EDEBİYAT / Musa TEKTAŞ
Kanaat Tahtının Sultanı
K
anaat; elindekiyle yetinmek, nefsanî zevklerden ayrılıp, ruhanî, manevî zevki kazanma halidir. Rasûlullah (s.a.v.) bir hadis-i
şeriflerinde: “Size kanaat etmek gerekir, zira
kanaat tükenmeyen bir hazinedir.”1 buyurmuşlardır. Bir başka hadis-i şerifinde ise; “Zenginlik
mal çokluğundan (ibaret) değildir, asıl zenginlik
göz tokluğuyla gönül zenginliğidir.”2 buyurmaktadır.
Kanaat ehli elde olan nimete şükreder. Gerek mal, gerek sıhhat, gerekse sair hususlarda
kendinden aşağı olana bakar. Kanaat ehli halini
Allah’a arz eder, hırs sahibi ise, dünyalık kimselerden dilenir. Kanaatkâr olmak ve dilencilikten
kurtulmak için Rasûl-i Ekrem Efendimiz, bizlere
şu çareyi sunmuştur:
“Sizden biri, mal ve yaradılışça kendisinden
üstün olan birini görünce, nazarını hemen kendisinden aşağıda olana çevirsin.”3Bu davranış,
Allah’ın üzerimizdeki nimetini küçük görerek
sıkıntıya düşmememiz için en müessir çaredir.
Zira üzüntü ve mutsuzluğun başlıca sebeplerinden birisi de kanaatsizliktir. Kanaat, dünya malı
yüzünden gelebilecek birçok sıkıntı ve kederden sahibini korur. İmanını kuvvetlendirir, tevekkülünü artırır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)
“İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda
maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”4 buyurmuşlardır.
Mü’minin Kalbinde Kanaat Duygusu
24 EKİM 2014
kanaattir. Kanaatin zıddı, aşırı hırs, memnuniyetsizlik, açgözlülük ve şükürsüzlüktür.
Kanaatkâr insan her zaman olumlu karşılanır
ve sevilir.
Kanaat, sadece fakirlere mahsus bir haslet
değildir. Bu hususta zenginler, çoğu zaman fakirlerden daha muhtaç duruma düşmektedirler.
Çünkü mal arttıkça beraberinde mal sevgisi,
hırs ve tamah da artmaktadır. İnsan, bütün yakınlarına yetecek kadar mal kazansa bile, bununla yetinmeyerek daha fazla kazanmaya ve
mal yığmaya çabalar. Bu hırs, malik olduğu zen-
Kanaat eden yücelir, kalbi olgunluğa ve zenginliğe erer. Bişr-i Hafî (r.a.): “Kanaat bir melektir. O ancak mü’minin kalbinde ikamet eder.”
buyurur. Akıllı kimse dünya işini kanaat ile ahiret işini hırs ve acele ile din işini de ilim, irfan
ve itidal ile idare eder.
ginliği gözüne az gösterir ve böylece malından
Kanaat, sahibine öyle güzellikler kazandırır ki, o kişinin gönlünde dünyalık muhabbeti
giremez. Tamahkârlık ve dünya hırsı ile kalbi
dolanlar bazen ufacık bir menfaat için başını verirken, kanaat sahibi fakir, altınla dolu
bir hazine bile bulsa, şerefi uğruna ona dönüp bakmaz. İnsanlığın en büyük sermayesi
Mevlânâ Hazretleri de şöyle söyler: “Allah’ın,
hakkıyla istifade etmesine mani olur. Yunus
Emre şöyle der:
Kem tamahlık eyleme
Aklın sana yâr ise!
has kullarını davet ettiği kanaat ziyafetinden
uzak kalan kimse, padişah bile olsa dilenci gibi
açgözlüdür. Sen, Allah’ın verdiklerine razı olmadıkça, rahat etmek, kurtulmak ümidi ile nereye
kaçsan, orada karşına bir afet çıkar, bir bela gelir sana çatar.”5
somuncubaba 25
- Bunu benden daha fakir birine
verseniz, derdim. Allah Rasûlü de
cevaben:
Mihnet köşesinde perîşân olma,
Safâ-yı hâtırla ömrünü geçir
- ‘Sen bunu al. Göz dikmediğin ve
istekli de olmadığın halde sana gelen böylesi malı al. Kendine mâl et,
istersen onunla tasaddukta bulun.
