Aylık Liseli Gençlik Dergisi * Sayı: 63 * Aralık 2014 * Fiyatı: 1TL
l
o
y
Tek
!
M
İ
R
DEV
İ ç ind e kil e r
- Lİselİlerİn Sesİ
3
6
8
5
Yeni yılda şiarımız düzene karşı
devrim!
Baskılara karşı bir
direniş deneyimi
Kantin deneyimi - 2
Bir başkanlık seçimi deneyimi…
Yerel yayın deneyimi - 1
12
Staj’da inanç sorgulaması!
16
14
O kömür başka yürekleri de
yakmasın
Kobane Direnişi’ne selam!
17
21
Yaşamı mirasımız, davası
davamızdır!
19 Aralık büyük zindan
direnişinin 14. yılı
22
9
Onlar şûralarını toplasın...
Onların Şuralarını tanımıyoruz!
18
7
22
Meksika’dan yayılan dalga...
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
Devrimci Liseliler Birliği
Lis
elilerin
L iselile
rin Se
S essi’n
i’n den
Erdal Eren
darağacında
katledilmeden önce
kaleme aldığı
mektupta “hepinize
özgür ve mutlu bir
yaşam diliyorum” diyordu. Erdal’ın
umudunu gerçek kılmak için, sevdamızı
kuşanıp yollara düştük. Yeni yılda liseli
genç devrimciler olarak sömürüsüz,
özgür bir dünya için adımlarımızı
sıklaştıracağız. Özgürlüğün türküsünü
hep bir ağızdan haykıracağız.
Gelin hep beraber yer alalım bu
koroda. Issız kalmış sokaklar bizim
türkülerimizle dolsun, bizim
sloganlarımız yankılansın caddelerde.
Zulme boyun eğmeyenlerin türküsü
olsun bu. Böyle olsun ki devrimci
mücadelenin ateşi ile ısınsın sokaklar.
Kapitalizmin yarattığı karanlığı
dağıtalım mücadelemizin ateşiyle.
Devrimci Liseliler Birliği olarak tüm
liselilere özgür, mutlu ve direnişle
örülen bir yaşam diliyoruz.
twitter: @_Dlb_Dlb
Eksen Yayıncılık büroları
Altınova İş Hanı Kat: 4 Nalbantoğlu/ BURSA
Tel: 0553 409 16 18
Atatürk Bulvarı, 109/19 Erciyes İşhanı Kızılay/Ankara
Özgür Bir Gelecek İçin Liselilerin Sesi * Aralık 2014 * Sayı: 63* Fiyatı: 1 TL. (KDV dahil) * Sahibi ve Sorumlu Y. İşl. Md.: Tayfun Altıntaş * Yayın Türü: Yaygın-Süreli EKSEN
Basım Yayın Ltd. Şti. Baskı: Özdemir Matbaacılık-Davutpaşa cad. Güven Sanayii Sitesi C blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel:0212-577 54 92
Yönetim Adresi: Eksen Yayıncılık /Molla Gürani Mahallesi, Millet Caddesi, Selçuk Sultan Cami Sokak, No: 2/9 Fatih/İstanbull Tel: 0 (212) 621 74 52 Fax: (0212) 534
95 90
Lİselİlerİn Sesİ -
Yeni yılda şiarımız düzene karşı devrim!
Bir mücadele yılını daha geride bırakıyoruz. 2014
yılında sermaye devletinin azgınca saldırılarına gençlik
ve işçi sınıfı ortaya koyduğu eylem ve direnişlerle
toplumsal mücadelede önemli deneyimler yarattı.
Haziran Direnişi'nin etkisi ve yarattığı birikim bütün bir
yıl boyunca çeşitli gündemler üzerinden kendisini ortaya
koydu. Berkin Elvan’ın ölümsüzleşmesiyle birlikte başta
liseliler olmak üzere, milyonlar katillerden hesap
sormak için sokaklara çıktı, okullarımızda boykotlar
örgütlendi. Bu süreçte gençliğin hızla politize olduğunu,
mücadele dinamizminin ve öfkesinin ise düzen
sınırlarını aştığını bir kez daha görmüş olduk.
Berkin Elvan eylemlerinin ardından işçi sınıfı ve
gençlik el ele vererek 1 Mayıs’ı direniş gününe
çevirdiler. Yasaklı alanları özgürleştirmek için sokakları
direniş alanlarına çevridiler. İstanbul’da Taksim’de
Ankara’da Kızılay’da İzmir’de Konak Meydanı’nda işçigençlik el ele vererek militan bir tutumla sermayeye
karşı tepkilerini ortaya koydular.
2014 yılı direniş ve eylemlerin yanısıra iş
cinayetlerinin yaşandığı bir yıl oldu. Sermaye düzeninin
kar hırsını gözler önüne seren bu iş cinayetlerinin
başında Soma’da yaşanan madenci katliamı vardı.
Yaşanan katliamda 301(!) madenci yaşamını yitirdi.
Bu katliamı gençlik okul boykotları ve yaygın
eylemlerle karşıladı. Katliamın ardından Soma'ya giden
Tayyip Erdoğan büyük bir öfke ile karşılaştı. Öfkesi
kabına sığmayan işçiler ve aileleri militan eylemliklerle
şehrin meydanlarına inerek sermaye düzenin
temsilcilerine Soma'yı dar ettiler. Maden işçileri de
çalıştıkları şirketlerde grevler örgütleyerek tepkilerini
ortaya koydular. Soma katliamını Torunlar ve
Ermenek'te yaşanan işçi cinayetleri izledi. İşçiler ve
gençler bu süreçlerde yine sokaklara indiler.
Düzene karşı devrim şiarı ile DGB kuruldu
Gençlik bütün bir yıl boyunca toplumun en dinamik
ve mücadelesi kesimi olduğunu bir kez daha ortaya
koydu. Toplumsal gelişmeler karşısında hızla tepki
vererek mücadeleye atılan gençliğin dinamizmini
devrime kanalize etmenin daha da önem kazandığı
gerçeği; 2014 yılında yaşanan gelişmeler üzerinden bir
kez daha doğrulandı. Bu ihtiyaçtan kaynaklı Devrimci
Gençlik Birliği kuruldu.
Politikleşen gençliğin dinamizminin reformizm
bataklığından kurtarılıp devrim cephesine kazanma
bakışıyla hareket eden DGB, İsrail siyonizmine karşı
Filistin halkı ile dayanışmak amacıyla birçok ilde
eylemler yaptı. Yine emperyalistlerin güdümünde
4-
Lİselİlerİn Sesİ
Kobane'ye saldıran IŞİD çetesine karşı direnen Kürt
halkıyla dayanışmak için bir dizi eylemli süreç örgütledi.
Düzene Karşı Devrim!
2014 yılı, düzene karşı devrim iradesinin güçlenerek
büyüdüğü, gençliğin mücadele dinamizminin bir kez
daha ortaya çıktığı, işçi sınıfını hareketinin hız kazandığı
bir yıl oldu. 2015 yılının da işçi-emekçiler ve gençlik
açısında mücadelenin kesintisiz olarak süreceği bir yıl
olacağı açık. Zira sermaye düzeninin işçilere, emekçilere
ve gençliğe yönelik saldırıları hız kesmeden devam
ediyor. Bu saldırılar toplumun derinliklerinde her geçen
gün büyük bir öfke biriktiriyor. İşte bu öfkenin patladığı
her alanda devrim ve sosyalizm bayrağını en önde
dalgalandırmak ise, giderek daha da bir önem
kazanıyor.
Biz liseli devrimciler; okullarımızda ve diğer yaşam
alanlarımızda 2014 yılında edindiğimiz tecrübelerle ve
emin adımlarla mücadeleyi ilerletmeli, sermaye
devletinin tüm saldırılarına karşı daha güçlü eylemler
örgütlemeli, her koşulda düzene karşı devrim çağrısı
daha da yaygınlaştırılmıştır.
Yaşasın devrim ve sosyalizm!
Azınlık çoğunluk meselesi değil!
Merhaba arkadaşlar, ben
Küçükyalı Mesleki Teknik Anadolu
Lisesi'nde okuyordum. Okula ilk
gittiğim gün her meslek lisesinde
olduğu gibi faşist örgütlenmelerle
karşılaştım. Sonra o gericilerden
çekinen gözü korkmuş, kendini
ifade edemeyen birçok ilerici,
solcu arkadaşlar olduğunu fark
ettim. Nedenini öğrenmek istedim
ve teker teker sormaya başladım.
Kime sorduysam aynı cevabı
verdiler; “azız, ne yapabiliriz ki?”,
“faşistler kalabalık”, “faşistler idare
ile birlikte hareket ediyor, okuldan
atılabiliriz”... Ben de örgütlü
mücadelenin tek çare olduğunu
fark ettim. Arkadaşları
örgütlemeye başladım.
Hocalardan gizli, gerici
öğrencilerden gizli okuldaki küçük
faaliyetlerimiz ile adım atmaya
başladık. Bunu öğrenen hocalar,
müdür yardımcıları ve örgütlü
mücadeleye dahil edemediğim
kendi sınıfımdaki arkadaşlar bu
durumdan rahatsız oldukları için
okuldan gitmemi istiyorlardı. Bir
bahane bulmaları gerekiyordu
bunun için. Çünkü bizleri
kanıtlayamadıkları hiç bir şeyle
okuldan atamazlar. Hep böyle
korkuturlar ancak yapamazlar.
Genelde faşistleri kışkırtır kavga
çıkartırlar ve bu bahaneleri olur.
Diğer arkadaşlara söyledim ve
bunun üzerine öğle teneffüsü için
toplanma kararı aldık. Ben de okul
bahçesinde yapacağımız
toplantının saatini beklerken
faşistlerin saldırısına uğradım.
Ondan sonra iki üç arkadaş yanıma
geldi, oto tamirat bölümüne
soktular, ağzımdaki burnumdaki
kanları temizlediler. Toplanıp
müdür yardımcısının odasına
gitmeye karar verdik. Gittiğimizde
ailem okula çağrılmıştı, onlarla
karşılaştık.
“Burada güvenliğini
alamıyoruz” gibi söylemlerle okul
değiştirmek için ailemi ikna ettiler.
Bu yaptıkları faşist saldırılara
karşı anladıkları yolla ve
örgütlenerek cevap vereceğiz.
Azınlık veya çoğunluk meselesi
değil bu durum. Haklı ve haksız,
ezen ve ezilen ayrımı. Bizler haklı
ve ezilen kesimindeysek
örgütlenmek ve başkaldırmaktan
başka bir yol yok.
Kartal Vali Erol Çakır
Lisesi'nden bir LS okuru
Baskılara karşı bir
direniş deneyimi
Liselerimizde sesimizi yükseltirken bir çok baskıyla
karşılaşıyoruz. Okul yönetimi, sivil ve resmi polisler,
faşist ve gerici çeteler... Liselerimizde okul yönetimleri
direk müdahale etmek yerine faşist çeteleri ve aileleri
kullanıyor. Bizler ise inancımızı haklılığımızdan,
gücümüzü birlikteliğimizden alıyoruz. Liselerimizde
siyaset yapılmayacağını söyleyenler siyasetin en
büyüğünü yaptıklarının farkındalar. Onlar sadece kendi
siyasetleri dışındakilere karşı çıkıyorlar. DLB’li
yoldaşımızın lisesinde yaşadığı deneyimi paylaşıyoruz.
Gücümüz birliğimizdedir!
Merhaba arkadaşlar, birkaç hafta önce okulda
yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum sizlerle.
Bizim okulumuz daha çok burjuva öğrencilerin
olduğu benim ise burslu okuduğum bir lise. Ben
mümkün olduğunca DLB’nin pullarını okula
yapıştırıyor ve dergimizi okula
götürüyordum.
Birkaç hafta önce de okulun yangın
merdivenin kapısına DGB pulu
yapıştırdım. Bir hafta sonra benim
sınıfımın olduğu koridorda faşist
öğrenciler bunu yapanın kim olduğunu
herkese soruyor ve sıkıştırıyorlardı.
