Başyazı
Bu sayı, Kooperatif Postası Karınca Dergisinin Mart 2013 sayısıdır. Bu sayı da diğer sayılar
gibi öncelikle kooperatifçilik olmak üzere muhtelif konularda makaleleri, derlemeleri,
şiirleri, haberleri içermektedir. Yani, derginin bu sayısı içerik olarak diğer sayılardan farklılık göstermeyip, özel bir içeriğe sahip olmasa da; Mart ayına ait olması bir farklılıktır.
Nitekim bu faklılığı Derginin kapağı göstermektedir.
18.Mart! Türk’ün; “Çanakkale Geçilmez” dediği, hatta İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır
Geçilmez, Geçemezsin, Geçirmeyiz dediği büyük günün yıldönümüdür. Mart ayı, dünyanın Türk’ü tanıdığı bu özel günü içinde bulunduran aydır.
12.Mart! Aziz Türk Milletinin, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yedi düele karşı
verdiği ve dünyaya örnek onur savaşı ile elde ettiği istiklalinin marşına kavuştuğu gündür.
İstiklal Marşımızın şairi ve müellifi merhum Mehmet Akif ERSOY’un ; “Allah bir daha bu
ülkeyi İstiklal Marşı yazmak zorunda bırakmasın” dediği gündür ve Allahın izniyle öyle
olacağına Türk Milletinin inancı tamdır.
21.Mart! Türklerin, Ergenekon’dan çıktıkları gündür. Nevruzdur. Türk Dünyasının Nevruz
Bayramıdır. En eski Türk adetlerindendir, bayramlarındandır. Türk tarihine dayalı milli
bayram; Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Tataristan ile
birlikte aynı zamanda Türkiye’de de ( 1991) resmi tatil olmaksızın milli bayram olarak ilan
edilmiştir. Nevruz; Türklerin, Ergenekon’dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Binlerce yıldır yanmakta olan bu ateş, ilelebet yanmaya devam
edecektir.
Mart ayı Müslüman Türk’ün tarihinde anlamlı günlerle doludur. Sözgelimi;
1.Mart.1877 İlk Osmanlı Meclisinin Açılışı,
3.Mart.1924 Hilafetin Kaldırılışı ve 4.Mart.1924 son Halife Abdülmecid’in Sürgün edilişi,
3.Mart.1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunun Kabulü,
5.Mart.1451 Fatih Sultan Mehmet Han’ın tahta çıkışı,
13.Mart.1071 Romen Diyojen’in Konstantinopolis ‘ten Anadoluya harekatı,
15. Mart.1921 Talat Paşa’nın Ermeniler tarafından öldürülmesi,
16. Mart.1920 İstanbul’un İşgali,
20. Mart.1514 Çaldıran Zaferi…
Türk Dünyasının; 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Nevruz Bayramı kutlu olsun!
1
KOOPERATİFLER VE DEMOKRASİ
Oğuz KARAAHMETOĞLU *
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların,
organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Genellikle devlet yönetim
biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen,
üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar
da demokrasi ile yönetilebilirler. Demokrasi diğer yönetim şekillerinin arasından
sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak
kullanılan devlet sistemi haline gelmiştir.
Artık siyaset bilimciler, hangi sistemin daha iyi işlediğinden çok hangi demokrasinin
daha iyi işlediği tartışmalarına girmişler ve
düşünürler kendi demokratik sistemlerinin
erdemlerini ön plana çıkarmaya çalışmışlardır. Demokrasi, iktidarın halkta bulunduğu veya halk tarafından doğrudan ya
da özgür bir seçim sistemi içinde seçilmiş
temsilcileri aracılığıyla kullanıldığı yönetim
sistemidir. Demokrasinin unsurları, olmazsa olmazları: çoğunluğun yönetimi, temel
insan haklarının güvence altında olması,
kanun önünde eşitlik, Toplumsal ekonomik
ve siyasal çoğulculuk, özgür ve adil seçimler v.b. Demokrasiyi çoğunluk yönetimiyle
eşit görmek yaygın bir yanlış algılamadır.
Eğer biz demokrasiyi halkın yönetimi olarak anlıyorsak, bunun anlamı tüm halkın
yönetimidir. Halkın bir kısmını diğer kısmının yönetmesi değil. Demokrasinin en
temel özelliği karar verme hakkının herkesin eşit olarak paylaşmasıdır. Çoğunluğun
kararıysa tartışma uzlaşma gibi diğer yol* Dr., Araştırmacı, Yazar ([email protected])
2
lar tükendiği zaman anlaşmazlığın çözümleyici bir usul aracıdır. Tabii ki çoğunluğun
kararı azınlığın çoğunluğun iradesini kaldırarak onlar adına karar vermesinden daha
demokratiktir. Ancak çoğunluk yönetimi
azınlığı güçsüz bırakacak biçimdeyse bu
demokrasiden ziyade karara ulaşmanın en
çabuk ve kolay yoludur. Demokrasideki bu
genel anlayış kooperatif yönetimleri içinde
geçerlidir. Milletler arası kabul görmüş kooperatifçilik ilkelerinde, demokrasi vazgeçilmez bir prensip olarak kabul edilmiştir.
Kooperatif işletmeler diğer özel teşebbüs
işletmeleri gibi yönetilmeli ve devlet ancak
bu teşebbüslere hangi açıdan müdahale ediyorsa, aynı şekilde kooperatiflere hukuki
açıdan müdahale etmelidir.
Demokratik yapılaşmayı yerleştirmek ve
kökleştirmek amaçlı olarak kurulan ve yasalarla himaye altına alınan kooperatifler;
haksızlığın, demokrasi dışı tutum ve davranışların ve kendilerine bir şeyler sağlayabilmek için başkalarını yok etmeyi göze alanların yasal aracı haline gelmiştir. Öyle ki,
genel kurul çoğunluğu sağlanmadan hiçbir
şekilde hak, hukuk aramanın ve hesap sormanın mümkün olmadığı kuruluşlar olarak
faaliyetlerini devam ettirmektedirler. Kendi kendini yöneten Sivil Toplum Kuruluşu
(STK) ifadeleriyle taçlandırılan kooperatifler, demokratik yapılaşma görüntüsü verilerek “yasa dışı iş ve işlemler uygulama
merkezleri” haline getirilmiştir. Dar gelirlilerin ele geçirilmiş olanakları yine kendilerine karşı kullanılarak, hak arama yolları
etkisiz bırakılmaktadır. Umutlarını ve birikimlerini kaybedenler masraflı olan hak
arama mücadelesinden vazgeçerek ortamı
kanun, kural tanımazlara terk etmek zorunda kalmaktadırlar. En azıdan bu husus
,konut kooperatifleri için doğrudur.
Ülkelerin kalkınma politikalarında, demokrasinin gerçek anlamda uygulanması
konusunda, kooperatiflerin gelişmelerinin
önemi üzerinde özellikle durulmaktadır.
Kalkınma problemlerinin çözümünde ve
bireylerin ekonomik çıkarlarının artırılmasında demokrasi ile yönetilen kooperatif
şeklinden, kendi kendine yardım organizasyonlarından önemli katkılar beklenmektedir. Demokrasi ile yönetilen kooperatiflerden beklenen bu katkılar, özellikle
yaygınlaşan kitle yoksulluğunu azaltmaya,
ekonomik düalizmi kurmaya ve kendi yağıyla kavrulan ekonomik ve sosyal gelişmeyi güçlendirmeye yarayan unsurlardır.
Kooperatiflerin ülke kalkınmasında önemli
rolü olacağını düşünen aydınlar, kooperatiflerin kurulmasını teşvik etmişlerdir.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, kooperatifçiliğin gelişmesi ve teşviki, daha çok
devlet stratejisi olarak ele alınmış, devlet
tarafından geniş çapta kontrol ve teşvik
edilen, yani “resmileştirilen” kooperatifler
kurulmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde
kurulan devletin denetim ve vesayeti altındaki resmileştirilen kooperatiflere yöneltilen tenkitler; bunların ekonomik güçlerinin
zayıf olduğu, ortakların etkisi ile katılımın
yetersiz olduğu, mahalli güçleri harekete
geçirmede başarısız oldukları, kendi kendine yardım projelerinin ihmale uğradığı ve
neticede kooperatif ortaklarının beklentilerinin karşılanmadığı için hayal kırıklığına
uğradıkları yöndedir.
Devlet tarafından kontrol ve teşvik edilen
kooperatifler, ortakların ekonomik ve sosyal açıdan kendi kendilerine yardım etme-
lerini sağlayan organizasyonlar şeklindeki
kooperatif modellerinden çoğu kez önemli
farklılıklar arz ederler. Bundan dolayı milletlerarası arenada özellikle de ICA bünyesinde yapılan tartışmalarda; kooperatiflerle ilgili olup, daha önceleri ihmal edilen
kendi kendine yardım, kendinden sorumluluk, kendini yönetme, gönüllük, demokrasi, özelikle ortakların katılımı ve özerklik
ile ilgili görüşler vurgulanmıştır. Neticede
1995 yılında Manchester’da yapılan ICA
genel Kurulu’nda bu tartışmaların ışığında
“Kooperatifçilik ilkeleri” uzun tartışmalardan sonra yeniden gözden geçirilerek kabul edilmiştir. Bu ilkelerden yola çıkılarak
milletlerarası kooperatifçilik anlayışında
devlet tarafından kontrol ve teşvik edilen,
diğer bir ifade ile “resmileştirilen kooperatiflerin” demokratik yönetiminin önemi giderek artmakta, demokrasi ile yönetim, özerklik ve bağımsızlık hedef olarak algılanmaktadır. Ayrıca kalkınma bütçeleri sınırlı
ve kıt olduğundan, devletin kooperatifleri
teşvik etmesi için gereken kamu kaynaklarının uzun vadeli ve yeterli olmayacağı da
belirtilmektedir.
Kooperatif işletmeciliği modelinde, kooperatif kuruluşların, gerek iç organizasyon yapısında ve gerekse dış teşebbüs politikası
ile ilgili amaç ve faaliyetlerinde, diğer özel
teşebbüslerle mukayese edilebilir davranış
serbesti ve yeteneğine sahip olması şarttır.
Bu yapıdaki kendi kendine yardım organizasyonları bağımsız-demokratik-özerk kooperatifler diye adlandırılır. Ancak buradaki
demokratik yönetim ve bağımsızlığı, mutlak olarak anlamamak gerekir. Hiç şüphesiz bu kendi kendine yönetim kural olarak
devletin bir dizi hukuki düzenlemeleri ve
ekonomi politik kararlarıyla sınırlıdır. Bu
kararlar demokratik ve bağımsız kooperatiflerin diğer özel teşebbüs işletmelerin
de olduğu gibi, politik düzen ve uygulama
3
şartlarını oluşturur.
Kooperatif politikasıyla ilgili özel çerçeve
şartları koyulmak suretiyle de demokratikbağımsız kooperatiflerin geliştirilmesi, dolaylı olarak devlet tarafından teşvik edilebilir. Devlet, kooperatiflerle bilgi aktarımını
sağlama, eğitim, denetim ve bilgilendirme
konularında yardım, vergi kolaylığı tanımak suretiyle teşvikler verebilir. Pek çok
gelişmiş ülkede kooperatiflerin gelişmesi
ve çalışma koşullarını iyileştiren ve destekleyen yasal ve kurumsal düzenlemeler
yapılmıştır. Pek çok gelişmiş ülkeler, kooperatiflerin geleceği konusunda projeksiyonlar üretmiş, kooperatiflerin geleceği için
yüksek düzeyde vizyonlar öngörmüştür.
Daha büyük bir toplumsal bütünleşme ve
daha üst düzeyde bir istihdam yaratmak ve
istihdamın niteliğini iyileştirmek ve ekonomik büyümeyi olanaklı kılmada kooperatifleri olanaklar sağlayan tedbirler üzerinde
önemle durmuşlardır. Rekabet koşullarını
yeniden düzenlemede ve ekonominin yeniden dinamikleşmesinde kooperatiflerin
katkısını önemseyen politikalar üreterek
devreye sokmaktadırlar.
Dünyadaki, özellikle kooperatiflerin önemli ekonomik roller üstlendiği AB, Kanada, hatta son yıllarda Güney Amerika’da,
özellikle Venezüella’daki kooperatif uygulamaları incelenerek, Türkiye’nin Atatürk
dönemindeki kooperatifçiliğe katkıları yeniden değerlendirilerek yorumlanmalı ve
uygulamada kooperatifçiliğe hak ettiği rol
4
verilmelidir. Gelecek kuşakların ortak aklı
oluşturma ve uygulamaya sokmada kooperatifçiliğin önemli bir araç olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu cümleden olarak,
dünyadaki, kooperatiflerin önemli ekonomik roller üstlendiği AB, Kanada, hatta son
yıllarda Güney Amerika’da, özellikle Venezüella’daki kooperatif uygulamaları incelenerek, Türkiye’nin Atatürk dönemindeki
kooperatifçiliğe katkıları yeniden değerlendirilerek yorumlanmalı ve uygulamada
kooperatifçiliğe hak ettiği rol verilmelidir.
Gelecek kuşakların ortak aklı oluşturma
ve uygulamaya sokmada kooperatifçiliğin
önemli bir araç olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Devlet tarafından kontrol edilen kooperatifler, hedef oluşturma ve karar verme
işlemlerinde demokrasi ile yönetilen ve
bağımsız kooperatiflerin aksine, devletin
veya devletin yan organizasyonlarının direkt müdahale ve kontrolleri altındadır.
Devletçe yapılan kontroller ve müdahaleler teşebbüs politikasına ait bağımsızlığı ve
katılanların hür iradesini kısıtlayabilmekte
ve ortadan kaldırabilmektedir. Kooperatiflerin bağımsızlığı ve resmiliği, ülkenin
ekonomik sistemine bağlıdır. Ekonomik
faaliyetlerin tamamının merkezi ekonomik
planlar vasıtasıyla düzenlendiği ekonomilerde kooperatiflerin zorunlu resmiliği sisteme uygun olabilir. Ancak Türkiye gibi Pazar ekonomisinin hâkim olduğu ülkelerde
ise, bu durum kabul edilemez.
KOOPERATİFÇİLİK, KRİZLERİN
ÖNLENMESİNDE ÖNEMLİ ARAÇTIR
Oktay Tuncay *
Ekonomik bir örgütlenme olan kooperatifçiliğin ekonomik ve sosyal kalkınma
sürecinde bireyler ve toplum üzerinde ki
demokratik, sosyal ve ekonomik etkileri
genel bir çerçevede değerlendirilmiştir.
Tarih sahnesine insanların dayanışma ve
birliktelik anlayışıyla toplumun köklerinden ortaya çıkan kooperatifçilik, zamanla
kurumsal kimliğinin temelini oluşturan evrensel ilkeleri vasıtasıyla asıl gücüne ve etkinliğine kavuşmuştur. Kooperatif faaliyetler bir toplumda beklenmedik bir zamanda
ortaya çıkan ekonomik, sosyal, siyasi kriz
ortamlarında mevcut durumu iyileştirici ve
belirsizlikleri giderici etkiler yapmaktadır.
Kooperatif faaliyetler bir toplumda beklenmedik bir zamanda ortaya çıkan ekonomik,
sosyal, siyasi kriz ortamlarında mevcut durumu iyileştirici ve belirsizlikleri giderici
etkiler yapmaktadır. Kooperatifler kendine
has özelliklerinden ötürü ekonomik krizlerden etkilenen toplulukların normal hayatlarına daha çabuk dönmelerini sağlayacak
istihdam ve hizmet arzını diğer ticari girişimlere göre çok daha kolay ve çabuk tahsis edebilmektedirler. Ayrıca kooperatifler
kriz ortamlarının getirdiği olumsuz sonuçlara diğer sermaye hareketlerine göre çok
daha dayanıklıdırlar.
Ayrıca kooperatifler kriz ortamlarının getirdiği olumsuz sonuçlara diğer sermaye hareketlerine göre çok daha dayanıklıdırlar.
Birçok ülkede yaşanan bankacılık krizinde
ticari bankaların çoğu iflas etmiş olmasına rağmen kooperatif bankaları yaşanan
finansal krizde ayakta kalmayı başarmışlardır. Kooperatif bankaları yerel yükümlülükleri ile ilgili taahhütlerine bağlı kalmaları; diğer ticari bankalar gibi spekülatif
operasyonlar yapmadıkları ayrıca karşılığı
olmayan krediler vermediklerinden ötürü
finansal krize karsı direnebilmişlerdir.
Devlet, her dönem tüm toplumun ihtiyaç
duyduğu kamusal yatırımları karşılayabilecek finansal güce sahip olamayabilir. Ayrıca, devlet faaliyetlerinin yerini alan piyasadaki aktörler de kriz ortamlarında finansal
güçlerini yitirmeleri nedeniyle kamuyu
ilgilendiren hayati derecede önemli enerji, ulaşım, doğal kaynakların işletimi gibi
alanlarda başarılı olamayabilir. Dolayısıyla
bu durum toplumların istenmedik kargaşa
ve anarşi ortamlarına sürüklenmelerine
neden olabilir. Bu noktada kooperatifçilik
kamunun ihtiyaç duyduğu hizmetleri karşılayabilecek potansiyele sahiptir. Ayrıca
kooperatifler bu faaliyetleri gerçekleştirdiği esnada kamu gelirleri açısından devletin ihtiyaç duyduğu vergi geliri artısına
yardımcı olmakta, kayıt dışı faaliyetlerin de
kayıt altına alınmasına katkıda bulunmaktadır.
Kooperatifler bahsedilen özelliklerinden
ötürü ekonomik krizlerden etkilenen toplulukların normal hayatlarına daha çabuk
dönmelerini sağlayacak istihdam ve hizmet
arzını diğer ticari girişimlere göre çok daha Diğer taraftan, gıda krizlerinin önlenmesinkolay ve çabuk tahsis edebilmektedirler. de ya da ortaya çıkan gıda krizlerinin telafisinde ‘Tarımsal Kooperatifler’ en etkin çö* Dr., Araştırmacı,Yazar ([email protected])
züm odaklı kurumlardır. Bu bakımdan ya-
5
rın için gıda ihtiyacımızı temin altına almak
istiyorsak, eylemlerimizi küçük çiftçilerin
örgütsel dayanışması sonucunda ortaya
çıkan kooperatiflerin gelişmesine yönelik
desteklere odaklanmak zorundayız.
Kriz, en basit anlamıyla işletme örgütünün
normal aktivitelerini tahrip eden önemli
bir dengesizlik durumudur. Örgütün uzun
ve kısa dönemli amaçlarını tehdit eden,
acil tepkiler gerektiren ve bununla birlikte
yanıt için karar verme süresini kısıtlayan ve
en önemlisi varlığıyla karar verme birimlerini şaşırtan ve kararsızlığa sürükleyen
bir süreçtir. Yunanca da “karar” anlamına
gelen “kriz” olgusu “bir kuruluşun bütününü-bütünlüğünü etkileme potansiyeli olan
herhangi bir olay” olarak tanımlanıyor. Kriz
tüm sistemi etkileyerek, bir yandan büyük
can, mal ve itibar kayıplarına yol açan, diğer yandan ise yönetim ile ilgili temel varsayımları çökerten sonuçlar doğuruyor.
rı gelişmiş ülkelerde dahi ciddi oranlara
tırmanmaktadır. Günümüzde Türkiye’de
en önemli sorun olan işsizliğin azaltılması
köyden kente olan göçün önlenmesi ile yakından ilişkilidir. Bu göçün engellenmesinde kırsal kesimin kalkınmasını sağlayacak
tarımsal kooperatiflerin varlığı ve gelişimi
belirleyicidir.
Özellikle bu katılımın gerçekleştirilmesi için
kooperatifçiliğin hem kurumsallığı hem de
toplum tabanlı olması ile önemli bir araç
olduğu anlatılmak istenmiştir. iktisadi açıdan kooperatif faaliyetler, istihdam fırsatları, sermayenin tabana yayılması, serbest
piyasanın ve rekabetin gelişimi, kayıt dışını
azaltma, ekonomik krizlere dayanıklılık konularında somut faydalar sağlamaktadır.
Ayrıca bir toplumun gelişiminde hayati
derecede önemli olan demokratikleşme,
kültürel bağların korunması, sosyal sermaye ve güvenin inşa edilmesi hususunda kooperatifçilik en etkin araç haline gelmiştir.
İktisadi açıdan kooperatif faaliyetler, istih- Burada esas önemli nokta bu aracın topdam fırsatları, sermayenin tabana yayılma- lumun bizzat kendi eliyle kullanmasıdır.
sı, serbest piyasanın ve rekabetin gelişimi, Özellikle “Bir ülkede demokrasi ve ekonokayıt dışını azaltma, ekonomik krizlere da- mik kalkınmanın olabilmesi için o ülkede ki
yanıklılık konularında somut faydalar sağ- insanların mikro ölçekli aktif katılımlarının
lamaktadır. Ayrıca bir toplumun gelişimin- olması gereklidir” yaklaşımı etkin bir şekilde hayati derecede önemli olan demok- de kooperatifçilik vasıtası ile olabilir.
ratikleşme, kültürel bağların korunması,
sosyal sermaye ve güvenin inşa edilmesi Ayrıca günümüzde tüm dünyayı etkileyen
hususunda kooperatifçilik en etkin araç finansal kriz ve gıda krizi koşulları koopehaline gelmiştir. Burada esas önemli nokta ratifçiliği daha önemli ve öncelikli hale gebu aracın toplumun bizzat kendi eliyle kul- tirmiştir. Ekonomik durgunluğun devam
lanmasıdır. Özellikle bir ülkede demokrasi etmesi nedeniyle issizlik oranları gelişmiş
ve ekonomik kalkınmanın olabilmesi için ülkelerde dahi ciddi oranlara tırmanmako ülkede ki insanların mikro ölçekli aktif tadır. Günümüzde Türkiye’de en önemli
katılımlarının olması gereklidir” yaklaşımı sorun olan issizliğin azaltılması köyden
etkin bir şekilde kooperatifçilik vasıtası ile kente olan göçün önlenmesi ile yakından
olabilir. Ayrıca günümüzde tüm dünyayı et- ilişkilidir. Bu göçün engellenmesinde kırsal
kileyen finansal kriz ve gıda krizi koşulları kesimin kalkınmasını sağlayacak tarımsal
kooperatifçiliği daha önemli ve öncelikli kooperatiflerin varlığı ve gelişimi belirlehale getirmiştir. Ekonomik durgunluğun yicidir. Ayrıca çalışmada belirtildiği üzere,
devam etmesi nedeniyle issizlik oranla- kooperatifçiliğin istihdam yaratıcı, krizleri
6
önleyici ve telafi edici etkisinin varlığı bugün dünyada tüm ülkelerin kooperatifçiliği
destekleyici planlar yapmalarını kaçınılmaz
kılmaktadır. Belirli ilkeler ve değerler çerçevesinde şekillenmeyen, kooperatif olsun
olmasın, herhangi bir organizasyonun kalıcı olması mümkün değildir. Kooperatifçiliğin gerçek kimliği evrensel kooperatifçilik
ilkelerinin tüm toplum üyelerince ve ortaklarca özümsenmesi ve uygulanması ile ortaya çıkacaktır. O nedenle toplumun sosyal
ve ekonomik kalkınmasını sağlayabilmek
için ilköğretim ve yüksek öğretim düzeyinde kuramsal ve pratik kooperatifçilik eğitimi ayrıca kooperatifçiliğin devletçe desteklenmesi çok büyük önem taşımaktadır.