Fakat böyle olmayan bir malın da
peşine düşme’ tavsiyesinde bulunurdu.”6
Kanaat Ehli Bir Genç
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri
de, özel notları arasında yeni rastladığımız bir
rubaisinde şöyle buyurur:
Mihnet köşesinde perîşân olma,
Safâ-yı hâtırla ömrünü geçir
Gel kanâ’at tahtının sultânı ol
Pençe-i nefse düşüp olma esîr
(Dünyanın bütün yükü senin omuzunda imiş
gibi, kendini dünyalık için yorup perişan olma.
Tevekkül sahibi biri olarak Allah’a güvenerek,
sevinç içinde ömrünü geçir. O zaman kanaat
tahtına kurulursun; nefsinin sultanı olur, yücelirsin. Eğer kanaat ehli olmaz, dünyalığa aşırı
meyledersen nefsinin elinde esir olursun. Sakın nefsinin esiri olma.”
Gönül Zenginliğine Kavuşmak
Kanaat, kalbî bir olgudur. Kanaat sahibi olmak, bir kimsenin aç kalmasını veya çalışmayı
terk etmesini gerektirmediği gibi hakkı olan
şeyleri almasına da mani değildir. Önemli olan
malın elinde esir olmamaktır. Dünya malını
ahiret için kullanmaktır. Allah için harcamaktır.
Böylece gönüllere taht kurmaktır. Gönül zenginliğine kavuşmaktır. Peygamber Efendimiz bu
husustaki ölçüyü en güzel şekilde ortaya koymuştur. Ömer (r.a.) şöyle anlatır:
“Rasûlullah (s.a.v.) arada sırada bana gazilik
bahşişi verirdi. Ben de kendisine:
26 EKİM 2014
Asr-ı saadette vukû bulan bir
hadise de özetle şöyledir:
Peygamber Efendimizi (s.a.v.) ziyarete gelen
Benî Tücîb heyeti yurtlarına dönmek istediklerinde, Rasûlullah (s.a.v.) bunlara, diğerlerine verilen bahşişlerden daha fazla verdi ve:
- Sizden, bahşiş verilmeyen kimse kaldı mı,
diye sordu.
- Evet, yaşça en küçüğümüz olan bir genci
binitlerimize bakmak üzere bırakmıştık, dediler.
Allah Rasûlü:
- Onu da gönderiniz, buyurdu. Onlar binitlerinin yanına dönünce, gence:
- Rasûlullah Efendimizin yanına git de hediyeni al. Biz bahşişimizi aldık ve kendisine veda
ettik, dediler. Genç, Peygamber Efendimizin yanına gelince:
- Yâ Rasûlallah! Ben, Ebzâoğullarından bir
kimseyim. Biraz önce senin yanına gelen, dileklerini yerine getirdiğin cemaattenim. Benim
talebimi de yerine getirir misiniz, dedi. Habib-i
Ekrem Efendimiz:
- Senin arzun nedir, diye sordu. Genç:
- Yâ Rasûlallah, benim dileğim arkadaşlarımınki gibi değildir. Onlar İslâm’ı özleyerek
geldiler, zekâtlarını da sürüp getirdiler. Fakat
sen Allah’a beni mağfiretine mazhar kılması,
rahmetiyle muamele etmesi ve bir de kalbime
Gel kanâ’at tahtının sultânı ol
Pençe-i nefse düşüp olma esîr
Es-Seyid Osman Hulûsî Efendi (k.s.)
zenginlik vermesi için dua et, dedi. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz:
- ‘Ey Allah’ım! Onu affet ve rahmetinle muamele eyle! Kalbine de zenginlik ver!’ diye dua
ettikten sonra, ona da ötekiler gibi bahşişinin
verilmesini emir buyurdu.
