Halil KÖPRÜCÜOĞLU’nun Medresetüzzehra Müzakereleri için hazırlanan sorulara
verdiği cevaplardır
1.Medresetüzzehra’nın öngördüğü Eğitim Felsefesini, bugünkü terminoloji ve
kavramları kullanarak nasıl yazardınız? Sorusuna o sahanın elemanlarınca cevap
verilmesini isterim.
Ben, bundan ziyade;
Medresetüzzehra nasıl bir insan modeli önermektedir? Sorusuna cevap vermek
isterim.
·
Bediüzzaman Hazretleri, Besmeleyi, İbadeti, Duayı, Şükrü, Esmayı,
nimetten in’ama geçmeyi vb. konuları anlatırken hep Tevhit manasına
FARKINDALIK anlamında bir tarz ortaya konulması için çırpınır.
·
Hayatın her safhasında adeta Allah’ı görüyorcasına bir felsefe ortaya koyar.
Her anımızda bir Yakin hâsıl etmeyi önceler. Buna da kulluğun modern ve
akademik seviyede bir ifadesi demek daha doğru olur.
·
Diğer bir ifade ile okul öncesinden, hayatın sona erdirilmesine kadar her şeyi
Tevhid akidesine göre değerlendirebilen, Allah’ı görürcesine bir yakin
içinde yaşamayı gerçekleştirebilen bir insan, Ahsen-i takvimdeki bir kul
modeli ortaya çıkarmak ister.
·
Bu tarz ile lezzetlerin çok ileri seviyede artması ve bela, musibetlerin şekil
değiştirmesi söz konusudur. Kısacası, insanın iki cihan saadetini elde etmesi
için ortaya konulan şahane bir eğitim sistemidir.
2.Bu eğitim felsefesinin bugüne kadar ileri sürülmüş veya denenmiş eğitim
felsefeleriyle
a. Örtüşen ve
b. Ayrışan yönleri nelerdir?
Sorusunun cevabı kanaatimce şöyledir:
·
Esasen, eşyanın hakikati ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem AS’a
Cenab-ı Hak tarafından öğretilmiştir. Yani ilmin temelleri insana aktarılmıştır.
Daha sonraki asırlarda felsefe, Nübüvvet yolundan uzaklaşarak, sadece akıl
yoluyla gittiğinden önceden bir arada olan bütün ilimler maalesef kasıtlı
olarak tefrik edilmiştir.
·
Uzun yıllar önce, Batıda, daha ziyade hakiki İncil’den, gerçek İsevilikten
uzaklaşarak, kiliseye karşı başlatılan, fenlerin materyalist yorumlara tâbi
tutulup gerçekten uzaklaştırılması, yaratılış felsefesine,
kullanılması insanlık için büyük bir problem oluşturmuştur.
vahye
karşı
·
İslam âlemi de Batının maddi ve askeri terakkisi karşısında yanlış ve eksik
değerlendirmeler sebebiyle aldanmış, gerçek İslam’ın dışına çıkmıştır. Bu
sebeple maalesef eğitimimiz, rotasından uzaklaşmıştır.
·
Hz. Âdem AS. meleklerden ve şeytandan farklı bir varlık olarak, insan
nevinin kullukla imtihan edilmesi için, yüksek kabiliyetlerle yaratılarak,
cennetten bir bahane ile çıkarılıp yeryüzünde görevlendirilmiştir. (12.
Mektup, 71)
·
Ancak bu Eneye tevdi edilen kulluk vazifesi, Semanın ve dağların bile
korkup reddettiği zor bir vazifedir. (Bkz: 30. Söz, 724; Ahzab Suresi, 72))
·
Ve Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, o farklı ve yüksek donanımla yaratılan
insana, vücuduna verilen cihaz ve hissiyatlar dışında, şefkat ve merhametiyle
binlerce peygamberi, pek çok Semavi Kitabı da ona yardımcı olarak
göndermiştir.
·
Ayrıca belki onlar kadar değerli Kâinat Kitabını da varlığına, birliğine yüksek
sıfat ve esmasına ayine olmak üzere binlerce mucizane delillerle donatarak
onun önüne koymuştur. (Sözler, 319)
·
O zor görevde İnsanın bütün sorularının cevabı bu Kâinat Kitabında
bulunmaktadır. Gizli bir hazine olan Yaratıcı, kendisini tanıtmak için
sayısız sergi salonları tarzında dizayn ettiği kâinat, insan da dâhil farklı bir
yazılımdır. (Sözler, 191)
·
Ve insanın en önemli cihazı olan Vicdanının eline, istinad ve istimdat
bulabileceği Haşir ve Allah’a imana ait binlerce delil bu Kitab-ı Kebir-i
Kâinata yerleştirilmiştir. (İ. İ’caz, 357; Mesnevi-i Nuriye, 330)
·
Hem Din insanın iki cihan saadeti için indirilmiş ilahi prensipler silsiledir ki,
hayatın her yönünü kapsar. Yani 6. Söz’de anlatıldığı gibi insan, kendine
emanet olarak verilen her şeyi, mülkün hakiki sahibinin isteğine göre
kullanmalıdır.
·
Bu manalar da ancak mülk sahibinin unutulmaması her an görülmesi ve 11.
Söz’deki “…sultanın eserleriyle kendini tanıtmak için kurduğu o sergi”
manasındaki Kâinatın, doğru dürüst anlaşılarak bakılmasına, sergilenen
hazinelerin ve sanatların gerçek mana ve hakikatleriyle algılanmasına
bağlıdır.
·
İşte Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu bu Eğitim Modelinde, hayata gelmiş her
insan, bahsedilen sergide bulunan seyirciler gibi telakki edilir. İçinde
bulunulan Kâinat ise, yaratılış gayemizle ilgili ciddiyetle okunması gereken,
bütün sorularımıza cevapların bulunduğu farklı bir yazılım olarak görülür.
