İÇİNDEKİLER
NAZIM ŞEKİLLERİ
• Beyit Esasına Dayanan Nazım
Şekilleri
• Bent Esasına Dayanan Nazım
Şekilleri
TÜRK İSLAM
EDEBİYATI
HEDEFLER
Doç. Dr. Alim YILDIZ
• Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• Türk İslam Edebiyatı'nda şiirin önemini
kavrayabilecek,
• Beyit esasına dayalı nazım şekillerinden mısra, beyit,
gazel, kaside, mesnevi vb. gibi nazım şekilleri
hakkında bilgi sahibi olabiecek,
• Bent esasına dayalı nazım şekillerinden rübai, tuyug,
murabba, muhammes, müseddes, terkib-i bent ve
terci-i bent vb. nazım şekilleri hakkında bilgi sahibi
olacabileceksiniz .
ÜNİTE
3
Nazım Şekilleri
GİRİŞ
Birçok kimse tarafından çeşitli tanımlamaları yapılan şiirin, herkes tarafından
kabul edilen bir tarifi bulunmamaktadır. Bu yüzden şiir, tarifini yapan kimselere
göre farklı bir yönüyle karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu da doğal karşılamamız
gerekir. Çünkü herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir tarif, şiirin kendi özünü,
anlamını ya da varoluş sebebini ortadan kaldırmak olacaktır. Şiir dört duvarla
sınırlanacak bir obje veya nesne değildir. Şiir hayaller dünyasına olduğu kadar hayal
ötesine uzanan, akıl ve mantığın sınırlamalarına aldırmayan bir süreçtir. Şair,
hayallerini kullanmak suretiyle, aklına estiği anda kendine has mükemmel bir
dünya kurar; kendine hayranlıkla bakan insanlara oradan seslenir. Olmazları olur,
düşünülmezleri düşünülür hâle getirir.
Şair, bakan değil baktığını gören hem de başkalarının görmediklerini gören
kimsedir. Bütün bunları yaparken kelimelerin sihrinden yararlanır. Az sözle çok şey
anlatır. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı şiir, insanlık tarihi boyunca edebiyatın en
önemli ve en vazgeçilmez kısmı olmuştur. Türk İslam edebiyatında da şiir,
edebiyatın en önemli konusunu oluşturur.
Manzumelerin mısra sayısı, bent sayısı, bunların sıralanış şekli, kafiye
örgüleri, kompozisyonu gibi dış yapıları ile ilgili kuruluş özelliklerine göre aldıkları
isme nazım şekli denir. Eski edebiyatımızda mısra esasına dayalı bir nazım
şeklinden bahsetmek gerekir. Esasen nazım, nesir mukabili olarak, “vezinli ve
kafiyeli söz” demektir. Divan şiirinde nazım şekilleri beyit veya bentlerden
meydana gelmekte, beyit ve bent sayılarına göre de farklı isimler almaktadır. Biz de
bu ünitede, beyit esasına göre nazım şekilleri ve bent esasına göre nazım şekilleri
olmak üzere iki ana bölüm hâlinde konuyu ele alacağız.
BEYİT ESASINA DAYALI NAZIM ŞEKİLLERİ
Divan şiirinin asıl nazım birimi beyittir. Beyit ise, iki mısradan oluşur. Beyt,
“ev” anlamına gelen Arapça bir kelimedir. Böyle olunca her bir mısra da birer
kapıya benzetilir.
Nazım şekillerinin büyük bir kısmı, beyit sayı ve kafiyelenişine göre
isimlenirler.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
2
Nazım Şekilleri
Âzâde Mısra
Azade, ikinci mısraya ihtiyaç duymayan ve tam bir anlam ifade eden
mısradır. Muallim Naci’nin, kendi resmi altına yazdığı “Muzhıkât-ı dehre ben ölsem
de tasvîrim güler” mısraı, azade mısraya güzel bir örnektir.
Azade adı verilen mısralar, genelde, ders alınması gereken veya nükte
yapılmış olan sözlerdir. Aşağıdaki azadeler Ragıb Paşa’ya aittir:
“Şecâ‘at arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler”
“Eğer maksûd eserse mısrâ‘-ı berceste kâfîdir”
“Ne ararsan bulunur derde devâdan gayri”
Beyit
Aynı vezinle yazılmış, anlamca birbirine bağlı iki mısradan oluşan nazım
birimine beyit denir.
Bu tanıma göre beyit, aynı vezinde olan iki mısradan meydana gelmelidir.
Vezinleri farklı olan iki mısraya beyit denilemez. Ayrıca, beyti oluşturan mısraların
birbirleriyle kafiyeli olması da gerekmemektedir.
İki mısraı da birbiriyle kafiyeli olan beyte musarrâ‘ adı verilir. Bir şiirde
musarrâ‘ olan ilk beyte Matladenir.
Beyit, tek başına bulunabildiği gibi, bir şiirin parçası da olabilir.
Kimesne çekdiğim bilmez benim Allâh’dan gayrı
Nice mihnet çeker gönlüm kemend-i âhdan gayrı
Enveri
Kesb-i mahâret eylemeyince tüfengle
Mümkün mü kimse gâlib ola hasma cengle
Şeyhülislam Arif Hikmet
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
3
Nazım Şekilleri
Ferd
Divanların sonlarında yer alan beyitlerdir. Buna müfred de denir. Müfredler,
genel olarak, bir nükte veya hikmeti içerir. İlk mısra ile ikinci mısra arasında kafiye
şartı aranmaz.
Bu âlemde kimesne gamsız olmaz
Eger olsa benî âdem degildir
Hamdullah Hamdi
Cemâlin zeyn eden hep dilber olmaz
Her âyîne düzen İskender olmaz
Cem Sultan
Bileydim sevmez idim sevdiğimi bilmedi bilmem
Gözüm görmüş gönül sevmiş özüm bilmişdir bilmem
Esrar Dede
Gazel
Arapça kökenli olan gazelin kelime anlamı: “Mahbûbenin hüsn ü hâlini medh
ederek kendine takılma, bu yolda şiir söyleyerek mahbûbe ile eğlenme” ve “Güzel
kadınlar sözü ve medhi ve dahi kadınlar musâhabetin sevmek” demektir.
Kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek anlamına gelen gazel, Arap
edebiyatında ayrı bir nazım şekli olmayıp kasidelerin başında “aşktan, sevgiliden”
söz eden bölümlere verilen addır ve nesip karşılığında kullanılmıştır. Daha sonraki
zaman içerisinde, şairin aşk, sevgili, şarap, bahar gibi coşkulu durumlar karşısındaki
duygularını anlatan uzun yahut kısa şiirlere gazel denilmiştir.
İran’ın İslam’ı kabulünden sonra gazel, Arap edebiyatı etkisinde gelişen; İran
edebiyatında lirik şiirin en beğenilen nazım şekillerinden biri olmuştur.
Gazel, köken itibariyle, kaynağı eski Arap şiirine dayanmaktadır. Oradan İran
edebiyatına geçmiş olup bağımsız bir nazım şeklini kazandıktan sonra, aynı
niteliklerle Türk edebiyatındaki özel yerini almıştır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
4
Nazım Şekilleri
Divan şiirinin en yaygın nazım şekillerinden olan gazelin kafiye örgüsü “aa
/ba /ca /da” şeklinde olup bazı beyitlerle içindeki kısımlara özel isimler verilmiştir.
İlk beyit kendi arasında kafiyeli (musarra‘), sonraki beyitlerin ilk mısraları serbest;
ikinci mısraları ilk beyitle kafiyeli olan gazelin ilk beytine matla, son beytine
maktadenir. İkinci beytine hüsn-i matla, sondan bir önceki beyte de hüsn-i
maktaadı verilir. Bu beyitlerin matlave maktabeyitlerinden güzel olmasına özen
gösterilir. İlk beytin mısralarından biri, maktada ikinci mısra olarak tekrar edilirse
buna redd-i matla, aynı yerde diğer mısralardan biri tekrar edilirse redd-i mısra
denir. Bu şekil gazel, daha çok Tanzimat döneminde görülür. Şair, mahlasını son
veya sondan bir önceki beyitte söyler; bu beyte mahlas beyti veya mahlas-hâne adı
verilir. Mahlas edinmeye “tahallus etme” denir. Şairin, mahlasını son iki beyitten
önceki beyitlerde de söylediği vakidir.
