T.C.
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
EĞİTİM YÖNETİCİLERİNİN MESLEKİ TÜKENMİŞLİKLERİ İLE
EVLİLİK DOYUMLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
Hazırlayan
Celal Kadir Çelik
Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı
Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bilim Dalı
Yüksek Lisans Tezi
Danışman
Yard. Doç. Dr. Recep Koçak
TOKAT – 2006
i
TEŞEKKÜR
Araştırmamın tüm aşamalarında görüş ve fikirlerinden yararlandığım, her
konuda yardımcı olan tez danışmanım Yrd. Doç. Dr. Salih Recep KOÇAK’a,
çalışmamın düzeltilmesi ve yönlendirilmesinde en ince ayrıntıyı bile gözden
kaçırmayan Yrd. Doç. Dr. Aysun ERGİNER’e, tezimin yazım yanlışlarını göstererek
düzeltmemi sağlayan Yrd. Doç. Dr. Şeyma Büyükkavas KURAN’a, her zaman her
konuda danışabildiğim ve yardımları sayesinde çalışmamı tamamlayabildiğim sevgili
arkadaşlarım Arş. Gör. Vildan ÇEVİK ve Arş. Gör. Uğur AKIN’a, ölçeklerin uygulanıp
toplanmasında çok büyük katkıları olan başta Ömer ÇIRPAN ve emeği geçen tüm il
milli eğitim müfettişlerine ve sevgili aileme sonsuz teşekkür ederim.
ii
ÖZET
Bir toplumun değişerek gelişmesinin arkasındaki temel güç, ihtiyaç duyulan
nitelik ve becerilere sahip insan yetiştiren dinamik eğitim kurumlarıdır. Bir eğitim
kurumu olarak okulların kaliteli ve etkili bir eğitim vererek bu beklenen toplumsal
ihtiyacı karşılayabilmesi büyük oranda okulun nasıl yönetildiğine ve yöneticilerinin
performansına bağlıdır. Bir insan olarak okul yöneticisinin işindeki performansını,
kalite ve verimliliğinin ev (aile) yaşantılarından bağımsız olması beklenemez. Bu
araştırmanın temel amacı da okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeyleri ile
evlilik doyum düzeyleri arasındaki ilişkiyi çeşitli değişkenler açısından incelemektir.
Araştırma Tokat il merkezi ve ilçelerinde 201 bay ve 5 bayan olmak üzere
toplam 206 evli okul yöneticisi ile gerçekleştirilmiştir. Betimsel tarama modelli bir
araştırma olan bu çalışma verileri, Ergin (1992) tarafından Türkçe’ye uyarlanan
“Maslak Tükenmişlik Envanteri”, Kışlak (1996) tarafından Türkçe’ye uyarlanan
“Evlilik Uyum Ölçeği” ve araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu” ile
toplanmıştır.
Araştırma bitiminde yapılan analizler sonucunda okul yöneticilerinin mesleki
tükenmişlik düzeyleri ile evlilik doyum düzeyleri arasında ters yönde güçlü bir ilişki
olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik
düzeyleri ve evlilik doyum düzeylerinin yaş, cinsiyet, branş, kıdem, okuldaki öğrenci ve
öğretmen sayısı, sağlık durumu, çocuk sayısı, evlilik türü gibi değişkenlerle ilişkilerini
inceleyen araştırma bulgularına yer verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Okul Yöneticisi, Tükenmişlik, Evlilik Doyumu
iii
ABSTRACT
The main power behind societal development and change is institutions that
educate individuals in order to have desired skills and qualities. This role of the school
as an institution largely depends on what it is managed and administered. It is not
expected that school administrators’ performance, quality, and productivity independent
of his/her home life. In this context, the main purpose of this study is to investigate the
relationship between occupational burnout and marital satisfaction. The study was
conducted with 206 married school administrators of whom 201 were men in downtown
Tokat and its’ districts. This research modeled as a survey. The data were by the
Maslach Burnout Scale Ergin (1992), Marriage Adoption Scale Kışlak (1996), and a
personal information sheet prepared by researcher. Results showed that there was a
strong negative relationship between school administrators’ occupational burnout levels
and marital satisfaction levels. Besides, the results of relationships between independent
variables (i.e., age, gender, branch, seniority, number of students and teachers in the
school, health condition, number of children, and marriage type) and school
administrators’ occupational burnout levels and marital satisfaction levels.
Key Words: School Administrator, Burn out, Marital Satisfaction
iv
İÇİNDEKİLER
Sayfa
TEŞEKKÜR ……………………………………………………………………………..i
ABSTRACT……………………………………………………………………………..ii
ÖZET …………..……………………………………………………………………….iii
İÇİNDEKİLER………………………………………………………………………….iv
TABLOLAR LİSTESİ…………………………………………………………………vii
KISALTMALAR LİSTESİ……………………………………………………………..xi
1. GİRİŞ………………………………………………………………………………….1
1.1. MESLEKİ TÜKENMİŞLİK……………………………………………………..4
1.1.1. Duygusal Tükenme…………………………………………………………5
1.1.2. Duyarsızlaşma……………………………………………………………...5
1.1.3. Kişisel Başarı……………………………………………………………….6
1.1.4. Stres………………………………………………………………………...6
1.1.5. İş Doyumu………………………………………………………………….8
1.1.6. Tükenmişliğin Belirtileri…………………………………………………...8
1.1.7. Tükenmişliğin Sonuçları……………………………………………………9
1.2. EVLİLİK DOYUMU……………………………………………………………9
1.3. PROBLEM DURUMU…………………………………………………………12
1.3.1. Araştırmanın Amacı …...…………………………………………………12
1.3.2. Araştırmanın Önemi………………………………………………………13
1.3.3. Problem Cümlesi………………………………………………………….14
1.3.4. Alt Problemler…………………………………………………………….14
v
1.3.5. Sınırlılıklar…..…………………………………………………………….14
1.3.6. Tanımlamalar……………………………………………………………...15
2. LİTERATÜR TARAMASI………………………………………………………….16
2.1. TÜKENMİŞLİK İLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR………………...16
2.2. EVLİLİK DOYUMU İLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR…………...32
3. MATERYAL VE YÖNTEM………………………………………………………...40
3.1. EVREN VE ÖRNEKLEM……………………………………………………..40
3.2. VERİ TOPLAMA ARAÇLARI………………………………………………..40
3.2.1. Kişisel Bilgi Formu……………………………………………………….40
3.2.2. Maslach Tükenmişlik Envanteri…………………………………………..41
3.2.3. Evlilik Uyumu Ölçeği……………………………………………………..43
3.2.4. Araştırma İzni……………………………………………………………. 44
3.2.5. Uygulama………………………………………………………………….44
3.3. VERİLERİN ANALİZİ………………………………………………………...45
4. BULGULAR VE YORUM………………………………………….........................46
4.1. OKUL YÖNETİCİLERİNE AİT BAĞIMSIZ DEĞİŞKENLERİN DAĞILIMI
(BETİMSEL İSTATİSTİK SONUÇLARI)……………………………………46
4.2. OKUL YÖNETİCİLERİNİN MESLEKİ TÜKENMİŞLİK VE EVLİLİK
DOYUMLARINA İLİŞKİN BETİMLEYİCİ İSTATİSTİK SONUÇLARI…..59
4.3. OKUL YÖNETİCİLERİNİN MESLEKİ TÜKENMİŞLİKLERİ İLE EVLİLİK
DOYUM DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ…………….………………...61
4.4. OKUL YÖNETİCİLERİNİN TÜKENMİŞLİK DÜZEYLERİ İLE
SOSYODEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ
İNCELEYEN ANALİZ SONUÇLARI……………...........................................63
vi
4.5. OKUL YÖNETİCİLERİNİN EVLİLİK DOYUM DÜZEYLERİ İLE
BAĞIMSIZ DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ İNCELEYEN
ANALİZ SONUÇLARI………………………………………………………...83
5. SONUÇ VE ÖNERİLER…………………………………………………………….91
5.1. SONUÇLAR……………………………………………………………………91
5.2. ÖNERİLER…………………………………………………………………….93
KAYNAKLAR…………………………………………………………………………94
EKLER………………………………………………………………………………..104
EK-1: KİŞİSEL BİLGİ FORMU…………………………………………………..105
EK-2: MASLACH TÜKENMİŞLİK ENVANTERİ………………………………107
EK-3: EVLİLİK UYUMU ÖLÇEĞİ……………………………………………....108
EK-4: ARAŞTIRMA İZNİ………………………………………………………...110
vii
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 4.1. Okul Yöneticilerinin Yaş Gruplarına Göre Dağılımı……………………….46
Tablo 4.2. Okul Yöneticilerinin Cinsiyete Göre Dağılımı……………………………..47
Tablo 4.3. Okul Yöneticilerinin Branşlara Göre Dağılımı……………………………..47
Tablo 4.4. Okul Yöneticilerinin Mezun Oldukları Eğitim Kurumlarına Göre Dağılımı.48
Tablo 4.5. Okul Yöneticilerinin Mesleki Kıdemlerine Göre Dağılımı…………………49
Tablo 4.6. Okul Yöneticilerinin Yöneticilik Kıdemlerine Göre Dağılımı……………..49
Tablo 4.7. Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Okuldaki Öğrenci Sayısına Göre
Dağılımı………………………………………………………………………………...50
Tablo 4.8. Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Okuldaki Öğretmen Sayısına Göre
Dağılımı………………………………………………………………………………...50
Tablo 4.9. Okul Yöneticilerinin Okulun Bulunduğu Yerleşim Birimine Göre
Dağılımı………………………………………………………………………………...51
Tablo 4.10. Okul Yöneticilerinin Katıldıkları Hizmet içi Eğitim Kurs veya Seminer
Sayısına Göre Dağılımı………………………………………………………………...51
Tablo 4.11. Okul Yöneticilerinin Öğretmenlik Mesleğini Üniversiteye Girişte Tercih
Sırasına Göre
Dağılımı………………………………………………………………………………...52
Tablo 4.12. Okul Yöneticilerinin, Şu Anda Meslek Seçimi Yapsalar Öğretmenlik
Mesleğini Kaçıncı Sırada Tercih Edeceklerine Göre Dağılımı….……………..............52
Tablo 4.13. Okul Yöneticilerinin Meslekten Sağladıkları Doyum Sırasına Göre
Dağılımı………………………………………………………………………………...53
Tablo 4.14. Okul Yöneticilerinin Ev ve İş Yaşantılarının Birbirlerine Etkileri………..54
Tablo 4.15. Okul Yöneticilerinin Ciddi Sağlık Sorununa Göre Dağılımı……………...56
viii
Tablo 4.16. Okul Yöneticilerinin Evlilik Şekline Göre Dağılımı………………………56
Tablo 4.17. Okul Yöneticilerinin Evlilik Yılına Göre Dağılımı………………………..57
Tablo 4.18. Okul Yöneticilerinin Evlilik Sayısına Göre Dağılımı……………………..57
Tablo 4.19. Okul Yöneticilerinin Sahip Oldukları Çocuk Sayısına Göre Dağılımı……58
Tablo 4.20. Okul Yöneticilerinin Evinde Aile Üyeleri Dışında Sürekli Kalan Bireylerin
Varlığına Göre Dağılımı ……………………………………………………………….58
Tablo 4.21. Okul Yöneticilerinin Duygusal Tükenme Düzeylerine Göre Dağılımı…...59
Tablo 4.22. Okul Yöneticilerinin Duyarsızlaşma Düzeylerine Göre Dağılımı………...59
Tablo 4.23. Okul Yöneticilerinin Kişisel Başarı Düzeylerine Göre Dağılımı…………60
Tablo 4.24. Okul Yöneticilerinin Evlilik Doyumlarına Göre Dağılımı………………..60
Tablo 4.25 Evlilik Doyumu ile Mesleki Tükenmişlik Alt Boyutları (EE, DP, PA)
Arasındaki Korelasyon…………………………………………………………………61
Tablo 4.26. Okul Yöneticilerinin Yaşlarına Göre Mesleki Tükenmişlik Düzeyleri
Arasındaki Kruskal Wallis Testi Sonuçları ……………………………………………64
Tablo 4.27. Okul Yöneticilerinin Cinsiyetlerine Göre Mesleki Tükenmişlik Düzeyleri
Arasındaki Mann Whitney U Testi Sonuçları……………………………………….....66
Tablo 4.28 Okul Yöneticilerinin Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin Branşlarına Göre
Kruskal Wallis Testi Sonuçları………………………………………............................68
Tablo 4.29. Okul Yöneticilerinin Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin Bitirdikleri En Son
Eğitim Kurumuna Göre Kruskal Wallis Testi Sonuçları……………….………………69
Tablo 4.30 Okul Yöneticilerinin Mesleki Kıdemlerine Göre Mesleki Tükenmişlik
Düzeyleri Arasındaki Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları …………………………70
Tablo 4.31. Okul Yöneticilerinin Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin Yöneticilik
Kıdemlerine Göre Kruskal Wallis Testi Sonuçları …………….………………………72
ix
Tablo 4.32 Okul Yöneticilerinin Okuldaki Öğrenci Sayılarına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları …...…………73
Tablo 4.33 Okul Yöneticilerinin Okuldaki Öğretmen Sayılarına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları ...……………74
Tablo 4.34 Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Okulun Yerleşim Birimine Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları ...……………75
Tablo 4.35 Okul Yöneticilerinin Aldıkları Seminer Veya Kurs Sayısına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları .……………..76
Tablo 4.36 Okul Yöneticilerinin Öğretmenlik Mesleğini Tercih Sıralarına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları ...……………77
Tablo 4.37 Okul Yöneticilerinin Öğretmenlik Mesleğini Şu Anki Tercih Sıralarına Göre
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Kruskal Wallis Testi Sonuçları .……….......78
Tablo 4.38 Okul Yöneticilerinin Sağladıkları Doyum Alanına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Kruskal Wallis Testi Sonuçları …………..…………80
Tablo 4.39 Okul Yöneticilerinin Ciddi Sağlık Sorunu Yaşaması Durumuna Göre
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Mann Whitney U Testi Sonuçları ….….......81
Tablo 4.40 Okul Yöneticilerinin Sahip Oldukları Çocuk Sayısına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Kruskal Wallis Testi Sonuçları ………...…………...82
Tablo 4.41 Okul Yöneticilerinin Yaşlarına Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin Kruskal
Wallis Testi Sonuçları ……………………………………………………….………...83
Tablo 4.42 Okul Yöneticilerinin Cinsiyetlerine Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin Mann
Whitney U- Testi Sonuçları ………………………………………………….………...84
Tablo 4.43 Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Yerleşim Birimine Göre Evlilik
Doyumlarına İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları…………………………...85
x
Tablo 4.44 Okul Yöneticilerinin Ciddi Sağlık Sorunu Olup Olmamasına Göre Evlilik
Doyumlarına İlişkin Mann Whitney U- Testi Sonuçları ………………………………86
Tablo 4.45 Okul Yöneticilerinin Evlenme Şekillerine Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin
Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları …………………………………………………86
Tablo 4.46 Okul Yöneticilerinin Evlilik Sürelerine Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin
Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları .………………………………………………...87
Tablo 4.47 Okul Yöneticilerinin İlk Ve İkinci Evlilikleri Olmasına Göre Evlilik
Doyumlarına İlişkin Mann Whitney U- Testi Sonuçları .……………………………...88
Tablo 4.48 Okul Yöneticilerinin Çocuk Sayılarına Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin
Kruskal Wallis Testi sonuçları…………………………………………………………89
Tablo 4.49 Okul Yöneticilerinin Evlerinde Aile Üyeleri Dışında Sürekli Kalan Kimse
Durumuna Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin Mann Whitney U- Testi Sonuçları .……89
xi
KISALTMALAR LİSTESİ
MTE: Maslach Tükenmişlik Envanteri
EE: Emotional Exhaustion (Duygusal Tükenme)
DP: Depersonalizm (Duyarsızlaşma)
PA: Personal Accoplishment (Kişisel Başarı)
EUÖ: Evlilik Uyumu Ölçeği
1
1. GİRİŞ
Psikososyal bir varlık olan insanın, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir arada
yaşama zorunluluğu, ortak değer ve davranışların oluşmasına neden olmuştur. Oluşan
bu ortak değer ve davranışların bir sonraki nesle aktarılması, eğitim sisteminin
oluşmasına neden olmuştur. Bugün artık bir toplumun gelişmişliği eğitim sisteminin
gelişmişliğiyle doğru orantılı olarak kabul edilmektedir. Bilginin en önemli güç olmaya
başladığı çağımızda, eğitimin önemi ve işlevi giderek artmaktadır. Karslı (2004: 81)’ya
göre; bireyin içinde yaşadığı çağın bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıklarıyla donanımlı
hale gelmesi toplumun eğitimsel bir görevidir. Bunun için ise toplumlar kendi
ihtiyaçlarını karşılayacak okul sistemlerini kurmaya çalışmışlardır.
Bursalıoğlu (1992: 4)’na göre, okul, eğitim sistemi içindeki alt sistemlerden en
kritik ve en etkili olanıdır. Aytaç (2000: 3)’a göre de, eğitim sisteminde asıl üretim işleri
okulda yapıldığı için sistemin kilit, stratejik ve vazgeçilmez öğesi okuldur. Okulun
bütün üst sistemleri, diğer eğitim örgütleri ve mekanizmalar okulun işlerini yerine
getirmesine yol gösterici ve destek rolünü üstlenmektedir. Bu açıdan, eğitim sisteminde
okul temel sistemdir. Okulun başarısı ise eğitim sisteminin başarısıdır (Karslı, 2004:
81).
Karslı (2004) okul yöneticisini, okulun etkili ve verimli çalışmasını sağlamakla
görevli olan kişi olarak tanımlar. Okul yöneticisi, okuldaki işgörenlerin işbirliği
içerisinde çalışmasını sağlamalıdır. Okulun başarılı bir eğitim – öğretim hizmeti
verebilmesi için okulun yeni gelişmelere uyumunu sağlamalı, öğretmenlerinin
gelişmelerini desteklemeli ve onlara eğitimsel sorunların çözümünde rehberlik
edebilmelidir.
2
Eğitim sisteminin amacına ulaşması okullar yoluyla olur. Okulların belirlenen
amaçlara ulaşabilmesi, yani Milli Eğitim Temel Kanunu’nda belirlenen “ideal insanın”
yetiştirilmesi, okullarda verilen eğitimin niteliğine bağlıdır. Okul eğitiminin nitelikli
olması okulların iyi yönetilmesi ile doğrudan ilişkili görülmektedir. Okullarda
yönetimin iyi olması ise okul yöneticilerinin, sahip olmaları gereken bir çok nitelik
yanında, ruhen ve bedenen sağlıklı olmalarını gerekli kılmaktadır. Bir insanın sağlıklı
bir yaşam sürmesi, çalıştığı işten sağladığı doyum ve çalışma ortamından aldığı huzur
ile doğrudan ilişkilidir. Aynı zamanda, insanın işten sağladığı doyumun mesleki
tükenmişlikle ters orantılı olduğu araştırma sonucunda ortaya konmuştur. Bu nedenle
okul yöneticilerinin ruh sağlığını yakından etkileyen ve üzerinde çok durulan
etkenlerden birisi de tükenmişlik düzeyleridir (Izgar, 2001: 69-70).
Evlilikten duyulan memnuniyet evlilik doyumunu ifade etmektedir. Mutlu bir
evlilik yaşayan bireylerin yaşamdan da evlilik paralelinde daha yüksek bir doyum
alması beklenmektedir. Evlilik doyumunun yaşam doyumuna olan bu etkisi, yaşamın
bir diğer önemli parçası olan iş hayatını da etkilemektedir. Evliliklerinde üst düzey
doyum yaşayamayan bireylerin, iş doyumları da bu bakış açısından hareketle yüksek
olması beklenemez. İş ve iş çevresinde duyulan memnuniyetsizlik sonrasında yaşanan
düşük iş doyumu da mesleki tükenmişliği doğurmaktadır.
Doğrudan insanlara hizmet eden, hizmetin kalitesinde insanın çok önemli
olduğu alanlarda sık görülen tükenmişlik, ekonomik zararlara, elemanların işten
ayrılmasına, hizmet kalitesinin düşmesine neden olmaktadır (Kaçmaz, 2005: 32).
Bir insanın günlük yaşam aktivitelerinin büyük kısmını kapsayan ev ile iş
yaşantılarının birbirini etkilemesi muhtemeldir. Zira iş yaşantısı insanların hayatında
çok önemli bir yer işgal etmektedir. İşinden memnun olmayan bir bireyin bu
3
memnuniyetsizliğini diğer yaşantı alanlarına yansıtmaması zor görünmektedir. Bu
nedenle insan hayatında en önemli yaşam alanları olan iş ve evlilik yaşantılarının
birbiriyle açık şekilde ilişkili olduğu düşünülmektedir. Hele stres faktörleri yüksek bir
meslek olan eğitim yöneticileri düşünüldüğünde bu ilişkinin daha da kuvvetli olması
beklenebilir.
Eğitim sistemlerinin en işlevsel parçası olması, okulu çok önemli kılmaktadır.
Yöneticinin, başarısı ve verimi pek çok etkene bağlıdır. Mesleğine verdiği değer ve
ilgisi, başarısının dolayısıyla
okulun başarısının göstergesidir. Bir yöneticinin,
mesleğinden sağladığı başarının, işinden sağladığı doyum ve mesleki tükenmişlikle
ilişkili olması muhtemeldir. Bu nedenle bir eğitim kurumunda kalite ve verimliliği
artırmanın yollarından biri de yöneticilerin iş doyumlarını artırmak, mesleki tükenmişlik
düzeylerini düşürmek olabilir.
Sosyal bir varlık olan insan duygu, düşünce ve davranışlarıyla bir bütün olarak
değerlendirilmelidir. Okul yöneticilerinin işteki başarısında veya başarısızlığında
mutlaka sosyal çevresinin etkisi büyüktür. Bunların en temeli ve en etkili olanı ailedir.
Yönetici, aile ortamındaki olaylardan tamamen sıyrılamaz. İster istemez aile içindeki
genel durumu iş ortamına yansıyacak ve okuldaki görevini etkileyecektir. Bu nedenle;
yöneticinin mesleğindeki doyum, aile ortamındaki olumlu olumsuz yaşantılardan
etkilenecektir. Eğitim yöneticisinin verimli olması için aile ortamının huzurlu,
dolayısıyla evlilik doyumunun yüksek olması beklenmektedir. Bu araştırmada, evlilik
doyumu yüksek olan okul yöneticilerinin, mesleki tükenmişlik düzeylerinin düşük
olacağı görüşüne dayanılmaktadır.
Bu çalışmada en önemli amaç, okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlikleri ile
evlilik doyumları arasında ilişki olup olmadığının araştırılmasıdır. Türkçe ve İngilizce
4
literatür taramasında bu ilişkiyi inceleyen araştırmalara rastlanamamıştır. Bu nedenle
mesleki tükenmişlik ve evlilik doyumunun bir arada araştırılması ile bu çalışmanın bir
ilk olacağı ve literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
1.1. MESLEKİ TÜKENMİŞLİK
Freudenberger (1974: 159) tükenmişliği “başarısızlık, yıpranma, enerji ve iş
kaybı veya insanın iç kaynakları üzerinde, karşılanamayan istekler sonucunda, ortaya
çıkan bir tükenme durumu” olarak tanımlamıştır.
Maslach ve Jackson (1981: 98) tükenmişliği; insanda ortaya çıkan fiziksel
bitkinlik, uzun süren yorgunluk, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları, yaptığı işe, hayata
ve diğer insanlara karşı gösterdiği olumsuz tutumları kapsayan fiziksel ve zihinsel
boyutlu bir sendrom olarak tanımlamışlardır.
Cherniss (1988) tükenmişliği, insanın aşırı stres ya da doyumsuzluğa yaptığı
işten soğuma biçiminde gösterdiği bir tepki olarak tanımlar ve aşırı bağlılığın sonucu
ortaya çıkan bir rahatsızlık olarak görür.
Shirom (1989) tükenmişliği, bireysel düzeyde olumsuz duygusal bir yaşantıyı
kapsayan, kronik ve sürekli yaşanan bir duygu olarak kabul etmektedir.
Cardinell (1981) tükenmişliği daha geniş biçimde ifade ederek; insanın
hayatında ortaya çıkan ciddi bir rahatsızlık belirtisi, orta yaş krizi olarak tanımlamıştır.
Günümüzde kabul gören en yaygın tükenmişlik tanımı Maslach ve arkadaşları
tarafından yapılan ve tükenmişliği üç boyutlu bir kavram olarak algılayan tanımdır.
Tükenmişlik; işi gereği sürekli olarak diğer insanlarla
yüz yüze çalışan kişilerde
sıklıkla ortaya çıkan üç boyutlu bir sendrom olarak kabul edilmektedir. Bu üç boyut;
duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı olarak adlandırılmaktadır (Izgar,
2001: 2).
5
1.1.1. Duygusal Tükenme
Çalışanların
kendilerini
yorgun
ve
duygusal
yönden
aşırı
yıpranmış
hissetmelerini; kişinin işinde aşırı yüklenmiş olma duygularını tanımlar (Özer, 1998:
15). Enerji eksikliği ve bireyin duygusal kaynaklarının bittiği hissine kapılması
biçiminde ortaya çıkar. Bu duygusal yorgunluğu yaşayan kişi, hizmet verdiği kişilere
geçmişte olduğu kadar verici ve sorumlu davranmadığını düşünür. Gerginlik ve
engellenmişlik duygularıyla yüklü olan birey için ertesi gün yeniden işe gitme
zorunluluğu büyük bir endişe kaynağıdır (Torun, 1995). Bu duruma yakalananlar
kendilerini, yeni bir güne başlayabilmek için gerekli enerjiden yoksun hissederler.
Duygusal kaynakları tamamen tükenmiştir. Tekrar doldurmak için yeni kaynak
bulamazlar (Örmen, 1993: 2).
1.1.2. Duyarsızlaşma
İşi gereği karşılaştığı diğer insanlara ve işine karşı geliştirilen soğuk, ilgisiz,
katı, hatta insani olmayan tutum tükenmişlik sendromunun ikinci ayağı olan
duyarsızlaşmayı oluşturur. Dozu gittikçe artan bu negatif reaksiyon çeşitli şekillerde
ortaya çıkar. Kişi karşısındakine aşağılayıcı ve kaba davranır; onların rica ve taleplerini
göz ardı eder (Cordes ve Doughery, 1993). Çalışanların hizmet verdikleri kişilere birer
insan yerine nesne gibi davranmaları ile kendisini gösterir. Bu durumdaki işgörenler,
etkileşimde bulundukları kişilere ve çalıştıkları örgüte karşı mesafeli, umursamaz ve
alaycı bir tavır takınırlar. Küçültücü bir dil kullanma, insanları kategorize etme, katı
kurallara göre iş yapma ve başkalarından sürekli kötülük geleceğini sanma,
duyarsızlaşmanın diğer belirtilerindendir (Torun, 1995: 7). Kişi gerekli yardım ve
servisi sağlamada başarısız olur. Diğer insanların hayatından çıkıp kendisini yalnız
6
bırakmasını içten arzu eder (Örmen, 1993: 2). Bu durumdaki kişi ve diğer insanlara
karşı saygısız ve küçük düşürücü davranabilir.
1.1.3. Kişisel Başarı
Kişisel başarı, kişinin işindeki yeterlik ve başarı duygularını tanımlar. Kişisel
başarısızlık ise, kişinin işinde yetersiz ve başarısız olarak değerlendirmesini ifade eder.
Bu aşamada birey kişisel başarısızlık duyguları ile doludur.
Başkaları hakkında geliştirdiği olumsuz düşünce tarzı, kişinin kendisi hakkında
negatif düşünmesine yol açar. Kişi bu düşünce ve yanlış davranışları ile kendisini suçlu
hisseder. Kendisini kimsenin sevmediğine dair duygu geliştirir. Kendisi hakkında
başarısız hükmünü verir. İşte bu noktada tükenmişliğin üçüncü aşaması olan düşük
kişisel başarı hissi ortaya çıkar (Örmen, 1993: 3).
Bireylerin kendileri ile ilgili değerlendirmelerinin olumsuz bir nitelik
kazanmasının sonucu olarak işinde ve işi gereği karşılaştığı kişilerle ilişkilerinde
başarısızlık ve yeterlik duygularında azalma görülür. İşinde ilerleme kaydedemediğini,
hatta gerilediğini düşünen bu kişiler kendilerini suçlu hisseder (Cordes ve Dougherty,
1993; Torun, 1995).
Tükenmişlik denildiğinde stres ve iş doyumu akla gelmektedir. Bu nedenle
tükenmişlikle yakından ilgili bu iki önemli kavramın açıklanması doğru olacaktır.
1.1.4. Stres
Lewis (1993)’e göre stres; bireyin uyum sınırlarını aşmaya zorlamasına neden
olan iç ve dış etkenlerdir.