·
Bu Yaratanın varlığına ve bütün iman hakikatlerinin gerçekliğine ait Kevnî
Ayetler denilen açık delillerle dolu kâinat sergisi, modern fenler aracılığı ile
incelenir, araştırılır, anlaşılır.
·
İnsanın en büyük hedefi olması gereken Ahsen-i Takvim sırrına mazhar
olabilmesi, bu yazılımın doğru dürüst okunması ve gerçeğin, malumun
değiştirilmeden değerlendirilmesine bağlıdır. Bu da ciddi bir eğitim işidir...
·
Bediüzzaman, bunu yaparken klasik tarzların dışına çıkar. Asırların birikimi
olan ilim ve fenlerin birikimini, bazı radikal kafalılar gibi reddetmez. Onları
insanlığın önemli bir birikimi olarak görür. “İlim, ma’luma tabidir” der.
Onları, materyalist yorumlardan kurtarıp, ”Mana-yı Harfi” dediği harika bir
bakışla değerlendirerek, dini ilimlerle fenlerin birikimini, aslî şekline
döndürmek için mezc edip “Marifetullah”, “Sünnetullah” haline çevirir. İşte
bu O’nun eğitim sistemindeki en temel husustur. (Bkz: 26. Söz, 628)
·
Ancak bu sistem, sadece fenlerin, materyalist yorumlardan kurtarılmasından
ibaret değildir. Bazı Müslümanlarca ifade edildiği gibi dini ilimler ile
fenlerin beraber okutulması gibi sığ ve noksan bir tarz da değildir.
·
Bütün ilmi birikimlerin mana-ı harfiyle yorumlanıp maluma tâbi asıllarından
uzaklaşılmadan, Tevhit mihengiyle, Dinî ilimlerle mezc edilmesi, aslına
döndürülmesidir.
·
6. Mesele, 33. Pencere, A. Kübra gibi eserler, bunun örneklendirilmesinin
yapıldığı, Tabiat Risalesi de temellerinin belirlendiği metinler olarak
görülebilir.
Dolayısıyla;
a-Bu sistem, hal-i hazırdaki hemen bütün Batıda, ülkemizde ve pek çok İslam
Ülkesinde uygulanan eğitim sistemlerinde olduğu gibi sadece fenlerin şimdiki
materyalist yorumlarıyla okutulması; bazı okullarda da ilahiyat tahsilinin şimdiki
tarzıyla verilmesi şeklinin tamamen dışındadır. Bu tarzlarla ayrışmaktadır.
b-Sadece dini ilimlerle ve fenlere ait metinlerin, ayni okullarda birlikte
okutulması tarzı da kastedilmemektedir. Pek çok dindarın fikir olarak ortaya
attığı bu tarz ile de kesinlikle ayrışmaktadır.
c-Bu metotta, ilmî verilerin materyalist ve yanlış yorumlar dışındaki maluma tabi
olan temel tespitlerine bağlı olmak esastır. Dolayısıyla fenlerin doğru verileriyle
eğitim yapılması örtüştüğü yönüdür.
·
Bir farklı ifadeyle, bu sistemi özetleyecek olursak, eğitimin yanlış bir
sekülerizmden kurtarılmasıdır denilebilir.
3- Medresetüzzehra’nın genel hedefleri nelerdir?
·
Neyi amaçlamaktadır?
·
Medresetüzzehra eğitim modeline göre verilen bir sistemle sonunda:
a.Hangi amaçlara ulaşılacaktır?
b.Hangi hedefler gerçekleştirilecektir?
c.Hangi nitelik çıktılarına ulaşılacaktır?
Sorusu için düşüncem şöyledir:
· Bediüzzaman Hazretleri, Münazarat’ta; ”Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir.
·
·
·
·
·
·
·
·
·
·
·
Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla HAKİKAT tecelli eder.
O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit;
birincisinde taassub, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.” (Münazarat, 86)
der.
Dünyaya büyük ve külli bir Kulluk vazifesiyle gönderilen insanın eline
verilen en büyük güçlerden birisi vicdandır. Ve vicdanın bu karmaşık hayatta
istinat ve istimdadı için Allah’a İman ve Haşir gibi iki hakikate dayanması
şarttır. (Mesnevi-i Nuriye, 330)
Bu ancak ulum-u diniye ile gerçekleşebilir. Yani insan bütün semavi dinlerde
olduğu gibi, İnka Medeniyetinden, Hinduizm’e kadar bütün batıl
inanışlarda da bir şeylere inanma ihtiyacı olduğunu ortaya koymuştur.
Çünkü başka türlü acz ve fakr içinde, fanilik belasına karşı ruhunu
rahatlatamaz, saadeti bulamaz ve bulamamıştır.
Ancak insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli melekelerinden birisi olan
aklı da vicdanının yanında, onun çok önemli bir melekesi olarak tatmin
olmaya ihtiyaç hisseder. Ve ancak Fünun-u medeniye ile aydınlanıp, tatmin
olabilir.
İşte akıl ve ruhu tatmin olunca “O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz
eder.” Yani, bu iki ilmin verileri mezc edilerek insana aktarılırsa, eşyanın
hakikati anlaşılır ise, kâinatla senkronize olan o insan, bütün sorularına cevap
bularak maddi manevi huzura erişir, teskin olup, yapması gereken, ona ait
bütün vazifeleri omuzlayabilir.
Dini ve fenni ilimler birleştirilip mezc edilerek insana mal edilemez ise, yani
bu esasen bir olması gereken ilimler ”İftirak ettikleri vakit”;
Sadece dini ilimlere sahip olan “…birincisinde taassub,
Ve sadece fenlerin materyalist, sapkın yorumlarıyla muhatap olup haşir neşir
olan “ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.”
“Taassup” halindeki insan da, “hile ve şüphe” içinde olanı da, saadeti asla
bulamaz. Hal-i âlem çok açık olarak buna şahittir.
