EŞCİNSELLER VARDIR !
Stj. Av. Şeyma SAĞDIÇ
T
ürkiye’de toplumsal hafızanın zayıf ve bir o
kadar da durağan seyri, çoğunlukçu anlayışın gelişmesi ve artık toplumsal bir alışkanlık
statüsü kazanan ve nice örneklerle karşımıza çıkan
ret ve inkâr kültürünü de beslemiştir.
Türkiye’deki ret ve inkâr kültürü bireysel olarak
ilk içselleştirdiklerimizden itibaren gelişmekle birlikte, okul – aile –devletin kusursuz birlikteliğiyle de toplumsal bir unutkanlık yaratmakta ve
bu durum bir kendiliğindenlik hali kazanmaya
devam etmektedir. Aynı toplumsal yapı çocukken sorumluluk almaktan kaçınan akılların “Ben
86 Hukuk Gündemi | 2014/1
yapmadım Miki yaptı1” söyleminin tüm topluma
yansımasıyla, hep çocuk kalan, hiç sorumluluk
duygusu gelişmeyen bir topluma işaret etmektedir. Bununla bağlantılı olarak Ermeni ve
Kürt meselelerinde, kadın sorununda, 6-7 Eylül
olaylarında ve bu yazının konusunu oluşturan
homoseksüel bireylere yönelik saldırı ve inkâr
politikası geçmişte olduğu gibi bugün de değişmeden devam etmekte ve yapılan eylemlerin
sorumluluğu toplum tarafından alınmamakta;
1 “Uçurtmayı Vurmasınlar”, 1989, Yönetmen: Tunç Başaran, (Barış’ın
repliği)
yok sayılmaktadırlar. Özetle Türkiye’de nefret
söylemi ve eylemine maruz kalmak için; çoğunluktan etnik, dinsel olarak farklılaşmak veya bunların da dışında sadece çoğunluğun cinsel yöneliminden ayrı bir yönelimde olmak da yeterlidir.
Dolayısıyla Murathan Mungan’ın da belirttiği gibi
2
“ reddi ve inkârı her kesim tarafından bu kadar
beslenmiş, kibri bu kadar okşanmış olan bir halk”
tarafından ötekileştirilmek için onlardan ufak bir
farklılığının olması yok sayılmaya uygun zemini
hazırlamaktadır.
Siyasi kültüre yerleşmiş inkar politikası ulus
devlet inşasının ilk yıllarından itibaren etkin bir
şekilde kullanılmıştır. Türk- Müslüman erime potası
içerisine çekilen diğer etnik kimlikler çoğu zaman
hiç var olmadı kabul edilir ve bu gelenek cumhuriyetin değişkenlik gösteren diğer dönemlerinde
de, belki farklı alanlarda ama bir o kadar güçlü bir
şekilde, yeniden kendini üretmiştir. Burada iddia
edebiliriz ki; inkar geleneği Türkiye’nin özellikle
1950’lerden sonra batı toplumlarında yükselişe
geçen kimlik siyasetinden izole kalmasına sebep
2 Murathan Mungan, Red ve İnkar Kültürü, Birikim dergisi 278/279
sayı Haziran- Temmuz 2012
olmuştur. Bu anlamda günümüzde özellikle eşcinsel birliktelikler LGBTT örgütsel hareketi haklar
temelli tanımlar şöyle dursun, varlığı dahi çoğu
zaman açık bir şekilde reddedilmiştir. Kimlik siyasetinden nasibini alamamış siyasi parti oluşumları
inkârın, politikasının yanı sıra toplumsal tabanının
da meşrulaşmasını mümkün kılmıştır. Bu temelde
işlenen nefret suçlarında karar vericilerin sessizliği
LGBTT bireylere karşı işlenen bu suçların meşru
bir zemine oturmasına sebep olmuş, toplum
nezdinde de farkındalığın oluşmasını geciktirmiş
ve hala geciktirmektedir.