Bizim sınıfa geldiklerinde ise bana
adımı sorarak kollarımdan tutup
müdürün odasına çıkardılar. Müdür
okulunda bu tarz şeylerin asla
yapılamayacağını ve bir daha böyle bir şey
duymak istemediğini söyledi. “Burası Recep
Tayyip Erdoğan’ın evi, yüzlerce koruma ve
sivil polis var. Ona göre dikkat et.”
diyerek kendince tehdit etti. Ardında
benimle birlikte odada olan faşist
öğrencilere pulları “sökün” emrini verdi.
Merdivenlerden aşağıya inerken faşist
öğrenciler bana küfür ederek bağırdılar ve okulun
ortasında kavga etmeye başladık. Sonrasında pulları
Lİselİlerİn Sesİ -
5
söktüler.
Sınıfa gittiğimde ise başka sınıftan bir kişi yanımıza
gelerek bunu neden yaptığımı ve buranın bir okul
olduğunu söyledi. Gündemde Kürt halkının özgürlük
mücadelesi olduğundan dolayı tartışma Kobane halkına
kadar sürdü. Yanımıza gelen kişi Kürt halkına,
açlıktan ölen çocuklara ve kadınlara hakaret
etmeye başladığında ise sınıftaki ilerici
arkadaşlarımdan biri dayanamayıp yumruk attı.
Onları ayırdık ve arkadaşlarıyla bizim sınıfa
gelip tekrardan bize saldırdılar. 2 gün
sonra o öğrencinin annesi gelerek
ilerici arkadaşımı ve beni tehdit
etti. Olayı anlatmamı istedi ve
bölücü gibi ithamlarla bize
bağırdıktan sonra ses kaydı ile geldiğini
ve müdüre götüreceğini söyledi.
Koridorda bu tartışmalar sürerken
okuldaki ilerici
öğrenciler araya girerek
bizi sahiplendiler. Daha sonra
ise onlarla konuşma
imkânımız oldu. Olayın
içine okul yönetimi ve
aileler girmesine
rağmen okuldaki ilerici
damarı bastıramadılar
ve okuldaki çeşitli yerlere
öğrenciler tarafından
yazılamalar yapıldı.
Okuldaki faşistlerin ve
yönetimin baskı ve
tehditlerine rağmen okuldaki
çalışmamız devam ediyor. Faşizme
ve baskılara karşı hiçbir zaman boyun
eğmedik ve eğmeyeceğiz. Baskılar bizi
yıldıramayacak.
Yaşasın Devrimci Liseliler Birliği
Tek yol devrim, kurtuluş
sosyalizm!
6-
Lİselİlerİn Sesİ
Kantin deneyimi - 2
Geçen sayımızda Kartal Cevizli Anadolu İmam Hatip
Lisesi'de gerçekleşen deneyimi paylaşmıştık. Kantin
fiyatlarının yüksek olması bir çok lise için olağan hale
gelmiş.. Bu sayımızda ise Küçükçekmece Oktay Duran
Anadolu Lisesi Öğrenci Meclisi’nin göndermiş olduğu
deneyim yazısını yayınlıyoruz.
Liselilerin Sesi
Taleplerimiz gerçekleşene
kadar susmayacağız!
Okullarımızda bizleri bir öğrenciden çok müşteri
olarak gören bu sistem; meslek kitabı parası, kırtasiye
masrafları, okul aidatı, kantin fiyatları derken bunu
bizlere en iyi şekilde yansıtıyor. Annelerimizin
babalarımızın emeklerini sömürdükleri yetmiyormuş
gibi bizleri de özel okullarda bile görülmeyecek fahiş
kantin fiyatlarıyla sömürmeye devam ediyor.
Bizler günümüzün büyük bir kısmını okulda
geçiriyoruz ve pahalı-sağlıksız yiyeceklerden dolayı eve
aç döndüğümüz günler bile oluyor. Üstelik okulumuzda
ambalajlı ürünler market fiyatlarının çok üstünde
satılıyor. Geçen seneye göre daha da artan kantin
fiyatları bütçemizi çok daha zorlamakta. Üstelik bu
fiyatların normalinden daha ucuz olduğu söyleniyor.
Bizler Dr. Oktay Duran Anadolu Matbaa Lisesi
öğrencileri olarak okuldaki tabloya baktığımızda
öğrencilerin büyük bir kısmının bu durumdan şikayetçi
olduklarını fark ettik ve okul meclisi olarak bu duruma
karşı tepkimizi göstermek için kantin fiyatlarının
düşürülmesi ve sağlıklı yiyecek talebinde
bulunduğumuz bir imza kampanyası başlattık. 2 gün
içerisinde 600’ü geçen imza sayısına ulaştık.
Müdürün yanına gittiğimizde bize destek veriyormuş
gibi davransa da açık açık bu fiyatlar düşürüldüğünde
kira problemi olacağını, imza metninin yasal bir şey
olmadığı için sadece uyarıda bulunacaklarını söyledi.
Bizler ise okul yönetiminin bu tavrına karşı imzalarımız
işleme alınmazsa herkesten teker teker dilekçe
toplayacağımızı belirttik.
Yakın bir tarihte dilekçeleri de başlatacağız ve
hakkımızı alana kadar pes etmeyeceğiz. Gerekirse
kantini boykot edecek, okul yönetimi bizim
susmayacağımızı, hakkımızı alana kadar mücadele
edeceğimizi anlayana kadar kararlılığımızı sürdüreceğiz.
Evrensel Koleji’nde kantin deneyimi!
Su fiyatını düşürdük!
Evrensel Koleji’nde kantin fiyatları oldukça yüksekti.
Ücretlerin düşürülmesi için bir şeyler yapmak
gerektiğini sezinliyorduk. Elbette fiyatların bir bütün
olarak düşmesini talep edebilirdik, ancak daha somut
bir talep ortaya koymak gerektiğini düşündük. Yetmiş
beş kuruş olan en temel ihtiyacımız olan suyun fiyatının
düşürülmesiyle işe başlayabilirdik. Okul yönetiminin de
ılımlı davranacağını varsayarak, bir imza kampanyası
başlattık. Toplanan imzalar kantin yönetiminin fikrini
değiştirmez ise, ki biz değiştireceğini düşünüyorduk,
kantin boykotuna geçecektik. Teker teker ajitasyonlar
eşliğinde sınıfları gezdik, yemekhanede ve koridorlarda
imza topladık. 260 küsür imza toplayarak, neredeyse
lisedeki herkesi bu işin bir parçası haline getirmeye
çalıştık. Aynı günün akşamı topladığımız imzaları okul
yönetimine sunduk. Bir ders sonra okul başkanı
aracılığıyla su fiyatlarının elli kuruşa düştüğü haber
geldi. Böylece; hem okul içinde güven tazelemiş, hem
de gündelik talepler için mücadelenin en basit
örneklerinden birini hayata geçirmiş olduk.
Evrensel Koleji’nden bir DLB’li
7
Bir başkanlık seçimi deneyimi…
Lİselİlerİn Sesİ -
Her yıl liselerde okul başkanlığı
seçimleri yapılarak bir demokrasi
aldatmacası ile karşı karşıya kalmaktayız.
Seçilen öğrenci okuldaki öğrencilerin
temsilcisi olarak sorunları çözebilme
yetkisine sahip gibi gösterilmektedir.
Oysa okul başkanı seçilen kişilerin hiçbir
yetkisi ve yaptırım gücü yoktur. Bunun
bilincinde olan biz meslek liseli DLB’liler
GATEM’de seçimlere hazırlanarak
meslek lisesi öğrencilerine mücadele
çağrımızla birlikte başkanlık seçimlerinin
göstermelik olduğunu anlattık.
Gösterdiğimiz aday için afiş ve bildiri
hazırlayarak sınıfları gezdik. Neden aday
olduğumuzu anlattık. Diğer adayların
gerçekçi olmayan vaatlerle klişeleşmiş
komikliklerini ve seçim hilelerini teşhir
ettik. Biz ise seçimlere “Ben yaparım
diyen yalan söyler. Okuldaki
sorunlarımızın çözümü için tek başına
değil; ya hep beraber, ya hiç birimiz!”
diyerek hazırlandık. Afişimizde
işlediğimiz bu şiar tanımadığımız liseli arkadaşlarımızın da ilgisini çekti. Bildirimizde de “Okulda yaşadığımız
birçok sorun var. Meslek lisesi öğrencileri olarak staj yapıyoruz. Staj yaptığımız işyerlerinde işçi gibi çalıştırılıyor,
birçok yerde ücret alamıyoruz. Okullarımız kışlaya çevrilmiş asker muamelesi görüyoruz. Anayasaya göre eğitim
her bireyin hakkıdır ve ücretsiz olmak zorundadır. Fakat staj dosyası, fotokopi, spor parası, ek kitaplara
verdiğimiz paralar eğitimin ücretsiz olmadığını gösteriyor. Bizim gerçek sorunlarımız bunlardır. Bu sorunları ne
bir okul başkanı ne de bir başkası çözebilir. Bu yüzden “Ben yaparım diyen yalan söyler. Okuldaki sorunlarımızın
çözümü için tek başına değil; ya hep beraber, ya hiç birimiz!” diyerek sizleri birlik olmaya çağırıyoruz.” dedik ve
seçimlere girdik. Dağıttığımız bildirileri okuyan öğrencilerden bazıları bize geri dönüş yaparak gerçeklerden
bahsettiğimiz için bize oy vereceğini söyledi. Bazıları ise seçim çalışmalarımıza katılarak arkadaşlarından oy
topladı.
Toplam 6 adayın olduğu seçimlerde iki aday öne çıkmıştı, biri bizim adayımız diğeri ise başka bir aday. Diğer
adayın sınıf konumu itibari ile birçok maddi imkânı vardı ve bu imkânlarını kullandı. Öğrencilerden oy toplamak
için öğrencilere sigara paketleri dahi dağıttı. Öğretmenler ise henüz seçimler yapılmadan ona “Başkan” sıfatını
yakıştırmışlardı. Ayrıca sandık başlarında birden fazla oy kullanan kişilerin olduğu bilinmekte. Nihayetinde
seçimler tamamlandığında hatırı sayılır bir oy alarak ikinci olduk. Fakat giriştiğimiz mücadelenin yarattığı güçle
mücadeleyi farklı araç ve yöntemlerle devam ettireceğiz. Okulumuzda sorunlarımıza karşı birlik olup
örgütleneceğiz. Önümüzdeki günlerde gerçek yaptırım gücüne sahip olanların örgütlü olan liselilerin olacağını
göstermiş olacağız.
GATEM’den liseliler
8-
Lİselİlerİn Sesİ
Yerel yayın deneyimi - 1
Liselilerin Sesi yerellerde büyüyor!
Düzenin hedefinde devrimin tarafında “biz
de varız”. Programlanmış saatleri, üzerine
kurulan sahte gelecek hayalleri, sıra
arkadaşımızı rakip olarak görmeyi
reddediyoruz. Bizlere siz hiç bir şeysiniz diyen
egemenlere inat geleceğimizi elimize alıyoruz.
Okul meclislerimizle inisiyatif kullanıyor ve
karar veriyoruz. Bu kararlar doğrultusunda
Liselilerin Sesi'ni daha da büyütmek için yerel
yayınlar, fanzinler ve okul gazeteleri
çıkartıyoruz. İzmir'de DLB'nin çıkarmış olduğu
yerel yayın deneyimini tüm Liselilerin Sesi
okurlarına sunuyoruz...
Liselilerin Sesi
Mücadele ‘İSYAN’la büyür!
Bizler okullarımızda dinci, gerici, baskıcı, anti-bilimsel, eğitim uygulamalarına mahkum ediliyoruz. Yüksek kantin
fiyatları, aidat paraları, geçme notunun yükseltilmesi, devamsızlık hakkımızın azaltılması bizlerin sorunlarından
bazıları.
