SENEM'E
ŞİİRLER
Hasan BACANLI
i
ii
Aşık şaşkın sorar:'ey senem,
Anlayamıyorum, sen mi bensen, ben mi senem.
Ger sen bensen, sevdiğim kim,
seven kim, v'er ben sensem?
Anlayamıyorum, anlayamıyorum senem!'
iii
iv
a.i.den ilhamlar
/yani/
*
sen ey
- 18, seni yazdım niye yazdım bilmiyorum(a.i.)
seni yazacağım yazmam gerek anlamalısın
yazmasam oturamam koltuğunda gecenin
yazmasam kaçan yağız atlar söyler adını
yazmasam seni dolaştırır kalbim beynimde
seni yazacağım yazmam gerek anlamalısın
yoksa AKbasanlar alır beni bu akşam
sen ey oluşsuz bitimsiz süreğen
sen ey ilksiz başlangıç
sen ey sonsuz bitiş
___
sen ey sade sen olan sen
sen ey {bir sevgi gerekiyorsa} sevmem gereken
sen ey erken dönen kırlangıç
sen ey dönüşü olmayan gidiş
sen ey ikili sızım çoklu karmaşam
sen ey zorgulu takınaklı sinircem
*
(bilirsin
"ey" "ey!" demektir
bir
bir de
"a" "ey" okunur ingilizcede)
1
bırak öyleyse kısa devre yapsın yeniden
sigmund freud'un kulaklarımıza fısıldadığı
(a.i.)
ilk kez istedim çakışmasını üç şeyin
olanın istenenin ve gerekenin
sen ey
sen
se
s
sssssss
18, seni yazdım niye yazdım bilmiyorum
(a.i.)
2
I
BAŞLANGICIN ŞİİRİ
Ah senem, kayboldu yıldızlar, ay artık doğmuyor,
geceler uzadı, gündüzler kısa.
güneş saklambaç oynuyor benle,
ararsan beni, gecelerden sor.
Yağmur artık dövmüyor beni delicesine,
kar artık beni sevindirmiyor,
gölgeler uzadı senem, her taraf gölge.
- gölge gölge göl gönlüme girer sine sine düşümde düşünceler yiyor aklımı,
uyanıkken umutlar.
çayla şeker öyle karışmış ki birbirine,
ayırmak zor, ayrılmıyor.
Şarkılar sigarayla karışıp,
rast makamından bir şarkı ağzıyla,
hayalini çizmedeler duman duman,
sen geldin, kısaldı okul günleri,
oysa uzamışlardı sen gelinceye dek.
şimdi / artık,
okul aşkı okutuyor geceleri,
ok gibi perdeleri yırtıp,
kalbini arıyor sümüklü böcek.
En uzak yollardan süzülüp geçen,
peri kızları kaçmada gölgemden,
Dikmen Deresi...
Kızılay durağında bir kız,
bir gün,
kuyruğu sürünür kuyrukta,
bir gün,
başka bir kuyrukta yalnız,
3
kalabalıklar süzülür gözümden.
Dikmen Deresi'nin dikici kızı,
dikti gönlümü otobüs durağına,
uzasa Cebeci'ye giden yol, n'olurdu,
arabalar,
Dikmen'den dolaştırsa bu akılsızı.
4
II
GİDİŞİN ŞİİRİ
(akşam suaresine koşarken mırıldandığı şiir)
Yalnızlığımda sen varsın,
yarını beklerken,
sen,
arkadaş olursun bana.
Sabahlar,
dürtükler beni,
tutar kulağımdan,
"yürrü!" der, "Kızılay durağına"
saat 11:30'a geliyorsa yavaş yavaş,
kapı görünür bana,
kovar köşküm sahibini.
İsmini anmaya korkuyorum kıvırcık,
duyar da başkaları,
sana bakarlar diye.
nerede arasın seni gözlerim?
Dikmen Deresi'nde dolaşır aklım,
akşam suaresi,Kızılay durağı,
sabaha kadar sürer,
adım adım,
Dikmen Deresi'nde dolaşır aklım.
5
III
DÖNÜŞÜN ŞİİRİ
(eli boş dönünce yıldızlara bakarken söylediği şiir)
Kınama beni kıvırcık!
Kanım çatlatıyor damarlarımı
bir baykuş asma dalında
uğur-sûz derler
Bu kuş BAY KUŞ
-ki- yunmuş ışıklarda
beyazlıkta kararmış
Gel de kıskanma kıvırcık
seninle aynı yastığa baş koysun da
ay
sana gülsünler de geceleri
yıldızlar
sarılsın da beline
gece
kara ölümde kıvrandırır kıskançlık
gülün hıçkırığı düştü elime
kızma kıvırcık!
Gece gelince pencereme
al-ağacımı kemirir kurtlar
elmam şaşkın
sallanır
seni bulutlar örter
beni umutlar
fareden kalan kitap kırıntılarım
kıvrımlarında
kıyılarında
güneşi indirir
kıvılcım takar saçlarına
kıvırcık saçlım!