Gazelin ilk beytinden sonraki iki beyit kendi aralarında kafiyeli olursa bu
gazele gazel-i dü-beyt; üç beyit kendi aralarında kafiyeli olur ise, buna da zâtü’lmetâli‘ veya zü’l-metâli‘ adı verilir.
Gazel, genel olarak, 5-15 beyitten oluşur. Beyit sayıları, daha çok 5, 7, 9, 11
olan gazeller çoğunluktadır. Beyit sayısı 15’ten fazla olursa buna mutavvel gazel
denir. Eger şair, mahlasının geçtiği beyitten sonra zamanın padişahını, bazı tarikat
ulularını över ise, bu tip gazellere müzeyyel gazel adı verilir. Gazel beş beyitten az
ise, buna nâ-tamam (eksik) gazel denir. Gazelin en güzel beytine beytü’l-gazel veya
şeh beyit adı verilir. Şair, gazelin bütün beyitlerini en güzel şekilde yazmaya özen
gösterir. Her beyti aynı güzellikte olan gazellere yek-âvâz; tamamında tek konu
işlenen ve anlam bakımından birbirini tamamlayan gazellere de yek-âhenk adı
verilir. Bir mısraı veya mısraın bir kısmı Arapça veya Farsça yazılmış gazellere de
mülemma‘ gazel adı verilir.
Musammat gazel adı verilen bir gazel çeşidi vardır. Mısra sonlarında olduğu
gibi, mısra ortalarında da iç kafiye bulunan gazellere musammat gazel denir.
Musammat gazeller, genel olarak, aruzun iki eşit parçaya bölünebilen kalıplarıyla
yazılır. Bu kalıplar, daha çok 4 mefâ‘îlün veya 4 müstef‘ilün kalıplarıdır. İlk veya
ikinci beyitten başlayarak bu eşit parçalardan ilk üçü kendi aralarında kafiyelenerek
her beyit küçük bir dörtlük şeklini alır. Buna göre kafiye şeması: aa/xa/xa/xa/xa
olan
bir
gazelin
kafiyelenişi:
xaxa/bbba/ccca/ddda/eeea
veya:
baba/ccca/ddda/eeea şeklini alır. Bir örnek:
Beni cândan usandırdı - cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhumdan - murâdım şem’i yanmaz mı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
5
Nazım Şekilleri
Kamu bîmârına cânan - devâ-yı derd eder ihsân
Niçün kılmaz bana dermân - beni bîmâr sanmaz mı
Gamım pinhân dutardım ben - didiler yâre kıl rûşen
Disem ol bî-vefâ bilmem - inanır mı inanmaz mı
Şeb-i hicrân yanar cânım - döker kan çeşm-i giryânım
Uyarur halkı efgânım - kara bahtım uyanmaz mı
Gül-i ruhsâruna karşu - gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu - akar sular bulanmaz mı
Değildim ben sana mâil - sen itdin aklımı zâil
Bana ta‘n eyleyen gâfil - seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır - hemîşe halka rüsvâdır
Görün kim bu ne sevdâdır - bu sevdâdan usanmaz mı
Divan şiirinde gazele fevkalâde önem verilmiştir. Çünkü bir şairin şairliği,
yazdığı gazel ile ölçülür. Fuzuli, bu hususa şu beyitlerle işâret eder:
Gazel bildirir şâ‘irin kudretin
Gazel artırır nâzımın şöhretin
Ki her mahfilin zînetidir gazel
Hıredmendler san‘atıdır gazel
Gazeller, işlenen konulara ve bu konulara bağlı üsluplara göre, şu isimleri
alır:
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
6
Nazım Şekilleri
Aşkla ilgili her türlü acı, sıkıntı, mutluluk, sevgi, yakarış ve benzeri içli
duyguların anlatıldığı gazellere “âşıkâne gazel” denir. Fuzuli ’nin gazelleri gibi. İçki
ve şarap ile ilgili çeşitli düşünceler, dünya ve hayata aldırış etmeme, yaşamaktan
zevk alma ve benzeri konulu gazellere “rindâne gazel” denir. Baki ’nin gazelleri gibi.
Kadın ve ten zevklerinin ağır bastığı bir aşkı anlatan gazellere “şûhâne gazel”
denilir. Nedim’in gazelleri gibi. Hayat dersi veren, öğretici ve veciz söyleyişli
gazellere de “hakîmâne gazel” adı verilir. Nâbî ’nin gazelleri gibi.
Bestelenmek üzere yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan
kişilere gazelhân adı verilir. Gazel şeklinde şiir yazan usta şairlere gazelserâ adı
verilir. Türk şiirinin en ünlü gazelserâları; Fuzuli, Baki, Nevi, Şeyhulislam Yahya,
Nâbî, Nedim ve Sebk-i Hindî tarzı gazeller yazan Şeyh Galip’tir.
Kasîde
Bilerek ve isteyerek bir işe teşebbüs etmek, girişmek anlamına gelen kaside,
“belli bir amaçla yazılmış manzume” şeklinde tarif edilmektedir. Bir başka tarifi de
şöyledir: “İkişer mısralık ve son mısraları birbiri ile kafiyeli beyitlerden müteşekkil,
emek mahsulü manzumeler olup, aynı zamanda muayyen mevzuların dahilî bir
tertip ve nizam içinde işlenmesini de gerektiren bir edebî nevidir.” Türk
edebiyatında, din ve devlet büyüklerini övmek maksadıyla, belirli kurallar içinde
yazılan uzun şiirlere kaside denir. Kasideler yazıldıkları devrin insanlarının; yönetici
ve büyüklere karşı bakış açılarını, onları nasıl gördüklerini ve onlara nasıl hitap
ettiklerini göstermesi bakımından da kültür tarihimize ışık tutan önemli
eserlerdendir.
Kaside, Arap edebiyatında ilk dönemlerden beri var olan bir nazım şeklidir.
Rivayete göre, ilk kasideyi Arap şairlerinden Mühelhil b. Rebî‘a et-Tağlibî
söylemiştir. R. Blachèr’e göre, muhtemelen kaside, miladi V. Yüzyılın ortalarında
Doğu Arabistan’da Bekir ve Tağlib kabileleri arasında gelişmiş, Hira muhiti
vasıtasıyla yayılma imkânı bulmuştur.
Kaside, önce İran edebiyatına, buradan da Türk edebiyatına geçmiştir.
Kaside, beyitlerle yazılan bir nazım şeklidir. Kafiyelenişi, gazel ile aynıdır.
Ancak, gazelden çok uzundur. Kasidenin ilk beytine matla, son beytine makta
denir. Matlatekrar edilir veya yenilenirse buna redd-i matla veya tecdîd-i matla
denir. Bu matlalar birden fazla olursa, bunlar, sırasıyla, matla-ı evvel, matla-ı sânî,
matla-ı sâlis adını alırlar. Böyle kasidelere zü‘l-metâli veya zâtü’l-metâli denir.
Şairin mahlasının geçtiği beyte tâc beyt adı verilir ve son beyitlere doğru
bulunur. Kasidenin en güzel ve anlamlı beytine ise, beytü’l-kasîd denir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
7
Nazım Şekilleri
Kasidede beyit sayısı en az 31, en fazla 99’dur. Beyit sayısı 31’den aşağı olan
Kaside olduğu gibi, 99’dan yukarı olanlar da vardır. Arap edebiyatında ise, bu sayı
30-120 arasında olmakla beraber, İbnü’l-Fârız’da görüldüğü gibi 700 beyti aştığı da
olmuştur.
Beyitler hâlinde yazılan kasidenin ilk beyti kendi arasında, sonraki beyitler ise
ilk beytin ikinci mısraı ile kafiyeli olup kafiye şeması: (aa/ba/ca/da..) şeklindedir.
Türk şiirinde kaside, XV. Yüzyıldan itibaren kendini gösterir. Şeyhi ve Ahmed
Paşa’nın kasideleri, bu yüzyılın başta gelen örnekleridir. XVI. Yüzyılda Hayali, Fuzuli,
Nevi, Baki ve Ruhi gibi şairlerin elinde gelişen Türk kasideciliği; XVII. Yüzyılda en
büyük kaside ustası olan Nefi’yi yetiştirmiştir.