Genelde
stres
kavramı
bazı
şeylerden
memnuniyetsizliği
ifadede
kullanılmaktadır. Memnuniyetsizlik çevresel ve duygusal olmak üzere iki faktörle
7
ilgilidir. Sabuncuoğlu ve Tüz (1996: 142)’e göre stres; bir eyleme, duruma ya da
kişinin üzerindeki fiziksel veya psikolojik zorlamaya karşı bir tepkinin sonucudur.
Strese Neden Olan Faktörler
1. Fiziksel etkenler: Dahili ve harici olabilir.
2. Psikolojik etkenler: Zaman baskıları, mükemmeliyetçilik, sabit fikirlilik, batıl
inançlar, hatalı düşünme, duyguları bastırma vb.
3. Toplumsal etkenler: Kişiler arası problemler, yetersiz para, zaman ve
kaynaklar, devamlı yapılan işler.
4. Ruhsal etkenler: Değerlerin kaybı, güçlü bir ilişkinin olmaması ya da ilişkinin
yok olmasını içerir.
5. İşle ilgili etkenler: İşle ilgili stres etkenleri, ücret, denetleyicilerle yaşanan
problemler, iş arkadaşları ile yaşanan problemleri vb. içerir.
6. Durumsal etkenler: İş yerinde molanın az olması, toplumsal ve profesyonel
destek sistemlerinin olmaması, meslektaşları ile kişisel duyguları paylaşamama,
yardıma ihtiyacı olan insanlarla çalışabilmek için yeterli eğitimin olmaması, verilen
hizmet bozulduğunda kurumdan çok insanları suçlama eğilimi, çözümsüz problemleri
vb. içerir.
McCranie (1988) stresin, her zaman mutlak sakınılacak
veya zarar verici
olmayacağını, bazen başarının dinamizm kaynağı da olabileceğini ifade etmiştir. Ancak
aşırı stresin zararı faydasından çok olabilir. Sürekli stres; normal stres, anormal stres,
tükenme, bozulma gibi aşamaları içerir. Sürekli stres üçüncü aşamada tükenmişliğe yol
açar. Araştırmacılara göre tükenmişlik, aşırı stresin sonucudur. Tükenmişlikten sonra
gelen aşama bozulma, yok olmadır.
8
1.1.5. İş Doyumu
Güler (1990), iş doyumunu, kişinin işle ilgili değerlerinin işte karşılandığını
algılaması ve bu değerin bireyin ihtiyaçları ile uyumlu olması olarak tanımlamakta,
diğer bir deyişle işgörenin işini ya da iş hayatını değerlendirmesi sonucu duyduğu haz
ya da ulaştığı duygusal doyumdur.
İncir (1993)’e göre; çalışma şartlarının ve çevresinin düzenlenmesi, çalışanların
psikolojik, ekonomik ve toplumsal ihtiyaçlarının karşılanması ve çalışma hayatından
kaynaklanan sorunların en aza indirilmesiyle çalışma hayatının kalitesi artırılabilir.
1.1.6. Tükenmişliğin Belirtileri
Çam (1992: 10) tükenmişliğin belirtileri ile ilgili çalışmalara ve literatüre
dayanarak, tükenmişliğin belirtilerini fiziksel, davranışsal ve psikolojik belirtiler olarak
sınıflamıştır.
Fiziksel belirtiler; yorgunluk ve bitkinlik hissi, sık sık baş ağrısı, uykusuzluk,
solunum güçlüğü, uyuşukluk, kilo kaybı, genel ağrı ve sızılar, yüksek kolesterol,
koroner kalp rahatsızlığı oranının artışı, çok sık görülen soğuk algınlığı ve griplerdir.
Davranışsal belirtiler; çabuk öfkelenme, işe gitmek istememe hatta nefret etme,
pek çok konuda şüphe ve endişe duyma, takdir edilmediğini düşünerek alınganlık, işten
doyumsuzluk, işe geç gelme, ilaç, alkol ve tütün benzeri zararlı maddeleri alma eğilimi
ya da artırma, özsaygı ve özgüvende azalma; evlilik, aile ve arkadaşlardan uzaklaşma,
içine kapanma, teslimiyet, güncellik, suçluluk, içerlemişlik, heves kırılması, çaresizlik,
kolay ağlama, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, hareketsizlik, yansıtma, kendi
kendine zihinsel uğraşlar, örgütlemede yetersizlik, rol çatışması, görev ve kurallarla
ilgili karışıklık, kuruma yönelik ilginin kaybı, bazı konuları erteleme veya kararsız
9
kalma, başarısızlık hissi, çalışmaya yönelmede direniş, arkadaşlarla iş konusunda
tartışmaktan kaçınma, alaycı ve suçlayıcı olma.
Psikolojik belirtileri; aile sorunları, uyku düzensizliği, depresyon ve psikolojik
hastalıklardır (Sabuncuoğlu, 1996: 151).
Aile sorunlarında, belli olmayan nedenlerle evde bulunmama, eşini ve
çocuklarını umursamama, cinsel fonksiyonlarda anormallikler, aile bireyleri tarafından
dışlanmışlık hissi yaşama şekillerinde görülmektedir.
1.1.7. Tükenmişliğin Sonuçları
Tükenmiş birey işi umursamama, işi bırakma eğilimi ve niyetinde artış, hizmetin
niteliğinde azalma, izinsiz gelmeme, izin sonunda rapor vb yollarla izni uzatma, insan
ilişkilerinde bozulma ve uyumsuzluk, eş ve aile bireylerinden uzaklaşma, düşük iş
performansı, iş doyumsuzluğu, sebepsiz hastalanma, işte yaralanma ve iş kazalarında
artma gibi olumsuz sonuçlar görülmektedir (Çam, 1992 :48).
Tükenmişliğe maruz kalan kişilerde yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık, baş
ağrıları, sindirim güçlükleri ve depresyon, kaygı, çaresizlik, özsaygının azalması,
alınganlık gibi fiziksel ve duygusal sorunlar sıklıkla görülmektedir (Torun, 1995: 26).
Tükenmişlik sendromu yaşayan insanlar içki, sigara, uyuşturucu, sakinleştirici
gibi zararlı maddelere yönelmekte veya artırmaktadır. Örgüt ortamında da işe
devamsızlık, işten ayrılma, performans düşmesi gibi zararlı sonuçlar oluşmaktadır
(Izgar, 2001: 21).
1.2. EVLİLİK DOYUMU
Evlilik ilişkileri ve eşlerin birbirlerine ilişkin algılarına (evlilikten beklentileri,
evlilikten sağladıkları yarar ve doyum) yönelik çalışmaların önemi öncelikle evlilik
aracılığıyla oluşan aile kurumunun öneminden ileri gelmektedir. Evlilik yolu ile kurulan
10
ailenin, toplumların temel taşı olarak görülmesi, sağlıklı ve doyumlu evlilik ilişkilerini
betimlemeye yönelik çalışma ve araştırmalara önem verilmesine yol açmıştır. Aile
kurumunu evlilik yoluyla kuran tek canlı insandır (Kephart, 1966). Doğada
(hayvanlarda) evlilik yoktur. Evlilik sadece insana özgü kültürel bir yapı olarak
karşımıza çıkmaktadır. Burges ve Lock, “hayvanlar çiftleşir ama insanlar evlenir”
şeklinde ifade etmişlerdir (Aktaran: Kışlak, 1996). Bu nedenle, insan yaşamında
neredeyse birbirleriyle özdeşleştirilen aile ile evlilik kurumlarının işlevlerine değinmek
gerekmektedir.
Ailenin işlevleri doğada ve insanda farklıdır. Ailenin doğadaki işlevi, üremek
için cinsel birleşmeyi sağlamak ve cinsel birleşme sonucu doğan yavruların
korunmasını gerçekleştirmektir. İnsanlarda ailenin işlevi doğadakinden farklıdır. Bu
anlamda, Yörükoğlu (1989) aileyi şöyle tanımlar: “Her şeyden önce aile, eşlerin
duygusal ve cinsel gereksinimlerini karşılayan; ortak amaç, çıkar, inanç ve kuralları
olan, çocukların bakılıp, eğitildiği yasal bir birliktir. Ailenin sürekliliğini evlilik kurumu
sağlar”. Tanıma göre ailenin ve onun ön koşulu olan evliliğin, insan neslinin
sürdürülmesi, çocukların bakılıp yetiştirilmesi, duygusal ve cinsel ihtiyaçların
karşılanması gibi işlevleri vardır.
Evliliğin ailenin kurulması ve sürdürülmesi dışındaki işlevlerini açıklayabilmek
için ‘neden evlilik?’ sorusuna başka yanıtlar da getirilmiştir. Kephart (1966), bu
sorunun cevabını, cinsel gereksinimlerin karşılanmasının ve neslin devamının yanı sıra,
dört maddeye daha dayandırmıştır. Bunlar: 1- Aşk (aşk, evliliğe giden yolda önemli bir
nedendir). 2- Eşlik etme, bir başka deyişle arkadaşlık (aşk, evlilik sürecinde zamanla
yok olma eğilimindedir ve yerini eşlik etmeye, arkadaşlık etmeye bırakabilmektedir). 3Ekonomik nedenler (evlilik yolu ile ekonomik güvence sağlanmaktadır). 4- Toplumun
11
beklentileridir (evlenmemek, evde kalmış olmak gibi onur kırıcı nitelemelere yol
açabilmektedir. Ayrıca yemek, davet vb sosyal ortamlara tek başına katılmak zaman
içerisinde sosyal yalnızlığa yol açabilmektedir). Kephart (1966)’ın evlenme nedenlerine
ilişkin bu yorumu, evliliğin çeşitli sosyal işlevlerini ve öğrenilmiş kültürel bir yapı
olduğunu ortaya koymaktadır. Cüceloğlu (1991) da, “Sosyal bir varlık olan insan, ancak
başkalarıyla kurduğu ilişkilerle yaşantısını sürdürebilmektedir. İlk olarak ana babasıyla
ilişki kuran insan yavrusu zamanla büyüyerek akrabalarıyla ve karşı cinsle yakın
ilişkiler kurmaya başlar. Başkalarıyla kurulan bu yakın ilişkiler insan hayatında önemli
doyum kaynaklarındandır. Evlilik ilişkisi de insan hayatında önemli rol oynayan bu
yakın ilişkilerdendir” ifadesiyle evliliğin insan için önemli bir doyum kaynağı olduğu
yönündeki işlevini vurgulamaktadır. Brehm ve Kassin ise doyum düzeyi yüksek bir
evliliğin yürütülmesinde, iki yetişkin bireyin duygusal bağlılık içerisinde, birbirlerinin
psikolojik gereksinimlerini karşılayıp, birbirlerine güven ve destek sağlamalarının
önemine işaret etmektedir (Aktaran: Kışlak, 1996).
Hawkins (1968), doyumlu bir evliliği, çiftlerin evlilik yaşantısında kendilerini
mutlu olarak hissetmeleri olarak tanımlar. Tezer (1986) evlilik doyumunu, bireyin
evlilik ilişkisindeki gereksinimlerini karşılama derecesine ilişkin algısı olarak tanımlar.
Rusell (1983) ise evlilik doyumunu, eşlerin eşitlik duygusuna sahip olması, düşünsel ve
bedensel yakınlık geliştirmesi koşuluyla gerçekleşebilen bir ilişki olarak niteler. Evlilik
doyumu, evliliğe ilişkin memnuniyettir. Evlilik doyumu, evlilikte mutluluğun artması
ve çatışmanın azalmasıyla gelmektedir (Buunk ve Vanyperen, 1991; Suitor, 1991) ve
evlilik ilişkisindeki doyuma ulaştırıcı sıcak ve samimi alanlardan, gerilim yaratan soğuk
alanlara uzanan yelpazeyi içermektedir. Evlilik doyumu genelde evlilik mutluluğu ile
birlikte cinsel doyum, olumlu iletişim ve eğer yeniden evlenilecek olunsa yine aynı
12
kişiyle evlenme isteği gibi farklı evlilik doyumu ölçütleriyle belirlenmektedir ( Collins
ve Coltrane, 1991).
1.3. PROBLEM DURUMU
Günümüz bilgi çağında toplumların gelişmişliklerini, eğitim düzeylerinin
gelişmişlikleri belirlemektedir. Çağımız, bilgi çağı olarak anılmaktadır. Çağın bilgi,
beceri, tutum ve alışkanlıklarının kazanılması için toplumlar okul sistemlerini
kurmuşlardır. Aytaç (2003)’da okulu, eğitim sisteminde asıl üretim işlerinin yapıldığı
yer olarak tanımlamaktadır.
Okul bu denli önemli olması nedeniyle yönetimi bakımından da büyük önem
taşımaktadır. Okulun temel öğelerinden biri olan yöneticiye büyük görev düşmektedir.
Yöneticinin, görevini verimli bir şekilde yürütebilmesi için gerekli olan niteliklere sahip
olması gerekmektedir. Sosyal bir varlık olması nedeniyle, ruhen de sağlıklı olması
yöneticinin verimini büyük ölçüde etkileyecektir. Bu açıdan bakıldığında, yöneticinin
hem iş hem de aile ortamının incelenmesi gerekmektedir. Yönetici özellikle yakın
çevresindeki yaşantılarından tamamen sıyrılamaz. Onun, ev yaşantısının işine, iş
yaşantısının da ev yaşantısına yansıyacağı düşünülmektedir. Çalışmada, bu açılardan
bakılmaktadır.
1.3.1. Araştırmanın Amacı
Okul yöneticilerinin değerlendirilmesine bakılırken iş ortamı yanında aile
ortamının da göz önünde bulundurulması gerektiği düşünülmektedir. Çünkü; okul
yöneticilerinin
ev
ortamındaki
yaşantılarının
ruhsal
etkileri,
iş
ortamlarına
yansımaktadır. Aynı şekilde, iş ortamındaki yaşantıları da ev ortamına yansımakta yani
ruhsal
etkilerden
tamamen
sıyrılamamaktadır.
Bu
nedenle
çalışmada,
okul
yöneticilerinin mesleki tükenmişlikleri ve evlilik doyumları arasındaki ilişki ve bunları
13
etkileyebilecek yaş, cinsiyet, mesleki kıdem, öğrenci ve öğretmen sayısı, evlilik yılı,
çocuk sayısı gibi bağımsız değişkenler araştırılmaya çalışılacaktır.
1.3.2. Araştırmanın Önemi
Eğitim sisteminde okulun önemi bilinmesine rağmen, okulun başındaki bireyler
olan okul yöneticilerinin ev ve aile ortamları yeterince ele alınmamıştır. İnsan
psikososyal bir varlıktır. Bu nedenle, okul yöneticilerinin duygusal ve ruhsal
durumlarının bir kıyafet gibi istendiğinde bırakılıp, istendiğinde alınan bir eşya
olmadığı göz önüne alınmalıdır. Hiçbir bireyin, ruhsal durumundan istediği zaman
sıyrılamayacağı yadsınamaz bir gerçektir. Okul yöneticilerinin de ruhsal durumu
davranışlarını etkileyecek veya davranışlarına yansıyacaktır. Ev ortamındaki olumlu
veya olumsuz yaşantılarının ruhsal etkilerinin az veya çok iş yaşantısını etkileyeceği,
aynı şekilde iş yaşantılarındaki olumlu veya olumsuz yaşantılarının da ev yaşantısına
yansıyacağı reddedilemez. Tüm bu etkiler göz önüne alındığında; okul yöneticilerinin
verimliliğinin ev yaşantılarından; yani evlilik durumlarından etkilendiği görüşünü
ortaya
çıkarmaktadır.
Literatüre
bakıldığında,
okul
yöneticilerinin
mesleki
tükenmişlikleri ile evlilik doyumlarının ilişkisini inceleyen herhangi bir çalışmaya
rastlanmamıştır. Çalışmada, iş yaşamını etkileyeceği düşünülen ev ortamı ve ev
yaşamını etkileyeceği düşünülen iş ortamı ele alınarak aralarındaki ilişkiye bakılmıştır.
Yanı sıra evlilikten sağladıkları doyumu ve mesleklerinde tükenmelerini etkileyeceği
düşünülen
sosyodemografik
değişkenler
açısından
incelenmeye
çalışılmıştır.
Çalışmanın, bu konuda bir ilk olarak literatüre büyük katkı sağlayacağı, aynı zamanda
bireylerin değerlendirilmesinde aile ortamının önemini vurgulayacağı düşünülmektedir.
14
1.3.3. Problem Cümlesi
Bu çalışmada; okul yöneticilerinin evlilik doyumları ve mesleki tükenmişlik
düzeylerinin durumu, aralarındaki ilişki ve bazı değişkenlerin evlilik doyumu ve
mesleki tükenmişliklerini ne düzeyde etkilediği sorularına yanıt aranacaktır.
1.3.4. Alt Problemler
1. Okul yöneticilerinin, bağımsız değişkenlere göre dağılımı nasıldır?
2. Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlikleri ne düzeydedir?
3. Okul yöneticilerinin evlilik doyumları ne düzeydedir?
4. Okul yöneticilerinin, mesleki tükenmişlik düzeyleri ile evlilik doyum
düzeyleri arasındaki ilişki ne düzeydedir?
5. Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlikleri, bağımsız değişkenlere (yaş,
cinsiyet, branş, bitirdikleri en son eğitim kurumu, mesleki kıdem, yöneticilik kıdemi,
çalıştıkları okullardaki öğrenci ve öğretmen sayısı, çalıştıkları yerleşim birimi, evlilik
yılı, katıldıkları seminer veya kurs sayısı, öğretmenlik mesleğini tercih sırası,
öğretmenlik mesleğini şu anki tercih sırası, yöneticilikten en fazla doyum sağladıkları
alan, ciddi sağlık sorunu durumu, çocuk sayısı) göre farklılık göstermekte midir?
6. Okul yöneticilerinin evlilik doyumları bağımsız değişkenlere (yaş, cinsiyet,
çalıştıkları yerleşim birimi, ciddi sağlık sorunu durumu, evlenme şekli, evlilik süresi,
evlilik sayısı, çocuk sayısı ve evlerinde aile üyeleri dışında kalan kimse durumu) göre
farklılık göstermekte midir?
1.3.5. Sınırlılıklar
1. Araştırma kapsamında okul yöneticilerinin mesleki tükenmişliklerini ve
evlilik doyumlarının ölçülmesinde kullanılan mesleki tükenmişlik ve evlilik uyumu
ölçeklerinin ölçebildikleri ile sınırlıdır.
15
2. Bu araştırma, 2005-2006 eğitim öğretim yılı Tokat ili, ilçeleri, kasaba ve
köylerindeki ilköğretim okullarında görev yapan evli yöneticilerle sınırlıdır.
3. Araştırmada katılımcıların gerçek görüş, düşünce ve algılarını samimi olarak
ifade ettikleri kabul edilmektedir.
1.3.6. Tanımlamalar
Okul Yöneticisi: Okulun etkili ve verimli çalışmasını sağlamakla görevli olan
kişidir (Karslı, 2004: 86). Bu araştırmada okul yöneticisi olarak bir okuldaki müdür ve
müdür yardımcıları kastedilmektedir.
Mesleki Tükenmişlik: Fiziksel tükenme, kronik yorgunluk, çaresizlik ve
ümitsizlik duyguları, olumsuz benlik kavramının gelişmesi ile iş, yaşam ve diğer
insanlara yönelik olumsuz tutumlarda belirginleşen fiziksel, duygusal ve zihinsel
tükenme sendromudur (Maslach ve Jackson,1981: 99; Aktaran: Dursun, 2000: 7).
Evlilik Doyumu: Bireyin, evlilik ilişkisindeki gereksinimlerini karşılama
derecesine ilişkin algısıdır (Tezer, 1986).
16
2. LİTERATÜR TARAMASI
2.1. TÜKENMİŞLİK İLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR
Tükenmişlik alanında çok fazla araştırma bulunmaktadır. Bu nedenle, daha çok
tükenmişlikle ilgili eğitim alanında yapılan araştırmalardan öğretmen ve daha yoğun
olarak yöneticiler üzerinde yapılan araştırmalara yer verilmiştir.
Ellis (1983), Dallas’ta resmi okullarda görev yapan yöneticilerle yaptığı
çalışmada, yöneticilerin tükenmişlik düzeylerini hem sıklık hem de yoğunluk açısından
incelemiştir. Yöneticiler; sorumluluk düzeyleri, okul ya da bölgenin konumu, personel,
yaş, cinsiyet, çalışma süresi, yönetici olarak çalışma süresi ve çalıştığı veya denetlediği
personel sayısı gibi değişkenler açısından incelenmiştir. Bulgularda tükenmişliğin
önemli bir sorun olmadığı ortaya konmuştur. Kadın yöneticiler, erkek yöneticilerden
duygusal tükenme alt ölçeğinden yüksek puan, kişisel başarı alt ölçeğinden ise daha
düşük puan almışlardır. Yaş ilerledikçe duygusal tükenme yüksek bulunmuştur.
Kremer ve Hofmann (1985), çalışmalarında öğretmenlerin tükenmişlik düzeyleri
ile mesleki kişilikleri arasında önemli ölçüde olumsuz ilişki olduğunu ortaya
koymuşlardır. Fakat kişiliğin tükenmişliği nasıl etkilediği yeterince açık değildir
(Kyriacou, 1992).
Sarros ve Sarros (1987), ilk ve ortaokul öğretmenleri ile okul müdür ve
yardımcısı üzerinde, yönetici grupları ile öğretmen gruplarının tükenmişlik düzeyleri
arasında fark olup olmadığını araştırmıştır. Araştırmada Maslach Tükenmişlik Envanteri
kullanılmıştır. Araştırmada; öğretmenlerin kişisel başarı alt boyutunda diğerlerinden
oldukça yüksek tükenmişlik yaşadıkları görülmüştür. Duygusal tükenme alt boyutunda
da öğretmenlerin yöneticilerden daha fazla tükenmişlik yaşadıkları bulunmuştur.
Duyarsızlaşma alt boyutunda ise anlamlı bir fark bulunmamıştır. Öğretmenler arasında
17
tükenmişliği yordayan değişkenler, duygusal tükenme alt ölçeği için; iş yükü ile doyum,
statü ve fark edilme ile doyum, duyarsızlaşma alt ölçeği için; işin zorlayıcılığı, statü ve
fark edilme ile doyum, kişisel başarı alt ölçeği için; statü ve fark edilme ile doyum, işin
zorlayıcılığı, ilerleme ile doyum, güvence ve katılımla doyum, ücret ve tazminatlar ile
doyum en önemli yordayıcılar olarak belirlenmiştir.
Hughes ve diğerleri (1987), araştırmalarında kendine güveni daha yüksek, dışa
dönük ve duyarlı kişiliğe sahip öğretmenlerin tükenmişliğe karşı daha dayanıklı
olduklarını, baskı altında çalışırlarken kişisel başarma duygularını koruyabildiklerini,
buna karşılık duygusal tiplerin yüksek düzeyde tükenmişliğe müsait olduklarını
bulmuşlardır.
Sarros (1988), yaptığı araştırmada okul müdürlerinde tükenmişliğin, duygusal
tükenme ve duyarsızlaşma boyutlarında ortalama düzeyin altında, kişisel başarı
boyutunda ise orta düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Tükenmişliğe neden olan iş
şartlarını; iş stresi, fazla iş yükü, statü kaybı, yetersiz insan ilişkileri olarak belirlemiştir.
Çam (1991), hemşirelerde tükenmişliği araştırmış ve sonuç olarak; a)
Hemşirelerin yaşları ve hizmet süreleri ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt ölçek
puanları arasında ters yönlü, kişisel başarı alt ölçek puanları arasında doğru yönlü bir
ilişki bulmuştur. b) Medeni durumları ile MTE (Maslach Tükenmişlik Envanteri) alt
ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. c) Çocuk durumları ile sadece
duygusal tükenme arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. d) Eğitim durumu, çalıştıkları
bölüm ve üstlendikleri görevle arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. e) Çalıştıkları
hastane ile tüm alt ölçekler arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. f) Çalışma
şekillerinde; sürekli gündüz çalışanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puan
ortalaması, sürekli gündüz çalışıp gece devam eden ve nöbet tutarak çalışanların puan
18
ortalamalarından daha düşüktür. Kişisel başarı puan ortalaması çalışma şekli
yoğunlaştıkça azalmaktadır. g) Çalışma süreleri ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma
arasında anlamlı ilişki bulunurken, kişisel başarı puanları arasında anlamlı ilişki
bulunmamıştır. h) Üstlerinden destek görme durumunda, duygusal tükenme ve
duyarsızlaşma puanları yüksek düzeyde anlamlı, kişisel başarı puanları ise anlamlı
bulunmamıştır. ı) Hastalardan destek görme durumunun, tüm alt ölçeklerle anlamlı
ilişkili olduğu saptanmıştır. j) Meslektaşlarından destek görme durumu ile anlamlı bir
ilişki bulunmamıştır. k) Çalışma ortamlarından memnuniyet durumu ile tüm alt ölçek
puanları ile yüksek düzeyde anlamlı olduğu saptanmıştır. l) Mesleklerinden
memnuniyet ile de tüm alt ölçek puanları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.
Hipps ve Malpin (1991), Alabama Halk Okulu öğretmen ve müdürleri üzerinde
tükenmişliği araştırmıştır. Ruhsal çöküntü ve tükenmişlik ile iş stresi arasında güçlü
pozitif bir ilişki, kişisel başarı ile iş stresi arasında güçlü negatif bir ilişki olduğunu
göstermektedir. Araştırmada, dış denetim organları tarafından denetlenen yöneticiler, iç
denetim organları tarafından denetlenen yöneticilere göre daha fazla tükenmişlik
yaşamaktadırlar. Medeni durum, yaş ve cinsiyet değişkenleri ile tükenmişlik arasında
anlamlı ilişki bulunmamıştır.
Daly (1992), resmi okul yöneticilerinin tükenmişlik düzeylerini görev yapılan
okulun türü ve öğrenci sayısı açısından karşılaştırmıştır. Yöneticilerin tükenmişlik
belirtilerini olumsuz benlik kavramı, düşmanlık duygusuna kapılma, yabancılaşma, geri
çekilme, içine kapanma başlıkları altında incelemiştir. Sonuçlar, okulun türü ya da
büyüklüğünün tükenmişlik düzeyi üzerinde anlamlı farklılığa yol açmadığını
göstermiştir. Daha önceki araştırmalara göre tükenmişlik puanları yüksek bulunmuş,
tükenmişliğin yöneticilerde arttığı görülmüştür.Yöneticilerde görülen başarısızlık
19
hissetme, suçluluk, kuşkulanma, tahammülsüzlük ve hayal kırıklığı gibi belirtiler
yüksek derecede tükenmişlik belirtileridir. Bu duyguları yüksek düzeyde yaşamalarının
nedeni ise son yıllarda eğitim kurumlarındaki olumsuz baskılara, okul merkezli
yönetimin yöneticiye getirdiği ek sorumluluklara ve otoritenin azalmasına bağlanmıştır.
Örmen (1993)’in, “Tükenmişlik Duygusu ve Yöneticiler Üzerinde Bir
Uygulama” adlı araştırmasında vardığı sonuçlara göre; a) Kişisel seviyede bazı kişilik
ve özgeçmiş özelliklerinin tükenmişliğe katkıda bulunduğu ortaya çıkmıştır. Kişinin
genç, tecrübesiz, kendine güveninin yetersiz, aile bağlarının zayıf, amaçlarının belirsiz
olduğu durumlarda tükenmişlik ihtimalinin yüksek olduğu görülmüştür. Hastalık,
kronik yorgunluk, depresyon, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar, zararlı alışkanlıklar
tükenmişliğin kişisel sonuçlarından bazılarıdır. b) Örgütsel tükenmişlik kaynakları
oldukça önem kazanmaktadır. Aşırı iş yükü, katı kurallar, kötü yönetim, yetki
yetersizliği, meslektaşlar ve yöneticilerle çatışmalar çalışanların en çok şikayetçi
oldukları ve tükenmişliği tüm alt boyutlarına zemin hazırlayan unsurlardır. c)
Araştırmada, yöneticilerin tükenmişlik puanları çok yüksek değildir. En önemli sorun
duygusal tükenme olarak görülmüştür. d) Cinsiyet, yaş, medeni, durum gibi kişisel
tükenmişlik ortalamalarının yurt dışında yapılan araştırmalardakilerle paralel olduğu
görülmüştür. Örgütsel tükenmişlik kaynakları açısından en önemli etkenin yöneticinin
konumu olduğu ortaya çıkmıştır. İlk yöneticilik basamaklarındaki yüksek tükenmişlik
puanlarının, üst düzey yöneticilerde bariz bir şekilde düştüğü ortaya çıkmıştır.
e) Tükenmişlikle mücadelede en etkili yöntem, kişiden kişiye değişmektedir.