Bütün bu red ve inkâr kültürüne karşı girişilen
gerek örgütsel mücadele, gerek küreselleşme dinamikleri altında uluslararası farkındalığın artışının,
kırıntılar halinde olsa da, etkileri, en azından Türkiye toplumundaki farkındalığın da 10 yıl öncesine
göre oldukça ilerleme kaydetmesine sebep olmuştur. Ancak bu bireylerin toplum tarafından keşfi (!)
aynı zaman da inkâr kültürünü nefret kültürüne
dönüştürmüş, bu bireylere karşı işlenen nefret
suçları ve söylemleri de artma eğilimi göstermiştir.
Ancak işlenen bu nefret suçlarına karşı körebe
durumu hala devam etmekle birlikte, siyasal karar
vericiler tarafından burada bir taraf olma durumu
2014/1 | Hukuk Gündemi 87 yani katleden taraf olma konumu ısrarla korunmaktadır.
Öyle ki;
Aynı algının devam ettiricileri, bu sefer daha da muhafazakâr tarzda, heteroseksüel bireylerin dışında olan herhangi bir cinsel yönelime sahip olan kişilere karşı nefret
suçlarını engellemek amacıyla hiçbir sorumluluk almayıp,
aksine geçmiş alışkanlıkların, algıların mustaribi olduğu
iddiasıyla hareket eden bir siyasa önderliğinde, aynı algıyı
devam ettirmek suretiyle, sistemin kendi iç çelişkisini son
dönem “demokratikleşme paketi” içerisinde göstermiş,
LGBTT bireylerine karşı nefret ve ayrımcılık yapılmasının
önlenmesi hususunda bu siyasal karar vericilerin kalemlerinin mürekkebi tesadüftür ki (!) bitivermiştir. Tüm bu
ortamda hak arayışına devam eden bu bireyler yalnızca
devlete ve onun kurumları aracılığıyla yürüttüğü politikasıyla ile mücadele etmeyip, toplumsal hafıza taşıyıcısı
medya ve aile kurumlarıyla da mücadele etmek zorunda
bırakılmaktadır.
Bu noktada, kendi içimize dönüp, yürütme ve yasama
erkinden umduğunu bulamayan LGBTT bireylerinin yargı
erkinden ve özellikle “hiçbir iktidara ve hiyerarşik üste
bağlı olmayan” avukatlardan ve meslek örgütlerinden
yeterli destek aldı mı ya da alıyor mu? Bunun değerlendirilmesi hususu gündeme geliyor. Tarihsel bir gözlem
yapıldığında ise karşımıza; LGBTT bireylerini dinlemek,
homoseksüelliğin ne menem bir şey olduğunu, ne
tür sorunlarla ve hak gaspıyla karşılaştıklarını görmek
zahmetinde dahi bulunmayan bir yargı sistemi çıkıyor.
Ancak, son dönemde LGBTT bireylerinin örgütsel
çalışmasının bir zaferi diyebileceğimiz bir takım olumlu
gelişmelerle karşılaşmakla beraber, şu da bir gerek ki, yalnızca bu bireylerin örgütlü çalışması yargının kendi iç dinamiği ve aklı açısından bir bilinçlendirme hareketi olarak
oldukça yetersiz kalmıştır. Yargının LGBTT bireyleri ile
ilişkisinin tek olumlu ama bir o kadar da geç olduğu için
eksik de olan örneği; Ankara Barosu Hukuk Kurultayında
bu bireylere yönelik farkındalık yaratma temelli, oldukça geç gelen ama güç olmamasını temenni ettiğimiz,
bir oturum düzenlemiştir. Bu çalışmanın önemini idrak
etmekle birlikte neden bu kadar geç kalındığı sorusu
da aynı önemle karşımızda durmaktadır. Öyle ki, LGBTT
bireylerinin mücadelesi, Türkiye’de oldukça geç ses bulmasına rağmen, 10 yıldır hatırı sayılır bir yere gelmiştir.
Tüm bu süreç boyunca biz avukat ve avukat adaylarının
bu konuya ilgisinin bu safhada ortaya çıkması ise bir öz
eleştiri olarak ele alınmalıdır.
Son olarak şunu belirtmeliyim ki kendi içimize dönüp
baktığımızda Ankara Barosunun fertleri olarak homofobik olmayan, kaç kişiyiz?
88 Hukuk Gündemi | 2014/1
Download

eşcinseller vardır