6
7
IV
HATIRLAYIŞIN ŞİİRİ
O gün
Kızılay meydanında
kalabalıkların vur abalıyası bendim
kalabalıklar
kovaladı beni evime kadar
yollar
gölgemi yetiştirdi ardımdan
O gün
kaynıyordu Kızılay meydanı
kıvılcım saçtı kıvırcık saçlılar
her tohum
bir yangını körükledi
kanatları yandı kanaryaların
kanadı aşktan yanmış kanarya
yanık kokan kahkahasıyla
indi şahikalardan
8
V
GECELEYİŞİN ŞİİRİ
Sabahı bekliyorum bu gece yine
ve güneşi
gözlerimin önünde sen
aklım sende
gönlüm sende
bende bir şey bırakmadın ki zaten
bıraktıysan
söyle!
9
VI
AKŞAMIN ŞİİRİ (I)
Akşama üç yıldız koyalım ufka
serseri yıldızlar dolaşsın sabaha kadar
Dikmen yıldızını arasınlar
n'olurdu kapanmasaydı göz kapaklarım
kapanmasaydı gözlerim
öldüğüm zaman otobüs durağında
yangını söndürmesin kalabalıklar
biliyorum
gene seni çizecek bu dumanlar
seni gösterecek -gene- bana
ağlatacaklar
yangını söndürmesin kalabalıklar
10
VII
AKŞAMIN ŞİİRİ (II)
Dikmen yıldızı!
ay kaçak
gün uykuda
sarhoşun gene benim bu akşam
bir bakışından
göz-kırpışından
Ateşin attığı ok
ordunun saflarını şaşırtır
bakışlar bataklardan beter
hangi çamaşır tozu temizler lekeleri
evine dön Dikmen yıldızı!
son sözü söyleyen sen
dinleyen ben
olacağım
11
VIII
AKŞAMIN ŞİİRİ (III)
Aydınlığın arkasındaki adam
Dikmen yıldızını gözetler geceleri
Ankara'da iki yıldız var sade
iki
yıldız
biri "Dikmen yıldızı" diye bir yıldız
öbürü
"Dikmen yıldızı" diye bir kız
Yağmurun yumruğunu yiyen pencere
akşamları
Dikmen yıldızına bakar
ağzının bacasından
Şapka aklının şaşırtır adamın
kalbini saklar sandığında
şapkalar riyakar
göğe namuslu
bize günahkar görünüyorlar
12
IX
YAĞMURUN ŞİİRİ
Yağmur
dün yağdı, bugün -gene- yağacak!
Varsın yağsın, ne çıkar?
Kim diyebilir ki bana;
"senin için dün vardı,
yarın -gene- var."
Kim diyebilir ki bana:
"dün vardın, bugün varsın,
yarın -gene- varolacaksın."
Kim diyebilir?
Şu an yağmur yağıyor!
Hisseden benim,
Ne çıkar,
kimse inanmasa,
yağmurun yağdığına,
benden başka.
Islanan benim sırılsıklam,
Islanan,
ve
yağmurun ıslığında
yaşam dansı yapan
yalnız adam.
13
X
ARAYIŞIN ŞİİRİ
Seni aramak
süzmek demek kalabalıkları
Kimsin sen?
kırmızı kaşkollu kız
Kızılay'ın kalabalıkları
kırmızı kaşkolları
çok seviyor
hep takıyor
Kimsin sen?
kıvırcık saçlı kız
Kim bilir kaç Kızılay kızı
kıvırcık
kıvırkıvırkıvırcık
yaptırıyor saçlarını
Kimsin sen?
A adlı kız
o kadar güzel ki adın
bir sürü kız
bir sürü kadın
ad-ortağın, adaşın
Seni aramak
süzmek demek kalabalıkları.
14
XI
GÖZLERİN ŞİİRİ
(tatil için gözlerine söylediği şiir)
gene kaçtı güzeliniz
göremediniz
ey gözlerim
neredeydiniz
artık
-biliyorumağlarsınız
"durun"
desem
durmazsınız
bilemem
kalbimle siz
üç gece iki gün
-onu görmedennasıl beklersiniz
n'edersiniz
kalbimi kandırır
kendiniz kanarsınız
-'geçmedi' sanırsınızbilemem
onu görünceye kadar
yanar
yanar
yanar mısınız
ey gözlerim
gün battı
ay göründü
lütfen ağlar mısınız!
15
XII
SABAHIN ŞİİRİ
her sabah
ok gibi fırlayarak
bir aslandır evden çıkan
matineler
onbirbuçukta başlar
beşbuçukta biter
Kızılay meydanında
her sabah
ok gibi fırlayıp
evinden kaçan aslan
akşam
bir uyuz kedi olur
koltuğunda bir ekmek
öne eğik başıyla
tırmanır Altındağ yokuşunu
her sabah:
"bugün son!
söyleyeceğim."
her akşam:
"bugün de geçti!
olsun,
yarını bekleyeceğim."
