KIYI
PLANLAMASININ
DEĞİŞİK
BOYUTLARI
YA DA
PLANLAMA
ÖLÇÜTLERİ
ÜZERİNE
S. Güven B İ L S L L
O L G U L A R VE V A R S A Y I M L A R
ÜZERİNE
Tekeli'nin, tüm bildirisi boyunca genel bir mantık çerçevsi içinde
vurguladığı "olgular" ve "varsayımlar"ı şöylece sıralıyabiliriz:
1. "Kıyı kullanma sorunları, gerçekte kıyı kaynaklarını kullanmada
değişik çıkar sahiplerinin çatışmasının bir sonucudur."
2. "Bir anlamda kıyılarımız toplumun sınıfsal yapısının ve siyasal
rejim seçmesinin bir aynasıdır."
3. "Kıyı kullanışları üzerindeki yarışmanın ve çıkar çelişkilerinin
nedeni ve derinliği, ancak tarihsel süreç içinde kavranabilir... özel
oto sahipliğinin lıızla arttığı, şehirleşme ve sanayileşmenin hız kazandığı bu dönemde kıyı kullanışları üzerinde yarışma ve çıkar çelişkileri önem kazanmıştır..."
4. "Kıyı üstünde bir yarışmanın olması, kıt bir 'kaynak' niteliğinde
olmasındandır."
5. "'Kaynak' göreli bir kavramdır; eğer doğadaki herhangi bir nesnenin yeni bir (ekonomik) kullanılışı doğarsa o nesne 'kaynak' haline gelir, ... kullanışın ortadan kalkması ile ya da çeşidini değiştirmesi ile doğadaki bir nesne 'kaynak' niteliğini kaybeder ya da yeni
bir tür 'kaynak' haline gelebilir."
(i. "Kıyı tek bir kaynak değildir... Değişik kullanışlan olan çok
yönlü bir kaynaktır."
7. "Kıyıyı -şimdilik- sınırlı ve artırılamıyan bir kaynak varsayarsak, bu değişik kullanışlar arasında kıyının 'piyasa mekanizması'
içinde nasıl bölüşüleceği sorusunun cevabı, (rant kuramına göre)...
en yüksek rant ödeyebilen kullanışlar en elverişli yerleri seçecek,
..." biçimindedir.
8. "Kaynakların kıtlığına ilişkin gelenekçi kaynak anlayışına"
"esneklik" getirilerek, "kıyı, miktarı artırılamaz bir kaynak mıdır?"
sorusunun cevabı ise "lıayır" dır.
GİRİŞ
"Mimarlık" dergisinin, bu sayısında ağırlıklı-konu olarak seçtiği
"Kıyıların toplum yararına kullanılması" konusu, 20 ve 21 eylül
1976 günleri Antalya'da düzenlenmiş olan seminer çalışmasının
ürünlerine büyük ölçüde dayalı. Bu çerçevede benden istenilen sayın tllıaıı Tekeli'niıı bu seminerdeki "Kıyı planlamasının değişik
boyutları" başlıklı bildirisi üzerinde geliştirdiğim eleştiriyi, tartışmalarla oluşan görüşlerin de ışığında, bağımsız bir yazı biçiminde
yeniden ele almanı yolunda idi.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu yazı, ne seminerdeki eleştirimden büyük ölçüde bağımsız olabilecek, ne de Tekeli'nin bildirisiııdeki kavram sıralamasından soyutlanabilecek. Dergide, kıyı sorununu
birbiri peşisıra tartışacak yazılar arasında sayın Tekeli'nin de seminerdeki bildirisine dayalı bir yazısı bulunacağından, bizim burada
uyguladığımız yöntem de anlamını yitirmemiş olacak.
Gerçekte, iki günlük Antalya toplantısının kendi iç programlaması
gereği, kuramdan başlayıp uygulamaya dek sürdürülen konular dizisi içinde, "Kıyı planlaması, planlama ölçütleri ve plancının sağlıklı tutumu" diye özetliyebileceğimiz bir bölümün büyük ağırlığı ve
önemli bir yeri vardı sanırım.