Bizler meslek liselerinde Oğuzhan Çalışkan gibi eğitim adı altında ‘staj sömürüsüne’ kurban giden liselileriz aynı
zamanda. Bizler mahallelerimizde, okullarımızda uyuşturucu batağına çekilmek istenen liselileriz. Bizler biliyoruz ki
bu sistem bizlere paramız kadar eğitim veriyor, bizi eğitim adı altında sömürüyor. Bu eğitim sistemi üzerimizden
geçinmek dışında bize hiçbir şey katmıyor. Erdallar’ı, Denizler’i, Ali İsmailler’i, Berkinler’i katleden bu sistem bizleri
de katletmeye çalışıyor. Bizler bu düzenin karşısında devrim saflarında, katillerden hesap sormak için sokaklarda,
geleceğimiz ve özgürlüğümüz için Devrimci Liseliler Birliği saflarındayız. Sesimizi, kavgamızı ve mücadelemizi
duyurmak için diğer liseli arkadaşlarımızın da bu kavgada yer almasını sağlamak için sokakları yazılamalarla, afişlerle
doldurmalıyız. Stantlar açarak onlarla iletişime geçmeliyiz. Etkinler, tanıtım toplantıları, film gösterimleri yaparak,
atölyeler kurarak, turnuvalar düzenleyerek onları DLB ile buluşturabilmeliyiz. Bunların yanısıra dergi ve bültenler
kullanarak onlarla iletişime geçebiliriz.
Bizler de İzmir DLB olarak İSYAN adlı yerel bültenimizin 6. sayısı ile İzmirli liselilerle buluşuyoruz. Fanzinimizde
İzmir’deki liselerin ve liselilerinin yaşadığı sorunları; kantin fiyatları, geçme notu, devamsızlık hakkı, staj sömürüsü
gibi sorunların yanısıra ülkede ve dünyada yaşanan işçi cinayetlerini, savaş ve katliamlar gibi olayları ele alıyoruz. Bu
sorunları işleyerek düzene karşı devrim saflarında yer almak isteyen liselilerle buluşuyoruz. Kitap ya da bir film
tanıtımı köşemiz ve “Test Ediyoruz” adlı eğlence köşemiz var.
İlk sayımızdan itibaren liselilerin yoğun ilgisini çeken İsyan, 2. sayısından itibaren yeni tanıştığımız liselilerle
birlikte, kendi el yazımızla, renkli kalemlerimizi kullanarak kolektif bir emeğin ürünü olarak çıkarıyoruz. Diğer
sayılarımızda da aynı özveriyle kavgamızı ilmik ilmik öreceğiz. Parasız, bilimsel, eşit, anadilde eğitim için, staj
sömürüsünün son bulması için, geleceğimizi ve özgürlüğümüzü çalanlardan hesap sormak için, bizleri yaşımızı
büyüterek idam sehpalarında, ekmek almak için çıktığımız sırada sokaklarda, savaşlarda katledenlerden, staj
sırasında iş cinayetine kurban edenlerden, uyuşturucu çetelerine karşı mücadele ederken öldürenlerden hesap
sormak için mücadelemizi isyanla büyütelim .
İzmir Devrimci Liseliler Birliği
Staj’da inanç sorgulaması!
Lİselİlerİn Sesİ -
Hassan Dekor fabrikasında staj yaparken işten atılan
Mesleki Açıköğretim Lisesi öğrencisiyle maruz kaldığı
gericilik üzerine konuştuk.
- Staj gördüğün fabrikada patronun namaz
dayatmasını reddettiğin için işten atıldın. Yaşadığın
bu gericiliği anlatabilir misin?
- Gebze’de Mesleki Açıköğretim Lisesi öğrencisiyim.
Hassan fabrikasında staja başlayalı iki hafta olmuştu.
Staja 3 gün raporlu olduğum için ara vermiştim. Rapor
sürem dolduktan sonra işe başladım. İşe başladığım
gün namaz vaktinde patron yanıma gelerek yaptığım iş
hakkında sorular sormaya başladı. Beraber çalıştığım
işçiler namaza gidince “Sen namaz kılmıyor musun?”
dedi. Olumsuz cevap verdiğimde “Neden gitmiyorsun?
Senin annen baban Müslüman değil mi? Allah kaç?
Kime inanıyorsun? Peygamberin kim?” sorularını
sorarak beni baskı altına almaya çalıştı. Ben inancımı
sorgulatmayacağımı söyledim. Bu ısrarlı sorularına
karşılık olarak “Allahla kul arasına şeytan girermiş. Sen
şeytan mısın?” dedikten sonra bozuldu ve yanımdan
sinirlenerek uzaklaştı. İlerde ustabaşıyla bir şeyler
konuştu. Ustabaşı da dik dik bakmaya başladı.
Stajyer öğrenci olduğum için birçok keyfi
uygulamayla karşı karşıya kalmıştım iki haftalık süreçte.
Fabrika yöneticileri ve sorumluları da stajyer
öğrencinin ucuz işgücü olduğunu, ne iş verilirse
yapmak zorunda olduğumuzu, stajyer öğrencilerin
hepsine istediklerini yaptırdıklarını söylemişlerdi
utanmadan. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı
diyeceğimi düşündüler.
9
Öğle paydosundan sonra da çalışmaya devam ettim.
Akşam mesai bitimine 5 dakika kala mühendis gelerek
stajımın bittiğini ve işten çıkarıldığımı söyledi. İnsan
kaynakları bölümünden çıkış evraklarımı imzalamamı
söylemesinin üzerine İK’ya gittim. İşten neden
atıldığımı öğrenmeye çalıştım. Rapor alarak işe
gelmememi bahane ettiler. Raporlu olduğumu
söyledim. Biraz daha ısrar edince patronun böyle
istediğini söylediler. Çıkış evraklarına imza atmayı kabul
etmeden işten ayrıldım. Bu durumu okula bildirdim.
Bazı öğretmenler sorun olmayacağını başka bir yerde
staj yapabileceğimi söylediler. Bir tanesi ise patron gibi
“Müslüman değil misin?” diyerek aynı gericiliği yaptı.
Patrona verdiğim cevabı ona da verdim ve susturdum.
- Staj sömürüsünün başka bir yönüyle karşı karşıya
kalmışsın. Staj sömürüsüne karşı neler yapılması
gerekir?
- Biz stajımızı yapmak için bile okula para ödüyoruz.
Staj dosyası, evraklar, fotokopi için para ödüyoruz. Öyle
bir mücadele verilmeli ki istediğimiz gibi staj
yapabilelim. Bizi ucuz işgücü gibi gören patronların
karşısında stajımız yanar diye korkmayalım. Örgütsüz
kalırsak staj sömürüsüne karşı fazla bir şey yapamayız.
Ben sonuçta ruhsal bir çöküntü yaşamış olsam da
Oğuzhan Çalışkan staj sömürüsü sonucu yaşamını
yitirdi. Boykot eylemleriyle, imza kampanyalarıyla
harekete geçmeliyiz. Meslek lisesi öğrencileri olarak
örgütlü olmalıyız. Örgütlü mücadele ederek staj
sömürüsünün üzerine gitmeliyiz.
Liselilerin Sesi / Gebze
10 -
Lİselİlerİn Sesİ
Ankara’da coşkulu
Oğuzhan Çalışkan buluşması!
Ankara DLB, Filli Boya’da yaptığı staj sırasında iş
cinayetine kurban giden Oğuzhan Çalışkan’ın adını
verdiği buluşmayı gerçekleştirdi.
Devrimci bir atmosferin hakim olduğu salonda
Alaattin Karadağ, Hatice Yürekli, Ümit Altıntaş ve Habip
Gül’ün fotoğraflarının bulunduğu, karanfiller ve
mumlar ile bezeli bir devrim şehitleri köşesi ile
“Yolumuz İşçi Sınıfının Yoludur” şiarlı DLB pankartı
kullanıldı. Açılış konuşmasının ardından saygı duruşu
gerçekleştirildi. Ardından okunan şiirlerden sonra “Ya
sosyalizm ya barbarlık” isimli belgesel gösterimi
yapıldı.
İlk sözü Alaattin Karadağ üzerine bir konuşma ile
etkinliğe katkıda bulunan BDSP temsilcisi aldı.
Ardından DLB temsilcisi söz alarak bugün zenginle
fakir, patronla işçi, tok ile aç arasındaki uçurumun akıl
almaz boyutlara ulaştığını belirtti. DLB temsilcisi,
Oğuzhan şahsında okulda çıkartılan ek öğretim
masraflarından stajlardaki ağır koşullara kadar;
liselilerin maruz bırakıldığı ağır sömürü koşullarından
bahsetti.
Devamında Kobanê direnişini selamlamak için
hazırladığı konuşmasını gerçekleştirmek üzere bir
DLB’li kürsüye çıktı.
Ardından Mamak İşçi Kültür Evi Müzik Topluluğu
direniş türkülerini seslendirmek üzere sahne aldı.
Mamak’tan liseliler rap şarkılarını seslendirdiler.
Berkin’den Denizler’e, Haziran Direnişi’nden Soma’ya
kadar oldukça anlamlı mesajlara vurgu yapan rapçi
liselilere ilgi büyüktü.
Ardından meslek lisesi sömürüsü üzerine
konuşmasını yapmak üzere bir meslek liseli devrimci
söz aldı. Her gün okulda ve staj adı altında sermayeye
ücretsiz iş gücü olarak sunuldukları iş yerlerinde,
fabrikalarda, atölyelerde sömürüye maruz kalan
meslek liselilerin bugün işçi sınıfıyla aynı kadere sahip
olduğunun altını çizdi.
Bunu bir DLB’linin Rojava üzerine konuşması izledi.
Konuşmaların ardından serbest kürsüye geçildi.
Etkinlik mücadele alanlarında yeniden buluşma
çağrısı ile sonlandırıldı.
Liselilerin Sesi / Ankara
Beş bas
am
ak!
!
mak
sa
ba
ş
BeBen Kartal İMKB Meslek
Lisesi’nde staj adı altında
staj adı altında
lek Lises
Mesiyim.
İMKB
sömür
Ben Kart
ülenalbir
öğrenc
Her i’nde
5 saatte bir iş cinaye
tinin
te
5 saat bir iş cinayetinin
m. nHer
öğreanciyi
n bir
yaşand
ürüleığı,
söm
inşaatt
işçileri
betona
çakıldığı, maden
lerde
çakıldığı, madenlerde
rin beto
tta işçile
ı, inşaa
yerin
ndığ
bin
kat altında
yaşa
katledi
ldiğinabir coğrafyadan
dan
kat altın
seslen
bin
iyorum
yerin
. da katledildiği bir coğrafya
. hakim olduğu düzen bizlere ölümden başka
niyorum
seslePatron
ların
n bizlere ölümden başka
düze
olduğuen
m Bunun
haki
n
nları
seçene
Patrok bırakm
ıyor.
çarpıcı örneği Oğuzh
an'ın
çarpıcı örneği Oğuzhan'ın
Bunundaenkaldığı
mıyokr.akımın
bırak
beden
nekinin
seçe
elektri
staj sömürüsünde
ığı staj sömürüsünde
akımında
trik sömür
elekStaj
görme
ninin
kteyiz.
bede
üsü kald
bizleri ölüme sürüklerken
ri ölüme sürüklerken
ü bizle
ürüsğım
Staj esöm
kendiekte
stajyiz.
görm
yerimd
yaşadı
bir olayı sizlere anlatmak
tmak
istiyoru
i staj
m.yerimde yaşadığım bir olayı sizlere anla
kend
rum. çalışmamam gereken bir gün ve saatte hiç
Aslında
istiyo
gün ve saatte hiç
ken bir
mam
da çalış
yapma
Aslınmam
gereke
nam
bir gere
işi yapark
en merdivenden kayara
rken merdivenden kayarakk
işi yapa
kenakbir
m gere
düştüm
. Beş
yapmama
basam
düşmü
şüm, ardından kalkarak işime
, ardından kalkarak işime
üşüm
düşmfark
makakşam
Beş basa
devam
düştüm.ettim.