Corkey (1994), öğretmenlerin öğrencilerde görülen bazı davranış bozukluklarına
karşı gösterdikleri hoşgörü ile tükenmişlik arasındaki ilişkiyi yaş, mesleki deneyim,
eğitim düzeyi, öğretim yaptıkları düzey, mevcut pozisyonda çalışma süreleri gibi bazı
20
demografik değişkenlere göre incelemiştir. Araştırmada Maslach Tükenmişlik
Envanteri ve Problem Davranış Kontrol Listesi kullanılmıştır. Sonuçlar öğretmenlerin
yaşı, eğitim düzeyi, öğretim yaptıkları okulun düzeyi, deneyimleri ve mevcut
pozisyonda çalışma sürelerinin tükenmişlikleri ile anlamlı bir ilişki göstermediklerini
ortaya koymuştur. Ancak okulun sosyoekonomik durumu ile öğretmenlerin gösterdiği
hoşgörü düzeyi ve öğretmenlerin ırkları ile hem tolerans düzeyleri hem de tükenmişlik
düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Zenci öğretmenlerin duygusal tükenme
ve duyarsızlaşma boyutlarında beyazlara göre daha az tükenmişlik yaşadıkları, aynı
zamanda yanlış olarak nitelenen davranışlara karşı daha hoşgörülü oldukları diğer
bulgulardır.
Ensari ve Tuzcuoğlu (1995)’nun “Marmara Üniversitesine Bağlı Fakültelerde
Görev Yapan Yönetici ve Öğretim Elemanlarının Meslekten Yılgınlıklarında Kişilik
Özelliklerinin Rolü” adlı araştırmalarında: a) Yöneticilerin yılgınlıkları öğretim
personelinde daha azdır. b) Kişilik özellikleri ile yılgınlık ve türleri arasında ilişkiler
vardır. Genellikle yöneticiler ve öğretim personelinde farklı şekilde belirmektedir. c)
Yılgınlık demografik özelliklerden; 1- medeni durum, çocuk sayısı, okuldaki esas
görev, bu görevdeki hizmet süresi, sorumlu olduğu öğrenci sayısı değişkenlerine göre
farklılık göstermektedir. 2- Yaş, cinsiyet, eşiyle evlilik yılı, birlikte yaşadığı çocuk
sayısı, alınmış olunan en yüksek akademik derece, bugüne kadar görev yaptığı öğretim
düzeyi,
kaç
yıldır
eğitim
alanında
çalışmakta
olduğu
değişkenlerine
göre
farklılaşmamaktadır. 3- Yılgınlığın demografik özelliklere göre farklılaşmasında
yönetim görevinin etkisi yoktur, sonuçlarına ulaşmışlardır.
Girgin (1995), “İlkokul Öğretmenlerinin Meslekten Tükenmişliğin Gelişimini
Etkileyen Değişkenlerin Analizi ve Bir Model Önerisi (İzmir İli Kırsal ve Kentsel Yöre
21
Karşılaştırması)” araştırmasında, ilkokul öğretmenlerinin mesleki tükenmişliklerinin
gelişimini etkileyen değişkenleri incelemiştir. Mesleği sürdürme nedeni, mesleği
isteyerek seçip seçmeme, meslektaşlardan destek, üstlerden takdir görme durumu,
mesleğin toplumda hak ettiği yeri bulup bulmadığı kanısı, eğitim sisteminden memnun
olup olmama durumları duygusal tükenmeyi etkileyen değişkenlerdir. Cinsiyet, çalışılan
yıl, eğitim sisteminden memnun olup olmama durumu, mesleğin toplumda hak ettiği
yeri bulup bulmadığı kanısı ve metropolde çalışılan sosyoekonomik düzeyler
duyarsızlaşmayı etkileyen faktörler olarak bulunmuştur. Çalışma yılı, okuldaki konum,
mesleği sürdürme nedeni, üstlerden takdir görme durumu, çalışılan sosyoekonomik
düzey de kişisel başarıyı etkileyen değişkenler olarak tespit edilmiştir. Araştırmada,
erkek öğretmelerin duyarsızlaşma alt ölçek puanları kadınlardan yüksek bulunmuş ve
yaş ilerledikçe tükenmişliğin azaldığını belirlenmiştir. Çalışılan yıl arttıkça başarı
puanlarının arttığı, mesleğini sevdiği için sürdüren öğretmenlerin, yönetici konumunda
olan öğretmenlerin mesleki başarı puanlarının yüksek olduğu, mesleğini isteyerek seçen
öğretmenlerin duygusal tükenme puanlarının düşük olduğu, mesleği kendisine uygun
bulanların toplam tükenmişlik puanlarının diğer gruplardan yüksek olduğu şeklinde
bulgulara ulaşılmıştır. Ayrıca, alt sosyoekonomik düzeydeki okullarda çalışan
öğretmenlerin duyarsızlaşma puanları, üst sosyoekonomik düzeydeki okullarda görev
yapanların da mesleki başarı puanlarının yüksek olduğu belirlenmiştir.
Torun (1995), “Tükenmişlik, Aile Yapısı ve Sosyal Destek İlişkileri Üzerine Bir
İnceleme” adlı araştırmasında; a) Ailede uyum arttıkça ve sosyal destek kaynaklarından
yararlanma imkanı çoğaldıkça stresin olumsuz sonuçlarından biri olan tükenmişlik
azalmaktadır. b) Çocuk sayısı arttıkça başkalarına ilginin artıp, katılığın azalması;
evlilerde başkalarına ilginin daha yüksek düzeyde olması tükenmişlik ile aile yapısının
22
ilişkisini ortaya koymaktadır. c) Tükenmişlik sosyal destek ilişkilerine işaret eden diğer
bir sonuç da meslek ve diğer demografik değişken gruplar arasında duygusal tükenme
ile ilgili bir fark elde edilmeyişi ve öğretmen, satış elemanı, laborant ve trafik polisinin
sosyal destekten aynı düzeyde yararlandığının anlaşılmasıdır. Örneklem ortalamaları
incelendiğinde duygusal tükenmenin düşük, sosyal destek boyutlarının ise yüksek kabul
edilecek sınırlar içinde bulunduğu görülmektedir. d) Duygusal tükenme yönünden
gruplar arasında herhangi bir farklılığa rastlanmamasına rağmen, tükenmişliğin canlılık,
katılık ve başkalarına ilgi boyutlarında meslek, yaş, çalışma süresi, gelir düzeyi, çocuk
sayısı, cinsiyet, medeni durum ve unvan değişkenleri üzerinde etkili olduğu
anlaşılmaktadır.
DeRobbio (1995), orta öğretim düzeyinde çalışan öğretmenlerde tükenmişliğin,
kişisel ve mesleki özelliklerle ilişkisini ve tükenmişlik ve strese neden olan değişkenleri
belirlemeye çalışmıştır. Yaş, cinsiyet, çalışılan okul düzeyi gibi değişkenlerin
tükenmişlikle ilişkisini ortaya koymuştur. Bu değişkenler özellikle duyarsızlaşma alt
boyutunda anlamlı farklılıklara yol açarken, duygusal tükenme ve kişisel başarı alt
boyutlarında herhangi bir farklılaşmaya neden olmamıştır. Öğretmenlerin tükenmişlik
yaşamalarına neden olan değişkenler ise; disiplin, çok fazla bürokratik iş, bürokratik
engeller, düşük ücret, öğretmenin kendisine ve mesleğine karşı yapılan saygısızlıklar
olarak belirlenmiştir.
Anderson (1996)’a göre, eğitim yöneticilerinden beklentilerin ve onlara
yüklenen sorumlulukların fazlalığı, stres yaratan durumlarla ilişkili olarak, çeşitli
hastalıklar ya da tükenmişlikle sonuçlanabilecek aşırı yüklenmelere neden olabilir. Bu
nedenle yöneticilerin tükenmişliğinin önlenebilmesi için bu durumun belirtilerinin ve
sonuçlarının fark edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
23
Dinham ve Scott (1996), öğretmen ve okul yöneticilerinin iş tatmini,
motivasyonu ve iş sağlığını belirlemek amacıyla yaptığı araştırmada, orta yaş grubunun
iş tatmin düzeyini yüksek bulmuştur. İş tatminsizliği yaşayan gruplarda mesleki
tükenmişlik de yüksek bulunmuş ve çalışma süresi ile tükenmişlik arasında anlamlı bir
ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Sucuoğlu ve Kuloğlu (1996), “Özürlü Çocuklarla Çalışan Öğretmenlerde
Tükenmişliğin Değerlendirilesi” adlı araştırmada, özel eğitim ve ilkokul öğretmenleri
karşılaştırılmıştır. İki grup arasında duygusal tükenme ve duyarsızlaşmada fark
olmadığı, kişisel başarı puanlarında ise anlamlı bir farklılık bulunduğu görülmüştür.
İlkokul öğretmenlerinin kişisel başarı puanları daha yüksek bulunmuştur.
Graf (1996), çalışmasında yöneticilerde tükenmişliği cinsiyet, okulun bulunduğu
çevre, çalışma süresi, yaş, okul türü gibi değişkenlerin tükenmişlik üzerine etkilerini
incelemiştir. Bunlara ek olarak yöneticinin algıladığı dışlanmışlık, algılanan bakanlık
desteği ve beraber çalıştığı personelin desteğinin tükenmişlik ile ilişkilerine bakmıştır.
Sonuçlara göre demografik özelliklerle tükenmişlik arasında bir ilişki bulunmamıştır.
Ancak çevresel değişkenler olarak adlandırılan dışlanmışlık, bakanlık desteği ve
personel desteği ile tükenmişlik arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sonuçlara göre
yöneticiler yüksek düzeyde tükenmişlik yaşamaktadırlar. Bulgulara göre, yöneticilerin
rolleri yöneticilikten liderliğe doğru değişmektedir. Bununla birlikte, değişen beklentiler
yeni stresleri de beraberinde getirmekte ve yöneticilerin dışlanmışlık ve desteksizlik
hissetmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, profesyonel derneklerin yöneticilerde stres
ve tükenmişliğin nedenlerini belirlemeye yönelik hizmet içi programlar üzerine
yoğunlaşmaları gerektiği, yöneticilerin sürekli olarak dışlanmışlık ve desteksizlik
duygularını azaltmanın yollarını aramaları gerektiği, mesleki derneklerin toplantılarına,
24
toplumsal örgütlere ve konferanslara katılmalarının önemli bir hale geldiği
vurgulanmaktadır. Ayrıca, stres ve tükenmişlik belirtilerini azaltmaya yönelik hizmet içi
eğitim programlarının açılması ve her yöneticinin bu programlara katılması gerektiği
belirtilmektedir.
Tümkaya (1996), “Öğretmenlerde Tükenmişlik, Görülen Psikolojik Belirtiler ve
Başa Çıkma Davranışları” adlı araştırmasında; tükenmişlik düzeyinin, cinsiyet, yaş,
öğrenim derecesi, çalışılan okul düzeyi, çalışma yılı, branş ve okulun sosyoekonomik
düzeyinin psikolojik belirtilerde anlamlı farklılıklar oluşturduğu belirlenmiştir.
Freidman (1997), ilk ve orta dereceli okul yöneticisi üzerinde tükenmişlik ve
stres yaratan faktörleri belirlemek için bir araştırma yapmıştır. Sonuçlara göre stres
yapıcı faktörler; aşırı iş yükü, görev belirsizliği, çatışma, rol performansında idari ve
teknik destek yetersizliği olarak, stres yapıcı ilişkiler ise; aile ve yöneticilerle olan
ilişkiler olarak belirlenmiş, yöneticiler için kaynak kullanmada gösterilen başarısızlık
stres yapıcı faktör olarak belirlenmiştir. Stres yapıcı organizasyon, ilişki ve görevlerin
yüksek düzeyde ruhsal çöküntüye ve mesleki tükenmişliğe yol açtığı belirtilmiştir.
Tümkaya (1998), “Çukurova Üniversitesi Öğretim Elemanlarının Akademik
Tükenmişlik Düzeyleri” araştırmasında; Çukurova Üniversitesindeki öğretim elemanları
arasındaki tükenmişliğin; fakülte, akademik unvan ve cinsiyet gibi kişisel değişkenlere
göre değiştiğini bulmuştur. Mühendislik fakültesinde görev yapan öğretim elemanları
diğer fakültelerdeki meslektaşlarına göre daha fazla tükenmiş bulunmuşlardır.
Akademik unvan ve cinsiyete göre öğretim elemanları arasındaki tükenmişlik her iki
değişkende de “Öğrencilere Yönelik Tutumlar” alt ölçeğinde farklılık göstermektedir.
Akademik unvanına göre tükenmişlik değerlendirildiğinde en çok sorun yaşayan grubun
araştırma görevlileri olduğu görülmüştür. Üçüncü sırada profesörler yer almıştır.
25
Cinsiyetin “öğrencilere yönelik tutumlar” alt ölçeğinde erkek öğretim elemanlarının
kadın öğretim elemanlarına göre daha etkili olmaları, etkili başa çıkma davranışlarına
sahip oldukları şeklinde yorumlanmıştır.
Çokluk (1999), “Zihinsel ve İşitme Engelliler Okullarında Görev Yapan
Yönetici ve Öğretmenlerde Tükenmişliğin Kestirilmesi” adlı araştırmasında; a)
Yöneticilerle öğretmenler arasında toplam tükenmişlik, duyarsızlaşma ve duygusal
tükenme boyutlarında anlamlı farklar bulunduğu saptanırken, kişisel başarıda anlamlı
bir fark bulunmamıştır. b) Yönetici grubunda mesleki tükenmişlik envanterinden alınan
toplam tükenmişlik puanlarını yordayan en önemli değişkenler; özel eğitim okullarında
çalışmanın bireye uygun bir iş olup olmaması, medeni durum, engellilere yönelik
tutumlar ve bulunduğu okuldaki çalışma yılıdır. c) Yönetici grubunda her alt boyuta
ilişkin yordayıcı değişkenler incelendiğinde, medeni durum, bulunduğu okuldaki
çalışma yılı ve engellilere yönelik tutumlar, meslekteki toplam çalışma yılı, özel eğitim
okulunda kendi isteği ile çalışıp çalışmama olarak bulunmuştur. d) Yöneticilerin
öğretmenlerden daha çok tükenmişlik yaşadıkları söylenmiştir. e) Cinsiyet, görevden
elde edilen aylık net gelir, engelli çocuklarla çalışmak için alınan eğitimin yeterli olup
olmaması ve daha önce öğretmen veya yönetici olarak engelli çocuklarla çalışıp
çalışmama ile tükenmişlik arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
Akçamete, Kaner ve Sucuoğlu (2001), “Öğretmenlerde Tükenmişlik, İş Doyumu
ve Kişilik” adlı araştırmalarında, engelli ve engelli olmayan çocuklarla çalışan
öğretmenlerin tükenmişlik düzeylerinin, iş doyumlarının ve kişilik özelliklerinin
karşılaştırılması ve her iki grup için iş doyumu ve kişilik özelliklerinin tükenmişliği
yordayıp yordamadığını belirlemeye çalışmışlardır. Çalışmada veriler, engelli
çocuklarla çalışan 153 ve engelli olmayan çocuklarla çalışan 261 öğretmenden
26
toplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; engelli olmayan çocuklarla çalışan öğretmenlerin
duygusal
tükenme
öğretmenlerden
ve
yüksek
duyarsızlaşma
bulunmuştur,
düzeyleri,
kişisel
engelli
başarılarında
çocuklarla
çalışan
anlamlı
farklılık
bulunmamıştır. Çalışmada cinsiyet, yaş, eğitim şekli (öğretmen ya da benzeri eleman
yetiştiren kurumlardan mezun olanlar ve diğer kurumlardan mezun olanlar) ve görev
süresinin tükenmişlik üzerine etkisi bulunamamıştır.
Barut
ve
Kalkan
(2002)’ın,
Ondokuz
Mayıs
Üniversitesi’nin
çeşitli
fakültelerinde görev yapan öğretim elemanlarının tükenmişlik düzeylerini bazı
değişkenler açısından inceleyen “Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Elemanlarının
Tükenmişlik Düzeylerinin İncelenmesi” adlı araştırmalarının örneklemini toplam 212
öğretim elemanı oluşturmaktadır. Öğretim elemanlarının tükenmişlik düzeylerinin
cinsiyet, medeni durum, yaş düzeyi, meslekte çalışma süresi, branş, öğrenim düzeyi ve
akademik unvana göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırma
sonuçlarına göre, bayanlarda duyarsızlaşma daha fazla görülürken, erkek öğretim
elemanlarının kişisel başarı algılamalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Medeni
duruma göre, duygusal tükenme düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmazken, bekar
öğretim elemanlarının evlilerden daha fazla duyarsızlaşma yaşadıkları ve evlilerin
kendilerini bekarlara göre daha fazla başarılı algıladıkları ortaya çıkmaktadır. Yaş
düzeyine göre tükenmişlik düzeyleri anlamlı şekilde farklılık göstermektedir. 20-30 ve
31-40 yaş grubundakilerin duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeyleri, 41 yaş ve
üstündekilerden daha fazladır. 20-30 yaş grubundaki öğretim elemanlarının kişisel
başarısızlık düzeyleri 41 yaş ve üstündeki öğretim elemanlarından daha yüksek
bulunmuştur. 0-5 yıl çalışma süresi olanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma
düzeyleri, 6-15 ile 16 yıl ve üstünde çalışma süresi olanlardan daha fazladır. 0-5 yıl
27
grubundaki öğretim elemanları, 6-15 ile 16 yıl ve üzeri gruptaki öğretim elemanlarından
daha fazla kişisel başarısızlık algısı içerisindedirler. Sağlık bilimlerinde görev yapan
öğretim elemanlarının duygusal tükenme düzeylerinin, fen bilimleri ve sosyal
bilimlerdeki öğretim elemanlarından daha yüksek olduğu görülmektedir. Sağlık
bilimlerindekilerin duyarsızlaşma düzeyleri, fen bilimleri, sosyal bilimler, güzel
sanatlar, beden eğitimi, müzik ve yabancı dillerdekilerden
daha fazladır. Sağlık
bilimlerindeki öğretim elemanları, fen bilimleri, sosyal bilimler, güzel sanatlar, beden
eğitimi, müzik ve yabancı dillerdekilerden daha fazla kişisel başarısızlık algısı içinde
bulunmaktadırlar. Öğrenim durumuna göre; yüksek lisans öğrenimine sahip öğretim
elemanlarının duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinin, doktora öğrenimine
sahip olanlardan daha yüksek olduğu görülmektedir. Doktora öğrenimine sahip öğretim
elemanlarının kişisel başarı düzeyleri, yüksek lisans öğrenimine sahip olanlardan daha
yüksektir. Akademik unvanlarına göre; araştırma görevlilerinin duygusal tükenme ve
duyarsızlaşma düzeylerinin doçent, yardımcı doçent ve öğretim görevlisi okutmanlardan
daha yüksek olduğu görülmektedir. Araştırma görevlilerinin kişisel başarısızlık algıları,
profesör, doçent ve yardımcı doçentlerden daha fazladır.
Dolunay (2002), “Keçiören İlçesi Genel Liseler ve Teknik-Ticaret-Meslek
Liselerinde Görevli Öğretmenlerde Tükenmişlik Durumu Araştırması” adlı çalışmasının
örneklemini, Ankara ili Keçiören ilçesindeki 13 genel lisede ve 7 teknik-ticaret-meslek
lisesinde görev yapan toplam 1462 öğretmenden, sistematik örnekleme yöntemi ile
seçilen 366 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmaya göre; yaş ilerledikçe genel
tükenmişlik, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinin azaldığı, kişisel başarı
düzeyinin arttığı, çocuk sayısı ile kişisel başarının doğru orantılı değiştiği, toplam
hizmet süresi arttıkça, genel tükenmişliğin azaldığı ve kişisel başarının arttığı, ortalama
28
sınıf mevcudu arttıkça, duyarsızlaşmanın da arttığı saptanmıştır. Mesleğini sevdiği için
sürdürenlerin tükenmişlik düzeyleri, ekonomik, toplumsal nedenler ve başka iş
bulamama ve diğer nedenlerle sürdürenlerden, mesleğini isteyerek seçenlerin
tükenmişlik düzeyleri, istemeyerek seçenlerden, mesleği kendine çok uygun bulanların
tükenmişlik düzeyleri uygun ya da kısmen uygun bulanlardan, mesleki verimini “çok
iyi” olarak belirtenlerin tükenmişlik düzeyleri, “iyi” ya da “kötü” olarak
değerlendirenlerden, çalışma ortamından memnun olanların tükenmişlik düzeyleri,
hiçbir zaman memnun olmayanların tükenmişlik düzeylerinden, üstlerinden her zaman
takdir görenlerin tükenmişlik düzeyleri, hiçbir zaman takdir görmeyenlerden, mesleğin
toplumda her zaman ve çoğunlukla hakkettiği yeri bulduğunu düşünenlerin, hiçbir
zaman hak etmediğini düşünenlerinkinden, eğitim sisteminden tamamıyla ve büyük
ölçüde memnun olanların genel tükenmişlik, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma
düzeyleri eğitim sisteminden hiç memnun olmayanlarınkinden, gelecekte öğretmen
olarak mesleğe devam etmeyi düşünenlerin tükenmişlik düzeyleri, meslekten ayrılıp
çalışmamayı amaçlayanların tükenmişlik düzeylerinden daha düşük bulunmuştur. Aylık
net gelir arttıkça, genel tükenmişlik düzeyinin düştüğü ve kişisel başarı düzeyinin arttığı
anlaşılmıştır.
Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003), “İlköğretimde Çalışan Bir Öğretmen Grubunda
Tükenmişlik Durumu Araştırması” adlı araştırmalarında, Mili Eğitim Bakanlığı’nın
Çorum ilinde düzenlediği Okul Sağlığı Formatörlük Kursu’na katılan 43 ilköğretim
okulu
öğretmeninin
tükenmişlik
düzeyini
saptamaya
ve
grubu
tanımlamaya
çalışmışlardır. Araştırmada, grubun duyarsızlaşma yönünden en iyi, duygusal tükenme
yönünden en kötü durumda oldukları saptanmıştır. Araştırma grubunun yaş, cinsiyet,
mezun olunan okul, toplam hizmet süresi, çalışılan kurumdaki hizmet süresi, çocuk
29
sayısı, mesleki verim düzeyini değerlendirme, ders verilen sınıftaki ortalama sınıf
mevcudu gibi özelliklerin tükenmişlik düzeyini etkilemediği ancak, medeni durum,
öğretmenlik mesleğini yapma nedeni, öğretmenlik mesleğini seçme nedeni, mesleği
kendilerine uygun bulma durumu, mesleki açıdan geleceği değerlendirme durumu,
çalışma ortamından memnuniyet durumu, üstlerinden takdir görme durumu, mesleğin
toplumdaki hak ettiği yeri bulma durumu, eğitim sisteminden memnuniyet durumu gibi
özelliklerin ise, tükenmişlik düzeyini etkilediği saptanmıştır. Ayrıca, araştırma
grubunun duyarsızlaşma ve kişisel başarı puanlarının farklı parametrelerden etkilendiği,
birbirinden bağımsız olarak değiştiği gözlenmiştir.
Demirbaş, Özdemir, Hancı ve Balseven (2004), çalışmalarında cezaevi hekimliği
yapan
kişilerin
tükenmişliklerini
incelemişlerdir.
Araştırma
sonuçlarına
göre;
hekimlerin yaş, medeni durum, hekimlik ve cezaevi hekimliği süreleri ile tükenmişlik
düzeyleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır.
Aksu ve Baysal (2005), “İlköğretim Okulu Müdürlerinde Tükenmişlik” adlı
çalışmalarında, İzmir ilinde görev yapan ilköğretim okulu müdürlerinin tükenmişlik
düzeylerini ve bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemeyi
amaçlamışlardır. Betimsel nitelik taşıyan araştırmanın evrenini, 2002-2003 eğitim
öğretim yılında, İzmir merkez ilçelerinde görev yapan ilköğretim okulu müdürleri
oluşturmaktadır.
Araştırma
sonuçlarına
göre;
okul
müdürlerinin
tükenmişlik
algılamaları eğitim düzeylerine, kıdemlerine, görev yaptıkları ilçeye ve yöneticilik
kıdemlerine göre anlamlı farklılık göstermekte, cinsiyet ve ekonomik gelirlerine göre
anlamlı farklılık göstermemektedir.
Budak ve Sürvegül (2005)’ün çalışmalarının örneklemini, Dokuz Eylül
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ndeki 185 akademik personel
30
oluşturmaktadır. Araştırmada, akademik personelin tükenmişlik düzeyi, demografik
değişkenlere ve akademik unvana göre, tükenmişlik düzeylerindeki farklılaşma ve
tükenmişliğe etki eden örgütsel faktörler belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma
sonuçlarına göre, akademisyenler düşük tükenmişlik düzeyine sahiptirler. Kadınların
duygusal tükenme düzeyi, erkeklerden yüksek bulunmuştur. Akademik unvana göre,
yardımcı doçent ve öğretim görevlisi grubunun duygusal tükenme düzeyi, profesör ve
doçent grubunun duygusal tükenme düzeyinden yüksektir. Yardımcı doçent ve öğretim
görevlisi grubunun duyarsızlaşma düzeyi, diğer gruplardan yüksektir. Kişisel başarı alt
boyutunda ise, profesör ve doçent grubundakilerin ki diğerlerinden yüksektir.
Akademisyenlerin duygusal tükenme düzeyini öngören değişkenler; değer, iş yükü,
kontrol ve cinsiyet, duyarsızlaşma düzeyini öngören değişkenler; ödül, kontrol ve iş
yükü, kişisel başarı düzeyini öngören değişkenler; ödül ve kontrol şeklinde
belirlenmiştir.
Avşaroğlu, Deniz ve Kahraman (2005)’ın, “Teknik Öğretmenlerde Yaşam
Doyumu, İş Doyumu ve Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin İncelenmesi” adlı genel
tarama modelindeki araştırmalarının örneklemini, Konya merkezinde görev yapan
toplam 173 öğretmen oluşturmaktadır. Erkek öğretmenlerin duygusal tükenme ve
duyarsızlaşma düzeyleri, kadın öğretmenlerden yüksek çıkarken, kadın öğretmenlerin
kişisel başarısızlık düzeyi erkek öğretmenlerden yüksek bulunmuştur. Kişisel başarı
düzeyleri yaşlarına göre farklılaşmamaktadır. 41-50 yaş grubundaki öğretmenlerin
duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeyleri, 31-40 yaş grubundakilerden daha yüksek
bulunmuştur. Öğretmenlerin hizmet süresinde, duyarsızlaşma ve kişisel başarı
düzeylerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Duygusal tükenme düzeylerinde ise, 2125 yıl hizmet süresi olan öğretmenlerin 16-20 yıl olanlardan yüksek bulunmuştur.
31
Aktuğ, Susur, Keskin, Balcı ve Seber (2006)’in “Osmangazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi’nde Çalışan Hekimlerde Tükenmişlik Düzeyleri” adlı çalışmalarında,
akademik unvan, çalışma yılı, çocuk durumu, meslek seçiminin kim tarafından yapıldığı
ve cinsiyet ile ölçek puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Asistanların çalışma
süresi 10 yıldan az olanların, çocuk sahibi olmayanların, meslek seçimini kendisi
yapmayanların ve kadınların tükenmişlik alt boyutlarına ait puanlarının diğer gruplara
göre daha olumsuz yönde olduğu görülmüştür. Asistanlarda, çalışma süresi 10 yıldan az
olanlarda, çocuksuz olanlarda, meslek seçimini kendisi yapmayanlarda orta derecede
duyarsızlaşma saptanmıştır.
Şanlı (2006), Adana ilinde çalışan polislerin iş doyumunu, tükenmişlik
düzeylerini ve bu bunların bazı değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını
belirlemeye çalışmıştır. Erkeklerin bayanlara, Bölge Trafik Şube Müdürlüğü’nde
çalışanların Polis Meslek Yüksek Okulu’nda çalışanlara, ekonomik durumları orta, az,
tatmin etmeyenlerin çok iyi olarak algılayanlara göre duygusal tükenmişlik düzeyleri
yüksek bulunmuştur. Erkekler bayanlara, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde çalışanlar
Polis Meslek Yüksek Okulu’nda çalışanlara, günlük çalışma sistemi düzensiz olanlar
sekiz-onyedi arası çalışanlara, ekonomik durumları tatmin etmeyenler çok iyi ve orta
olarak görenlere göre duyarsızlaşma düzeyleri daha fazla bulunmuştur. Bayanların
erkeklere, 20-25 ile 26-30 yaş grubundakilerin 36-40 yaş grubuna, Çevik Kuvvet Şube
Müdürlüğü’nde çalışanların Terörle Mücadele ile Asayiş Şube Müdürlüğü’nde
çalışanlara, 5 yıl ve daha az mesleki kıdeme sahip olanların 11-15, 16-20 ve 21 ve daha
fazla olanlara, hiç takdir belgesi almayanların 11 ve daha fazla alanlara, hiç taltif
almayanların 4-7 kez arası alanlara göre kişisel başarı algılamaları düşük bulunmuştur.
32
Sünter, Canbaz, Dabak, Öz ve Peşken (2006), sağlık ocaklarında çalışan
pratisyen hekimlerdeki tükenmişlik, işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin bazı
demografik özellikler ve mesleksel değişkenlerle ilişkisini belirlemeye çalışmışlardır.
85 pratisyen hekimin değerlendirilmeye alındığı çalışmanın sonuçlarına göre; yaş
grupları, medeni durum ve çalışılan sağlık ocağının bulunduğu yerleşim birimi
açısından tükenmişlik düzeylerinde farklılık bulunamamıştır. Erkeklerin kişisel
başarıları kadınlardan yüksek bulunmuştur.