Burada konuyu yeniden ele alış biçimimiz şöyle:
Eleştiride uyguladığımız yönteme bağlı kalarak, önce Tekeli'nin
tüm bildirisi boyunca üzerine basa basa vurguladığı —bizim de bir
bölümüne katıldığımız— olgular ve varsayımları sıralıyarak konuyu
daha da açmağa çalışacak, bunu izleyerek bildirinin getirdiği değerlendirilmeler üzerinde bizce sonucu etkileyecek nitelikte önemli olan ayrıntılardaki farklı görüşlerimizi açıklayacağız.
Çalışmanın sonunda varılmak istenilen hedef, "plancı"ya, "kıyı
planlaması"nda uygulamasını önereceğimiz faydacı ve gerçekçi ölçütlerin neler olup neler olamıyacağı konusunda, uygulanabilirsomut bir öneri vermek olduğuna göre, kamu kesiminde bunca yıllık birikimden de yaptığımız bu türden planlamalarda zaman içinde
"toplum yararına açıklık" ve "uygulanabilirlik" açılarından karşılaştığımız olumlu, ya da olumsuz sonuçlardan aldığımız derslerle
bu konu üzerindeki görüşlerimizi noktalıyacağız
"Kıyı, kullanış düzenlemesinde, seçilen teknolojiye," (kullanışa
açıldığı) "kurumsal yapıya göre, miktarı değişen" "Artırılabileıı"
bir kaynaktır.
9. "Genellikle kıyı ve onu bütünliyen deniz tüketilemez, ama kötü
kullanılabilir."
10. "Kıyı ne kadar süre kullanılabilirse, kıyıdan o kadar faydalanılmış olur." "Kıyı kullanılmadıkça 'fırsat' yitirilmiş olmaktadır." ...
"Sınırlı olan bir kaynağı 'korumak' değil aksine bu kaynağı artırmanın yolu düşünülüp değerlendirmek" gerekir.
11. "Kıyının 'kötü kullanılmış' olması 'geri dönülemez' değildir.
Kuramda, kaynağın alınacak 'önlemlerle' tekrar iyileştirilmesine
olanak vardır."
12. "Bu iyileştirmeyi geciktirecek ya da geri dönülmez hale getirecek olan, ...'rijitlikler' ve 'ataletler', (mülkiyetler, kurumsal yapı ve
yatırımların ekonomik değeri gibi),... plancıları, 'kötii kullanılan bir
kaynak bir daha yenileııcmez' gibi davranmaya itmektedir."
13. "'Koruma', kıyının 'kötü kullanılabilir' olma niteliğinden kaynaklanmaktadır."
14. "Tüketilemez bir kaynakta, bu kaynağı kullanmamak elemek,
devamlı olarak bir fırsat kaçırmak demektir. Kıyı tüketilemez bir
kaynak olduğuna göre, 'koruma', kullanmama ile özdeştirilemez."
"Kötü kullanmanın engellenmesi, bu çıkarın engellenmesi demektir, ... bu engellemenin nedeni başka kullanışların yararlanmasını
sağlamaktır, işte burada da çıkarlar arasında bir seçme yapılmış olmaktadır...."
Y A R G I L A R VE D E Ğ E R L E N D İ R M E L E R
ÜZERİNE
Şimdi bu noktada biraz duralım. Sayın Tekeli, kıyının "kaynak"
olarak (ekonomik) özelliklerinden çıkarak:
— "sınırlı" ancak "geliştirilebilir",
— "tüketilemez" ancak "kötü kullanılabilir"
niteliklerini sıralıyor ve ekliyor:
— "kötü kullanılan kaynak yenilenebilir."
Kendi iç tutarlılığı içinde geliştirdiği bu mantık dizisi sonucunda
da şu yargılara varıyor (Yukarda sıralanan varsayımlardan özetlenerek):
• Yörenin doğal örtüsünü, bitki ve hayvan varlığı ile korumaya dönük, ayrıca bölgenin doğa ile bütünleşen karakteristik yapılarını da
korumayı amaçlıyan özel planlama kararı.
