Mimar ve Mühendis Temmuz - Ağustos 2014 Sayı: 78
EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
Sayı: 78 Temmuz - Ağustos 2014
78
EĞİTİM HAYATI VE
MESLEK SEÇİMİ
Mühendislik ve Toplum
Prof. Dr Sadettin Ökten
Mühendis olacak kimse diğer bütün
mesleklerde olduğu gibi varlığında belirli eğilimlerin ağır bastığı bir insandır.
TİCARETİN
GÜZELLİĞİ TAHTAKALE’DE
Osman Şahbaz
20’nci yüzyılda Tahtakale ve
Mahmutpaşa civarı artık tamamen
ticaret merkezi hüviyetine büründü.
TOÇAL’IN İKİ YÜZÜ
OSMAN ARI
Elburz dağları yaz-kış dört mevsim sadece
Tahranlıların değil bütün İranlıların
rağbet ettiği, her yaştan insanın yürüyüş
yaptığı, kışın kayak yaptığı bir yerdir.
İmtiyaz Sahibi
Mimar ve Mühendisler Grubu adına Genel Başkan
Murat Özdemir
Bu Sayıya Katkıda Bulunanlar
Prof. Dr. Oğuz Borat
Prof. Dr. Zeki Çizmecioğlu
Yrd. Doç. Dr Mehmet Lütfi Arslan
Yayın Danışma Kurulu
Avni Çebi, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan,
Prof. Dr. İlhan Kocaarslan
Prof. Dr. Nizamettin Aydın, Prof. Dr. Zeki Çizmecioğlu,
Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür, Mehmet Osmanlıoğlu
Yrd. Doç. Dr. Yalçın Boztoprak, Fatih Dönmez,
Yrd. Doc. Dr. İbrahim Güneş, Yakup Güler
İletİşİm Adresİ
Kuştepe Biracılar Sok. No: 7 Mecidiyeköy/İstanbul
Tel: 212 217 51 00
Fax: 212 217 22 63
Web: www.mmg.org.tr
E-posta: [email protected]
ABEMEDY
A
Yayın Koordİnatörü
İsmail Şaşmaz
[email protected]
Edİtör
Fatih Göksu
Görsel Yönetmen
Ersan Topuz
Reklam
Serdar Erikci
[email protected]
Eski Osmanlı Sok. Cansun Apt. 5/7
Mecidiyeköy/İstanbul
Tel: 212 273 27 50
Fax: 212 273 27 51
Web: www.abemedya.com
Basım
Biltur Basım Yayın ve Hizmet A.Ş.
İstanbul Dudullu OSB 1. Cadde No: 16
Eskent, Ümraniye / İSTANBUL
Tel: 0216 444 44 03
Yayın Türü
İki ayda bir yayınlanır.
Yerel Süreli Yayın
Ücretsizdir
Yazı ve reklamların içerik sorumluluğu sahiplerine
aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Temmuz ve Ağustos
aylarını kapsayan Mimar
ve Mühendis Dergimizin
78. sayısını da çıkarmış
bulunmaktayız. Mübarek
Ramazan ayı ve bayramını,
bunun hemen ertesinde ise
yapılan Cumhurbaşkanlığı
seçimlerini geride bıraktık.
Gündemin yavaş yavaş
normale döndüğü ülkemizde biz de bu sayımızı
“Meslek Seçimi ve Eğitim
Hayatı” üzerine oluşturmaya karar verdik.
Daha önceleri de defalarca
eğitim ve üniversitelerimiz
hakkında dosya konuları
oluşturmuş durumdayız
ama ne yazık ki söylemek
istediklerimizi tam anlamıyla anlatamamaktan ve
de gerekli yerlere sesimizi
ulaştıramamaktan muzdaribiz. Bu defa da üniversiteye başlama arifesindeki
gençlerimize rehber veya
örnek olacak yazılara, söyleşilere yer vermek istedik.
Bilindiği üzere ülkemizde
eğitim sistemi sınavlar
üzerine kurulu. Belki
her sınavdan kazanılan
başvuru paraları düşünülürse, ekonomimiz dahi bu
sınavlar üzerine kuruludur.
Çok küçük yaşlarda başlattığımız çocuklarımızı sınav
stresine sokma hevesimiz
hiç eksik kalmamaktadır.
Rekabetin getirisi olarak gösterilen ve adeta
en güçlü olanın hayatta
kalacağı gibi bir sistem
üzerinden yürütülen bu
kargaşa ne yazık ki ben de
dahil birçok gencimizi hem
potansiyellerini öldürme
hem de ezberleme yoluyla
anlayamama durumuna
sokup bizleri heba etmiştir.
Meslek seçiminin hayatta
huzuru getirecek en önemli
unsur olduğu bilinse dahi
kendi kapasite ve yeteneklerini bilmeyen gençlerimize ne desek ne anlatsak
çok bir faydası olacağını
düşünmemekteyim. Sizden
ricam dergimizde yer alan
Finlandiya örneğini iyice
incelemeniz, bu sayede belki kendi çocuğunuza bakış
açınızı değiştirebilirsiniz.
Bundan başka dergimizi
her sayımızda olduğu
gibi kültür sanat bölümümüzü oluşturan sinema,
kitaplık ve gezi sayfalarıyla
eğlenceli hale getirirken
şehirler ve yönetim üzerine
faydalı ve öğretici yazılar
da koyduk.
İyi okumalar dilerim
Bilindiği üzere ülkemizde eğitim sistemi
sınavlar üzerine kurulu. Belki her
sınavdan kazanılan başvuru paraları
düşünülürse, ekonomimiz dahi bu
sınavlar üzerine kuruludur.
Mimar ve Mühendis Temmuz - Ağustos 2014 Sayı: 78
Yayın Kurulu
Mahmut Çelik, Osman Şahbaz,
Ali Reyhan Esen, Ali Osman Öncel, Yavuz Sarı,
Mehmet Kürşat Çapar
EDitörden…
EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
Sorumlu Yazı İşlerİ Müdürü
Murat Alpay
[email protected]
Sayı: 78 Temmuz - Ağustos 2014
78
EĞİTİM HAYATI VE
MESLEK SEÇİMİ
Mühendislik ve TopluM
pRof. dR sAdeTTin ÖkTen
Mühendis olacak kimse diğer bütün
mesleklerde olduğu gibi varlığında
belirli eğilimlerin ağır bastığı bir...
TİCAReTİn
GüZellİĞİ TAhTAkAle’de
osMAn ŞAhbAZ
Mahmutpaşa 15’inci yüzyılın sonlarında
mahalle olarak kurulur. Uzunca bir süre
Saray’ın ve konakların...
ToÇAl’in İkİ YüZü
osMAn ARi
Elburz sıradağları Tahran’ın kuzey
doğusunda, Hazar Deniz’i ile Tahran
arasında doğu-batı istikametinde...
İçindekiler
Mimar ve
Mühendis
78
6
32 KAPAK
BİZDEN HABERLER
KISA KISA
EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ Çocukla iletişim kurmaya çalışan
yetişkinlerin, onlara yönelttikleri ilk sorulardan biri, "büyüyünce ne
olacaksın?" sorusudur. Ne kadar küçük olursa olsun, her çocuğun böyle bir
soruyu, bir meslek adı vererek cevapladığı görülür. Çocuğun hayallerinde
oluşan ve oyunlarına yansıyan bu meslek heveslerinin gerçekle bağlantısı
çok zayıftır. Çocuk, meslek hedeflerini ifade ederken ne yeteneklerini...
36
40
MÜSLÜMANCA EĞİTİMİN
TEMEL KURALLARI
ZEKÂİ ŞEN
İÇİ BOŞALAN VE YOZLAŞAN LİSE EĞİTİMİ İÇİN KURTULUŞ
FORMÜLLERİ: EĞİTİMİN
ÖZELLEŞMESİ VE AÇIK
ÖĞRETİM LİSELERİ
Prof. Dr. Osman Çakmak
46
FİNLANDİYA İLK ve ORTAÖĞRETİM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ ve TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ AÇISINDAN KISA BİR DEĞERLENDİRME
DOÇ. DR. ERSİN KAVİ YALOVA ÜNİVERSİTESİ, İİBF ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE END. İLİŞK.
50
MEVLANA’DA İNSAN EĞİTİMİ
PROF. DR. CİHAN OKUYUCU
56
BİN YILLIK TEMELLER VE MODERN ÇAĞIN REFORMLARI – MACAR
EĞİTİM SİSTEMİ
ROLAND KISS MACARİSTAN İSTANBUL BAŞKONSOLOSLUĞU KÜLTÜR ATEŞESİ
ETKİNLİK
28
58
ÜSTÜN BAŞARILI ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ: KİMLİK, AİLE VE ÜNİVERSİTELERİN ÖĞRENCİ
BAŞARISINDAKİ PAYI
DOÇ. DR. ALİ ARSLAN
62
SEZAİ KARAKOÇ’UN EĞİTİM
SİSTEMİMİZE DAİR ÖNERİLERİ
PROF. DR. RECEP DUYMAZ
66
MESLEK LİSESİ MEZUNLARININ
ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTEKİ
BAŞARISIZLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Prof. Dr. Zeki ÇİZMECİOĞLU
70
İNSAN KAYNAKLARININ
GELİŞTİRİLMESİ ve UMEM PROJESİ
Prof. Dr. Oğuz Borat İstanbul Ticaret Üniversitesi
76
“GÖRÜNMEYEN EL”DEN
“SANAL EL”E İNSAN KAYNAĞI
Yrd. Doç. Dr MEHMET LÜTFİ ARSLAN İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi
Mühendislik ve Toplum
Prof. Dr Sadettin Ökten
80
TİCARETİN GÜZELLİĞİ TAHTAKALE'DE
Osman Şahbaz Makine Mühendisi
MMG Genel Başkan Yardımcısı
Bir Kumaştan Her Şey Olmaz!
Bir işin severek
yapılabilmesi için, tabii
ki bazı faktörler de söz
konusudur. Her insan aynı
özellikte yaratılmamıştır.
Her insanın kabiliyeti ve
ilgi alanı farklıdır. Eğitim
ve öğretim faaliyetinden
de öncelikle beklenen,
kişilerin kabiliyetleri ve
ilgi alanları her ne ise,
onu doğru belirlemek
ve mümkün olduğunca
gelişmesini sağlamaktır.
Burada önemli olan,
kişilerin kabiliyetlerini
mümkün olan en erken
yaşlarda tespit edip ona
göre yönlendirecek bir
eğitim-öğretim sisteminin
tesisidir.
Yaz mevsimi bazıları için tatil ve dinlenme sezonu
olurken bazıları için de gelecekleri hakkında
önemli kararlar alma dönemi olmaktadır. Özellikle
liseyi bitiren gençlerimiz, aileleri ile birlikte bu
dönemde meslek ve üniversite seçimi yapma
telaşı yaşamaktadırlar. Biz de böyle bir dönemde
çıkardığımız Mimar ve Mühendis Dergimizin
temmuz-ağustos sayısının dosya konusunu,
"Eğitim Hayatı ve Meslek Seçimi" olarak belirledik.
Evet, meslek seçimi insan hayatının en önemli
seçimlerinden bir tanesini oluşturmaktadır.
Herkes iyi bir meslek sahibi olmayı talep
etmektedir. Aslında iyi meslek tanımını çok doğru
bulmuyorum. Esas aranması gereken severek
yapılacak meslek olmalıdır. İyi meslekten iş
bulunması, o işte başarılı olunabilmesi ve o işten
para kazanılması ise, bakıldığında her iş için bu
imkanların olduğunu, bir işi severek yapanların
hem iş bulabildiklerini, hem başarılı olduklarını
hem de para kazandıklarını görebilmekteyiz.
Onun için öncelik severek yapılacak meslek arayışı
olmalıdır.
Bir işin severek yapılabilmesi için, tabii ki bazı
faktörler de söz konusudur. Her insan aynı özellikte
yaratılmamıştır. Her insanın kabiliyeti ve ilgi
alanı farklıdır. Eğitim ve öğretim faaliyetinden
de öncelikle beklenen, kişilerin kabiliyetleri ve
ilgi alanları her ne ise, onu doğru belirlemek ve
mümkün olduğunca gelişmesini sağlamaktır.
Bir kumaştan her şey olmaz. Elinizdeki kumaşın
niteliğine göre gömlek de olabilir, ceket de, perde
de, toz bezi de… Siz perdelik kumaştan gömlek
yapmaya kalkarsanız bir şey olur ama pek şık ve
başarılı olmaz herhalde. Evet, bir kumaştan her
şey olmaz, ama her kumaştan niteliğine göre illa
ki bir şey olur. Burada önemli olan her şeyi yerli
yerinde kullanmak, kişileri ilgi ve kabiliyetlerine
göre değerlendirmektir.
Buna çarpıcı bir örnek verecek olursak;
Yurtdışında yaklaşık, 2.7 milyonu Almanya’da
olmak üzere 3.7 milyon Türk yaşamaktadır.
Yani, 75 milyonluk ülke nüfusunun yaklaşık
%5’i yurtdışında yaşıyor. Geçen sezon için
Türkiye’nin süper liginde oynayan yaklaşık 300
Türk oyuncunun 100’ü yani yaklaşık %33’ü bu
%5’lik havuzdan geliyor. Bu 100 oyuncunun
65’i Almanya kökenli. 75 milyonluk Türkiye’den
oluşturulacak milli takım, Almanya’da yetişmiş
Türklerden oluşturulacak milli takımla maalesef
baş edemeyecektir. Burada önemli olan,
kişilerin kabiliyetlerini mümkün olan en erken
yaşlarda tespit edip ona göre yönlendirecek bir
eğitim-öğretim sisteminin tesisidir. İşin severek
yapılabilmesi için bir diğer motive edici faktör de,
o işin aile tarafından zaten yapılıyor olması ve
dolayısıyla mesleğe yeni atılacak kişi için hazır bir
bilgi birikimi ve geleneğinin hazır olmasıdır.
Aslında bu konunun çoğu zaman ihmal edildiğini
görebiliyoruz. Öğretim hayatı boyunca zaten
yeterince yönlendirme yapılmamış öğrenci, meslek
seçimi aşamasına geldiğinde ailesinin var olan
mesleğinde ilerlemek, o birikimi geliştirmek, o
birikime katkı sağlayacak bir meslek seçmek yerine
moda bir meslek seçimine yönelebilmektedir. Bu
da zaman içerisinde oluşmuş çok önemli olan
bir müessesenin gelecek nesillere aktarılarak
sürdürülebilir olmasını engellemektedir.
Kişilerin kendi bireysel çaba ve kararları elbette
önemlidir ama günümüzde iş dünyasının geldiği
noktada bir şeylere sıfırdan başlayıp geliştirmek
gittikçe zorlaşmaktadır. Onun için kişi öncelikle
elinin altındaki imkanları, o konuda ciddi bir
kabiliyetsizliği veya bir başka konuda çok önemli
bir kabiliyeti yoksa, değerlendirme yoluna giderse
hem kendi açısından daha güvenli bir şekilde
hayata atılmış olur hem de yılların tecrübesini
ileriye taşıma imkanına sahip olmuş olur.
Ömrü yüzyıllara ulaşan köklü şirketler de böyle
gelişebilmişlerdir.
