Verimlilik Dergisi
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan
Yöntemler İle Piyasa Etkinliğinin Test Edilmesi
Yrd. Doç. Dr. Onur GÖZBAŞI
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer
Dinamiklerle İlişkisi
Dr. Onur KOYUNCU
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi
İle Ölçümü
Doç. Dr. Bekir ELMAS
Yrd. Doç. Dr. Emre YAKUT
Arş. Gör. E. Sertaç ARI
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve
Çözüm Önerileri
Doç. Dr. Aydın USTA
2014/4
T. C. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI
VERİMLİLİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
ISSN 1013-1388
Sinan BORLUK
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
VERİMLİLİK DERGİSİ HAKEM KURULU
Prof. Dr. Ahmet SALTIK (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Ahmet YALNIZ (Çankaya Üniversitesi)
Prof. Dr. Ali YAZICI (Atılım Üniversitesi)
Prof. Dr. Argun KARACABEY (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Arslan YİĞİDİM (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Aşır GENÇ (Selçuk Üniversitesi)
Prof. Dr. Aziz KONUKMAN (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Berna DENGİZ (Başkent Üniversitesi)
Prof. Dr. Celal Naci KÜÇÜKER (Pamukkale Üniversitesi)
Prof. Dr. Cem KILIÇ (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Cengiz TAPLAMACIOĞLU (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Cevriye GENCER (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Cihan ORHAN (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Deniz BÜYÜKKILIÇ ŞEREN (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Emet GÜREL (Ege Üniversitesi)
Prof. Dr. Emin KAHYA (Osmangazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Ergün YENER (İstanbul Aydın Üniversitesi)
Prof. Dr. F. Nejat EKMEKCİ (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Gül ERGÜN (Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Gülser KÖKSAL (ODTÜ)
Prof. Dr. H.Hilmi HACISALİHOĞLU (Bilecik Ü.)
Prof. Dr. H. Nejat BASIM (Başkent Üniversitesi)
Prof. Dr. Hadi GÖKÇEN (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Hasan Işın DENER (Çankaya Üniversitesi)
Prof. Dr. Hüsnü ERKAN (Dokuz Eylül Üniversitesi)
Prof. Dr. İmdat KARA (Başkent Üniversitesi)
Prof. Dr. İrfan SÜER (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Kamil Ufuk BİLGİN (TODAİE)
Prof. Dr. M. Akif BAKIR (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. M. Başaran ÖZTÜRK (Niğde Üniversitesi)
Prof. Dr. Mahmut ARSLAN (Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Mehmet Baha KARAN (Hacettepe Ü.)
Prof. Dr. Mehmet TOKAT (Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Mehmet YEŞİLTAŞ (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Muhteşem KAYNAK ( Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Murat Caner TESTİK (Hacettepe Ü.)
Prof. Dr. Mustafa AYKAÇ (Marmara Üniversitesi)
Prof. Dr. Mustafa GÜLMEZ (Akdeniz Üniversitesi)
Prof. Dr. Mustafa KÖKSAL (İstanbul Ticaret Ü.)
Prof. Dr. Mustafa KURT (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Müberra BABAOĞUL (Hacettepe Ü.)
Prof. Dr. Müslüme NARİN (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Neşe SONGÜR (TODAİE)
Prof. Dr. Nezir KÖSE (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Nurettin PARILTI (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Osman DEMİRDÖĞEN (Atatürk Üniversitesi)
Prof. Dr. Önder ÖZKAZANÇ (Haliç Üniversitesi)
Prof. Dr. Özgür BENER (Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Özlem ATAY (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Ramazan AKTAŞ (TOBB-ETÜ)
Prof. Dr. Recep KÖK (Dokuz Eylül Üniversitesi)
Prof. Dr. Selahattin TOGAY (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Serpil EROL (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Sevinç ARCAK (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Süleyman TÜRKEL (Çağ Üniversitesi)
Prof. Dr. Şener BÜYÜKÖZTÜRK (Başkent Üniversitesi)
Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Tuba VURAL (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Yahşi YAZICIOĞLU (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Yavuz ODABAŞI (Anadolu Üniversitesi)
Prof. Dr. Yusuf YAYLI (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Yüksel ÖZTÜRK (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Adil KORKMAZ (Akdeniz Üniversitesi)
Doç. Dr. Ali YAYLI (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Aydın SİPAHİOĞLU (Osmangazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Can YARDIMCI (Afyon Kocatepe Üniversitesi)
Doç. Dr. Coşkun HAMZAÇEBİ (Karadeniz Teknik Üniversitesi)
Doç. Dr. Erdal GÜNER (Ankara Üniversitesi)
Doç. Dr. Hakan Naim ARDOR (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Halil AYDOĞDU (Ankara Üniversitesi)
Doç. Dr. Hasan Hüseyin YILDIRIM (Hacettepe Ü.)
Doç. Dr. Hüseyin ÇEKEN (Muğla Üniversitesi)
Doç. Dr. İzak ATİYAS (Sabancı Üniversitesi)
Doç. Dr. M. Akif ÖZER (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Mehmet BAŞ (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Mehmet Devrim AYDIN (Hacettepe Ü.)
Doç. Dr. Murat ATAN (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Mustafa YILDIRAN (Akdeniz Ü.)
Doç. Dr. Selçuk Burak HAŞILOĞLU (Pamukkale Ü.)
Doç. Dr. Süleyman ERSÖZ (Kırıkkale Üniversitesi)
Doç. Dr. Şenay AÇIKGÖZ (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Şenol ALTAN (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Tekin ÇOLAKOĞLU (Gazi Üniversitesi)
Doç. Dr. Temel ŞAHİN (Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Arzum BÜYÜKKEKLİK (Niğde Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Elif DOĞAN (Ankara Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Çimen KARATAŞ ÇETİN (Dokuz Eylül Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Halit SUİÇMEZ (Karadeniz Teknik Ü.)
Yrd. Doç. Dr. Hulusi ÖĞÜT (TOBB-ETÜ)
Yrd. Doç. Dr. Mine ÖMÜRGÖNÜLŞEN (Hacettepe Ü.)
Yrd. Doç. Dr. Okyay UÇAN (Niğde Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Ozan ZENGİN (Ankara Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Suat KASAP (Hacettepe Üniversitesi)
Verimlilik Dergisi ULAKBİM
Sosyal ve Beşeri Bilimler Veri Tabanı’na
dahil edilmiştir.
2
İ Ç İ N D E K İ L E R
/
C O N T E N T S
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan Yöntemler İle Piyasa
Etkinliğinin Test Edilmesi / Testing Weak-Form Efficiency of the Borsa İstanbul Stock
Market: A Nonlinear Approach
Yrd. Doç. Dr. Onur GÖZBAŞI
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi /
Regional Income Distribition Divergence and İts Relations with Productivity and Other
Dynamics
Sinan BORLUK
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi / Test Economics for Complex
Electronic Products
Dr. Onur KOYUNCU
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü/
Efficiency Measurement of the Banks Listed on the Ise with Data Envelopment
Analysis
Doç. Dr. Bekir ELMAS - Yrd. Doç. Dr. Emre YAKUT - Arş. Gör. E. Sertaç ARI
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri/
Strategic Planning Process in Public Organizations: Potentional Problems and
Solutions
Doç. Dr. Aydın USTA
Ve r i m l i l i k D e r g i s i
7 - 18
19 - 44
45 - 65
67 - 81
83 - 117
T. C. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI
VERİMLİLİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN YAYINIDIR
SAYI: 2014/4
Yayın Türü: Yerel - Süreli
Türkçe - İngilizce
Sahibi: T. C. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI
VERİMLİLİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ adına Genel Müdür: Anıl YILMAZ
Genel Koordinatör: Dilek BİRBİL
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Sevgin FETTAHOĞLU
İngilizce Redaksiyon: Şirin Müge KAVUNCU - Gülçin MANZAK AYDIN
Verimlilik Dergisi’nin her sayısının, PDF formatında düzenli bir şekilde
e-posta adresinize gönderilmesini istiyorsanız, konu alanına “Verimlilik Dergisi” yazarak
[email protected] adresine boş bir e-posta atabilirsiniz.
Verimlilik Dergisi’nde yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yazarlarına aittir.
Dergide yayımlanan yazılardan, Verimlilik Dergisi’nin adı ve sayısı anılarak alıntı yapılabilir.
Dergi üç ayda bir olmak üzere yılda dört kez yayımlanır.
Yönetim Yeri: T. C. BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI VERİMLİLİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Adres: Gelibolu Sokak No: 5 Kavaklıdere 06690 ANKARA
Tel: 0.312.467 55 90/288 (10 Hat) Faks: 0.312.467 47 79
e-posta: [email protected] web: http://vgm.sanayi.gov.tr
Basıldığı Tarih: 09.10.2014
Grafik Tasarım ve Uygulama: Chess Creative
Baskı: Korza Yayıncılık Basım San. ve Tic. Ltd. Şti.
Adres: Büyük Sanayi 1. Cadde 95/1 İskitler - ANKARA
Tel: 0.312. 342 22 08 - Fax: 0.312. 341 14 27
www.korzabasim.com.tr - [email protected]
3
VERİMLİLİK DERGİSİ GENEL YAYIN İLKELERİ
Ülke ekonomisinin verimliliğe dayalı, sürdürülebilir büyümesini sağlamak
ve rekabet gücünü artırmak amacıyla; verimlilik ve temiz üretimle ilgili alanlarda politika ve stratejiler geliştirmek, bu çerçevede verimlilik ve rekabet
gücünü artırıcı çalışmalar yapmak, sektörel ve bölgesel bazda verimlilik değişimlerini ölçmek, değerlendirmek, verimlilik bilincini bütün sektörlere ve
kesimlere yaymak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanlığı’nın önde gelen amaçlarındandır. Bu doğrultuda yayın
çalışmaları da yapmakta olan Verimlilik Genel Müdürlüğü süreli ve süresiz
yayınları ile ülkemizde verimlilik yazınının gelişmesine de önemli katkılar
sağlamaktadır.
Verimlilik alanında ülkemizde yayınlanan ilk bilimsel dergi olarak yayın hayatına 1967 yılında başlayan Verimlilik Dergisi yılda dört sayı olmak üzere
düzenli bir şekilde yayımlanmaya devam etmektedir.
Verimlilik Dergisi’nin amacı; verimlilik alanında ülkemizde ve dünyada meydana gelen gelişmeleri, yenilikleri, yapılan araştırmalar ve sonuçları ile iyi
uygulama örneklerini bilimsel esaslar çerçevesinde okuyucularına aktarmak ve bu yolla verimlilik biliminin ve bilincinin gelişmesine katkı sağlamaktır.
Verimlilik kavramının disiplinlerarası niteliği nedeniyle, Verimlilik Dergisi’nde yayımlanan makaleler geniş bir konu çeşitliliğine sahip bulunmaktadır. Sanayiden tarıma, eğitimden sağlığa ve çevreye, bilişimden spora ve
sanata kadar hemen her konu teoride ve uygulamada verimlilik biliminin
ilgi alanına girebilmekte ve bu çeşitlilik bir içerik zenginliği olarak Dergi’ye
yansımaktadır. Bu özelliği ile Verimlilik Dergisi başta akademisyenler, araştırmacılar, öğrenciler, kamu ve özel kesimde çalışan yönetici, uygulayıcı ve
uzmanlar olmak üzere geniş bir okuyucu kitlesine sahip olmuştur.
Verimlilikle ilgili olarak tüm disiplinlerden gelecek makalelere açık olan Verimlilik Dergisi 2004 yılından itibaren “Hakemli Dergi” statüsü ile yayımlanmaya başlamış, 2008 yılında da ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veri
Tabanı’na, 2012 yılında ise ASOS indeks Akademia Sosyal Bilimler İndeksi’ne
dahil edilmiştir.
4
VERİMLİLİK DERGİSİ’NE YAZI GÖNDERECEKLERE
Verimlilikle doğrudan ya da dolaylı bağı bulunan geniş kapsamlı inceleme
ve araştırmalarla, verimlilik tekniklerine ve uygulamalarına ilişkin yazılarını
dergimize gönderecek yazarların, aşağıda belirtilen koşulları dikkate
alarak; yazılarını “Windows veya MacOS işletim sistemi ile MS WORD veya
uyumlu bir program ile hazırlanmış olarak CD ortamında” göndermeleri
gerekmektedir.
1. Bilgisayar çıkışı yapılan metinler dahil, A4 kâğıdın tek yüzünde tek satır
aralığı kullanılmalı,
2. Şekil, çizelge, grafik, harita ve benzeri çizimlerin en/boy oranı 2/3 olmalı,
3. Şekil, çizelge ve benzerleri metnin içinde yer almalı,
4. Çizim, fotoğraf, harita ve grafikler için “Şekil”, tablolar için “Çizelge”
başlığı kullanılmalı; çizimler en az 300 dpi olmalı,
5. Yazının toplamı, ekleriyle birlikte 30 adet A4 kâğıdı geçmemeli,
6. Yazıda mutlaka İngilizce ve Türkçe başlık, İngilizce ve Türkçe özet ve
Anahtar kelimeler kısmı bulunmalı,
7. “Kaynakça”, bilimsel kurallara uyularak, soyadına göre alfabetik dizinlenmeli,
8. Metin içinde, kaynaklara gönderme yapıldığında, yazarın soyadı, eserin
yayın yılı, sayfa numarası ya da eserin sadece kaynaktaki sıra numarası
parantez içinde gösterilmeli, kaynak için dipnot kullanılmamalı,
9. Dipnot gerektiren yerlerde, aynı sayfada “*” konulmalı,
10. Yazar adı ve soyadı, unvansız olarak, yazı başlığının sağ altında belirtilmeli, aynı sayfanın altında unvan ve görev yeri gösterilmeli,
11. CD’ye aktarılan yazı biri isimsiz olacak şekilde iki kere kaydedilmeli
ve bir kopya olmalı, yazının çeviri, derleme ya da özgün olduğunu,
başka yerde yayımlanmadığını belirten ve “Verimlilik Dergisi”nde
yayımlanması isteğini içeren bir üst yazı yazılmalı, yazarın adresi,
iletişim kurulabilecek telefon numaraları ve e-posta adresi de üst yazıda
belirtilmeli,
12.Yayımlanması istenen yazılar, “VERİMLİLİK DERGİSİ - T. C. BİLİM,
SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI, VERİMLİLİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,
Gelibolu Sokak No:5 Kavaklıdere 06690 ANKARA” adresine posta
ya da [email protected] adresine e-posta yoluyla
gönderilebilir.
13. Telif ücretleri, 23 Ocak 2007 tarih ve 26412 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan, kamu kurum ve kuruluşlarınca ödenecek telif ve işlenme
ücretleri hakkında yönetmelik esaslarına göre ödenir.
14. Yayımlanmayan yazılar geri gönderilmez.
VERİMLİLİK DERGİSİ
5
6
BORSA İSTANBUL HİSSE SENEDİ PİYASASINDA
DOĞRUSAL OLMAYAN YÖNTEMLER İLE PİYASA
ETKİNLİĞİNİN TEST EDİLMESİ
1
Onur GÖZBAŞI2
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının zayıf formda etkin
olup olmadığını literatürde son zamanlarda geliştirilen doğrusal olmayan birim
kök testleri ile tespit etmektir. Bu amaçla Borsa İstanbul 100 Endeksine (BIST
100) ait günlük vesaatlik veriler kullanılmaktadır. Doğrusallık testi için Harvey
vd. (2008) testi, doğrusal olmayan birim kök testi için ise Kapetanios vd. (2003) ve
Kruse (2011) tarafından önerilen doğrusal olmayan ESTAR birim kök testlerinden
yararlanılmaktadır. Elde sonuçlar her iki frekansta da BİST 100 endeksinin doğrusal
olmayan özelliklere sahip olduğunu, ayrıca ele alınan serilerin birim köke sahip
olduğunu, diğer bir ifadeyle Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının zayıf formda
etkin bir piyasa olduğuna işaret etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Piyasa Etkinliği, Borsa İstanbul, Doğrusal Olmayan Birim Kök
Testleri.
1 Yazar,
zaman serisi analizlerinin gerçekleştirilmesinde katkılarından dolayı Doç. Dr. Şaban
NAZLIOĞLU’na teşekkür eder.
2 Onur GÖZBAŞI, Yrd. Doç. Dr., Nuh Naci Yazgan Üniversitesi, İİBF, İşletme Bölümü.
7
Verimlilik Dergisi 2014/4
TESTING WEAK-FORM EFFICIENCY OF THE BORSA İSTANBUL STOCK MARKET:
A NONLINEAR APPROACH
ABSTRACT
The purpose of this study is to determine whether Borsa Istanbul stock market is
weak-form efficient using non-linear unit root tests having recently developed in
the literature. To this end, the linearity test developed by Harvey et al. (2008) and
the nonlinear ESTAR unit root tests recently developed by Kapetanious (2003) and
Kruse (2011) have been employed to the daily and hourly databelonging to Borsa
Istanbul 100 Index. The results indicate that the Borsa Istanbul stock price series
have non-linear characteristics, and also, follow a random walk; in other words,
that Borsa Istanbul stock market is a weak-form efficient market.
Keywords: Market Efficiency, Borsa Istanbul, Nonlinear Unit Root Tests.
1. GİRİŞ
Hisse senedi piyasalarının etkinliği 1970’li yıllardan itibaren araştırılmaya
devam etse de gerek uluslararası gerek ulusal literatürde henüz tam anlamıyla
görüş birliği sağlanamaması nedeniyle konu güncelliğini korumaktadır.
Görüş birliği sağlanamamasının nedeni farklı gelişmişlik seviyesindeki farklı
piyasalarda farklı dönemlerde yapılan çalışmalar olabileceği gibi, söz konusu
çalışmalarda farklı derecede kısıtlayıcı varsayımlara dayanan farklı yöntemlerin
uygulanması da olabilir. Bununla birlikte, araştırmalarda çoğunlukla hisse
senedi fiyat değişimlerinin doğrusal olmayan yapısının dikkate alınmamış
olması da konu hakkında görüş birliği sağlanamamasının bir nedeni ve bu
çalışmayı motive edici faktör olmuştur.
Etkin bir piyasada hisse senedi fiyatları piyasaya ulaşmış tüm bilgileri
içermektedir ve fiyat değişimleri öngörülemezdir. Diğer bir ifadeyle,fiyat
değişimlerinin “rassal yürüyüş” izleyeceği öne sürülmektedir (Fama, 1970). Bu
durum hisse senedi fiyatlarının birim köke sahip olduğu anlamına gelmektedir.
Bundan dolayı son zamanlarda piyasa etkinliğinin test edilmesi için literatürde
çeşitli “tek değişkenli birim kök testleri” ve “panel birim kök testleri” sıkça
başvurulan yöntemler olmuştur. Nitekim hisse senedi fiyatları ortalamaya
dönen bir yapıya sahipse veya durağan bir süreç takip ederse, bu durum
hisse senedi fiyatlarına gelen şokların geçici etkisi olacağı, zamanla fiyatların
kendi trendine yöneleceği anlamına gelmektedir. Yatırımcılar açısından bu
durum geçmiş hisse senedi davranışlarını takip ederek anormal getiri elde
etmek üzere gelecekteki fiyat hareketlerinin tahmin edilebileceğini ortaya
koymaktadır.Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken ve literatürde
çoğunlukla üzerinde durulmayan husus, finansal zaman serilerinin doğrusal
olmayan bir süreç takip edebileceğidir.
8
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan Yöntemler İle Piyasa Etkinliğinin Test
Edilmesi
Literatürde ekonomik ve finansal zaman serilerinin doğrusal olmayan
özelliklerine dikkat çekilmektedir. (Shively, 2003; Narayan, 2006; Qian vd., 2008)
Finansal zaman serilerinde özellikle işlem maliyetleri ve piyasa sürtünmeleri,
gürültülü işlemciler, açığa satışlar, hisse senedi alım-satım fiyat farkı ve kurumsal
kısıtlayıcı uygulamalar gibi etkenler doğrusalsızlığa sebep olabilmektedir
(Hsieh, 1991; Cao ve Tsay, 1992; McMillan, 2005; Kim vd. 2008). Dolayısıyla,
finansal zaman serileri kullanılarak yapılan çalışmalarda yanıltıcı sonuçlardan
kaçınmak için olası doğrusalsızlıklarıgöz önünde bulundurmak faydalı olabilir
(Hasanov, 2009). Literatür incelemesinde Borsa İstanbul’da yüksek frekansta
veriler kullanarak doğrusal olmayan birim kök testleri ile piyasa etkinliğini
inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Buradan hareketle bu çalışmada,
Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının zayıf formda etkin olup olmadığının
doğrusal olmayan birim kök testleri ile test edilmesi amaçlanmaktadır.
Çalışmanın geri kalanı şu şekilde düzenlenmiştir. İkinci bölümünde konuyla
ilgili literatür incelenmektedir. Üçüncü bölümde çalışmanın veri ve yöntemi
açıklanırken; dördüncü bölümde elde edilen bulgulara ve değerlendirmelere
yer verilmektedir.
2. LİTERATÜR İNCELEMESİ
Literatürde piyasaların etkinliği konusunda kesin bir görüş birliği
bulunmamaktadır. Etkin piyasalar hipotezini doğrulayan, hisse senedi
fiyatlarının rassal yürüyüş süreci takip ettiğini tespit eden çalışmalara literatürde
sıkça rastlanmaktadır. Liu vd. (1997), Mayıs 1992-Aralık 1995 dönemi günlük
3
veriler ile Çin’de (Shanghai ve Shenzhen Borsaları verileri ile); Narayan ve
Smyth (2004), 1981-2003 dönemine ait aylık veriler ile Kore’de; Narayan (2006),
1964-2003 dönemine ait aylık veriler ile ABD’de (New York Borsası verileri ile);
Munir ve Mansur (2009), 1980- 2008 dönemine ait aylık veriler ile Malezya’da;
Alexeev ve Tapon (2011), Ağustos 1980-Ağustos 2010 dönemine ait günlük
veriler ile Kanada’da hisse senedi piyasalarının zayıf formda etkin olduğunu
ortaya koyan çalışmaların bazılarıdır. Buna karşın, hisse senedi piyasalarında
etkinliği reddeden çalışmalar da literatürde yer almaktadır. Loand MacKinlay
(1988), Eylül 1962- Aralık 1985 haftalık verileri ile ABD’de (New York ve AMEX
borsası verileri ile); Al-Loughani ve Chappell (1997), Haziran 1983-Kasım
1989 dönemine ait günlük veriler ile İngiltere’de; Narayan (2008), 1975-2003
dönemine ait aylık verileri ile G-7 ülkelerinde; Hasanov (2009), 1987-2005
dönemine ait aylık veriler ile -Narayan and Smyth (2004)’ün aksine- Kore’de,
hisse senedi piyasalarının etkin olmadığını ileri süren çalışmaların bazılarıdır.
Hisse senedi piyasalarının etkinliği konusunda görüş birliği sağlanamamasının
birçok nedeni olabilir. Literatürdeki çalışmaların farklı gelişmişlik seviyesindeki
farklı piyasalarda farklı dönemlerde uygulandığı gözlenmektedir.Bu
3Çalışmada, Shanghai ve Shenzhen borsalarında geçmiş fiyat hareketleri ile gelecek fiyatların tahmin
edilemeyeceği ileri sürülerek piyasaların zayıf formda etkin olduğu belirtilse de yine aynı çalışmada
bu iki piyasanın eşbütünleşik olmaları nedeni ile piyasa etkinliği reddedilmektedir.
9
Verimlilik Dergisi 2014/4
bağlamda, panel veri kullanmayıp bireysel olarak hisse senedi piyasalarını
ele alan çalışmalarda ele alınan ülkelerin ve piyasaların farklı gelişmişlik
seviyeleri farklı sonuçların nedeniolabilir. Ayrıca, piyasa etkinliğinin incelendiği
çalışmalarda koşu testi, varyansrasyo testi, çeşitli tek değişkenli ve panel birim
kök testleri ve eşbütünleşme testleri gibi çok farklı yöntemlerin kullanıldığı
gözlenmektedir. Farklı derecede kısıtlayıcı varsayımlara dayananbu farklı
yöntemlerin uygulanması da sonuçların tutarlı olmamasınınbir nedeni olabilir.
Daha kapsamlı bir değerlendirme için Lim ve Brooks (2011) zayıf formda piyasa
etkinliği konusundaki literatürü sistematik bir biçimde ele almaktadır.
Türkiye’de yapılan çalışmalarda da Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının
etkinliği ile ilgili tam bir görüş birliğinin bulunduğunu ifade etmek zordur. Çevik
ve Yalçın (2003) çelişkili sonuçların nedeni ile ilgili olarak incelenen dönemde,
analizlere dahil edilen değişken ve kullanılan yöntemlerin farklılaşmasına
dikkat çekmektedir. Aşağıdaki literatür incelemesi değerlendirildiğinde
aradan geçen on yılı aşkın süreye rağmen bu açıklamanın hâlâ geçerli olduğu
ifade edilebilir. Ayrıca incelenen çalışmalarda ele alınan verilerle ilgili olası
doğrusalsızlıkların genellikle dikkate alınmamış olması hususu da göz ardı
edilmemelidir.
Türkiye’de hisse senedi piyasası üzerine yapılan çalışmalarda çoğunlukla zayıf
formda ve yarı güçlü formda etkinliğin test edilmiş olduğu gözlenmektedir.
Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının zayıf formda etkin olduğunu ortaya
koyan uluslararası ve ulusal literatürde yer alan bazı çalışmalar aşağıdaki
gibi özetlenebilir.Buguk ve Brorsen (2003), İMKB ana sektör, üretim sektörü
ve finansal sektörler için 1992-1999 yılarına ait 396 haftalık veri kullandıkları
çalışmada, analize dahil edilen her üç serinin de rassal yürüyüş izlediğini
tespit etmiştir. Özdemir (2008), Ocak 1990- Haziran 2005 dönemine ait
haftalık veriler ile geleneksel birim kök testi, yapısal kırılmalı birim kök testi,
varyansrasyo testi ve koşu testi kullanarak İMKB hisse senedi piyasasının
etkin bir piyasa olduğunu ifade etmektedir. Atan vd. (2009), 3 Ocak 2003– 30
Aralık 2005 döneminde İMKB 100 Endeksinin 15 dakikalık ve seanslık verilerini
kullanarak İMKB’nin etkinlik düzeyini belirlemeyi amaçlamıştır. Uygulanan
ADF ve KPSS birim kök testleri sonucunda İMKB’nin zayıf formda etkin bir
piyasa olduğu ortaya konmaktadır. Karan ve Kapusuzoğlu (2010), IMKB-30
endeksinde yer alan hisse senetlerinin 2003-2007 dönemi verilerini kullanarak
aşırı tepki hipotezini ve piyasa etkinliğini test ettikleri çalışmada, aşırı tepki
hipotezinin geçerli olmadığını ve geçmiş haftalık veriler kullanılarak anormal
getiri sağlanamayacağını, yani haftalık verilerle piyasanın zayıf formda etkin
olduğunu ortaya koymaktadır. Gözbaşı vd.(2014), Temmuz 2002- Temmuz
2012 dönemine ait günlük veriler kullanarak, öncelikle BİST (100) Endeksi ve
ana sektör endekslerinin doğrusal olmayan özelliklere sahip olduğunu; daha
sonra ise uyguladıkları doğrusal olmayan birim kök testleri ile BİST hisse senedi
piyasasının zayıf formda etkin olduğunu ileri sürmektedir.
10
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan Yöntemler İle Piyasa Etkinliğinin Test
Edilmesi
Türkiye’de hisse senedi piyasasının etkin olmadığını ifade eden çalışmaların
bazılarına ise aşağıda değinilmektedir. Balaban (1995), parametrik ve
parametrik olmayan yöntemler kullandığı çalışmasında Ocak 1998 – Ağustos
1994 dönemine ait günlük verilerle İMKB hisse senedi piyasasının ne zayıf ne
de yarı güçlü formda etkin bir piyasa olmadığını ortaya koymaktadır. Balaban
ve Kunter (1997) ise Ocak 1989– Temmuz 1995 dönemi günlük verileri ile İMKB
hisse senedi piyasasında etkin piyasalar hipotezinden sapmaları tespit etmiştir.
Çevik ve Yalçın (2003), İMKB 100 Endeksinin Şubat 1986- Mayıs 2002 dönemini
kapsayan haftalık verilerinin kullanıldığı çalışmada, stokastik birim kök testi
ve kalman filtresi yöntemleri ile 1987 yılı hariç diğer yıllarda İMKB’ninetkin
bir piyasa olmadığı sonucunaulaşmıştır. Yazarlara göre bu sonuç, İMKB’nin
bazı dönemlerde durağan, bazı dönemlerde durağan olmadığını ortaya
koymaktadır. Tunçel (2007), koşu testi ile İMKB 100 endeksine dahil hisse
senetlerinin 03.01.2005-31.12.2005 dönemine ait günlük birinci ve ikinci seans
kapanış fiyatlarını kullandığı çalışmada, rassal yürüyüş hipotezinin İMKB için
geçerli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Çevik ve Erdoğan (2009), haftalık veriler
kullandıkları çalışmada 2001 krizi sonrası dönem olan 2003-2007 yılları arasında
Türk Bankacılık Sektörü’nün zayıf formda etkinliğini yapısal kırılma testleri ve
güçlü hafıza modelleri ile araştırmaktadır. Elde edilen sonuçlar ilgili dönemde
bankacılık sektörünün etkin olmadığını göstermektedir. Özer ve Ertokatlı
(2010), 2 Şubat 1997 – 16 Mart 2009 dönemine ait günlük veriler kullandıkları
çalışmalarında, İMKB’de fiyat serilerinin doğrusal olmayan özelliklerine dikkat
çekmekte ayrıca piyasa etkinliğini reddetmektedir.
Literatür’de etkin piyasalar hipotezi ile çelişen ve anomali olarak adlandırılan
bulguları ortaya koyan dolayısıyla İMKB’de piyasa etkinliğini reddeden bazı
çalışmalara da rastlanmaktadır (bazıları, Karan, 2002; Ekşi vd., 2002; Atakan,
2008; Aktaş ve Kozoğlu, 2007). Karan (2002), 1997-2001 dönemine ait günlük
veriler ile İMKB’de Cuma günü ve Ocak ayı etkisini ortaya koymuştur. Atakan
(2008), 3 Temmuz 1987-18 Temmuz 2008 tarihleri arasında 5157 günlük
gözlemle İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ana gösterge endeksi olan İMKB
Ulusal-100 endeksinin etkin piyasalar hipotezine aykırı olarak Ocak ayı etkisi
ve haftanın günü etkisini sergileyip sergilemediği incelenmiştir. Araştırma
sonucunda, İMKB’nin Ocak ayı getirilerinde, diğer aylara göre istatistikî olarak
anlamlı bir şekilde herhangi bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, haftanın günleri etkisinde ise, Cuma günleri İMKB endeksinin
getirisinin diğer günlere oranla ortalamadan yüksek, Pazartesi günü ise düşük
olduğu ortaya konmaktadır. Ekşi vd. (2002)’nin düşük fiyatlı hisse senedi etkisini
araştırdıkları çalışmalarında, Amerikan borsalarının aksine İMKB’de yüksek
fiyatlı hisse senetlerinin yatırımcılara anormal getiri sağladığı belirlenmiştir.
Aktaş ve Kozoğlu (2007), Temmuz 2001-Haziran 2007 dönemi günlük verileri
ile İMKB’de temel endeks, ana sektör endeksleri ve çeşitli senaryolara göre
oluşturulan portföy getirilerini kullandıkları çalışmada Perşembe ve Cuma
günlerinde oluşan istatistiksel olarak anlamlı getirileri tespit etmiştir.
11
Verimlilik Dergisi 2014/4
3. VERİ ve YÖNTEM
Bu çalışmada BİST 100 Endeksi 2 Ocak 2004 – 7 Mart 2014 dönemine ait
2561 günlük ve 21 Aralık 2009-7 Mart 2014 dönemine ait 8449 saatlik veriseti
kullanılmaktadır (Şekil 1). MATRİKSDATA veri tabanından (http://www.matriks.
web.tr) elde edilen Türk Lirası endeks değerleri doğal logaritmaları alınmak
suretiyle analize dahil edilmiştir. Çalışmada öncelikle ele alınan zaman
serilerinin doğrusal olup olmadıkları test edilmekte ve neticeye göre doğrusal
olmayan birim kök testleri uygulanmaktadır. Doğrusallık testi için Harvey vd.
(2008) testi, doğrusal olmayan birim kök testi için ise Kapetanios vd. (2003)
ve Kruse (2011) tarafından önerilen doğrusal olmayan ESTAR (Exponential
Smooth Transition Autoregressive- Üstsel Yumuşak Geçiş Kendine Bağlaşımlı)
birim kök testlerine başvurulmaktadır.
Şekil 1. Günlük ve Saatlik Veriler (Logaritmik)
Harvey vd. (2008), zaman serilerinin birim kök özelliklerinin belirsiz olduğu
durumlarda doğrusallığın test edilmesini sağlayan bir yöntem önermişlerdir.
Zaman serilerinin durağan–sıfır dereceden bütünleşik (I(O))- olduğu
durumlarda, doğrusallığın test edilmesi için aşağıdaki regresyon modeli
tahmin edilmektedir.
burada p gecikme sayısını, birinci fark işlemcisini göstermektedir. Harvey vd.
(2008), uygun gecike sayısının (p), maksimum gecikme sayısı
olarak
belirlendikten sonra, % 10 anlam düzeyi kullanılarak ardışık test yöntemiyle
belirlenmesini önermektedir.
Sıfır hipotezinin doğrusallık, alternatif hipotezin doğrusal olmama olduğu
aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır:
Sıfır hipotezi altında, kısıtlamaları test etmek için standart Wald istatistiği
hesaplanmaktadır.
12
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan Yöntemler İle Piyasa Etkinliğinin Test
Edilmesi
Zaman serilerinin durağan olmadığı–birinci dereceden bütünleşik (I(1))olduğu durumlarda, doğrusallığın test edilmesi için aşağıdaki regresyon
modeli tahmin edilmektedir.
Bu durumda, sıfır ve alternatif hipotezler aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır:
Sıfır hipotezini alternatife karşı test etmek için yine Wald istatistiği
hesaplanmaktadır.
Harvey vd. (2008) tarafından önerilen yaklaşımda, sıfır hipotez altında
doğrusallığı, alternatif hipotez altında doğrusal olmamaya test etmek için
aşağıdaki ağırlıklandırılmış istatistik geliştirilmiştir.
Burada (lambda), seriler durağan ise olasılıkta sıfıra, birim kök içeriyorsa
olasılıkta bire yaklaşan bir fonksiyondur.
Zaman serilerinin doğrusallık özelliği taşımadığı durumlarda, birim
kök özelliklerinin belirlenmesi için doğrusal olmayan birim kök testleri
uygulanmaktadır. Bu kapsamda, doğrusal olmayan üstsel yumuşak geçiş
kendine bağlaşımlı (ESTAR) modeller, finansal zaman serilerinin davranışlarını
modellemek için yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Kapetanios vd.
(2003) ve Kruse (2011) tarafından önerilen doğrusal olmayan ESTAR birim kök
testlerinden yararlanılmaktadır.
Sıfır hipotez altında birim kök, alternatif hipotez altında global durağan
ESTAR süreç olduğunu test etmek için aşağıdaki ESTAR regresyon modeli
tanımlanmaktadır:
Burada yumuşaklık (smoothness) ve c lokasyon (location) parametresidir.
Model (3)’te
ise, ESTAR model
iken rassal yürüyüş (birim kök)
sürece dönüşmektedir. Dolayısıyla,
kısıtı altında model (3), aşağıdaki
gibi yeniden yazılabilir.
13
Verimlilik Dergisi 2014/4
Model (4);
iken, global durağan iken,
iken kısmi bir birim kök
içerir. Model (4)’te
kısıtı uygulanarak rassal yürüyüş modeli elde edilebilir.
Model (4)’ten hareketle zaman serilerinde birim kökün olup-olmadığını test
etmek için, Kapetanios vd. (2003), c=0 varsayımı yapmışlar, böylece, aşağıdaki
model elde edilmiştir.
Kruse (2011), Kapetanios vd. (2003) tarafından yapılan c=0 varsayımı
yerine
durumunu dikkate almışlardır. Böylece, Kruse (2011) yaklaşımında
aşağıdaki model tahmin edilmektedir.
Model (6)’dan hareketle, sıfır ve alternatif hipotezler aşağıdaki gibi yeniden
tanımlanmaktadır:
G
Son olarak, hem Kapetanios vd. (2003) hem de Kruse (2011) tarafından
geliştirilen test istatistikleri için kritik değerler yazarlar tarafından elde edilmiş
ve çalışmalarında rapor edilmiştir (Kapetanios vd., 2003: 364; Kruse, 2011: 77).
4. BULGULAR VE DEĞERLENDİRME
Çizelge 1’de de görüleceği gibi W-lambda testi, Shively (2003), Narayan (2006),
Qian vd. (2008) ve Munir ve Mansur (2009) ile benzer şekilde Borsa İstanbul’da
da ele alınan serilerin doğrusal olmayan özelliklere sahip olduğunu ortaya
koymaktadır. Buna göre, ele alınan serilerin birim kök özelliklerinin incelenmesi
için doğrusal olmayan birim kök testleri uygulanacaktır.
Çizelge 1. Doğrusallık Testi
,
,
Çizelge 2’de analize dahil edilen BİST 100 Endeski günlük ve saatlik zaman
serilerinin birim kök özelliklerinin tespit edilmesi için uygulanan Kapetaniosvd.