Ekonomik bir örgütlenme olan kooperatifçiliğin ekonomik ve sosyal kalkınma
sürecinde bireyler ve toplum üzerinde ki
demokratik, sosyal ve ekonomik etkileri
genel bir çerçevede değerlendirilmiştir.
Tarih sahnesine insanların dayanışma ve
birliktelik anlayışıyla toplumun köklerinden ortaya çıkan kooperatifçilik, zamanla
kurumsal kimliğinin temelini oluşturan evrensel ilkeleri vasıtasıyla asıl gücüne ve etkinliğine kavuşmuştur. Kooperatif faaliyetler bir toplumda beklenmedik bir zamanda
ortaya çıkan ekonomik, sosyal, siyasi kriz
ortamlarında mevcut durumu iyileştirici ve
belirsizlikleri giderici etkiler yapmaktadır.
Kooperatif faaliyetler bir toplumda beklenmedik bir zamanda ortaya çıkan ekonomik,
sosyal, siyasi kriz ortamlarında mevcut durumu iyileştirici ve belirsizlikleri giderici
etkiler yapmaktadır. Kooperatifler kendine
has özelliklerinden ötürü ekonomik krizlerden etkilenen toplulukların normal hayatlarına daha çabuk dönmelerini sağlayacak
istihdam ve hizmet arzını diğer ticari girişimlere göre çok daha kolay ve çabuk tahsis edebilmektedirler. Ayrıca kooperatifler
kriz ortamlarının getirdiği olumsuz sonuçlara diğer sermaye hareketlerine göre çok
daha dayanıklıdırlar.
Kriz süreci yönetimi içinde farklı yönetim
yaklaşımlarını barındırıyor. Kriz öncesi
ve sonrası yönetim yaklaşımı ve anlayışı
ile yapılması gereken eylemler birbirinden çok farklı. Kriz öncesi eylemler çeşitli
kriz tiplerinden oluşan kuruma has bir kriz
portföyünün tasarlanması, bu olası krizlere ait erken uyarı sinyallerinin toplanması
ve hazırlık yaparak kriz önleyici veya hasar
azaltıcı ve kurumun sürekliliğini sağlayıcı
tedbirlerin alınmasını içeriyor. Kriz sonrası eylemler ise mağdurların yardımına
koşma, krizin ve hasarın çabuk yayılmasını
önleme, onarma ve toparlanma ve öğrenmeden oluşuyor. Türk yöneticileri arasındaki yaygın inanç zaten sürekli kriz yönetimi yaptıkları doğrultusunda. Ortamın çok
hızlı değişiyor olması yöneticilerde sürekli
bir kriz ortamında çalıştıkları intibası yaratıyor. Halbuki içinde bulunduğumuz hiper
rekabet ortamı, Türkiye’deki kurumların
yanı sıra küreselleşen rekabetten etkilen
her yerdeki her türlü kurum için bu tür bir
belirsizlik ortamını getiriyor.
7
KOOPERATİFLER VE
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA (II)*
Eriman TOPBAŞ **
Örneğin, Kanada cenaze kooperatifleri,
birçok rakip işletmeler olmasına rağmen,
cenaze hizmetleri alanında çalışmaya başladıklarında, fiyatlar yaklaşık %50 oranında
Kooperatiflerin kalkınma üzerinde üç tedüştü. Kanada’da cenaze pazarının %15’lik
mel etkisi vardır: Kooperatifler, ekonomik
payı ile kooperatifler, bu işe el atmalarınverimliliğin artmasına, bir girişimcilik okudan bu yana cenaze fiyatlarını %50 daha
lunun oluşmasına ve sosyal sermayenin
aşağı bir düzeyde tutmayı başardılar. Bugelişmesine katkı sağlarlar.
gün, Kanada cenaze kooperatiflerinin oluşEkonomik Etkililik: Kooperatifler, hissedar- turdukları imkanlardan tüm vatandaşlar
ların sermayelerini maksimize etme hede- yararlanmaktadır.
fine değil, belirli bir ihtiyacı karşılamayı
Bir başka örnek ise finans alanından. Deamaçladıklarından piyasanın daha etkili
jarden (Desjardins) isimli finans kuruluşu,
olmasına katkıda bulunurlar. Kanada ceherkese açık olan bir kooperatif kuruluşunaze kooperatifleri örneği, kooperatiflerin
dur. Kanada’da düşük gelirli kişilerin nerekalkınma üzerindeki etkisini mükemmel
deyse tamamı kendilerini Dejarden’de bubir biçimde ortaya koymaktadır.
lurlar. Kanada’daki diğer finans kuruluşları,
Tüketim kooperatifleri, üyelerine (ve tüm hissedarlarının sermayelerini maksimize
topluma, gönüllü üyelik ve herkese açık etmeyi hedeflediklerinden, haliyle düşük
olma ilkesine göre) olabildiğince en ucuz gelirli müşterilere pek itibar etmezler. Bu
fiyata ürünler ve hizmetler sunmayı amaç bankaların düşük gelirli müşterilerle yapaedinirler. Böylece, üyelerden talep edilen bilecekleri işlerin fazla bir getirisi yoktur.
ücret her zaman maliyet fiyatına yakın o- Bunula birlikte, birçok finans hizmeti temel
lur ve artı değer ya kooperatife yatırılır ya hizmetler bağlamında kabul edilir ve dolada üyelere veya topluma verilir. Tüketim yısıyla herkes için erşilebilir olması gerekirkooperatifinin çok fazla kâr elde etmek is- di. Ancak günümüzde, maalesef bankacılık
temesi için hiç bir neden yoktur, zira koo- hizmetleri her vatandaş için erişilebilir bir
peratif üyesi hem yararlanıcı hem de mal hizmet değildir. Zira bankacılık sisteminin
sahibidir ve dolayısıyla verilen hizmetten varoluş nedeni maksimum karlılıktır. Dolaelde edilecek kâr yılsonunda kendisine dö- yısıyla fakir kesimler ilgi alanları dışındadır.
necektir. Bu tip kooperatif sayesinde, aynı Kanada örneğinden hareketle şöyle bir hisektörün diğer işletmeleri fiyatlarını çok potez geliştirilebilir: Kanada’da güçlü bir
fazla yükseltemezler.
finans kooperatifi olmaması durumunda
Kooperatiflerin Kalkınmaya
Etkileri
* Bu yazı, Michel Lafleur tarafından yazılmış olan “Les
cooperatifs au coeur du developpement durable” isimli
çalışmadan çevirilerek hazırlanmıştır.
** Yrd. Doç. Dr., Gazi Ü. Gazi Eğitim Fakültesi
([email protected])
8
Kanadalıların büyük bir çoğunluğu finans
hizmeti alamazdı. Bu temel hizmetin eksikliği dolayısıyla Kanada devletinin ödemek zorunda kalacağı meblağı bir düşüne-
lim. Simdilik bu sorumluluğu Dejarden’in
üyeleri üstlenmiş durumdadırlar. Hâlbuki
büyük bankalar bu sorumluluk karşısında
sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Kâr odaklı
Pazar yoksul kesimlerin değil varlıklı kesimlerin ihtiyaçlarına yönelik hizmet sunmaktadır. Kâr odaklı Pazarın alternatifini kooperatifler oluşturmaktadır. Finans kooperatifçiliği alanında Dejarden finans sektöründe iyi bir örnektir. Kanada’da, yalnızca
Dejarden üyelerinin toplumun tamamıyla
dayanışma halinde olmaları sayesinde, Kanadalıların tümü, finans hizmetlerinden
yararlanabilir duruma gelmişlerdir. Finans
kooperatifleri toplumsal hizmet bağlamında günümüz bankalarının alternatifleri olabilirler.
Bir başka örnek de ambülânsçılar kooperatifleri. Benzer işleve sahip olan bu kooperatifler, her gün ölüm kalım durumlarıyla
karşı karşıya kalan ambülânsçıları bünyelerinde toplamaktadırlar. Ambülânsçıların
ihtiyaç duydukları aletlerin başında şok
cihazları gelmektedir. Ambülânsçılar, şok
cihazları olması durumunda kalp krizi geçiren kişilerin hayatlarını kurtarabileceklerinin farkındadırlar. Fakat bu alet pahalı ve
kooperatifin bunu alacak parası olmaması
durumunda, kooperatif bu sektörde en iyi
hizmeti vermek için çırpınan geleneksel
işletmeden daha iyi olamaz. Böyle bir durumda ne yapılabilir?
Bu tip bir kooperatifte kararlar çalışanlar
tarafından alındığından ve onlar da hergün
şok aleti gerektiren durumlarla karşı karşıya kaldıklarından, çalışanlar kazançlarının
bir kısmını kullanmaya ve bu aleti edinmek
için paylarını biraz daha yükseltmeye karar
verirler. Böylece onlar az bir miktar para
eklemek suretiyle işlerini daha iyi yapma
konusunda bilinçli bir tercih yapmışlardır.
Onların bu bilinçli tercihleri sayesinde Kanada’daki tüm ambülânslarda bu temel
alet bulunur hale gelmiş ve dolayısıyla sektördeki çalışanların koperatifi sayesinde
birçok hayat kurtarılabilmiştir.
Bénin’de pamuk üreticilerine ait kooperatiflerle ilgili yapılan bir başka çalışmada,
Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği
(SOCO-DEVI, 1998), bu kooperatiflerin yalnızca %5’lik Pazar payına sahip olmalarına
rağmen, sektörün diğer aktörlerini disipline edebildiklerini ve hem tarımsal girdi
fiyatlarını hem de pamuk satış fiyatlarını
kendilerine uygun bir düzeyde tutmayı başardıklarını belirtmektedir.
Bütün bu örnekler gösteriyor ki, kâr odaklı
kuruluşlar, toplumsal hizmet açısından pek
etkili olmamakta ve bu kuruluşların piyasa aracılığı ile gerçekleştirdikleri faaliyetler
tüm ihtiyaçları karşılayamamaktadır. Ortak
ihtiyaç ve faaliyetleri esas alan kooperatifler sayesinde, çok geniş bir ürün ve hizmet
yelpazesi bağlamında insanların ihtiyaçları
karşılanmakta ve aynı zamanda kapitalist
işletmelerin hâkim olduğu Pazar sisteminin suistimalleri de ortadan kaldırabilmektedir.
2. Girişimcilik Okulu Olarak Kooperatifler:
Kooperatifler, girişimci yetiştiren yerler
olarak da kalkınmaya katkı sağlayabilirler.
Kooperatifler, yapıları gereği, birçok kişiyi
bir araya getirirler ve böylece biraraya getirdikleri kişiler kendi kalkınmalarının özneleri olurlar.
Kooperatifler, geleneksel piyasa tarafından
karşılanmayan ihtiyaçların bir kısmını karşılanabilir ihtiyaçlara dönüştürmek konusunda, üyelerinin (önemli bir kısmı üyelerinin
ihtiyaçlarını esas aldığı için) kalkınmalarına
hizmet etmede etkili olduklarını defalarca
ispatladılar. Ülkenin dört köşesinde kooperatiflerin kurulması ve varlıklarını sürdürmeye devam etmeleri, bu tip girişimciliğin
9
sağlamlığını gösterir. Kooperatif kuruluşlar,
daha şimdiden oran bakımından geleneksel işletmelerin iki katını geçmiş durumdalar (Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, 1999). Bu
bağlamda, kooperatiflerin, liberal mantık
ve devlet müdahalelerinin dışında kalan
insanların ve toplulukların yaşam koşullarını iyileştirme yerleri olduklarını söyleyebiliriz.
sosyal bağlılığa dayanan bir topluluktur ve
muhtelif işler gerçelşetiren bir işletmedir.
Bu amaç doğrultusunda kooperatiflerimizi
titiz ve profesyonel bir biçimde organize
etmeliyiz. Onları, piyasaya dâhil olan her
işletme gibi, kooperatifleri özgünleştiren
değerleri ve ilkeleri göz önünde bulundurmak suretiyle rekabetçi ve etkili hale getirmeliyiz” (Rodriguez, 1999). Fiziki, insani
ve mali sermayeler gibi kalkınmanın diğer
3. Sosyal Sermaye Oluşturucular Olarak geleneksel araçlarının kullanılmasıyla birKooperatifler: Son olarak, kooperatifler likte, kooperatif bu durumda kalkınmayla
sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir di- ilgili tüm araçları kullanır.
namiğini oluşturan sosyal sermayenin
gelişmesine katkıda bulunurlar. Sosyla Böylece, kooperatifler, girişimci dinamiklesermaye kavramı, gönüllü sosyal düzen- riyle, bireylerin ve toplulukların yükümlüleme oluşturma olarak tanımlanmaktadır lük alma kapasitelerini yükseltirler. Hizmet
(Programme des Nations Unies pour le çeşitlilikleri sayesinde, toplumların sosyal
développement-Birleşmiş Milletler Kalkın- sermayelerini çoğaltırlar. Ve güçlü piyama Programı, 1994 p. 18). Örneğin, amacı, sa düzenleyicileri olarak görev ifa ederler.
insanların daha hızlı bir biçimde bir yerden Kooperatifler, kooperatif değerlerine ve ilbir yere göç etmelerini sağlayacak bir pro- kelerine göre yönetildikleri zaman, kalkınjede, yollar, köprüler, otomobiller vb gibi mayla ilgili dikkate değer sonuçlar ortaya
fiziki sermayeye; araba kullanmasını bilme koyarlar. Kaynakların sömürülmesine dakapasitesi, mekanik aksamları bilme vb gibi yalı ekonomiden sürüdürülebilir kalkınmainsani sermayeye ve son olarak da taşıma- ya dayalı ekonomiye geçişi kolaylaştırırlar.
cılık sistemini düzenleyen yasalara uymayı, karayolu kanunu, nezaket kuralları vb. Biz mal üretiminde ileri teknolojiye ve aysağlayan sosyal düzenlemeler gibi insanlar nı şekilde ileri bilgiye dayalı yönetim moarası ilişkilerle ilgili sosyal sermayeye ihti- dellerine sahip olmakla gurur duyuyoruz.
yaç olacaktır. Bu türden ihtiyaçların etkili Zenginliğimizi, her şeyden önce, bu bilgi
bir biçimde karşılanmasında kooperatifler ve teknolojiye borçlu olduğumuza inanıyobirer vasıta olabilir. Özellikle sosyal serma- ruz. Hâlbuki bu, René Dubos’nun (1973) da
yenin üretilmesinde kooperatifler önemli belirttiği gibi bir yanılsamadır: Sanayi medeniyeti şimdiye kadar kendi ekonomisini
roller üstlenmektedirler.
doğanın sömürülmesine dayandırmıştır.
Uluslararası Kooperatifçilik Birliği (l’Alliance Bu medeniyet, jeolojik dönemlerde topCoopérative Internationale) başkanına rağın derinliklerinde biriken yakıt ve cevgöre, kooperatif bir sosyal sermaye üre- herleri, humus olarak birikmiş tarım zenticisidir. “Sosyal sermaye, toplumsal bağ- ginliğini yağmalamıştır. Ve şimdi de suda
lılığı sağlayan görünmez bir tutkaldır. Bu yaşayan canlı türlerini yok etmek ve petrol
bağlılık, kişilerarası güvene, kişilerarası ve kaçaklarıyla suları kirletmek pahısına okyatoplulukları biçimlendiren sosyal gruplar nusların cevher ve biyolojik zenginliklerini
arasındaki ilişkiler ağına dayanmaktadır. yağmalamaya başladı. Bununla birlikte, bu
Sonuçta, kooperatif kişilerarası güvene ve yağmalama yalnızca ekonomik açıdan kârlı
10
olduğu oranda devam ediyor. Kaynaklar
tükendiğinde veya çıkarma maliyeti çok
yüksek olduğunda, alan genelde terk edilmektedir. Hayalet şehirler ve ekilemeyen
topraklar yer kürenin büyük bir kısmında
doğa yağmacılığı yapan medeniyetin tanıkları olarak durmaktadırlar. “Paradoksal
olarak, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllar
yapıcı olmaktan daha ziyade yıkıcı olmuşmulardır. Çünkü bu asırlarda doğal kaynaklar hoyratça kullanılmış ve çoğu zaman da
yağmalanmıştır. Doğanın yağmalanmasına
dayalı bu ekonomiden elde ettiğimizi sandığımız faydanın tamamı, bunların tamamını bilimsel bilgiye ve teknolojik beceriye
borçlu olduğumuz yanılsamayı beslemektedir. Gerçekte, son iki asırdaki hızlı teknolojik gelişme yalnızca insanın açgözlü
bir şekilde yenilenmesi mümkün olmayan
doğal kaynakları sömürmesi ve sonucunda
çevreyi tahrip etmesiyle mümkün olmuştur.” (1).
rince etkili değillerdir.
Kooperatifler ve doğa ile adım adım ilkelerine dayalı sürdürülebilir kalkınma modelini esas alan kuruluşlar örneği gösteriyor ki,
kural tanımayan liberal kalkınma dogması
ve onun nüfusun küçük bir kısmının kısa
vadede mali kârına dayalı yönetim modeli en kaliteli hayatı temin etmeye yetmez.
Bu bağlamdaki yönetim modelimize artık
inancımız yok. Yeni bir yönetim modeli,
sosyal, insani, maddi ve ekolojik olmak
üzere kalkınmayla ilgili dört temel sermayeyi dikkate almalıdır. Gladwin’in bu önerisi (2) çok basit: İşletmelerin çalışma yönü
sürdürülebilirlik seneryosu bağlamında genişletilmelidir. Yani, ekolojik, maddi, insani
ve sosyal sermayeler birlikte çoğalmalıdır.
Çağımızın sorunları, bizi yükümlükülerimizi üstlenmeye zorlamaktadır: Ekolojik
sistemimizi koruma ve zenginleştirme;
topluluklarımızı koruma ve zenginleştirme.
Aynı düşünce, kalkınma modelimizin sosyal Teknolojik becerilerimiz ve kurumları yösonuçları bağlamında da ortaya çıkmakta- netme dinamizmizle ilgili temel misyonu
dır: Mevcut kalkınma modelimiz hakka- yeniden tanımlamalıyız: Herkesin hayat kaniyeti gerçekleştiremiyor. En zenginle en litesini iyileştirmek. Ve birçok kuruluş bunu
fakir arasındaki açıklık git gide büyümek- başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.
tedir. İyi yönetilen kapitalist kuruluşlardan
Kaynaklar
oluşan dünyamızda, her yedi saniyede bir
1.
Dubos,
René
(1973). Les dieux de
10 yaşından küçük bir çocuk ölmektedir.
Bununla birlikte biz, gezegenimizin tüm l’écologie, Fayard, Paris.
sakinlerini besleme, giyidirme, barındırma 2. Galdwin, T. N. (2000). Plaidoyer en faveve eğitme bilgi ve teknolojilerine sahibiz. ur d’un développement durable (SürdürüAncak bizim yönetim modellerimiz yete- lebilir kalkınma savunması).
11
KÜRESEL ENERJİ GÜVENLİĞİNDE
AZERBAYCAN’IN ARTAN ÖNEMİ
Dr. Mürteza HASANOĞLU*
Dr. Asim MEMMEDOV**
GİRİŞ
Petrol ve doğal gaz resursları günümüz
dünyasında doğa ile toplum arasında dengenin oluşmasında hayati öneme sahiptir.
Bu kaynakalrın verimli kullanılması kadar,
geleneksel arazilerde tükenmesi faktörü
de son derece rahatsız edicidir. Son yılların
istatistiklerine göre, küresel ölçekte her yıl
yaklaşık 14-15 milyar ton doğal enerji kaynağı yakıt olarak kullanılmaktadır. Enerji
tüketiminde petroqaz rezerzleri önemli bir
yer tutsa da, bazı kaynaklara göre gezegendeki petrol stoklarının an az 50 yıl, en
fazla 2-3 asır, doğal gaz stoklarının ise 70
yıllık ihtiyacı karşılayacağı proqnozlaştırılmıştır.21
olmasıdır. Azerbaycan`ın tarihi coğrafi konumu ve jeopolitik önemi, aynı zamanda
Güney Kafkasya`ya küresel çapta ilginin
artmasının da başlıca səbəbidir.
Azərbaycan’ın coğrafi konumu petrole ve
doğal gaza bağımlı olan bir çok önemli,
bölge dışı devletler için Hazar Denizi bölgesine giriş olanağı sağlıyor. Enerji resursları
ile zengin olan ve Orta Doğu`daki karışıklık
düzeyine endeksli olarak küresel enerji jeopolitiğinde yer tutan Hazar Havzası bölgesinin anahtarı Azerbaycan’ın elindedir.
ENERJİ GÜVENLİĞİ
Küresel ekonomik büyüme her yıl daha çok
enerji kaynaklarının tüketilmesi ile reallaş1991 yılının Ekim ayında Azerbaycan`ın ba- maktadır. Genişleyen ekonomik değerler
ğımsızlığını kazamnası çok büyük bir tarihi yeni enerji potansiyelli arazileri üretim obhadise olmakla birlikte, Azerbaycan hal- jesine dönüştürüyor. Enerji kaynaklarının
kının hayatında yeni bir başlanğıç noktası kısıtlı ya da istisna olmasına rağmen, her
oluşturdu. Azerbaycan tarihin bütün dö- bir ülke enerji güvenliği problemi ile karnemlerinde jeopolitik konumu ile dünya- şılaşmaktadır. Buna göre de, günümüzde
nın dikkat merkezinde yer almıştır.
ekonominin yakıt-enerji rezervleri ile temin olunması ve enerji verimliliği devletin
Yeni dünya düzeninde Azerbaycan, özellikle üç sebepten dolayı dikkatleri üzerine gelişim düzeyinin mühim belirleyici gösteçekmiştir. Bunlar: jeostratejik yönden Orta ricilerinden biri sayılır.
Asya ve Kuzey Kafkasya`ya giriş kapısı ol- Son yılların istatistik göstericilerine göre,
ması, Orta Asya devletleri için Avrupa`ya hər yıl 13-14 milyar ton organik kökenli
geçiş noktası olması ve büyük miktarda doğal kaynak yakıta dönüştürülüyor. Enerji
petrol ve gaz rezervlerine, buna bağlı ola- tüketiminde petrol ve gaz rezervlerı önemrak da ciddi ekonomik potansiyele malik
21 E.M.Hacızade, T.E.Paşayev, Neft-gaz Sanayesinde Yeni
Bazar Mekanizmlerinin Formalaşdırılması İstikametleri,
Bakı, “Elm” yay., 2000, s 31
12
* Dr, Azerbaycan Cumhuriyeti, Devlet Başkanlığı’na Bağlı
Devlet İdarecilik Akademisi Öğretim Üyesi
** Dr, Gence Devlet Üniversitesi öğretim üyesi
li yerde duruyor. Çin ve Hindistan istisna
olmakla, bu nispet dünyanın bütün büyük
ülke ve bölgelerinde geçerlidir. Petrol-gaz
rezervlerinin belirleyici üstünlüğü bu kaynakların araştırma-keşif, sondaj-üretim dinamikasına da ciddi etki göstermektedir.