Herkesin gerçekten severek yaptığı, başarılı olduğu
ve karşılığını da aldığı meslekleriyle ülkemizin
gelişmesine ve ilerlemesine katkı sağlayabilmesi
duasıyla…
Murat ÖZDEMİR
MMG Genel Başkanı
BİZDEN HABERLER
DİYARBAKIR ŞUBEDEN
DEPREM SEMİNERİ
1
0 Mayıs 2014 tarihinde MMG
Diyarbakır şubesi tarafından
“Yerleşim İçin Depreme Karşı En
Güvenli Yer Neresidir ?” konulu
bir seminer düzenlendi. Ankara
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi
Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Kamil Kayabalı’nın da yer
aldığı seminerde, ağırlıklı olarak MMG
üyeleri katıldı. Seminerde, Anadolu'da
ve dünyada meydana gelen depremlerin
yapılara verdiği zararlar örnekler ve
görsellerle anlatılarak, buna bağlı
olarak meydana gelen can kayıpları,
Anadolu plakası üzerindeki fay hatları
ve bu hatlar üzerinde meydana
gelebilecek depremlere karşı yapılar
nasıl tasarlanmalı, can kayıplarını
minimuma indirebilmek için ne gibi
tedbirler alınmalı gibi hassas konularla
ilgili önemli bilgiler verildi ve yapı
tasarımları üzerinde duruldu.
MMG’DEN ANKARA BÜYÜKŞEHİR
BELEDİYESİ GENEL SEKRETERİ
DR. ASIM BALCI’YA ZİYARET
T
emmuz 2014 tarihinde MMG Genel
Başkanı Murat Özdemir, MMG Ankara
Şube Başkanı Yılmaz Ada, MMG Ankara
Şube Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Aluç
ve MMG Bilişim Teknolojileri Kom. Bşk.
Mehmet Kürşat ÇAPAR'dan oluşan bir
heyetle Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel
Sekreteri Dr. Asım Balcı’yı makamında
ziyaret ederek, hayırlı olsun dileklerinde
bulundu. Ziyarette genel olarak birlikte ne
tür faaliyetlerde bulunabileceği konuları
görüşüldü.
MMG ANKARA ŞUBE TOKİ BAŞKANINI ZİYARET ETTİ
1
8 Ağustos.2014 tarihinde MMG Ankara Şube
Başkanı Yılmaz Ada, İller Bankası Genel
Müdür Yardımcısı Sn. Yusuf Büyük, Yönetim
Kurulu Üyesi Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü
Harita Dairesi Başkanı Sn. Sedat Bakıcı, Toros
Gaz Genel Müdürü Sn. Abdurrahman Atabey,
Yönetim Kurulu Üyesi Sn. Ertuğrul Kuyrukçu
ve Kardeş Mühendislik Genel Müdürü Sn. Ali
Çiftçi TOKİ Başkanı Mehmet Ergün Turan ve
TOKİ’ye yeni atanan Başkan Yardımcısı Sami
Er’i makamlarında ziyaret ederek hayırlı olsun
dilek ve temennilerinde bulundu. Samimi
bir sohbet havasında geçen ziyarette; MMG
olarak kendilerinin yeni görevlerinde başarılı
olmaları hususundaki iyi niyet temennileri
yanında, genel olarak şehirleşme ve TOKİ’nin
yaptığı projelerle ilgili duyarlılık ve tavsiyeler
paylaşıldı.
6
Mimar ve Mühendis
BİZDEN HABERLER
MİMAR VE
MÜHENDİSLER GRUBU
YTÜ MİMARLIK
FAKÜLTESİ MEZUNİYET
TÖRENİNE KATILDI
Y
ıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık
Fakültesi görkemli bir mezuniyet
töreni ile yeni mezunlarını kep atarak
uğurladı. YTÜ Davutpaşa Kampüsü 2010
Avrupa Kültür Başkenti Kongre Kültür
Merkezi'nde yapılan törene Mimar ve
Mühendisler Grubu Başkanı Murat
Özdemir, Başkan Yardımcısı Ali Reyhan
Esen ile Genel Sekreter Murat Alpay
katıldı. MMG heyetini salon girişinde
Mimarlık Fakültesi Dekan Vekili Bölüm
Başkanı Prof. Dr. Nuran Kara Pilehvarian
karşıladı.
Mimarlık Fakültesi Mimarlık
Bölümünde derece yapan;
1- Mehmet KOÇ
2- Kübra BAŞBAY
3- Seda ÇATEL isimli öğrencilere MMG
başkanı Murat ÖZDEMİR,
Şehir ve Bölge Planlama
Bölümü’nde derece yapan;
1- Hanife Ahsen ÖZDEMİR
2- Ceren ÖZCAN
3- Ayşenur GURBETOĞLU isimli
öğrencilere Başkan Yardımcısı Ali Reyhan
Esen tarafından başarı plaketleri verildi
STK'LARDAN ANLAMLI ÇAĞRI
MMG’nin de üyesi olduğu Türkiye Gönüllü Teşekküller
Vakfı (TGTV) ve İslam Dünyası Toplum Kuruluşları Birliği
(İDSB) ortaklaşa 'İsrail'i Tel'in, Gazze'ye Acil Yardım'
konulu basın toplantısı düzenledi. Müstakil Sanayici
ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)'nin Sütlüce'deki Genel
Merkezi'nde düzenlenen toplantıya çok sayıda Sivil
Toplum Kuruluşu (STK) temsilcisi katıldı. İDSB ve TGTV
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınayarak,
uluslararası toplumu derhal harekete geçmeye
çağırırken, 'İsrail mallarına boykot' ve 'Gazze'ye yönelik
başlatılan insani yardım projelerine çok güçlü destek
verilmesi' çağrısı yapıldı.
T
oplantıda konuşan İDSB Genel Sekreteri Ali
Kurt, Filistin topraklarının işgal edildiğini
belirterek, ülke nüfusunun iki katı kadar
Filistinli'nin vatan dışında mülteci konumunda
olduğunu söyledi. Gazze'yi açık hava
hapishanesi şeklinde niteleyen Kurt; "Yıllardır
devam eden ambargo ve abluka altında, yaşam
damarları kesilerek özgür dünyanın gözü
önünde çoluk çocuk, kadın sivil demeden
günbegün acımasızca katil kurşunlara hedef
olmaya terk edilen bir Gazze var. Batı Şeria
sahasında binden çok Filistinli'nin delilsiz
suçlamalarla tutuklanmasının ardından 7
Temmuz'da başlayan çok yönlü saldırılar
temposunu artırarak ikinci haftasını
doldurdu" diye konuştu. Kurt, İsrail'in
saldırılarının Hamas ve El-Fetih arasındaki
uzlaşmadan sonra başladığına dikkat
çekerek, Gazze'de yaşananların yargısız infaz
olduğunu kaydetti.
İDSB ve TGTV
Bütün Dünyaya Çağrı Yaptı
Gazze'de uluslararası denetim altında acil ve
adil bir ateşkesin sağlanması gerektiğinin
altını çizen Kurt; "Gazze üzerindeki
abluka kayıtsız, şartsız ve gecikmeden
kaldırılmalıdır. Saldırılarda yaralanmış ve
mağdur edilmiş binlerce insana yönelik acil
insani yardım ve sağlık hizmeti noktasında
8
Mimar ve Mühendis
gereken her türlü kolaylık ve güven ortamı
sağlanmalıdır. İsrail'in keyfi olarak yürüttüğü
tutuklama kampanyasıyla özgürlükleri
ellerinden alınan Filistinliler derhal serbest
bırakılmalıdır. Birleşmiş Milletler ve
Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı ve ilgili
uluslararası hukuk ve karar mekanizmaları
üstlerine düşen görevi yerine getirmeli,
bu doğrultuda İslam İşbirliği Teşkilatı ve
Arap Birliği aktif olarak devreye girmelidir.
İslam dünyasındaki bir çok ülke yönetimi
bu zulüm karşısındaki sessizliğini koruyor.
Kendilerini bu haksızlığa karşı çıkmaya ve
katliama dur demeye davet ediyoruz" dedi.
Anadolu Ajansı, Gazze'nin sesi oldu
TGTV Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Hamza
Akbulut da yapay bir devlet olduğunu söylediği
İsrail'in İslam dünyasına sokulan bir 'Truva Atı'
olduğunu dile getirdi.
Batının olanca gücüyle İsrail'in arkasında
olduğunu dile getiren Akbulut, yaşananların
dünya kamuoyuna yansımadığını kaydetti.
Akbulut, Yahudi lobisinin dünyadaki gücüne
değinerek; "Medya endüstrisi Yahudi'nin
elindedir. Dünyanın ekonomik gücüne de
onlar hakim. Anadolu Ajansı benzeri değerli
ajansımız yardımı ile Filistin'de yapılanlar
bilinmektedir. Filistin ve Kudüs meselesi," bütün
İslam dünyasının meselesidir' diye konuştu.
Temmuz - Ağustos 2014
9
BİZDEN HABERLER
Şehit Furkan Doğan
KABRİSTANINı DA ziyaret ettik
3 Yıldır abluka altında olan
Gazze'ye 10.000 ton yardım
taşıyan ve birçok milletten
insan bulunan yardım
filosuna İsrail askerlerinin
Doğu Akdeniz'de uluslararası
sularda, yaptığı baskında şehit
edilen 9 silahsIz ve masum
insan arasındaki şehit Furkan
Doğan'ın mezarı Kayseri'de
ziyaret edildi.
İ
srail'in yardım filosuna düzenlediği dokuz kişinin ölümüyle sonuçlanan baskının sembol ismi
haline gelen Furkan Doğan'ın Kayseri Talas'daki
mezarı başında dualar okundu. Türk yardım gönüllüsü Furkan Doğan, Gazze filosu saldırılarında
hayatını kaybeden en genç isimdi. İsrail askerlerinin filoya saldırısında öldürdükleri Furkan Doğan
Adli Tıp raporuna göre 45 cm'den daha yakın
mesafeden yüzünden, kafasının arkasından, iki kez
bacağından ve bir kez de sırtından olmak üzere
toplam 5 defa vurulmuştu. İsrail komandoları
tarafından ''infaz'' yönetimiyle öldürülmüştü.
19 yaşındaki Furkan Doğan, şehit edilmeden kısa
bir süre önce not defterine şu satırları yazmıştı.
'' Şehadet şerbetine son saatler. Var mı daha
güzel şey?
Varsa o da sadece annemdir, ama ondan emin
değilim.
İkisinin kıyası çok zor. Şehadet mi annem mi?
Salon boşaldı ve şu ana kadar olmayan bir ciddiyet, bir anda herkesi kapladı''.
Başkan Dr.Palancıoğlu, şehit Doğan'ın mezarını
ve etrafını yeniden düzenleyeceklerini, ziyarete
gelen kişilerin rahatlıkla mezarı başında dua
etmeleri maksadıyla sosyal alan oluşturacaklarını
ifade etti. Ziyarete Talas Belediye Başkanı Doç.
Dr.H.Mustafa Palancıoğlu ile birlikte MMG Genel
Başkan Yardımcısı Osman Şahbaz, Yönetim Kurulu
Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Öncel ve Ömer Furkan
Şahbaz katıldı.
10 Mimar ve Mühendis
TÜRK YATIRIMCILARA
MACARİSTAN’DAN DAVET
Macaristan’ın Türkiye Fahri Konsolosu, Türk
Macar İşadamları Derneği Başkanı ve Mimar
ve Mühendisler Grubu Başkan Yardımcısı
Osman Şahbaz, Macaristan’ın Szolnok şehri,
Rákóczifalva Belediyesi tarafından, Türk-Macar
Ticari ve Kültürel ilişkilerin geliştirilmesi
amacıyla düzenlenen seminere konuşmacı
olarak davet edildi.
S
eminere Osman Şahbaz’ın yanı
sıra, Rákóczifalva Belediye Başkan
Vekili Szabó László, Meclis Üyeleri Csomán István, Kósa Lajos, Bíró
Tiborné, Jász-Nagykun-Szolnok megyei
Kereskedelmi és Iparkamara Ticaret ve
Sanayi Odası'ndan Rabi Zsuzsa, Kuruc
Hagyományőrző Egyesület Derneği
Başkanı AttilaTerenyei, Macimúzeum
Müzesi Genel Müdürü Balázs Antal,
yardımcısı Aniko Koradi, işadamları,
sanayiciler, sanatçılar, şehrin yöneticileri ve gazeteciler de katıldı.
MMG Başkan Yardımcısı Osman Şahbaz
yaptığı konuşmada, Türkiye’de son oniki
yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
iktidarıyla başlayan gelişmeleri ve
istikrarlı büyümeyi anlattıktan sonra;
“Türk-Macar ekonomik ve kültürel ilişkileri bölgesel düzeyde, genellikle yerel
yönetimler arasındaki kardeş şehir
protokolü vesilesi ile yürütülmektedir.
Şu anda Macaristan ve Türkiye arasında
ciddi bir kardeş şehir, kardeş üniversite,
kardeş ticaret odaları ilişkisi vardır.
Ekonomik alanda iki ülke arasındaki
ilişkilerin geliştirilmesi, yatırımcılar,
firmalar arasındaki ilişkiler, yerel yönetimlerin katkısıyla gerçekleşmektedir.
Szolnok'da iki adet Osmanlı dönemine
ait caminin olduğunu biliyoruz. Yerel
yöneticiler veya özel sektör bu eski
camilerin arsalarını satacak olursa
Türkiye'den bu arsaları satın alacak,
camiyi eski orjinal haline getirecek
müteşebbisler davet edebiliriz. Szolnok
ve Rákóczifalva şehirlerindeki Türk
eserlerinin, eski yazıların ve kalıntıların
kayda alınarak eskisi gibi yapılmasına
katkı sağlayabiliriz. Aynı zamanda kültür bakanlığımız ve TİKA ile de bağlantıya geçebiliriz, bu kurumlardan destek
alabiliriz ” diyerek yerel yönetimlerin
işbirliğine vurgu yaptı.
Temmuz - Ağustos 2014 11
BİZDEN HABERLER
ŞUBELERİMİZDE İFTAR HEYECANI VARDI
Mimar ve Mühendisler Grubu’nun bu ramazan'da tüm şubelerinde iftar heyecanı
yaşandı. Geleneksel hale gelen iftarlarımıza bürokratlardan iş adamlarına,
akademisyenlerDEN öğrencilere, geniş bir katılım oldu.
Diyarbakır Şube
M
Sakarya ŞUBE
M
imar ve Mühendisler Grubu Sakarya
Şubesi 2014 yılı iftar programı
11 Temmuz 2014 Cuma günü, TEİAŞ
Sosyal Tesislerinde gerçekleştirildi.Başer
Mühendisliğin sponsorluğunda düzenlenen
iftar organizasyonuna çok sayıda MMG
üyesi katıldı. MMG Sakarya Şube Başkanı
Erol DEMİRALAY katılımcıların Ramazan
ayını tebrik ederek açılış ve selamlama
konuşması yaptı. İftar programına katılan
MMG Genel Sekreteri Murat ALPAY ise
genel değerlendirme konuşması yaparak
MMG’nin vizyonu ve misyonu hakkında
bilgiler verdi.
