Harun Çelik
Muzungu
Kısa Donlu Beyaz Adam
Harun ÇelIk; Trabzonlu bir anne ve babanın oğlu olup 1972
yılında Samsun’da doğdu.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesini bitirdi.
Gazetecilik yaşamını çeşitli gazete, dergi, televizyon ve ajanslarda başbakanlık muhabiri, editör, program yapımcısı ve sunucusu olarak sürdüren Çelik, Sağlık Bakanlığı Basın Müşavirliği
görevinin ardından Anadolu Ajansı Samsun Bölge Müdürü oldu.
Pakistan, Afganistan, İran ve Hindistan’da gazeteci olarak
uzun yıllar yaşayan Çelik, “Uzaktaki Yakın Ülke Pakistan’’, “İşgalci’’, “Bize Her Yer Trabzon’’ ve “Kuzeyli Yazılar’’ kitaplarına
imza attı.
Dünya coğrafyasının büyük bir kısmını gezen Çelik’in gezi
yazıları birçok dergi ve gazetede yayınlandı.
Çelik evli ve üç çocuk babasıdır.
İçIndekIler
Önsöz...................................................................................................... 9
Bi Ateş Rica Edecektim…...................................................................... 13
Tekerlekte Az Pişmiş Hırsız Eti…......................................................... 16
Selamun Aleyküm Biz Geldik................................................................ 20
Sömürgeciliğin Kitabını Yazdık O’lum Biz............................................ 22
La Bizim Cumhurbaşkanımız Wanted’mış Yaa!.................................... 26
Dumansız Hava Sahası Bi de İşgalci İsrail…......................................... 32
Ver İnciyi Al İncil’i…............................................................................. 39
Altın Yumurlayan Tavuk ve İngilizler…................................................ 44
Beyaz Adam ile Siyah Adam Secdede Buluştu…................................... 48
Önüm Arkam Sağım Solum Çinli.......................................................... 53
Saçlarım Saçlarım Güzel Saçlarım…..................................................... 57
Teneke Mahallelerde Gazetecilik Oynamak........................................... 60
Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri............................................................... 65
“Türkiye’de İç Savaş mı Çıktı?”............................................................ 74
Gözünde Sinek ile Uyuyan Çocuklar…................................................. 78
Cıa Ajanı (!) Hem da Biz…................................................................... 83
İnsanlığın Dip Yaptığı ve Dipten Çıkamadığı Yer….............................. 87
Eşit Değiliz Ama Eşitmiş Gibi Yapalım…............................................. 95
Che Guavera ya da Bizim Doğal Yaşam Konusu.................................. 101
Ben Demiyorum Kenyalı Doktor Diyor............................................... 106
Beyaz Adam Bildiğin Çapulcu Sürüsü................................................. 109
Uganda’dan Bizim İsmail…................................................................. 112
Çanı Çal, Azrail’i Çağır….................................................................... 117
Tanzanya’nın Bağları Klimenjaro Dağları…........................................ 121
Hey Kovboy, Hey Amigo….................................................................. 124
Aruşha’da Bir Trabzonlu….................................................................. 128
Daresselam ve Aleyküm Selam…........................................................ 135
Eyvah, Tanzanya’da Gaz Bulundu….................................................... 141
Rüyalar Ülkesi Zanzibar….................................................................. 146
Beyaz Adamın Yatacak Yeri Yok…....................................................... 152
Nam-ı Diğer Kablumbağa Adası…...................................................... 155
Afrika’dan Şimdilik Ayrılıyorum Ama Geri Geleceğim....................... 163
Sırtlanın Pençesinde ki Arslan…......................................................... 169
Mozambik Yolcusu Kalmasın?............................................................. 171
Musa Bin Beg’in Ülkesi….................................................................... 174
Ülke Ölçeğinde Bir Birahane…........................................................... 177
Yalanın Bile Beyazı Makbul….............................................................. 183
Mandelanın Ülkesi Güney Afrika…..................................................... 186
Mehmet Remzi Efendi…..................................................................... 192
Uncle Ali Bence O Bir Veli…............................................................... 194
Ölünce Daha Yukarı Çıkanlar….......................................................... 197
Zulu Kabilesinden Bizim İbrahim….................................................... 201
‘Zulu’ Onlar da Allah’ın Kulu….......................................................... 206
Burda Olmasam Cezaevinde Olurdum................................................ 209
Şehrizorlu Ebubekir Efendi................................................................. 212
Soykırım Yaptık Özür Dileriz Diyeni Duydunuz mu?......................... 219
Önsöz
O
karşısında Avrupa’nın yükselen bir değer olmaya
başladığı andan itibaren bizler, sadece fiziki anlamda kafamızı batıya çevirmekle kalmamış, düşüncelerimizle de batılılaşmayı bir ideal olarak benimsemişiz. Şuurlu şuursuz bir
maceranın içinde bulmuşuz kendimizi…
“Avrupa” veya “Amerika” sadece bir kıta ismi olarak yer
etmemiş anlam dünyamızda; bir hayat tarzının, düşünce biçiminin ve medeniyetin simgeleri olmuş.