16
XIII
BULVARIN ŞİİRİ
bulvar boş
vakit gece yarısı
cereyanlar kesik
bir avuç ay ışığı
dik dik
yararak karanlığı
bir av izi sürüyor
boş bulvarda
iki adam yürüyor
biri uzun biri kısa iki adam
aynı anda sallanma
aynı anda iki adım
bulvar sessiz bulvar kuytu
kaldırım taşlarında
uykunun durgun kokusu
göğü taşıyarak başlarında
yürüyor iki adam
adımlarıyla haykırarak
kıvrak kıvrak
son köşesinde yakalamak ister gibi karanlığı
paltoları savura savura
sallanarak
iki adam yürüyor
trak trak trak trak
yayılan ayak sesi
iki adam yürüyor
bir serseri
ve gölgesi
17
XIV
KÖŞKÜMÜN ŞİİRİ (I)
bugün
bu dört duvar
sen kadar
asık suratlı değil
bu dil
aşinası olduğum bir şey
ahbabım gibidir
bu dil
benden kaçan gözlerinin
ve adımlarının
gölgesidir
bu dil
suratını asan
ve benden kaçan
senin
hayalinin
gülümsemesidir
bu dil
senin
bana verdiğin
sevginin sesidir
sen
ardına bakmadan
kaçan
bir kelebeksin
bil ki sen
bir gün
şu yoldan
18
gelecek
bu yoldan
geçeceksin
bir yolcu olarak
olacak, baby, olacak
bir gün mutlak!
19
XV
KÖŞKÜMÜN ŞİİRİ (II)
pencerede asılı gözler
caddeyi süzerek
ve tek tek
karşılarda gezerek
Dikmen Deresi'ni arar
sokakta çocuklar
ve iki genç kız
topu
pencereye ulaştırmaya çalışıyorlar
sahne arkasında ben
görünmeden
topu gözlüyorum
ondan
buna
bundan
ona
gidip gelen topu
ve odanın içinden
bir derin yerden
gelen
bir hisle seni özlüyorum
ne zaman ki
gönlümde bir
sızı var
aklımda
Dikmen Yıldızı
parıldar.
20
XVI
BESTELEYİŞİN ŞİİRİ
Ruhumun tuşlarında o nazik parmakların,
Her akşam yeni bir senfoni besteliyor.
Uçup giden besteler,
boşluğa,
sarhoşluğa,
başıboşluğa.
Besteler besteler.
Her gün, parmakların
Yeni birini besteler,
Yer birbirini besteler.
Ruhumda,
Beste beste besteler.
İntihar eder sesler,
Ve dikilir besteler.
Her sabah "günaydın!" der,
Besteler,
Ellerinde,
Bestelerden desteler,
Deste deste besteler.
21
XVII
AKŞAMIN ŞİİRİ (IV)
ŞÜPHENİN ŞİİRİ
Desem ki sana:
Akşamlar ölüm kadar acı
ve aydınlığı yiyor her gece yıldızlar
veriyoruz deyip
bizi aldatıyorlar
aya bakıp bir sevinç duyarmış aşıklar
hangi bahtsız uydurmuş bu masalı
bilmiyormuş ki
kapatıyor bir yorgan
her gece bedenini
her gündüz hayalini
22
XVIII
YOLCULUĞUN ŞİİRİ
Ayaklarımızın altında
uzun bir extra parşömen
uzuuuun
Ankara'dan Denizli'ye kadar
biz iki sümüklü böcek
arkamızda ışıldak izler
yamalı bohçasında
her birimizin
ta senden bana kadar
pençe izleri
kah yırtmış perdeleri
kah sarımsı lekeler
küme küme
üçer üçer
beşer beşer
şapkalar riyakar
göğe namuslu
bize günahkar
görünüyorlar
ama
toprağı karlar örter
bizi şapkalar
Endülüs'te akşam
burda gece yarısı
Endülüs uzak, Endülüs sapa
güneşe aya bir yalan sigaralar
n'olurdu rüya bitseydi
o mahalleye dönseydi gurbet kuşları
23
bir ağaç iki dal
şahikalar şarkısının şaşkınlığında
şaşkın sarhoş
*
şapkasının gölgesine saklanıp
yamalı bohçasını açsaydı sana
izlerimizi yutmada fırtına
hem bizim izlerimizi
hem önden gidenlerimizin
"mavi gök, ak ruy-i zemin"
ufuklarda olursun sen, güneşin doğduğu yerde
şaşkın sarhoş
ufkunu şaşırmış
kıvırcığını nerde arasın
nerde bulsun o gözlerini
bir bakış alsın.
*
24
şapka aklını şaşırtır adamın
kalbini saklar sandığında
XIX
ELLERİNİN ŞİİRİ
Uzat ellerini, ben ölmeden, koy ellerime,
Aksın avuçlarıma bir damla kan,
Kuş tüyümüşcesine dokunuş,
Yırtıp geçsin harfleri, heceleri.
-Ne imla kalsın, ne kelimeToz yağmurunda ıslansın dükkan,
Paralar yansın lira lira, kuruş kuruş.
Tüyleri dökülmüş itlere,
Bitlerini dökecek bir kovuk kalsın.