İzmir Şube
M
imar ve Mühendisler Grubu İzmir Şubesi 8 Temmuz 2014 Salı günü SGK
Narlıdere Tesisleri’nde gerçekleştirdiği iftar
programında misafirlerini ağırladı. MMG
İzmir Şube Başkanı Ünal Özturkut gerçekleştirdiği açılış ve selamlama konuşmasında,
MMG’nin vizyonu ve misyonu hakkında
bilgiler verdi. İftar programında MMG Genel
12 Mimar ve Mühendis
Başkan Yardımcısı Mahmut Çelik, MMG İzmir Şube Başkanı Ünal Özturkut, İzmir İleri
Teknoloji Enstitüsü Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mustafa Güden’in yanı sıra Celal
Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet
Pakdemirli, birçok öğretim görevlileri ve
MMG İzmir Şubesi üyeleri ile misafirler de
hazır bulundu.
imar ve Mühendisler
Grubu Diyarbakır
Şubesi'nin her sene geleneksel
olarak düzenlediği iftar
programı 11 Temmuz 2014
tarihinde Karayolları 9. Bölge
Müdürlüğü sosyal tesislerinde
gerçekleştirildi. İftar programına
MMG Genel Başkanı Murat
Özdemir, Etik Kurulu ve bir
önceki dönem başkanı Avni
Çebi ile Yönetim Kurulu Üyesi
Şeyhmus Yıldırım’ın yanı sıra
Diyarbakır İl Müftü Yardımcısı
Mehmet Sırrı Şık, Karayolları
9. Bölge Müdürü Şamil Gülen,
Türk Telekom Diyarbakır
Bölge Müdürü Ahmet Alevcan,
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Diyarbakır İl Müdürü Ufuk
Nurullah Bilgin, Diyarbakır İl
Tarım Müd. Yrd. Sedat Ilgaz,
Saadet Partisi Diyarbakır İl
Başkanı Alican Ergin, Mardin
Mazıdağı ETİ Bakır A.Ş. Genel
Müdürü Veliddin Pekel, Batman
TPAO Bölge Müd. Vekili Duran
Demir ve çok sayıda mimar
ve mühendis katıldı. İl Müftü
Yardımcısı Mehmet Sırrı
Şık’ın açılış konuşması ile
başlayan program MMG Genel
Başkanı Murat Özdemir ve Etik
Kurulu Başkanı Avni Çebi'nin
selamlama konuşması ile devam
etti. MMG Diyarbakır Şube
Başkanı Mesut Işık'ın teşekkür
konuşması ile son bulan
programdan sonra davetlilere
Mimar ve Mühendis Grubu'nun
dergileri dağıtıldı.
Bursa şube
M
Samsun Şube
M
imar ve Mühendisler Grubu Samsun
Şubesi 2014 yılı iftar programı 16
Temmuz 2014 Çarşamba günü, Samsun
OMTEL Otel'de gerçekleştirildi. İftar
yemeğine Mimar ve Mühendisler Grubu
üyelerinin yanı sıra çok sayıda 19 Mayıs
Üniversitesi öğretim üyesi görevlileri de
katıldı. İftar yemeğinin ardından 19 Mayıs
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı
Prof. Doktor Fehmi Yazıcı iftar programına
katılanlara teknoparklar ve tarım teknoparkı
konusunda bir sunum gerçekleştirdi.
Samsun'a tarım tekno parkını kavuşturmak
için gerekli çalışmaların başlatıldığını
belirten Mimar ve Mühendisler Grubu
Samsun Şube Başkanı Salih Livaoğlu,
"Samsun'a, iki ovası olan hava, kara, deniz ve
demiryolu ağı bulunan nadir bölgelerimizden
biridir. Dolaysıyla tarım tekno parkını
Samsun'a 19 Mayıs Üniversitesi ile işbirliği
yaparak kazandırmayı düşünüyoruz. Bu
konuda Samsun'da gündem oluşturmak
ve bu konuyu bakanlıklar nezdinde
neticelendirmek için elimizden gelen gayreti
göstereceğiz. Bizlere bu konuda bilgi ve
birikimlerini aktaran değerli hocamıza
teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle tüm İslâm
aleminin mübarek Ramazan-ı Şerif'lerini ve
Ramazan Bayramı'nı kutluyorum" diyerek
konuşmasını tamamladı.
imar ve Mühendisler Grubu
Bursa Şubesi'nin geleneksel
olarak düzenlendiği iftar programlarının
2014 yılı organizasyonu yoğun katılımla
gerçekleşti. MMG Bursa Şube Yönetim
Kurulu’nun ev sahipliği yaptığı 17
Temmuz 2014 Perşembe tarihli iftar
programı Birlik Vakfı Bursa Şubesi tarihi
binasının bahçesinde gerçekleştirildi.
Programa AK Parti Genel Merkez Bursa
Koordinatörü ve 22.dönem Kırşehir
Milletvekili Hacı Türkmen, 22.dönem
Muş Milletvekili Seracettin Karayağız,
BTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şule
Altun, BTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr.
Arif Karademir, BTÜ Doğa Bilimleri
Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi
Dekanı Prof. Dr. Osman Kopmaz, Birlik
Vakfı Bursa Şube Başkanı ve MMG Bursa
Şube Kurucu Başkanı Mustafa Bayraktar,
Ensar Vakfı Bursa Şube Başkanı Ahmet
Oruçoğlu, MMG Genel Merkez YK Üyesi
Elektrik Mühendisi Bülent Şen ve MMG
üyeleri katıldı.
Ankara Şube
M
Kayseri Şube
M
imar ve Mühendisler Grubu Kayseri
Şubesi’nin 2014 yılı iftar programı 4
Temmuz 2014 Cuma günü Şube Başkanı Tevfik
Rıza Sümer ve Kayseri Organize Sanayi Bölgesi
Başkanı Ahmet Hasyüncü'nün ev sahipliğinde
KOSB sosyal tesislerinde coşkulu katılımla
gerçekleştirildi. Akşam ezanı sonrasında Kayseri
mutfağının birbirinden lezzetli örneklerinin
sunulduğu iftar, KOSB`nin sponsorluğunda
yapıldı. İftara MMG Genel Başkan Yardımcısı
ve Macaristan Kayseri Fahri Konsolosu Osman
Şahbaz, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali
Osman Öncel, İlim Yayma Cemiyeti Kayseri Şube
Başkanı Oğuz Memiş, DSİ 12. Bölge Müdürü
Hayrullah Coşkun, OSB Müdürü Orhan Akşit,
MMG Kayseri Şube önceki dönem Başkanı Celal
Dündar Selçuk ve birçok akademisyen, sporcu,
bürokrat, sanayici, işadamı ve davetli katıldı.
imar ve Mühendisler Grubu
Ankara Şubesi 14 Temmuz
2014 Pazartesi günü Hacı Bayram-ı
Veli Cami Meydanı, İlim Yayma
Cemiyeti ile Ali Soylu Gençlik ve Kültür
Merkezi Avlusu’nda gerçekleştirdiği
iftar programında misafirlerini ağırladı.
MMG Ankara Şube Başkanı Yılmaz Ada
gerçekleştirdiği açılış ve selamlama
konuşmasında MMG’nin vizyonu ve
misyonu hakkında bilgiler verdi. İftar
programına MMG Genel Başkanı Murat
Özdemir, MMG Ankara Şube Başkanı
Yılmaz Ada, MMG Bilişim Teknolojileri
Kom. Bşk. Mehmet Kürşat Çapar ve
birçok öğretim görevlileri ve MMG
Ankara Şubesi üyeleri ile misafirler de
hazır bulundu.
Temmuz - Ağustos 2014 13
ETKİNLİK
MMG BEYAZIT DEVLET
KÜTÜPHANESİ VE ÜSKÜDAR Valide-i Atik
KÜLLİYESİ’NE TEKNİK GEZİ DÜZENLEDİ
M
imar ve Mühendisler Grubu, üyelerinin katılımı ile gerçekleştirdiği
‘’Teknik Gezi’’ programı çerçevesinde 5
Temmuz 2014 Cumartesi günü yapımı
tamamlanan Beyazıt Devlet Kütüphanesi
ve yapımı devam eden Üsküdar Valide-i
Atik Külliyesi’ne teknik inceleme gezisinde bulundu. MMG heyetini Beyazıt
Devlet Kütüphanesi girişinde Rena İnşaat
Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Mataracı
karşıladı. Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin,
Türkiye’nin devlet tarafından kurulan
ilk kütüphanesi olduğunu dile getiren
Mataracı bilgilendirme konuşmasında;
kütüphane içerisinde depo olarak kullanılmasından dolayı bulanan metal rafların
sökülmesi, tüm duvar ve tavan kaplamasında bulunan çimentolu sıvaların sökülüp
özgün sıva şekli (horasan) ile sıvanması,
kapatılmış olan özgün pencere, baca ve
kapıların restitüsyonu ile restorasyon proje
ve raporları doğrultusunda tamamlandığı;
kubbelerde oluşmuş olan çatlakların paslanmaz çelik dikişler ile sağlamlaştırılması
ve gerekli teknolojik tüm altyapı işlerinin
Rena İnşaat’ın yapmış olduğu restorasyon
uygulamaları olduğunu dile getirdi.
MMG inceleme heyeti daha sonra ikinci
14 Mimar ve Mühendis
inceleme alanı olan ve yapımı devam
eden Üsküdar Valide-i Atik Külliyesi’ne
geçti. MMG heyetini burada Geta Genel
İnşaat adına İnşaat Mühendisi Çetin Alaca
karşıladı. Restorasyon işlerinin uygulanması aşamasında olan Külliye'yi gezdiren
Müh. Çetin Alaca Külliye'nin Mimar Sinan
tarafından 1570-1579 yılları arasında
inşa edildiğini, Valide-i Atik Külliyesi'nin
İstanbul Boğazı'na hakim bir yamaçta ku-
rulu cami, medrese, darulkurra, darüşşifa,
kervansaray, tekke, imaret ve hamamdan
oluştuğunu söyledi. İncelemenin devamında MMG heyetini bilgilendiren Çetin
Alaca Külliye'de restorasyonun devam
ettiğini, kubbelerdeki yabani ağaçların ve
betonların temizlendiğini, duvarlardaki
beton sıvalarının temizlendiğini ve orijinal kursun kaplamaların tamamlandığını
dile getirdi.
Temmuz - Ağustos 2014 15
ETKİNLİK
RAMAZAN COŞKUSUNU BİR ARADA YAŞADIK
Mimar ve Mühendisler Grubu her yıl geleneksel olarak
düzenlendiği iftar programlarına, 16 Temmuz Çarşamba
günü Feshane Uluslararası Fuar Kongre ve Kültür
Merkezi Salonu’nda, BİSAR Bilgi Teknolojileri, TAKSİM Yapı,
GÜBRETAŞ, Uyumsoft Kurumsal İş Sistemleri, Emsaş İnşaat
ve Yetkin Gayrimenkul sponsorluğunda gerçekleştirdiği
organizasyonla devam etti.
S
unuculuğunu MMG Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Çelik’in
yaptığı ve Kur’an-ı Kerim Tilaveti
ile başlayan iftar programına milletvekilleri, rektörler, akademisyenler, kamu
kurum yönetici ve iş adamları, sivil toplum
kuruluşları temsilcileri, MMG üyeleri ve
misafirler katıldı.
MMG Genel Başkan Yardımcısı
Mahmut Çelik: “Hassasiyetlerimiz Aynı”
"Mimar ve Mühendisler Grubu ile Yeryüzü
Mühendisleri Derneği olarak aynı hassasiyetlere benzer açıdan baktık. Aynı hedefe
hizmet eden kişilerden oluşan, 1990’lı
yılların ortalarından bugüne kadar yaptığı
her hizmette hakkı gözeten anlayışla var
olmaya devam ettik. İslami hassasiyetlerimizi hayatın her alanında referans kabul
16 Mimar ve Mühendis
edilmesini öngören bir amaçla bugünlere
kadar geldik. STK olarak olayları değerlendirirken intisap kültürümüz olması
asla yanlışa gözümüzü kör etmemize
sebep olmamıştır. Her türlü yanlışı yeri
zamanında ve dozunda olmak kaydıyla
söylemek, doğruyu ve hakkı gözetmemiz
gerektiğini kendimize şiar etmişizdir. Bu
yolda da Mimar ve Mühendisler Grubu
olarak hizmet etmeye devam ediyoruz.
Yeni dünya düzeni sivil toplum kuruluşlarının güzel örnekler oluşturmasıyla ancak
inşa edilebilir. Eğer bizler yaşadığımız
muhitte, yaşadığımız bölgede, çalıştığımız
işyerinde örnek yönetim sergileyemiyorsak, örnek yönetici olamıyorsak, şirketlerimizi örnek bir şekilde hakka hukuka riayet
ederek idare edemiyorsak; örnek bir devlet
adamı, örnek bir sivil toplum kuruluşu
olarak farkındalık oluşturamıyorsak,
yapmış olduğumuz hizmeti gereğiyle yere
getiremiyoruz demektir. Her daim adaletle
hükmetmeyi bir erdem değil bir zaruret
olarak benliğimize işlememiz gerekmektedir" açıklamasında bulundu.
Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür:
“Sosyal Sorumluluk Bilinci ile Hareket
Ediyoruz”
Yeryüzü Mühendisleri Genel Başkanı Yrd.
Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür ise yaptığı konuşmada MMG çatısı altında bulunmaktan
duymuş olduğu mutluluğu dile getirirken;
"2007 yılında MMG inşaat komisyonundan
başlayan bir çalışma ortamımız var. 2007
yılında MMG İnşaat Komisyonu'nda temellerini attığımız Yeryüzü Mühendisleri
derneğimiz son bir buçuk yılı resmi olmak
üzere şimdiye kadar 30’un üzerinde proje
yapmış bulunmakta. Sosyal sorumluluk
bilinci ile hareket ederek sokak çocuklarından çevrenin korunmasına kadar mimar
ve mühendisliği ilgilendiren konularda
gönüllü olarak çalışmaktayız. Dünyada
sınır tanımayan doktorlara ve mühendislere baktığımızda onlardan gerideyiz.
Bu çalışmaların aslında yıllar öncesinden
kurulup yapılması gerekirdi. Ancak biz
daha çok çalışarak bu açığı kapatmak istiyoruz" açıklamasında bulundu. MMG çatısı
altında Yeryüzü Mühendisleri oluşumunu
meydana getirdiklerini dile getiren Kültür,
Yeryüzü Mühendisleri oluşumundan bahsederek konuşmasını noktaladı.
MMG Genel Başkanı Murat Özdemir: “Üreteceğimiz Değerler Çok Önemli”
Katılımcılara davete icabet ettikleri için
teşekkür ederek konuşmasına başlarken,
MMG’nin kuruluşundan bu günlere gelmesinde emeği olan tüm MMG üye, dost
ve çalışanlarına teşekkür ederek, Ahiret’e
intikal etmiş olanlara da Allah’tan rahmet
diledi. Ramazan ayının bir infak ayı olduğunu belirten Özdemir, tüm zamanlarda
önem verilmesi gereken infak kavramının
Ramazan ayı içerisinde daha fazla mana
bulduğunu dile getirdi
Sivil toplum kuruluşlarının yapacağı çalışmaların önemine işaret eden Özdemir;
"Biz MMG olarak her zaman dediğimiz
gibi, ülkemiz adına değer üretmeye,
dönemimize şahitlik yaparken olumlu
gelişmeleri müjdelemeye ve duyurmaya,
yanlış gördüğümüz uygulamalar hakkında
da uyarıcı olma yönündeki çalışmalarımıza aklımızın kestiği, elimizden geldiği
kanun koyucu ve
yürütücüler kendi
yoğunlukları ve
konsantrasyonları
içerisinde bazı şeyleri
kaçırıyor olabilir veya
kendi faaliyetlerinin
kamuoyu tarafında
nasıl algılandığı
değerlendiremeyebilir.