Bütün bunlar bir daha onu gösteriyor ki,
yakın 100 yıl içinde karbohidrojen devri
sonuçlanacak ve yerini diğer enerji kaynaklarına, yeni bir devre bırakacaktır.
Başlıca olarak ise onu nükleer enerji, daha sonraki aşamada ise küresel termonükleer sisteminin oluşumu takip edeXXI yüzyılın başında dünya petrol kaynaklacektir. Bütün bu reallıklardan kaynaklanan
rı 142 milyar ton olarak tahmin edilmektegloballaşma meylleri ile bağlı yakın 15-20
dir. Onun 92,5 milyar tonu veya %65`i Orta
yıl içində dünya yakıt ve enerji sisteminde
Doğu ülkelerinin envanterindedir. İkinci
yaşanacak inkişaf senaryolarının istikamet
yerde bölgesel tasnifatta Orta ve Güney Ave sonuçlarının kesinleştirilmesi son deremerka 13,6 milyar ton (%9), üçüncü yerde
ce zeruridir.
Afrika 10 milyar ton (%7,1), dördüncü yerde eski SSCB mekanı 9 milyar ton (%6,4), Şu an Avrupa gazı esas olarak Rusya, Norbeşinci yerde Kuzey Amerka 8,5 milyar ton veç ve Cezayir`den ithal ediyor. Ancak
(%6,1), altıncı yerde Asiya Pasifik bölgesi 6 Cezayir ve Norveç`ten gaz ihracı giderek
milyar ton (%4,2) ve zincirin yedinci halka- azalacak, AB`nin Rusya`dan bağımlılığı
sında 2,5 milyar tonla (%1,9) Avrupa yer güclenecektir. Bu bağlmlılığı azaltmak için
alıyor.3
Avrupa alternatif olarak Hazar bölgesine
odaklanmaya mecburdur. Hazar`ın, Orta
Elbette, doğal kaynaklar her geçen yıl aAsya`nın enerji rezervlerinin alternatif hatzalmaya, talep ise artmaya meyillidir. ABŞ
larla Batı`ya taşınmasında istekli olmayan
Enerji Bakanlığı tahminlerine göre dünya
Rusya bütün araçlarla bunun karşısını alçapında talep 1997-2020 yılları arasınmaya çalışıyor.
da %60’dan fazla artacaktır.4 Uluslararası
Enerji Kurumu`nun prognozlarına göre Enerji güvenliği meselesi bütün ülkelerin
2050 yılında elektrik enerjisine olan talep ekonomik güvenliğinin önemli unsuru ol3 defa artacak ve buna mukabil üretim 2 duğu kabul edilmektedir. İqtisadi mahidefa yükselecektir. Dünya petrol üretimi- yet taşıdığından dolayı, o ölçüle bilinennin de 2030 yılında inişe geçeceği, üre- dir. Enerji güvenliğinin önemli göstericisi
tim pikinin ise çok yakında - 2012 yılın- ilk önce ülkelerin enerji olanakları ile ne
da gerçekleşeceği proqnozlaştırılmıştır.5 kadar temin olunduğudur. Bu teminatlıUluslararası Enerji Kurumu`nun öngörü- lık aşağıdaki denklem aracılığı ile ifade
lerinde, 2035 yılına kadar dünyada gaza ediliyor.7
olan talep 600 milyar metre küp artacaktır. Avrupa`da ise talep olunan doğal gazın Ert = Eis : Eik
%85`i ithal olunacaktır.6
Burada: E
enerji rezervleri ile temi3 “Dünya İqtisadiyyatının İnkişafında Təbii Ehtiyatların
Rolu”, 27 mart 2011, <http://kayzen.az>
4 “World Enerji Consumption, Current Trends Influencing
World Energy Demand”, 31 Mart 2000, <http://www.eia.
doe.gov/oiaf/archive/ieo00/world.html>
5 Kollon M. Neft, PR, Voyna: Globalnıy Kontrol nad
Resursami Planetı, М.: Krımskiy most-9D, 2002, s. 414
6 “ARDNŞ-2011: Yükseliş ve Terakki Devri”, İki Sahil, №12,
rt
natlılık göstergesi;
Eür ülkenin enerji üretimi;
24 Ocak 2012, ss. 6-9
7 Somov V.E., Strategiçeskoe Upravlenie
Neftegazodobvayuşimi Predpriyatiyami, Sankt-Peterburg,
Khimizdat, 1999, s. 329
13
Etk ülkenin enerji tüketimidir.
Enerji rezervleri ile teminatlılık göstergesi 1`den yukarıdırsa, demek ki, ülkenin
enerji güvenliği temin olunmuştur. 1`den
küçük bütün sonuçlar ise dengenin bozulduğunu gösteriyor. Lakin sonucun
1`den yüksek olması ideal hesap edilmiyor. Çünkü ülkenin enerji güvenliğini yalnız bir kaynağa bağlamak doğru strateji
değildir. Güçlü, devamlı bir ekonominin
enerji tüketimi, çeşitli yakıt-enerji rezervleri ile gerçekleşmelidir. Bu dengenin
sağlanması çok zor olduğu için, az sayıda
ülkede bu çeşitliliyin oluşturulduğunu
görüyoruz.8 Real olarak, enerji rezervlerinin mevcutluğu veya yetersizliği sebebile her bir ülke kendi koşullarına uygun
olarak enerji güvenliğinin sağlanmasında
kendine özgü enerji stratejisi belirlemeli
ve aşamalı olarak uygulamalıdır.
AZERBAYCANIN KÜRESEL
ENERJİ GEVENLİĞİNE
KATKILARI
Giriş kısmında da belirttiğimiz gibi, yeni
dünya düzeninde Azerbaycan, özellikle üç
sebebten dolayı dikkat merkezine yerleşmiştir. Bunlar; jeostratejik açıdan Orta Asya ve Kuzey Kafkasya`ya giriş kapısı olması,
Orta Asya devletleri için Avrupa`ya geçiş
noqtası olması ve büyük miktarda petrol
ve doğal gaz kaynaklarına ve ekonomik
potansiyele malik olmasıdır. Azerbaycan`ın
tarihi-coğrafyası ve jeopolitik önemi, aynı
zamanda Güney Kafkas`a olan küresel ilgiyi de artırmaktadır.
1991 yılında Azerbaycanın bağımsızlığını kazanması ülkenin enerji rezervlerinin
dünya ekonomisinde önemli bir rol oyna8 Timmi Bob A yest li Defithit? Azbuka Neftyanoy
Ekonomiki, Per-M.: ZАО “Оlim-Biznes”, 2005, s. 328
14
masına olanak sağladı. Bağımsızlığın ilk yıllarında Azerbaycan petrollerinin dünya pazarında yer alması noktasında ciddi sıkıntılar söz konusuydu. Hem ülke içinde gelişen
olaylar, hem de Dağlık Karabağ sorunu
batılı petrol şirketlerinin Azerbaycan`a yatırım yapmasını engelliyordu.
1993 yılında Haydar Aliyev`in iktidara gelmesi Azerbaycan`ın dünya petrol piyasasında önemli oyunculardan birine çevrilmesine sebep oldu. Avro-Atlantik enerji
güvenliğinin geliştirilmesi bakımından
önemli sayılan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC)
petrol ve Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) gaz
hatlarının gerçekleşmesinden sonra Azerbaycan Batı açısından “jeopolitik dayanak
merkezi” olma sınırlarını aşarak jeostrateji
oyuncuya çevrildi.
Bu gün Azerbaycan`ın doğal gazı dört istikamette dünya pazarına ulaşıyor. Artık Azerbaycan`ın ana ihraç petrol-gaz
boru hatlarının sayısı yediye ulaşmıştır.9
Azerbaycan`ın keşf edilmiş doğal gaz rezervlerinin hacmi 2,2 trilyon metre küp kadardır. Bu rakam, en kötü ihtimal 100 yüz
yıl süreyle üretilecek ve enerji güvenliğine
katkı sağlayacaktır. Öngörüler ise bu rakamın çok daha üzerindedir.10
Azerbaycan yalnız enerji meselesinde değil, Orta Asya`ya tesiretme ve özellikle 11
Eylül 2001`den sonra güvenlik açısından
da ABD`nin ilgi dairesindedir. Küresel ideolojik dinamizmin merkezinde yer alan
Azerbaycan, yeni formalaşmakta olan uluslararası sistemin şekillenme sürecinin
coğrafi mekanlarından birine çevrilmiştir.
Azerbaycan`ın yer aldığı Hazar havzası,
dördü nükleer silaha sahip (Rusya, Çin,
9 “Azerbaycan” gazetesi, 15 Kasım 2009, s. 3
10 “Prezident İlham Aliyev: Azerbaycan`ın Gaz
Ehtiyatları Bize ve İstehlakçılara en azı 100 Yıl Kifayet
Edecek”, <http://istehlakci.az/index.php?newsid=121>
Hindistan ve Pakistan) XXI .yüzyılın bölgesel güçleri ile çevrilidir. Bunlara ABD, AB,
Japonya, Türkiyə, İran gibi ülkeleri de ekledikte konjönktürün ne kadar hızla değişime uygun olacağını tasavvur etmek zor
değildir. Hazar`a kıyısı olması ve enerji kaynakları Azerbaycan`a olan ilgiyi her geçen
gün artırmaktadır.
nın Rusya`nın tekeline geçmesi sonucu
petrol üretimi kayıt altına alınmışdır. Aynı yıl 4000 ton petrol hasilatı kayıt altına
alınmıştır. 1825 yılında 120 kuyudan 4126
ton, 1862`de 220 quyudan 5480 ton petrol
çıkarılmıştır. Geçen 50 yıl boyunca (18211872) Bakü`de 320 min ton petrol üretilmiştir.11 1808 yılında Bakü ve Şirvan petrol
madenleri ihaleye çıkarılmış, lakin fazla ilgi
Azerbaycan gelecek vaad etmesi bakımıngörmemiştir. XIX yüzyılın petrol üretimi gedan karbohidrojen kökenli enerji rezervlenel olarak kuyu üsullu teknoloji gerektiren
rinin bol olduğu dünya ülkeleri sırasındadır.
yüzyıl gibi değişmez kalmıştır.
Azerbaycan`ın Hazar sektöründe karbohidrojen rezervlerinin miktarı bazı verilere 1936 yılından başlayarak her yıl
göre 3-4 ve hatta 5-7 milyar ton kadardır. Azerbaycan`da 20 milyon tondan çok
Buna karada bulunan 1-2 milyar ton re- petrol üretilmeye başlandı. 1941 yılında
zervleri de ekledikte, nihai toplamda kişi- SSCB`nin İkinci Dünya Savaşı`na katılmabaşına 500-700 ton civarında karbohidro- sı petrol işçilerinin daha sıkı çalışmalarını
jen miktarına ulaşılıyor. Karşılaştırıldığında talep etti. Aynı yıl, milli petrol tarihinde
bu gösterici Azerbaycan`ı dünyanın 10-15 tekrarlanmayan bir rakama ulaşıldı - 23,5
en yüksek enerji potansiyeli olan ülkeleri milyon ton petrol üretildi.12 Bu tarihi devr
sırasına yükseltir.
1949 yılında denizde geniş petrol üretimi
Jeoloji esaslandırmalar gösteriyor ki, Azer- ile yeni aşamaya dahil oldu.
baycan topraklarının %70`i enerji rezervleri ile zengindir. “Asrın Anlaşması” da dahil
olmakla Azerbaycan`a mensup deniz ve
kara parçalarını kapsayan çoksayılı uluslararası petrol anlaşmaları imzalanmıştır ki,
burada üretim yakın birkaç yıl içinde doruk
noktasına ulaşacak ve yakın gelecekte yalnız “Azeri-Güneşli” ve “Çırag” kuyularından real olarak her gün 1 milyon varil ve
ya yılda 60 milyon tondan çok petrol çıkarılacaktır. Ülkenin keşf olunmuş ve öngörülen doğal gaz potansiyeli ise 1-2 trilyon m3
civarında tahmin edilmektedir. Bunun yarıdan biraz çoğu “Şahdeniz” gaz havzasında bulunmaktadır. Gerçekleştirilen üretim
toplamı gelecekte her yıl 40-50 milyar ABD
dolarına civarında olacağı prognoz ediliyor
ki, burada da Azerbaycan önemli paya malik olacaktır.
1806 yılından Bakü`nün petrol kuyuları-
1900 yılında Azerbaycan`da 10 milyon ton
petrol üretilmiştir. Bu rakam Rusya`nın
petrol üretiminin %95`ini, dünya petrol
üretiminin ise %50`sini oluşturuyordu. XX
yüzyılın sonuna kadar Hazar`da petrol üretimi 420 milyon tona, gaz üretimi ise 320
milyar m3 ulaşmışdır.13
Azerbaycan`ın petrol rezervleri 2 milyar
ton, keşf edilmiş doğal gaz rezervleri ise 2,5
trilyon m3 olarak tahmin edilmektedir.14
ARDNŞ Başkanı Rövneq Abdullayev açıklamasında, reallaşan proje ve programlar,
potansiyel strukturların toplamına göre,
11 E.M. Hacızade, Neftgazçıxarma Kompleksinin İktisadi
İnkişaf Modeli, Bakü, Elm yay., 2002, s. 13
12 “Halk” gazetesi, 21 Eylül 2010
13 “Azerbaycan” qazetesi, 14 Kasım 1997
14 R. Abdullayev, “Azerbaycan`ın Tastik Edilmiş
Gaz Ehtiyatlarının Hacmi 2,5 trln m3 Teşkil Edir”,
19 Eylül 2011, <http://www.bbc.co.uk/azeri/
azerbaijan/2011/09/110919_azeri_oil_gas.shtml>
15
2015 yılında ülke genelinde petrol üretiminin 50-55 milyon tona, gaz üretiminin ise
30 milyar m3`e ulaşacağını belirtmiştir.15
Onun sözlerine göre, 2010 yılında Azerbaycan petrol ve gaz üretiminde 51 ton petrol
ve 27 milyar m3 gaz olmakla yüksek göstericilere ulaşmıştır.16 ARDNŞ Başkanı`nın
tabirincə, hazırda Azerbaycan`ın ispatlanmış karbohidrojen kaynakları 4,2 milyar
ton civarındadır. Keşf edilmemiş rezervlerin toplamı ise 10 milyar ton civarındadır.
O, Azerbaycan`da miktar bakımından en
büyük madenin 1,2 trilyon m3 gaz hacmi
ile “Şah Dəniz” havzasının olduğunu belirtmiştir.
Bu doğal kaynaklar Avro-Atlantik`in enerji
güvenliyinin sağlanmasında giderek artan
rol oynayacaktır. Mevcut petrol ve gaz hatları, ayrıca yeni projeler küresel enerji talebinde Azerbaycan`ın rolünü her geçen gün
artırmaktadır. Bazı ülkeler artık %40 Azerbaycan petrol ve doğal gazını kullanıyor.
Avrupa`ya yeni kanallarla gaz ulaşımını
amaçlayan “Trans-Hazar” hattının “Güney
akımı”nda başlıca proje olduğunu belirten
Gunter Ottinger, Rusya`nın gaz rezervlerinden fazla olan Hazar bölgesi ve Merkezi
Asya`nın doğal gaz kaynaklarına ulaşmak
AB için hayati önem taşıdığını belirtmiştir.
Temmuz 2002’de revize edilen ABD Enerji
Bakanlığı verileri ise, Hazar Havzası toplam
petrol rezervinin 250-270 milyar varil civarında olduğunu göstermektedir.17 Azerbaycan tek Hazar havzası ülkesidir ki, AB`nin
desteklediği enerji projelerine ilgisini açıkça ifadə etmektedir. Kazakistan ve Türkmenistan yönetimlerinden farklı olarak, Azer15 R. Abdullayev, yine orada...
16 R. Abdullayev, “Azerbaycan`ın Neft Ehtiyatları 2
Milyar Ton Teşkil Edir”, 2 Mart 2011, <http://az.trend.az/
capital/energy/1838895.html>
17 “Energy Information Administration, Caspian Sea
Region: Reserves and Pipeline Tables”, 16 Subat 2006,
<http//www.eia.doe.gov/emeu/cabs/caspian.html>
16
baycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Avrupa Birliği`nin Praq zirvesinde olduğu gibi,
sürekli olarak AB`nin enerji projelerinin
gerçekleşmesinde işbirliğine hazır olduklarını çekinmeden, açık bir şekilde beyan
etmektedir.
Azerbaycan ve AB arasında bu alanda artık işbirliyi bağları formalaşmıştır. 2011 yılının Ocak ayında Avrupa Komisyonu`nun
Başkanı`nın Bakü`ye ziyareti zamanı Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve
Jose Manuel Barroso arasında imzalanmış
“Güney gaz akımı” hakkında ortak beyanname bu işbirliğinin daha da geliştirilmesi için zemin oluşturmuştur. 2009 yılında
Türkiye, Romanya, Bulgaristan, Macaristan
ve Avsturya enerji bakanlarının imzaladığı
NABUCCO projesi, Avsturya`ya kadar uzanacaktır. Hattın uzunluğu 3.300 km, erken
gaz nakli gücünün 8-10 milyar m3 olacağı
planlanmıştır. 2020 yılına kadar ise bu hattın Avrupa`ya yılda 31 milyar m3 gaz taşıyacağı prognozlaştırılıyor. Esas rezervler
Hazar, Orta Asya ve Orta Doğu`nun kaynakları hesap ediliyor. Projeje esasen bu hatla
gazın nakli 2014 yılında gerçekleşecek.18
Retorik olarak, AB`nin bütün üye devletleri
Avropa`ya enerji hatlarının diversifikasiyasını (çeşitlendirilmesini) tam vacip adım
gibi destekliyorlar ki, bu da ortak bir amacın – Rusya`nın enerji tekelinin kırılmasının
diplomatik dille ifadesidir.
Ancak, AB`ye üye ülkeler Rusya ile bağlantılı olarak enerji güvenliği konusunda 3 ayrı
bakış açısına sahipler: “strateji düşünce”,
“ticari oportunizm” ve “reelpolitik”. Amerikalı uzmanlar düşünüyorlar ki, “enerji
güvenliği meselesinde AB üyeleri arasında farklı fikirler “Nabukko” gibi enerji çeşitlendirme projelerine zarar veriyor ve
Rusya`ya kendi siyasi, iqtisadi nüfuzunu
18 “Azerbaycan” gazetesi, 15 Kasım 2009, s. 3
yeniden artırmaya imkan fırsat veriyor”.19
Aslında, cari merhele Avrupa Birliği için belirleğici olacak, çünkü hazırda AB`ye olan
güven hem içeride, hem de dışarıda azalmış durumdadır.
“Transhazar”la bağlı müzakerelerin gündeme geldiği aşamada Azerbaycan`ın “Abşeron” yatağında büyük doğal gaz rezervlerinin ve gaz kondensatının bulunmasının
açıklanması ekspertler tarafından hem
Azerbaycan için, hem de Avrupa`ya gaz
naklini çeşitlendirecek Güney akımı için
son derece güzel bir haber gibi değerlendirilmektedir.
arasında Trans-Atlantik ilişkilerin gelişmesine giderek olumsuz etki gösterebilir”.20
Rusya`nın Azerbaycan`ı hazırki tutumundan caydırmak için baş vurabileceği başlıca
araç gibi Dağlık Karabağ sorunu görünüyor. Bu bakımdan, “Trans-Hazar”la bağlı
gerginliğin gündemde olduğu bu aylarda
Rusya`nın Kollektif Güvenlik Örgütü’nde
(KGÖ) kararalma mekanizmasını değiştirerek, şimdiki oybirliği prinsipinden basit
oyçokluğu sistemine geçilmesine dair teklifini açıklaması da analizciler tarafından
tesadüfi adım gibi algılanmıyor. Bu, yeteri
kadar ciddi tehdittir. Şöyle ki, bu adım ötgüte üye ülkelerin veto hukukunun iptal edilmesine yönelik bir adımdır, bunun anlamı ise şudur, Rusya istediği kararların basit
oy çokluğu ile kabul edilməsi imkanı elde
edecek ki, bu da ister ötgüte üye ülkelerin
iç işlerine karışmak bakımından bu ülkeler
için, isterse de üye devletlerle problemleri
olan diğer bölge ülkeleri için ciddi tehlike
sayılabilir. Bu teklifin iflasa mahkum olduğunu bildiren uzmanlar Kazakistan ve Özbekistan gibi devletlerin bunu kabul etmeyeceklerini iddia ediyorlar.
