*ù5ùú
2010 yılının sonunda Tunus’ta çakan ve Mısır’da alev halini
alan kıvılcımın, Suriye ile birlikte “kontrolü mümkün olmayan” bir yangına dönüşmesi, bölgeyi yeniden şiddetin, kargaşanın ve bölünmüşlüğün adresi yapmıştır.
Gelinen noktada bu yangın nedeniyle sadece bölgesel dengeler değişmekle kalmamış,
küresel dengeler de sarsılmıştır. Yangını söndürme adına ortak aklın ortaya konulamadığı reel-politik düzlemde ise, bölgesel ve küresel aktörlerin gerçek niyetleri, kapasiteleri
ve örtülü ilişkileri de bir bir ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugün, “Arap uyanışı” ve hatta
daha öncesindeki gelişmelerle birlikte beliren “barış, demokrasi ve işbirliği” dilinin yerini istikrarlı yönetimlerin tesis edilememesi nedeniyle yeniden “çatışma diline” bıraktığı
görülmektedir. 2014 itibariyle dünya, bambaşka bir Ortadoğu denklemi ile karşı karşıya
bulunmaktadır. Üstelik önümüzdeki sürecin son üç yıldan daha sıcak geçeceğini öngörebilmek için Türkiye’nin yakın coğrafyasında son dönemde yaşananlara bakmak dahi
yeterli olacaktır.
Özellikle bölgede Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ve benzeri radikal unsurların operasyonlarının ve görünürlüğünün artıyor olması, bundan sonra olabilecekler hakkında
önemli ipuçları vermektedir. Bu yapılanmaların merkezî otorite zafiyeti yaşayan Irak
ve Suriye’de varlığını güçlendirmesi, ciddi endişelere neden olacak boyutlara ulaşmış
durumdadır. Zira el-Kaide ve benzeri örgütlerin güçlen(diril)mesi, devlet otoritesinin
sağlanamadığı bölgelerde bu boşluğun sözü edilen örgütler tarafından doldurulmasını
gündeme getirmiştir. Tüm dikkatlerin bu grupların faaliyetleri üzerinde yoğunlaşması
ise bahsi geçen örgütleri ortaya çıkaran nedenlerin arka planda kalmasına yol açmıştır.
Suriye’nin Rakka, Deyr ez-Zur şehirleri ve Irak’ın Enbar vilayeti ile Bağdat’ta yaşanan
gerilimler ve çatışmalar, yakından ve dikkatli bir takibi zorunlu kılmaktadır. Bu tür örgütlerin varlığının artıyor olmasının Irak, Suriye, İran ve Hizbullah arasında bir ittifak
ekseni oluşturduğunu ve bu durumun bu aktörlerin politik derinliğine katkı sunduğunu
görerek politikalar üretmek gerekmektedir. Zira radikalizmin artması bu üçlünün politikalarının, söylemlerinin ve varlıklarının meşruiyetini (ehven-i şer olarak algılanmalarını)
arttırıcı bir rol oynamaktadır. Bu noktada ayrıca Suriye’deki ayaklanmalar başladığında
Esed yönetiminin ilk icraatlarından birisinin, hapishanelerde bulunan el-Kaide mensuplarını salıvermek olduğunun altı çizilmelidir. Esed’in böylelikle, görünürlüğü artan
el-Kaide sayesinde “rejime karşı mücadele edenlerin terörist olduğu” yönündeki propa-
1ù6$16(dù0/(5ù1ù1$5',1'$1,5$.·,1%(/ù56ù=*(/(&(÷ù
9
gandasını güçlendirmeyi hedeflediği söylenebilir. Yine benzer bir yaklaşımla Felluce’deki
Ebu Gureyb Hapishanesi’nden geçtiğimiz sene başında yüzlerce el-Kaide militanının
firar et(tiril)mesi ve hemen ardından IŞİD operasyonlarının hız kazanması da üzerinde düşünülmesi gereken hususlar arasında yer almaktadır. Aynı şekilde Irak özelinde
-Maliki’nin muhaliflerine karşı kullanmasından korkulmasına rağmen- ABD’nin Bağdat hükümetine silah satmasını el-Kaide ile mücadele bağlamında değerlendirmek daha
gerçekçi olacaktır. Nitekim mevcut şartlar altında Amerika için en temel önceliklerden
birinin el-Kaide ve benzeri gruplarla mücadele olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Maliki’nin “Enbar’daki savaşımız, tekfirci teröristlere karşıdır,” şeklindeki
söylemini de bu açıdan okumak daha isabetli öngörülerde bulunmaya katkı sunacaktır.
Bütün bunların kısa ve orta vadede Türkiye’ye ne gibi etkileri olacağını hesap etmeye
çalışmak da en az bölgeye etkilerini tespit etmek kadar önemlidir; zira Suriye ve Irak
Türkiye’yi derinden etkileyebilecek en temel iki bölge aktörüdür. Üstelik Türkiye, hem
siyaset hem güvenlik boyutlarıyla yaşanan gelişmelerden fiziksel olarak da etkilenmeye başlamış durumdadır. Dolayısıyla merkezî otoritenin ve devlet yapısının son derece
zafiyet içinde olduğu bu iki ülkedeki gelişmelerin kapsamlı takibi, Türkiye için hayati
öneme sahiptir.