Bizler, “Sizden, hayra
çağıran, iyiliği emredip
kötülüğü meneden bir
topluluk bulunsun"
hükmünün uygulayıcıları
olma iddiasında olarak,
bu konuda başta
bakanımız olmak üzere
kamu görevi icra eden
tüm büyüklerimizi
desteklemeliyiz,
çalışmalarına katkı
sağlamalıyız.
ve imkanlarımızın elverdiği ölçüde
samimiyetle devam edeceğiz. Hepimizin farklı siyasi görüşleri, mülahazaları
olabilir. Ama bizler, teknik STK'lar olarak,
özellikle teknik ve bilimsel konularda
siyasi mensubiyetlerimizi ve mülahazalarımızı bir tarafa bırakıp mümin olma
mensubiyetimizi öne çıkararak ortak
payda ve faydada buluşmamız lazım.
Bizim STK'lar olarak yapacağımız çalışmalar, üreteceğimiz değerler çok önemli.
Çünkü kanun koyucu ve yürütücüler
kendi yoğunlukları ve konsantrasyonları
içerisinde bazı şeyleri kaçırıyor olabilirler veya kendi faaliyetlerinin kamuoyu
tarafında nasıl algılandığını değerlendiremeyebilirler. Bizler, “Sizden, hayra
çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men
eden bir topluluk bulunsun" hükmünün
uygulayıcıları olma iddiasında olarak,
bu konuda başta bakanımız olmak üzere
kamu görevi icra eden tüm büyüklerimizi desteklemeliyiz, çalışmalarına katkı
sağlamalıyız" şeklinde konuştu.
Bizim kılıcımız yok, onun yerine kalemimiz var. Biz de kalemimizle Hz. Ömer
olmaya talip olanların yanında o ashab
gibi olmaya talip olmuşuz.
Özdemir konuşmasının devamında
’’Geçen günlerde Sayın Başbakan, zannediyorum partisinin danışma kurulu
toplantısındaydı şöyle bir tespitte bulunmuştu. Biliyorsunuz Hazreti Ömer halife
olduktan sonra ashabına "ben hata ya-
Temmuz - Ağustos 2014 17
ETKİNLİK
parsam, haktan ayrılırsam ne yaparsınız?"
diye sormuştu da sahabenin bir tanesi
ayağa kalkarak seni kılıcımızla düzeltiriz
ya Ömer" demişti ya, bu kıssaya atfen
Sayın Başbakan, "Hazreti Ömer'i Ömer
yapan onu kılıcıyla düzeltebilecek olan
ashabıydı demişti. Hz. Ömer olmaya talip
olanların Allah yar ve yardımcısı olsun.
Bizim kılıcımız yok, yerine kalemimiz var.
Biz de kalemimizle Hz. Ömer olmaya talip
olanların yanında o ashab gibi olmaya
talip olmuşuz. Çünkü sizin hatanız bizim
hatamız, sizin sürçmeniz bizim sürçmemiz olarak biliniyor ve görülüyor. Sizin
başarınız ve varlığınız bizi ancak sevindirir
ve gururlandırır’’dedi.
MMG olarak faaliyetlerinde hikmet, imar
ve ihsan kavramlarının önemine vurgu
yapan Özdemir; "MMG olarak, hep yapmaya çalıştığımız gibi, her faaliyetimizde
hikmeti gözeterek imar edici olacağız
ve toplumumuzla ihsanla paylaşacağız"
diyerek sözlerini noktaladı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris
Güllüce: “Zulme Uğramamış Bir Coğrafya
Beklentisindeyiz”
Mimar ve Mühendisler Grubu üyemiz
Güllüce, konuşmasına, İsrail'in Filistinlilere yönelik gerçekleştirdiği saldırılara
dikkat çekerek başladı. Filistin'in katliama
uğramadığı bir dünyayı görmeyi Allah'ın
herkese nasip etmesi temennisinde bulunan Güllüce, şöyle konuştu:
"Zulme uğramamış, zalimlerin hakim
olmadığı bir dünyayı görmeyi Allah hepimize nasip etsin. Televizyonu, radyoyu
18 Mimar ve Mühendis
açamıyoruz çünkü açtıkça sinirlerimiz
bozuluyor. Amerika ne diyor? 'İsrail,
güvenliğini korumak zorunda'. Yani iki
yaşında çocuk, İsrail'in güvenliğine zarar
verdiği için öldürülmeli o zaman! Zaten
milletvekilinin de bir sözü var; 'anneleri
de öldürülmeli' diye. Bunları dinlerken
kimyanızın bozulmaması için ya birçok
kötü vasfınızın olması ya da insani hiçbir
değerinizin olmaması lazım."
MMG üyemiz Bakan Güllüce, 90'lı yıllarda sunumunu yaptığı "Megatrends 2000"
isimli kitaptan alıntı yaparak; "Bütün geri
kalmışlığına, gelişmemişliğine, ekonomik
eksikliğine, fakirliğine ve bilim eksikliğine rağmen dünyada Müslüman üye
sayısı Hıristiyan üye sayısından daha
fazla artmakta. Dünyada, başka dinden
üye almak arzusunda olan iki din vardır.
Bunlardan biri Müslümanlık, diğeri
Hıristiyanlık. Yahudilik ve Budizm, başka
dinden üye alma arzusunda, telaşında
olmayan dinlerdir" dedi.
"Korkarım ki 2000'li yıllar, 'dinler savaşı
yılları' olacaktır" diyen Güllüce, eski ABD
Başkanı George Bush'un, Amerikan askerlerinin Irak'a girmeden bir süre önce
sarf ettiği 'bu bir haçlı seferidir' sözlerini
hatırlatarak; "Projelerini yapmışlar, artık
dinler savaşını, Hıristiyan’la Müslüman’ı
karşı karşıya getirerek değil, yeni yöntemlerle, ne olduğu bilinmeyen Müslüman gruplar oluşturarak yapıyorlar.
Müslümanlıkla hiçbir şekilde bağlantısı
olması mümkün olmayan, 'Allah’u ekber'
diyerek Müslümanı katleden, camiye
bomba atıp kendisi dahil 50 kişiyi yok
eden bir garip din oluşturmaya başladılar.
Dolayısıyla dinler savaşının çehresini,
şeklini değiştirdiler" diye konuştu.
"TOKİ, bizim bakanlığa bağlı değil"
Güllüce ayrıca, Toplu Konut İdaresi
Başkanlığı'nın (TOKİ) Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı'na bağlı olmadığını ifade ederek,
"Günde 15-20 telefon ve dünya kadar
mektup geliyor. Dün televizyonlardan birine söyledim. TOKİ bana bağlı değil. TOKİ,
Başbakanlığa bağlı çok güzel hizmetler
yapan bir kurumumuz" şeklinde konuştu.
Kentsel dönüşümün eskisi kadar hızlı gitmediği yönündeki değerlendirmelere ilişkin de Güllüce, nisan ve mayıs aylarından
sonra kentsel dönüşümün hızlanmaya ve
güçlenmeye başladığını açıkladı.
TEKNİK GEZİ
MMG Bursa Şubesi 3. Boğaz
Köprüsü'ne Teknik Gezi Gerçekleştirdi
Mimar ve Mühendisler Grubu Bursa Şubesi tarafından
üyelerine yönelik olarak gerçekleştirilen ‘’Teknik Gezi’’
etkinliği kapsamında 3. Boğaz Köprüsü şantiyesinde
inceleme yapıldı.
M
MG heyetini şantiyeye gelişinde
Kuzey Marmara Otoyolu Proje ve
Danışmanlık Şefi Kayhan Kilimci ile Proje
Kontrol Direktörü Cem Erer karşıladı. Toplantı salonunda Kuzey Marmara Otoyolu
ve 3. Boğaz Köprüsü yapım çalışmaları
hakkında slaytlar eşliğinde bilgi veren
Cem Erer, 3. Boğaz Köprüsü’nün Çağdaş
Türkiye’nin simgesi olduğunu belirterek,
dünyada eşi ve benzerinin az olduğunu
söyledi.Yapımı Türk şirketi öncülüğünde
bir konsorsiyum tarafından gerçekleştirilen ve çoğunluğu Türk mühendislerden
oluşan bir ekip tarafından inşa edilen,
yüksek mühendislik ve teknoloji ürünü
olan 3. Boğaz Köprüsü üzerinden 8 şeritli
karayolu ve 2 şeritli tren yolunun aynı
seviyede geçeceğini ifade eden Cem Erer,
gerek estetik gerekse teknik özellikleriyle
dünyanın sayılı köprüleri arasında yer
alacak olan köprünün ilklerin köprüsü
olacağını belirtti. 3. Boğaz Köprüsü’nün 59
metrelik genişliği ile dünyanın en geniş,
1408 metrelik ana açıklığı ile üzerinde
raylı sistem olan dünyanın en uzun asma
20 Mimar ve Mühendis
köprüsü olacağını söyleyen Cem Erer;
“Köprünün bir başka ilki ise, 322 metreyi
aşan yüksekliği ile dünyanın en yüksek
kuleye sahip asma köprüsü olmasıdır” dedi.
3. Boğaz Köprüsü’nün Çağdaş Türkiye’nin
simgesi olacağını ifade eden Cem Erer,
2013 yılında yapımına başlanan ve 2015
yılının Temmuz ayında tamamlanması hedeflenen 3. Boğaz Köprüsü’nün İstanbul’un
Odayeri – Paşaköy kesimleri arasında
yer alacağını belirterek köprü üzerindeki
raylı sistem ile Edirne’den İzmit’e kadar
yolcu taşıyacağını, Marmaray ve İstanbul
Metrosu ile entegre edilecek raylı sistemle
Atatürk Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve yeni yapılacak 3. Havalimanı’nın
birbirine bağlanacağını söyledi. Kuzey
Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz Köprüsü’nün
‘’yap, işlet, devret’’ modeli ile gerçekleştirileceğini ve 4.5 milyar TL yatırım bedeline
sahip projenin yapım dahil işletmesinin
yaklaşık 10 yıl süre ile inşaatın yapımını
üstlenen konsorsiyum firmalar tarafından
yapılacağını belirten Cem Erer, bu süre
sonunda projenin işletmesinin Ulaştırma
Bakanlığı’na devredileceğini ifade ederek,
“Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz
Köprüsü Projesi’nin 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri
olmayı hedefleyen Türkiye’yi bu hedefine
daha da yaklaştırarak, çağdaş Türkiye’nin
simgelerinden biri olacaktır” dedi. 3. Boğaz
Köprüsü’nün konsept tasarımı hakkında
da bilgi veren Cem Erer, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi kapsamında İstanbul
Boğazı üzerinde yapılacak 3. köprünün
konsept tasarımı yapı mühendisi “Fransız
köprü üstadı” olarak nitelendirilen Michel
Virlogeux ile İsviçreli T-Engineering
firması tarafından ortak olarak yapıldığını
söyleyen Proje Şefi Kayhan Kilimci, projenin Odayeri – Paşaköy kesiminde; 19 adet
kavşak ve bağlantı yollarına sahip yaklaşık
115 km’lik bir alanı kapsadığını ifade
ederek, otoyol projesinin 1. Boğaz Köprüsü
ile 2. Boğaz Köprüsü’nün trafik yükünü rahatlatmak ve İstanbul’un ulaşım sorununu
giderebilmek için “yap, işlet, devret” modeli ile 2015 yılında bitmesi planlanan 3.
Boğaz Köprüsü’nü de kapsayan bir otoyol
projesi olduğunu belirtti. Gerçekleştirilen
sunumun ardından MMG heyeti 3. Boğaz
Köprüsü şantiye sahasında incelemelerde
bulunup yapılan çalışmalar hakkında bilgi
aldıktan sonra şantiye sahasında toplu
fotoğraf çektirip şantiyeden ayrıldı.
Temmuz - Ağustos 2014 21
TEKNİK GEZİ
MEDENİYETLERİN
BEŞİĞİNE ZİYARET
Medeniyetlerin durak noktası, İpek
Yolu’nun geçtiği ticaret, sanayi, eğitim,
sağlık, tarih ve turizmin merkezi Kayseri Anadolu’nun parlayan yıldızıdır. Eski
medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan
Kayseri, yöresel lezzetler ve ürünler
açısından oldukça zengin bir mutfağa da
sahiptir. Mimar ve Mühendisler Grubumuzun tanıtımı, faaliyetlerini genişletirken bir taraftan da MMG içerisindeki
işbirliğini artırmak, farklı coğrafyalardaki farklı alanları tanımak amacıyla
düzenlediğimiz Kayseri ziyaretimizi keyifle okuyacağınızı umuyorum.
MEDENİYETLERİN DURAK
NOKTASI, TİCARET YOLLARININ
MERKEZİDİR KAYSERİ
Dünyanın en eski şehirlerinden,
İpek Yolu’nun geçtiği ticaret, sanayi, eğitim, sağlık, tarih ve turizmin
merkezi 17.170 km2 yüzölçümü ile
İç Anadolu'nun 3. büyük kenti, 1054
metre rakımı, 16 ilçesi ve 1.275.000
nüfusu ile Kayseri, Anadolu'nun
parlayan yıldızıdır. Tarih boyunca
Anadolu'nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Tarihi 5000 yıla
uzanan Anadolu'nun cazibe merkezi
ve Kapadokya'nın başkentidir. Güney
ile kuzeyi, batı ile doğuyu birbirine
bağlayan yolların kesişme noktasında
22 Mimar ve Mühendis
yer almış, birçok farklı milletler için
stratejik konuma sahip olmuştur.
Bu milletlerden günümüze yaşayan
değerli birçok eser kalmıştır.
Kayseri bölgesinde yapılan bilimsel
kazılar ışığında, yerleşimin başlangıcı
M.Ö 3 bin yılına kadar gitmektedir.
Kayseri'deki geçmiş yaşamı, tarih
öncesi dönemi, Kültepe, Hititler,
Kapadokya Krallığı, Romalılar, Bizans
dönemi, Danişmendliler, Selçuklular,
Eratnalılar, Kadı Burhanettin, Osmanlı
ve Cumhuriyet dönemleri olarak sıralayabiliriz.
Kayseri, Anadolu mutfağının en ince
örneklerinin bulunduğu şehirlerimizden
biridir. Yöresel lezzetler ve ürünler açı-
sından oldukça zengin mutfağa sahip olan
kentte, gıda sanayinin de keşfedeceği ciddi
fırsatlar olduğu aşikardır.