Azerbaycan için “Trans-Hazar” projesinin
reallaşması doğal gazın sürekli ihracı ve
gazı pahalıya satmak imkanı demektir. Ayrıca proje Azerbaycan`ın gaz naklinde çeşitli yollardan istifade etməsi bakımından
önemlidir. Diğer taraftan, Azerbaycan`ın
artık Rusya`ya doğal gaz sattığı dikkate alınırsa, pratik olarak, hem Batıya, hem de
Rusya`ya gaz ihraç etmek mümkün olacaktır. “Trans-Hazar” bağlantısı Azerbaycan`ı
yalnız Avrupa`nın gaz tedarikçisine değil,
hem de esas transit merkezlerden birine
çevirebilir. Lakin projenin reallaşdırılması Doğal gaz rezervlerine göre Rusya dünyada birinci sıradadır – dünyanın keşf ediliçin uygun şartların oluşması gerekir.
miş doğal gaz rezervlerinin tahmini %24`ü
Projelerin gerçekleşmesini engellemek- Rusya`nın envanterindedir. Azerbaycan`da
te kararlı görünen ve bunu çeşitli vasıta- ise dünyanın keşf edilmiş petrol kaynaklalarla ifade eden Rusya`nın Azerbaycan`a rının %0,5`i, keşf edilmiş doğal gaz rezervolası baskı araçlarını analiz eden uzmanlar lerinin ise %0,7`i mevcuttur.21 Azerbaycan
Moskova`nın İran`ın “tecrübesine” daya- Respublikası Devlet Neft Şirketi (ARDNŞ)
narak, Hazar`da askeri tatbikatlara başla- ve Gazprom arasında 2009 yılında Azeryabileceğini iddia etmekteler.
baycan gazının satışına dair anlaşma imAmerikalı uzmanların fikrince, resmi Mos- zalandı ve bu anlaşmaya göre 2010 yılınkova “Avrupa`nın Rusya`nın enerji kaynak- da Rusya`ya 0,8 milyar m3 doğal gaz ihraç
larından iktisadi ve siyasi asılılığını” artır- 20 A.Cohen, “Europe’s Strategic Dependence on Russian
maya çalışıyor ki, bu da “Avrupa ve ABD Energy”, The Heritage Foundation, 5 November 2007
19 Ryan R. Miller, “Central Europe’s Energy Security
Schism”, Centre for European Policy Analysis, July 2008
21 B. Aslanbeyli, “Azerbaycan`ın Enerji Tehlikesizliyi:
Problemler ve Perspektivler”, 27 Nisan 2012, <http://www.
milaz.info/news.php?id=21683>
17
edildi. Bu anlaşmaya 2010 yılında yapılmış
ilaveye esasen ise 2011 yılı boyunca Azerbaycan kuzey komşusuna 1,5 milyar m3
doğal gaz ihraç etti. Nihayet, 2012 yılının
Ocak ayında taraflar arasında imzalanan
yeni değişikliye göre Rusya`ya yıllık gaz ihracını 3 milyar m3`e yükseltmek planlanmıştır.22
ortak işletilmesi ve gelirlerin bölenmesi
hakta yabancı petrol şirketleri ile bağlanmış “Asrın Anlaşması” özel öneme sahiptir. Bütövlükdə isə 1997-ci ildən indiyədək
“Əsrin müqaviləsi” çərçivəsində təqribən
270 milyon ton neft hasil olunmuşdur.24 Bu
rakam BTC-nin küresel enerji güvenliği için
ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. BTC
hattının yıllı taşıma kapasitesi 60 milyon
Hazırda “Şahdeniz” platformundan yıl- tondur. Bu kapasitenin artırılması doğrullık üretim tahmini olarak 7 milyar m3`tür. tusunda çalışmalar devam etmektedir. Ha“Şahdeniz-2” projesi çerçevesinde yıllık ek zırda hu hatla günde 1,2 milyon varil petrol
16 milyar m3 doğal gaz hasıl edilecek ki, Sangaçal terminalinden Ceyhan limanına
bunun 6 milyar m3`ü Türkiye`ye satılacak, taşınıyor.25
geriye kalan 10 milyar m3`ün ise Türkiye
üzerinden Avrupa`ya ihraç edilmesi plan- Hazar`ın Azerbaycan sektöründe petrol ve
gaz kaynaklarının işletilmesi giderek genişlaştırılmıştır.23
lemekte ve bunun sonucunda Azerbaycan
Azerbaycan için en uygun doğal ihraç kendi enerji güvenliğini tam olarak sağlanpazarları Avrupa ve Rusya`dır. Hazırda maktadır. Dünyanın enerji güvenliğinde de
Azerbaycan`ın 4 istikamette ihraç imkanla- Azerbaycan`ın konumu ve stratejik önemi
rı var – Rusya, Gürcistan, İran ve Türkiye. yükselmektedir. Aynı zamanda “Şahdeniz”
İran`a ve Gürcistan`a giden miktar o kadar yatağında gazın tedarikinin genişlenmesi
da ciddi boyutta değil. Rusya`ya ise ihraç ile bağlı Azerbaycan iç talebini tam karşıolunan gaz miktarı giderek artmaktadır. Ta- lamakla birlikte, bu enerji çeşidinin uluslabii ki, Azerbaycan için hazırda başlıca ihraç rarası pazarlara ihraç etmek imkanını elde
pazarı Türkiye`dir. 2010 yılında Türkiye`ye etmiştir. Gaz nakil hatlarının, özellikle de
4,9 milyar m3, 2011 yılında ise 4,5 milyar Bakü-Tiflis-Erzurum gaz boru hattının çalışm3 doğal gaz ihraç edilmiştir.
ması sayesinde Azerbaycan Batı`nın önemli gaz tedarikçisine ve küresel enerji güven1993 yılında Azerbaycan Cumhurbaşkanı
liğinin garantörlerinden birine çevrilmiştir.
Haydar Aliyev`in yeniden iktidara gelme“Şahdeniz” gazını Sangaçal terminalinden
sinden sonra kısa zaman içinde ülkede asaGürcistan-Türkiye sınırına kadar Güney
yiş yeniden tesis olundu ve ülkenin iktisaKafkasya Boru Hattı taşıyor. Bu hat Türkiye
di imkanlarının artırılması, devletin sahip
içinde daha 280 km uzanarak Erzurum`a
olduğu doğal zenginliklerin çıkarılmasına
ulaşıyor. 2010 yılında bu kuyudan çıkarılan
yabancı yatırımların çekilmesi amacıyla
6,9 milyar m3 doğal gazın 1,8 milyar m3`i
cesaretli siyasi adımlar atıldı. Bu bakımdan
Azerbaycan`a verilmiş, 0,5 milyar m3`i
Azerbaycan`ın petrol ve gaz rezervlerinin
Gürcistan`a, 4,3 milyar m3`i ise Türkiye`ye
geniş ölçekli istehsalına yabancı yatırımcıihrac olunmuştur. 2017 yılında bu hattın
ların çekilmesinde 1994 yılının Eylül ayında
kapasitesi 16 milyar m3`e yükseltilecek.26
Hazar Denizi`nin Azerbaycan sektöründe
“Azeri”, “Çırak”, “Güneşli” platrofmalarının 24 “Halk” qazetesi, 10 Ocak 2012
22 B. Aslanbeyli, a.g.m.
23 B. Aslanbeyli, a.g.m.
18
25 R. Abdullayev (ARDNŞ Başkanı), “Halk” qazetesi, 18
Eylül 2010, s. 3
26 “Azerbaycan” gazetesi, 15 Aralık 2011
Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum
ana ihraç boru hatlarının faliyet göstermesi ve bu hatlar ile petrol ve gaz naklinin giderek artması Azerbaycanın enerji stratejisinin zaferi olarak kabul edilir. Hazar Denizi
ile Ak Deniz`i birleştiren bu yeni enerji güzergahının oluşturulması sonucu Azerbaycan petrollerinin dünya piyasalarına geniş
ölçekli nakli ve ülkede alternatif ihraç stratejisinin reallaşması için imkan yarandı,
aynı zamanda ülkenin transit potansiyeli
bir kaç defa arttı. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum ana ihraç boru hatlarının
çalışması ile bağlı olarak Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Orta Asya bölgesi arasında ithal-ihraç ilişkilerinin ve iktisadi işbirliğinin gelişmesine katkı sağladı.
PETROL GELİRLERİ
ve AZERBAYCAN`IN
GELİŞİMİNE KATKILARI
bir şekilde idare edilmesi için kurumsal yapı oluşturuldu .
Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol hattının gerçekleşmesi sonucunda Azerbaycan ekonomisine büyük hacimde döviz girdisinin
dahil olduğunu belirten Cumhurbaşkanı
İlham Aliyev açıklamasının devamında,
Azerbaycan`ın petrol satışından gelen gelirlerin verimli kullanılmasını sağlamak
amacıyla Devlet Petrol Fonu`nun (ARDNF)
kurulduğunu ve bu gün ARDNF`nin dünya
düzeyinde en şeffaf kurumlardan biri olduğunu vurgulamıştır. Son 7 yılda petrolden
gelen gelirlerin ülke ekonomisine yatırılması sonucunda Azerbaycan`da yoksulluk
oranı %49`dan %9`a gerilemiş27 bunun da
başlıca sebebinin Devlet Neft Fonu`nun
kurulması olduğunu deyebiliriz.
1995 yılından günümüze kadar Azerbaycan ekonomisine 80 milyar dolardan fazla
sermaye koyulmuştur.28 Onların, hemen
hemen yarısı petrol ve gaz sektörlerine yaAzerbaycan`ın Milli Petrol Stratejisi`nin
tırılmıştır. Elbette, Azerbaycan`ın bağımsızbaşarılı bir şekilde reallaşması sonucunda
lığının ilk yıllarında enerji sektörü cazibekarbohidrojen kaynaklarının yabancı şirdar olsa da günümüzde petroldışı alanlar
ketlerle ortak işletilmesi, ihracatın giderek
da çok sayıda yaancı yatırımsı çekmekte və
genişlenmesi ve bunun sonucunda döviz
hızla gelişmektedir.
stokları hızla artması müşahide edilmektedir. Azerbaycan iktisadi kalkınma tempine Azerbaycan bugün hem siyasi, hem de ikgöre dünyada birincidir, önemli bölgesel tisadi yönden dünyanın güçlü devletlerinve küresel projelerin teşebbüsçüsü ve işti- den birine çevrilmektedir. İktisadi kalkınrakçısıdır. Dünya iktisadi sistemi ile bütün- ma hızına göre Azerbaycan yalnız bölgesinleşme sonucunda petrol gelirlerinin idare de değil, hem de dünyada ilk sıralarda yer
edilmesi alanında dünya tectübesinden almaktadır. Azerbaycan ekonomisi 20 yıl
istifade etme imkanı oluştu. Bununla bağlı öncekine kıyasla %300 artmıştır. Sanayi arenerji stratejisinin mantıksal devamı ola- tışı aynı derecede dinamik bir şekilde yükrak Azerbaycan`a dakil olan büyük petrol selmiştir. Azerbaycan iktisadiyatı Güney
gelirlerinin birikmesi ve planlı bir şekilde Kafqasya bölgesinin toplam iktisadiyatının
kullanılmasını sağlamak amacıyla 1999 yılında Haydar Aliyev`in kararı ile Devlet Pet- 27 “Azerbaycan” gazetesi, 18 Eylül 2010, s. 8
rol Fonu oluşturuldu. Bu fonun kurulması 28 XVII Beynəlxalq Xəzər neft, qaz sərgi və
ile petrol gelirlerinin nesiller arasında ada- konfransının açılışında Azərbaycan Prezidenti
letli dağıtılması, onların verimli ve maksatlı İlham Əliyevin nitqi , www.president.az/
articles/2480
19
%75`ini oluşturuyor.
cağı beklentisi ülkenin gelişmesi için yeni
bir programa ihtiyaç meydana geliyor, bu
Azerbaycan`da kişi başına GSYH artışı ülke- programda Azerbaycan`ın artan petrol genin yakın gelecekte gelişmiş ülkeler sırasına lirlerinin hangi istikametlere ağırlıklı olarak
dahil olacağından haber veriyor. Belirtmek aktarılacağı gösterilecektir.
gerekir ki, son dönemde ülkenin iktisadi
potansiyelinde hızlı bir yükseliş görülmek- Azerbaycan`ın son yıllarda gelişen ekonotedir. Şöyle ki, son bir yılda Azerbaycan`da misi, BM`nin insani kalkınma raporuna göGSYH 4 defa artmıştır. Azerbaycan`ın büt- re 169 ülke içinde Azerbaycan son 5 yılda
çe gelirleri son 20 yılda 20 kat artmıştır.29 en hızlı yükselişe nail olmuştur. 2005 yılınDevlet Başkanı Aliyev Azerbaycan`ın işbir- da yer aldığı 101. basamaktan 34 basamak
liği içinde bulunduğu ülkelerle enerji gü- yükselerek insani gelişme hızına göre lider
venliği meselesinde üzerine düşen bütün ülkeler kategorisine dahil olmuştur. Azergörevleri yaptığını vurgulayarak: “Azerbay- baycan ekonomisi rekabet kabiliyetine göcan bugün kendini enerji ile tam temin et- re, Bağımsız Devletler Topluluğu mekanınmektedir. Ülkenin döviz stokları 35 milyar da birinci sırada, dünya ölçeğinde ise 51.
dolardır. Son 7 yılda GSYH 3 defadan çok sıradadır. Son yıllarda GSYH 3 kat, bütçe
artmıştır” şeklinde açıklama yapmıştır.30
harcamaları 12 kat artmış, yoksulluk 4 defə
azalmıştır. 1995-2010 yılları arasında ülke
Azerbaycan`da kişibaşına düşen GSYH ekonomisine 97 milyar dolardan çok ser10000 doları geçmiştir. Praktiki olaraq bu may yatırılmıştır.31 1990`lı yılların başında
o demektir ki, yakın gelecekte GSYH artış 5,5 milyon olan bütçe gelirleri, 2012 yılında
hızını koruma mümkün olacaktır. İktisatçı tahmini olarak 22 milyar doları geçmiş, regözlemcilerin fikrince Azerbaycan`ın G- el bütçe ise 25 milyar dolar civarındadır.32
20`ye gözlemci gibi davet edilmesi ülkenin Dünyada yaşanan mali krize rağmen, son
ciddi iktisadi gelişme yaşadığının haberci- yıllar Azerbaycan ekonomisi %9 oranında
sidir.
büyümüştür. Küresel mali krizin tetiklediği
2012 yılının birinci çeyreğinde petrol dışı ekonomik durgunluk ortamında bu, olağasektörler %7,7 büyümüştür. Bu iktisadi ar- nüstü bir gelişmedir.
tış imkan veriyor ki, petrol dışı sektörlerdeSONUÇ
ki artış hızını önümüzdeki dönemlerde de
devam ettirmek mümkün olsun.
Çağdaş devrde dünyanın kesin olmayan
2016`dan başlayarak Azerbaycan`ın doğal yakıt stokları bölgüsünde petrol ve doğal
gaz satışından elde ettiği gelirlerin artacağı gaz %27`lik orana malikdir. Dünyanın keşf
planlaştırılmıştır. ARDNŞ`nin verilerine gö- edilmiş petrol rezervlerinin 136 milyar ton,
re, 2017 yılında Azerbaycan`da 50 milyar gaz rezervlerinin 140 trilyon m3 olduğu33
m3 doğal gaz elde edilecek. Tabii ki, gaz
sektöründe ihraç potansiyelinin artması ve 31 “Prezident İlham Aliyev: Azerbaycan`ın Gaz
bunun karşılığında bütçe gelirlerinin arta- Ehtiyatları Bize ve Istehlakçılara en azı 100
29 “Azerbaycan” gazetesi, 20 Eylül 2009, s. 5
30 “Prezident İlham Aliyev: Azerbaycan`ın Gaz
Ehtiyatları Bize ve Istehlakçılara en azı 100
Yıl Kifayet Edecek”, <http://istehlakci.az/index.
php?newsid=121>
20
Yıl Kifayet Edecek”, <http://istehlakci.az/index.
php?newsid=121>
32 “Halk” gazetesi, 21 Eylül 2010
33 E.M.Hacızade, T.E.Paşayev, Neft-gaz
sanayesinde yeni bazar mekanizmlerinin
formalaşdırılması istikametleri, Bakü, “Elm”
şeklinde tahminlerin yapıldığı son dönemlerde Azerbaycan`ın potansiyel rezervleri
6-7 milyar ton petrol, 1-2 trilyon m3 doğal gaz olduğunu dikkate alırsak görerik
ki, bu rakamlar yüzde olarak dünya petrol
rezervlerinin %2-2,5`ini, gaz rezervlerinin
%1-1,5`ini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, eski kuyularda mevcud olan petrol miktarı ortalama olarak 1 milyar tona, gaz miktarı ise 0,5 trilyon m3`e tekabül etmektedir
ki, bu, her iki enerji kolunda Azerbaycan`ın
payını artırmaktadır.
BTC petrol, BTE gaz hatlarına ek olarak NABUCCO projesinin gerçekleşmesi bu projenin oyuncularından biri olan Azerbaycan`ın
jeopolitik ve jeostrateji gücünü artıracak,
onun dünya enerji piyasasının önemli tedarikçisine çevirecektir. Bütün bu özellikler
beraberinde iktisadi yapının, sosial-siyasi
ortamın gelişmesini, sosial reformların derinleşmesini, özellikle de enerji sektörünün problemlerinin çözümünde yeni metod ve daha rasyonel imkanların bulunmasını hızlandırmaktadır.
Bugün Azerbaycan`ın imajı dünya kamuoyunun nezdinde yükselmiştir. Azerbaycan
pratik katkılarıyla, dünya birliğine layık bir
itibarlı aktor olduğunu kanıtlamış ve hak
ettiği yeri almıştır.
KAYNAKÇA
1. Abdullayev R., “Azerbaycan`ın Neft Ehtiyatları 2 Milyar Ton Teşkil Edir”, 2 Mart 2011,
<http://az.trend.az/capital/energy/1838895.
html>
2. ARDNŞ-2011: Yükseliş ve Terakki Devri”, İki
Sahil, №12, 24 Ocak 2012
3. Aslanbeyli B., “Azerbaycan`ın Enerji Tehlikesizliyi: Problemler ve Perspektivler”, 27
Nisan 2012, <http://www.milaz.info/news.
php?id=21683>
4. “Dünya İqtisadiyyatının İnkişafında Təbii Eh-
tiyatların Rolu”, 27 mart 2011, <http://kayzen.
az>
5. Cohen A., “Europe’s Strategic Dependence
on Russian Energy”, The Heritage Foundation,
5 November 2007
6. Energy Information Administration, “Caspian Sea Region: Reserves and Pipeline Tables”,
16 Subat 2006, <http//www.eia.doe.gov/emeu/cabs/caspian.html>
7. Hacızade E., Neftgazçıxarma Kompleksinin
İktisadi İnkişaf Modeli, Bakü, Elm yay., 2002
8. Hacızade E., Paşayev T.E., Neft-gaz Sanayesinde Yeni Bazar Mekanizmlerinin Formalaşdırılması İstikametleri, Bakı, “Elm” yay., 2000
9. Kollon M. Neft, PR, Voyna: Globalnıy Kontrol
nad Resursami Planetı, М.: Krımskiy most-9D,
2002
10. Miller R., “Central Europe’s Energy Security
Schism”, Centre for European Policy Analysis,
July 2008
11. Prezident İlham Aliyev: Azerbaycan`ın Gaz
Ehtiyatları Bize ve Istehlakçılara en azı 100 Yıl
Kifayet Edecek.”, <http://istehlakci.az/index.
php?newsid=121>
12. R. Abdullayev, Azerbaycan`ın Tastik Edilmiş Gaz Ehtiyatlarının Hacmi 2,5 trln m3 Teşkil
Edir, 19.09.2011, <http://www.bbc.co.uk/azeri/azerbaijan/2011/09/110919_azeri_oil_gas.
shtml>
13. Somov V.E., Strategiçeskoe Upravlenie Neftegazodobvayuşimi Predpriyatiyami, SanktPeterburg, Khimizdat, 1999
14. Timmi Bob A yest li Defithit? Azbuka
Neftyanoy Ekonomiki, Per-M.: ZАО “оlimBiznes”, 2005
15. World Enerji Consumption, Current Trends
Influencing World Energy Demand, 31 Mart
2000, <http://www.eia.doe.gov/oiaf/archive/
ieo00/world.html>
16. XVII Beynəlxalq Xəzər neft, qaz sərgi və
konfransının açılışında Azərbaycan Prezidenti
İlham Əliyevin nitqi, www.president.az/articles/2480
17. “Azerbaycan” qazetesi, 14 Kasım 1997
18. “Azerbaycan” gazetesi, 20 Eylül 2009
19. “Azerbaycan” gazetesi, 15 Kasım 2009
20. “Azerbaycan” gazetesi, 18 Eylül 2010
21. “Azerbaycan” gazetesi, 15 Aralık 2011
22. “Xalq” qazetesi, 18 Eylül 2010
23. “Xalg” gazetesi, 21 Eylül 2010
24. “Xalq” qazetesi, 10 Ocak 2012
yay., 2000, s 31
21
TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU
ÜYESİ, ROMANCI,
HALK BİLİMCİ SÜLEYMAN KAZMAZ
Nail TAN *
TKK üyesi (1948/No: 166), Haysiyet Divanı
Başkanı (1979-1981), romancı, halk kültürü
araştırmacısı ve AKDTYK eski Atatürk Kültür Merkezi Bilim Kurulu Üyesi (1989-1995,
1995-2001) Süleyman Kazmaz 21 Şubat 2013
Perşembe günü Ankara’daki evinde hayata
gözlerini yumdu. Yakın yıllarda, yaşlılıktan
ileri gelen hastalıklarla mücadele etmekteydi. Cenazesi 22 Şubat 2013 Cuma günü Rize
Çayeli Eski Camii’de kılınan öğle ve cenaze
namazlarının ardından Çayeli Dutluk’taki aile mezarlığında toprağa verildi.,
Kazmaz, T. C. Kimlik Belgesi’ne göre 1915
yılında Rize’de doğdu. Kendi ifadesine göre,
gerçek doğum tarihi 1916’dır. Babası Rize
Kuvayimilliye kahramanlarından Hacı Hafız
Osman Efendi, annesi ise Hüsniye Hanım’dır.
Ailesi, Çayeli’nin Beyazsu köyünden Çayeli ilçe merkezine göç etmiştir.
Çayeli ilkokulu (1928), Rize Ortaokulu (1933)
* Araştırmacı, Yazar ([email protected])
22
ve Edirne Erkek Öğretmen Okulunu (1986)
bitirdi. 1936-1937 yıllarında vatan görevini
yedek subay olarak İstanbul ve Trabzon’da
yerine getirdi. Askerlik dönüşü Gazi Eğitim
Enstitüsü Türkçe Bölümü sınavlarını kazandı.
1939 yılında eğitimini tamamlayarak daha
sonraları I. Erkek Sanat Enstitüsü adını alan
Ankara Bölge Sanat Okulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. Bu okulda ve aynı binadaki
Erkek Meslek Öğretmen Okulunda öğretmen iken 2. Dünya Savaşı dolayısıyla tekrar
silah altına alınarak 1940-1941 yıllarında
Sarıkamış’ta yedek subaylık yaptı. Eski görevine döndüğünde hem mesleğini sürdürdü
hem de yeni yüksek öğrenim yollarını aradı.
Bu çerçevede 1946 yılında DTCF Felsefe Bölümünü 1950 yılında da Ankara Ü Hukuk Fakültesini bitirdi. Aynı yıl Ankara Erkek Teknik
Yüksek Öğretmen Okuluna atandı. Avukatlık
stajını tamamlayarak 1952 yılında Ankara
Barosuna kaydoldu. Avukatlık ve öğretmenliği 1964 yılına kadar birlikte yürüttü. 1960
yılında Ankara Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu öğretmenliğine atandı. Türkçe ve hukuk
başlangıcı dersleri verdi. 1964 yılında kendi
isteğiyle emekliye ayrıldı. Serbest avukatlık
yapmaya başladı, ancak öğretmenlik mesleğinden de kopmadı. Gevher Nesibe Sağlık
Eğitim Enstitüsü ve Ankara Ticaret Turizm
Yüksek Öğretmen Okulunda ücretli ders
verdi (1966-1970). 1980 yılı başında Ticaret
Bakanlığında başmüşavir olarak devlet hizmetine döndü. Kısa bir süre görev yaptıktan
sonra yaş sınırı dolayısıyla ikinci defa emekliye ayrıldı. 2007 yılına kadar serbest avukatlık
yaptı. İlerleyen yaşı dolayısıyla avukatlığı bırakıp kendini tamamen kitap yazmaya verdi.
Edebiyat yolculuğuna birçok yazar gibi şiir
durağından başladı. İlk şiiri Yeşil Rize, 1931
yılında Rize Vilayet Gazete’sinde yayımlandığında henüz 16 yaşında bir ortaokul öğrencisiydi. İlk hikâyesi de 1932 yılında yine aynı
gazetede yer aldı. Yazma yeteneğini Halkevi
dergilerinde geliştirdi. Ankara Halkevinin açtığı hikâye yazma yarışmasına katılarak 1939
yılında Soğuksu adlı hikâyesiyle ödül aldı.
