BAK MÜFTİ EFENDİ!
BU HALK BU HORONİ BİNLERCE YILDIR HEP HABOYLE OYNAR!
Haber: “Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en büyük etkinliklerinden Sis Dağı Yayla ġenliği için dün
sabah toplanan binlerce kiĢi, Sis Dağı'ndaki Ģenlik alanında, öğle saatlerine doğru horon
oynayarak Ģenlik alanına inerek büyük bir horon halkası kurdular. Davul- zurna ve kemençe
eĢliğinde yöresel kıyafetli kadınlar ve erkekler birlikte horona durdular, Ģenliğin tadını çıkardılar.”
HESABINI ALLAH SORARMIŞ..!
“ġenliğe katılan Samsun Ġl Müftüsü Hayrettin Öztürk adlı kiĢi, protokolün katıldığı açılıĢ töreni
öncesinde sahneye çıkıp bir konuĢma yaptı. Kadın ve erkeklerin bir arada horon oynamasını
günah olduğunu belirten Müfti Efendi Ģöyle dedi: „Bunu söylemek benim görevim. Sizi
uyarmazsam bana da hesabını Allah sorar. Yanınızdaki kardeĢiniz bile olsa kadınlı- erkekli el ele
tutuĢup horon oynayamazsınız. Kadınların kendi aralarında horon oynamalarının Ġslam'a göre
hiçbir sakıncası yoktur. Kendi aralarında oynarlar, kendileri izlerler. Samsun Müftüsü olarak ben
bile izleyemem (breh breh!)kadınların o horonunu. Siz hiç izleyemezsiniz. Demek ki kadın
oynayacak kadınlar izleyecek. Erkek oynayacak, kadın- erkek izleyecek. Kadın-erkek karıĢık
Ģekilde oyun oynamak Ġslam'a göre haramdır ve hesabı vardır. Türküler de müstehcen
olmayacak.‟
Ancak Ģenlik alanındaki yöresel kıyafetli binlerce kadın ve erkek, birlikte alana indiler ve
beraberce büyük bir horon halkası kurdular, davul- zurna ve kemençe eĢliğinde birlikte horona
durdular.”
Eyy Mufti Efendi! Bilmez misin ki, bu halk binlerce yıldır bu horonu hep böyle oynar!
Onlar hayatı yaratan, dünyayı değiĢtirendir. Ekmeğini taĢtan çıkarır. Çay biçer, tütün kırar, ip
köprülerden geçer, sepet taĢır uçurumlarda…Haroslarda, çayırlarda onların tırpan çeliklerinde
yanar güneĢ…
Lazut verir arpa alır, peynir alır kiraz verir. Kız alır kız verir…
Banda, hurma götürür yaylalara; peynir, buğday getirir. Dolidoliye, ikili terazinin kefeleri. Hile
hurda iĢlemez.
Ekmeği yavan da olsa, oynamaktan, eğlenmekten, kol kola durmaktan, imeceden geri durmaz.
ġiĢirir tulumunu, çalar davulunu, yakar tezek ateĢini yaylalarda, horona durur.
Ne zamandır ki, siz çıktınız, paranız çıktı ortaya, düĢmanlık girdi insanların arasına. Kadını erkeği
birbirinden ayırıp, cenneti kendi iki dudağınızın arasında göstermeye kalktınız.
Kayı boyu akıncısının “Beytül Mali Müslimin” yaptığı, halkın ortak kullanımına açtığı otlakları,
ekenekleri beylere paĢalar özel mülk olarak verdiniz.
Osmanlı, çadırdan çıkıp saraya girince, “Gazi”liği bırakıp Sultanlığa, Süleymanlığa geçince,
mültenzim zulmüne teslim ettiniz köylüyü. Yetmedi, 49 yıllığına kiraya verip yabancı sermayeye
peĢkeĢ çekip yapılaĢmaya açtınız. Dereleri, dağları, madenleri sattınız, ormanları kestiniz.
Uzungölü, Ayder‟i, Simenayı, Mekke‟nin KureyĢisine, Ġsrailin Yahudisine, Almanın Hansına
sattınız…
Bir yalçın dağlardaki yaylalarıyla bir de horonları kaldı Anadolu insanının; Ģimdi gözünüzü ona
diktiniz…
Din adına bir Ģeylere, bir yerlere öğüt verecekseniz, kadını erkeği birbirinden ayırıp dereleri
dağları, madenleri satanlara, para istif edenlere bakınız. Her gün bin kere yalan söyleyip yüzü
kızarmayanlara geçiniz… Kadını kapatıp kendisine odalık, hizmetçi tutanlara, küçücük kız
çocuklarına toplu tacize, tecavüze kalkanlara, kadını sokak ortasında bıçaklayıp kurĢunlayanlara
dönün bir de yüzünüzü…
Müftü efendinin bu “vaazı” bende bir yayla anısını yeniden canlandırdı. Ölçek köyünün
yaylasında, bir köy düğünündeydik. Belleğim beni yanıltmıyor, adları karıĢtırmıyorsam, Vıji
1
AliĢan‟ın oğlu, arkadaĢım Kurban‟ın düğünüydü. Yayla damında davul zurna çalıyor, kız oğlan el
ele oynuyorduk. Birden kapıda kravatlı, takım elbiseli birileri belirdi. Davul zurna sustu.
Köyümüzden yetiĢmiĢ, politikada çok önemli yerlere gelmiĢ bir akrabamız ve yanındaki avanesi
içeri girdi. Saygıyla karĢıladı düğün sahipleri gelenleri ama, büyük politikacımızın yüzü asıktı.
Çevreyi iyice gözden geçirdi, ince ince yüzlerimizi süzdü.
“AliĢan” dedi, “burası Müslüman evi değil mi? Neden erkeği kadını, kızı, gelini bir araya
doldurmuĢsunuz…"
Vıji AliĢan tokat yemiĢ gibi oldu, sarsıldı… Yutkundu. KarĢısındaki politikacı, o çok yetkili kiĢi de
aynı yörede, aynı törede, aynı düğünlerde yetiĢmiĢ, adam yerine geçmiĢti.
“Beyim” dedi AliĢan; “Bizim aramızda fesat yok; sen istersen dıĢarı çık!”
SĠS DAĞININ BAġINDA BORANA BAK BORANA
TONGUÇ BABAMIZI DA ĠSTĠYORUZ HORONA!
Böyle oynardı Köy Enstitülerinde sabah horonuna duran kavruk Anadolu çocukları. Cılavuz'dan
Kepirtepe'ye, Kızılçullu'dan Ġvriz'e, tam 21 ocakta... Tonguç Babalarını çağırırdı.
Anadolu kültürüyle, kemençeyle, tulumla, bağlamayla, kavalla mandolini, armonikayı, piyanoyu
harman ederdi. Ceketini ters çevirir, battaniyeye bürünür, yüzünü boyar oyuna dururdu köyündeki
gibi; özgürce okuduğu çeviri klasiklerden Molier‟i, Antigon‟u, Kral Lear‟ı oynardı.
Gelmedi iĢinize… Kapattınız o okulları…
Din ticaretiyle halkı politika arabalarınıza bağladınız.
Ama sözümüz var o halka, o horona…
Yeniden kuracağız o yapıları kendi ellerimizle, yalnız köylere değil, kentlerimize de…
Yeniden okul bahçelerinde de horona duracağız!
12 Ağustos 2014, Alper AKÇAM
2
Download

bak müftü efendi!