MMG KAYSERİ ALİ DAĞI’NDAKİ TEKNİK
İNCELEME VE YÜRÜYÜŞÜNÜN İLKİNİ
BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRDİ
MMG Kayseri Şube Başkanı Tevfik Rıza
Sümer'in rehberliğinde, cuma namazının
Selçuklu devletinin son dönemlerinden
kalma 750 yılı aşkın yaşına rağmen dimdik
ayakta duran mihrabındaki süslemeleri ve
taç kapısı olan Hacı Kılıç Camii’nde kılınması ile başlayan ziyaret, Anadolu Harikalar Diyarı’nın gezilmesi ile devam etti.
Kayseri Büyükşehir Belediyesi Destek
Hizmetleri Daire Başkanı Mehmet Akif
Yavuz'un ev sahipliğinde öğle yemeği
yenildi. Kadir Has Kayseri Kent Müzesi,
Gevher Nesibe Hatun Medresesi, Şifahanesi, Hunat Hatun Camii ve Medresesi, Kayseri Kalesi, Kapalı Çarşı, 18.
yüzyıl mahalle mescitlerinden Kalem
Kırdı Camii, gönüllerin sultanı Hazreti Mevlânâ'nın hocalarından Seyyid
Burhâneddin Muhakkik Tirmizî'nin Türbesi ziyaret edildi.
Talas Belediye Başkanı Dr. H. Mustafa
Palancıoğlu'nun ev sahipliğinde düzenlenen akşam yemeği, MMG Kayseri şubesi
önceki başkanları Oğuz Memiş, Celal
Dündar Selçuk, Kayseri şube yönetimi ve
MMG Genel Merkez yönetiminden ben,
Prof. Dr. Ali Osman Öncel, Şenol Aslan
Talas Belediye Başkanı Dr. H.
Mustafa Palancıoğlu'nun ev
sahipliğinde düzenlenen akşam
yemeği, MMG Kayseri şubesi
önceki başkanları Oğuz Memiş,
Celal Dündar Selçuk, Kayseri
şube yönetimi ve MMG Genel
Merkez yönetiminden ben, Prof.
Dr. Ali Osman Öncel, Şenol Aslan
ve diğer üyelerin katılımı ile
sohbet eşliğinde geç saatlere
kadar sürdü.
ve diğer üyelerin katılımı ile sohbet eşliğinde geç saatlere kadar sürdü.
İkinci gün, sabah namazı, ticaretin ve
sosyal hayatın etrafında döndüğü, şehrin kalbindeki 1135 yılında Danişmendi
hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılan Cami-i Kebir'de kılındı. Ali
Dağında düzenlenen yürüyüş, bisiklet ve
at binicilik parkuru, teknik inceleme ve
yürüyüşü, Talas Belediye Başkanı Dr. H.
Mustafa Palancıoğlu ve Kayseri Gençlik
Hizmetleri ve Spor İl Eski Müdürü Yük.
Mak. Müh. Faruk Canbulut ve MMG
üyelerinin katılımı ile gerçekleşti. Ali
Dağı'nın jeolojik, morfolojik ve topografik yapısı incelendi. At çiftliğinde
sabah kahvaltısı yapıldıktan sonra Talas
Temmuz - Ağustos 2014 23
TEKNİK GEZİ
Belediyesi’ne ait mukavemet, zarafet,
asalet ve sürat özelliği taşıyan atlara
binildi.
Uluslararası Ali Dağı Yamaç Paraşütü
Yarışmaları'nın düzenlendiği bölge
gezildi. 3916 metre yükseklikteki, jeolojik yaşı 30 milyon yıl olan İç Anadolu
Bölgesi’nin en yüksek dağı olan Erciyes
Dağı, kış sporları adına Türkiye'nin en
büyük kompleks yapıdaki kış sporları
merkezi master planı çalışması, kayak
merkezi, mekanik tesisleri (gondol)
gezildi.
Talas Belediye Başkanı Dr. H. Mustafa
Palancıoğlu'nun MMG yönetimi onuruna 18. yüzyılın başında inşa edilmiş,
taş işçiliğinin muhteşem örneğinin
sergilendiği, Okutan Konağı'ndaki
akşam yemeği ile sürdü. Yemek sonrasında MMG Genel Başkan Yardımcısı
olarak Sayın Belediye Başkanımız
Palancıoğlu'na teşekkür mahiyetinde el
işçiliği sanatı tablomuzu takdim ettik.
Abide bir şahsiyet olan Yaman
Dede'nin Konağı, Cemil Baba Evi,
tadilatına başlanılan Talas Amerikan
Koleji, Ali Dağı Yeraltı Şehri, Okutan
Konağı, 60 milyon yıl önce Hasandağı,
Erciyes ve Güllüdağ'ın püskürttüğü lav
ve küllerden oluşan yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca rüzgar
ve yağmur tarafından aşındırılmasıyla
ortaya çıkan Kapadokya, Göreme,
Uçhisar, Ürgüp bölgesindeki tarihi
24 Mimar ve Mühendis
kültürel mirasımıza ait, kimi zaman
coğrafi mekanla bütünleşmiş mimari
doku yapısı sergilese de, peribacaları,
yeraltı şehirleri ve duvar resimleriyle
süslü kaya kiliseleri ziyaret edildi.
KAYSERİ ANADOLU’NUN
GELİŞMİŞ BAŞKENTİ
Amacımız, Mimar ve Mühendisler Grubumuzun tanıtımı, faaliyetlerini genişletirken, diğer taraftan da MMG içerisindeki işbirliğimizi artırmak, farklı coğrafyalardaki farklı alanları tanımaktı. Ve
biz bu doğrultuda, rutin faaliyetlerimizin dışında, toplumumuzda farkındalık
ve sinerji oluşturacak, dikkat çekeceği
alanlarda çalışmalar yürütmeye devam
edeceğiz.
Bu anlayışla MMG olarak geçtiğimiz yıllarda başlattığımız Anadolumuzun kadim
kentlerini, tarihi dokusuyla ön plana çıkan,
mimarisine, kültürüne, sanatına, turizm ve
ekonomisine dikkat çekmek için kapsamlı
Edirne ziyareti gerçekleştirmiştik.
MMG olarak biz, farklı coğrafyalarda farkındalık oluşturmak maksadıyla bu çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.
Kayseri ziyaretimizde olduğu gibi MMG
Genel Merkezimiz ile Kayseri Şubesi'nin
kaynaşmasına katkı sağlayan, katılan,
ülkemizin her yöresinde olduğu gibi
Kayseri'de de sıcak, samimi insanlarımızla
bir araya gelerek, iklimini soluyan herkese teşekkür ediyorum.
KÜLTÜR ÖRF VE ADETLER
Sucuk, pastırma ve mantı ile bilinen
Kayseri mutfağı, ağırlıklı olarak etli
ve unlu mamullerden oluşur; kesme
çorba, makarna, erişte, su böreği,
tandır böreği, yağlama ve katmer bir
kısmıdır.
Zengin damak tadıyla, Kayseri'nin en
gözde yemeği mantının, en yaygın
etli olan türünün dışında, 36 çeşidinin bulunduğu bilinir. Kışın yenilen
arabaşının yapımı ve yenmesi özel
marifet istemektedir. Bununla beraber
güveç en yaygın ve gözde yemeğidir.
Geleneksel oyunlar, yöre türküleri,
halk müziği tüm renkleri ve canlılığı
ile sürmektedir. Kayseri'nin, Erkilet
Güzeli Bağlar Bozuyor, Ceviz Oynamaya Geldim Odana, Yarim İstanbul'u
Mesken Mi Tuttun?, Taşa Basma İz
Olur, Bir Of Çeksem Karşıki Dağlar Yıkılır, gibi tanınmış türküleri
meşhurdur. Öne çıkmış şairleri Aşık
Seyrani, Dadaloğlu ve Erkiletli Aşık
Hasan öne çıkanlardır.
Birçok Selçuklu eserinin bulunduğu
şehirde, büyük usta Mimar Sinan'ın
doğduğu Kayseri'de; Kurşunlu Camii
Osmanlı Dönemi'ne özgün, şehirdeki
tek yapıttır. Kayseri çok hızlı modernleşen ve gelişen bir şehir olmasına
rağmen, sosyal aktivitelerin başında
gelen ev oturmaları hala yaygın olarak yaşatılmaktadır. Kültür, sosyal,
Zengin damak tadıyla, Kayseri'nin
en gözde yemeği mantının, en
yaygın etli olan türünün dışında,
36 çeşidinin bulunduğu bilinir.
Kışın yenilen arabaşının yapımı ve
yenmesi özel marifet istemektedir.
örf ve adet ananelerinin ve mirasın
korunmasında ev oturmalarının etkisi
çok büyüktür.
Kayserimiz; yaşam kolaylığı, huzuru, yeşilliği, yönetimsel biçimi ve tarihi dokusunun
yanında Anadolu'nun geniş mükemmel
lezzetleriyle birlikte gezip görmek ve yaşamak için ideal şehirlerimizdendir.
Temmuz - Ağustos 2014 25
MAKALE
Mühendislik ve Toplum
Mühendis olacak kimse diğer bütün mesleklerde olduğu gibi varlığında belirli
eğilimlerin ağır bastığı bir insandır. Bu eğilimlerin en başında ise verilen imkan ve
şartlar altında problem çözerek bir şey üretme yeteneği gelir. Mühendis bir bilim
adamı olmadığı gibi bir düşünür de değildir, onun görevi ve işlevi bulunduğu zaman ve
mekan kesitinde kendisine sunulan imkanları kullanarak bir ihtiyacı gideren bir ürün
üretmektir.
Prof. Dr Sadettin Ökten [email protected]
I. Giriş
Çağımızda mühendislik teknik bir konu,
mühendis de teknik bir kimse olarak anlaşılmaktadır. Yine çağımızın anlayışına göre
teknik söz konusu olunca toplumsal olay ve
akıştan yalıtılmış bir olgu akla geliyor, diğer
bir deyişle teknik her gün yaşanan hayatın,
bu hayatı yönlendiren kuralların ve değerlerin
dışında onlardan bağımsız bir gerçeklik olarak algılanıyor. Yine çağımızın anlayışına göre
teknik; toplumsal hayatın diğer öğelerinin
üzerinde ve onlara hükmeden bir konumda
kabul ediliyor. Bu yazıda bu algı ve anlayışın
ne kadar gerçekçi ve doğru olduğunu bir
nebze tartışmaya çalışacağız.
Toplum teknik denilen olguyu ürettiği ürün
üzerinden tanımaktadır ve günümüzde çok
iyi bilinmektedir ki, her teknik ürünün ardında
ciddi bir mühendislik birikimi söz konusudur.
O halde işe mühendis denen kimsenin kısa
ve ana hatları ile oluşumunu inceleyerek
başlayalım. Mühendis olacak kimse diğer
bütün mesleklerde olduğu gibi varlığında
belirli eğilimlerin ağır bastığı bir insandır. Bu
eğilimlerin en başında ise verilen imkan ve
şartlar altında problem çözerek bir şey üretme yeteneği gelir. Mühendis bir bilim adamı
olmadığı gibi bir düşünür de değildir, onun
görevi ve işlevi bulunduğu zaman ve mekan
kesitinde kendisine sunulan imkanları kullanarak bir ihtiyacı gideren bir ürün üretmektir.
Zaman ve mekan kesiti değiştiğinde ya da
imkanlar demeti farklılaştığında yeni bir ürünün üretileceği de ve bunun yine bir mühendislik hizmeti olacağı da aşikardır. O halde
28 Mimar ve Mühendis
bir mühendisten zamanı aşan çözümler ve
ürünler beklememek lazım gelir. Bu hükmün
istisnaları varsa da onlar, medeniyet tarihine
geçmiş olağanüstü uygulamalardır.
Yukarıda sözü edilen eğilimlere sahip bir
kimse çağımızda mühendislik ülkesinin kapısından teorik bir altyapı içeren bir eğitim
alarak giriyor. Bu eğitim sırasında kendisine
uygulamaya dönük bir takım deneyimler
yaptırılmakla birlikte bunlar onun bu sahadaki
ilk emeklemelerinin ötesine geçmez. Teorik
altyapı süreci yani eğitim bittikten sonra ise
mühendisin önce bir ekol ya da takım içinde
meslek hayatı ya da uygulama süreci baş-
lar. Teorik altyapının ve uygulama sürecinin
birlikte, ortak, tek bir amacı vardır bu amaç
da bir problemi çözen bir ihtiyacı gideren bir
ürün ortaya koymaktır. Daha önce doğada
mevcut olmayan ancak doğadaki gereçler
kullanılarak üretilen, üretim ve kullanma süreci doğa yasalarına bağlı olan ve bunun dışına
çıkması mümkün olmayan mühendislik ürünü
veya çözümü hakkında kuramcılar şu nitelikleri ileri sürmüşlerdir: "Böyle bir ürün sağlam,
işlevsel, güzel ve ekonomik olmalıdır." Bu yazı
kapsamında bu niteliklerin aralarındaki ilişkiyi
tartışmak niyetinde değiliz. Ancak şurasını
hatırlatmak gerekmektedir ki bu nitelikler
arasında daima ters bir orantı söz konusudur.
Örneğin, bir ürünün sağlamlığını ya da sağlamlık ölçütünü arttırırsanız o ürün ekonomik
olmaktan çıkar. Güzellikle sağlamlık ve işlev
arasında da buna benzer bir ters orantı söz
konusudur. Kısaca söylemek gerekirse buradaki dört niteliğin her biri nesnel ölçütlerle
ifade edilmedikçe öznel kalmaya ya da daha
geniş bir ifade ile toplumdan topluma değişmeye bağlıdır. Yani bir toplumda sağlam
Her mühendislik ürünü
toplumsal bir ihtiyacı
karşılamak üzere ortaya
çıkar. Bu gerçeklik çağımızda
olduğu gibi kadim zamanlarda
da böyledir.
addedilen bir ürün diğer bir toplumda zayıf ya
da çürük; güzel addedilen ise kötü ve çirkin
görünebilir. Bu kısa açıklamadan da anlaşılacağı üzere mühendisliğin dayandığı teknik
ilk bakışta her ne kadar toplumsal olgudan
ve akıştan bağımsız görünse de bu realitenin
tam ortasında yer almakta ve onunla ciddi
bir etkileşime girmektedir. Bu yazının izleyen
bölümlerinde mühendislik ürününün işlev
boyutunu ve bu ürünün toplumsal kullanım
sırasındaki etkilerini irdelemeye çalışacağız.
II. İşlev - İhtiyaç İlişkisi
Her mühendislik ürünü toplumsal bir ihtiyacı
karşılamak üzere ortaya çıkar. Bu gerçeklik
çağımızda olduğu gibi kadim zamanlarda
da böyledir. İnsan dediğimiz varlığın herkes
tarafından bilinen su, hava, gıda, barınma vs
bir takım olmazsa olmaz temel ihtiyaçları
vardır ve bunların alt limitleri de bellidir ama
mühendislik ürününün oluşumuna sebep olan
ihtiyaç, özellikle çağımızda bu limitlerin çok
ötesindeki bir alandan kaynaklanıyor. İnsan
varlığı, toplumsal ölçekte bir işlevin yerine
gelmediğine, bir şeylerin eksik olduğuna
kanaat getiriyor ve o istikamette oluşan toplumsal arzu ve basınç ya da gerilim, mühendislik ürününü ortaya çıkarıyor. İhtiyaç olan
şey nedir, bu ihtiyaç nasıl karşılanacak, üretilen ürünün nitelikleri ne olacak ve bu ürün
nasıl kullanılacak? Bütün bu sorular temel
ihtiyaçların ötesindeki bir alanda gündeme
gelip sorulduğunda hepsinin o toplumun
medeniyet tasavvuru ile ilgili olduğu görülür. Bu yazı kapsamında bu geniş konunun
sadece ana hatlarını vermekle yetinmeye
çalışıyoruz. Örneklemeleri dikkatli ve titiz
okuyuculara bırakmaktayız. Yukarıdaki cümleden de anlaşılacağı gibi toplumun medeniyet
tasavvuru aynı zamanda ihtiyacını da belirler, dolayısıyla medeniyet tasavvurları farklı
Temmuz - Ağustos 2014 29
MAKALE
olan iki toplumda ihtiyaçlar da farklı olur.