Peki ya diğer kıtalar? Onlar ne ifade etmiş, neyin karşılığı
olmuş bizde? Örneğin bir Avustralya kıtası kangurularının dışında ne çağrıştırmış? Antarktika “buz gibi” olmanın ötesinde
hangi açılımların karşılığı olmuş? Amerika kıtalarını, içinde
Amerika Birleşik Devletleri’ni barındıran bir kıta olmanın ötesinde hangi derinlikleriyle kavramışız? Peki, ya Afrika neyin
simgesi olmuş?
“Ben Afrikadayken…” diye başlayan cümleler kurmaya
niye özenmemişiz ya da hiçbir eksikliğini duymamışız?
Hiç unutmuyorum, İstiklal Marşı’nın kabul yıldönümü
kutlamalarının birine televizyon muhabiri olarak katılmıştım.
Mekân merhum şair-i azamın İstiklal Marşı’nı yazdığı Taceddin Dergâhı… İki kutlama çakışmış… Biri mütevazı, ama
derinlikli… Diğeri şaşaalı ama sığ… Sığ olanın şaşası kalasmanlı
10 • Muzungu
balıktan ve gürültüsünden kaynaklanıyor. Öğrenciler, bu tür
programların aksesuarı olma görevlerini zoraki yerine getiriyor. Elimde mikrofon bir öğrenciye sordum:
“Mehmet Akif Ersoy kimdir?”
Öğrenci bu kadar basit (!) bir soruyu duraksamadan cevapladı:
“İstiklal Marşı’nın yazarı…”
“Evet, onun hakkında başka neler biliyorsun?”
“………”
Eh, dedim, bir başka öğrenciye sorayım... Sordum aynı
soruyu tekrar. Cevap aynı ve başarılıydı. Peşinden ikinci
soru…
Cevap yine yok.
Sonra bir başka, bir başka, bir başka öğrenci… Mehmet
Akif Ersoy hakkında “İstiklal Marşı yazarı” olmasının ötesinde hiçbir bilgi, tespit, değerlendirme, detay.. ama hiçbir şey
çıkmadı.
Kabahat onlarda mıydı; onları bu hale getiren sistemde
mi?
Aynı denemeleri başka isimler üzerinden, üniversite öğrencileri üzerinden yaptığım da oldu. Örneğin dinle ilgili
tartışmaların olduğu ortamlarda, “Dinle ilgili hangi kitapları
okudunuz? Daha özel sorayım Peygamber Efendimizin (sallahü aleyhi vesellem) hayatını anlatan kaç eser okudunuz?”
Tarih, aktüalite konularının bahsi geçip bir tartışma ortamı
yakalandığında “Atatürk”ü sordum, “Nutku kaç kişi okudu?
Atatürk’le ilgili okuduğunuz kaç kitap var?”
Maalesef aldığım cevaplar hiç ama hiç iç açıcı değildi.
Okumadan âlim olmanın hünerlerini sergilemenin zirve yaptığı bir ortamın tam ortasındayız maalesef…
Muzungu • 11
Bize ait en has kıymetler hakkında dahi üç beş kelimelik
klişe malumatların ötesine geçemezken, coğrafî kıtalarla ilgili
bilgi yarıştırmaya veya bilgisizlik tespitinde bulunmaya kalkışmanın lüks bir durum olduğunun farkındayım. Öte yandan
bir “farkındalık” oluşturmak gerektiğinin de… Dünya ahret
kardeşim Harun Çelik’in bu eseri böyle bir farkındalığın ürünü. Afrika kıtasında gezip gördüğü yerleri, o kendine has akıcı üslubuyla bizlere aktarmış. Kıtaya ilişkin gözlemlerini bir
solukta okurken, Afrika’nın bizlere nasıl yanlış tanıtıldığını,
Afrika’ya ilişkin bilgilerimizin ve değerlendirmelerimizin yeni
bir bakış açısıyla tekrar ele alınması gerektiğini göstermiş.
Kimileri yaşar, kimileri konuşur… Her iki durum da anlıktır ve geçicidir. Kimileri de yaşadıklarını kayda geçirir. Yani
eser bırakır; insanların istifadesine sunar. Yaşanılanlar ve konuşulanlar kişisel bir anlam olmaktan çıkar, toplumu kucaklar.
Kardeşim Harun yaşadıklarını kayda geçirme konusundaki çeşitliliğe, bu kitabıyla Afrika’yı da ekledi. Kendisine can-u
yürekten teşekkür ederken, gayretlerinin hız kesmeden devamını diliyor ve Muzungu’yla yani Kısa Donlu Beyaz Adam’la
sizleri baş başa bırakıyorum.
Hakan Pala
“Kendisini kalbinin yönetmesine izin veren,
yolunu hiç şaşırmaz.”
Afrika Atasözü
Bi Ateş Rica Edecektim…
U
bir Afrika yolculuğuna çıkmama sayılı günler kaldı. Kadim dostum ve yol arkadaşım Hakan Pala ile
birlikte, Tanzanya’nın yolları Klimanjero dağları diyerek
yollara düşeceğiz…
Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerini saymaz isek, ilk Afrika ziyaretime Güney Afrika’dan başlamıştım. Mandela’nın
ülkesinden ayrıldıktan sonra ver elini Mozambik yapmıştım. Fakat size anlatmaya Kenya, Tanzanya ve Zanzibar’dan
başlayacağım. Sonra Güney Afrika ve Mozambik…
Beyaz adamın, siyah adam üzerinde yaptığı baskıyı ve
bıraktığı silinmez izleri, bir gece vakti Mozambik’te bir
otelin bahçesinde yaşadığım bir diyalog ile iliklerime kadar hissettim. Tamam, sigara içmek iyi bir şey değil ama
yazar kısmı hiç içmeden de olmuyor, tellendiriyoruz ara
sıra birkaç tane. Bir tane tüttüreyim diye otelin önüne çıkmıştım. Beyaz arkadaşlarım ile birlikte, Afrika ellerinde
felekten bir gece çalmış, demiş, gülmüştük. Uzun havadan
tutun da, Ankara havalarına, oradan da bozkır bozlaklarına
zun
14 • Muzungu
kadar girmediğimiz saha kalmamıştı. Ee malum, memleketten uzak olunca türküler bir başka işliyor insanın içine.
Türkülerde yaşıyoruz evimizi, sevdiklerimizi ve sılamızı…
Türküler bizi kâh Trabzon’a, kâh Mardin’e, kâh Samsun’a
götürüyordu.
Neyse, demiş gülmüş, söylemiş efkârlanmıştık. Dostlar tek tek müsaade isteyip odalarına çekilmişlerdi. Ben
de yatmadan kendi başıma kalıp şöyle romantik takılayım,
sevdiklerimin semtinde hayal olup gezinip geleyim diye
düşünmüştüm. Arkadaş ile otelin önüne hava almaya çıktık…
Otelin önünde arkadaşımın paketinden bir dal çıkartıp
yakayım dedim. Gelin görün ki ateş almamış. Bir o cebine baktı, bir bu cebine baktı boş. Etrafta kimsecikler de
yoktu, zaten gecenin epeyi ilerlemiş bir vaktiydi. Hemen
yanımda, otelin gece nöbetçisi olan siyah bir genç bekliyordu. Adam dediğim yirmili yaşlarda genç bir çocuk. Bir
ara göz göze geldik, baktığımı görünce hemen gözünü kaçırdı benden. Beyaz adam ile göz göze gelmek ve gözünü
çekmeden bakmak, herhalde çok da alışkın olmadıkları
bir şeydi. Ateşin var mı diye sormaktı niyetim. Sonra bir
iki adım attım ve yanına gittim. “Merhaba.” diye seslendim ve selam verdim. Mahcup ve ezgin bir yüz ifadesi ile
selamımı aldı. “Ateş var mı?” diye sordum kibarca… Var
anlamında başını salladı.
Unutma sen kölesin!
Fakat çakmağı bana uzatışı bir tuhaftı. Tıpkı filmlerde
gördüğüm tarzda verdi ateşi bana. Sağ eli ile sol elinin dirseğini tutup, hafif de eğilerek uzattı bana çakmağı. Beyaz
efendisine bir şey uzatan siyah köleleri hatırlayın Amerikan filmlerinden… Tam o misal. Bu tablonun beyaz efendi
Muzungu • 15
tarafında bir gün kendimin olacağını hiç düşünmemiştim.
Bu durumdan çok rahatsız oldum. Siyahın beyaza üstünlüğü bitmiş, kâğıt üzerinde kölelik kaldırılmıştı ama beyaz
adam sen ikinci kalitesin duygusunu öyle bir işlemiş ki siyah adamın bilinçaltına, silinmesi daha yüzlerce yıl alacak.
Ki, batılı beyaz adam güzel söylevler ve süslü cümleler ile
bunun artık bittiğini söylese de aslında bunun bitmemesi
için ne gerekiyorsa yapıyor. Bunu bir gece vakti, o otelin
önünde bir kere daha anladım.
Sonra Güney Afrika’da yaşayan arkadaşlara anlattım
bu durumu. Batılı beyaz adam, yüzlerce yıl köle ettiği bu
insanlar ile gündelik hayatta mümkünse hiç yüz yüze gelmemek için ne gerekiyorsa yapmış. Lakin siyah bir kölenin kendilerine bir şey vermesi gerekirse, sağ kolunu
kullanmasını yasaklamışlar. Çünkü sağ kolu ile kendisine
saldırabileceğini düşünmüş. Sağ kolu devre dışı bırakmak
için, sağ el sol eli bileğinden kavrayacak kuralını koymuş.
Sol kolu ile başını eğerek ve gözlerini asla gözlerine dikmeden vermesi gerektiğini öğretmiş siyah köle adama.
Böylece got kafalı beyaz adam, hem kendini daha güvende
hissetmiş, hem siyah adama, kendisi ile diyaloga geçtiği
an köle olduğunu bir kere daha hatırlasın istemiş.
Tekerlekte Az Pişmiş Hırsız Eti…
B
daha yenice indik Nairobi’ye… İstanbul’dan
havalanan uçağımız, beyaz, sarı, çekik gözlü ama çoğunluğu inci dişli siyah adam ve kadınlarla dolu bir şekilde havalandı. Avrupalılar, Amerikalılar, Çinliler, Araplar,
bir de ben ve bizim o’lan (Yörükler bizim oğlan ifadesini
kardeş anlamında kullanıyorlar) uçaktaydık. THY’nin hostesleri oldukça güler yüzlü ve sempatiktiler. Lakin kaderin
cilvesi bu güler yüz ve sempatiden batılı beyaz adamlar
daha fazla istifade ediyorlardı. Bir de biz vardık, gerçi ben
saçı sarı, gözü yeşil, teni beyaz olsam da ruhen siyahlara daha yakın hissediyordum kendimi. Biz Türklerin tabiatında var galiba ezilenin yanında olmak; yanında olamıyorsak da en azından duygusal olarak kendimizi daha
yakın hissetmek. Boşuna mı hepimiz Dünya Kupası’nda
Brezilya’yı tutuyoruz? İngiltere’ye, Fransa’ya karşı sahada
oynayan siyah uşakları tutmak sanırım millî bir tutum biz
Türklerde. Tamam, tek tük istisnaları olabilir ama istisnaların kaideyi bozmadığı gerçeğini hatırlatmama gerek yok
sanırım.
Neyse, ne diyordum, altı saat süren yolculuğumuzun
ardından uçağımız Kenya’nın başkenti Nairobi’ye indi. İstanbul gibi dev bir metropolün havalimanından binince,
burası tabii biraz daha küçük ve geri bir havalimanı olarak
IsmIllah
Muzungu • 17
göründü gözümüze. Gerçi İstanbul Avrupa ülkelerine göre
de çok daha gösterişli bir havalimanına ve mekânlara sahip ya, o başka bir konu…
Lafı uzatmayayım, Erzincanlı genç bir arkadaş aldı bizi
havalimanından. Bizi karşılamaya gelen bu arkadaşa tabii
ki klasik Türk tavrı ile ismini sormadan memleketini sorduk. Biz Türk’üz kardeşim, biz adama ismini sormadan
memleketini sorarız!
Gecenin bir vakti, şehirden biraz uzak bir yerde olan
konaklayacağımız mekâna doğru ilerlerken, ıssız yerlerden geçiyorduk. Tabii laf lafı açtı derken, “Buralarda güvenlik nasıl, hırsızlık, yol kesme falan oluyor mu?” diye
sorduk. Hırsızlık oluyormuş olmasına, hatta açıkta bıraktığınız şeyi yerinde bulmanız pek mümkün değilmiş. “Siz
siz olun herhangi bir yerde bir şeyinizi unutmayın, bırakmayın.” diye uyardı bizi genç arkadaş. Kilit altında olmayan şey, sanki bulanınmış gibi bir algılama var sanırım.
Derken hırsızlık ile ilgili anlatmaya başladı ki bizim
ağzımız bir karış hatta yok yok, iki karış açık kaldı. Hırsızlara yapılanları dinleyince tüylerimiz diken diken oldu.
Hırsızlara biraz kaba davranıyorlarmış! Yaaa kaba diyerek
latife yapıyorum, yakalanan hırsızları direkt yakıyorlarmış. “Neee, yakıyorlar mı?” dediğinizi duyar gibiyim.
Aklı olan hırsızlık yapmaz abi...
Arkadaş anlatıyor:
“Abi, burada hırsızlık yapan, yakılarak ölmeyi göze alacak! Çarşıda pazarda, hırsızlık yaparken yakalananın hiç
şansı yok. Zaten, ‘Hırsızzzz varrrr’ diye bağırıldığı anda,
herkes hırsızın peşine koşar. Yakalanınca, önce araya alınır. Öldüresiye dövülür. Kolu bacağı kırılır. Odunlarla,
taşlarla, demirlerle, herkes eline ne geçirirse vurur, vurur,
18 • Muzungu
vurur… Taaa ki hareketsiz kalana kadar. Hareketsiz kaldığında ise bir yerlerden hemen kamyon tekerlekleri getirilir. Tekerlekler başından aşağı geçirilir. Sonra adamın
ve tekerleklerin üzerine benzin dökülür. Ve ateşe verilir.
Demin hareketsiz yatan adam, ateş tenine değince feryat
etmeye, çığlıklar atmaya başlar. Ondan sonra tekerlekler
ile birlikte yuvarlarlar. Bir ateş yumağı halinde adam ve
tekerlekler döne döne giderler. Kısa bir süre sonra adamdan geriye yanmış bir kemik yığını ve sırıtan dişler kalır.
Kemik yığını haline gelmiş cesedi de ibret olsun diye
hemen gömmezler. Meydan yerinde teşhir ederler. Kimse
de ah, vah, yazık oldu demez. İnsanlar daha sonra hiçbir
şey olmamış gibi günlük işlerine geri dönerler. Biraz önce
bir insanı diri diri yakan insanlar bu insanlar mı diye gözlerinize inanamazsınız…”
Polis abilerim en son gelir…
Gecenin ilerleyen vakti, yorgunluktan kapanmak üzere
olan gözler ile bunları dinlemek çok da keyif veren bir durum değildi haliyle. Tabii biz bir yandan dinliyor, bir yandan da sorular soruyorduk. “Peki, bu olaylar yaşanırken,
polisler neredeler ve ne iş yapıyorlar?”
“- Abi polisler, bu tür durumlara kesinlikle müdahale
etmezler. Bir hırsız yakalanır, öldürülür, yakılır ve bir yere
asılarak teşhir edilir; evli evine köylü köyüne gittikten
sonra polis gelir. Polis geldiğinde her şey bitmiş ve ortada
bir tane görgü şahidi kalmamıştır. Zaten hırsızlığın önüne
geçmek için emniyet güçleri bu tarz şeylere bilinçli olarak
göz yumarlar.”
Hülasa bizim Türk filmlerinde, tecavüzcü Coşkun yapacağını yapıp, Müslüm Gürses hayata küsüp, Ferdi Tayfur abim yanık türküler söylemeye başladıktan sonra polis
Muzungu • 19
sirenleri çalmaya başlar ya, o misal… Polis, tüm sahne
çekildikten sonra, olmuş ya da olmamış diyen film yönetmeni gibi…
Burada hırsızlar, özellikle kadınlardan uzak duruyormuş. Çünkü kadınlar, hırsızlık durumunda öyle bir çığlık atıyorlarmış ki, kulaklara ziyan. O yüzden, “Hırsızlar
kadınlara genelde dokunmazlar, onlardan uzak dururlar.”
diyor arkadaşımız.