Kaside, nesip (teşbip), girizgah (giriz), methiye, tegazzül, fahriye, dua olmak
üzere altı bölümden oluşmaktadır.
Nesîb-Teşbîb
Kasidenin girişi ve şiir yönü en ağır basan bölümüdür. Beyit sayısı 15-20
arasındadır. Kasidede asıl amaç bir büyüğü övmektir. Fakat şair doğrudan övgüye
başlamaz kasidenin mukaddimesi sayılan nesip bölümüne bir tasvirle başlamak
ister. Nesibin konusu ise, bahar, kış, gece, savaş alanı, at, bir güzelin anlatılması,
tasviri gibi çok çeşitlidir. Kasideler, genel olarak, nesip bölümünde işlenen konulara
göre isimlendirilir. Bazen da redifi, redif yoksa kafiyesine göre ad verilir. Nesip
bölümünde anlatılan konulara göre şu isimleri alır: bahariye, şitaiye, temmuziye,
ramazaniye, ıydiye, nevruziye, rahşiye, hammamiye, dariye, cülusiye, kudumiye
(istikbaliye), fethiye, sulhiye” adlandırmaları da, kasidelere başlık olan diğer edebî
tür adlarıdır.
Bazı kasideler de rediflerine göre; gül, sünbül, kerem, güneş, su, tig, kalem
(kasidesi) şeklinde adlandırılırlar.
Girîzgâh (Girîz)
Kasidelerin nesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen beyit
veya beyitler demektir. Mensur yazılarda veya hutbelerdeki “ammâ ba‘d” sözüne
mukabil, kasidedeki girizgah beyti, gelişigüzel söylenmeyip yerine göre uygun
nükteli bir veya iki beyitle methiye bölümüne geçer. Bu işin ustası Nedim ve
benzeri şairlerdir.
Medhiyye
Kasidenin asıl bölümü, methiye kısmıdır. Çünkü kaside, büyükleri övmek,
medh etmek maksadıyla yazılır. Bu bölümde şair, kendi becerisini ve şiir yeteneğini
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
8
Nazım Şekilleri
göstermek için, övülen kişide dile getirdiği özelliklerin olup olmadığını dikkate
almaksızın övgüler söyler. Şair, bu bölümde bütün maharetini gösterir. Edebî
sanatlardan teşbih sanatı, en çok bu bölümde kullanılır. Bu da, kendine kaside
yazılan kişiyi lutuf ve ihsanı, cömertlik, adalet, güç, kuvvet ve haşmetiyle tanınmış
tarihî ve efsanevi kahramanlarla karşılaştırarak yapılır. Bu bölümün şiir yönü
oldukça zayıftır. Dil, diğer bölümlere nazaran daha ağır ve ağdalıdır.
Tegazzül
Tegazzül, Arapça olup, gazel söyleme, gazel tarzında şiir söyleme anlamına
gelmektedir. Kasidenin bir bölümü olması nedeniyle, genel olarak nesip (teşbip)
bölümünden sonra yazılır ve tecdîd-i matla ile başlar, mahlas beyti ile sona erer.
Şair, bir fırsatını bularak, aynı ölçü ve kafiyede bir gazel söyler. Şair, gazel
söyleyeceğini, duruma uygun bir beyitle haber verir.
Fahriyye
Övünülecek şey anlamına gelen fahriye, şairin kaside içinde kendini övdüğü
bölümdür. Şemseddin Sami fahriyeyi, “Şairin eski Arab usûlü üzre kendi evsâf ve
fezâilini ve ale’l-husûs şecâ‘at, kerem ve sehâvetiyle fesâhatını ta‘dâd ve medh
yolunda söylediği kaside”, diye tarif etmektedir. Şair, methiye bölümünde
kullandığı benzetmeleri, bu defa fahriye bölümünde, İran şairleriyle kendini
karşılaştırmak suretiyle yapar. Böylece kendini İran şairlerinden üstün göstererek
övülen kişiyi sıradan bir şairin değil, usta bir şairin övdüğünü söylemek ister.
Kasidenin bu bölümünde de, en başarılı şairin, kaside ustası Nefi olduğu
görülmektedir. Nefi, fahriye bölümünde sadece kendini değil, şiiri ve şairliği de
önemli bir sanat olarak övmüştür. Nefi, bununla da kalmamış, bazı kasidelerine
fahriye ile başlamıştır ki, nesip bölümü bulunmayan bu kasideler de bir nevi
methiye demektir.
Du’â
Kasidenin son bölümü olan dua, birkaç beyitten ibarettir. Bu bölümde şair,
övdüğü kişinin işlerinde başarılı, ömrünün uzun; talihinin iyi ve açık olması
dilekleriyle dua eder. Şair, dua bölümüne geçtiğini uygun bir beyitle belirtir.
Kasideler içerisinde musammat kaside tarzında yazılmış kasideler de vardır.
Musammat gazellerde olduğu gibi, musammat kasideler de genel olarak iki eşit
parçaya bölünebilen kalıplarla yazılırlar. Bu kasidelerin dış kafiyelerinden başka, iç
kafiyeleri de bulunur. Beyitlerde bulunan iç kafiyeden sonraki kısımları, beyitlerin
altına gelecek şekilde yazıldığı zaman, halk edebiyatı nazım şekillerinden koşma
tarzına dönüşmüş olur. Bu husus, gazellerde daha çok görülür.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
9
Nazım Şekilleri
Mesnevî
Klasik Türk edebiyatında değişik konuların işlenmesinde çok kullanılmış olan
nazım şekillerinden biri de mesnevidir. Bir edebiyat terimi olarak mesnevinin ilk
olarak İran edebiyatında kullanıldığı söyleniyorsa da, bu nazım şeklinin ilk örnekleri
Arap edebiyatında görülmektedir. Buna göre Araplar, kendi arasında kafiyeli
beyitlerden oluşan mesnevi nazım şekline müzdevice, aruzun recez bahri ile
yazıldığı için de recez veya bunun çoğulu olan urcuze kelimesiyle ifade etmişlerdir.
Urcuze, aruzun kısa bahirleriyle yazılan şiir demektir.
Divan edebiyatında kaside ve gazelden sonra en yaygın nazım şekli olan
mesnevi, “her beyti kendi arasında kafiyeli olan manzumeler” demektir. Konuları
uzun eser ve hikayeler bu nazım şekliyle yazılır. Çünkü bu nazım şeklinde kaside ve
gazeldeki gibi kafiye sıkıntısı yoktur.
Mesnevi, bir terim ve bir nazım şekli olarak Türk edebiyatına İran
edebiyatından geçmiş; XI. Yüzyıldan XIX. Yüzyıla kadar bu türde sayısız eserler
verilmiştir. İran edebiyatında, ilk zamanlarda, daha çok, destani konuların
işlenmesinde mesnevi nazım şeklinin gelişmiş ilk örneği Firdevs-i Tusi’nin Şeh-nâme
(X-XI. Yy.) isimli eserinin etkisi vardır. Mesnevi nazım şekli, sadece destani
eserlerde kullanılan bir nazım türü olarak kalmamış, tasavvufi ve ahlaki konularla
aşk ve macera hikâyeleri de bu nazım şekliyle yazılmıştır.
Mesnevi, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşan bir nazım şekli olup
kafiye şeması (aa/bb/cc...) şeklinde devam etmektedir. Beyit sayısında, diğer nazım
şekillerinde olduğu gibi, her hangi bir kısıtlama olmaması, beyitler arasında kafiye
bağlantısı bulunmaması, şairlere, işledikleri konuları istedikleri genişlikte işleme
serbestîsini vermiştir. Mesnevi nazım şeklinin çok kullanılmasının sebepleri başında
da bu gelmektedir.
Kıt`a
Aynı vezinde iki beyitten ibaret ve başlı başına bir anlam ifade eden
nazımdır. Kıtalarda, daha çok 2. ve 4. mısralar kafiyeli olur. Kıtalarda matla ve
mahlas beyti bulunmaz. Kafiye şeması, gazelde olduğu gibi, (xa/xa) şeklindedir. İki
beyitli kıtaların (ab/ab) şeklinde kafiyeli olanları da vardır. Beyit sayısı 35-40 beyte
varan kıtalara kıta-i kebîre denir. Matla beyti olmayan bir gazel gibidir. Tarihler,
genel olarak, kıta nazım şekliyle yazılır. İlk beyti kafiyeli olanlara nazım adı verilir.