Acısını
ettim ve yürümekte
. Acısını akşam fark ettim ve yürümekte
ettimm.
zorluk
devamyaşadı
dım. sözleşmede bir öğrencinin 8 saat
k yaşa
İmzala
zorlu
dığımız
öğrencinin 8 saat
de bir
şme
ımız sözle
çalışm
İmza
asıladığ
ve hafta
sonları
izinli
olması gerekiyor. Aynı
sı gerekiyor. Aynı
olma
izinli
arıbir
ı ve hafta
insanla
r koyduk
çalışmas
ları sonl
başka
madde ise okul saatleri
de ise okul saatleri
a bir mad
rı başk
içerisin
dekoyd
insanlar
staj ukla
görülm
esi gerekt
iğini söylüyorlar. Aslında
ktiğini söylüyorlar. Aslında
i gereOnlar
lmes
e staj
kendi
yasalar
içerisind
ınıgörü
tanımı
yorlar.
kendi koyduk
ları
kendi koydukları
r
Onla
ar.
ı tanım
larınzken
yasalar
tanıma
kendi ıyasa
bizıyorl
onların yasalarını neden
n
tanıyal
ım?tanımazken biz onların yasalarını nede
yasaları
?
alımolarak
Stajyer
tanıy
bizlerin amacı gidip işin yapılış biçimini
gidip işin yapılış biçimini
amacı
bizlerin
olarakmaktır
izleme
Stajy
k veeruygula
. Temizl
ik yapmak, kölece
izlik yapmak, kölece
Tem
ktır.
lama
çalıştır
ek ve uygu
izlemılmak,
patron
ların
özel
işlerind
e kullanılıp çok düşük
onların özel işlerinde kullanılıp çok düşük
ak, patr
birçalış
tırılm
ücret
almak
değil.
l.
k deği
t alma
Buücre
yaşadı
bir
klarım
ız bizlere
gösteriyor ki patronlar r
eriyor ki patronla
re
bizle
rımızten
dıkla
yaşa
düzeni
Bu
nde
bize
kölelik
başkagöst
hiçbir gelecek yok. VeVe
a hiçbir gelecek yok.
n başkvurgul
liktetekrar
bize köle
burada
n bireDLB'li
düzenind
olarak
uyorum; staj
r vurguluyorum; staj
k tekra
li olarain
DLB'devrim
sömür
dan birkarşı
buraüsüne
safların
da biz de varız! !
saflarında biz de varız
iminMeslek
devr
sömürüsüne karşı
Kartal
İMKB
Lisesi'nden bir DLB'li
Kartal İMKB Meslek Lisesi'nden bir DLB'li
Gebze’de liseliler Oğuzhan
Çalışkan için buluştu!
Lİselİlerİn Sesİ -
Staj sömürüsüne, eğitimin ticarileştirilmesine ve
emperyalist savaşlara karşı staj sömürüsü esnasında
yaşamını yitiren Oğuzhan Çalışkan anısına Gebze’de
liseliler yan yana geldi.
Etkinlik Gebze İşçilerin Birliği Derneği’nde iş
cinayetlerinde ve sınıf mücadelesinde şehit düşenler
anısına yapılan saygı duruşu ile başladı. Oğuzhan
Çalışkan’nın ailesinden de katılımların olduğu etkinlik
DLB adına yapılan konuşma ile devam etti.
Konuşmada şunlar söylendi: “Bugün burada Filli
Boya patronu tarafından katledilen Oğuzhan Çalışkan
anısına biraraya geldik. Oğuzhan'ın katledilmesi bize bir
kez daha sermayenin azgın yüzünü gösterdi. Meslek
lisesi öğrencilerinin patronlara nasıl da peşkeş
çekildiğini ve işçilere reva görülen kötü ve ağır yaşam
koşullarının bir yansımasıdır Oğuzhan'ın ölümü.”
Alkışlarla karşılanan konuşmanın ardından DGB’ye
söz verildi. Çalışma koşullarından kaynaklı hep
emekçilerin ve onların çocuklarının öldüğünün altı
çizildi.
Sonra sahne Meslek liseli bir liseliye bırakıldı.
“Sanayi kenti olan Gebze’de meslek liseliler okullarda,
“Herkes ne ekerse
onu biçer!”
Merhaba arkadaşlar, ben meslek lisesinde okuyan
bir öğrenciyim ve sizlere okulumuzdaki paralı ve
gerici eğitim uygulamalarından bahsetmek istiyorum.
Okulumuzdaki mesleki derslere bir malzeme
gerektiğinde bu okul tarafından karşılanmıyor
bizlerden isteniyor. Öğretmenler bu malzemeleri
getirmezsek bizi derse almamakla tehdit ediyor.
Üstelik belki de bir defa kullandığımız bu malzemeler
pahalı oluyor.
Okulumuzdaki sorunlar sadece paralı eğitimle
kısıtlı kalmıyor, aslında bir çok lisede olduğu gibi
bizler de zorunlu din dersleri görüyoruz. Hiçbir
11
dinci-gerici veya milliyetçi partilerle ve uyuşturucu ile
zehirlenmeye çalışılıyor ama DLB’liler olarak örgütlenip
bunlara karşı koyabiliriz” denildi.
Konuşmaların ardından devrimci ezgi ve marşların
yer aldığı bir müzik dinletisi sunuldu. Devrimci marş ve
ezgiler Oğuzhan Çalışkan’a adandı.
Liselilerin Sesi / Gebze
şekilde görüşlerimizi dile getiremezken meslek
öğretmenleri açıkça bizlere hayattaki her şeyin kader
olduğunu, o yüzden başka birinde neden lüks araba
var bende yok diye sorgulamamak gerektiğini
söylüyor. “Herkes ne ekerse onu biçer” diyerek,
geleceğin sorgulamayan, tek tipleştirilmiş, bilinçsiz
işçileri olmamız için uğraşıyorlar.
Baskıların yasakların arttığı şu dönemde tepkimizi
ortaya koyup birlik ve dayanışma içerisinde olmalıyız.
Öfkemizi teker teker değil hep bir ağızdan dile
getirmeliyiz. Daha özgür daha eşit bir gelecek
talebimiz ancak ve ancak örgütlenerek
gerçekleşebilir. Bu çürümüş eğitim sistemine karşı
tıpkı Gezi'de olduğu gibi kararlılıkla mücadele
etmeliyiz.
Küçükçekmece’den bir DLB’li
12
Lİselİlerİn Sesİ -
Onlar şûralarını toplasın,
bizler meclislerimizle geliyoruz!
Osmanlı Türkçesi zo
runlu
Şurada, Os
manlı Türkçesi'nin lisele
rde zorunlu
ders olarak okutulmas
ı da komisyonda oy ço
kluğu ile
kabul edilirken sendika
l faaliyetlerin okul ve
ders
saati dışında yapılmas
ıyla ‘Toplumsal Cinsiye
t Eşitliği’
dersinin zorunlu olmas
ı önerisinin reddi de ye
r alıyor.
lmedi
İnsan hakkına gerek görüinsa
n
an
Şurada, 4’üncü sınıfta 2 saat anlatıl
n kaldırılması,
sini
der
asi
hakları, yurttaşlık ve demokr
iler dersinde
bu derslerin içeriklerinin sosyal bilg
verilmesi önerildi.
Yıllardır liselerimizde okullarımızda çeşitli
sorunlarla karşılaşıyoruz. Her yıl değişen SBS’dir,
TEOG’dur bunun gibi sınavlarla bizleri yarışa
sokuyorlar. Aslında küçük yaşlardan itibaren sınav
stresiyle karşılaşıyoruz. Ev, okul, dershane üçgeni
arasında sıkıştırılıyoruz. Sınav sonuçlarına bakıldığında
ise bir çok öğrencinin bu yıl birçok örnekte olduğu gibi
evlerden uzak semtlere ve hatta çok ilginç bir şekilde
başka illere yerleştirildiğini gördük. Bu tabi ki
puanlama durumuna göre değişiyor. Eğer puanımız
Anadolu lisesine ve meslek lisesine yetmiyorsa
istemediğimiz okullara ve hatta zorla imam hatiplere
gitmek durumunda kalıyoruz. Bu durumu kabul
etmeyen pek çok öğrenci açık liselere kayıt yaptırmak
zorunda kalıyor.
Okullara kayıt olmaya gittiğimizde de adına kayıt
parası, bağış parası dedikleri değişik isimler taktıkları
paraları zorunlu olarak ödüyoruz. Parasız olması
gereken eğitim ve eğitim harcamaları maalesef ki
ücretli hale dönüşmüş. En basitinden bir tosta 5 lira
ödediğimiz oluyor. Servisler çok pahalı ve evleri uzak
olan arkadaşlarımız buna mecbur kalıyor.
Liselerimizde dinci-gerici, sınava yönelik, anti
bilimsel, ezberci sistemle karşı karşıyayız. Okullarımız
kalabalık olup materyallerimizin az olması ya da hiç
olmaması, müfredatın ağır olması hepimizi bir hayli
yoruyor ve hatta sosyal hayatımızı da kısıtlıyor.
“Memleket meselesi” olan meslek liselerinde de
pek çok arkadaşımız geleceğin ucuz iş gücü olarak
yetiştiriliyor ve stajlarda çok ucuza çalıştırılıyor ve
sömürüye maruz kalıyorlar.
Son sınıflara yaklaştıkça da hepimizi üniversite
telaşı alıyor. Yine dersane, okul, aile, test kitapları
arasına sıkışıyoruz ya da sıkışacağız. Bu süreçte pek
çok kişi geleceksizlik korkusuna giriyor, hatta intihar
edenler bile oldu. Geçtiğimiz yıllarda Muğla’da annesi
dershane parasını ödeyemediği için hapse giren 18
yaşındaki Soner Semih Sipahi’nin bunalıma girip
intihar ettiğine tanık olduk.
Tüm bunlar karşısında bu sorunların kaynağı olan
düzen bizleri yıldırmaya çalışıyor. Düşünmeyen,
sorgulamayan bireyler olmamız için pek çok aracı
devreye sokuyor. Bizi dindar, kinci, insani
duygularından arıtılmış apolilik gençler yapmak
isteyen sistemin bu zincirini biz liseliler olarak Haziran
Direnişi'nde alanlara dökülerek kırdık. Berkin Elvan
katledildiğinde okullarımızda boykotlar örgütleyerek,
derslere girmeyerek, sokağa çıkarak kırdık. Soma'da
katledilen işçiler için de biz liseliler olarak
okullarımızda sessiz kalmayıp eylemler örgütledik.
Şimdi ise yanı başımızda Kobane’de bizim yaşlarımızda
gençler, çocuklar barikat başlarında savaşırken,
açlıktan ölürken, katledilirken okullarımızda
semtlerimizde destek eylemleri örgütlüyoruz.
Bizler bu hareketliliğin devamlılığını ve sürekliliğini
sağlamalı ve daha örgütlü bir hale sokmalıyız. Bugün
tek ses olup yeni bir liseli gençlik hareketi yaratmalıyız.
Bizler DLB olarak bulunduğumuz her alanda
örgütlenmemizi bir parça daha büyütüp sorunlarımızı
tartışacağımız, kendimizi daha rahat ifade
edebileceğimiz, karar alıp uygulayabileceğimiz lise
meclisleri kurmamız gerekiyor. Lise meclisleri il il, semt
13
semt, okul okul örgütleyebileceğimiz zeminlere
dönüşmeli.
Bizleri hiçe sayan sisteme karşı “ben de varım”
diyen herkesi kucaklayabilecek, tek yumruk olacağımız
alanlara dönüşmeli. Sorunlarımızı çözmek istiyorsak,
istediğimiz okullarda istediğimiz bölümlerde okumak
istiyorsak, artık sınav stresiyle, geleceksizlik kaygısıyla
uğraşmak istemiyorsak, savaşlarda, sokaklarda,
stajlarda katledilmek istemiyorsak ve tarafımız devrim
diyorsak lise meclislerinde örgütlenmeliyiz. Buradan
herkesi lise meclislerini örgütlemeye ve lise
meclislerinde örgütlemeye çağırıyoruz.