Otursun son taşın üstüne baykuş,
Geceleri,
Ölü hayatın marşını çalsın.
Uzat ellerini, koy ellerimin üstüne.
Şişen kalbime insin yumruğun,
Son dakikasına erdiği valsin,
Tadını çıkarsın ellerim ayaklarım,
Varım desin boynuzum, uzun kulağım,
Bir tabanca kurşunlarını boşaltsın,
Düşsün sallanan yerleri korkuluğun.
Uzat ellerini koy kalbimin üstüne.
25
XX
YENİ YILIN ŞİİRİ
Ben
kaybolan yıldızlara bakarım
avcumda sıktığım gülleler büker belimi
Sükut senem sükut
duvarlardan bana
yeni-yıl hediyesi
Karanlık
bir sivrisinek yuttuğu zaman fikrimi
azar azar
yorgan gibi üzerime yığılır zaman
Geceler sessiz geceler sıcak
dişlerini gösteren yıldızlar
izlerimi siler ardımdan
yakalar beni gölgem
seni sürükler ardında
yıldızlar önüme diker SENİ
ormanda odun arayan berdûş
sigaraya sarılır güneş yerine
şaşkın yolcu!
kutuplarda işin ne?
26
XXI
SABAHLAYIŞIN ŞİİRİ
şimşekler seni getiriyor önüme
yıldırımlar kahkahayla gülüyor bana
sağır saksağan
yummuş gözünü
saklanır
sabaha kadar
etekler dalgalanır aklımın kıvrımlarında
çizmeler avcuma izlerini çizer
masallar sallamaz beşiğimi
geceleri
hayalin tüter sigaramdan
27
XXII
ŞİİRİN ŞİİRİ
bir bakış gözlerinden
bir çift söz dudağından
sunsaydın bu sarhoşa
kim bilir kaç yıl izini öper
kim bilir kaç şiir yazardı sana.
28
XXIII
ARAYIŞIN ŞİİRİ
şu şarkılar ne kadar sığ
ne kadar cansız şu manzaralar
onlarda sen olmadın
yoksun
ve olmayacaksın
ve ben
gene seni aramaya gideceğim
Kızılay durağına.
29
XXIV
UZAKLARIN ŞİİRİ
uzaklarda ışık var
yakınlarda çukurlar
"şansa kaldı ölüm."
30
XXV
DUMANLARIN ŞİİRİ
Ummanlar vız gelir bana, kıvırcık,
Ama boğar beni dumanlar.
31
XXVI
ERİYİŞİN ŞİİRİ
(ERİYEN ADAM)
Ateşten bakışlar fırlar yurdundan
bir karanlık
ve zindan
ardından
duvarlar
üstüme üstüme yürümesin
dikme üstüme gözbebeklerini
rüzgar
savurmasın
nilüfer çiçeklerini
güneş
uçuşan yapraklardan
kurmasın babil kulelerini
yağmur yağmasın
ıslatmasın yanakları
bir matem marşını ıslıklarla çalarak
uçuşmasın buharlar
bir kartalın kanatlarını kuşanarak
anlayamıyorum
bir bakışla yaralanan kalbimi
anlayamıyorum
kaybolan ayaklarımı
titreyen ellerimi
eriyen benim
bir bakış
bir duruş
bir varoluştan
32
biliyorum
bir gün buzdağı gibi eriyecek
kafam kolum ellerim ve iki ayağım
yazık ki bilmeyecek
benim ateş kaynağım.
33
XXVII
KARMAŞANIN ŞİİRİ
ağdarır-döndürür aklım aşkını
kah "olmaz!" der bir düğüm atar
kah "olur!" der bembeyaz eder köşkümü
seni olduğun gibi alır ilk önce
ama sen
gereken gibi misin sence
bilirsin senem
hem olduğu gibi görünmeli insan
hem olması gerektiği
hem olmak istediği gibi
oluşundan başlar düşüncem
olman gerekene uzanır
bir bayrak gibi dolaşır bir söz
-sanki senin cevabın-"Hayır!"
renk renk
kırmızıdan beyaza dolanır
işte böyle senem
şapkam ve sigaramla ben
her akşam
seni sigaya çekerim yeniden.
34
XXVIII
SEN'İN ŞİİRİ
sen sarmaşık gibi sarılmışsın aklıma
sen beyaz güllerin sürgünlerinde diken
ve sen
her neysen
sen boz kısrağa takılmış sinek
sen benden habersiz kapanan çene/çenem
sen ve sen işte gene
her neysen işte öyle
sen belki dün belki şimdi belki yarın
sen bütünü sarsan yarı/yarım
sen aklımdan özgür ayaklarım/adımlarım
sen ve sen kimsen neysen
ne gibiysen işte öyle.