— Kıyı kullanılmadıkça fırsat yitirilmiş olur.
• Doğal niteliği yanısıra, tanmsal varlığını ve özelliği olan ürün türlerini (zeytinlik-bağlık-narenciye gibi) korumaya dönük, toprak iyileştirme ve altyapı projeleri ile bütünleşen tarım ekonomisi
kaynaklı koruma kararı.
— Sınırlı olan kaynağı "korumak" değil aksine "artırmak" gerekir.
— "Koruma" kıyının kötü kullanılabilir olma niteliğinden kaynaklanmaktadır.
— Kıyı tüketilemez bir kaynak olduğuna göre "koruma" kullanmama ile özdeşleştirilemez.
— "Koruma" yoluyla bir çıkarın engellenmesi, başka kullanışlara
yarar sağlamak ve giderek çıkarlar arasında bir seçme yapmak demektir.
• Yörenin jeolojik-jeomorfolojik özellikleri nedeni ile, toprağın yoğun biçimde kullanılmasının sakıncalı ya da pahalı olduğu alanlarda, özel kısıtlama ve yasaklama önlemleri getiren koruma kararı.
Yukarıda sayılan ve kaynağın fiziksel nitelikleri, potansiyeli nedeni ile "korunması" kararları yanı sıra, kıyı düzenlemesinde uygulanabilecek iki tür "koruma" daha olduğu kanısıdayız. Bunlar:
Fazla mı abartıyoruz bilmem ama, bu yargılar ve değerlendirmelerde katılmadığımız, tek yanlı ve katı bulduğumuz bazı içerikler var.
Açıklamaya çalışalım:
• 'Kıyıyı toplum yararına açık tutma' anlamındaki, Anayasa-yurttaşlar yasası, Orman Yasası, Milliparklar yasa tasansı, ve İmar Yasasına .bağlı Ek 7, Ek 8 yönetmeliğinde belirtilen "hak"ların toplum
yararına kullanılması amacıyla, —özellikle söz konusu yönetmeliğin
tanımladığı alan ve biçimlerde bir— "koruma" ile,
Bildirisinde yazar, özellikle "koruma" kavramı üzerinde duruyor
ve "koruma" kavramının kıyı planlamasında "Sınıfsal sorunlara girmeden" bunların üzerinde bir ölçüt olarak kullanılmasına karşı çıkıyor. Yukarda sıralanan yargılar dizisi de bu savını güçlendirme de
kullanılıyor.
• Kaynağın bugünkü ya da ileride alacağı —potansiyel— değeriyle
bugünkü spekülatif eylemlerden, gelecekteki kullanışlar için 'koruma' kararı olabilir.
İlerde, "koruma planlaması" konusunda ölçütleri (kriter) tartışırken, yeniden değinecek olmakla birlikte, görüşlerimizi burada
şöylece özetliyelim:
1, öncelikle şunu belirtmeli ki, "koruma", —kıyı planlamasını da
içeren— her türden fiziksel planda, genelde bir çeşit arazi kullanma
kararıdır, "hiç kullanmama" değil. Diğer bir deyişle, "koruma"da,
korumanın gerekçesi ve türüne göre belirli ölçüde ve nitelikte bir
kullanmaya izin verilir. Ancak bu kullanmada, kullanışa bazı fiziksel kısıtlama ve sınırlamalar getirilir.
Bildiğimize göre, diğer ülkelerde de gerek aşırı otoriter, gerek serbest nitelikleri ağır basan planlama türlerinde, belirli ölçü ve niteliklerde bu plan kararı (koruma) kullanılmaktadır, ülkelerin uygulamaları arasındaki gerçek farklılık, oldukça bağlayıcı nitelikleri ve
—diğer kullanma kararları ile karşılaştırıldığında daha— katı ve durağan olan bu kararın uygulama aşamasında plaıı-otoritesi ile sürdürülebilmesinde, uygulanıp uygıılanamamasındadır.