Milli Eğitim Şurası toplandı ve bizlerin geleceğine
ilişkin tartışmalar yürütüldü. Bizler ise kendi
meclislerimizde toplanarak birliğimizi güçlendireceğiz.
Kendi geleceğimizi kendi ellerimize alma zamanı geldi!
Haydi okul meclislerine!
ula kadar indi
Zorunlu din dersi ilkok
2 ve 3’üncü sınıflara
Şuraya anaokulu ve ilkokul 1,
karma eğitimin
zorunlu din dersi verilmesi ve
ga vurdu. 19. Milli Eğitim
sonlandırılması tartışmaları dam
uşmada, “Anaokulu’ndan
Şurası’nın açılışında yaptığı kon
sunma hedefini dile
başlayarak yeni bir hayat tarzı”
şuranın gündemine “somut
getiren Erdoğan’ın bu sözleri
önerilerle” alındı.
ımız var hâlâ. Bu
Erdoğan, “Bizim bazı sıkıntılar
arak bir hayat tarzı
sıkıntıları anaokulundan başlay
e kullanarak dindar nesil
sunarak yeneceğiz” ifadelerin
a gerici uygulamaların
yetiştirme hedefleri kapsamınd
sajını vermişti.
anaokuluna kadar ineceği me
Programları ve Haftalık
Şura kapsamındaki ‘Öğretim
a ise din derslerinin okul
Ders Çizelgeleri’ toplantısınd
rda da zorunlu olması
öncesi ve ilkokul üçüncü sınıfla
eğitiminin anaokulundan
önerileri gündeme geldi. Din
kul birinci sınıftan itibaren
başlaması reddedilirken, ilko
sinin zorunlu olması önerisi
din kültürü ve ahlak bilgisi der
komisyondan geçti.
Hafız olmak istey
enin önü açık
Din eksenli gerici bi
r eğitim
Lİselİlerİn Sesİ -
modelinin temelin
çalışan AKP gericili
i atmaya
ği şurada bir öneri
daha sundu.
İlkokuldan sonra Ku
ran kurslarında ha
fızlık eğitimi almak
isteyen ortaokul öğ
rencilerine tanınan
1 yıllık muafiyet
hakkı 2 yıla çıkarıld
ı ve ara verilen süre
le
rde öğrencilerin
dışarıdan sınavlara
girmesi karara bağl
andı.
Kürtçe masala Türkçe anlatım
e
Eğitim alanını baştan aşağıya gericileştirm
imha
hedefinin yanısıra Kürt sorununda inkar ve
ini
çizgisi de 19. Milli Eğitim Şurası’nda kend
ca
gösterdi. Şurada kurulan komisyonlarda ayrı
da
ullar
ilkok
ve
a
Kürt masallarının anaokullarınd
Türkçe okutulması önerisi kabul edildi.
Okullarda baskı artacak
Şurada getirilen diğer bir öneri ise, öğrencileri
fişleme ve baskı altına almaya yönelik adımlar oldu.
Bu kapsamda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerle
ilgili bilgilere polisten ulaşabilmesine olanak
sağlandı. Bu kapsamda risk grubundaki öğrencilerin
bilgilerinin sağlık ve polis kuruluşlarından talep
edilmesi önerisi kabul edildi. Buna göre MEB,
polisten öğrencilerle ilgili anlık istihbarat alabilecek.
n bulsun”
“Karma eğitim sond
emlerden biri de
gü
Şuraya damgasını vuran
AKP
sı” oldu. Şuraya katılan
“Karma eğitim tartışma
ve
Eğitim-Bir-Sen, Erdoğan
yandaşı kontra sendika
in
itim
ileri giderek karma eğ
AKP’den bir adım daha
tirdi. Bu öneri, “şuranın
son bulması önerisini ge
gerekçesiyle reddedildi.
gündeminde olmadığı”
14 -
Lİselİlerİn Sesİ
Onların Şuralarını tanımıyoruz!
Eğitim ve öğretim ilk döneminin sonunda Milli
Eğitim Şura’sı toplandı. Şuranın kelime anlamı ise şöyle:
“Şura, danışma ya da toplu denetim anlamında
Türkçe’ye tercüme edilirken, İngilizce'ye (council)
konsey, meclis, kurul, encümen, danışma kurulu, divan,
şura, heyet anlamında tercüme edilmiştir.”
AKP’nin ağaç yaşken eğilir mantığı ile sorgulamayan,
itaat eden bireyler yetiştirmek için gerçekleştirdiği 19.
Milli Eğitim Şurası’nda 200’e yakın karar alındı. Bu
kararlar tabi ki de eşit, parasız, bilimsel, anadilde bir
eğitim için alınan kararlar değil, geleceğin “dindar
nesilleri’ için alınan kararlardı. Bunun yanısıra
Osmanlıca dersi üzerine bir karar verildi. Sıra
arkadaşlarımıza, etek boyumuza dahi karışanlar şimdi
de karma eğitimin kaldırılmasıyla hedeflerine ulaşmaya
çalışıyor. En fazla tartışma konusu olarak şurada
tartışılan ancak ‘şuranın gündeminde değil’ denilerek
reddedilen karma eğitimin kaldırılması önerisine ilişkin
konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, imam hatip
liselerinin sayısının artması gerektiğini söyledi.
Avcı şöyle konuştu:
"Bizim eğitim şuramızın gündeminde karma
eğitimin kaldırılması ile ilgili bir gündem maddesi yok.
Ama gündeme geldi. Şu anda karma eğitim
zorunluluğu diye bir şey söz konusu değil. Çünkü bizim
kız meslek liselerimiz zaten var. Mevcut da vardı, biz de
ilave ettik. Kız anadolu liselerimiz de var. Anadolu kız
imam hatip liseleri var. Karma eğitim zaten zorunlu
değil. Çocuğunu imam hatiplere veya kız liselerine
göndermek isteyen aileler gönderiyor ama bunların
sayısı yetmiyor, artmasını isteyebilirsiniz. "
Dindar nesil demek yapılan haksızlıklara kader deyip
şükretmek, yani hakkını savunmayan, sorgulamayan,
bir nesil demektir. Emeğimizin sömürülmesi karşısında
susmamız için ilkokuldan hatta anaokulundan itibaren
uyguladıkları zorunlu din dersleri ile kaderci, her şeye
şükreden bir nesil yaratmanın temelleri atılıyor.
Ama bizler onların yaratmak istediği itaat eden,
sorgulamayan, her şeye şükreden bir nesil
olmayacağız. Bilinçli bireyler olacak, geleceğimiz için
barikat başlarında en ön saflarda mücadeleyi
yükselteceğiz.
Devrimci Liseliler Birliği olarak tüm liselileri barikat
başlarına mücadeleye çağırıyor, bizlere dayatılan bu
kara tabloyu kabul etmiyoruz. Birlikten gelen
gücümüzle hayatımızı çalanlardan hesap soracağız!
DGB ve DLB için meclisler çok önemli ve aktif role
sahiptir. Meclisler birimden genele doğru bir
kapsamlılıkla gider ve DGB’nin ilke ve işleyişlerine göre
kararlar alabilir ya da diğer meclislere önerilerde
bulunabilir. Meclisleri birimden genele doğru
sıralarsak;
Okul, mahalle, bölge, il ve Türkiye genel meclisi
olarak sıralarız.
-Okul meclisleri okulda gerçekleşen güncel olay ya
da soruları tüm okulun fikirlerini alarak bir karara
bağlar. Örnek vermek gerekirse okulumda
yürüttüğümüz kantin kampanyasında okul meclisi ile
bir komite kurarak tüm okul dahilindeki düşünce ve
fikirlerle, kolektif bir çalışma yürüterek başarıya
ulaştık. Başarı yürütülen çalışmaların verimliliğini
ortaya koymaktadır.
-Mahalle meclislerinde de güncel sorunlar
üzerinden insanların fikirleri alınarak ortak bir karar
alınır.
-Bölge meclislerinde, bölgeye ait tüm okul ve
mahalle meclisleri toplanır.
-İl meclislerinde, bölge meclisi temsilcileri alınan
kararlar ya da öneriler ile il meclisinde alınan kararları
belirler.
-Türkiye genel meclisinde ise il temsilcileri biraraya
gelerek genel kararları belirler.
Meclislerin işleyişleri ve örneklemeleri yazdığım
gibi, fakat birkaç konuyu tekrarlamak isterim. DGB ve
DLB meclisleri bu kararları alırken ilke ve işleyişlerin
dışında hareket etmemelidir. Meclisler aldığı kararları
ve önerileri meclislere sunabilir, aynı zamanda
meclisler ortak çalışma yürütebilirler. Kolektif ve
herkesin fikirlerini içine alan meclisler tüm liselilerin
fikir ve görüşlerine her zaman açıktır. Liseliler olarak
sorunlarımız için liseli meclislerinde birleşelim.
Çiğliden bir DLB’li
Meclisler üzerine düsünceler...
15
Meclis gözlemlerinden...
Lİselİlerİn Sesİ -
Bizim Ankara’da liseli meclisleri oluşturma
sebebimiz yoldaşlarımızı örgütümüzle bütünleştirme
ihtiyacından kaynaklanıyordu. Geçmişin
değerlendirmesini ve geleceğin planlamasını hep bir
ağızdan beraberce yaptık. Yeni ilişkilerimizin fikirlerini
alarak aramızdaki bağın güçlenmesine yardımcı olduk.
Bu şekilde önümüzde çizeceğimiz yolla ilgili birçok
seçeneğe sahip olduk. Liseli meclisleri bizim
kürsümüzdür, onun devamlılığını sağlayacağız.
Ankara’dan bir DLB’li
Liseli meclislerinin bizlere kattığı birçok değer var.
Fikrimizi rahatlıkla söyleyebildiğimiz ve kolektif kararlar
alarak gelecek dönemin planlamasını yaptığımız liseli
meclisleri, mücadeleye katkıda bulunmamız açısından
önemli rol oynamaktadır. Bu davada biz de varız.
Ankara’dan bir DLB’li
Oğuzhan Çalışkan Liseli Buluşması’nı Filli
Boya’da iş kazası sonucu
katledilen STFA EML
Elektrik-Elektronik
Bölümü öğrencisi
Oğuzhan kardeşimizin
anısına gerçekleştirdik.
Gebze’de Oğuzhan’ın
katledilmesinin sebebinin
staj sömürüsü olduğunu
herkese duyurmuştuk.
Özellikle meslek lisesi
öğrencileri staj sömürüsüne yönelik
öfkelerini okuduğum okuldan ve kendimden
bilmekteyim.
Gerçekleştirilen etkinlik başta meslek lisesi
öğrencileri olmak üzere liseli gençliğe bir mücadele
çağrısıydı. Bu çağrı istediğimiz gibi olmasa da bir
karşılık buldu. Özellikle etkinliğe katılan meslek lisesi
öğrencilerinin sayısı oldukça önemliydi. Ayrıca
etkinlikte sahne alan müzik grubunun kısa bir sürede
hazırlanıp güzel bir çalışma çıkarması da oldukça
başarılıydı. Etkinlikte hedeflenenler başarılı bir şekilde
hayata geçirildi. Etkinliğin başarılı olduğunu ve
hedefine ulaştığını düşünüyorum.