Bediüzzaman’ın anlattığı sistemle eğitim görmüş insanın, bunun dışında
kalmış olanlar ile farkı, bütün R. Nur Külliyatında ve bilhassa 12. Söz’ün 2., 3.
Esaslarında Kur’an ve Felsefe talebesinin şahsi ve içtimai hayatına ait temel
prensipleri olarak ifade edilmiştir. (Bkz: Sözler, 194)
17. Söz’de de inanan ve inanmayan insanların dünyasına ait bazı hakikatler
olarak iki levha halinde ortaya konmuştur. (Bkz: A.g.e., 301)
3. Söz’den 9. Söz’e kadar olan bütün metinlerde, 3. Mesele’de ve pek çok yerde
de bu konu hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde iyice işlenmiştir.
· Bediüzzaman Hazretlerine yapılan en önemli hücum ve itirazlardan bir tanesi
de dinin günlük hayata indirilmesidir. Hâlbuki bu mana Bediüzzaman’ın en
büyük hedefidir.
·
Esasen, “Din, insanın iki cihan saadeti için indirilmiş ilahi prensipler
silsiledir ki, hayatın her yönünü kapsar.” Yani 6. Söz’de anlatıldığı gibi,
“İnsan, kendine emanet olarak verilen her şeyi mülkün hakiki sahibinin
isteğine göre kullanmalıdır.” Bunu da ancak ciddi bir tahkiki imanla
yapabilir. (Bkz: Sözler, 52)
·
4. ve 11. Lem’a’lara göre de bütün insanlara oldukça zor bir kulluk vazifesinde
rehber olarak gönderilen Yaver-i Ekrem ASM’ın bütün hal ve etvarı da
bütünüyle Yaratıcının marzisini aksettirmektedir. (Bkz: Lem’alar, 46 ve 101)
·
Bu manalar, ancak mülk sahibinin her an görülürcesine idrak edilmesi, hiç
unutulmaması ile ilgilidir. Hem de 11. Söz’deki “gizli bir hazine olan
sultanın kendini tanıtmak için kurduğu o serginin” anlaşılarak gezilmesi,
orada sergilenen hazinelerin ve sanatların mana ve hakikatleriyle
algılanmasına bağlıdır. (Bkz: Lem’alar, 180)
·
Bir başka ifadeyle kâinat Allah tarafından kendini tanıtmak ve sevdirmek için
yaratılmıştır. İnsan da Allah’ı bulmak, O’nu tanıyıp marifetullahta terakki
etmek mecburiyetindedir. Asli vazifesi olan bu tanıma ameliyesini kâinatla
gerçekleştirmek onun için en doğru yoldur.
·
İşte Bediüzzaman ortaya koyduğu bu Eğitim Modelinde esas amaç, hayata
atılan her insana, bizzat Cenab-ı Hakkın kendisini tanıtmak ve sevdirmek için
mucizelerle dolu bir sergi gibi yarattığı Kâinat Kitab-ı Kebirinden, aslî
gayesine uygun olarak, onların Yaratanını ve pek çok iman hakikatini en üst
seviyede kavratma ameliyesidir. Bu eğitim dolayısıyla kulluğu, Ahsen-i
Takvim sırrına mazhar olarak, idrakin en önemli bir sebebi olacaktır.
·
İşte tevhid akidesinin bütününden ibaret olan ve saadet prensiplerini ihtiva
eden Dinin ifade edildiği ilimlerle;
·
Asırlardır Materyalist yorumlarla boğulmuş, hakikat kulvarından uzaklaşmış
fenlerin ortaya koyduğu veriler; “mana-yı harfiyle” bakılarak, realiteye,
gerçeğe uygun şekilde, malumu anlatan safi tarzıyla mezc olarak
okutulduğunda; Sünnetullahı, Adetullahı anlatır bir hale çevrilmiş olacaktır.
·
Bu eğitim sisteminde, Rabbimizi, kemal noktada tanıyıp, yüksek bir
Marifetullah seviyesine ulaşan insan hedeflenmektedir.
·
Bu asırda da insan, ancak; bu iki alanın verilerinin mezc olarak takdimi,
eğitimde bunun esas kabulü ile hem hile ve şüpheden, hem de taassuptan
kurtarılarak mesut hale getirilebilir.
·
Esasen, fenler maluma tabidir. Kâinatı araştırır, onun realitesini tespit eder.
Yani suyu araştırır, onun hidrojen ve oksijen dediğimiz iki elementten
meydana geldiğini görür. Yine araştırır onun saf şekliyle, deniz seviyesinde
sıfır derecede donduğunu, yüz derecede kaynadığını anlar. Bu bilgi defalarca
denemelerle teyit edilince bilinir hale gelir, ilim olur. Yoksa bizim şu
derecede donar, şu derecede kaynar dememiz onu o hale getiremez, yani,
“ilim, maluma tabidir. “
·
İşte ilimlerin inceleyip ortaya koydukları, “tabiat kanunları”(!) dedikleri
veriler ise; her şeyi hikmet ve inayetle, ilim ve kudretle yapan, her şeye
hükmeden iradesiyle yaratan Rabbimizin Sünnetullahı, Adetullahıdır.
·
Her şeyi hayat, insan ve kulluk için dizayn eden “Gizli bir hazine olan ve
kendini tanıtıp sevdirmek isteyen…” Rabb-i Rahimimiz, bu gaye için,
makamları sabit olan Melekler ve Şeytan dışında İnsan dediği çok üstün
teçhizat ve hislerle donattığı varlığı kendine muhatap almak istemiştir.
·
Azim tehditler, müthiş teşviklerle yüz yirmi dört bin peygamberi ellerine
sayısız mucizeler ve pek çok kitaplar vererek onun imdadına göndermiştir.
·
Ancak sonsuz merhametiyle, Bediüzzaman’ın Kevnî Ayetler dediği, Kâinat
Kitabında sergilediği hadsiz kıymetli ve müthiş sanatlı eserleriyle de insana,
büyük ve tehlikeli vazifesini kolay idraki için yardımda bulunmuştur.
