinde de, mazisindeki çizgisine uygun bir tavır takip ederek, temel prensiplerinden taviz vermeyen, cesur, dengeli, gerçekçi ve akılcı neşriyatı ile çıkış yolunu gösterme gayretini sürdürdü.
YENİ ASYA, 2002’de tek başına iktidar ve sonraki seçimlerde de iktidarını sürdüren AKP’yi, sivil ve demokratik bir anayasa başta olmak üzere köklü ve yapısal
demokratikleşme reformlarına teşvik ederken, bu
noktada AB sürecinin de en iyi şekilde değerlendirilmesi gereğini ısrarla savundu.
21 ŞUBAT 2014
2014 Türkiye’sinin gündemine damgasını vuran AKP-Gülen cemaati çekişmesinde, iktidarı bilhassa
hukuk devleti ve demokrasi prensiplerini zorlayan icraat ve tasarrufları, “cemaat”i “siyasî faaliyette bulunmak, siyasî partilerle pazarlıklar içine girmek, devlet içinde kadrolaşmak, iktidara ortak olmaya
çalışmak gibi faaliyetler”de çokça adının geçmesi cihetlerinden eleştirip yapıcı bir dille ikaz eden Yeni
Asya, en çok pusuda bekleyen fitne odaklarının işine yarayacak kıyasıya bir çatışma içindeki tarafları,
her iki cenahın tabanını ortak inanç ve değerleri paylaşan insanların oluşturduğu gerçeğini de dikkate
alarak, hak, adalet, vicdan ve şefkat prensipleri ekseninde itidal, sükûnet ve sağduyuya çağırdı.
Arap baharı adıyla takdim edilen olayların cereyan ettiği Mısır, Suriye, Libya gibi ülkelerdeki iktidar
mücadelesiyle ilgili olarak da, dindarların bu çekişmelerden uzak durup, Bediüzzaman’ın müsbet hareket prensibi çerçevesinde kalmalarının çok hayatî ve kritik bir önem arz ettiği; aksi halde alevlenecek
çatışmalarda en çok masumların zarar göreceği uyarısında bulundu.
20
21
21 ŞUBAT 2014
Gelinen noktada Yeni Asya, gelişmelerin her safhasında
A'dan Z'ye doğrulayıp teyid ve tasdik ettiği temel görüşlerini,
başı dik, alnı ak, onurlu, olgun ve vakur bir tavırla dile getirmeye devam ediyor.
Dinin tek bir partinin tekeline alınamayacağını, dine hizmetin partiler üstü bir konu olarak siyaset kurumunun tümüne
terettüp eder bir vazife olduğunu, din konusundaki inhisarcı
yaklaşımların büyük çoğunluğu dinin aleyhine geçirebileceğini, Bediüzzaman'dan aldığı dersle başından beri savunagelen
Yeni Asya, aynı şekilde, laiklik adına ortaya konulan, vicdanlara hapsetmek istedikleri dinin sosyal hayattaki bütün tezahürlerini reddeden dar ve bağnaz yaklaşımlara da; demokrasiyle
bağdaşması imkânsız resmî tabulara da; bunları koruma iddiasıyla demokrasiyi ve hukuku feda etmeye hazır olan antidemokratik ve hukuk dışı arayışlara da karşı çıkıyor.
Türkiye'nin Müslüman bir ülke olarak demokrasiyi kucaklayıp laikliği demokratik bir yoruma kavuşturmak suretiyle oluşturmayı hedeflediği "model ülke" olma niteliği, Yeni Asya'nın
savunduğu görüşlerin hayata geçirilmesiyle tahakkuk edebilir.