Gebze’den bir meslek lisesi öğrencisi
Meslek lisesi öğrencilerinin, DGB’lilerin ve
Oğuzhan’ın ailesinin katılmış olduğu etkinlik oldukça
anlamlı ve başarılıydı. Etkinlikte liseli öğrencilerin
sorunlarından bahsedilerek mücadelenin önemine
değinildi. Özellikle staj sömürüsünden bahsedilen
etkinlikte mücadele etmenin ve lise öğrencilerin
devrimci birliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez
daha görmüş olduk. Gerçekleştirilen konuşmalar
etkinliğin verimli geçmesini sağladı. Müzik dinletisi ile
Oğuzhan’ı türkülerle anmış olduk. Etkinlik sonrasında
yaptığımız değerlendirme toplantısında da etkinliğin
hedefine ulaştığını ve Oğuzhan’ın katili Filli Boya
patronundan hesap sormak için daha fazla liseliye
ulaşılması gerektiğini ifade ettik. Burada DLB’nin ne
kadar önemli bir liseli gençlik örgütlenmesi olduğunu
görmüş olduk. Daha başarılı etkinlikler gerçekleştirmek
ve düzenden hesap sormak için liseli arkadaşlarıma
DLB’ye katılmaları çağrısı yapıyorum.
Gebze’den bir Anadolu Lisesi öğrencis
Bu senenin başından itibaren
faaliyete koyduğumuz okul
meclisi, biz ilerici ve aydınlıkçı
gençlerin toplanma sahası oldu.
Bizler okullarımızda, eğitim
sisteminde gördüğümüz
yanlışlıkları, adaletsizlikleri biraraya
gelip tartışır hale geldik. Bu düzen biz
liselileri tek tip öğrenci haline getirip
yakın arkadaşlarımızla dahi yarışa
sokarken bizler onların at yarışındaki atları
olmuyor, direniyoruz.
Çevrenin ve okuldaki gerici öğrencilerin baskıları bizi
yıldıramıyor, okulumuzdaki arkadaşlarımızla ciddi bir
faaliyet yürütüyoruz. Okul meclisi bize hem sosyal
hayatımıza hem’de mücadelemize çok şey kattı.
Aramıza istekli ve mücadeleci arkadaşların katılması
bizleri her gün dahada güçlendiriyor.
Biz Gazi Anadolu Lisesi okul meclisi öğrencileri
olarak sizleri mücadeleyi büyütmeye, okul meclislerini
yaygınlaştırmaya çağırıyoruz. Düşüncelerinizi özgürce
söylemekten korkmayın. Unutmayın ki kavga,
mücadeleyle kazanılır ve baskılar bizi yıldıramaz.
Gazi Anadolu Lisesi Okul Meclisi
16 -
Lİselİlerİn Sesİ
İşçi katliamları bu düzenin fıtratında var...
Bu kaderi biz yazmadık,
Bozacak olan biziz!
Grizu patlamaları, halat kopması, elektrik çarpması,
asansör kazaları… Kapitalizmin çarklarında kaybedilen
binlerce can. Ve ne büyük bir tesadüftür ki hiçbiri ne bir
bakanın çocuğu, ne de bir sermayedar. Cenazeler hep
bizim mahallelerimizden kalkıyor, ağıtlar hep yanı
başımızda yakılıyor. Kaybettiklerimiz ya Oğuzhan gibi
sıra arkadaşımız oluyor ya da Soma ve Torunlar
Center’daki gibi babamız oluyor.
İş cinayetleri her yıl katlanarak büyüyor. Her yıl
ortalama 1200 işçi iş cinayetlerine kurban gidiyor. Her
saat yaklaşık 80 iş kazası oluyor. Uluslararası Çalışma
Örgütünün raporlarına göre; Türkiye iş cinayetlerinde
dünya sıralamasında 3.sırada yer alıyor. Denetimlerde
yapılan usulsüzlükler, kaçak işletilen madenler,
taşeronlaşma sisteminin önünün açılması cinayetlerde
devlet ile patronların nasıl beraber hareket ettiğini
gözler önüne seriyor. Ardından devlet yetkilileri çıkıp
‘bunlar sürekli olan şeyler bu işin fıtratında var’
diyebiliyor.
Evet, kapitalizmin fıtratında hiçbir önlem almadan
madencileri yer altına sürmek, inşaatlarda denetimden
yoksun iş güvenliği olmadan işçi çalıştırmak var. Meslek
liseli gençleri eğitimleri tamamlanmadan iş kazaları
olabilecek işlerde çalıştırmak bu sistemin fıtratında var.
Çünkü kapitalizm ucuz iş gücüyle besleniyor. Bugün
TMMOB ve TTB gibi kurumlar iş kazalarına karşı önlem
alınmalı dendiğinde; başta sermayedarlar olmak üzere
devlet yetkilileri alınacak önlemlerin maliyetlerini insan
hayatından önce sıralıyorlar.
Bugün özellikle meslek liseleri sermayenin ihtiyacına
göre konumlanıyor ve ‘eğitim’ bu ihtiyaç üzerinden
veriliyor. Liseliler henüz tam olarak yetkinleşmeden staj
için CNC tezgahlarının, pres makinelerinin, kaynak
makinelerinin başlarına geçiriliyor. Birçok meslek liseli
genç ağır işlerde ucuz iş gücü olarak kullanılıyor ve
kayıtlara dahi geçmeyen iş kazaları yaşanıyor. Kayıtlara
da ne acıdır ki ancak ölünce geçebiliyor. Örneğin
Oğuzhan Çalışkan kardeşimiz elektrik panosunda
çalıştırıldığı esnada elektrik akımına kapılarak geçirdiği
iş kazası neticesinde hastaneye kaldırılmıştı. Oğuzhan
24 gün komada kaldıktan sonra 7 Ağustos Perşembe
günü yaşamını yitirdi. Filli Boya patronu ise Oğuzhan’ın
ölümünde hiçbir sorumluluklarının olmadığını ve
vicdanın rahat olduğunu söylemişti. Aynı Soma’da
300’ün üzerinde işçinin ölümünden birinci dereceden
sorumlu olan patron Alp Gürkan gibi.
Geçtiğimiz ay bir lisede halat kopması sonucu düşen
asansörde 7 öğrenci yaralanmıştı. Asansör bakımını
yaptırmayan okul yönetimleri, okulların önüne turnike
yaptırmak için öğrencilerden para toplayabiliyor. Devlet
yetkilileri “sorumlular cezalandırılacak”tan başka bir şey
demiyor. İş kazaları ve cinayetleri gözümüzün içine baka
baka geliyorum diyor.
Çalıştığımız fabrikalarda, iş yerlerinde koşulların işçi
sağlığı ve güvenliğine uygun olup olmadığını kontrol
etmek, denetlemek ve denetlenmesi için patronları
zorlamak bizim işimiz. Çünkü bizim canımızı patronlar
değil ancak biz ve bizim gibi işçiler düşünür
İş cinayetleri kapitalizmin fıtratında var ve bu fıtratı
parçalamak bizim ellerimizde, örgütlülüğümüzde!
17
O kömür başka yürekleri de yakmasın
Lİselİlerİn Sesİ -
Kobane Direnişi’ne
selam!
Merhaba, ben Ermenek'teki gözü yaşlı baba!
Tanıdık geldim mi sizlere acaba? Hani şu
papuçları yırtık olan adam! Yüreğimdeki
yırtıklara bakmadan, papucuma gözleri takıldı
insanların... Bizim hanım Ayşe'm. Ne çilelerle
büyüttük şu derme çatma hanede evlatlarımızı
bir bilseniz. Şimdi topraktan aldığım meyvelerle
büyüttüğüm evladım, yine aynı toprağa girdi.
Bizim hanım geçen ağlarken “Oğlum” dedi. İçime
bir sızı düştü ki sormayın gitsin. Madenlerde ölen
diğer evlatlar, ocaklara kor gibi düşen o acılar
geldi aklıma. Bakmayın konuştuğuma okumayazma bilmem lakin, sol yanınıza evlat acısı
düştü mü öyle bir konuşur ki diliniz de...
Önünden bile geçemezdik biz ocağın, ama
evladım önünden geçemediğimiz o koca
karanlığın içine girerdi her gün. “Oğlum ne
koruyacak seni oralarda?” diye sorardım.
Gözlerime bakıp “Başımdaki kask ve anamın
duaları baba!” derdi. Vah oğlum vah! Yitti genç
yaşında, diğer madenciler gibi o da... Şimdi
lastik papuçlarımdaki yırtıklara dikildi gözler,
neden madenlerdeki yırtıklara dikilmiyor ki?
Devlette de bir sürü yırtık var niye kimse o
yırtıklara bakmıyor ki? Bu papuçların yenisini
alacağım ben üç aylığımla ama evladımı geri
getiremez ki para! Ha zaten yeni papuç yolladılar
bana ciğeri beş para etmeyenler. Ben papuç
istemem ki, o karanlıkta çalışanlar oğlum gibi
ölmesinler yeter! O kömür var ya, bizde kara kış
dayandı mı kapıya ararız onu. Ama ölecekse
evlatlarımız inanın biz soğuktan donsak bile “çıt”
çıkarmayız. Tek temennimiz şimdi, o kömür
başka yürekleri de yakmasın..!
M. Rojda
Kobane halkı gerçekleştirdiği direnişle vahşi ve eli kanlı
IŞİD'e teslim olmayarak başarıya ulaştı. Kürt halkının Kobane
direnişi tüm dünyada ses getirdi.
Eli kanlı IŞİD'in Kobane’de olması için hiçbir gerekçe
yoktur. IŞİD denen lanet örgütün Kobane halkına uyguladığı
katliamları ve tecavüzleri lanetliyor, Kobane’de savaşan Kürt
halkının direnişi önünde saygıyla eğiliyorum.
Kobane direnişini destekliyorum. Çünkü, insanlık
vahşete, talana, tecavüze karşı direniyor.
“Kobane’de direniş kazancak!”
Kobane’de IŞİD çeteleri kadın, yaşlı, çocuk demeden
katlediyor. Emperyalist saldırılar tüm dünyanın gözü önünde
devam ediyor. Çeteler bunu yaparken emperyalist ABD-AB
devletlerinden ve TC’den aldığı destekle ömrünü uzatıyor.
Bu barbarlığa karşı topyekûn savaş kararı alan Kürt halkı
gerek silahlı güçleri ile gerek siyasi gücüyle kahramanca
direniyor. Bu direniş dünyada ve Türkiye’de yankı buldu.
Büyük ölçüde başarıya ulaştı. Kürt halkının ve diğer halkların
görkemli direnişi önünde saygıyla eğiliyor ve selamlıyorum.
Kobane IŞİD’e mezar olacak
Kobane’de yaşanan insanlık trajedisine tanık olmanın
büyük üzüntüsü ile beraber görkemli bir halk direnişi
yaşandığını da görüyoruz. “Boyun eğmeye hayır!” dedikçe
Kürt halkı varlığını Mezapotamya coğrafyasında bin yıllardan
beri olduğu gibi devam ettirecektir. Direnişimiz dünya
kamuoyunda ve özellikle Türkiye’de halklar tarafından
desteklenmiştir. Türkiye devletinin desteklediği IŞİD’in yeni
mezarı olan Kobane önümüzdeki süreçte temenni ediyorum
ki halkların “yeryüzündeki cenneti” olacaktır.
#BijiYekitiyaGelan
#BijiBerxwedaneKobane
Gebze Birey Dershanesi’nden öğrenciler
18 -
Lİselİlerİn Sesİ
Erdal Eren ölümsüzdür!
Yaşamı mirasımız, davası davamızdır!
1970’lerin sonuna doğru gelişen toplumsal
muhalefet ve işçi eylemlilikleri, ekonomide istikrarın
sağlanmasını engelliyor, burjuvazinin kar oranını
düşürüyordu. Emperyalistler, Türkiye’de ve bölgede
gelişmekte olan devrimci mücadeleden memnun
değildi. Türkiye’de emekçiler ve gençler, her geçen
gün devrimci hareketlere daha yakınlaşıyor, sosyalizm
davası uğruna canını siper ediyordu. Vietnam’da zafer
kazanılmıştı, dünyanın birçok geri bıraktırılmış
ülkesinde de devrimciler zaferler kazanmaya devam
ediyorlardı.
Erdal Eren, mücadeleyle ilk tanıştığında ülkeye işte
böyle bir atmosfer hâkimdi. Rüzgârın devrimden yana
estiği yıllardı. Erdal lise eğitimini almak için geldiği
Ankara’da devrimcilerle tanıştı. Yapı Meslek Lisesi
öğrencisiydi. Erdal; insanın insanı sömürmediği,
zenginliklerin ve güzelliklerin bir avuç burjuvanın
elinde toplanmadığı, dünya halklarının emperyalistler
tarafından katledilmediği bir dünya özlemi ve inancı
taşıyordu yüreğinde. İşte böyle katıldı sosyalizm
mücadelesine Erdal Eren...
***
Sinan Suner, soğuk bir kış akşamı Hoşdere’nin
duvarlarını devrimin ve sosyalizmin şiarlarıyla
donatıyordu. O da aynı Erdal Eren gibi, sömürünün ve
sefaletin kol gezmediği bir dünya istiyordu. Proletaryayı
tarihsel misyonunu oynamaya, birlik olmaya ve
kollarındaki zincirleri parçalamaya çağırıyordu. Ne
yapacağını bilemez durumda olan burjuvalar
kaygılanıyorlardı, kendileri için ölüm çanlarının
çalındığının farkındalardı. Duvarlarda kendi firmalarının
reklamlarını görmek istiyorlardı burjuvalar, sınıf
düşmanlarının meydan okuyuşlarını değil. Ve tahammül
edemediler Sinan’ın yazılamalarına. Sinan Suner, 30
Ocak günü MHP’li bir bakanın koruması tarafından
katledildi.
Sinan Suner’in katledildiği haberi Ankara’yı kara bir
bulut gibi sardı. Tüm emekçi mahallelerinde, liselerde
ve üniversitelerde konuşuluyordu Sinan yoldaşın devlet
tarafından katledildiği. GKB’liler Sinan’ın hesabını
mahşere bırakmamaya kararlılardı. Kendilerinden alınan
bu son can, bardağı taşıran son damla olmuştu. 2 Şubat
tarihinde Ayrancı’da derhal bir korsan miting yapıldı.
Mitingde jandarmalar ile çatışma çıkmış, Erdal da dahil
birçok kişi gözaltına alınmıştı. Erdal, Zekeriya Önge adlı
eri öldürmekle suçlanıyordu. Bir çok devrimci gibi, o da
yerini aldı burjuvazinin zindanlarında.
12 Eylül ile kurulan faşist diktatörlük, devrimcilere ve
emekçilere gözdağı vermeye kararlıydı. Darbenin ilk
gününden itibaren tutuklamalar ve işkenceler
yoğunlaştırıldı. Cunta, devrimci hareketin ağır bir darbe
alması ve akabinde belini yeniden doğrultamamasını
istiyordu. Erdal’ın yargılanması da bu döneme, yani
darbenin başlarına rastlar. Erdal, birkaç duruşmalık
göstermelik bir mahkemenin ardından idam cezasına
çarptırılır. Ne Erdal’ın kemik yaşının incelenmesi, ne olay
yerinin incelenmesi, ne de silah ile merminin
eşleştirilmesi mahkeme tarafından kabul edilmedi. Öyle
ya, mahkeme suçlu değil katledecek devrimci arıyordu!
Erdal, darağacını faşizmin yargılandığı bir
mahkemeye dönüştürdü. Son sözlerini, birer kurşun gibi
yağdırdı cellâtlarının yüzlerine. Tekmeledi idam
sehpasını tereddütsüzce ve haykırdı “Faşizme ölüm,
halka hürriyet”!
Bir başka GKB militanı Ercan Koca ise, “Erdal Eren’in
hesabını faşist cuntadan soralım” şiarlı bir pankart
Lİselİlerİn Sesİ asarken askerler tarafından dövülerek katledildi. Sinan
Suner, Erdal Eren ve Ercan Koca arasındaki bağ,
devrimci yoldaşlık ilişkisinin en seçkin örneklerinden
birisidir. Bu, yoldaşlarının hesabını sorma, intikamını
alma bilincidir. Bu, yoldaşının kanını faşist işkencecilerin
ellerinde kurutmama yeminidir.
Bugün liberallerin alıştığımız ağlaklığı, konu Erdal
Eren olunca farklı bir boyut kazanıyor. Hepsinin Erdal’ın
“suçlu” olmadığı üzerine laf birliği yaptığını görebiliriz.
Buna ideolojik bir turnusol bile diyebiliriz hatta.
Suçluluk göreceli bir kavramdır. Erdal Eren’in er Zekeriya
Önge’yi öldürmediği iddia edilmektedir, muhtemelen de
öldürmemiştir. Lakin bu biz devrimciler için belirleyici
bir etken olmamalıdır. Erdal Eren bir devrim şehididir,
onun kısa yaşamı nitelikli bir mücadele manifestosudur.
Ve onu anmak, yaşamını bütünlüklü olarak ele
alabilmeyi gerektirmektedir. 12 Eylül’ü tebrikler ve
teşekkürlerle karşılayan burjuva aydınlarının, baskı
koşullarının kısmen geçtiği bugünlerde Erdal Eren’e
timsah gözyaşları dökerek kendilerine “demokrat” imajı
çizmelerine müsaade edemeyiz. Erdal Eren örgütlü bir
komünisttir, burjuva aydınlarının ve politikacılarının sınıf
düşmanıdır. Erdal Eren için ağlayan Erdoğan, bugün
Berkin Elvan’a terörist diyebilmekte, yüz binlerce kişi
19
önünde ailesini yuhalatabilmektedir. Kısaca ifade etmek
gerekirse zihniyet hiçbir şekilde değişmemiştir, bundan
dolayı sahte demokratların Erdal Eren üzerinden prim
yapması kesinlikle kabul edilemez. Bu CHP’lilerin kendi
astırdıkları Deniz Gezmiş’i anmaları ile aynı mantıktır.
Erdal Eren Türkiye devrimci gençlik hareketine bir
miras bıraktı. Onun mirasına sahip çıkmak, her türlü
yozlaşma ve çözülmeye inat devrimin ve sosyalizmin
bayrağına daha da inatla sarılmaktır. Erdal’ın mirasına
sahip çıkmanın yolu fabrikalarda, atölyelerde süren
devrim davasını büyütmekten, öğrenci gençliğin
enerjisini emekçilerin öfkesiyle buluşturmaktan geçiyor.
Erdal Eren’in mirası yer altında aydınlık yarınlara
ulaşmak için savaşanların pratiğinde büyüyor. Onun
mirası, işçi ve emekçilerin komünist öncüsünde yaşam
bulmakta, pratiğe dökülmektedir. Meslek liselerinde,
atölyelerde, mahallelerde ilmek ilmek büyüttüğümüz
kavgamızın kızıllığında sürmektedir. Erdal Eren’in anısını
yaşatmak mücadele etmektir yoldaşlar! Erdalların
izinde DLB saflarında sen de varsın!
Erdal Eren yaşıyor, DLB savaşıyor!
Genç komünistler ölmez, kanları yerde kalmaz,
Erdal yoldaş kavgada en ön saftan ayrılmaz!
Erdal Eren'i anıyoruz çünkü;
Kartal’dan liseliler
- Faşizme karşı boyun eğmemiş, af dilemek bir yana
sisteme meydan okumuştur. O hala liselerde verdiğimiz
mücadelenin önderidir.
Haydarpaşa Bülent Akarcalı Anadolu Sağlık Meslek
Lisesi'nden bir DLB'li
- Devletin şiddetine maruz kaldığı için
Kartal Endüstri Meslek Lisesi'nden bir LS okuru
-Y aşı büyültülerek idam edildiği için
Kartal'dan bir Meslek Liseli
- Şehitlerimiz toprakta hasatımız devrim olacaktır!
Pendik Türk Telekom Lisesi
- Kavgasından çekilmemiş, daha güzel yarınlar
istemiştir. Bizler de DLB olarak onun bıraktığı mirası
daha ileriye taşımak için anıyor ve yaşatıyoruz Erdal
Eren'i.
Pendik Nuh Çimento Anadolu Lisesi
- Direnişin diğer adıdır, daha 17 yaşındayken idam
edilerek öldürülen Erdal Eren.
Uğurmumcu Vali Erol Çakır Meslek Lisesi
-
Ankara’dan liseliler
- Erdal Eren’i anıyoruz çünkü onun yaşamı ve
deneyimleri yolumuzu aydınlatıyor.
Dikmen’den bir DLB’li
- Erdal Eren’i anıyoruz çünkü ondan aldığımız şanlı
bayrağı yükseltiyor ve mücadeleyi sürdürüyoruz.
Hüseyin Gazi’den bir DLB’li
20 -
Lİselİlerİn Sesİ
-E rdal Eren’i anıyoruz çünkü idam sehpalarını
tekmeleyen bir kuşağın tohumuyuz, yeşerip
filizleniyoruz. Bahar bizim olacak!
Sincan’dan bir DLB’li
- Erdal Eren’i anıyoruz çünkü gençliğin devrimci
duruşunu, devrimci kimliğini biz liselilere en iyi, en
doğru şekilde anlatan genç yaşta hayatını mücadeleye
adayan gençliğin devrimci lideridir Erdal Eren.
Batıkent’ten bir DLB’li
- Erdal Eren'i anıyoruz çünkü onun davasını bugün
biz sürdürüyoruz. 12 Eylül faşizmi yeni katliamlarla
sürüyor.
Evrensel Koleji'nden DLB'liler
Gebze’den liseliler
- Erdal Eren 17 yaşında idam edilmiş bir lise
öğrencisiydi. Küçük yaşta olmasına rağmen inandığı
devrim mücadelesinde darbecilere boyun eğmedi. Erdal
Eren’i korkusuz bir devrim savaşçısı olduğu için
anıyorum.
GATEM’den bir LS okuru
- Bizim yaşlarımızda olan Erdal Eren yine bizim gibi
bir meslek lisesi öğrencisiydi. Bu yaz Oğuzhan
Çalışkan’da Filli Boya fabrikasında iş kazası geçirerek
öldü. Bu düzen devrimcileri de sıradan insanları da
Kürk Paltolu Çocuk
Dört duvar arasına sığacak kadar
küçük bedenim
Dünyalara sığmayacak kadar
büyük hayallerim var benim
On beşinde Berkin olacağım
Okmeydanı’nda
Ekmek almaya giderken
vuracaklar küçük bedenimi
Biraz daha büyüyüp Mahir
olacağım Kızıldere’de
Sonra biraz daha büyüyeceğim
Üç Fidan olacağım darağacında
katlediyor. Ama Erdal Eren devrimci olduğu için
hedeflenmişti. Ben de Erdal Eren’i Türkiye’de bedel
ödemiş devrimcilerin, Oğuzhan’ın ve iş cinayetlerinde
katledilen işçilerin hesabını sormak için anıyorum!
Gebze’den meslek liseli bir DLB’li
- Erdal Eren’i Alevileri, Kürtleri, işçileri, devrimcileri
katleden kapitalist düzenden hesap sormak için
anıyorum.
Gebze’den bir meslek liseli
Küçükçekmece Gazi Anadolu Lisesi
Öğrencileri
- 17 yaşında idam sehpasına tekme atabilecek kadar
yürekliydi. Devrim davası için mücadele etti ve bu
uğurda can verdi.
- Erdal Eren’i anıyoruz çünkü, ben de 17 yaşındayım
ve onun onurlu mücadelesini destekliyorum. Onun dik
duruşuyla onur duyuyorum. Onun küçücük gözleri,
incecik elleri, kocaman yüreğiyle yürüyorum. Erdal
ölmedi kavgamızda yaşıyor!
- Erdal Eren’i anıyoruz çünkü, düşünen, itaat
etmeyen, sorgulayan bir gençti. Asılanlar en masum
olanlardı tıpkı Erdal gibi. Erdal’ı, Yusuf’u, Hüseyin’i
yaşatmadığınız gibi fikirlerini de asmaya çalıştınız. Ancak
biz o yiğitlerin yolundan gidiyoruz ve saygıyla anıyoruz.
Pişman olacaksınız!