Kıtalarda beyitler arasında anlam bütünlüğü vardır ve beyitler birbirini tamamlayıcı
niteliktedir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
10
Nazım Şekilleri
Kıtalarda, felsefi ve tasavvufi fikirler, bir kişiyi övme veya yerme, bir olayın
tarihi, bir hayat görüşü, bir nükte gibi çeşitli konulara yer verilmiştir. Uzun kıtalarda
bazan şairin mahlasını da söylediği görülür.
Kıta ile rübai çoğu zaman karıştırılır. Kıtanın en bariz özelliği, ilk beytinin
kafiyeli olmayışıdır.
Yâ Rab ne eksilirdi deryâ-yı rahmetinden
Peymâne-i vücûda zehr-âb dolmasaydı
Âzâde-ser olurdum âsîb-i derd ü gamdan
Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı
Ziya Paşa
Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrün
Ki fesâd-ı rakamı sûrumuzu şûr eyler
Gâh bir harf sükûtıyla eder nâdiri nâr
Gâh bir nokta kusûrıyla gözi kûr eyler
Fuzuli
Müstezâd
Bazı manzumelerde, özellikle gazellerde mısraların sonuna kısa ve manzum
bir parça eklenir. Bu parçalara ziyade adı verilir. Böyle ziyadeli manzumelere
müstezat denir.
Eklenmiş anlamına gelen müstezat, gazelden türemiştir. Çoğunlukla aruzun
(mef‘ûlü/mefâ‘îlü/mefâ‘îlü/fe‘ûlün) kalıbıyla yazılır, her mısradan sonra bu kalıbın
ilk ve son tefileleri olan (mef‘ûlü/fe‘ûlün) kalıbına uygun ve ziyâde denilen bir kısa
mısra söylenir. Böylece müstezatın her beyti iki kısa mısra ilavesiyle dört mısradan
oluşur. Bu nazım şekli, divan şiirinin sanatlı şekillerindendir. Kısa mısralar okunsa
da okunmasa da beytin anlamı bir bütünlük arz eder. Bu bakımdan uzun ve kısa
kalıplarla yazılmış iki ayrı gazelin içiçe girmiş hâli gibidir. Müstezatın bu şekline
müstezat-ı südâsiye adı da verilmektedir. Bu müstezata südâsiye (altılı) denmesi
ise, uzun ve kısa mısralardaki tefilelerin toplamının altı tane olmasındandır.
Sayıları az da olsa, bazen her uzun mısradan sonra iki ziyâdeli müstezatlar da
söylenmiştir. Böyle olan müstezatın kafiye şeması:
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
11
Nazım Şekilleri
Aaa Aaa/BbbAaa/CccAaa/... şeklinde olur. Ziyadesi bir olan müstezatlara
sade, iki mısra olanlara ise çift adı verilir.
Bu nazım şekli, halk edebiyatında divan edebiyatından daha çok kullanılmış
ve ziyade yerine yedekli-ayaklı gibi isimlerle yaygın bir nazım şekli hâline gelmiştir.
Servet-i fünun edebiyatıyla ortaya çıkan serbest müstezat ise, aruzun hemen
her kalıbıyla yazılmış olup klasik müstezat ile uzun ve kısa mısralı oluşundan başka
benzer tarafı bulunmamaktadır.
Keçecizade İzzet Molla’nın bülbüle hitaben söylediği şu şiir bir müstezattır:
Bülbül, yetişir bağrımı hûn etti figânın
Zabt eyle dehânın
Hançer gibi deldi yüregim tîg-ı zebânın
Te’sîr-i lisânın
Âh etse n`ola bülbül-i dil meşhedim üzre
Tâ mahşer olunca
Çok çekdi gam-hârını gülzâr-ı cihânın
Bu bâğ-ı fenânın
İki ziyadeli müstezata örnek olarak da şu şiiri verebiliriz:
Hey hey ne acâib bezemiş hüsn ile Bârî
Bu sûret-i yâri
Bu nakş-ı nigârı
Her ehl-i nazar kim göre tahsîn ola kârı
Bu çeşm ü izârı
Kalmaya karârı
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
12
Nazım Şekilleri
Ey mutrib-i dil-keş ele al çeng ü rebâbı
Çâk eyle hicâbı
Ref‘ eyle nikâbı
Ey sâkî-i meh-veş taşa çal şîşe-i ârı
Sun câm-ı ukârı
Def‘ eyle humârı
Uşşâkı katâr eyledi aşk içre Muhammed
Ol şâh-ı mümecced
Ol matlab-ı maksad
Ey üştür-i dil sen olagör pîş-i katârı
Çek aşk ile bârı
Ye derd ile hârı
Müstezatın bir başka şekli de, başka bir şairin gazeline ziyadeler ilave ederek
yazılan müstezattır. Adli’nin gazeline, Osmanzade Taib mizahi anlamlı ziyadeler
ekleyerek bir müstezat oluşturmuştur. Bu şiirin ilk beyti şöyledir:
“O dem ki mültefit-i yâr-ı dil-firîb olurum”
Dürüst söyleyemem
“Fenâ-resîde-i ser-mâye-i rakîb olurum” (Adli)
Fenâ-resen diyemem (Osmanzade Taib)
BENT ESASINA DAYALI NAZIM ŞEKİLLERİ
Rübâ´î
Dörtlü demek olan rübai, dört mısralık ve kendine has vezni olan, bağımsız
bir nazım şeklidir. 1, 2 ve 4. mısralar kafiyeli, 3. mısra serbesttir. Kafiye şeması
“aaxa” şeklindedir. Rübainin üçüncü mısraı kafiyesiz olması nedeniyle hasi (hadım)
denilmiştir. Rübaiye Farsça olarak; terane, dü-beyt, çar-mısra/çehar-mısra adları da
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
13
Nazım Şekilleri
verilmiştir. Dört mısralı nazım ve tuyugdan ayrılan yanı, kendine has vezinlerle
yazılmış olmasıdır.
Kendine has vezinlerle yazılan rübainin, bahr-i hezecden yirmi dört kalıbı
vardır ki, bunlar: ahrem ve ahreb diye ikiye ayrılır. Her ikisi de on ikişer kalıptır.
(Mef‘ûlü) tefilesiyle başlayanlara ahreb, (mef‘ûlün) tefilesiyle başlayanlara da
ahrem denir. Türk edebiyatında daha çok ahreb kalıpları ve bunların da ahenkli
olanları kullanılmıştır. Şair, hepsi ahreb kalıplarından olmak üzere, rübaide ayrı ayrı
kalıpları karışık olarak kullanabilir. Rübainin her mısraı ayrı ayrı vezinde olabildiği
gibi, dört mısraı da aynı vezinde olabilir.
Genel olarak, bir rübaide iki kalıp kullanılmıştır. Bu iki kalıptan biri 1, 2 , ve 4.
mısrada, diğeri ise 3. mısrada kullanılır ki bu tertip, rübainin 3. mısrada en güçlü
düşünceyi söyleme ve uyumu sağlama ilkesine uygundur.
Rübailer, divanların tertibinde “Rubâiyyât” bölümünde kafiyelerine göre
sıralanırlar.
Rübai nazım şekli, edebiyatımıza İran edebiyatından geçmiştir. Değişik
konularda yazılan rübailerde şairler, dünya görüşlerini, felsefelerini, dinî ve
tasavvufi düşüncelerini, rindane tavırlarını, maddi ve manevi aşk anlayışlarını kısa
ve özlü bir şekilde ancak rübaide anlatabilirler.
Rübai nazım şekli, Türk edebiyatında XIV. Yüzyıldan sonra görülmeye
başlamıştır. Rübai denilince akla gelen ilk şairler, Arap edebiyatında İbnü’l-Fârız;
İran edebiyatında Ömer Hayyâm; Türk edebiyatında Azmizade Haleti’dir. XX.