Benî Tücîb heyeti yurtlarına döndüler. Bunlardan bir cemaat hac mevsiminde Mina’da
Peygamber Efendimiz ile buluştu.
- Biz Ebzâoğullarıyız, dediler. Vefa sahibi
olan Peygamber Efendimiz:
- ‘Geçen sene sizinle birlikte bana gelen genç
ne yapıyor?’ diye sordu.
- Yâ Rasûlallah! Yüce Allah’ın verdiği rızka
ondan daha kanaatlisini görmemişizdir. İnsanlar
dünyayı aralarında bölüşecek olsalar, o genç ona
hiç iltifat etmez, dediler. Bu sözleri sevinçle dinleyen Peygamber Efendimiz, Allah’a hamdetti ve
o genç için hayır temennilerinde bulundu.
Bu genç, davranışlarıyla kavmi arasında bir
fazilet timsali olmuştur. Dünyaya değer vermeyen ve Allah’ın kendisine verdiği rızka en çok
kanaat eden bir kul olarak hayatını sürdürmüştür. Peygamber Efendimizin vefatı üzerine Yemen halkının İslâm’dan döndükleri sırada da,
onlara Allah’ı ve İslâm’ı hatırlatmaktan geri durmamış; onun sayesinde kavminden bir tek kişi
bile İslâm’dan dönmemiştir. Daha sonra Hz. Ebu
Bekir (r.a.) o genci araştırmış, halini sormuş ve
o bölgedeki valisine bir mektup yazarak gence
hayırla muamele etmesini tavsiye etmiştir.7
Kanaat Ehli Bir Hanım
Aynı hayat şartlarına farklı iki bakış açısını
önümüze seren, kanaat ehli olmayı öğütleyen
şu hadis-i şerif de oldukça calib-i dikkattir:
“...Hz. İbrahim, oğlu İsmail’in durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i
evde bulamadı. Gelinine:
- İsmail nerede diye sordu. Hanım:
- Rızkımızı temin etmek için avlanmaya gitti,
dedi. Hz. İbrahim geçimlerinin ve durumlarının
nasıl olduğunu sordu. O:
- Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve
darlık içindeyiz, diye hâllerinden şikâyet etti.
Hz. İbrahim de:
- Kocan gelince ona selâmımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi.
Hz. İsmail eve gelince, bir şeyler olduğunu sezdi ve hanımına:
- Ben yokken eve biri mi geldi, diye sordu.
O da:
- Evet, yaşlı bir adam geldi, seni sordu, ben
de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi. Ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. Hz. İsmail:
- Peki, sana bir şey tavsiye etti mi, diye sordu. Hanımı:
- Evet, sana selâm söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin, dedi. Hz. İsmail:
somuncubaba 27
- O gelen benim babamdır. Bana senden ayrılmamı emretmiş. Haydi, ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlüler’den
bir başka kadınla evlendi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten
sonra Hz. İbrahim tekrar oğlunun evine geldi.
Fakat Hz. İsmail’i yine evde bulamadı. Nerede
olduğunu sordu. Hanımı:
- Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. Hz. İbrahim:
- Geçiminiz, haliniz nasıl, diye sordu. Kadın:
- Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamd ü senada bulundu.
Konuşma şöyle devam etti:
- Ne yiyorsunuz?
- Et yiyoruz.
- Ne içiyorsunuz?
- Su.