2.2. EVLİLİK DOYUMU İLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR
Evlilik doyumu, işlevleri dolayısıyla evlilik ilişkisinin sürdürülmesini sağlayan
en önemli etkenlerden biridir. Evlilik sorunları fiziksel sağlığı olumsuz yönde
etkilemekte (Beach, Fincham ve Katz, 1998; Beach ve Fincham, 1999; Kiecolt, Glaser
ve Newton, 2001), insanlar evliliklerindeki sorunları hayatlarındaki diğer sorunların da
nedeni olarak görmektedirler. Buna rağmen, evliliğin hem hiç evlenmemiş, hem de
boşanmış kişiler tarafından hâlâ istenen bir ilişki biçimi olarak algılanması ve olanaklar
elverdiğinde gerçekleştirilmesi, evlilik doyumuna yüklenen önemin başka bir göstergesi
olarak kabul edilmektedir (Fışıloğlu, 1992). Bütün bunların yanında, geleneksel
değerlerin sorgulandığı günümüzde, evlilik yaşantısında ne gibi değişiklikler olduğu
yönündeki merakın da evlilik doyumunun araştırılmasında rol oynadığı düşünülebilir
(Boszormenyi, Nagy ve Spark, 1984).
Evlilik doyumu ile bunu etkileyebilecek eşler arası iletişim ve bunlara ilişkin
algılar arasındaki ilişkiler çeşitli araştırmalarda ele alınmıştır. Örneğin, bireyselliğin ve
bağımsızlığın özendirildiği batı toplumlarında, eşlerin bağımlı ve kontrolcü olarak
algılanmaları olumsuz karşılanmaktadır. Nitekim Birtchnel (1998), evliliklerinde mutlu
ve mutsuz olarak kategorilenebilen çiftlerin eşlerini nasıl değerlendirdiklerine ilişkin
33
çalışmasında, eşe yönelik algılamaları dört kategoriye ayırmış ve bunları kontrolcülük,
bağımlılık, kopukluk ve güvenirlik olarak belirlemiştir. Bu çalışmada eşini bağımlı,
kontrolcü ve kopuk algılamanın evlilik yaşantısını olumsuz yönde; güvenilir olarak
algılamanın ise olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Ancak Birtchnel’in evlilik
ilişkisini olumsuz yönde etkilediğini belirttiği söz konusu algılamalar, başka bir
kültürde olumlu bir davranış olarak algılanıp evlilik doyumunu olumlu yönde
etkileyebilmektedir.
Kağıtçıbaşı (1985), Türkiye ve benzeri üçüncü dünya ülkelerinde, sanayileşmiş
batı ülkelerinden farklı olarak, bireysel ayrışma kültürünün değil, kimi zaman
bağımlılık ve kontrolcülük öğelerini de içerebilen beraberlik kültürünün yaygın
olduğunu vurgulamaktadır. Bununla ilişkili olarak kültürler arası bir çalışma yapmış
olan Kağıtçıbaşı’nın Türkiye’ye ilişkin bulguları, ana babaların çocuklarında en fazla
değer verdikleri özelliğin itaat ve saygılı olma, en az değer verdikleri özelliğin ise
bağımsızlık olduğunu göstermiştir. Oysa aynı araştırmanın Amerika Birleşik Devletleri
ve Almanya’daki sonuçları, bireysel bağımsızlığa daha çok önem verildiğini ortaya
koymuştur (Aktaran: Acar ve Şahin, 1986). Bu bulgular, evliliğe ve aileye ilişkin
algıların kültürlere göre değiştiğini göstermektedir. Toplumumuzda kız ve erkek
çocuklarının yetiştiriliş tarzlarına bakıldığında, kız çocukların küçük yaştan itibaren
anne babaya, evlendiği zaman da kocaya bağımlı olması, pekiştirilen ve sosyal kabul
gören bir özellik olarak karşımıza çıkmakta; erkek çocuklarda ise bunun tam tersi bir
durum belirmektedir (Kabakçı, Öztan ve Tuğrul, 1993). Kültürümüz ve yetiştiriliş
tarzımızdan kaynaklanabilecek nedenlerle, Türk kadını erkeğe bağımlı olarak, erkek ise
yöneten ve kontrol eden olarak algılanabilmektedir. Ancak, toplumumuzda özellikle
yaşı ilerleyen kadına ayrı bir saygı duyulduğu (Kağıtçıbaşı, 1991) ve ev içerisindeki
34
sorumluluğun da genelde kadında olduğu dikkate alınırsa, yukarıda belirtilen durumdan
farklı olarak, evlilikte kadının daha hakim ve kontrol edici bir pozisyonda olması
beklenebilir.
İnsan yaşamındaki üreme işlevi ve neslin devamı, kültürel olarak kurumsallaşan
evlilik ve aile örüntülerine dayanmaktadır. Ancak bu kurumsal yapıların devam
edebilmesi tarafların biyolojik ve psikolojik gereksinimlerini karşılayabilmelerine ve
ilişkilerinden doyum sağlayabilmelerine bağlıdır. Öte yandan, eşlerin etkileşimlerine
ilişkin algıları, birbirlerinden beklentileri ve bunlara dayalı doyum düzeyleri kültürlere
göre değişebilmektedir.
Evlilik mutluluğu; ortaklığın, toplumsallığın ve hoşa giden diğer etkinliklerin ne
ölçüde yaşandığına bağlıdır. Bununla birlikte, evliliğin iyi ve kötü yanları birbirlerinden
bağımsızdırlar ve her evlilikte iyi ve kötü olaylar yaşanabilir. Özellikle gerginliklerin
yeterince dengelenmediği evliliklerde çiftler mutsuzdurlar. Mutlu bir evlilik, benzer
kültürlere sahip olma, aşk ve iyi bir cinsel yaşam gibi pek çok etmenin bir araya
gelmesiyle elde edilir (Collins ve Coltrane, 1991; O’Grady ve Tucker, 1990; Broderick
ve O’Leary, 1986). Evlilikte mutluluğu etkileyen temel faktörlerden biri de çocuklardır.
Çocukların mutluluk üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. Onlar
ortaklık, sevgi ve eğlence kaynaklarıdırlar. Böylece, aile bağlarını güçlendirirler ve bu
bağları temsil eden duygusal ilişkilerin yaşanmasını sağlarlar. Buna karşın, çocuk
bakımı, deneyim gerektiren bir iştir ve genellikle kadınlara yüklenmektedir. Bu ise,
karı-koca arasında gizli bir gerginlik kaynağı oluşturmakta ve çiftlerin mutluluğunu
dolaylı olarak etkilemektedir (Collins ve Coltrane, 1991).
Araştırmacılar,
evlilik
doyumunu
etkileyebileceğini
düşündükleri
bazı
değişkenler üzerinde çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalarda, daha çok cinsiyetler
35
arası farklar, kadının çalışıp çalışmaması, evlilik süresi, çocuk sahibi olup olmama,
evlenme biçimleri, ayrıca kültür ve sosyoekonomik düzey (SED) gibi değişkenler
üzerinde yoğunlaşmışlardır.
Evlilik doyumu üzerine yapılan araştırmalarda, evlilikten alınan doyumun
kadınlar ve erkekler tarafından farklı algılandığı ortaya çıkmıştır (Schuum, 1985).
Ancak, evlilik doyumu konusunda yapılmış hemen hemen bütün araştırmalarda evlilik
ilişkisinden kadın ve erkeğin aynı oranda doyum ve yarar sağlamadıkları ortaya
çıkmıştır (Kiecolt, Glaser ve Newton, 2001). Batıda yapılan araştırmaların çoğunda
evlilik, erkekler için kadınlara oranla daha yararlı ve önemli bir ilişki olarak
saptanmıştır (Steil ve Turetsky, 1987; Umberson, 1992; Kiecolt, Glaser ve Newton,
2001). Benzer bir sonuç Türkiye’de İmamoğlu (1991) tarafından yapılan araştırmada da
bulunmuştur. İmamoğlu’nun Türkiye’de on iki farklı şehirde, üç farklı sosyoekonomik
düzeyde yaptığı araştırmasının sonucuna göre, kadınların evlilik doyumlarının erkeklere
oranla daha düşük olduğu saptanmıştır. Başka araştırmalara göre, evli erkekler hiç
evlenmemiş erkeklere oranla daha uzun yaşamakta, daha başarılı olmakta ve daha az
suç işlemektedirler. Evli kadınlar ise ruh sağlığı açısından evli erkeklerden daha kötü
durumda bulunmaktadırlar. Bunun nedeni, evdeki işlerin ve ev sorumluluğunun
kadınlara yüklenmesine, çalışan kadınların çifte yüküne, erkelerin ev işinde kadınlara
yardımcı olmamalarına ve eşlerine duygusal destek sağlayamamalarına bağlanmıştır
(Aktaran: Hortaçsu, 1991).
Kadının bir işte çalışıp çalışmamasının, evlilik üzerindeki etkileri de kadının aile
içindeki statüsü, boşanma oranları ve evlilik doyumu gibi çeşitli yönleriyle
araştırılmıştır (Spainer, Lewis ve Cole, 1975; Burke ve Weir, 1976; Rutter ve Quinton,
1977; Glenn ve Weaver, 1978; Houseknecht ve Macke, 1981; Anderson, Russel ve
36
Schumm, 1983; Filsinger ve Wilson, 1984; Gaesser ve Whitboure, 1985; Wilconix ve
Hovestad, 1985; Fışıloğlu, 1992; Nathawat ve Mathur, 1993; Tezer, 1994; Turan, 1997).
Kadının bir işte çalışmasının veya çalışmamasının evlilik doyumu ile ilişkisini
saptamaya yönelik araştırmalar incelendiğinde; bir grup araştırmada kadının bir işte
çalışmasının erkekte evlilik doyumunu azalttığı (Fışıloğlu, 1992), diğer bir grup
araştırmada ise kadının bir işte çalışması ile eşlerin evlilik doyumu arasında bir ilişkinin
olmadığı (Glenn ve Weaver, 1978) gösterilmiştir. Ancak bazı araştırmalarda kadının
çalışması ile evlilik doyumu arasında olumlu bir ilişki olduğu bulunmuştur (Burke ve
Weir, 1976). Kadının çalışmasının, evlilik doyumunu etkileyip etkilemediğine ilişkin
çalışmalarda kültürün de önemli bir etken olduğu saptanmıştır. Örneğin; Nathawat ve
Mathur (1993), Hindistan’da ev hanımları ile çalışan kadınların evlilik doyumu üzerine
yaptıkları çalışmada, çalışan kadınların evlilik doyumunun ve öznel mutluluğunun, ev
hanımlarından daha yüksek olduğunu saptamışlardır. Ancak, ABD’de Rutter ve
Quinton’un (1977) şehirde yaşayan ve çalışan kadınların evlilik doyumu üzerine
yaptıkları bir araştırmada ise bunun tam tersi bir sonuç ortaya çıkmıştır. Yapılan
araştırmanın bulgularına göre, çalışan kadınların evlilik doyumunun, çalışmayanlara
oranla daha düşük olduğu görülmüştür. Bu sonuç araştırmacılar tarafından, çalışan
kadınların sosyal yaşamdan daha kopuk olmasına, daha az arkadaşlarının bulunmasına
ve boş zamanlarının çoğunu evde geçirmelerine bağlanmıştır. Konuyla ilgili olarak
Turan (1997) tarafından ülkemizde yapılan benzer bir araştırmada ise, kadının
çalışıyor olmasının evlilik doyumu üzerinde bir etkisi bulunmamıştır. Buna rağmen
yapılan bir çok araştırmada, çalışan kadınların evlilik doyumlarının, çalışmayanlara
oranla daha yüksek olduğu gözlenmektedir (Burke ve Weir, 1976; Locksyley, 1980;
37
Tezer, 1994; Nathawat ve Mathur, 1993). Bu sonuç, çalışan kadında, ekonomik yönden
bağımsızlığın evlilik doyumunu artırdığı şeklinde yorumlanabilir.
Evlilik doyumunu etkileyebilecek değişkenlerden birisi de evlilik süresidir.
Evliliğin ilk yıllarında evlilik doyumunun düşük olduğuna ancak, evlilik süresi ilerleyip
çocuklar evden ayrıldıktan sonra daha yükseldiğine ilişkin bulgular elde edilmiştir
(Anderson, Russel ve Schumm, 1983). Benzer şekilde, Spainer, Lewis ve Cole (1975)
yaptıkları araştırmada evliliğin ilk yıllarında evlilik doyumunun daha düşük olduğunu,
ilerleyen yıllarda ise yükseldiğini saptamışlardır. Evlilik süresinin, cinsiyetler açısından
evlilik doyumunu nasıl etkilediğine ilişkin araştırmalarda ise, kadınlarda evlilik
doyumunun evlilik süresi arttıkça düştüğü, erkeklerde ise yükseldiği saptanmıştır
(Houseknecht ve Macke, 1981; Filsinger ve Wilson, 1984; Gaesser ve Whitboure,
1985). Ülkemizde Fışıloğlu (1992) tarafından yüksek lisans öğrencilerinin, evlilik
süreleri ile evlilik doyumları arasındaki ilişkinin incelendiği bir araştırmada, bu iki
değişken arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Turan (1997) tarafından aynı konu
üzerinde yapılan bir çalışmada ise erkekler için evlilik süresi anlamlı bulunurken,
kadınlar için anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Mesleksel statü de evlilik doyumuyla ilişkili görünmektedir. Meslek statüsü
yüksek bireyler, orta ya da düşük bireylerden daha iyi yaşam standardı
sergilemektedirler. Mesleksel statüleri yüksek bireyler ve eşleri, mesleksel statüleri
düşük bireyler ve eşlerinden daha fazla evlilik doyumuna sahiptirler (Cooper ve
arkadaşları, 1985). Kadınların mesleksel statüleri, kocalarının evlilik doyumu üzerine
etkili olmamaktadır. Bununla birlikte çalışan kadınların kocaları, çalışmayan kadınların
kocalarına oranla daha az evlilik doyumuna sahiptirler (Lye ve Biblarz, 1993).
Erkeklerin mesleki doyumu ile eşlerinin evlilik doyumu arasında doğrusal bir ilişki söz
38
konusudur (Barling, 1984). Erkeğin mesleki doyumu azaldıkça, eşinin evlilik
doyumunda da bir azalma görülmektedir.
Evlilik doyumuyla ilişkili görünen bir başka değişken de eğitimdir. Çiftin eğitim
düzeyi aynı ise ailevi roller ve sorumlulukların paylaşılması daha muhtemeldir ve bunun
sonucu olarak, çiftin her iki üyesinin de memnuniyeti artmaktadır (Tynes, 1990). Tynes
(1990) çalışmasında, eğitim düzeyi yüksek kadın ve eşlerinin, eğitim düzeyi düşük
erkek ve eşlerinden daha fazla evlilik doyumuna sahip olduklarını bulmuştur.
Ayrıca, eşitliğe inanmayan erkeklere oranla, ev işlerinin paylaşımında tam bir
eşitlikten yana olan erkekler daha fazla evlilik doyumuna sahiptirler (Lye ve Biblarz,
1993). Gottman ve Krokoff (1989)’a göre, evlilikte pek çok tartışma ya kadının
kocasına yapması gereken işleri söylemesinden ya da erkeğin karısına ortalığı toplama
işini erteletmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Evlilik mutluluğunu belirlemede
kadının cinsiyet rol tutumu, kocanınkinden belirleyici olmaktadır. En mutlu kadınlar,
kadın rolü konusunda en geleneksel tutumlara sahip olanlardır. Ev işleri konusundaki
tutumları geleneksel olmayan kadınlar ise daha mutsuzdurlar. Bu sonuç, kadınların
geleneksel olmayan yönelimlerinin, evliliğin çözülmesine yol açan stres ve olumsuz
etkilerle sonuçlandığı görüşüne destek vermektedir (Lueptow ve arkadaşları, 1989).
Hünler ve Gençöz (2003), boyun eğici davranışların evlilik doyumu üzerindeki
etkilerini incelemiş, boyun eğici davranışlar ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide
algılanan
evlilik
problemleri
çözümleme
becerisinin
oynadığı
kritik
rolü
araştırmışlardır. Araştırma sonuçlarına göre; çiftlerin boyun eğici davranışlarındaki
artışlar algılanan problem çözme becerilerinin düşmesine, problem çözme becerilerinin
düşmesi de evlilik doyumlarının düşmesine neden olmaktadır.
39
Gülsün, Aydın ve Gülçat (2005), evlilik ilişkisi ve erkek cinsel işlev bozukluğu
üzerine yaptıkları çalışmada, cinsel işlev ve evlilik doyumunun ilişkili olduğu, erkek
cinsel işlev bozukluğu olgularının eşleri ile arkadaşlık boyutunun etkilenmediği
sonucuna ulaşılmıştır.
Çelik (2006), evli bireylerin evlilik doyumlarını ölçmeye yönelik bir ölçme aracı
geliştirmeye ve evli bireylerin bazı demografik değişkenlere göre evlilik doyumlarının
karşılaştırılmasına çalışmıştır. Araştırmada, evli bireylerin cinsiyet, evlilik yılı, evlilik
şekli, çocuk sayısı, eğitim düzeyi değişkenlerine göre evlilik doyumlarında anlamlı fark
bulunamamıştır.
Tutarel-Kışlak ve Çavuşoğlu (2006)’nun 100 evli çift üzerinde yaptığı çalışma
sonuçlarına göre, evli kişilerde güvenli, saplantılı, kayıtsız ve korkulu bağlanma
biçimlerine sahip olanlar içinden, güvenli ve saplantılı bağlanma biçimi olanların evlilik
uyum puanları yüksek çıkmıştır. Cinsiyete göre evlilik uyum puanlarında anlamlı
farklılık bulunmamıştır.
Yapılan literatür taramasında, tükenmişlik ve evlilik doyumunun bir arada
çalışıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanamamıştır. Okul yöneticilerinin, evlilik doyum
düzeyleri ile mesleki tükenmişlik düzeylerinin ters orantılı olarak birbirini etkilediği
varsayımına dayanarak, konu bu yönde araştırılmaya çalışılmıştır.
40
3. MATERYAL VE YÖNTEM
Betimsel nitelik taşıyan bu çalışmada, ilköğretim okullarındaki yöneticilerin
mesleki tükenmişlikleri ile evlilik doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
amaçlanmıştır. Araştırmada, ilköğretim okulu yöneticilerine üç bölümden oluşan bilgi
toplama aracı uygulanmıştır. Birinci bölümde yöneticilerin bazı kişisel özellikleri ile
ilgili sorular bulunmaktadır. İkinci bölüm Maslach Tükenmişlik Envanterinden
oluşmakta ve üçüncü bölüm de Evlilik Uyum Ölçeğinden oluşmaktadır.
3.1. EVREN VE ÖRNEKLEM
Araştırmanın evrenini, Tokat ili, ilçeleri, kasaba ve köylerinde görev yapan,
yaklaşık 500 evli ilköğretim okulu yöneticileri oluşturmaktadır. Bu evrenden seçkili
yöntemi ile seçilen 206 evli ilköğretim okulu yöneticisi araştırmanın örneklemini
oluşturmaktadır.
3.2. VERİ TOPLAMA ARAÇLARI
Araştırmada deneklerin sosyodemografik özelliklerinin belirlenmesi için
“Kişisel Bilgi Formu”, mesleki tükenmişlik düzeylerini ölçmek için Maslach ve Jackson
(1981) tarafından geliştirilen ve Ergin (1992) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Maslach
Tükenmişlik Envanteri”, evlilik doyumlarını ölçmek için ise Locke ve Wallace (1959)
tarafından geliştirilen ve Kışlak (1996) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Evlilik Uyum
Ölçeği” kullanılmıştır.
3.2.1. Kişisel Bilgi Formu
Yapılan benzer diğer çalışmalar ışığında araştırmanın amacına uygun olarak
demografik bilgiler, mesleki bilgiler ve evlilik bilgilerini içeren sorulardan bilgi formu
oluşturulmuştur. Bilgi formunda yöneticilerin; yaşı, cinsiyeti, branşı, bitirdiği son eğitim
kurumu, mesleki kıdem, toplam yöneticilik kıdemi, okulundaki öğrenci sayısı ve
41
öğretmen sayısı, çalıştığı okulun bulunduğu yerleşim birimi, eğitim yönetimi alanında
aldığı seminer veya kurs sayısı, öğretmen yetiştiren kurumu tercih sırası, tekrar meslek
seçse öğretmenliği kaçıncı sırada seçeceği, yöneticilikten en fazla doyum sağladığı alan,
olumlu ve olumsuz iş yaşantısının ev yaşamını ne kadar etkilediği, evdeki olumlu ve
olumsuz yaşantısının iş yaşantısını ne kadar etkilediği, ciddi sağlık sorunu olup
olmadığı, nasıl evlendiği, evlilik yılı, evlilik sayısı, çocuk sayısı, evde eşi ve
çocuklarından başka bireylerin yaşayıp yaşamadığı gibi soruları içeren toplam 23
madde bulunmaktadır.
3.2.2. Maslach Tükenmişlik Envanteri
Araştırmada tükenmişliğin ölçülmesi için Maslach ve Jackson (1981) tarafından
geliştirilen ve Ergin tarafından Türkçe’ye uyarlanan Maslach Tükenmişlik Envanteri
(Maslach Burnout Inventory- MBI) kullanılmıştır. Bu ölçek üç alt bölümden
oluşmaktadır. Bu bölümler; “duygusal tükenme (emotional exhaustion- EE)” 9 madde,
“duyarsızlaşma (depersonalization- DP)” 5 madde ve “kişisel başarı (personal
accomplishment- PA)” 8 madde olmak üzere envanter toplam 22 maddedir. Ölçekte yer
alan her madde 0’dan 6’ya kadar işaretlemeye olanak veren 7 dereceli Likert tipi bir
ölçektir.
Duygusal tükenme (emotional exhaustion) alt ölçeği, kişinin mesleği ya da işi
tarafından tüketilmiş ve aşırı yüklenilmiş olma duygularını tanımlar. Duyarsızlaşma
(depersonalization) alt ölçeği, kişinin hizmet verdiklerine karşı duygudan yoksun bir
şekilde davranışlarını tanımlar. Kişisel başarı (personal accomplishment) alt ölçeği
işteki yeterlilik ve başarı duygularını tanımlar (Çam, 1992).
Ergin (1992) tarafından Türkçe’ye çevrilen envanterin 235 kişilik (doktor,
hemşire, öğretmen, avukat, polis vb.) bir grupla ön denemesi yapılmış, bu gruptan elde
42
edilen verilerin analizi sonucunda bazı değişiklikler yapılmıştır. Orijinal “hiçbir zaman,
yılda birkaç kere, ayda bir, ayda birkaç kere, haftada bir, haftada birkaç kere, her gün”
şeklinde 7 basamaktan oluşmaktadır. Türkçe’ye uyarlanmasında “hiçbir zaman, çok
nadir, bazen, çoğu zaman, her zaman” olmak üzere 5 seçenekli şekilde düzenlenmiştir.
Bu çalışmada 5 seçenekli form kullanılmıştır.
Ölçeğin güvenirliği Ergin (1992) tarafından iki yöntemle incelenmiştir. Birincisi
ölçeğin iç tutarlılığının hesaplanmasıdır. Toplam 552 doktor ve hemşireden oluşan
gruptan elde edilen verilerin Cronbach Alfa katsayıları şöyledir: Duygusal tükenme .83,
Duyarsızlaşma .65, Kişisel başarı .72’dir. Güvenirlik bir de test-tekrar test yöntemiyle
incelenmiştir. Bunun için ilk uygulamadan 2-4 hafta sonra 99 deneğe ulaşılmıştır.
Ölçeğin alt boyutlarına ilişkin test tekrar test güvenirlik katsayıları: Duygusal tükenme
.83, Duyarsızlaşma .72, Kişisel başarı .67’dir. Bu araştırma için yapılan güvenirlik
analizi sonucunda Cronbach Alpha değerleri; duygusal tükenme α=0.75, duyarsızlaşma
α=0.54, kişisel başarı α=0.72 ve toplam tükenmişlik α=0.81 olarak bulunmuştur.
Maslach Tükenmişlik Envanteri’nin yapı geçerliği, faktör yapısının incelenmesi
yoluyla ele alınmıştır. Faktör analizi, önce 5 doğal faktör ortaya koymuş ve bunların 3
faktörde yığıldığı görülmüştür. Gerek Maslach ve Jackson (1981 ve 1986)’un önerdiği,
gerekse diğer araştırmacıların uyguladığı gibi varimax rotasyon yapılarak yeniden
değerlendirilmiştir. Sonuçta, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı olmak
üzere üç temel faktör ortaya çıkmıştır (Ergin, 1992).
Maslach Tükenmişlik Envanterinde puanlama sonucunda toplam puan ve alt
ölçek puanları elde edilmektedir. Duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt ölçeklerinden
alınan yüksek puan, kişisel başarı alt ölçeğinden alınan düşük puan tükenmişliği
göstermektedir. Duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt ölçeklerindeki maddeler;
43
0 = hiçbir zaman, 1 = çok nadir, 2 = bazen, 3 = çoğu zaman, 4 = her zaman şeklinde;
kişisel başarı alt ölçeğinin maddeleri ise ters puanlanarak alt ölçek puanları ve toplam
puan elde edilmiştir.
Ergin’e göre tükenmişlik düzeyleri: duygusal tükenme alt ölçeğinde 27 ve üzeri
yüksek, 17 – 26 normal, 0 – 16 düşük; duyarsızlaşma alt ölçeğinde 13 ve üzeri yüksek,
7 – 12 normal, 0 – 6 düşük; kişisel başarı alt ölçeğinde 0 – 31 yüksek, 32 – 38 normal,
39 ve üzeri düşüktür.
3.2.3. Evlilik Uyumu Ölçeği
Locke ve Wallace (1959) tarafından geliştirilen ve Kışlak (1996) tarafından
Türkçe’ye uyarlanıp geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan Evlilik Uyum Ölçeği
(EUÖ), evlilik ilişkisinden alınan doyum ve evlilik uyumunu ölçmeyi amaçlamaktadır.
Ölçek, seçenek sayıları farklı 15 maddeden oluşmaktadır. Her madde, seçenek sayısına
göre farklılaşan 0 ile 6 arasında bir puan almaktadır. Buna göre; 1. madde 0 – 6 puan, 2.
– 9. maddeler 0 – 5 puan, 10. ve 14. maddeler 0 – 2 puan, 11. ve 13. maddeler 0 – 3
puan, 12. madde eşlerden biri için evde oturmak diğeri için dışarıda bir şeyler yapmak
seçeneği işaretlenmişse 0 puan, eşlerin her biri için dışarıda bir şeyler yapmak seçeneği
işaretlenmişse 1 puan, eşlerin her biri için evde oturmak seçeneği işaretlenmişse 2 puan
ve 15. madde 0 – 2 puan arasında puanlanmaktadır. Ölçekten alınan toplam puan 0 – 60
arasında değişmektedir. 43 puanın üzerinde alanlar doyumlu, altında alanlar ise
doyumsuz olarak kabul edilmektedir.
Kışlak (1996) ölçeğin güvenirliği için yaptığı çalışmada Cronbach alfa katsayısı
ve iki yarı güvenirlik katsayısı hesaplamıştır. Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı .80, iki
yarı güvenirlik katsayısı da .67 olarak bulunmuştur. Bu araştırma için yapılan güvenirlik
analizi sonucunda Cronbach Alpha değeri α=0,86 bulunmuştur.
44
Aynı çalışmada ölçeğin ölçüt geçerliği için aile yapısını değerlendirme aracı
(AYDA) ile arasındaki korelasyona bakılmış ve iki ölçekten alınan puanlar arasında
.66’ lık bir korelasyon hesaplanmıştır. Ayrıca, kadınların ve erkeklerin EUÖ ve
AYDA’daki toplam puanları arasındaki korelasyona bakılmış, geçerlik katsayısı
kadınlar için .76, erkekler için ise .54 olarak bulunmuştur. Her iki katsayı da anlamlı bir
ilişkiyi yansıtmaktadır (Kışlak, 1996).
3.2.4. Araştırma İzni
Araştırmada kullanılan anketlerin uygulanması için Tokat İl Milli Eğitim
Müdürlüğü’nden dilekçe ile başvurarak yazılı izin alınmıştır. İznin bir kopyası ekler
bölümünde sunulmuştur.
3.2.5. Uygulama
Araştırma için gerekli olan verileri toplamak amacıyla, üç bölümden oluşan veri
toplama ölçekleri; Tokat il merkezindeki ilköğretim yöneticilerine direkt okullarına
giderek veya yöneticilere yönelik seminerlere gidilip, seminer sorumlusundan izin
alınarak araştırmacı tarafından uygulanarak seminer bitiminde toplanmıştır. Veri
toplama ölçekleri, ilçeler, kasabalar ve köylerdeki yöneticilere Tokat il milli eğitim
müfettişleri aracılığıyla uygulanmıştır.