Yüzyılda ise, Yahya Kemal ile Arif Nihat Asya ilk akla gelen şairlerimizdir. Azmizade
Haleti’nin rübai söylemede olan ustalığı hakkinda Nedim; “Hâletî, evc-i rübaide
uçar ankâ gibi”, demiştir.
Rübai nazım şekli, ince duygu ve düşüncelere, nükteli buluşlara çok uygun
olması sebebiyle, divan edebiyatı nazım şekilleri içinde, günümüze kadar gelebilmiş
nadir rastlanan nazım şekillerindendir.
Bir de rübai-i musarra vardır ki, dört mısraı da birbiriyle kafiyeli olan
rübailerdir. Şeması (aaaa) şeklindedir. Ancak, böyle olan rübailerde, aynı kafiyede
olması sebebiyle 3. mısrada kafiye değişikliği olmadığından, 4. mısrada asıl
söylenmek istenen duygu ve düşünce tam bir tesir bırakmaz.
Rübai vezniyle yazılan şiirler dört mısraı geçmezken, XVII. Yüzyıl gazel ustası
Şeyhülislam Yahya, rübai vezniyle bir gazel yazarak, bu alanda bir yenilik getirmeye
çalışmıştır.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
14
Nazım Şekilleri
Derd ehli odur ki sormayup râh-ı necât
Yanında bir ola hâr u gül zehr ü nebât
Hükmün viremez bu kâr-ı zâr-ı aşkın
Şemşîr-i belâyı bilmeyen âb-ı hayât
Azmizade Haleti
Yâ Rab dilimi sehv ü hatâdan sakla
Endîşemi tezvîr ü riyâdan sakla
Basdım reh-i vâdî-i rubâ‘îye kadem
Ta‘n-ı har-ı nâdân-ı dü-pâdan sakla
Nefi
Âlemde huzûr etmege bir dem yoğimiş
Âzâde-i gam aceb bir âdem yoğimiş
Ya hep var imiş anlamadık biz yâhûd
Âdem yoğimiş dem yoğimiş gam yoğimiş
Ziya Paşa
Tuyug
Tuyug, kafiye şekli rübai gibi aruzun sadece (fâ‘ilâtün/fâ‘ilâtün/fâ‘ilün)
vezniyle yazılan 4 mısralık bir nazım şeklidir. 1, 2 ve 4. mısraları kafiyeli, 3. mısra
serbesttir. Şeması ise, rübaide olduğu gibi, (aaxa) şeklindedir. Az da olsa (aaaa)
tarzında yazılmış tuyuglar da vardır. Dört mısraı da kafiyeli olan bu tuyuga musarra
tuyug denilmektedir. Halk edebiyatında, on birli hece ölçüsüyle yazılan mâni
şeklindeki dörtlüklere de tuyug denmektedir. Tuyug, Türk edebiyatına mahsus tek
bentli bir nazım şeklidir. Halk edebiyatındaki mani karşılığı sayılır. Manide olduğu
gibi, tuyugta da, genellikle, cinaslı kafiye kullanılır. Ancak bu tarza, daha çok Azeri
ve Çağatay edebiyatlarında tesadüf edilmektedir.
Edebiyatımızda tuyugun başta gelen temsilcisi olarak Kadı Burhâneddin
kabul edilmektedir. Divanı’ndaki tuyug sayısı 169’dur. Tuyuglarıyla tanınmış olan
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
15
Nazım Şekilleri
diğer şairler Nesimi, İvaz Paşazade Atayi ve Ali Şir Nevai’dir. Tuyugta da, rübaide
olduğu gibi, önemli fikir ve düşünceler özlü bir şekilde söylenir, mahlas söylenmez.
Aşağıdaki örneklerden ilki normal tuyuga, diğeri musarra tuyuga örnektir.
Gönlüm oldu aşkının âvâresi
Gamzenin gitmez gönülden yâresi
Derdime çok istedim dermân velî
Yoğ imiş la‘linden özge çâresi
İvaz Paşazade Atayi
Âlemi yüzün gülistân eylemiş
Bülbülü ser-mest ü hayrân eylemiş
Anberîn zülfün perîşân eylemiş
Mâhını ebrinde pinhân eylemiş
Nesimi
Murabba‘
Murabba, bent adı verilen dört mısralık kıtalardan oluşur. Genel olarak
kafiye şeması (aaaa/bbba/ccca/ddda...) şeklindedir. İlk bentin ilk üç mısraı kendi
aralarında kafiyeli olabilir. Buna göre kafiye şeması (bbba/ccca/ddda/eeea..)
şeklinde olur. Bu durumda dördüncü mısranın, diğer bentlerin dördüncü
mısralarıyla kafiyeli olması gerekir. Birinci bentin dördüncü mıraı diğer bentlerin
dördüncü mısraı olarak tekrar ederse, böyle murabbalara murabba-ı mütekerrir,
her bentte değişik ise buna da murabba-ı müzdevic denir. Şairin mahlası son bentin
her hangi bir mısraında geçer.
Murabbaın bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda murabba yazılabilir.
Murabba-ı mütekerrir’e örnek:
Perîşân hâlin oldum sormadın hâl-i perîşânım
Gamından derde düşdüm kılmadın tedbîr-i dermânım
Ne dersin rûzgârım böyle mi geçsin güzel hânım
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
16
Nazım Şekilleri
Gözüm cânım efendim sevdiğim devletlü sultânım
...
Esîr-i dâm-ı aşkın olalı senden vefâ görmem
Seni her kanda görsem ehl-i derde âşinâ görmem
Vefâ vü âşinâlık resmini senden revâ görmem
Gözüm cânım efendim sevdiğim devletlü sultânım
Fuzuli
Şarkı
Türk edebiyatının ürünü olan ve şekil bakımından murabbaya benzeyen
şarkı, dörtlüklerden kurulur ve temel kafiye, her dörtlüğün dördüncü mısraında
tekrarlanır. Genel olarak kafiye şeması (aaaa/bbba/ccca/ddda..) şeklindedir. Bu
ana kafiye, bazen ilk dörtlüğün 2. mısraında da olur. Bu durumda ilk dörtlüğün 2.
ve 4. mısraları, diğer dörtlüklerin 4. mısraı olarak takrarlanır ki, buna nakarat denir.
Kafiye şeması (aa aa/bbba/ccca/ddda...) şeklindedir. Nakaratsız şarkılar da vardır.
(baba/ccca/ddda/eeea..). İlk dörtlüğün 3. mısraı kafiyesiz olan şarkılar da bulunur.
Bunların kafiye şemaları (aaxa/bbba/ccca/ddda..; aaxa/bbba/ccca/ddda...)
şeklindedir.
Bestelenmek için yazıldıklarından dolayı bent sayısı azdır. Bu amaçla yazılan
şarkılar, daha çok, (mef‘ûlü/mefâ‘îlü/mefâ‘îlü/fe‘ûlün) kalıbıyla yazılır. Şarkıda 3.
mısraya miyan veya miyanhane adı verilir. Söz ve bestenin en dokunaklı yeri
miyana denk getirilir. Divan edebiyatında şarkı ustası olarak Nedim bilinir.
Şarkılarının dili oldukça sadedir. Nedim’den başka Enderunlu Fazıl ve Enderunlu
Vasıf da şarkı yazmışlardır. Ancak, Nedim’in şarkıları kadar başarılı değildirler.
Şarkılarda konu, genelde, aşk, sevgili, şarap ve eğlencedir.
Sevdiğim cânım yolunda hâke yeksân olduğum
İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum
Ey benin aşkıyla bülbül gibi nâlân olduğum
İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum
Nedim
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
17
Nazım Şekilleri
Yeni Türk edebiyatı döneminde yazılan şarkılar, genel olarak, iki bentli
ve nakaratlıdır.
Kalbim yine üzgün seni andım da derinden,
Geçtin yine dün eski hazân bahçelerinden!
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,
Geçtin yine dün eski hazân bahçelerinden!
Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş!
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş.
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş,
Geçtin yine dün eski hazân bahçelerinden!
Yahya Kemal
Terbi‘
Terbi kelimesinin sözlük anlamı “dörtleme, dörtlü hâle getirme” demektir.