Daha da büyüyüp Amed
zindanlarında İbrahim olacağım
Kürk paltolu çocuk olacağım
Soğuk, karanlık bir gecede
Yaşımı büyütüp asacaklar beni
Boyumdan büyük bir ipe
Adaletsizliğin karşısında ben yine
Kürk paltolu çocuk Erdal Eren
olacağım
Özgürlüğü haykıracağım
cellâtlarımın suratına
Sarı mekaplı genç bir komünist
Lİselİlerİn Sesİ -
21
19 Aralık büyük zindan direnişinin 14. yılı
Unutmadık, hesap soracağız!
19 Aralık 2000 sabahı bu topraklarda büyük bir
katliam yaşandı... Sermaye devleti 20 cezaevine birden
binlerce asker, iş makinesi, ağır silahlar ve kimyasal
bombalarla saldırdı, 28 devrimci tutsağı katletti.
Katliamın adını “Hayata Dönüş” koyan devlete göre bu
vahşetin gerekçesi; ''Cezaevlerinde yok olan devlet
otoritesini yeniden kurmak ve tutsakları ölüm
orucundan vazgeçirmek” idi. Asıl niyetleri ise toplumun
en örgütlü kesimi olan devrimcileri hapishanelerde
tecrit etmek, örgütlülüklerini dağıtmaktı. Bu yolla
toplumu öncüsüz ve örgütsüz bırakmayı amaçlıyorlardı.
19 Aralık katliamı bu topraklardaki ilk cezaevi katliamı
değildi; sermaye devleti daha önce de tecrit, tredman,
tek tip elbise vb. saldırı politikalarını uygulayabilmek
için devrimci tutsakları hedef alan bir çok katliam
gerçekleştirdi. Bu saldırı ve katliamlar devrimci
tutsakların koyduğu irade sayesinde her defasında geri
püskürtüldü.
12 Eylül faşist darbesinin ardından cezaevleri bir
direniş odağı haline gelmişti. Tek tip elbise
dayatmalarına, faşist baskı ve saldırılara karşı cezaevleri
direnişin boy verdiği yerlere dönmüştü bu yıllar. 82 ve
84 yıllarında gerçekleştirilen Ölüm Orucu direnişleri ile
tutsaklar kendilerine dayatılan bir dizi saldırıyı geri
püskürttüler.
Fakat sermaye devleti devrimcileri cezaevlerindeki
örgütlülüklerini tasfiye etme hesaplarından hiç bir
dönem vazgeçmedi. Bu amaçla sık sık cezaevlerine
saldırıyor, katliamlar gerçekleştiriyordu. 90'lı yıllarda bir
kez daha hücre tipi cezaevlerini -tabutlukları- açmaya
yeltendi. Devrimci tutsaklar ise saldırıyı ölümüne bir
direnişle karşıladılar. 96 yılında başlatılan Ölüm Orucu
ve Süresiz Açlık Grevi eylemi ile devletin tabutluk
saldırısı geri püskürtüldü. Bu destansı direnişte 12
devrimci tutsak şehit düştü.
Saldırı geri püskürtülmüştü, ancak katliamlar dizisi
devam edecekti. Önce Ulucanlar ardından Burdur
cezaevlerinde devletin bir kez daha devrimci tutsakları
hedef alan katliamlar gerçekleştirdi. Bu katliamlar 19
Aralık'ın habercisiydi. Katil devlet bu katliamlarla 19
Aralık'ta gerçekleştireceği büyük vahşete
hazırlanıyordu. Devrimci tutsaklar da gelecek olan
saldırının kapsamını biliyor ve büyük direnişin hazırlığını
yapıyorlardı. Ve saldırıyı önden karşılamak için 2000
yılın Ekim ayında bedenlerini açlığa yatırdılar. TKİP,
DHKP-C ve TKP (ML)'li devimci tutsaklar ölüm orucuna
başladılar.
19 Aralık 2000'de eli kanlı sermaye devleti bir kez
daha devrimci iradeyi teslim almak için 20 cezaevinde
birden vahşi bir katliamın altına imza attı. Katliam ve
direniş günlerce sürdü. Katliamla birlikte tüm devrimci
tutsaklar yaşamı savunmak için bedenlerini açlığa ve
ölüme yatırdılar.
Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün
ifadesiyle ‘devletin şefkatli eli’ can güvenliğini korumak
zorunda olduğu tutsaklara uzandığında, kimyasal
silahları, gaz ve sinir bombalarını kullandı. İktidarda ise
ANAP-MHP-DSP koalisyonu vardı... Yandaş medya ise,
örgüt liderlerinin, militanlara 'Yakın kendinizi' diye
komut verdiğini iddia ediyordu. Devlet katliamı
meşrulaştırmak için bir çok yalana başvurdu. İktidardaki
partilerin ve yandaş medyalarının yüzü, ismi değişse de
özünde tutumları aynıydı. Haziran Direnişi sırasında
penguen belgeseli gösteren medya, 19 Aralık katliamını
da “sahte oruç, kanlı iftar” diyerek manşetinden
vermişti.
19 Aralık Katliamı'nın tanıklarından olan Hacer
Arıkan ise Agos Gazetesine verdiği röportajda şöyle
aktarıyordu:
''Bir saat kadar sonra, uyur uyanık arası silah
sesleriyle yataktan fırladım. Üstümü giyinmeye
başladım. Tüm koğuş kalktık. Asker kapıda barikat
22 -
Lİselİlerİn Sesİ
kurmuştu. Bir süre sonra tavan delindi. O tavan iki ay
önce tadilat yapılıyor diye delinmişti zaten, demek
hazırlıkmış. Oradan gaz bombaları atılmaya başladı.
Askerlerin yüzünde gaz maskeleri vardı ve sürekli
koğuşa bomba atıyorlardı, yuvarlak, silindir şeklinde
bombalar. Savunmasızdık. Sadece içeri atılan bombaları
havalandırmadan dışarı atmaya çalışıyorduk. istem dışı
hareketler yapmaya başladık, kaslarımızı kontrol
edemiyorduk, nefes alamıyorduk. Sinir gazı
bombasındanmış tüm bunlar. ‘Çıkıyoruz’ diye
bağırdığımız anda tavandan bir hortum sarkıtıldığını
gördük. Yatağın üzerine bir alev topu düştü.
Hortumdan siyah bir gaz verilmeye başlandı. Her taraf
simsiyah oldu. Şebnem önümde yanarak öldü. Nilüfer
‘Yanıyoruz!’ diye bağırıyordu. Gözlerimi kapattım.
Yanarsam gözlerim kör olmasın diye düşünüyordum.
Yumuşak bir şeye bastım. Bomba diye düşündüm,
meğer Gülser’miş. Şefinur’un ise yüzü dökülüyordu.
Akıyordu yere. Kalçama bir darbe aldım, bir bombaydı
sanıyorum. Kalkamadım.”*
14 yıl geçse de acılar hala taze, hala can yakıyor.
Öfkemiz hala diri. Sermaye devleti zulmünü arttırdığı
yerde bizlerin direniş destanları ile karşılaşmaya devam
edecektir. 19 Aralık katliamında yaşanan tam da budur.
Devlet katletmiş ama devrimci iradeyi teslim
alamamıştır.
İnsanlığa yapılan bu katliamı unutma...
Unutmak; direnene, düşene ihanettir...
Meksika’dan yayılan dalga...
Öğrencilerin eli katillerin yakasında
Bu bozuk düzenin sahipleri çıkarları uğruna
milyonlarca kişiyi öldürürken, buna karşı mücadele
eden ilerici kişilere de her türlü baskıyı ve zulmü
uygulamaya devam ediyor. Geçtiğimiz Eylül ayında
Meksika'nın Guerrero eyaletinin başkenti
Chilpancingo’da katledilen 6 öğrenci ve kaybedilen 43
öğrenci için yüzlerce üniversite öğrencisi eylem yaptı.
Gerici çetelere ve polis terörüne karşı tek yumruk
olundu.
Havaalanı işgallerinden düzenin kurumlarının ateşe
verilmesine, grevlerden boykotlara; kitleler baskılara
karşı mücadeleyi büyütelim diye haykırdı. Emekçiler bu
zulme sessiz kalmayıp barikatların en ön saflarında
yerini aldı. Liseliler ve üniversiteliler de okullarını
mücadele alanlarına çevirdi. Boykotlar, yürüyüşler,
işgaller gerçekleştirdi, dükkanların kepenkleri kapatıldı,
polis barikatları demir çubuklarla kırılmaya çalışıldı,
yollar trafiğe kapatıldı.
“Kayıplarımızı arıyoruz, sessiz kalmayacağız” denildi
hep bir ağızdan, binlerce insan sokaklarda, alanlarda
mücadele etti. Dünya genelinde de kaybedilen 43
öğrenci için Meksika devletini kınayan eylemler
gerçekleştirildi. Latin Amerika’da, Arjantin, Nikaragua
ve Bolivya’da eylemler düzenlendi. ABD’de başkent
Washington’da öğrenciler için mumlar yakılırken,
Madrid, Frankfurt, Barcelona, Paris, Londra ve Bologna
gibi Avrupa kentlerinde eylemler yapıldı. Polis
terörüne ve gerici çetelere karşı mücadele edilirken
Meksika devlet başkanı Enrique Pena Nieto
eylemcilere tehditler savurdu. Başsavcı Jesus Murillo
“Soruşturmayı yürütmekten yoruldum.” dedi. Düzenin
sahipleri yaptıkları açıklamalarla kirli yüzlerini bir kez
daha göstermiş oldular.
Meksika’da, Fransa’da, Bolivya’da, Belçika’da
Amerika’da ve dünyanın bir çok yerinde faşizme ve
gericiliğe karşı mücadele ediliyor. Bizler de Haziran
Direnişi'nde, Berkin’i katlettiklerinde, Soma’da,
Torunlar Center’da, Ermenek’te, işçiler ölüme terk
edildiğinde barikat başlarında yerlerimizi almıştık.
Biliyoruz ki kara sömürüye ve barbarlığa dayalı
sermaye düzen yıkılmadıkça özgürlüğümüzü elde
edemeyeceğiz.
Ya sosyalizm, ya barbarlık!
Gazi Anadolu Lisesi’nden Bir DLB’li
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
Öykünün kahramanı Benerci,
davasına sadık bir direnişçidir.
Nazım bu öyküsünde o kadar
kapalı bir anlatım kullanmıştır ki,
kitabı bitirdikten sonra tekrar
tekrar okuyup altını çizmek
istediğiniz; aynı zamanda
sorularınıza cevap aradığınız bir
ruh hali içerisine gireceksiniz.
Benerci ile empati halinde
olduğunuz her dakika soluksuz,
sona yaklaşma telaşı sizinle
olacaktır. Nazım, kimi zaman
Benerci'ye bir evlat şefkatiyle;
kimi zamansa, bir düşman
edasıyla yaklaşmıştır.
Benerci her satırda yücelmekte
ve insanlar arasında parlayan bir
ışık misali davasında, parlayan bir
yıldıza dönüşmektedir. Kuşkusuz
Nazım'ın en büyük eserlerinden
biridir, ''Benerci Kendini Niçin
Öldürdü ?'' eseri...
Öykünün başındaki duygusal
anlatımlarla tatlı bir başlangıç
yapıp, olaylar sonrası hüzne
dönüşen fikirleriniz, gururlu bir
bitiş ile bambaşka bir hal alacaktır.
Benerci'nin dostluğu, sevdası,
vicdanı, cesur kişiliği eminim
sizlerde de güzel izler
bırakacaktır...
Ankara'dan bir LS okuru
(...) Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım)
insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler
gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölü
korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle
bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak
ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı
sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları
anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini
kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu
yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele
azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi
sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor
olduğunu biliyorum.
Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve
evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da
olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve
kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri
katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam
edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu
konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
Erdal Eren’in son mektubundan...
Erdal ‘a sözümüz devrim olacak!
Download

Lİselİlerİn Sesİ