İhtiyacın nasıl karşılanacağı, ürünün hangi
süreçlerden geçilerek üretileceği ve hangi
niteliklere sahip olacağı da yine medeniyet
tasavvuru içinde yer alan ahlaki ilkelere bağlıdır. Dolayısıyla bir toplum kendi medeniyet
tasavvurunun içindeki ahlaki ilkelere aykırı bir
ürün üretmez, üretemez. Çağımızda çevremizi
saran çok çeşitli ürünlerin bu istikamette
incelenmesi bize onları üreten toplumun bağlı
olduğu ahlaki ilkeler hakkında çok net bilgiler
verir ve bu bilgiler çoğu kez kitaplarda yazılanlarla çelişebilir.
Çağımızın realitesi olan global dünya sürekli
bir hareket ve akış üzerine kurulmuştur. Bu
hareket ve akış, kitlelere ve bireye mühendislik harikası olarak taktim edilen ürünler
üzerinden yansıyor. Bu olguya biraz geri
çekilip uzaktan baktığımızda 'Tanrı'dan kopuş'
adını vermek yanlış olmayacaktır. Öyle ki
artık her birey bir küçük tanrıcıktır. Akışı idare
eden, hareketi yönlendiren bireyler ise kadim
uygarlıklarda olduğu gibi ana tanrılar ya da
tanrıçalardır. Bunların genel özelliği bireyi
maddi hakimiyet, madde ile ülfet ve maddeye mahkum olmak düzeyine indirgemek ve
orada tutmaktır. Modernist dünyanın vicdani
rengi olan sekülerizmin bunu kabul etmesi
çok zor olmamıştır çünkü modernist dünya
fizik ötesi alemle, mistik dünya ile ilişkisini
rönesansla beraber kesmeye başlamıştır.
Batı insanının elinde kalan ve maddeye karşı
güvencesi olan insani değerler de kapsamı
ve içeriği muğlak, esneyebilen ve çoğu kez
esnetilmiş tasavvurlardır. Buna karşılık postmodernist çağ da kendisini giderek daha
belirgin bir şekilde ortaya koymaya başlayan İslam medeniyetinin bu seküler renk ve
kabulle hiç ilgisinin olmadığını görüyoruz.
İslam medeniyetini global dünyanın özgün
özelliği olan hareket, akış ve maddi hakimiyet
olguları karşısında ciddi bir sınav bekliyor.
III. Mühendislik
Ürünü ve Etkileri
Mühendislik problemi ya da çözüm için
mühendise götürülen problem, mühendislik
eyleminin doğası icabı sınırlı ve iyi tanımlı
olmak zorundadır. Halbuki toplumsal bir
ihtiyaç toplum şuurunda yavaş yavaş gelişir,
farklı ifadelerle su yüzüne çıkar ve billurlaşıp
tanımlanmak için bir üst iradeye muhtaçtır.
Bu üst irade o toplumda o dönemde var olan
30 Mimar ve Mühendis
etkisini ve geçerliliğini koruyan değerlerin
temsilcisi ve uygulayıcısı olan bir iradedir.
Bu irade, toplumdaki yaygın gerilimi, isteği,
ihtiyacı ortak bir paydada birleştirerek somut
bir hale getirir ve bir mühendislik problemi
olarak çözüm için ortaya koyar. Bu başlangıç
süreci dahi, yani problemin tanım safhasında
bile nihai ürünün sosyal realite ve bu realiteyi biçimlendiren medeniyet değerlerinden
bağımsız olamayacağını gösterir. Teknik
bir süreç olarak adlandırdığımız çözüm yani
ürünün ortaya konması süreci bittikten sonra
ihtiyacı gideren, işleri yerine getiren ürün her
ne ise kullanıma girer. Kullanım sırasında
mühendislik hizmetinin neticesi olan ürünün
iki türlü etkisi ortaya çıkar. Bunların bir tanesi
ürünün hemen görülen, ihtiyacı karşılayan
yani pratiğe dönük etkisidir. Buna doğrudan
etki diyelim. Bu etki ile insanlar rahatlar,
ihtiyaç giderilmiş, zorluk aşılmış olur ancak
ürünün etkisi bu kadarla kalmaz. Kullanım
devam ettikçe özellikle çağımızdaki ürünlerde
ortaya çıkan ve doğrudan etki kadar masum
olmayan bir de dolaylı etki vardır. Çağımızın
mühendislik ürünleri insana kendi fiziksel ve
düşünsel dünyasında var olmayan yapay bir
güç sunmakta ve bu güç sayesinde insan
girmemesi gereken alanlara girmekte, taşı-
yamayacağı yükleri sırtlamaya çalışmaktadır.
Bir önceki bölümde sözünü ettiğimiz üzere bu
alan bireyin içinde var olan ben duygusunu
güçlendirmekte ve bireye adeta kendi ortamında hakim olan sınırlı da olsa tatlı bir güç,
nefsani bir kudret, kısaca tanrısal olma zannı
ve duygusu vermektedir. Bu dolaylı etki doğrudan etkiye göre çok daha tehlikelidir. Çünkü
insan mühendislik ürününün kendisine sunduğu sınırlı imkan ile sahte bir dünya oluşturmakta ve bu dünya içinde eriyip gitmektedir.
Yukarıdaki çözümlemelerden de anlaşılacağı
üzere mühendislik ürünü kullanımı da yine
ahlaki birtakım kural ya da kuralsızlıklara
bağlıdır. Bu ürünü değerlendiren birey bu
değerlendirmeyi kendi medeniyet tasavvurunun değerler manzumesi içerisinde yapıyor.
Seküler değerler sistemine sahip olan modernite bu ürünleri tanrısal bir güç ve bu gücün
birey üzerindeki iktidarı olarak kurgulayıp
üretiyor. İslam medeniyet tasavvurunun ise
bu ürünlere ve onu üreten modernist tasavvura nasıl baktığını, uygulama ve eylemleri
ile nasıl cevap verdiğini henüz bilmiyoruz.
Seküler bir dille söylersek global dünyada da
tek Tanrı hala hakim mi, yoksa biz bütünüyle maddi bir dünya kurgulayan gerçek dışı,
sahte tanrıcıkların oyuncağı mıyız?
Geleceğin Konteyneri
Yeni Nesil Konteyner
8 Üstün Özellik
Daha Genişi Yok!
%100 Dökme Yük
Ebat Sınırı Yok!
En Pratik Kurulum
%60 Daha Fazla Isı Yalıtımı
Defalarca Kullanım
%100 Dönüşümlü
%35 Daha Az
Karbon Salınımı
Boyada
Otomotiv Teknolojisi
Full demonte vidalı sistemle pratik kurulum ve proje sonrası kolay paketleme.
Genel Müdürlük
444 20 35
Orta Mah. Keban Sok. No:4 Orhanlı-Tuzla-İstanbul/TÜRKİYE
Tel: +90 216 392 20 45 Faks: +90 216 304 06 86
www.karmod.com • [email protected]
“1986’dan bugüne”
Temmuz - Ağustos 2014 31
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
EĞİTİM HAYATI
VE MESLEK SEÇİMİ
Çocukla iletişim kurmaya çalışan yetişkinlerin, onlara yönelttikleri
ilk sorulardan biri, "büyüyünce ne olacaksın?" sorusudur. Ne kadar
küçük olursa olsun, her çocuğun böyle bir soruyu, bir meslek adı
vererek cevapladığı görülür. Çocuğun hayallerinde oluşan ve
oyunlarına yansıyan bu meslek heveslerinin gerçekle bağlantısı çok
zayıftır. Çocuk, meslek hedeflerini ifade ederken ne yeteneklerini,
ne de mali imkanlarını dikkate alması gerektiğinin farkındadır. O,
sadece imrendiği insanlara benzeme çabasındadır ve mesleği bunun bir
aracı olarak görür. Yaşı ilerledikçe, eğitim hayatının her aşamasında
yapıp ettiklerini ve bunlardan elde ettiği sonuçları değerlendirerek,
bunların meslek hedefleri ile bağlantısını kurmaya çalışır ve bunu
çok kez bilinçsiz yapar.
Temmuz - Ağustos 2014 33
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
34 Mimar ve Mühendis
GİRİŞ • MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
ÇİZGİLERİ BİREYLER
KENDİLERİ ÇİZEBİLİR
Bir kimsenin çalışma alanını belirlerken ilgi adı verilen
ve bazı işlerden hoşlanma ve o işleri yapma isteği
duyma, buna karşılık bazı işlerden uzak durma gibi
davranışlarda ifadesini bulan bir iç uyarıcıya da kulak
vermesi gerekir. İlgilerini tanımak isteyen bir kimse, en
elverişsiz şartlarda bile istekle yöneldiği, yaparken
yorgunluk duymadığı, bilakis bıkkınlık yerine devam etme
isteği duyduğu, kendisine zevk veren faaliyetlerin neler
olduğunu düşünmelidir. Okulda yük veya angarya olarak
nitelendirmediği, bir ödül beklemeden ilgilendiği, dersten
sonra daha fazla bilgi için çeşitli kaynaklara başvurduğu
konular kişiye ilgileri hakkında ipucu verebilir.
Ç
alışmakta olduğumuz iş, yaşamımızda çok önemli bir yer tutar.
Çalıştığımız işe, bir gelir kaynağı
olarak bakarız. Aslında pek çoğumuz işimizden çok daha fazlasını
bekleriz. Çalışmakta olduğumuz işin
ilginç, yeteneklerimizi ortaya çıkarıcı
nitelikte ve diğer ilgi alanlarımız
ve sorumluluklarımızla uyum içinde
olmasını bekleriz. Çalışma hayatlarımızda genellikle bizi ileri götürecek
bir ilerleme duygusu ararız. Bu pek
çok insanın 'kariyer' olarak adlandırdığı şeyin ta kendisidir. Oysa
içimizde pek az insan, istediği türden
bir kariyere ulaşmak için plan yapma
konusunda yeterli çabayı harcar. İş
hayatında nereye gittiğimizi düşünmek, tüm iş hayatımız boyunca yapmamız gereken bir şeydir.
Gelişmiş insanlar iç başarıya önem
verirken kalıplaşmış insanlar dış
başarıya önem verirler. Dış başarı
başkaları tarafından gözlenebilen,
ölçülebilen nesne ve davranışları içerir. Parasal yönden zengin olma, şöh-
rete kavuşma, mevki ve güç sahibi
olma hemen akla gelen örneklerdir.
Çoğu insan istediği para, mal, şöhret
gibi dış başarıyı kazanmak için iç
dünyasının gelişimini ihmal eder. İç
dünyasının gelişimini ihmal pahasına dış başarıya ulaşan kişi, çoğu
kere, gittikçe artarak iç uyum, kişisel
ahenk aramaya başlar. Ne var ki, iç
dünyasının gelişimini ihmal pahasına
dış başarıyı sağlayanların iç başarıya
ulaşmaları kolay olmamaktadır.
Kişinin hangi mesleğe yatkın olduğu,
hangi mesleği yaparsa mutlu olabileceği cevaplanması çok zor olan
bir sorudur. Eğer bireyin kafasında
birşey şekillenmemişse, kararsız bir
bireyse önündeki yüzlerce seçeneği
nasıl değerlendireceği tam bir kabus
olur. Bu tip bir soruya yanıt vermek
için insanın önce kendini keşfetmesi
gerekiyor ki, bu çok zor ve çok sancılı
bir süreç. Unutulmamalı ki, beklentiler, yapmak istenenler ve yapmaya
mecbur olunanlar arasındaki çizgileri
bireyler kendileri çizebilir.
Temmuz - Ağustos 2014 35
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
MÜSLÜMANCA
EĞİTİMİN TEMEL KURALLARI
ZEKÂİ ŞEN [email protected]
Müslümanca bir eğitim sisteminin başarıya ulaşabilmesi için 6 aşamanın maddi ve
manevi duygularla yaşanarak yaşatılması mutlaka denenmelidir. Eğitim sisteminde
verimlilik için bu aşamaların takip edilmesi tavsiye edilir. Bunların her biri geçmişte
yaşanmış ve bugün batı eğitim sisteminde bile müslüman eğitim sisteminden daha fazla
bulunmaktadır.
B
ismillahirRahmanirRahim’den sonra
söze bilimin müslümancası olmaz
ama eğitimin müslümancası olur
diye başlamakta yarar vardır. Eğitim için temel kaynakları öncelikle
“Oku” emri ile inmeye başlamış olan
Kuran-ı Kerim’e ilave olarak sünnet
ve şimdiye kadar İslam bilim tarihindeki eğitim kurumları ile oralarda
geçerli olmuş ilkeleri gözden geçirmek lazımdır. Acaba müslümanlar
bugün eğitimde tamamen batının
güdümünde olan eğitim müesseseleri
ile mi yoksa kendi dil, din, kültür,
gelenek, görenek ve bilim tarihleri
içinde batıya ışık tutarak oralardaki
eğitim müesselerinin temelini teşkil
etmiş olan geçmişlerinden de bugünkü eğitim sistemine katkılarda bulunarak mı eğitim yapmaktadırlar? Ne
yazık ki birinci şık eleştirisiz olarak
geçerlidir ve eğitimde müslümanlığın
m’si bile bulunmamaktadır. Batı eğitim sisteminde Yaratıcı (Allah c.c.) saf
dışı bırakılarak tamamen maddeci bir
düşünce sistemi ile eğitime devam
edilmektedir.
İslam dini ile 7. ve 14. asırlar arasında zirveye ulaşan bilimsel faaliyetlerin hemen hemen tamamının müslümanlar tarafından yapılmış olması
ve bugünkü bilimsel çalışmaların
36 Mimar ve Mühendis
temelinde sadece Eski Yunan değil
batı tarafından eğitim sistemlerinden
tamamen dışlanmış olan İslam medeniyetinin ilkeleri bulunmaktadır.
Maalesef geçmişteki bu parlak dönem
müslümanlarca bile kabul edilmemiş
ve bunun yerine batıdan gelen Eski
Yunan’ın eğitim sisteminin temel
rol oynadığı kabul edilegelmiştir. Bu
durum İslam ülkelerinde nerede ise
tamamen kayıtsız, şartsız ve eleştirisiz kabul görmüştür. İslam dini
ile gelişen bilimsel düşünceler Eski
Yunan medeniyetini de yerlerden
raflara kaldırarak bugünkü haline
gelmesini sağlamıştır.