Bir gazelin beyitlerinden önce, başka bir şair tarafından, aynı vezin ve kafiyede
ikişer mısra eklenerek yapılan murabbaya denir. Gazelde matladan sonraki
beyitlerin birinci mısraları serbest olduğundan terbi, o mısraın kafiyesine göre
yapılır. Kafiyelenişi şöyledir: aaaa/bbba/ccca/ddda/ eeea.
Eklenen beyitlere zamime denir. Bu zamîmenin, eklendiği beyitle anlam
bakımından birbiriyle kaynaşması gerekir. Az kullanılmış bir şekildir.
Muhammes
Her bendi beş mısradan oluşan nazım şekline muhammes (beşli) denir. İlk
bentin 4. ve 5. veya sadece 5. mısraı diğer bentlerin sonunda tekrar ediyorsa buna
muhammes-i mütekerrir denir. Bu iki durumda da kafiye şeması şöyledir: (aaaan
/bbban /cccan /dddan an...) , (aaaaan/bbbban/ccccan/ddddan..).
Bazan her bendin ilk üç mısraı kendi aralarında kafiyeli olduğu hâlde, son iki
mısra bütün bentlerde aynı şekilde kafiyelenir. Bu durumda ise kafiye şeması şöyle
olur: (bbbaa/cccaa/dddaa/eeeaa...). 4. ve 5. mısralar nakarat olarak da tekrar
edebilir. Bentlerin beşinci mısraları değişiyorsa, buna muhammes-i müzdevic denir.
Kafiye şeması şöyledir: (aaaaa/bbbba/cccca/dddda...).
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
18
Nazım Şekilleri
Muhammeslerde hemen her konu işlenebilir. Ayrıca muhammes şekliyle
şarkı da yazılır ki, bu tarzda yazılan şarkılara muhammes şarkı adı verilir. Aşağıya iki
bendini aldığımız Enderunlu Vasıf’ın muhammesi, muhammes şarkıya örnektir.
Bir nihâl-i nev-edâ
Sevdim ammâ bî-vefâ
Tarz u tavrı dil-rübâ
Kaddi mevzûn ince bel
Kıt`ası gâyet güzel
....
Zülfü sünbül destedir
Vâsıfâ dil-hastedir
Dahi pek nevrestedir
Kaddi mevzûn ince bel
Kıt`ası gâyet güzel
Tardiyye
Beşer mısralık bentlerden oluşan tardiye, muhammesin özel bir şeklidir.
Muhammes, aruzun her kalıbıyla yazıldığı hâlde, tardiye sadece
(mef‘ûlü/mefâ‘ilün/fe‘ûlün) kalıbıyla yazılır. Tardiyyenin muhammesten ayrılan
diğer özelliği ise, temel kafiyenin bentlerin sadece 5. mısralarında olmasıdır. Kafiye
şeması şöyledir ve başka şekli yoktur: (bbbba/cccca/dddda/eeeea.)
Tardiyeye tard u rekb de denir. Mesnevilerde şairler, eseri monotonluktan
kurtarmak için, olayın kahramanlarının ağzından yer yer gazel, murabba gibi
manzumeler söylerlerdi. Bunlara da tardiye denilirdi.
Türk edebiyatında tardiye oldukça az kullanılan bir nazım şeklidir. Ancak,
Şeyh Galip tardiyeye özel bir değer vermiş ve Türk edebiyatının en güzel
tardiyelerini yazmıştır. Aşağıda ilk ve son bendini verdiğimiz tardiye Hüsn ü Aşk
mesnevisindendir.
Hoş geldin eyâ berîd-i cânân
Bahş et bana bir nüvîd-i cânân
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
19
Nazım Şekilleri
Cân ola fedâ-yı îd-i cânân
Bî-sûd ola mı ümîd-i cânân
Yârin bize bir selâmı yok mu
….
Dil hayret-i gamla lâl kaldı
Gâlib gibi bî-mecâl kaldı
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı
El-ân bir ihtimâl kaldı
İnsâfın o yerde nâmı yok mu
Şeyh Galip
Tardiye, Şeyh Galip’ten önce Nedim tarafından da kullanılmıştır. Abdülhak
Hamit ise, Şeyh Galip’ten çok etkilenerek, Eşber isimli manzum tiyatrosunda iki
yerde tardiye kullanmıştır.
Tahmis
Sözlük anlamı “beşleme, beşli duruma getirme” demek olan tahmis, bir
gazelin beyitlerinin önüne aynı vezin ve kafiyede üçer mısra ekleyerek yazılmış olan
muhammes
demektir.
Kafiye
şeması
ise
şöyledir:
(aaaaa/bbbba/cccca/dddda/eeeea.)
Gazelde matladan sonraki beyitlerin ilk mısraları serbest olduğundan, tahmis
o mısraın kafiyesine göre yapılır. Şayet serbest olan mısraın son kelimesi kafiyeye
uygun gelmezse, ondan evvelki kelime ile kafiye yapılır, son kelime ise redif olarak
kalır. Tahmiste, ilave mısraların, gazelin beyitleriyle anlam ve değer itibariyle
kaynaşmış olması gerekir. Aksi takdirde ek mısralar birer yama gibi kalır ve
başarısız bir tahmis yapılmış olur. Gazelin makta beytinde şairin mahlası geçtiği
gibi, tahmis yapan şair de aynı bentte mahlasına yer verir.
Tahmis, daha çok gazellere yapılmakla birlikte kasidelere de tahmis
yapılmıştır. Tahmis, divan edebiyatında muhammesten daha çok benimsenmiş bir
nazım şeklidir. Çoğu şair, kendinden önceki ve çağdaşı şairlerin birkaç gazelini
tahmis etmiştir. Ayrıca kendi gazelini tahmis ederek muhammes hâle getiren
şairler de vardır. Bu nevi tahmislere divanlarda “tahmîs-i gazel-i hod” başlığı
altında yer verilmiştir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
20
Nazım Şekilleri
Tahmis edilen gazel, musammat bir gazel ise, tahmis de musammat olarak
yapılır. Baki’nin, Fuzuli’nin musammat gazeline yaptığı tahmisinin ilk iki bendi
şöyledir:
Aceb ol şâh-ı zâlim âşıkın hûnına kanmaz mı
Bu denlü nâle bir gün ana te‘sîr ide sanmaz mı
Kıyâmet yok mudur sanır yâhûd haşre inanmaz mı
“Meni cândan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı”
Felekler yandı âhımdan murâdım şem‘i yanmaz mı”
Dem-â-dem ol gül-i handân ider cân bülbülün seyrân
Nasîbi illerin ihsân benim endûh-ı bî-pâyân
Eder gayrileri handân beni bin derd ile giryân
“Kamu bîmârına cânân devâ-yı derd ider ihsân”
Niçin kılmaz bana dermân beni bîmâr sanmaz mı”
Taştir
Taştir; terbi, tahmis ve tesdisin başka bir şeklidir. Kelime anlamı ikiye
ayırmak, demek olan taştir, her hangi bir şairin beyit esasına göre kurulmuş
manzumesinin, özellikle gazelinin her beytini ikiye ayırarak ortalarına iki veya daha
fazla mısralar ilave etmek, demektir. İki mısra ilavesiyle murabba, üç mısra
ilavesiyle muhammes, dört mısra ilavesiyle de müseddes yapılmış olur.
Taştirde, ilave edilen mısraların vezin, kafiye ve beytin ihtiva ettiği anlam
yönüyle asıl beyit ile uyuşması, kaynaşması gerekir.
Taştirin kafiye şeması “AaaaA/BbbbA/CcccA/DdddA/EeeeA.” şeklindedir.
Şair, mahlasını, ötekilerde olduğu gibi yine son bentte söyler.