2. İkinci olarak diyebiliriz ki, "koruma" (sadece), "kıyının kötü
kullanılabilir olma niteliğinden" —yada bu olasılıktan— kaynaklanmaktadır.
Kıyı-düzenleme planlamasında, plancılarca uygulanan "koruma"
kararının hangi durumlarda, kaynağın hangi niteliklerinden dolayı
ve hangi ölçülerde önerildiğini (ya da önerilmesi gerektiğini) belirliydim:
Görüleceği gibi, ancak bu son iki tür "koruma"da Tekeli'nin sözcükleri ile* "plancının çıkar grupları arasında bir seçme yapması"
söz konusudur. Ancak bu seçmenin —salt— "toplum yararına açık
tutma" ilkesi gözetilerek yapılacağı varsayılabilir.
"Koruma" konusunda —şimdilik— son söz kanımızca şudur:
Planlar dizisinde üst ve alt planlara bir sistem ilişkileri düzeni ile
bağlı, farklı sektörel yerleşme kararlarını birarada içeren, ve bir bütün olarak ele alınmasını önerdiğimiz fiziksel planlarda (kıyı düzenleme planlaması) önerilecek korumanın yeri, türü, niteliği ve ölçüsü
ile tüm planlama kararları içindeki oransal değeri, gerçekten somut
ölçütlere dayalı olmalı, uygulanabilirliği yüksek ve tüm planlama ile
bütüııleşebilir olmalıdır.
3. Kıyının 'kaynak' olarak —ekonomik— özelliklerinden çıkarak,
geliştirilen yargılar dizisi ile ilgili olarak değinmekte yarar gördüğümüz bir diğer konu da:
Kıyının 'kaynak' olarak bildiride belirlenen üç niteliğine bir dördüncünün katılması gerektiğidir. Konuya bu açıdan bakıldığında;
bir kaynak olarak kıyı:
a) Tüketilemez, b) kötü kullanılabilir, c) kötü kullanılan kaynaklar
yenilenebilir, ancak, d) bu yenilemenin toplumsal ve ekonomik bir
pahası vardır. Gerçekten, yazar da, "kıyının kötü kullanılmış olmasından geri dönmeyi" ya da "kaynağın alınacak önlemlerle yeniden
iyileştirilmesini" geciktirecek-engelleyecek bazı "rijitlikler" ve
"ataletler"den söz etmekte ancak bağımlı olarak yenilemenin maliyeti konusuna fazla bir açıklık getirmemektedir.
• "Doğal niteliği" (tabii karakteri) koruma kararı.
İlk kez batılı kaynaklardan yararlanarak, on yılı aşkın bir süredir
ülkemizde uygulanmakta olan bu planlama kararı, özellikle kıyı ile
bütünleşen kuşağın korunması gerekli doğal nitelikleri ve örtüsünün
varlığından doğmaktadır.
Anglo-sakson uygulamasındaki —milli parklar dışında kalan— "saklanacak doğal güzellikler" (outstanding natural beauties), ya da Almanların iki farklı ağırlıklı "Toprağı koruma" (Landschutz gebiet)
ve "doğayı koruma" (Naturschutz gebiet) kararlarına —salt planlalamada getirilen önlemler açısından— benzerlik göstermektedir.
Zaman içinde planlamaya girişen farklı kuruluşlarca (Milli-park
planlamaları, turizm amaçlı fiziksel planlamalar-...) farklı biçimde
yorumlanmış olmakla birlikte, "koruma", genellikle getirdiği farklı
kullanma-kısıtlama ve yasaklama önlemleri nedeni ile genelde iki
ayrı ağırlıkta ve isimlerde kullanılmaktadır. Eski eserlerle ilgili yeni
yasa içeriğinde gelişen "Doğal-sit" kavramı ile de bu plan kararına
planlamalarda yeni bir boyut getirilebileceği kanısındayız.