Araştırma için toplam 382 veri ölçeği dağıtılmış ve ancak 229 tanesi
doldurulmuş şekilde geri toplanabilmiştir. Toplanan veri ölçeklerinin 23 tanesi evli
olmayan yöneticiler tarafından doldurulduğundan çalışmada kullanılamamıştır. Evli
olmayan okul yöneticilerinin, evlilik durumunu ölçeğin uygulandığı zamanda
yaşamadıkları için, verdikleri cevapların reel olmayacağı düşünülmüştür. Bu nedenle;
değerlendirilmeye alınmamıştır. Araştırmada, toplam 206 evli ilköğretim okulu
yöneticisi tarafından tam olarak doldurulan ölçekler değerlendirilmeye alınmıştır.
45
3.3. VERİLERİN ANALİZİ
Kişisel bilgi formu, Mesleki Tükenmişlik Envanteri ve Evlilik Uyum Ölçeği ile
elde edilen veriler SPSS (Statistical Package Program for Social Sciences) (SPSS, Inc,
2001) 11.0.0 paket programı aracılığıyla bilgisayar ortamına aktarılmış ve veriler bu
program yoluyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde güvenirlik analizleri, frekans,
yüzdelik, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U-Testi, paired samples t test,
Kruskal Wallis H-Testi ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı analizleri
kullanılmıştır.
46
4. BULGULAR VE YORUM
Bu bölümde araştırmanın alt problemlerine yönelik olarak yapılan analizler
sonucunda elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Bulgular tablolar halinde gösterilerek
açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır.
4.1.
OKUL
YÖNETİCİLERİNE
AİT
BAĞIMSIZ
DEĞİŞKENLERİN
DAĞILIMI (BETİMSEL İSTATİSTİK SONUÇLARI)
Okul yöneticilerinin bağımsız değişkenlere (yaş, cinsiyet, branş, bitirdiği en son
eğitim kurumu, mesleki kıdem, yöneticilik kıdemi, okuldaki öğrenci ve öğretmen sayısı,
çalışılan yerleşim birimi, eğitim alanında alınan seminer veya kurs sayısı, öğretmenliği
tercih sırası, öğretmenliği bugün tercih sırası, yöneticilikten sağlanan doyum, olumlu ve
olumsuz ev ve iş yaşantılarının birbirlerine etkisi, ciddi sağlık sorunu durumu, evlilik
şekli, evlilik yılı, evlilik sayısı, çocuk sayısı, evde aile üyeleri dışında kalan kimse
durumu) göre dağılımları tablolar halinde verilmiştir.
Tablo 4.1. Okul Yöneticilerinin Yaş Gruplarına Göre Dağılımı
Yaş grupları
n
%
21-30
24
11.7
31-40
89
43.2
41-50
63
30.6
51 ve üzeri
30
14.6
Toplam
206
100
Araştırmaya 21-30 yaşları arasında 24, 31-40 yaşları arasında 89, 41-50 yaşları
arasında 63, 51 ve üzeri yaşlarda 30 okul yöneticisi katılmıştır. Yüzdelik oranlarına
bakıldığında; % 11.7’si 21-30, % 43.2’si 31-40, % 30.6’sı 41-50, % 14.6’sı 51 yaş ve
üzerindedir. Okul yöneticilerinin büyük çoğunluğunun orta yaş grubunda olduğu
görülmektedir.
47
Tablo 4.2. Okul Yöneticilerinin Cinsiyete Göre Dağılımı
Cinsiyet
n
%
Kadın
5
2.4
Erkek
201
97.6
Toplam
206
100
Yöneticilerin cinsiyetlerine bakıldığında, 206’sından yalnızca 5 tanesi yani
yüzde 2.4’ünü kadınlar oluşturmaktadır. Geri kalan % 97.6’lık büyük oranı 201 erkek
yönetici oluşturmaktadır. Buna göre, ilköğretim okullarındaki yöneticilerin çok büyük
bir bölümünü erkekler oluşturmaktadır. Bu sonuç, gelişmiş ülkelerdeki oranlarla
kıyaslandığında; ülkemizdeki kadın eğitim yöneticilerinin yok denecek kadar az
olduğunu göstermektedir.
Tablo 4.3. Okul Yöneticilerinin Branşlara Göre Dağılımı
Branş
n
%
Türkçe-Edebiyat
11
5.3
Sosyal Bilgiler
20
9.7
Fen Bilimleri
12
5.8
Matematik
9
4.4
Yabancı Diller
2
1.0
Meslek Dersleri
6
2.9
Din K. Ve A.B.
21
10.2
Sınıf Öğretmenliği
125
60.7
Toplam
206
100
Tablo 4.3 incelendiğinde araştırmaya katılan okul yöneticileri branş dağılımları;
% 5.3 Türkçe- Edebiyat, % 9.7 Sosyal Bilgiler, % 5.8 Fen Bilimleri, % 4.4 Matematik,
% 1.0 Yabancı Diller, % 2.9 Meslek dersleri, % 10.2 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, %
60.7 Sınıf Öğretmenliği şeklindedir. Bu bulgudan, ülkemizdeki okul yöneticilerinin
farklı branşlardan geldiği anlaşılmaktadır. Yöneticilerin sayısal oranları ile okullardaki
48
öğretmenlerin oranlarının örtüştüğü anlaşılmaktadır. Örneğin ilköğretim okullarında
sayısal olarak en çok sınıf öğretmenleri bulunmakta ve bu branştan okul yöneticisi
sayısı % 60.7 oranla en yüksek orana sahiptir. İlköğretimdeki okul yöneticilerinin çok
büyük bir oranı (% 60.5) sınıf öğretmenlerinden oluşmaktadır Sınıf öğretmenlerinin
diğer branş öğretmenlerine oranla sayıca fazla olması, özellikle kırsal kesimde
birleştirilmiş sınıflarda görev yapan öğretmenlerin aynı zamanda müdür yetkili olması
bu durumun nedenleri olarak düşünülmektedir.
Diğer taraftan öğretmen oranı ile kıyaslandığında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
branşından yönetici olanların sayısının diğer branşlardan daha çok olduğu
anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar
ülkemizde okul yöneticisi yetiştirme ile ilgili bir
düzenlemeye gidilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Tablo 4.4. Okul Yöneticilerinin Mezun Oldukları Eğitim Kurumlarına Göre Dağılımı
Mezun olunan eğitim kurumu
n
%
Fakülte
126
61.2
Yüksek Öğretmen Okulu
14
6.8
Mesleki ve Teknik Eğitim
4
1.9
Eğitim Enstitüsü
41
19.9
Yüksek Lisans veya Doktora
10
4.9
Diğer
11
5.3
Toplam
206
100
Tablo 4.4 incelendiğinde okul yöneticilerinin % 61.2’sinin Fakülte, % 6.8’inin
Yüksek Öğretmen Okulu, % 1.9’unun Mesleki ve Teknik Eğitim, % 19.9’unun Eğitim
Enstitüsü, % 4.9’unun Yüksek Lisans ve Doktora, % 5.3’ünün diğer okul mezunları
oldukları görülmektedir. Okul yöneticilerinin, farklı farklı eğitim kurumlarından mezun
oldukları görülmektedir. Bu da; eğitim sistemindeki, yönetici olabilmek için mezun
49
olunan eğitim kurumunun düzeyinin önemli olmadığını göstermektedir. Yani,
yöneticilerin belirli bir eğitim kurumundan mezun olması gerekmemektedir. Türkiye’de
öğretmen yetiştirmeyen eğitim kurumlarından mezun olanlar da öğretmenlik
yapabilmekte ve okullarda yönetici olarak görev yapabilmektedirler.
Tablo 4.5. Okul Yöneticilerinin Mesleki Kıdemlerine Göre Dağılımı
Mesleki kıdem
n
%
10 yıl ve daha az
61
29.6
11-15
38
18.4
16-20
33
16.0
21-25
32
15.5
26 ve üzeri
42
20.4
Toplam
206
100
Tablo 4.5’teki, okul yöneticilerinin mesleki kıdemleri incelendiğinde; % 29.6
oranla 10 yıl ve daha az, % 18.4 oranla 11-15 yıl arası, % 16.0 oranla 16-20 yıl arası, %
15.5 oranla 21-25 yıl arası ve % 20.4 oranla 26 yıl ve üzeri hizmeti olan okul
yöneticilerinden oluşturmaktadır. Bu sonuçlara göre, mesleki kıdemi 10 yıl ve daha az
olanların oranının diğerlerinden daha yüksek olduğu görülmektedir.
Tablo 4.6. Okul Yöneticilerinin Yöneticilik Kıdemlerine Göre Dağılımı
Yöneticilik kıdemi
n
%
5 yıl ve daha az
94
45.6
6-10 yıl
56
27.2
11-15 yıl
29
14.1
16-20 yıl
12
5.8
21-25 yıl
9
4.4
26 yıl ve üzeri
6
2.9
Toplam
206
100
50
Yukarıdaki
okul
yöneticilerinin
yöneticilik
kıdemlerini
gösteren
tablo
incelendiğinde; yönetici sayısının, kıdemleriyle ters orantılı olarak değiştiği
görülmektedir. % 45.6’lık oranla en büyük bölümü 5 yıl ve daha az yöneticilik kıdemi
olanlar oluşturmaktadır.
Tablo 4.7. Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Okuldaki Öğrenci Sayısına Göre Dağılımı
Öğrenci sayısı
n
%
1-100
30
14.6
101-300
85
41.3
301-500
30
14.6
501’den fazla
61
29.6
Toplam
206
100
Tablo 4.7’den anlaşıldığı gibi, okul yöneticilerinin çalıştıkları okullardaki
öğrenci sayıları; % 14.6 ile 1-101, % 41.3 ile 101-300, % 14.6 ile 301-500 ve % 29.6 ile
501’den fazla olanlardan oluşmaktadır.
Tablo 4.8. Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Okuldaki Öğretmen Sayısına Göre Dağılımı
Öğretmen sayısı
n
%
1-10
50
24.3
11-25
98
47.6
26 ve üzeri
58
28.2
Toplam
206
100
Tablo 4.8 incelendiğinde, okul yöneticilerinin çalıştıkları okullardaki öğretmen
sayılarının oranının; %24.3’ünün 1-10, % 47.6’sının 11-25, % 28.2’sinin ile 26 ve üzeri
şeklinde dağılım gösterdiği gözlenmektedir. Oranlara bakıldığında okulların yarısına
yakın bir kısmında 11-25 arası öğretmen bulunmaktadır.
51
Tablo 4.9. Okul Yöneticilerinin Okulun Bulunduğu Yerleşim Birimine Göre Dağılımı
Okulun bulunduğu
yerleşim birimi
İl merkezi
n
%
53
25.7
İlçe merkezi
69
33.5
Kasaba, köy, belde
84
40.8
Toplam
206
100
Tablo 4.9’ dan anlaşıldığı gibi, okul yöneticilerinin çalıştıkları yerleşim
birimleri; % 25.7’si il merkezi, % 33.5’i ilçe merkezi ve % 40.8’i kasaba, köy, beldeden
oluşmaktadır. Tokat ilinde kırsal kesimin yoğunluğu dikkate alındığında bu oranların
beklenen sonuçlar olduğu söylenebilir.
Tablo 4.10. Okul Yöneticilerinin Katıldıkları Hizmet içi Eğitim Kurs veya Seminer
Sayısına Göre Dağılımı
Alınan seminer veya kurs sayısı
n
%
Hiç
40
19.4
1 kere
34
16.5
2 kere
76
36.9
4 kere ve üzeri
56
27.2
Toplam
206
100
Okul
yöneticilerinin
katıldıkları
hizmet
içi
kurs
ve
seminerlerin,
tükenmişliklerinde etkili olabileceği düşünülerek araştırmada yer verilmiştir. Tablo
4.10’a bakıldığında; okul yöneticilerinin katıldıkları hizmet içi kurs ve seminerlerin
sayısının yetersiz olduğu görülmektedir. Ülkemizde, yönetici olabilmek için öğretmen
olmak yeterli gelmektedir. Okul yöneticisi olmak için, herhangi bir ek eğitim almak
gerekmemektedir. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda; en azından, öğretmenlerin
okul yöneticisi olduktan sonra hizmet içi kurs veya seminerlerle eğitilmesi gerektiği
52
düşünülmektedir. Analiz sonuçlarına bakıldığında, okul yöneticilerinin katıldıkları
hizmet içi kurs veya seminerlerin sayısının düşük olduğu görülmektedir.
Tablo 4.11. Okul Yöneticilerinin Öğretmenlik Mesleğini Üniversiteye Girişte Tercih
Sırasına Göre Dağılımı
Tercih sırası
n
%
1. sırada
67
32.5
2-5 arası
51
24.8
6-10 arası
44
21.4
11 ve yukarı
44
21.4
Toplam
206
100
Araştırmaya katılan okul yöneticilerinin öğretmenliği; % 32.5’inin ilk sırada, %
24.8’inin iki – beş arasında, % 21.4’ünün altı - on arasında, % 21.4’ünün on bir ve
yukarı sırada tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Öğretmenlik mesleğini düşük sıralarda
tercih eden okul yöneticilerinin sayısı oldukça yüksektir. Yani; okul yöneticilerinin
büyük çoğunluğu, öğretmenlik mesleğini isteyerek seçmemiş görünmektedir veya da
düşük sıralarda seçmiştir. Bu konuda, ülkemizdeki üniversite tercih sisteminin eksikliği
görülmektedir. Yeterince istekli olmadan zoraki yapılan tercihlerin, bireylerin
verimliliğini etkileyeceği düşünülmektedir.
Tablo 4.12. Okul Yöneticilerinin, Şu Anda Meslek Seçimi Yapsalar Öğretmenlik
Mesleğini Kaçıncı Sırada Tercih Edeceklerine Göre Dağılımı
Şu anki tercih sırası
n
%
İlk sırada
96
46.6
2-5 arası
81
39.3
6-10 arası
15
7.3
11 ve yukarı
14
6.8
Toplam
206
100
53
Yöneticilerin mesleklerinden memnuniyetlerini de gösteren, tekrar meslek
seçme şansları olsa öğretmenliği seçme oranlarına bakıldığında % 46.6’sının
öğretmenliği ilk sırada seçecekleri görülmektedir. Bu bulgulardan yöneticilerin yarısına
yakının mesleğinden memnun olduğu anlaşılmaktadır. Okul yöneticilerinin üniversiteye
girerken öğretmenliği ilk sırada tercih etme oranları % 32.5 iken, mesleğe başladıktan
sonra bu oranın
% 46.6’lara yükseldiği görülmektedir.
Bu sonuçlar yöneticilerin
öğretmenlik mesleğine başladıktan ve yönetici olduktan sonra mesleklerine giderek
alıştıkları ve daha çok sevmeye başladıklarını göstermektedir. Diğer bir düşünce de;
yöneticiliği öğretmenliğe tercih etmeleri, kendilerine yöneticiliği daha uygun görmeleri
olabileceğidir.
Tablo 4.13. Okul Yöneticilerinin Meslekten Sağladıkları Doyum Sırasına Göre Dağılımı
Sağladığı doyum alanı
n
%
Psikolojik
125
60.7
Sosyal statü
68
33.0
Ekonomik
13
6.3
Toplam
206
100
Okul yöneticilerinin % 60.7’si mesleğinden en fazla psikolojik doyum
sağladığını ifade etmiştir, % 33’ü sosyal statü yönünden doyum sağlamakta iken, %
6.3’ü ile en düşük doyum alanının ekonomik yönden olduğunu belirtmiştir. Bu
sonuçlardan okul yöneticilerinin meslekten aldığı psikolojik doyumun, sosyal ve
ekonomik doyumdan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.
Öğretmenlik veya okul yöneticiliğinin toplum tarafından yüksek bir statü olarak
görülmemesi ve ayrıca gelirinin düşük görülmesi bu meslekten ekonomik ve sosyal
doyum sağlayan yönetici sayısının az olmasına neden olduğu söylenebilir. Psikolojik
54
doyum sağlayan yönetici sayısının yüksek olmasının nedeni olarak; eğitime yüklenen
kutsal değer ile birlikte insan yetiştirme, eğitme ve öğretme görevinin verdiği haz
düşünülmektedir. Bu anlamda ülkemizde okul yöneticilerinin, yöneticilik görevlerini
devam etmelerini sağlayan en önemli motivasyon kaynağının meslekten sağladıkları
psikolojik doyum olduğu rahatlıkla söylenebilir. Birey olarak, okulun başında olmanın
ve yönetmenin verdiği haz psikolojik doyum sağlayanların oranını yüksek
çıkarmaktadır.
Tablo 4.14. Okul Yöneticilerinin Ev ve İş Yaşantılarının Birbirlerine Etkileri
Değişkenler
Olumlu iş yaşantılarının ev
yaşantısına etkisi
Olumsuz iş yaşantılarının ev
yaşantısına etkisi
Olumsuz ev yaşantılarının iş
yaşantısına etkisi
Olumlu ev yaşantılarının iş
yaşantısına etkisi
X
2.89
2.49
1.94
2.70
Değer
n
%
Hiç
15
7.3
Biraz
44
21.4
Oldukça
96
46.6
Çok
51
24.8
Hiç
21
10.2
Biraz
93
45.1
Oldukça
62
30.1
Çok
30
14.6
Hiç
54
26.2
Biraz
120
58.3
Oldukça
22
10.7
Çok
10
4.9
Hiç
20
9.7
Biraz
62
30.1
Oldukça
84
40.8
Çok
40
19.4
Tablo 4.14 incelendiğinde okul yöneticilerinin olumlu iş yaşantılarının ev
yaşantısını % 7.3’ü hiç, % 21.4 biraz % 46.6 oranla oldukça, % 24.8’ü ise çok,
55
etkilediği yönünde görüş belirtmişlerdir. Ayrıca frekanslardaki farkların anlamlı olup
olmadığını test etmek için ortalama değer incelenmiş olup, okul yöneticilerinin olumlu
iş yaşantılarının ev yaşantılarını oldukça etkilediği sonucuna ulaşılmıştır ( X = 2.89).
Tablo 4.14 incelendiğinde, yöneticiler olumsuz iş yaşantılarının ev yaşantılarını
% 10.2’lik oranla hiç etkilemediği, % 45.1’le biraz etkilediğini, % 30.1’le oldukça
etkilediğini,
% 14.6’lık oranla çok etkilediğini belirtmişlerdir. Ortalama değerine
bakıldığında olumsuz iş yaşantılarının ev yaşantılarını biraz etkilediği söylenebilir
( X =2.50). Bu sonuçlardan okul yöneticilerinin olumlu iş yaşantılarının olumsuz iş
yaşantılarına oranla ev yaşantılarını daha çok etkilediği anlaşılmaktadır. Yani olumlu iş
yaşantıların eve yansıması daha yüksektir. Bu sonuç da, eğitim açısından sevindiricidir.
Tablo 4.14 incelendiğinde okul yöneticilerinin; % 26.2’si
olumsuz ev
yaşantılarının iş yaşantılarını hiç etkilemediği, % 58.3’ü biraz etkilediği, %10.7 oldukça
etkilediği ve % 4.9’unun ise çok etkilediği şeklinde görüş belirttikleri anlaşılmaktadır.
Ayrıca aritmetik ortalama incelendiğinde okul yöneticilerinin olumsuz ev yaşantılarının
iş yaşantılarını
biraz (çok az) etkilediği sonucuna ulaşılmaktadır ( X =1.94). Bu
sonuçlara bakarak yöneticilerin evdeki olumsuzlukları işlerine yansıtmamaya çalıştıkları
söylenebilir.
Olumlu ev yaşantılarının iş yaşantılarını nasıl etkilediği sorusuna gelindiğinde
ise okul yöneticileri; % 9.7 hiç, % 30.1 biraz, % 40.8 oldukça ve % 19.4 çok etkilediği
yönünde görüş belirtmişlerdir. Ayrıca okul yöneticilerinin bu soruya verdikleri
cevapların aritmetik ortalaması incelendiğinde okul yöneticilerinin olumlu ev
yaşantılarının iş yaşantılarını oldukça etkilediği sonucuna ulaşılmaktadır ( X =2.70). Bu
sonuç okul yöneticilerinin olumlu ev yaşantılarının olumsuz ev yaşantılarına oranla iş
yaşantılarını daha çok etkilediğini ortaya koymaktadır.
56
Genel olarak ülkemizde eğitim yöneticilerinin olumlu olan ev ve iş
yaşantılarının birbirlerini daha çok etkileyebildiği anlaşılmaktadır. Olumsuz ev ve iş
yaşantılarının ise bastırılmaya çalışıldığı söylenebilir. Sonuç olarak, okul yöneticilerinin
iş yaşantıları ile ev yaşantılarının birbirlerini etkilediği ve buna bağlı olarak da, mesleki
tükenmişlikleri ile evlilik doyumlarının birbirini etkileyebileceği söylenebilir.
Tablo 4.15. Okul Yöneticilerinin Ciddi Sağlık Sorununa Göre Dağılımı
Ciddi sağlık sorunu var mı?
n
%
Evet
14
6.8
Hayır
192
93.2
Toplam
206
100
Okul yöneticilerinin sağlık sorunlarına bakıldığında; % 6.8’inin ciddi sağlık
sorunu varken, büyük bir kısmı olan % 93.2’sinin ciddi sağlık sorunu bulunmamaktadır.
Okul yöneticilerinin büyük oranda ciddi sağlık sorununun olmaması olumlu bir
sonuçtur. Yöneticinin sağlık sorununun, tüm yaşantısını olumsuz yönde etkilemesi
olağan bir sonuçtur. Yönetim görevini de olumsuz yönde etkileyerek, veriminin
düşmesine neden olabilir.
Tablo 4.16. Okul Yöneticilerinin Evlilik Şekline Göre Dağılımı
Evlilik şekli
n
%
Görücü usulü
98
47.6
Flört
50
24.3
Diğer
58
28.2
Toplam
206
100
Tablo 4.16. incelendiğinde okul yöneticilerinin % 47.6’sı görücü usulü, %
24.3’ü flört ve % 28.2’si diğer şekillerde evlendikleri anlaşılmaktadır. Büyük bir
57
orandaki okul yöneticilerinin görücü usulü evlenmesi, ülkemizde adet ve geleneklere
bağlılığın ve evlilik kurumunun hala tercihe bırakılmadığının bir göstergesi olarak kabul
edilebilir.
Tablo 4.17. Okul Yöneticilerinin Evlilik Yılına Göre Dağılımı
Evli oldukları yıl sayısı
n
%
1-5 yıl
31
15.0
6-10 yıl
35
17.0
11-15 yıl
43
20.9
16-20 yıl
31
15.0
21 yıl ve üzeri
66
32.0
Toplam
206
100
Tablo 4.17 incelendiğinde okul yöneticilerinin % 15.0’inin 1-5, % 17.0’sinin 610, % 20.9’unun 11-15, % 15.0’inin 16-20 ve % 32.0’sinin 21 yıl ve üzeri sürede evli
oldukları anlaşılmaktadır.
Tablo 4.18. Okul Yöneticilerinin Evlilik Sayısına Göre Dağılımı
Evlilik sayısı
n
%
İlk
202
98.1
İkinci
4
1.9
Toplam
206
100
Tablo 4.18. incelendiğinde araştırmaya katılan okul yöneticilerinin % 98.1’inin
(202) ilk evliliği, % 1.9’unun ikinci (4) evliliği yaptıkları anlaşılmaktadır. Okul
yöneticilerinin evlilik doyumları göz önüne alındığında, % 98.1’inin ilk evliliği olması
biraz tezat görünmektedir. Fakat ülkemizde örf ve adetlere göre, boşanmanın kötü
karşılanması nedeniyle az olması bu sonucun açıklaması olarak düşünülmektedir.
58
Tablo 4.19. Okul Yöneticilerinin Sahip Oldukları Çocuk Sayısına Göre Dağılımı
Çocuk sayısı
n
%
0
11
5.3
1
32
15.5
2
94
45.6
3
48
23.3
4
20
9.7
5 ve üzeri
1
0.5
Toplam
206
100
Tablo 4.19 incelendiğinde araştırmaya katılan okul yöneticilerinde hiç çocuğu
olmayanların oranı % 5.3, bir tane olanlar % 15.5, iki tane olanlar % 45.6, üç tane
olanlar % 23.3, dört tane olanlar % 9.7, beş ve üzeri sayıda çocuğu olanlar % 0.5 olarak
görülmektedir. Okul yöneticilerinin ortalama çocuk sayısı 2 olarak ortaya çıkmaktadır.
Tablo 4.20. Okul Yöneticilerinin Evinde Aile Üyeleri Dışında Sürekli Kalan Bireylerin
Varlığına Göre Dağılımı
Evde aile üyeleri dışında
kalan var mı?
Evet
n
%
21
10.2
Hayır
185
89.8
Toplam
206
100
Tablo 4.20 incelendiğinde okul yöneticilerden %10.2’sinin evinde aile üyeleri
dışında yaşayan bireyler bulunmakta, %89.8’inin ise bulunmamaktadır. Bu sonuçlardan,
ülkemizde en azından eğitim alanında çekirdek aile modelinin geçmiş yıllara göre daha
çok yaygınlaştığı anlaşılmaktadır.
59
4.2. OKUL YÖNETİCİLERİNİN MESLEKİ TÜKENMİŞLİK VE EVLİLİK
DOYUMLARINA İLİŞKİN BETİMLEYİCİ İSTATİSTİK SONUÇLARI
Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik alt boyutları olan; duygusal tükenme,
duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeylerine göre dağılımları tablolar halinde verilmiştir.
Tablo 4.21. Okul Yöneticilerinin Duygusal Tükenme Düzeylerine Göre Dağılımı
Duygusal tükenme düzeyi
n
%
Düşük
191
92.7
Normal
14
6.8
Yüksek
1
0.5
Toplam
206
100
Tablo 4.21’deki veriler ışığında araştırmaya katılan okul yöneticilerinin
duygusal tükenmişlik düzeylerinin % 92.7 oranla düşük, % 6.8 normal ve % 0.5 yüksek
olduğu tespit edilmiştir. Duygusal yönden, tükenmiş olmayanların oranının yüksek
olması eğitim açısından olumlu bir sonuç olarak görülmektedir.
Tablo 4.22. Okul Yöneticilerinin Duyarsızlaşma Düzeylerine Göre Dağılımı
Duyarsızlaşma düzeyi
n
%
Düşük
183
88.8
Normal
22
10.7
Yüksek
1
0.5
Toplam
206
100
Tablo 4.22 incelendiğinde araştırmaya katılan okul yöneticilerinin Tükenmişlik
Ölçeği alt boyutlarından olan duyarsızlaşma düzeylerinin % 88.8’nin düşük, % 10.7’nin
normal ve % 0.5’inin ise yüksek olduğu
bulunmuştur. Bu sonuçlara bakarak
60
ülkemizdeki okul yöneticilerinin duyarsızlaşma düzeylerinin düşük olduğu yorumu
yapılabilir.
Tablo 4.23. Okul Yöneticilerinin Kişisel Başarı Düzeylerine Göre Dağılımı
Kişisel başarı düzeyi
N
%
Düşük
0
0
Normal
0
0
Yüksek
206
100
Toplam
206
100
Tablo 4.23 incelendiğinde araştırmaya katılan tüm okul yöneticilerinin kişisel
başarı düzeylerinin yüksek olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Bu sonuç ışığında;
ülkemizdeki eğitim yöneticilerinin, kendilerini bireysel anlamda başarılı gördüklerini
söylemek doğru olacaktır. Ancak bir okuldaki eğitim ve öğretim kalitesinin en önemli
aktörlerinden olan okul yöneticilerinin kişisel başarılarını yüksek algılamaları ile
okulların genel olarak eğitim ve öğretim başarısı arasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır.
Doğal olarak kişisel başarısı yüksek olan okul yöneticisinin bulunduğu okulun
başarısının da yüksek olması beklenir. Bu durumda kişisel başarının nasıl algılandığının
tekrar sorgulanması gerektiği kanaati oluşmaktadır.
Tablo 4.24. Okul Yöneticilerinin Evlilik Doyumlarına Göre Dağılımı
Evlilik doyum durumu
n
%
Doyumsuz
57
27.7
Doyumlu
149
72.3
Toplam
206
100
Tablo 4.24 incelendiğinde araştırmaya katılan okul yöneticilerin % 27.7’sinin
doyum
sağlayamadığı,
%
72.3’ünün
ise
evliliklerinden
doyum
sağladıkları
61
anlaşılmaktadır. Doyum sağlayamayanların oranını doyum sağlayanlardan daha az
olmasına rağmen önemli bir orandaki okul yöneticisinin evliliklerinde doyumsuz olması
oldukça önemlidir. Ayrıca ev ve iş yaşantılarının birbirlerini etkilediği gerçeği dikkate
alınırsa, bu oranın eğitim açısından önemsenmesi gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.