Ankara’da öğretmenlik yaparken Cevdet Ekemen ve Adli Kısagün’le Kök adlı bir sayısı
(Haziran 1943) ancak basılabilen bir dergi çıkardı. Hukuk ve eğitimle ilgili mesleki yazıları
dışında kalan edebî şiir, hikâye ve kültür makaleleri; Türk Dili, Ülkü, İnan, Akpınar, Türk
Kültürü, Bilge, Çayeli, Kök, Sivas Folkloru,
Erdem, Ariş, Köye Doğru, Küçük Asya, Çağrı, Kemalist Ülkü, Kemalist Atılım, Amfora,
Yüce Erek ve Bahçe dergilerinde yayımlandı.
Karınca’da kooperatifçilik, MEB İlköğretim,
Meslekî Teknik Öğretim dergilerinde eğitim,
Türkiye Noterler Birliği’nin dergisinde de
hukuk konulu makaleleri basıldı. Öğretmenliğinin yanı sıra ders kitapları yazarak, MEB
dergilerinde makaleler yayımlayarak, Ankara Radyosunda eğitim konuşmaları yaparak
Türk eğitimine de önemli hizmetler verdi.
Kazmaz’ın mikrofonik güzel bir sesi vardı. Ankara Radyosunda 1951-1957 yılları arasında
Köylü Saati adlı bir programı yıllarca hazırlayıp sundu. Sonraki yıllarda programın adı
Eğitim Saati oldu. Bu programlarında, halk
kültürü derlemeleriyle elde ettiği malzemeyi etkili bir biçimde kullanmayı başardı. Göl
İlköğretmen Okulu öğrenciliğim sırasında en
zevkle dinlediğim programlar, Süleyman Kazmaz ve Feridun Fazıl Tülbentçi’nin sesinden
verilenlerdi. Kazmaz, daha sonra Köy Saati konuşmalarının bir bölümünü yayımladı
(Köylü ile Başbaşa,1955).
Onun en zevk duyduğu konu, edebî eser
yazmanın dışında, halk kültürü derlemeleri
yapıp yayımlamaktı. Memleketi Rize ile askerliğini yaptığı Sarıkamış’ın halk kültürüne
değerli hizmetler yaptı, birçok kültürel değerimizi unutulmaktan kurtardı. 1992 yılında
Prof. Dr. Ahmet Edip Uysal, Cihan Yamakoğlu,
Kâmil Toygar ve Veysel Atacan’la birlikte Türk
Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfını
kurarak 2013 yılına kadar kırka aşkın kitap
yayımlanmasını sağladı. Gelirinin önemli bir
bölümünü, avukatlık bürosunu vakfa tahsis
etti. Halk kültürü kongre ve sempozyumlarına katılıp bildiriler sundu.
Rahmetli Kazmaz, edebiyatımıza şiir, hikâye,
roman, oyun, anı, deneme ve gezi yazısı dallarında eser vererek, halk edebiyatımızla ilgili ürünler derleyerek önemli hizmetlerde
bulundu. Edebî eserlerinde, halk kültürü mirasımızı başarıyla kullandığı görüldü. Aile tarihini, anılarını yayımlayarak örnek bir çalışmaya imzasını attı. Cumhuriyet tarihiyle ilgili
araştırmaları da arşiv değeri taşımaktadır.
Eserleri tür ve ilk baskı yıllarına göre şöyle
sıralanabilir:
• Roman: Seninle (1944), Çalışan Kızlar
(1955, Zafer gazetesinde tefrika), Hayaller
ve Hakikatler (1959, Zafer gazetesinde tefrika), Çifteçamlık (1968), Ağaç Meyve Verince
(1978), Aşka Dönüş (1994).
•
Hikâye: Kestanekarası (1998).
•
Oyun: Yarının İnsanları (1961).
• Deneme: İnsanca Bir Dünya (1969),Yeni
Bir Güneş/Atatürk ve Anadolu Medeniyeti
(1982).
• Gezi: Biz ve Onlar/Dış Geziler ve Düşünceler (2002), Dış Geziler (2006).
• Anı, Aile Tarihi: Kazmaz Ailesinden Hatıralar (2004), Kazmazzade Mustafa Efendi/
Risaleler, Manzumeler, Faydalı Bilgiler Mecmuası (bs. hzl. Süleyman Kazmaz, 2008).
• Araştırma İnceleme: Çıldırlı Âşık İlyas
Anlatıyor (1946), Köy Tiyatrosu (1950), Köylü ile Başbaşa 1 (1955), Bakırcılık: Küçük Sa-
23
nat Alanında Bir İnceleme (1973), Rize Halk
Şairleri (1976), Rize Halk Şairleri ve Halk Kültürü (1987), Halk Kültürü Ürünlerinde Telif
Hakkı (1990), Rize Yemekleri ve Yemek Kültürü (1992), Çayeli Halk Şairleri (1993), Beyazsu Köyü: Bir Köy Araştırması (1994), Çayeli: Geçmiş Günler ve Halk Kültürü (1994),
Sarıkamış’ta Köy Gezileri I/ Kars Çukuru Köyleri (1994, Genişletilmiş 2. bs. (1995), Millî
Mücadele’de İpsiz Recep ve Rizeli Gönüllüler (1996), Kastamonu’da Geçmiş Günler ve
Küçük Sanat Hayatı (1997), Atatürk’ün İstediği Medeniyetin Işıkları (1997), Rize Çayeli
Halk Kültürü Araştırmaları I (1998), Hukuk
ve Devlet Yönetimi Açısından Kutadgu Bilig
(2000), Barla: Geçmiş Günler ve Halk Kültürü
(2000), Rize Çayeli Halk Kültürü Araştırmaları
II (2001), Millî Kültürü Medeniyet Seviyesinin Üstüne Çıkarmak Açısından Batı Kavramı
(2001), Rize Çayeli Halk Kültürü Araştırmaları
III (2004), Bir Alaya Üç Kahraman (2008), Ahmet Kutsi Tecer/Hayatı ve Eserleri (2008), İki
Dünya Arasında: Avrupa Birliği Üzerine Düşünceler (2009).
• Ders kitabı: Okuma ve Yurt Bilgisi (1944),
Türkçe II (1963).
• Çeviri: Sanatta Ritimler ve Kanunlar (Deonna Waldemar’dan, 1945).
2009 yılında hakkında Kâmil Toygar ve Nimet Berkok Toygar tarafından Süleyman
Kazmaz’a Armağan kitabı yayımlandı. Bu kitabın arka sayfasından öğrendiğimize göre
merhum Kazmaz sekiz yeni kitap hazırlığı içindeydi. Bunlardan biri, Meriç Kıyısında adlı
şiirlerini bir araya getirdiği kitaptı.
Ankara’da
düzenlenen
38.
ICANAS
Kongresi’nin açılış töreninde 10 Eylül 2007
günü Türk bilim ve sanatına hizmetleri dolayısıyla AKDTYK Yönetim Kurulunca belirlenen 12 Yıldız/Burç’tan biri olarak Onurluk’la
24
ödüllendirildi.
Kazmaz, 1940’lı yıllarda Ankara’da Ahmet
Kutsi Tecer’in öncülüğünde kurulan yayın
kooperatifinin üyesiydi. Karınca dergisinde bu kooperatifin tarihçesini yazmıştı (S.
830, 2006). Çıldırlı Âşık İlyas Anlatıyor kitabı
1946 yılında bu kooperatif tarafından yayımlanmıştı. Kazmaz, Haysiyet Divanında iki yıl
başkanlık yapmıştı (1979-1981). 1948 yılında başladığı TKK üyeliğini, avukatlık ve halk
kültürü çalışmalarına daha fazla zaman ayırmak için 1985’te sonlandırmıştı. Ancak, TKK
ve kooperatifçiliğe yürekten bağlıydı. 2006
yılında Karınca’ya yazdığı makale, Türk Kooperatifçilik Tarihinde çok önemli bir belgedir.
Kurumumuz dergisi Karınca’da yayımlanan
bazı yazılarını hatırlayalım:
• “Kooperatifçilikle İlgili Önemli Bir Dava”,
Karınca, S. 477, 3/1974.
• “Kooperatifçilik Anıları”, Karınca, S. 500,
8/1978.
• “Cahit Öztelli’yi Anarken”, Karınca, S. 510,
6/1979.
• “Bir Kooperatiften Anılar”, Karınca, S. 830,
2/2006.
Muazzez Kazmaz’la evliliğinden İnşaat Mühendisi oğlu Osman Cem Kazmaz bulunmaktadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığında uzun yıllar
halk kültürü alanındaki devlet hizmetlerini
yönettiğimden kendisiyle iyi bir dostluğumuz vardı. Bazı kongrelerimize katılmıştı.
Beş yıl önce KKTC gezisinde de aynı otelde
güzel sohbetlerimiz olmuş, hayatıyla ilgili
birçok bilgi edinmiştim. Türk edebiyatına,
halk bilimine ve Türk kooperatifçiliğine hizmetleri hiçbir zaman unutulmayacaktır. Nur
içinde yatsın!
ORHAN ŞAİK GÖKYAY
H. Rıdvan ÇONGUR *
Yüz on yıl önce, Türk edebiyatına “Bu Vatan Kimin?” şiirini armağan eden Orhan Şaik
Gökyay’ın 2 Aralık 2012 tarihi doğumunun
110. Yıl dönümüne rastlamakta. On yıl önce
Milli Kütüphane’de düzenlenmesine öncülük
ettiğimiz anma töreni, her yıl “Orhan Şaik Gökyay” anma kitaplarının da yayınlanmasına vesile olmuştu. Söz konusu bu kitapların yayınına
ara vermeden devam edilmektedir ve her yıl
bir şairimize “Orhan Şik Gökyay Şiir Ödülü” verilmektedir.
Orhan Şaik Gökyay bir asra yaklaşan ömrü ile
edebiyatımızın yüz yıllık bölümünde eşi ender
görülen şair, öğretmen, yazar ve eleştirmenlerinden biridir. Yazımızın bu bölümünde onun
hayat hikayesini anlatmakla yetineceğiz. Gelecek ve son bölümünde ise nasıl bir edebiyat adamı, yaptığı tenkitlerle, tenkit konusu yazının
yazarının nasıl uykusunu kaçırdığını anlatacak.
Hayatını anlatmaya başlamadan, Öğretmenliği
ile ilgili ilk günleri anlatmak yerinde olacak. Yıl
1922 milli mücadeleyi vermekteyiz hoca, 20
yaşındadır öğretmen okulunu bitirmiş bir köyde öğretmenlik ile görevlendirilmiştir. Hazine
boş O maaş almadan çalışmaktadır. Çocuklarını okutacağı köyde köylünün verdiği bir odada
yatıp kalkmakta ve yine köylünün ona verdikleri ile hayatını sürdürmektedir. Benzeri az görülmüş bir hayat hikayesi bu…
Hayatı
Orhan Şaik Gökyay, bundan bir veya bir buçuk asır önce Anadolu’ya göç eden bir ailenin çocuğudur. Babası Çırpanlı Mehmet Cevdet Efendi, ailesiyle beraber Bulgaristan’dan,
Filibe’nin Çırpan kasabasına bağlı Uysal köyün* Araştırmacı, Yazar ([email protected]
den Bolu’nun Göynük ilçesine gelir ve yerleşirler. Baba, kendisini yetiştirip öğretmenliğe
başlayınca da ailesiyle Kastamonu’ya bağlı
İnebolu’ya yerleşilir. Annesi Şefika Hanım, yine
Bulgaristan’da aynı yöreden; komşu Bağcılar
köyünde doğmuş, Rüstem Hocanın kızı. Hem
anne, hem baba, her ikisi de okur yazar kişiler.
Yedi kardeşten biri olarak şairimiz 16 Temmuz
1902 de İnebolu’da dünyaya gelir. Babasının ona verdiği ilk isim Hüseyin Vehbi’dir. Asıl adının
yerini Orhan ve Şaik’in alması daha sonradır.
Devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi ( Tanrıöver ) in bir genelgesi üzerine alır Orhan adını;
ilerleyen yıllarda da sevdiği bir arkadaşının adı
buna eklenince Orhan Şaik, asıl adı olan Hüseyin Vehpi’yi unutturur. Bu açıklamayı yaptıktan
sonra yine onun çocukluğuna, aile ortamı ve
okul yıllarına dönelim.
Çırpanlı Hoca, mesleği sebebiyle yer değiştirince, bizim şair de ilkokula Yarabçı köyünde
başlar, sonra aile Kastamonu’ya nakledince de
Nümune İlkokulu’na devam eder, bu okulu bitirir. II. Meşrutiyet’in ilânı ( 1908 ) okula başladığı günlere tesadüf etmekte. Sonraki yıllarda
Balkan ve I.Dünya Savaşları’na katılırız , aile geçim sıkıntı çekmeye başlar. Durum bu hale gelince küçük Hüseyin Vehbi’ yi, Aydın Lisesi’nde
öğretmenlik yapan ağabeyinin yanına gönderirler. Burada okulun 9. sınıfına kadar devam
eder, ama bitiremeden ayrılmak zorunda kalır.
Çünkü ailesine destek olmak mecburiyetindedir. Bu sebepler yüzünden Kastamonu Özel
İdaresi’nde kâtip olarak memurluğa başlar. Ne
var ki okulu bırakmak kendisini ziyadesiyle üzmüş, okuma özlemini içinden atamamıştır. Fakat, yaradılışı gereği bu yıllarda kendisini yetiştirmek için yollar arar, yöre insanlarıyla ilişkiler
kurar, Türkçenin dil zenginliklerine işte bu memurluk döneminde ulaşır. Onun geçim zorluğu
25
yüzünden memurluk yaptığı bu dönem içinde
bile imkânları değerlendirme özelliğine tanık
oluyoruz. İnsanlarla sıcak ilişkisi, işi gereği yöre
insanlarıyla teması, onlarla dostluk kurması,
çok sayıda arkadaş edinmesi, halk edebiyatına
köklü sevgisinin de temellerini atmaya vesile
olacaktır.
Burada söze ara vererek az önce üzerinde durduğumuz yaradılışı ile ilgili bir hususu açıklamak isteriz. Orhan Şaik Hoca, ömrü boyunca
öğrencileriyle olsun,
yakın arkadaşlarıyla
olsun daima yakın
ilişki kurmayı sürdürmüş bir insandır.
Türk Dil Kurultayının
toplandığı
günler
DTCF’ne birlikte gittiğimiz günler olurdu. Aramızda otuz
yıllık yaş farkı olduğu
halde, bizi karşıdan
görenler şaşırırlardı. Çünkü yürürken
ya ben onun koluna
girmişimdir, ya da o
benim kolumu. Çünkü onun için yaş farkı değil,
konuştuğu, beraber olduğu insan önemlidir!
Savaş Yılları ve Orhan Şaik
Hoca
Dünya Savaşı’ ndan, aynı saflarda bulunduğumuz Almanlar yenik çıkınca biz de yenilgiye
uğrar, Sevr’i imzalarız. Ama hemen ardından
ölüm-kalım savaşımız olan Millî Mücadele’ye
başlarız. Ne bu savaş, ne ailenin içine düştüğü
sıkıntı genç Hüseyin Vehbi’ nin okuma,öğrenme
isteğine engel olabilir. Ne yapar yapar Ankara
Darülmuallimîni’ ne ( Öğretmen Okulu’na ) girer.
O yıl savaşın en kızıştığı yıldır. Millet tedirgin,
cepheden gelen haberlerden endişe duymakta, son derece heyecanlı. Okuldaki bütün öğrenciler gibi o da hem derslerini çalışmakta,
hem de cephede olup bitenlerle ilgilenmek-
26
tedir. Zaman zaman duygu ve heyecan dolu
anlar yaşanır. Anadolu’nun kalbi haline gelen
Ankara’da Taş Han meydanını dolduran halk,
kürsüde ateşli konuşmalar yapan hatipleri dinler. Bu kalabalık insan kitlesi arasında, bütün
öğenci arkadaşları gibi o da vardır. Genç öğrenciye en çok tesir eden konuşmacılardan biri de,
okullarında Tarih öğretmeni olan Vasıf ( Çınar )
Bey’dir. “İzmir Yolunda”, “İzmir’in Rüyâsı” gibi
ilk şiir denemelerini bu günlerde yazar. Tarih
öğretmeni Vasıf Bey’e ithaf ettiği ikinci şiir, o
günlerde bir sayı
olarak çıkartılabilen “İzmir’e Doğru” adlı gazetede
yayınlanır ve okuyanların, bu arada
bazı İzmir milletvekillerinin ilgisini
uyandırır.
Genç öğretmenin
mesleğinde
ilk
adımı attığı şehir
Giresun olmuştur.
Halkın
“Abdal”
olarak isimlendirdiği, resmî adıyla Pîraziz adlı bir nahiye. 1922
Yılı sonbaharının hemen başlarında...Sırtında
okuldan verilen elbisesi, okulun iki odasından
biri ona ait ve altında halkın verdiği bir yatak,
okuttuğu sınıfta da yirmi kadar öğrencisi vardır. Öğretmenliğinin ilk yazında onu öğrencileriyle birlikte yaylaya çıkmış, cirit atarken görürüz. Sonradan anlattıklarından öğreniyoruz,
ilk öğretmenliğinde o yirmi kadar öğrenciden
biri Hikâyeci Naim Tirali’nin babası Ahmet
Tiralioğlu’du. Yukarıda örnek şahsiyeti için onun bu tutumuna yer vermiştir.
Cumhuriyetin ilinından
sonraki yıllar
Cumhuriyet’in ilân edildiği 1923 yılında Gökyay Hoca Samsun İstiklal Nümune İlkokulu’na
atanır; iki öğretim yılını da bu okulda, haftanın
veya günün ders saatlerinin dışında kalan boş
vakitlerinde yine öğrencilerine cirit atmayı öğ-
reterek, onların sevgi ve dostluğunu kazanarak
geçirir.
Öğretmen Okulu’ndan ilk mezun olduğunda
görev yeri Çankırı olmuşsa da Giresun Millî Eğitim Müdürü hocası olduğundan bu ili tercih eden Gökyay, daha sonra iki okul değiştirir. 1923
Yılında, Cumhuriyet’in ilânına rastlayan günlerde Samsun İstiklâl İlkokulu’nda öğretmendir. Bir yıl sonra görevlendirildiği Balıkesir’de
ise hem askerliğini yapar hem de öğretmenliğini sürdürür. Gökyay bu şehirde Hacı İlbey
ilkokulu’nun öğretmeni iken “kısa hizmetli”
olarak aynı zaman da vatanî görevini de ifa
eder ve bu arada askerlerle yakın teması olur.
Onların da hocasıdır; okuma yazma bilmeyenlere öğrenmelerinde yardımcı olur, bu arada
erlerin mektuplarını yazar. Hem de onların ağzından çıktığı gibi, ifadelerine hiç karışmadan...
Gökyay’ın öğretmenliğe başlayışı, işte bu başlayış olur, yer ve okul değiştire değiştire ömrü
boyunca tam yetmiş yıl devam eder.
Hiç şüphesiz her insan dünyaya Allah’ın kendisine bahşettiği yeteneklerle birlikte gelir.
Hayat boyu yaşanan değişikliklerde, talihin
yâver gitmesinden önce öğrenme ve çalışma
azmi, kararlılık rol oynar, kişiliğini de zamanla
bulunduğu yöre ile çevre insanları şekillendirir. Çocukluğunda ve gençliğinde Karadeniz kıyı şeridinin çok renkli kasabalarından birinde
gözlerini açan ve büyüyen Gökyay, doksan yılı
aşan uzun hayatında, çocukluğunu geçirdiği bu
yerlerin, yakını olduğu bu insanların özlemini
daima içinde duymuş, bir çeşit gurbet acısı
çekmiştir.
“Gurbet Acısı” adını verdiği şiiri, sadece vatanından uzakta olmasının verdiği duyguları
dile getirmemekte, onun çocukluk ve gençlik
günlerinden de derin izler taşımaktadır.Yazmış
olduğu bu şiire, çok sonraki yıllarda dış ülkelerde görevli bulunduğu zamanların tesir ettiği
de elbetteki sözkonusu. Bu şiirin yazılmasına
, hem çocukluk ve gençliğinin geçtiği dönem,
hem de Türkiye dışında bulunduğu yıllara ait
özlem sebep olmuştur dersek doğruyu söylemiş oluruz:
Gurbet Acısı
- Bu o acılardan ki
tadını tadan bilir İçimde bir acı var
Doğunca sorsam aya ;
Gözümün ağlamaya
Ne çok ihtiyacı var...
Bu öyle bir sızı ki
Vatandan bıkılmadan,
Gurbete çıkılmadan,
Anlaşılmaz, bilinmez...
O gurbetin kızı ki:
Saçlarını ay örer;
Ona ait sevgiler
Kavuşmadan silinmez...
Kavuşunca o kıza
Duyduğum ayrılığı,
Ne hıyanet, ne ölüm,
Ne saçı büklüm büklüm
Bir bakışın ışığı
Yakamaz, doyuramaz.
Ne kadar anlatsam az
Gurbet denen acıyı
O gönüller anlar ki
Gurbeti vatan bilir;
Bu onulmaz sancıyı
Gurbette tek başına
Kalarak kana kana,
Candan ağlayan bilir.
Türk milletinde “gurbet duygusu” nu, Remzi
Oğuz Arık’ın ölümünden önce yazdığı ve aynı
konuyu ele alan son yazısında da dile getirdiğini görmekteyiz. Şairin “Gurbet Acısı” adlı şiirinde hissettiği de aynı türden bir acı. Gurbet
acısını gönülden duyan Gökyay Hoca, vatan
sevgisinin de doruğundadır.
Öğretmenliğinin hemen bütün yılları birbirine
benziyor. 1924’de Teşkilatı Esasiye Kanunu (
Anayasa) tam şeklini aldığında onu Balıkesir’
e bağlı Hacı İlbey İlkokulu’nda görüyoruz. Hatırlayınız, hem öğretmenlik yapmaktadır ve
27
hem de kısa süreli vatanî görevini... Okuldan
ve günlük işlerden artan saatlerinde boş oturup istirahat mi ediyor, kitap okuyor kafasını
mı dinliyor? Bir köşeye çekilip kendi işleriyle mi
uğraşıyor ? Hayır! Okuma yazmadan habersiz
erlerin mektuplarını, hem de beğenecekleri
şekilde yazmakla geçiriyor ; zamanını onlara
ayırıyor, o saatleri onlarla paylaşıyor. Öğrencileriyle yürüyor, koşuya çıkıyor, birlikte top koşturuyor ve bu arada bir de arkadaşı ( Ruhi Naci
Bey ) ile birlikte bir dergi çikarıyorlar.
Adını “Çağlayan” koydukları bir dergi. . 19251926 Yılları arasında onun ilk denemeleri,
bu arada Safahat ve İstiklâl Marşı’ mızın şairi
Mehmet Âkif’in, Hasan Basri ( Çantay )ın yazılarını yayınlayan bir dergi hem de... Sonra
Kastamonu’da sınav vererek bitirilen bir son
yıl; onun arkasından da İstanbul’a geliş ve yeniden özlemle başlayan, sürdürülen yüksek öğrenim yılları...