(2003) ve Kruse (2011) tarafından önerilen doğrusal olmayan ESTAR birim kök
testlerinin sonuçları serilerin ham, ortalamadan arındırılmış ve ortalamadan ve
trendden arındırılmış olarak analize dahil edilmelerine göre 3 farklı sütunda
sunulmaktadır. Çizelge 2’den de görüldüğü gibi, elde edilen sonuçlar her bir
14
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan Yöntemler İle Piyasa Etkinliğinin Test
Edilmesi
zaman serisinin de % 1 ve % 5 anlam düzeyinde birim köke sahip olduğunu
dolayısıyla BİST-100 endeksinin durağan olmayan, ortalamaya geri dönmeyen
yapısını ortaya koymaktadır. Bu durumda ele alınan dönem ve endeksler
itibariyle Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının zayıf formda etkin bir piyasa
olduğu ifade edilebilir.
Çizelge 2. Doğrusal Olmayan Birim Kök Testleri Sonuçları
5. SONUÇ
Hisse senedi piyasalarının etkinliği konusunda literatürde henüz tam anlamda
bir görüş birliği bulunmamakta, gerek uluslararası gerek ulusal literatürde
konu güncelliğini korumaktadır. Bu çalışmada BİST100 Endeksine ait günlük
ve saatlik veri seti kullanmak suretiyle Türkiye’de hisse senedi piyasasının zayıf
formda etkin olup olmadığıliteratürde son zamanlarda geliştirilen doğrusal
olmayan birim kök testleri ile araştırılmaktadır. Öncelikle uygulanan doğrusallık
testiher iki frekansta da BİST 100 Endeksinin doğrusal olmayan özelliklere
sahip olduğunu ortaya koymakta, ele alınan serilerin birim kök özelliklerinin
incelenmesi için doğrusal olmayan birim kök testlerinin uygulanması
gerektiğine işaret etmektedir. Bunun sonucunda uygulanan doğrusal olmayan
ESTAR birim kök testleri ise hisse senedi fiyatlarının birim köke sahip olduğunu,
Borsa İstanbul hisse senedi piyasasının zayıf formda etkin bir piyasa olduğunu
ortaya koymaktadır. Bu durum yatırımcıların etkin stratejiler oluşturmak
üzere geçmiş fiyat verilerinden hareket edemeyeceklerine işaret etmektedir.
Ayrıca, BİST 100 endekslerinin kullanıldığı gelecek çalışmalarda bu endekslerin
doğrusal olmayan yapısının dikkate alınması gerektiği de ifade edilebilir.
15
Verimlilik Dergisi 2014/4
KAYNAKÇA
•
AKTAŞ, H. ve M. KOZOĞLU ,(2007), Haftanın Günleri Etkisinin İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası'nda GARCH Modeli ile Test Edilmesi, Finans
Politik & Ekonomik Yorumlar, 44 (514), 37-45.
•
ALEXEEV, V. ve F. TAPON, (2011), Testing weak form efficiency on the
Toronto Stock Exchange, Journal of Empirical Finance, 18 (4), 661–691.
•
AL-LOUGHANI, N. ve D. CHAPPELL, (1997), On the validity of the weakform efficient markets hypothesis applied to the London Stock
Exchange, Applied Financial, Economics, 7 (2), 173–176.
•
ATAKAN, T., (2008), İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda haftanın
günü etkisi ve Ocak ayı anomalilerinin ARCH-GARCH modelleri ile
test edilmesi, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dergisi, 37 (2), 98110.
•
ATAN, S. D., Z. A. ÖZDEMİR ve M. ATAN, (2009), Hisse Senedi Piyasasında
Zayıf Formda Etkinlik: İMKB Üzerine Ampirik Bir Çalışma, Dokuz Eylül
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 24 (2), 33-48.
•
BALABAN, E., (1995), Informational efficiency of the Istanbul Securities
Exchange and some rationale for public regulation, Discussion Paper
No: 9502, The Central Bank of the Republic of Turkey, http://tcmb.gov.tr/
yeni/evds/teblig/95/9502.pdf, (Erişim Tarihi: 10.07.2013).
•
BALABAN, E. ve K. KUNTER, (1997), A note on the efficiency of financial
markets in a developing country, Applied Economics Letters, 4 (2), 109112.
•
BUGUK, C., ve B. W. BRORSEN, (2003), Testing weak-form market
efficiency: Evidence from the Istanbul Stock Exchange, International
Review of Financial Analysis, 12 (5), 579-590.
•
CAO, C. Q. ve R. S.TSAY, (1992), Nonlinear time-series analysis of stock
volatilities, Journal of Applied Econometrics, 7 (Supplement: Special
Issue on Nonlinear Dynamics and Econometrics, (Dec. 1992) S1),165–185.
•
ÇEVİK, E. İ. ve S. ERDOĞAN, (2009), Bankacılık Hisse Senedi Piyasasının
Etkinliği: Yapısal Kırılma ve Güçlü Hafıza, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 10
(1), 26-40.
•
ÇEVİK, F. ve Y. YALÇIN, (2003), İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)
İçin Zayıf Etkinlik Sınaması: Stokastik Birim Kök ve Kalman Filtre
Yaklaşımı, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, 5 (1), 21-36.
•
EKŞİ, C.,M. B. KARAN, ve M. TOPRAK, (2002), İstanbul Menkul Kıymet
Borsasında Düşük Fiyat, İktisat İşletme ve Finans, 17 (201), 48-55.
•
FAMA, E. F., (1970), Efficient Capital Markets: A Review of Theory and
Empirical Work, The Journal of Finance, 25 (2), 383–417.
16
Borsa İstanbul Hisse Senedi Piyasasında Doğrusal Olmayan Yöntemler İle Piyasa Etkinliğinin Test
Edilmesi
•
GÖZBASI, O., I. KÜÇÜK KAPLAN ve S. NAZLIOGLU (2014) Re-examining
the Turkish stock market efficiency: Evidence from nonlinear unit
roottests, Economic Modelling, 38, 381-384.
•
HARVEY D. I., J. S.LEYBOURNE veB. XIAO, (2008), A Powerful Test for
Linearity When the Order of Integration is Unknown, Studies in
Nonlinear Dynamics & Econometrics, Berkeley Electronic Press,12(3), 1-24.
•
HASANOV, M., (2009), Is South Korea's stock market efficient? Evidence
from a nonlinear unit root test, Applied Economics Letters, 16 (2), 163–
167.
•
HSIEH, D. A., (1991), Chaos and nonlinear dynamics: Application to
financial markets, The Journal of Finance, 46 (5), 1839–1877.
•
KAPETANIOS, G., S. YONGCHEOL ve A. SNELL, (2003), Testing for a unit
root in the nonlinear STAR frame work, Journal of Econometrics, 112
(2), 359–379.
•
KARAN, M. B. ve A. KAPUSUZOGLU, (2010), An Analysis of the Random
Walk and Over reaction Hypotheses Through Optimum Portfolios
Constructed by the Nonlinear Programming Model, Australian Journal
of Basic Application Sciences, 4 (6), 1215-1220.
•
KARAN, M. B., (2002), İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Sektör
Endekslerinde Haftanın Günleri ve Ocak Ayı Etkilerinin Test Edilmesi,
İktisat İşletme ve Finans, 17 (190),51-59.
•
KIM, S-W., A. V. MOLLICK ve K. NAM, (2008), Common nonlinearities in
long-horizon stock returns: Evidence from the G-7 stock markets,
Global Finance Journal Vol. 19 (1), 19–31.
•
KRUSE, R., (2011), A new unit root test against ESTAR based on a class
of modified statistics, Statistical Papers, 52(1), 71-85.
•
LIM, K. P. ve R. BROOKS, (2011), The evolution of stock market efficiency
over time: A survey of the empirical literature, Journal of Economic
Surveys, 25 (1), 69–108.
•
LIU, X., H. SONG ve P. ROMILLY, (1997), Are Chinese stock markets
efficient? A cointegration and causality analysis, Applied Economics
Letters, 4 (8), 511-515.
•
LO, A. W. ve C. A. MACKINLAY, (1988), Stock market prices do not follow
random walks: Evidencefrom a simples pecification test, Review of
Financial Studies, 1(1), 41–66.
•
MCMILLAN, D. G., (2005), Non-linear dynamics in international stock
market returns, Review of Financial Economics, 14 (1), 81-91.
17
Verimlilik Dergisi 2014/4
•
MUNIR, Q., ve K. MANSUR, (2009) Is Malaysian stock market efficient?
Evidence from thre shold unit root tests, Economics Bulletin, 29 (2),
1359-1370.
•
NARAYAN, P. K., (2006), The behaviour of US stockprices: Evidence from
a threshold autoregressive model, Mathematics and Computers in
Simulation, 71 (2), 103–108.
•
NARAYAN, P. K., (2008), Do shocks to G7 stock prices have a permanent
effect? Evidence from panel unit root test swith structural change,
Mathematics and Computers in Simulation 77 (4), 369–373.
•
NARAYAN, P. K. ve R. SMYTH, (2004), Is South Korea's stock market
efficient?, Applied Economics Letters, 11 (11), 707–710.
•
ÖZDEMIR, Z. A., (2008), Efficient market hypothesis: Evidence from a
smallopen-economy, Applied Economics, 40 (5), 633-641.
•
ÖZER, G. ve C. ERTOKATLI, (2010), Chaotic processes of common stock
index returns: An empirical examination on Istanbul Stock Exchange
(ISE) market, African Journal of Business Management, 4(6), 1140-1148.
•
QIAN, X-Y. F. T. SONG, ve W. X. ZHOU, (2008), Nonlinear behaviour of the
Chinese SSEC index with a unitroot: Evidence from thre shold unit
root tests, Physica A: Statistical Mechanics and its Applications, 387 (2-3),
503-510.
•
SHIVELY, P. A., (2003), The nonlinear dynamics of stock prices, The
Quarterly Review of Economics and Finance, 43 (3), 505–517.
•
TUNÇEL, A. K., (2007), Rassal Yürüyüş (Random Walk) Hipotezinin
İMKB’de Test Edilmesi: Koşu Testi Uygulaması, Gazi Üniversitesi İİBF
Dergisi, 9 (2), 1-18.
18
TÜRKİYE'DE BÖLGESEL GELİR DAĞILIMI IRAKSAMASI,
VERİMLİLİK VE DİĞER DİNAMİKLERLE İLİŞKİSİ
Sinan BORLUK 1
ÖZET
Bölgelerarası gelir dağılımı analizleri, bir ülkede bir dönem boyunca oluşan gelirin
ülkenin bölgeleri arasında ne şekilde dağıldığı sorusuna cevap aramaktadır.
Gelirin dağılımı, bir süreç olduğundan, bu sürecin hangi faktörler tarafından
etkilendiğinin belirlenmesi ve sürecin sonucunun nasıl gerçekleştiğinin tespiti
önemlidir. Gelir dağılımı analizlerinde ele alınan parametre kişi başına gelirdir. Kişi
başı gelirin, incelenen dönem sonunda, incelenen birimler bazında yakınlaşması
yakınsama, uzaklaşması ise ıraksama olarak tanımlanmaktadır. Görece
zengin bölgelerin, yoksul bölgelerden ıraksaması gelir dağılımında adaletsizliği
artırmaktadır. Bu kapsamda sürece etki eden faktörler ve sürecin sonuçları
önemli politika girdileridir. Bu çalışma kapsamında Türkiye için literatürle tutarlı
gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizleri gerçekleştirilmiş olup, 2004 sonrası
dönem için ortaya çıkan gelir dağılımında bozulmanın ya da ıraksamanın
dinamikleri tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Yakınsama, Iraksama, Gelir Dağılımı, Verimlilik.
1 Sinan BORLUK, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Verimlilik Genel Müdürlüğü, Sanayi ve
Teknoloji Uzmanı.
19
Verimlilik Dergisi 2014/4
REGIONAL INCOME DISTRIBUTION DIVERGENCE AND ITS RELATIONS WITH
PRODUCTIVITY AND OTHER DYNAMICS
ABSTRACT
Inter regional income distribution analysis seeks an answer to the question how
income is distributed among regions in a given period. Since distribution of income
is a process, it’s important to determine, how and by which factors, this process is
affected. The parameter which is taken into account is income per capita. The case
in which difference between income per capitas is decreasing is called convergence
and vice versa is called divergence. The injustice in income distribution increases as
relatively rich regions diverges from relatively poor regions. From this perspective,
determining the factors affecting the process and interpretation of results of the
process are important policy inputs. In this paper, convergence/divergence analysis
for Turkey has been conducted, which are consistent with the worldwide literature,
and for period after 2004, the factors of divergence have been determined. As a
result, for the years whose data are available, the divergence of income between
regions has been determined and the factors which are proved to be the dynamics
of convergence are consistent with the relevant literature.
Keywords: Convergence, Divergence, Income Distribution, Productivity.
1. GİRİŞ
Bölgelerarası gelir dağılımı alanında yapılan çalışmalar geniş bir literatürde
toplanmıştır. Bu çalışmalar ağırlıklı olarak ülkeler arası gelir dağılımı
konusunda yoğunlaşmakla beraber, küçük bir bölümü ülke içi gelir dağılımı
konusunu ele almışlardır. Ülke içi ve bölgelerarası gelir dağılımı konusunda
yapılan çalışmalar, temel olarak, ülkeler arası gelir dağılımı alanında yapılan
çalışmalarla aynı yöntemleri kullanmaktadırlar. Bu yöntemler genel olarak
belli bir zaman dilimi içindebölgelerin kişi başı gelirlerinin ne şekilde hareket
ettiklerini tespite dayanmaktadır. Ayrıca bu hareketin nedenleri ve sonuçları
irdelenmektedir. Bir bölgenin diğer bir bölgeye kişi başı gelir parametresinde
yakınlaşması durumuna yakınsama tersi duruma ıraksama adı verilmektedir.
Yakınsama/ıraksama olgusu temelde bir büyüme olgusudur. Başlangıç geliri
düşük olan bölgelerin yüksek olan bölgelerden dönem içinde daha hızlı
büyümesi yakınsama olgusunu ortaya çıkarmaktadır.
Bu çalışma, Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama ve ıraksama
dinamiklerini belirleme amacını taşımaktadır. Çalışmanın test ettiği temel
hipotez; Türkiye’de bölgeler düzeyinde, ekonomik yapılar, büyümenin temel
dinamikleri, nüfus ve demografik yapılardaki değişimler vb. etkenler farklı
olduğundan ''bölgelerarası yakınsama yoktur''dur. Bu kapsamda yapılacak
parametrik analizlerde kullanılacak değişkenlerin kapsamı, literatürün öne
20
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
çıkardığı değişkenlerle kısıtlanmıştır. Bu değişkenler bölgelerarası ekonomik
büyüme farklılıkları üzerinde en çok etkili olan şu değişkenlerdir:
• Sermaye Birikimi, Yatırımlar ve Toplam Faktör Verimliliği (TFV),
• Nüfus, Göç ve Beşeri Sermaye,
• Kamusal Politika Etkileri,
• Ekonomik Yapılar (kırsal yapı/modern üretim yapısı).
Bu kapsamda yapılacak parametrik analizler marifetiyle,Türkiye’de bölgelerarası
yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesi ve etki güçlerinin saptanması
amaçlanmaktadır. Yalnız nicel analizlerin değil yoruma dayalı nitel analizlerin
de, yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesinde önemli rolü olacaktır.
Çalışmada öncelikle yakınsama ya da ıraksama olgusunun literatürün temel iki
yöntemi olan sigma yakınsaması ve beta yakınsaması ölçümleriyle belirlenmesi,
sonrasında da yakınsama/ıraksama sonucunu doğuran parametrelerin ölçülen
yakınsama/ıraksama boyutuyla ilişkilerinin belirlenmesi sağlanacaktır.
2. YAKINSAMA/IRAKSAMA OLGUSU
Küresel ekonomik yapı içinde bazı bölgeler daha zengin ve bazı bölgeler daha
yoksuldur. Bu durum temel iki soruyu öne çıkarmaktadır. Bu sorulardan ilki
“neden zengin bölgeler daha zengin ve yoksul bölgeler daha yoksuldur?”. Bu
sorunun ardından cevap bulması gereken diğer bir soru, “yoksul bölgeler ile
zengin bölgelerarasındaki fark azalmakta mıdır, artmakta mıdır?”.
Zengin bölgeler ile yoksul bölgelerarasındaki farkın varlığı ve zaman
içindeki değişimi, uzun süredir devam eden teorik bir tartışmanın temelini
oluşturmaktadır. Bu sorunsalın üzerinde yapılan tartışmalarda çeşitli görüşler
ortaya çıkmakla birlikte, tüm görüşlerin ortak paydası ekonomik büyüme ve
ekonomik büyümenin dinamikleridir.
Bir ekonomi diğer ekonomilere kıyasla neden daha hızlı büyür ya da bir
ekonomi neden eş değer kaynaklarla daha yavaş büyür sorularının cevabı
temel bir bilinmeyendir. Büyüme oranları arasındaki farkların kaynakları, bu
farkları ortaya çıkaran dinamikler ekonomik anlamda benzer pek çok sorunun
da cevabını oluşturmaktadır.
Ekonomik büyüme, ekonominin tüm değişkenleri ile karşılıklı etkileşim
içindedir. Büyüme oranları, ekonomideki başarım değerleri olduğu kadar
dinamizm göstergesi olma niteliğini de taşımaktadır. Örneğin ekonomide
büyüme sonucu, kullanılabilir kaynaklar arttığından, toplam yatırım ve
istihdamın artması beklenir. Diğer yanda da, yatırımlar ve istihdamın arttığı
durumlarda ekonominin büyümesi beklenmektedir. Ekonomik büyüme
diğer ekonomik parametrelerle iki yönlü ilişki içinde bulunduğundan, hedef
değişken niteliği taşımaktadır. Hemen tüm ekonomi politikaları için başarı
göstergesi ya da performans göstergesi olarak ekonomik büyüme oranları
21
Verimlilik Dergisi 2014/4
kullanılmaktadır.
Büyüme alanında en önemli bilinmeyenlerden biribölgelerarası büyüme
oranları arasında oluşan farklılıklardır. Büyüme oranları arasında bir fark
oluştuğunda, bir bölge diğer bir bölgeden hızlı büyüdüğünde, bahsi geçen
iki bölge arasındaki gelir düzeyleri arasındaki fark da değişmektedir. Eğer
hızlı büyüyen bölgenin başlangıç gelir düzeyi daha düşük ise, bir yakınsama
olgusundan bahsedilmektedir.
Yakınsama kavramı genel olarak, bölgelerarasında gelir düzeyleri arasındaki
farkın azalması olarak tanımlanmaktadır. İki bölge arasında, gelir düzeyleri
arasındaki farkın azalmasının tek yolu, daha düşük gelir düzeyine sahip
bölgenin daha hızlı büyümesidir. Daha hızlı büyüyen bölge başlangıçta daha
yüksek gelir seviyesine sahip bölge ise, o durumda yakınsama olgusundan
değil ıraksama olgusundan söz edilmesi gerekmektedir.
Yakınsama konusunda oluşan geniş literatürde, altı yakınsama çeşidi
tanımlanmaktadır. En yaygın kullanılan iki tanım σ-yakınsaması ve
β-yakınsamasıdır. Bu tanımlardan σ-yakınsaması; zaman içinde, gelir
düzeyleri arasındaki dağınıklığın, standart sapmanın, azalmasını ifade eder.
Başka bir anlatımla yoksul bölgelerin, zengin bölgelere kıyasla daha hızlı
büyüdükleri durumu ifade etmektedir (Williamson,1996). Diğer tarafta
β-yakınsaması ise başlangıç gelir düzeyleri ile büyüme oranları arasında ters
yönlü bir ilişkininvarlığını ifade eder (Sala-i Martin,1996). Literatürde geçen
diğer yakınsama türlerinden olan mutlak yakınsama koşulsuz bir şekilde
bölgelerarası gelir düzeyleri arasındaki farkın azalmasıdır. Koşullu yakınsama,
bölgelerarası gelir düzeyleri arasındaki farkın azalmasında/azalması için,
bölgelerarasında, yatırım düzeyleri, nüfus artış oranları vb. parametrelerin
benzerliği durumunda/şartıyla ortaya çıkan yakınsama durumudur. Kulüp
yakınsaması, koşullu yakınsamanın toplu olarak, bir bölgegrubu tarafından
gerçekleştirilmesi durumudur. Benzer ya da yakın kararlı durum düzeyine
sahip olan bölgelerin, kendi aralarında kulüp yapıları oluşturması ve aynı
kararlı durum düzeyine hareketle birbirlerinin gelir düzeylerine yakınsaması
durumudur. Polarizasyon, zengin bölgelerin kendi aralarında, yoksul bölgelerin
kendi aralarında, kulüp yakınsaması gerçekleşmesi durumunda, gelir skalasının
iki ucunda toplulaşma, “gelir düzeylerinde kutuplaşma” yaşanması durumudur
(Galor,1996).
Yakınsama süreci, düşük gelir düzeyine sahip bölge ile yüksek gelir düzeyine
sahip bölgenin gelir düzeyleri arasındaki farkın azalması olduğundan,
yakınsama doğrudan büyüme ile ilgili bir süreçtir. “Yakınsama dinamikleri” bu
açıdan ekonomik büyüme dinamikleri ile ya aynı olmalı ya da çok yakın ilişki
içinde olmalıdır.
Ekonomiler dinamik yapılar olduğundan, “nüfus artışının” yalın etkisi negatif
olmakla birlikte ekonomilerdekietkisi çok yönlü olabilecektir. Artan nüfus
farkını oluşturan topluluğun üretim gücü belli bir seviyenin üzerinde olursa,
22
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
nüfusun artışının kişi başına gelir üzerindeki negatif etkisi azalabilecek hatta
pozitif bir etki söz konusu olabilecektir. Bu durumda nüfusun artan kısmının
ekonomik üretkenliği önem kazanmaktadır. Bir başka anlatımla nüfustaki
artış tek başına bir belirleyici değildir. Nüfusun toplam üretim gücündeki artış
önemlidir.
Toplam üretim açısından bir diğer önemli parametre, ekonomideki sermaye
stoğunun büyüklüğü ve üretkenliğidir. Nüfusa benzer bir şekilde, sermaye
stoğu arttıkça toplam üretimin de artması beklenir. Solow’un içsel büyüme
teorisi de sermaye birikimini büyümenin temeli kabul etmektedir. Başka bir
bakış açısından da, sermaye birikimi, yeni yatırımlar yoluyla gerçekleştiğinden,
daha yüksek bir teknoloji seviyesi ve dolayısıyla da daha üretken bir sermaye
stoğu söz konusudur.
Üretimin temel iki bileşeni olan sermaye ve işgücü, üretim üzerindeki yegâne
belirleyiciler değildir. Ekonomilerin yapısal özellikleri, uygulanan ekonomi
politikaları gibi değişik etkenler de büyüme üzerinde belirleyici etkilere
sahiptirler.
Bölgeler arasında büyüme performanslarının farklılığının temelinde
yatan etkenler, büyüme üzerinde etkili olan faktörlerin etki farklarından
kaynaklanmaktadır. Bu faktörlerin tekil ele alınarak analiz yapılması yanlış
sonuçlara ulaşılmasına neden olabilecektir. Örneğin göç alan iki bölge arasında
büyük büyüme farklılıkları oluşabilir. Bu farkın altında, kolektif bir şekilde,
sermaye stoğunun büyüklüğü ve üretkenliği, göçle nüfusa katılan emeğin
üretkenliği, uygulanan ekonomi politikası ve kurumsal yapıların büyümeye
etkilerinin farklılıkları olabilir.
Ekonominin temel ilişkilerinden olan tasarruflar ve yatırımlar arasındaki pozitif
ilişki, büyümenin temel tetikleyicilerinden bir diğerinin de tasarruf olduğunu
göstermektedir. Tasarruf gelirin bir bölümü olduğundan, tasarrufların artması
için gelirin artması gerekmektedir. Tasarruflar arttıkça, yatırıma dönüşebilecek
kaynak artmaktadır. Bu kaynakların yatırıma dönüşmesi halinde büyüme
gerçekleşmektedir. Yatırıma dönüşen kaynaklar daha önce de bahsi geçtiği
üzere, sermaye stoğunu artıracaktır.
Yakınsamaalanında ilk çalışmalar, “yakalama” fenomeni üzerine geliştirilmiştir.
Aleksander Gerschenkron (1952) gibi iktisat tarihçileri, “gerideki” bölgelerin,
zengin bölgelerden daha hızlı büyümeye eğilimli olduğunu, bu durumda gelir
düzeylerinde bir yakınlaşma olduğunu test eden hipotezler kurmuşlardır. Bu
yakınlaşma yakınsama olarak adlandırılmıştır. Doğal olarak büyüme hızı ile
ilgili olan yakınsama olgusu, büyüme olgusu ile yakından ilişkilendirilmiştir.
Daha sonra yapılan ampirik çalışmalarda, örneğin William Baumol (1986) çeşitli
ülkeler arasında yakınsamayı ispat ederken, çeşitli ülkeler arasında da böyle bir
durumun olmadığını ortaya koymuştur (Gerschenkron ve Baumol’den aktaran
Jones, 1998).
23
Verimlilik Dergisi 2014/4
Yakınsama üzerine yapılan tartışmalar ve oluşan literatür çok çeşitli
sonuçlar ortaya koymaktadır. Ancak temelde bulguların iki ana başlık
altında toplanabileceği görülmektedir. Birinci grupta, Ravallion (2003)’deki
gibi, bulgular, ülkeler ve bölgelerarasında mutlak yakınsama olduğunu
göstermektedir. Bu bulgularla ilgili temel sorun dar bölgeörneklemleri üzerine
yapılmış analizler olmasıdır. Neoklasik büyüme teorisi de benzer bir sonucu
desteklemektedir. Neoklasik büyüme teorisine göre, benzer nüfus artış
oranına, teknoloji düzeyine ve yatırım oranına sahip bölgelerin yakın kararlı
durum düzeyleri olduğundan, belli bir zaman içinde benzer gelir seviyelerinde
birbirlerine yaklaşmaları beklenir (Jones,1998). İkinci grupta ise farklı sonuçlar
gözlemlenmektedir. Geniş bölgeörneklemleri analiz edildiğinde, neoklasik
büyüme teorisinin önerdiği birbirine yakın kararlı durum seviyelerinin belli
bölgegrupları için geçerli olduğu, bu bölgegruplarının birbirlerine yakınsadığı
gözlemlenmiştir. Ben David (1997) çalışmasında, benzer kararlı durum
seviyelerine sahip ve birbirlerine yakınsayan bu bölgegruplarının yakınsama
olgusunu “kulüp yakınsaması” olarak tanımlamıştır. Gruplar arasında, nüfus
artış oranı, teknoloji düzeyi ve yatırım oranları arasında var olan fark, grupların
yakınsamamasına, aksine ıraksamasına neden olmaktadır. Bu durumda, kişi
başına gelir skalasında, üstte birbirlerine yakınsayan bir grup, ortada ve altta
birbirlerine yakınsayan diğer grupların varlığı söz konusu olmuştur. Bianchi
(1997) çalışmasında, gelir skalasında oluşan bu kutuplaşmayı “polarizasyon”
olarak tanımlamıştır. Ortaya çıkan durum ise ikili bir yapıyı/”bimodalite”yi
göstermektedir.
Tespit edilen durum ister mutlak yakınsama, ister grup/kulüp yakınsaması
olsun, ortaya çıkan durumun gerekçeleri temelde aynıdır. Yakınsama olgusu,
bir büyüme farklılığı sonucu olduğundan, yakınsama/ıraksama dinamikleri,
büyüme dinamikleri ile ya aynıdır ya da doğrudan ilişkilidir.
Yakınsama için gerekli olan şartlardan ilki, öndeki bölgeyi yakalayacak
olan arkadaki bölge ile öndeki bölgenin benzer, yakın bir kararlı durum
seviyesine sahip olma gerekliliğidir (Jones,1998). Bunun için daha önce de
belirtildiği üzere, benzer nüfus artış oranlarına, benzer teknoloji düzeylerine
ve benzer yatırım oranlarına sahip olunması gerekir. Ayrıca Solow’un temel
denklemlerinden2 de çıkarılabileceği gibi, benzer tasarruf oranları ve benzer
sermaye amortisman oranlarının da mevcudiyeti gereklidir. Solow’un önerdiği
üzere, teknoloji seviyelerinin yakın olması, özellikle üretkenlik açısından
önemlidir. Solow’un modelineüretimin diğer faktörü olan işgücü ile ilgili katkı
Romer’den (1986) gelmiştir. Romer, büyüme için anahtar rol oynayan teknoloji
kadar, beşeri sermaye birikiminin de önemini ortaya koymuştur. İçsel büyüme
modeli bu katkıdan sonra daha zengin bölgelerin bu durumlarına açıklama
2∆K=sY-(n+d)K (Sermaye stoğundaki değişim, tasarruf oranından (s) olumlu, nüfus artış hızı (n) ve
amortisman (d) oranından olumsuz etkilenmektedir. Sermaye stoğundaki pozitif değişim büyüme
sonucunu doğurmaktadır.
24
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
olarak, daha yüksek fiziksel sermaye yatırım oranları ve daha büyük oranda
zamanın eğitim ve beşeri sermaye birikimine ayrılmasını ortaya koymuştur.
Yeni fiziksel sermaye yatırımlarının daha üst düzey bir teknolojiyi, daha eğitimli
işgücünün daha üst düzey bir üretim becerisini ifade etmesinden dolayı,
model büyümenin temel anahtarı olarak verimliliği belirlemiştir. Toplam faktör
verimliliğin (TFV) artışının büyümenin anahtarı olduğu ortaya koyulmuştur.
Büyüme için, yalnız fiziksel ve beşeri sermaye birikimin artırılması ve bu yolla
TFV’nin artırılmasının yeterli olmadığı, ekonomilerde altyapıların, kurumkural ve regülasyonların da belirleyici olduğu kabul gören bir yaklaşımdır
(Acemoğlu vd.,2001 ve Jones, 1998). Yapısal farklılıklar, diğer tüm parametreler
eşit olduğunda ortaya çıkan büyüme farklılıklarının temelini oluşturmaktadır.
Yapısal farklılıklar, başlangıç gelir düzeyleri arasındaki farklılıkların da
gerekçesidir.
Yakınsama analizlerinde ölçek ülkeden bölge düzeyine indirildiğinde
analizlerin perspektifini etkileyen temel bazı değişkenler söz konusudur. Bu
değişkenlerin başında, ülkenin büyüme performansı gelmektedir. Bir ülkedeki
büyüme performansı arttıkça, bölge içinde gelir dağılımının bozulduğuna
ilişkin temel teori, Arthur Okun (1952) tarafından ortaya koyulan etkinlik/
adalet ödünleşimidir (değiş tokuşu/trade off). Bu yaklaşım temel ekonomi
denklemlerinden türetilmiştir. Bir bölgenin büyümesi yatırımlarla doğrudan
ilişki içindedir. Ekonomideki yatırım miktarı, tasarruflar arttıkça artmaktadır.
Bir ekonomide tasarrufların artırılması için, harcama eğilimi daha düşük olan
görece zengin kesim lehine, bölüşümde adaletin bozulması gerekmektedir.
Böylelikle ekonomi daha fazla yatırım yapabilecek ve daha yüksek oranda
büyüyebilecektir. Eşit oranlar söz konusu olmasa dahi, belli bir miktar büyüme
performansı fazlası için, belli oranda gelir dağılımı adaletinden vazgeçilmesi
gerekmektedir. Bu değiş tokuş, etkinlik/adalet ödünleşimi olarak bilinmektedir.
Ekonomilerin daha yüksek büyüme için uyguladığı politikalar, etkinlik/adalet
ödünleşiminden dolayı ülke içi gelir dağılımını bozma eğiliminde olduğu
kadar, bölgelerarası gelir dağılımını belirleyen parametreleri de etkilemektedir.
Şöyle ki, ekonomi politikaları daha üretken sektörleri destekler nitelikte
olduğunda, o sektörlerin yoğun olduğu bölgelere göç ve yatırım yoğunluğu
yaşanabilecektir. Bu durum söz konusu avantajlı bölgelerin diğer bölgelerden
daha hızlı büyümesine neden olacak ve bölgelerarası ıraksama olgusu ortaya
çıkacaktır.
25
Verimlilik Dergisi 2014/4
3. TÜRKİYE’DE BÖLGELERARASI GELİR DAĞILIMI ANALİZLERİ
Gelir dağılımına ilişkin literatür, genel olarak gelir grupları arasındaki gelir
dağılımını, iş/meslek ekonomik işlev (fonksiyonel gelir dağılımı) temelli gelir
dağılımını ya da bölgelerarası gelir dağılımını odak noktası kabul etmektedir.
Bölgelerarası
gelir
dağılımı
kalkınmışlık
farklılıkları
temelinde
değerlendirilmekte olan bir alandır. Kalkınmışlık farklılıklarına neden olan
çeşitli faktörler, gelir dağılımı yakınsama/ıraksama olgusunun da temeli
olarak değerlendirilmiştir. Literatürde, Garofalo ve Yamarik (2002) ve Erdoğan
ve Ataklı (2012), sermaye yoğunlaşmasının ve yatırımlarla artan etkinliğin
farklılaşmanın nedeni olduğunu savunmuşlardır. Benzer bir şekilde, Tamura
(1991) beşeri sermaye farklılaşması kaynaklı bir yakınsama/ıraksama olgusu
üzerinde dururken, Shioji (2004) ve Clark (2011) gelir dağılımının doğal
süreçlerle belirlendiğini savunmaktadırlar.
Türkiye için, bölgelerarası gelir dağılımı analizlerine ilişkin yapılan çalışmalarda,
bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamikleri açısından sınırlı
bir çerçevede sonuçlara ulaşılmıştır.
Kamu maliyesi uygulama farklılıkları (Voyvoda, 2012), bölge düzeyinde
sektörel farklılaşmalar (Özsabuncuoğlu, Direkçi, 2012), iç göç (Kırdar,
Saraçoğlu, 2012), bölgesel yapısal farklılıklar (Mutlu, 2012), genel ve bölgesel
büyüme politikalarının etkileri (Yiğidim, 2012), verimlilik farklılıkları (Tuncer,
Özuğurlu, 2004) ve kamu müdahaleleri/kamu bankalarının etkinliği (Önder ve
Özyıldırım, 2012) gibi faktörler, çalışmalarda ön plana çıkmaktadır.
Yapılan çeşitli ampirik çalışmalarda da (Tuncer, Özuğurlu, 2004 ve Elvan,
Tarihsiz gibi) bölge yapıları çok genel olarak ele alınmış olup en fazla İBBS I
yani 12 bölge ele alınmıştır. İBBS II yani 26 bölgenin ele alındığı gelir dağılımı
analizlerine rastlanamamıştır.
3.1. Bölgelerarası Gelir Dağılımı Analiz Teknikleri
Bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizleri literatürünü dünya
geneli için yapılmış teknik çalışmalar şekillendirmiştir. Genellikle ülkelerarası
gelir dağılımı analizleri yapılan bu çalışmalarda kullanılan ekonometrik
yöntemler açısından öne çıkanlar, Quah (1996), Durlauf ve Quah (1999),
Durlauf, Johnson ve Temple (2005), Ermisch (2004), Hsaio (2003) ile Phillips
ve Sul (2007)’un çalışmalarıdır. Bu çalışmaların ortak noktası panel data
üzerinden, zaman serileri ve OLS (Ordinary Least Squares) yöntemleriyle
gerçekleştirilmeleridir.
Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde kullanılan bu teknikler, çeşitli karar
birimlerinden oluşan bir grubun gelir düzeylerinin (kişi başı) birbirlerine
yakınsayıp yakınsamadıklarının analizi için olduğu kadar varsa ortak kararlı
denge seviyesinin tespiti için de kullanılmıştır. Bu yaklaşımın içinde barındırdığı
en büyük sıkıntı “bir ortak kararlı denge düzeyinin varlığı” varsayımıdır. Bu
varsayım kuvvetsiz olduğu kadar, ekonometrik yöntemlerin güvenilirlik
26
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
düzeyini de düşürmektedir.
Ekonometrik analizlere karar birimleri olan ülkelerin/bölgelerin toplu sokulması
alan açısından sakıncalı bir durumu daha içermektedir. Gelir dağılımı alanında
yalnızca toplu bir yakınsamanın varlığı değil varsa kulüp yakınsaması ve
kutuplaşma olgularının varlığı da önem taşımaktadır. Bu bakış açısıyla, toplu
değerlendirmelerden çok, detaylı değerlendirmeler önem taşımaktadır.
Analizde kullanılacak olan karar birimleri olan bölgelerarasında, kişi başına
gelir düzeylerinin topluca birbirlerine yakınsaması ya da ıraksaması basitçe,
karar birimlerinin tümünü içine alan varyans katsayısı analizi ile tespit edilebilir.
Şöyle ki:
VAR
: t zamanında bölgeler
başına gelirlerinin varyans katsayısı olursa ve örneğin bir
‘nin kişi
değerine sahipse;
VAR (B1,t+1; B2,t+1; B3,t+1; …… ; Bn,t+1) : t+1 zamanında (bir sonraki ölçüm
zamanında) bölgeler B1, B2, …., Bn ‘nin kişi başına gelirlerinin varyans katsayısı
olacaktır ve örneğin Kt+1 değerine sahip olacaktır.
Bu durumda, Kt+1< Kt durumu söz konusu olduğunda bölgelerarası toplu
bir yakınsamadan Kt+1> Kt durumu söz konusu olduğunda da toplu bir
ıraksamadan bahsedilmesi gerekecektir.
Ayrıca her yıl için kişi başına gelirin farklılaşması ile diğer faktörlerin farklılaşması
arasında kurulacak korelasyon ilişkisi, analiz kapsamında yakınsama/ıraksama
dinamiklerinin belirlenmesini sağlayacaktır.
Bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizlerinde göz ardı
edilmemesi gereken bir diğer durum ikili karşılaştırmalardır. Bu karşılaştırmalar,
iki bölgenin dönem başı kişi başı gelirlerinin oranlarının dönem sonundaki kişi
başı gelirlerinin oranlarıyla karşılaştırılmasıdır. Bu analiz sonucunda, küçük grup
yakınsamaları tespit edilebilir. Bu tespitler kulüp yakınsaması durumlarının
ortaya koyulmasına yardımcı olacaktır. Yine bu analizler sonrasında varsa
literatürde sıkça vurgu yapılan bölgelerarası gelir dağılımında, polarizasyon
(kutuplaşma) olgusunun söz konusu olup olmadığı tespit edilecektir.
Böyle bir durumun varlığının ispatı birden fazla kararlı denge durumunun
bölgelerarasında varlığını ortaya koyacaktır. Bu durumda oluşan kutuplar/
gruplar arasında yeniden varyans katsayısı analizi yapılarak bu durumun
kesinleştirilmesi gerekmektedir. Alt grup varyans analizlerinde, bütün grup
varyans katsayısından yüksek varyans çıktığı takdirde grup yakınsaması ispat
edilmiş olacaktır.
Ülke içi ve bölgelerarası gelir eşitsizlikleri konusunda yapılan çalışmalarda,
özellikle öne çıkan Azzoni (2001) Brezilya bölgeleri için, Barro ve Sala-i Martin
(1992) ABD metropolitan şehirleri ve eyaletler için, Neven (1995) AB bölgeleri
için ve Jian vd. (1996) Çin bölgelerarası gelir eşitsizlikleri üzerine yaptıkları
çalışmalarda içsel büyüme kuramı temelli analizler gerçekleştirmişlerdir.
27
Verimlilik Dergisi 2014/4
Bu analizlerde öne çıkan yaklaşım, öncelikle β yakınsamasının test edilmesidir.
Bir başka anlatımla, öncelikle test edilen, alanda genel kabul gören “baz
etkisi”’nin saptanmasıdır. Bu yaklaşıma göre, başlangıç gelir seviyesi daha
düşük olan bölgelerin, daha yüksek olan bölgelere kıyasla daha yüksek
oranda büyüyecekleri tezinin sınanmasıdır. Öne çıkan tüm çalışmalarda, bu tez
sınanmış ve kabul edilmiştir. Ancak ilişkinin kuvveti değişkenlik göstermektedir.
Bu değişkenliğin nedeni olarak da test edilen bölgelerin içinde bulundukları
ekonomilerin yapısal farklılıkları gösterilebilir.
Barro (1996) çoklu regresyon analizi ile etki eden faktörleri belirlemeye
çalışmış, teoriyle tutarlı sonuçlara ulaşmıştır. Etki eden faktörler arasında en
yüksek etkiye sahip olan faktörlerin, beşeri sermaye ile işgücü ve sermayenin
mobilitesi olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmanın ardılları olan hemen
tüm çalışmalar benzer bir yaklaşımla, önce β yakınsaması sonrasında eklenen
kukla değişkenlerle, regresyon analizi ile yakınsama/ıraksama olgusunun
temel dinamiklerini çözümleme yolunu tercih etmişlerdir.
Türkiye için yapılan çalışmalar için de benzer bir durum söz konusu olmakla
birlikte, ana akım alan çalışmalarının Barro ve Sala-i Martin (1992), Sachs vd.
(2002), Sala-i Martin (1996) vb. çalışmalarda kullanılan yöntemlerden farklı bir
yaklaşım ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Özellikle β yakınsamasının görece karmaşık
yapısına dayalı sonuçlarından uzaklaşılmış ve σ yakınsaması, analizlerin
temelini oluşturmuştur. σ yakınsaması β yakınsamasından farklı olarak, basitçe
bölgelerarası gelir dağılımının standart sapması ya da varyans katsayısına
dayanılarak analiz edilmesini öngören bir yaklaşımdır. Varsayımlardan arınmış
olması ve temel bir yöntemi benimsemesi nedeniyle σ yakınsama analizinin β
yakınsama analizinden daha güçlü sonuçlar verdiği kabul edilmektedir.
Bu kapsamda Türkiye için yapılan bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde
öne çıkan çalışmalar arasında, Karaca (2004), Altınbaş vd. (2002) ve
Berber vd. (2000) gibi çalışmalarda σ yakınsama analizlerinin daha fazla
kullanıldığı görülmektedir. Özellikle Karaca (2004) çalışmasında 1975-2000
yıllarını kapsayan25 yıllık dönem için yaptığı analizde σ yakınsama analizi
gerçekleştirmiş ve 25 yıllık süreç içine toplam % 33 düzeyine yaklaşan iller arası
ıraksama durumunu ortaya koymuştur.
Ekonomi içi, bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizlerinde
σ-yakınsama analizlerinin ağırlıklı kullanılmasının ve regresyon analizlerinden
daha sağlıklı sonuç vermesinin nedeni, bölgelerarası heterojenleşme
olgusudur. Birbirlerine benzemeyen bölgesel ekonomik yapıların homojen
yapılar oldukları varsayımıyla yapılan analizlerin, etki eden faktörlerin
(bağımsız değişkenlerin) etki güçlerini istatistiki olarak anlamsız çıkarması
doğaldır. Ekonometrik analizlerde bağımlı değişkeni tanımlayan bağımsız
değişkenler arasında güçlü ilişki bulunması “multicollinearity” (çoklu bağıntı)
sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bölgelerarası gelir dağılımı için ele alınan
bölgelerin her biri için multicollinearity sorunu farklı faktörler arasında söz
28
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
konusudur. Bu durum örneğin göç/gelir ilişkisi gibi her bölge için aynı olan
faktörler söz konusu olduğunda aşılabilir bir sorun olmakla birlikte, eğitim/göç/
TFV gibi her bölge için farklılaşan faktör grupları söz konusu olduğunda daha
derin bir sorun haline gelmektedir. Regresyon analizinin sonuçlarını zayıflatan
bu durumun temel nedeni bölgelerarası sektör yoğunluk farklılıklarının çok
yüksek olmasıdır.
3.2. Veri Seti
Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımı analizi çerçevesinde yapılacak analizin,
kıyaslamaya konu olan birimleri istatistiki bölgelerdir. Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne uyum sürecinde Devlet İstatistik Enstitüsü (şimdiki adı Türkiye
İstatistik Kurumu (TÜİK)) ve Devlet Planlama Teşkilatı (şimdiki adı Kalkınma
Bakanlığı) 2004 yılında Türkiye’yi 3 ayrı sınıflandırma ile istatistiki bölgelere
ayırmışlardır. Bu bölgeler İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) ya da
AB’deki orijinal adıyla NUTS olarak bilinmektedir.
Bu çalışmada bölgelerarası gelir dağılımı analizi, İBBS Düzey 2 (26 Alt Bölge)
sınıflandırmasıyla yapılmıştır.
Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde kullanılacak veri öncelikle yukarıda
tanımlanan bölgeler düzeyinde kişi başına GSYİH (baz yıla indirgenmiş)
değerleridir. Resmi olarak İBBS2 düzeyinde veriler 2004 yılından başlamaktadır.
İller düzeyindeki ham veriler ise 1975 (DİE ve DPT verileri) yılından itibaren
mevcuttur. Bu veriler il bazında cari kişi başı GSYİH değerleridir. İl bazında
mevcut olan bu veriler 1975-2001 yılları arasındaki tüm yılları kapsamakta
ancak 2001 yılında sona ermektedir. Daha sonraki yıllara ait veriler en düşük
seviyesi İBBS2 düzeyi olan bölge bazlı, kişi başı katma değer verileridir. TÜİK
“katma değer” verileri için yayınladığı tanımlamada, “çıktılar ile bu çıktıların
3
üretilmesi sürecinde kullanılan girdiler arasındaki fark” çerçevesini çizmektedir.
Bölge düzeyinde gelir verisi olmadığı için 2004 sonrası dönem için (gelire en
yakın tanıma sahip olduğu için) bu veri kullanılmıştır. 2001-2004 arası veri
bulunmayan zaman diliminde bölgelerarası gelir dağılımının değişmediği
varsayılmış, 2001’den 2004 verilerine geçiş yapılmıştır.
1975-2001 arasında mevcut bulunan il bazında cari fiyatlarla kişi başı GSYİH
1987 fiyatlarına deflate edilmiştir. 2004-2012 döneminde bölgesel düzeyde cari
fiyatlarla kişi başı GSYİH (KBGSYİH) verileri ise, GSYİH hesaplama yönteminde
yapılan değişiklikten dolayı, 1998 fiyatlarına deflate edilmiştir. Araştırma
kapsamında analize dahil edilecek temel veriler bu sebeple iki ayrı zaman
dilimine bölünmüştür. Bu durum analizin de iki ayrı zaman dilimi için ayrı
ayrı yapılmasını zorunlu kılmıştır. Baz yıla indirgeme için kullanılan indirgeme
katsayıları yıllar itibariyle Çizelge 2’de gösterilmiştir.
1975-2001 döneminde iller bazında mevcut bulunan ve 1987 baz yılına
indirgenmiş KBGSYİH, İBBS2 sınıflandırmasına göre düzenlenirken ağırlıklı
3 http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1075
29
Erişim Tarihi: Aralık 2013.
Verimlilik Dergisi 2014/4
ortalama yöntemi kullanılmıştır.
Tüm bu hesaplamalar sonucunda Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımı
yakınsama/ıraksama analizi için temel oluşturacak İBBS2 düzeyi KBGSYİH veri
seti oluşturulmuştur.
3.3. Türkiye’de Bölgelerarası Yakınsama Analizleri
Ülke içi yakınsama analizlerinde kullanılan teknikler, ülkelerarası yakınsama
analizlerinde kullanılan tekniklerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Literatürde
Barro ve Sala-i Martin (1992), Quah (1996) ve Barro (1996) çalışmaları
sonrasında genel olarak literatürdeki çalışmaların tamamında aynı yöntemler
kullanılmıştır. Bu yöntemler β-yakınsaması ve σ-yakınsaması analizleridir.
Bu yöntemler yüksek yeterliliğe sahip yöntemler olmakla birlikte, araştırma
sorularına bağlı olarak zaman zaman eksik kalabilmektedirler. Örneğin ülke içi
bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde“yakınsayan kulüpler”ve“polarizasyon”
tespiti konularında bu yöntemlerin yetersiz kaldığı görülmektedir.
Bu çalışma kapsamında yakınsama analizlerinde izlenecek yol, öncelikle
literatürü takiple β-yakınsaması ve σ-yakınsaması analizleri olacaktır. Sonraki
adımda, yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesi için ilgili faktörlerin
varyanslarının, bölgelerarası kişi başı gelirin varyansı ile korelasyonu
hesaplanarak bir ilişkinin varlığı, varsa gücü ve yönü konusunda bulgulara
ulaşılacaktır.
3.3.1. Türkiye İçin β-Yakınsaması Analizi
Literatürde geçtiği şekliyle β-yakınsaması temel baz etkisi odaklı yaklaşımdır.
Bu yaklaşıma göre bölgelerarası büyüme oranı farklılıklarının, bölgelerin
başlangıç gelir düzeyine bağlı olduğu önermesi sınanır. Literatürdeki genel
kabul, böyle bir ilişkinin güçlü bir şekilde var olduğu ve görece düşük
başlangıç; kişi başı gelir seviyesine sahip bölgelerin, görece yüksek başlangıcın
ise kişi başı gelir seviyesine sahip bölgelere kıyasla daha hızlı büyüdüğüdür.
Bir diğer anlatımla yoksul bölgeler, görece zengin bölgelere kıyasla daha hızlı
büyümektedirler.
Bu önerme regresyon analizi ile sınanmaktadır. Kurulan model Barro (1996) ve
Barro ve Sala-i Martin (1992)’yi takiple şu şekildedir:
Regresyon analizi sonrasında β-yakınsamasının olduğunun tespiti için “dönem
başı gelir” değişkeninin katsayısı olan β1’in sıfırdan büyük olması, veri güven
aralığında (% 95) istatistiksel olarak anlamlı olması gerekmektedir. Ayrıca
modelin bağımlı değişkeni açıklama kuvveti olan R2 değerinin yüksek (% 80’in
üstü tercih edilir) olması istenir. Bunların yanında modelde çözülen β değişkeni
için, modelin hata teriminin varyansı değişken olmamalıdır (heteroskedasticity
30
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
olmamalıdır).
Yakınsama analizleri kapsamında gerçekleştirilen β-yakınsaması analizlerinde,
kurulan modelde β1 katsayısı için hesaplanan p-değeri belirleyici değişkendir.
Bunun nedeni sınanan yokluk hipotezi olan:
H0 : β1 = 0;“Büyüme oranının başlangıç gelir düzeyiyle ilişkisi bulunmamaktadır”.
Test sonucu hesaplanan p-değeri % 95 güvenilirlik düzeyi için 0,05 değerinden
büyük olduğunda bu hipotez kabul edilmektedir. p-değeri sıfıra yaklaştıkça bu
iki değişken arasındaki ilişkinin güçlendiği kabul edilmektedir. Yakınsamanın,
β-yakınsamasının olduğunun gözlemi için şu şekilde bir grafiğin ortaya
çıkması gereklidir:
Büyüme Oranı
Yüksek Başlangıç
Gelir - Düşük Büyüme
Hızı
Şekil 1. β-Yakınsaması Gözlem Grafiği (Belirli Dönem İçinde)
Literatürde β-yakınsaması analizleri genelde 5 yıllık ya da 10 yıllık dönemlere
sair gerçekleştirilmiştir. Literatürle uyumlu olması açısından 1975-2001 dönemi
üç alt döneme ayrılmıştır. 1975-1980, 1980-1990 ve 1990-2001 dönemleri
analize dahil edilmiştir. İlgili β-yakınsaması analizi sonuçları, tespit edilen ve
çözümlenen heteroskedasticity probleminin çözümü ardından kurulan model
değerleriyleÇizelge 1’de gösterilmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye için yapılan
çalışmalarda Kırdar ve Saraçoğlu (2012), Tuncer ve Özuğurlu (2004), Erlat
(2012) ve Karaca’nın (2004) çalışmalarıyla uyumlu bir yaklaşım niteliğindedir.
31
Verimlilik Dergisi 2014/4
Çizelge 1. Türkiye için 1975-2001 Arası Dönemler Bazında β-Yakınsaması
Analizi
1975-2001 yılları arasında Türkiye için yapılan β-yakınsaması analizinde bir
dönem dışında(1990-2001), % 95 güvenilirlik düzeyinde, başlangıç kişi başı
gelir düzeyleri ile gelirin büyüme hızı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
İstisnasız her alt dönem için β-yakınsaması çerçevesinde kurulan modelin
bağımlı değişkeni açıklama gücü çok zayıf ya da zayıf çıkmıştır. Sonuç olarak
bu dönem (1975-2001) için Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/
ıraksama dinamikleri arasında, baz etkisinin olmadığı, başlangıç gelir
düzeyinin büyüme hızını etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak 1990-2001
döneminde modelin bağımlı değişkeni açıklama gücü zayıf olmakla birlikte, %
2,1’lik bölgelerarası bir ıraksamnın varlığı tespit edilmiştir.
Literatür ile uyumlu olması açısından 1975-2001 yılları tek bir dönem olarak
alınarak, 26 bölgenin bu dönem içinde gelirinin büyüme hızının başlangıç
gelir düzeyi ile istatistiki olarak anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığına dair
yapılan analizin sonucu Çizelge 2’de gösterilmektedir.
32
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
Çizelge 2. 1975-2001 Dönemi β-Yakınsaması Analizi
Yıl bazında yapılan analizlerle tutarlı bir biçimde dönemin bütün olarak analize
dahil edildiği durumda sonuç değişmemiş, bölgelerin başlangıç gelir düzeyleri
ile büyüme hızları arasında anlamlı bir ilişki ispatlanamamıştır.
Benzer bir analiz veri kısıtı nedeniyle 2004-2011 yılları arasında, bölge
düzeyinde kişi başı katma değer parametresinin gelir yerine kullanılmasıyla
yapıldığında çıkan sonuç Çizelge 3’te gösterilmektedir.
Çizelge 3. Türkiye İçin 2004-2011 Arası Yıl Bazında β-Yakınsaması Analizi
2004-2011 yılları arasında tüm dönemi kapsayan β-yakınsaması analizinde,
başlangıç gelirinin dönem içindeki ortalama yıllık büyümeyi açıklamagücü
çok düşük çıkmıştır. Modelin bağımlı değişkeni açıklama gücü düşük olmakla
birlikte, % 95 güven düzeyinde anlamlı bir ilişki söz konusu olup, başlangıç
gelir düzeyi ile yıllık ortalama büyüme arasındaki ilişkinin katsayısının negatif
33
Verimlilik Dergisi 2014/4
olmasından dolayı β-ıraksaması sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda da 20042011 yılları arasında Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımı için β-yakınsaması
olgusunun var olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak β-yakınsaması analizine dahil edilen 5 dönemin sadece 2’sinde
görece çok düşük R2 değeri ile birlikte, istatistiki olarak anlamlı bir ıraksama
ilişkisi tespit edilebilmiştir. Türkiye için bölgelerarasında β-yakınsaması yoktur
sonucuna ulaşılmıştır. Literatürün genel önermesinin aksine 33 yıllık dönem
itibariyle, Türkiye için daha düşük gelire sahip bölgelerin daha hızlı büyüdükleri
istatistiki olarak reddedilmiştir.
3.3.2. Türkiye İçin σ-Yakınsaması Analizi
Gelir dağılımı analizlerinde kullanılan bir diğer yöntem σ-yakınsaması analizidir.
Gelir dağılımı β-yakınsaması analizinden farklı olarak σ-yakınsaması herhangi
bir parametre ile yakınsama olgusunu açıklamaya çalışmamaktadır. Daha
temel bir soru olarak “gelir dağılımında yakınsama var mıdır?” sorusuna cevap
aranmaktadır. Kullanılan yöntem, temel yöntemlerden olan varyans ölçüm ve
kıyaslanmasıdır. Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde bir dönemin başında
bölge gelirlerinin varyansı dönem sonunda bölge gelirlerinin varyansından
büyük olduğunda, bir diğer anlatımla dönem boyunca gelir düzeyleri
arasındaki varyans azaldığında, bölgelerarası gelir dağılımının düzeldiği
sonucuna ulaşılmaktadır. Literatürde bu yöntem β-yakınsaması analizleri ile
birlikte kullanılmaktadır. Bölgelerarası gelir dağılımında yakınsamanın söz
konusu olduğu durumlarda zamana göre negatif eğimli varyans katsayısı
grafiği gözlemlenmelidir.
Varyans
Başlangıç
Zaman
Şekil 2. σ-Yakınsaması Gözlem Grafiği
34
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
Türkiye için 1975-2001 yıllarını kapsayan bölgelerarası gelir dağılımı
σ-yakınsaması analiz sonuçları Çizelge 4’te sunulmaktadır.
Çizelge 4. 1975-2001 Yılları Arası Bölge Kişi Başı Gelir Düzeyleri Varyansı
Yakınsaması Analizi
1975-2001 yılları arasında σ-yakınsaması analizi, Türkiye’de bu dönemde
bölgelerarası gelir dağılımının % 156,6 oranında bozulduğunu göstermektedir.
1975 yılına ait bölge kişi başı gelir varyansının, 2001 yılına gelindiğinde %
156,6 oranında arttığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu dönemde bölgelerarası
kuvvetli bir ıraksama söz konusudur. Yıllık ıraksama hızı ortalama 1,68 yüzde
puan olarak hesaplanmıştır.
35
Verimlilik Dergisi 2014/4
Şekil 3. 1975 - 2001 Bölge Gelir Düzeyleri Varyansı
Şekil 3’te gösterilen bölge gelir düzeyleri varyans grafiği kılavuz çizgisi eğimi
pozitif olacaktır. σ-yakınsaması olması durumunda gözlemlenmesi muhtemel
grafikteki kılavuz çizgisi eğimi ise negatif olmalıdır. Şekil 3’te bölgelerarası gelir
dağılımı ıraksamasından dolayı pozitif eğim söz konusudur.
Türkiye’de gelir dağılımı analizi çerçevesinde, gelir dağılımının en yüksek
oranda bozulduğu yıllar σ-yakınsaması ile tespit edilebilir. Türkiye’de
bölgelerarası gelir dağılımının en bozuk olduğu yıllar (1975-2001 dönemi
içinde), 1997-1998-2000 yılları olmuştur.
2004 sonrası için yapılan ve gelir yerine bölge düzeyinde kişi başı katma
değer verilerinin kullanıldığı σ-yakınsaması analizi sonuçları Çizelge 5’de
gösterilmektedir.
36
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
Çizelge 5. 2004-2011 Yılları Arası Bölge Kişi Başı Gelir Düzeyleri Varyansı
Yakınsaması Analizi
2004 sonrası bölgelerarası gelir dağılımı bozulması çok daha hızlanmış
görülmektedir. 8 yıllık dönem boyuncabölgelerarası gelir varyansı yılda
ortalama % 21 toplamda ise % 382 artmıştır. Bu veri, Türkiye’de bölgelerarası
gelir dağılımının 2004-2011 yılları arasında yaklaşık 3,8 kat bozulduğu
anlamına gelmektedir.
Bölgelerarası gelir dağılımında meydana gelen yıllık ortalama bozulma
18.24 yüzde puandır. Bu bozulma hızı, 1975-2001 döneminde gözlemlenen
yıllık ortalama bozulma hızının 10 katından fazladır. Bir başka anlatımla 2004
sonrası Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımındaki bozulma aşırı hızlanmıştır.
2007-2008 arası bir düzelme gözlemlenirken, bozulmanın en hızlı yaşandığı yıl
olarak 2011 yılı (% 42) belirlenmiştir.
2004 sonrası bölge düzeyi kişi başı gelir varyans grafiği yine pozitif eğimli
ancak daha dik eğime sahip bir şekilde oluşmuştur.
37
Verimlilik Dergisi 2014/4
Şekil 4. 2004-2011 Arası Bölge Gelir Düzeyleri Varyansı
Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımına yönelik yapılan σ-yakınsaması analizi
sonucunda da β-yakınsaması analizi sonucuyla tutarlı bir biçimde kuvvetli
ıraksama durumu ispatlanmıştır.
3.3.3. TFV ve Diğer Bölgelerarası Gelir Dağılımı Yakınsama ve Iraksama
Dinamikleri
Türkiye için yapılan yakınsama analizleri kapsamında ortaya koyulan
σ-yakınsaması analiz sonuçları Türkiye’de bölgelerarasında kişi başı gelirin
varyansının zaman içinde arttığı sonucunu ortaya koymaktadır. Iraksama
olgusunun varlığı bu analizler sonucunda ispat edilmiş olmakla birlikte, bu
durumun nedenleri bu analizler kapsamında ortaya koyulamamaktadır. İlgili
literatürün sıkça vurgu yaptığı yakınsama/ıraksama dinamiklerinin Türkiye
için yapılan analizlerde ortaya çıkan ıraksama olgusu ile ne ölçüde ilişkide
olduğunun saptanması daha detaylı analizler gerektirmektedir. Bu bölüm
kapsamında yakınsama/ıraksama dinamikleri olarak literatürce ön plana
çıkarılmış faktörlerin Türkiye’de bölgelerarası gelir dağılımı ıraksama olgusu ile
ne denli yakın ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Belirlenen yöntem, gözlem
döneminin çok kısa olması (7 yıl) ve ilgili faktörlerin sayısının fazla olmasından
dolayı, literatürdeki yaklaşımlardan kısmen farklılık göstermektedir.4
Yakınsama/ıraksama analizleri kapsamında, ıraksama dinamikleri olarak
belirlenen faktörlerin varyanslarının, bölgelerarası kişibaşı gelir parametresi
yerine kullanılan bölgelerarası kişi başı katma değer parametresinin varyansı ile
4 Literatürde sıkça regresyon analizleri kullanılmakla birlikte, dönemin kısa olması ve bağımsız
değişken sayısının fazla olması modelleme sorunlarına neden olduğundan bu çalışma kapsamında
regresyon analizlerine yer verilmemiştir.
38
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
ne ölçüde ilişki içinde olduğu hesaplanmıştır. Analiz için seçilen dönem 20042011 dönemidir. Bu dönemin seçilmesinin öncelikli nedeni görece güncele
en yakın verileri kapsamasıdır. Diğer bir neden ise, belirlenen yakınsama/
ıraksama dinamiklerinin ilgili verilerinin ortak olarak sadece bu dönem için var
olmasıdır. Bir diğer anlatımla, dönem seçimi, verinin doğası ve güncele yakınlık
kapsamında yapılmıştır.
Türkiye için gerçekleştirilen yakınsama/ıraksama analizleri sonucunda ortaya
çıkan ıraksama olgusunun, ilgili literatür tarafından ortaya koyulan faktörler
tarafından belirlendiği varsayıldığında, bu faktörlerin aynı zamanda Türkiye
için bölgelerarası gelir dağılımı ıraksama dinamikleri oldukları da kabul
edilmelidir. Bu faktörler:
a.Net Göç Oranı: Bir bölgenin yıl içinde aldığı ya da verdiği net göç
miktarının bölge nüfusuna bölünmesiyle elde edilen parametredir.
Literatürde nüfus ile birlikte değerlendirilmektedir.
b.Nüfus: Bir bölgenin nüfusunun toplam nüfusa oranını içeren parametredir.
Büyüme teorileriyle tutarlı bir şekilde, nüfusun bölgenin iktisadi büyümesini
doğrudan etkilediği kabul edilmektedir.
c.Beşeri Sermaye: Özellikle büyüme literatürüyle uyumlu bir şekilde,
işgücünün miktarı kadar niteliğinin de önemli olması durumunu temsil
eden parametredir. Analizler kapsamında Türkiye için yaygın eğitim
istatistiklerinden faydalanılmıştır. Sertifikalı mesleki eğitim kapsamında,
bölgelerin verilen eğitimlerden faydalanma oranları bu parametreyi
oluşturmaktadır.
d.Kişi Başına Brüt Sermaye Yatırımı ve TFV: Büyüme teorileriyle uyumlu
bir şekilde, sermaye oluşumu ve verimliliği temsil eden parametredir.
Türkiye için yapılan analizlerde, yıl içinde Türkiye çapında gerçekleştirilen
toplam sermaye yatırımlarının bölge payları analizlere dahil edilmiştir.
e.Kişi Başı İhracat: Bölgelerin, Türkiye’nin toplam ihracat hacminden
aldıkları payın bölge nüfusuna oranıdır. Bu parametre kapsamında,
dış ticarete açıklık veya yakınlık derecesinin analizlere dahil edilmesi
sağlanmıştır.
Bu faktörlerin tümünün yıllık bölgelerarası varyanslarının, bölgelerarası
kişi başı katma değer varyansı ile korelasyon düzeyleri Çizelge 6’da
gösterilmektedir.
39
Verimlilik Dergisi 2014/4
Çizelge 6. Bölgelerarası Kişi Başı Katma Değer Varyansı İle Diğer
Faktörlerin Varyanslarının Korelasyonu (2004-2011)
Iraksama dinamikleri olarak literatürde ön plana çıkan tüm faktörlerin, 20042011 dönemi Türkiye bölgelerarası ıraksaması için de değişen oranlarda olmak
üzere ıraksama dinamikleri olarak ortaya çıktıkları Çizelge 6’da görülmektedir.
Bu dönemde nüfus, kişi başına yatırım ve kişi başına ihracat parametrelerinin
bölgelerarası varyanslarının kişi başı katma değerin bölgelerarası varyansı
ile yüksek pozitif korelasyona sahip olduğu görülmektedir. Beşeri sermaye
birikiminin temsili için kullanılan yaygın eğitim parametresinin de daha düşük
bir düzeyde olmakla birlikte bölgelerarası kişi başı katma değer parametresiyle
pozitif korelasyona sahip olduğu görülmektedir. Net göçün nüfusa oranının
varyansının ise kişi başı katma değer parametresiyle çok zayıf ancak yine pozitif
bir korelasyona sahip olduğu görülmektedir. Tüm bu analizler sonucunda
ortaya çıkan sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:
•
Bölge nüfusunun toplam nüfusa oranı en önemli ıraksama dinamiğidir.
Nüfusu fazla olan bölgeler, nüfusu az olan bölgelere oranla daha hızlı
büyümekte olduklarından nüfus farklılıkları kuvvetli bir ıraksama
dinamiğidir.
•
Kişi başı sabit sermaye yatırımlarından bölgelerin aldığı pay önemli
bir yakınsama/ıraksama dinamiğidir. Kişi başına sermaye yatırımları
bölgelerarası verimlilik farklılıkları oluşmasına neden olmaktadır. Kişi başı
sabit sermaye yatırımı yüksek olan bölgeler, başlangıç gelir düzeyleri
de daha yüksekse, kişi başı sabit sermaye yatırımları düşük bölgelerden
kuvvetli şekilde ıraksarlar.
40
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
•
Dış ticaretten bölgelerin yararlanma oranı bir başka önemli yakınsama/
ıraksama dinamiğidir. Literatürle uyumlu şekilde, bölgelerarası ıraksama
olgusunun en kuvvetli nedenlerinden biri, görece yüksek gelire sahip
bölgelerin daha fazla dış ticaret gelirine sahip olmalarıdır.
•
Beşeri sermaye birkimi, orta düzeyde etkili bir yakınsama/ıraksama
dinamiğidir. İşgücü niteliğinde sağlanan artışlar büyümeyi de
etkilediğinden, görece geliri yüksek bölgelerde gerçekleşen daha yüksek
oranlı mesleki eğitimler bir ıraksama dinamiği oluşturmaktadır.
•
Bölgelerin aldığı net göçün nüfusa oranı zayıf bir ıraksama dinamiği
olmakla birlikte, net göçün nüfusa oranının varyansının bölge kişi başı
gelirin varyansına etkisi pozitiftir. Daha fazla göç alan bölgeler daha az
göç alan bölgelerden, eğer başlangıç gelirleri daha yüksekse, ıraksama
eğilimindedirler.
4. SONUÇ
Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde kullanılan kişi başı gelir ve kişi başı
üretilen katma değer, verimlilik parametreleri olarak kabul edildiğinde,
bölgelerarası gelir dağılımı farklılaşmasının en temel nedeninin bölgelerarası
verimlilik farklılaşmaları olduğu sonucuna ulaşılacaktır.
Bu çalışma kapsamında literatürde yaygın şekilde kullanılan yöntemler
marifetiyle Türkiye’de bölgelerarası gelirin 1975-2001 döneminde kuvvetli
bir şekilde ıraksadığı sonucuna ulaşılmıştır. β-yakınsaması ve σ-yakınsaması
analizleri birbirleriyle tutarlı sonuçlar vermişlerdir. Gözlemlenen olgu yalnız
gelir dağılımı ıraksaması değil, gelir dağılımındaki farklılaşmanın derinleşmesi
olmuştur.
Bölgelerarası gelir dağılımının farklılaşması dengeli bir kalkınma sürecine
engel olmaktadır. Bu açıdan bölgelerarası gelir dağılımının ıraksamasının
önüne geçilmesi gerekmektedir. Yukarıda da bahsedildiği üzere gelir dağılımı
karşılaştırma parametreleri ile verimlilik parametrelerinin yakınlığı ve ayrıca
yatırım gibi TFV doğrudan etkileyen dinamiklerin varlığı, gelir dağılımındaki
bozulmanın düzeltilmesi konusunda da önemli ipuçları vermektedir.
Bölgelerarasında, geliri düşük bölgeler için uygulamaya koyulacak etkin
verimlilik politkaları, bölgelerarası gelir dağılımını düzeltici etkilere sahip
olacaktır. Bu çerçevede oluşturulacak verimlilik politikalarının kalkınma,
büyüme ve sosyal politikalar olmak üzere pek çok alanda düzeltici etkiye sahip
olması beklenen sonuçlardandır.
41
Verimlilik Dergisi 2014/4
KAYNAKÇA
•
ACEMOĞLU, D., JOHNSON, S. ROBINSON, J.A., (2001), "Revearsal of
Fortune: Geography and Institutions in the Making of Modern World
Income Distribution", NBER Working Paper Series 8460.
•
ALTINBAŞ, S., DOĞRUEL, F. ve GÜNEŞ, M., (2002) Türkiye'de Bölgesel
Yakınsama: Kalkınmada Öncelikli İller Politikası Başarılı mı? VI. ODTÜ
Uluslararası Ekonomi Kongresi, 11-14 Eylül, Ankara
•
BARRO, R.J., (1996), "Determinants of Economic Growth: A Cross-Country
Empirical Study", NBER Working Paper Series, Working Paper 5698.
•
BARRO, R.J., (2012), "Convergence and Divergence Revisited", NBER,
Working Paper Series, Working Paper 18295.
•
BARRO, R.J., SALA-I MARTIN, X., (1992), "Economic Growth and
Convergence Across the United States", NBER Working Paper Series,
Working Paper 3410.
•
BARRO, R.J., SALA-IMARTIN, X., (Tarihsiz), "Convergence across States and
Regions".
•
BAUMOL, W.J., WOLFF, E.N., (1988), "Productivity Growth, Convergence,
and Welfare: Reply", The American Economic Review, Vol. 78, No. 5.
•
BEN-DAVID, D., (1997), "Converging Clubs and Diverging Economies",
NBER and CEPR Paper Series, JEL Class, O1, O4, O5.
•
BEN-DAVID, D., (1998), "Converging Clubs and Subsistence Economies",
Journal of Development Economics Vol. 55.
•
BERBER, M. YAMAK, R. ve ARTAN, S., (2000), “Türkiye’de Yakınlaşma
Hipotezinin Bölgeler Bazında Geçerliliği Üzerine Ampirik Bir Çalışma:
1975-1997”, 9. Ulusal Bölge Bilimi ve Bölge Planlama Kongresi Bildiriler
Kitabı
•
BIANCHI, M., (1997), “Testing For Convergence: Evidence From NonParametric Multimodality Tests”, Journal of Applied Econometrics, Vol.
12.
•
CLARK, R., (2011), “World Income Inequality in the Global Era: New
Estimates, 1990-2008”, Social Problems, Vol. 58, No.4.
•
ELVAN, L., (Tarihsiz), “Türkiye’de Bölgelerarası İktisadi Gelişmişlik
Farklarının GSYİH (İller Endeksi) Esas Alınarak Karşılaştırılması”,
Planlama Dergisi- Özel Sayı DPT’nin Kuruluşunun 42. Yılı
•
ERDOĞAN, E., ATAKLI R., (2012), “Investment Incentives and FDI in
Turkey: The Incentives Package After the 2008 Global Crisis”, ProcediaSocial and Behavioral Sciences 58.
42
Türkiye'de Bölgesel Gelir Dağılımı Iraksaması, Verimlilik ve Diğer Dinamiklerle İlişkisi
•
GAROFALO, G.A., YAMARIK, S., (2002), “Evidence from a New State-byState Capital Stock Series”, Review of Economics and Statistics Vol. 84,
No. 2.
•
JOHNSON, P.A., (1999), “A nonparametric analysis of income convergence
across the US States”, Economics Letters 69.
•
JOHNSON, P.A., (2005), “A continuous state space approach to:
Convergence by Parts”, Economics Letters 86.
•
JONES, C.I., (1998), Introduction to Economic Growth, W.W. Norton,
1998.
•
KARACA, O., (2004), “Türkiye’de Bölgelerarası Gelir Farklılıkları:
Yakınsama Var Mı?”, Türkiye Ekonomi Kurumu Tartışma Metni, No: 2004/7.
•
KIRDAR, M., SARAÇOĞLU, Ş., (2012), “İç Göç, Bölgesel Yakınsama Sorunu
ve Ekonomik Büyüme: Türkiye Örneği”, Türkiye Ekonomi Kurumu
Tartışma Metni, No:2012/75.
•
MUTLU, S., (2012), “Bölgesel Farklılaşmanın Nedenleri ve Türkiye
Bağlamında Bölgesel Geliştirme Stratejileri”, Tartışma, TEK, No. 2012/56.
•
ÖNDER, Z., ÖZYILDIRIM, S., (2012), “Role of Bank Credit on Local Growth:
Do Politics and Crisis Matter”, Journal of Financial Stability No. 9.
•
ÖZSABUNCUOĞLU, İ.H., DİREKÇİ, T., (2012), “Seçilmiş Bazı Makro
Ekonomik Değişkenlerin Türkiye’de Bölgesel İstihdama Etkisi”, Tartışma,
TEK, No. 2012/86.
•
PHILLIPS, P.C.B., Sul, D., (2007), “Transition Modelling and Econometric
Covergence Tests”, Econometrica, Vol.75, No. 6.
•
QUAH, D.T., (1996), "Growth and Convergence in Models of Distribution
Dynamics", The Economic Journal, Vol. 106, No. 437.
•
QUAH, D.T., (1996), "Regional convergence clusters across Europe",
European Economic Review 40.
•
RAVALLION, M., (2003), “Inequality Convergence”, Economics Letters, No.
80.
•
SALA-I MARTIN, X., (2006), “The World Distribution of Income”, The
Quarterly Journal of Economics, Vol.121, No. 2.
•
SALA-I MARTIN, X., (1996), "Regional cohesion: Evidence and Theories of
Regional Growth and Convergence", European Economic Review 40.
•
SALA-I MARTIN, X., (2006), "The World Distribution Of Income: Falling
Poverty and . . . Convergence, Period", The Quarterly Journal of Economics
Vol. CXXI Iss. 2.
43
Verimlilik Dergisi 2014/4
•
SALA-I MARTIN, X. and Mohapatra, S., (2002), “Poverty, Inequality and
the Distribution of Income in the G20”, Columbia University Discussion
Paper, No. 0203-10, New York.
•
SHIOJI, E., (2004), “Initial Values and Income Covergence: Do the Poor
Stay Poor”, The Review of Economics and Statistics 86 (1).
•
TAMURA, R., (1991), "Income Convergence in an Endogeneous Growth
Model", Journal of Political Economy, Vol. 99, No. 3.
•
TUNCER, İ., ÖZUĞURLU, Y., (2004), “Türkiye Ekonomisinde Büyüme ve
Sektörel Üretkenlik Analizleri: Bölgesel Karşılaştırmalar, 1980-2000”,
Tartışma, TEK, No. 2004/24.
•
VOYVODA, E., (Tarihsiz), “Türkiye Ekonomisinde Kamu Maliye Politikaları
ve Büyüme İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme”, www.econstor.eu, Erişim
Tarihi: Aralık 2013.
•
YİĞİDİM, A., (2012), “Büyüme Politikaları: Türkiye Ekonomisi Açısından
Bir Değerlendirme”, Tartışma, TEK, No. 2012/74.
44
KARMAŞIK ELEKTRONİK ÜRÜNLER İÇİN TEST
EKONOMİSİ
1
Onur KOYUNCU
2
ÖZET
Elektronik ürünler, yakın geçmişte ortaya çıkmış ve dünyanın ekonomik düzenini
tamamen değiştirecek bir şekilde inanılmaz bir hızla gelişmiş ve karmaşıklaşmıştır.
Bunun doğal bir sonucu olarak, belirli kalite özelliklerine sahip olması gereken bu
ürünlerin test edilmesi, hem teknik hem de ekonomik olarak zorlu problemler
olarak araştırmacıların karşısına çıkmıştır. Bu çalışmada anılan ürünlere dair test
süreçlerinin önemi, gelişimi, değişimi, yönetsel alanlarla zaman içinde oluşan
ortak çalışma alanlarına dair bir inceleme yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Test Ekonomisi, Kalite Kontrol, Test Stratejisi, Test Maliyeti,
Test Ekipmanı Optimizasyonu.
JEL Kodları: A12, L15, O14.
1 Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yazılan “Ekonomik Test Tasarımı ve
Optimizasyonu İçin Kısıt Programlama Kullanılması” adlı doktora tezini temel almaktadır.
2 Onur KOYUNCU, Dr., Hacettepe Üniversitesi, İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi.
45
Verimlilik Dergisi 2014/4
TEST ECONOMICS FOR COMPLEX ELECTRONIC PRODUCTS
ABSTRACT
Electronic products have displayed an incredible progress and became more and
more complicated in a very fast manner that would change economic order of the
world entirely. As a result, testing of these products which require certain quality
characteristics has provided challenging problems for the research community
both in terms of technical and economical aspects. This article focuses on
presenting the importance, progress, changes and the common areas of research
for the engineering and managerial sciences on the economical test problem.
Keywords: Test Economy, Quality Control, Test Strategy, Test Cost, Test Equipment
Optimization.
JEL Codes: A12, L15, O14.
1. GİRİŞ
İlk insanların varlıklarını devam ettirebilmek için doğadaki bitki ve hayvanları
gıda olarak kullandıkları düşünülürse, o dönem için çözülmesi gereken
en önemli problemler basitçe tahmin edilebilir. Asıl sorunun beslenme
olacağından hareketle, hangi bitkilerin ve hangi hayvanların etinin
yenilebildiği, av gereçleri için hangi malzemelerin seçilmesi gerektiği, hangi
postlardan sıcak ve yumuşak giysiler yapılabileceği gibi gündelik sorunlar,
zamanının önemli problemleridir. Deneme yanılma temelli olsa da, bir kalite
kontrol veya test sürecinin insanlık kadar eski olduğu öne sürülebilir.
Takip eden binlerce yıl boyunca bu alanda neler olup bittiği belirsiz de olsa,
teknolojik devrimlerle ve uygulamalı matematik alanındaki gelişmelerle
birlikte istatistiksel teknikler, kalite kontrol ve optimizasyon gibi kavramlar
yakın tarihin doğal bir parçası haline gelmiştir. Endüstrilerin oluşması,
ekonominin her ölçekte hayati bir faktör haline gelmesi ve ürünlerin giderek
karmaşıklaşması ile birlikte ise test süreci belirli sektörlerin hayati bir karar
problemine dönüşmüştür.
Bu durumun en yoğun karşılaşıldığı alan ise karmaşık ürünlerdir. Karmaşık
ürünler üzerinde çok fazla sayıda bileşen bulunan ve hem üretim hem de test
aşaması oldukça hassas ürünlerdir. Karmaşık ürünlerin ideal bir örneği zorlu
ve maliyetli test süreçleri gerektiren elektronik ürünler endüstrisidir. Bu alan
kendine özelleşmiş, çok fazla kola ayrılmış bir test literatürüne sahiptir ve yakın
geçmişte, kaçınılmaz olarak, iktisadi ve idari perspektiflere de kapısını açmıştır.
Test süreci ile ilintili araştırmalar son 50 yıl içinde ivme kazanmıştır. Gluss (1959),
Firstman ve Gluss (1960) ve Flehinger’in (1965) çalışmalarına bakıldığında bu
çabanın aslında İkinci Dünya Savaşı dönemine denk geldiği görülmektedir.
Birçok teknoloji gibi test teknolojisi de savaşlar nedeniyle büyük bir atılıma
46
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
örnek oluşturmaktadır.
Test alanında yapılan çalışmalar gerek nedenleri, gerek uygulama yöntemleri
ve gerekse sonuçları açısından diğer akademik araştırma alanları gibi akademi
ve endüstri için önem arz etmektedir. Bu alanda 1960’lı yıllardan bu yana çok
sayıda çalışma ortaya konmuş, zaman içinde her yıl tekrarlanan onlarca üst
düzey konferans ve sempozyum düzenlenir hale gelmiştir. Özellikle karmaşık
yapıya sahip elektronik bileşenlerin testleri (kartlar, çipler, tümleşik çipler
vb.) bu alanın temel odak noktası haline gelmiştir. Bu minvalde çalışmaların
büyük bir kısmı işin teknik yanını ele almakta ve tasarım, fiziksel üretim
ve test süreçleri, ideal ayarlar gibi mühendisliğe yönelik uygulamalara yer
vermektedir. Problemin yönetim bilimleri açısından ele alınması, alandaki ilk
çalışmalardan çok sonralara denk gelir. 1980’lerin sonunda ilk örnekleriyle
karşılaşılan maliyet temelli çalışmalar, son 20 senede literatürde sıklıkla yer
almaya başlamıştır. Bu dönemde, mühendislerin de maliyet temelli çalışmalara
önem vermeye başlamasıyla test sürecinin tasarımı, alana sevk edilmiş hatalı
ürün ile test maliyetinin dengelenmesi, test ekipmanı yatırımına yönelik seçim
kararları temel araştırma konularının başında gelmektedir.
Buradan hareketle son 30 yıl içinde öncelikle ürün kalite düzeyi ve ürün ömrü
gibi kavramlar piyasada rekabetin vazgeçilmez koşulları haline gelmiş ve bu da
endüstrinin ve işletmelerin bu kavramlar açısından kendilerini güvenilir kılmak
ve yaşayabilmek için ayrıntılı çalışmalara girmelerine neden olmuştur. Zarar
verici test (destructive testing) söz konusu olmadığı takdirde yapılabilecek
testlerin ve tekrar sayılarının minimum sayıları genellikle standartlar ve
şartnamelerle belirlenmiş olup, buradaki şartlar çoğu kez piyasayı tatmin
edemeyebilecek sonuçlar verebilmektedir. Testlerin her türlüsünü çok kere
tekrar etmenin ise üst sınırı olmayabilir. Firmalar her türlü testi onlarca hatta
yüzlerce kere uygulayarak mükemmel ürünlere ve %100’lük bir kalite oranına
ulaşabilirler. Fakat bunun da en ekonomik yöntem olmadığı ortadadır.
Ding, Greenberg ve Matsuo (2010, s: 257), kapasite kısıtı altında tekrarlı
test stratejilerini inceledikleri çalışmalarında, test tekrar sayısındaki artışın
maliyetleri de artırdığını göstermektedirler.
Böylece firmalar için optimizasyon kaçınılmaz hale gelmektedir. Hangi
testlerin, hangi makinelerde ve kaç kez tekrarlanması ve hangi aşamalarda
yapılması gerektiği sorularının cevabı optimizasyonda yatmaktadır. Yine de
o noktaya gelinmeden önce bu problemin hangi yollardan geçerek bu hale
geldiği ve hangi nedenlerle önem kazandığı incelenmelidir.
2. PROBLEMİN ÖNEMİ
Literatür incelendiğinde 1970’li yılların ortasında test probleminin hâlâ
yeterince tanımlı olmadığı görülmektedir. Finch’in belirttiği üzere (1975), o
dönemde geniş ölçekli tümleşik ürünler (Large Scale Integration, LSI) için
testler hem endüstri hem de kullanıcılar için bir muammaydı ve testlerin
nasıl yapılması gerektiği üzerine bir fikir birliği söz konusu değildi ve ayrıca
47
Verimlilik Dergisi 2014/4
makul bir maliyetle gerçekleştirilebileceği konusu belirsizdi. Sistem benzetimi
yapan küçük cihazlardan, kapsamlı genel amaçlı test ekipmanlarına kadar
yüz binlerce dolarlık cihazlar bulunmaktaydı ve maliyet ile kalite arasındaki
denge yeni sorgulanmaya başlamıştı. Bazı hataların asla saptanamayacağı
düşünülüyordu (Agrawal, Seth ve Agrawal, 1982).
Ürünler giderek karmaşıklaşmaktaydı ve artık test sürecinin önemi iyice
belirginleşmekteydi. Stapper, Armstrong ve Saji (1983), üretim sürecinin
karmaşıklaştığını, tümleşik devrelerin binlerce bileşeninin yapacakları işlere
göre gruplandığını, transistörler gibi yüz binlerce bileşenli çiplerin üretildiğini
ve tüm bunların doğru çalışmasının üretim esnasında yapılacak kontrollere
bağlı olduğunu belirtmektedirler. Aynı fikir Adams ve Hochbaum (1997)
tarafından da, geçen 14 seneye rağmen test sürecinin hâlâ zaman alıcı ve
pahalı bir süreç olduğuna ve küçük düzeltmelerin bile işletme kârını önemli
ölçüde etkilediği öne sürülerek desteklenmektedir.
Maly, Strojwas ve Director (1986) istatistik ve optimizasyon tekniklerinin sadece
birkaç senedir kullanılmaya başlandığını belirtmekte ve bunun nedeni olarak
ürünün giderek karmaşıklaşmasını göstermektedirler. Onlara göre, tümleşik
devre ve çok geniş ölçekli tümleşik çiplerin (Very Large Scale Integration,
VLSI) karmaşıklığı artıp boyutları küçülmekte ve firmanın kârını belirleyecek
olan ürün oranı bu nedenle düşmekte ve anılan tekniklerin alana girmesini
kaçınılmaz kılmaktadır.
Böylece ürünün karmaşıklaşması ve boyutlarının küçülmesi ciddi bir maliyet
öğesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu fikir sonraları oldukça kabul görmüş ve test
alanındaki hemen her çalışmada vurgulanmıştır. Örnek olarak, Dislis, Dear, Lau,
Miles ve Ambler (1988) ve Dislis, Dick ve Ambler (1993), maliyetin inanılmaz
artışının yanı sıra, karmaşık sayısal sistemlerde aranan kalite ve güvenilirliğin,
test sürecini ürün ömründeki en önemli bileşenlerden biri haline getirdiğini
belirtmektedir. Robinson (1989), aynı gerekçeyle test planlamasının giderek
zor ve pahalı bir işlem haline geldiğini ve toplam mühendislik maliyetleri
içinde dikkat çekecek bir orana sahip olduğunu vurgulamaktadır. Chevalier
ve Wein (1997), ürünün karmaşıklaşmasıyla test maliyetlerinin, toplam üretim
maliyetlerinin yarısına denk geldiğini ve test kaynaklarını optimize etmeden
rekabet etmenin imkânsız olduğuna dikkat çekmektedirler.
Probleme Abadir (1998) ve Biasizzo, Źuźek ve Novak da (1998) değinmekte
ve ikinci grup bu karmaşıklığın sistem performansı için şart olduğunu ve fakat
sistemlerin yürütülmesi ve tamirinin çok zorlaştığını belirtmektedir. Źuźek,
Biasizzo ve Novak (2000), karmaşık sistemlerde hata teşhisi için harcanan
zaman ve paranın hayati hale geldiğini ve olabildiğince düşük tutulması
gerektiğini belirtmektedirler. Bedolse, Raina, Crouch ve Abadir (2001) test
maliyetinin giderek arttığını vurgularken, Maly (2001) tasarım ve test maliyeti
– karmaşıklığı kavramlarının giderek bir kâbusa dönüştüğünü söylemektedir.
48
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
Emmons ve Rabinowitz (2002), Volkerink, Khoche, Rivoir ve Hillges (2003),
Hashempour, Meyer, Lombardi ve Karimi (2003), Ali, Sidek, Aris, Wagiran ve Ali
(2004), ürün karmaşıklığının maliyetleri ciddi derecede artırdığını belirtmekte
ve son iki grup milyonlarca bileşene sahip devrelerin üretiminin çok yakın
olduğunu belirtmektedir. Yüz binlerce bileşen için bu denli kaygı söz konusu
iken birkaç milyon bileşenli ürünlerin yolda olması, test maliyetlerinin çok
daha fazla öneme sahip olacağının açık bir göstergesidir. Özellikle Ali ve
ark., bir elektrik sisteminin tüm özelliklerinin 2 cm2 alanında silikon üzerinde
bir araya getirildiğini belirtirken, bunun test sürecini daha karmaşık hale
getirdiğini ve sorunların giderek arttığını öne sürmektedirler. Yakın gelecekte
bir transistörün test maliyetinin üretim maliyetini aşacağını söyleyen Ali ve ark.,
test sürecine ekonomik ve güvenilir bir çözüm bulunmasının şart olduğunu
savunmaktadırlar. Boumen, De Jong, Vermunt, Van De Mortel-Fronczak ve
Rooda (2008) ise, test sürecinin kısaltılmasının sevk edilen ürünlerin hatalı
olma olasılığını artırırken, karmaşık elektronik ürünlerde tasarım ve üretim
sürecinin % 45’ini oluşturan test aşamasının piyasaya sunum zamanına çok
ciddi etki ettiğini belirtmektedir.
Elbette problemin hassaslığını farklı bakış açıları ile tanımlamak da
mümkündür. Hawkins, Nagle, Fritzemeier ve Guth (1989), o dönem için
tümleşik devrelerin hatasız sevkinin garanti edilemeyeceğini ve devrelerin
karmaşıklığı, hata istisnaları ve ekonomik nedenlerin bunun temel nedeni
olduğunu belirtmektedirler. Yazarlar, çözümün tasarım yolundan geçtiğini
belirtmekte ve “test edemeyeceksen üretme” deyişini hatırlatmaktadırlar.
Dear, Dislis, Ambler ve Dick (1991) de tasarım konusuna odaklanmakta ve çok
ilginç bir istatistik vermektedirler. Silikon üreticilerine göre hatasız çalıştığı
kabul edilen tümleşik devrelerin yarısı hedef sisteme monte edildiklerinde
arıza çıkarmaktadırlar ve sektörde ideal hata kapsanma oranının % 98’in üstü
olarak tanımlanmasına rağmen tasarım kabulünde bu oran genellikle % 40 - %
70 civarında gerçekleşmektedir. Bu rakamlar gerek firmaların tutumu, gerekse
ürünlerin performansları açısından hayli düşündürücüdür.
Thatcher (1993), endüstride başarı için bir numaralı etkenin kalite olduğunu,
müşterilerin en iyiyi beklediğini, istediğini ve en iyiyi bulana dek alternatif
ürünleri değerlendireceklerini söylemektedir. Elektronik ürün sektörünün
yüksek miktarlarda üretim yaptığını ve bu yüzden sabit maliyetlerin giderek
önemsizleştiğini öne süren Thatcher, rekabete rağmen ürün fiyatlarının
makul olması gerektiğini ve yüksek maliyetin kalite anlamına gelmediğini
savunmaktadır. Maxwell ve Aitken (1993) de hataların olabildiğince erken
saptanması ve üreticilerin önce ürünlerinin kalite düzeylerini bilir hale gelmesi,
sonra da mevcut kalite düzeyini iyileştirmek için çabalamaları gerektiğini
söylemektedirler.
Yüksek kalite standartları ve milyonda 3,4 hatalı parça oranı gibi değerlerin şart
koşulduğunu belirten Ding, Greenberg ve Matsuo (1998), üst düzey bir tesisin
49
Verimlilik Dergisi 2014/4
bir milyar dolara kurulabileceğini, otomatik test ekipmanlarının (Automatic
Test Equipment, ATE) her birinin birkaç milyon dolara alınabileceğini, haliyle
ekipman seçimi ve ekipmandan faydalanma durumunun maliyetleri ciddi
boyutlarda etkileyeceğini ortaya koymaktadırlar. Hatalı kararla testi geçen
bozuk ürünlerin ve hurdaya ayrılan ürünlerin maliyetlerinin de çok yüksek
olduğunu belirten Ding ve ark., % 100 kontrol, yani her bir ürünün kontrol
edilmesini gerekli görmektedirler.
Emmons ve Rabinowitz (2002), ürün karmaşıklaşması ve kalite taleplerinin
aslında farklı maliyet kaynakları olmadığını ve birbirlerini tetiklediklerini
önermektedirler. Buna göre, yüksek kalite ve düşük maliyet gereksinimleri
ürünün karmaşıklaşmasına ve çok daha fazla potansiyel hata kaynağı
oluşturmasına neden olmaktadır. Bu da test miktarını ve otomatik test tercihini
artırmaktadır. Firmalar pahalı cihazlara yatırım yapmakta ve test kapasitesi,
dağıtımı ve çizelgelemesi gibi yeni karar değişkenleri oluşmaktadır. Fakat tüm
bunları eşzamanlı saptayacak bir çerçeve halen eksiktir.
Oppermann, Sauer ve Wohlrabe (2001, 2003) ise esas amacın müşteri
memnuniyeti olduğunu, bu nedenle hata oranının sıfıra çekilmesi ya da radikal
düzeyde düşürülmesi gerektiğini savunmakta ve çözüm olarak istatistiksel
proses kontrol, örnekleme planları ve teknikleri ile optimizasyonun eş zamanlı
kullanımını çözüm kabul etmektedirler.
Yakın tarihli bir çalışmada ise Goyal ve Mosher (2006), test geliştirme
maliyetlerinin, ürün geliştirme maliyetlerinin % 30’u kadar olduğunu
vurgulamakta ve test sistemlerinin karmaşıklıklarına göre 100.000$ ile
1.000.000$ arasında değiştiğine dikkat çekmektedirler. Fiyat, maliyet ve hata
payları konusunda acımasız kabul edilebilecek piyasa baskısı, bu şartlarda test
ve ekipman maliyetlerinin kontrol altında tutulmasını zorunlu kılmaktadır.
Öyleyse test süreci, hata saptama, tamir tekrarları, test süresi, test ekipmanları,
sınırlılıklar ve arz zinciri arasındaki ilişkiler iyi incelenmelidir. Goyal ve
Mosher ayrıca test sürecinin modellenmesinin oldukça karmaşık olduğunu
belirtmektedirler. Fisher ve ark. (2007a) ise, yüksek test ihtiyacının sadece
özelliklerin artması ve ürünün karmaşıklaşmasından değil, bileşenlerin taşeron
firmalarca imal edilmesi ve değişik ürünlerde ortak kullanılabilecek yazılımların
kullanılması gibi nedenlerden de kaynaklandığını belirtmektedirler. Optimal
bir durumda ise artan test maliyetleri firmaya geri dönmekte ve harcanan her
kuruş, firmaya misliyle geri dönmektedir. Böylece test sürecinin ilgi çekici bir
optimizasyon imkânı sağladığı açıkça ortadadır. Goyal ve Mosher ile tutarlı
şekilde Fisher ve ark. da test maliyetleri ile nihai ürünün kalitesi arasındaki
ilişkinin modellenmesinin oldukça zor olduğunu belirtmektedirler.
50
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
3. İLK DÖNEM TEST LİTERATÜRÜNE DAİR
Böyle bir girizgâhtan da anlaşılacağı üzere, test süreci doğrudan bir kaynak
optimizasyonu problemidir. Yönetsel bir perspektiften bakıldığında odak
noktası da maliyet temelli olmak durumundadır. Bu çalışmada ele alındığı
şekliyle test, test tasarımı ve test optimizasyonu ile ilgili kavramlar, literatürde
oldukça yeni kabul edilebilir. Bu kısımda özellikle telekomünikasyon alanında
kullanılan çip ve kartlar ile ilintili test ekonomisi literatürü incelenmektedir.
Sayısız çalışmalar sunulmuş istatistiksel kalite ve süreç kontrolü ve benzeri
alanlar bir kenara bırakılırsa, ekonomik test tasarımını doğrudan ilgilendiren
literatürün en eski örneği 1959 tarihli bir çalışmadır. Brian Gluss, bu çalışmada
ürünlerde bulunan hataların yakalanmaları durumunu incelemiş ve yepyeni bir
alana öncülük etmiştir (1959). Gluss, hata olasılıkları ve bunların dağılımlarını
incelemiş ve test süreçlerinde başlangıçtan, ürünlerde bulunan hataların
ortaya çıkarılmasına kadar geçecek olan sürenin nasıl hesaplanacağına dair
matematiksel formüller ve bu hataların ortaya çıkma olasılıklarını ortaya
koymuştur. Bu açıdan bakıldığında, alana temel hazırlayan araştırmaların en
eskisi hata saptanması (fault detection) olarak ortaya çıkmaktadır.
Takip eden bir çalışmada Gluss, bu kez Firstman ile birlikte benzer bir çalışma
daha sunmuştur (1960). Firstman ve Gluss (1960), Gluss’un (1959) çalışmasını
bir adım öteye götürmüş ve hata yerinin otomatik saptanmasına yönelik bir
program oluşturmuştur. Bu çalışmalar açıkça alanlarının ilk örneklerini teşkil
etmektedir.
Hataların tespit edilmesi ile ilgili çalışmalar kendi içlerinde birkaç önemli gruba
ayrılabilmektedir. Hata tespiti dışında hata yeri belirlenmesi (fault location) ve
hata kapsanması (fault coverage) da önemli ilintili alanlar olarak görülebilecektir.
Hata yeri saptanması alanda önemli kabul edilecek çalışmalardan birinde ise
Butterworth (1972), test modellerinin güvenirliklerini incelemiş ve hem hatayı
yakalayacak uygulanabilir bir test sırası belirlemeye, hem de test süresini
(dolayısı ile maliyetini) asgaride tutmaya gayret etmiştir. Çalışma ayrıca bu
testin doğrudan ilgilenmediği bir başka alana da referans kabul edilebilir.
Bu da Butterworth’un (1972) uyguladığı, gerçekçiliği seri çalışan sistemlerde
sorgulanabilir olan “n’in k’lısı” (n/k, “n out of k”) sistemleridir. Bu sistemlerde
varsayım, k veya fazla sayıda bileşeni çalışan n bileşenli bir sistemin çalışacağı,
k’dan az sayıda bileşeni çalışan sistemlerin ise hata vereceği şeklindedir.
Örneğin bir uçağın dört motorundan ikisi arızalansa bile seyir tehlike arz
etmeden tamamlanabilmektedir.
Şüphesiz ki test tasarımı ve optimizasyonu gibi bir alana gelene kadar
incelenmiş konular sadece hata saptanması, kapsanması ve hata yerinin
tespitinden ibaret değildir. Bu çalışmalar şüphesiz test ile ilintili araştırmaların
ilk örnekleri olup temellerini hazırlamışlardır. Fakat kısa bir süre sonra hata
temelli çalışmalar devam ederken bir yandan yeni alanlar ortaya çıkmıştır.
Zamanla test ve tamir içerikli çalışmalara ilgi artarken yakın geçmişte oldukça
51
Verimlilik Dergisi 2014/4
özelleşmiş alanlarda çalışmalar yayınlanır hale gelmiştir.
Bir diğer temel ve alanının ilk örneği olan çalışma ise Flehinger’e aittir. Bu
çalışmada tamir edilebilirlik kavramı ile karşılaşılmaktadır. Flehinger (1965),
ürün testinin iki amacı olduğunu ve bunların bozuk olma eğilimi gösteren
parçaları ortaya çıkarmak ve ürünün performans özelliklerinin tahmin
edilmesini sağlamak olduğunu belirtmektedir. Çalışma, hataları “tamir
edilebilir” ve “içsel – tamir edilemez” olarak sınıflamakta ve optimal test
planları önermektedir. Varsayım olarak tamir edilebilir hataların saptanıp
yok edilmesini temel amaç kabul ederek test süresinin en aza indirilmesinin
optimal test planını sağlayacağı savunulmaktadır. Hata oranı, çözümün bir
çıktısı olarak bulunmaktadır ve karar değişkeni değildir. İkinci bir modelde ise
hata – ret oranı da modelin içine katılmış ve kısıt olarak kullanılmıştır. Flehinger,
bahsi geçen kavramların dağılımını bir fonksiyonda bir araya getirmiş ve
matematiksel çözümle (mutlak minimumu bulmak sureti ile) optimal çözümü
önermiştir. Flehinger’in bu çalışması son derece önemlidir zira hem tamir hem
de test planı literatürlerine bir geçit görevi görmektedir.
Flehinger’in (1965) çalışmasında irdelenen bir diğer kavram da test
planlamasıdır. Bu konunun çok geniş açılımları söz konusudur. Örneğin test
planlaması ile test süresinin ya da maliyetin (genellikle test süresi üzerinden
tanımlanan bir maliyet yaklaşımı söz konusudur) minimize edildiği çalışmalar,
test stratejisi saptama, test çizelgeleme, test üretimi (test generation), ve
benzeri kavramlar oldukça yakından ilintilidir.
Test süresi yaygın kullanılan bir test optimizasyonu amaç fonksiyonudur.
Birçok elektrik – elektronik mühendisliği, yöneylem araştırması ve benzeri
teknik çalışmada toplam test süresinin en aza indirilmeye çalıştığı gözlenebilir.
Mevcut çalışmalar arasında Flehinger (1965), Brown ve Proschan (1983) bu
yaklaşımları kullanmışlardır. Ebadi ve Ivanov (2001), çip üstü sistemlerin (System
on Chip, SoC) test edilebilirliği incelenirken test mekanizmasının ürüne erişim
(Test Access Mechanism, TAM) özelliğinin mimarisindeki en önemli bileşeninin
test süresi olduğunu belirtmektedir. Onlara göre, test erişim mimarisi test
süresini minimize etmek sureti ile optimize edilmelidir. Bu amaçla Ebadi ve
Ivanov genetik algoritmaları kullanmışlardır ve çözdükleri problemi SoC test
ve kontrolü sistemleri oluşturmada temel bir problem olarak görmektedirler.
Pouget, Larsson ve Peng (2003) ise tamamen test sürelerinin minimize
edilmesine odaklandıkları çalışmalarında, SoC’lerin test edilmesini mercek
altına almışlar ve SoC test çözümü oluşturmada en önemli konunun test
süresinin minimize edilmesi olduğunu tekrarlamışlardır. Pouget ve ark.
problemi sezgisel yöntemler kullanarak çözmektedirler. Ayrıca dikkat
edilmesi gereken bir nokta da Pouget ve ark.’nın da belirttikleri gibi verimli
bir test çizelgesi için eş zamanlı testler kullanarak test süresini azaltabileceği
gerçeğinin avantaj gibi görünmesidir. Fakat bu durum sistem içindeki faaliyeti
ve haliyle güç kullanımını artırarak sisteme zarar verebilecektir.
52
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
Böylece test süreleri ile test çizelgelemenin nasıl bir arada kullanıldığı da
görülmektedir. Test çizelgeleme test literatüründe son derece geniş bir
yere sahip bir alandır. Genel öbek büyüklüğü ve çizelgeleme (lot sizing and
scheduling), üretim çizelgeleme (production scheduling) ve hat dengeleme
(line balancing) gibi konularla benzerlik gösteren yaklaşım ve teknikler ile de
araştırılan test çizelgeleme, özellikle son birkaç on yıl içinde sıklıkla araştırma
konusu olmaktadır. Bununla birlikte test çizelgeleme ve test sıralama
literatüründe bakış açısının yönetimden ziyade mühendislik açısından baskın
olduğunu belirtmek gerekir.
4. MALİYET TEMELLİ YAKLAŞIMLAR
Konuyu yönetim bilimlerine yaklaştıran ilk problem test stratejisi seçimidir.
Test planlaması ve test stratejisi konusunda Dislis ve ekibi literatüre çok sayıda
çalışma sunmaktadırlar. Örneğin Dislis, Dear, Lau, Miles ve Ambler (1988), daha
önce bahsedilen son derece önemli bir kavramın yeniden hatırlanmasına
vesile olmaktadırlar:
“Ekonomik olarak ifade etmek gerekirse, testin çok geç evrelerinde fark
edilen hatalar ya da bazı parçaların test edilme açısından sorunlu olduğu,
test kalitesinin düşmesine ya da ürünün yeniden tasarlanması maliyetinin
ortaya çıkmasına yol açacaktır. Teste uygun tasarım zorunluluğu ve ucuz test
yöntemleri de durumu karmaşıklaştırmaktadır. Bu noktada ürün tasarımı ve
piyasa koşulları da göz önüne alarak ekonomik test süreçleri planlanmalıdır,
zira yönetim düzeyinde projeler, ekonomik sonuçları ile ele alınmaktadır (s:
7/1).”
Çalışmada, test metotlarını ve stratejilerle ilgili verileri bir hafızada tutan ve
test planlamacısının tasarım gereçlerine geliştirilen bir program üzerinden
ulaşıp ekonomik test tasarımını teknik olarak yapan bir planlama programı
sunulmaktadır (Dislis, Dear, Lau, Miles ve Ambler, 1988). Program tasarım
aşamasında farklı test stratejilerinin maliyetlerini karşılaştırmak suretiyle
uygun tasarımın yapılmasına yardım etmektedir. Ayrıca teste tabi parçaların
ebat, maliyet, tip, konum ve test edilebilirliğini de göz önüne alarak ekipman
ihtiyacını saptamaktadır. Test stratejisi maliyetleri hesaplanırken, parça, kart ve
sistem bazında tasarım, üretim ve test maliyetleri göz önüne alınmaktadır. Bu
maliyetler de kendi içinde makine, işgücü, zaman ve malzeme maliyetleri olarak
ayrıştırılmıştır. Test maliyetleri ise test oluşturma ve test uygulama maliyetleri
olarak ikiye ayrılmaktadır. Modelin çıktısı ise alternatif test stratejilerinin
karşılaştırmasını vermektedir. Görüldüğü gibi Dislis ve ark. hem test stratejisi,
hem ürün tasarımı, hem de test maliyetleri ile ilgili bilgi ve karşılaştırma imkânı
verecek bir yazılım ortaya koymaktadırlar. Bu çalışma, literatürde yönetim
bilimlerinin alana doğrudan dâhil olmasına ortam hazırlayacak ilk çalışmadır.
Dislis, Dear, Lau ve Ambler (1989), test stratejisi ile ilgili yorumlarında optimal
test stratejisinin, ürünün tipi, test metodu, firma kaynakları (test makinesi
yatırımı), ve test sürecine yatkınlığına bağlı olduğunu ve bunların tümünün
53
Verimlilik Dergisi 2014/4
de test maliyetlerini etkilemekte olduklarını belirtmektedir. Optimal test
stratejisi seçimi ve bundan kaynaklanacak güvenilirlik artışı, tamir masrafları
ve alanda gerçekleşecek hatalardan kaynaklanacak maliyetleri ciddi düzeyde
azaltabilecektir.
Dislis, Dick ve Ambler (1993), daha sonra“Test Planlayıcısı”(Test Planner) isimli bir
diğer programı geliştirmişlerdir. Program, ekonomik ve tasarım parametreleri
biliniyor ise, ön tanımlı test metotlarını, tasarım içindeki fonksiyonel bölümlere
yerleştirmeye yaramaktadır. Sonucun maliyet açısından optimal olması ve
kullanıcının belirlediği olası kısıtların (örneğin hata kapsanma oranı ya da test
süresi) da ihlal edilmemiş olması programın başarısı olarak kabul edilmektedir.
Seri sistemleri inceleyen ve maliyet kavramını da test stratejisi seçimine dâhil
eden bir diğer çalışmada ise Nachlas, Loney ve Binney (1990), test maliyetlerini
değerlendirecek maliyet temelli iki model (mükemmel ve mükemmel olmayan
test süreçleri için) geliştirmişlerdir. Modeller herhangi bir bileşenin hatalı
olma ve ürünün testi geçememe olasılıklarının bulunması ve kullanılması
temeline dayanmaktadır. Sezgisel yöntemlerle yaptıkları çözümlerin optimal
test sıralamalarını verdikleri görülmektedir. Nachlas ve ark., bir test stratejisi
seçiminin maliyet odaklı üç sonucu olduğunu söylemektedirler. Bunlar
test sayısına bağlı test maliyeti, yanlış karar sonucu hatasız ürünlerin tamir
edilme maliyeti ve yanlış karar sonucu hatalı ürünlerin müşteriye sevk edilme
maliyetidir.
Takip eden bir çalışmada ise Moore (1994) yine aynı konuya odaklanmıştır.
Sunulan sistem, test kapsaması ya da ürün oranından feragat etmeden en
hesaplı test sürecinin bulunması amacını taşımaktadır. Model aynı zamanda
hatalı çıktı oranını da tahmin etmekte ve deneme yanılma yöntemleriyle olası
test senaryolarını değerlendirebilmektedir. Moore, test maliyetlerinin ve kalite
gereksinimlerinin giderek artmasının bir sonucu olarak, amacın test miktarını,
kalite düzeyini düşürmeden azaltmak olduğunu savunmakta ve makul ürünler
elde edecek şekilde testlerin % 80 azaltılabileceğini önermektedir. Test sürecinin
optimizasyonu toplam süreç maliyetinde ciddi tasarruf sağlamaktadır.
Doğrudan test maliyeti ile ilgili en önemli erken dönem çalışmalarından biri
yine Dislis ve ekibine aittir (Dislis, Dear, Miles, Lau ve Ambler, 1989). Çalışmada
belirtildiği üzere tümleşik devrelerin yapı olarak karmaşıklaşmaya başlaması,
test maliyetlerini toplam ürün maliyeti içinde çok önemli bir bileşen haline
getirmektedir. Dislis ve ark., bu maliyetleri kaliteden ödün vermeden en
aza çekmenin yolunun üretim başlamadan teste yönelik ürün tasarımından
geçtiğini savunmaktadırlar. Geliştirdikleri test stratejisi denetleyicisi ise
test metodu incelemesini ürün hayat döngüsünde ortaya çıkacak tüm bu
maliyetlere dayanarak yapmaktadır. Burada kullanılan maliyet modelleri
incelenecek olursa, test ile ilgili maliyetlerin iki grupta incelendiği görülecektir.
Bunlar ürün tipi ve bileşenlerine dayanan test üretimi maliyetleri ve test
uygulama maliyetleridir. Test uygulama maliyetleri otomatik test cihazlarının
54
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
çalışma maliyetleri, test programlama ve uygulama zamanları, işgücü, testte
kullanılan parti büyüklüğü gibi seçimlerden kaynaklanmaktadır. Genel
bir ifadeyle çalışmada sabit ve değişken maliyetlerin kullanıldığı açıktır.
Çalışma test stratejilerinin bu maliyet modellerini kullanarak test stratejilerini
karşılaştırması ile tamamlanmaktadır. Ekip daha sonraki yıllarda bu çalışmayı
geliştirmiş ve sadece maliyeti yeterli görmeyerek kalite düzeyi ve tamir ile ilgili
faktörleri (tamir tekrarı sayısı ve tamir kalitesi gibi) de modellerine dâhil ederek
daha kapsamlı bir test denetleme modeli ortaya koymuşlardır (Dislis, Alani ve
Jalowiecki, 1997).
Bu noktada test maliyeti ile ilgili çalışmalara bir parantez açarak, test
stratejilerinin karşılaştırılması ile ilgili çalışmalara bir göz atmak doğru
olacaktır. Zira Dislis, Dear ve Ambler’ın baskın olduğu test ile ilgili faktörleri
araştıran Brunel Üniversitesi’ndeki kalabalık bir akademisyen grubu gibi, test
stratejilerinin karşılaştırılması konusunu detaylı inceleyen bir akademisyen
grubu daha bulunmaktadır. Volkerink, Khoche ve Rivoir’in başını çektiği bu
grup test ekonomisi üzerine eğilmektedirler.
Dislis ve arkadaşlarının kalite ve maliyet kaygılarına tamamen katıldıkları
görülen Volkerink grubu, endüstrinin halen test için harcanacak paranın
nerede ve ne zaman kullanılması gerektiği konusunda çelişkide olduğunu
öne sürmektedirler (Volkerink, Khoche, Kamas, Rivoir ve Kerkhoff, 2001 ve
Volkerink, Khoche, Rivoir ve Hilliges, 2002 ve 2003). Volkerink ve ark. (2001)
bu soruya cevap arayan bir ekonomik modelleme yaklaşımının, sıfırdan yeni
modeller kurmak yerine mevcut ekonomik model ve ilintili verileri kullanma
yönünde kaldıraç görevi görebileceğini önermektedir. Böyle bir modelin
ürün tasarımından piyasaya sürüme kadar tüm ciddi maliyet kalemlerini
içermesi, kullanıcı dostu bir ara yüze sahip olması, detaylı modelleme ve olası
içerik genişlemelerine müsaade etmesi, mevcut piyasa ve teknoloji verilerini
kullanabilmesi, parametre tahmini ve eğilim değişimlerini öngörebilmesi
gerekmektedir.
Takip eden çalışmalarında Volkerink ve ark. (2002), test maliyetlerini detaylı
olarak incelemektedirler. Fakat sadece test ekipmanı üzerinde geçen zamana
odaklanan maliyet tanımları aynı zamanda testin fiziksel teknik içeriğine
odaklanmaktadır. Başka bir çalışmada modern test tekniklerini içeren bir test
portföyü sunan Volkerink ve ark. (2003), bu tekniklerin optimal düzenlemesinin
uygulama alanı ve teknolojik gelişime dayandığını ve saptanması için teknik
maliyet modelleme yönteminin son derece önemli bir bileşen olduğunu
savunmaktadırlar.
Literatürde test stratejilerinin karşılaştırılması, oldukça yaygın işlenmiş bir
konudur. Rivoir’ın (2003 ve 2004) çalışmaları, Dislis ve ekibinin çalışmalarına ek
olarak örnek olarak gösterilebilir. Rivoir, konu test maliyetlerine geldiğinde en
yaygın iki yöntemin eski teknolojili ve düşük maliyetli test ekipmanı kullanmak
ve paralel test yoluna gitmek olduğunu söylemektedir (Rivoir, 2004).
55
Verimlilik Dergisi 2014/4
Rivoir’e göre (2004) endüstri, testlerin farklı yerlerde yapılmasının ekipman
maliyetini, test süresini ve test tekrarını artıracağını öne sürmekte ve ucuz
ekipman stratejisine yönelmektedir. Rivoir doğru olduğunu söylediği tüm bu
kaygılara rağmen, sadece ekipman maliyetini değil, test maliyetini artıran tüm
bileşenlerin maliyetlerini de ciddi ölçüde azalttığı için paralel test stratejisinin
tercih edilmesi gerektiğini söylemektedir (Rivoir, 2003 ve 2004). Hesaplamalar
için Rivoir sermaye maliyeti, test faaliyet maliyeti, malzeme maliyeti ve kaçış
maliyeti toplamından oluşan bir hesap yöntemi kullanmaktadır.
Test maliyetlerine geri dönüldüğü zaman yine Dislis, Ambler, Dear ve Dick
(1993) ve Dislis, Dick, Dear, Azu ve Ambler (1993) tarafından yapılmış iki
çalışma ile karşılaşılacaktır. Ekonomik analiz ve piyasa analizlerinin her türlü
firma tarafından aktif olarak kullanıldığını ve bunun test ile ilgili kararlar için
de geçerli olması gerektiğini öneren Dislis, Ambler ve diğerleri (1993) esas
sorunun test kararlarının gerçek maliyetlerini tahmin etmenin her zaman kolay
olmadığını belirtmektedirler. Dislis, Dick, Dear ve ark. (1993), ayrıca karmaşık
sistemlerin testinde kalite, zaman, maliyet, test cihazlarının elverişliliği ve
tasarım tercihinin önemli faktörler olduğunu ve bu yüzden test strateji
alternatiflerinin ürün geliştirilme süreci bitmeden değerlendirilmesi gerektiğini
savunmaktadırlar. Bu da hem maliyet hem de kalite tahmini yapabilecek
bir model gerektirmektedir. Fakat girdi verilerde görülmesi beklenebilecek
belirsizliğin, modelin vereceği sonuçları etkileyeceğini ve bunun önemli
bir sorun olabileceği açıktır. Dick, Trischler, Dislis ve Ambler (1994) yine test
maliyet modellerine ilişkin bir başka çalışmalarında test maliyet değişkenleri
üzerine bir duyarlılık analizi yapmış ve birim üretim maliyeti, üretim hacmi,
hata kapsaması gibi parametreleri içeren beş değişkenin tahmin doğruluğunu
doğrudan etkileyen en önemli parametreler olduğunu bulmuşlardır. Duyarlılık
analizlerinde hem parametrelerin toplam maliyete olan etkilerini, hem etkili
parametrelerin tutarlılığını, hem de toplam maliyetin olasılık dağılım yapısını
mercek altına almışlardır. Böylece girdi sayısının değil, toplam maliyet üzerinde
önemli etkisi bulunan az sayıda fakat tutarlı veri ihtiyacını saptamaya yönelik
bir çerçeve oluşturmuşlardır.
Scheffler, Ammann, Thiel, Habiger ve Tröster (1998) maliyet modellemenin
amaçlarını ürünün nihai maliyetinin tahmin edilmesi, maliyet yapısının
anlaşılması ve hesaplı ideal bir üretim çözümü önermesi olarak
özetlemektedirler. Bunun için de malzeme ve parça maliyetleri, işgücü (tasarım,
üretim ve test üretimi) maliyetleri, ekipman maliyetleri ve amortismanları ve
sürece dair faktörlerin bilinmesi gerektiğini söylemektedirler ve yöntem olarak
da ya parametreleri değiştirerek çözümü incelemeyi ya da alternatif senaryoları
karşılaştırarak sonuçlara bakmak gerektiğini savunmaktadırlar. Toplam
maliyetin ise tekrarlanmayan maliyetler (ekipman), doğrudan maliyetler
(malzeme, işgücü, vb.) ve kaçış maliyetlerinden oluştuğunu önermekte ve aşırı
testin kaliteyle birlikte birim maliyetleri de çok artırdığını belirtmektedirler.
56
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
Chen, Kim ve Tegethoff (1999) ise tasarım döngüsünün kısalabilmesi, bütçenin
aşılmaması ve maliyetlerin azaltılabilmesi için doğru test maliyet tahminlerini
temel alan bir tasarım yöntemi belirlenmesi gerektiğini ve bunun için de
test maliyetlerini tahmin edecek bir model gerektiğini söylemektedirler.
Asıl önemli olanın henüz tasarım aşamasındayken bu tahminlerin yapılması
olduğunu öneren Chen ve ark., böyle erken bir aşamada tahmin edilmesi
mümkün olabilecek basit parametrelerle (test süreleri ve test maliyet oranları)
yola çıkmaktadırlar. Bu fikir doğal olarak yeni değildir. Örneğin Pattipati ve
Alexandiridis (1990), bir hatanın ürünün çip bileşeni henüz monte edilmeden
tespit edilmesi ile, kart haline geldikten sonra tespit maliyeti arasında 10 kat
maliyet farkı olacağını belirtmektedirler. Sistem düzeyinde bu maliyet bir
10 kat daha artacak ve müşteriye yollandıktan sonra oluşacak bir hatada ise
maliyet bir 10 kat daha artacaktır. Haliyle kaçış maliyeti, birim test maliyetinin
1000 katına yaklaşmaktadır.
Evans (1999), test maliyetini azaltma ve çıktı verimini artırma amaçlı bir
maliyet modeli kurgulamaktadır. Çalışma, birim test maliyetini oluşturan tüm
öğeleri (örneğin test süresi, çıktı oranı, ekipman verimi, ATE amortismanı,
işgücü, kapasite vb maliyetler) içermekte ve optimizasyon amacı dışında
bu öğelerin karşılaştırmalarını yapabilen bir model önermektedir. Model
ayrıca, elle ya da genel kullanılır tablo tabanlı programlarla (örneğin Excel)
senaryo karşılaştırmalarına imkan vererek, CPU (Cost per Unit, Birim Başına
Maliyet), CPSUTIL (Cost per Utilized Second, Kullanılan Saniye Başına Maliyet)
ve UPM (Good Units per Month Tested, Aylık Test Edilen Hatasız Ürün Sayısı) gibi
endüstride ortak kullanılan parametreleri de hesaplayabilmektedir. Bunu ise
başa baş noktası, çıktı, atıl süre ve maliyet analizleriyle gerçekleştirmektedir.
Oppermann ve ark. (2001) istatistiksel proses kontrolü (SPC) ile harmanladıkları
kalite maliyet modelini proses kontrolü ve test stratejisi saptama (örneğin
SPC ile % 100 test arasında seçim yapma) gibi problemlere çözüm önerme
amacıyla geliştirmişlerdir. Oppermann ve ark. (2001 ve 2003) çalışmalarında
teknolojik sürecin hemen arkasında test süreci bulunan ve bulunmayan
durumlar için maliyet formülleri önermektedirler. Oppermann ve ark. (2003)
kalite maliyetlerinin optimizasyonu için sadece iki alternatif strateji söz
konusu ise maliyet hesabı yoluyla karşılaştırma, ikiden fazla alternatif strateji
arasında optimal olanı seçmek için dinamik programlama önermektedirler.
Bu hesapların Rivoir (2003) tarafından kullanılan maliyet hesaplarına oldukça
benzediği görülebilir.
Test maliyetlerini tanımlayan Kapur, Chandramouli ve Williams (2001) ise birçok
çalışmada görüldüğü gibi sınıflandırmayı tasarım, test ve sermaye maliyetleri
şeklinde yapmaktadırlar. Düşük maliyetli test için gerekli öğeleri inceleyen
Kapur ve ark., kalite oranı çok yüksek olması beklenmeyen parçaların testi
için eski teknoloji ekipman kullanımı ve etkin test ile test maliyetlerinin ciddi
oranda düşürülebileceğini önermektedir.
57
Verimlilik Dergisi 2014/4
Williams ve Ambler (2002), yine test maliyet modelleri üzerine çalışmış ve test
sürecine giren sistemler için bir test maliyet modeli önermişlerdir. Maliyet
modeli firmalara üretim ve geliştirme süreçlerini de göz önüne alacak şekilde
test süreçlerini ürün risklerine uygun şekilde düzeltme imkânı sunmaktadır.
Çünkü test süreci de işletmelerdeki diğer süreçler gibi maliyet yönünden
etkili olmalıdır. Böylece firma ya çok az test yaparak piyasada kötü kaliteli
ürün üretiyor damgasını yiyebilir ya da çok fazla test yaparak ürünün piyasaya
ulaşma süresini geciktirerek fırsat maliyetlerine ve yüksek maliyetli testlere
katlanmaktadır.
Williams ve Ambler’e (2002) ek olarak Ambler’in (2001) verdiği test maliyeti
sınıflandırması da test sürecinde karşılaşılan maliyetlerin algılanmasında son
derece önemli rol oynayacaktır. Ambler, test maliyetinin detaylı analizinin,
katkısı yadsınamayacak bir kâr kapısı olduğunu belirtmektedir. Piyasaya
çıkış zamanı, kalite algısı, piyasa ve ürün ömrü gibi faktörlerin önemine de
değinen Ambler (2001), yine de ekonomik analizin tek başına her soruna çare
olamasa da karar verme sürecinde önemli bir yardımcı rolü oynadığına dikkat
çekmektedir.
5. EKİPMAN OPTİMİZASYONU
Yönetim bilimi açısından bakıldığında temel prensip olarak makinelerin
kapasitesi ve performansı ile fiyatları arasında bir denge noktası
bulunacağından, bu noktada da bir optimizasyon imkanı söz konusudur.
Alana özel olarak, test makinelerinin hatalı ve hatasız ürünleri doğru kararlar ile
ayırabilmesi, tamir makinelerinin ise hatalı ve hatasız ürünleri hatasız ürünler
halinde çıkarabilmesi, aranan performans karakteristikleridir. Bu kısımda
incelenecek çalışmalar, yönetim bilimlerine daha yakın olmaları nedeniyle test
– tamir döngüsü içeren çalışmalar arasından seçilmiştir.
Ekipman optimizasyonuna bir test – tamir döngüsü içinde yer veren
çalışmaların sayısında ise son on yılda artış görülmektedir. Örneğin Goyal ve
Mosher (2006), böyle bir test döngüsünü temel alan farklı senaryolar türetmiş
ve bu senaryolar için test süreleri, çıktı oranları, kapasite oranları, maliyetler,
saha performansı gibi parametrelere dair kesin hesaplar ortaya koymuşlardır.
Aynı yapıyı çok bileşenli ve etkileşimli test (bir test veya tamir işleminin bir
başka bileşenin kalitesine etki ettiği testler) modelleri içinde ele alan Rossi,
Tarım, Hnich ve Prestwich (2006), bileşenlerin hatalı olma olasılıklarını (ve
dolayısıyla çıktı oranlarının ve ekipman seçimi için bir performans parametresi
olarak kullanımını sağlayacak şekilde) hesaplamak için matematiksel modelleri
oluşturmuşlardır.
Fisher ve ark. (2007a), önce test ağlarının yapısını ortaya koyarak, test ve tamir
maliyetlerinin, çıktı oranlarının hesaplanmasını sağlayacak matematiksel yapıyı
oluşturmakta ve sonra da böyle bir sistemin yürütülmesini sağlayacak AMPL
programı desteğiyle C platformunda çalışacak bir yazılım önermektedirler
58
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
(2007b).
Wilson ve Goyal (2007), Wilson ve ark. (2007) ve Wilson ve Goyal (2012), yine
aynı ağ yapısındaki test süreçleri için girdi parametre tahminlerine odaklanmış
ve temel olarak ilk test sonrası çıktı, testi geçemeyen ürünlerin tamir sonrası
çıktısı ve tek bir ürünün tekrarlı test edilmesi ile test tutarlılığını belirlemeye
yönelik verileri ele almışlardır. Bir normal dağılım çevirimi kullandıkları
Bayesgil tahmin yöntemini benzetimlerle sınamış ve gerçek test verileriyle
örneklendirmişlerdir (Wilson ve Goyal, 2012). Çıktı adedi üzerinden yaptıkları
tahminlerde yüksek hata payları gözlense de, çıktı oranına çevrilen değerlerde
oldukça tutarlı sonuçlar aldıkları görülmektedir.
Aynı dönemde Koyuncu (2007), benzer döngüleri temel alarak tek özellikli
ve çok özellikli bağımsız testler için test ve tamir ekipmanı seçimi problemini
matematiksel programlama ile çözmüştür. Buna ek olarak çok özellikli
etkileşimli testler için Rossi ve ark.’nın (2006) olasılık hesaplarını girdi olarak
alan ve yine test ve tamir ekipmanı optimizasyonu yapan bir kısıt programlama
modeli geliştirmiştir.
Zaklouta (2011), üretim ve test sürecinin mükemmel olmaması varsayımıyla
ekonomik test stratejilerini saptamaya çalışmış ve test maliyet yapısını üç
ana grupta incelemiştir. Hatalardan doğacak maliyet kaynaklarını firma
içinde oluşan, firma dışında oluşan ve testten kaynaklanan maliyetler
olarak tanımlamış ve bunları sırasıyla “reddedilen ürünlerin kontrolü”, “kabul
edilen ürünlerin kontrolü” ve “tek test sonrası serbest bırakma” stratejileriyle
uygulamaya yansıtmıştır. Test maliyetinin üretim ve test kalitesine ve bunlara
atfedilecek maliyetlere bağlı olduğunu ve veriye özel strateji (veya strateji
kombinasyonları) uygulanması gerektiğini karar ağacı analizi ve benzetim
üzerinden göstermiştir.
Yakın dönem çalışmaları bundan sonra daha çok çıktı temelli, sistem güvenilirliği
temelli ve çoklu hataların saptamasına yönelik çalışmalara kaymıştır.
6. SONUÇ
Görüldüğü gibi test optimizasyonu ve ilintili alanlar oldukça farklı disiplinlere
uzanmaktadır. Bu çalışmada, ağırlıklı olarak yönetim bilimleriyle ilişkili olduğu
düşünülen alanlardaki çalışmalara yer verilmiştir. Bu çalışmaların ışığında, test
süreci, tasarımı, stratejisi ve ekipman optimizasyonu, halen firmalar açısından
son derece hayati bir maliyet planlama alanıdır. Optimal test stratejileri ve
test tasarımı elde edebilmek, haliyle ideal test kombinasyonlarını ve test
ekipmanlarını seçebilmek, maliyetlerin aşağı çekilebilmesi ve belirlenmiş
bir kalite düzeyinin elde edilmesi için hayati kararlar vermek anlamına
gelmektedir. Bu amacı gerçekleştirebilen firmalar, test harcamalarını azaltarak
ve kaliteli çıktı miktarını artırarak öncelikle test süreçlerinin verimliliğini
artırmış olacaktır. Bunun yanı sıra, ürünlerde hata potansiyeli yüksek kısımların
saptanması yoluyla üretim süreçlerinde iyileştirme imkânı kazanacaklardır.
59
Verimlilik Dergisi 2014/4
Böylece test sürecine ek olarak üretim alanında da bir verimlilik artışının
sağlanacağı öngörülebilir. 1950’lerin sonundan bu yana araştırmacıların
dikkatini çekmiş bu alanda halen incelenmemiş bakir araştırma soruları
bulunmaktadır. Araştırmacıların bu problemleri incelemeleri ve süreç içinde
matematiksel yöntemlerin ve yöneylem araştırması tekniklerinin bolca
kullanılacağı aşikârdır. Bu alanda alınacak stratejik kararlar, bunları güdüleyen
faktörler ve yönetimsel bir bakış açısının da artması beklenebilir. Esas katkı
hem mühendislik perspektifi ile fiilen testlerin performansına yönelik kararları,
hem de işletmecilik perspektifi ile yönetimsel optimal kararların bir arada
bulunacağı stratejik bir karar mekanizması oluşturulmasıyla gerçekleşebilir.
Böylesi girişimler bulunmakta ise de mevcut olanların genellikle çok karmaşık
ve çözümsüzlüğe hızla giden bir problem yapısı ile karşılaşması söz konusudur.
Haliyle bu alanda halen araştırmaya müsait çok fazla problem bulunmaktadır.
60
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
KAYNAKÇA
•
ABADIR, M., (1998), Economics Modeling of Multichip Modules
Testing Strategies, IEEE Transactions on Components, Packaging, and
Manufacturing Technology – Part B, 21, 4, 360 – 370.
•
ADAMS, J. B., HOCHBAUM, D. S., (1997), A New and Fast Approach to Very
Large Scale Integrated Sequential Circuit Test Generation, Operations
Research, 45, 6, 842- 856.
•
AGRAWAL, V. D., SETH, S. C., AGRAWAL, P., (1982), Fault Coverage
Requirements in Production Testing of LSI Circuits, IEEE Journal of Solid
State Circuits, 17, 1, 57 – 61.
•
ALI, L., SIDEK, R., ARIS, I., WAGIRAN, R., ALI, M. A. M., (2004), Design of a
SOC for Low Cost IC Testing, Proceedings of the IEEE ICSE2004, 374 – 378.
•
AMBLER, A., (2001), The Cost of Test, Proceedings of the IEEE Automatic Test
Conference AUTOTESCON, 515 – 523.
•
BEDOLSE, J., RAINA, R., CROUCH, A., ABADIR, M. S., (2001), Very Low Cost
Testers: Opportunities and Challenges, IEEE Design & Test of Computers,
International Test Conference, 60 – 69.
•
BIASIZZO, A., ŽUŹEK, A., NOVAK, F., (1998), Sequential Diagnosis with
Asymmetrical Tests, The Computer Journal, 41, 3, 163 – 170.
•
BOUMEN, R., DE JONG, I. S. M., VERMUNT, J. M. H., VAN DE MORTELFRONCZAK, J. M., ROODA, J. E., (2008), A Risk-Based Stopping Criterion
for Test Sequencing, IEEE Transactıons On Systems, Man and Cybernetıcs—
Part A: Systems and Humans, 38, 6, 1363 – 1373.
•
BROWN, M., PROSCHAN, F., (1983), Imperfect Repair, Journal of Applied
Probability, 20, 851 – 859.
•
BUTTERWORTH, R., (1972), Some Reliability Fault – Testing Models,
Operations Research, 20, 2, 335 – 343.
•
CHEN, T., KIM, V.-K., TEGETHOFF, M., (1999), IC Manufacturing Test Cost
Estimation at Early Stages of the Design Cycle, Microelectronics Journal,
30, 733 – 738.
•
CHEVALIER, P. B., WEIN, L. M., (1997), Inspection for Circuit Board
Assembly, Management Science, 43, 9, 1198 – 1213.
•
DEAR, I. D., DISLIS, C., AMBLER, A. P., DICK, J., (1991), Economic Effects in
Design and Test, IEEE Design and Test of Computers, 64 – 77.
•
DICK, J. H., TRISCHLER, E., DISLIS, C., AMBLER, A. P., (1994), Sensitivity
Analysis in Economic Based Test Strategy Planning, Journal of Electronic
Testing: Theory and Applications (JETTA), 5, 239 – 252.
61
Verimlilik Dergisi 2014/4
•
DING, J., GREENBERG, B. S., MATSUO, H., (1998), Repetitive Testing
Strategies When the Testing Process Is Imperfect, Management Science,
44, 10, 1367 -1378.
•
DING, J., GREENBERG, B. S., MATSUO, H., (2010), Repetitive Testing of
Multiple Products with Limited Capacity, International Journal of Quality
& Reliability Management, 27, 2, 247 – 264.
•
DISLIS, C., ALANI, A. F., JALOWIECKI, I. P., (1997), A Framework for the
Management of MCM Test Strategies, Proceedings of IEEE International
Conference of Multichip Modules, 272 – 277.
•
DISLIS, C., AMBLER, A. P., DEAR, I. D., DICK, J. H., (1993), Economics in Test
and Design, Proceedings of the IEEE International Conference on Computer
Design: VLSI in Computers and Processors ICCD’93, 384 – 387.
•
DISLIS, C., DEAR, I. D., LAU, S. C., MILES, J. R., AMBLER, A. P., (1988),
Hierarchical Test Strategy Planning Based on Cost Evaluation, IEE
Colloquium on Computer Aided Test and Diagnosis, 7/1 – 7/8.
•
DISLIS, C., DEAR, I. D., MILES, J. R., LAU, S. C., AMBLER, A. P., (1989), Cost
Analysis of Test Method Environments, Proceedings of International Test
Conference, 875 – 883.
•
DISLIS, C., DICK, J., AMBLER, A. P., (1993), Algorithms for Cost Optimised
Test Strategy Selection, Proceedings of IEEE International Test Conference,
383 – 391.
•
DISLIS, C., DICK, J. H., DEAR, I. D., AZU, I. N., AMBLER, A. P., (1993), Economic
Modeling for the Determination of Test Strategies for Complex VLSI
Boards, Proceedings of International Test Conference, 210 – 217.
•
EBADI, Z. S., IVANOV, A., (2001), Design of an Optimal Test Access
Architecture Using a Genetic Algorithm, Proceedings of the 10th IEEE
Asian Test Symposium, 205 – 210.
•
EMMONS, H., RABINOWITZ, G., (2002), Inspection Allocation for
Multistage Deteriorating Production Systems, IIE Transactions, 34,
1031 – 1041.
•
EVANS, A. C., (1999), Applications of Semiconductor Test Economics,
and Multisite Testing to Lower Cost of Test, Proceedings of the IEEE
International Test Conference, 113 – 123.
•
FINCH, T., (1975), LSI Test Strategies: Present and Future, Proceedings of
the IEEE Solid – State Circuits Conference ISSCC.
•
FIRSTMAN, S. I., GLUSS, B., (1960), Optimum Search Routines for
Automatic Fault Location, Operations Research, 8, 4, 512 – 523.
62
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
•
FISHER, E., FORTUNE, S., GLADSTEIN, M., GOYAL, S., LYONS, W. B., MOSHER,
J., WILFONG, G., (2007a), Economic Modeling of Global Test Strategy I:
Mathematical Models, Bell Labs Technical Journal, 12, 1, 161 – 173.
•
FISHER, E., FORTUNE, S., GLADSTEIN, M., GOYAL, S., LYONS, W. B., MOSHER,
J., WILFONG, G., (2007b), Economic Modeling of Global Test Strategy II:
Software System and Examples, Bell Labs Technical Journal, 12, 1, 175 –
186.
•
FLEHINGER, B. J., (1965), Product Test Planning for Repairable Systems,
Technometrics, 7, 4, 485 – 494.
•
GLUSS, B., (1959), An Optimum Policy for Detecting a Fault in a Complex
System, Operations Research, 7, 4, 468 – 477.
•
GOYAL, S., MOSHER, J. H., (2006), An Improved Test Process Model for
Cost Reduction, Bell Labs Technical Journal, 11, 1, 173 – 190.
•
HASHEMPOUR, H., MEYER, F. J., LOMBARDI, F., KARIMI, F., (2003), Hybrid
Multisite Testing at Manufacturing, Proceedings of the IEEE International
Test Conference, 927 – 936.
•
HAWKINS, C. F., NAGLE, H. T., FRITZMEIER, R. R., GUTH, J. R., (1989), The
VLSI Circuit Test Problem – A Tutorial, IEEE Transactions on Industrial
Electronics, 36, 2, 111 – 116.
•
KAPUR, R., CHANDRAMOULI, R., WILLIAMS, T. W., (2001), Strategies for
Low – Cost Test, IEEE Design and Test of Computers, 47 – 54.
•
KOYUNCU, O., (2007), Ekonomik Test Tasarımı ve Optimizasyonu için
Kısıt Programlama Kullanılması, Yayınlanmamış Doktora Tez Çalışması,
Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
•
MALY, W., (2001), The Design and Test Cost Problem, IEEE Design and Test
of Computers, 6.
•
MALY, W., STROJWAS, A. J., DIRECTOR, S. W., (1986), VLSI Yield Prediction
and Estimation: A Unified Framework, IEEE Transactions on Computer
Aided Design, 5, 1, 114 – 130.
•
MAXWELL, P. C., AITKEN, R. C., (1993), Test Sets and Reject Rates: All Fault
Coverages Are Not Created Equal, IEEE Design and Test of Computers, 42
– 51.
•
MOORE, T. J., (1994), A Test Process Optimization and Cost Modeling
Tool, Proceedings of the IEEE International Test Conference, 103 – 110.
•
NACHLAS, J. A., LONEY, S. R., BINNEY, B. A., (1990), Diagnostic – Strategy
Selection for Series Systems, IEEE Transactions on Reliability, 39, 3, 273 –
280.
63
Verimlilik Dergisi 2014/4
•
OPPERMANN, M., SAUER, W., WOHLRABE, W., (2001), Optimization of
Inspection Strategies by Use of Quality Cost Models and SPC, 24th
International Spring Seminar on Electronics Technology (IEEE ISSE 2001), 293
– 297.
•
OPPERMANN, M., SAUER, W., WOHLRABE, W., (2003), Optimization of
Quality Costs, Robotics and Computer Integrated Manufacturing, 19,
135 – 140.
•
PATTIPATI, K. R., ALEXANDRIDIS, M. G., (1990), Application of Heuristic
Search and Information Theory to Sequential Fault Analysis, IEEE
Transactions on Systems, Manufacturing and Cybernetics, 20, 4, 872 – 887.
•
POUGET, J., LARSSON, E., PENG, Z., (2003), SOC Test Time Minimization
Under Multiple Constraints, Proceedings of the 12th Asian Test Symposium
(ATS’03).
•
RIVOIR, J., (2003), Lowering Cost of Test: Parallel Test or Low Cost ATE?
Proceedings of the 12th IEEE Asian Test Symposium (ATS’03).
•
RIVOIR, J., (2004), Parallel Test Reduces Cost of Test More Effectively
Than Just a Cheap Tester, Proceedings of the IEEE / SEMI International
Electronics Manufacturing Technology Symposium.
•
ROBINSON, G. D., (1989), Test Program Development Using Multiple
Test Strategies, Proceedings of the IEEE Automatic Testing Conference
AUTOTESCON’89, 9 – 18.
•
ROSSI, R., TARIM, S. A., HNICH, B., PRESTWICH, S., (2006), Multi-Component
Testing in Telecommunications, Proceedings of the European Conference
on Operational Research EURO XXI.
•
SCHEFFLER, M., AMMANN, D., THIEL, A., HABIGER, C., TRÖSTER, G., (1998),
Modeling and Optimizing the Costs of Electronic Systems, IEEE Design
and Test of Computers, 20 – 26.
•
STAPPER, C. H., ARMSTRONG, F. M., SAJI, K., (1983), Integrated Circuit
Yield Statistics, Proceedings of the IEEE, 71, 4, 453 – 470.
•
THATCHER, C. W., (1993), Design – For – Testability Economics,
Proceedings of the IEEE International Test Conference.
•
VOLKERINK, E. H., KHOCHE, A., KAMAS, L. A., RIVOIR, J., KERKHOFF, H. G.,
(2001), Tackling Test Tradeoffs from Design, Manufacturing to Market
Using Economic Modeling, Proceedings of the IEEE International Test
Conference, 1098 – 1107.
•
VOLKERINK, E. H., KHOCHE, A., RIVOIR, J., HILLIGES, K. D., (2002), Test
Economics for Multi-Site Test with Modern Cost Reduction Techniques,
Proceedings of the 20th IEEE VLSI Test Symposium (VTS’02).
64
Karmaşık Elektronik Ürünler İçin Test Ekonomisi
•
VOLKERINK, E. H., KHOCHE, A., RIVOIR, J., HILLIGES, K. D., (2003), Modern
Test Techniques: Tradeoffs, Synergies and Scalable Benefits, Journal of
Electronics Testing: Theory and Applications, 19, 125 – 135.
•
WILLIAMS, D., AMBLER, A. P., (2002), System Manufacturing Test Cost
Model, Proceedings of the IEEE International Test Conference, 482 – 490.
•
WILSON, S., FLOOD, B., GOYAL, S., MOSHER, J., BERGIN, S., O’BRIEN, J.,
KENNEDY, R., (2007), Parameter Estimation for a Model With Both
Imperfect Test and Repair, Proceedings of 25th IEEE VLSI Symposium
(VTS’07).
•
WILSON, S., GOYAL, S., (2007), Bayesian Estimation for an Imperfect Test
and Repair Model, 12th IEEE European Test Symposium.
•
WILSON, S., GOYAL, S., (2012), Estimating Production Test Properties
from Test Measurement Data, Applied Stochastic Models in Business and
Industry, 28, 542 – 557.
•
ZAKLOUTA, H., (2011), Cost of Quality Tradeoffs in Manufacturing
Process and Inspection Stratgy Selection, Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tez Çalışması, Massachusetts Institute of Technology, Massachusetts, ABD.
•
ŽUŽEK, A., BIASIZZO, A., NOVAK, F., (2000), Sequential Diagnosis Tool,
Microprocessors and Microsystems, 24, 191 – 197.
65
Verimlilik Dergisi 2014/4
66
İMKB’DE İŞLEM GÖREN BANKALARIN
ETKİNLİKLERİNİN VERİ ZARFLAMA ANALİZİ İLE
ÖLÇÜMÜ
Bekir ELMAS 1
Emre YAKUT 2
E. Sertaç ARI 3
ÖZET
Veri Zarflama Analizi (VZA), çok sayıda girdi ve çıktı değişkenlerinin
belirlenmesinden yola çıkılarak, bankaların etkinlik düzeylerinin hesaplanmasında
kullanılan matematiksel programa dayalı, parametrik olmayan bir ölçüm
tekniğidir. Bu çalışmada İMKB’de faaliyet gösteren bankaların etkinlik ölçümleri
2005-2010 dönemi itibariyle VZA yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve finansal
açıdan değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda etkin ve etkin olmayan
bankalar tespit edilerek ve etkinliklerinin artırılabilmeleri için gerekli önerilerde
bulunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Bankacılık Sektörü, Etkinlik Ölçümü, Veri Zarflama Analizi.
JEL Kodları: C61, G21.
Bekir ELMAS, Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, İİBF, İşletme Bölümü.
Emre YAKUT, Yrd. Doç. Dr., Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, İİBF, Yönetim Bilişim Sistemleri
Bölümü.
3 E. Sertaç ARI, Arş. Gör., Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, İİBF, Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü.
1
2
67
Verimlilik Dergisi 2014/4
EFFICIENCY MEASUREMENT OF THE BANKS LISTED ON THE ISE WITH DATA
ENVELOPMENT ANALYSIS
ABSTRACT
Data Envelopment Analysis (DEA) is a non-parametric measurement technique
based on mathematical programming that measures the efficiency level of the
banks by determining multiple input and output variables. This study aims to
examine the efficiency level of banking sector in ISE for the years between 20052010 via DEA and to evaluate the situation from financial aspect. As a result of the
study, efficient and inefficient banks will be determined and necessary suggestions
will be made to the sector to increase their efficiency.
Keywords: Banking Sector, Efficiency Measurement, Data Envelopment Analysis.
JEL Codes: C61, G21.
1. GİRİŞ
Gerek reel sektörde, gerekse finans sektöründe etkinliğin sağlanması ve
ölçülmesi konuları, Türkiye’de son yıllarda önem kazanmaya başlayan bir
konudur. 1980’lere kadar etkinlik düşüncesi kârlılığa oranla ihmal edilmiş
ve kârlılık rekabetin itici unsuru olarak kabul edilmiştir. Özellikle ekonomide
liberalleşme eğilimlerinin gelişmesi sınai kuruluşlar gibi finansal kurumların
da rasyonelleşme doğrultusundaki atılım ve girişimlerini artırmış, bunun
rekabet gücü ve etkinlik üzerindeki etkileri daha yakından ve duyarlılıkla
izlenir olmuştur. 1980 sonrası dışa dönük bir ekonomik büyüme modelinin
benimsenmesi, ülkeleri doğal olarak küreselleşme olgusunun içine çekmiştir.
Bu durum ise etkinlik konusunun gerek sistemin bütünü, gerekse sistemi
oluşturan kuruluşlar açısından hayati önem kazanmasına yol açmıştır (Aras,
2006: 235).
Bankacılık sektöründe etkinlik analizi çalışması, oran (rasyo) analizi, parametrik
ya da parametrik olmayan yöntemler kullanılarak yapılabilmektedir. Diğer
yöntemlerden farklı olarak parametrik olmayan yöntemlerde, çok sayıda
girdi ve çok sayıda çıktının analize dâhil edilebilmesi, son yıllarda bankacılık
sektörü üzerine yapılan etkinlik analizlerinin parametrik olmayan yöntemlerle
yapılmasına neden olmaktadır. Parametrik olmayan yöntemler içerisinde de
en fazla kullanılanı Veri Zarflama Analizi (Data Envelopment Analysis-DEA)
olarak karşımıza çıkmaktadır (Şen, 2006: 17).
Bankacılık sisteminin etkin çalışması ekonomi açısından ayrı bir önem
taşımaktadır. Bu fark, bankacılık sektörünün diğer ekonomik sektörlerden farklı
olarak, kaynak dağılımını belirleyen finansal aracılık işlevini üstlenmesinden
kaynaklanmaktadır. Bu açıdan, bankacılık sisteminin, ülkelerin ekonomik
gelişmesinde merkezi bir konumu bulunmaktadır. Bu nedenle, bir bankacılık
68
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
sisteminin performans analizini yapabilmek için etkinlik ve verimlilik
ölçütlerinin incelenmesi gerekmektedir (Ekren ve Emiral, 2002: 1).
2. LİTERATÜR TARAMASI
Veri Zarflama Analizi, son yıllarda gerek kamu, özel gerekse bankacılık
sektöründe etkinlik ölçümlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle,
üretim, hizmet ve finans sektörlerinde kaynak kullanımı verimliliğinin, banka
ve işletme performansının değerlendirilmesi amacıyla yoğun bir şekilde
uygulanmaktadır. Başta bankalar olmak üzere değişik türdeki hizmet ve
üretim işletmelerinin etkinliklerini veri zarflama analizi ile ölçmeye yönelik pek
çok çalışma yapılmıştır.
Konuyla ilgili literatür çalışmalar, dünyada ve Türkiye’de banka etkinliği ile ilgili
çalışmalar olarak ele alınabilir.
Charnes ve diğerleri (1990) yapmış oldukları çalışmalarında girdi olarak
Toplam işletme giderleri Toplam faiz dışı harcama, Şüpheli alacaklar karşılığı,
Batık kredi miktarı ve çıktı olarak ise Toplam faaliyet geliri, Toplam faiz geliri,
Toplam faiz dışı gelir ve Toplam kredileri kullanmışlardır. Bu çalışmada aracılık
yaklaşımı benimsenerek, bankacılık faaliyetleri ile ilgili olarak etkinlik analizi
tespit edilmiştir.
Ferrier-Lovell (1990) banka etkinliğine yönelik çalışmalarında girdi olarak
Personel sayısı, Kira ve Donanım giderleri ve Malzeme giderlerini kullanmakta
çıktı olarak ise Vadesiz mevduat hesabı, Vadeli mevduat hesabı, Gayrimenkul
kredisi, Tesis kredisi ve Ticari kredileri kullanmaktadır.