·
İşte fenlerin tespitleri, bizim vazifemizle ilgili farklı bir yazılım olan
Rabbimizin kendini tanıtmak ve sevdirmek için ortaya koyduğu eserler
bütünüdür.
·
O eserlerin doğru okunması Rabbimizin bilinmesini, tanınmasını, sevilmesini
netice verecektir. İki cihan saadeti buna bağlıdır.
·
İslam -klasik tarzda -eksik ve yanlış anlatıldığından, sadece emir ve yasaklar
silsilesi, ahiretteki cehennem cezası ile idrak edildiğinden, en az Kelam
Sıfatından gelen Kur’an kadar önemi olan, İrade ve Kudret Sıfatlarından
gelen Kitab-ı Kebir-i Kâinat, yanlış eğitim tarzı sebebiyle, muattal kalmış, çok
önemli farklı bir yazılım olduğunun bile farkına varılamamıştır. (Bkz: 12. Söz
1. Esas)
·
İşte fenler, bu yazılımın okunması anlamını, verilerinin materyalist yorumu
sebebiyle saptırıp, insanı ve medeniyetini yoldan çıkarmışlardır. Batıdaki bu
taammüden yapılan saptırma insanlığın saadetine mal olmuştur.
·
Müslümanlar da bu belanın karşısında çare olarak ya bu bozuk yorumlarla
sapkın hale gelen fenlere soğuk bakmış, onlara kapılarını kapatmışlar veya
onların tesiriyle imanları sarsılarak onlara uymuşlardır.
·
Hâlbuki Bediüzzaman’ın tarzında fenlere ait doğru verilerin Tevhit akidesinin
tarzı olan mana-yı harfiyle yorumlanıp mezc edilerek değerlendirilmesi
yapılır ki, bu bizi Marifetullah ve nihayetinde de Muhabbetullaha
taşımaktadır.
·
Ayrıca söylenmesi gereken önemli bir mesele, sekülerlerin korktuğu dünya ve
lezzetlerinden mahrum olmak asla söz konusu değildir. Aksine lezzetler
nimetten in’ama geçildiğinden çok daha fazlalaşacaktır. Çünkü Sultanlar
Sultanın özel hediyelerine dönüşen nimetler birde ebedileşerek cennetî bir
seviyeye çıkacaktır.
·
Ayrıca insanın en büyük korkusu ölüm mahiyet değiştireceğinden insanlık
büyük bir nefes alacaktır.
·
Hastalıklar, bela ve musibetler şekil değiştireceğinden,
dönüşeceğinden telaş yerini saadete bırakacaktır.
·
Hatta eşlerimize, bahara, lezzetli nimetlere sadece bir bakış farkıyla muhatap
olacağımızdan dünyayı sevenlerin korkması asla söz konusu olmayacaktır.
(Bkz: 32. Söz)
·
Getirdiği mükellefiyetlerde günümüzün 1/24’ünü kapladığından telaş yine
yersiz ve lüzumsuzdur. Hem helal daire keyfe kâfidir.
sevaplara
4.Medresetüzzehra eğitim modelinin vazgeçilmez alanları:
·
Dersler, konular, bölümler) neler olmalıdır?
·
Hangi ders alanlarında uygulanmalıdır?
Sorusuna cevabım şöyledir:
·
Bana göre, hal-i hazırdaki bütün alanlarda, bütün müfredatın belki tamamı yine
okutulmalıdır, okutulabilmelidir. Elbette yoğunluğu, muhatap olunan alan veya
konuya göre farklı olarak bu bahsedilen mezc yapılmalıdır. Yani sadece Tevhid
akidesinin bakışı, 6. Mesele’nin tarzına benzer, Pencerelerin bakış usulünü
andıran bir şekilde, asla ve katiyyen hiç sofiliğe kaçmadan, asli ve maluma tabi
verileri zedelenmeden metinler belirlenmeli, eğitim de o tarzda
gerçekleştirilmelidir.
·
Hatta örnek aldığımız 6. Mesele en temel metnimiz olduğu halde bu eğitim için
hazırlanan metinlerde din 6. Mesele’deki kadar çok yer tutmamalı ancak onun
usulü dersin metnine muhakkak sirayet etmeli, tevhidin kokusu manaya
işlemlidir. Bu fitri bir tarz olarak kimseyi rahatsız etmemesi anlamında çok
önemli bir detaydır.
·
Problem müfredatta
alınmasındadır.
·
Veya problem fenlerin maluma tabi verilerini öteleyerek sadece tevhit akidesine
ait manaların nazara verilerek sofiyane tarz ihtiyar etmek de olur.
·
Elbette matematik ve geometri de daima bir müdahaleye gerek olmadığı gibi,
belki pek çok derste de çok fazla değişikliğe asla gerek olmayacaktır. Zaman
zaman aralara konan okuma parçalarıyla da belki iktiran, belki bir şeyin vücut
bulması için bütün şartların var olması gerektiği; yok olması için bir şartın
eksikliğinin yettiği anlatılabilir.
değil,
bakış
tarzında,
materyalist
yorumun
esas
Çünkü:
· Bir zamanlar Cuma vaazında dinlediğim bir müftünün dediği gibi “Siz yok
güneşten kopmuş, yok önce gazmış, yok sonra şöyle olmuş demeyin. Ne
lüzum var bunlara. Allah yarattı dersiniz olur biter” tarzı gerçekten çok
acınacak, çağ dışı ve de gerçeğe aykırı, eksik bir tarzdır. Bu tarzla bu asrın
insanlarına bu meseleyi takdim edemezsiniz. İslam’a büyük ihanet olur bu tarz.