Hocanın bu üniversite yıllarından bizi haberdar eden öğrencisi Prof. Günay Kut sağ olsun;
kitabında en derli toplu bilgileri verenlerden
biri de o olmuş. Orhan Şaik Gökyay, üniversiteye ilk adımı attığında Prof.Fuat Köprülü dekandır, aynı zamanda da kürsünün başındadır.
Sınav günü karşısında, daha sonra öğrencisi
olmuş dört aday vardır: Orhan Şaik ( Gökyay)
ile birlikte, arkadaş olduğu ve sevdiği Hüseyin
Nihal ( Atsız), Pertev Naili (Boratav) ve Ziya (Karamuk). Aynı yıl kızkardeşi Meserret Hanım da
okuyacağı için, emekli babalarına yük olmak
istemeyen Orhan Şaik Hoca, Çapa “Yüksek Öğretmen Okulu” nu tercih eder. O dönemde Ragıp Hulusi, Zeki Velidi, Ferit ( Kam) Ismayıl Hakkı (Baltacıoğlu) Beyler.. hocaları arasında yer
alırlar. Yine öğrenciliği sırasında, hocası Prof.
Köprülü tarafından Türkiye’ye gelen Menzel,
Duda,Wittek,Teascher gibi ünlü şarkiyatçılara
Türkçe dersleri verme görevi ona yüklenir.
Onun,bitirme tezinin konusu “Cahiliye şairlerinden Suhaym Abd Beî’l Hassas’n Divanı” dır
ve tezini 15 Ekim 1930’da teslim edip öğrenimini tamamladıktan sonra (1931) anadolu liselerinde, Gazi Eğitim Enstitüsü, Güzel Sanatlar
Akademisi’nde edebiyat öğretmenliği yaptığı-
28
nı görürüz. Anadolu’da Kastamonu, Malatya,
Edirne bu yıllarda onun öğretmen olarak gittiği
diğer iller. Ohan Şaik hoca 1937 yılında Eskişehir Lisesi’nin hem edebiyat öğretmeni hem de
müdürüdür.
Serhat şehri Edirne’de öğretmenken, üniversitede 1930 yılından beri arkadaşlık ettiği, aralarında söz kestikleri Ferhunde Hanım (Sarıoğlu)
ile, daha öğrencilikleri sırasında karar verirler.
( 1934 ) Bu gün genç evlenen çiftlere örnek
olacak bir hayatları olur. Nasıl mı örnek olur
dersiniz, söyleyelim: Hoca, 92 yaşında ölümü
tattığı zaman, 1934 de başlayan hayat arkadaşlıkları tam altmış yılı bulmuş, ama hiçbir zaman
birbirlerine olan bağlılıkları, saygıları, sevgileri
eksilmemiş, hatta, her geçen yıl daha da artmıştır. Hem de çocukları olmadığı halde !
Onun sonuna kadar başı dimdik, başarıyla sürdürdüğü hayatında kendisine en büyük desteği, kendisi gibi bir öğretmen olan eşinde bulmuştur.
Anadolu’dan Ankara’ya
Gelişi
Onun öğretmenliğe başladığı dönemi anlatırken, aynı zamanda evliliğe ilk adımı attığı yıllarda kalmıştık; yine kaldığımız yerden devam
edelim.
Gökyay, 1940’lı yıllara kadar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görev alır, öğretmenlik yapar. Ankara, İstanbul dışındaki bu yurt turuna
Ferhunde Hanım’la evliliklerinin ilk yıllarında
Bursa Lisesi de eklenir ( 1937-1939 ). Bursa,
hem eşinin doğduğu, hem de onun ailesinin
oturduğu şehirdir. Gökyay çok sever bu tarihî
kenti ve orada geçen yıllarını hiç bir zaman
unutmaz. Adıyla birlikte anılan o ünlü şiiri yanında yine hep adıyla beraber hatırlanan Dede
Korkut hikâyelerine son şekli Bursa’da verecek,
basılma işini de buradayken girişecektir. Daha
sonraki yıllarda bir çok baskısı yapılan “Dedem
Korkut’un Kitabı” nı 1938 de yayınlamayı ilk
defa Bursa’da iken gerçekleştirecektir.
O, insanlar arasına katılmayı iyi bilen, Anadolu
halkının kullandığı dili , konuşmalarını araştıran, değerlendiren, söyleyiş ve anlatış derinliğine inebilmede başarı gösteren, her yaştan ve
her işten insanla kaynaşıp onlara yaklaşabilen
kişiydi. Hoca, bir doğrudan hareket ediyordu:
Orhan Şaik Hocanın Ankara Mûsiki Muallim
Mektebi’ne tayin edilişi l939 yılındadır ve o
tarihte devrin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli
Yücel’dir. Yücel, okulda işler bozuk gittiği için
onu bu göreve getirmiştir. Gökyay göreve başladıktan kısa bir süre sonra da okulda istenilen
şekilde düzenli bir eğitim gerçekleştirilir. Ama
Millî Eğitim Bakanının yeni bir atılım yapma
isteğinin sonucu, bir düşünce değişikliyle konservatuvar kurma kararı alınmıştır.. 1941 Yılında da kararın uygulamasına geçiilir.
Konservatuardan Tutukevine
Ülkemizde bir konservatuvar açılması, tiyatro
ve opera sanatçılarının, besteci, kompozitör ve
çalgıcıların yetiştirilmesi elbette düşünülmeliydi. Bunun aksine düşüncelere sahip olunması
beklenemezdi.
Böyle bir ortam içinde Konsevatuvarın kurulması fikri uygulamaya sokulunca, daha önce
bulunduğu okulun müdürlüğünde başarılı bir
yönetim gösteren, çalışkan ve dirayetli Orhan
Şaik Gökyay Hoca da kurulması kararlaştırılan
bu yeni okula müdür olarak atanır. Hoca bu
görevini 1944 yılına kadar, kendisinden beklenildiği şekilde büyük bir başarı göstererek
sürdürmüştür. Fakat tam o sırada başlayan
Nihal Atsız – Sabahattin Âli dâvası, Hasan Âli
Yücel’in işe karışması, Gökyay’ın müdürlüğünün de son bulmasına sebep olur. İddia: Orhan
Şaik Gökyay “Türkçülük Hareketi” ne karışmıştır(!) Gökyay, Nihal Atsız’ı tanıyan, onu seven
bir arkadaşıdır: ifadesi alındığında da doğrular
bunu, yalana dolana yeltenmez. Peki ama arkadaş olması, doğruyu ve bildiğini söylemesi,
kendisine sorulduğunda Atsız’la arkadaş olarak görüştüğünü açıklaması neden suç sayılır?.
Buna cevap vermek imkânsız. Görülen odur ki,
hayatında, uzak yakın ilişkisi olmadığı halde bir
dâvada çile çektiği bir dönem yaşar.
Orhan Şaik Hoca Atsız’la, üniversite yıllarında
aynı sıraları paylaşmışlar, ilerleyen yıllarda da
ülkü yolunda birlikte yürümüşlerdir. Hiç bir ilgisi olmadığı halde, bu arkadaşlık bir mesele
haline getirilir ve tutuklamalar, soruşturmalar
sonunda da Hoca görevden uzaklaştırılır ! Hak
etmediği halde ona, aylar süren maddî sıkıntılar çektirilmiş ve bu durum tam onbir ay sürmüştür.
Dağ fare doğurur ve mahkeme, sonunda hiç
bir suç işlemediklerine kanaat getirir, beraat
ederler.
Millî Eğitim Bakanlığı’na getirilen Sirer zamanında Hocanın görev aldığı yer Galatasaray
Lisesi’dir. Burada beş yıl edebiyat öğretmenliği yapar, yüzlerce genç yetiştirir. İktidar değişince Tevfik İleri bakan olur, Gökyay Hoca’yı
Londra’ya öğrenci müfettişi ve kültür ataşesi
tayin eder.
İngiltere’de görevde bulunduğu yıllar içinde,
öğrenciyken tanıştığı, yakın ilişkiler kurduğu
Prof. Paul Wittek ile dostluğunu ilerletir ve bu
arada yeni yeni dostlar edinir. yabancıların
yanı sıra İngiltere’de bulunan Türklerle kurduğu ilişkiler sebebiyle de yeni dostlar kazandığını biliyoruz. Bunlardan biri de Prof.Fahir İz’ dir.
O yıllarda kurulan bu dostluk o kadar ilerler ki,
Gökyay yayınlanan yazılarını bir kitapta toplama düşüncesini Prof. İz’ e de açıklar. Kitaba
konulabilecek ismin ne olacağını, aralarında
tartışırlar Ömrünün ilerleyen yıllarında yayınlanan “Destursuz Bağa Girenler” kitabının isim
babası, işte bunun için Prof.İz olmuştur.
Bir insanın nasıl biri olduğunu, öğrenciyken öğretmeni, öğretmenlik yaparken de öğrencileri
iyi bilirler. Doğrusunu isterseniz “öğretmenöğrenci” arasında da saygı ağır basar. İlginin
sevgi düzeyi kazanması enderdir, her zaman
olmaz. Togan, onun hocasıdır ama, kızının anlattıkları bize hocanın öğrencisine hem sevgi
hem de saygıyla bağlandığını gösteriyor. ( Biz
sevgi ve saygı kavramlarını büyükle küçük, öğretmenle öğrencisi arasında belli bir yere oturtur, saygıyı sadece büyüklere, öğretmenlere
lâyık görür, sevgi için de tersini düşünmekle
29
yetiniriz. Doğrusu bu mudur ? Hayır. Büyükküçük, öğretmen-öğrenci farkını düşünmeden
karşılıklı olarak ikisini de duymak ve ayrıca bunu göstermektir doğru olan. İsenbike Togan,
Orhan Şaik ağabeyi ile babası arasında bunun
nasıl gerçekleştiğini, güzel ve anlaşılır bir biçimde dile getiriyor...)
Sadece saygı ve sevgi göstermek değil,
Gökyay’ın öğrencilerinden bazıları, onun bu
duyguların da ötesinde bağlılık ve ilgi duyma
halinden söz ediyorlar. Bu hususun da ayrıca
değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz;
bunda da yanılmadığımızı çok iyi biliyoruz.
Londra’ya Gidişi ve Yurda Dönüşü
Çapa’ da beş yıl edebiyat öğretmenliği yapan
Gökyay 1959 yılında öğrenciliği sırasında tanıştığı, uzun bir süre geçtikten sonra İngiltere’de
görevli bulunduğu yıllarda da dost olduğu Prof.
Dr.P.Wittek’ten bir dâvet mektubu alır. Wittek, Londra’da School of Oriental and African
Studies’in Türkçe bölümü başkanı olarak, Türk
Dili ve Edebiyatı okutmanı sıfatıyla Hoca’ yı birlikte çalışmaya çağırır. İngiltere mâcerası üç yıl
devam ettikten sonra da tekrar Çapa’daki kürsüsüne döner, ama onu 13 Temmuz 1967’ de
yaş haddinden emekliye sevkedilir.
66 Yaşında ve en sevdiği öğretmenlik görevinden emekli edilmiş bir Orhan Şaik Gökyay
! Olacak şey mi bu ? Her şey başına gelebilir,
felek istediği oyununu oynayabilirdi ama bu
yaşta emekli olmak ona göre değildi. Deyim
yerinde ise, sudan çıkmış balığa dönen Hoca’
nın imdâdına o sırada Hükümetin Millî Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal eden ve Edirne
Lisesi’nden öğrencisi bulunan İlhami Ertem
Bey yetişti ! Hoca’nın isteği, bakan olan bu kadirbilir öğrenci tarafından dikkate alındı ve görevi üç uzatıldı.Bu üç yıl, onun için üç gün gibi
geldi geçti ve yine bir gün hocalığı “resmen”
sona erdi, Gökyay çâresiz ama üzülerek evine
çekildi. Çekildi de yıllar yılı yaptığı öğretmenlikle ilişkisi kesildi mi ? Mümkün müydü bu ?
İlk defa bahçesi, bahçesinde tavukları, köpeği
olan bir eve sahip olan Hoca bu sefer öğrencilerine, kendisinden bir şeyler öğreneceklere
30
Göztepe’deki evinin kapılarını açmtı, hocalık
ilşkisini yine sürdürdü. Bu arada, Göztepe’ ye
Hocanın evine gelenler Gökyay’ ın yanında bir
de kendilerine İngilizce derslerinde yardımcı olan Ferhunde Gökyay’ ı buldular... Yaş haddinden sonra keendi isteği ve bakan olan öğrencisinin yardımlarıyla üç yıl daha Çapa’da hocalık
yapan bu idealist insanı tanıyanlar, o yıllardaki
halini bilenler, onda bir yorgunluk belirtisi gördüklerini, canlılık ve diriliğinden en küçük bir
kayba uğradığını söyleyemezler. Hoca, kırkında
ellisinde neyse yine oydu. Sadece ve sadece
saçları daha fazla ağarmıştı, yakışıklılığına halel getirmeden, elli yıla varan hocalığı sebebiyle ve biraz da yaşanmış çilelerden yüzüne bir
kaç çizgi daha eklenmişti, o kadar. Ama, yine o
bilinen insan ; yine canlı, yine dipdiri, yine sesi
gür, attığı adımlar sert, muntazam, yine kalemini gerektiğinde kılıç gibi kullanan bir Orhan
Şaik Gökyay !
Bir Gökyay Hoca ki, öğretmen olarak, şair ve
bir araştırmacı, bilge kişi olarak, öğrencilerine, yakın bildiklerine, kendisine bilmediği bir
konuyu soran ve düşüncesini öğrenmek isteyenlere, sanattan, edebiyattan, Yunus’tan, bir
divan şairinden veya çağdaş şiirimizden ve şairlerimizden söz eden ve takıldıkları bir konuda
işin yanlışını doğrusunu soranlara, herkese ilgi
gösterdi, her insana bir hoca yakınlığı, sıcaklığı
içinde sevgiyle yaklaştı ve çevresini kuşatanlara engin bir hoşgörüyle baktı.
Bu söylediklerimizin doğru olmadığını hiç kimse söyleyemez, aksini kimse iddia edemez.
Onu yakından tanıma imkânı olmayanların,
bazen insanlara takılmaktan hoşlanan mizacını bilmedikleri için hakkında yanlış bir kanaate
ulaşmaları mümkündür. Öğrenmek isteyen her
gence bildiklerini söylemekten, yardımcı olmaktan zevk alan Gökyay Hoca’yı olduğundan
faklı tanıyanlar daima olmuştur. O, üst görevlere yükselmenin insana bir şeyler kattığı fikrine
hiçbir zaman itibar etmemiş bir insandı.
Onun için okul müdürlüğü, olsa olsa öğretmenlik mesleğinin bir devamıdır. Aslolan ise
daima hocalıktır, öğretici olmaktır. O , idarecilik
görevi üstlenmiş olsa da hem bu işini yapmış
hem de derslerine girmiş, öğrencilerle beraber olmaya daha çok özen göstermiş, önem
vermiştir. Hiç bir zaman makam, mevki peşinde koşmamış, mal, mülk hırsına kapılmamıştır.
Engin hayalleri olduğu muhakkak. Fakat, hayal
ettiği şöyle bahçeli bir eve bile, uzun yıllardan
sonra kavuşabilmiş, ancak bu hayalini son döneminde gerçekleştirebilmiştir. Doksan iki yıl
boyunca, aklının erdiği, eğitimini tamamlayıp
öğretmenliğe başladığı günden itibaren başı dimdik, doğru bildiğinden şaşmadan, en
ağır tenkidi yapması gerekiryorsa sözü çevirip dolandırmadan konuştu, yazdı ve yaşadı.
İnandığını dile getirmekten çekinmedi, yanlış
gördüğünü kıyasıya tenkit etti. Bazen kalemini
hak edenlere kılıç gibi kullandı, övülmeyi hak
edenlere pamuk kadar yumşak oldu. 20. Yüzyılın başından tâ sonlarına varan ömrü boyunca
öğretti, yazdı, konuştu, yetiştirdi, yol gösterdi.
Dünyayı da pek çok ülkeyi de gezdi gördü, vatanın dört bir köşesini de...Öğrencisi Prof. Kut,
onun hayatından kesitler verirken “Köy ve kır
hayatı, hayvan beslemek, tabiatla içiçe olmak
en çok sevdiği şeylendendir” diyor ve şunu da
eklemeyi ihmal etmiyor: “Bu düşünce ile evini
bir zamanlar Göztepe’nin etrafında hiç bir bina
olmayan yerinde yaptırmış, tavukları, köpeği
ve kütüphanesi ile sakin ve son derece verimli
bir çalışma düzenine girmiştir. Orhan Hoca’nın
evindeki köşesinde her türlü çalışma kolaylığı,
hatta kıyafetine, giyim kuşam ve benzeri ihtiyaçları dahil, ömrünün sonuna kadar Ferhunde Hanım’ın becerikli elleriyle ve seven kalbiyle gerçekleştirilmiştir.
Ondaki köy ve kır hayatı sevgisi çok küçük yaşlarda başlamış, daha öğrenim yıllarında iken
bir çok yaz’ını ağabeylerinin yaşadığı Bölceağaç köyünde geçirmiş, köy hayatının bütün
özelliklerini yakından tarınımıştır. Tarlalara
gitmiş, düven sürmüş, koyun gütmüş ve dağa
oduna çıkmıştır. Hoca, bütün bunları zevk için
yapmıştır ama ; ( belki de bugünkü ) sağlığını
ve gücünü bu yaşantısına borçludur.”
Orhan Şaik Hoca’yı 2 Aralık 1992 yılında uçmağa vardı. O’nu ne öğrencileri ne şiirlerinin
hayranı olan şiir ve şair dostları unutacaklar.
“Bu Vatan Kimin?”şiiri ile o da gönüllerimizde
yaşayacak.
BU VATAN KİMİN ?
Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir...
Tutuşup, kül olan ocaklarından,
Şahlanup kan akan ırmaklarından,
Hudutlarda gazâ bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır...
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek olup çakan, sel olup coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır...
İleri atılup sellercesine ,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Şu kara toprağa girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir...
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yakut olan bu vatan
Can veme sırrına erenlerindir...
Gökyay’ ım ne desen boşuna değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir...
31
TOPLUMUN MESELELERİ
M. Ziya GÖZLER *
İnanılmaz bir şekilde her meselenin çözüm
yollarını bilen bir toplumun bireyleri olduk
çıktık son zamanlarda. Devleti yönetme konusunda iktidar olduk, deprem konusunda
depremleri önceden bilecek becerilerimiz
gelişti, beslenme ve sağlıkta bilim adamlarının söylediklerinin yanlışlarla dolu olduğunu
ileri sürmeye başladık, belediye başkanından
daha belediyeci, öğretmenden daha bilgili,
askerden daha asker ve hatta mit görevlilerinden daha mitçi olduk çıktık. Bu her şeyi
ben bilirim anlayışı topluma öylesine hâkim
olmaya başladı ki, toplumun büyük bir kesimi
artık burnunun ucunu göremez oldu. Bu ülkenin insanları ne yiyor, içiyor, sağlığımız nasıl? Devletin düzeni ne âlemde, hak, hukuk,
adalet başka yerlere mi göç etti, ülkedeki
asayişsizliğin sebepleri nelerdir? Bunları düşünmeyenlere bu sorular sorulduğunda verilen cevap hazırdır. Bana ne!.. Peki öyle ise
şunları şunları yapma dendiğinde ise verilen
cevap, sana ne!..
Yaklaşık iki ay önce Sakarya Caddesi’ndeki
banklarda otururken emekli olmuş üç vatandaşın konuşmalarına ister istemez kulak
kabartmak mecburiyetinde kaldım. Yaşları
50-60 arasında olan bu üç vatandaştan biri
Balıkesir’li, diğeri Sinop’lu daha yaşlı olanın
nereli olduğunu anlayamadım. Uzun zamandır düşündüğüm ama nereden başlayacağıma karar veremediğim konular üzerinde bu
vatandaşların konuşmalarını duyunca bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu üç vatandaşın
konuşmaları banklarda oturanları rahatsız
edecek ses tonunda devam ediyordu. Biri gidip simit aldı ve konuşma kaldığı yerden de* Dr. Jeo. Yük. Müh. ([email protected])
32
vam etti. Adalet arayan toplumda küçük ama
herkesi ilgilendiren konularda devletin adaletsiz, yanlış ve alabildiğine ciddiyetsizliğini
örneklerle anlatıyorlar ve kendi dünyalarındaki isyanlarını dile getiriyorlardı. Balıkesir’li
vatandaş çiftçi bitti, emeğinin karşılığını alamıyor, zeytincilik iyi gitmiyor, bakkallar kapanıyor marketlerde her şey çok pahalı, turizm
diye tutturmuş gidiyorlar ama bize faydası
yok, Kazdağ’lar on sene sonra yok olacak diyorlar orada asitle altın çıkarıyorlarmış ama
kimsenin dur dediği yok diyor, elindeki torbayı göstererek az önce hamsi aldım ve 7.65
TL verdim, diğer balıkları ancak tezgâhta görüyoruz, balıkçılar yanlış balık avladıkları için
denizlerde balık kalmamış diyorlar, peki devlet neden tedbir almıyor diyerek, memleket
meselelerini kendi penceresinden anlatmaya
çalışıyordu. İkinci sigarasını içmeye başlayan
vatandaş biraz daha düzgün ifadelerle dışarıdan buğday, mısır ve hatta lahana ile marul alındığını, yakında ekmeği de dışarıdan alırsak
şaşmamak gerektiğini söylüyordu. Bu yıl aldığım zam 85 TL civarında, 5 tane otobüs bileti
alabiliyorum diyerek sıkıntılarını anlatıyor ve
konuşma bu minval üzere devam ediyorken
yerimden kalktım ve otobüs durağına doğru
ağır adımlarla yürümeye başladım.
SİYASET
Halkın çıkarlarını korumak için örgütlenmiş,
belirli bir sınıfın değil de bütün yurttaşların
haklarını korumakla mükellef olan devletin,
giderek gözlerinin bir perde ile örtüldüğü,
muktedir olmanın elden kaçtığı, adaletten
bana ne diyenlerin çoğaldığı bir ortamda,
bazı yanlış şeylerin toplumu rahatsız ettiğini görmek gerekiyor. Devlet elini kaldırsa,
gölgesinden korkanlar seslerini çıkaramaz
hale gelecekleri için küçük ama toplumu kızdıran olayların önüne geçilebilir. Peki, nedir
bu küçük ama yanlış olan basit şeyler? Diğer taraftan vatandaş olarak bizler neden bu
haksızlıklara karşı çıkmak için bir teşebbüste
bulunmayız? Devlete yardım etme konusunda hep tereddüt ederiz? Korkarız. Her şeyi
ama her şeyi devletten bekleriz? Unutmayalım ki, devleti muktedir hale getiren halktır.