Baki’nin bir gazeline Yahya Kemal’in yaptığı bir taştirin ilk iki bendi şöyledir:
“Fermân-ı aşka cân iledir inkıyâdımız”
Pürdür hayâl-i yâr ile her lâhza yâdımız
Mevkûfdur o mâha samîm-i fuâdımız
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
21
Nazım Şekilleri
Âhir varınca haddine hestî-i şâdımız
“Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız”
“Baş eğmeziz edânîye dünyâ-yı dûn içün”
Ettik fedâ zevâhiri şevk-i derûn içün
Sattık metâ‘-ı ömrü mey-i la‘l-gûn içün
Nevbet çalınca rihlet-i milk-i sükûn içün
“Allâhâdır tevekkülümüz i‘timâdımız”
Müseddes
Altılı demek olan müseddes, bentleri altışar mısradan oluşan nazım şekline
denir. Kafiyelenişi, daha çok (aaaaaa /bbbbba /ccccca /ddddda…) şeklinde olan
müseddeslere müseddes-i müzdevic denir. (aaaaaa /bbbbcc /ddddee /ffffgg…;
bbbbca /ddddca /eeeeca/ffffca…) şeklinde kafiyelenen müseddes-i müzdevicler de
vardır.
Eğer, ilk bendin 5. ve 6. mısraı veya sadece 6. mısraı öteki bentlerde
tekrarlanıyorsa buna müseddes-i mütekerrir denir.
Müseddes, çeşitli konularda yazılabilir. Naili-i Kadim’in bir müseddes-i
mütekerrinin ilk iki bendi şöyledir:
Firâşım seng-i hârâ pûşişim şevk-i kıtâd olsun
Yerim beytü’l-hazen kârım figân-ı girye-zâd olsun
Ten-i mecrûhuma ta‘n-ı adû zahm-ı ziyâd olsun
Edenler gönlümü âzürde mesrûru’l-fuâd olsun
Yıkanlar hâtır-ı nâ-şâdımı yâ Rabbi şâd olsun
Benim-çün nâ-murâd olsun diyenler ber-murâd olsun
Sipihr-i kîne-cûdan bî-vefâlık resm-i âdîdir
Felekden bî-niyâz olmak dahi bir özge vâdîdir
Verâ-yı kâm-cûyân-ı mahabbet nâ-murâdîdir
Gönül bu matla‘ın memnûn-ı ma‘nâ-yı ma‘âdîdir
Yıkanlar hâtır-ı nâ-şâdımı yâ Rabbi şâd olsun
Benim-çün nâ-murâd olsun diyenler ber-murâd olsun
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
22
Nazım Şekilleri
Naili-i Kadim
Tesdis
Altılama, altıya tamamlama demek olan tesdis, tahmis gibidir. Sadece
gazelin beyitleri üstüne 3 mısra yerine, aynı vezin ve kafiyede dört mısra ilave
edilerek yazılan nazım şekline tesdis denir. Az kullanılmış bir nazım şeklidir. Kafiye
şeması ise şöyledir: (aaaaaa/bbbbba/ccccca/ddddda.)
Müsebba‘
Yedili anlamına gelen müsebba, bentlerinin mısra sayısı yedi olan nazım şekli
demektir. Çok nadir kullanılmıştır.
Müsemmen
Sekizli demek olan müsemmen, bentlerinin mısra sayısı sekiz olan bir nazım
şeklidir. Kafiye şeması şöyledir: (aaaaaaaa/bbbbbbba/ccccccca/ddddddda.) Şu
şekilde kafiyelenenler de vardır: (aaaaaabb/ccccccdd/eeeeeeff/gggggghh.)
Mütessa‘
Dokuzlu anlamına gelen mütessa, bentleri dokuz mısra olan bir nazım
şeklidir. Hemen hemen hiç kullanılmamıştır.
Muaşşer
Onlu anlamına gelen muaşşer, bentlerinin mısra sayısı on olan nazım şeklidir.
Nadiren kullanılmıştır. Hayali’nin bir muaşşerinin ilk iki bendi şöyledir:
Bir güzel gördüm ki reşk-i sûret-i büt-hânedir
Kendisinden gayriye âteş gibi bîgânedir
Kim zebânından gelen efsûn ile efsânedir
Mü’min ü küffâr ile hem-sohbet ü hem-hânedir
Câm-ı zerrîn nûş ider bir bî-vefâ mestânedir
Nûş iden bir cür‘asın bin yıl yeri meyhânedir
Tuğ çekmiş bir dil-âverdir ki kasdı cânadır
Nûr-ı tab’ımdan çerâğın yakmamışdır yâ nedir
Râstı ben şem‘-i dil-sûzem adû pervânedir
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
23
Nazım Şekilleri
Kim dolaşsa âteşe pervâne yâ dîvânedir
Bir nihâlem kim bana berg-i hazân oldu nasîb
Sûd içinde gayriler bana ziyân oldı nasîb
Cismden âr eyler oldum tâ ki cân oldı nasîb
Bir Hümâ-yı nûr-bâlem üstühân oldı nasîb
Gel haber ver aşkdan çün kim zebân oldı nasîb
Sûz-ı hasret âşkârâ vü nihân oldı nasîb
Bana yanmak bî-tereddüd bî-figân oldı nasîb
Kendi hâlimden bana çün kim beyân oldı nasîb
Râstı ben şem‘-i dil-sûzem adû pervânedir
Kim dolaşsa âteşe pervâne yâ dîvânedir
Hayali
Terkîb-i Bend ve Tercî-i Bend
Terkîb-i Bend
Bentlerden kurulmuş olan uzun bir nazım şeklidir. Her bent iki bölümden
oluşur. Birinci bölüme terkib-hane adı verilir. Buna kıta da denmiştir. Genel olarak
kısaca bent tabir edilir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur.
Bentlerin kafiye şeması gazele benzer. Bazan bentlerin bütün mısraları her bentte
ayrı ayrı olmak üzere kendi aralarında kafiyelenir. Bent sayısı 5-10 arasında değişir.
Daha fazla da olabilir. Bendin son beytine vasıta beyti veya bendiye denir. Bu beyit
her bendin sonunda değişir ve mutlaka kendi mısraları arasında, bentten ayrı
olarak, kafiyelenir. Terkib-i bendin kafiye şeması şöyledir: (aa xa xa xa xa bb/cc xc
xc xc xc dd..). Şu şekilde de olabilir: (aa aa aa aa aa bb/cc cc cc cc cc dd..). Her iki
şekilde de kafiyeleri “bb” ve “dd” harfleriyle gösterilen beyitler vasıta beytidir.
Terkib-i bentlerde, genel olarak, talih ve hayattan şikayetler, dinî, tasavvufi,
felsefi düşünceler anlatılmış, toplumla ilgili yergi niteliğinde tenkitlere yer
verilmiştir. Mersiyeler de genel olarak, terkib-i bentle yazılır.
Terkib-i bent ve terci-i bentte beyit sayısı çok olursa bunlara terkib-i bend-i
kebir ve terci-i bend-i kebir adı verilir.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
24
Nazım Şekilleri
Altılı (müseddes), yedili (müsebba), sekizli (müsemmen), dokuzlu (mütessa)
ve onlu (muaşşer) musammatlar küçük bir terkib-i bent ve terci-i bende benzerler.
Bundan dolayı bunların müzdevic olanları terkib-i bent, mütekerrir olanları da
terci-i bent diye de isimlenir. Terkib-i bend-i müseddes, terci-i bend-i müseddes
gibi.
Konusu toplumla ilgili yergi olan en meşhur terkib-i bent Bağdatlı
Ruhi’nindir. Kendi döneminde büyük bir üne kavuşan bu Terkib-i bende üç yüzden
fazla nazire yazılmıştır. Bunlardan en güzeli ve yaygın olanı da Ziya Paşa’nın Terkib-i
bendidir.
Bağdatlı Ruhi’nin terkib-i bendi yedi beyitlik (vasıta beyti ile sekiz) on yedi
bentten oluşmaktadır. Ziya Paşa’nın Terkib-i bendi ise on, beyitlik (vasıta ile on bir)
on iki bentten müteşekkildir.
Tercî-i Bend
Şekil ve kafiye yönünden terkib-i bent gibidir. Ancak, tercî-i bentte, bentleri
birbirine bağlayan vasıta beyitleri, her bendin sonunda tekrarlanır. Her biri on
beyte yakın, 10-12 bentlik bir şiirde bütün bentlerin böyle tek beyte bağlanabilmesi
için, anlam bakımından hepsinin bu beyitli ilgili olması gerekir.
Vasıta beytinin her bendin sonunda tekrarlanması şiire bir monotonluk
verdiği gibi, anlam ilgisi kurma yönünden de güçlük doğurur.