4.3. OKUL YÖNETİCİLERİNİN MESLEKİ TÜKENMİŞLİK DÜZEYLERİ
İLE EVLİLİK DOYUM DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ
Eğitim yöneticilerinin evlilik doyum düzeyleri ile mesleki tükenmişlik düzeyleri
arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını test etmek için Pearson Korelasyon testi
uygulanmış ve sonuçları aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.25 Evlilik Doyumu ile Mesleki Tükenmişlik Alt Boyutları (EE, DP, PA)
Arasındaki Korelasyon
Duygusal Tükenmişlik (EE)
Duyarsızlaşma (DP)
Kişisel Başarı (PA)
Evlilik doyumu
r²
r
-.309**
0.09
p
.000
n
206
r
-.185**
p
.008
n
206
r
-.212**
p
.002
n
206
0.03
0.04
**. Korelasyon .01 düzeyinde anlamlıdır.
Büyüköztürk (2006: 32)’e göre; korelasyon katsayısının 1.00 olması, mükemmel
pozitif bir ilişkiyi; -1.00 olması, mükemmel negatif bir ilişkiyi; 0.00 olması, ilişkinin
olmadığını
göstermektedir.
yorumlanmasında
tam
Korelasyon
olarak
katsayısının
ortaklaşılan
aralıklar
büyüklük
bakımından
bulunmamakla
birlikte
kullanılabilecek aralıklar mutlak değer olarak, 0.70 – 1.00 arasında olması, yüksek; 0.70
– 0.30 arasında olması, orta; 0.30 – 0.00 arasında olması, düşük düzeyde bir ilişki olarak
62
tanımlanmaktadır. Bu değerlendirmeye göre, tablo 4.25
incelendiğinde, okul
yöneticilerinin evlilik doyumları, mesleki tükenmişlik alt boyutları açısından
incelendiğinde aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan okul yöneticilerinin
mesleki tükenmişlik alt boyutlarından, duygusal tükenme düzeyleri ile evlilik doyum
düzeyleri arasında ters yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu anlaşılmaktadır
(r = -.309, p< .01). Bu ilişki, iki değişken arasındaki toplam varyansın % 9’unu
karşılamaktadır (r² = 0.09). Eğitim yöneticilerinin evlilik doyum düzeyleri ile
duyarsızlaşma düzeyleri arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişkinin
olduğu gözlenmektedir (r = -.185,
p< .01). Bu ilişki, iki değişken arasındaki toplam
varyansın % 3’ünü karşılamaktadır (r² = 0.03). Eğitim yöneticilerinin mesleki
tükenmişlik alt boyutlarından kişisel başarı düzeyleri ile evlilik doyum düzeyleri
arasında ise yine ters yönde, düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r
= -.212, p< .01). Bu ilişki, iki değişken arasındaki toplam varyansın % 4’ünü
karşılamaktadır (r² = 0.04). Bu bulgulardan yola çıkarak okul yöneticilerinin evlilik
doyum düzeyi ile mesleki tükenmişlik düzeyi ters orantılı olarak değişmektedir. Yani
okul yöneticilerinin evlilik doyumları arttıkça mesleki tükenmişlikleri azalmakta, ya da
mesleki tükenmişlikleri arttıkça evlilik doyumları azalmaktadır. Bu sonuç, ev ve iş
yaşantılarının birbirlerini etkilemesi bulgusu ile de örtüşmektedir.
63
4.4.
OKUL
YÖNETİCİLERİNİN
TÜKENMİŞLİK
DÜZEYLERİ
İLE
SOSYODEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ İNCELEYEN
ANALİZ SONUÇLARI
Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik (EE, DP, PA) düzeylerinin, bağımsız
değişkenlere (yaş, cinsiyet, branş,bitirdikleri en son eğitim kurumu, mesleki kıdem,
yöneticilik kıdemi, çalıştıkları okullardaki öğrenci ve öğretmen sayısı,
çalıştıkları
yerleşim birimi, evlilik yılı, katıldıkları seminer veya kurs sayısı, öğretmenlik mesleğini
tercih sırası, öğretmenlik mesleğini şu anki tercih sırası, yöneticilikten en fazla doyum
sağladıkları alan, ciddi sağlık sorunu durumu, çocuk sayısı) göre farklılaşıp
farklılaşmadığını belirlemek için analizler uygulanmış olup, sonuçları tablolar halinde
verilerek açıklamaları yapılmıştır. Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişliklerini
etkileyebileceği düşünülen bağımsız değişkenler seçilerek, analizler bu bağımsız
değişkenlere göre yapılmıştır.
64
Okul yöneticilerinin tükenmişlik düzeylerinin yaşlarına göre farklılaşıp
farklılaşmadığını belirlemek için Kruskal Wallis testi uygulanmış olup sonuçları tabloda
verilmiştir.
Tablo 4.26. Okul Yöneticilerinin Yaşlarına Göre Mesleki Tükenmişlik Düzeyleri
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Duygusal
Tükenmişlik
Arasındaki Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Yaş
n
21-30
24
Sıra
Ort.
118.58
31-40
89
107.58
41-50
63
104.94
51 ve üzeri
30
76.28
21-30
24
123.02
31-40
89
106.11
41-50
63
102.90
51 ve üzeri
30
81.38
21-30
24
128.21
31-40
89
113.25
41-50
63
90.90
51 ve üzeri
30
81.25
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
21-30 ile 51 ve üzeri
3
8.28
0.04
31-40 ile 51 ve üzeri
41-50 ile 51 ve üzeri
3
7.05
0.70
Fark Yok
21-30 ile 41-50
3
13.63
.003
21-30 ile 51 ve üzeri
31-40 ile 41-50
31-40 ile 51 ve üzeri
p < .05
Tablo 4.26’daki Kruskal Wallis testi sonuçları incelendiğinde, araştırmaya
katılan okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik alt boyutlarından aldıkları puanların
yaşlarına göre faklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Yapılan Kruskal Wallis testi
sonuçlarına göre okul yöneticilerinin duygusal tükenmişlik düzeylerinin yöneticilerin
yaşlarına göre anlamlı farklılaştığı anlaşılmaktadır [χ² (3) = 8.28, p< 0.05]. Oluşan bu
farklılaşmanın hangi yaş grupları arasında olduğunu tespit etmek için yapılan Mann
Whitney U testi sonuçlarına göre; 51 ve üzerideki yaş grubunda yer alan okul
yöneticilerinin duygusal tükenmişliklerinin, diğer yaş gruplarındaki okul yöneticilerinin
65
duygusal tükenmişliklerinden daha düşük olduğu anlaşılmıştır. Araştırmanın bu bulgusu
başka araştırma sonuçlarınca da desteklenmektedir.
Ellis (1983), Barut ve Kalkan
(2002), Dolunay (2002) ve Şanlı (2006) çalışmalarında, yaş ilerledikçe duygusal
tükenmenin arttığı bulgusuna ulaşmıştır. Torun (1995)’da yaşın duygusal tükenmede
etkili olduğunu belirtmiştir. Avşaroğlu, Deniz ve Kahraman (2005) ise, diğer
çalışmalardaki bulgulara zıt; 41-50 yaş grubundaki öğretmenlerin duygusal tükenmişlik
düzeylerinin 31-40 yaş grubundakilerden yüksek olduğu sonucuna ulaşmışlardır.
Tablo
4.26’daki
Kruskal
Wallis
testi
sonuçları
incelendiğinde,
okul
yöneticilerinin duyarsızlaşma alt boyutunda aldıkları toplam puanların yöneticilerin
yaşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılaşma göstermediği tespit edilmiştir
[χ² (3) = 7.05, p> 0.05]. Barut ve Kalkan (2002) ise, 20-30 ve 31-40 yaş grubundaki
öğretim elemanlarının duyarsızlaşma düzeylerinin 41 ve üzeri yaştakilerden fazla
olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Dolunay (2002) da, yaş ilerledikçe duyarsızlaşma
düzeyinin azaldığını belirtmiştir. Avşaroğlu, Deniz ve Kahraman (2005) ise, teknik
öğretmenlerde 41-50 yaş grubundakilerin duyarsızlaşma düzeylerinin 31-40 yaş
grubundakilerden yüksek olduğunu belirtmişlerdir.
Tablo
4.26’daki
Kruskal
Wallis
testi
sonuçları
incelendiğinde,
okul
yöneticilerinin kişisel başarı alt boyutunda aldıkları toplam puanların yöneticilerin
yaşlarına göre anlamlı olarak farklılaştığı bulgusuna ulaşılmıştır [χ² (3) = 13.63, p<
0.05]. Oluşan bu farklılaşmanın hangi yaş grupları arasında olduğunu tespit etmek için
yapılan Mann Whitney U testi sonuçlarına göre; 21-30 yaş grubundaki okul
yöneticilerinin kişisel başarı alt boyutundaki puanlarının, 41-50 ve 51 ve üzeri yaş
grubundakilerden daha yüksek olduğu ve benzer şekilde, 31-40 yaş grubundaki okul
yöneticilerinin de kişisel puanlarının da 41-50 ve 51 ve üzeri yaş grubundakilerden daha
66
yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Yaş ilerledikçe, kişisel başarı düzeylerinin düştüğü
görülmektedir. Dolunay (2002) da aynı sonucu bulmuştur. Barut ve Kalkan (2002) da
benzer şekilde, 20-30 yaş grubundaki öğretim elemanlarının kişisel başarısızlık
düzeylerinin 41 ve üzeri yaşlardaki öğretim elemanlarından yüksek olduğu sonucuna
ulaşmışlardır. Genç okul yöneticilerinin kişisel başarıları daha yüksek çıkmakta; daha
doğrusu, genç okul yöneticileri kendilerini daha başarılı görmektedirler. Yaşları yüksek
olan okul yöneticilerinin tecrübe ve deneyimlerinin, genç yöneticilerden fazla olmasına
karşın kişisel başarılarını düşük görmelerinin, başarı değerlerinin yüksek olmasından
kaynaklandığı düşünülmektedir.
Akçamete, Kaner ve Sucuoğlu (2001), Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003),
Demirbaş, Özdemir, Hancı ve Balseven (2004), Sünter, Canbaz, Dabak, Öz ve Peşken
(2006), çalışmalarında yaşın tükenmişlik düzeylerinde farklılaşmaya neden olmadığı
sonucuna ulaşmışlardır.
Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı
farklılaşıp farklılaşmadığını test etmek için Mann Whitney U testi uygulanmış olup
sonuçları tablo 4.27’de verilmiştir.
Tablo 4.27. Okul Yöneticilerinin Cinsiyetlerine Göre Mesleki Tükenmişlik Düzeyleri
Arasındaki Mann Whitney U Testi Sonuçları
5
Sıra
Ortalaması
93.60
Sıra
Toplamı
468.00
Erkek
201
103.75
20853.00
Duyarsızlaşma
Kadın
5
82.70
413.50
(DP)
Erkek
201
104.02
20907.50
Kişisel Başarı
Kadın
5
96.80
484.00
(PA)
Erkek
201
103.67
20837.00
Cinsiyet
n
Duygusal
Kadın
Tükenme (EE)
p > .05
U
p
453.00
.706
398.50
.424
469.00
.798
67
Yapılan Mann Whitney U testi sonucuna göre, okul yöneticilerinin tükenmişlik
düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı farklılaşmadığı tespit edilmiştir (p> .05). Ancak
farklı bulgulara ulaşılan araştırma sonuçları mevcuttur. Ellis (1983)’in çalışmasında,
kadın yöneticiler, erkek yöneticilerden duygusal tükenme alt boyutunda yüksek puan,
kişisel başarı alt boyutunda daha düşük puan almışlardır. Duygusal tükenme alt
boyutunda ise anlamlı fark görülmemiştir. Torun (1995), cinsiyetin duygusal tükenme
alt boyutunda etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır. Aktuğ, Susur, Keskin, Balcı ve Seber
(2006), kadın asistanların tükenmişlik düzeyinin erkek asistanlardan yüksek olduğu
sonucunu bulmuşlardır. Avşaroğlu, Deniz ve Kahraman (2005) ve Şanlı (2006)
çalışmalarında, erkeklerin duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeyinin bayanlardan
yüksek, kadınların da kişisel başarısızlık düzeylerinin erkeklerden yüksek olduğunu
bulmuşlardır. Barut ve Kalkan (2002), bayan öğretim elemanlarında duyarsızlaşma
düzeyinin erkeklerden yüksek, erkek öğretim elemanlarının da kişisel başarılarının
bayanlardan yüksek olduğu sonucunu bulmuşlardır. Sünter, Canbaz, Dabak, Öz ve
Peşken (2006) da, erkek pratisyen hekimlerin kişisel başarı düzeylerinin bayan
hekimlerden yüksek olduğunu bulmuşlardır. Budak ve Sürvegül (2005) de aynı şekilde,
kadın akademik personelin duygusal tükenme düzeyinin erkeklerden yüksek olduğunu
belirtmişlerdir. Hipps ve Malpin (1991), Graf (1996), Akçamete, Kaner ve Sucuoğlu
(2001), Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003), Aksu ve Baysal (2005) ise bu çalışmadaki
sonuca paralel olarak cinsiyet ile tükenmişlik arasında ilişki bulunmadığı sonucuna
ulaşmışlardır. Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlerinde cinsiyete göre farklılaşma
olmamasının, kadın yöneticilerin sayısının çok az olmasından kaynaklanması da
mümkündür.
68
Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişliklerinde branşlarına göre anlamlı bir
farklılık olup olmadığını anlamak için Kruskal Wallis testi uygulanmış ve sonuçlar
tabloda verilmiştir.
Tablo 4.28. Okul Yöneticilerinin Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin Branşlarına Göre
Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Branş
n
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
Duygusal
Tükenmişlik
11
Türkçe-Edebiyat
20
Sosyal Bilgiler
12
Fen Bilimleri
9
Matematik
7
5.17
.638
Fark Yok
2
Yabancı Diller
6
Meslek Dersleri
21
Din Kültürü
125
Sınıf Öğretmeni
11
Türkçe-Edebiyat
20
Sosyal Bilgiler
12
Fen Bilimleri
9
Matematik
7
4.37
.736
Fark Yok
2
Yabancı Diller
6
Meslek Dersleri
21
Din Kültürü
125
Sınıf Öğretmeni
11
Türkçe-Edebiyat
20
Sosyal Bilgiler
12
Fen Bilimleri
9
Matematik
7
4.77
.688
Fark Yok
2
Yabancı Diller
6
Meslek Dersleri
21
Din Kültürü
125
Sınıf Öğretmeni
p > .05
Tablo 4.28’deki
Kruskal Wallis Testi Sonuçları incelendiğinde okul
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Sıra
Ort.
114.50
98.68
123.54
132.83
101.00
116.33
95.02
100.12
103.05
110.00
98.75
135.61
93.25
76.67
103.14
102.16
121.23
105.68
84.92
106.00
115.50
103.00
121.95
99.93
yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin öğretmenlik branşlarına göre anlamlı
farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p> .05).
Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin bitirdikleri son eğitim
kurumuna göre farklılaşma durumunu belirlemek amacıyla yapılan Kruskal Wallis testi
sonuçları tabloda verilmiştir.
69
Tablo 4.29. Okul Yöneticilerinin Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin Bitirdikleri En Son
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Duygusal
Tükenmişlik
Eğitim Kurumuna Göre Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Bitirdiği En Son
Eğitim Kurumu
Fakülte
Yük. Öğr. Okulu
Mes. ve Tek. Eğt.
Eğitim Enstitüsü
Yük. Lisans/ Doktora
Diğer
Fakülte
Yük. Öğr. Okulu
Mes. ve Tek. Eğt.
Eğitim Enstitüsü
Yük. Lisans/ Doktora
Diğer
126
14
4
41
10
11
126
14
4
41
10
11
Fakülte
Yük. Öğr. Okulu
Mes. ve Tek. Eğt.
Eğitim Enstitüsü
Yük. Lisans/ Doktora
Diğer
126
14
4
41
10
11
n
Sıra
Ort.
109.00
101.11
114.63
93.34
87.50
91.86
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
5
3.58
.611
Fark Yok
109.03
104.82
74.25
96.91
104.70
72.55
5
5.66
.340
Fark Yok
110.44
101.89
82.00
89.90
90.30
96.59
5
5.05
.409
Fark Yok
p > .05
Tablo 4.29’daki Kruskal Wallis Testi Sonuçlarına göre, araştırmaya katılan okul
yöneticilerinin mesleki tükenmişlik alt ölçekleri puanlarında, yöneticilerin bitirdikleri en
son eğitim kurumuna göre anlamlı farklılık olmadığı gözlenmiştir (p> .05). Çalışmaya
benzer şekilde Akçamete, Kaner ve Sucuoğlu (2001) ile Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003)
da mezun olunan okulun tükenmişlik düzeylerinde farklılığa neden olmadığını
bulmuşlardır. Aksu ve Baysal (2005) ise, eğitim düzeyinin tükenmişlik düzeylerinde
farklılığa neden olduğunu belirtmişlerdir.
Okul yöneticilerinin mesleki kıdemlerine göre mesleki tükenmişlik düzeyleri
arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için tek yönlü varyans
analizi (ANOVA) uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
70
Tablo 4.30. Okul Yöneticilerinin Mesleki Kıdemlerine Göre Mesleki Tükenmişlik
Düzeyleri Arasındaki Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Kareler
Toplamı
Duygusal Tükenmişlik (EE)
Varyans Kaynağı
sd
Kareler
Ortalaması
F
Gruplararası
220.274
4
55.069
2.51
Gruplariçi
4407.939
201
21.930
1
Toplam
4628.214
205
24.388
4
6.097
Gruplariçi
1227.263
201
6.106
.999
Toplam
1251.650
205
Gruplararası
138.577
4
34.644
2.47
Gruplariçi
2816.787
201
14.014
2
Toplam
2955.364
205
p
Anlamlı Fark
Fark Yok
.403
Duyarsızlaşma (DP)
Gruplararası
.409
Fark Yok
.046
10 yıl ve daha
az ile 26 yıl ve
üzeri
Kişisel Başarı (PA)
p < .05
Tablo 4.30’daki varyans analizi sonuçlarına göre; araştırmaya katılan okul
yöneticilerinin, duygusal tükenme [F(4,201) = 2.511, p> .05] ve duyarsızlaşma [F(4,201) =
.999, p> .05] alt boyutlarından alınan puanlarda okul yöneticilerinin mesleki
kıdemlerine göre anlamlı farklılaşmadığı, ancak kişisel başarı alt boyutunda anlamlı
farklılık oluştuğu tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak yapılan Tukey HSD testi
sonuçlarına göre ; kişisel başarı alt boyutunda; mesleki kıdemleri 10 yıl ve daha az olan
yöneticilerin ( X = 8.80) kişisel başarı puanlarının mesleki kıdemleri 26 yıl ve daha
fazla olan okul yöneticilerinin puanlarından ( X = 6.50) daha yüksek olduğu
görülmektedir [F(4,201) = 2.472, p< .05]. Yapılan diğer benzer çalışmalardan; Ellis (1983),
Graf (1996), Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003), Demirbaş, Özdemir, Hancı ve Balseven
(2004) çalışma süresinin tükenmişlikte etkili olmadığı sonucunu bulmuşlardır. Fakat,
71
Torun (1995) çalışma süresinin duygusal tükenmede, Dinham ve Scott (1996) ile
Çokluk (1999) da meslekteki çalışma yılının tükenmişlikte etkili olduğu sonucuna
varmışlardır. Akçamete, Kaner ve Sucuoğlu (2001), görev süresinin tükenmişlik
düzeylerinde farklılaşmaya neden olmadığını bulmuştur. Barut ve Kalkan (2002) ise,
çalışma süresi 0-5 yıl olan öğretim elemanlarının duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve
kişisel başarısızlık düzeylerinin, 6-15 ile 16 yıl ve üzerinde çalışma süresi olanlardan
yüksek olduğunu bulmuşlardır. Dolunay (2002) da, hizmet süresi arttıkça genel
tükenmişliğin azaldığını, kişisel başarının arttığını belirtmiştir. Aktuğ, Susur, Keskin,
Balcı ve Seber (2006), çalışma yılı 10 yıldan az olan asistanların tükenmişliklerinin
daha yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Şanlı (2006) da polislerde, 5 yıl ve daha az
mesleki kıdeme sahip olanların kişisel başarılarını, 11-15, 16-20, 21 ve daha fazla
olanlardan düşük olduğunu bulmuştur. Avşaroğlu, Deniz ve Kahraman (2005), hizmet
süresinin duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeylerinde anlamlı farklılığa neden
olmadığı, duygusal tükenmede 21-25 yıl hizmeti olanların tükenmişlik düzeylerinin 1620 yıl olanlardan yüksek olduğu sonucunu bulmuşlardır.
Okul yöneticilerinin yöneticilik kıdemlerine göre mesleki tükenmişlik düzeyleri
arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için Kruskal Wallis testi
uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
72
Tablo 4.31. Okul Yöneticilerinin Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin Yöneticilik
Kıdemlerine Göre Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Duygusal
Tükenmişlik
Yöneticilik Kıdemi
n
5 yıl ve daha az
6-10 yıl
11-15 yıl
16-20 yıl
21-25 yıl
26 yıl ve üzeri
5 yıl ve daha az
6-10 yıl
11-15 yıl
16-20 yıl
21-25 yıl
26 yıl ve üzeri
94
56
29
12
9
6
94
56
29
12
9
6
5 yıl ve daha az
6-10 yıl
11-15 yıl
16-20 yıl
21-25 yıl
26 yıl ve üzeri
94
56
29
12
9
6
Sıra
Ort.
113.57
96.37
92.48
96.29
106.06
76.08
104.12
113.26
106.12
70.88
98.67
62.58
121.79
86.22
87.78
106.04
92.06
66.25
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
5
5.96
.309
Fark Yok
5
8.24
.143
Fark Yok
5 ve az ile
6-10
5
18.44
.002
5 ve az ile
11-15
p < .05
Tablo 4.31’deki analiz sonuçlarına göre okul yöneticilerinin duygusal
tükenmişlik düzeyleri [χ² (5) = 5.96, p>0,05] ve duyarsızlaşma düzeylerinde [χ² (5) =
8.24, p>0,05], yöneticilik kıdemlerine göre anlamlı farklılık olmadığı görülmektedir.
Kişisel başarı alt boyutunda ise; 5 yıl ve daha az yöneticilik yapanların tükenmişlik
düzeylerinin, 6-10 yıl ve 11-15 yıl arasında yöneticilik yapanlara göre daha yüksek
olduğu görülmektedir [χ²
(5) = 18.44, p<0,05]. Bu, yöneticiliğe yeni başlayan
öğretmenlerin idari görevleri yeterince bilmemesinden dolayı zorlanmaları kişisel
başarılarının düşük olmasına neden olmaktadır şeklinde açıklanabilir. Ellis (1983)
yönetici olarak çalışma süresinin tükenmişlikte pek etkisinin olmadığını ortaya
koymuştur. Aksu ve Baysal (2005), ilköğretim okulu müdürlerinde tükenmişlik
düzeylerinin mesleki kıdemlerine göre farklılaştığını bulmuştur. Örmen (1993) ise, bu
73
çalışmadaki bulgu ile benzerlik gösterecek şekilde; tecrübesiz yöneticilerin tükenmişlik
ihtimalinin yüksek olduğunun görüldüğünü belirtmiştir.
Okul yöneticilerinin, okuldaki öğrenci sayılarına göre mesleki tükenmişlik
düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için tek yönlü
varyans analizi (ANOVA) uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.32 Okul Yöneticilerinin Okuldaki Öğrenci Sayılarına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Kareler
Toplamı
Duygusal Tükenmişlik (EE)
sd
Kareler
Ortalaması
57.741
3
19.247
Gruplariçi
4570.473
202
22.626
Toplam
4628.214
205
21.235
3
7.078
Gruplariçi
1230.416
202
6.091
Toplam
1251.650
205
84.651
3
28.217
Gruplariçi
2870.713
202
14.211
Toplam
2955.364
205
Varyans Kaynağı
Gruplararası
F
p
Anlamlı
Fark
.851
.468
Fark Yok
1.162
.325
Fark Yok
1.986
.117
Fark Yok
Duyarsızlaşma (DP)
Gruplararası
Kişisel Başarı (PA)
Gruplararası
p > .05
Tablo 4.32’deki varyans analiz sonuçlarına göre okul yöneticilerinin
bulundukları okuldaki öğrenci sayılarına göre yöneticilerin mesleki tükenmişlik alt
boyutları; duygusal tükenme [F(3,202) = .851, p> .05], duyarsızlaşma [F(3,203) = 1.162, p>
.05] ve kişisel başarı [F(3,203) = 1.986, p> .05] olarak bulunmuş ve bu puanların anlamlı
farklılaşmadığı bulgusu elde edilmiştir. Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003) da benzer
şekilde, ders verilen sınıftaki öğrenci sayısının tükenmişliğe etki etmediği sonucunu
74
bulmuştur. Dolunay (2002) ise, sınıf mevcudu arttıkça öğretmenlerin duyarsızlaşma
düzeylerinin arttığı sonucunu ulaşmıştır.
Okul yöneticilerinin bulundukları okuldaki öğretmen sayılarına göre mesleki
tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için
tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda
verilmiştir.
Tablo 4.33 Okul Yöneticilerinin Okuldaki Öğretmen Sayılarına Göre Mesleki
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kareler
Kaynağı
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
p
Anlamlı Fark
1.210
.300
Fark Yok
.334
.716
Fark Yok
2.612
.076
Fark Yok
Duygusal Tükenmişlik (EE)
Gruplararası
54.527
2
27.263
Gruplariçi
4573.687
203
22.530
Toplam
4628.214
205
Duyarsızlaşma (DP)
Gruplararası
4.109
2
2.054
Gruplariçi
1247.547
203
6.146
Toplam
1251.650
205
Kişisel Başarı (PA)
Gruplararası
74.158
2
37.079
Gruplariçi
2881.207
203
14.193
Toplam
2955.364
205
p > .05
Yapılan varyans analizi sonuçlarına göre okul yöneticilerinin bulundukları
okuldaki öğretmen sayısına göre mesleki tükenmişlik alt boyutları olan duygusal
tükenme [F(3,203) = 1.210, p> .05], duyarsızlaşma [F(3,203) = .334, p> .05] ve kişisel başarı
puanlarının [F(3,203) = 2.612, p> .05] anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
75
Öğretmen sayısının fazla olduğu okullarda, okul yöneticilerinin tükenmişlik
düzeylerinin yüksek olması beklenirken, farklılaşmaması dikkat çekicidir.
Okul yöneticilerinin çalıştıkları yerleşim birimine göre mesleki tükenmişlik
düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için tek yönlü
varyans analizi (ANOVA) uygulanmış ve tablolar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.34 Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Okulun Yerleşim Birimine Göre
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kareler
Kaynağı
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
p
Anlamlı Fark
1.824
.164
Fark Yok
.327
.721
Fark Yok
2.400
.093
Fark Yok
Duygusal Tükenmişlik (EE)
Gruplararası
81.695
2
40.847
Gruplariçi
4546.519
203
22.397
Toplam
4628.214
205
Duyarsızlaşma (DP)
Gruplararası
4.019
2
2.010
Gruplariçi
1247.631
203
6.146
Toplam
1251.650
205
Kişisel Başarı (PA)
Gruplararası
68.254
2
34.127
Gruplariçi
2887.110
203
14.222
Toplam
2955.364
205
p > .05
Tablo 4.34’teki varyans analizi sonuçlarına göre, okul yöneticilerinin çalıştıkları
yerleşim birimine göre mesleki tükenmişlik alt boyutları; duygusal tükenme [F(2,203) =
1.824, p> .05], duyarsızlaşma [F(2,203) = .327, p> .05], kişisel başarı [F(2,203) = 2.400, p>
.05] puanlarının anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ellis (1983) ve Graf
(1996)
yaptıkları
bir
araştırmada
benzer
şekilde,
okulun
bulunduğu
yerin
öğretmenlerde; Sünter, Canbaz, Dabak, Öz ve Peşken (2006) da çalışılan sağlık
76
ocağının
yerinin
pratisyen
hekimlerde
tükenmişliğe
etki
etmediği
sonucuna
ulaşmışlardır. Aksu ve Baysal (2005) ise görev yapılan ilçenin, ilköğretim okulu
müdürlerinin tükenmişlik düzeylerinde farklılaşmaya neden olduğunu bulmuşlardır.
Okul yöneticilerinin aldıkları seminer veya kurs sayısına göre mesleki
tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için
tek yönlü varyans analizi
(ANOVA) uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda
verilmiştir.
Tablo 4.35 Okul Yöneticilerinin Aldıkları Seminer Veya Kurs Sayısına Göre
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kareler
Kaynağı
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
p
Anlamlı Fark
1.684
.172
Fark Yok
2.601
.053
Fark Yok
.954
.416
Fark Yok
Duygusal Tükenmişlik (EE)
Gruplararası
112.948
3
37.649
Gruplariçi
4515.266
202
22.353
Toplam
4628.214
205
Duyarsızlaşma (DP)
Gruplararası
46.550
3
15.517
Gruplariçi
1205.100
202
5.966
Toplam
1251.650
205
Kişisel Başarı (PA)
Gruplararası
41.283
3
13.761
Gruplariçi
2914.081
202
14.426
Toplam
2955.364
205
p > .05
Analiz sonuçlarına göre okul yöneticilerinin aldıkları seminer veya kurs sayısına
göre mesleki tükenmişlik alt boyutları olan duygusal tükenme [F(3,202) = 1.684, p> .05],
duyarsızlaşma [F(3,202) = 2.601, p> .05], kişisel başarı [F(3,202) = .954, p> .05] düzeyleri
arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir.