Kenetlenmiş halk. Aristo, devletin sadece bir
arada yaşamak için değil, mutlu yaşamak için
kurulduğunu söyler. İnsanların mutlu olmasını sağlayacak olanlar devleti yönetmeye talip
olan siyasiler ve siyaset mekanizmasıdır. Siyasilerin kendi aralarında ve milleti meydana
getiren fertler arasındaki çatışmayı ortadan
kaldırıp huzurlu ve sakin bir ortamı oluşturmaları ülkenin huzurlu olması için gerekli ve
yeter şarttır. Gelin görün ki, toplumun hemen
hemen tamamında nezaket, nezahet, nezafet
yerini eskilerin deyimleriyle bednigâh gözlere (kötü bakış), bedzeban ifadelere (kötü dil,
ağız bozukluğu) ve keç-nigâh (hain) bakışlara terk etmiştir. Milleti millet yapan milli ve
manevi değerlerden uzaklaştığımız her gün
bizleri bir arada tutan bağlar zayıflamaktadır.
Kısacası siyaset elini halka uzatmaktan imtina etmemelidir ki, halk kenetlensin. Son dönemlerde milletin kenetlenmesi için hiç çaba
sarf edildiğini duydunuz mu? Gördünüz mü?
EMNİYET ADALET ve
SOKAKLAR
Kendini bilmez vatandaşların, sokak hareketlerine karışan militanların ve bölücülerin polise ve askere karşı davranışları 1980 öncesi
hareketlerin ötesine geçmek üzeredir. Emniyet güçleri halkın güvenliğini korumakla görevli devlet memurlarıdır. Onlara karşı taşlı,
sopalı ve molotof kokteylli saldırılarda bulunmak devlete karşı gelmek değil midir? Küçük
ve masumane olarak başladığı iddia edilen
bu hareketler giderek toplumu sarsan amaçsız sokak hareketlerine ve neticede anarşiye
dönmektedir. Kasım ayının başlarında bir gün
Olgunlar Sokak ile Karanfil Sokağın kesiştiği
yerde yaklaşık 500 kişilik bir grup polise karşı
çirkin ifadeler kullanarak yürüyorlardı. Yıllar
önceki edebiyatın yanı sıra o çirkin ifadeler
de değişmemişti. Polise yumruklarını kaldırarak ‘’T...... i…..’’ diye bağırmak ne kadar çirkin, rezil, esef verici ve kışkırtıcı bir durum.
Ülkenin başbakanını sevmeyebilirsiniz ama
ona saygı göstermeniz gerekir. Polislerin tutum ve davranışları ise takdire şayandı. Yıllar
önce de başbakanlar hedefteydi şimdi de…
Televizyonlarda çatışmalar gösterilirken göstericilerin ara ve arka sokaklara kaçtıkları
söylenir sürekli olarak. Bu ara ve arka sokaklar nasıl sokaklardır ki, polis gereken tedbirleri buralarda alamaz? Diğer yandan trafik
keşmekeşliğine ne demeli? Yanlış kullanılan
araçlar, trafik kaidelerine uymayan ve kendi
aklınca kurallar koyan bir topluluk, trafik polisine hakaret eden arkası sağlam zavallılar,
almış olduğu alkol yüzünden yerlerde sürünen biçareler, daha neler, neler… Bir ülkenin
gücü adalete olan güven ve saygı ile belirlenir. Ama gelin görün ki, bizim adliyelerimizin
önünde zaman zaman meydan savaşları olmaktadır. Bu nasıl açıklanabilir? Hak ve hukukun dağıtıldığı bir yerde otoriteyi böylesine
hiçe sayan bir hareket tarzı var mıdır acaba?
Bir ülkenin adaleti hercümerç oldu mu o ülkede nizam bir daha kolay kolay kurulamaz.
Sokaklar, ah o çirkinleştirilen, insanların insafsızlığına terk edilmiş, hani aşkların süpürüldüğü, yalnız ve sessiz ama bizlere bir
şeyler söyleyemeyen sokaklar, caddeler, kaldırımlar. N.F.Kısakürek’in ifadesiyle çilekeş
yalnızların annesi olan kaldırımlar. Sokaklarda yürürken kaldırım taşlarının tuzaklarına,
cadde ve sokaklardaki çukurlara, öteye beriye atılmış çöplerin meydana getirdiği mezbeleliğe, etrafa yayılan köfte, kebap kokularına, yerlere atılmış içki, meşrubat şişelerine,
sigara paketlerine ve izmaritlerine, park ve
bahçelerdeki kedi, köpek pisliklerine, genel
tuvaletlerin pisliğine, tüküren insanlara, satı-
33
cıların çığlıklarına, dilenci bolluğuna, camilerin etrafındaki kirliliğe, mezarlıklardaki dağınıklığa hiç dikkat ettiniz mi?
Bir kuruluşun hemen her sokakta bulunan
demir kapaklarında TÜRK isminin yazılması insanlarımızın dikkatini bugüne kadar hiç
çekmemiş gibi görülüyor. Peki, bu konuda
devletin gören gözleri ne yapıyor? Yüz binlerce kapağın üzerinde ‘’TÜRK T......’’ yazısı var,
ve önüne gelen herkes bu kapaklara basıyor,
tükürüyor. Acaba dünyada başka hangi ülkenin ismi yerlerde böylesine sürünmektedir?
Bu kapakların değiştirilmesi mümkün değil
midir? Ülkesinin bayrağı sokaklarda yerlere
serilerek bir çaput parçası gibi satılan acaba
kaç ülke vardır? Türk bayrağına saygının gösterilmemesinin acaba bir sebebi mi vardır?
Tutulan spor takımlarının bayraklarına daha
fazla saygı gösterildiği ülkede, elden birçok
şeyin kaydığı açıkça görülmektedir. Futbol
maçlarında saygıdan, nezaketten ve milli şuurdan uzak gayrı ciddi söylenen İstiklal Marşımızın manevi değerine hakaret edilmektedir. Marşımız söylenirken ayağa kalkmayan
insanlar, elindeki yemeği yemeye devam
edenler, ağzındaki sakızı şişirip, patlatanlar…
İstiklal marşımızın sadece milli maçlarda söylenmesi daha iyi olmaz mı? Bayrağa ve İstiklal
Marşımıza saygı insanlara yük mü oldu acaba? Yoksa bir şeyler öğretilmiyor mu?
KÜLTÜR ve SOSYAL HAYAT
Televizyonların varlık sebeplerinden biri de
hitap ettikleri toplumun değerlerine yabancılaşmadan o toplumun çağdaşlaşmasına yol
göstermektir. Tarih şuuru, gelenekler, hayat
tarzı, kültür, bilim ve eğlence konularında;
okumayan, gezmeyen sadece kendi küçük
dünyasında hayatını devam ettirmeye çalışan
ülke insanının ufkunu açmak, bilgi dağarcığını zenginleştirmek ve onu daha donanımlı ve
dinamik hale getirmek için çaba sarf etmek
televizyonların yayın politikalarının temelini
teşkil etmelidir. Ama gelin görün ki, birkaç
televizyonun dışında durum içler acısıdır.
34
Özellikle bazı dizi filmleri sonrası insanlar
bedbin, bedbaht ve hunhar insanlar haline
dönüşmektedirler. Açık oturumlarda halkın
sabrının adeta test edildiği, aile içindeki anlaşmazlıkların tavan yaptığı, tarihi değerlerin
ayaklar altına alındığı, şeytani planların süreklilik gösterdiği, zenginlik ve yoksulluğun
çatıştığı ve de silahlı çatışmaların bol olduğu,
hayâ sınırlarını zorlayan ve ailelerin birlikte
seyredemedikleri utanç verici sahne zenginliklerinin bol olduğu filmler, oturup kalkmasını bilmeyen hanımların bulunduğu ve argo
kelimelerin sıkça kullanıldığı magazin programları, dehşetengiz bir biçimde sunulan
spor programlarının hoşça vakit geçirmekten
öte korku filmleri haline dönüştürülmesi insanımızı zıvanadan çıkarmaktadır. Spor karşılaşmaları sırasında holiganların ellerindeki
döner bıçaklarının, sis bombalarının ve diğer
kesici delici aletlerin o statlara sokulmasına
kimler niçin göz yummaktadırlar? Ya o açık oturumlarda her akşam odamıza kerhen misafir ettiğimiz çok kültürlü, çok bilgili ve çok demokrat olduğunu ilan eden eski solcu yeni liberallere ve eski liberal yeni muhafazakârlara
ne demeli? Haber saatlerinde haber diye sunulan ve vatandaşların 15-20 dakikasını çalan cinayet haberleri, cenaze törenlerindeki
haber saygısızlığı, yıllar önce meydana gelmiş, insanları üzen haberlerin temcit pilavı
gibi ekranlara taşınması, çete ve fuhuş operasyonları niçin dakikalarca verilir? Peki, kim
bunların önüne geçecek ve ne zaman ve nasıl
dur diyecektir bu gidişe…
Mahalle bakkalları sessizce ortadan çekilmeye başladığı için toplumun büyük bir kısmı
alışverişlerini market ve süper marketlerden
yapmaktadır. Bu tarz yerlerin açılmasının en
önemli sebebi aranılan her şeyin bir arada
bulunması, ürünlerin daha kaliteli ve ucuz olması gerçeğine dayanmaktadır. Fakat durum
öyle midir? Yıllarca önce yediğimiz ve içtiğimiz ve tabii olarak yetiştirilmiş ürünleri bulup
almak ancak pazar yerlerinden ve hallerden
mümkün olmaktadır. Köylü ve çiftçi tarım-
la uğraşmaktan artık bıkmaya başlamışsa o
ülkenin tarım üretimi gerilemeye başlamış
demektir. Satın alma gücüne göre oluşan bir
piyasa mekanizması yerini paranın insafsızlığına terk etmiştir. Holdinglerin, kartellerin ve
tröstlerin kıyasıya mücadele ettiği bir piyasada sabit ücretlerle hayatını devam ettirmeye
çalışan insanlar hiç düşünülür mü? Bu yeni
alışveriş merkezlerindeki tüketim mallarının
büyük kısmının uzun süre dayanıklı olduğu gerçeği vardır. Hibrit tohum ürünleri ile
GDO’lu gıdaları buralarda fazlası ile bulmak
mümkündür. Ayrıca aynı ürünün fiyatları her
markette farklı fiyattan satılmaktadır. Aynı
marka salça, peynir, zeytinyağı ve diğer ürünler her markette neden ayrı fiyatlarla satılır?
Bunun denetimi neden yapılamaz? Zengin
sayısı her dönemde artmıştır, ne var ki, orta
sınıfın giderek kaybolduğunu görmek de çok
acı verici bir neticedir. Fakirleşen halk yiyeceğini içeceğini çok dikkatli seçerken, bir gazetemiz ilavesinde ünlülerin giyim kuşamla
ilgili harcamalarını aktarmış. Bakalım fiyatlar nasıl? Gucci ayakkabı 895 dolar, Mukluks
bot 1000 Euro, Hermes çanta 9000 Dolar,
Givency çizme ve çorap 2300 Dolar, Rayban
gözlük 1300 TL, İsabel Marant gömlek 750
Dolar, Armoni kot 296 Dolar, Venhtcouvert
ceket 750 Euro diye gidiyor. Diğer taraftan
Ulus’ta Çerkez Sokak’ta halkın alışveriş yaptığı bir yer var. Buradaki fiyatlara da bir göz atalım: Gömlek 5-10 TL, pantolon 5-20 TL, ayakkabı 10-25 TL, kaban 15-30 TL, kemer, çorap
1-5 TL. Burada peynirin kilosu 5-10 TL, zeytin
5-8 TL, sucuk 7-8 TL diğer yiyecek maddeleri de bu fiyatlar civarındadır. Çankaya’da,
Çayyolu’nda, Filistin Caddesi’nde, Etiler’de,
Şişli’de, İstinye’de, Kordon’da ve benzeri yerlerde bir tabak et yemeğinin fiyatının 50-100
TL arasında olduğu da unutulmamalıdır. Peki,
bu nasıl bir sosyal adalettir? Ülkenin en zenginlerinin verdiği vergi her halde devede kulaktır. Ya borsadan kazananlardan alınmayan
vergilere ne demeli? Bu ülkede vergi adaleti
ne zaman sağlanacaktır?
Bu ülkede sokaklarda yatan insanlar ve pazar
yerlerinden, çöplüklerden ekmek, sebze ve
meyve toplayan insanlar bulunduğu sürece
ülkenin yönetiminde bulununlar bu ülkenin
güçlü bir ülke olduğu konusunda samimi midirler acaba? Hastanelerdeki kargaşayı uzun
uzun anlatmaya gerek var mı? Herhangi bir
hastanede on dakikalık bir seyir bu konuda
bir kanaat edinmenizi sağlayacaktır. Sağlıkta
reform diye takdim edilen yeniliklerin sonuçlarını, emekli ya da çalışan veya hiçbir güvencesi olmayan vatandaşlarla görüşerek değerlendirmenin bizleri daha doğru yerlere götüreceği kanaatindeyim. Tuvaletlerinde küçük
su şişelerinden sabunluk yapılmış hastanelerin vatandaşa nasıl hizmet vereceklerini
dikkatlice irdelemek gerekir. Doktorların yürekten çalışmaları olmazsa bu halkın hali nice
olur? Kaldı ki, o doktorları bile koruyamıyoruz. Durmadan şiddete maruz kalıyorlar. Sağlık sigortalarının el yakan fiyatları, insanlara
bu kadar yaşadınız artık yeter, ölün demektedir. Para denen sefil kendisine tapanları tam
anlamıyla sefil bir hale getirmiş bunu devlet
baba herhalde göremiyor? Yazık… Yoksa devlet baba öldü mü? Kredi kartlarından alınan
ücretler ile bankalardan çekilen kredilerden
alınan dosya masrafları neden bir kararla bütün vatandaşlar için geçerli hale getirilemez?
Cenazelerde çalınan şu marştan neden vazgeçemiyoruz? Bu toplumun belirli bir kısmı
neden cenaze kaldırılırken alkış tutarlar?
Ölüme seviniyor musunuz? Alkış bizim toplumumuzda bir sevinç belirtisi değil midir? Nur
kelimesi terk edilerek neden ışıklar içinde
yatsın denir? Bu eskiye bir isyan mıdır? Yoksa iktidara nispet olsun diye mi söylenmektedir… Bu düşünce topluma tepeden bakan
cumhuriyet aydınlarının iflasını gösteren bir
netice değil midir? Vakıf eserlerinin ve camilerimizin çevresi dükkânlardan, seyyar satıcılardan ve dilencilerden geçilmez hale gelmiş,
neden? Bu kutsal yerler adeta ekonomik çıkar alanlarına dönüşmüş gibi. Asırlarca önce savaş oyunlarının yapıldığı Sultan Ahmet
35
Camii’nin önü ne kadar küçülmüş? Caminin
mermerleri ne kadar soğuk? Tanrı’nın o muhteşem evinin bu bakımsızlığı neden görmezden gelinir? Ya Kocatepe Camii’nin çevresi?
Ya mezarlıkların karmaşıklığı, kırık dökük, eski püskü tabutlarda Tanrı’nın huzuruna gönderilme saygısızlığı… İnşallah yanılıyorumdur
ama galiba, temizlik imandan gitmiş gibi…
Eğlencenin sınırlarını aşan kendini bilmezlerin, kenar mahalle serserilerinin taşkınlıkları neden önlenemez? Tabancalardan çıkan
mermilerin söndürdüğü hayatlar neden unutulur? Sokaklarda arabaları İle dehşet saçan
magandalara neden dur denmez? Bu toplum
devletin gücünden, polisten, jandarmadan
korkmayan, çekinmeyen ve saygı duymayan
bir hale getirildi. Hayranlığımızın doruğa çıktığı AB ülkelerinde devlet gücü karşısında boyunların kıldan ince olduğu unutulmamalıdır.
Bu ülkenin abide insanlarına, son zamanlar-
36
da demokrasilerde tabu yoktur diye önüne
gelen herkes bir şeyler söylüyor. Acaba milli
harsımızın ve onun değerlerinin yok edilmesi kampanyası mı başlatıldı? Toplum birçok
meselede olduğu gibi Türk harsının yok edilmesine mi alıştırılmak isteniyor? Önce, sözde masumane düşüncelerle eleştir, bir adım
ötesi bütün değerleri aşağılamaya çalış, sonra işte gördünüz mü bu insanlar ne kadar küçükmüşler de ve en sonunda halkın gözünde
tüm değerleri yıkmak için Türk harsını yok etmeye çalış. Bizim neslimiz böyle yetiştirilmedi. Yapılanların adı, en hafif bir ifadeyle terbiyesizliktir. Tabuları demokrasi adına yıkıyoruz
diye bu ülkenin kahramanlarına dil uzatmak,
seviyesiz insanların hastalığı olsa gerek.
Bu ülkede ilgililer ardıç ormanlarının %92’sinin yok olmakta olduğunun farkında mıdırlar? Ardıç ağaçları yok oldukça ardıç kuşları
da artık beslenmek için şehir çöplüklerine
akın etmektedirler. Ne hazin bir tablo…
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu, Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’yaKaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Asım’ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
37
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif ERSOY
38
39
40
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
Halim UTLU *
Kooperatifler,Toplumun
Ekonomik Kalkınması İçin
Önemlidir
Kooperatiflerin toplumun sosyal ve ekonomik kalkınması açısından önemli olduğunu
söyleyen Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati
Yazıcı, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olarak
kooperatiflerle toplumun her kesimine hizmetler sunuyoruz. Kooperatif ortaklık modeli, bireylerin ve toplumun ekonomik ve
sosyal kalkınması açısından büyük önem
taşımaktadır. Bu önemin farkında olan Bakanlığımız Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü
aracılığıyla sekiz milyondan fazla kooperatif
ortağına yönelik önemli hizmetler sunmaktadır” dedi.
Bakan Yazıcı şöyle devam etti. “Kooperatifçilik Genel Müdürlüğümüzün hizmet sunduğu
kredi ve kefalet kooperatifleri aracılığı ile küçük işletmelerin, iki milyona yakın esnaf ve
sanatkârların kredi ihtiyaçlarını karşılanmasıdır. Yardımlaşma ve dayanışma temelinde
küçük işletmelerin birleşerek kurdukları bu
kooperatifler esnafımızın ortak teminat ve
kredi ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktadırlar. Ekonominin kılcal damarları diye
adlandırabileceğimiz bu küçük işletmelerin
finansman ihtiyaçlarını bu kooperatifler aracılığıyla karşılıyoruz.”
“Uygulamada, Kredi ve Kefalet Kooperatifleri; küçük işletmelerin, esnaf ve sanatkârın
finansman kuruluşundan kredi kullanabil* Emekli Ziraat Mühendisi
([email protected])
meleri için kredilere karşılık Bankaya kefalet
vermekte ve kredi kuruluşuna garanti sağlanmaktadır. Kredinin vadesinde ödenmemesi halinde, kredi taksit tutarı faiziyle birlikte kefil olan kooperatifin bankadaki blokeli
hesaplarından kesilmektedir.”
2012 Yılı Uygulama Sonuçları/Rekorlar Yılı
“2012 yılında 392.393.000 TL olan ödeneğin,
yaklaşık 368,2 milyon TL’si kullanılmıştır.Kredi ve kefalet kooperatifi kefaleti ile Halk Bankası A.Ş. kaynaklarından 2002-2012 döneminde, bütçeye 2 milyar 040 milyon 072 bin
200 TL’lik ödenek konulmuş, bunun 1 milyar
830 milyon 282 bin TL’lik kısmı, aynı dönemde küçük işletmelere, esnaf ve sanatkârlara
faiz desteği olarak kullandırılmıştır.Türkiye
genelinde kredi ve kefalet kooperatifleri aracılığıyla, yaklaşık 850.000 küçük işletme/esnaf ve sanatkâr düşük faizli kredi imkânından
yararlanmıştır.”
“Kullanılan bu kredilerle, ekonominin kılcal
damarları olan küçük işletmelerin çarkları döndürülmektedir. 81 ilde kurduğumuz
1009 kredi ve kefalet Kooperatifleri ile bu
hizmetler sunulmaktadır. 2012’de 824 kooperatif de kefalet verebilecek durumdadır.
Bu da kredi geri dönüşlerinin iyi bir noktada
olduğunu göstermektedir. Kredi ve kefalet
kooperatifleri aracılığı ile 2012 ‘de kredi kullanan ortak sayısı 260 binlere yaklaşmıştır.”
2013 Yılı İçin Destek Miktarı Ne Olacak?
“Küçük işletmelere, esnaf ve sanatkâra verdiğimiz önem doğrultusunda bu kesime tahsis
ettiğimiz kaynakları sürekli artırdık.Kefalet
41
kooperatifleri aracılığıyla düşük faizle kredi
kullandırmak amacıyla, 2013 bütçesine 513
milyon 901 bin TL’lik rekor bir kaynak tahsis
edilmiştir. Bu ödeneğin kullanılması halinde,
küçük işletmelerin, esnaf ve sanatkârın 2013
yılında kullanabileceği toplam kredi hacminin ortalama 10,3 milyar liraya ulaşması beklenmektedir.”
“http://www.gumrukticaret.gov.tr/altsayfa/icerik/564/2639/kooperatifler-toplumun-ekonomikkalkinmasi-icin-onemlidir.html” (20.2.2013)
Pankobirlik,Çiftçiden Yana
Tavır Koyan Özelleştirmeleri İnceliyoruz..
Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (PANKOBİRLİK) Yönetim Kurulu Başkanı Recep
Konuk, şeker fabrikalarının özelleştirme ihalesinin iptalinin önemli olduğunu belirterek,
Türk çiftçisinden yana tavır gösteren özelleştirme modellerini incelediklerini açıkladı.
Recep Konuk, birliğin 40’ıncı olağan genel
kurul toplantısında yaptığı konuşmada, tarım sektöründeki özelleştirmelerin diğer
sektörlere benzemediğini anlattı. Türkiye’nin
yabancı markaların bayisi olan tüketim toplumuna dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya
olduğunu ifade ederek, toprağıyla bağını
kesenlerle ilgili hazin öyküler okuduğunu belirtti. Birliğin öncelikli vazifesinin üreticiyi korumak olduğunu belirten Recep Konuk şöyle
konuştu:
“Biz pancar üreticisinin sonu belli olmayan
bir meçhule sürüklenmesini istemiyoruz.
Ve şükür ki böyle olmadı. Hükümetimiz izin
vermedi. Pancar üretiminin teminatı olan
fabrika arazilerinde alış veriş merkezlerinin
yükselmesine müsaade etmedi. Enginlerin,
Ahmetlerin, Mehmetlerin çaresizlikten terki diyar etmesine göz yummadı.”
Son 13 yılda gerçekleştirdikleri hizmetlere
de değinen Konuk, birliğin ve iştiraklerinin
42
toplam sermayesinin 2 milyar 105 milyon
TL’ye, cirosunun 2 milyar 723 milyon TL’ye,
doğrudan istihdamının 6 bin 180 kişiye, dolaylı istihdamının da 50 bin kişiye ulaştığını
ve yaklaşık 350 bin üretici ailesini kapsadığını söyledi. Konuk, 31 kooperatifinin 299 satış
mağazasının olduğunu kaydederek, birliğin
1999 yılında sadece 104 bin 724 ton gübre
satabildiğini, bu rakamın bugün 515 bin 249
tona ulaştığını aktardı. http://www.showhaber.com/pankobirlik-ciftciden-yana-tavirkoyan-ozellestirmeleri-inceliyoruz-635971h.
htm
Başkandan; 2012
Uluslararası Kooperatif
Yılı..
“Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya özellikle
yoksulluğun azaltılmasına, istihdam yaratılmasına ve sosyal bütünleşmeye olan katkılannı vurgulayarak 2012 yılını Uluslararası
Kooperatif Yılı olarak ilan etmiştir. Bu yılın
ilanı, “Kooperatif İşletmeler Daha İyi Dünya
Kurar” ana temasıyla, tüm dünyada kooperatiflerin kurulması ve gelişmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
Dünya üzerinde büyük bir hakimiyet kuran
sermaye grupları, küçük sermaye sahiplerine
yaşama şansı vermemektedir. Küçük sermaye sahiplerinin varlığını sürdürebilmelerinin
tek yolu, kooperatif çatısı altında güçlerini
birleştirerek, maddi-manevi bir dayanışma
sergilemeleri gerekir. Kooperatif modeli, kişilerin küçük sermayelerini birleştirdikleri,
sermaye yoğunlaşmasının gerçekleşmesine
yani bir veya birkaç kişinin eline geçmesine olanak sağlamayan tek ticari yapılanma
şeklidir. Kooperatifler; ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaç ve istekleri müşterek
sahip olunan ve demokratik olarak kontrol
edilen bir işletme yoluyla karşılanmak üzere gönüllü olarak bir araya gelen insanların
oluşturduğu özerk yapılanmalardır.
Bunun yanında ortakların sahipliği, ortaklanna hizmet etme, ortaklarınca yönetilme,
kendi kendine yetme, demokrasi, eşitlik, adalet, dayanışma ve birlik olma özelliklerini
barındırır. Ecza Kooperatifleri, ülkemizde 33
yıllık geçmişe sahip kooperatifçiliğin en başarılı örneklerinden biridir. Dünyanın tamamen
sermaye gruplarının eline geçmeden BM’nin
kooperatifçiliğe dikkat çekmesi ve 2012 yılını Uluslararası Kooperatifçilik Yılı ilan etmesi
memnuniyet vericidir. Ülkemizde de özellikle maliye bakanlığının kooperatiflerin vergilendirilmesinde gri alan bırakmadan, hangi
uygulamayı nasıl yapacağını netlikle ortaya
koyan düzenlemeler yapması gerekir.
Eczacılar kendi alanlarında gösterdikleri birlik ve dayanışmayla diğer meslek gruplarına
örnek olmaları gerekir. Eczacı kooperatifleri,
ilaç temin ve dağıtım işlemini eczacı hassasiyeti ile bilimsel gerekliliklerin tamamına
uyarak 13.000 eczanenin ilacı en doğru şekilde temin etmelerini sağlıyor. Böylece halk,
ilaca en güvenli şekilde ulaşıyor. Eczacı Kooperatifleri 2,5 milyar dolarlık ciroyu yönetirken, 2.500 kişiye istihdam sağlanmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk, genç Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında kooperatifçiliği bir
kalkınma modeli olarak görmüş ve ilk kooperatifin kurucusu ve ortağı olmuştur. 2012 yılının ülkemizde ve dünyada kooperatifçiliğin
tekrar hareketlendiği ve insanların bu model
etrafında örgütlenme yılı olmasını diliyoruz.
Saygılarımızla..”
Ecz. Abdullah ÖZYİĞİT, Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı http://
www.tekb.org.tr/?p=list&lst=30&d=287
TAKSİ ÜCRETLERİNE ZAM
YAPILDI
Atatürk Havalimanı Taksiciler Kooperatifi
Başkanı Fahrettin Can, taksilere yapılan zam-
mı yetersiz buldu. Kilometre başına alınan
1.73 lira ücretin, 1.83 liraya yükseltilmesini
az bulan Can, ‘Aslında bu zam değil, sadakadır.’ dedi.
İstanbul’da taksi ücretlerine cumartesi gününden geçerli olmak üzere zam yapıldı.
Zammın ardından taksimetre açılış ücreti
2.70 liradan, 2.95 liraya, kilometre başına
alınan 1.73 lira ücret ise 1.83 liraya yükselecek. Atatürk Havalimanı Taksiciler Kooperatifi Başkanı Fahrettin Can, taksi ücretlerine
yapılan zammı sadaka olarak değerlendirdi.
Can, zammın yeterli olmadığını belirterek
şu değerlendirmede bulundu: “Aslında bu
bir zam değil sadakadır. Yapılan zam yaklaşık
olarak yüzde 6’dır. Ama bizim ana giderimiz
akaryakıttır. Akaryakıta gelen zam bir yılda
yaklaşık yüzde18-19’dur. Biz 15-16 aydır zam
alamıyoruz. Bize verilen zam bu durumda
çok komiktir. Bu zammı yeterli bulmamız
mümkün değildir.”
Atatürk Havalimanı’na özel araçlarla yapılan
taşımacılığın kendilerini mağdur ettiğini ve
korsan taşımacılık yasasının bu yolla delindiğini öne süren Can, “Uzun yıllardır korsan
taksi yasası için mücadele ettik. Sağ olsun
hükümetimiz bu yasayı çıkardı ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi, UKOME kararıyla
yasayı delmiş durumdadır. Çıkan yasa yerle
bir oldu.
Nedeni ise eğer lüks araçlarla İstanbul’da bir
taşımacılığa ihtiyaç varsa, bunu damalı taksilerle yapmak gerekir. Aksi halde özel araçların önü açıldığı zaman, sınırsız sayıdaki korsan taksi meşrulaştırılmış olunur. Bu da taksicilerin sonu demektir. Yaklaşık olarak 100
binin üzerinde insan bu işten ekmek yiyor.”
ifadelerini kullandı. Bu karar konusunda girişimlerde bulunduklarını kaydeden Can, Başkan Kadir Topbaş’a itiraz dilekçesi yazarak,
bu durumun haksızlık olacağını belirttiklerini
anlattı. http://www.showhaber.com/taksiucretlerine-zam-yapildi-646861h.html
43
BAŞKAN GÖKHAN’IN
DA SANIK OLDUĞU
KOOPERATİF DAVASI
BAŞLADI
Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın
da aralarında bulunduğu 39 kişinin yargılandığı, Çanakkale S.S. 18 No’lu Şehiriçi Minübüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi davasına başlandı. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın iddianamesinde Başkan
Gökhan, suç örgütü kurmak ve yönetmekle
suçlanıyor.
Belediye denetimli halk otobüslerinin bağlı
olduğu kooperatifin davası, İstanbul Beşiktaş
Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararı
vermesi üzerine Çanakkale’ye alındı. Duruşmaya 39 sanık, 36 müşteki ve 7 müşteki
sanık katıldı. Mahkeme Başkanı Ramazan
Akyol, sanık ve müştekilere dava hakkında
bilgi verdikten sonra, gelmeyenler olduğunu
belirterek, duruşmanın iki gün süreceğini açıkladı. Duruşma, dava kapsamındaki toplam
82 kişinin kimlik tespitlerinin yapılmasıyla
başladı. 182 sayfa ve 45 klasörden oluşan
iddianamede, sanıklara yönelik 48 eylem ve
16 olay suçlaması bulunuyor. Akyol, sanıklara bu eylem ve olaylarla ilgili bilgi verdikten
sonra sorular yöneltti.
Soruşturma, Ekim 2008’de Çanakkale Belediyesi denetiminde bulunan kooperatiften
bir grup üyenin, imzasız mektup göndermesi
üzerine İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından başlatıldı. O dönemde kooperatifin başkanı olan B.G., Başkan Yardımcısı
H.A., yönetim kurulu üyeleri F.A., A.K., N.K.,
Ü.G. ve M.E., denetim kurulu üyeleri C.M.,
İ.K. ve İ.E.’nin kooperatifi büyük miktarda
zarara uğrattığı, görevlendirdikleri kişilerin
üyeleri tehdit ettiği, bir üyenin ayağından
vurulduğu, bazılarının darp edildiği öne sürülüyor.
44
Gökhan’ın İstasyonundan Benzin Almaları
İçin Üyeler Tehdit Edilmiş
İddianamede, kooperatifin denetiminden
sorumlu olan Başkan Ülgür Gökhan suç örgütü kurmak ve yönetmek, zincirleme olarak
zimmet, zincirleme olarak nitelikli zimmet,
görevi kötüye kullanmak, zincirleme olarak
özel belgede sahtecilik, zincirleme olarak
açığa atılan imzanın kötüye kullanılması, birden fazla kişiye karşı dolandırıcılık, nitelikli
dolandırıcılık, zincirleme olarak tehdit gibi
birçok konuda suçlanıyor.
Belediye Ulaşım Hizmetleri Müdürü H.G.’nin
çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmasının, örgüt faaliyetleri çerçevesinde haksız menfaatler elde etmesinin ve sair suçlar işlemesinin
yanısıra Başkan Gökhan’ın da örgütün varlığını bildiği, eylemlerine bilerek ve isteyerek
yardım ettiği öne sürülüyor. Ayrıca belediye
başkanlığı görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kooperatif üyelerini, kendisine ait Lütfü Gökhanoğulları Kom.Şti.’ye ait
istasyondan piyasanın çok üstünde fiyatla
akaryakıt almaları için icbar etmek suretiyle
irtikap suçu işlediği de iddia ediliyor. http://
www.showhaber.com/baskan-gokhaninda-sanik-oldugu-kooperatif-davasi-basladi644744h.htm
TİRE ŞİŞ KÖFTE, TÜRKİYE
PAZARINA AÇILDI
Ege mutfağının beğenilen yemeklerinden Tire Şiş Köfte, Tire Süt Kooperatifi tarafından
Türkiye’ye yayılacak. Daha evvel İzmir marketlerinde tüketicinin beğenisine sunulan
kooperatif ürünleri, artık ülkenin tamamında
satılabilecek. Kooperatif ile Migros Mağazalar zinciri arasında yapılan protokol çerçevesinde, 300 mağazanın raflarında yerini alan
Tire Şiş Köfte’nin ulusal medyada tanıtımı
başladı.
Tüketiciye çiftlikten sofraya kadar kontrollü
ve denetim altında sağlıklı ürün sunduklarını dile getiren Tire Süt Kooperatifi Başkanı
Mahmut Eskiyörük, “Tire Süt Kooperatifi bir
üretici kuruluşudur. 1967 yılında kurulan Tire
Süt Kooperatifi, bugün 2 bine yakın üreticinin
birlikteliğiyle oluşan büyük bir güç olmuştur.
Bugüne kadar üreticilerimize verdiğimiz destekle, üretim maliyetlerini düşürerek kaliteli üretim yapmalarını sağladık. Üretimin ve
üreticinin devamlılığını sağlamaya yönelik
yatırımlarımız sayesinde, sadece Türkiye’de
değil, 2012 yılında Birleşmiş Milletler Gıda
ve Tarım Örgütü tarafından Dünyada Örnek
Kırsal Kalkınma Modeli unvanını kazanarak
dünyanın da dikkatini çektik.” dedi.
Tire Köftenin Özelliği
Kooperatif olarak üretimini yaptıklarını pastörize süt, yoğurt, ayran, peynir çeşitleri, şiş
köfte ve sucuğun tüketiciden büyük ilgi gördüğünü aktaran Eskiyörük,“Otomatik sağım
sistemli çiftliklerden el değmeden üretilen
sütler, tüm laboratuar analizleri yapılıp gıda
güvenliğine uygun olarak hijyenik koşullarda
işlenmektedir. Ayrıca ortaklarımıza ait erkek
danaların, sağlık kontrolleri yapılarak kesimi
gerçekleştirilmekte ve hijyenik koşullarda
işlenerek mamule dönüştürülmektedir. Tire
Süt Kooperatifi ürünlerini tercih etmekle;
sağlıklı besleneceğiniz gibi, aynı zamanda
büyük emek sarf ederek üretim yapan kırsaldaki üreticiyi desteklemiş olacaksınız.” diye
konuştu.
Et yemekleri içerisinde iki kez pişirilerek hazırlanan tek köfte olan Tire Şiş Köfte, dananın özel yerlerinden yapılmaktadır. Köftenin
yapılış aşamasında iki kez kıyma makinesinden geçirilen et, tam bir gün boyunca bekletildikten sonra yeniden kıyma makinesinde
işlemden geçiyor. Isıyı eşit şekilde dağıtan
özel şişlere geçirilen köfte, odun ateşinde
yüzde 80 oranında pişiriliyor. Hiç bir katkı
maddesi ilave edilmeden paketlenen Tire
Şiş Köfte, özellikle hızlı hazırlanışıyla çalışan
ve yemek yapmaya fazla zamanı olmayan
bayanların yeni gözdesi haline geldi. http://
www.showhaber.com/tire-sis-kofte-turkiyepazarina-acildi-644018h.html
SAMAN FİYATLARI TÜRKİYE
GENELİNDE 50 KURUŞA
SABİTLENECEK
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürü Abdullah Kutlu,
Türkiye’nin her yerinde saman ve kaba yemin
fiyatının kararname ile 50 kuruşa sabitleneceğini söyledi. Kutlu, ‘Bu yöntemle çiftçi KDV
dahil 50 kuruşa saman ve ot alacak, eğer 90
kuruşa mal etmişsek 40 kuruşu bakanlık karşılayacak. Dolayısıyla şu anki durumda tansiyon düşecek.’ dedi.
GÜBRETAŞ’ın Tarım Kredi Kooperatifleri’nde
görevli ziraat mühendislerine yönelik düzenlediği eğitim seminerinde saman sıkıntısına
ilişkin soruları cevaplayan Kutlu, saman konusunun speküle edilen bir konu olduğuna
dikkat çekti. 2012 yılında bahar yağmurlarının olmaması sebebiyle, saman ve kaba
yemde açığın ortaya çıktığını dile getiren
Kutlu, spekülatörlerin olandan çok daha fazla açık varmış gibi göstererek fiyatları suni
olarak yükselttiğini kaydetti.
Saman fiyatlarının 120-130 kuruşa kadar çıktığını ve bu durumla ilgili tedbir alınması ihtiyacı duyulduğunu anlatan Kutlu, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri olarak kendilerinin
de ithalata girdiklerini ve fiyatları düşürmek
istediklerini vurguladı.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın da
desteğiyle bu konuda bir rahatlama meydana getirdiklerini ifade eden Kutlu, “Bu kararnameye göre, biz saman fiyatını 50 kuruşa
sabitliyoruz. Türkiye’nin her yerinde samanın ve kaba yemin fiyatı 50 kuruş olacak.
Kalan kısmı da bakanlık destekleyecek. Yani
çiftçi KDV dahil 50 kuruşa saman ve ot alacak, eğer 90 kuruşa mal etmişsek, 40 kuruşu
45
bakanlık karşılayacak” dedi.
Spekülatörlerinde ellerindeki samanları
piyasaya uygun bir şekilde çıkarmaya başladıklarını,50 bin tonluk ithalat için yurt
dışı bağlantılarının olduğunu anlatan Kutlu, şöyle devam etti: ‘Saman konusunda
Gürcistan’dan, Bulgaristan’dan, Ukrayna’dan
bağlantılarımız oldu, belki İtalya’dan da gelecek. Çiftçimizin ne kadar samana ve kaba
yeme ihtiyacı varsa biz bunu getireceğiz. Talep 20 günde 47 bin tona yaklaştı. Toplam
talebin 100 bin tonu geçmeyeceğini tahmin
ediyoruz. Nisan ayından itibaren birçok bölgede hayvanlar dışarı çıkmaya başlayacağı
için, bu sorunun da ortadan kalkmış olacağını düşünüyoruz. http://www.showhaber.
com/saman-fiyatlari-turkiye-genelinde-50kurusa-sabitlenecek-640793h.htm
YERLİ SAMANIN KİLOSU 50
KURUŞA DÜŞTÜ
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez
Birliği ‘nin saman ithal edip, kilogramını 50
kuruştan satması, yerli saman fiyatlarında
gerilemeye neden oldu. Daha evvel kilogramı 1,30 lira olan yerli samanın bedeli 50
kuruşa indi.
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez
Birliği’nin saman ithalatı yapması, yerli saman stoklayarak fiyatlarını artıran spekülatörleri güç durumda bıraktı. 5 ülkeden satın
alınan samanla birlikte, yerli samanın kilosu
50 kuruşa çekildi.Tarım Kredi Kooperatifleri
Merkez Birliği Genel Müdürü Abdullah Kutlu, “Saman fiyatlarını şişiren spekülatörlerin
hevesleri kursaklarında kaldı. “dedi.
Kutlu yaptığı yazılı açıklamada, bahar aylarında sıcaklardan dolayı saman üretiminde
gerileme görüldüğünü, durumdan yararlanmayı amaçlayan spekülatörlerin stok yaparak saman fiyatlarını 1,50 kuruşa çıkardığını
aktardı.Fiyatlardaki ani artışı ile hayvancı-
46
lık yapanların dara girdiğini anlatan Kutlu,
soruna çare için Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı ile 5 ayrı ülkeden saman ithal edip
kilogramı 50 kuruştan çiftçilere dağıttıklarını
bildirdi.
Merkez Birliği saman fiyatlarını indirmek
için, 50 bin ton saman ithal etti. Taleplerin
artması halinde bu rakam 100 bini bulacak.
“2012 Uluslararası
Kooperatifler Yılı Ödülleri”
Sahiplerini Buldu
2012 yılının Birleşmiş Milletler tarafından
tüm dünyada “Uluslararası Kooperatifler Yılı” ilan edilmesinden sonra, yıl içinde gerçekleştirilen etkinlikler ‘’2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı Kapanış Toplantısı’’ ve Türkiye
Kooperatifler Fuarı’nın açılışı ile sona erdi.
ATO Congresium’da düzenlen 2012 yılının
kapanış etkinliği, Gümrük ve Ticaret Bakan
Yardımcısı Fatih Metin, Gümrük ve Ticaret
Bakanlığı Müsteşarı Ziya Altunyaldız, Türkiye
Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı Muammer Niksarlı, Kooperatifçilik Genel Müdürü İsmail Kalender ve çok sayıda davetlinin
katılımıyla gerçekleşti.
Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı Fatih
Metin, yaptığı konuşmada, kooperatiflerin
öneminin tüm dünyada kabul edildiğini, bu
nedenle Birleşmiş Milletler (BM) tarafından
2012 yılının Uluslararası Kooperatifler Yılı
olarak ilan edildiğini dile getirdi. Hükümet ve
bakanlık olarak kooperatiflere büyük önem
verdiklerini ifade eden Metin, kooperatiflerin sosyal ve iktisadi kalkınmanın nimetlerinin daha geniş kesimlere ulaştırılmasını
sağlayan en önemli araçlardan biri olduğunu
kaydetti.
Metin, gelişmiş ülkelerde kooperatiflere
halkın katılım düzeyinin oldukça yüksek olduğunu ifade ederek, Japonya’da her 3 aile-
den 1’nin, Kanada’da her 10 kişiden 4’ünün,
Almanya’da da her 4 kişiden 1’nin en az 1 kooperatifin ortağı olduğunu kaydetti.
Türkiye’de ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev ve sorumluluk alanında faaliyet gösteren 30 ayrı türde
84 bin civarında kooperatifin 8 milyondan
fazla insana hizmet sunduğunu belirten Metin, ‘’8 milyonu aşkın insanımızı ekonomik
aktivitelerin içine katmayı başaran kooperatif işletmeler, özellikle kırsal alanda istihdamın arttırılması, iç ve dış ticaretin geliştirilmesi, piyasaların düzenlenmesi ile refah ve
zenginliğin ülkemizin en ücra köşelerine kadar ulaşmasına öncülük ediyor’’ dedi.
Uluslararası Kooperatifler yılında Türkiye’deki kooperatiflerin daha güçlü ve etkin kuruluşlar olması için önemli adımlar attıklarını
anlatan Metin, şöyle konuştu: ‘’Cumhuriyet
tarihinde bir ilke imza atarak, dünyaya örnek
bir çalışma yaptık. Bakanlığımız koordinasyonunda hazırlanan Türkiye Kooperatifçilik
Strateji ve Eylem Planı’nı devletin resmi bir
belgesi haline getirdik. Bu, strateji ve eylem
planı ile birlikte ülkemiz kooperatifçilik vizyonu ‘güvenilir, verimli, etkin ve sürdürülebilir
ekonomik girişimler niteliğini kazanmış bir
kooperatifçilik yapısına ulaşmak’ olarak belirlenmiştir.’’
-’’Türkiye’deki kooperatifler sayısal açıdan
dünyadakilerin neredeyse yüzde 10’u’’Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ziya
Altunyaldız da, kooperatifçilik sisteminin rasyonel ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınıp
uygulandığında üreticilere, tüketicilere, küçük işletmelere ve diğer menfaat sahiplerine
çok büyük fayda sağladığını söyledi.
Türkiye’deki kooperatiflerin sayısal açıdan
dünyadaki tüm kooperatiflerin neredeyse
yüzde 10’unu oluşturduğunu ifade eden Altunyaldız, ancak kooperatiflere halkın katılım oranının kooperatiflerin mali büyüklükle-
ri, pazar payları ve piyasa derinlikleri açısından bakıldığında, dünya ortalamasının çok
gerisinde kaldığını söyledi.Türkiye’de 2010
yılında 1.547, 2011 yılında 1.033 olmak üzere 2 yılda 2 bin 600’e yakın yeni kooperatifin
kuruluşunun gerçekleştiğini anlatan Altunyaldız, ancak söz konusu 2 yılda 3 binin üzerinde kooperatifin de kapandığını kaydetti.
Kooperatiflerin faaliyet gösterdiği sektördeki pazar payı yüksek, ekonomi içinde daha
üretken ve istikrarlı yapılar haline gelmelerini amaçladıklarını belirten Altunyaldız, bu
toplantının kooperatif yılı kapanış toplantısı
olmasına rağmen, her yılı bir kooperatifçilik
yılı gibi düşünerek çalışacaklarını söyledi.
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı Muammer Niksarlı, kooperatifçiliğin gelişebilmesi için yerel ekonominin desteklenmesi, yerli malı kullanma bilincinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.İtalyanların ‘’yüzde
100 İtalyan’’ şeklinde slogan ürettiklerine
işaret eden Niksarlı, ‘’Biz de kendi ürettiklerimizi korumalı, desteklemeliyiz’’ diye konuştu.
Niksarlı, kooperatifçiliğin gelişmesi için kooperatiflerin tek çatı altında toplanması gerektiğini, bu konuda dikey örgütlenmelerin
zorunlu hale getirilmesi gerektiğini kaydetti.
Konuşmaların ardından Kooperatif Yılı kapsamında, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerine desteklerinden dolayı ödül
ve plaketler verildi.
Ardından, Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı Fatih Metin, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
Müsteşarı Ziya Altunyaldız ve beraberindekiler Türkiye Kooperatifler Fuarı’nın açılışını
gerçekleştirdiler.
http://www.gumrukticaret.gov.tr/altsayfa/icerik/564/2453/2012-uluslararasikooperatifler-yili-odulleri-sahiplerini-buldu.
html
47
48
Download

İndir (PDF, 1.58MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu