TÜRSAB
DERGİ
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Association of Turkish Travel Agencies
Kırılması Güç Bir Rekor
TÜRSAB
BAŞARAN ULUSOY
İLE DEVAM EDİYOR
A Hard to-Beat Record
TÜRSAB CONTINUES WITH BAŞARAN ULUSOY
ERKEN REZERVASYON
KAMPANYASI BAŞLADI
EARLY RESERVATION CAMPAIGN BEGAN
TRAVEL TURKEY
DÜNYAYI BULUŞTURDU
TURKISH TRAVEL BROUGHT THE WORLD TOGETHER
Güneydoğu’nun Muhteşem Üçlüsü
The Magnificent Trio of The Southeast
MARDİN
MİDYAT
HASANKEYF
OCAK 2014 JANUARY 343
Zirvede 46 yıl!
İlk O302‘yi ürettiğimiz günden beri güvenli, konforlu, kaliteli yolculuklar sunduk.
Otobüsçünün de yolcunun da ilk tercihi, otobüs denince akla gelen ilk marka olduk.
2013 yılında da turizm ve şehirlerarası yolcu taşımacılığında liderliğimizi sürdürmenin mutluluğunu
yaşıyoruz. Bizi zirveye taşıyan ve zirvede tutan bütün müşterilerimize teşekkür ederiz.
Otobüs Mercedes-Benz‘dir.
www.mercedes-benz.com.tr
“ Dünya’ nın Biletini Kesiyoruz.. ”
Sadece siz acentelerimiz için geliştirdik....
TÜRSAB
e
l
p
p
A
Apple
mobile.biletbank.com
linkinden indirebilir, mevcut
kullanıcı adı ve şifreniz ile
giriş yapabilirsiniz.
BiletBank
Acenteniz artık BiletBank
Apple üzerinde Hep AÇIK...
Sayı 343
Ocak 2014
Issue 343
2014 January
TÜRSAB
TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹
‹çindekiler
Contents
taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r
Published monthly by
ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES
Başaran Ulusoy İle Devam
Travel Turkey İzmir
Başaran Ulusoy Was Elected Once More
Travel Turkey İzmir
Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü
Managing Editor
Feyyaz YALÇIN
12
Güneydoğu’nun Muhteşem Üçlüsü
Mardin Midyat Hasankeyf
The Magnificent Trio of the Southeast
Mardin, Midyat, Hasankeyf
TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü
Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENG‹L
18
Erken Rezervasyon Kampanyası Başladı
Early Reservation Campaign Began
Yayın Kurulu
Editorial Board
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR,
Ayşim ALPMAN, Özgür AÇIKBAŞ,
Aylin ŞEN, Elif TÜRKÖLMEZ, Zafer AVŞAR,
Gökçe KÖSEOĞLU, Gülce ERHAN
BALTAOĞLU
22
Yine Dünyayı Buluşturdu Travel Turkey İzmir
It Brouht the World Together Again
Travel Turkey İzmir
Mardin, Midyat, Hasankeyf
Ankara
Mardin, Midyat, Hasankeyf
Ankara
Grafik Uygulama
Graphical Implementation
Semih BÜYÜKKURT
38
Güvercinkayası
Güvercinkayası
Güvercinkayası
Simit
Güvercinkayası
Simit
48
Ay’a Yolculuk
Travelling to the Moon
Baskı
Printing
Müka Matbaa
Bask› Tarihi
Print Date
Ocak/January 2014
TÜRSAB
Tel: (0.212) 259 84 04
Faks: (0.212) 259 06 56
Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7
Şişli-İstanbul/Türkiye
www.tursab.org.tr
e-mail:[email protected]
52
Kuşadası Golf Resort & Spa
Kuşadası Golf Resort & Spa
58
TÜRSAB Haberler
TÜRSAB News
60
EXPO Haberler
EXPO News
62
THY Haberler
THY News
Görsel ve Editoryal Yönetim
Visual and Editorial Management
Hümeyra ÖZALP KONYAR
Haber ve Görsel Koordinasyon
News and Visual Coordination
Özgür AÇIKBAŞ
34
Karagöz - Hacivat
Karagöz - Hacivat
45
Herkesi Birleştiren Çember
The Circle Which Unites Everyone
Yerel Süreli Yay›n
Local Periodical
TÜRSAB ad›na Sahibi
Owner on behalf of TÜRSAB
Başaran ULUSOY
6
Başaran Ulusoy İle Devam
Başaran Ulusoy Was Elected Once More
28
Ankara
Ankara
ISSN 1300-3364
Ay’a Yolculuk
Kuşadası Golf Resort & Spa
Travelling to the Moon
Kuşadası Golf Resort & Spa
TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n
Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB
DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan kaynak
gösterilmeden al›nt› yap›lamaz.
TÜRSAB MAGAZINE is a member of the Turkish Press
Council and has resolved to abide by the Press Code of
Ethics. None of the articles and photographs published
in the TÜRSAB MAGAZINE maybe quoted without
mentioning of resource.
KAZANAN TÜRSAB OLDU
Başaran Ulusoy
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan›
The President of TÜRSAB
Birliğimiz için en önemli gündemlerden birini,
bu yıl 21.sini düzenlediğimiz TÜRSAB Olağan
Genel Kurulu’nu hep birlikte coşkuyla idrak
ettik. Yedi dönem boyunca hiç durmadan koşan,
Türkiye turizminin gelişmesi için çalışmalarına
her gün daha büyük bir heyecanla başlayan
bir ekip olarak sekizinci dönemde de sizlere
ve ülkemize hizmet etmekten büyük bir onur
duyacağımızı ifade etmek isterim. Bizlere
inandığınız, güvendiğiniz ve desteklediğiniz için
teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Yüksek Seçim
Kurulu temsilcilerini, divan heyetini ve yönetim
kurulundaki arkadaşlarımı titiz çalışmalarından
dolayı tebrik ederim.
Yeni dönemde TÜRSAB olarak daha fazla
çalışacağımıza, daha fazla koşacağımıza kimsenin
şüphesi olmasın. Çünkü biz başarının tesadüf
olmadığını biliyoruz, başarı ancak ve ancak
çalışmakla, önüne her gün daha büyük hedefler
koymakla mümkün.
Türkiye artık turist bekleyen değil, turist seçen
bir ülke. Bu başarı bizim. Bugün ülkemize gelen
turist sayısı yılda 35 milyona ulaşmış durumda.
10-15 yıl önce hayalini bile kuramayacağımız
rakamlar bunlar. Bu başarı da bizim, yokluklar
içinde çalışıp turizm sektörünü bugünkü prestijli
konumuna getiren meslek büyüklerimizin,
hepimizin…
Önümüzdeki bu yeni engelli maratonu aşmak
için ihtiyacımız olan gücü sizlerden alıyoruz. Yeni
dönemde de hep birlikte nice başarılara imza
atacağız, inanıyoruz.
IT WAS TÜRSAB WHO WON
This year, working together, we accomplished one
of our most important agenda items, TÜRSAB’s
21st Ordinary General Assembly. I would like to
emphasize how proud I am to serve you and our
country on behalf of our team who diligently worked
to improve Turkish Tourism, and ran without
stopping for 7 periods. I would like to thank you for
believing, supporting and relying on us. I hereby
also congratulate the supreme election board,
council committee and my friends among our board
members for their diligent and scrupulous work.
In the new term, undoubtedly we, as TÜRSAB, will
run more and work harder. Because we are aware
that success is not dependent on chance. Achieving
success is only possible with more work and setting
bigger targets everyday.
Turkey is not a country that waits for tourists but a
country that markets to tourists proactively. This is
our common achievement. The number of tourists
coming to our country is 35 million today. Those
are the figures which even we could not imagine
10-15 years ago. This success belongs to us and
our elders who managed to bring the tourism
sector to its present prestigious position by working
diligently in very hard times…
We get the power needed to overcome the hurdles of
this marathon from you. We altogether believe and
hope to achieve many successes in new term.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 3
TIDS
TRAVEL INDUSTRY DESIGNATOR SERVICE
Run your travel agency…
Your way!
One number lets you do it all
If your travel agency issues tickets through a host or
consolidator, TIDS is for you. As a TIDS agency you get
your very own IATA number, which means you can work
directly with suppliers. No more split commissions.
Your employees will like it too
And what is more, once your agency becomes TIDS,
your employees will become eligible for the IATA /
IATAN Travel Agent ID Card, which opens another
world of benefits.
Most suppliers globally use agency IATA codes to make
commission payments and track agency sales volumes.
With a low annual fee, TIDS is the best investment
you can make for your business.
www.iata.org/tids
[email protected]
KIRILMASI GÜÇ BİR REKOR:
BAŞARAN
ULUSOY ile
DEVAM
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin
30 Kasım-1 Aralık 2013 tarihinde
gerçekleşen 21. Olağan Genel Kurulu,
bir kez daha “Başaran Ulusoy” dedi.
Böylece 8. kez yeniden TÜRSAB
Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilen
Başaran Ulusoy, Türkiye’de örneği az
bulunur bir rekora imza attı.
A HARD-TO-BEAT-RECORD:
BAŞARAN ULUSOY WAS ELECTED ONCE MORE
Members who participated in the 21st General Assembly of TÜRSAB
that took place on 30 November and 1 December 2013 said
“Başaran Ulusoy” once again. So, Başaran Ulusoy who was elected as
the President of TÜRSAB for the 8th time, set a record that probably
cannot be broken for years in Turkey.
 Özgür Açıkbaş & Semih Büyükkurt
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 7
TÜRSAB’ın 30 Kasım-1 Aralık 2013 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar
Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşen 21’nci Olağan Genel
Kurulu’nda Başaran Ulusoy ve ekibi güven tazeledi. Bu sonuçla birlikte
sekiz kez üst üste seçim kazanan Başaran Ulusoy, TÜRSAB Yönetim Kurulu
Başkanı olarak görevine devam edecek.
21’inci Olağan Genel Kurul’un açılış törenine Kültür ve Turizm Bakan
Yardımcısı Abdurrahman Arıcı, Bakanlık yetkilileri, İzmir Vali yardımcısı
Cumhur Güven Taşbaşı, TUROB Başkanı Timur Bayındır ve seyahat acentası
temsilcileri katıldı.
İki gün süren Genel Kurul’un ilk günü açılış töreni ile başladı. Bir dakikalık
saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından TÜRSAB’ın iki yıllık faaliyetlerini
özetleyen bir tanıtım filmi izlendi. Başkan Başaran Ulusoy’un “hoşgeldiniz”
konuşmasıyla açılan Genel Kurul’a Türkiye’nin her bölgesinden gelen
2.122 seyahat acentasının temsilcileri katıldı.
Konuşmasına, TÜRSAB’ın geçmiş dönemlerinde kuruma katkıda bulunan
turizm emekçileri, Kültür ve Turizm eski bakanları ve TÜRSAB’ın eski
başkanlarını anarak başlayan Ulusoy “Ülke genelinde hepimizin şiddet ve
terörden arındırılmış bir ortamın yaşatılmasına ve muhafazasına destek
vermesi lazım” diyerek şunları söyledi:
8
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
President Başaran Ulusoy and his team restored trust in the 21st General
Assembly held at the İstanbul International Lütfi Kırdar Convention and
Exhibition Center on 30 January - 1 December 2013. Winning the election
including this one 8 times, Başaran Ulusoy will continue with his duty as the
president of TÜRSAB’s Board of Members.
Abdurrahman Arıcı, Vice Minister of Culture and Tourism; officials from the
Ministry, İzmir Deputy Governor Cumhur Güven Taşbaşı; TUROB President
Mehmet Bayındır, and travel agencies’ representatives participated in
the inauguration ceremony of 21st General Assembly. The first day of the
General Assembly, which lasted 2 days, began with the opening ceremony.
After standing in silence for one minute and for the national anthem, an
introductory film summing up TÜRSAB’s 2 years of activities was viewed.
The 2122 representatives from every part of Turkey participated in the
General Assembly which was initiated with the President Ulusoy’s words
of “Welcome!” Beginning his speech by touching on tourism laborers who
contributed to this company in previous terms, former ministers of tourism
and former presidents of TÜRSAB, Mr. Ulusoy continued his speech as
follows: “We, all of us, should support and make efforts to create and
maintain a terror-free environment, because, tourism is our future. Other
“Çünkü turizm geleceğimizdir. Diğer sektörler ithal ederek ihraç ediyor.
Biz doğrudan ihraç ediyoruz. İhracatımızın yüzde 19,2’sini, dış ticaret
açığının yüzde 34,9’unu ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın 3,7’sini karşılayan
bu sektördür. Bu ülkede sizin hizmetkarınız olmaktan şeref duyarım.”
Başaran Ulusoy konuşmasında Türkiye’de turizm sektörünün gelişmesine
de değindi ve şöyle devam etti:
“Siyasi ve ekonomik istikrarla 2012’de 13 milyon insanımız seyahat etti.
Türkiye müşteri bekleyen, kapı kapı çalıp da döviz bekleyen değil, karar
veren, turist gönderen bir ülke konumuna geldi.”
Genel Kurul’un açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı
Abdurrahman Arıcı ise, seyahat acentalarının turizmin gelişimi
ve çeşitlendirilmesinde çok önemli role sahip olduğunu aktardı.
“Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü olan 2023 yılında, 50 milyon turist
ve 50 milyar dolar turizm geliri hedefine sizlerle ulaşacağımız konusunda
herhangi bir endişemiz bulunmamaktadır” diyen Arıcı, son 10 yıl içerisinde
ülke turizminde gerçekleşen büyük değişimin, dünya turizmi açısından da
dikkat çektiğini söyledi.
Öğleden sonraki bölümü oluşturan ikinci oturumda yasa gereği kurul
çalışmaları başladı. TÜRSAB Yönetim Kurulu eski Başkanlarından Talha
Çamaş’ın başkanlığa seçildiği, Genel Kurul Divan Başkanlığı yönetiminde
20. Faaliyet Dönemi organları son iki yıllık icraatlarını aktardı.
Genel Kurul’un ikinci günü olan 1 Aralık 2013, saat 09:00’da başlayan
oylama saat 17:00’ye kadar devam etti. Sandıkların kapanması ve oyların
sayılmasının ardından, Seçim Sandık Kurulu ve Divan Heyeti tarafından
açıklanan sonuçlar, TÜRSAB’ın 21. Dönem Yönetim, Denetim ve Disiplin
kurullarının oluşmasını sağladı.
TÜRSAB’ın 21. Olağan Genel
Kurulu’ndan görüntüler. Kültür
ve Turizm Bakan Yardımcısı
Abdurrahman Arıcı (kürsüde, sol
sayfada), Başaran Ulusoy ile birlikte
(solda). Konuklar ve Delegeler Saygı
Duruşu’nda (altta).
Images from the 21st Ordinary General
Assembly of TÜRSAB. Abdurrahman
Arıcı, Vice Minister of Culture and
Tourism; (on platform, left page)
With Başaran Ulusoy (left) Guests and
delegates Seen Standing in Silence
(bottom).
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 9
• 21. DÖNEM YÖNETİM KURULU
21st Term the Board of Members
Başaran Ulusoy
Firuz B. Bağlıkaya
Dr. Bülent Katkak
Burak Tonbul
Muammer Güner
Nebil Çelebi
Çetin Gürcün
Hande Arslanalp
Davut Günaydın
• 21. DÖNEM DENETİM KURULU
21st Term Board of Auditors
Semih Ulu
Mehmet Hikmet Selçuk
Handan Engin
• 21. DÖNEM DİSİPLİN KURULU
21st Term Discipline Committee
Mustafa Altıparmak
Zeliha Sözüşen
Aylin Özsavaş
10 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
“Kazanan TÜRSAB oldu”
İlçe Seçim Kurulu’nca yapılan oy
sayımlarının ardından açıklanan sonuçlar
Başaran Ulusoy’un listesinin seçildiğini
gösteriyordu. Bu sonuçla Ulusoy, 1999’dan
beri 8 kez Yönetim Kurulu Başkanı
oluyordu.
Oylama sonuçlarının ardından bir konuşma
yapan Başkan Başaran Ulusoy “Sekiz
dönem yorgun koşan ve koşarken yaptığını
anlatamayan günlerden bugüne geldik.
Burada kazanan TÜRSAB oldu” dedi ve
şöyle devam etti:
“Bundan sonra yeni ekibimle eksiklerimizi
gidererek yolumuza devam edeceğiz.
TÜRSAB’da muhalefet yoktur. Hizmete,
göreve talip olma vardır. Bu toplantının
başarılı geçmesinde katkısı olan Yüksek
Seçim Kurulu temsilcilerine, Divan
Heyeti’ne, Yönetim Kurulu’ndaki
arkadaşlarıma, Bakanlık temsilcilerine
teşekkür ediyorum. Gelecek dönem nerede
hatamız varsa onu düzelterek yolumuza
devam edeceğiz. İktidar olduğunuz
zaman mesuliyet size aittir. TÜRSAB’da
siyaset olmaz, TÜRSAB’da parti olmaz.
TÜRSAB internet sayfalarında yazılan
yazılar değildir. Biz üyelerimizin derdine
bakıyoruz.
Biz barıştan ve sevgiden yana olduk.
Sabırları zorlamaktansa, hizmet anlayışını
zorlamakta fayda var. Biz yarın gidecekmiş
gibi çalıştık. Ben TÜRSAB’a ve ülkeme
hizmet ettim. Biz toplumsal örgütlenmenin
önüne geçecek her şeye karşıyız. TÜRSAB
sectors are exporting by importing, but we are
directly exporting. Our sector comprises 19.2%
of our total export, 34.9 % of foreign trade
deficit and 3.7 % of GNP. I am very proud to
serve you in this country.”
After touching on the improvement of the
tourism sector in Turkey, President Ulusoy
went on to say that “Thanks to political and
economic stability, thirteen million people
travelled in 2013. Turkey is not a country
that waits for tourists and begs for foreign
currency by knocking doors incessantly. It is
a determined country that can send tourists
abroad.”
Speaking at the opening of the General
Assembly, Abdurrahman Arıcı, Vice Minister of
Culture and Tourism, conveyed that the travel
agencies have a significant role to improve
and diversify tourism. Stating that “We don’t
hesitate at all in saying that we would reach the
targets of 50 million tourists and $50 billion
tourism income in 2023, the 100th anniversary
of our republic with your support. “Mr. Arıcı
added that the big change that occurred in the
last decade is still attracting great interest in
terms of world tourism.
As required by law, general assembly process
was started in the second session which took
place in the afternoon. Talha Çamaş, a former
TÜRSAB president, was elected as President
of the Council of General Assembly and 20th
Activity Period Organs in that council which
released their last 2 years of activities.
Voting starting at 9 am on 1 December 2013,
the second day of the General Assembly,
Başkanı olarak mazbatamı aldıktan sonra hiç kongre olmamış gibi hareket edeceğiz.
Bu kuruma yara aldırmak kimseye fayda sağlamaz; biz 14 yıl buna dikkat ettik.”
1991-1993 yılları arasında TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet veren
Başaran Ulusoy, 1999 yılında düzenlenen Genel Kurul’un galibi olmuştu. 1999
yılından beri girdiği tüm seçimleri kazanarak, TÜRSAB Başkanı olarak görev yapan
Ulusoy, bir kez daha seçim kazanarak kırılması güç bir rekora imza attı.
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy seyahat acentası yetkilileri ile ve 20. Dönem
Yönetim Kurulu Üyeleri toplu halde.
continued to 5 pm. In the wake of counting the polls and closing
the ballot boxes, results announced by the Election Commission
and the Council Committee enabled board and the audit and
discipline committees of 21st Term of TÜRSAB to form.
“It was TÜRSAB who won”
Results revealed by the county election commission showed
that the team of Başaran Ulusoy was elected. According to this
outcome, he retained the presidency of TÜRSAB after winning
the election for the eighth consecutive time since 1999. After
the results of the polling, President Başaran Ulusoy made
a speech to say that “We came to these days from the days
in which we were running very tired and could not tell what
we had done. Here, it was TÜRSAB who won”. He continued
his words saying that “We will go forward by correcting
deficiencies with my new staff.
There is not any opposition in TÜRSAB but there is a demand
for serving and doing good deeds. I would like to give thanks
to the representatives of the Supreme Election Committee, the
Council Committee, my friends on the Board of Directors, and
ministry representatives who contributed to the success of this
meeting.
In the next term, we will go on by eradicating our faults and
mistakes where ever they are. When you come to power,
responsibility belongs to you. No politics occur in TÜRSAB,
neither a political party.
TÜRSAB is not just the things written on web pages. We are
dealing with our members’ troubles. We’re are always in
favor of peace and affection. Rather than trying somebody’s
patience, we prefer to embrace the customer service model.
I serve TÜRSAB and my country. We are against everything
that can prevent social unity. After receiving my commission
as the TÜRSAB President, I and my team will proceed as if any
assembly did not take place. To injure this institution does not
bring any benefit to anyone. We have focused on this for 14
years.”
Başaran Ulusoy who had served the institution as Chairman of
the Board between 1991 and 1993 years won the election at
the General Assembly held in 1999. Winning all elections from
that day on, and continuing his duty as President, Başaran
Ulusoy achieved a great success which is a hard -to -beat
record by winning an election once again.
TÜRSAB president Başaran Ulusoy is seen all together with travel agencies’
representatives and the 20th Term Board of Members.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 11
GÜNEYDOĞU’NUN
MUHTEŞEM ÜÇLÜSÜ
MARDİN
MİDYAT
HASANKEYF
Güneydoğu Anadolu, kültür, inanç,
gastronomi hatta kongre turizmi açısından
gittikçe daha fazla ilgi çekiyor. Bölgenin
tartışılmaz yıldızlarının başında Mardin,
Midyat ve Hasankeyf var.
 Özgür Açıkbaş
THE MAGNIFICENT TRIO OF THE SOUTHEAST
MARDİN, MİDYAT, HASANKEYF
 Shutterstock, muratart
Southeastern Anatolia is gradually attracting more attention in terms
of culture, faith, gastronomy and even congress tourism. Indisputable
stars of the region are Mardin, Midyat and Hasankeyf.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 13
ABBARA ya da
EVLERİN İÇİNDEN
GEÇEN YOLLAR
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki
illerde örgü teknikleri kullanılarak
inşa edilmiş, eğrisel yüzey ya da
yüzeylerden oluşan mimari örgü
ögesine “abbara” ya da “kabaltı” deniyor. Abbaralar, sokakları
birbirine bağlayan, yazın sıcaktan
korunulan, serinliğinden, gölgesinden faydalanılan, soluk alınan
geçitler. Sözcük anlamı da “karanlık
geçit, oyuk”! Abbaraların alt kısmı
kamuya, üst kısmı ise ait olduğu
yapı sahibine ait. Kültür ve Turizm
Bakanlığı’nın mimarlık örneği listesinde Şanlıurfa, Adıyaman, Batman,
Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin,
Siirt ve Şırnak’ta toplam 14 kabaltı
yer alıyor.
Mardin-Midyat, Batman-Hasankeyf... Günümüzde tarihi,
kültürel çeşitliliği, kültürel ve mimari varlıkları, farklı
dinlere ait ibadethaneleri ve kutsal alanları, medreseleri,
özgün dokusunu koruyan konaklama tesisleri, mutfağı,
el sanatları, dokumaları, gümüşleri, bakırları ile
her kültürden, her dinden insanın ilgisini çeken bir
bölgedeyiz...
ABBARA or THE
”PASSAGES THROUGH
THE HOUSES”
The name of this architectural
‘weaving’ mechanism comes from
the weaving techniques used in the
Southeast Anatolian Region called
“abbara” or “kabaltı.” Abbaras are
passages connecting the streets to
each other. You can protect yourself
from the heat in their shade and
take deep a breath of air. If you
look it up in the dictionary, “dark
passage, cavity” are the words you
find. The lower part of the abbaras
is public; the upper part belongs
to the owner of the house. There
14 kabaltıs in Şanlıurfa, Adıyaman,
Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis,
Mardin, Siirt and Şırnak listed on
the architecture sample list of the
Ministry of Culture and Tourism.
14 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
Çan ve Ezan seslerinin kanonu: Mardin
Mezopotamya, avcı-toplayıcı toplum düzeninden çıkılıp,
ilk yerleşik düzenin başladığı, tarihin ilk tarımının
yapıldığı, ilk şehir devletlerinin kurulduğu, yazının,
takvimin ve çarkın keşfedildiği, astronomi ve bilimle
uğraşılan özel bir coğrafya. Adının Süryani dilinde
“mardo”nun (kale) çoğulu olan “merdin”den geldiği
söylenen Mardin ve çevresi de Asur, Pers, Helen, Roma,
Bizans, Arap, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlılara ait
uygarlık eserlerini günümüze kadar taşıyan bir açıkhava
müze alanı.
Mardin’in olmazsa olmazları
Mardin’i gezmeye Türkiye müzeciliği için yeni ve önemli
bir aşama olan “Arkeoloji Parkı”na da sahip Mardin
Müzesi’nden başlanabilir. Müze’de Girnevaz Höyük
kazılarında bulunan tablet, silindir mühür, seramik,
figürin ve takılar, Eski Tunç, Asur, Urartu, Grek, Pers,
Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı
Dönemleri’ne ait seramik, mühür, kandil, sikke ve cam
şişe örnekleri, Midyat gümüş işçiliğinden örnekler,
yöresel giysiler, kılıçlar, kahve (mırra) takımları, hamam
takımları, tespihler, bakır eşyalar sergileniyor. Müzeden
sonra, şehir içindeki Abbaralar, Kaleler ve Mardin
Evleri’nin yanısıra Kırklar Kilisesi (Mor Behnam Kilisesi),
Surp Hovsep Kilisesi (Mor Yusuf), Meryem Ana Kilisesi,
Çerme Ailesi Evi, Kız Meslek Lisesi, Zinciriye Medresesi,
Kervansaray, Şahtana Ailesi Evi, Eski Vali Konağı, Eski
Askeri Kışla, Bab-es-sur Camii, Savurkapı Hamamı, Sitti
Mardin-Midyat,
Batman-Hasankeyf…
We are in a region, an
attraction center for all
kinds of people from every
religion and culture, which
has cultural diversity,
cultural and architectural
attractions, temples of
various religions, sacred
areas, medresas, wellpreserved resting facilities,
cuisine, crafts, weaving,
silver and copper works…
Canon with Bells and Azan: Mardin
Mesopotamia is a geography where the first settlement
occurred after the end of the hunter-gatherer order, the
first agriculture was carried out, the first city states were
established, and writing, the calendar and the wheel were
discovered. Astronomy and science were also developed here.
Mardin takes its name from “Merdin”: a plural form of “Mardo”
meaning “castle” in the Assyrian language. This region and
its vicinity are considered to be an “outdoor museum area”
preserving remains from the Assyrian, Persian, Hellen, Roman,
Byzantium, Arabian, Artquid, Seljuk and Ottoman civilizations.
Mardin’s sine qua non
You can start your Mardin trip first by visiting Mardin
Museum, which includes the “Archeology Park” -considered
a new and important stage for Turkish museum studies. The
museum exhibits tablets, cylinder seals, ceramics, figurines
and ornaments found in the excavations of Girnevaz Mound,
ceramic, seal, candle, coin and glass bottle samples belonging
to the Ancient Bronze Age, Assyrian, Urartian, Greek, Persian,
Hellene, Roman, Byzantium, Arabian, Artquid, Seljuk and
Ottoman Periods, samples of Midyat silver workmanship, local
outfits, swords, coffee (mırra) sets, bathroom sets, prayer
beads, and copper items. After the museum, there are many
places to enjoy such as Abbaras, Castles and Mardin Houses
as well as Kırklar Church (Mor Behnam Church), Surp Hovsep
Church (Mor Yusuf), Meryem Ana Church, Çerme Ailesi Evi,
Vocational High School for Girls, Zinciriye Medresa, Khan,
Şahtana Ailesi Evi, Eski Vali Konağı, Eski Askeri Kışla Babessur Mosque, Savurkapı Bathroom, Sitti Radviyye Medresa,
Hamza-i Kebir Zaviye (Hermitage), Firdevs Kasrı, Deyrulumur
Monastery (Mor Gabriel) Şehidiye Medresa, Emir Bathroom,
Revaklı Çarşı, Kayseriye Bedesteni, Ulu Mosque, Mor Mihail
Church , Kasımiye Medresa, and Cihangirbey Zaviye.
Midyat and Dara Ancient City
Midyat, Mardin’s biggest county, is now regarded as a classic.
Mor Gabriel (Deyrulumur) Monastery, Mor Şimuni, Mor
Barsavmo, Meryem Ana Kilisesi (Virgin Mary Church) (in Anıtlı
Village), Mor Aksanoya, Hah Cathedral (Mor Sobo) and State
Guesthouse (reconstructed from an old mansion), Clock and
Direction Tower, Silversmiths Bazaar, and the Midyat houses
(each decorated with a different detail) are the most important
and most visited places. Dara is an ancient city 31 kms from
Mardin. It was established by the Romans (530 AD) and its rock
MARDİN BİENALİ
Mardin’in de bir Bienali var! İkincisi Paolo Colombo ve Lora Sarıaslan’ın küratörlüğünde 21 Eylül-21
Ekim 2012 tarihlerinde yapılan Bienal’nin başlığı “İkinci Bakış//Double Take” idi. Küratörler, etkinliğin
amacı ve işlevini “Mardin kenti geçmişle, günümüzle ve gelecekle yüzleşmek demek... Bienalin
kavramsal çerçevesi bugünün görsel kültürünü, Mardin’in dokusuyla harmanlayarak, bölgenin renkli
öykülerine ve ruhuna güncel sanatı aşılamayı, kişisel hikayelere ağırlık vermeyi planlıyor” diye açıklıyor. 2. Mardin Bienali’ni web sitesinden de izleyebiliyorsunuz: www.mardinbienali.org
MARDİN BIENNIAL
There is a biennial in Mardin! The title of the second Biennial held by
Curators Paolo Colombo and Lora Sarıaslan between 21 September - 21
October 2012 is “İkinci Bakış or Double Take”. The curators in question
explain the aim of this activity by saying that “Mardin means to face
the past and the future… The conceptual frame of this biennial aims
to introduce daily art into the colorful stories and spirit of the region by
blending current visual culture with Mardin’s texture. You can participate
in the 2nd Mardin Biennial from this web site too: www.mardinbienali.org
Deyrulzafaran ile Mor Gabriel manastırları (sol sayfada), Midyat’tan görüntüler (en üstte) ve
Dara Antik Kenti (üstte).
Deyrulzafaran and Mor Gabriel Monasteries (left page), Some images from Midyat (the top) and
Dara Ancient City (Upper).
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 15
Radviyye Medresesi, Hamza-i Kebir Zaviyesi,
Firdevs Kasrı, Deyrulzafaran Manastırı, Deyrulumur
(Mor Gabriel) Manastırı, Şehidiye Medresesi, Emir
Hamamı, Revaklı Çarşı, Kayseriye Bedesteni, Ulu
Camii, Mor Mihail Kilisesi, Kasımiye Medresesi,
Cihangirbey Zaviyesi mutlaka görülmesi gereken
yerlerden…
Midyat ve Dara Antik Kenti
Mardin’in en büyük ilçesi Midyat ise artık bir
Mardin klâsiği. Süryaniliğin merkezi, Turabdin
bölgesindeki Mor Gabriel (Deyrulumur) Manastırı,
Mor Şimuni, Mor Barsavmo, Meryem Ana Kilisesi
(Anıtlı köyü), Mor Aksanoya, Hah Katedrali
(Mor Sobo) ile ilçe içindeki eski bir konaktan
dönüştürülmüş Devlet Konukevi, Saat ve Yön
Kulesi, Gümüşçüler Çarşısı ve her biri başka
ayrıntılar ile süslü Midyat evleri en çok ziyaret
edilen yerlerin başında geliyor. Mardin’e 31
km. uzaklıkta yer alan, Romalılar’ın kurduğu
Dara Antik Kenti de (MS 530), kaya mezarları,
dünyanın ilk su barajı, agora, su kemerleri,
sarnıcı, taş ocakları, tapınak, mağara evleri ve
halk arasında zindan olarak bilinen yeraltında
kalan kısmı ile günümüze kadar ulaşabilmiş. Dara,
antik kaynaklarda “Mezopotamya’nın Efes’i” diye
tanımlanıyor.
Dünden bugüne Midyat...
Midyat manastırları, camileri, kiliseleri ile inanç
turizminin en önemli adreslerinden biri...
Midyat’tan MÖ 9. yy. Asur tabletlerinde
“mağaralar kenti Matiate” olarak söz ediliyor.
“Matiate”; “Yurdum”, “Vatanım” anlamına
gelirmiş. Midyat köylerinin büyük bir kısmı
Abbasi döneminde kurulmuş. 1810’da ilçe olan
Midyat, 1890’da belediye teşkilatına kavuşmuş,
günümüzde de Mardin’in en büyük ilçesi...
Midyat’ta, Müslüman, Hristiyan, Süryani, Türk,
Kürt, Arap ve Yezidi nüfus yüzlerce yıldır bir arada
ve barış içinde yaşıyor.
MİDYATIN EVLERİ, TAŞ USTALARI BİR DE GÜMÜŞÜ
Taş oymalı Midyat evleri başlı başına bir sivil mimari ekolü. Eskiden çok yaygın olan taş işleme sanatı (Katori)
ve bir gümüş işleme dalı olan “Telkari” gerek “kamu-yerel-özel-sivil” işbirliği projeleri gerekse son on yıldır
burada çekilen dizi ve sinema filmleri sayesinde tekrar canlanmış durumda. Midyat’ın önceki kaymakamlarından Feyzullah Özcan’ın yaşayan son ustalarla başlattığı “Taş İşleme ve Kesme Atölyesi” bugün de onun adını
taşıyarak çalışmalarını sürdürüyor (Bkz. Midyat.Gov.Tr - Taş İşleme Atölyesi). Gümüş ise “Eski Midyat”ta yan
yana dizilmiş 25 kadar küçük atölyede geleneksel yöntemler ve el emeğiyle işlenip, takı ve çeşitli kullanım
amaçlı objelere dönüştürülüyor.
HOUSES, STONE MASONS OF MİDYAT, AND ITS SILVER WORKS
Midyat houses with carved stones are a civilian architecture ecole on their own. The art of cutting stone (Katori) and
“Telkari” or filigree (a branch of silversmith) have recently been invigorated by “public-local-private cooperations” or
TV serials or feature movies shot here during the last 10 years. The “Stone Graving and Cutting Workshop” initiated
by Feyzullah Özcan, one of previous district governors of Batman, is still continues under the same name. (See
Midyat.Gov.Tr -Taş işleme Atölyesi) As for silver, it is transformed here into diverse ornaments and other multipurpose
objects by traditional methods.
16 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
tombs, the world’s first
dam, agora, aqueduct,
cisterns, quarries,
temple, cave-houses,
and its subterranean
part (known as ‘the
dungeon’) all remain.
Dara is mentioned
in ancient books
as the “Ephesus of
Mesopotamia”.
Midyat from
Yesterday to Today
Midyat is one of most
important faith tourism
addresses with its
monasteries, mosques
and churches…
In the Assyrian tablets
from the 9th century
BC, Midyat was
referred to as “Metiate” meaning “city of caves”.
“Matiate” meant “my home”, “my country”, in that
language. Most Midyat villages were established
in the Abbasid period. Midyat became a county
in 1810 and was made a municipality in 1890. In
Midyat, Muslims, Christians, Assyrians, Turks,
Kurds, Arabians and Yezidis have lived peacefully
together for hundreds of years.
“Gold Rush”: Batman
Containing a cultural richness dating back 10,000
years, Batman is a Southeastern city that saw
large scale immigration in a so-to-speak “gold
rush” owing to the oil reserves here and increasing
investments. The fact that the Tigris and its
side streams Batman and Garzan flow through
Batman has been to the city’s advantage. All large
civilizations have been established near water, and
it is true that in Batman many civilizations were
buried under these soils around the river. But,
although it is above the ground, there is a place
which attracts the attention of the entire world due
to its fate of being submerged under the water: the
Ancient City of Hasankeyf! When you visit Batman
you must see Batman (Malabadi) Bridge, Mor
Kiryakus and Mor Aho Monasteries, Kozluk Citadel
as well as other castles, monasteries and mosques
and the Raman Mountains and the oil cellar, all of
which are situated in Kozluk and Sason counties.
But Hasankeyf is a privileged place…
Mardin’in tipik taş yapılarından biri (sol sayfa, solda)
ve Hasankeyf’ten görüntüler.
A typical Mardin stone house (Left page, on the left) and
some images from Hasankeyf.
“Altına Hücum”: Batman
On bin yıllık bir kültür birikimine sahip Batman, burada bulunan
petrol ve artan yatırımlar nedeniyle “Altına Hücum” misali büyük
göçler almış bir Güneydoğu kenti. Dicle ve onun yan kolları Batman
ve Garzan çaylarının Batman sınırları içinden akması büyük avantajlar
sağlamış. Bütün uygarlıkların su kenarlarında olduğu düşünülecek olursa
Batman’da, bu nehirlerin çevresindeki toprağın altında nice uygarlıkların
saklı olduğu bir gerçek. Ancak şu anda toprak üstünde olmakla birlikte
sular altında kalacak olması nedeniyle bütün dünyanın dikkatini üzerine
çeken bir yer var: Hasankeyf Antik Kenti! Batman’a gidildiğinde ilk
görülecekler arasında Batman (Malabadi) Köprüsü, Mor-Kiryakus ve Mor
Aho Manastırları, Kozluk Kalesi ile Kozluk ve Sason ilçe merkezlerinde
ve kırsalında bulunan kale, manastır ve camiler, petrol mahzeni Raman
Dağları geliyor. Ama Hasankeyf’in yeri ayrı…
Hasankeyf
Hasankeyf’in üzerinde kurulduğu devasa kaya kütlesi, akarsuların
yüzbinlerce yıllık aşındırması sonucu oluşmuş. Çevresinde 6 bine yakın
mağara ile savunma amaçlı bir sığınak da olan kentin bilinen tarihi MÖ
8. yüzyıla uzanıyor. Hasankeyf, gezi parkuru 3 bölüme ayrılıyor: Kalenin
bulunduğu alanda Yukarı Şehir, Dicle’nin güney teraslarına yayılan
Aşağı Şehir ve Dicle’nin kuzeyindeki Şehir Alanları ve Mahalleler. Antik
Kent’teki 6 bine yakın mağara bir yana, Kale, onun üzerinde bulunan
Eyyübilere ait Ulu Camii, Büyük Saray ve Küçük Saray, Eyyubi Sultan
Süleyman tarafından yaptırılan El-Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Koç
Camii, Zeynel Bey Kümbeti, İmam Abdullah Zaviyesi ve tarihi Asurlular
Dönemi’ne kadar indirilen Taş Köprü önemli eserlerden. Hasankeyf’te
ayrıca kaya mezarları, kaya evler, mağara kiliseler ve kaleden Dicle’ye
inmek için kayaların yontulması ile oluşturulmuş 200 basamaklı merdiven
de bulunuyor. Toprak altındaki uygarlık katmanlarının neler olduğu ise
henüz meçhul, Hasankeyf’in yarını da öyle. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın
Tanıtma Genel Müdürlüğü web sitesinde “GAP projesi kapsamında
bulunan Ilısu Barajı nedeniyle bu tarihsel yapılar bütünüyle sular altında
kalacak. Bu konudaki çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı ve DSİ
tarafından yürütülüyor” ibaresi yer alıyor. Ilısu Barajı’nın Hasankeyf
dışında su altında bırakacağı tarihi eserler ise çok fazla bilinmiyor.
Hasankeyf’in sular altında kalmaktan kurtarılmasını isteyen çevreler
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması için Kültür Bakanlığı’nın
başvuruda bulunmasını da istiyor. Bunun için gerekli 10 ölçüt var.
Hasankeyf bu ölçütlerin 9’unu birden karşılıyor...
Hasankeyf
The giant rock on
which Hasankeyf
was established was
formed by erosion by
streams over hundreds
of thousands of years.
The history of the city which might at the same
time be considered a
defensive shelter with
6,000 caves - dates
back to the 8th Century
BC. A walking tour of
Hasankeyf consists of
3 parts: the Upper City
in the Castle area, the
Lower City stretching
to the south terraces of
Tigris, and the City Areas
and Neighborhoods to
the north of the Tigris.
Apart from almost 6,000 caves in Antik Kent; the Castle, the Ayyubids’
Ulu Cami, which is situated just above the Castle, Büyük Saray and Küçük
Saray, El -Rızk Mosque built by Ayyubid Sultan Süleyman, Sultan Süleyman
Mosque, Koç Mosque, Zeynel Bey Cupola, İmam Abdullah Zaviyesi and Taş
Köprü which it is claimed dates back to the Assyrians, are amongst the
most important works. Furthermore, there are rock tombs, rock houses,
cave-churches and a 200-step staircase carved from the rock which goes
down to the Tigris from the Castle. What layers of civilization lie under the
soils is unknown, as is the future of Hasankeyf. On the web page of General
Directorate of Promotion in the Ministry of Culture and Tourism, you can see
this statement: “These historical edifices will be completely submerged under
water owing to Ilısu Dam within the scope of GAP (Southeastern Anatolia
Project). These studies are being conducted by Ministry of Culture and
Tourism and DSİ (State Water Affairs)” It is not clear what other historical
edifices except Hasankeyf will be submerged due to the Ilısu Dam project.
Hasankeyf protection groups are also asking for the Ministry of Culture and
Tourism to apply for UNESCO’s World Cultural Heritage List. There are 10
required criteria for this. Hasankeyf meets 9 out of 10…
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 17
ERKEN REZERVASYON
KAMPANYASI
BAŞLADI
Kültür ve Turizm Bakanlığı,
TÜRSAB, THY, TUROB
ve TÜROFED önderliğinde
uygulanmakta olan Erken
Rezervasyon Kampanyası,
“TATİL HERKESİN HAKKI” ve
“YERİNİZİ ŞİMDİDEN AYIRTIN”
sloganları ile resmi olarak
başladı.
 Semih Büyükkurt & Shutterstock
18 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
EARLY RESERVATION
CAMPAIGN BEGAN
The Early Reservation Campaign
carried out by the leadership of
Culture and Tourism Ministry,
TÜRSAB, (Association of Turkish
Travel Agencies) THY, (Turkish
Airlines), TUROB (Turkish Hotels
and Investors Association) and
TÜROFED (Turkish Hoteliers
Federation) was initiated
with the slogans “EVERYONE
HAS THE RIGHT TO HAVE A
HOLIDAY” AND “MAKE YOUR
RESERVATIONS NOW”
2009 yılından bu yana devam eden Erken
Rezervasyon Kampanyası’nın yeni dönem
uygulamaları başladı. Crowne Plaza Hotel
İstanbul’da yapılan basın toplantısında tanıtılan
kampanyanın, bu yıl da yüzde 50’ye varan
indirimler sağlayacağı açıklandı.
Erken Rezervasyon Basın Toplantısı’na Kültür
ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan,
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, TUROB Başkanı
Timur Bayındır, THY Satış ve Pazarlama Başkanı
Halil İbrahim Polat, TÜROFED Yönetim Kurulu
Başkan Yardımcısı Mehmet İşler ve acente
yetkilileri katıldı.
Erken Rezervasyon Kampanyası’nın “resmi”
olarak açıldığını ve Nisan ayına kadar süreceğini
belirten Özaslan konuyla ilgili olarak şu açıklamayı
yaptı: “...Yıllardır turizm ya da turist dendiğinde
algılamada yanlışlık vardı. Yerli ve iç turizm
ihmal ediliyordu. Hâlâ eksiklikler var ama
ilerleme kaydettiğimizi söyleyebiliriz. İç turizm
sektörün sigortasıdır. Sadece kriz anlarında
hatırlanmamalıdır. İç turizm, siyasi ve çevre
faktörlerinden en az etkilenen sektördür. İç turizm
sağlam temellere oturursa ülke gelişir. Ülke
ekonomisine ve konaklamaya etkisi çok büyüktür.
Erken rezervasyonun en önemli avantajı sosyal
boyutudur. Orta ve düşük gelirli vatandaş da
erken rezervasyonla tatil yapabiliyor. Yedi bölgede
büyük dengesizlikler var. Erken rezervasyon bu
dengesizliği gideriyor.”
Some new applications were kicked off within the Early Reservation Campaign which has been continuing
since 2009. It was reported that the campaign which was introduced in the press conference held in the
Crowne Plaze Hotel İstanbul will provide discounts up to 50 percent this year too. Özgür Özaslan, the
Undersecretary of Culture and Tourism Ministry; TÜRSAB president Başaran Ulusoy; TUROB President
Timur Bayındır; Halil İbrahim Polat, the Manager of THY Sales and Marketing Department; Mehmet İşler,
Vice Chairman of TÜROFED Board of Members and some agency representatives were among those
present at the Press Conference for the Early Reservation Campaign. Stating that the Early Reservation
Campaign was officially underway and will go on until April, Özaslan continued with the remarks that
“…We had an misperception about tourism or the tourist issue for years. Domestic tourism was being
ignored. Despite some earlier deficiencies, I can say that we’ve made some progress too. Domestic
tourism is form of insurance for the sector. It should not only be remembered in times of crisis. Domestic
tourism is a sector which is the least affected by political and environmental factors. If domestic
tourism is firmly established then the whole country will improve. It has a significant impact on the
country’s economy and the accommodation sector in particular. The most tangible advantage of an early
reservation is its social value. Middle and low income families can also afford a holiday thanks to early
reservation discounts. Considerably large inequalities are seen in 7 different regions of Turkey. Early
reservations eradicate this inequality.”
Ulusoy: Tatil lüks değil ihtiyaç
Toplantıda yaptığı konuşmada “2009 yılından
bugüne sürdürülen bu kampanyada başta seyahat
acenteleri olmak üzere turizmin tüm kollarını
tebrik ediyorum. İlk başladığımızda ‘Muvaffak olur
muyuz?’ dedik ve olduk” diyen TÜRSAB Başkanı
Başaran Ulusoy konuşmasına şöyle devam etti:
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 19
ZORUNLU SEYAHAT SİGORTASI
KAMU SPOTU HAZIR
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, toplantıdan
önce katılımcılara izletilen TÜRSAB kamu spotu
hakkında şu bilgileri verdi:
“Zorunlu Seyahat Sigortası konusunda vatandaş
belgeye güvenir. Bu sebeple bir kamu spotu
hazırladık. 34 kanalda yayınlanacak. Belge konusunda vatandaş bilinçlendirilecek. Önce poliçe
görülecek, sonra para verilecek. Kaçak faaliyetler
konusunda bir denetim ordusu kurduk. Yanlış
yapanlara gerekli işlemler yapılacak. Sektörümüze, ülkemize güveniyoruz.” Ulusoy ayrıca, 2012
yılı itibariyle seyahat acentelerinin kendi bünyelerinde hazırladıkları bir formla 24 saate kadar
iptal yapabileceklerini, bu poliçenin acenteler
bünyesinde oluşturulacağını söyledi.
PUBLIC ANNOUNCEMENT FOR
COMPULSORY TRAVEL INSURANCE
IS READY
TÜRSAB President Başaran Ulusoy talked about the
public announcement video viewed before the meeting:
“A citizen prefers to have a document about
Compulsory Travel Insurance. That’s why we prepared
a public announcement video. It will be broadcast
on 34 different TV channels. People will be informed
about the document. The insurance policy has to
be presented to the consumer before he pays. We
recruited many people to audit. Necessary procedure
will be applied to the illegal agencies. We rely on
our sector and country.” Ulusoy also announced
that by 2012 travel agencies were able to process
cancellations inside of 24 hours with a form that they
prepared themselves and this policy will be issued
within the scope of the agencies.
20 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
“2001 yılında 556 bin kişi seyahat ediyordu.
2012’de 13 milyon kişi seyahat etmeye başladı.
6 milyon 178 bin kişi ise yurtdışına çıktı. Bu,
tatilin bir ihtiyaç olduğunun, bir lüks olmadığının
ve tasarruf yapılarak tatile çıkıldığının bir
göstergesidir. Bundan 20 gün önce Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)
Başkanı Mukim Öztekin’i ziyaret ettiğimizde
sektörümüzde tasarruf kararlarının kredi kartları
üzerinden verildiğini anlattık. Haziran-Temmuz
ayında tatile çıkan bir vatandaşın Kasım ayında
ödemeye başladığını, kredi kartının kişileri
rahatlattığını açıkladık. Nitekim, biz sektör olarak
uzun zaman bu kanala girmedik. O zaman ne
oldu? Bodrum’da, Marmaris’te, Kumburgaz’da,
Şile’de kibrit kutusu büyüklüğünde evler yapıldı.
Bunlara biz sebep olduk. Kendi insanımıza tatil
Ulusoy: Holiday is not a luxury but a need
“I would like to congratulate particularly travel
agencies and the other branches of tourism in
this campaign going on since 2009. ‘Could we
succeed?’ was our question when we first started,
and yes we did” were Başaran Ulusoy’s remarks
in his speech in the meeting. TÜRSAB President
Başaran Ulusoy continued his speech as follows:
“556 thousand people were traveling in 2001.
Thirteen million people started to travel in 2012.
Moreover, 6 million 178 thousand people went
abroad. This is an indication that going on holiday
is no longer a luxury; you can have a holiday by
saving. Twenty days ago during our visit to Mukim
Öztekin, the Chairman of BDDK (banking regulation
and supervision agency) we explained that the
savings opportunities in our sector are made
possible through the use of credit cards. We got
across that a person who spent his holiday in June
–July will begin to pay his debt in November. So,
credit cards make the people relaxed in this sense.
ERKEN REZERVASYON KAMPANYASI
SÜRESİNCE SUNULAN AVANTAJLAR
• Seyahat acentelerinin tur paketlerinde % 35 - % 40
oranları arasında indirim kolaylığı sağlanacak,
• İşbirliği yapılan bankaların kredi kartları ile yapılacak
tatil ödemelerini öteleme imkânı olacak,
• Havayolları uçuşlarında indirim kolaylığı gelecek,
• Kampanyadan faydalanacakların seyahatleri sigorta
kapsamında olacak,
• 2013 yılında başlayan iptal sigortası uygulaması çerçevesinde
tüketiciler mücbir sebep göstermeksizin seyahatlerini tur başlamasına
24 saat kalaya kadar iptal edebiliyor ve ödemelerini geri alabiliyor.
imkânı vermedik. Onlar da ikinci evleri yaptılar. Bazılarının ömrü bu evlerin
bitimini görmeye yetmedi bile. Erken rezervasyon ve karta taksit uygulaması
başladığında ise vatandaş rahatladı. Erken rezervasyonun en avantajlı tarafı,
o sahillerimizin de kurtarılmasını sağladık. Erken rezervasyonda yüzde 50’lere
varan indirimler yapılıyor. Başarıyla yürütülen bu kampanyanın 2014’te de
aynı şekilde devam edeceğine inanıyorum.”
THY Destek Verecek
Toplantıda söz alan THY Satış ve Pazarlama Başkanı Halil İbrahim Polat ise
erken rezervasyon kampanyasına THY’nin projelerle destek verdiğini ve
desteklerinin her zaman süreceğini belirtti.
TUROB Başkanı Timur Bayındır ise konuşmasında yerli turistin de yabancı
turist kadar avantajlı tatil yaptığına değindi. Bayındır, “Kampanya tuttu ama
çok daha fazla benimsenecek” dedi.
Konuşmasında iç pazardaki rekabet çalışmalarının dış pazara karşı direnci
artırdığının altını çizen TÜROFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve ETİKEge Turistik İşletmeler ve Konaklamaları Birliği Başkanı Mehmet İşler ise
“Türkiye bir başarı öyküsü yazdı. Bugün gelinen rakamlarla dünyada kendini
ispatladı. Türkiye’de sadece iç pazardaki erken rezervasyon sistemi ile dış
pazardaki direncimizi artırmanın yanı sıra toplum içindeki sosyal dönüşüme
de katkı sağlandı.” dedi.
THY Satış ve Pazarlama Başkanı Halil İbrahim Polat (sol sayfa, solda) ile TUROB
Başkanı Timur Bayındır da (sol sayfa, sağda) toplantıda birer konuşma yaptılar.
İbrahim Polat; the Manager of THY Sales and Marketing Department (left page, left)
and TUROB President Timur Bayındır, (left page, right) Both of them made a speech at
the meeting.
SOME ADVANTAGES OF THE EARLY
RESERVATION CAMPAIGN
• Agencies can offer discounts of 35-40 percent.
• Clients can use credit cards and pay installments on a
schedule convenient to them.
• Discount opportunities are also available for air travel.
• Travels of those who benefit from the campaign will be covered by
insurance.
• Under the terms of the travel insurance policy, clients can cancel their
travel 24 hours before the tour starts and receive a full refund without stating
an act of God.
Indeed, we, as a sector, did not take advantage of this channel for years. So,
what happened then? Some tiny houses as small as matchboxes were built in
Bodrum, Marmaris, Kumburgaz, and Şile. We caused them to build. We did not
give an opportunity for average people to have a holiday. They had to build
second houses. Some of them didn’t live long enough to finish their houses.
Whereas when Early Reservation and pay by installments with credit cards
began, our citizens felt much better about budgeting for vacations. The most
advantageous side of the early reservation is to enable customers to save
money. Discounts up to 50 percent are available for early reservations. I hope
that this campaign which has been carried out so successfully will go on in
2014 too.”
THY will back it up
Taking the floor in the meeting, İbrahim Polat, the Manager of THY Sales and
Marketing Department, announced that THY supported
that Early Reservation Campaign with some projects,
and this support will continue indefinitely.
As for TUROB President Timur Bayındır, he touched
on the fact that domestic tourists going on holiday
are as advantageous to the sector as foreign tourists.
Bayındır went on to say “This campaign was well
received but it will be received much more than this.”
Underlining that the competitions in the domestic
market have increased the competition power in
the foreign market in his speech, Mehmet İşler,
Vice Chairman of TÜROFED Board of Members and
Chairman of ETİK (Association of Aegean Touristic
Entrepreneurs and Accommodations) continued his
speech as follows: “Turkey wrote a success story,
proving itself in the world given the figures present.
Turkey has increased its competition capacity in the
foreign market with the early reservation system, as
well as made an important contribution to the social
transformation of the nation.”
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 21
YİNE DÜNYAYI
BULUŞTURDU
TRAVEL
TURKEY
İZMİR
5-8 Aralık 2013’te
İzmir Uluslararası Fuar
Alanı’nda yedincisi
düzenlenen Travel Turkey
İzmir Fuarı’na 21 ülke,
60 il ve beldeden toplam
850 firma katıldı.
 Özgür Açıkbaş
IT BROUHT THE WORLD
TOGETHER AGAIN
TRAVEL TURKEY İZMİR
850 companies from 21 countries,
60 cities and towns participated in the
Travel Turkey İzmir Fair which was held at
İzmir International Fair Centre on
5-8 December 2013.
Türkiye’nin en önemli turizm buluşmalarından
biri olan “Travel Turkey” İzmir, Turizm Fuar
ve Konferansı, Türkiye Seyahat Acentaları
Birliği (TÜRSAB), uluslararası fuar organizatörü
Hannover Fairs Turkey ve İZFAŞ ortaklığıyla İzmir
Uluslararası Fuar Alanı’nda düzenlenen törenle 5
Aralık’ta ziyaretçilere açıldı. Üç gün süren fuarda
turizmciler görüş alışverişinde bulunmak ve
işbirliği yapmak için önemli fırsatlar yakaladı.
Fuarın açılışına Kültür ve Turizm Bakanlığı
Müsteşarı Özgür Özaslan, İzmir Valisi Mustafa
Toprak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz
Kocaoğlu, TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy,
Çanakkale Valisi Ahmet Çınar, Aydın Valisi Erol
Ayyıldız, Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna,
Muğla Valisi Mustafa Hakan Güvençer, Manisa
Valisi Abdurrahman Savaş, Kütahya Valisi Şerif
Yılmaz, Amasya Valisi İbrahim Halil Çomaktekin
ile çok sayıda belediye başkanı, yabancı ülke
temsilcileri, sivil toplum kuruluşu ve meslek birlik
ve örgütlerinin yetkilileri katıldı.
Partner ülke Mısır
Düzenlendiği ilk yıl 2007’de 185 firmanın
katılımıyla başlayan ve her yıl katılımcı sayısını
katlayarak artıran fuara, 21 ülkenin, 60’dan
fazla ilinden gelen, 850 firma katıldı. Fuarda
Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Rusya, Bosna
Hersek, Endonezya, Etiyopya, Fransa, Güney
Kore, Hırvatistan, Hindistan, Kosova, KKTC,
Litvanya, Makedonya, Malezya, Mısır, Polonya,
Slovenya, Tunus, Ürdün ve Yunanistan’dan çeşitli
turizm firmaları ve kuruluşları katılımcı olarak yer
aldı.
8 Aralık’ta sona eren fuarın bu yılki partner
ülkesi Mısır’dı. Mısır Turizm Konsolosu Ahmed
“Travel Turkey” İzmir, Tourism Fair and Convention is
one of most important tourism meetings in Turkey. It
was opened to visitors on 5 December with a ceremony
held at İzmir International Fair Centre by a partnership
of the Association of Turkey Travel Agencies, (TÜRSAB),
Hannover Fairs Turkey (an international fair organizer)
and İZFAŞ (Izmir Fair Services Inc.). Participants found
good opportunities to cooperate and exchange views.
Özgür Özaslan, the Undersecretary of Culture and
Tourism Ministry; İzmir Governor Mustafa Toprak;
İzmir Metropolitan Municipality Mayor Aziz Kocaoğlu,
TÜRSAB president Başaran Ulusoy; Çanakkale
Governor Ahmet Çınar, Aydın Governor Erol Ayyıldız;
Eskişehir Governor Güngör Azim Tuna; Muğla
Governor Mustafa Hakan Güvençer; Manisa Governor
Abdurahman Savaş; Kütahya Governor Şerif Yılmaz;
Amasya Governor İbrahim Hali Çomaktekin as well as
many mayors, representatives of foreign countries and
NGOs and vocational organizations were among those
present at the opening of the fair.
Partner Country Egypt
850 firms from more than 60 cities in 21 different
countries participated in the fair, which first began in
2007 with the participation of 185 companies and
has increased visitor numbers every passing year.
Apart from Turkey, various tourism companies
and institutions from Germany, Russia, Bosnia
Herzegovina, Indonesia, Ethiopia, France, South
Korea, Croatia, India, Kosovo, KKTC (Turkish
Republic of Northern Cyprus), Lithuania,
Macedonia, Malaysia, Egypt, Poland, Slovenia,
Tunis, Jordan and Greece all attended.
This year, the partner country of the fair, which
ended on 8 December, was Egypt. Ahmed Ali
İsmail, the Egypt Tourism Consul, stated that he
was delighted for Egypt to be a partner in this
extremely important travel fair. Ahmet Ali İsmail
said that he expected an effective collaboration
with Turkey and continued that “Turkey’s and
Egypt’s heart is the same and one, whereas
politics is a different story. Egyptians will love
Turkey forever”.
Ulusoy: Interest in the Fair increases every
year
In his speech at the opening of the Fair, TÜRSAB
president Başaran Ulusoy announced “İzmir is the
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 23
Ali İsmail son derece önemli olan seyahat fuarında partner olmaktan
mutluluk duyduğunu dile getirdi. Mısır ve Türkiye arasında etkili bir
işbirliği beklentisi içinde olduklarını belirten Ahmed Ali İsmail, “Türkiye ve
Mısır’ın kalbi bir, politika ise başka bir konu. Mısırlılar Türkiye’yi sonsuza
kadar sevecek” dedi.
Ulusoy: Fuara ilgi her yıl artıyor
Fuar açılışında bir konuşma yapan TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, “İzmir
Ege’nin incisi. Travel Turkey, 7 yaşına geldi. Bu yıl 4 holümüz doldu.
Buradan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımıza bize imkân yaratmasını
rica ediyorum. Fuara ilgi her yıl artıyor. EXPO’da muvaffak olamadık
çünkü bazı duvarlar vardı. Biz bu duvarları da yıkacağız” dedi.
İzmir Valisi Mustafa Toprak ise EXPO 2020 oylamasında yaşananlara
değinerek, “EXPO’yu kaybettik, üzgünüz ama aslında bir şey kaybetmiş
değiliz, kazandık. İzmir’in marka değerini artırmak için önemli çalışmalar
yapıldı. Bunlar kentimizi geliştirmek için başlatılan bazı yatırımlara vesile
oldu” diye konuştu.
İzmir’in son 5 yıl içinde turizm anlamında büyük atağa kalktığını dile
getiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise, EXPO 2020
Her yıl olduğu gibi bu
yıl da Travel Turkey
İzmir, rengarenk
standları, hareketli
panelleri ve ilginç
yarışmaları ile ilgi
topladı.
This year, just like every
year, Travel Turkey İzmir
attracted a great deal
of attention with its
colorful booths, dynamic
panels and interesting
competitions.
24 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
TÜRSAB Başkanı Başaran
Ulusoy (solda), Kültür ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı
Özgür Özaslan (ortada) ve
İzmir Valisi Mustafa Toprak
kürsüde.
TÜRSAB president Başaran
Ulusoy (left), Özgür Özaslan,
Undersecretary of Culture
and Tourism Ministry (center)
and İzmir Governor Mustafa
Toprak on the platform.
için harcanması planlanan 2-3 milyar doların İzmir’e turizm teşviki olarak
verilmesini istedi.
Bu yılın partner ili ise Çanakkale idi. Çanakkale Valisi Ahmet Çınar yaptığı
konuşmada, “Çanakkale tarihi açıdan önemli bir şehir. Gün batımı ve gün
doğumunu Asya ve Avrupa’dan izleyebilirsiniz” diye konuştu. Kültür ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, fuara katılımın yoğun olmasının
mutluluk verici olduğunu dile getirdi. Özaslan, İzmir’in gelişmesine
katkı koyacak en önemli konunun termal turizm olduğunu, sağlık
turizminde serbest bölge olduğu takdirde İzmir’in bundan büyük kazanım
sağlayacağını söyledi.
Yabancı ülke destinasyonlarının kendilerini tanıttığı, Anadolu şehirlerinin
ürün ve potansiyellerini sunma fırsatı bulduğu fuarda düzenlenen panel ve
yemek yarışması da ilgiyle takip edildi.
pearl of the Aegean. Travel Turkey is 7 years old now. We have succeeded in
filling 6 halls this year.
I would like to ask our İzmir Metropolitan Municipality Mayor to create an
opportunity for us. Every year, interest in the fair is increasing. We failed to
succeed at EXPO since there were some obstacles. We will, however, certainly
overcome those obstacles.” After touching on the incidents at the EXPO 2020 vote, İzmir Governor
Mustafa Toprak continued his speech as follows: “We lost EXPO 2020. We
are sad but in fact we have not lost anything, we won. Significant efforts
were made to increase the brand value of İzmir. These efforts led to some
investments that were initiated to develop our city.”
After stating that İzmir has seen tourism growth in the last 5 years, Aziz
Kocaoğlu, the Mayor of İzmir Metropolitan Municipality requested $ 2-3
billion to be spent for EXPO 2020 to be given to İzmir for tourism promotion.
The Partner City this year is Çanakkale. In his speech, the Çanakkale
Governor Ahmet Çınar said “Çanakkale in the historical sense is an important
city. You can also watch the sunrise and sunset from both Asia and Europe”.
Özgür Özaslan, Undersecretary of the Culture and Tourism Ministry remarked
that the great interest in the fair was a good reason to be very happy. Mr.
Özaslan went on to say that the most important feature to contribute to the
development of İzmir was thermal tourism, and İzmir will benefit from it
considerably provided that the area becomes a health tourism ‘free zone’.
Panels and dinner competitions were held at the fair. Foreign countries
introduced themselves as destinations, and Anatolian cities found the
opportunity to present their products and potential.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 25
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ KOLEKSİYONUNDAN
LUGAL DALU
HEYKELİ
5 Bin yıllık bir heykel...
Ama aynı zamanda kralın “vekili”...
Sümerli “Adab Kralı” Lugal Dalu’nun
heykeli, sağlığında onun “adına” dua
ederdi. Binlerce yıldır onun için dua ediyor...
Ana Sponsor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
TÜRSAB’ın desteğiyle yenileniyor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet İstanbul • Tel: 212 520 77 40 - 41 • www.istanbularkeoloji.gov.tr
Anadolu Uygarlıklarından Türkiye
Cumhuriyeti’ne, Ağırbaşlı Bir Başkent
ANKARA
Tarih öncesi çağlardan beri yerleşim alanı, Osmanlı’nın
ticaret merkezi, Kurtuluş Savaşı’nın kalbi ve 13 Ekim
1923’den beri Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti.
From An Earnest Capital to the Republic of Turkey,
One of the Anatolian Civilizations
ANKARA
A settlement since prehistoric ages, the trade center of the Ottoman Empire,
the heart of the War of Independence and the Capital of the Republic of
Turkey since October 13th, 1923.
 Shutterstock & Wikipedia
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 29
Araştırmalar, işlek ulaşım yolları üzerinde olup çevresinde zengin su
kaynakları bulunan Ankara’nın tarih öncesi çağlardan beri yerleşim alanı
olduğunu gösteriyor. Kızılcahamam’da; Paleolitik Çağ’a ait çakmaktaşı,
hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerden yapılmış kalıntılar;
Ahlatlıbel, Eti Yokuşu, Karaoğlan ve Koçumbeli’nde de Eski Tunç Çağı’na ait
bulgular ortaya çıkarılmış. Ankara MÖ 2. binde Hititler,
MÖ 10. yy’da Frigler, sonra Lidyalılar, Persler, Tektosaglar’ın eline geçmiş.
Roma Dönemi’nde kent ovaya doğru gelişirken, Ankara tepesi Akropol,
Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri’nde de Kale’ye evsahipliği yapmış. Osmanlı
Dönemi’nde önemli bir ticaret merkezi iken 19. yy’da durgunluk dönemine
giren kent, Kurtuluş Savaşı’nda canlanmış. Ankara halkı, milli mücadeleye
can-ı gönülden destek vermiş. Kuva-yı Milliye’nin simgesi ve merkezi Ankara,
13 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olmuş.
Atatürk, Ankara’yı başkent yaptıktan sonra, şehrin uygarlık tarihinin
araştırılmasına da çok önem vermiş, ilk arkeolojik kazıları başlatmış,
bazılarına bizzat kendisi de katılmıştı. Atatürk’ten sonraki yıllarda özellikle
büyük şehirlerde yükselen yoğun yapılaşma, kaynak azlığı gibi nedenler,
günümüzde bu şehirlerde daha derin araştırmalara engel oluşturuyor.
Marmaray örneğinde olduğu gibi, olağan dışı projeler vesilesiyle yapılabilen
kazılardaki bazı bulgular ise yeniden tarih yazdırıyor! Ankara’nın altında da
daha kimbilir neler neler var!
İlk Müze
Ankara’da ilk müze,
Mübarek Galip Bey
tarafından 1921 yılında
kalenin Akkale olarak
isimlendirilen burcunda
kurulmuş. Yanı sıra
Augustus Mabedi
Ankara’nın simgesi
Hitit Güneşi Heykeli,
Shutterstock, muratart
(solda), Ankara Kalesi
(sağda), Kaleiçi Evleri
(sağ sayfada).
Ankara’s symbol Hittite
Sundisc, Shutterstock,
muratart (left) Ankara Castle
(right), the Inner Castle
Houses (right page).
30 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
Research proves that Ankara, on busy routes and with rich water resources in
the region, has been a settlement for ages. Remnants made of natural materials
such as wood, animal bones and flintstone from the Paleolithic Age were found
in Kızılcahamam; remnants belonging to the prehistoric bronze age were found in
Ahlatlıbel, Eti Slope, Karaoğlan and Koçumbeli. Ankara was ruled by the Hittite
Civilization in 20 thousand B.C., by Phrygians in the 10th century BC and after that,
by Lydians, Persians and Tectosags (Celts).
While the city was growing in the lowlands during Roman Period, Ankara Hill
was the host for the Acropolis of the Roman Empire, and the host to the Castle of
Seljukian and the Ottoman Empire. While it was an important commercial center
during the Ottoman Period, during 19th century it went into a period of recession
but it came back to life during the War of Independence. The people of Ankara
supported the national war with all their hearts and souls. As the symbol of Turkish
Revolutionaries, Ankara became the capital of the Turkish Republic on October 13th,
1923. After choosing Ankara as the capital city, Atatürk gave great importance to
the research of the city’s history of civilization. He started the first archeological
excavation and even attended some of them in person. Today especially many
buildings and resource shortage prevents deeper excavations today. Some
excavations that could be done with extraordinary investment would uncover history
as it was with the Marmaray tunnel project! God knows what kind of remnants are
laying under Ankara!
First Museum
The first museum in Ankara was established at the tower called Akkale by Mübarek
Galip Bey in 1921. Also pieces were collected in the Augustus Sanctuary and the
Roman Bath. Following Atatürk’s establishing the “Eti Museum” at the downtown
other Hittite pieces started to be sent to Ankara, which required a bigger museum
building to house them. At first the museum was located at the Mahmut Paşa Bazaar
and Kurşunlu Han. Later in 1968 it assumed its present location. Today the pieces of
Anatolian archeology from the ice age to present day are displayed chronologically in
the Anatolian Civilizations Museum.
Ancient Gordion whose knot was untied by Alexander
The ruins of Gordion, the capital of Phrygia, are today in the northwest of Polatlı,
in the area where the Sakarya (Sangarios) and
Porsuk Rivers come close to the Ankara-Eskişehir
highway. The ruins that were discovered in
Gordion, founded by Phrigian King Gordias,
show that this settlement goes back as far as
3000 B.C., early in the bronze age. The findings,
ADINI
5000
YILDIR
KORUYOR
• Ankara kenti, tarih boyunca “Ancora”, “Ancyra”, “Angora”, “Angur”,
“Ankira”, “Ankura”, “Ankuria”, “Ankyra”, “Ankagra”, “Engüriye”, “Antoninania”, “Engürü”, “Angare”, “Sebaste Tektosagon”, “Metropolis”,
“Neokoros”, “Lamprotate”, “Beldet-i Selasil” adlarıyla anılmış.
• Bazı efsanelere göre Ankara, Frig Kralı Gordios’un oğlu Midas’ın bir gemi
çapası (anker) bulduğu yer. Kentin Doğu Roma dilinde “Ankyra” olan adı,
“gemi çapası” anlamına geliyor. Galatların bir boyu olan Tektosaglar’ın,
Anadolu’ya geldikten sonra Mısır donanmasından ele geçirdikleri gemi
çapasını buraya getirdikleri, kentin adının buradan geldiği söyleniyor.
• Ankara’da bulunan Roma sikkelerinin bir yüzünde görülen çapa, Roma
İmparatorluğu Dönemi’nde de kentin simgesinin aynı olduğunu gösteriyor.
• Ankara, Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde “Engürü” ve “Angora”, Katip
Çelebi’nin “Cihannüma” adlı yapıtında “Ankara” ve “Engürü” olarak anılıyor.
Kaynak: “Tarih İçinde Ankara”, Abdülkerim Erdoğan, Gökçe Günel, Ali Kılcı,
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yayınları.
IT HAS KEPT ITS NAME FOR 5000 YEARS
ile Roma Hamamı’nda da eser toplanmış. Atatürk’ün merkezde bir “Eti
Müzesi” kurma fikrinden hareket edilerek diğer Hitit eserleri de Ankara’ya
gönderilmeye başlanınca geniş bir müze binası gerekli olmuş. Önce onarılan
Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’a yerleşen Müze, son şeklini
1968’de almış. Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı
müzelerinden Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, Anadolu Arkeolojisi, Buzul
Çağı’ndan günümüze kadar kronolojik sergilenmekte.
Düğümünü İskender’in çözdüğü Antik Gordion
Frigya Krallığı’nın başkenti, ünlü Gordion şehrinin kalıntıları; bugün AnkaraEskişehir karayolu yakınında, Sakarya (Sangarios) ve Porsuk nehirlerinin
birbirlerine yaklaştıkları yerde, Polatlı’nın kuzeybatısında bulunuyor. Frig
Kralı Gordias’ın kurduğu Gordion’daki buluntular; bu yerleşimin tarihini
Erken Tunç Çağı’na, MÖ 3000’e kadar götürüyor. 1963’de Yassıhöyük
olarak tanınan küçük köyün yanında kurulan Gordion Müzesi’nde bulgular
kronolojik olarak ve her dönemin karakteristik örnekleriyle sergileniyor.
Ankara Kalesi
MÖ 2. yüzyılda Galatlar zamanında var olduğu bilinen kale Romalılar
Dönemi’nde onarım görmüş. 1073’te Selçukluların, 1101’de Haçlıların,
1227’de yeniden Selçukluların eline geçen kale Osmanlılar Dönemi’nde
çeşitli onarımlar görmüş, son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla
• Throughout the history, the city of Ankara has been
called “Ancora”, “Ancyra”, “Angora”, “Angur”,
“Ankira”, “Ankura”, “Ankuria”, “Ankyra”, “Ankagra”,
“Engüriye”, “Antoni-nania”, “Engürü”, “Angare”,
“Sebaste Tektosagon”, “Metropolis”, “Neokoros”,
“Lamprotate”, and “Beldet-i Selasil”.
• According to some legends Ankara is the place
where Midas, the son of Phrygian King Gordios,
found an anchor. Ankyra, the city’s name in the East
Roman language, means “Anchor”. It is said that the
Tektosags, a tribe of the Galatians, brought the anchor
which they captured from the Egyptian navy here and the
city’s name comes from this anchor.
• The anchor that is seen on one side of the Roman
coins that were found in Ankara shows that the symbol
of the city was the same in Roman Empire Period.
• Ankara is mentioned as “Engürü” and “Angora” in
“Seyahatname” by Evliya Çelebi and it is mentioned
as “Ankara” and “Engürü” in “Cihannüma” by Katip
Çelebi.
Source: “Tarih İçinde Ankara”, Abdülkerim Erdoğan,
Gökçe Günel, Ali Kılcı, Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığı Yayınları.
Gemi çapası betimli kırmızı
jasper taşlı altın yüzük, (Gordion
buluntusu, Ankara Anadolu
Medeniyetleri Müzesi) ve müzede
sergilenen gemi çapalı paralar.
The red jasper stone golden ring
with a symbol of an anchor (Gordion
finding, Ankara Anatolian Civilizations
Museum) and the coins with the symbol
of anchors displayed at the museum.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 31
ANKARA’NIN SİMGELERİ
Ankara Kedisi: İpeksi ve orta uzunlukta tüylü, saf kan kedi ırklarından
biri olan Ankara Kedisi, Türkiye’de üremiş doğal bir ırk. Dünyada ilk
kez Haçlı Seferleri sırasında fark edilen bu özel kedi, bir Fransız bilim
adamının, ülkesine dönerken Ankara’dan götürdüğü birkaç saf beyaz
kediyle tüm dünyada tanındı. 16. Louis ve Marie Antoinette, bu asil
görünüşlü kediye hayran olanlar arasındaydı. 19. yüzyılda Fransa’dan
Amerika’ya ihraç edilen Ankara Kedisi , dönemin yağlıboya tablolarına da
konu oldu. Ankara Kedisi, bugün halen pek çok ülkede üretilmeye devam
ediyor.
Ankara Keçisi: Dünyanın her yerinde kullanılan tiftiği üreten keçinin
Ankara’da bulunması ve tiftiğin Türkiye’den yayılması nedeniyle, tiftik keçisi
literatürde Ankara Keçisi olarak kaydediliyor. Ankara Keçisi’ni Anadolu’ya
13. yüzyılda Türkler Hazar Denizi’nin doğusundan getirmiş. Halen tüm
dünyanın Ankara ile birlikte andığı bu keçinin en çok ürün verdiği yerler,
Ankara’nın Ayaş, Beypazarı, Güdül ve Nallıhan ilçeleri. Tiftik, kendisiyle aynı
gurupta incelenen kaşmir, alpaka, deve tüyü, keçi kılı vb. gibi hayvansal elyafın
başında yer alıyor ve başta tekstil sanayi olmak üzere lüks battaniye, halı, trikotaj
endüstrisi, peruk ve oyuncak sanayi ve paraşüt ipi yapımında kullanılıyor.
Ankara Tavşanı: Ankara Tavşanı, artık Avustralya, Fransa gibi dünyanın pek çok değişik ülkesinde
yetiştirilmesine rağmen, Ankara ile birlikte anılmaya devam ediyor. Tarihi belgelere göre 1723 yılında
tamamen yok olan Ankara Tavşanı, Almanya’da yaşayan bir Türk tarafından yeniden anayurduna getirilerek
çiftlikte yetiştirilmeye başlandı. Ankara Tavşanı’nın yeniden Ankara’da üretimi için Prof. Dr. Raci Bademli,
2000’li yıllarda bilimsel projeler hazırlayıp deneme çiftlikleri başlatmıştı. Bir batında 4 ile 14 arasında yavru
doğuran Ankara Tavşanı’nın 40 santimetreye
kadar uzayabilen “Angora” yünü, koyun
yününe göre sekiz kat fazla ısı veriyor.
Kaynak: kulturelbellek.com
THE SYMBOLS OF ANKARA
Ankara Cat: It is one of the full-blooded cat
races with its silky and medium length fur.
The Ankara cat is a natural race that is bred
in Turkey. This special cat, which was noticed
during the Crusade, became well-known all over
the world when a French scientist took a few
white cats with him while returning to his country
from Ankara. Louis XVI and Marie Antoinette
were among the people who admired this cat.
The Ankara cat, which was exported to America
from France, became the subject of oil paintings
of the period. The Ankara cat is still bred in
many countries today.
Ankara Goat: The Angora goat is registered in the literature as the Ankara Goat because the goat is the main
source of the angora used all over the world and it spread to the world from Turkey. The Turks brought the Ankara
goat to Anatolia from the eastern part of the Caspian Sea in the 13th century. The places where this goat is raised
most are the towns named Ayaş, Beypazarı, Güdül and Nallıhan. Angore takes the lead among the animal fiber
such as cashmere, alpaca, camel hair, goat hair etc. and is used to make luxury blankets, carpet, tricotage, wigs,
ripcords and in the toy industry.
Ankara Rabbit: Although the Ankara rabbit
is raised in many different countries such
as Australia and France, it is still mentioned
together with Ankara. According to historical
documents, the totally extinct Ankara rabbit
in Anatolia was brought back to its home in
1723 by a Turkish man living in Germany and
it was raised on a farm. Prof. Dr. Raci Bademli
prepared scientific projects for trial farms in
2000s in order to raise Ankara rabbit in Ankara
again. The Ankara rabbit gives birth to 4 and 14
babies at one time. Its fur can grow as long as
40 cm. and gives eight times as much heat as
sheep fur does.
Source: kulturelbellek.com
32 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
sağlamlaştırılmış. 20 kuleli dış kaleden esasen
bugüne çok şey kalmamış. İç kale yaklaşık bir
dikdörtgen şeklinde.
Ankara Kale İçi Evleri
Kale içinde çoğu iki katlı olan Ankara evlerinin alt
kat avlusunda hizmetli odaları, kimisinde de bir
ahır bulunur. Birinci katta ev sahibinin oturduğu
odalar var.
Roma Hamamı
Hamam, Roma İmparatoru Caracalla tarafından
sağlık tanrısı Asklepion adına yaptırılmış. Ulus
Meydanı’ndan Yıldırım Bayezid Meydanı’na
uzanan Çankırı Caddesi üzerinde yer alan ve iki
bölümden oluşan hamam yaklaşık kare planlı
büyük bir alan. Roma Hamamı’nda bugün Roma
Dönemi Ankarası’na ait bulgulardan oluşan zengin
bir koleksiyon sergileniyor.
Augustus Tapınağı
Ulus’ta Hacıbayram Camii’nin bitişiğinde yer alan,
Roma Dönemi’nin önemli yapıtlarından biri olan
tapınak, son Galat Hükümdarı Amintos’un oğlu
Kral Pylamenes tarafından Augustus’a bağımlılık
nişanesi ve Galatya Eyaleti’nin Roma’ya katılmasını
kutlamak amacıyla MS 25 yılından sonra yapılmış.
Tapınağı kiliseye dönüştüren Hristiyanlar, güney
duvarına üç pencere eklemişler. 15. yy başlarında
Türkler Ankara’ya geldikten sonra tapınağın
kuzeybatı köşesine Hacıbayram Camii eklenmiş.
Kuzeybatı duvarının bir bölümü yıkılmış olmakla
birlikte tapınak iyi korunmuş durumda.
Yapılmadan dönülmeyecekler
Gerek çağdaş yüzü, gerekse tarihi değerleriyle
Ankara’da görülecek çok şey, çok yer var. İşte bir
gezi listesi:
Ankara Kalesi’nin karşısında, Çengel Han Rahmi
Koç Müzesi’nde Ankara’nın endüstriyel mirasını,
Vehbi Koç’un Dükkanı’nı, Tarihi Eczane’yi; Tunalı
Hilmi’de yürüyüp, Gençlik Parkı’nı; Anıtkabir’i,
Atatürk Orman Çiftliği’ni, Beypazarı’na uzanıp,
Beypazarı Kültür ve Tarih Evi ve Kent Müzesi’ni
gezmeden; yaprak dolması ve Beypazarı Kurusu
almadan; Bala ve Haymana sınırları içindeki Çöl
Gölü’nde kuşları gözlemlemeden dönmeyin!
Kuğulu Park. Kuğulu Park.
including examples characteristic of all ages are
displayed chronologically in the Gordion Museum which
was built near the small village called Yassıhöyük in
1963.
Ankara Castle
The Ankara Castle, known to have existed during
Galatias Period in the 2nd Century B.C., was repaired
during the Roman Period. It was captured by the
Seljukians in 1073, by the Crusaders in 1101 and
recaptured by the Seljukians in 1227. It was repaired
many times during the Ottoman Period and it was
strengthened with the recent restorations. In fact not
much is left today from the twenty-towered outer
castle. The inner castle has a rectangular shape.
Ankara Inner Castle Houses
In the front yard of the two-story Ankara Houses
there are maids’ quarters and in some of them there
is a barn. In the first floor there are rooms where the
owners live.
The Roman Bath
The bath was built in the name of the Health God
Asklepion by the Roman Emperor Caracalla. The
bath, located on Çankırı Street which stretches from
Ulus Square to Yıldırım Bayezid Square, is a big
square shaped area consisting of two parts. In the
Roman Bath today a rich collection of findings from
the Roman Period of Ankara are displayed.
Augustus Temple
Located next to Hacıbayram Mosque in Ulus, the
Augustus Temple is one of the important buildings of
the Roman Period. It was built by King Pylamenes,
the son of the last Galatin King, Amintos, as a sign
of loyalty to Augustus and to celebrate the joining of
Galatia to Rome after 25 A.C.
The Christians converted the temple to a church and
added 3 more windows onto the south wall. In the
beginning of the 15th Century, after the Turks came to
Ankara, they built Hacıbayram Mosque in the northwest corner of the temple. Even though some parts
of the north-west wall collapsed, the temple has been
well kept.
Don’t come back without doing these things
There are lots of things to see in Ankara with its
contemporary face and its historical values. Here is a
tour list: Don’t fail to visit to see Ankara’s industrial
heritage in the Çengel Han Rahmi Koç Museum
opposite Ankara Castle. You should visit the shop of
Vehbi Koç and the historical pharmacy. Don’t forget
to walk along Tunalı Hilmi Street. Visit Gençlik Parkı,
Anıtkabir, Atatürk Orman Çiftliği. Go to Beypazarı
and see Beypazarı Culture and History House and
City Museum. Don’t come back without eating stuffed
grape leaves and buying Beypazarı Kurusu. Go to Çöl
Lake within the borders of Bala and Haymana and
watch the birds!
GEÇMİŞİN MODERN MİMARİSİ
VE İZ BIRAKAN MİMARLAR
Ankara’ya Cumhuriyet Dönemi’nden itibaren iz
bırakan mimarlar ve binaları başlı başına bir tur
rotası! Şimdi o binalardan bazıları artık müze, bazıları
da ilk yapılış amacından daha farklı işlevler taşıyor.
İşte onların en önemlileri ve mimarları:
• I.TBMM Binası, Kurtuluş Savaşı Müzesi: Mimar
Salim ve Hasip Beyler,
• Eski Türkocağı ve Halkevi Binası, Devlet Resim ve
Heykel Müzesi, Etnoğrafya Müzesi, Hariciye Vekaleti:
Arif Hikmet Koyunoğlu,
• Cumhurbaşkanlığı Atatürk Köşkü Müzesi: Mehmet
Vedat Bey,
• Milli Savunma, İçişleri, Bayındırlık, Milli Eğitim,
Bakanlık Binaları ve TBMM Binası, Çankaya
Cumhurbaşkanlığı Köşkü (Pembe Köşk), Orduevi,
Harp Okulu: Clemens Holzmeister,
• Güven Anıtı ve Güven Park: Anton Hanak ve
Josef Thorak ile Clemens Holzmeister
• Ankara Palas: Vedat Tek ve Mimar Kemalettin Bey
• II.TBMM Binası, Cumhuriyet Müzesi: Vedat Tek
• Gazi Paşa İstasyon Binası, Atatürk Orman Çiftliği
(şimdi lokanta): Ahmet Burhanettin Tamcı
• AOÇ Atatürk Evi Müzesi, Atatürk Orman Çiftliği,
Ziraat Bankası, Ulus İş Bankası, Tekel Başmüdürlüğü:
Giulio Mongeri,
• Musiki Muallim Mektebi: Ernst Egli,
• Sergi Evi, Opera Binası: Şevki Balmumcu - Paul
Bonatz,
• II. Vakıf Apartmanı: Kemalettin Bey,
• Ankara Garı: Şekip Akalın (Gar binası içinde
Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi, Ankara
Açık Hava Buharlı Lokomotif Müzesi, Demiryolu
Müzesi ve Sanat Galerisi),
• Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi: Emin Onat,
Sedad Hakkı Eldem,
• Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi: Bruno Taut.
THE MODERN ARCHITECTURE OF
THE PAST AND THE UNFORGETTABLE
ARCHITECTS
The unforgettable architects and their buildings are a
tourist’s delight! Some of these buildings are now museums
and others have different functions from their original
purpose.
Here are the most important buildings and their architects:
• The 1st Turkish Grand National Assembly: Architect Salim
and Hasip Bey
• Eski Türkocağı ve Halkevi Building, State Art and Sculpture
Museum, Ethnography Museum, Department of Foreign
Affairs: Arif Hikmet Koyunoğlu,
• Atatürk’s Presidential House Museum: Mehmet Vedat
Bey,
• National Defence, Internal Affairs, Public Works,
National Education, Ministry buildings and Turkish Grand
National Assembly Building, Çankaya Presidential Palace
(Pembe Köşk), Officer’s Club, Military Academy: Clemens
Holzmeister,
• Güven Monument and Güven Park: Anton Hanak and
Joset Thorak and Clemens Holzmeister
• Ankara Palace. Vedat Tek and Architect Kemalettin Bey
• The 2nd Turkish Grand National Assembly Building,
Republic Museum: Vedat Tek
• Gazi Paşa Station Building, Atatürk Orman Çiftliği (now a
restaurant) Ahmet Burhanettin Tamcı
• AOÇ Atatürk’s House Museum, Atatürk Orman Çiftliği,
Ziraat Bankası,Ulus İş Bankası, Tekel Building: Giulio
Mongeri,
• Music Teachers School: Ernst Egli,
• Exhibition House, Opera House: Şevki Balmumcu - Paul
Bonatz,
• 2nd Vakıf Apartment: Kemalettin Bey,
• Ankara Train Station: Şekip Akalın (Inside the station,
Atatürk’s Residence and Railways Museum, Ankara Open
Air Steam Locomotive Museum Art Gallery)
• Ankara University Faculty of Science: Emin Onat, Sedad
Hakkı Eldem,
• Faculty of Languages, History and Geography: Bruno Taut.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 33
 Shutterstock, Rasim Konyar, Wikipedi
UNESCO LİSTESİNDEKİ
KÜLTÜR TURİZMİ KAYNAĞIMIZ:
Karagöz-Hacivat
“Orhan Gazi zamanından beri dedelerimizi yüzyıllarca
eğlendiren emektar bir oyun vardır: Karagöz. Yarın için
birşey söylenemez. Fakat bugünkü kuşağın çocukları da
henüz ona tanıdıktırlar...”
Refik Ahmet Sevengil, 1927
OUR CULTURAL TOURISM SOURCE ON THE UNESCO LIST
Karagöz-Hacivat
Since the times of Orhan Gazi, we have had an ancient play that amused our
ancestors for centuries: Karagöz.
“We cannot claim anything for tomorrow but kids from the current generation
are acquainted with him.”
Refik Ahmet Sevengil, 1927
Sevengil, “İstanbul Nasıl Eğleniyordu?” başlıklı kitabında Karagöz’ü anlatırken söze
böyle başlamış. “Yarın için birşey söylenemez” derken Karagöz’ün herhalde gelecekte
unutulabileceğini düşünmüş. 86 yıl önce yapılan bu tahminin çok yanlış olduğu söylenemez
ama bugün Karagöz’e “tanıdık” olanların, onu yaşatmaya çalışanların sayısı da az değil. Ancak
daha önemlisi UNESCO’nun “Bu bir Türk gölge oyunu”dur diyerek Karagöz’ü elle tutulamayan
kültür mirası listesine alması. Bu da Karagöz’e bütün dünya ile paylaşılabilecek bir kültürel
turizm zenginliği olarak bakılmasını gerektiriyor.
Gölge Oyunu, Anadolu ve dünya
Gölge Oyunu aslında bir gösteri sanatı. Genellikle deve ya da öküz derisinden kesilerek
hazırlanmış insan, hayvan, eşya gibi figürler arkadan gelen bir ışık kaynağı önünde
oynatılarak, gölgeleri gerdirilmiş, beyaz bir perdeye düşürülüyor.
Bu sanatın bilinen geçmişi 10. yy’a kadar inebiliyor. Seyirci, perdenin arkasında olanı biteni
değil, perdeye düşen ve hareket ettirilen gölgeleri görüp, sesleri duyar. Oynatıcı, hem
yönetmen hem oyuncu. Oynattığı figürler hangi karakteri temsil ediyorsa ona uygun olarak
sesleri taklit edip, şarkı da söyler. Oynatıcı, figürler değişirse ya da bir müzik aleti gerekirse
yardımcı da kullanabiliyor.
Anadolu’daki gölge oyununun kökenleri üzerine görüşler farklı. Çin, Endonezya, Hindistan,
Mısır, İspanya ve Portekiz’den geldiğini ileri sürenler var.
Sevengil de Arapların “Tayf-ı Hayal” (Hayal Işığı) dediği bu oyunun Anadolu’ya Şeyh
Küşteri eliyle “Diyar-ı Arap”tan geldiğine kesin gözüyle bakanlardan. 20. yy’da sevgili
komşumuz Yunanistan da bir kültür turizmi ögesi olarak, “Karaghiozis”in kendisine ait
olduğunu ileri sürmüştü.
34 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
Sevengil began with these words about Karagöz in his book
titled “İstanbul Nasıl Eğleniyordu?” (How was Istanbul having
fun?)
He was probably concerned that Karagöz would be forgotten
and so said “we cannot claim anything for tomorrow”.
It cannot be said that this prediction, made 86
years ago, was totally wrong, but the
number of people who are “acquainted
with” Karagöz and trying to
keep him alive is not small
either. But what is more
important is that UNESCO
included Karagöz on the list
of intangible cultural
heritage stating “this
is a Turkish
Shadow Show.”
Thus, Karagöz
must be evaluated
as a cultural
tourism asset to
be shared with the
entire world.
Karagöz ile Hacivat
Osmanlı Dönemi’nde bu sanata Türkler kendi yaratıcılıklarını katmış; ona
renkli, hareketli, özgün bir biçim vermişler hatta “gölge oyunu”, Karagöz ve
Hacivat tiplemesiyle özdeş hale gelmişti.
Karagöz’de Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan ve toplumun farklı
katmanlarından gelen karakterler ile Yahudi, Rum, Arap, Acem, Arnavut gibi
farklı köklerden gelenlerin hemen hepsi yer alır. Bu karakterler şive, kılık,
kıyafet, davranış biçimleri müzik ve dans gibi, temsil ettikleri kitleye has
özellikleri ile ön plâna çıkarılır. Zaten görüntüleri perdeye geldiği anda bu
özelliklerinden dolayı seyirci onların kim olduğunu hemen anlar.
Başroller patavatsız ve aykırı “Karagöz” ile incelmiş, malumatfuruş
“Hacivat”ındır.
Oyunlar, “Mukaddime” (giriş), “Muhavere” (atışma), “Fasıl” (asıl amacın,
oyunun sergilenmesi), “Bitiş” (yapılan hatalar için özür dilenen ve bir sonraki
oyun hakkında bilgi verilen bölüm) olmak üzere 4 bölümden oluşur.
“Musiki” Karagöz’ün ayrılmaz bir parçası olup, başta Osmanlı-Türk musikisi
olmak üzere İmparatorluk sınırları içinde yaşayan tüm etnik ve dini gruplara
ait her türlü müzik bu oyunlarda yerini bulmuştur.
Karagöz’ün yarını ve bugünkü önemi
Öte yandan Karagöz’ün yarını için de konuya bugünden ve çok yönlü
bakılmalı. Tıpkı Doğan Hızlan’ın yorumladığı gibi:
“GÖLGE OYUNU’na sansür uygulamak, Karagöz’ün gerçek içeriğini yanlış
anlatmak demektir. Haliyle zaman zaman milliyetçilik duygularımızın
kabardığı ve Karagöz-Hacivat’ın Yunanlara değil Türklere ait olduğunu
dile getirmek o kadar da marifet değil. Asıl marifet Karagöz ve Hacivat’ı
tüm özgünlüğüyle, onun kimliğine uygun halde yaşatmak ve yenilerini
üretebilmektir. Bana kalırsa Karagöz ile Hacivat, Shakespeare’in Prospero
ile Caliban’ına benzetilebilir. Doğu’daki metinlerin Batı’dakilerle
karşılaştırılması pekâlâ mümkündür... Gerçekten de, Karagöz bugünün
Türkiye’si üzerinden birçok konuyu malzeme edinebilecek uygunluğa
sahiptir… Yalnız mizah yazarları değil, bütün yazarlar Karagöz metinleri
yazmalı. Geleneksel oyunlarımızı iyice inceledikten sonra onların bugün
yeniden nasıl gündeme getirileceği konusunda unutkanlığımızdan
kurtulmalıyız… Karagöz-Hacivat asla sadece gölge oyunu değildir!
Metinleriyle, müzikleriyle bize çok şey söyler.”
Karagöz’ün toplumsal süpab işlevi
Esnek yapısıyla doğaçlamaya ve güncel olayların işlenmesine son derece
açık olan Karagöz perdesi, zamanının en önemli toplumsal yergi aracıydı.
Halkın beğenmediği bazı yönetim tutumları bu oyunlarda dile getirilir,
Karagöz-Hacivat gösterileri zaman zaman Amerika’da da sunuluyor. Jacobrown’ın
2007’de Seattle’da düzenlenen Turkfest’teki görüntüsü.
Karagöz and Hacivat shows are sometimes presented in the USA.
A view of Jacobbrown in Turkfest held in Seattle 2007.
Shadow Show, Anatolia and the World
Shadow Show is in essence a performance art. Some figures - human, animal
or objects - are cut out of camel or ox skin. When they are held behind a white
stretched curtain lighted from the back, their shadows fall onto the curtain.
The known history of this art dates back to the 10th century. Viewers see not
what’s going on behind the curtain, but see and hear what images fall on the
curtain and the moving shadows. The performer is both an actor and a director.
He sings and imitates the voices according to what the characters represent, and
portrays them. If necessary, the Karagöz Performer can have an assistant if the
figures change or he needs a musical instrument. Where did the shadow show in
Anatolia come from? There are different views on its origin. Some people claim
that it came from China, Indonesia, India, Egypt, Spain and Portugal.
Sevengil is amongst those who definitely think that this shadow show, which the
Arabs called “Tayf-ı Hayal” or “The light of Imagination”, came from “Diyar-ı
Arap” or the “Arabian Realm” through “Sheikh Küşteri”. In 20th century, Greece,
our beloved neighbor, it was claimed that “Karaghiozis” belonged to the Greeks
as a cultural tourism element.
Karagöz with Hacivat
During Ottoman times, the Turks added their creativity to this art; giving it a
moving, colorful and unique form. Consequently, shadow show has become
identified with “Hacivat with Karagöz”. Karagöz embraces all characters living
in the Ottoman Empire and every class, as well as different ethnicities (such as
Jewish, Greek, Persian, Arabian, Albanian). These characters are given prominent
features such as accents, outfits, attitude patterns, music and dance that are
peculiar to the group they represent. Because of these features, by the time their
images are reflected on the curtain, viewers figure out who is who in no time.
Leading roles are played by Karagöz; a blunt, an anti hero. Hacivat plays a know
it all, a refined character. Plays consist of 4 parts: Mukaddime (Introduction)
“Muhavere” (altercation) “Fasıl” (main play) and “Bitiş” (when the performer
apologizes for mistakes made during the play and tells the audience about the
next play).
Music is an indispensable part of the play, particularly Ottoman-Turkish music,
but every kind of music belonging to all religious and ethnic groups within the
borders of the empire was used in these shows.
The future of Karagöz and its importance today
On the other hand, we must think of the future of Karagöz as of today. As Doğan
Hızlan commented: “Censoring shadow show means not comprehending the
essence of Karagöz. To suggest that Karagöz and Hacivat don’t belong to the
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 35
taşlamalar yapılır, hep birlikte gülünüp,
rahatlanır, böylece Karagöz bir toplumsal
sübap işlevi de yüklenmiş olurdu. Osmanlı’nın
son dönemlerinde Karagöz sanatçıları bazı
yolsuzluk iddialarını da perdede canlandırdıkları
için oyunlar yasaklanmış, hatta ağır cezalara
bağlanmıştı. Bunun üzerine Karagöz de
sıradanlaşmış, eski önemini yitirmişti. 20.
yüzyılın ilk çeyreğinde bir süre daha yaşayan
Karagöz, tiyatronun, sinemanın daha sonra da
televizyonun hayata girmesiyle tamamen konu
dışı oldu.
36 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
UNIMA (Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunları
Birliği) Türkiye Milli Merkezi bir süredir Uluslararası
Karagöz, Kukla ve Gölge Oyunları Festivalleri
düzenleniyor.
Kültür turizmi turları düzenleyenler bu gibi
etkinlikleri dikkate alabilirler.
UNIMA tarafından 2013 yılı için düzenlenen
etkinlikler arasında 15 ilde “Karagöz Günleri”
şenliği, Eskişehir ve Bursa’da “Uluslararası GölgeKukla Oyunları Festivali ve Paneli” de var.
Bursa’daki 11-16 Kasım 2013 tarihleri arasında
gerçekleşti.
FESTIVAL SCHEDULE
Greeks but to the Turks is not an accomplishment.
The real accomplishment is to be able to maintain
Karagöz and Hacivat in their original identity and
produce new ones. As far as I know, likening Karagöz
and Hacivat to Shakespeare’s Prospero and Caliban
is not wrong. It’s fairly normal to compare Eastern
texts with Western ones. Indeed, Karagöz is quite
proper to take a number of topics from Turkey’s
agenda and make them its own theme. Not only
humor writers, but all writers must write Karagöz
texts. After scrutinizing them, we must get rid of
our amnesia and revive them. Karagöz and Hacivat
is not only a shadow show! It tells us many things
through its music and prose.”
Karagöz’s social valve function
With a flexible text which was open to every kind of
improvisation and current issue, Karagöz Curtain
was the most important social satire tool of its time.
Some flaws in the government would be reflected
thanks to these shows. Bursting into laughter
altogether, everyone would relax, and Karagöz
would in this way undertake a social valve function.
In the late periods of the Ottoman Empire, plays
were banned and even fined heavily since Karagöz
performers hinted at corruption allegations through
their shadow heroes on the white curtain. Karagöz
therefore became mundane and lost its previous
importance. Karagöz
managed to live for
a short while in the
first quarter of the
20th century but
was eclipsed by the
arrival of TV and
cinema.
FESTİVAL TAKVİMİ
The Turkey Center of the UNIMA (International
Puppet and Shadow Shows Union) organizes
international Karagöz, Puppet and Shadow Shows
festivals. Those who organize cultural tourism tours
might keep in mind these activities too. Among the
activities held by UNIMA in 2013 are “Karagöz
Days Festival in 15 cities” and “International Shadow
and Puppet Plays Festival and Panel”. The festival in
Bursa will be held between 11-16 November 2013.
ANA KARAKTERLER
Osmanlı toplumu gerek etnik kökenler gerek
toplumsal sınıflar açısından tekdüze bir toplum
değildi. Karagöz karakterleri de bazı sanat tarihçileri
ve araştırmacılar tarafından kategorilere ayrılarak da
incelenmiştir.
Metin And oyunlardaki tiplemeleri 11 ana sınıfta
gruplar:
Eksen Kişiler (Karagöz, Hacivat)
Kadınlar (Zenneler, Kanlı Nigar, Salkım İnci,
Karagöz’ün karısı, Hacivat’ın kızı vs.)
İstanbul ağzıyla konuşanlar (Çelebi, Tiryaki)
Anadolulu kişiler (Lâz, Bolulu, Kayserili, Kürt,
Kastamonulu)
Anadolu dışından gelen kişiler (Arnavut, Arap, Acem)
Müslüman olmayan kişiler (Rum, Ermeni, Yahudi)
Engelli kişiler (Kekeme, Kambur)
Kabadayılar ve sarhoşlar (Matiz, Tuzsuz Deli Bekir,
Sarhoş)
Eğlendirici kişiler (Köçek, Çengi, Cambaz, Hokkabaz)
Olağanüstü kişiler ve yaratıklar (Cazular, Cinler,
Canan)
Geçici, ikincil kişiler ve çocuklar (Çeyiz taşıyıcıları,
Satıcılar vs.)
Bütün bu çok renkli ve çok sesli malzeme ile Karagöz, kozmopolit Osmanlı toplumundaki din, dil ve
kültür farklılıklarını birleştirici işlev taşırdı..
MAIN CHARACTERS
Ottoman society was not a community with one identity
in terms of ethnical origins and social classes. Karagöz
personages were studied by some Karagöz historians and
scholars have divided them into some categories.
Metin And compiled the characters in the play into 11
different groups.
Main characters (Karagöz and Hacivat)
Females (Zenneler, Kanlı Nigar, Salkım İnci, Karagöz’s wife,
Hacivat’s daughter etc)
People who speak with İstanbul accent (Çelebi and Tiryaki)
Characters from Anatolia (Laz, One of Bolu, One of Kayseri,
A Kurd, One of Kastamonu)
Characters from outside Anatolia (Albanian, Arab, Persian)
Non-Muslim ones: (Greek, Armenian, Jew)
Handicapped ones: (Stutterer, Hunchback)
Bullyboys and drunks (Matiz, Tuzsuz Deli Bekir, Sarhoş)
Amusing characters ( Köçek, Çengi, Magician, Acrobat)
Extraordinary people and creatures (cazus, gines, Canan)
Provisional, secondary ones and kids
(dowry carriers, peddlers etc.)
Based on this multicolored and polyphonic material, Karagöz
would function to eradicate all discrepancies resulting
from religion, language and culture and unite them in a
cosmopolitan Ottoman society.
38 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
ANADOLU’DA KALE-KENT
ÖRNEĞİNİN ÖNCÜSÜ
GÜVERCİNKAYASI
Aksaray ilindeki Güvercinkayası
yerleşmesi, kendisinden sonra kurulan
Anadolu kentlerinin mimari evrimine de
ışık tutuyor. Güvercinkayası’nın tarihi
ve arkeolojik özelliklerini Aksaray İl
Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mustafa
Doğan’ın kaleminden sunuyoruz.
GÜVERCİNKAYASI
THE FORERUNNER OF CASTLE-CITY IN ANATOLIA
Güvercinkaya settlement in Aksaray Province sheds light on the
architectural evolution of the Anatolian cities that were built after
Güvercinkaya itself. We present the historical and archeological features
of Güvercinkaya through the pen of Mustafa Doğan, the Vice Director of
culture and Tourism of Aksaray Province.
 Güvercinkayası Kazı Arşivi
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 39
Anadolu’daki kale-kent
modelinin öncüsü olan
Güvercinkayası, Çatalsu Köyü
yakınlarında, Melendiz çayının
kıyısında 7 bin yıllık geçmişiyle
Anadolu tarihine ışık tutuyor.
Mamasın Baraj Gölü içinde
yüksek bir kaya kütlesinin
üzerine konumlanmış
yerleşme, MÖ 52004750 yıllarına tarihleniyor.
Çevredeki eski göç yollarına
da hâkim bir konumda bulunan
Güvercinkayası’nda arkeolojik kazı çalışmaları 1996 yılında başlıyor. İstanbul
Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Sevil Gülçur başkanlığındaki uluslararası ekibin sürdürdüğü
kazı çalışmaları halen devam ediyor.
Orta Kalkolitik Dönem’den günümüze ulaşan Güvercinkayası, İç Anadolu’da
“kale-kent” olarak tanımlayabileceğimiz yerleşme türünün bilinen ilk ve
en eski öncü modeli. Ancak düzenli bir köy olarak tanımlanabilecek bu
yerleşmenin buluntuları, çok daha sonraları kurulacak Anadolu modeli
kentlerin nasıl evrimleştiği konusunda çok önemli bilgiler sağlıyor. Kazılar
sırasında ele geçen damga mühürler ve bazı çanak çömlek de yerleşmenin
uzak bölgelerle, özellikle de Doğu Anadolu - Kuzey Mezopotamya ile olan
ilişkilerine işaret ediyor.
40 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
Being a forerunner of the castle city model in Anatolia, and settled at the
bank of Melendiz stream near Çatalsu village, Güvercinkaya sheds light on
Anatolia’s history through its 7,000 year history.
Located on a high rock mass in the Mamasın Dam Lake overlooking old
immigration roads in vicinity, this settlement dates back to 5200-4750 years
BC. Archeological excavations started in 1996. The excavations carried out
by an International team headed by Prof. Dr. Sevil Gürçur, the President of
Pre-history in Archeology Department in Faculty of Literature at İstanbul
University, are still underway.
Güvercinkaya reached to the present day from the mid-chalcolithic period. It
is the forerunner of the settlement type that we might define as “castle cities”
in Central Anatolia. The remnants of this settlement
that can be classified as an the remains of an
organized village provide us very important
information about the evolution of Anatolian
styled cities that were erected later. Stamp
seals and several pots found during the
excavations indicate some a relationship
of this settlement particularly to East
Anatolia-North Mesopotamia and more
distant regions.
The village is divided into two parts,
known as the “Castle” and the “Low
Settlement,” by the fortification walls.
Despite having been exposed to a big
Köy, kayalığın zirve düzlüğünü kuzeyden kapatan
sur duvarları tarafından “İç Kale” ve “Aşağı
Yerleşme” olarak ikiye ayrılıyor. Ağır bir yangına
maruz kalmasına rağmen İç Kale konutları,
Aşağı Yerleşme konutlarına göre daha büyük ve
buluntular açısından da daha zengin.
Sınıfsal ayrışmanın örneği
Düzenli bir planlamaya sahip yerleşmenin
mimarisi, günümüz sıra evlerini anımsatıyor.
Yerleşme düzeni, kayalığın doğal yapısıyla uyumlu,
sokaklarla birbirinden ayrılan, konut adaları
içinde düzenlenmiş, dar uzun, 20-30 metrekarelik
tek odalı evleri yansıtıyor. Duvarlarını ortaklaşa
kullanan bu evlerin arka bölümünde, bir ailenin
ihtiyacı olan zahirenin saklandığı kiler bölmesi yer
alıyor.
Çifte kulesi bulunan sur duvarı, kayalığın zirvedeki
düzlüğünü teras ve yamaç konutlarından ayırıyor
Oda tabanındaki yuvarlak ocak (sol üstte), Kuzey
Mezopotamya kökenli, iki erkeği betimleyen hayvan
kemiğinden damga mühür (en solda) ve dört parmaklı el
kabartmalı tümlenmiş küp (solda).
Circle furnace on the chamber floor (upper left), Seal
made of animal bone unearthed in North Mesopotamia
which depicts two men (extreme left), Integrated cube
with a 4 fingered hand relief.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 41
ve bu da sınıfsal ayrışmanın başlangıcına somut örnek oluşturuyor. Zirve
düzlüğünü güneyden ve batıdan çeviren sarp kayalık da doğal bir koruma
hattı niteliğinde.
Buluntular Aksaray Müzesi’nde
Güvercinkayası halkının ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayanıyordu.
Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa, evcil hayvanları ise koyun, keçi ve
sığırdı. Çanak çömlek üstüne kabartma olarak işlenmiş stilize hayvan başları,
karşıdan bakıldığında bir boğanın başını anımsatan çift gözlü öğütme
şekilleri, hayvanların köy yaşamındaki ekonomik ve kültürel önemini
vurguluyor.
Kazılardan elde edilen hayvan kemikleri, bu çevrede alageyik, ulugeyik,
karaca, yaban sığırı, yaban koyunu, yaban keçisi, atgiller ve hatta arslan gibi
yırtıcıların da yaşadığını belgeliyor.
Kazı çalışmaları sırasında bulunan; andironlar (ocak ayakları), kolyeler,
baltalar, obsidyen aletler, bileği taşları, figürinler, mühürler, obsidyen gözlü
rhyton (törensel içki kapları), seramik parçaları gibi daha pek çok değerli eser
Aksaray Müzesi’ndeki Arkeolojik Eserler Salonu’nda sergileniyor.
Bizleri, geçmişimize ait pek çok konuda aydınlatan Güvercinkayası,
günümüzde de Mamasın Barajı Gölü ve çevresinde barınan canlı yaşamı ile
bütünleşiyor.
conflagration, the houses of
the Citadel (interior castle)
are both bigger and richer
in terms of archaeological
findings than the houses in
the Low Settlement.
An example of class
segregation
Made with an organized
plan, the architecture of the
settlement resembles presentday row houses. The layout of
the settlement reflects long,
narrow one-roomed houses
of 20-30 square meters (215322 square feet) arranged in
parcels that were separated from each other by streets that conform to the
natural structure of the reef. The houses share walls and have cellars located
in the rear in which cereals were stored
The fortification wall with its double tower separates the flatness of the reef
on the summit from the houses on the terrace and slope, evidence of the
beginning of segregated classes of society. The rock face that surrounds the
flat summit from the south and west functions as a natural line of protection.
Findings are displayed in Aksaray Museum
The economic life of Güvercinkaya people was based on agriculture and
livestock farming. Their main agricultural crops were wheat and barley and
their domesticated animals were sheep, goat and cattle. Stylized beast heads
embroidered as relief on potteries and two-eyed grinding styles that resemble
a bull head when viewed from the opposite side highlight the economic and
cultural importance of the animals in the life of the village.
Animal bones obtained in the excavations indicate that there were some
animals such as cervus elaphus, fallow deer, roe deer, bantengs, chevrotain,
equidae and predators such as lions.
Andirons (the legs of furnace), necklaces, hand axes, obsidian tools,
whetstones, figurines, seals, obsidian eyed rhyton (a vessel used in various
ceremonies), ceramic pieces and similar precious artifacts found during the
excavations are displayed in the Archeological Artifacts Hall in Aksaray
Museum.
Enlightening us about many subjects related to our past, Güvercinkaya
integrates with the life in and around Mamasin Dam Lake.
42 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
ANADOLU LEZZETLERİ
tastes of anatolia
M
Sİ İT
 Shutterstock
HERKESİ BİRLEŞTİREN ÇEMBER
Anadolu’nun en dost
sokak yiyeceği, buğday
ve susamın lezzetli
işbirliği: Simit.
Simit, her yaştan insana sempatik ve pratik gelen formuyla,
Anadolu’nun her yerinde sokak yiyecekleri geleneğinin
başrol oyuncularındandır. Çocuklar bilezik gibi koluna takar,
büyükler, koparıp ya da bıçakla kesip içine peynir koyar, simitçiler
bu ortası delik susamlı tombul halkaları bir sopaya dizip kolayca taşır.
Haberlerin daktiloyla yazıldığı dönemlerde “çay ve simit” karikatürlerdeki
gazetecilerin simgesidir...
En İyi Simit Tartışması
Anadolu’nun neresine gitseniz, oradaki simitin “en iyi simit” olduğunu
duyarsınız. İstanbullu simitçiler en bol susamı kendilerinin kullandıklarını,
Ankaralılar pekmezi sulandırmadıklarını, en gevrek simidin orada
olduğunu söyler. İzmirliler herkesin yaptığına “simit”, kendi yaptıklarına
ise “gevrek” derler...
Gevreğin farkı pişirme tekniği ve susamında gizlidir, Karadeniz’e doğru
çıkıldığında simit kavramımız alt üst olur! Rize ve Kastamonu simidinde hiç
susam yoktur.
Kastamonu simitleri skalayı iyice yükseltiyor; elma pekmezinde ve odun
fırınında pişiriliyorlar. Samsun geri kalır mı? Onlar da “Bizde yumuşak
simit yoktur, simit dediğiniz sert, pişkin ve gevrek olur” diyor, tamamen
elle yapıldığını söylüyorlar. Güneye bakıyoruz. Diğer illere göre daha
büyük olan Antakya simidinde pekmez yok, onlar simidi tuzlu, kimyonlu
özel bir baharat ile yemeyi seviyor...
44 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
THE CIRCLE WHICH UNITES
EVERYONE
Anatolia’s most friendly street food, and a tasty
combination of wheat and sesame: Simit.
Simit is one of the leading actors of the street food tradition in every part of
Anatolia thanks to its likeable shape which appeals to people of all ages. Children
wear simits on their wrists like a bracelet, adults break or cut them up and put
cheese in them, while simit vendors carry the fatty, hollowed rings by looped
around a stick. In the era when the news was written on typewriters, “tea and
simit” was a favorite theme used by journalists in caricatures…
Rivalry for the Best Simit
Wherever you go in Anatolia, you’ll probably hear that that part of the country
“has the best simit”. The simit bakers of İstanbul say that they use most
abundant sesame, whereas the simit men of Ankara claim that they never
dilute the pekmez (a kind of molasses), and that they have the crispiest simit
there. Izmir people call their own stuff “Gevrek” (it means crispy) and call other
people’s stuff “simit”. The distinction of gevrek is hidden in its cooking technique
and sesame. When we move towards the Black Sea region, our simit concepts
are shattered! The simits of Rize and Kastamonu provinces are baked without
sesame. Kastamonu simits raise the bar because they are baked in an oven fired
with wood and in apple molasses. Samsun refuses to be left behind. “You cannot
Simitin etimolojisi
“Simit”in etimolojisi araştırıldığında Arapça
ince bulgur veya irmik anlamına gelen “samid”
ile karşılaşıyoruz. Aramice ve Süryanice’de
“samidi, samid” sözcükleri de “un” anlamına
geliyor. Babil ve Akad dillerinde aynı sözcük
“samidu”. Bu sözcükler “semid” olarak Türkçe’ye
taşınırken, zaman içinde anlamlarında hafif
dönüşümlere uğruyor. Semid, 1680’de beyaz
ekmek, irmik ekmeği, 1803’de ince bulgur,
irmik, 1876’larda da “beyaz un, beyaz ekmekten
yapılan halka” anlamında kullanılmış. İngilizce
“irmik”; “semolina”nın da bu sözcüklerle
bağlantısı olduğu ileri sürülüyor. Günümüzde
de Güney Doğu Anadolu’da ince bulgura da
“simit” denmekte. Buna karşılık, İsmet Ziya
Eyüboğlu, “Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü”nde,
sözcüğün Anadolu Rumcası’ndan geldiğini, un
ya da irmikten yapılan halkalara “semidalites”
denildiği, bu kelimenin zamanla “simit”e
dönüştüğünü yazıyor.
Yalnızca simit değil,
simitçiler de İstanbul’un
vazgeçilmezleri
arasındadır
(shutterstock, photo.ua).
Not only simit, but also
simit vendors are one
of the icons of İstanbul
(shutterstock, photo.ua).
in place of “white bread” and “semolina bread” in
1680; “fine bulgur”, “semolina” in 1803; and “white
flour, ring made of white bread” in 1876. Word has
it that there is also some connection with “Semolina”
in English. Fine bulgur is still called “simit” in
southeast Anatolia today. Nevertheless, İsmet Ziya
Eyüboğlu writes in “Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü”
(The Etymologic Dictionary of the Turkish Language)
that the word came from Anatolian Romaic, the rings
made of flour or semolina were called “semidalites”
and this word became “simit”.
Different Faces of the Simit
Artun Ünsal scrutinizes the history of the simit
in “Susamlı Halkanın Tılsımı” (Charm of the
Sesame Ring). Going back over 2300 years to the
Uighurs, simit or similar breads were produced
in a geography from Central Asia to Middle East;
from the North Africa to Balkans and to Anatolia
embracing different religions, languages and races.
Simit is: “Kulouri” in Greece, “gevrek” in Bulgaria,
“girde nan” in Iran, “çevrek” in Serbia, “covrigi” in
Romania, “bublik” in Russia and “semeet” in Egypt.
In his essay titled “Küreselleşen Tatlar - Mütevazi
Ekmeğin Başına Gelenler” (Globalized TastesWhat Happened to our humble Bread?), Dr. Defne
Karaosmanoğlu examines the “bagel”. Bagel is a
kind of simit shaped bread. It was first baked in
find soft simit here, if we are talking about simit,
it must be hard, cooked and crispy” they say, and
add that their simits are hand made. Let’s go to the
south now! Molasses is not used in Antakya Simit
which is larger than other cities’ simit. They prefer to
eat simit with a special spice consisting of salt and
cumin…
Etymology of Simit
If we research the etymology of the simit, we find
the word “samid” meaning fine bulgur or semolina
in Arabic. There are words “Samidi” or “samid”
meaning “flour” in the Assyrian and Aramaic
languages. The same word is seen as “samidu” in
the Babel or Akkadian languages. While these words
came to Turkish as “semid”, its meaning underwent
slight changes over time. The word “semid” was used
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 45
Başındaki tablada dizi dizi simit satanlar (shutterstock,
maryo) giderek azaldıysa da simit arabaları
hala kentlerin en turistik manzaralarından birini
oluşturmaya devam ediyor (shutterstock, Faraways).
Even though the numbers of simit vendors who carry
simits on a tray on their heads (shutterstock, maryo)
have gradually diminished, simit carts are still one of
the most iconic scenes of Turkish cities. (shutterstock,
Faraways).
SİMİT KRUTONLARI
• 2 sokak simitini, 4 mm. kalınlığında halkalar
şeklinde bıçakla doğrayın.
• Bir tepsiye dizerek 150 C derecede ısıtılmış
fırında kahverengi oluncaya dek kıtırlaştırın.
• Dilerseniz fırından çıktıktan sonra iki diş
dövülmüş sarmısakla çırpılmış 4 çorba kaşığı
sızma zeytinyağını bir fırça ile simitlerin üzerine
sürün.
• Ya da sadece ikiye kestiğiniz sarmısağı
doğrudan her bir simit diliminin üzerine
sürterek sürün.
• Çorbaların üzerinde servis edin.
Kaynak: Arman Kırım, “Simit Olmadan Asla”,
5 Haziran 2005, Hürriyet Gazetesi.
SİMİT CROUTONS
• cut 2 simits into 4mm wide rings.
• Put them on a tray in an oven heated to 150 °C
and let them get crispy and brown.
• If you wish, after removing from the oven, use
a brush to rub with 4 tablespoons virgin olive oil
mixed with two crushed garlic cloves.
•Alternatively, rub just the garlic into the simit.
• Serve in soup.
Source: Arman Kırım “Simit Olmadan Asla”, 5 June
2005, Hürriyet Newspaper
Simitin değişik yüzleri
Artun Ünsal, “Susamlı Halkanın Tılsımı”nda
simidin tarihini derinlemesine inceliyor. MÖ
300’lere, Uygurlara kadar inen, Orta Asya’dan,
Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’dan Balkanlara,
Anadolu’ya farklı din, dil, ırklardan oluşan bir
coğrafyada simit ve benzeri ekmekler üretiliyor.
Yunanistan’da “kulouri”, Bulgaristan’da “gevrek”,
İran’da “girde nan”, Sırbistan’da “çevrek”,
Romanya’da “covrigi“, Rusya’da “bublik”,
Mısır’da “semeet”.
Dr. Defne Karaosmanoğlu, “Küreselleşen
Tatlar - Mütevazi Ekmeğin Başına Gelenler”
başlıklı makalesinde “bagel”i inceliyor. Bagel,
17. yy’da Polonya’da, Krakow’daki bir Musevi
fırınından Avrupa ve Amerika’ya yayılan, orada
da “donut”ı tahtından indiren simit biçiminde
bir ekmek. Musevi inancına göre farkı, hamurun
fırına girmeden önce haşlanması olan bagelin,
ortasındaki delik açlığı, bagel yemek ise açlığı
gidermeyi simgeliyormuş.
Osmanlı simidi
Osmanlı yazılı kayıtlarında rastlanan “Simithane”
ve “Simitçibaşı” deyimleri “has un” koyulan
depoya ve bu işten sorumlu kişiye verilen
adlar. Bugünkü anlamında simit deyimi ilk
kez 135 dirhemi 1 akçeye satılan “simid-i
halka” olarak 1593 Üsküdar Şeriye Sicili’nde
saptanmış. 18. yy kaynaklarında sadece “simit”
46 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
sözcüğü kullanılıyor. 1776’da İstanbul Kadısı
Hasan Paşazade Mehmet Sait Efendi’nin Narh
defterlerinde 1 akçeye alınabilecek unlu ürün
miktarları şöyle belirlenmiş: Ekmek (Nân-ı azîz)
50 dirhem, francala ekmek (Nân-ı fırancala) 25
dirhem, simit 25 dirhem, yağlı simit 16 dirhem,
Şam böreği 12 dirhem. Simit, Şam böreğinden
daha pahalı!
Jewish ovens in Poland in the 17th century and then
spread to Europe and the USA and dethroned the
“donut” there. To the Judaic faith, the most obvious
feature of the bagel is that its dough is boiled before
baking. The hollow in its center symbolizes the
hunger, whereas eating a bagel symbolizes sating
that hunger.
Geleneksel simitçi fırınlarında simit yapımı
Geleneksel simit yapmak için öncelikle un,
su, yaş maya ve tuz ile büyükçe miktarda bir
hamur yoğurulup, mayalanmak için fırının
sıcak ortamında 1 saat dinlenmeye bırakılıyor.
Ardından simit ustası, hamurdan iki parça
koparıp elleriyle yuvarlayarak “fitil” denilen
iki şerit yapıyor. Bunlar birbirlerinin üzerine
dolanarak halka haline getiriliyor ve iki ucu elle
bastırılarak birleştiriliyor. Buna da “bağlamak”
deniyor. Sonra “pekmezleme”ye geçiliyor. Bu
işlem İstanbul’da “soğuk” pekmeze ve susama
batırarak, Ankara, İzmir, Bursa ve pek çok diğer
yörede suyla kaynatılmış pekmez içinde bir
ön pişirmeden geçirilip, “sıcak” pekmezlenip,
susamlanarak yapılıyor. 325-350°C arasındaki
fırında renkleri kahverengiye dönene kadar
pişiriliyorlar. İkincisinde karamelizasyon daha
fazla olduğu için lezzet de artıyor.
Ottoman Simit
The phrases “simithane” and “simitçibaşı” that are
found in Ottoman written sources are respectively
names for a depot for first class flour and the person
in charge. The word simit in its present sense was
first seen in Üsküdar Şeriye Sicili (Üsküdar Cadi
Registers) in 1593.
“simid-i halka” of 135 dirhem (about 430 gr) sold
for 1 coin. The word “simit” only appears in the
18th century sources. Quantities of the products that
can be bought for 1 coin are itemized in the Narh
(officially fixed price) notebooks of Hasan Pashazade
Mehmet Sait Effendi the İstanbul Cadi: Bread (Nân-ı
azîz) for 50 dirhem, French Bread 25 dirhem, fatty
simit 16 dirhem, Damascus pie 12 dirhem. Simit is
more expensive than the Damascus pie!
Making of Simit in the traditional ovens
In order to make a traditional simit, firstly, flour,
water, fresh yeast and salt are mixed into a huge
dough and after kneading, left
in a hot oven for fermentation
for one hour. Later on, the baker
rips 2 parts from the dough and
makes two straps called “fitil”
by rolling it with his hands.
They are coiled together to
make a ring and the 2 ends
are pressed together. This
process is called “to connect”.
After that, the stage “to
get molasses” comes. In
Istanbul this processes
is carried out by immersing the ring in “cold” molasses and sesame, while in
Ankara, Bursa and other many regions, the ring is immersed in hot molasses
and sesame after a “pre-cooking”. They are cooked in ovens heated between 325350 °C until they get brownish. Since there is more caremelization in the second
method, the taste is improved.
Batı ülkeleri , özellikle de
ABD’nin ünlü “bagel”ı (üstte)
ile “donut”ı (sağda).
The famous “bagel” (upper) and “donut”
(right) of Western Countries (particularly
the USA).
EVDE BALLI SİMİT
MALZEME: (12 simit için)
1 su bardağı ılık süt, çeyrek paket yaş maya veya 1 çay kaşığı kuru maya, 2
yemek kaşığı bal, 4 su bardağı tam buğday unu (isteyen yarı yarıya beyaz
un ile karştırabilir), 2 yemek kaşığı zeytinyağ, 1 tatlı kaşığı deniz tuzu, 1
yumurta, 4 yemek kaşığı (100 gr.), oda sıcaklığında tereyağı, 1 su bardağı
susam, yarım çay bardağı pekmez.
YAPILIŞI:
• Ilık sütün içine maya, bal ve 1 su bardağı unu karıştırıp, ılık bir
yerde 1 saat mayalanmaya bırakın.
• 3 su bardağı unu genişçe bir kaba alıp ortasına
dinlenmiş mayalı karışım, yumurta, tereyağı,
zeytinyağı ve tuz katıp yoğurarak hamur haline
getirin. Ne cıvık ne de sert, orta yumuşaklıkta bir
hamur elde etmiş olacaksınız.
• Bu sırada susamı geniş, düz bir tabağa dökün.
• Pekmezi 2 yemek kaşığı su ile sulandırıp ayrı bir geniş, düz tabağa dökün.
• Geniş bir fırın tepsisini (ya da yağlı kağıt serip, kağıdı) yağlayın.
• Yoğurmuş olduğunuz hamurdan büyük bir yumurta boyunda parçalar koparın.
• Mutfak tezgahı üzerinde her birini ellerinizle yuvarlayıp incelterek 20 cm
uzunluğuna gelene kadar uzatın. Daha sonra iki ucunu birleştirip hamuru birleşme
yerinden bastırarak simit şekli verin.
• Simitleri önce sulandırılmış pekmeze bulayın, oradan çıkartıp susamın içine atın.
Bir kaşık yardımıyla üzerine bol susam dökün.
• Susamın içinden alıp tepsiye yerleştirin. Kalan hamuru da aynı şekilde hazırlayın.
• Simitleri tepsinin içinde yarım saat kabarmaya bırakın.
• O arada fırınınızı da 220 (turbo ise 200) derecede ısıtın.
• Sıcak fırında simitleri 10 dakika pişirin daha sonra sıcaklığı 180 (turbo 160)
dereceye düşürüp 10-15 dakika daha pişirin.
• Susamlar iyice kızarıp, simitler de pembeleşince dışarı alın. Afiyet olsun!
Kaynak: Arzu Aygen-Ülfet Aygen, “Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri” %100
Doğal 100 Tarif, Hayykitap.
HOME SİMİT WITH HONEY
INGREDIENTS:
One glass of mild milk, a quarter packet of fresh yeast or 1 teaspoon of dry yeast, 2
tablespoons of honey, 4 glasses of whole wheat flour (option: mix with white flour half
and half), 2 tablespoons of olive oil, 1 dessert spoon of sea salt, 1 egg, 4 tablespoons
(100 gr.) of butter at room temperature, 1 glass of sesame, half glass of molasses.
METHOD:
• Put yeast, honey and 1 glass of flour into the mild milk, mix together and
leave for an hour.
• Put 3 glasses of flour into a large bowl and add the rested
mixture with yeast, egg, butter, olive oil and the salt. Knead into a
moderately soft dough; neither hard nor sloppy.
• Meanwhile, put the sesame on a large flat plate.
• Pour the molasses onto another large flat plate after diluting with 2 tablespoons of
water.
• Oil a large baking tray (or an oily paper by laying it on a tray)
• Tear large egg sized parts from the kneaded dough.
• Roll them with your hands on the kitchen counter until each one is 20 cm. long. Then
give it a simit shape by combining the pressing the two ends together.
• Coat the simits first with the diluted molasses, then put into the sesame. Pour plenty
of sesame on them with a spoon.
• Remove from the sesame and place on a tray. Do the same with the remaining
dough.
•Put them in a heated oven for 10 minutes to puff.
• Meanwhile, heat your oven up to 220 °C (200 °C for turbo ovens).
• Cook the simits in the heated oven for 10 minutes more and then cook for 10-15
minutes at 180 °C (160 °C for turbo ovens)
• Take them out when the sesames turn red and the simits turn pink. Enjoy!
Source: Arzu Aygen-Ülfet Aygen, “Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri” %100 Doğal 100
Tarif, Hayykitap.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 47
ŞEYLERİN TARİHİ
history of things
Gece gökyüzüne baktığımızda yıldızların
arasında bir cisim bize göz kırpar. Ay
insanoğlunun en merak ettiği gök cismi...
Bu yüzden insanoğlu Ay’ı gözlemlemekle
kalmadı, Ay’ın yüzeyine adımını attı.
Geçtiğimiz ay, Çin’in, ilk Ay aracı Yütu’yu
(Yeşim Tavşan) taşıyan Chang’e 3 adlı
uzay mekiği, Ay’ın yüzeyine indi. İşte Ay’a
yolculuğun öyküsü...
AY’a YOLCULUK
Travelling to the Moon
When we look at the dark sky, an object
among the stars blinks at us: the Moon, the
celestial body about which the human race
wonders most. The human race was not only
satisfied to observe the moon but also landed
on it.
Last Month, A space shuttle named Change
3, which carried Yütu (Jade Rabbit), China’s
first lunar Rover, landed on the moon. Here
is the story of that voyage to the moon.
 Shutterstock & Wikipedia
48 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
Bir roket içinde uzaya, aya
yolculuk etmek insanoğlunun
en büyük buluşlarından
biri. Hiçbir şeyin imkansız
olmadığının kanıtı. Şimdilerde
yapılan çalışmalar sayesinde
uzaya ya da aya gitmek sadece
astronotların yapabileceği bir
yolculuk olmaktan çıkıyor.
Yeterli parası olan herkes
uzaya gidebilecek ya da Ay’ın
etrafını bir roketin içinde
turlayabilecek. Dünyanın her
yerine uçan Türk Hava Yolları
da 21. yüzyılın sonlarında
gerçekleşmesi beklenen
gezegenler arası seyahatte öncü
olacak çalışmalar içerisinde...
45 yıl önce insanı aya bastıran
yolculuk sadece bilimsel bir
merakın sonucu değildi. Aynı
zamanda soğuk savaştaki askeri rekabetin ürünüydü. Soğuk savaş
sırasındaki Amerika ve Rusya arasındaki güç gösterisi, bu iki büyük
devletin bilimsel araştırmalar için olağanüstü denilecek oranda paralar
harcamasına neden oldu.
Ay’a gönderilen ilk insansız roketler
Sovyetler Birliği’nin aya gönderdiği ilk insansız roketin adı Luna idi.
2 Ocak 1952 tarihinde gerçekleştirilen yolculuk istenilen sonucu
alamamış, ancak hemen ardından 14 Eylül 1959 tarihinde gönderilen
Luna II, bu kez ayın yüzeyine değmeyi başarmıştı. Böylece Luna II, ayın
yüzeyine çarpan ilk roket olmuştu. Bir ay sonra ise Luna III adlı üçüncü
roket ayın karanlık yüzünün resmini çekmeyi başarmıştı. Bu yarışta
Sovyetler Birliği’nden geri kalmak istemeyen ABD, ancak üç yıl sonra
26 Temmuz 1962 tarihinde aya ilk roketini gönderebildi.
Aya ilk yumuşak inişi gerçekleştiren insansız uzay mekiği de yine
Sovyetler Birliği’ne ait Luna IX idi. Bunun hemen ardından da ABD
Surveyor I adlı uzay mekiğini gönderdi. Surveyor’un Ay’a yumuşak iniş
yapması, Amerikan Havacılık Üssü NASA’yı öylesine heyecanlandırmıştı
ki ABD’nin ilk insanlı uzay mekiğini Ay’a gönderme çalışmalarını
hızlandırmasına sebep oldu.
2009 yılında Cape Canaveral, Florida’dan fırlatılan
Atlantis, Shutterstock/Daniel DeSlover (en üstte).
Armstrong (solda), Collins (ortada) ve Aldrin
(yanda) ve Armstrong’un Ay’a ayak basışı.
Atlantis launched from Cape Canaveral Florida
in 2009, Shutterstock/Daniel DeSlover (the top).
Armstrong (left), Collins (middle) and Aldrin (side)
and Armstrong’s landing on the moon.
A rocket-powered journey to the moon or into space is one of the greatest
achievements of the human race. It’s evidence that nothing is impossible.
Thanks to modern research, traveling to the moon or outer space is gradually
becoming a journey which is not exclusively possible for astronauts. Anyone
with enough money can go to space or make a tour around the moon in a
rocket. Turkish Airlines, which flies to every corner of the world, deals with
research that would allow it to be a pioneer in interplanetary travel, expected
to be realized towards to the end of 21st century...
The voyage that launched humans to the moon 45 years ago was not only a
result of scientific interest, it was also an outcome of military competition in
the cold war. The show of strength during the cold war between the former
USSR and the USA caused these two big states to spend extraordinary sums
of money for scientific research.
First Unmanned Rockets Sent to the Moon
Luna was the name of the first unmanned rocket sent by the USSR to the
moon. This voyage realized on 2 January 1959 failed to achieve the desired
goal, but Luna II which was sent immediately after on 14 September 1959
succeeded in reaching the surface of the moon. So, Luna II is known as the
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 49
first spacecraft to land on the moon. One month later, Luna III managed to
take a photo of the dark side of the moon. The USA, never desiring to fall
behind the USSR in the “space race,” was able to send its first rocket to the
moon on 26 July 1962, almost 3 years later than the Soviets.
The space shuttle that could carry out the first soft landing on the moon also
belonged to the USSR: the Luna IX. Right after this, the USA sent a space
shuttle named “Surveyor” The soft landing of “Surveyor” so excited NASA,
the National Aeronautics and Space Administration, that it caused the USA to
accelerate its efforts for sending manned space shuttle to the moon.
Ay’ın karanlık yüzüne yapılan ilk yolculuk
Ay’ın karanlık yüzüne yolculuk yapan ilk astronotlar Frank Borman, James
Lovell ve William Anders oldu. 1968 Noel’inde Apollo VIII adlı uzay aracıyla
bu yolcuğu gerçekleştirdiler. Apollo VIII, Ay’ın karanlık yüzeyi üzerinde
görünmez oluncaya dek Houston’daki havacılık üssünde tansiyon iyice
yükselmişti. Bu şimdiye dek hiç kimsenin gerçekleştiremediği bir olaydı.
Uzay mekiğinin içindeki astronotlar yerlerini almış ve mekik ateşlenmeden
önce herhangi bir patlamaya meydan vermemek için çevredeki tüm radyo
sinyalleri kontrol altına alınmıştı. Derken geriye sayım başladı ve mekik
ateşlendi. Apollo VIII, planlandığı gibi tam zamanında uzaya fırlatılmıştı.
Mekik Ay’a inmeyi başaramasa da Apollo VIII Ay’a ilk insanlı yolculuğunun
Amerika tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlamış oldu.
Ay’a ilk ayak basan astronot
İlk insanın Ay’a inmesi uzay yarışının doruk noktasını oluşturdu. Neil
Armstrong 15 Temmuz 1969 yılında Ay’a ayak basan ilk astronot olarak
tarihe geçti. Armstrong 1968 Aralığında uzay mekiğiyle Ay’a iniş yaparken
mekiğin şiddetle yüzeye çarpması sonucu ölümle burun buruna geldiyse
de sadece bir saniye farkla ölümden kurtuldu. Ay’dan dünyaya yapılan
ilk konuşmada duyulan ilk kelime “Houston” olmuştu. Armstrong inişi
gerçekleştirdikten sonra “Houston, Houston Uzay Merkezi, Kartal indi” demiş
ve Ay’ın yüzeyine ayağını basar basmaz şu ünlü cümleyi söylemişti: “Bu bir
adamın attığı ufak bir adım ama insanlık adına atılmış dev bir adımdır.”
Ay’da astronotların aralarında yaptığı ilk konuşmada duyulan ilk kelime ise
“bağlantı” olmuştu. Nitekim, Aralık 1972’de gerçekleştirilen iniş sırasında
aşağıdan takip edilen konuşmada “Buzz” lakabıyla anılan astronot Edwin
Aldrin “Bağlantı temiz” dedikten sonra astronot Gene Gernan “Tamam. Burada
her şey yolunda. O halde haydi şimdi bu ‘anne’den dışarı çıkalım” demişti.
İnsanlı Ay yolculuğu projeleri uzun bir süre daha devam etti ve 14 Aralık
1972 tarihinde astronot Eugene Cernan’ın “Geri döneceğiz” diyerek Ay’ı terk
etmesiyle son buldu.
50 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
The First travel to the Dark Side of the Moon
The first astronauts who reached the dark side of the moon were Frank
Borman, James Lovell and William Anders. On Christmas Eve of 1968, they
carried out this mission with a space vehicle named “Apollo VIII.” The tension
in Aeronautics Base in Houston highly increased until Apollo VIII disappeared
on the dark side of the moon, the first such event carried out so far. The
astronauts took their positions in the capsule and all radio signals in the
area were brought under control to prevent any explosion before launching
the shuttle. And then, countdown began and the shuttle was launched. Just
as planned, Apollo VIII was launched into space just in time. Though not
managing to land on the lunar surface, Apollo VIII was able to prove that the
first manned voyage to the moon was carried out by the USA.
The First Astronaut who Landed on the Moon
Landing the first man on the moon was the top of this competition. Neil
Armstrong made history as the first man to step on the moon on 15 July
1969. Ironically, he had barely escaped death during a training accident in
December 1968 when he bailed out of his test vehicle only one second before
it crashed.
In the first speech made from the moon to the Earth “Houston” was the first
word. After completing the landing, he said, “Houston, Houston Space Center,
the Eagle has landed” and as soon as he stepped on surface of the moon, he
continued with these words: “That’s one small step for [a] man, one giant leap
for mankind.”
The first word heard in the first talk between the astronauts was
“connection.” Indeed in a speech followed from the earth during the landing
carried out in December 1972, Astronaut Edwin Aldrin, who was known by
the nickname “Buzz,” said, “connection is clear” and astronaut Gene Cernan
said: “OK. Everything here is alright. Let’s get this mother out of here.”
The Apollo Program of manned moon travel continued for a several years and
ended with Astronaut Eugene Cernan’s leaving, saying “We’ll come back” on
14 December 1972.
AY’A TURİSTİK SEYAHAT
Pek çok kişi, küçüklüğünde Ay’a gitmek ile ilgili
çeşitli kitaplar, hikayeler ve masallar okumuş veya
dinlemiştir. Bir zamanlar hayal olan bu yolculuk,
bundan böyle gerçekleştirilebilecek... Dünyanın
ilk uzay seyahat acentası olan Amerikan Space
Adventures, Rusya Uzay Ajansı ile bu amaç için
Rus Soyuz TMA uzay aracını modifiye etmeye
başladı. Şirket 5 yıl içinde Ay’a seyahatleri başlatmayı
hedefliyor. Kişi başı 150 milyon dolar ödeyebilecek
herkes Ay’ın çevresinde bir tur atıp dünyaya
dönebilecek. Ay’a düzenlenen her seyahatte ancak
iki yolcu götürülebilecek. Üçüncü koltuk ise Rus
uzay aracı komutanına ait olacak. 17 gün sürecek
seyahatte uzay aracı Ay’a yalnızca 90 km kadar
yaklaşacak ve kraterli yüzeyi yakından gösterecek...
Touristic Travel to the Moon
A lot of people in their youth have probably read or listened
to several stories, tales and books relating to traveling to
the moon. This once imaginary journey will be carried out
soon... American Space Adventures, the first space tourism
company in the world, began to modify a Russian Soyuz
TMA space vehicle in collaboration with the Russian Space
Agency. The company plans to begin moon travels within
5 years. People who can afford $150 million will make a
trip around the moon and return to the Earth. Only two
passengers will be taken on the first trip to the moon. The
3rd seat will be taken by the Russian Commander of the
vehicle. During this 17-day voyage, the space vehicle will
only get as close as 90 kms from the moon, close enough
to see the surface full of craters.
Komplo Teorisi
“Ay’ın yüzeyine hiç kimse inmedi.” Bu, 1995
yılında Time dergisinin verdiği bir haberin başlığı
idi. Haberde Amerikan halkının yüzde 6’sının
Ay’a kimsenin indiğine inanmadığı yazılıydı.
Bu haberle aynı fikirde olan Fox Tv, 23 Şubat
2001’de yayınladığı bir programda “bugüne
dek kimsenin Ay’a ayak basmayı başaramadığını
ve herkesin kandırıldığını” ve “halka Ay’a iniş
olarak gösterilen sahnelerin hepsinin stüdyoda
ileri teknikle hazırlanmış bir filmden ibaret
olduğunu” iddia etmişti. Bu komplo teorisinin
oluşmasına neden ise Ay’a iniş hakkında
yayınlanan haberde, arka planda birtakım
gölgelerin görülmesi ve Amerikan bayrağının
rüzgarda dalgalanmasıydı. İşin ilginç tarafı, bu
komplo teorisi ve suçlamalara NASA’nın hiçbir
şekilde cevap vermemesi idi. Bu davranışı sürpriz
olarak kabul edilen NASA’nın sessiz kalışı komplo
teorisyenlerini haklı duruma geçirdi.
The Conspiracy Theory
“Nobody has landed on the lunar surface.”This
was a headline of a news report that Time used in
1995.
In the article, it was stated that 6 percent of
American people don’t believe that anyone
landed on the moon. Agreeing with this news,
Fox TV claimed that “nobody in fact set foot on
the surface of the moon, and everybody was
taken in” and “the scenes used to fool the people
were nothing but a movie prepared in a studio
with cutting edge technology” in a show dated
23 February 2001. The basis of this conspiracy
theory were shadows seen in the background and
the waving American flag in the picture of the
moon landing. More surprisingly, NASA never
responded to this conspiracy theory and the
accusations. NASA’s amazing and silent position
created an atmosphere that the conspiracy
theoreticians were right.
NASA’nın uzay gemilerinden biri (Shutterstock, Alan
Freed) (sol sayfa, sol üstte). 2010 yılında Florida, Cape
Caneveral’da bir uzay gemisi (solda) ve Florida’daki
Kennedy Uzay İstasyonu’nun kontrol panelleri ile geri
sayma saati, Shutterstock, Edwin Verin.
One of NASA’s space shuttles (Shutterstock, Alan Freed)
(left page, upper left).
A space ship at Cape Canaveral, Florida in 2010 (left) and
Control pannels and countdown clock at the Kennedy
Space Station in Florida Shutterstock, Edwin Verin.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 51
Ege Bölgesi’nin
uluslararası
ilk golf oteli
The first international
golf hotel of the
Aegean Region
KUŞADASI GOLF
RESORT & SPA
KUŞADASI GOLF
RESORT & SPA
18 delikli golf sahası, 3500 yatak
kapasitesi, 20 adet havuzu, 7 restoranı
ile 12 ay boyunca hizmet veriyor.
It operates all year with its
18-hole golf course, 20 swimming
pools, and 7 restaurants.
Kuşadası, a beginning point of Turkey Tourism, hosts millions of domestic and
foreign tourists every year with its international cruise port, gorgeous castle,
natural beauty, history and cultural richnesses. In addition, Ephesus Ancient City
and The House of the Virgin Mary (Meryem Ana Evi) continue to draw hundreds
of thousands tourists to the region every year.
Located only 15 minutes from this beautiful tourism district, the Kuşadası Golf
Resort & Spa has the first international golf course with 18 holes in the Aegean
Region. With a capacity of 3500 beds, the hotel features suites with sizes ranging
from 48 to 120 square meters, Italian-style furniture, and built-in kitchen
equipment. There are also 20 swimming pools and large Jacuzzis in the terraces
of the suites, providing a relaxing and refreshing experience for those who prefer
this type of room. In short, all of the comforts of home are available to guests of
the hotel.
The hotel also has 7 á la carte restaurants and offers á la carte service in the
main restaurant. Food and beverage services are offered at the snack bars
located near the swimming pool.
Türkiye turizminin başlangıç noktalarından biri olan Kuşadası, uluslararası
kruvaziyer limanı, heybetli kalesi, doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel
zenginlikleri ile yıllardır milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Efes
Antik Kenti ve Meryem Ana Evi ise her yıl yüzbinlerce turisti bu bölgeye
çekmeye devam ediyor.
Bu güzel turizm beldesine 15 dakikada mesafede yer alan Kuşadası Golf
Resort & Spa, Ege Bölgesi’nin ilk uluslararası 18 delikli golf sahasına sahip
olma özelliğinin yanı sıra; 20 adet havuz, 3500 yatak kapasitesi, tamamı
süit konseptinde, İtalyan tarzı mobilyalar ve ankastre mutfak eşyaları ile
dekore edilmiş 48-120m2 arası büyüklükte odalarda misafirlerine hizmet
veriyor. Dubleks süit odaların tamamının terasında yer alan büyük jakuziler
ise bu oda tipini tercih eden misafirlere dinlenme ve yenilenme imkanı
sunuyor. Tesiste 7 “á la carte” restoran yer alıyor. Bunlara ek olarak ana
restoranda da misafirlere á la carte hizmeti sunuluyor. Havuz kenarında
yer alan snack barlarda gün boyu yeme-içme hizmeti sunuluyor.
54 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
It’s open during the winter months too
The Kuşadası Golf Resort & Spa is open year round for guests who want to
get away from the hustle and bustle of the city for short weekend trips or even
longer stays. In addition to the amenities of a full-feature 5-star resort mentioned
previously, the facility hosts numerous conventions, meetings and seminars.
The facility’s staff of smiling professionals is committed to meeting the needs of
event organizers regarding banquet services and other accommodations for their
events.
The Kuşadası Golf Resort & Spa is conveniently located only an hour from the
Kış aylarında da açık
Dağ, deniz, havuz ve doğa manzaralı odalarında
bir evde olması gereken tüm konfor ve ihtiyaçları
sunan tesisten İzmir Adnan Menderes Havalimanı
ve İzmir şehir merkezine ortalama 1 saatte
ulaşılabiliyor. Bu nedenle Kuşadası Golf Resort
& Spa gerek uzun kalışlar gerekse hafta sonu
şehirden uzaklaşmak ve zihnini dinlendirmek
isteyen misafirleri için kış sezonunda da açık
kalıyor. 12 Ay hizmet sunulan tesis, beş yıldızlı bir
otelde olması gereken tüm sportif, yeme-içme,
dinlenme, spa hizmetlerine ek olarak Golf kursları,
kongre, toplantı ve seminer organizasyonları,
toplantı gruplarının konaklama ve tüm banket
ihtiyaçlarına profesyonel ve güler yüzlü ekibi ile
hizmet veriyor. Kuşadası Kalesi manzaralı kendine
ait özel koyunda gün boyu güneş, deniz ve doğal
güzelliklerin keyfini süren misafirler akşam plajın
yanı başında yer alan Shaia Á la Carte Restoran’da
akşam yemeği hizmeti alıyor. Modern ve beyaz
ağırlıklı tonlarda dekore edilmiş bu şık restoranda,
Ege’nin taze sebze ve yöresel ürünlerinden
hazırlanmış türlü mezeler, deniz mahsulleri ve
ızgara çeşitleri ile denize düşen yakamoz eşliğinde
gerek iş, gerekse romantik akşam yemekleri için
unutulmaz bir deneyim sizi bekliyor.
İzmir Adnan Menderes Airport and the Downtown of İzmir.
Guests who enjoy the sun, sea and natural beauty during the day in a private bay within sight of Kuşadası
Castle can have their dinner at the Shaia Á la Carte Restaurant near the sea that same evening.
In this very stylish restaurant, decorated with white-dominant shades, an unforgettable experience is waiting
for you. Whether you’re there for business or on a romantic getaway, you’ll enjoy a sumptuous dinner
accompanied by appetizers prepared from fresh vegetables and produce from the Aegean region, local seafood
and assorted barbeques.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 55
NOT DEFTERİ
notebook
TURİZMDE
2014 MODASI
Geçtiğimiz aylarda, dünyanın önemli başkentlerinde 2014 yaz modası için
defileler birbirini izledi. Turizm sektörü de “kendi modası” ile çoktan yeni yıla
hazırlandı. Çok sayıda turizm örgütü ya da saygın yayınlar, yeni yıl için yeni
eğilimleri, yeni destinasyonları araştırdı. İşte aralarında Türkiye’nin ve özellikle
İstanbul’un olduğu 2014 eğilimleri:
• Yeni yılın turları: Siyasi ya da toplumsal davranış biçimleri doğal olarak
turizme de yansıyor. Bu yüzden, bu yıl için şu başlıklar öne çıkıyor: Yavaş…
Kısa… Helal…
• İstanbul gözde: Araştırmalara göre Türkiye, golf turizminde İspanya ve
Portekiz’in yerini almaya başladı. Ancak, 2014 eğilimlerinde, İstanbul, Olimpiyat
adaylığı tanıtımı gibi etkinliklerle öne çıktı. Geçen yılın rakamlarında olduğu
gibi, bu yıl da İstanbul’un turist sayısını artırması bekleniyor.
• Yavaş ve çevreci turizm: Bu eğilim giderek organize hale geliyor.
Meyvelerin ağaçlardan toplandığı, sebze bahçelerinde çalışıldığı turlar artık şaka
olmaktan çıktı. Hem uçakların karbon salınımı yüzünden suçlanması hem de
“yavaş olmaları” nedeniyle yolculuklarda trenler ve gemiler tercih ediliyor. Baltık
kıyıları ve her araştırmada “mutlu ve sakin ülke” olarak öne çıkan Norveç gözde
destinasyon haline geliyor.
• “Helal” turizm: Muhafazakar kesimin turizm taleplerini karşılamak için ortaya
çıkan bu turizm türü Türkiye’de olduğu gibi dünyada da yayılıyor. İçki içilmeyen
ve hatta bulundurulmayan, yalnızca helal yiyeceklerin sunulduğu lüks oteller
birbirini izliyor.
• Duygusal / toplumsal / tarihi turlar: Turizm artık sadece dinlenmek
veya eğlenmek değil, aynı zamanda “öğrenmek veya hatırlamak” anlamına
da geliyor. Bu yüzden, Türkiye’deki Çanakkale’ye Anzak turları gibi, örneğin
Vietnam’a savaş yıllarını “yerinde hatırlamak” için turlar düzenleniyor. Afrika’ya
safari için değil, yoksul ve aç çocuklara yardım için yapılabilecekleri öğrenmek
amacıyla gidiliyor.
• Kısa turlar: Yemek, alışveriş ya da bir festivale katılmak gibi
özel amaçlarla çıkılan kısa tatiller statü göstergesi gibi. Dünyada
olduğu gibi, Türkiye’de de giderek yaygınlaşıyor.
56 TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014
2014 FASHION IN TOURISM
Last month, fashion parades for the 2014 summer fashion season
followed each other in the important capitals of the world. The tourism
sector has already begun to get ready with its own focus on fashion.
A lot of tourism organizations or eminent publications searched for new
trends and new destinations for the New Year. Here are the trends which
influence Turkey and particularly Istanbul:
• Tours of New Year: Forms of political or social behavior naturally resonate
in tourism too. Therefore, these titles seemingly shining out this year: Slow…
Short… Halal.
• Istanbul is a favorite destination: According to recent research, Turkey
has begun to take the place of Spain and Portugal in golf tourism. Furthermore,
in 2014 projections, İstanbul came to the fore with activities such as the
Olympiad Candidacy. As it is in last year’s tourism figures, the number of
tourists is expected to increase this year too.
• Slow and Eco-friendly Tourism: This sector is gradually becoming more
organized. Tours in which you can gather fruits from the trees and work in
vegetable gardens went beyond a joke. Owing to the carbon emission of aircraft,
trains and ships are the preferred modes of transportation. Moreover they are
“slow.” The Baltic and Norway, regions that always rate in surveys as being
“happy and tranquil,” are becoming favorite destinations.
• “Halal” Tourism: This kind of tourism designed to meet the need of
conservative people is spreading in Turkey as well as in the world. Luxury hotels
in which drinking is not allowed pop up after each other.
• Emotional / Social / Historical Tours: Tourism not only means resting
or having fun, but also “learning and remembering.” Therefore, just like “Anzac
tours” organized here in Turkey, some tours to commemorate the Vietnam War
are organized in the USA. Likewise, rather than going on safari, people go to
Africa to help the poor and hunger stricken kids.
• Short tours: Short holidays for eating, shopping or participating in a festival
are seen as a status indicator. As it is in the rest of the world, this perception is
gradually becoming common in Turkey too.