Yeni Asya, Müslüman kimliğinden asla taviz vermezken,
müsbet hareket çizgisinde sebat ederek her türlü radikalizmi ve sözde din adına ortaya konulan aşırılıkları da, teslimiyetçi ve tavizkâr tavırları da reddeden; çağın gelişmelerine
açık; bilimi din namına kucaklayan; hak ve hürriyetlere sonuna kadar sahip çıkan; demokrasiyi alkışlayan; laikliği din
ve vicdan hürriyetinin teminatı ve dinî hoşgörünün dayanağı
olarak tarif ederken, laikliğin devleti dine hizmetten alıkoyan bir prensip olarak yorumlanamayacağına inanan; her
türlü ırkçı yaklaşıma mutlak surette karşı çıkan; devlet, siyaset ve medyadaki kirlenmeye hiçbir şekilde bulaşmazken,
şeffaf ve dürüst yayın çizgisiyle örnek bir alternatif oluşturan; Müslümanlarla Hıristiyanları dünya barışı için işbirliğine ve dayanışmaya çağıran; inançlı, ihlâslı, yenilikçi, medeniyetçi, hür, bağımsız, şahsiyetli bir iman ve fikir hareketinin
yılmaz ve susturulamaz sözcüsü olarak 45. yılına adım atarken, birleştirici ve kucaklayıcı bir anlayışla 21. asra ve ötesine kanatlanıyor.
44 yıldır olduğu gibi, bundan sonra da her sabah, okuyucularına aynı mesajı fısıldayarak:
"Asya'nın bahtının miftahı, meşveret ve şûradır."
Ve ardından şu müjdeyi hatırlatarak:
“Ümitvâr olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür
sada, İslâmın sadâsı olacaktır!"
Av. hüsnü tuna:
23. Dönem Konya
Milletvekili
Yeni Asya,
gerek insan hakları
ihâllerine ilişkin haberleri
kamuoyuna taşıyarak,
gerekse insan hakları içerikli
makalelerle insan hakları
ihlâllerinin giderilmesine
katkıda bulunan
bir yayın organıdır.
Ayrıca türkiye’deki
yasadışı yapılanmalar
veya hukuku zedeleyen
resmî uygulamalara
karşı vermiş bulunduğu
tepkiler de insan
hakları ve hukukun
üstünlüğü açısından
takdire şayan
davranışlardır.
21 ŞUBAT 2014
Risale-i Nur ve
Yeni Asya
Üstadın gazeteyle tanışması, Van’da Vali Tahir
Paşanın misafiriyken, İstanbul’dan valiye gelen
gazeteleri takip etmesiyle gerçekleşiyor.
Tarihçe-i Hayat’ında anlatıldığına göre, gazetelerde özellikle İslam dünyasına dair haberleri dikkatle okuyor. İngiliz Sömürgeler Bakanının
parlamento kürsüsünde eline Kur’an’ı alıp “Bu kitap
Müslümanların elinde kaldıkça onlara hakim
olamayız; ya bu kitabı ortadan kaldırmalıyız veya
Müslümanları ondan soğutmalıyız” dediği haberini
de yine gazeteden öğreniyor.
Bu haberin ruhunda uyandırdığı infial, ona
“Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevî bir
güneş olduğunu bütün dünyaya göstereceğim ve
ispat edeceğim” dedirtiyor ve Risale-i Nur’u netice
verecek süreç bu şekilde başlıyor.
Üstadın aktif bir gazete okurluğundan gazete
yazarlığına geçişi, İstanbul’da 2. Meşrutiyetin ilan
edildiği döneme rastlıyor. O zaman Osmanlı
payitahtında çıkan belli başlı bütün gazetelere
meşrutiyet, hürriyet, ittihad, azınlık hakları gibi
konuları işleyen makaleler yazıyor.
Fikrî temelleri çok sağlam, son derece muhtevalı
ve derinlikli makaleler bunlar. Onun için Üstad, bu
yazılarında dile getirdiği hakikatlerde “nihayet
derecede” ısrarlı olduğunu; Asr-ı Saadetten de, üç
yüz yıl sonrasından da davet edilse, aynı fikirleri
seslendireceğini söylüyor.
Üstadın o dönemde bizzat gazete çıkarma
teşebbüsünde bulunduğuna dair kayıtlar da var.
Ama şartlar oluşmadığı için gerçekleşmemiş.
Osmanlı tarihe karışıp yeni bir devlet kurulduktan
ve cumhuriyet adı altında bir tek parti diktası
oluşturulduktan
sonra Üstad gazetelerle ilişkisini tamamen kesiyor. Çünkü basına tamamen
rejimin meddahlığı ve resmî ideolojinin
propagandistliği misyonu yüklenmiş. Böyle bir
basını takip etmenin hiçbir anlamı yok.