77
Okul yöneticilerinin öğretmenlik mesleğini üniversiteye girişte tercih sıralarına
göre mesleki tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını
kontrol etmek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır.
Tablo 4.36 Okul Yöneticilerinin Öğretmenlik Mesleğini Tercih Sıralarına Göre
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kareler
Kaynağı
Toplamı
sd
Kareler
Ortalaması
F
p
Anlamlı Fark
3.577
.015
İlk sırada ile
11 ve yukarı
.565
.639
Fark Yok
1.185
.317
Fark Yok
Duygusal Tükenmişlik (EE)
Gruplararası
233.462
3
77.821
Gruplariçi
4394.752
202
21.756
Toplam
4628.214
205
Duyarsızlaşma (DP)
Gruplararası
10.411
3
3.470
Gruplariçi
1241.240
202
6.145
Toplam
1251.650
205
Kişisel Başarı (PA)
Gruplararası
51.093
3
17.031
Gruplariçi
2904.271
202
14.378
Toplam
2955.364
205
p < .05
Analiz sonuçlarında; okul yöneticilerinin öğretmenlik mesleğini tercih sıralarına
göre, sadece duygusal tükenme alt boyutu puanlarında anlamlı bir farklılık olduğu
gözlenmektedir [F(3,202) = 3.577, p< .05]. Bu farklılığın hangi birimler arasında olduğunu
anlamak için Tukey HSD testi uygulanmıştır. Bu testin sonuçlarına göre, okul
yöneticilerinden öğretmenlik mesleğini ilk sırada seçenlerin ( X = 8.16) duygusal
tükenmişlik düzeylerinin, öğretmenlik mesleğini 11. ve daha yukarı sıralarda tercih
edenlere ( X = 11.05) göre daha düşük olduğu görülmektedir. Öğretmenlik mesleğini ilk
sırada seçenler, en çok istedikleri veya ilk sırada tercih ettikleri mesleği yaptıklarından
78
dolayı duygusal tükenmişlik düzeyleri düşük çıkmaktadır. Öğretmenlik mesleğini 11 ve
yukarı sıralarda tercih eden okul yöneticileri ise; ilk sıralardaki tercihlerini kazanamayıp
son sıralardaki tercihlerinde bulunduklarından dolayı istekliliklerinin düşük olduğu
düşünülmektedir. Ancak okul yöneticilerinin öğretmenlik mesleğini tercih sıralarına
göre duyarsızlaşma [F(3,202) = .565, p> .05] ve kişisel başarı [F(3,202) = 1.185, p> .05] alt
boyutlarında anlamlı farklılık gözlenmemiştir.
Okul yöneticilerinin öğretmenlik mesleğini şu anki tercih sıraları ile mesleki
tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için
Kruskal Wallis testi uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.37 Okul Yöneticilerinin Öğretmenlik Mesleğini Şu Anki Tercih Sıraları ile
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Duygusal
Tükenmişlik
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Tercih
Sırası
İlk sırada
96
Sıra
Ort.
90.09
2-5 arası
81
106.78
6-10 arası
15
134.63
11 ve yukarı
14
143.14
İlk sırada
96
94.84
2-5 arası
81
108.51
6-10 arası
15
115.07
11 ve yukarı
14
121.50
İlk sırada
96
87.54
2-5 arası
81
110.81
6-10 arası
15
121.37
11 ve yukarı
14
151.46
n
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
İlk sırada; 6-10
3
15.46
.001
İlk sırada; 11 ve yukarı
2-5; 11 ve yukarı
3
4.54
.208
Fark Yok
İlk sırada; 2-5
3
18.69
.000
İlk sırada; 6-10
İlk sırada; 11 ve yukarı
2-5; 11 ve yukarı
p < .005
Tablo 4.37 incelendiğinde, okul yöneticilerinin öğretmenlik mesleğini şu anki
tercih sıraları ile duygusal tükenmişlik düzeyleri [χ² (3) = 15.46, p< 0.005] ve kişisel
79
başarı düzeylerinin [χ²
(3) = 18.69, p< 0.001] anlamlı olarak farklılaştığı
anlaşılmaktadır. Bu farklılaşmanın hangi tercihler arasında olduğunu tespit etmek için
Mann Whitney U testi uygulanmış olup bu sonuçlara göre duygusal tükenme alt
boyutunda, öğretmenlik mesleğini şu an ilk sırada tercih eden okul yöneticilerinin
tükenmişlik düzeylerinin 2-5, 6-10, 11 ve yukarı sırada tercih edenlerden daha düşük
olduğu anlaşılmaktadır. Kişisel başarı alt boyutunda ise öğretmenlik mesleğini ilk sırada
tercih edenlerin tükenmişlik düzeyleri 2-5, 6-10, 11 ve yukarı sıralarda tercih
edenlerden düşük olduğu bulunmuştur. Duyarsızlaşma alt boyutunda ise, öğretmenlik
mesleğini şu anki tercih sıralarına göre herhangi bir farklılaşma görülmemektedir [χ²
(3) = 4.54, p> 0.05].
Bu sonuçlara göre, öğretmenlik mesleğini isteyerek, yani ilk sırada tercih eden
okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeyleri daha düşüktür. Alt sıralarda ve
özellikle son sıralarda tercih eden okul yöneticilerinin öğretmenlik mesleğini pek fazla
istememeleri, onların mesleki başarılarını ve işlerine bakış açılarını olumsuz
etkilemektedir. Mesleki tükenmişlik düzeylerinin artması, işlerini içlerinden gelerek
yapmadıklarının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Ayrıca, şu an öğretmenlik değil
de yöneticilik yapıyor olmaları da bu sonucun etkenlerinden olabilir. Yöneticilik,
öğretmenlikten daha cazip geliyor olabilir.
Okul yöneticilerinin sağladıkları doyum alanına göre mesleki tükenmişlik
düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için Kruskal
Wallis testi uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
80
Tablo 4.38 Okul Yöneticilerinin Sağladıkları Doyum Alanına Göre Mesleki
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Duygusal
Tükenmişlik
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Doyum
Alanı
n
Sıra
Ort.
Psikolojik
125
105.88
Sosyal statü
68
95.06
Ekonomik
13
124.77
Psikolojik
125
103.49
Sosyal statü
68
103.01
Ekonomik
13
106.15
Psikolojik
125
98.84
Sosyal statü
68
109.91
Ekonomik
13
114.73
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
2
3.23
.198
Fark Yok
2
.03
.985
Fark Yok
2
2.03
.362
Fark Yok
p > .05
Analiz sonuçlarına göre, okul yöneticilerinin sağladıkları doyum alanına göre
duygusal tükenme [χ² (2) = 3.23, p> 0.05], duyarsızlaşma [χ² (2) = .03, p> 0.05],
kişisel başarı [χ² (2) = 2.03, p> 0.05] alt boyut düzeyleri arasında anlamlı farklılık
olmadığı tespit edilmiştir.
Okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin ciddi sağlık sorunu olup
olmaması durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını test etmek için Mann Whitney U
testi uygulanmış ve sonuçları tabloda verilmiştir.
81
Tablo 4.39. Okul Yöneticilerinin Ciddi Sağlık Sorunu Yaşaması Durumuna Göre
Mesleki Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Mann Whitney U Testi Sonuçları
Duygusal
Tükenme (EE)
Duyarsızlaşma
(DP)
Kişisel Başarı
(PA)
Sağlık
sorunu
Evet
14
Sıra
Ortalaması
134.71
Sıra
Toplamı
1886.00
Hayır
192
101.22
19435.00
Evet
14
121.50
1701.00
Hayır
192
102.19
19620.00
Evet
14
123.25
1725.50
Hayır
192
102.06
19595.50
n
U
p
907.00
.042
1092.00
.236
1067.50
.197
p < .05
Tablo 4.39’daki Mann Whitney U Testi Sonuçları incelendiğinde, okul
yöneticilerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin ciddi sağlık sorunu olup ve
olmamasına göre duygusal tükenme alt boyutunda (U= 907.00,
p< 0.05) anlamlı bir
farklılık olduğu anlaşılmıştır. Başka bir ifadeyle; ciddi sağlık sorunu olan okul
yöneticilerinin duygusal tükenme düzeyleri, ciddi sağlık sorunu olmayan okul
yöneticilerine göre daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Ciddi sağlık sorunu olan ve
olmayan okul yöneticilerinin duyarsızlaşma (U= 1092,00 p> 0.05) ve kişisel başarı (U=
1067.50, p> 0.05) alt boyutlarında, tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı farklılık
olmadığı anlaşılmıştır. Ciddi sağlık sorunu olan okul yöneticilerinin sağlık sorunu,
duygusal olarak tükenmelerine ve görevlerinin önüne geçmesine neden olduğu gerçeği
düşünülürse bunun da iş performansını ve verimliliğini düşüreceği yadsınamaz.
Okul yöneticilerinin sahip oldukları çocuk sayılarına göre mesleki tükenmişlik
düzeyleri arasında anlamlı fark bulunup bulunmadığını kontrol etmek için Kruskal
Wallis testi uygulanmış ve sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
82
Tablo 4.40 Okul Yöneticilerinin Sahip Oldukları Çocuk Sayısına Göre Mesleki
Kişisel Başarı
Duyarsızlaşma
Duygusal
Tükenmişlik
Tükenmişlik Düzeylerine İlişkin Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Çocuk
Sayısı
0
1
2
3
4
5 ve üzeri
11
32
94
48
19
2
Sıra
Ort.
121.00
129.16
103.32
89.88
85.08
107.25
0
1
2
3
4
5 ve üzeri
11
32
94
48
19
2
109.09
107.78
101.69
112.07
79.18
114.50
5
4.68
.456
Fark Yok
0
1
2
3
4
5 ve üzeri
11
32
94
48
19
2
131.00
120.58
99.91
103.55
81.42
56.25
5
9.26
.099
Fark Yok
n
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
1 tane- 2 tane
5
11.26
.046
1 tane-3 tane
1 tane-4 tane
Tablo 4.40 incelendiğinde, okul yöneticilerinin sahip oldukları çocuk sayılarına
göre duygusal tükenmişlik düzeylerinde [χ²
(5) = 11.26, p< 0.05] farklılaşma
görülmektedir. Farklılaşmanın nereden kaynaklandığını belirlemek için Mann Whitney
U- testi uygulanmıştır. Testin sonuçlarına göre; bir tane çocuğu olan okul
yöneticilerinin duygusal tükenmişlikleri iki, üç ve dört tane çocuğu olan okul
yöneticilerinin duygusal tükenmişliklerinden yüksek bulunmuştur. Torun (1995) da
çocuk sayısının duygusal tükenmişlik alt boyutunda etkili olduğunu belirtmiştir.
Dolunay (2002) öğretmenlerde, çocuk sayısı arttıkça kişisel başarının da arttığını,
Aktuğ, Susur, Keskin, Balcı ve Seber (2006) da asistanlarda çocuğu olmayanların
kişisel başarılarının düşük olduğunu belirtmişlerdir. Kırılmaz, Çelen ve Sarp (2003) ise,
çocuk sayısının tükenmişliğe etki etmediği bulgusuna ulaşmışlardır.
83
Duyarsızlaşma [χ² (5) = 4.68, p> 0.05] ve kişisel başarı [χ² (5) = 9.26, p> 0.05]
alt boyutlarında, okul yöneticilerinin sahip oldukları çocuk sayılarına göre anlamlı
farklılık görülmemiştir.
4.5. OKUL YÖNETİCİLERİNİN EVLİLİK DOYUM DÜZEYLERİ İLE
BAĞIMSIZ DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ İNCELEYEN ANALİZ
SONUÇLARI
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının bağımsız değişkenlere (yaş, cinsiyet,
çalıştıkları yerleşim birimi, ciddi sağlık sorunu durumu, evlenme şekilleri, evlilik yılı,
evlilik sayısı, çocuk sayısı, evlerinde aile üyeleri dışında kalan kimse durumu) göre
farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA),
Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U- testi uygulanmış olup, sonuçları tablolar
halinde verilerek açıklamaları yapılmıştır.
Okul
yöneticilerinin
evlilik
doyumlarının
yaşlarına
göre
farklılaşıp
farklılaşmadığını belirlemek için Kruskal Wallis testi uygulanmış olup sonuçları
aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.41. Okul Yöneticilerinin Yaşlarına Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin Kruskal
Wallis Testi Sonuçları
Yaş
n
21-30
24
Sıra
Ort.
105.42
31-40
89
92.21
41-50
63
107.89
51 ve üzeri
30
126.25
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
3
7.94
.047
31-40 ile 51 ve üzeri
p < .05
Tablo 4.41 Kruskal Wallis Testi Sonuçlarına göre araştırmaya katılan okul
yöneticilerinin evlilik doyumları yaşlarına göre anlamlı farklılık göstermektedir
84
[χ² (3) = 7.94, p< 0.05]. Bu farklılığın hangi yaş grupları arasında olduğunu belirlemek
için Mann Whitney U- testi uygulanmış olup bu testin sonuçlarına göre; 51 ve üzeri yaş
grubundaki okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının, 31-40 yaşlarındaki okul
yöneticilerinin evlilik doyumlarından daha yüksek olduğu görülmektedir. Bunun nedeni
olarak; 51 ve üzeri yaşlardaki okul yöneticilerinin ve eşleri ile uyumlarının yüksek
olduğu veya evlilikten beklentilerinin azalması kabul edilebilir. Ayrıca, yaş grubu
olarak 51 ve üzeri torun sahibi olma dönemleridir. Torun sahibi olmaları evlilik
doyumlarının
yüksek
çıkmasını
etkilemiş
olabilir.
31-40
yaşlarındaki
okul
yöneticilerinin ise çocuklarının gereksinimleri ve problemlerinin yoğun olduğu dönem
olması nedeniyle evliliklerinde en önemli unsuru teşkil etmekte ve evlilik doyumunun
düşük olmasına neden olduğu düşünülmektedir.
Okul yöneticilerinin cinsiyetlerine göre evlilik doyumları arasında anlamlı
farklılık olup olmadığını belirlemek için Mann Whitney U- testi uygulanmış ve sonuçlar
aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.42. Okul Yöneticilerinin Cinsiyetlerine Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin Mann
Whitney U- Testi Sonuçları
Cinsiyet
n
Sıra
Ortalaması
Sıra
Toplamı
Kadın
5
115.70
578.50
Erkek
201
103.20
20742.50
U
p
441.50
.643
p > .05
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının, cinsiyetlerine göre anlamlı bir
farklılık göstermediği anlaşılmaktadır (U= 441.50, p> .05). Benzer şekilde Çelik (2006),
Tutarel-Kışlak ve Çavuşoğlu (2006) da çalışmalarında, evlilik doyumunun cinsiyete
göre farklılaşmadığı bulgusuna ulaşmışlardır. Farklılık çıkmamasının nedeni, kadın
85
yöneticilerin sayısının çok az olmasından kaynaklanabilir. Bu araştırmadan farklı
olarak, bu alanda yapılan araştırmaların büyük çoğunluğunda, evlilikten kadın ve
erkeğin aynı oranda doyum sağlamadığı ortaya çıkmıştır (Kiecolt, Glaser ve Newton,
2001). Batıda yapılan araştırmaların çoğunda erkeklerin kadınlara oranla, evliliği daha
yararlı ve önemli gördükleri saptanmıştır. İmamoğlu (1991) da Türkiye’de yaptığı
araştırmasında kadınların evlilik doyumunun, erkeklerden düşük olduğunu saptamıştır.
Diğer bir araştırmada ise evlilik süresi arttıkça, kadınların evlilik doyumunun düştüğü
erkeklerin evlilik doyumunun ise arttığı sonucu ortaya çıkmıştır (Houseknecht ve
Macke, 1981; Filsinger ve Wilson, 1984; Gaesser ve Whitboure, 1985). Barling (1984)
de erkeklerin mesleki doyumu ile eşlerinin evlilik doyumu arasında doğrusal bir
ilişkinin olduğunu belirtmiştir.
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının çalıştıkları yerleşim birimine göre
farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA)
uygulanmış olup sonuçları tabloda verilmiştir.
Tablo 4.43. Okul Yöneticilerinin Çalıştıkları Yerleşim Birimine Göre Evlilik
Doyumlarına İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kaynağı
Gruplararası
Kareler
Toplamı
101.039
sd
2
Gruplariçi
12464.592
203
Toplam
12565.631
205
Kareler
Ortalaması
50.519
F
p
Anlamlı
Fark
61.402
.823
.441
Fark Yok
p > .05
Yapılan varyans analizi sonuçlarına göre okul yöneticilerinin çalıştıkları
yerleşim birimi ile evlilik doyumları arasında anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir
(F(2,203) = .823, p> .05). Buna göre, yöneticilerin çevreden fazla etkilenmediği sonucu
ortaya çıkmaktadır.
86
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının ciddi sağlık sorunu durumlarına göre
farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için Mann Whitney U testi uygulanmış olup
sonuçları tabloda verilmiştir.
Tablo 4.44. Okul Yöneticilerinin Ciddi Sağlık Sorunu Olup Olmamasına Göre Evlilik
Doyumlarına İlişkin Mann Whitney U- Testi Sonuçları
14
Sıra
Ortalaması
90.07
Sıra
Toplamı
1261.00
192
104.48
20060.00
Sağlık sorunu
n
Evet
Hayır
U
p
1156.00
.382
p > .05
Yapılan analiz sonuçlarına göre ciddi sağlık sorunu olan okul yöneticileri ile
olmayanların evlilik doyumlarında anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir (U=
1156.00, p> .05). Bu sonuç sağlık sorunlarının evlilik doyumları üzerinde önemli bir
etken olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca, ciddi sağlık sorunu olan okul
yöneticilerinin sayının düşük olması da anlamlı farklılık olmamasının nedeni olabilir.
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının, evlenme şekillerine göre farklılaşıp
farklılaşmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmış olup
sonuçları tabloda verilmiştir.
Tablo 4.45. Okul Yöneticilerinin Evlenme Şekillerine Göre Evlilik Doyumlarına
İlişkin Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kaynağı
Gruplararası
Kareler
Toplamı
401.806
sd
2
Gruplariçi
12163.825
201
Toplam
12565.631
205
p < .05
Kareler
Ortalaması
200.903
59.920
F
p
3.353
.037
Anlamlı
Fark
Görücü
usulü, diğer
87
Analiz sonuçlarına göre okul yöneticilerinin evlenme şekilleri ile evlilik
doyumları arasında anlamlı farklılık olduğu gözlenmiştir [F(2,201)
=
3.337, p< .05]. Bu
farklılığın hangi birimler arasında olduğunu anlamak içinse Tukey HSD testi
uygulanmıştır. Bu testin sonuçlarına göre, diğer şekillerde evlenen okul yöneticilerinin
evlilik doyumlarının ( X = 47.72), görücü usulüyle evlenen okul yöneticilerinin evlilik
doyumlarından ( X = 44.48)
yüksek olduğu görülmektedir. Bunun nedeni olarak;
görücü usulü evlenenlerin eşlerini seçme şanslarının olmaması düşünülmektedir. Çelik
(2006) ise evlilik şeklinin, evlilik doyumuna etki etmediği sonucunu bulmuştur.
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının, evlilik sürelerine göre farklılaşıp
farklılaşmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmış olup
sonuçları tabloda verilmiştir.
Tablo 4.46. Okul Yöneticilerinin Evlilik Sürelerine Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin
Tek Yönlü Varyans Analizi Sonuçları
Varyans
Kareler
Kaynağı
Toplamı
Gruplararası
sd
Kareler
Ortalaması
169.989
4
42.497
Gruplariçi
12395.642
201
61.670
Toplam
12565.631
205
F
p
.689
.600
Anlamlı
Fark
Fark Yok
p > .05
Yapılan analiz sonuçlarına göre okul yöneticilerinin evlilik süreleri ile evlilik
doyumları arasında anlamlı farklılık olmadığı gözlenmiştir [F(4,201) = .689, p> .05]. Çelik
(2006) de çalışmadaki gibi, evlilik yılının evlilik doyumunu farklılaştırmadığını
belirtmiştir. Anderson, Russel ve Schumm (1983), evlilik doyumunun evliliğin ilk
yıllarında düşük olduğu, evlilik süresi ilerleyip çocuklar evden ayrıldıktan sonra
yükseldiği şeklinde bulgular elde etmişlerdir; Spainer, Lewis ve Cole (1975) de benzer
88
sonuç bulmuştur. Turan (1997) çalışmasında, evlilik süresinin erkekler için anlamlı,
kadınlar için anlamlı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Fışıloğlu (1992)’nun çalışmasında
da bu araştırmanın sonuçları ile örtüşen bir bulguya ulaşılarak, evlilik süreleri ile evlilik
doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Okul yöneticilerinin ilk evliliği olanlarla ikinci evliliği olanlara göre evlilik
doyumları arasında anlamlı farklılık olup olmadığı Mann Whitney U- testi uygulanarak
test edilmiştir. Sonuçlar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 4.47. Okul Yöneticilerinin İlk Ve İkinci Evlilikleri Olmasına Göre Evlilik
Doyumlarına İlişkin Mann Whitney U- Testi Sonuçları
Evlilik Sayısı
n
İlk
202
İkinci
4
Sıra
Ortalaması
102.47
155.38
Sıra
Toplamı
20699.50
621.50
U
p
196.50
.078
p > .05
Yapılan analiz sonuçlarına göre, ilk evliliği olan okul yöneticileriyle ikinci
evliliği olan okul yöneticilerinin evlilik doyumları arasında anlamlı farklılık olmadığı
tespit edilmiştir (U= 196.50, p> .05). Anlamlı farklılık olmamasının nedeni, ikinci
evliliği olan okul yöneticilerinin sayısının çok düşük olması olabilir.
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarının, çocuk sayılarına göre farklılaşıp
farklılaşmadığını belirlemek için Kruskal Wallis testi uygulanmış olup sonuçları tabloda
verilmiştir.
89
Tablo 4.48. Okul Yöneticilerinin Çocuk Sayılarına Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin
Kruskal Wallis Testi Sonuçları
Çocuk Sayısı
n
0
11
Sıra
Ort.
98.91
1
32
94.42
2
94
108.72
3
48
100.36
4
19
107.18
5 ve üzeri
2
69.00
sd
χ²
p
Anlamlı
Fark
5
2.40
.790
Fark Yok
p > .05
Yapılan Kruskal Wallis Testi sonuçlarına göre, okul yöneticilerinin çocuk
sayılarına göre evlilik doyumları arasında anlamlı farklılık olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır [χ² (5) = 2.40, p> 0.05]. Çelik (2006) de, aynı sonuca ulaşmıştır.
Okul yöneticilerinin evlerinde aile üyeleri dışında sürekli kalan kimse (dede,
nine vb) olup olmaması durumuna göre evlilik doyumları arasında anlamlı farklılık olup
olmadığı Mann Whitney U-testi uygulanarak test edilmiş olup sonuçlar aşağıdaki
tabloda verilmiştir.
Tablo 4.49. Okul Yöneticilerinin Evlerinde Aile Üyeleri Dışında Sürekli Kalan Kimse
Durumuna Göre Evlilik Doyumlarına İlişkin Mann Whitney U- Testi Sonuçları
21
Sıra
Ortalaması
93.17
Sıra
Toplamı
1956.50
185
104.67
19364.50
Kalan
n
Evet
Hayır
U
p
1725.50
.401
p > .05
Yapılan Mann Whitney U- Testi Sonuçlarına göre, evinde aile üyeleri dışında
(dede, nine vb) kalma ve kalmama durumuna göre okul yöneticilerinin evlilik
doyumları arasında anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir (U= 1725.50, p> .05).
90
Okul yöneticilerinin evlerinde aile üyeleri dışında kalan kimselerin, evlilik doyumlarını
önemli derecede etkilemediği görülmektedir. Diğer bir neden de, evlerinde aile üyeleri
dışında birey kalan okul yöneticilerinin sayısının az olması olabilir.
91
5. SONUÇ VE ÖNERİLER
5.1. SONUÇLAR
1. Tokat ilindeki okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlik; duygusal tükenme ve
duyarsızlaşma alt boyutlarında, büyük bir çoğunluğun düşük, bir kısmının normal ve
yalnızca bir kişinin tükenmişliği yüksek olarak tespit edilmiştir. Kişisel başarı alt
boyutunda ise tüm okul yöneticilerinin puanları yüksek çıkmıştır. Bu sonuçlar eğitim
yöneticilerin mesleki tükenmişlik düzeylerinin beklenenden daha düşük olduğunu
göstermektedir. Ayrıca kişisel başarı algılarının bu kadar yüksek olması da önemli bir
sonuç olarak görülmektedir. Bu sonuçların, başka bir araştırma ile tekrar kontrol
edilmesine ihtiyaç duyulduğu düşünülmektedir.
2. Okul yöneticilerinin büyük bir bölümü (% 72.3) evliliklerinden doyum
sağlamaktadır.
Geri
kalan
%
27.7’lik
kısım
ise
evliliklerinden
doyum
sağlayamamaktadır.
3. Okul yöneticilerinin duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı
düzeyleri ile evlilik doyum düzeyleri arasında negatif bir ilişki vardır. Mesleki
tükenmişlikleri yüksek olan okul yöneticilerinin evlilik doyumları düşüktür veya evlilik
doyumları yüksek olan okul yöneticilerinin mesleki tükenmişlikleri düşük olduğu
bulgusuna ulaşılmıştır. Bu bulgular evlilik doyumu ile mesleki tükenmişlik arasında ters
orantılı önemli bir ilişki olduğunun göstergesidir. Bu nedenle ev ve okul yaşantılarının
birbirlerini etkilemeleri, beklenen bir sonuçtur. Daha etkili ve kaliteli bir eğitim için
okul yöneticisinin önemi dikkate alındığında, okuldaki eğitim kalitesinin arttırılmasında
yöneticinin ev yaşantılarının göz ardı edilemeyeceği bir gerçektir.
4. Okul yöneticilerinde, 51 ve üzeri yaştakilerin duygusal tükenmişlik düzeyleri
diğer tüm yaş grubundaki okul yöneticilerinin duygusal tükenmişlik düzeylerinden
92
düşüktür. Duyarsızlaşma düzeyinde anlamlı farklılık yoktur. Kişisel başarı alt
boyutunda, 21-30 ve 31-40 yaş gruplarındaki okul yöneticilerinin tükenmişlik düzeyleri
41-50 ve 51 ve üzeri yaş grubundakilerden yüksektir.
Duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt boyutlarında mesleki kıdemlerine göre
anlamlı farklılık bulunmamıştır. 10 yıl ve daha az mesleki kıdemi olan okul
yöneticilerinin kişisel başarı düzeylerinde, 26 yıl ve üzeri kıdeme sahip olanlardan
yüksektir.
Yöneticilik kıdemi 5 yıl ve daha az olan okul yöneticilerinin kişisel başarı alt
boyutundaki tükenmişlik düzeyi 6-10 ve 11-15 yıl olanlardan yüksektir. Diğer
tükenmişlik düzeylerinde yöneticilik kıdemine göre farklılaşma görülmemiştir.
Ciddi sağlık sorunu yaşayan okul yöneticilerinin duygusal tükenme düzeyleri
ciddi
sağlık
sorunu
yaşamayan
okul
yöneticilerinden
yüksek
bulunmuştur.
Duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt boyutlarında, ciddi sağlık sorunu yaşayan ve
yaşamayan
okul
yöneticilerinin
tükenmişlik
düzeylerinde
anlamlı
farklılık
görülmemiştir.
Okul yöneticilerinde cinsiyete, branşa, bitirdiği en son eğitim kurumuna, öğrenci
sayısına, öğretmen sayısına, okulun yerleşim birimine, sağladıkları doyum alanına göre
tükenmişlik düzeylerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır.
4. Yaşları 31-40 arasında olan okul yöneticilerinin evlilik doyumları, 51 ve üzeri
yaştaki okul yöneticilerinin evlilik doyumlarından düşüktür.
Görücü usulü ile evlenen okul yöneticilerinin evlilik doyumları diğer şekilde
evlenen okul yöneticilerininkinden düşük bulunmuştur.
Okul yöneticilerinin evlilik doyumlarında cinsiyete, çalıştıkları yerleşim
birimine, ciddi sağlık sorunu olup olmamasına, evlilik sürelerine, ilk veya ikinci evliliği
93
olmalarına, çocuk sayılarına, evlerinde aile üyeleri dışında sürekli kalan kimse
durumuna göre anlamlı farklılaşma bulunmamıştır.
5.2. ÖNERİLER
1. Okul yöneticileri için, daha etkili hizmet içi eğitim seminerleri açılmalıdır.
2. Okul yöneticilerinin performans ve verimliliğini arttırma adına, yöneticilere
verilen hizmet içi destek kurslarında aile içi ilişkiler, etkili sorun çözme becerileri, eşler
arası iletişim gibi konulara yer verilmelidir.