Müslüman ve Hıristiyanların birlikte yaşadıkları bu
toplumda, tesettürlü kadınlara karşı sadece Müslümanlarda değil Hıristiyanlarda da büyük saygı olduğunu öğrendik. Kadın konusu burada çok hassas bir konu... Özellikle
örtülü bir kadına yönelik yapılacak en küçük bir saygısızlığın Müslüman toplumda büyük infiale sebep olacağı bilindiği için bu konuda herkes çok dikkatli davranıyor.
Gece yerini sabaha bırakmak, güneş dünyaya göz kırpmak üzereydi ki biz yerimize ulaşmış ve bir Afrika macerasına daha başlamadan önce gözlerimizi yummuştuk.
“Biraz yağmur bile
her gün nehirleri doldurabilir.”
Afrika atasözü
Selamun Aleyküm Biz Geldik
Y
ülke ülke gezerim, dünya kazan ben kepçe dolanır dururum. Her nereye gidersem gideyim, kapısını
ilk çaldığım yer Türk Kolejleri olur. Anadolu’nun dört bir
yanından gelmiş genç öğretmenler, her zaman size güler
yüzle merhaba der ve iyi niyetle yardımcı olmaya çalışırlar.
Gene öyle yaptık...
Nairobi’de bir Türk Koleji’ne gittik. Gördüğümüz
manzara harikaydı. Müthiş güzel bir kampüs ile karşılaştık. Okul binası, tesisleri ve hemen her şeyi ile mükemmel
sınırlarında dolaşan bir eser vardı karşımızda. Ve bu güzelliği tamamlayan genç ve heyecan dolu öğretmenler…
Konyalı, Trabzonlu, Mardinli, Yozgatlı, İzmirli, Samsunlu
bizim çocuklar… Neden önce Türk Büyükelçiliği’ne uğramadığımı sırası gelince anlatacağım, merak etmeyin.
İnanın siz de benim yerimde olsanız, değil Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne uğramak, kapısının önünden
geçmezsiniz. Tamam, anlatacağım, az bekleyin…
Dünya görüşünüz her ne olursa olsun, inanın ki bu
okullar dünyanın dört bir köşesinde Türkiye’nin, Türk
ve Anadolu insanının gönüllü temsilcileri ve temsil vaziıllardır
Muzungu • 21
felerini de en güzel şekilde yapıyorlar. Siyasi ve idelojik
sebepler ile bu hakikate göz yumulmamalı. Türk Milleti
adına, hem Türkiye’de, hem yurtdışında kim taş üstüne
taş koyuyorsa sağ olsun var olsun.
Ne diyorduk… İranlılar bundan tam otuz beş sene
önce bu ülkede okul açmışlar. Ve bu okullar tamamen İran
devleti tarafından destekleniyor. Karşı komşumuz, hani şu
ekonomik krizler içinde boğuşan küçücük Yunanistan’ın
bile burada kırk yıllık okulları var. İngilizleri, Fransızları
ve diğer Avrupalıları hiç gündeme getirmiyorum bile…
Yunanistan’ın ve İran’ın bile var olduğu bir yerde Anadolu
insanı adına buralarda bulunan bu gençleri görmek keyif
verici. Ki tüm Afrika seyahatimiz boyunca hangi ülkeye ve
hangi şehre gidersek gidelim, bize hep yardımcı oldular.
Ne diyelim, Allah onlardan razı olsun. Zaten gördüğüm
ve anlayabildiğim kadarıyla da Allah rızasını kazanmak ve
Türk Milletini en güzel şekilde temsil etmek dışında başka bir amaçları olduğunu ben görmedim. Bana sorarsanız
ne para için ne de hiçbir şey için buralarda durulmaz. Kısa
bir tatil yapmanın haricinde hiçbir güç beni burada tutamaz. Ama bu gençler, aldıkları o üç beş kuruşa rağmen
buralarda yaşıyorlar ve insanlığa hizmet ediyorlar. Benim
gördüğüm tablo budur, gerisini bilmem…
Teneffüs vakti geldiğinde Hababam sınıfının müziği ile
bahçeye çıkan siyah çocukları görmek güzel bir duyguydu
doğrusu. Hele de biri Oflu, biri Çaykaralı, biri de Akçaabatlı üç tane genç Trabzonlu öğretmen bulup, onlarla Nairobi’de Trabzonspor muhabbeti yapmak harikaydı.
Download

Muzungu