Ne zaman ki 1950’de demokrasiye geçilip bir
“alternatif basın” ortaya çıkmış; Üstad ondan
sonra Risale-i Nur hizmetini ilgilendirdiği ölçüde
gazeteleri takip ettirmeye başlamış.
Emirdağ mektuplarından birinde yer alan şu
ifade, konumuz bakımından bilhassa manidar:
“Risale-i Nur bu mübarek vatanın manevî bir
halâskârı (kurtarıcısı) olmak cihetiyle, (...) matbuat ile tezahüre başlamak, ders vermek zamanı
gelmiştir veya gelecek gibidir zannederim. (...)
Matbuat lisanıyla konuşmak lâzım.”
Yeni Asya’nın çıkış noktası, Risale-i Nur hakikatlerinin her türlü basın-yayın aracı ile yayılması
özlem ve hedefini dile getiren bu ifadeler.
Onun için diyoruz ki, “Risale-i Nur’un medyadaki dili” olarak 44 yıldır hizmet veren
Yeni Asya, eğer mümkün olsaydı, daha
Üstad hayatta iken çıkmaya başlardı.
O aşamaya ancak 21 Şubat 1970’te
gelinebildi ve Yeni Asya doğdu.
“Lahana yaprağı kadar da
olsa bir gazetemiz
olmalı” diyen Zübeyir
Gündüzalp’in
öncülüğünde.
22
23
21 ŞUBAT 2014
YENİ ASYA YAYIN ESASLARI
1. Yeni Asya, Kur'ân'ın bu çağa mesajı
olduğuna inandığı Risale-i Nur Külliyatını
“matbuat lisanıyla konuşturma” misyonuyla çıkan bir gazetedir.
2. Yeni Asya'nın yayın esasları, Risale-i Nur'daki temel ölçü ve hizmet prensipleri
çerçevesinde şekillenmiştir.
3. Yeni Asya, Kur'ân'ı da, kâinatı da aynı
Yaratıcının imzasını taşıyan ve birbirini
açıklayıp tamamlayan kitaplar olarak görür.
4. Akıl, din ve bilimin ayrılmazlığına inanan
Yeni Asya, eğitimde ideal modelin bu
bütünlüğe dayanan, aklın fen, vicdanın din
bilimleriyle aydınlanacağı bir eğitim modeli
olduğu düşüncesindedir.
5. Yeni Asya, İslâmî prensiplerin Risale-i
Nur'daki yorumundan hareketle, hukuka
dayanan, temel hak ve hürriyetleri güvence
altına alan bir demokrasiyi savunur.
6. Yeni Asya, tek görüş ve ideolojiyi hakim
kılmayı amaçlayan dayatmacı anlayışlara
karşıdır.
7. Yeni Asya, aileden başlayıp devlet katına
kadar uzanan her platformda, işleyişin
şahıslara ve şahsî görüşlere değil, prensiplere dayalı bir istişare sistemiyle
yürütülmesi gerektiğine inanır.
8. Farklı fikirlerin eşit şartlarda ve özgür bir
ortamda tartışılmasıyla gerçeğe
ulaşılabileceğine inanan Yeni Asya'ya göre,
herhangi bir görüşün benimsetilmesi için
dayatma değil, ikna yolu esas alınmalıdır.
9. Yeni Asya, amaç ne olursa olsun, radikal
ve şiddete dayalı yöntemlere karşı çıkar;
her hal ve şartta müsbet hareket çizgisinde,
hukuk ve meşruiyet zemininde kalınması,
ne olursa olsun çözümün barış ve asayiş
ortamında aranması gerektiğini savunur.
10. Yeni Asya, laikliği, dinle devleti “teknik
anlamda” ayıran, dindara da, dinsize de
ilişmeyen; herkesin din, vicdan ve inanç
hürriyetini teminat altına alan bir tanım
çerçevesinde yorumlar.