35
XXIX
O'NUN ŞİİRİ
kimdi o
süzülüp geçen aramızdan
sence dost bence düşman
kimdi o
karşı pencereden seni gözlerken
ağzından istemsiz sözler dökülen
sence gül bence diken
kimdi o
sert bir kaya gibi duran
kah gülen kah kuduran
sence kedi bence sırtlan
kimdi o
o onlar on.la on.lar
ve Güvenpark'ta
ikinci kavisin dördüncü koltuğunda oturanlar
kimdi kimlerdi
bu soru / bir boru sesiyle çözülür /
bu boru / senin borun / öttür ki gün bugündür /
öttür sultanım
-nasıl olsa, ben varım-
36
XXX
AMENTÜ
inanıyorum
belki bugün belki yarın
güzel günler görecek ellerim ayaklarım
inanıyorum
geçen günlerine ömrümün
ve tüm
gelecek günlerine
inanıyorum
doğacak yıldızlara aylara
yeniden doğacaklar her gün bir daha
inanıyorum
ölümde yaşamı görmeye
inanıyorum
parlak yolarında geleceğin
at sürmeye
ve inanıyorum senem
seninle gelecek bayrama
o bayram bana
ve nice bayramlara.
37
XXXI
SEN'İN ŞİİRİ (II)
sen
bir çay bardağının temelindeki sen
bardağı dolduran, taşıran
ve dökülen
sen
bir beyaz gül bir yandan
öte yandan endişe
çıkan çay bardağından
bir beyaz gülsün sen
beni şaşırtan
kah susturup / kah bağırtan
bir beyaz gülsün sen mahpus
bir yanda duvar var
öte yanda
seni görünce
bir kuş gibi çırpınarak
göğsümü yumruklayan
kalbim
sen beni
sevdin mi bilmem ama
ben seni
sevdim.
38
XXXII
SEN'İN ŞİİRİ(III)
perşembelerin kızısın sen
senin parmakların uzun
senin saçların perde
senin gözlerin yeşil
senin dudakların pembe
SENİN AYIN AĞUSTOS
SENİN GÜNÜN PERŞEMBE
39
XXXIII
AKASYA AĞACININ ŞİİRİ
burda
bir ben varım seni tanıyan
bir de yarım asırlık akasya ağacı
her akşam
seni konuşur seni anlatırız birbirimize
burda ne yıllanmış bir şarap var
ne Dikmen'den gelen rüzgar
taş toprak ve duvar
hissiz konuşmaz ve anlamazlar
otistik çocuklar gibi
burda ben sigara çay ve kola
gün sonu toplantılarında
kırk yıllık dost ağzıyla
konuşuruz
seni anlatırım onlara
kısa kıvırcık saçlarını
gülüşünü bakışlarını
gözlerini anlatırım
anlamazlar
anlamıyorlar
anlatıyorum
-yine- anlamıyorlar
gülüşünü bakışını
ve gözlerini
Anlamıyorlar SENEM
ne seni
ne beni.
40
***********************************
ardından
***********************************
41
ATOMLARCA TANIRIM SENİ
I. Olumlama - Proton
biliyorum görülmedik gölgemsin benim
biliyorum gezmediğim yolların var senin
ve merdivenlerin binmediğim
öğle üzeri
dalgalı vapurlardır yerin
başın vitrinlerinde suların
bırakır geçersin parmaklarını
koşar bir yerlere gidersin önemsiz
koşar bir yerlere girersin anlamsız
gelir ilgi duyarım sana
serin bir macerayı yaşar ren geyikleri
her derinliğinde kuyuların
kapı zilleriyle oynayan serçe kuşları
kanlı kanatlarını vurarak duvarlara
çizdikleri gölgeleri
son günlerine yetiştirirler bir panayırın
ayakta ilgi duyarlar sana
bir ilanı fısıldarken kulaklarına
ışıklı bir şehir çıkagelir
durur ikimizin arasında
ben dağlarında yaşarım şehirlerin
sen yanağına allık sürünüp
kendini görmeye gidersin koridorlara
oysa benim uzaklarda ışık gören münzevi
ve yakınlarda çukurlar olur ikindi vakitlerinde
kanatlarım olsa derim
uzun olmasa derim şu merdivenler
II. Olumsuzlama - Elektron
sen ölümü yaşadın mı hiç
süzülür gibi akşamüstüne
düşmanların olmadı senin
camları kırmadın yumruklarınla
olmadın haklısız davalarda
bir çingene dansıyla geçmedin sokaklardan ki
gerdanında gökboncuk taşımadın da hiç
hiç düşmanın olmadı senin
sade gölgelerini sürürdün her adımında
yaşamadın otuzlu filimlerde sen
ve ölmedin yanlış bir havuz başında
dağlardan kaçan aslanın ölümüyle
sırtında bir çocuk taşımadın hiç
antalya limanında prometeyi oynamadın
sormadığım bir sır var avuçlarında senin
ve parmaklarımın bulamadığı sarmaşıklar
43
III. Çekirdek - Nötron
bileklerimden süzülen zincirim artık
ve bir şarkıyım dudaklarımdan akan
yalnız bir çakalın yürüyen kayadan kopardığı şarkılardan
sen pencerelerdesin aklımın zindanında
ikindi güneşleriyle yürüyen kapılara
ve kalandır adın zelzelelerden
ağlayan ve derbeder ve uyumsuz ilgimdir adın
ilgim
ve sendir adın
biliyorsun kara bir ilgi duyuyorum sana
altında park lambasının her
yanında park havuzunun hep
önünde bir bankın hem
biliyorsun kanayan ilgimsin benim
adındır koşturulduğum kaldırımlarında
ilgimdir adın
ve adın sendir
sen
sen senem
44
IV.
bir gül değilsin sen
bir nergis asla
beyaz beyaz beyaz açan bir nilüfer belki
bir çiğdem belki sarı
öylesine
öyle.