Doğal niteliği koruma kararı içinde, bazen onun yanısıra kullanılan
dört özel koruma kararı, çevrenin şu niteliklerinden kaynaklanmaktadır:
• Tarihsel ve arkeolojik çevreler (SİT) koruma, çoğunlukla kıyı ile
bütünleşen kültür değerlerinin 'gelecek kuşaklara' aktarılmasını
amaçlar. Kesin yasaklama önlemleri içeren planlama kararı.
Kötü kullanılmış kıyı kaynağını yenilemenin bir pahası olduğu,
giderek bu yenilemenin uygulamada gerçekten olanaksız olabildiği
tezini savunmadan önce, "kötü kullanma "nin ne olduğu üzerinde
biraz durmak gerekir. Bu konuda en uçtaki görüş:
"İlerde toplum yararına en fazla açık biçimde düzenlenebilecek bir
kıyı-planlamasının öneri ve gereklerine şimdiden aykırı düşen her
yerleşme kararı (hangi amaçlı olurşa olsun) kötü kullanmadır", biçiminde açıklanabilir. Bu görüşe göre, bu yerleşmeler, tüzeye, yürürlükteki yasalara uygun biçimde, gerekli izin alınarak gerçekleşmiş olsa da, bunlara aykırı oluşmuş olsa da durum böyledir.
Şimdi biraz daha gerçekçi olmaya çalışalım ve daha ılımlı bir düşün geliştirelim, buna göre:
• insanca yaşam standartlarına göre fazla yüksek ve yoğun tutulmuş, ve tüm kıyıyı genel kullanışa kapatarak kendi tekeline almış
(turizm amaçlı da olsa) bir yerleşme ne kadar "kötü kullanma" ise,
• çevresini sürekli kirleten, artıkları ile su ürünlerini kısa sürede yok
eden bir endüstri yapısı da —genel ekonomiye katkısı bu konuda
düşünülmeksizin— aynı derecede bir 'kötü kullanma' dır.
• bunun yanısıra, çevresindeki kültür değerlerini, doğal değerleri
(doğal örtü ve morfolojisini) -isterseniz- ekolojik dengeyi, kuruluşu ile bir defada tümüyle yok eden bir yerleşme de, türü ve
kullanma yoğunluğu ne olursa olsun, "kötü kullanma"dır.
Doğaldır ki, bu düşün biçimi ile bu tanım kapsamına alınabilecek
örnekler çoğaltılabilir. Bizce önemli olan sayılabilen bu tür kötü
kullanışların "ne pahasına" ve "ne ölçüde" yenilenebilecekleridir.
Kanımızca, sorunu kaynağından yakalıyabilme olanağı varken (bu
olanak ve ölçüsü tartışılabilir), bir "yenileme" düşünmek ve gelecek
kuşakları bunun pahasına katlanmıya itmek gereksizdir. Batıda, endüstri devrimi sırasında oluşmuş sağlıksız kent bölgelerinin yenilenmesi projelerinin, uygulamada ne ölçüde başarılı olduğu konusu,
kıyıda düşünülebilecek benzer türden uygulamalar için —yoğun kullanışları ile yarattıkları sağlıksız çevre koşulları açısından— örneklenebilir.
Bir diğer sorun, kültürel ve doğal değerleri yokolmuş, dengesi tümü
ile bozulmuş bir yörenin —ne pahasına olursa olsun— gerçekten yenilenip yenilenmiyeceği noktasındadır.
Tüm bu söylediklerimize karşın, ilerde "yenilenmesi" gerekecek bir
sürü —kontrolsuz— "kötü kullanış" örneğinin, kıyılarımızda yer aldığı ve giderek almakta olduğu görüşüne katılıyorum.
Bu konuda bizce önemli olan, "yenileme stratejisinin" belirlenmesinde ve "önceliklerin" verilmesinde uygulanacak ölçütlerin yeterince nesnel ve gerçekçi olabilmesidir.