Müslümanca bir eğitim sisteminin
başarıya ulaşabilmesi için aşağıdaki
6 aşamanın maddi ve manevi duygularla yaşanarak yaşatılması mutlaka
denenmelidir. Müslümanca bir eğitim
sisteminde verimlilik için bu 6 aşamanın takip edilmesi tavsiye edilir.
Bunların her biri geçmişte yaşanmış
ve bugün batı eğitim sisteminde bile
müslüman eğitim sisteminden daha
fazla bulunmaktadır. Bu ilkeler bir
toplumdaki eğitim müesseselerinin
üretkenlik, verimlilik ve saygınlığını
artırmaya yarar. Bu aşamaların her
biri T harfi ile başladığından bunlara
kısaca 6T kuralı diyebiliriz.
1) Tahayyul (hayal etmek): Hayallenmek, hayal kurmak, sanal ortamda
düşünmek anlamına gelen bu ilke
kişinin düşünce sisteminin kökenlerinin gelişmesine ve zihin işlevlerinin
gelişerek genişlemesine meydan verir.
Kişi sevdiği her şeyi hayal ederek ona
iyi veya kötü vasıfları kendi dünyasında nitelendirerek nicelik sonuçlarına
varmak ister. Eğitimde belirli bir sistem
olmalıdır ama hayal gücünün de geliştirilerek kuvvetlendirilmesine çalışılmalıdır. Acaba bizim eğitim sistemimizde
hayal etmeye ne kadar yer verilmiştir?
2) Tasavvur (şekillendirmek): Hayal
edilen şeyin zihinde resmini, planını,
geometrisini veya tasarımını geliştirerek
zihinde hayal edilen şeye uygun bir şekil
geliştirmektir. Böylece hayalin daha
somut olabilecek bir düşünce sistemine
oturtulması ve bu şeklin yorumlanarak
diğer kişilere de izah edilmesi imkan
dahiline gelir. Bugün nerede ise tüm
meslek dallarında şekil bilgisi yani
“tasarım” ön planlarda rol oynamaktadır. Buradan eğitim sistemlerinde
matematikten önce geometrinin (şekil
bilgisi) ne kadar önemli olduğu ortaya
çıkmaktadır. Bizim eğitim sistemimizde
bol matematik vardır ama geometri pek
fazla değildir.
3) Tefekkur (fikir üretmek): Düşündüğü ve hayal ettiği şeyin tasarımını iyi
yapan kişi oradan değişik yorumlarla
çeşitli fikirler üretebilir. Üretilen fikirler
tartışmaya açılarak daha üstün yorum
ve düşüncelerle önceki aşamadaki
durumların daha da gerçekçi hallere
Müslüman olan toplumumuzda
maalesef kendi dil, din, kültür,
adet, gelenek ve görenekleri
de işin içine katan bir maarif
(bilgilendirme) sistemimiz
bulunmamaktadır. Gelişmiş
ülkelerin her biri kendi eğitim
sistemlerine sadık kalarak
ileriye gidebilmişlerdir.
yaklaşması temin edilir. Üretilen fikirlerin tenkit edilmesi (eleştirilmesi), yanlışlanmaya çalışılması, hatalarının azaltılmasına çalışılması yeni yeni fikirlerin
doğmasına veya mevcut olanların daha
da ince çözünürlükte ve ayrıntılı bilgilere
ulaşılmasını sağlar.
4) Tedebbur (sonuç çıkarmak): Önceki
aşamalarda elde edilen bilgilerin, mesela uygulamaya konulması durumunda,
sonuçlarının ne gibi halleri doğuracağının
da düşünülmesi gereklidir. Bunun için
müslümanlarca faydalı ve faydasız bilim
tanımlamaları yapılmış ve tarih boyunca
müslümanlar toplumlara faydası olan
ilimlerin geliştirilmesine çalışmışlar.
Yapılan işlerin birer sonucunun, çıktısının ve etkisinin olacağını düşünerek elde
edilen bilgileri sorgulamak sırasında tahmin diyebileceğimiz son durumların da
öngörülmesi gereklidir. Bunun için zihin
sınamaları gibi laboratuvar sınamaları da
yapılarak sonuca gidilmelidir.
5) Tefakkuh (her yönü ile anlamlandırmak, anlamak): Bunun kelime anlamı
anlamak diye Türkçe’ye çevrilebilir ama
bu anlayışın sadece maddi olmaması
gereklidir. İnsanoğlunun ne kadar da bilgi
sahibi olursa olsun bunun okyanusta bir
zerre kadar olduğunu düşünerek esas
ilimlerin Allah (c.c) katında olduğunu ve
yaptığı çalışmaların aslında insan olarak
varılması mümkün olan yere kadar olduğunu düşünerek şükür etmesi durumlarının hepsine tefakkuh diyebiliriz. Böylece
insanın yaptığı bütün bilimsel çalışmaTemmuz - Ağustos 2014 37
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
ların birer ihtimali kısmının bulunduğu
ve her zaman yanlışlanabileceği akılda
tutulmalıdır. Zaten Farabi ilimleri ihtimali ve mutlak diye daha 900 yıllarında
açıklamıştır. Ne olursa olsun insanın
Allah (c.c) katındaki mutlak ilimlere ulaşılamayacağının idrakinde bulunması ile
yaptığı buluşlar veya ilmi yenilikler dolayısı ile büyüklüğe kapılmaması ve O’nu
düşünerek daima acz içinde olduğu şuurunu (bilincini) tadabilmelidir. Üstünlük
ancak Allah’a mahsustur. Gerçek müslüman düşünce ve bilim adamları her
zaman ve yerde Allah’ın varlığını düşünmüşler. Batıda ise kilise bu tür düşünceleri yasakladığından mutlak olarak
kilise ilkeleri esas alındığından bilimsel
çalışmalar nerede ise hiç yapılmamıştır.
Ne zaman müslümanlarla irtibatları artsa
da o zamanlarda kilise zincirini kırarak
batıda da çok büyük düşünürler çıkmaya
başlamıştır. Üstün (süper) bir gücün yani
Tanrı'nın bulunduğunu ise neredeyse
bütün batılı bilim adamları kabul etmiştir. Mesela, Einstein “Tanrı zar atmaz”
demekle mutlak ilimlere işaret etmiştir.
Rene Descartes ikileminden birisini
“ruh” olarak açıklamış ve bunu tanrısına
bağlamıştır.
6) Teakkul (akıl kullanmak, akılcılık):
Bunun anlamı akılcılık, akıl kullanmak
demektir. Yukarıdaki aşamaların her
birinde zaten akıl kullanılmaktadır ama
düşünen insan bunlarda gönülün de rol
oynadığını ve hatta bazılarında gönülün
ağır bastığını anlamıştır. Bugünkü eğitimin tek gayesinin, maalesef, tamamen
maddiyatçılık olduğunu düşünürsek,
yukarıdaki aşamaların büyük bir kısmının erozyona uğrayarak tanınmaz
hale geldiğini görebiliriz. Akıl eğitimde
ve özellikle bilim ve teknolojide tüm
aşamalarda bulunan en önemli bir cihazdır. Eğitim sisteminin aklı kullanmanın
yollarını açması gerekir. Aksi durumda
donuk, doğmatik, ezberci, çoktan sınamacı ve nakilci bir eğitim sisteminin
yetiştireceği bireylerden nitelikli verim
almak pek mümkün olamamaktadır.
Yukarıda sayılan aşamaların bütününün
uygulanması halinde sadece mekanik
38 Mimar ve Mühendis
eğitim değil eski tabirle talim (yani
öğretme) ve terbiye (yani bir toplumda
kişi veya kul haklarına saygılı olmak)
esas olur. Müslüman olan toplumumuzda maalesef kendi dil, din, kültür,
adet, gelenek ve görenekleri de işin
içine katan bir maarif (bilgilendirme)
sistemimiz bulunmamaktadır. Gelişmiş
ülkelerin her biri kendi eğitim sistemlerine sadık kalarak ileriye gidebilmişlerdir. Bunun anlamı tamamen farklı
yapıya sahip olan eğitim sistemi değil
ama genel olarak kabul görmüş bir eğitim sisteminin içine kendi kültürlerinin
gerektirdiği değişiklikleri yerleştirmişlerdir. Bugün Amerikan, İngiliz, Fransız,
Japon, vb. ülkelerin eğitim sistemleri
iskelet yapısında benzer ama sistemin
içinde kendi kültürel yapılarına göre
değişiklikler içermektedir.
Müslümanca bir eğitim sisteminin akılcı
ilkelere dayandırılması gerekir ama
kültür ve manevi olguların da tamamen
dışlanmaması gereklidir.
Temmuz - Ağustos 2014 39
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
İÇİ BOŞALAN VE YOZLAŞAN LİSE EĞİTİMİ İÇİN KURTULUŞ FORMÜLLERİ:
EĞİTİMİN ÖZELLEŞMESİ
VE AÇIK ÖĞRETİM LİSELERİ
Prof. Dr. Osman Çakmak [email protected]
Nasıl ekonomide özelleştirme savunuluyor ve özel sektörün pek çok işi devletten daha
iyi yaptığını görüyorsak, eğitimde de -gerçek anlamda- özelleştirmenin önünü açmak
durumundayız. Devlet eğitimin finansmanında, müfredatın belirlenmesinde, eğitim
sektörünün çalışanlarının statüsünde konum değiştirmedikçe yapılanlar kozmetik
değişiklikler olmanın ötesinde bir anlam ifade etmeyecektir.
B
ir eğitim sistemi ki toplumdaki yetenek ve
çeşitliliği keşfederek, onu yerinde değerlendirecek bir esnek ortam meydana getirebiliyor;
fıtrata mutabakat sağlayabiliyorsa orada
insanların başarısından ve mutluluğundan
söz edebiliriz. Peki böyle bir eğitim nerede?
Okullarımızda mevcut mu? Eminim ki okul
kayıtlarının başladığı bugünlerde en sık sorulan sorular bunlar.
Lise dönemi öğrencinin kişilik kazanacağı ve
kimliğini bulacağı bir devreye tekabül ediyor. Bu yüzden hayli kritik bir öneme sahip.
Ortaokul kadar, lise eğitimi de öğrencinin
hangi mesleğe yöneleceğine dair bir vizyon
ve kimlik kazanma zamanıdır. Öğrenci için
bu dönem, kültürümüze ve medeniyetimize
dair temel değerleri keşfetme zamanıdır aynı
zamanda. Eğer lise döneminde verdiğiniz eğitim, öğrenciye manevi değerleri, ortak kimlik
bilinçlerini, aidiyet biçimlerini, ruhlarını,
özgüvenlerini yeniden ve çağdaşlaştırarak
kazandıramıyorsa, öğrenci kim olduğunu ve
hayatta ne olacağını anlamayacaktır. Dahası,
kendisini yeterli hissetmeyecek, topluma
faydalı bir birey haline de gelemeyecektir.
PKK gibi teröre bulaşanlar ve Ergenekon
gibi gizli örgütleri kuranlar başka ülkeden ya
da uzaydan gelmediler. Kendi okullarımızın
ürünleri...
Ruha vüsat ve düşünce dünyasını kanatlandıran, bilimsel değere haiz bir tarih, sosyoloji,
40 Mimar ve Mühendis
felsefe ve hatta fen ve sanat vb derslerin var
olduğunu söyleyebilir miyiz liselerimizde?
Aksine topyekün değerleri yerle bir eden,
ruhsuzlaştırıcı, sömürgeci, kendi kendini
sömürgeleştirici bir fonksiyon mu icra ediyor bu eğitim? Lise eğitiminin bir misyonu
ve manası kalmadığı şuradan belli ki, öğrenci
sadece üniversiteye giriş için günün büyük
bölümünü şahsi ve ilmi ve düşünce gelişimine hiçbir katkısı olmayan sınav hazırlığına
hasretmektedir. Üstelik merkezi sınavlarla
ilgisi olmadığından çoğu kültürel dersler ve
uygulamalar boş geçmektedir. Okullarda
öğrendiklerinin hayata ve mesleğe dair bir
faydası olmadığını fark eden öğrencinin
okullara ve eğitime karşı “güveni” sarsılıyor.
Bu tehlikeli “ümitsizlik ve “boşluk” içinde,
öğrenciyi artık “internet” ve “tv dizileri”
yönlendirmeye başlıyor. Özellikle eğitimin
“karma” yapısı ile okullar “talim ve terbiye
yuvaları” olmaktan çıkıyor ve çoğu “eğriliklerin” öğrenildiği mekanlar halini alıyor.
Bu felaketli gidişin yetkililerce görülemediği
şuradan belli ki, her şey iyi gidiyormuşcasına
muhteva ve öze ait dönüşümler-reformlar
yerine şekilsel (örneğin Fatih Projesi, 4+4+4,
bedava ders kitabı vb) dönüşümlerle çürümüş binanın biraz daha ömrünü uzatmış
oluyoruz. Gün geçmiyor ki eğitimle ilgili bir
sil baştan uygulamasına şahit olmayalım.
Derinlemesine tahlil edilmeden ve ilgili taraf-
lar çözüme dahil edilmeden masa başında
yapılan düzenlemelerin nerede duracağı
belli değil. Geriye dönüp geçmişte başlatılan reformaların niçin amacına ulaşmadığını hiç bir zaman sorgulamadık. Hepsi
de unutuldu gitti. Çöpe giden milyarları
ve boşa giden ümitleri geride bırakarak...
Örmeğin yeni müfredat, çoklu zeka, toplam kalite projeleri bunlardan bir kaçı.
Batı'da çoktan terk edilen, seküler hurafeleri, üstelik de jakoben yöntemlerle
monteleme işlemlerini hangi özel ve güzel
vasıta ile sunarsanız sunun değişen bir
şey olmayacaktır. Son düzenlemelerle din
dersleri vb birkaç dersin saatinin artırılması kulakta hoş bir sada bırakmaktadır.
Halbuki bu düzenlemeler de herhalde
eğitimin her şeyimizi yıkıcı ve yok edici
kimlik bunalımını örtme, gizleme, hatta
meşrulaştırma işlevi görüyor olacak.
OKURLARIMIZDAN GELENLER
Zaman zaman okurlarımızdan bize ilginç
notlar intikal etmektedir. Uzun yıllar
okullarda yöneticilik yapmış bir okurumuz (H. C.) mesajında okullardaki ahlaki
yozlaşmaya dikkat çekiyor ve mesleki
eğitimin yok oluşu karşısında yapılması
gerekenlere vurgu yapıyor.
“Eğitimdeki manevi ve ilmi boşluk yüzünden derslerde sınıf hakimiyeti, ders disiplini iflas etmiş durumda. Çoğu okullarda,
ders işlenme oranı düştü. Öyle ki, dersler
yapılamaz hale geldi. Bu yozlaşmayı “akıllı
tahta” ve “tablet bilgisayar” projelerinin de
çözüm olması mümkün değildir. Temelleri
çürümüş binayı ihyaya çalışmanın bir
anlamı yoktur. Önce eğitime ruh verecek
ve öğrenciye ideal ve şahsiyet kazandıracak dönüşümler lazım. Ölçme değerlendirme tek boyutlu sayısal değerlendirme ve
Türkiye’de çoğu müesseseler
misyonuna uygun
yapılandırılamadığından varlığı
“sözde” kalmaktadır. Özel
okullar konusu da bunlardan
birisi. Ülkede görüntüde özel
okullar var Ama bu okullarda
da her şey “merkezden”
belirleniyor.
teste dayalı yapıdan kurtarılarak, öğrenciyi çok yönlü değerlendiren; kalite ve
beceriyi ölçebilen sistemlere geçilmelidir.