10
Irak ve Suriye’de mezhepsel gerginliğin, radikalizmin ve çatışmaların yoğunlaştığı bu
dönemde, Ortadoğu gündemini yakından ilgilendiren bir diğer mesele ise bu ülkelerde
ve Türkiye’de son dönemde yapılmış ve yapılacak olan seçimlerdir. Yaşanan dalgalanmalara ve iç çekişmelere bakılırsa Ortadoğu coğrafyasındaki bu seçimlerin, ülkelerin kendi
iç politikalarına dair farklı gelişmelere zemin hazırlayabileceği gibi ikili ilişkilerine de
önemli etkilerde bulunabileceği öngörülebilir. Bu noktada da Türkiye’nin pozisyonu ve
yaşanacak gelişmelerin Ankara üzerindeki etkileri büyük önem arz etmektedir. Örneğin
Irak’ta Maliki yönetiminin ülke içindeki farklı unsurlarla (Kürtler, Sünniler hatta Şiiler) yaşadığı gerilimin boyutu ve Türkiye’ye yönelik tutumu ile Erdoğan yönetiminin
Bağdat ve Erbil’e yönelik farklı yaklaşımının, 30 Nisan’da gerçekleşen Irak parlamento
seçimlerinden ve Ağustos’ta Türkiye’de düzenlenecek olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden etkilenmeyeceği iddia etmek yanlış olacaktır. HDP ve PKK’nın Güneydoğu’ya
dair söylem ve eylemleri ile Barzani yönetiminin Maliki’ye yönelik yaklaşımı da hesaba katıldığında, iç dengelerin ve Ankara-Bağdat-Erbil ilişkilerinin önümüzdeki süreçte önemli değişimlere/gerilimlere sahne olabileceği tahmin edilebilir. Ancak muhtemel
değişimlerin neler olabileceğini anlamak, her iki ülkedeki mevcut siyasette yaşananlara
ve temel dinamiklerine odaklanmayı gerekli kılmaktadır. Ortadoğu coğrafyasındaki değişen dengeler ve Türkiye’nin bu dengedeki yeri meselesinin Irak boyutuna odaklanan
bu çalışmada -Türkiye ve Kürt meselesi dışarda tutularak- Irak’taki seçimlerin ne ifade
ettiği, iç siyasi dengelerin hangi aktör ve faktörlere bağlı olarak şekillendiği incelenecektir. Konunun Kuzey Irak boyutu, bir diğer ifade ile Erbil-Bağdat-Ankara ekseni özellikle
ele alınmayacaktır. Zira resmin bu kısmı, Türkiye’de önemli ölçüde takip edilmeye çalışılırken özellikle Irak’ın diğer bölgeleri göz ardı edilmektedir. İhmal edilen bu noktaya bir
nebze olsun dikkat çekebilmek amacıyla bu çalışma boyunca diğer bölgelerde yaşanan
kritik gelişmelere mercek tutulacaktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 30 Nisan Irak parlamento seçimlerinin, normal şartlar
altında, demokratik bir ülkede yapılan seçimler gibi değerlendirilemeyeceği aşikârdır.
8/86/$5$5$6,675$7(-ù.$5$ú7,50$/$5.8580886$.
Bu bağlamda son dönemde yaklaşık 1,5 milyon Iraklının ülke içinde yerinden edildiği
(IDP), seçim süreci boyunca hile ve belli gruplara yönelik ayrımcılıkların had safhada
olduğu bir ortamda rakamlar üzerinden mikro düzeyde seçim analizleri yapmak çok
sağlıklı olmayacaktır.1 Dolayısıyla bu çalışma boyunca daha ziyade Irak’ın içinde bulunduğu genel durumdan, Maliki’nin “tek adam” olarak siyaseti etkisizleştirmesinden
ve devletin işlevsizleşmesinden bahsedilecektir. Zira seçimlerin Irak’ta olumlu anlamda
değişime kapı aralayabileceğini söylemek mümkün gözükmemektedir. Aksine, bu seçimler kutuplaşmayı, siyasi ve toplumsal kopuşları daha da derinleştirecek gibi durmaktadır. Bu anlamda seçimlere katılan aktörlerin seçim ittifakı tercihleri ve söylemleri bile
krizlerin daha da genişleyeceğinin işareti olarak okunabilir. Dolayısıyla mevcut çatışma
dinamiklerinin ve Maliki’nin neden sert politikalar izlediğinin incelenmesi, Irak’taki siyasi dinamiklerin doğru okunması adına daha yerinde bir çaba olacaktır. Bu çalışma
da 2014 seçimlerini, bu boyutları ile ele alma gayretinin bir neticesidir. Bu kapsamda
yapılacak sağlıklı analizler, seçimler sonrası Irak’ın geleceği hususunda daha gerçekçi
öngörülerde bulunulmasına katkı sunacaktır. Son olarak ifade etmek gerekir ki bu rapor,
ikincil kaynaklardan, ilgili kişilerle yapılan görüşmelerden ve 2009-2014 yılları arasında
Irak’ın farklı bölgelerine (Erbil, Enbar, Basra, Bağdat, Kerkük) yapılan 4 ayrı ziyaretten
elde edilen bilgiler ışığında hazırlanmıştır.
11
1
Irak Bağımsız Seçim Yüksek Komiserliği, 300’den fazla seçim merkezinin sonuçlarını iptal etmiştir. 3 binden fazla
seçim görevlisi oyların sayımı ve sonuçlarla oynadıkları iddiasıyla yargıya sevk edilmiştir:
Alsumaria, 19 Mayıs 2014, http://www.alsumaria.tv/news/100867.
1ù6$16(dù0/(5ù1ù1$5',1'$1,5$.·,1%(/ù56ù=*(/(&(÷ù
Download

tıkayınız