KIYI PLANLAMASINDA ÖLÇÜTLER
ÜZERİNE
Buraya kadar, sayın Tekeli'nin bildirisinin verdiği özel ağırlığa uyduk ve "kıyının kaynak olarak —ekonomik— niteliklerine" dayalı
"kötü kullanma" ve bağımlı olarak "koruma" ya da "yenileme"
kavramları üzerinde yoğunlaştık.
Bu bölümde, daha genel bir çerçeve içinde, -bildirinin giriş bölümünde tanımladığı gibi- "farklı planlama yaklaşımlarının geçer
liliklerini tartışmaya ", diğer bir deyişle de 'kıyı planlamasında uygulanabilcek ölçütler' üzerinde düşün geliştirmeğe çalışalım.
Seminerde, farklı planlama yaklaşımlarında "plancı'nın "olumlu
ya da "olumsuz" diye nitelendirilen tutumundan çok söz edildi.
Tekeli de bildirisinde bu konuda, iki farklı planlama tutumundan
söz ediyor. Bunlardan biri, —ana çizgileri ile— ne kadar çok yönlü
ve farklı disiplinlere dayalı olursa olsun, "kıyı kullanışları üzerindeki çatışmanın —yarışmanın— sınıfsal nitelikleri üzerinde durmıyan"
ikincisi ise tersine, "kıyı kullanmadaki çelişkilere eğilerek", konuya "değişik sosyal grupların amaçları açısından bakan" planlama
yaklaşımları.
Bildiride, açıkça bu ikinci planlama yaklaşımı birinciye yeğlenmektedir. Şimdi bu ikinci türden planlama yaklaşımının nasıl boyutlandırılacağı ve bu tür planlamaya yaklaşımda ölçütlerin neler olabileceği konusundaki sorularımıza yanıt arıyalım:
Bildiride, "kıyı kullanmasında, değişik toplumsal grupların çıkar
farklılıkları", yeğlenen bu ikinci tür planlama yaklaşımı için araştırılmış; nitelikleri, özlemleri, farklı kullanma istemleri (talebleri) ile,
sekiz bölümde incelenen değişik toplumsal gruplann kıyı kullanımı
için "birbirleri ile uyuşan ya da çelişen istekleri" üzerinde durulmuştur.
Gözlem sonucu geliştirilen bu ayrıştırma ve değerlendirmelere genelde katılıyoruz. Burada özellikle dikkatimizi çeken, "Düşük gelirli kesimin" kıyıdan yararlanması konusunda geliştirilen yaklaşım.
Bildiride bunun için "iki koşulun bir araya getirilmesi" gereğine
değinilmekte, ve "bir yandan kıyının her gelir düzeyindeki kişilere
—fiziksel— açıklığını" "diğer yandan kıyıda gerekli hizmetlerin
ucuz sunusunu (arzını) sağlamak gerekli görülmektedir.
Seminer süresince diğer konuşmacıların da ağırlık verdikleri bu önlem ikilisini, öncelikle, kıyı planlamasına yaklaşımda bir ölçüt olarak düşünebileceğimiz "toplum yaranna açıklık" ilkesine ayrıntıda
bir açıklama olarak getirebiliriz, kanısındayız. Bu konuda yapmak
istediğimiz bir eklenti de, "kıyının herkese açıklığı"nın, gerçekte
planlamada bir araç olarak kullanılabilecek olan "yasal ve yönetimsel önlemler"in varlığı ile, "ucuz hizmet arzı'nın ise, yine bir planlama aracı niteliğindeki "ekonomik ve yönetimsel önlemler"in varlığı ile oluşabileceğinin "plancı" tarafından bilinmesi gerektiğidir.
Kıyı planlamasında kullanılabilecek ölçütler arasında, yazann duraksama ve kuşku ile baktığı "üç kavram" var.
Bunlardan biri "toplum yaran" ilkesi, ikincisi "turizm" ya da "turizm yolu ile kalkınma" sloganı, üçüncüsü de "kaynak koruma" ve
"ekolojik denge" kavramı.