Burada İslamî TV. kanalında seyrettiğim garip bir filmden bahsetmem
gerekiyor. Şöyle ki:
· Babasının beyninde tümör olan bir şahıs, hastanede babasıyla ilgilenirken,
doktorlar ameliyatın tehlikesinden ve pahalılığından bahsediyorlar. O karar
vermek için beklerken uyukluyor. Bir muhterem zat rüyasına girip, babasını eve
götürmesini, başında Yasin okumasını tavsiye ediyor. Babasını eve götüren
evlat, Yasinler okuyor. Babası ameliyatsız kurtuluyor!
· Bu filmle, şifanın ameliyatla, ilaçlarla, doktorlarla değil de Şafi-i Hakiki ile
geldiği anlatılmak istenmektedir. Amma, imtihan sırrı gereği, şifayı yeryüzünde
bazı zahiri sebeplerle insanlara sunan Rabbimizin şifa veren olduğu böyle
anlatılamaz. Mülk âlemindeki çeldirici zahiri kanunlar böyle çürütülemez.
Medeni insana Allah’ın bu tarzda anlatılması yanlış ve çok tehlikeli olur.
· Cansız, şuursuz, akılsız elementlerin belki de 6. Mesele’deki gibi takdimi
zarurettir.
· Kur’an’da “..Demiri inzal ettim” diyen (Konf, 67) Allah’ın Demirle insanlığın
medeniyetine nasıl bir lütufta bulunduğu, belki atomdaki dört kuvvetle un gibi
dağılmayışından, belki metalik bağ ile sertlik kazanmasından, belki
pistonlardaki metalürji ile geliştirilen şekli ile atom sıralaması değiştirilince
nerede ise kor haline gelmiş bir ortamda bir milimetre genişlemeden
durabilmesinden bahisle belki daha pek çok hasletiyle insana medeniyet
kurabilmesi için lütfedilen malzeme bilgisi dersinde metinlerin arasına hikmetle
sıkıştırılabilmeli, insanın imanı için aklının önüne konabilmelidir.
· Belki burada Yamina Mermer’in Sempozyumdaki “Fotosentez “ anlatımı en iyi
örnek olarak verilebilir.
· İlim Teknik Serisindeki tarzımızın hemen tamamı ders kitaplarının ilgili
konularının, ilgili satırlarına maharetle aktarılabilmelidir.
· Suyun sadece arzımızda bulunması, binlerce km. uzaktan havaya bindirilmesi
nazara verilmelidir. Yere taneler halinde düşerken diğer taş, metal gibi şeyler
gibi değil de, yaprakları bile incitmeden yumuşak bir inişle yere ulaştırılmasına
dikkat çekilebilmelidir. Kışın kar ve yağmurla arzımıza verilen kalorinin, yazın
buharlaşma ile serinletici bir haslete kavuşturulması arkasındaki hikmet,
faydalılık, irade, ilim ve kudret nazarlara arz edilmelidir.
· Ama hep ince hassasiyetler, dikkat çekmeler, din-iman söylemleriyle
boğmadan, asırların birikimiyle sersem olmuş nefisleri isyan ettirmeden, adeta
suya sabuna dokundurmadan Yamina hanım gibi anlatılabilmeli.
· Pek çok büyük nehrin kaynaklarıyla orantısız debi ve miktarları dikkatlere arz
edilmelidir.
· Hele suyun zahiren bile insanı ikna edemeyen binlerce ton demir yığını gemileri
kaldırması, belki de uçağın kanadındaki bir eğriliğe hamledilen uçuşun, havaya
bindiren Allah manasına çevrilmesine ihtiyaç vardır.
· Tüyleri ıslanmayan ördeklerin, ayaklarına palet takılı doğması ve tavuk
cinsinden müthiş temel farklılıkları elbette dikkat çekilmesi gereken, tefekküre
dâhil edilecek bilgiler değil midir?
· Köpeklerin ağzındaki kemik kıran kemiklerin; lağımlarda mikrop yığını şeylerle
beslenen farelerin akıl almaz ümmin sistemlerine neden dikkat çekilmez ki?
· Neden iki üç milyar galaksideki iki veya üçer milyar yıldız ve sayısız gezegen
ve adetsiz uyduların müthiş süratlerine rağmen çarpmadan yörüngelerinde
dönmelerine nasıl göz kapatılır. On-on bir topu çevirene dünyanın parasını
vererek seyre giderken, milyarları bu sessizlikte çeviren ve bununla kendine
dikkat çeken Rabbimize neden hayret ve heyecanla baktıramayız?
· Biraz hızlı giden otolar rüyalarımızı süslerken, saatte yüz sekiz bin km. hızla
giden, binlerce derinlikteki denizleri dökmedin dünyamız neden bu haliyle
anlatılıp arkasındaki kudret nazara verilmesin?
· Çürümüş kemikleri kim diriltir? Diye avazı çıktığı kadar hakaretler yağdıranlar,
feryat eden nefis ve şeytanımıza bir damla sudan yaratılışımız, bir damla kana,
bir çiğnem ete dönüşerek yüz trilyon hücreye çıkan müthiş yapılışımız neden
ört bas edilsin ki?
· Seçici, geçirgen hücre zarımızın arkasındaki bütün gümrükleri adileştiren
müthiş kompleks ve yükseklik bir hakim irade ve kudrete verilmiyor.
· Odundan elma yediren kudret nasıl ört bas edilebilir? Ayni anda sesleri,
resimleri, ışığı, renkleri, ısıyı sayısız örnekleriyle karıştırmadan bütün
nüanslarıyla aktarırken; bitkilerin telkihini, zeminin temizlenmesini, bulutların
naklini, canlıların teneffüsünü aynı anda binlercesiyle beraber yapan hava
zerrelerinin bu hali neden mutlak kudret ve ilme verilmiyor da acz ve fakr
içindeki, tahsilsiz, cahil, kör, cansız gaz halindeki elementlerin atomlarına
verilir?