Terci-i bentlerde, genel olarak, Allah’ın kudreti, kainat sonsuzluğu, tabiatın
ve hayatın zıtlıkları gibi konular işlenmiştir. Şeyh Galip’in bir terci-i bendinin iki
bendi şöyledir:
I
Kabûl eyler mi yâ Rab zahm-ı pür-nâsûrrumuz bih-bûd
Kalır mı yoksa bu âteşle dâğ-ı dil gibi pür-dûd
Alırsa pençeye yazık beni bu baht-ı nâ-mes‘ûd
Kıyâmet kopsa gevher tutsa âlem olmayam hoşnûd
Ferah nâmın dahi yâd idemez bu cân-ı zehr-âlûd
Rızâdır çâresi her ne dilerse Hazret-i Ma‘bûd
Belâ mevc-âver-i girdâb-ı hayret nâ-Hudâ nâ-bûd
Adem sâhillerin tutdu dirîgâ bâng-i nâ-mevcûd
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
25
Nazım Şekilleri
II
Düşüp dâm-ı hevâya hasret-i gül-zâr kaldım ben
Gidip nefh-i Mesîhâ-veş sabâ bîmâr kaldım ben
Gül-i ümmîd soldu mübtelâ-yı hâr kaldım ben
Bu gülşen külhân oldu çeşmime nâ-çâr kaldım ben
Şarâb-ı ye’se düştüm teşne-i dîdâr kaldım ben
Başımdan aştı seyl-âb-ı keder bîzâr kaldım ben
Belâ mevc-âver-i girdâb-ı hayret nâ-Hudâ nâ-bûd
Adem sâhillerin tutdu dirîgâ bâng-i nâ-mevcûd
Şeyh Galip
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
26
Bireysel Etkinlik
Nazım Şekilleri
•Aşağıda web adresi ve görüntüsü verilen eseri özellikle kaside
ve diğer nazım şekilleri açısından değerlendiriniz.
•Nefi Divanı (Akkuş 1993).
•http://www.idefix.com/kitap/nefi-divani-metinakkus/tanim.asp?sid=PWPNHNP1NN2ACUG1XHAV
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
27
Özet
Nazım Şekilleri
•Edebiyatımız, şiir ağırlıklı bir edebiyattır. Osmanlı döneminde meydana
getirilen edebi eserlerden büyük çoğunluğu manzum olarak kaleme
alınmıştır.
•Edebiyatımızda görülen nazım şekillerini genel olarak iki ana kısımda
incelemek mümkündür. Bunlardan ilki "Beyit esasına dayanan nazım
şekilleri", ikincisi ise "Bent esasına dayanan nazım şekilleri"dir.
•Beyit esasına dayanan nazım şekilleri denildiğinde akla ilk gelen kaside,
gazel ve mesneviler olacaktır. Bunların dışında kıtalar, müfred ya da
ferdler ile müstezatlar da bu nevi içerisinde yer alan nazım şekilleridir.
•Bent esasına dayanan nazım şekilleri denildiğinde farklı sayıdaki
mısralardan müteşekkil bendlerden oluşan şiirler akla gelmektedir.
Musammat da denilen bu nazım şekilleri bentlerdeki mısra sayılarına
göre farklı adlarla anılmaktadırlar. Murabba, rübai, terbi, şarkı,
muhammes, müseddes, terci-i bent ve terkib-i bent vb. gibi isimlerle
anılan nazım şekilleri bunlardandır.
• Hemen her konudaki şiirler bu nazım şekilleriyle kaleme alınmaktadır.
Bent esasına dayanan nazım şekillerinden bazılarının örnekleri nadir
olarak görülür.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
28
Nazım Şekilleri
DEĞERLENDİRME SORULARI
Değerlendirme
sorularını sistemde
ilgili ünite başlığı
altında yer alan “bölüm
sonu testi” bölümünde
etkileşimli olarak
cevaplayabilirsiniz.
1. İkinci bir mısraya ihtiyaç duymayan ve tam bir anlam ifade eden mısraya
ne ad verilir?
a) Beyit
b) Gazel
c) Azade
d) Kaside
e) Girizgah
2. İki mısraı da birbiriyle kafiyeli olan beyte ne denir?
a) Mutavvel
b) Müzeyyel
c) Makta
d) Musarra
e) Tegazzül
3. Sevgili, aşk, şarap, bahar vb. gibi konuları anlatan nazım şekli hangisidir?
a) Gazel
b) Kaside
c) Mesnevi
d) Terci-i bent
e) Murabba
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
29
Nazım Şekilleri
4. Aşağıdakilerden hangisi övgü şiiridir?
a) Gazel
b) Kaside
c) Mesnevi
d) Terkib-i bent
e) Muhammes
5. Mısra sonlarında olduğu gibi mısra ortalarında da iç kafiye bulunan gazel
çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?
a) Mutavvel gazel
b) Müzeyyel gazel
c) Na-tamam gazel
d) Yek-ahenk gazel
e) Musammat gazel
6. Aşağıdakilerden hangisi beyt esasına dayalı nazım şekillerinden biri
değildir?
a) Gazel
b) Kaside
c) Kıta
d) Mesnevi
e) Rübai
7. Aşağıdakilerden hangisi kasidenin bölümlerinden biri değildir?
a) Nesib
b) Girizgah
c) Kudumiyye
d) Dua
e) Fahriye
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
30
Nazım Şekilleri
8. Kafiye şekli “aaxa” olan ve aruzun sadece “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün”
vezniyle yazılan dört mısralık nazım şekli aşağıdakilerden hangisidir?
a) Rübai
b) Tuyug
c) Murabba
d) Şarkı
e) Terbi
9. Aşağıdakilerden hangisi bent esasına göre yazılan nazım şekillerinden biri
değildir?
a) Murabba
b) Muhammes
c) Taştir
d) Kıta
e) Tardiye
10.Sekizer mısralık bentlerden oluşan nazım şekline ne ad verilir?
a) Müsemmen
b) Müsebba
c) Mütessa
d) Tesdis
e) Tesbi
Cevap Anahtarı
1-c, 2-d, 3-a, 4-b, 5-e, 6-e, 7-c, 8-b, 9-d, 10-a
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
31
Nazım Şekilleri
YARARLANILAN VE BAŞVURULABİLECEK DİĞER
KAYNAKLAR
Ahmed Cevdet (1311), Belâgat-ı Osmâniye: İstanbul.
Aksoy, Hasan (1987), “Kınalızade Ali Çelebi ve Mülema’ Na’tı”, M.Ü. İlahiyat
Fakültesi Dergisi: İstanbul.
Ali Cânib (1340), Edebiyat (Nesir-Nazım): İstanbul.
Banarlı, Nihat Sami (1997), Resimli Türk Edebiyatı Tarihi: İstanbul.
Cengiz, Halil Erdoğan (1983), Divan Şiiri Antolojisi: Ankara.
Çavuşoğlu, Mehmet (1986), “Kaside”, Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan Şiiri),
Sayı: 415, 416, 417: Ankara.
Dilçin, Cem (1986), “Divan Şiirinde Gazel”, Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan
Şiiri), Sayı: 415, 416, 417: Ankara.
Dilçin, Cem (1983), Örneklerle Türk Şiir Bilgisi: Ankara.
İpekten, Haluk (1996), “Gazel”, DİA: İstanbul.
Kemikli, Bilal (2010), Türk İslam Edebiyatı Giriş: Bursa.
Akyüz, Kenan (tsz.), Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi: İstanbul.
Muallim Naci (1307), Istılâhât-ı Edebiyye: İstanbul.
Pala, İskender (2001), “Kasîde (Türk Edebiyatı)”, DİA: İstanbul.
Şener, Halil İbrahim ve- Yıldız, Alim (2003), Türk İslam Edebiyatı: İstanbul.
Ünver, İsmail (1986), “Mesnevî”, Türk Dili (Türk Şiiri Özel Sayısı) II (Divan Şiiri), S.
415,416,417: Ankara.
Yazıcı, Tahsin - Kurnaz, Cemal (1997), “Hamse”, DİA: İstanbul.
Yıldız, Alim (2011), Şiirin Gölgesinde: İstanbul.
Yıldız, Alim (2011), Şuarâ Meclisi: İstanbul.
Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
32
Download

beyit esasına dayalı nazım şekilleri - Lms