O zaman Hz. İbrahim, “Allah’ım, etlerine ve
sularına bereket ver!” diye dua etti. Sonra da:
28 EKİM 2014
- Kocan eve gelince selâmımı söyle ve kendisine hatırlat da kapısının eşiğine sâhip olsun,
dedi. Hz. İsmail dönünce:
- Eve gelen oldu mu, diye sordu, Hanımı:
Müslüman Sadece Allah’a Muhtaçtır
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri
Divân’ında kanaat ve fakirliğe sabretmek hususunda şöyle buyurmuştur:
- Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi,
seni sordu, ben de anlattım. Geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu söyledim,
dedi. Hz. İsmail:
Gel kanâat kenzini hâmil olup
- Sana bir tavsiyede bulundu mu, diye sordu.
O da:
Yâr olup her varı varın olmasın
- Evet, sana selâm söyledi ve kapının eşiğine
sâhip olmanı emretti, dedi. Hz. İsmail:
“Fakru fahrî” remzini âmil olup
“Küntü kenz”in sırrına nâil olup
Âşık isen özge kârın olmasın
(Kanaat ehli olup, gönül zenginliğini kazan.
Dünya yükünü değil, manevi güçlere sahip
biri olarak, gizli hazine olan kanaat güzelliğini
üzerinde taşı. “Fakirlik benim övüncümdür.” ha-
Peygamberimizin “El-Fakru Fahrî / Fakirlik benim övüncümdür.”kelâmı, fakir ve yoksul olmayı
özendirmemekte, onun dünya görüşünü ortaya
koymakta ve onun Allah’a muhtaçlığını seslendirmektedir. Bu rivayetteki fakirlikten maksat,
kulun Allah’a olan ihtiyacıdır. Genellikle tevazu
ve kanaatin önemini; dünyanın geçiciliğini vurgulamak gibi amaçlarla zikredilir. Hulûsi Efendi bu rivayeti Dîvân’ında iktibas yoluyla birçok
yerde benzer amaçlarla kullanmıştır. Bir beyit
ile sözü bağlayalım:
“Fakru fahrî” kisvesidir kisvemiz ammâ bugün
Ma’rifet gencînine vermez zarâr ihsân duyar
(Fakru fahri kisvesi, marifet hazinelerine zarar
vermediği gibi; bu ridayı giyenler cihanın gösterişine aldanmazlar; dünyaya meyletmezler.)
- O benim babamdır. Evin eşiği de sensin.
Babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.”8
disinin bütün gereklerini yerine getir. Bir tek
hazine idim bilinmeyi diledim.” hadisinin sırrı-
Dipnot
Hz. İbrahim Hz. İsmail’in ilk hanımının kanaatsizliğine hükmetmiş ve aile hayatının devamı,
saadet ve selâmeti için fertlerin her yönüyle
güzel ahlâk sâhibi olmaları gerektiğine işaret
etmiştir. Buna halel getirecek düşünce ve davranışlardan kaçınılmasını istemiştir.
na vakıf olarak kazancın kanaat ve sevgi olsun.
1. FeyzülKedir C:4, S:34.
2. Buhari, Rikak 15; Müslim, Zekât 120, (1051); Tirmizi,
Zühd 40, (2374).
3. Buhârî, Rikâk, 30.
4. Tirmizi, Zühd 35, (2350).
5. Mesnevî, beyt: 588-590.
6. Buhârî, Zekât, 51.
7. İbn-i Kayyım, III, 54-55; İbn-i Sa’d, I, 323.
8. Buhârî, Enbiyâ, 9.
Allah’a muhtaç olduğunu beyan et. “Gizli bir
Muhabbetten başka bir şeyin peşine düşme.
Sevdiğine kavuşmayı dilersen, başka şeyleri,
dünyalık varlıkları terk etmiş olursun. Varlığın
sahibini arzulayan dünyev varlıklara, dünyalıklara itibar etmez. Sen de böyle ol.)
somuncubaba 29
Download

Kanaat Tahtının Sultanı