3. Öğretmenlik mesleğini 11 ve yukarı sırada tercih eden okul yöneticilerinin
mesleki tükenmişliklerinin yüksek olması göz önüne alınırsa meslek seçiminin önemi
anlaşılmış olur. Meslek seçimine önem verilmeli, çocukların ilgi ve kapasitelerine
uygun
meslekler
seçebilmeleri
için
küçük
yaştan
itibaren
yönlendirilmeleri
sağlanmalıdır.
4. Okul yöneticilerinin seçiminde sağlık taraması yapılarak, ciddi sağlık sorunu
olanlar yönetici yapılmamalıdır.
94
KAYNAKLAR
Acar, G. ve D. Şahin (1986), “Türkiye’de Sosyal Değişme Odağında Sosyal
Psikolojinin Gelişimine Bir Bakış”, Türkiye’de Sosyal Bilim Araştırmalarının
Gelişimi, 21-39.
Akçamete, G., S. Kaner ve B. Sucuoğlu (2001), Öğretmenlerde Tükenmişlik, İş Doyumu
ve Kişilik, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.
Aksu, A. Ve A. Baysal (2005), “İlköğretim Okulu Müdürlerinde Tükenmişlik”, Kuram
ve Uygulamada Eğitim Yönetimi Dergisi, 41: 7-24.
Aktuğ, İ. Y., A. Susur, S. Keskin, Y. Balcı ve G. Seber (2006), “Osmangazi Üniversitesi
Tıp Fakültesinde Çalışan Hekimlerde Tükenmişlik Düzeyi”, Osmangazi Tıp
Dergisi, 28 (2): 91-101.
Anderson, R. E. (1996), “Burnout in School Leadership: Gender Differences Between
Central
Office
Administrators
and
Principals”,
Dissertation
Abstract
İnternational, 57(4), 1402 A.
Anderson, S. A., C. S. Russel ve W. R. Schumm (1983), “Perceived Marital Quality and
Family Life- Cycle Categories: A Further Analysis”, Journal of Marriage and
the Family, 45: 127-139.
Avşaroğlu, S., M. E. Deniz ve A. Kahraman (2005), “Teknik Öğretmenlerde Yaşam
Doyumu, İş Doyumu ve Mesleki Tükenmişlik Düzeylerinin İncelenmesi”,
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 14: 115-129.
Barling, J. (1984), “Effects of Husbands’ Work Experiences on Wives’ Marital
Satisfaction”, The Journal of Sociaş Psychlogy, 124: 219-225.
95
Barut, Y. ve M. Kalkan (2002), “Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Elemanlarının
Tükenmişlik Düzeylerinin İncelenmesi”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Dergisi, 14: 66-77.
Birtchnel, J. (1998), “The Assement of The Marital Relationship By Questionaire”,
Sexuel and Marital Therapy, 3(1): 57-70.
Boszormenyi, J., Nagy, I. Ve M. G. Spark (1984), Invisible Loyalties: Reciprocity in
Intergenerational Family therapy, New York: Brunner/Mazel.
Broderick, J. E. ve K. D. O’Leary (1986), “Contributions of Affect, Attitudes and
Behavior to Marital Satisfaction”, Journal of Consulting and Clinical
Phychology, 54(4): 514-517.
Budak, G ve O. Sürvegül (2005), “Tükenmişlik ve Tükenmişliği Etkileyen Örgütsel
Faktörlerin Analizine İlişkin Akademik Personel Üzerinde Bir Uygulama”,
Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 20(2): 95108.
Burke, J. R. ve T. Weir (1976), “Relationship of Wives’ Employment Status on
Husband, Wife and Pair Satisfactionand Performance”, Journal of Marriage and
the Family, 38: 279-287.
Buunk, B. P. ve N. W. Vanyperen (1991), “Referantial Comparisons, Relational
Comparisons and Exchange Orientation: Their Relation to Marital Satisfaction”,
Personality and Social Psychology Bulletin, 17(6): 709-717.
Büyüköztürk, Ş. (2006), Sosyal Bilimler İçin Veri Analizi El Kitabı, Pegem A
Yayıncılık, Ankara.
96
Cardinell, C. F. (1981), “Mid- Life Profeeional Crises: Two Hypotheses”, The Annual
Meeting
of
the
National
Conferance
of
Professors
of
Educational
Administration, Seattle.
Cherniss, C. (1988), “Observed Supervisiory Behavior and Teacher Burnout in Special
Education”, Exceptional Children, 54(5): 449-454.
Collins, R. ve S. Coltrone (1991), Sociology of Marriage and the Family: Gender, Love
and Property, 3. Baskı, Chicago.
Cooper, K., L. Chassin ve A. Zeiss (1985), “The Relation of Sex Role, Self Concept and
Sex Role Attitudes to the Marital Satisfaction and Personal Adjustment of Dual
Worker Couples with Preschool Children”, Sex Roles, 12(1/2): 227-241.
Cordes, C. L. ve T. W. Dougherty (1993), “A Review and an Integration of Research on
Job Burnout”, Academy of Management Review, 18(4): 621-656.
Corkey, L. A. K. (1991), “ Techer Characteristics, Burnout and Tolerance for Child
Behavior”, Dissertation Abstract International, 52(6), 2070 A.
Cüceloğlu, D. (1991), İnsan İnsana, Remzi Kitabevi, İstanbul.
Çam, O. (1992), “Tükenmişlik Envanterinin Geçerlik ve Güvenirliğinin Araştırılması”,
VII. Ulusal Psikoloji Kongresi Bilimsel Çalışmaları El Kitabı, 155-166.
Çelik, M. (2006), Evlilik Doyum Ölçeği Geliştirme Çalışması, yayınlanmamış doktora
tezi, Çukurova Üniversitesi, Adana.
Çokluk, Ö. (1999), Zihinsel ve İşitsel Engelliler Okullarında Görev Yapan Yönetici ve
Öğretmenlerde Tükenmişliğin Kestirilmesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi,
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Demirbaş, H., Ç. Özdemir, İ. H. Hancı ve A. Balseven (2004), “Cezaevi Hekimlerinde
Tükenmişliğin İncelenmesi”, Adli Psikiyatri Dergisi, 1(2): 45-49.
97
DeRobbio, R. A. (1995), “Factors Accounting for Burnout Among Secondary School
Teachers”, Dissertation Abstract İnternational, 44(11), 3298 A.
Dinham, S. ve C. Scott (1996), “Teacher Satisfaction, Motivation and Health: Phase
One of The Teacher 2000 Project”, The Annual Meeting of the American
Educational Research Association, New York.
Dolunay, A. B. (2002), “Keçiören İlçesi Genel Liseler ve Teknik-Ticaret-Meslek
Liselerinde Görevli Öğretmenlerde Tükenmişlik Durumu Araştırması”, Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, 55(1): 51-62.
Dursun, S. (2000), Öğretmenlerde Tükenmişlik ile Yükleme Biçimi, Cinsiyet, Eğitim
Düzeyi ve Hizmet Süresi Değişkenleri Arasındaki Yordayıcı İlişkilerin
İncelenmesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, K.A.T.Ü. Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Trabzon.
Ellis, S. E. (1983), “A Study of Burnout Levels Among Community College
Administrators”, Dissertation Abstract International, 44(11), 3298 A.
Ensari, H. ve S. Tuzcuoğlu (1996), “Marmara Üniversitesine Bağlı Fakültelerde Görev
Yapan Yönetici ve Öğretim Elemanlarının Meslekten Yılgınlıklarında Kişilik
Özelliklerinin Rolü”, II. Ulusal Eğitim Sempozyumu Bildirileri El Kitabı, 29-36.
Ergin, C. (1992), “Doktor ve Hemşirelerde Tükenmişlik ve Maslach Tükenmişlik
Ölçeğinin Uyarlanması”, VII. Ulusal Psikoloji Kongresi Bilimsel Çalışmaları El
Kitabı, 143-154.
Fışıloğlu, H. (1992), “Lisans Üstü Öğrencilerin Evlilik Uyumu”, Psikoloji Dergisi, 7:
16-23.
98
Filsinger, E. E. ve M. R. Wilson (1984), “Religiocity, Socioeconomic Rewards and
Family Development: Predictors of Marital Adjustment”, Journal of Marriage
and the Family, 46(3): 663-670.
Freidman, İ. (1997), “High and Low Burnout Principals: What Makes the Difference?”,
The Annual Meeting of the American Educational Research Association,
Chicago.
Freudenberger, N. J. (1974), “Staff Burnout”, Journal of Social Issues, 30: 159-165.
Gaesser, L. D. ve K. S. Whitboure (1985), “Work Identity and Marital Adjustment in
Blue Colour Men”, Journal of Marriage and the Family, 47(3): 747-751.
Girgin, G. (1995), İlkokul Öğretmenlerinde Meslekten Tükenmişliğin Gelişimini
Etkileyen Değişkenlerin Analizi ve Bir Model Önerisi (İzmir İli Kırsal ve Kentsel
Yöre Karşılaştırması), yayınlanmamış doktora tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi,
İzmir.
Glenn, N. D. ve C. N. Weaver (1978), “A Multivariate, Multisurvey of Marital
Hapiness”, Journal of Marriage and the Family, 40: 269-282.
Gottman, J. M. ve L. J. Krokoff (1989), “Marital Interaction and Satisfaction: A
Longitudional View”, Journal of Consulting and Clinical Psychology”, 57(1):
47-52.
Graf, L. W. (1996), “Superintendent Burnout in the Public Schools: A Study of
Demographic and Enviromental Variables and Their Effects on the School
Superintendent”, Dissertation Abstract İnternational, 57(8), 3337 A.
Güler, M. (1990), Endüstri İşçilerinin İş Doyumu ve İş Verimine Depresyon, Kaygı ve
Diğer Bazı Değişkenlerin Etkisi, yayınlanmamış doktora tezi, Hacettepe
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
99
Gülsün, M., H. Aydın ve Z. Gülçat (2005), “A Study on Marital Relationship and Male
Sexual Dysfunction”, Türkiye’de Psikiyatri, 7(3): 98-102.
Hawkins, J. D. (1968), “Association Between Companionship, Hostility and Marital
Satisfaction”, Journal of marriage and the Family, 30: 647-650.
Hortaçsu, N. (1991), İnsan İlişkileri, 1. Baskı, İmge Yayınları, Ankara.
Houseknecht, S. K. ve A. S. Macke (1981), “Combining Marriage and Career: The
Marital Adjustment of Professional Women”, Journal of Marriage and the
Family, 43: 651-661.
Hughes, T. M. ve diğerleri (1987), The Prediction of Teacher Burnout Through
Personality Type, Critical Thinking and SElf-Concept, Washington, DC: Eric, 5.
Hünler, S. O. Ve T. Gençöz (2003), “Boyun Eğici Davranışlar ve Evlilik Doyumu
İlişkisi: Algılanan Evlilik Problemleri Çözümünün Rolü”, Türk Psikoloji
Dergisi, 18(51): 99-108.
Izgar, H. (2001), Okul Yöneticilerinde Tükenmişlik, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.
İncir, G. (1993), Çalışanların İş Doyumu Üzerine Bir İnceleme, Milli Prodüktivite
Merkezi Yayınları (401), Ankara.
Kabakçı, E., C. Tuğrul ve N. Öztan (1993), “Birtchnel Eş Değerlendirme Ölçeği.
Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması”, Psikoloji Dergisi, 8, 29, 31-37.
Kaçmaz, N. (2005), “Tükenmişlik (Burnout) Sendromu”, İstanbul Tıp Fakültesi
Dergisi, 68: 29-32.
Kağıtçıbaşı, Ç. (1991), İnsan, Aile, Kültür, Remzi Kitabevi, İstanbul.
Kağıtçıbaşı, Ç. (1994), “Değişim Sürecinde Aile, Toplumsal Katılım ve Demokratik
Değerler: Aileye Yaklaşımda Bir Kuramsal Çerçeve ve Aile Değişim Modeli”,
T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları, 52-68, Ankara.
100
Karslı, M. D. (2004), Öğretmenlik Mesleğine Giriş, 2. baskı, Pegem Yayıncılık, Ankara.
Kephart, W. M. (1966), The Family, Society and the Individual, New York.
Kırılmaz, A. Y., Ü. Çelen ve N. Sarp (2003), “İlköğretimde Çalışan Bir Öğretmen
Grubunda Tükenmişlik Durumu Araştırması”, İlköğretim Online 2 (1): 2-9,
http://ilkogretim-online.org.tr/vol2say1/v02s01a.htm.
Kışlak, Ş. (1996), Cinsiyet, Evlilik Uyumu, Depresyon ile Nedensel ve Sorumluluk
Yüklemeleri
Arasındaki
İlişkiler,
yayınlanmamış
doktora
tezi,
Ankara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Kiecolt, W., J. K. Glaser ve T. L. Newton (2001), “Marriage and Healt: His and Hers”,
Psychological Bulletin, 127, 4: 472-503.
Kyriacou, C. (1992), “Teacher Stres and Burnout: An International Review”,
Management in Education Human Resource Management in Education, Ed.
Colin Riches and Colin Morgan Open University Press, 63.
Lewis, J. M. (1993), “What do physicians Consider Stressful?”, Texas Medicine.
Lueptow, L. B., M. B. Guss ve C. Hyden (1989), “Sex Role Ideology, Marital Status
and Happiness”, Journal of Family Issues, 10(3): 383-400.
Lye, D. N. ve T. J. Biblarz (1993), “The Effects of Attitudes Toward Family Life and
Gender Roles on Marital Satisfaction”, Journal of Family Issues, 14(2): 157188.
Maslach, C. ve S. E. Jackson (1981), “The Measurement of Experienced Burnout”, Jour
of Occupational Behavior, 2: 99-113.
McCranie, E. W. ve J. M. Brandsma (1988), “Personality Antecedents of Burnout
Among Middle”, Aged Physicians, 14(1): 30-36.
101
Nathawat, S. ve A. Mathur (1993), “Marital Adjustment and Subjective Well Being in
Indian Educated Housewives and Working Women” Journal of Psychology,
127(3): 353-358.
O’Grady, K. E. ve N. W. Tucker (1990), “Effects of Physical Attractiveness,
Intelligence, Age of Marriage and Cohabitiation on the Perception of Marital
Satisfaction”, The Journal of Social Phychology, 13(2): 473-490.
Örmen, U. (1993), Tükenmişlik Duygusu ve Yöneticiler Üzerinde Bir Uygulama,
yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul.
Özer, R. (1998), Rehber Öğretmenlerde Tükenmişlik Düzeyi, Nedenleri ve Çeşitli
Değişkenlere Göre İncelenmesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Karadeniz
Teknik Üniversitesi, Trabzon.
Sabuncuoğlu, Z. (1996), Örgütsel Psikoloji, Ezgi Kitabevi Yayınları, 2. Baskı, Bursa.
Sarros, J. C. (1988), “Administrator Burnout: Finding and Future Direction”, The
Journal of Educational Administration, 26(2): 184.
Sarros, J. C. ve A. M. Sarros (1987), “Predictors of Teacher Burnout”, The Journal of
Educational Administration, 24(2), 272-280.
Schuum, W. R. (1985), “His and Her Marriage Revisited”, Journal of Family Issues, 2,
6 : 222-227.
Shirom, A. (1989), Burnout in Work Organizations, In C.L. Cooper and I.T. Robertson
(Eds).
Spainer, G. B., R. A. Lewis ve C. L. Cole (1975), “Marital Adjustment Over the Family
Life Cycle: The Issue of Curvilinearity”, Journal of Marriage and the Family,
37: 263-275.
102
Steil, J. M. ve B. A. Turetsky (1987), “Is Equal Beter? Relationship Between Marital
Equality and Psychological Symptomatology”, Applied Social Pschology
Annual, 7: 73-97.
Sucuoğlu, B. ve N. Kuloğlu (1996), “Özürlü Çocuklarla Çalışan Öğretmenlerde
Tükenmişliğin Değerlendirilmesi”, Türk Psikoloji Dergisi, 10(36): 44-60,
Ankara.
Suitor, J. J. (1991), “Marital Quality and Satisfaction with the Division of Household
Labor Across the Family Life Cycle”, Journal of Marriage and the Family, 53:
221-239.
Sünter, A. T., S. Canbaz, Ş. Dabak, H. Öz ve Y. Peşken (2006), “Pratisyen Hekimlerde
Tükenmişlik, İşe Bağlı Gerginlik ve İş Doyumu Düzeyleri”, Genel Tıp Dergisi,
16(1): 9-14.
Şanlı, S. (2006), Adana İlinde Çalışan Polislerin İş Doyumu ve Tükenmişlik
Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi, yayınlanmamış yüksek
lisans tezi, Çukurova Üniversitesi, Adana.
Tezer, E. (1986), Evli Eşler Arasındaki Çatışma Davranışları: Algılama ve Doyum,
yayınlanmamış doktora tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
Torun, A. (1995), Tükenmişlik, Aile Yapısı ve Sosyal Destek İlişkileri Üzerine Bir
İnceleme, yayınlanmamış doktora tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul.
Turan, M. (1997), Erzurum’daki Evli Çiftlerin Evlilik İlişkilerinin Değerlendirilmesi,
yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Erzurum.
103
Tutarel-Kışlak, Ş. ve Ş. Çavuşoğlu (2006), “Evlilik Uyumu, Bağlanma Biçimleri,
Yüklemeler ve Benlik Saygısı Arasındaki İlişkiler”, Aile ve Toplum Eğitim
Kültür ve Araştırma Dergisi, 3(9): 61-68.
Tümkaya, S. (1997), “İlkokul, Ortaokul ve Lise Öğretmenlerinin Tükenmişlik Düzeyleri
ile Kullandıkları Başa Çıkma Davranışları”, IV. Ulusal Psikolojik Danışma ve
Rehberlik Kongresi, Ankara.
Tynes, S. R. (1990), “Educational Heterogamy and Marital Satisfaction Between
Spouses”, Social Science Research, 19: 153-174.
Umberson, D. (1992), “Gender Marital Status and the Social Control of Health
Behavior”, Social Science and Medicine, 24: 907-917.
Wilconix, S. S. ve A. J. Hovestad (1985), “Perceived Similarity in Family of
Experiences and Dyadic Adjustment: A Comparison Across Years of Marriage”,
Family Therapy, 12(2): 165-174.
Yörükoğlu, A. (1989), Değişen Toplumda Aile ve Çocuk, 3. Baskı, Özgür Yayın
Dağıtım, İstanbul.
104
EKLER
EK-1: KİŞİSEL BİLGİ FORMU
EK-2: MASLACH TÜKENMİŞLİK ENVANTERİ
EK-3: EVLİLİK UYUMU ÖLÇEĞİ
EK-4: ARAŞTIRMA İZNİ
105
Sayın Yönetici,
Aşağıda, bilimsel araştırmada kullanılmak üzere hazırlanmış kendinizle ilgili
sorular bulunmaktadır.
Ölçeklerde yer alan maddelerin her birisini dikkatlice okuyarak size en uygun
olduğunu düşündüğünüz ifadeyi çarpı (X) işareti ile işaretleyiniz. Sonuçlar yalnızca
araştırma için kullanılacak ve kesinlikle gizli tutulacaktır. İçtenlikle vereceğiniz cevapların
araştırmamıza katkısı büyük olacaktır. Gösterdiğiniz ilgi ve verdiğiniz emek için çok
teşekkür eder, saygılar sunarız.
C. Kadir ÇELİK
Yrd. Doç. Dr.
Gazi Osman Paşa Üniversitesi
Recep KOÇAK
Eğitim Yönetimi ve Denetimi
GOP Üniversitesi
Yüksek Lisans Öğrencisi
Eğitim Fakültesi
BÖLÜM I
1. Yaşınız:
( ) 21-30
( ) 31-40
2. Cinsiyetiniz:
( ) Kadın
( ) Erkek
3. Branşınız: (1) Türkçe-Edebiyat
( ) 41-50
( ) 51 ve yukarı
(2) Sosyal Bilgiler
(3) Fen Bilimleri
(4) Matematik
(5) Yabancı Diller
(6) Meslek Dersleri
(7) Din Kül. ve Ahl. Bilgisi
(8) Güzel Sanatlar
(9) Sınıf Öğretmeni
4. Bitirdiğiniz son eğitim kurumu:
(1) Fakülte
(2)Yüksek Öğretmen Okulu
(3) Mesleki ve Teknik Eğitim
(4) Eğitim Enstitüsü (5)Yüksek Lisans veya Doktora
5. Mesleki kıdeminiz: (1) 5 yıl ve daha az (2) 6-11 yıl
(4) 16-20 yıl
(5) 21-25 yıl
(6) Diğer
(3) 11-15 yıl
(6) 26 yıl ve daha çok
6. Toplam yöneticilik kıdeminiz: (1) 5 yıl ve daha az (2) 6-11 yıl (3) 11-15 yıl
(4) 16-20 yıl
(5) 21-25 yıl (6) 26 yıl ve daha çok
106
7. Okulunuzdaki öğrenci sayısı ne kadardır?
(1) 1-100
(2) 101-300
(3) 301-500
(4) 501’den fazla
(3) 26-50
(4) 51 ve daha çok
8. Okulunuzdaki öğretmen sayısı ne kadardır?
(1) 1-10
(2) 11-25
9. Çalıştığınız okulun yerleşim birimi:
(1) İl merkezi
(2) İlçe merkezi
(3) Kasaba, köy, belde
10. Eğitim yönetimi alanında kaç seminer veya kursa katıldınız?
(1) Hiç
(2) 1
(3) 2
(4) 3
(5) 4
(6) 5 ve daha çok
11. Öğretmen yetiştiren kuruma girdiğiniz zaman kaydolduğunuz bölüm veya kurumu
kaçıncı sırada tercih etmiştiniz?
(1) İlk sırada
(2) 2. veya 3.
(3) 4. veya 5.
(4) 6-10 arasında
(5)11 ve yukarı
12. Tekrar meslek seçmeniz gerekse idi öğretmenlik mesleğini kaçıncı sırada seçmeyi
düşünürdünüz?
(1) İlk sırada
(2) 2. veya 3.
(3) 4. veya 5.
(4) 6-10 arasında
(5)11 ve yukarı
13. Yöneticilikten elde ettiğiniz doyumu, en fazla doyum sağladığınız alandan başlayarak
( 1 ), ( 2 ) ve ( 3 ) şeklinde değerlendiriniz.
( ) Psikolojik doyum
( ) Sosyal statü
( ) Ekonomik doyum
14. Olumlu iş yaşantılarınız evinizdeki yaşantılarınızı nasıl etkiliyor?
(1) Hiç
(2) Biraz
(3) Oldukça
(4) Çok etkiliyor
15. Olumsuz iş yaşantılarınız evinizdeki yaşantılarınızı nasıl etkiliyor?
(1) Hiç
(2) Biraz
(3) Oldukça
(4) Çok etkiliyor
16. Evdeki olumsuz yaşantılarınız iş yerindeki performansınızı nasıl etkiliyor?
(1) Hiç
(2) Biraz
(3) Oldukça
(4) Çok etkiliyor
17. Evdeki olumlu yaşantılarınız iş yerindeki performansınızı nasıl etkiliyor?
(1) Hiç
(2) Biraz
(3) Oldukça
18. Herhangi ciddi bir sağlık sorununuz var mı?
19. Nasıl evlendiniz?
(1) Görücü usulü
(4) Çok etkiliyor
(1) E
(2) Flört
(2) H
(3) Diğer:
20. Kaç yıllık evlisiniz? (1) 1-5 (2) 5-10
(3) 10-15
(4) 15-20
21. Kaçıncı evliliğiniz? (1) İlk
(2) İkinci
(3) Üçüncü
(4) Dördüncü (5) 5 ve üstü
22. Çocuk sayınız:
(2) 2
(3) 3
(4) 4
(1) 1
(5) 20 ve üstü
(5) 5 ve üzeri
23. Evde aile üyeleri dışında sürekli olarak kalan kimse (anane, dede vb.) var mı?
(1) E
(2) H
107
BÖLÜM II: MTE
1. İşimden soğuduğumu hissediyorum.
2. İş dönüşü kendimi ruhen tükenmiş hissediyorum.
3. Sabah kalktığımda bir gün daha bu işi
kaldıramayacağımı hissediyorum.
4. İşim gereği karşılaştığım insanların ne hissettiğini
hemen anlarım.
5. İşim gereği karşılaştığım bazı kimselere sanki insan
değillermiş gibi davrandığımı hissediyorum.
6. Bütün gün insanlarla uğraşmak benim için gerçekten
çok yıpratıcı.
7. İşim gereği karşılaştığım insanların sorunlarına en
uygun çözümleri bulurum.
8. Yaptığım işten yıldığımı hissediyorum.
9. Yaptığım iş sayesinde insanların yaşamına katkıda
bulunduğuma inanıyorum.
10. Bu işte çalışamaya başladığımdan beri insanlara karşı
sertleştim.
11. Bu işin beni giderek sertleştirmesinden korkuyorum.
12. Çok şeyler yapabilecek güçteyim.
13. İşimin beni kısıtladığını düşünüyorum.
14. İşimde çok fazla çalıştığımı hissediyorum.
15. İşim gereği karşılaştığım insanlara ne olduğu
umurumda değil.
16. Doğrudan doğruya insanlarla çalışmak bende çok
fazla stres yapıyor.
17. İşim gereği karşılaştığım insanlarla aramda rahat bir
hava yaratıyorum.
18. İnsanlarla yakın bir çalışmadan sonra kendimi
canlanmış hissediyorum.
19. Bu işte birçok kayda değer başarı elde ettim.
20. Yolun sonuna geldiğimi hissediyorum.
21. İşimdeki duygusal sorunlara serin kanlılıkla
yaklaşırım.
22. İşim gereği karşılaştığım insanların bazı
problemlerini sanki ben yaratmışım gibi
davrandıklarını hissediyorum.
Her
zaman
Çoğu
zaman
Bazen
Çok
nadir
Hiçbir
zaman
Not: Ölçekte yer alan “işim gereği karşılaştığım insanlar” okulunuzdaki öğretmenler,
öğrenciler, personel ve işinizle ilgili olarak karşılaştığınız diğer insanları ifade etmektedir.
108
BÖLÜM III: EUÖ
1.Aşağıdaki ölçek çizgisi üzerinde her şeyi ile şimdiki evliliğinizin mutluluk derecesini
en iyi temsil ettiğine inandığınız noktayı x ile işaretleyiniz. Ortadaki “mutlu” sözcüğü
üzerindeki nokta, çoğu kişinin evlilikten duyduğu mutluluk derecesini temsil eder ve
ölçek kademeli olarak sol ucunda evliliği çok mutsuz olan küçük bir azınlığı, sağ
ucunda ise evliliği çok mutlu küçük bir azınlığı temsil etmektedir.
()
()
()
()
Çok mutsuz
()
()
Mutlu
()
Çok mutlu
Aşağıdaki maddelere verilen konular hakkında, siz ve eşiniz arasındaki anlaşma ya
da anlaşmazlık derecesini yaklaşık olarak belirtiniz. Lütfen her maddeyi dikkatle
2. Aile bütçesini idare etme
3. Boş zaman etkinlikleri
4. Duyguların ifadesi
5. Arkadaşlar
6. Cinsel ilişkiler
7. Toplumsal kurallara uyma
(Doğru, iyi veya yerinde davranış)
8. Yaşama felsefesi
9. Eşin akrabalarıyla ilişki biçimi
Her zaman
anlaşamayız
Hemen her
zaman
anlaşamayız
Sıklıkla
anlaşamayız
Ara sıra
anlaşamadığımız
olur
Hemen her
zaman anlaşırız
Her zaman
anlaşırız
okuyunuz.
109
Lütfen evliliğinizi en iyi ifade ettiğine inandığınız bir cevabı işaretleyiniz.
10. Ortaya çıkan uyumsuzluklar genellikle:
( ) Kadının susmasıyla
( ) Erkeğin susmasıyla
( ) karşılıklı tavizlerle anlaşmaya varılarak sonuçlanır.
11.Ev dışı etkinliklerinizin ne kadarını eşinizle yaparsınız?
( ) hepsini
( ) bazılarını
( ) çok azını
( ) hiçbirini
12. Boş zamanlarınızda genellikle aşağıdakilerden hangisini tercih edersiniz?
( ) dışarıda bir şeyler yapmayı
( ) Evde oturmayı
Eşiniz genellikle aşağıdakilerden hangisini tercih eder?
( ) dışarıda bir şeyler yapmayı
( ) Evde oturmayı
13. Hiç evlenmemiş olmayı istediğiniz olur mu?
( ) sık sık
( ) arada sırada
( ) çok seyrek
( ) hiçbir zaman
14. Hayatınızı yeniden yaşayabilseydiniz:
( ) aynı kişiyle evlenirdiniz
( ) farklı bir kişiyle evlenirdiniz ( ) hiç evlenmezdiniz
15. Eşinize güvenir, sırlarınızı ona açar mısınız?
( ) hemen hemen hiçbir zaman
( ) nadiren
( ) çoğu konularda
( ) her konuda
110
Download

eğitim yöneticilerinin mesleki tükenmişlikleri ile evlilik doyumları