11. Yeni Asya'nın, doğrudan devlet yönetimine talip olma ve devleti idare etme
anlamındaki siyasetle hiçbir ilgisi yoktur.
Bu, yayın hayatı boyunca hiçbir siyasî parti
oluşumuna kaynaklık etmemiş olmasıyla da
sabittir.
12. Siyasetin demokratik sistem ve kaideler
içinde yürütülmesini; devlet ve bürokrasi
güdümüyle değil, halkın talep ve beklentilerine göre işlemesini; devlet idaresinin
millet iradesine uygun şekilde ve meşruiyet
içinde el değiştirmesini savunan Yeni Asya,
şahıs, zümre veya tek parti istibdadına;
demokratik düzeni hedef alıp tahrip eden
ihtilâllere ve millet iradesini hiçe sayan
anlayış ve uygulamalara karşı çıkar.
13. Siyasî partileri demokratik sistemin aslî
ve anayasadaki ifadesiyle “vazgeçilmez”
unsurları olarak gören Yeni Asya, millet
nezdinde destek bulan her siyasî partiyi—
eleştiri hakkını mahfuz tutmak kaydıyla—bir
“vâkıa” olarak kabullenir, saygıyla karşılar ve
olumlu hizmetlerine destek verir. Ve partiler
arasındaki ilişkilerin medenî bir çerçevede,
asgarî müşterekleri esas alan bir millî mutabakat temeline oturtulmasını arzu eder.
14. Yeni Asya, “din adına” siyaset
yapılmasına karşıdır. Mevcut toplum yapısı
ile sosyal ve siyasî şartlar içinde, “din adına”
parti kurulmaması ve dini kullanarak devlet
idaresine talip olunmaması gereğine inanır;
buna mukabil, parti ayrımı gözetmeksizin,
tümüyle siyaset ve devlet kurumunun dine
hizmetkâr kılınması zaruretini savunur.
Dinin siyasete, siyasetin de dinsizliğe alet
edilmemesi gerektiğine inanır.
15. Yeni Asya, din başta olmak üzere
toplumun ortak değerlerinin hiçbir siyasî,
ticarî, maddî veya manevî çıkar hesabı için
alet edilemeyeceği inancındadır.
16. Yeni Asya aileyi toplumun, kadını da
yaratılış özellikleriyle ailenin vazgeçilmez
unsuru olarak görür; aileyi ve kadını tahrip
ve dejenere etmeye yönelik girişimlere
karşı çıkar.
17. Yeni Asya, yayın prensiplerine uymayan
ilânları kabul etmez ve yayınlamaz. (Banka
ilânları, müstehcen ve gayri ahlâkî görüntü
ve mesajların yer aldığı ilânlar, tek görüş ve
tek adam ideolojilerinin mesajlarını taşıyan
ilânlar, alkollü içki ilânları gibi.)
18. Yeni Asya farklı hizmet gruplarıyla
ilişkilerini karşılıklı saygı ve
“Müslümanların nereden, kimden olursa
olsun istifadelerine taraftar olma” prensibine bina eder; özellikle ortak konularda
işbirliği, dayanışma ve ittifak sağlanması
için gayret gösterir; gereksiz suçlama,
sürtüşme ve tartışmalara girmekten
kaçınır; haksız eleştirilere maruz
kaldığında ise cevabını genel yayın prensipleri ve meşru müdafaa sınırları
çerçevesinde ve yapıcı bir üslûp kullanarak verir.
19. Yeni Asya, İslâm ülkelerinin kültürel,
siyasî ve ekonomik işbirliğini geliştirip ittifak oluşturmaları ve ayrıca dünya barışı ve
insanlığın huzuru için, Müslümanlarla
Hıristiyanların diyalog, işbirliği, dayanışma
ve ittifak içinde olmaları gerektiğine inanır.
20. Yeni Asya, yayınladığı haberlerde öncelikle “doğruluk ve dengelilik” ilkelerini
dikkate alır.
21. Yeni Asya her hal ve şartta hakkın ve
haklının yanında, haksızlığın ve haksızın
karşısındadır.
Download

yeni asya 45. yıl ilavesini indirmek için tıklayınız