• Önce
nlum yaran" ilkesi ve bunun kıyı planlamasında bir öl
çüt olarak kullanılabilmesi konusu üzerinde duralım. Toplum yararı ilkesi, acaba "çıkar çelişkilerini uzlaştırmakta yeterli bir kavram
(araç) olarak kullanılabilir mi?" sorusunu soruyor yazar. Bu noktada "toplum yararının" tanımının yapılıp yapılamıyacağı, ya da "plancının toplum yararına nasıl karar vereceği", giderek, "genellikle
orta sınıflardan gelen plancının, toplumun tümünün özlemi yerine,
orta sınıf özlemine göre planlama kararlannı yönlendireceği" kuşkulan sıralanmış.
"Toplum yararı" (sosyal fayda)nın —hele kıyı planlaması gibi farklı çıkar çelişkilerinin yoğunlaştığı bir konuda— iyi bir tanımının
yapılamıyacağı görüşüne katılmakla birlikte, bunu izliyen —yukardaki— tartışmanın yersizliğine inanmaktayız.
Ancak bu konuda, "plancı"nın, daha nesnel, daha gerçekçi ve—isterseniz— "sınıfsal özlemlerin üzerinde" davranışta bulunmasını
sağlamak amacıyla, önerimiz şu olacak:
En uc ve karşıt iki seçeneğin birlikte değerlendirilmeleri sonucunda, genelde tanımlanabilecek bir "sosyal fayda "yı en üst düzeyde
ya da optimum düzeyde tutacağı varsayılan ortada bir çözüme yaklaşmak.
Biraz açalım: Kıyı planlamasında, kaynak kullanımı ve uygulama
politikası açısından, düşünülebilecek en uç ve karşıt iki seçenek:
1. Bütünüyle kısıtlama ve —olanak ölçüsünde— kesin 'koruma kararları içeren planlama ile,
2. Alanın tümünü, ilk istiyenin ya da —en fazla vererek— en çok isteyenin kullanışına ayırmak, (serbest pazar mekanizması) olarak
belirlenebilir. Bu iki uç ve karşıt seçeneğin arasında kalan farklı p
lan seçeneklerinin, bu ikisine oransal yakınlık-uzaklıkları izlenerek
seçeneklerdeki —göreli— toplum yararının, daha somut biçimde
oransal değerlerini karşılaştırmak ve bu değerlendirme sonucunda
optimum diyebileceğimiz çözüme ulaşmak olanak içindedir kanı
sındayız.
• "Turizm" ya da "ülkenin hızlı kalkınmasında 'turizm'in önemli
bir araç olarak kullanılması" konusunda bizce eklenecek çok az
şey var. "Planlamanın, turizmi geliştirme hedefi ile, bir anlamda
'toplum dışı' bir hedefe kavuştuğu" yargısı tartışılabilir; ama biz
bu tartışma yerine, bu konuda, "Türkiye için turizm potansiyelinin
çok yüksek olmadığı" ve kıyılarda uygulanacak bu türden bir "tek
yönlü" planlama yolu ile "gelişmenin düşük gelirli gruplara bir şey
sağlamadığı" görüşlerine katıldığımızı belirtmekle yetinelim.
• "kaynak koruma" kavramı konusuna gelince, bir önceki bölümde
—farklı— görüşlerimizi uygulamaya dayalı olarak yeterince açıklamış olmakla birlikte, burada ayrıca şunlara değinmekte yarar görmekteyiz:
"Koruma"nın planlamada bir ölçüt olarak kullanılması, ya da diğer
bir deyişle "koruma planlaması "nın kıyı planlamasında bir araç
olarak değerlendirilmesi olayına bakıldığında, (önceki bölümde de
açıklandığı gibi), "koruma" gerçekte "hiç kullanmama" anlamında
değil, bir tür kısıtlamalı arazi-kullanma anlamında olduğu, ve tek
düze (yeknesak) bir tek türden olmadığı, tersine kaynağın tüm
fiziksel ve ekonomik özellikleri uyarınca korumanın niteliği ve ölçüsü farklılaştığı için, —çok yönlü— kıyı planlamasına yaklaşımda
öncelikle geliştirilecek bir "koruma planlaması" taslağı, planlama
alanının koruma dışında farklı kullanma olanağı ya da potansiyeli
olan yörelerini de dolaylı yoldan belirlemiş ve bir "olabilirlikler
sentezi" geliştirilmesinde önemli bir araç olarak kullanılmış olur.