Sol sayfa:
Helal yiyecekler satan bir dükkan, Şangay’da turistler için düzenlenen ünlü akrobosi
gösterisi (Shutterstock, CHEN WS), İzlanda’da Hverir bölgesi, Çanakkale’de Şehitler
Abidesi, Vietnam Abidesi (Shutterstock, Jorg Hackemann).
Sağ sayfa:
İstanbul, Norveç, Hindistan’ın Nandgaon bölgesinde festival görüntüsü
(Shutterstock, AJP) ve Tayland’ın Chonburi bölgesinde timsahlarla gösteri yapan
genç kız (Shutterstock, Alexander Gitlits).
Left Page:
A shop in which halal
products are sold, the
famous acrobatics show
organized for tourists in
Shanghai (Shutterstock,
CHEN WS), Hverir Region in
Iceland, Martyrs Monument
in Çanakkale, Vietnam
Monument (Shutterstock, Jorg
Hackemann)
Right Page:
A festival image from İstanbul,
Norway and Nandgaon region
in India (Shutterstock AJP)
and a young girl performing
a show with crocodiles in the
Chonburi region in Thailand.
(Shutterstock, Alexander
Gitlits).
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 57
TÜRSAB
TARİHİ MEKANDA GERÇEK BİR ÖYKÜ
 TÜRSAB Arşivi & Hocapaşa Dans Tiyatrosu Arşivi
h a b e r le r...
Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve veziri Hoca Sinan Paşa’nın
1470’te yaptırdığı Hocapaşa Hamamı’nda sahnelenen
Beyazgül, özellikle Avrupalı ve Ortadoğulu turistler tarafından
büyük bir ilgiyle izleniyor.
18. yüzyılda Hollanda elçisi Cornelis Calkoen
ile cariye Beyazgül’ün aşk hikayesi sahneye
taşındı. 20 yıllık ayrılığın ardından sevdiğine
kavuşacağı haberini alan elçinin yolda ölümü,
Beyazgül’den saklanan gerçekler ve yıllarca
her gün elçilik kapısındaki bekleyiş… Hollanda
Konsolosluğu bahçesine heykeli dikilen Beyazgül, Hocapaşa Dans Tiyatrosu’nda yeniden
canlanıyor.
Sanat danışmanlığını İstanbul Devlet Opera ve
Balesi başdansçısı Oktay Keresteci’nin, koreografisini Vildan Kavaklıgil ve Özge Kök’ün,
müziklerini Cihan Sezer’in yaptığı gösteri, 360
derece video mapping uygulamasıyla destekleniyor. Topkapı Sarayı ve bahçesi, Hollanda
Sarayı gibi mekanlar duvarlara yansıtılıyor.
30 kişilik profesyonel dansçı kadrosunun sahnelediği gösterinin kostümleri için tarihçilerin
uzmanlığına başvuruldu.
Turist Rehberleri Birliği’nin (TUREB) “En İyi
Otantik Yerel Etkinlik” ödülüne layık görülen Hocapaşa Dans Tiyatrosu’nun Beyazgül
gösterisi 2, 4, 7, 11, 14, 18, 21, 15, 28 Ocak,
1, 11, 15, 25 Şubat tarihlerinde saat 21:00’de
sahnelenecek.
A REAL STORY IN A HISTORICAL PLACE
Beyazgül, a play staged in Hocapaşa Hamam
(which was) built in 1470 by Hoca Sinan Pasha,
both a vizier to Sultan Mehmed the Conquer and
his teacher, particularly receives big applause
from European and Middle Eastern tourists.
The play is a stage version of the love story
between Beyazgül, a concubine, and Cornelis
Calkoen, the Dutch Ambassador in 18th century.
The death of the Ambassador midway, who just
got word of attaining his lover after 20 years of
separation as he was going to her... Realities
hidden from Beyazgül and her wait everyday at
the gate of embassy for years... Beyazgül, whose
statue was erected in the garden of the Dutch
Embassy, is being revived in Hocapaşa Dans
Tiyatrosu.
Principle contributors to the production are:
Oktay Keresteci, the Principle Dancer of the
İstanbul State Opera and Ballet -artistic director;
Vildan Kavaklıgil and Özge Kök- choreography;
Cihan Sezer-composer. The play is also being
supported by a 360 degree video mapping
application. Some places such as Topkapı Palace
and its garden are projected on the walls of the
theater.
History experts were consulted for the design of
the costumes for the performance which is being
staged by a group of 30 professional dancers.
The performance of Beyazgül at Hocapaşa Dans
Tiyatrosu, which was awarded with “The Best
Authentic Local Activity” prize by Tourist Guides’
Association (TUREB), will be staged on 2, 4, 7,
11, 14, 18, 21, 15 and 28 January at 9 pm and on
1, 11, 15 and 25 January at 9 pm.
İSTANBUL VALİSİ TÜRSAB’I ZİYARET ETTİ
TÜRSAB’ın 30 Kasım-ı Aralık 2013 tarihlerinde gerçekleşen 21. Olağan
Genel Kurulu’nun ardından göreve gelen yeni Yönetim Kurulu’na ilk
kutlama İstanbul Valisi’nden geldi.
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, 6 Aralık 2013 günü TÜRSAB Genel
Merkezi’ni ziyaret etti. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve TÜRSAB
Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy, Türk turizmi ve özellikle İstanbul
için geliştirilen yeni projeler üzerinde fikir alışverişinde bulundular.
ISTANBUL GOVERNOR VISITED TÜRSAB
The new Board of Directors of TÜRSAB, who took office after the 21st
Ordinary General Assembly which took place between 30 November and
1 December 2013, received its first congratulations from the İstanbul
Governor.
İstanbul Governor Hüseyin Avni Mutlu visited TÜRSAB Headquarters on
6 December 2013. The governor and Başaran Ulusoy exchanged their views
about Turkish tourism and, in particular, new projects developed for İstanbul.
Türkiye-Macaristan Turizm
Karma Komisyonu toplandı
Türkiye-Macaristan 7. Dönem Turizm Karma Komisyonu Toplantısı
Macaristan’ın Başkenti Budapeşte’de gerçekleştirildi. Eş başkanlıklarını
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan ve Macaristan
Ulusal Ekonomi Devlet Sekreter yardımcısı Dr. Viktoria Horvath’ın
yaptığı toplantıda iki ülke arasındaki turizm ilişkileri ele alındı.
29-30 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleşen toplantıya TÜRSAB’ı
temsilen Kurumsal İlişkiler Direktörü Ela Atakan katıldı.
GÜRCİSTAN DEVLET BAŞKANI
DANIŞMANI GELDİ
Gürcistan Devlet Başkanı Danışmanı Vera Kobalia, TÜRSAB Genel Merkezi’ni ziyaret etti. 3 Aralık 2013 tarihinde TÜRSAB Genel Merkez’ne bir ziyaret gerçekleştiren
Kobalia’yı Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy ağırladı.
Söz konusu ziyaret kapsamında iki ülke arasındaki turizm ilişkilerini geliştirmeye
yönelik atılması gereken adımlar görüşüldü. Toplantıya TÜRSAB’ı temsilen Kurumsal
İlişkiler Direktörü Ela Atakan ve aynı departmandan Gülberk Aşyapar da katıldılar.
TURKEY - HUNGARY JOINT COMMITTEE COME TOGETHER
The Turkey-Hungary 7th Term Joint Committee Meeting took place in
Budapest, the capital of Hungary. Tourism relations between the two
countries were addressed in the meeting of which co-chairs were Özgür
Özaslan, the Undersecretary of Culture and Tourism Ministry, and Dr.
Viktoria Horvath, the Deputy Secretary of State for the National Economy
of Hungary. Ela Atakan, the Director of Institutional Relations, as a
TÜRSAB representative, participated in the meeting held on
29-30 November 2013.
THE ADVISOR OF THE PRESIDENT OF GEORGIA WAS HERE
Vera Kobalia, the advisor of the President of Georgia, visited TÜRSAB Headquarters
on 3 December 2013. Mrs. Kobalia was welcomed by TÜRSAB President Başaran
Ulusoy. During her visit, steps which should be taken to improve the tourism
relations between two countries were discussed. Ela Atakan, the Director of
Institutional Relations, as a TÜRSAB representative, and Gülberk Aşyapar, from the
same department, were also among those who participated in the meeting.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 59
EXPO
h a b e r le r...
ALTGEÇİT
EXPO’YLA RENKLENDİ
Rengarenk Gençlik Grubu tarafından hayata
geçirilen, AB Eğitim ve Gençlik Programları
Merkezi’nce desteklenen, EXPO 2016 Antalya Ajansı ve Antalya Büyükşehir Belediyesi
katkılarıyla gerçekleştirilen “BoyA-ntalya Projesi” kapsamında, Şarampol altgeçidi, EXPO
2016 Antalya’nın temasına uygun olarak
‘Çiçek ve Çocuk’ figürleri ile boyandı.
EXPO 2016 Antalya Gönüllüleri tarafından
Pazar günü sabah saatlerinde başlayan
boyama işlemi yaklaşık 5 saat devam etti.
30 dolayında gönüllünün el birliği ile ortaya
çıkardıkları çalışma, vatandaşlar tarafından
da ilgiyle izlendi. Çiçek ve Çocuk temalı
tasarım, sprey boya ile altgeçidin duvarlarına
resmedildi.
Türkiye’de ilk kez düzenlenecek Expo’nun
şehrin her noktasında hissedilmesi ve
halkın algısının daha yukarılara çekilmesini
amaçlayan altgeçide uygulanan tasarım,
düzenlenen yarışma ile belirlendi. ‘Çiçek ve
Çocuk’ temalı yarışmaya 14 eser katılmış ve
Oğuz Mert Yiğiter’e ait çalışmanın altgeçide
uygulanmasına karar verilmişti.
UNDERBRIDGE BECAME COLORFUL WITH
THE EXPO
Within the scope of the “Project of BoyAntalya” which was put into effect by Rengarenk
Gençlik Grubu, supported by the Center
for European Union Education and Youth
Programs, and carried out by EXPO 2016
Antalya Ajansı and Antalya Metropolitan
Municipality’s contributions, the under-bridge
“Şarampol” was painted with the “children
and flowers” figures complying with the theme
of EXPO 2016 Antalya. Beginning early in the
morning on Sunday December 8th, nearly 30
EXPO 2016 volunteers spent 5 hours painting
the under-bridge while local citizens watched
with great interest. The design, themed “flower
and child,” was applied to the walls of the
under-bridge with spray paint. It’s purpose is to
raise people’s consciousness about the EXPO
which will be held for the first time in Turkey.
The design, by Oğuz Mert Yiğiter, was selected
from a competition of 14 works.
İL MÜDÜRLERİNE ZİYARET
 Expo Arşivi
EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay,
Antalya’ya yeni atanan PTT Başmüdürü ve Çevre ve Şehircilik
Müdürü’nü ziyaret etti.
Antalya’da göreve atanan İl Çevre ve Şehircilik Müdürü Yusuf
Kadı ve PTT Başmüdürü Mustafa Kaplan’ı ziyaret eden EXPO
2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay, yeni görevlerinde başarı diledi. EXPO 2016 Antalya hakkında bilgi veren
Gülay, ipek böceği kozasından yapılmış EXPO’nun sembol
çiçeği Şakayık hediye etti.
VISIT TO PROVINCIAL DIRECTORS
Selami Gülay, the Secretary General of EXPO 2016
Antalya Agency, paid a visit to the General Director of PTT
(Turkish Post Office) and the Director of Environment and
Urbanization, who were just appointed to their offices.
Mr. Gülay wished them success in their new posts. After
informing them about EXPO 2016 Antalya, Mr. Gülay
presented the peony, the flower symbol of EXPO, which is
made of cocoon.
EXPO HEYKEL
SEMPOZYUMUNDA
10. Uluslararası Alanya Taş Heykel
Sempozyumu’nda üretilen heykellerin EXPO 2016
Antalya alanında sergilenmesi isteniyor.
Alanya Belediyesi ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesi işbirliğiyle düzenlenen 10. Uluslararası Alanya Taş Heykel Sempozyumu tamamlandı.
10 ülkeden 10 heykeltıraşın katıldığı sempozyumun
bu yılki teması “Çevre ve Çocuk” olarak belirlendi.
Sempozyuma katılan sanatçıların ortaya çıkardığı
çocuk ve doğa temalı eserler şehrin değişik noktalarında sergileniyor.
Sempozyumun kapanışı dolayısıyla düzenlenen
törende, EXPO 2016 Antalya’nın tanıtımı yapıldı.
10 farklı ülkeden gelen misafirlere, açılışa katılan
davetlilere, ülkemizde ilk kez düzenlenecek Expo
hakkında bilgi verildi. Sempozyumda ortaya çıkan
eserlerin, EXPO 2016 Antalya’nın “Çiçek ve Çocuk”
temasına uygun olduğu öne sürülerek alanda sergilenmesi isteniyor.
EXPO IS AT THE SCULPTURE SYMPOSIUM
The sculptures carved at the recently concluded 10th Alanya
International Stone Sculpture Symposium will be displayed in
EXPO 2016 Antalya. The Symposium was held in collaboration
with Alanya Municipality and Mimar Sinan University’s Fine
Arts Faculty. The theme of the Symposium, in which 10
sculptors from 10 different countries participated, was “Flower
and Child.” The works which the artists created are being
exhibited at the different points of the city.
EXPO 2016 Antalya was introduced during the Symposium’s
closing ceremony. Guests from 10 different countries and the
invitees who participated in the opening ceremony were told
about the EXPO which will be held for the first time in our
country. Some works produced during the Symposium were
recommended to be displayed in the area because they reflect
the “flower and child” theme of the EXPO.
BM
TOPLANTISINDA
EXPO TANITILDI
EXPO WAS INTRODUCED IN THE UN
MEETING
The 2nd Assembly of the United Nations
Intergovernmental Platform on Biodiversity
and Ecosystem Services (IPBES) was held
recently in Antalya. Turkey’s first EXPO was
introduced to the General Assembly. Dr.
Nurettin Akman, Vice Minister of Forestry
and Water Affairs, and İbrahim Thiaw, the
Assistant Secretary-General of the United
Nations, made their speeches at the opening
of the 3-day meeting in which representatives
of many UN member nations participated.
Country representatives who participated in
the meeting were informed about EXPO 2016
Antalya. Selami Gülay, the Secretary General
of EXPO 2016 Antalya Agency, presented the
peony, a flower symbol of the EXPO, which
is made of cocoon, to Nurettin Akman and
İbrahim Thiaw.
İPBES 2. Genel Kurul’u Antalya’da düzenlendi.
Genel Kurul’da Türkiye’nin ilk Expo’sunun tanıtımı
yapıldı.
Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri konulu Hükümetlerarası Platform
(IPBES) İkinci Genel Kurulu, Antalya’da yapıldı.
Birleşmiş Milletlere üye birçok ülkeden temsilcinin
katıldığı ve 3 gün sürecek toplantının açılışına, Orman ve Su İşleri
Bakan Yardımcısı Dr. Nurettin
Akman ve BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Thiaw katılarak
konuşma yaptı.
Toplantıya katılan ülke temsilcilerine, Türkiye’de ilk kez
düzenlenecek EXPO 2016 Antalya
hakkında bilgi verildi. Toplantıya katılan EXPO
2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay,
Orman ve Su İşleri Bakan Yardımcısı Dr. Nurettin
Akman ve BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim
Thiaw’a, ipek böceği kozasından yapılmış EXPO
2016 Antalya’nın sembol çiçeği şakayık hediye etti.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 61
THY
NEW STOPS IN
SOUTH ASIA
h a b e r le r...
Turkish Airlines, which flies to more countries
than any other airline in the world, is continuing
to expand in South Asia. It recently added to its
network Mazar-i Sharif as its second destination
in Afghanistan after Kabul, as well as Lahore, the
second largest city in Pakistan. Turkish Airlines
plans to start flying to the cities of Ndjamena in
Chad and Kano in Niger in this month. For flight
information: www.turkishairlines.com
GÜNEY
ASYA’DA YENİ
DURAKLAR
Dünyada en fazla ülkeye uçan havayolu şirketi
Türk Hava Yolları, Güney Asya’da büyümeye
devam ediyor. Türk Hava Yolları, Kabil’den
sonra Afganistan’daki ikinci destinasyonu olarak
Mezar-ı Şerif’i ve Pakistan’ın ikinci büyük metropolü Lahor’u uçuş ağına dahil etti. Türk Hava
Yolları bu ay Çad'ın Ndjamena ve Nijer'in Kano
şehirlerine sefer başlatmayı planlıyor. Sefer detaylarına www.turkishairlines.com adresinden
ulaşılabilir.
 Adrian Lindley
OMAN AIR İLE
CODESHARE ANLAŞMASI
 THY Arşivi ve Shutterstock
Türk Hava Yolları, Oman Air ile imzaladığı
serbest satış codeshare anlaşması ile Kasım
ayından itibaren satışa ve yolcu kabul etmeye
başladı. Bu codeshare anlaşması sadece Türk
Hava Yolları tarafından sefer yapılan İstanbulMuskat-İstanbul hattında Oman Hava Yolları
yolcularına Türk Hava Yolları uçaklarında
koltuk verilmesi şeklinde uygulanacak.
CODESHARE AGREEMENT WITH
OMAN AIR
Turkish Airlines has started issuing tickets
and accepting passengers under a codeshare
agreement it signed recently with Oman Air.
The codeshare is Passenger Only for Oman
Air passengers on Turkish Airlines planes on
the Istanbul-Muscat-Istanbul route, on which
Turkish Airlines is the sole operator.
İLETİŞİMDE YENİ SOLUK
Türk Hava Yolları’nın yeni dönemdeki mottosu;
“Dünya daha büyük. Keşfet!”
Türk Hava Yolları, dünyanın en önemli reklam ajanslarından Crispin Porter
+ Bogusky ile yaptığı anlaşma ile global marka bilinirliğini artırmaya yönelik
önemli projelerine bir yenisini daha ekledi. Önümüzdeki dönem Türk Hava
Yolları’nın dünya genelindeki iletişim çalışmaları Crispin Porter + Bogusky
tarafından yürütülecek.
Turkish
Airlines'
motto for the
new period:
"Widen Your
World!"
NEW DEPARTURE IN COMMUNICATIONS
Turkish Airlines has added yet another to its key projects aimed at enhancing
its global brand awareness through an agreement concluded recently with
Crispin Porter + Bogusky, one of the world’s leading advertising agencies.
The agency will handle the airline’s communications worldwide in the
period ahead.
MUM
IŞIĞINDA
YEMEK
Türk Hava Yolları Genel Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil,
Turkish Do&Co Genel Müdürü Attila Doğudan ve Türk
Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı
Hamdi Topçu.
Turkish Airlines President&CEO Temel Kotil, Turkish
Do&Co General Manager Attila Doğudan and Turkish
Airlines’ Board Chairman and Executive Committee Chairman Hamdi Topçu, Ph.D.
Skytrax değerlendirmesinde
Dünyanın En İyi Ekonomi Sınıfı
(2011) ve Dünyanın En İyi Business
Sınıf Uçak İkramı (2013) sunan
havayolu şirketi Türk Hava Yolları
ikram konseptini yeniliyor.
Yolcu memnuniyetini daha da üst seviyelere
çıkarmak için servis malzeme ve ekipmanlarını
tamamen değiştiren Türk Hava Yolları, yeni
konseptini 3 aylık dönemde bütün uçuşlarında
uygulamaya başlayacak.
Yeni konseptte “mum ışığında yemek” için artık
özel bir gün olmasına gerek kalmayacak. Ayrıca
gökyüzünde “semaver” keyfi yaşamak ya da özel
olarak tasarlanmış fincanlarda Türk kahvesi içmek
mümkün olacak. Sadelik ve modernlik çerçevesinde
Osmanlı ve Selçuklu motifleri ile yorumlanmış ikram
tasarımlarında kullanım kolaylığı ve yeni trendler de
göz önünde tutuldu.
Yeni ikram konsepti, Türk Hava Yolları Yönetim
Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu, Türk
Hava Yolları Genel Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil ve
TURKISH DO&CO Genel Müdürü Attila Doğudan’ın
katıldığı bir basın toplantısıyla tanıtıldı.
A candlelight dinner
Turkish Airlines, which offers the World’s Best Economy Class Catering
(2011) and World’s Best Business Class Catering (2013) in the Skytrax
ratings, is revamping its catering concept.
Undertaking a complete overhaul of its catering ingredients and equipment to raise customer satisfaction to
even higher levels, Turkish Airlines will begin implementing the new concept on all flights over a 3-month
period. In the new concept, a special day will no longer be necessary for “dining by candlelight”. What’s
more, it will also be possible to enjoy samovar pleasure in the sky, or sip Turkish coffee from specially
designed cups. Ease of use as well as new trends have been kept in mind in the catering designs, which
include Ottoman and Seljuk motifs in a context of modernity and simplicity.
The new catering concept was introduced at a press conference attended by Turkish Airlines Board Chairman
and Executive Committee Chairman Hamdi Topçu, and President&CEO Temel Kotil, Ph.D., along with
TURKISH DO&CO General Manager Attila Doğudan.
GİRİŞİMCİLER
GÖKYÜZÜNDE
Türk Hava Yolları yeni projesi Invest On
Board ile girişimcilere fikirlerini Türk
Hava Yolları uçaklarında sunma imkanı
veriyor. Bu proje ile iş adamları ve
yatırımcılar uçakta seyahat ederken en
iddialı fikirlerini izleme ve değerlendirme
şansı buluyor. Bu kapsamda seçilen ilk
11 proje, Aralık ayından itibaren Türk
Hava Yolları’nın uçak içi eğlence sistemi
Planet’e yüklenmiş olacak. Proje hakkında
daha fazla bilgiye ulaşmak için: www.
investonboard.com.
ENTREPRENEURS IN THE SKY
Turkish Airlines’ new project, Invest On
Board, gives entrepreneurs an opportunity
to present their ideas on Turkish Airlines
planes. Through the project, businessmen
and investors traveling by air have a chance
to follow and
assess
the boldest startup
ideas while in
flight. The first
11 start-ups to
be chosen will
be loaded onto
Turkish Airlines’
in-flight Planet
entertainment
system starting
from December.
For more
information about
the project: www.
investonboard.
com.
TÜRSAB DERGİ | OCAK 2014 63
Download

DERGİ - tursab.org.tr