· R. Nurda bunlar gibi binlerce delil ve burhan vardır. Medresetüzzehra
projesiyle kullanılmayı beklemektedir. Nur talebelerinin Zafer gibi
dergilerindeki pek çok bilgi, R. Nur Külliyatındaki pek çok bakış tarzı
kullanılacağı fen kitaplarındaki yerlerini arıyor.
· Esasen fenlerin binlerce cilt dolusu maluma tâbi verilerinin hepsi perde
arkasındaki sıfat ve esmasıyla, şe’nleriyle Rabb-i Rahim’imizi anlatmaktadır.
· Bediüzzaman işte bunu gerçekleştirmek istemiştir.
5.Müfredat nasıl hazırlanmalıdır?
·
Nelere yer vermelidir?
Müfredat, 4. soruda verdiğim cevaplarla belirtilmiştir.
A-Ancak R. Nur Talebelerinden bir grubunun yaptığı çalışmadaki gibi
Tefsir Usulü, Hadis Usulü, Fıkıh Usulü gibi derslerin eğitimi genel eğitim
için bir sapmadır. Bu dersler elbette İlahiyat tahsilinde olacaktır ve Risale-i
Nurda, bilhassa İ. İ’caz ve 25. Söz başta olmak üzere bütün iman
hakikatlerinin ispatında yazılmış metinler bu sahalara da harika ölçüler
olabilir. Bu, ileride o sahanın kompetanları, mütehassısları tarafından
değerlendirilerek muhteva değişiklikleri elbette gerekecektir.
Zaten bütün branşların, belki de materyalist olmayan maluma tabi ilim
adamlarının oluşturduğu ve elbette ki ilahiyatın ilgili bütün sahalarının
elemanlarının da bulunduğu bir grubun hakiki Kur’an tefsiri için çalışması da
başka bir konudur. Bu saha da eğitim sisteminin içindeki farklı detaylarla
ilgilidir.
B-Müfredat deyince R. Nurun öğretilmesiyle ilgili yapılan çalışmalar,
belli konuların üniteler haline getirilmesi için yapılan tanzimler de bu sistemin
dışındaki farklı çalışmalardır. Bunlar da olmalıdır. Ancak bahsedilen M. Zehra
tarzı her alan, her ders ve her seviye için ve hatta hepimizin birlikte veya
çocuklarımızı yetiştirirken kullanıp tatbik edeceğimiz bir önemli ve genel
usulün adıdır.
Bu önce Münazarat’ta bizim ülkemizin doğusuna ait bir proje gibi
düşünülürken; sonradan genel bir eğitimin doğru tarzı olarak ifade edilmiştir.
Hatta bu Nur Talebelerinin hayatlarının her safhası ve hatta bütün
müminlerin her zaman uygulayacakları bir genel usulün adı olmuştur ki,
buna asrın Kurtuluş Reçetesi demek yanlış olmaz.
Müfredat kurulu kimlerden oluşmalıdır?
·
İlgili sahanın o branşına ait tahsilini üst derecede tamamlamış, ilmi
vukufiyetine itimat edilen, aynı zamanda R. Nurun bu sistemine de ileri
derecede vakıf, doğru dürüst Nur Talebeleri olması zaruridir. Bu şahısların
Fen Bilgisi Öğretmeni rahmetli Sayın Ali Fuat Bilen gibi, Sayın Prof. Dr.
Osman Çakmak gibi, Sayın Ümit Şimşek gibi, Sayın Dr. Yamina Bugenay
gibiler bu işi yapabilirler.
·
Elbette ilköğretim, ortaöğretim, üniversite seviyelerinde o seviyedeki
öğretmenlerin de bulunması zarurettir.
·
Tabiî ki ben buna müfredat kurulu değil de hal-i hazırdaki fenlerin
müfredatını mezc edebilecek ekip olarak düşünüyorum.
·
Hatta R. Nurun eğitimi ile alakalı Diyarbakır Nur Talebelerinin
hazırladıkları kolejlerin kitapları kalitesindeki henüz ilk bölümünün
basılıp hizmete arz edilmesine rağmen hâlâ doğru dürüst kullanılmaması
üzücü ve düşündürücü bir gerçek olarak değerlendirilmelidir.
·
Önce aynı kaliteli ve muhtevalı tarzın, M. Eğitimin normal ders
kitaplarındaki, normal değişik derslerin, ayrı seviyeleri için hazırlanması
yapılmalıdır. Bu tamamlandıktan sonra, güçlü heyetlerde sofilik ve diğer
yanlışlıklardan arındırılması zarurettir.
·
Belki Y. Asya Neşriyat’taki önceki 3 ciltlik lise seviyesindeki, şimdilerdeki
5 ciltlik ortaokul seviyesindeki R. Nurun öğretilmesi için hazırlanan
kitaplardaki çalışmanın aynı tarzında fakat mesela bizim M. Eğitim
müfredatımızla hazırlanan bütün derslerin aynı konularının R. Nurda
anlatılan Tevhit akidesiyle barıştırılıp, mezc edilip hazırlanması gerekir,
·
Elbette aynı tarzda ilk okullar ve üniversitelerin hemen bütün branş ve
dalları için de hazırlanması gerekir.
·
Burada ilmi verilerin, yanlış yorumlardan temizlenerek, malumun tespiti
haline getirilmiş şeklinin Tevhit akidesiyle mezc edilerek yoğrulması,
sofilikten uzak, medenî insanları rahatsız etmeyecek bir tarzda ve
muhakkak ümmileşerek, kırmızı çizgilerimizi koruyarak takdimi çok
önemlidir.
Belirlenmiş derslerin her ders için öğrenim dili ne olacaktır?
Kürtçenin caiz olması manasının, bizim doğu ve güney doğumuzla ilgili
zaruri olması gibi; elbette ülkemizde Türkçe olacak bu eğitimin; başka
ülkelerde de oraların realitesine uygun İngilizce, belki Arapça veya
Felemenkçe, belki İspanyolca olması elbette normal olan tarzdır.
Ölçme ve değerlendirmesi nasıl olmalıdır?
Ölçme ve değerlendirme elbette modern eğitimin ortaya koyduğu bütün
tarzların ilgili branşlara göre aynen olmasıdır demek yeterli olur. Buralarda
çok düşünmek gerekmez.
Esas problem mezcin doğru dürüst ve yeterli ağırlıkta yapılmasıdır.
6.Ders Müfredatının düzeyi nasıl belirlenecektir?
·
Sınıf sistemi mi?
·
Level/grade sistemi mi, kur sistemi mi?
Hepsi de olabilir. Belki de derse, ülke veya bölgeye, belki seviyeye göre uygun
sistemleri o seviyede vazife yapmış veya yapan eğitimciler belirleyebilir.
Burada da problem olacağını sanmıyorum. Zihinler ve zaman mezcin doğru
dürüst yapılarak sırayla bütün normal müfredata tatbik edilmesine
harcanmalıdır.
ÖĞRENCİ NİTELİKLERİ/ŞARTLARI MASASI
7.Medresetüzzehra’nın eğitim modelinde
·
Öğrenci profili nedir?
·
Kimler bu sisteme kayıt olabilir?
·
Öğrencilerde aranılan şartlar nelerdir?
·
Hangi alt yapıya sahip olmalıdırlar?
·
Bu soru metinlerini hazırlayan arkadaşlarımızla, temel farklılıklarımız
olduğu için olsa gerektir ki, bu tarz sorularla karşılaşıyoruz diye
düşünüyorum.
·
Bence yukarılarda anlattığım gibi okul öncesinden, üniversiteye kadar
bütün seviyelerdeki, bütün derslerde bu mezcin yapılıp eğitimin yeniden
dizayn edilmesi nihai hedeftir amma, belki öncelikler, belli sahalar
belirlenip, tedricen bütün sahalara doğru uygulama aktarılabilir. Bu bizim
bu mezci doğru tarzda gerçekleştirmemize bağlıdır.
·
Geçenlerde bir Azeri TV kanalındaki Hava Raporu sonrası ilgili spikerin
“İnanın bu dediklerimin tam doğruluğu tartışmaya açıktır. Mülk sahibi
O’dur ve istediği gibi davranıp, istediği tezahürü yapabilir. Arz edilir”
demesi fıtriliğini muhafaza ederek daha nezih ve ilmi hale
getirilebilmelidir.
·
Tekrar etmek mecburiyetinde hissettiğim için bu eğitim sisteminin R.
Nurun tevhit, haşir vb. konularının Y. Asya Neşriyat’ın ve Diyarbakır Nur
Talebelerinin yaptığı gibi R. Nurun öğretilmesi, kavratılması çalışması
olmadığından, normal bütün derslerde ve seviyelerde, hem de herkese,
şimdiki normal eğitim gibi açık olacak, genel ve yaygın bir eğitim sistemi
olmalıdır.
·
R. Nurun öğretilmesi ise tamamen umumi ve hususi dersler ve değişik
seviyelerde yapılan okuma programlarında gerçekleştirilmelidir. Hatta sırf
bunun gibi bir gaye için Neşriyatın ve diğer hizmet gruplarımızın vakıf
yetiştirme çalışmaları belki biraz ıslah edilip geliştirilerek, değişik seviye
ve isteklere göre şekillendirilerek yapılmalıdır.
ÖĞRETİM ELEMANLARI MASASI
8.Medresetüzzehra’nın hocası/öğretim elemanı;
a. profili ve
b. nitelikleri nasıl olmalıdır?
·
Bu sistemde kimler hocalık yapabilir?
·
Hocalar nerden temin edilecektir?
Bu eğitim sisteminde elbette bu ruhla yetişmiş Nur Talebeleri veya onların
formatında olanlar vazife yapabilir. Maalesef bizim içimizde bile henüz bu
ruhta olanlar azdır. Başlangıçta muhakkak onlar bulunup istihdam
edilmelidir.
Ancak zamanla bu sistemin kendi öğretim elemanlarını yetiştirmesi
gerekecektir. Şimdilik uygulama imkânı bulunan değişik zeminlerde ve
inşallah ileride başka ülkelerde muhakkak bu işi hakkıyla yapabilecekler
istihdam edilmelidir. Yoksa bir asırlık hayalimiz baştan ölü doğacaktır.
Şahsen benim kırk senedir katıldığım pek çok okuma programında ve şu anda
Nur Talebelerinin elinde olan hiçbir eğitim kurumunda bu tarzın
uygulandığını görmediğimi, bu sebepten de henüz bu meseleye hazır
olmadığımızı üzülerek de olsa itiraf etmek durumundayım.
ULUSLARARASI KABUL MASASI
9.Medresetüzzehra modelinin:
·
Uluslararası akreditasyon sistemine entegrasyonu nasıl olmalıdır?
·
Uluslararası standartlarla nasıl örtüştürülecektir? Örtüştürmeli mi?
·
Bu meselede fikir yürütmek için daha çok erkendir. Tamamen uygulamadaki
başarımıza bağlıdır. Ben Hollanda’daki İslam Üniversitesinde, Diyarbakır’da
Eflatun Üniversitesinde bile şartların oluşmadığını, hayallerimizi süsleyen tarzın
maalesef gerçekleşmediğini üzülerek müşahede ettim.
·
Rahmetlik Rahmi Akman Hocamla bir iki konunun basit tatbikatını yapmak
nasip olmuştu. Bu günlerde de Manisa’da bir iki eğitimci arkadaşımla mesela 6.
sınıf Fen Bilgisi kitabındaki 4-5 konunun, Medresetüzzehra Eğitim Sistemindeki
metinler haline getirilmesi için karar verdik.