(planlamada alışılagelmiş deyimi ile: içi boş kabuğun gelişme olanaklarının belirlenmesi)
Öncelikle koruma kararlarını içeren bu "olabilirlikler sentezi"nin
kıyıda oluşan farklı istem (talep)lerin yönlendirildiği mekân boyutu katılmış bir ekonomik kaynak kullanma önerisi (ya da farklı
seçmeler getiren seçenekleri) ile üst üste bütünleştirilmesi (süperpoze edilmesi) daha gerçekçi ve uygulamaya dönük kararlar üretilmesine yarıyacaktır kanısındayız.
SON SÖZ
Yazımızda en son vurgulamak istediğimiz konulardan biri, kıyı düzenleme planlamasındaki "ölçek" ve "kapsam" sorunlarıdır. Belirlenen amaca uygun düzenlenecek sağlıklı bir planlama için kıyı
düzenlemesinin sonradan çok garip bir mozaik oluşturması olağan
olan "yerel planlar" biçiminde parça parça ele alınması ne kadar
sakıncalı ise, kıyı düzenlemenin ilgili kullanışlar için ayrı ayn yerleşme kararlarını içeren tek yönlü sektörel planlar demeti biçiminde düşünülmesi de benzer biçimde yanlış bir tutumdur kanısındayız.
Özetlersek: Kıyı düzenleme planlaması kendi fiziksel ve ekonomik
bölge sınırları içinde yeterince geniş kapsamda ve ilgili tüm sektörlerin birbirleriyle etkileşim durumundaki yerleşme ve kullanma
kararlarını birlikte içeren bir nitelikte olması gereklidir. Tüm yazı
boyunca birçok kez sözünü ettiğimiz "koruma" kararları ise bu tür
kapsamlı ve çok yönlü bir planlama bütünü içinde, kullanma kararlarından sadece birisi olarak düşünülmeli.
Ağırlıkla üzerinde durduğumuz ve burada yeniden sözünü edeceğimiz bir diğer konu, "planlamanın uygulanabilirliği" konusu.
Bilindiği gibi, ülkemizde, planlama ve uygulamanın bütünleşmesi,
diğer bir deyişle, bu "dinamik" süreçte planda gerekli —dönüşümlü— düzeltmelerin yapılması için kullanılan araç "Plan değişiklik"
olgusudur. Uygulamaya dönük düzeltme yapma amacı ile kıyı planlamasını da içeren bu değiştirme olayı, genelde çok yönlü olması
gereken planlama sürecini, salt plan değişiklik gerekçesine bağlı
olarak, tek boyutlu bir biçime dönüştürmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, yazımızda neden "uygulanabilirlik" olgusu ve planlamanın uygulanabilirliği üzerinde ağırlıkla durduğumuz
anlaşılır. Giderek, "kıyılarımızın toplum yararına düzenlenmesi"nin
de, somut ölçütlere dayalı, kaynağında uygulanabilirlik niteliği
olan bir planlama anlayışı ile sağlanabileceği kanısındayız.
Dinamik planlama sürecinde düzeltme aracı olarak kullanılabilecek
gerçekçi bir "plan değişiklik" olgusunun, geniş kapsamlı ve çok
boyutlu bir niteliğe kavuşturulmasında kullanılacak ölçütlerin neler
olabileceğinin tartışılması konusu, çok önemli olmasına karşılık,
burada konumuz dışında kalmaktadır.
I znıir.
Download

kıyı planlamasının değişik boyutları ya da planlama ölçütleri üzerine