Elyasiani-Mehdian (1990) yapmış oldukları çalışmada girdi olarak Personel
sayısı, Sabit varlık, Mevduat sertifikası ve Mevduat sertifikası dışı mevduatı
kullanmakta çıktı olarak ise sadece Toplam gelirleri kullanmaktadır. Bankacılık
faaliyetleri ile ilgili olarak sadece toplam gelirleri çıktı olarak ele almaktadırlar.
Thompson ve diğerleri (1996) çalışmalarında girdi olarak Personel sayısı, Fiziki
sermaye, Yabancı fonlar, Şube sayısı ve Mevduatı kullanmakta çıktı olarak ise
Toplam kredi ve Toplam faiz dışı gelirlerini kullanmaktadır.
Berger ve Humphrey (1997), yapmış oldukları çalışmada 1983-1992 arası 10
yıllık dönemde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bankaların öz kaynak getirileri
ile sermayelerinin aktiflerine oranı arasındaki ilişkinin yönünü açıklamışlardır.
Buna göre öz kaynaklardan sağlanan getiri ile sermayenin toplam aktiflere
oranı arasında güçlü bir pozitif ilişki bulunmuştur.
Saha ve Ravisankar (2000), VZA tekniğiyle Hindistan bankalarının 1992–1995
dönemindeki etkinliğini ölçmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada 25 adet banka
seçilmiş, girdi olarak şube sayısı, personel sayısı, yatırım harcamaları, faiz
dışındaki yatırım harcamaları harici harcamalar çıktı olarak ise mevduat, açık
hesap, yatırımlar, toplam gelir, faiz geliri, faiz dışı gelir, kullanılabilir fonlar ve
genişlik (Faiz Gelirleri-Faiz Giderleri) kullanılmıştır. Benzer şekilde Galagedera
69
Verimlilik Dergisi 2014/4
ve Edirisuriya 1995–2002 döneminde Hindistan bankalarının performanslarını
VZA tekniği ile ölçtükleri bir çalışma gerçekleştirmişlerdir.
Türkiye’de yapılan banka etkinliği ile ilgili çalışmalar da şu şekilde özetlenebilir.
Cingi ve Tarım (2000), VZA tekniğini kullanarak 1989-1996 döneminde Türk
Bankacılık Sistemi’nin performans değerlendirmesini yapmaya çalışmışlardır.
Çalışmada 21 banka incelenmiş, girdi olarak aktifler ve giderler; çıktı olarak
ise kâr, kredi ve mevduat kullanılarak ölçeğe göre getiri varsayımı altında
etkinlikleri hesaplanmıştır. Buna göre kamu bankalarının incelenen dönem
boyunca etkinsiz olduğu, özel bankaların ise aynı dönemde tam etkin olduğu
gözlenmiştir.
Mercan ve Yolalan (2000) ise VZA yöntemi ile 1989-1998 yılları arasında ticari
bankaların etkinlik durumunu analiz etmeye çalışmışlardır. Farklı olarak
yazarlar girdi ve çıktılarda oran kullanmayı tercih etmişlerdir.
Köksal (2001) çalışmasında Türk bankacılık sektörünün 1999 yılındaki
performansını, şube sayısı 2’den fazla olan 4 kamu sermayeli banka, 30
özel sermayeli banka, 3 yabancı sermayeli banka olmak üzere toplam 37
ticaret bankasını incelemeye tabi tutmuştur. Veri zarflama analizi uygulanan
çalışmada girdi ve çıktı yönünden hem üretim hem de aracılık yaklaşımının
bazı özelliklerini içeren karma yaklaşım uygulanmıştır. Dört girdi (şube sayısı,
personel sayısı, toplam aktifler ve toplam faiz giderleri) ve dört çıktı (net dönem
kârı, toplam krediler, toplam mevduat ve kredi geri dönüş oranı) veri kalemleri
olarak analizi gerçekleştirmiştir.
Ekren ve Emiral (2002) VZA yöntemiyle, 1998 - 2000 yılları arasında toplam
71 bankayı analiz etmiştir. İki girdi (toplam mevduat + kısa vadeli borçlar
ve toplam maliyet) ve iki çıktı (toplam krediler, diğer gelir getiren aktifler)
ile yapılan çalışmada sonuçta, kalkınma ve yatırım bankalarının etkinlik
değerlerinin ticaret bankalarına göre daha yüksek olduğunu göstermiştir.
3. VERİ SETİ VE DEĞİŞKENLER
Bu çalışmada İMKB’de faaliyet gösteren 12 bankaya ait mali tablo verileri
kullanılmıştır. Bu verilerden hareketle hesaplanan oranlar yardımıyla etkinlikler
hesaplanmıştır. Etkinlik ölçümü Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemiyle
gerçekleştirilmiştir. Bankaların etkinlik ölçümlerine ilişkin olarak 2005-2010
dönemi bilanço ve gelir tablosu verileri ve hesaplanan finansal oranlar olup,
ayrıca 2000 – 2004 yılları arasında bankacılık krizinin yaşandığı dönemler
olduğu için analiz dönemi 6 yıllık bir dönemi kapsamaktadır.
70
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
Çizelge 3.1. Köksal, 2001: 17-27
Kar
71
Verimlilik Dergisi 2014/4
VZA yapılırken en önemli noktalardan biri girdi ve çıktıların belirlenmesidir.
Metod her ne kadar çoklu girdi ve çıktının kullanılmasına imkân tanımakla
birlikte, VZA değişkenlerin seçimine ve veri hatalarına karşı aşırı derecede
duyarlıdır (Çukur, 2005: 21). Bankaların etkinlik ölçümü için seçilecek olan girdi
ve çıktı değişkenlerinin, etkinliği hesaplamada en iyi temsil niteliğine sahip
olması gerekir. Bu husus göz önüne alınarak girdi ve çıktı değişkenler;
Girdi Değişkenleri
•
Faiz Giderleri
•
Faiz Dışı Giderler
Çıktı Değişkenleri
•
Krediler
•
Faiz Gelirleri
•
Faiz Dışı Gelirler
şeklinde belirlenmiştir.
Analiz kapsamında yer alan 12 bankanın isimleri yerine sırasıyla harflendirilerek
A, B, C, D, E, F, G, H, I, İ, J, K şeklinde harf kodları girilmiştir.4Bazı bankaların belli
dönemlerde faaliyetlerine son vermesi ve İMKB’de işlem görmesi esas alınarak
analizde sınırlı sayıda banka incelemeye tabi tutulmuştur.
4. MODEL
Bu çalışma da İMKB tarafından raporlanan 12 bankanın 2005-2010 dönemine
ilişkin etkinlik değerlerini hesaplayabilmek için, ölçeğe göre sabit getiri
varsayımı ile analiz gerçekleştirilmiştir. Charnes, Cooper ve Rhodes tarafından
geliştirilen ve isimlerinin baş harfleriyle anılan CCR modeliyle, ölçeğe göre
sabit getiri (CRS) durumunda etkinlik sınırı hesaplanır. Buradaki CCR göreceli
etkinlik modeli, toplam etkinliktir. Ayrıca VZA’da üst etkinlik sınırının 1,0 olarak
kısıtlanması ile tüm KVB’lerin etkinlik skorları 0,0 ile 1,0 arasında bir değer alır
(Demirci, 2012: 58).
İMKB tarafından raporlanan 12 bankanın 2005-2010 dönemine ilişkin etkinlik
değerlerini hesaplayabilmek için, altında Veri Zarflama Analizi kullanılmış ve
etkinlik skorları hesaplanmıştır. Buna göre; m adet girdisi ve s adet çıktısı olan
n adet karar birimi için maksimize edilecek çıktı/girdi oranının organizasyonel
ifadesi aşağıda verilmiştir (Cingi ve Tarım: 6-8):
4
Analiz kapsamında yer alan 12 bankanın isimleri yerine harfler kodlanmıştır.
72
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
(1)
Bu ifadede Xij > 0 paremetresi j karar birimi tarafından kullanılan i girdi
miktarını, Yij > 0 paremetresi de j karar birimi tarafından kullanılan r çıktı
miktarını göstermektedir. Bu karar problemi için değişkenler k karar biriminin i
girdi ve r çıktıları için vereceği ağırlıklardır. Bu ağırlıklar sırasıyla vik ve urk olarak
gösterilmiştir. Aşağıdaki ifade ise, k organizasyonel karar biriminin ağırlıklarını
diğer karar birimleri de kullandığı zaman etkinliklerinin % 100’ü geçmemesini
sağlayan kısıttır.
(2)
Son olarak kullanılacak girdi ve çıktı ağırlıklarının negatif olmamasını sağlayan
kısıt da aşağıda verilmiştir.
Bu eşitsizliklerin setini doğrusal programlama formuna çevirip simpleks ya da
benzeri algoritmalarla çözüme ulaşmak için maksimizasyon formundaki amaç
fonksiyonun paydasının 1’e eşitlenip bir kısıt haline getirilmesi yeterlidir. Veri
zarflama analizi modelimiz aşağıda verilmiştir:
73
Verimlilik Dergisi 2014/4
(3)
Yukarıdaki model n adet organizasyonel karar birimi için her birinin kendi
paremetreleri ile hazırlanıp n kez çözülmelidir. Özellikle etkin referans setlerinin
belirlenmesinde destek sağlayan dual model aşağıda verilmiştir.
Yukarıdaki model n adet organizasyonel karar birimi için herbirinin kendi
parametreleri ile hazırlanıp n kere çözülmelidir. Özellikle etkin referans setlerinin
belirlenmesinde destek sağlayan dual model ise aşağıda gösterilmiştir.
(4)
Bu modeldeki dual değişken etkin referans setlerini belirlemede
kullanılmaktadır. k organizasyonel karar biriminin primal modelinde pozitif
değerler verilen tüm karşılık geldikleri karar birimleri etkindir. Bu karar
birimlerin oluşturduğu sete karar birimi k’nin referans seti adı verilir. Genellikle,
eğer k verimli ise o zaman referans setindeki tek karar birimi kendisi olacaktır
ve dual değişkenin değeri 1’e eşit olacaktır. Etkin olmayan karar birimlerinin
referans seti, etkinliğin yakalanabilmesi için çıktıların hangi oranda artırılması
ya da girdilerin hangi oranda azaltılması sorusunun cevabı olmaktadır.
Bu modeldeki λ dual değişkeni etkin referans setlerini belirlemede
kullanılmaktadır. k organizasyonel karar-biriminin primal modelinde pozitif
değerler verilen tüm kjλ dual değişkenlerin karşılık geldikleri karar-birimleri
74
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
etkindir. Bu karar-birimlerinin oluşturduğu sete karar-birimi k’nın “referans seti”
adı verilir. Genellikle, eğer k verimli ise, o zaman referans setindeki tek kararbirimi kendisi olacaktır ve dual değişken kkλ’nin değeri 1,00'a eşit bulunacaktır.
Etkin olmayan karar-birimleri için referans seti, etkinliğin yakalanabilmesi için
çıktıların hangi oranda arttırılması (ya da girdilerin hangi oranda azaltılması)
sorusunun cevabını da sağlamaktadır.
5. ANALİZ SONUÇLARI
Çalışmada 2005-2010 dönemine ait İMKB tarafından raporlanan bankaların
finansal oranlarının yardımıyla önceden belirlenen girdi ve çıktı değişkenleri
üzerinden etkinlik analizi yapılmış ve her bir banka için etkinlik skorları
hesaplanmıştır. Değerlendirme kapsamında mevcut veriler QM - Lineer
Programlama yardımıyla hesaplanmış ve girdi-çıktı değişkenlerine karşılık
gelecek ağırlıklandırılmış katsayılar bulunarak etkinlik skorları elde edilmiştir
Çalışmada etkinlik açısından değerlendirmeler; etkinlik skorunun 1,00 olması,
etkinliğin göreceli olarak sağlandığını ifade etmektedir. 1,00 etkinlik skorundan
küçük değerler için ise etkin olmayan bankalar olarak ifade edilmektedir. Elde
edilen verilere göre 2005-2010 dönemi içinde 12 banka için VZA yöntemiyle
hesaplanan etkinlik skorları Çizelge 5.1’de gösterilmiştir.
Çizelge 5.1’de görüldüğü gibi, 2005 yılında etkin olan banka sayısı 5, etkin
olmayan banka sayısı ise 7’dir. 2006 yılında ise, etkin olan banka sayısı 2, etkin
olmayan banka sayısı ise 10’dur. Sırasıyla 2007, 2008 ve 2009 yıllarında etkin
olan banka sayısı 3, etkin olmayan banka sayısı ise 9’dur. 2010 yılı itibariyle etkin
olan banka sayısı 2, etkin olmayan banka sayısı ise 10 olarak elde edilmiştir.
Çizelge 5.1. CCR Tekniği İle Hesaplanan Etkinlik Skorları
75
Verimlilik Dergisi 2014/4
Grafik 5.1. Banka Etkinliği En Yüksek ve En Düşük Bankaların Etkinlik
Göstergeleri
Grafik 5.1’de 2005-2010 dönemi arasında etkinliği en yüksek ve en düşük
bankaların değerleri görülmektedir. Grafik 5.1’ e göre 6 yıllık dönem içerisinde,
en fazla etkin olan bankalar C, D ve K harfleriyle kodlanan bankalar olmuştur.
Bu dönemde C, D ve K kodlu bankalar 3’er kez etkin banka olmuşlardır. Yine
bu dönem içerisinde I kodlu banka etkin banka olamamıştır. Bu bankanın 0,68
skor ile etkinliğinin en düşük gerçekleştiği yıl ise 2010 yılıdır.
Çizelge 5.2. Bankaların Etkinlik Değerleri Ortalamaları ve Standart
Sapmaları
Çizelge 5.2’de görüldüğü gibi, incelenen dönem itibari ile etkinlik
değerlerinin ortalamasında dalgalanmalar gözlenmekte olup en yüksek
etkinlik değerlerinin ortalaması 2005 ve 2007 yılında gerçekleşmiş bununla
beraber 2010 yılı itibariyle bankaların etkinlik değerlerinin ortalaması dip
yapmıştır. Bununla beraber 2009 yılındaki krizin ardından 2010 yılında etkinlik
değerlerinin ortalamasında azalma olması sebebiyle banka etkinlikleri
açısından olumsuz bir durumdur. 2009 krizinin etkilerinin 2010 yılında daha
belirgin olarak görüleceği düşünülmektedir. Bankaların etkinlik değerlerinin
standart sapmaları 2010 yılı itibariyle en yüksek değer ile gerçekleşmiş olup,
76
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
bu durumun bazı bankaların etkinliklerindeki negatif yöndeki azalıştan
kaynaklandığı söylenebilir.
Uygulamada girdi yönelimli CCR modelinin çözümü sonucunda elde edilen
girdilere ve çıktılara ilişkin aylak değişkenlerden faydalanarak, görece etkin
olmayan bankaların girdi ve çıktı değişkenlerine ilişkin potansiyel iyileştirme
yüzdeleri Çizelge 5.3’te gösterilmiştir. Bu iyileştirmelerle birlikte etkin olmayan
bankalar tam (% 100) etkinliğe ulaşabileceklerdir.
A kodlu banka 2010 yılı referans kümesindeki bankalara göre etkinsizliğini
iyileştirmek için Faiz Giderlerini % 29; Faiz Dışı Giderlerini % 16 azaltırsa ve
Kredilerini % 69 artırırsa tıpkı referans kümesindeki diğer etkin bankalar gibi
etkin hale gelecektir.
G kodlu banka 2010 yılı referans kümesindeki bankalara göre etkinsizliğini
iyileştirmek için Faiz Giderlerini % 29; Faiz Dışı Giderlerini % 31 azaltırsa ve
Kredilerini % 54 artırırsa tıpkı referans kümesindeki diğer etkin bankalar gibi
etkin hale gelecektir.
J kodlu banka 2010 yılı referans kümesindeki bankalara göre etkinsizliğini
iyileştirmek için Faiz Giderlerini % 38; Faiz Dışı Giderlerini % 36 azaltırsa ve
Kredilerini % 41 artırırsa tıpkı referans kümesindeki diğer etkin bankalar gibi
etkin hale gelecektir.
I kodlu banka 2010 yılı referans kümesindeki bankalara göre etkinsizliğini
iyileştirmek için Faiz Giderlerini % 31 ve Faiz Dışı Giderlerini % 55 azaltırsa tıpkı
referans kümesindeki diğer etkin bankalar gibi etkin hale gelecektir.
77
Verimlilik Dergisi 2014/4
Çizelge 5.3. Görece Etkin Olmayan Bankaların Girdi ve Çıktı
Değişkenlerine İlişkin Potansiyel İyileştirme Oranları
78
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
6. SONUÇ
Bankaların finansal performansa dayalı banka etkinliğinin ölçülmesi amacıyla
yapılan çalışmada, İMKB’de raporlanan bankalara ait 2005-2010 dönemi mali
tablo verileri kullanılarak, Veri Zarflama Analizi etkinlik skorları hesaplanmıştır.
Çalışmada etkinlik açısından değerlendirmeler, etkinlik değeri 1,00 olan
bankalar etkin bankalar; 1,00 altında olan bankalar etkin olmayan bankalar
olarak değerlendirilmişlerdir.
Yapılan analizler sonucunda; en düşük etkinlik oranı 2010 yılında 0,63’lük değer
ile J kodlu bankaya aittir. Bu durum 2010 yılında faiz gelirlerindeki meydana
gelen azalışın etkinlik skorunu düşürmesi ile açıklanabilir.
2005-2010 döneminde 3 kez etkin olan bankalar; C, D ve K kodlu bankalardır.
Bu dönem içerisinde I, İ, E ve J kodlu bankalar hiç etkin olamamışlardır.
Mevduat toplama ve kredi dağıtma yönünden büyük hacimli banka olmak
finansal etkinliği olumlu yönde etkilemektedir.
Etkinlik değerlerinde olduğu gibi etkinlik değerlerinin ortalamalarında
ve standart sapma değerlerinde de 2008-2009 yılındaki krizin bankacılık
sektörüne tam olarak yansımadığı teyit edilmektedir. Bu durum 2009 yılında
baş gösteren krizin bankacılık sektörü üzerinde 2010 yılında etkisini daha
şiddetli bir şekilde gösterdiği biçiminde yorumlanabilir.
Bankaların etkinlik sonuçları ile birlikte karar değişkenlerinin aldıkları
değerlerden hareketle; etkinliği ölçülen bankaların etkin olup olmadığı,
etkin değilse hangi ölçüde etkinsiz olduğu, etkin hale dönüşebilmesi için,
girdi ve çıktı değişkenlerinde ne ölçüde bir iyileştirmeler yapılması gerektiği
belirtilmiştir.
Sonuç itibariyle, çalışmada ele alınan bankaların etkinlikleri yıllar itibariyle
farklılıklar göstermiştir. Bankalar tarafından kullanılan kaynakların etkin
kullanımı hem ekonomi hem de bankaların yaşam ömürleri açısından
önemlidir.
İleriki çalışmalarda bankalar, yerli ve yabancı bankalar olmak üzere
sınıflandırılarak, bankaların gelecekte alabilecekleri etkinlik skorları tahmin
edilmek üzere Yapay Sinir Ağları ve Veri Madenciliği teknikleri kullanılabilir.
79
Verimlilik Dergisi 2014/4
KAYNAKÇA
•
ARAS, G., (2006), Avrupa Birliği Açısından ve Dünya Pazarlarına Uyum
Açısından Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sektörünün Rekabet Yeteneği
(Finansal Yaklaşım), Mart Matbaası, İstanbul.
•
BERGER, Allen N., & David B. HUMPHREY, (1997), Efficiency of financial
institutions: International survey and directions for future research,
European Journal of Operational Research, 98 (1), s. 175-212.
•
CHARNES, A., W.W. COOPER ve Z.M. HUANG, (1990), "Polyhedral coneratio DEA models with an illustrative application to large commercial
banks", Journal of Econometric, Vol. 46, s. 73-91.
•
CİNGİ, Selçuk, & Armağan TARIM, (2000), Türk Banka Sisteminde
Performans Ölçümü - DEA / Malmquist TFP Endeksi Uygulaması,
Türkiye Bankalar Birliği.
•
ÇUKUR, Sadık, (2005), “Türk Ticari Bankacılık Sisteminde Etkinlik
Analizi”, İktisat İşletme ve Finans Dergisi, Yıl 20, (Ek Sayı), Ağustos, 17-27.
•
DEMİRCİ, Ayhan, (2012), “OECD Üyesi Ülkelerin Ekonomik ve Sosyal
Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi Yöntemiyle Belirlenmesi”,
(Yayınlanmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Erzurum, 2012.
•
EKREN, Nazım, & Fatih EMİRAL, (2002), Türk Bankacılık Sisteminde
Etkinlik Analizi (Veri Zarflama Analizi Uygulaması), Active Bankacılık
ve Finans Dergisi (24), s. 6-27.
•
ELYSASIANI, E. ve S. MEHDIAN, (1990), "Efficiency in the commercial
banking industry, a production frontier approach", Applied Economics,
Vol.22.
•
FERRIER, G.D. ve C.A.K. LOVELL, (1990), "Measuring cost efficiency in
banking: Econometric and linear programming evidence", Journal of
Econometrics,Vol.46.
•
KÖKSAL C. D., (2001), “Veri Zarflama Analizi ile Bankacılıkta Verimlilik
Ölçümü”, Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme
Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi, Isparta.
•
MERCAN, Muhammet, & Reha YOLALAN, (2000), Türk Bankacılık
Sisteminde Ölçek ve Mülkiyet Yapıları ile Finansal Performans İlişkisi,
İMKB Dergisi, 4 (15), s. 1-26.
•
SAHA, A. and TS RAVISANKAR, (2000), “Rating of Indian Commercial
Banks: A DEA Approach”, EJOR 124(1): 187-203.
•
ŞEN, S. A., (2006), Bankacılık Sektörü ve Devlet Müdahaleleri: Politik
Devresel Dalgalanmalar Çerçevesinde Türk Bankacılık Sektörü
Etkinlik Analizi, Sosyo Ekonomi, 2006-2, s. 11-30.
80
İMKB'de İşlem Gören Bankaların Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi İle Ölçümü
•
THOMPSON, R.G., P.S. DHARMAPALA, D.B. HUMPHREY, W.M. TAYLOR ve
R.M. THRALL, (1996), "Computing DEA/AR efficiency and profit ratio
measures with an illustrative bank application", Annals of Operations
Research, Vol. 68.
81
Verimlilik Dergisi 2014/4
82
KAMU ÖRGÜTLERİNDE STRATEJİK PLANLAMA SÜRECİ:
POTANSİYEL SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1
Aydın USTA
ÖZET
Kamu örgütlerinin, kamu hizmeti üretme ve sunma faaliyetlerini etkili bir biçimde
yerine getirmeleri, yönetilen toplum açısından önem taşımaktadır. Kamu
yönetimi kapsamında bu faaliyetlerin başarılı bir biçimde gerçekleştirilmesinde
yararlanılan etkili araçlardan biri de stratejik plandır. Stratejik planlar yardımıyla
kamu yöneticileri faaliyetlerine uzun vadeli bir perspektifle bakabilir, iç ve dış
etmenlerin örgüt üzerindeki etkilerini görebilirler.
Bu çalışmada, kamu örgütlerinde stratejik plan hazırlama ve uygulama süreci,
örnek bir stratejik plan modeli üzerinden anlatılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle
çalışmada, yöntem olarak Dolaylı Teknikler ve Metotlar kullanılmıştır. Teknik
olarak yabancı yazılı kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış ve stratejik plan evreleri
kapsamlı bir biçimde sunulmuştur. Çalışmanın amacı, çeşitli boyutlardaki
göstergeleri içeren stratejik plan uygulamalarının önemine dikkat çekerek, bu
alanda çalışanlara ve uygulayıcılara yeni bir görüş açısı kazandırmaktır.
Anahtar Kelimeler: Stratejik Plan, Pilotaj Yapı, Kamu Örgütleri, Örgüt Konseyi,
Stratejik Plan Aktörleri.
1 Aydın USTA,
Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü.
83
Verimlilik Dergisi 2014/4
STRATEGIC PLANNING PROCESS IN PUBLIC ORGANIZATIONS: POTENTIAL
PROBLEMS AND SOLUTIONS
ABSTRACT
Effective functioning of public organizations in terms of producing and providing
public services is important from societal point of view. One of the effective
tools that help to realize these activities successfully within the scope of public
administration is strategic planning. Public administrators can look at their
activities through a long term perspective and can see the effects of the internal
and external factors on the organization with the help of strategic planning.
In this study, the process of preparing and implementing a strategic plan in public
organizations was tried to explain on an exemplary plan model. Therefore, the
method used in the study was Indirect or Nonreactive Methods. The literature review
was made and stages of strategic plan have been presented comprehensively. The
objective of the study was to draw attention to the importance of strategic plan
implementations, which include indicators in several dimensions and to enable
the researchers and implementers in this field to get a new stand point.
Keywords: Strategic Plan, Pilotage Building, Public Organizations, Organization
Council, Strategic Plan Actors.
1. GİRİŞ
Kamu yöneticileri, görevli bulundukları örgütün güçlü ve zayıf yönlerini
göstermek, tutarlı stratejileri ve vizyonu oluşturmak, gerekli eylemleri
belirlemek, yenilikleri izleyerek işlevleri düzenlemek yükümlülüğündedir. Tüm
bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi ise hiyerarşik bir yetki ve finansman
olanakları çerçevesinde sağlanabilir. Bu anlamda özenle hazırlanmış bir
stratejik plan, gereken durumlarda yöneticilere rehberlik edebilir.
Stratejik Plan (SP), geleceğe yönelik düşünmeyi teşvik etmekte, yönetilen
halkın mevcut gereksinimlerini ortaya koymakta, uygun kalkınma
stratejilerini belirlemekte ve çevresel değişimleri önceden görebilmeye imkân
sağlamaktadır. Bu anlamda kurumsal yapıyı tanımlamayı, öncelikler üzerine
odaklanmayı, uygun araçlarla eylemleri yönetmeyi ve koordine etmeyi,
dolayısıyla yönetimi iyileştirmeyi içermektedir.
SP, gelişmeleri izleyebilmek için göstergeler yardımıyla faaliyet alanlarına kesin
bir çerçeve çizer. Ayrıca, öngörülen projelerin finansmanı için gösterilmesi
gereken yoğun çabalara işaret eder. Bu bağlamda, yönetimin belirlediği
strateji ve politikaların uygulanmasına katkı sağlar.
Kamu örgütlerinin ortaya koyduğu program ve projelerden, hedef kitle
olumlu veya olumsuz etkilenebilir. Bu anlamda stratejik plan, bunlar arasındaki
diyaloğu, bunların kararlara katılımını, birlikte hareket etmelerini sağlamakta
ve dolayısıyla yönetimin işini kolaylaştırmaktadır. Bunun yanında SP iletişimi
84
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
de iyileştiren bir yaklaşımdır. Kurumsal aktörler stratejik plan aracılığıyla,
yönetilen halka, projelerin amaçları, yürütülmesi ve değerlendirilmeleri
konularında düzenli olarak bilgi aktarabilmektedir.
Kamu örgütleri etkili, verimli ve gelişmiş bir performansa sahip olabilmek
için stratejik amaçlarını tanımlarlar ve bu doğrultuda örgütsel faaliyetlerini
yürütürler. Bu yükümlülüklerini ise ancak stratejik planların yöntem ve araçları
ile ancak uygulamaya koyabilirler. Bu bağlamda kamu örgütleri, değişen
toplumun gereksinimleri paralelinde stratejik planlamaya, yeni yapılanmalara
ve yeni çalışma araçlarına sahip olmak için bu doğrultudaki çalışmalarını
sürdürmek zorundadırlar (Duc ve Barbey, 2006: 91).
2. STRATEJİK PLAN
Stratejik planlama, stratejik yönetimin ilk aşaması olan formülasyon safhasıdır.
Stratejik planlama bir örgütün ne olduğunu, ne yaptığını ve bunu niçin
yaptığını şekillendiren ve bu sürece rehberlik eden temel karar ve eylemleri
üreten disiplinli bir çalışma olarak tanımlanabilir (Bryson’akt Erkan, 2008: 8).
SP terimi ilk kez 1960’lı yılların ortalarında özel sektör alan yazına girmiş ve
daha sonra da kamu sektöründe benimsenmiştir. Stratejik planı da içeren
stratejik yönetim ise öncelikle ABD’de ve İngiltere’deki kamu örgütlerinde
uygulanmaya başlamıştır. Stratejik yönetimle birlikte uygulanma olanağı
bulan stratejik planlama, bu anlamda kamu örgütlerinde temel kararların
alınmasında rehber olan bir disiplin ve çaba olarak görülebilir (Zagame, 1993:
13).
Uluslararası karşılıklı bağımlılığın artması, ulusal ekonomilerin daha kırılgan
olması, aynı ölçüde değişimin hızlanması, rekabetin yoğunlaşması gibi
etmenler örgütsel karar alımını güçleştirmektedir. Bu bakımdan, stratejik
planlamanın örgüt faaliyetlerinin düzenlenmesinde stratejik düşünmeyi teşvik
ettiği ve belirsizlikleri azalttığı söylenebilir.
Stratejik plan, uzun vadeli planların en ayrıntılısıdır denilebilir. Uzun vadeli
planlar, amaçlar ve araçlar üzerine kuruludur ve geleceği düzenlemek için
önerilerde bulunur. Stratejik plan, yöneticileri alışılmış uygulamalardan
ayrılmaları için adeta zorlar. Açıkçası stratejik planda farklı bir şey yapmak veya
üretmek söz konusudur. Örneğin bir tarım işletmesi, uzun dönemli bir tarımsal
program hazırlığı içerisinde olduğunda, ilkel mevcut araç ve gereçlerin yerine
biçerdöver gibi daha etkili araç ve gereçler tasarlamak durumundadır. Bu
tasarı bir tür strateji olarak kabul edilebilir. Bu esnada ilgili örgüt stratejik plan
hazırlayarak, uzun dönemde başka fırsatları, yeni teknolojileri, piyasa eğilimini
ve diğer etkenleri de analiz eder (Fleming, 1993).
Strateji, örgütün işlevleri arasında kaynak tahsisini iyileştiren, amaca nasıl
ulaşılması gerektiğini gösteren, örgüte güçlü bir konum kazandıran, örgütün
öz finansal kaynak akışını düzenleyen, desteklenmesi gereken önemli bir
süreçtir (Qesnel et Koehl, 2008: 5). Bir anlamda strateji, örgütsel amaca ulaşmak
85
Verimlilik Dergisi 2014/4
için, eylemleri yönetme ve koordine etme sanatıdır. Kısacası strateji, örgüt
içerisinde alınan bir tür kararlar birleşimidir (Renauld, 2003: 3).
Strateji, uzun dönemde bir amaca ulaşmak için kurumun kaynak kullanımı ile
ilgili olarak kararlaştırdığı eylemler bütünüdür. Bu anlamda stratejik planlama
örgütün temel amaçlarını ve bunların gerçekleştirilmesinde gerekli olan
kaynakların temin yöntemini belirler. Strateji, örgütün başarmak zorunda
olduğu görevleri tanımlar ve amaçlara nasıl ulaşılacağını gösterir. Stratejik
plan ise uzun dönemde beklenen, başarılı sonuçlara ulaştıracak stratejileri
yönetmek için bir yol haritasıdır.
Stratejik planlama, geleneksel plandan daha ileri, önemli çalışmaların
yapılmasını gerektirir. Çünkü stratejik plan, iç ve dış etmenleri inceleyen,
geleceğe yönelik öngörülerde bulunan, misyonu tamamlayan ve vizyona
ulaşmayı sağlayan stratejileri göstermektedir. Stratejiler ise çok sayıda
hipotez içermektedir. Kısacası stratejik planlama, sonuçlara dayalı yönetim
döngüsünün başlangıcı ve önemli bileşenlerinden biridir.
Stratejik yönetim kavramı, vizyon, misyon, stratejik amaç, hedef ve stratejik
plan kavramlarını içermekte ve söz konusu bu kavramlar stratejik yönetimin
önemli bileşenleri arasında yer almaktadır. Ancak, bu kavramlardan stratejik
plan kavramı, stratejik yönetimin önemli bir unsuru olarak diğer kavramları
yaşama geçiren önemli bir dinamik olarak görülebilir. Bu anlamda bir örgüt
açısından bu bileşenleri belirlemek stratejik yönetimin en önemli noktasıdır.
86
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Şekil 1. Stratejik Planlama Süreci
Kaynak: (Secretairat du Conseil du Tresor du Canada, 2005: 8).
Şekil 1’de görüldüğü üzere Stratejik Planlama bir süreçtir; çeşitli evre, aşama ve
aktiviteleri içermektedir. Bu süreçte, genellikle sürecin bütünüyle ilgili olmak
üzere her bir evre için bir süre öngören bir takvim hazırlanmakta; örgütün
paydaşları ile ilgili bir analiz yapılmakta ve stratejik planla ilgili olarak bu
paydaşlar bilgilendirilmektedir.
Stratejik planlama, genel olarak amaçları, randıman göstergelerini ifade eden
bir plan olduğu kadar; değerleri, örgütsel misyonu ve vizyonu tanımlayan
bir süreçtir. Stratejik planlama uzun ve kısa dönemli işlevsel amaçları ve
aynı zamanda bu amaçlara ulaşmak için uygun iş planları çerçevesinde
örgütün kullanacağı iş stratejilerini gösterir. Örgütün performansını ölçmede
kullanılacak sonuç göstergelerini önceden açıklar.
3. STRATEJİK PLANIN ÖZELLİKLERİ
SP hükümet politikalarına uygun bir planlamadır; bu bağlamda makro devlet
politikalarına uygunluk esastır. SP örgütün vizyonuna erişmesinde temel teşkil
eden unsurları belirler ve proaktif olarak kamu kurum ve kuruluşlarını gerçekçi,
inandırıcı, harekete geçirici bir vizyon etrafında birleştirir. SP, yöneticilerin
yönetim becerilerini geliştirdiği gibi, halkın da gelecek beklentileri ile ilgili
yapılacakları bilme gereksinimlerini karşılar. Bu çerçevede, sorunları ve çözüm
önerilerini adil bir biçimde göstermektedir.
Planlama anlayışının değişmesiyle ortaya çıkmış olan SP uygulaması, yönetişim
olarak nitelendirilen yeni iktidar modelinin kurucu ilkeleri olan düzenleyicilik,
katılımcılık, saydamlık, hesapverebilirlik, esneklik, etkenlik, yetki devri ve
yerelleşme ile uyumlu olan bir planlama anlayışıdır (Övgün, 2010: 111).
87
Verimlilik Dergisi 2014/4
Planın amaçları ve yönlendirmeleri yöneticilere, halka ve halkın temsilcilerine
karşı, bir yükümlülük getirmektedir. Plan örgüt içerisinde, öngörülen sonuçlar
üzerinde düşünmek ve belirlenen vizyona özendirmek için ayrıcalığı olan
bir çalışmadır. SP gerekli olan fikir alış verişini kolaylaştırır, ortak vizyonun
anlaşılmasını sağlar, personelin sonuca olan katkılarını gösterir. Planlama bu
bağlamda şu dört gerekliliğe yanıt vermelidir (Dan, 1997: 3).
•
Küresel, ulusal, bölgesel çevreyi ve aynı zamanda amaçları göz önüne
almak,
•
Kullanılabilir, temel göstergelerin ele alınmasında seçici olmak,
•
Stratejilerin hazırlanmasını, değiştirilmesini sağlayacak biçimde esnek ve
katılımcı olmak,
•
Mevcut teknolojiyi izleyecek ve uygulayacak biçimde gerçekçi olmak.
SP düşüncesine göre devlet düzeyinde bu amaçlara ulaşabilmenin temel
yolu, kalkınma planlamasında olduğu gibi ekonomik ve toplumsal yapının tek
elden devlet tarafından planlanması değil, politika kapasitesini artırabilmek
için her bir birimin kendisinin amaçlarını ve hedeflerini belirleyerek geleceğini
planlamasından geçmektedir (Övgün, 2010: 143). Bütüncül planlama anlayışını
ortadan kaldırarak parçacı bir nitelik sergileyen SP gücünü uygulamada
çevreye uyumlu olabilmeyi sağlamasından almaktadır. Stratejik planlama bu
noktada iç ve dış çevrenin ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan analiz edilerek,
bir misyon temelinde amaçlara ulaştıracak araçların, yöntemlerin, kaynakların
belirlendiği bir planlama anlayışı olarak tanımlanmaktadır (Övgün, 2010:
144). Kısacası stratejik planlama, kısa ve uzun dönemli amaçları; bu amaçlara
ulaşmak için kurumun nasıl yapılandırılması gerektiğini; kimin, neyi, ne zaman
yapması gerektiğini ifade eder (Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie,
2012).
4. STRATEJİK PLANIN EVRELERİ
Stratejik planlar genellikle, stratejik çerçevenin hazırlanması, strateji analizi,
strateji formülasyonu, uzun dönemli amaçların belirlenmesi, hazırlıklar ve
eylem planı evrelerinden oluşmaktadır. Ancak bu evrelerin birbirilerinden
bağımsız oldukları, zamansal olarak ayrı zamanlarda gerçekleştirildikleri
söylenemez. Buradaki ayırım sadece faaliyet adlandırmasından ibarettir ve
bu çalışmalar birbirleri ile iç içedir. Stratejik planın evreleri ve her bir evrenin
işlem basamakları Şekil 1’de gösterilmekte, evrelerle ilgili gerekli açıklamalar
ise izleyen alt başlıklarda sunulmaktadır.
88
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Şekil 2. Stratejik Planlama Modeli
Kaynak: (Ministere de L’ Agriculture et de Alimentation, 2013).
4.1. Birinci Evre: Stratejik Çerçevenin Hazırlanması
Bir kamu kurumundaki stratejik çerçeve misyon, vizyon ve değerler
üçlüsünden oluşmaktadır. Bu nedenle örgütün misyonunun, vizyonunun ve
değerlerinin kısa metinler halinde ifade edilmesi gerekmektedir. Ancak bu
çalışmaların yürütülebilmesi için öncelikle şu anahtar sorulara yanıt verilmelidir
(Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012):
•
Örgütün söz konusu eylemleri gerçekleştirmedeki temel gerekçesi nedir?
Varoluş nedeni nasıl izah edilebilir?
•
Örgütün kat etmek istediği yolda engel teşkil eden problemler nelerdir?
Çaba sarf edilen alanda örgütsel vizyon nasıl ifade edilebilir?
•
Örgütün inançlarını temsil eden değerler nelerdir?
•
Örgütün uygulanabilir, yarar sağlayan misyonu nedir?
Örgütsel Misyonun Tanımlanması: Örgütün niçin var olduğunu ve kime hitap
ettiğini gösterir; meşguliyet ve toplumsal rolü konusundaki sorulara yanıt verir.
Misyon tümcesinin oluşturulmasında şu sorular yanıtlanmalıdır (Ministère de
l'Agriculture et de l'Alimentation, 2013).
•
Ne? (Hangi ürün veya hizmet)
•
Neden? (Ürün veya hizmetin verilme nedeni)
•
Kime? (Ürün veya hizmetten yararlananlar)
Bu sorulardan hareketle örgüt misyonu bir iki cümle ile ifade edilir. Örneğin;
“Bizler x bölgesinde çalışan ve genç hekimlerden oluşan bir derneğiz. Biz hastalığa
yakalanmış çocukları iyileştirme yollarını araştırıyoruz. Onları tedavi ederek,
yaşama tutunmalarını sağlıyoruz”; ”Ülke genelinde sosyo-ekonomik iyileşmeye
katkı sağlamak misyonumuzdur” cümleleri birer misyon cümlesi olabilir
(Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
89
Verimlilik Dergisi 2014/4
Örneklerde de görüldüğü üzere misyon ifadesi, Örgüte ilişkin karakteristikleri,
kim için, niçin, ne yapılmak istenildiğini ve örgütün felsefesini tanımlamaktadır.
Yapılan misyon açıklaması örgütün her düzeyindeki otoritenin karar alımına
rehberlik edebilmeli, aktiviteleri yönlendirebilmeli ve örgütsel gücü ortaya
koyabilmelidir. Ayrıca yapılan planlar, proje ve programlar örgütün açıklanan
bu misyon yükümlülüğü ile de uyumlu olmalıdır (Norem, 2002: 80). Misyon,
verilen önemli kararların dayanak noktalarını gösterir. Bu anlamda örgüt
açısından alınan ilk karar misyondur denilebilir.
Örgütsel Vizyonun Tanımlanması: Vizyon, yönetilen bir örgütün çabalarıyla
ulaşmaya çalıştığı bir sonuçtur. Bir örgütün tamamlamayı arzu ettiği misyondan
hareketle bir amaçtan daha geniş olarak yükümlendiği idealidir. Vizyonun
açıklanması üç veya beş yıl için öngörülen sonuçlar üzerine adeta odaklanmak
demektir. Vizyon, örgütsel sorunları ve paydaşların genel özelliklerini dikkate
almalıdır. Örneğin; “bir topluluk düzeyinde belirli bir sürede, belirli bir kalitede,
sağlık koşullarına uygun, hijyenik su tedarikinin sağlanması” bir vizyon cümlesi
olarak kabul edilebilir. Yine benzer bir biçimde Örneğin çocuk haklarını
savunan bir derneğin vizyonu şu cümle ile ifade edilebilir: “Önümüzdeki beş yıl
içerisinde, yeteneklerini geliştirmede ve mutluluğa ulaşmada her bir çocuğa eşit
fırsatlar tanıyan; çocuk haklarını koruyan ve referans gösterilen bir kurum olmak”.
Vizyon, bir yapının sağlam kurucu unsurudur. Aşamalar halinde bir idealin
gerçekleştirilmesi vizyonu oluşturmaktadır. Bu aşamalar hedef ve amaçlar
üzerinden gerçekleşir; dolayısıyla uzun süren çalışmalar neticesinde
tamamlanır. Birçok hedef, amaçlara ulaşmaya katkı sağlar. Aşama aşama
gerçekleştirilen hedefler, örgütü amacına ulaştırır. Hedefler ölçülebilir
aşamalardır. Gerçekleştirilen amaçlar ise örgütü, gerçekleştirilebilir ideal olan
vizyona taşır. Örneğin, bir kamu örgütünün önemli köprüler inşa ederek,
ulaşımı kolaylaştırma düşüncesi, bir vizyon; bir köprünün gövde inşası, bir
amaç; köprünün her bir ayağının inşası ise birer hedef olarak görülebilir. Bir
kente yeşil alanlar kazandırmak isteyen bir belediye yönetiminin vizyonunda
ise söz konusu kent insanının sağlık açısından ve sosyal yönden gelişimini
sağlayacak ifadeler, hipotezler yer alabilir.
Vizyon, yönetilen halkın da katıldığı sosyal bir projedir. Vizyon gerçekçi,
inandırıcı olmakla birlikte gelecekte bazı sapmalara uğrayabilir. Gerçeklikle
vizyon arasında bir farklılık yer alabilir. Söz konusu bu farklılık, ek projelerin
hazırlanması ile giderilebilir.
Stratejik plana katılan farklı aktörlerin farklı beklenti ve istekleri olabilir.
Bu nedenle, vizyon formülasyonunun amacı, işbirliği ve diyalog içerisinde
toplumun isteklerini karşılayan orta bir yol bulmaktır. İyi bir vizyon iddialı,
aynı zamanda gerçekçidir. Güçlü bir geleceği düşler, yaratıcıdır. Vizyon
formülasyonunu oluşturan koalisyon, ulaşmak ve gelecekte oluşturmak
istediği sonuç üzerinde düşünmek durumundadır. Vizyon formülasyon
çalışmaları, kurum personeline sorumluluk yükler. Bu çerçevede vizyon
90
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
cümlesi kısa, pozitif, sayısal ifadeleri içeren ve yaratıcı olmalıdır. Vizyon
geleceğin oluşturulması inisiyatifi üzerine kurulmalıdır. Şu sorulara verilecek
yanıtlar vizyon formülasyonuna katkı sağlayabilir (Research Triangle Institute,
2004: 17):
•
Örgütün tarihsel geçmişi nedir?
•
Örgütün dışarıdaki imajı nasıldır?
•
Örgütün üstünlükleri, zayıflıkları, sorunları nelerdir?
•
Örgütün fırsatlar ve riskler açısından şimdiki durumu nasıldır?
•
Uzun dönemde örgütü etkileyecek faktörler nelerdir?
•
Örgüt özellikle kendisini hangi faaliyetleri ile gösterebilir? Bunlar örgüte
neler kazandırır?
•
Çevreye, hangi biçimde ve nelerle katkı sağlanabilir?
Vizyon cümlesinin oluşturulmasında kritik başarı faktörlerinden
yararlanılabilir. Kritik başarı faktörleri belirli bir amaca ulaşabilmek için mutlaka
gerçekleştirilmesi ya da sahip olunması gereken faktörlerdir (Hardaker ve
Bryan’da akt: Erkan, 2008: 102). Şunlar kritik başarı faktörü olabilir: Hizmet
standartizasyınu, kalite anlayışı, ileri teknoloji, yüksek motivasyonlu dinamik
çalışanlar, esnek yapılanma, günün koşullarına uygun mevzuat.
Örgütsel Değerlerin Tanımlanması: Değerler, yükümlülük altındaki bir
kurumun temel inançlarıdır. Değerleri tanımlamak açısından şu sorular
sorulabilir:
•
Kurumun misyonunu tamamlamasına uygun olan çalışan davranışları
nelerdir?
•
Eylemlerde hangi ilkeler izlenmektedir?
Bu sorulara verilecek yanıtlar, araştırmacının değerler tanımını kolaylaştıracaktır.
Şeffaflık, dürüstlük, insancıl yaklaşım gibi kavramlar örgütlerdeki önemli
değerlerdir. Bunların dışındaki çok sayıda davranış kalıbını değer olarak kabul
etmek olasıdır. Ancak bu değerler kurumdan kuruma değişmektedir.
4.2. İkinci Evre: Strateji Analizi
Örgütün iç ve dış çevresinin analizi, strateji analizi olarak kabul edilmektedir.
Strateji analizi, örgütün performansını geliştirmek için, eylem planlarını,
fırsatları, bölgesel sorunlar açısından önlemleri, stratejik amaçları sistematik
boyutta zamansal olarak incelemeye alır. Bu evre çalışmaların başarılması için
temel bir evredir. Kurumun kapasitesini değerlendirmek için geçmiş çalışmalar,
durum tanımlanması amacı ile bu evrede incelenir.
Bu evrenin amacı, ilgili kamu örgütünün ve çevresinin tanımlanmasıdır. Örgüt
sürekli değişen bir ortam içerisinde işlerini yürütmek durumundadır. Bu tanıma
çalışmaları iç ve dış etkenlerin ortaya konulmasını sağlar; dolayısıyla örgütün
91
Verimlilik Dergisi 2014/4
sorunlarını çözmeyi kolaylaştırır. Herhangi bir örgüt yönetimi bu evrede şu
sorulara yanıt vermek durumundadır (Dan, 1997: 5):
•
Örgüt uğraşısı neleri içermektedir?
•
Mal ve hizmetlerden yararlananlar kimlerdir?
•
Mal ve hizmetlerden yararlananlar için neler önemlidir?
•
Örgüt gelecekte nelerle uğraşmalıdır?
Strateji analizi evresinde, örgütün özellikleri, üstünlükleri, yaşam alanı ve
çevresi, ürettiği ürün/hizmet ve bunlardan yararlananlar belirlenir. Ne, kim
için ve niçin gibi soru zamirlerine yanıt aranılır. Analiz, stratejik seçimler ve
yönlendirmeler yapmak açısından güçlü ve zayıf yönlerin ortaya çıkarılmasını
sağlar. Bu evre, örgütün güçlü ve zayıf yönlerini saptamak; örgüt açısından
fırsat ve engelleri ortaya koymak ve problemleri tespit etmek başlıkları altında
üç bölüme ayrılmaktadır.
Örgütün Güçlü ve Zayıf Yönleri: Örgütün güçlü ve zayıf yönlerini tespit etmek
amacıyla öncelikle şu sorulara yanıt aranılır (Programme Concerte PluriActeurs Algerie, 2012):
•
Örgütün sahip olduğu güçlü yanları nelerdir?
•
Örgütün çözüm üretmek zorunda olduğu zayıf yönleri nelerdir?
•
Güçlü ve zayıf yönleri yansıtan özellikler arasında nasıl bir bağ kurulabilir?
•
Bu güçlü ve zayıf özelliklerle örgütsel amaca nasıl ulaşılabilir?
•
Örgüt politika oluşturma ve değerlendirmede rehber niteliğinde temel
ilkelere sahip mi?
Örgütü etkileyen iç etmenler bu evrede tanımlanır. İç etmenlerin gruplar
üzerindeki etkileri de böylelikle ortaya konulmuş olur. Bu etmenler, personel
sayısı ve yetenekleri, personel yönetimi, örgütsel yapı, paylaşılan kültürel
değerler, bütçe olanakları, yönetim biçimi ve iç haberleşme biçimi olarak
sıralanabilir (Fleming, 1993).
Bir örgütün tanıtılmasında, kuşkusuz örgütün gerçekleştirdiği veya
gerçekleştireceği projeler ve programlar önem taşımaktadır. Bu nedenle bu
konuda örgütün geçmişini ve mevcut durumunu ortaya koyan bir çizelgenin
düzenlenmesi gerekir. Çizelge 1 ve Çizelge 2, bu konuda hazırlanmış birer
örnektir.
92
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Çizelge 1. Üretilen Ortak Hizmetlerin Kalitesi ve Kapasitesi
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 9).
Çizelge 2. Gerçekleştirilmiş veya Gerçekleştirilmekte Olan Projeler
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 10).
Örgütün varsa güçlü özellikleri, belirlenen stratejilerin gerçekleştirilmesini
kolaylaştırır; zayıf yönleri, görevlerin gerçekleştirilmesini engelleyebilir. Bu
nedenle güçlü ve zayıf yönleri tanımak bu alanda açık biçimde durumu
öğrenmenin bir kanıtıdır. Bu kanıt örgütün strateji seçimlerini yönlendirir.
Örgütü tanıma ile ilgili kıstaslar Çizelge 3’te sunulmuştur.
93
Verimlilik Dergisi 2014/4
Çizelge 3. Örgütün Güçlü veya Zayıf Noktalarının Analizi
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 7).
Zayıflık bir anlamda iki türlüdür: Birincisi, çevreye bağlıdır veya örgütün
otoritesi ile ilgili baskılardır. İkincisi ise daha çok düzeltilebilir eksikliklerdir. Bu
eksiklikler daha çok örgütün yapısından kaynaklanır.
Fırsatlar ve Tehditler: Tüm örgütler dışarıdan gelen ve denetlenmeleri oldukça
güç olan çeşitli etkilere maruz kalabilirler. Bu etmenlerin örgüt üzerindeki
etkileri pozitif veya negatif biçimde farklılıklar taşıyabilir. Fırsatlar pozitif, tehdit
negatif bir etkiye sahiptir. Etkilerin örgütün misyonu ile ilgili olduğu akıldan
çıkarılmamalıdır. Örgütün rekabete dayalı aktiviteleri, kamu politikaları, politik,
ekonomik, toplumsal eğilimler, çevresel faktörler, nüfus hareketleri, yeni
teknolojik gelişmeler birer fırsat veya engel olarak kabul edilebilir (Programme
Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
Örgütün geneli üzerinde etkisi olan zayıf ve güçlü etmenleri tanımlamak ve bu
etmenlerin etkisini tartışmak gerekir. Örneğin, sermayenin azalması, yönetici
yetersizlikleri, haberleşme ağının durumu tartışılması gereken konulardır.
Bunlara hükümet politikalarını, piyasa ve rekabet koşullarını da eklemek
yararlı olacaktır. Ayrıca bunlarla örgüt misyonu arasında ilişki kurulmalıdır.
Tartışılmaması durumunda bunlar misyonun tamamlanmasına engel teşkil
edebilir.
94
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Bütün örgütler dışarıdan gelen etkilere maruz kalırlar ve bunları denetim altına
almak bazen çok güç olabilir. Daha çok bu etkileri örgütün işlevleri üzerinde
görmek mümkündür. Bunlar, rakip örgütlerin aktiviteleri, hükümet politikaları,
toplumun eğilim ve etkileri, piyasalar, yaşam biçimi, çevre, nüfus değişiklikleri,
teknolojik yeni uygulamalar ve gelişimi olarak sıralanabilir (Fleming, 1993).
Çizelge 4. Örgütün Yer Aldığı Ekonomik ve Sosyal Alanın Fırsat ve Engel
Analizi
Adlandırma
Fırsatlar ve Engeller
Niçin?
Kaynak: (Overseas Developement Administration Social Developement Department, 1995: 5).
Örgüt, çevresinde bulunan bir fırsattan yararlanmadığı takdirde, kendisini
yeterince geliştiremeyecektir. Bu bağlamda kamu örgütünün genel çevresi,
birey ve ülke üzerinde etkisi olan faktörlerin birlikteliğinden oluşur. Genel
çevre, ülkenin genel ekonomik ve politik durumu, teknolojik düzey ve
toplumun sosyo-kültürel yapısıdır. Bu konuda Çizelge 7’de örnek bir sıralama
görülmektedir.
Örgütle İlgili Problemler: Analizi özetlemek anlamında aşağıdaki iç ve dış yapı
ile ilgili sorular yanıtlanarak, örgütü ilgilendirten problemler sıraya dizilebilir
(Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012):
•
Etkili bir çalışma için gelecek altı ay içerisinde çözülmesi gereken
problemler nelerdir?
•
Örgütü güvenceye almak; projeleri sürdürmek ve aktiviteleri iyi yönetmek
için gelecek bir yıl içerisinde hangi problemler çözüme kavuşturulmalıdır?
•
Çalışma sürecini kolaylaştırmak için bu problemlerden hangilerinin
çözümü sağlanmalıdır?
Bu problemler; çok acil olanlar; önemli olmakla birlikte çözümü bir süre
ertelenebilecekler ve çözülmesi gerekenler fakat acil olmayanlar biçiminde
gruplandırılabilirler. Önemli görülen her bir problem için bir rapor hazırlanır. Bu
95
Verimlilik Dergisi 2014/4
raporlar her bir problemi tanımlar; nedenlerini gösterir ve toplum üzerindeki
etkilerini gösterir. Örneğin bir örgütün finansal kaynaklarının kıtlığı önemli bir
sorun olarak görülebilir (Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
Bu evrede stratejik analizler yapılır. Stratejinin analizi, örgütün geleceği
üzerinde önemli etkileri olan faktörlerin derinlemesine incelenmesidir. Bu
analiz süresince, örgütün çözmek zorunda olduğu önemli sorunlar belirlenir.
Bu analiz ile örgütün geleceğini ilgilendiren önemli kararlar alınır. Ancak bu
kararları almadan evvel yeterli bilgilere sahip olmak gerekir. Alınan kararlar
aynı zamanda önemli hipotezleri de içermelidir.
4.3. Üçüncü Evre: Strateji Formülasyonu
Strateji formülasyonu, bir örgütte stratejinin nasıl şekillendiği ya da
şekillendirilmesi gerektiği ile ilgilidir. Bu evre aynı zamanda örgütün
misyonunu tamamlarken karşı karşıya kaldığı önemli problemlerin çözümüne
ilişkin bir çalışmadır. Bu evrede daha çok örgütün ilerlemek istediği yönü ve
gerçekleştirilmek istenilen stratejiler üzerine odaklanılır. Ancak, alınan stratejik
kararların örgüt misyonu ile uyumlu olmasına dikkat edilir. Evre, temel alanların
belirlenmesi; temel alanların önceliklendirilmesi ve öncelikli alanlar için strateji
formülasyonu aşamalarından oluşmaktadır.
Temel Konuların (Alanların) Belirlenmesi: Bu aşamada önemli sorunları
çözmek amacıyla konuların ve önemli girişimlerin altı çizilir. Stratejik konular,
kuruluşun amacına ulaşmasını etkileyebilecek olan kuruluş içindeki ya da
dışındaki önemli gelişmelerdir (Ansoff’dan akt: Erkan, 2008: 98). Stratejik
konuların neler olduğuna karar verebilmek için dört temel soruyu sormak
gerekir (Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
•
Gelecekteki temel konular neler olacaktır?
•
Fiili olarak üzerinde odaklandığımız alanların diğerlerinden farkı nedir?
•
Bu alanlar örgütsel değişimi sağlayabilir mi?
•
Bu alanlara odaklanmak örgütsel misyona ve strateji analizine uygun mu?
Temel Alanların Önceliklendirilmesi: Bazı alanlar örgütün başarısı ve
hayatta kalması için diğerlerine göre daha önemli alanlardır. Önemli alanlar
sıralanmadan önce her biri iyi tanımlanmalıdır. Listenin başında yer alan
önemli alan stratejik olarak kabul görecektir; dolayısıyla bu alana daha çok
zaman ve kaynak ayrılacaktır.
Öncelikli Alanlar İçin Strateji Formülasyonu: Önemli alanlar örgütün
gelecekteki eylemlerine temel oluşturur. Bu nedenle özenle hazırlanmış
dokümanlar paydaşlara sunulur. Her bir temel alan için strateji formüle
edilir. Büyük bir fikre sahip olmak veya bir oluşumu tasarlamak, bir strateji
96
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
oluşturmak demektir. Stratejisi olmayan (hipotezi bulunmayan) bir vizyon,
sadece zihinde bir düşünce olarak kalır. Örneğin; Bir derneğin nihai
yararlanıcıların desteğini kazanması, insan kaynaklarının sağlanması, yeni
projelerin gerçekleştirilmesinde fon kaynaklarının bulunması birer stratejidir
(Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
Kalifiye elemanlarla işe başlanılması bu anlamda bir stratejidir. Stratejiler genel
ifadelerdir; bileşenleri ise stratejik amaçlardır. Örneğin bir havayolu firması
için rekabet gücünü artırmak bir strateji ise; pazar payını belirli bir oranda
artırmak stratejik bir amaçtır. Kısacası stratejik amaç, stratejinin daha somut
ifadesidir. Ancak buradaki stratejiler arasında da bir hiyerarşinin bulunduğunu
unutmamak gerekir. Strateji hiyerarşisinde kurumsal, mesleki, iş ve eylem
stratejileri yer almaktadır. Burada sözü edilen strateji kurumsal stratejidir ve en
üste yer alır.
Stratejik planlama her şeyden evvel geleceğe yönelik olarak stratejik
düşünmeyi gerektirmektedir. Stratejilerin önceden belirlenmesi, seçilen
amaçların anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Stratejilerin belirlenmesi, aslında
amaçların ve ölçülerin belirlenmesi ile paralel bir aşamada gerçekleşmektedir.
Amaçlar gerçekleştirilecek kamusal eylemleri somutlaştırır. Belirlenen amaçlar
gerçekleştirilecek programın adeta temsilcisidir. Bu bakımdan seçilen
amaçlar vatandaşların, yararlanıcıların ve vergi mükelleflerinin beklentilerini
karşılamalıdır. Ayrıca bir kamu kurumunda stratejiler belirlenmezse, kurumsal
önceliklerin belirlenmesi de çok güç olacaktır.
4.4. Dördüncü Evre: Uzun Dönemli Amaçların Belirlenmesi
Amaçlar, ifade edilen misyonun tamamlanmasını sağlar. Özel amaçların
bileşenleri, eylemler gerçekleştirilerek amaçlar hiyerarşisinin bütününe,
misyona, vizyona beklentilere katkı sağlanmaktadır. Bunun için çoğu zaman
amaçlar özeldir ve bir takvime bağlıdır. Amaçlara örgütün hangi düzeye
ulaşıldığını ölçmeye yarayan çok sayıda ölçüt eşlik eder (ontario.ca/tracabilite).
Bir örgüt kısıtlı imkânlarıyla bir defada tüm ihtiyaçları karşılayamayabilir. Bu
nedenle stratejileri uygulamaya koymak ve misyonu tamamlayabilmek için
öncelikleri belirlemek gerekir. Bu evrede her bir amacın gerçekleştirilebilirliği
değerlendirilir; ele alınan bir amacın örgüt üzerindeki etkisi diğerleri ile
karşılaştırılır. Amaç formülasyonunda genel olarak cümleler, sahip olmak,
sonuçlara ulaşmak ifadeleri ile sonlandırılır. Amaçlar, ölçülebilir, süresinde
gerçekleştirilebilir, esnek, uygun ve sonuçlandırılabilir olmalıdır (Programme
Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012). Bu amaçlar, genel ve öncül, sağlam
verilere dayalı, ve planın diğer bölümleri ile tutarlı olmalıdır.
97
Verimlilik Dergisi 2014/4
Bu evrenin asıl işlevi örgüt amaçlarını belirlemek ve amaçları somutlaştıran
iş stratejilerini hazırlamaktır. Bu evre, danışma ve seçim evresi olarak da
adlandırılabilir. Amaç, ortalama üç yıllık bir sürede ulaşılması düşünülen, nicel
olarak hesaplanabilen sonuçlardır. Başka bir ifade ile stratejik amaçlar, elde
edilmesi gereken sonuçların kavramsal ifadesidir.
Bir amaç birçok aksiyon veya aktivitenin sonucunda elde edilir. Amaç, örgütün
kabul edilen sorumlulukları çerçevesindeki elde ettiği gözlemlenebilir ve
ölçülebilir nitelikteki değişiklikleri ifade eder. Bir örgütün proje amaçları,
planlamaya, kaynak tahsisine ve izleme/değerlendirme yöntemlerine referans
teşkil eder (Norem, 2002: 82). Bir amaç fomülasyonuna tüm paydaşların
katılmasında yarar vardır. Bu anlamda amaçlar açık, anlaşılır, belirli, ölçülebilir
ve örgütün vizyonu ile uyumlu olmalıdır. Amaçlarla ilgili olmak üzere şu
örnekler verilebilir: “Üç yıl içerisinde ülkenin x bölgesinin kırsal kesimine su
temininde iyileştirmeler sağlayacak kuruluşlar oluşturmak”. “Bir yıl içerisinde
sağlık konusunda kırsal alanlardaki teknik, ekonomik, sosyo-kültürel problemleri
çözmek için kişisel veya kurumsal kapasiteleri iyileştirmek ve geliştirmek”. Bir başka
örnek, 2015’te 100 üyeye sahip olmak bir dernekte amaç olarak kabul edilebilir.
Ancak bu uzun vadeli amacın yanında kısa vadeli bir amaç da belirlemek
gerekir. Örneğin, bir dernek açısından çevre sakinlerine bu derneğin tanıtılması
kısa vadeli bir amaç olabilir. Ancak bu arada bu amaçlar çerçevesinde tanıtım
araçlarını ve sorumluları da belirlemek gerekir.
Amacın bir tür alt strateji olduğu söylenebilir; çünkü amaç, örgütün gelişim
hedeflerini ve araçlarını tanımlamaktadır. Amaç, şimdiki durum ile kamu
örgütünün geleceği arasındaki mesafeyi azaltmayı hedefler. Stratejik amaçlar
sorunlara çözüm üretimi ile ilgilidir. Amaçların belirlenmesi bir önceki evrede
hazırlanmış doküman ve çalışmalara gelecek yıl için öngörülen proje, program
ile eylemlere ve ülkenin genel durumuna dayalıdır. Stratejik amaçların
özellikleri ise şöyle sıralanabilir (Research Triangle Institute, 2004:17):
•
Belirli sorunları kapsayacak biçimde geniş olmalı,
•
Hedef kitlenin gereksinimlerini açıklamalı,
•
Sürekli ve elbirliği ile kalkınmayı sağlayacak nitelikte olmalı,
•
Gerçekleştirilebilir olmalı,
•
Değerlendirilebilir ve ölçülebilir olmalı.
Sonuç olarak bu evrede stratejilere ve uzun vadeli amaçlara dayalı olarak kısa
vadeli ve özel amaçlar oluşturulur. Bu amaçlar programları ve aktiviteleri içerir.
Bu amaçların yazımı uzun dönemli amaçlara hazırlıkları, program aktivitelerini,
personel sorumluluklarını, kaynak dağılımını ve gelecek plan hazırlıklarını
içermelidir (Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
98
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
4.5. Beşinci Evre: Hazırlık Çalışmaları
Bu evrenin amacı, stratejik plan konusunda ortak bir anlayışı egemen kılmak,
süreç aktörlerini belirlemek, çalışma modellerini iyi anlatmak, stratejik plan için
pilotaj yapıyı oluşturmak ve stratejik planın yönetilmesi için gerekli mali, fiziki
ve insan kaynaklarını belirlemektir. Bu çerçevede personeli, stratejik planın
üstünlüğüne inandırmak için birçok tanıtım toplantıları düzenlenebilir.
Bu evrede mevcut strateji ile önerilenler karşılaştırılır. Formüle edilen amaçlar
ile stratejilerin örgütsel işlevlere, yapıya uygunluğu denetlenir. Bu evrede
kaynak dağılımı, örgüt yapısı, iletişim sistemi, sorumluluklar konusunda gerekli
düzenlemeler yapılır. Örneğin, çok önemli konulardan başlanılarak kaynakların
nasıl kullanılacağı; kıt kaynakların nasıl artırılacağı gibi konular bu evrede ele
alınır. Görev tanımlarının yapılıp yapılmadığı; yapıldı ise herkes tarafından iyi
anlaşılıp anlaşılmadığı denetlenir. Ayrıca her bir görevli için sorumluluğun
yeterince açık olup olmadığı sorgulanır. Ayrıca amaçları gerçekleştirme süresi
gerekli değişikliği sağlayabilecek yeterlilikte olmalıdır. Bu anlamda sürekli
değerlendirmeler yapılmalı ve bu değerlendirmelerde yeni teknikler ve
kriterler oluşturulmalıdır (Programme Concerte Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
Çizelge 5’te stratejik plan aktörlerini gösteren örnek bir liste sunulmuştur.
Aktörler, planın uygulama esnasında yararlanılacak kişi veya gruplardır. Bu kişi
ve gruplar genellikle gerekli deneyime sahip, uygulamada sistemi ve araçları
denetleyebilecek kişilerdir. Aktörler, yerleşim yerlerinin durumlarına (bölge, il,
ilçe veya kırsal topluluk), alan büyüklüklerine ve mali kaynaklara bağlı olarak
belirlenmektedir.
99
Verimlilik Dergisi 2014/4
Çizelge 5. Stratejik Plan Aktörler Listesi
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 5).
100
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Çizelge 6. Stratejik Plan Pilotaj Yapısının Tanımlanması
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 6).
Çizelge 6’da stratejik planın pilotaj yapısı tanıtılmaktadır. Stratejik plana hazırlık
evresinde, enformasyon, karar alımı ve araçların kullanımında yetkili olan
pilotaj yapı oluşturulmalıdır. Pilotaj yapı, stratejik planlamanın odağında yer
alır ve stratejik planın tanıtılmasına fırsat tanıyan tüm belgeleri hazırlamakla
yükümlüdür. Pilotaj yapı adeta bir yönetim organı olarak görülebilir (Mırdamadı,
2009: 9). Pilotaj yapı örgütsel amaca ulaşmak için, örgütün sosyal ve ekonomik
gelişmesi ile ilgili bilgileri toplamak ve yaymak yükümlülüğündedir. Pilotaj
yapı oluşturulduktan, yetki ve sorumlulukları belirtildikten sonra, stratejik plan
çalışmalarını yürütmek için, Çizelge 7’de görüldüğü üzere önemli tarihler kamu
kurumunun kapasite boyutuna ve projelerin genişliğine bağlı olarak belirlenir.
Gerekli tarihler tespit edildikten sonra, kurum üst yöneticileri ilgilileri resmen
bilgilendirerek, süreci başlatırlar. Ayrıca yönetilen halk; gazete, dergi ve broşür
101
Verimlilik Dergisi 2014/4
aracılığıyla aydınlatılır.
Bir planı uygulamaya koymadan önce uygulamaya hazırlık niteliğinde
stratejileri gerçekleştirici yeni yöntemlerin bulunması, öngörülen aktivitelerin
örgütsel amaçlara uygunluğunun teyit edilmesi, görevleri kolayca
yönetebilmek için önerilen aktivitelerin bölümlenmesi, yapılacakların, kaynak
ve tarihleri ile birlikte gösterilmesi planın başarısını sağlayacaktır.
Çizelge 7. Stratejik Plan Süreç Takvimi
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 7).
4.6. Altıncı Evre: Eylem Planlarının Belirlenmesi
Eylem planı, dördüncü evrede tanımlanan stratejik amaçların somutlaştırılmış
biçimi olarak ifade edilebilir. Çünkü her stratejik amaç; aktiviteleri, insan
kaynaklarını, materyal ve gerekli finansmanı, görev ve sorumluluk paylaşımını
ifade eder.
Eylem planı çerçevesinde, planın uygulamaya konulması için öncelik sırasına
göre aktiviteler sınıflandırılır ve bu çerçevede uzun veya kısa dönemde
yapılacaklar vadeye bağlanır. Ayrıca uygulama komitesi oluşturulur ve komite
üyeleri arasında sorumluluk paylaşımı yapılır.
102
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Çizelge 8. Proje Planlaması
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 20).
Bu evrede, zamanla gerçekleştirilecek eylemler ve gerçekleştirilme süreleri
ayrıntılı bir biçimde gösterilir. Bu evrenin amacı, örgüt ve diğer aktörler
açısından şeffaf bir çalışma planını ve ekonomik girdi sağlama yöntemlerini
göstermektir.
Stratejik amaçlar yeterince etkili olmak durumundadır. Bu nedenle her biri
için eylem planı hazırlamak söz konusudur. Böylece stratejik amacın her biri
projeye dönüştürülmüş olur. Kısacası, her bir proje bir stratejidir, denilebilir.
Bu nedenle, stratejik plan hazırlıkları ile birlikte proje planlarının hazırlanması
da gerekmektedir. Bu konuda, Çizelge 8’de bazı sorular temelinde proje
planlamasının ana unsurlarının genel çerçevesi çizilmektedir. Aşağıdaki
eylemler proje yönetim araçları çerçevesinde sürece katkı sağlayabilir
(Research Triangle Institute, 2004):
•
Her amacın alt amaçlara veya hedeflere ayrılması,
•
Stratejilerin hiyerarşik yapıya göre sıralanmış eylemleri ve alt eylemleri
içermesi,
•
Her göreve ayrılan sürenin; sabit ve değişken maliyetlerin ifade edilmesi,
•
Gerekli insan kaynağının ve fon tahmininin gösterilmesi.
Ancak bu konudaki alınan kararlar misyon ve amaç tanımlamaları ile
bağdaşmalıdır. Yine bu evrede yapılacak gerekli değişimlerin kapsamı da
belirlenmelidir. Ayrıca sürekli teknik değerlendirme ve ölçütlerin oluşturulması
103
Verimlilik Dergisi 2014/4
gerekir. Böylece uzun dönemli plana dayalı olarak kısa vadeli amaçlar
belirlenmiş olur. Bu amaçlar, programları ve aktiviteleri de içerir. Böylelikle
planda; program ve eylemler, personelin sorumluluğu, kaynak tahsisi ve
sonraki yeni plana ulaşma süreci ifade edilmiş olur.
Bu aktiviteler genel olarak politiktir ve karar vericiler arasındaki işbirliğini
kolaylaştırır. Bu süreç, değişim ve dönüşümü ele alır. Eylem planlarının
hazırlanmasına yönelik olarak bir örnek Çizelge 9’da gösterilmiştir.
Çizelge 9. Eylem Planının Hazırlanması
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 21).
Stratejik eylem planı çerçevesinde ele alınan bütçeleme, proje planlarını ve
diğer dokümanları mali kapsamda bir araya getiren bir işlemdir. Bütçeye dayalı
kullanılabilir kaynak tahsisi; kamu örgütünün yürürlükteki yasa ve yönetmelikler
çerçevesinde, eylem temelinde kaynakların seferber edilmesidir. Stratejik plan,
sağlanan kaynakların bütçeye uygun olarak, gereken yerlere tahsis edilmesini
öngörür. Stratejik planın öngördüğü projeler, halkın acil gereksinimlerine yanıt
veren ve kalkınma stratejisi içinde mevcut ve potansiyel finans kaynaklarını
gerektiren programlardır.
Stratejik plan, proje ve finans programları ile birlikte zamandan tasarruf eden,
kaynak ve finans savurganlığını önleyen bir araçtır. Bu evrede, yılları kapsayan
kalkınma planları ile yıllık plan bütçe süreçleri arasında bir ilişki kurulur. Bu
ilişkinin kurulması, fon temininin önem taşıdığı uygun stratejik amaç ve
proje seçimi için gerekli bağlantıyı sağlar. Bu sürecin denetimi örgüt konseyi
tarafından gerçekleştirilir.
104
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Bir örgüt, uzun yıllar süren bütçe desteklerini seçerken, önceden belirlenen
bütçe yönetimi kurallarına, plan içerisindeki eylemlere, proje yatırım kararlarına
bağlı olmak zorundadır. Ayrıca bütçeleme faaliyetlerinde şu düzenlemelere
dikkat etmek örgüt açısından yararlıdır (Research Triangle Institute, 2004: 22):
•
Pilotaj yapı, örgütün finansal gerçekleri ile bütçe verileri arasındaki farkı
azaltmayı üstlenmek zorundadır. Bu çerçevede bütçenin rolü, gelir ve
harcama öngörüsü ve kullanım izni olarak kabul edilebilir.
•
Finansal işlemlerin uygulanmasında, harcama ve gelir kalemlerine
gereken özen ve dikkat gösterilir. Bu bağlamda, kamu örgütleri, finansal
gerçekleştirmelerin düzeyi konusunda tüm bilgilere sahip olmak, finansal
denetimi işletmek zorundadır.
•
Gelecek her yıl için gerekli finansman tahmini, cari bütçe yılının aşan
miktar farkından elde edilir ve toplam yatırım/maliyet kalemi ilgili yılın
hesabına geçirilir.
Çizelge 10’da konu ile ilgili olarak finansman ihtiyacını değerlendirme örneği
sunulmaktadır.
Çizelge 10. Finansman İhtiyacını Değerlendirme Çizelgesi
Kaynak: (Research Triangle Institute, 2004: 25).
Gerekli finansal desteği sağlamak için kamu örgütlerinin her zaman ulusal
veya uluslararası aktörlere, sivil toplum kuruluşlarına ihtiyacı vardır. Kısacası
amaçlarla ilgili gerekli finansman temin planı, tüm finansman kaynaklarının
listesini (borçlanma olasılığı, sübvansiyon, diğer kamu örgütlerinin katkıları) ve
finansman kaynaklarının her birinin kabul koşullarını ve süreçlerini içermelidir
(Research Triangle Institute, 2004: 26).