·
Ancak bu çalışmayla ilgili yazınız elime maalesef çok geç geçtiğinden, Van’a da
maddi imkânsızlıklar sebebiyle katılamadığımdan, oradaki tebliğ metinlerine de
ulaşamadığımdan hazırlıksız yakalandım.
·
Pek çok kaliteli Nur talebesi de bu asli meseleler yerine geniş dairelere
meylettiğinden bu sahalar maalesef muattal kaldı. Bir-iki gece uyumayarak ve
doğru dürüst düzeltme bile yapamadan sizlerin bu harika ve tebrike şayan
çalışmanıza bir ufuk olması için âcizane bu satırlarla düşüncelerimi takdim
ediyorum. Af oluna…
KURUMSAL YAPI VE YÜRÜTME MASASI
10.Medresetüzzehra modelini uygulaması için:
·
Nasıl bir yapı olmalıdır?
·
Okul öncesinden, ilk ve ortaöğretim veya yükseköğretim aşamalarına
değin bu model nasıl uygulanmalıdır?
·
Diploma veren bir örgün eğitim mi?
·
Yoksa bir e-eğitim modeli mi?
·
Yoksa yüksek lisans ve doktora programları açan bir kurum mu?
·
Bu konular için de düşünmek erkendir. Ancak elbette hedef bütün
seviyelerde diploma veren örgün bir eğitim olmasıdır.
·
Şu sıralarda İstanbul İlim Kültür Vakfına benim beraber çalıştığım
gruptaki arkadaşlarınız olarak mastır ve doktora yapan bir üniversite
kurmak veya bir üniversiteden böyle bir iki bölümü gerekirse satın
almaktır. Bazı üniversitelerde Anabilim Dalı olarak R. Nurun belirlenmesi
de Medresetüzzehra Eğitim Sistemi ile alakalı değil diye düşünüyorum.
·
Bu tarz çalışmaların bilhassa R. Nurun kendi metinleriyle ve usulüyle
akademik seviyede okutulması olarak düşünüyorum.
·
Bizim bahsettiğimiz mesele ise önce Münazarat’ta anlatılan, sonra R.
Nurun pek çok yerinde geliştirilerek ebedi bir hedef olarak belirlenen ulvi
gaye değildir. O tamamen başka güzel bir hedef ile ilgili bir faaliyettir.
·
Yoksa elbette bütün derslerin bütün seviyelerinde örgün eğitimin olması
denince, üniversitede mastır ve doktora seviyesinde de faaliyet söz konusu
olacaktır.
11.Türkiye’deki eğitim sistemi içindeki yeri nerede olacaktır?
·
Bu Nur Talebelerinin çalışmasına ve bu çalışmadaki başarısına bağlıdır. İleri
hedef elbette ki bütün eğitim sistemimizin bu tarzla şekillenmesidir.
·
Amma belki geçiş dönemi için bazı pilot yerlerde veya özel okullarda
uygulanabilmesi de değerlendirilebilir. Veya kabul edecek olgunluktaki bazı
hür ve demokrat zihniyetteki ülkelerde uygulanması da düşünülebilir.
·
Mesela bir uzak doğu ülkesinin bizim YÖK Başkanımız mesabesindeki bir
bayan ilim adamı, Asâ-yı Musa’dan pek çok adet, bütün yüksekokulları için
bilgiler almıştı. İşte böyle bir ülkede bazı hazır olduğumuz seviyedeki kitaplarla
da denemeye başlanabilir.
·
Veya belki İ. Hatip liselerinin orta veya lise kısımlarında geçiş veya pilot
uygulamaları için başlamak da olabilir.
12.Medresetüzzehra modelinin uygulanmasında;
·
Yürütme nasıl olacaktır?
·
Teşkilatlanması,
·
Yapılanması,
·
Yönetilmesi,
·
İzlenmesi,
·
Pazarlanması vb. nasıl olmalıdır?
·
Hal-i hazırdaki eğitim sisteminde bu işler nasıl yapılıyorsa elbette aynı şeyler
uygulanabilir. Fakat hazırlanan metinlerin ve öğretim elemanlarının kalitesi her
şeyi belirleyen unsurlar olarak önümüzde durmaktadır. Önce bunun yapılmalı ve
ince eleklerden geçirilip kalitesi test edilmelidir.
YATIRIM VE FİNANS MASASI
13.Medresetüzzehra’nın:
·
Başlangıç sermayesi.
·
Yatırım ve maliyet analizi nasıl yapılmalıdır?
·
Açıklanabilir bütçesi ne olmalıdır?
·
Sürekliliği nasıl sağlanmalıdır?
·
Gelir kaynakları ne olmalıdır?
·
Finans yapısı.
a. Devlet destekli mi, yoksa
b. Sivil dayanışmaya dayalı mı olmalıdır?
·
·
·
·
Birkaç defa nazara verdiğim bütün seviyelerdeki ders kitaplarının R. Nur
muvazene ve ölçüleri ve usulüyle mezc edilip hazırlanması ve bunu
uygulayacak eğitim elemanlarının hazır edilmesi, oranı ve hızıyla orantılı
olarak bu meseleler de şimdi yapılan tarzlardan birileri seçilerek yapılabilir.
Önce belki 5. sınıftan 12. sınıfa kadar olan sekiz yıllık seviyenin bütün
dersleri ve konuları değişik komisyonlara dağıtılarak halen M. Eğitim
müfredatımızdaki bütün konuların, bizim hedefimiz olan sisteme uygun
şekilde mezci yapılarak hazırlanması ve bu sahalardaki hazırlıklar
tamamlanıp öğretim elemanları hazır edilince önce bu seviyelerde sonra
tedricen bütün sahalarda gerçekleşmesi düşünülmelidir.
Ancak R. Nurun metinlerinin eğitimi ile ilgili çalışmalarla bu
karıştırılmamalıdır.
Ayrıca sadece belli konularda özel bir çalışma olarak değil de genel bir
çalışma için kollar sıvanmalıdır.
Download

Yazının devamı için buraya tıklayınız