45
THE NEGATION OF NEGATIONS
1. Definition
yaban güllerinin dikenlerinden
gelen uğultularla bir sarı böcek
düştü kadehlerin kenarlarına
sen vardın engerek yılanının geçtiği yollarda
kaçamadığı kovanların ötelerinde
kuru bir suyun olduğu yerde
- su var mıydı gölgesinde parıltılı çamların
orda kaya dibinde
üstünde toprağın ve yaprakların
dikenin toprağa döndüğü yerde
sen vardın kaplumbağaların pullarında
ve renginde mürekkep balıklarının
savaşçının okunda mızrağında
ortasında savaş alanının
toz bulutlarında
bulutlarda
sen vardın
havayla dövüşen bebeğin ağlayışında
utangaç tebessümünde genç kızların
artığı
gördüklerimde görmediklerimde ve göremediklerimde
söylediklerimde söylemediklerimde ve söyleyemediklerimde
olurdun
46
sen vardın
toprak sesinde bahçelerimizin
damlarımızdan akan karsularımızda
çiğ kokusunda sürülerimizin
sen VARdın
47
2. Description
nerde o
düşen mızraklı kuyulara öğle üzeri
kırık topraklarla oynaşan her çabalayışı
yıldırımların kopardığı yıldızlar bulutların ötelerinden
şarkıları olmayan rüzgarların altında yatıp
sessizliği çaldılar
işte o
geniş tahtalara ayakları
gelişkin kollarıyla kaldırmış yukarı yukarı ve dahaları
bir jilet ağzıyla dövüştü ve dediği
sonsuza gönderilen yıldızların yaldızları
toplaşıp bir duvar dibinde
gölgeliğinde ağabeylerin
ve yükselen basamaklarında can sıkıntısının
kıllı kollarını kavuşturup avuçlarında
koyu bir kayın ağacının ıslak dibinde
yeşil yosunlara soyundular
sade o
bilir nerde tükeneceğini kralların
ve nerde mailerin buharlaşacağını
akşam
bir tavla sonrası suare bekleyişinde
o
48
3. Information
İŞTE yazdılar seni
SENİ yazdılar işte
bir dilde kimselerin bilmediği
düz ve yatay ve uzun bir çizgiyle
çıplak bir "V" harfi yazar gibi
o yaramaz çocuklar
dedi ki
güneşten kaçmayın
güne
güneyden kaçmayın
ikinci perdenin dördüncü sahnesinde uzun bir tiradın var artık
senin
oysa sen ne diksiyon dersleri aldın ne su içtin avuçlarından
mağrur bir asa gibi dayandın duvarlara hep
güneşi güneyden gören duvarlara
dikmen yamaçlarında
dedi ki
güneyden kaçmayın
güne
güneşten kaçmayın
seni yazdılar işte
seni
sen
49
4. Recognition
koltuğunla nasıl yazarsın o sükutları
cilalanmış mobilya gölgelerinin
bir ayağı yukarıda olur hep
oturur başparmağınla oynarsın
devedikenleriyle yazarsın her gece vakti
sarı çiğdemlere gidersin
elinde ıslak pamuk çapası
kara trenlerin yük vagonlarında
iner aynalarda beni ararsın
oysa beni kendi suratındayken nasıl tanırsın kendi suratındayken
nasıl tanırsın uzak yollardan geldin
sen ki ışıldak yollardan döndürülürdün
nasıl tanırsın şeytanderesindekileri
o altın madenini kayatuzu kokan
dereye düşen atyarışlarını
nasıl tanırsın adını bilmediklerini
birçoktunuz
58'li resimleri çiğneyip
sakızlarınızı patlatırdınız
kucaklarınızda varınız-yoğunuz
ve duymadığım bir türkü tuttururdunuz
oturur başparmağıyla oynardın sağ ayağının
sarı çiğdemlere giderdin her gece vakti
50
5. Self-abolition
çözülmüş bir adamım ben
51
O GÜNÜN ŞİİRİ
*
Seni son gördüğüm akşam üzeri,
Gölgeler geziniyordu duvarlarında günün,
Varıp bir park lambasına asılıyorlardı,
Havuzda yüzlerce kalabalık vardı,
Bodur banklara selviler serilmişti,
Ben kendimi düşünmüştüm,
Seni son gördüğüm akşam üzeri.
Perşembe ikindisinin güneşi,
Duvarlar ardında seni arıyordu (köşe bucak),
Tren vagonları uyukluyordu (uzaklarda),
Çantanın sapında çıngıraklar vardı,
Kirpiklere ve tırnaklara vuruyordu,
Perşembe ikindisinin güneşi.
Dört kişiydik,
İkimiz epilepsi nöbetlerine tutuluyorduk,
İkimiz hipomani nöbetlerine,
Arasalar aramızdan manyak da çıkardı,
İkişer ayağımız vardı
Ve ayakkabılarımızı parka çekmiştik,
Seni son gördüğüm akşam üzeri,
Senin saçların gene kıvırcıktı, saçları kıvırcık olan biri daha vardı,
Uzak tepeler kırmızı kaşkol atmışlardı boyunlarına,
Caddeler oralara uzanmıyordu,
Dört kişiydik.
*
Hangi günün?
Söylemeyeyim,
bilmesinler,
sen biliyorsun, biliyorsun nasıl olsa,
bu da yeter,
bu da yeter.
52
Seni son gördüğüm akşam üzeri.
53
İLGİLİ'NİN ŞİİRİ
Ağır gözlerle görüyordum seni,
Sesler sürünerek yaklaşıyorlardı,
Kimlerdi, ne'lerdi, ne vardı?
Bazen bakışlarını üzerimde hissediyordum,
Tren vagonlarına çizgiler çiziyordum tırnağımla,
Gitmeyen, durmayan tren vagonlarına,
Sen birilerinin darağacıyla oynuyordun,
Küçük bir çocuk gibi oyunundan habersizdin,
Canın sıkılıyordu, küfreder gibi,
Olacakları bir ben biliyordum, bir de Tanrı,
-belki- bir ve biraz da sen
-yoo, bilemezdin, nerden bilecektin kiBilen tren vagonlarını soymalıydı,
Sense çantanın sapıyla oynuyordun,
Aslında çantanın sapı senle oynuyordu.
"Sana ilgi duyuyorum"
İlgi. Fazla somut, tutsan tutabilirdin,
ya bilgiyi çağrıştırıyor, ya silgiyi (sevgiyi değil)
aşk yeniyetmeydi, kaçmıştım
fazla somut bir ilgi yerine
duyacağın, yaşayacağın bir kelime vermeliydim sana
olmadı.
Biliyorsun, ilgi duyuyorum sana
ve siliyorum bütün karalamaları
54
Vagonlarla çantanın tam ortasında
sevgi var mıydı varsa nerdeydi
bir park lambasının altında mı düşürdük yoksa
bir park havuzunun kenarında mı
"bütün yollar Roma'ya çıkar"mış -çıksııınBiliyorsun ilgi duyuyorum sana
n'apayım
sevgiyi sildim dağarcığımdan.
55
*******************
Seni tanısaydı Atilla İlhan
yaşasaydı benim yaşadıklarımı
yemeğimi yese, suyumu içseydi
havamı teneffüs etseydi bir de
şimdi
oturur şunları yazardı:
/VEYA/
Ben Atilla İlhan olsaydım
oturur, şunları yazardım:
/VEYA/
İkimiz bir olsaydık Atilla İlhan'la biz
Otururu şunları yazardık sana:
akşamları ellerim göklere uzanırdı
umarsız bir hasta gibi titrerlerdi
birkaç damla gözyaşıyla ağlaşırdık
dilimizden dualar tüterdi
hep perşembe akşamları gelirdi ahmet
her gelişinde bende kalırdı
gece
hep sen girerdin konuşmalarımıza
ispiyonculara karşı karanlıkta fısıldardık
ahmet hep senden bahsederdi bana her gelişinde
kalır senden bahsederdi
seni pencerenin üst camından seyrederdim
beş köşeli gözlerin olurdu
bulutlarla örterdin yüzünü
ben karanlıkta bir sigara yakardım
tren garında sabahlardım
kütahya tren garında kütahyada üç şeyi bilirdim zaten
56
tren gelmez garını kapalı terminalini ve çinili vazoyu
hiç tanıdığım olmamıştı sokaklarında
terminalin sadık bekçisinden başka
kar yağıyordu titriyordum beraber kalmıştık
şimdi sen varsın o cansız şehirde
sokaklarını sen görüyorsun
ben dördüncü bir şey biliyorum artık
gece saat üç falandı
dokuza kadar kalmalıydım
hiç oturmadım kütahyada ben
zaten beni misafir saymıyordu
uyuklayan ağaçların uykulu caddesinden geçtim
vazo bile uyuyordu
kütahya ölgün rüyalarını görüyordu
sen rüyanda askerleri görüyordun
askerler seni görüyordu
terminal karanlıklara gizlenmişti
anlamıştım o da istemiyordu beni istemiyordu
şehir erkenden uyuyor herkesi uyutuyordu
sabahçı kahveleri de gizlenmişti sokaklara
anlamıştım onlar da istemiyordu beni istemiyorlardı
bir duvar dibinde sabahlamıştım
karanlık üstüme üstüme geliyordu
elimdeki sigara titriyordu
bir köşede büzülmüştüm
artık bir dördüncüyü biliyorum kütahyada
ama kütahya hala beni sevmiyor
akşamları birer pepsi içerdim
bir sigara paketinde mısralar dizerdim sana
sabredebilsem romanını yazardım
vazoyu uyurken koyardım romana
57
kütahyayı hiç uyandırmazdım
uyuklar dururdu
trenleri hep rötar yapardı
numarasız vagonlarla gelirdi
kütahyayı hiç sevmiyordum
mavi tren istanbula giderdi oysa
ankara expresine yetişemiyordum
anadolu expresine biniyordum
o da kütahyadan geçmiyordu
geçse mutlak varmadan uyurdum
o beni zaten göremezdi
gözlüklerini düşürmüş seksenlik bir ihtiyardı
istanbula giderdim bazan nedense
her an senden konuşulurdu
beyazıt kütüphanesinde sen olurdun hep
yer bulunmazdı ben giremezdim
oturur işportacıları seyrederdim
beyoğlunda açık çukulata satardın
derya sinemasından döner
yeşilçam sokağında kaybolurdun
ben meteliksizdim iş arıyordum
sen ne arıyordun bilmiyorum sen ne arıyordun
pangaltıda bir işhanı vardı
şekercilerin olmadığı bir şekerciler hanı
yirmi numara
üçüncü katında üçyüzonbeş numaralı kapıdan
girince köşedeki masadaydın
gazete ilanı üzerine gelmiştim
seni görünce kaçmıştım
sen beni göremezdin
kadıköy vapurunda bir çay içmiştim yirmibeş liraydı
karşımda sen oturuyordun param çıkışmamıştı
binlerce göz bana bakıyordu
58
şapkama bakıyorlardı aslında
artık karşında oturamazdım
anadolu expresi kütahyadan geçiyor muydu bilmiyorum
ama istanbula seni de götürmüştüm
her işimin celladı olmuştun
haydarpaşada 8:55 trenine koşuyordun
nerdeyse treni kaçıracaktım
bahçemde asırlık bir akasya ağacı vardı
seni de biliyordu benim çektiklerimi de
gelip ona dert yanmıştım
başını uzatıp dikmende arıyordu seni
bulsa mutlak kulağını çekerdi
onun da gözleri görmüyordu
ama anlıyordu beni ve kalbi sızlıyordu
seni de biliyordu benim çektiklerimi de
şiirlerimi okumanı yasaklıyorum.
59
************************
başka
şiirler
************************
60
bugünü yaşamak
/ ya da /
amentü ıı
niçe'yi okurken
bugün
"mecburum"u "istiyorum"a döndürmeliyiz
bugün "oldu"yu "yaptım"a çevirmeliyiz
bugün devirmeliyiz tüm putlarını aklımızın ve gönlümüzün
bugün meteor gibi inmeli yere ayaklarımız
adımlarımız balyoz olmalı bugün
korkuları korkutmalı
acıları ezmeli
sade biz olmalıyız bugün
bugün bu-gün olmalı dostum
bugün
yarını yaşamayalım olmaz mı
avdan eli boş dönen avcının akşam çocuklarına söylediği şiir
yavrularım
bu akşam
doyuramadım
siz açları
elbet yağmur büyütür
bu körpe ağaçları
evlatlarım
hele uyuyadurun
gelecek av elbet
ilelebet
beklemez
teklemez
uzak.taki
tuzak.ların
kıskaç.ları
ALLAH büyüktür evlatlarım
O unutmaz açları
evet bugün ben varım
ama yarın
bu kafa
bu ciğer
bu karın
toprakla dolacaktır
bilirim ki sizleri
o günkü öksüzleri
doyuran olacaktır
biri doyuracaktır.
62
BEN
ben
mutluluğu
ters dönmüş yüzünden
ızdırabı devaynasının gözünden
yaşayan adam
ben
mutluluğun küpkökünü
ızdırabınsa küpünü
almazsam huzur bulamam
geceleri uyuyamam
uyurum
kabusla uyandırırlar beni
korkarım
sanki bir kuyudur gece dipsiz
ipsiz
içine sarkarım
serserice yollara adım ekmektir işim
her dönüşüm başlangıcıdır yeni bir gidişin
giderim
başım önüme eğik
ayakucumda ararım kendimi
hoşuma gider pek
yolda tek tek
çizgileri çiğnemek
hayatı severim ben
hayatı överim de,
ama en çok severin
en büyük nefretimde.
63
64
***
bi(zimdüş
üncel
e)r
(imiz
)
ya(saman
ye)l
(i
gibiu
çarya
dabi)n
(k)ız(gi
bigeçe
rm)adam.
65
(HA
SANBA)
CAN(LI)
(gec
eler
inba)
ca(ların
da)nsı(z
anartı)
k(adam)
ınt(eri
in
an)ı(r
mı)sı(n
ız).
66
AYNA
Bir ayna alıp 50 liraya
kendine iyi bak!
Sakın unutma kendine iyi bakmayı
İyilere kendin gibi bakmayı bir de
Ve gülümsemeyi gün yere düşünce
Sakın unutma!
-sonra kaldır günü yukarı-
67
Download

Ekli dosya