Bir kamu örgütünün ürettiği hizmetlere fon sağlayanlar ve bu hizmetlerden
yararlananlar, kaynak kullanımında örgütün etkili ve verimli olmasını isterler. Bu
isteme karşılık olarak da ilgili kamu örgütü, yönetilenlere uygulanan program
105
Verimlilik Dergisi 2014/4
sonuçlarını göstermek zorundadır. Bu hususta sonuçlara göre yönetim modeli
yararlı bir modeldir denilebilir. Öngörülen sonuçlar çerçevesinde amaçların
gerçekleştirilmesi için örgütün vizyonu sürekli olarak göz önünde tutulur. Bu
anlamda planlanan sonuçların gerçekleştirilmesinde, kaynaklar, çıktı, sonuç
ve etkiler olmak üzere dört unsur göze çarpmaktadır. Bu unsurlar Şekil 3’te
gösterilmektedir.
Şekil 3. Sonuçları Gerçekleştirmenin Unsurları
Kaynak: (Norem, 2002: 82).
Örgüt, misyon, vizyon ve program amaçlarını açıkladıktan sonra tanımlanan
vizyona ulaşmak için Şekil 3’teki süreç çerçevesinde stratejik eylemlerini ortaya
koyar. Bu durum bir anlamda hazırlanan planın uygulamaya konulmasıdır.
Uygulama esnasında ise eylem sınırlılıkları, kısıtlar ve kaynakların optimum
kullanımı dikkate alınır.
Kısacası her stratejik planın bu işlem basamaklarından hareketle gerekli
çalışmaları yönlendirmesi gerekmektedir. Çünkü her bir işlem basamağı
bir sonraki işlem basamağına temel teşkil etmekte ve bu aşamalar arasında
doğrusal bir bağ bulunmaktadır. Ancak her bir kamu örgütünün stratejik
planının genel unsurlarında aynı, fakat işlem basamaklarının ayrıntılarında
farklı olacağı unutulmamalıdır.
5. TÜRK KAMU YÖNETİMİNDE STRATEJİK PLANLAMA
Dünyadaki eğilimlere uyumlu olarak Türk kamu yönetiminde de stratejik
düşünce ve stratejik yönetim yaklaşımına doğru önemli adımlar atılmaya
başlanmıştır. İdari ve mali yapıda orta ve uzun vadeli yaklaşımın hâkim
kılınması, çıktılar yerine sonuçlara odaklanma, performansa önem verme,
hesap verme sorumluluğu ve katılımcılık gibi ihtiyaçları doğuran sorunlara
cevap veren etkili bir araç olarak stratejik planlama yaklaşımı Türkiye’de de
gündeme gelmiştir (Çomaklı vd. 2007: 182).
Kamu idarelerinin planlı hizmet sunumu, politika geliştirme, belirlenen
politikaları somut iş programlarına ve bütçelere dayandırma ile uygulamaları
etkili bir şekilde izlemeye yönelik olarak “stratejik planlama” temel bir araç
olarak benimsenmiştir. Stratejik planlama; bir yandan kamu mali yönetimine
etkililik kazandırırken, diğer yandan kurumsal kültür ve kimliğin gelişimine ve
güçlendirilmesine destek olmaktadır. Ulusal düzeydeki kalkınma planları ve
106
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
stratejiler çerçevesinde kamu idarelerince hazırlanacak olan stratejik planlar;
programlar, sektörel ana planlar, bölgesel planlar ve il gelişim planları ile
birlikte genel olarak planlama ve uygulama sürecinin etkililiğini artıracak ve
kaynakların rasyonel kullanımına katkıda bulunacaktır (DPT, 2006: 1).
Bu bölümde, daha evvel teorik olarak ele alınan stratejik planlama konusu
Türk kamu yönetimi açısından ele alınmakta; tarihsel arka planı, önemi ortaya
konulduktan sonra potansiyel sorunlar irdelenmektedir.
5.1. Stratejik Planlamanın Hukuksal Temelleri
Strateji geliştirme ve planlama, hali hazırda pek çok özel sektör kuruluşunca
uygulanmakta olmakla birlikte kamuda uygulanmasının gündeme gelmesi
mali sektör ve kamu yönetimine yönelik orta vadeli reform programlarının
desteklenmesi amacıyla 12 Temmuz 2001 tarihinde Dünya Bankası ile
imzalanan 1. Program Amaçlı Mali ve Kamu Sektörü Uyum Kredi Anlaşması
(PEPSAL-1) ile olmuştur (Çomaklı vd. 2007: 182).
Stratejik planlamanın Tükiye’ye transferinde ele alınması gereken bir diğer
politika belgesi 2000 yılında alınmış olan Ekonomik Reform Kredisi’dir. 769
milyon dolar tutarındaki bu kredi anlaşması makroekonomik sürdürülebilirlik,
sosyal güvenlik reformu, tarım reformu ve deregülesyon ve özelleştirme olmak
üzere dört bölümden oluşmaktadır (Övgün, 2010: 186).
Bütçe sürecinde stratejik planlamanın bir mekanizma olarak yerini alması ise
5018 sayılı KMYKK’nın çıkarılması ile mümkün olmuştur. 2003 yılı sonunda 5018
sayılı Kanun’un yasalaşmasıyla birlikte stratejik plan mali yönetim sisteminin
temel mekanizmalarından biri haline gelmiştir. Yerel yönetimlerle ilgili yasal
düzenlemelere stratejik plan sürecinin dahil edilmesiyle planın kapsamı genel
yönetimi kapsayacak şekilde geliştirilmiştir (Erkan, 2008: 75). Bu çerçevede ilk
adım 2003 yılında atılan ama uygulamaya tüm yönleriyle 2006 yılında girmiş
olan Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’dur. Bu adım dönüşüm sürecinde
atılan önemli bir adımdır.
Ayrıca Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın 1837. bendinde de kamu
yöneticilerinin ve çalışanlarının politika ve strateji oluşturma kapasitelerinin
geliştirilmesi ve bu amaca yönelik yönetsel yöntemlerin yerleştirilmesinin
temel bir ilke olarak benimseneceğini ifade etmesi (DPT, 2000: 191), stratejik
planların Türkiye’de de kabul edilmesi açısından önemli bir gelişme olarak
görüleblir.
5018 sayılı Kanun’un yanı sıra 5393 sayılı Belediye ve 5216 sayılı Büyükşehir
Belediyesi Kanunları ile nüfusu 50.000’in üzerindeki tüm belediyeler stratejik
plan hazırlamakla yükümlüdür. Ayrıca 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ile il
özel idarelerine de stratejik planlama yükümlülüğü getirilmiştir. 5216 sayılı
107
Verimlilik Dergisi 2014/4
Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda büyükşehir belediyesinin görevleri arasında,
büyükşehir belediyesinin stratejik planını hazırlamak da bulunmaktadır. 24
Aralık 2005 tarihinde yayımlanan 5436 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun ile tüm kamu idarelerinde strateji geliştirme
birimleri oluşturulmuştur. Bu birimler, 18 Şubat 2006 tarihinde yayımlanan
“Strateji Geliştirme Birimlerinin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” ile
stratejik planlama çalışmalarının koordinasyonu ile görevlendirilmiştir (DPT,
2006: 2-3). Kısacası, Türkiye’de de kamu yönetiminde yeniden yapılanma
çalışmaları kapsamında stratejik planlama bir araç olarak benimsenmiştir.
Tüm bu anlatılanlardan anlaşıldığı üzere yasa, yönetmelik ve kalkınma
planı düzeyinde stratejik planlamanın hukuksal altyapısının oluşturulduğu
görülmektedir. Ancak şunu söylemek gerekir ki stratejik planlar teknik
ve düşünsel yönü olan çalışmalardır. Bu anlamda yeterli donanıma sahip
planlama uzmanlarına gereksinim vardır. Bu nedenle bu yönde de gerekli
eğitim çalışmalarının yürütülmesi gerekmektedir.
5.2. Kamuda Stratejik Planlamanın Önemi
Türkiye’de kamu kuruluşlarının içinde bulundukları mali ve yönetsel sorunlar
dikkate alındığında, kamu kuruluşlarının gelecek dönemlerde planlı hizmet
üretme, belirlenen politikaları somut iş programlarına ve bütçelere dayandırma
ve uygulamayı etkili bir biçimde izlemelerinin önemi artmaktadır. Katılımcı ve
esnek bir planlama yaklaşımı olarak, kuruluşların mevcut durum, misyon ve
temel ilkelerinden hareketle geleceğe dair bir vizyon oluşturmaları, bu vizyona
uygun stratejiler saptamaları ve ölçüler geliştirerek stratejilerin bileşenleri olan
amaçlara ulaşım düzeyini belirleme süreci olan stratejik planlama, söz konusu
faaliyetlerin kuruluşlar tarafından yürütülmesinde temel bir araç olarak
gündeme gelmiştir (Çomaklı vd. 2007: 183).
Stratejik planlama, bir yandan kamu mali yönetimine etkililik kazandırırken,
diğer yandan kurumsal kültür ve kimliğin gelişmesine ve güçlendirilmesine
destek olacaktır (Murat ve Bağdigen, 2008: 175). Her şeyden evvel şunu
belirtmek gerekir ki; stratejik planlama olmadan yeni kamu yönetiminin önemli
modellerinden olan sonuçlara göre yönetim ve kurumsal performans yönetimi
modellerini planlamak ve uygulamak olanaksızdır. Açıklıkla söylenecek olursa
söz konusu bu modellerin temelinde stratejik planlama bulunmaktadır ve
sonuçlara göre yönetim ve kurumsal performans yönetimi modellerinin tüm
çalışmaları stratejik planlamada belirlenen stratejilere dayanmaktadır.
Bryson’a göre stratejik yönetimin örgüte sağlayacağı ilk ve en önemli yarar,
stratejik düşünce ve eylem yeteneğini geliştirmesidir. Bu yarar, örgütün dış ve
iç çevresi ile çeşitli aktörler hakkında daha sistemli bilgi toplanmasına, örgütsel
108
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
öğrenmenin artmasına, örgütün gelecekteki yönünün belirlenmesine ve
örgütsel önceliklerin oluşturulmasına rehberlik eder. Stratejik yönetimin
ikinci yararı, karar vermede iyileştirmeler sağlamasıdır. Stratejik planlama,
dikkati örgütün karşılaştığı hayati öneme sahip konular ve güçlükler üzerine
yoğunlaştırır ve karar vericilerin bu konuda neler yapmaları gerektiğini
belirlemelerine yardımcı olur (akt: Songür, 2011: 21).
Aldehayyat, Anchor ve Anchor’a göre, stratejik yönetimin en önemli yararı,
faaliyet çıktı ve sonuçlarının amaçlar doğrultusunda olup olmadığının
izlenmesine olanak sağlanmasıdır. Ayrıca, örgüt içi eşgüdümü, personel
arasındaki iletişimi ve örgüt performansını geliştirir (akt: Songür, 2011: 21).
David’e göre ise stratejik yönetimin temel yararı, daha sistematik, akılcı bir
yaklaşım kullanarak örgütlerin daha iyi stratejiler belirlemelerine yardımcı
olmaktır. Uzlaşma kültürünü geliştirmesi, stratejik yönetimin bir başka
yararıdır. Stratejik yönetimde önemli nokta, tüm yöneticilerin, personelin
süreci ve süreçteki sorumluluklarını anlamalarını sağlamak ve onları sürece
dâhil etmektir (akt: Songür, 2011: 21).
Çomaklı vd. (2007: 185) stratejik planlama yaklaşımının kamu kesimi açısından
önemi ile getireceği yenilik ve dönüşümleri şöyle sıralamaktadırlar.
•
Kamu kesimi açısından stratejik planlama, devletin topluma uyumunu ve
dolayısıyla uzun dönemli yaşayabilirliğini sağlar.
•
Strateji her şeyden önce toplumu değerlendirme ve ileriye dönük
tahminler yapma imkânını sağlar.
•
Kamu örgütüne kendini değerlendirme imkânı verir. Strateji kamu
yöneticilerine ne tür bir kamusal işlevleri olduğu ve ne durumda
bulundukları konusunda bilgiler sağlar.
•
Strateji, kamu yönetimi içinde bir bütün olarak ortak amaca yönelme ve
tutarlılık sağlar.
•
Strateji ve politikalar, faaliyetleri belirli bir alana sevk eder ve planlar için
belirli bir çerçeve oluşturur.
•
Strateji kamu yönetiminin kalitesini artırır.
Strateji oluşturmanın tüm bu faydaları yanında, özellikle planlama aşamasının
önemli bir maliyet gerektirdiği düşünülmelidir. Strateji oluşturma çalışmaları
insan kaynaklarını, materyal ve finansal kaynakları gerektirir. Bu açıdan stratejik
çalışmalar çoğu kez ihmal edilir veya gereksiz görülebilir.
Kısacası stratejik plan, örgütün güçlü ve zayıf yönlerinin ortaya konulması,
değerlendirilmesi, öngörülmesi ve incelenmesi için bir fırsattır. Haberleşme
işlevine, dolaylı görüşmelerle katkı sağlar; böylece örgüt açısından ortak bir dil
109
Verimlilik Dergisi 2014/4
oluşturur. Eşgüdümü sağlar ve seçilmiş eylemler arasındaki tutarlılığı geliştirir.
Stratejik planlama özerk bir hizmet ve yönetici önerisini güçlendiren bir
yönetim modelidir. Kısacası stratejik planlama kamu sorumluluğunu, alınan
kararların danışılarak alınmasını ve kurum eylemleri üzerinde düşünebilmeyi
sağlamaktadır. Ayrıca stratejik planlamanın, bilişsel, eğitimsel ve politik yönleri
de bulunmaktadır (Zagame,1993: 14).
Kalkınmanın bir tür aracı olan stratejik planlama, bir projenin, bir programın
uygulanmasında ve değerlendirilmesinde bir çerçeve çizer ve bu çerçevede
gerçekleştirilecek eylemler ile de örgütün güzergâhını saptar ve örgütün
misyonunun tamamlanmasına katkı sağlar. Bu anlamda bir stratejik plan,
kişilere, gruplara ve örgüte yol gösterir (Norem, 2002: 78).
Özel sektör, değişimin getirdiği sorunlarla başa çıkabilmek için sürekli yeni
arayışlar içine girmektedir. Oysa kamu kesimi, yaşanan sorunları tespit
etmekte, maalesef çözüm aşamasında herhangi bir yenilik önermemektedir
(Erdem, 2006: 102). Özel kesimin kamu kesimine göre reform çalışmalarında
dolayısıyla stratejik yönetim ve planlamada daha etkin görülmesinin
nedenlerinin başında içsel ve dışsal etmenlere ve değişimlere karşı daha hızlı
ve kolay uyum sağlayabilmesinden kaynaklanmaktadır (Murat ve Bağdigen,
2008: 178). Bu bakımdan stratejik planlar kurumsal sorumları çözmede önemli
bir araçtır denilebilir.
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; çevresel koşulları, mevcut örgütsel
durumu ve örgüt misyonuna bağlı olarak tercih edilmesi gereken öncelikleri
belirlemede stratejik planlardan yararlanılmaktadır. Bilindiği üzere stratejik
amaçlardan evvel örgütsel stratejilerin belirlenmesi gerekmektedir; bu
konularda da stratejik düşünme örgüt çalışanlarına yol göstermektedir. Bunların
yanında proje ve programların değerlendirilmesinde ve eylem planlarının
organize edilmesinde stratejik planlar oldukça yararlıdır (Programme Concerte
Pluri-Acteurs Algerie, 2012).
Bir başka çalışmaya göre stratejik planlamanın; örgütü mevcut durumundan
istediği konuma ulaştıracak araçları, dışarıdan gelecek önerileri, iç tartışmaları
ve yol haritasını gösteren stratejileri, örgütün gelecekte kat etmesi gereken
aşamaları incelemede, etkili, uyumlu ve pozitif olarak değişimi yönetmede,
çevresel değişime paralel olarak karar alımını sağlamada, örgüt açısından
öncelikleri belirlemede rehberlik ettiği tespit edilmiştir (ontario.ca/tracabilite).
Tüm bunların yanında örgüt açısından maruz kalınan etkiyi incelemek,
hedef kitleyi tanımlamak, kaçınılmaz değişime pozitif tepki göstermek,
temel sorunları çözmek, amaçlara ulaşmada yenilikçi araçlar bulmak, kriz
durumlarını iyi yönetmek, kaynakları etkili kullanmak, problemleri önceden
görmek ve bunlara uygun politikalar oluşturmak, paydaşlara sorumluluk
110
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
yüklemek ve toplumsal amaçlara ulaşmada yardımlaşmayı ve birlikteliği
sağlamak bakımından stratejik planlamaları yapmak gerekmektedir (ontario.
ca/tracabilite).
5.3. Stratejik Plan Uygulamalarında Potansiyel Sorunlar ve Çözüm
Önerileri
Stratejik planlama, farklı bakış açılarıyla değerlendirildiğinde bir önceki başlık
altında ortaya konulan pek çok yararı sağlayabilir. Ancak hazırlanan planın
uygulanması; uygulanırken izlenmesi, değerlendirilmesi ve yansılarının
alınması gerekmektedir. Ayrıca kamu örgütlerince stratejik planlama
yaklaşımının benimsenebilmesi için bir uygulama sürecinin geçmesi
gerekmektedir. Bu anlamda stratejik planlama ve uygulama sürecinde bazı
sorunların yaşanması doğaldır. Ancak bu sorunlar çözümlenebilir niteliktedir;
çünkü stratejik planlamanın kendisi mantıksal düzenlemeleri içermektedir.
Stratejik plan uygulamalarında karşılaşılan temel sorunların başında kamu
idarelerinin yasal düzenlemelere tabi tutulmuş olmaları gelmektedir.
Özel kesimde temel amaç ve ölçüt kârdır. Yöneticiler, bu hedefe ulaşmada
serbestliğe sahiptirler. Oysa kamu kesimindeki yöneticiler, yalnızca yetkili
kılındıkları konularda karar alabilirler (Erdem, 2006: 106). Kamu kesiminde en
açık ölçüt hizmet miktarı olmaktadır. Hizmetin kalitesi ve maliyeti konusunda
denetim, hizmet miktarından daha önemi görülmektedir (Murat ve Bağdigen,
2008: 179).
Nutt, stratejik planlamanın pek çok alanda örgütsel değişim gerektiren süreç
olduğu için örgütlerde dirençle karşılaşılabileceğine dikkat çekmektedir.
Politik ve sosyal yansımalar örgütte değişime direnç yaratabilir. Stratejik
planlama, tamamen reddedilmekten, gecikmeli olarak uygulamaya kadar
çeşitli tepkilerle karşılanabilir. Bu sorunları ortadan kaldırmak için yeni
düzenleme oluşturma, katılımcı yöntemler uygulama, ikna etme ve inandırma
gibi taktikler uygulanabilir (Songür, 2011: 28).
Kamu idarelerinin faaliyet alanları, özel kesim örgütlerine göre çok daha geniş
ve çok daha karmaşık yapıdadır. Bu yüzden, kamu idareleri öncelikle kamu
yararını göz önünde bulundururken, vatandaşın, çeşitli çıkar gruplarının,
uluslararası örgütlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve tabi ki devletin çıkarlarını
savunmak durumunda ve bir ortak paydayı oluşturmak zorundadır. Bu durum,
özel kesimin hedeflere ulaşma ve müşteri odaklı olmanın ötesinde bir anlayışı
beraberinde getirmekte ve kamu idarelerinin çok daha karmaşık bir yapıya
bürünmesine neden olmaktadır (Erdem, 2006: 106).
Stratejik planlamada, özellikle kamu yönetimi uygulamalarında, en önemli
sorunlardan biri sahiplenmedir. Stratejik planlamada başarı elde edebilmenin
111
Verimlilik Dergisi 2014/4
olmazsa olmazı, hem yönetici, hem de çalışanlar tarafından sahiplenilmesinin
gerekliliğidir. Ancak yöneticiler bazen stratejik planlamaya olumlu
yaklaşmamakta ve uygulamak istememekte; bu nedenle de planlama sürecini
desteklememektedirler (Mintzberg’den akt: Songür, 2011: 28).
Stratejik plandaki uyum eksikliği ve plan ölçülerindeki eksiklik karşıt fikirlerin
ortaya çıkmasına ve karışıklıklara yol açabilir. Korku ve belirsizlik karşısında
plan uygulamaları karşıtlarını yaratabilir. Grup ve kişilerin negatif algı
taşımaları planlı çalışmalara direnci tetikleyebilir. Plan uygulamalarındaki
karmaşıklık paydaşlar tarafından anlaşılmazsa ve yöneticilere açık biçimde
açıklanmazsa karşıtları ortaya çıkarabilir. Değişim örgütün farklı düzeylerinde
farklı anlaşılabilir. Haberleşme ve bilgi eksikliği belirsizliği artırabilir ve güven
eksikliği değişim karşıtlığını harekete geçirebilir (Huerta, 2008: 18).
Özel kesimde her yeni pazar fırsatı, yeni bir üretimi desteklemektedir.
İşletme bütçesini ve insan kaynaklarını yeni gelişmelere göre hızla yeniden
düzenlemektedir. Kamu idarelerinde ise bütçe ve insan kaynakları açısından
esneklik azdır. Daha da önemlisi yeni bir hizmet üstlenme, bir fırsat olarak değil
çoğu kez sorun olarak kabul edilmektedir. Özel kesimde işletmelerin ayakta
kalması, çalışanların çalışmaya devam edebilmesi, pazardaki rekabete uyum
sağlamaya ve kâr etmeye bağlıdır. Kamu idarelerinin insan kaynakları politikası,
örgütün ne kadar ürettiği ve çalıştığından bağımsızdır. Güvence sistemi, çok
çalışanı az çalışandan ayırmaya, işine son vermeye, ödüllendirmeye veya etkili
cezalandırmaya uygun değildir (Güner, 2005: 76). Bu durum kamuda stratejik
plan hazırlama güçlüklerinden biri olarak algılanabilir.
Kamu sektöründe; katılımcılık, vatandaş odaklı yönetim anlayışı, açıklık ve
hesap verilebilirlik gibi stratejik yönetim sürecinin önünde birtakım engeller
ve/veya güçlükler vardır. Bunları aşağıdaki gibi sıralamak olanaklıdır (Saran’dan
akt: Söyler, 2007: 112):
•
Kamu kesiminin aşırı merkeziyetçi yapıya sahip olması, astlara planlama
yapma ve kaynak kullanımında yetki devrinde zorluklara neden olmaktadır.
•
Bürokratik kültür kamu kesiminde değişim ve yeniliklerin statükoyu
değiştireceği endişesiyle vatandaşın gereksinimlerinden önce kendi sosyal
ve ekonomik çıkarlarını korumayı amaçlayan bir nitelik göstermektedir.
•
Kamu kaynaklarından daha çok pay almayı amaçlayan ve devleti baba
olarak görmeyi kendi çıkarları için daha anlamlı bulan vatandaşlık
kültüründe, katılım ve sorumluluğu paylaşma isteği bulunmamaktadır.
•
Kamu kesiminin ürettiği malların büyük bölümünün hizmet niteliğinde
olması nedeniyle, yarar-maliyet analizi gibi tekniklerle değerlendirilmesi
ve ölçülmesi güçlükler taşımaktadır.
112
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
•
Üst yöneticiler, stratejik planları oluşturacak,
değerlendirecek kadar görevde kalamamaktadırlar.
uygulayacak
ve
•
Kamu kesiminde stratejik yönetim sürecine katkıda bulunacak insan
kaynakları yönetimi, toplam kalite yönetimi ve performans yönetimi gibi
modern tekniklerin uygulanmaması da bir engel teşkil etmektedir.
Bunlara ek olarak stratejik planlamanın teknik bir süreç olduğu; bu tekniğin
uygulanmasında görev alacak kalifiye eleman eksikliğinin olduğu söylenebilir.
Stratejik plan uygulamaları hakkında olumlu bir kanaat oluşturmak, bu tür
değişimlerle ilgili yeterli bilgi vermekle mümkündür. İnsanlar bilmedikleri
şeylere karşı kuşku duyarlar. Bilgilendirme büyük oranda bu kuşkuyu sağduyu
ile değerlendirmeye dönüştürür. Katılımcılık bireylerin kendi iç dünyalarında
değişimi yargılayarak içselleştirmelerine katkı sağlar. Bu yüzden ortak akla hitap
etmekte yarar vardır. Ortak akıl ise, uzun erimli tartışma ve grup toplantıları ile
oluşturulabilir (Çağlar, 2005: 21).
Stratejik plana olan direncin doğmasını engellemek veya ortaya çıkmış
direnci ortadan kaldırabilmek için yöneticilerin bu direncin nedenlerini iyi
şekilde anlamaları gerekir. Çünkü çalışanlar değişime çeşitli nedenlerle direnç
gösterebilirler. Sorunların anlaşılmasında katılımın da önemi büyüktür. Katılım
ne kadar güçlü olursa işin sonunda ortaya konan çözümün performansı da
o derece yüksek olur. Katılım, uyumu (adhesion) sağlar. İşin sonunda elde
edilen çözüm katılımcılara aittir. Empoze edilmeye çalışılan bir çözümün
doğurduğu dirençle karşılaşma şansını ortadan kaldırır. Bu bağlamda,
hazırlanacak iyi bir iletişim planı şu kaygılara yanıt verebilir (Research Triangle
Institute, 2004: 29):
•
Alınan kararlar, stratejik plan sürecinin gelişimi konusunda yöre halkının
ve partnerlerin (kamu otoriteleri, politik otoriteler) bilgilendirilmesi,
•
Gecikme nedenleri, öngörülenlerle gözlem raporları arasındaki farklılıklar
konusunda yöre halkının bilgilendirilmesi,
•
Kalkınma planını etkileyen risklerin etkileri ve yeni koşullar konusunda
halkın bilgilendirilmesi.
Bu faktörlerin dağılımı ve uygulanması, buna paralel olarak planlama
sürecindeki aktörlerin başarıya ulaşmasını sağlamak adına katılımı sağlamak,
önemli bir başlangıçtır denilebilir.
Kuşkusuz stratejik plan uygulamalarının temel amacı ilgili topluluğun genel
durumunu iyileştirmektir. Bu anlamda örgüt içerisinde etkili bir iletişimi
sağlamak, yeterli motivasyonu sağlamak ve gerekli finansal yeterliliği
sürdürmek stratejik planlarda başarıyı sağlayacaktır.
113
Verimlilik Dergisi 2014/4
6. SONUÇ
Türkiye’de kamu yönetimi ve mali yönetim alanında uygulanan son reform
girişiminin araçlarından biri stratejik planlamadır. Stratejik planlamanın kamu
kuruluşlarında uygulanmasını sağlamaya yönelik bir dizi yasal düzenleme
yapılmıştır. Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile yerel yönetim
kanunlarında stratejik planlama, kamu yönetiminin temel araçlarından biri
olarak yer almaktadır. Keza, kanunlaşmamış olmakla birlikte, yeni hazırlanan
kuruluş kanunlarına ışık tutan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden
Yapılandırılması Hakkında Kanun da stratejik planlamayı temel bir unsur olarak
görmektedir (Erkan, 2008: 2).
Günümüzde, yönetilen halk, kamu örgütlerinden, kişisel gereksinimlerine
uygun hizmetleri arzu etmekte; kamu örgütlerinin kendilerine saygın birer
vatandaş gibi davranmalarını ve verilen hizmetlerin kaliteli olmasını talep
etmektedir. Bu nedenle, her bir kamu kurumu, kamu yönetimi işlevini sürekli
iyileştirmek zorundadır.
Geleneksel yönetim ve planlama, artık eski yıllarda olduğu kadar etkili ve
verimli olamamaktadır. Buna karşılık, yeni yönetim yaklaşımlarındaki stratejik
planlar ise, örgütlerin yönetim işlevlerinde kullandıkları önemli bir araç olarak
görülmektedir. Bu etkili araç; örgütün etkililiğine, verimliliğine, performans
gelişimine, karar verme süreçlerine, iletişime, zaman ve kaynak tasarrufuna ve
sonuçları değerlendirmeye olumlu katkılar sağlamaktadır. Sayılan bu özellikleri
ile stratejik planların geleneksel planlardan farklı oldukları görülmektedir.
Stratejik planlama yöntemi; insan kaynaklarını değerlendirmeyi, ölçüm ve
süreç izlemeyi, uygun karar almayı, sürekli iyileşmeyi, sorumluluk ve şeffaflığı
dikkate alan bir yöntemdir. Kısacası, stratejik planlamaya dayalı yönetim,
üretim sonuçları, etkililik ölçüsü, çevreye uyum ve yenilikleri öğrenme süreçleri
üzerine kuruludur.
Stratejik yönetimin temel aracı olan stratejik planlama, yönetimde yol ve
yöntemleri uygulamaya koyan, sistemli ve yararlı bir araçtır. Bu nedenle, bir
stratejik plan, gerekli ve tutarlı bilgileri içeren, çalışma ortamı için ortak bir
dil oluşturan bir yapıya sahip olmalıdır. Stratejik plan, yöneticilerin sistemi
değerlendirmelerini sağlayan, örgüt içindeki eğilimleri tanımlayan ve
çalışanlara rehberlik eden, tutarlılığı olan ve doğal olarak tüm örgütsel işlevleri
etkileyen birden çok göstergenin oluşturduğu bir dizgedir. Ayrıca yönetim
süreci içerisinde gelişmeyi sağlamada, doğru eylemleri uygulamaya koymada
sorumlulukları göstermektedir.
Stratejik planın hazırlanması ve içerdiği her evre, örgütün geçmişi ile amaçları
arasında bir tür köprü vazifesi görmektedir. Bu anlamda, amaçları belirleme,
114
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
üretimi artırma ve sonuçları düzenleme, stratejik planlamanın esas unsurları
arasında yer almaktadır. Stratejik planlamanın temel ayaklarını ise, örgütü
ve çevresini tanıma; amaçları belirleme; örgütsel bilgileri tüm çalışanlarla
paylaşma ve sonuçları değerlendirme süreçleri oluşturmaktadır.
Sonuç olarak denilebilir ki; stratejik plan ve proje planı hazırlanması, stratejik
yönetimin tamamlayıcı temel unsurları olarak görülebilir. Bu bağlamda
öncelikle kamu kurumlarında, strateji ve proje planlarının hazırlanmasının
gerekliliği, bu çalışmanın temel önerileri arasındadır. Bu çerçevede kamuda
stratejik planlar yardımı ile örgütsel işlevler ölçülebilir, değerlendirilebilir,
ölçüm ve değerlendirme sonuçlarına göre de kamu örgütlerinin yapısı ve
faaliyetleri sürekli geliştirilebilir.
KAYNAKÇA
•
ACDI-Formation des Conseil, (2004), Planification Strategique, Guid
a l’Intenteion des ONG, http://www.boarddevelopment.org/fr/1/
planning.aspx (28/12/2010).
•
BELMOKHTAR, O.& AİB, M.& OUDJET, M. T. & OULMANE, A., (2010),
Conception et Developpement d’un Logiciel de Simulation du
Processus Stratejique, http://www.enim.fr/ mosim2010/articles/155.pdf
(30.12. 2010).
•
ÇAĞLAR, İrfan, (2005), Türk İşletmeciliğinde Değişim ve Değişim
Yönetimi, Gazi Kitapevi, Ankara.
•
ÇOMAKLI, Şafak E., Kenan Mehmet EKİCİ; Tarık Zeki ŞAHIM, (2007),
Geleceği Planlamada Stratejik Yönetim, Ankara: A-C Yayınevi.
•
DAN, C., (1997), La Planification Strategique Des Organisations
D’Employeurs, Cointrin/Geneve: Organisation Internationale du
Travail, ACT/EMP Publications.
•
DPT (2000), Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, http://www.kalkinma.
gov.tr/Lists/ Kalknma%20 Planlar/Attachments/2/plan8.pdf
•
DPT (2006), Kamu İdareleri İçin Stratejik Planlama Kılavuzu, Ankara:
Devlet Planlama Teşkilatı Yayını.
•
DUC, N. ve BARBEY, V., (2006), “Le Processus D’Elaboration De La Strategie
Dans Les Collectivites Publiques”, Revue Economique et Social- Numero
1 Mars, 91-100.
•
ERDEM, Aybike, (2006), Stratejik Yönetim ve Kamu Yönetimine
Uygulanabilirliği, Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstütüsü Kamu
Yönetimi Anabilim Dalı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
•
ERKAN, Volkan, (2008), Kamu Kuruluşlarında Stratejik Planlama, DPT,
Ankara.
115
Verimlilik Dergisi 2014/4
•
FLEMING, P., (1993), Planification Strategique, Ontario/Canada: Ministere
de l’Agriculture de l’Alimentation et des Affaires Rurales, http://www.
omafra.gov. on.ca/french/ rural/facts/ 90-203.htm (01.01.2011).
•
GÜNER, Sinan, (2005), “Stratejik Yönetim Anlayışı ve Kamu Yönetimi”, Türk
İdare Dergisi, Yıl: 77, Mart 2005, sayı: 446.
•
HUERTA, Melchior, O., (2008), La Gestion du Changement dans
L’Administration des Pays de L’OCDE : Un Premier Aperçu General,
Documents de Travail sur la Gouvernance Publique no: 12, Editions OCDE.
•
JAFFRAIN, E., (2011), Vision - Buts & Objectifs: Définition, http://www.
marketing-non-marchand.ch/index2.php?rub=6 (20/01/2011).
•
MINISTÈRE DE L'AGRICULTURE ET DE L'ALIMENTATION, (2013), Planification
Stratégique Service Ontario Publications November 14, 2013, http://
www.omafra.gov. on.ca/french/ rural/facts/ 90-203.htm
•
MIRDAMADI, S., (2009), Modelisation du Processus de Pilotage d’un
Atelier en Temps Reel a l’Aide de la Simulation en Ligne Couple a
l’Execution, These, Doctorat de l’Universite de Toulouse.
•
MURAT, Güven ve BAĞDİGEN, Muhlis, (2008), Kamu İdarelerinde Stratejik
Planlama ve Yönetim, Gazi Kitapevi, Ankara.
•
NOREM, Rosealie Huisinga, (2002), Guide d’Application au Niveau
İntermediaire, ASEG et FAO.
•
ONTARIO.CA/TRACABILITE, (?), Fiche de Conseils-Planification
Strategique, http:// www. omafra. gov.on. ca/french/food/foodsafety/
traceability/tipsheets3.pdf (16.06.2014).
•
OVERSEAS DEVELOPEMENT ADMINISTRATION, (1995), Note d’Orientation
Pour l’Analyse des Intervenants dans les Projets et Programmes
d’Aide, http://www.confedmali.gov. ml/ docs /Cycle%20de%20projet/
OVERSEAS%20Analyse% 20%20des%20 intervenants.pdf (25.12.2010).
•
ÖVGÜN, Barış, (2013), Türkiye’de Kamu Yönetiminin Dönüşümü, Nika
Yayınevi, Ankara.
•
ÖVGÜN, Barış, (2010), Devlet ve Planlama, Siyasal Kitapevi, Ankara.
•
PROGRAMME CONCERTE PLURI-ACTEURS ALGERIE, (2012), Manuel
Pour Les Associatıons Algeriennes, Planification Strategique, http://
manuelong.wordpress.com/ fonctionnement/ planification-strategique/
•
RENAULD, R., POURCEL, C. ve CLEMENTZ, C., (2003), Definition et
Deploiment de la Strategie, LGIPM-ENIM, mhtml:file://G:/Definition et
deploiement de la strategie. mht (03.11.2010).
•
RESEARCH TRIANGLE INSTITUTE, (2004), Guide Pratique De La
Planification Strategique Participative Dans Les Collectivités Locales,
North Carolina, USA: RTI Internationale.
116
Kamu Örgütlerinde Stratejik Planlama Süreci: Potansiyel Sorunlar ve Çözüm Önerileri
•
QUESNEL, Sandrine et Koehl, Jacky, (2008), Stratégie et Déploiement
D’une Démarche Qualité, http://www.univ-nancy2.fr/Amphis/images/
films/Gest-Qual_Strategie.pdf (01.01. 2011).
•
SECRETARIAT DU CONSEIL DU TRESOR DU CANADA, (2005), Verification
Intern du Processus d’Elaboration du Plan Strategique, http://www.
tbs-sct.gc.ca/report/orp/2004/spdp-peps03-fra.asp#Toc94932604
(26.01.2011).
•
SONGÜR, Neşe, (2011) Kamu Yönetiminde Stratejik Planlama, Ankara:
Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü.
•
SÖYLER, İlhami, (2007), “Kamu Sektöründe Stratejik Yönetim Uygulanabilir
mi? (Engeller/Güçlükler)”, Maliye Dergisi, Sayı 152, Ocak- Haziran 2007.
•
UNIVERSITE DU QUEBEC EN OUTAOUISA, (2009), Planification
Strategique, Quebec.
•
ZAGAME, P., (1993), “Planification Strategique, Quelques Reflexions Pour
une Transposition a la Planification National”, In Revue Economique
Numero Hors Serie,13-56.
117
Verimlilik Dergisi 2014/4
2011 - 2013 YILLARI ARASI MAKALE ENDEKSİ / 2011 - 2013 ARTICLE INDEX
t
a
118
Verimlilik Dergisi 2014/4
YIL/SAYI - YEAR/NUMBER: 2011/3
t
f
f
119
Verimlilik Dergisi 2014/4
120
Verimlilik Dergisi 2014/4
o
121
a
t
122
Verimlilik Dergisi 2014/4
123
Download

Verimlilik Dergisi