Lise döneminde öğrenciye en azından bir
“meslek öğretmek” esas haline getirilmelidir ki; üniversite kazanamayan bir öğrenci
boşta ve boşlukta kalmasın. Ortaokul ve
liselerin son sınıflarında “ bitirme -olgunluk sınavı” getirilmelidir ki her şey merkezi sınavların ağırlığı altında ezilmesin.
İçini doldurmadan ve lise döneminde
mesleki eğitimi asıl-esas yapacak düzenlemeler yapmadan lise eğitimini mecburi
hale getirmek, herkesi üniversite önünde
yığmak anlamı taşıyor. İçini doldurmadan
lise eğitimini mecburi hale getirmekle
dershaneler daha da öne çıkacaktır.
Sanayi, tarım ve hayvancılık sektörü ara
eleman bulamaz hale geldi ve meslekler
ölüme mahkum oluyor. Çırak ve çoban
olacak çocuğu okulda zorla tutmanın anlamı yok. O çocuk sınıfta-derste bunalıma
düşüp dersi sabote ediyor. Bu tür öğrenciler ilkokulu bitirsin, sonrasını açık öğretim
ile de bitirebilir.”
TV DİZİLERİNDEKİ
KİŞİLİKLER ÖRNEK ALINIYOR
Yine okullardaki, özellikle liselerdeki
eğitim boşluğundan dolayı ortaya çıkan
ahlaki yozlaşmayı bir kız meslek lisesi
müdüründen dinleyelim (özetle).
“Okullardaki dersler ve eğitim müfredatı, kültür ve medeniyetimize, insani
değerlerimize yabancı ve hatta karşı bir
yapılanma. Bu yabancılık, öğrencilerde
büyük çoğunlukla kimlik bunalımına ve
aşağılık kompleksine yol açıyor. Çocuklarımız, tv dizilerinde öne çıkan kişiliksiz
kişileri örnek alıyor. Öğrencilerin favori
dizileri “Arka Sıradakiler”, “Pis Yedili” gibi
Temmuz - Ağustos 2014 41
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
çarpık ilişkileri öne çıkaran ve yüzümüz
kızararak izleyeceğimiz diziler. Sanal dünyanın yalancı ve yaldızlı aldatmaları ile
gerçeklerden uzaklaşan öğrencilerimizin
büyük çoğunluğu (% 70 i aşan oranda)
yanlış duygusal ilişki içinde. Bu ilişkiler,
duygusal boyutun ötesine taşınıyor ve
çeşitli çevrelerce kötüye kullanılıyor. Bir
kısım servis şoförleri (taşımalılar dahil),
kantin çalışanları ve diğer hizmet alımı
vesilesiyle çalışan personel, bu kötü yola
düşen çocukları pazarlamada aracı olarak
kullanılabiliyor.
Öğrencilerin tahrik edici kıyafetlerle
okula gelmeleri ve gayri ahlaki tavırları
karşısında okul yönetimlerinin eli kolu
bağlı. Öğrenciye uyarıda bile bulunamıyoruz. Çünkü, ikaz edilen kişi MEB için tahsis
edilen 147 no’lu telefon hattından şikayette bulunuyor. İlgili yönetici soruşturma
geçirmeye başlıyor. Kız erkek ilişkilerinde
gayri ahlaki tavırları ikaz eden yakın çevremizde hamiyetli bir fen lisesi müdürü
soruşturma geçiriyor. Yine yakınımızda
bir din kültürü öğretmeni müfredatta yer
alan sureyi ezberlettiği için soruşturmaya maruz kalıyor. Öyle durumlarla karşı
karşıyayız ki, bakanlıktan “öğrencilerin
tahrik edici, kıyafetleri ve gayri ahlaki
tavırlarına karışmayın ve hatta öğrenciler
bazen kaçamak yapsınlar” manasına gelen
yazılar geliyor.”
ÇÖZÜM YOLU; EĞİTİMİN ÖZELLEŞMESİ
Eğitimin bir “eritim” halini aldığı bu “yangın” içinde alternatif çözümler yok mu?
Örneğin, manevi-ahlaki değerlere duyarlı
yetkin ve yetişmiş öğretmen kadrosuna
sahip olduğunu düşündüğümüz bir kısım
“özel liseler” bir alternatif olabilir, çocuklarımızı daha emin ellere teslim ettiğimizi
düşünebilir miyiz? Aslında ister devlet
okullarında olsun ve isterse özel okullarda
olsun okulların “boş” ,“zararlı” ve hatta
“gayri ilmi” müfredatı hamiyetli ve duyarlı bir kısım öğretmenlerce “iyileştirilmekte” yanlışlıklar düzeltilerek sunulmakta
(örneğin inkilap tarihi derslerinin bilimsel
gerçeklerle bağdaşmayan yalanları) ve
bizden değer ve ruh katılmaktadır. Bu
öğretmenlerin çabaları da olmasa okullarda iyi “ürünlerin” çıkması neredeyse
42 Mimar ve Mühendis
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Lise eğitiminin fiilen bittiği şu ortamda lise eğitimi olarak imam
hatip liseleri öğrenci için iyi bir alternatif olabilir. Aslında imam
hatip liseleri, meslek lisesinden ziyade liseye benzeyen bir yapısı
var. İmam hatip liselerinde, medeniyetimize ve kültürümüze ait bazı
temel derslerin yer alması bu liselere olan ilgiyi artırıyor.
mucize olacak.
Biz yine konumuza dönelim. Karmaşa ve
boşluk içindeki lise eğitimine özel okullar
çözüm olabilir mi? sorusuna cevap vermeye çalışalım. Her aile çocuğunu özel okula
gönderecek bütçeye sahip değil tabi. Şunu
hatırlatalım ki, ister devlet okulu olsun
isterse özel okul, tüm ders programlarının
içerik, amaç, kazanım, süreç, süreleri bizzat devlet tarafından belirlenmektedir. Bu
durumda tabelasında özel okul yazan yerler de aslında bir devlet okulundan farklı
olmamakla birlikte, bu durumda özel okul
personeli de, maaşını devletin vermediği
bir devlet memurundan farklı değil.
Şimdi eğri oturup doğru konuşmanın
zamanı geldiğinde göre, madem ki devlet
okulları çoğunlukla doğru ve verimli eğitim yapamıyor, o zaman elini eğitimden
çeksin ve özel teşebbüsün önünü açsın
diyebilir miyiz?
Tabi öncelikle doğru soru sorabilmek
için konunun “doğru” anlaşılması icab
eder. Öyleyse konuyu biraz daha ayrıntıları ile anlatmaya çalışalım. Türkiye’de
çoğu müesseseler misyonuna uygun
yapılandırılamadığından varlığı “sözde”
kalmaktadır. Özel okullar konusu da
bunlardan birisi. Ülkede görüntüde özel
okullar var. Ama bu okullarda da her şey
“merkezden” belirleniyor. Evet tekrar
tekrar vurgulayalım ki; ülkemizde devletçi
yapı eğitime her alanda hakim durumda.
Hem finanse ediyor, hem de müfredatı
hazırlıyor. İstediği gibi değiştirebiliyor
ve hizmet sağlıyor. Bu şekliyle eğitimde
Kuzey Kore dışında yeryüzünde böylesine
katı ve merkeziyetçi devletçi yapı görmek
mümkün değildir. Ülkemizde ana okullarından üniversiteye kadar, adı vakıf ve
özel okul olsa da hepsi de aslında devlet
okulu. Gidin bakın okulların giriş kapılarındaki tabelalara. Kimisi MEB, kimisi YÖK
üzerinden olmak üzere tamamı devlete
bağlı ve bağımlı. Bağımsız bir eğitim kurumu göremezsiniz. Müfredat, tamamen,
bazen doğrudan bazen dolaylı yollardan,
devlet tarafından belirlenmekte. Merak
edenler bir "özel kolej" ile bir devlet ilkokulunun sözgelimi birinci sınıflarını müfredat ve dersliklerin ideolojk endoktrinasyon mesajlarıyla bezenmesi bakımından
karşılaştırsın.
Evet ülkemizde eğitimde kelimenin tam
anlamıyla bir tekelcilik var. Tekeli tasfiye edip piyasaları serbestleştirmedikçe
eğitimin önünü açmamız zor görülüyor.
Üstelik bu durum kimseyi şaşırtmıyor
ve bu tekelcilik kabullenilmiş durumda.
Hayatın her alanında gelişmenin, ilerlemenin başlıca yolunun rekabet olduğunu biliyoruz ama iş eğitime gelince özelleşmenin
karşısında duruyoruz. Özel sektörün
eğitim sahasına girmesi ile işleri daha iyi
yapma arayışı, iyileri taklitle kötüyü terk
etme süreci olan rekabet başlayacaktır.
Evet rekabet hangi sektörde dışlanmışsa
o sektörün atalete, verimsizliğe mahkum
olduğunu biliyoruz.
NEDEN EĞİTİMİ REKABETE AÇMIYORUZ?
Peki neden eğitimi rekabete açamıyoruz?
Korkumuz nedir? Türkiye'nin eğitim
sisteminin rekabete açık olmaması
düşündürücü değil mi? Daha düne kadar
bu korkunun kaynağı “derin güçlerin”
hakimiyeti idi. Bu ülkenin insanı doğru bir
eğitimle buluşmasın ve düşünebilen, üreten, sorun çözebilen ve buluş yapabilen,
kişilikli nesiller yetişmesi bu eğitim(sizlik)
le engellenmişti. Peki bugün bu yapıyı
devam ettirmenin bir mantığı ve anlamı
var mı? Eski Başbakanımız gibi Milli Eğitim Bakanımız da; “Dershaneleri kaldıracağız ve dershanelerin özel okullar haline
gelmesini sağlayacağız” sözlerini yüksek
sesle dillendiriyorlar. Dershaneler, eğitime her alanda hakim vaziyetteki “merkezi
sınavların” bir sonucu.. Eğitimdeki bozulmanın sebebi ve kaynağı dershaneler
değil. Liselerin misyonu sadece üniversiteye hazırlamak olunca bu görevi dershaneler daha iyi yaptığından, dershanelere
bir akın söz konusu oluyor. Görmüyor
muyuz ki fen liseleri gibi sözde en gözde
liselerimize olan yönelme bile onların iyi
dershanecilik yapmasından kaynaklanıyor. Yoksa iyi bir lise eğitimi verdiğinden
dolayı değil. Öncelikle okulların neden
dershaneleştiği araştırılmalıdır.
Peki niçin bu kadar açık eğitim gerçeklerini göremiyoruz? Anlaşılıyor ki eğitim
dünyamızda korkunç yanılgı ve yanlışlıklar hükmediyor. Bu yanlış bakış açısı,
tekelci ve devletçi yapı devam ettikçe, özel
okulların gelişemeyeceği gerçeğinin de
farkedilmesini engelliyor. Sağlıkta, ekonomide, özellikle ülkeye hakim derin güçlerin ortaya çıkarılmasında önemli atılımlar
oldu. Benzer atılımların eğitim dünyamızda da olmasını beklerdik. Örneğin eğitim
problemi deyince tekelci sisteme nasıl
daha iyi bir renk kazandırabileceğimizi
tartışıyoruz. Bu iyi niyetli de olsa beyhude
bir çaba olmaktan öteye gitmiyor. 4+4+4
eğitim sisteminde öğrencinin-velinin
tercih yelpazesi biraz genişletilebiliyor.
Bununla beraber, devlet tekeli aynen
devam ediyor. Görüntüde lise için açık
öğretim imkanı var ama soru ve müfredatı değerlendirme tamamıyla devletin
elinde. MEB-devlet patron olmaya devam
ettikçe, eğitim hantal ve gelişmeye kapalı
mevcut devlet tahakkümü altında varlığını
sürdürdükçe gelişimini nasıl sağlayacağını
kimse dert etmiyor.
Özel okulların yaygınlaşmasını sağlayacak
büyük bir altyapı olduğu halde, neden bu
sahada gelişme olmamaktadır? Araştırsaydık, özel sektörün eğitime girmesini
sağlayacak şartların teşekkül etmediğini
görecektik. Rekabet ortamı kaldırıldığında kalite yarışı da olmamaktadır. Eğer
araştırsaydık, devlet özel okullara destek
vermeyerek özel eğitimin önünü kapattığı
gerçeği ile de karşılaşırdık. Öğrenci başına,
devlet okullarındaki maliyetin hiç olmazsa
yarısı kadar da olsa bir destek sağlanabilirdi. Böylece gelir seviyesi düşük olanlar
da özel okullara çocuğunu gönderebilirdi.
Sonra burs vb imkanları oluşturarak fırsat
eşitliğini sağlayacak tedbirler alınabilirdi.
Güvensizlik üzerine kurulu, kendi insanından korkan ürkek yapı devam ettikçe toplumdaki dinamikliği eğitime ve gelişime
aktarmak mümkün değil elbette. Sendikalar ve sivil kuruluşların çoğu da, devletin
eğitim-öğretim faaliyetlerindeki tekeline
karşı mücadele etmesi gerekirken, tam
tersine devlet müdahalesinin kendi ideolojik arzularına göre olması talebi içindeler ve gerçek eğitim sorunlarını dillendirmenin, eğitimi özgürleştirmeye yönelik
çabaların çok uzağında kalıyorlar.
Nasıl ekonomide özelleştirme savunuluyor ve özel sektörün pek çok işi devletten
daha iyi yaptığını görüyorsak, eğitimde de
gerçek anlamda özelleştirmenin önünü
açmak durumundayız. Devlet eğitimin
finansmanında, müfredatın belirlenmesin-
Bakanlık ve yetkililer, yeni eğitim reformlarında sözünü
ettiğimiz özel kurumlar yanında şimdiye kadar pek de adam yerine
konulmayan özel okullar, dershaneler ve özel kurs yetkililerinin
de tecrübelerini dikkate alarak ve onları da çözüme ortak ederek
doğru ve isabetli yapılanmalar oluşturabilir.
Temmuz - Ağustos 2014 43
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Her aile çocuğunu özel okula gönderecek bütçeye sahip değil tabi.
Şunu hatırlatalım ki, ister devlet okulu olsun isterse özel okul,
tüm ders programlarının içerik, amaç, kazanım, süreç, süreleri
bizzat devlet tarafından belirlenmektedir.
de, eğitim sektörünün çalışanlarının statüsünde konum değiştirmedikçe yapılanlar
kozmetik değişiklikler olmanın ötesinde
bir anlam ifade etmeyecektir.
Devlet sadece bazı dersleri tüm eğitim
kurumlarında zorunlu tutabilir. Örneğin
kendi tarih, kültür ve medeniyetimize ait
derslerle birlikte Türkçe mecburi ders olabilir. Avrupa’da nasıl ki Latince mecburi
bir ders ise, bizde de örneğin Osmanlıca
dersi mecbur tutulan derslerden olabilir.
Ancak bunların dışındaki derslerin muhtevasını ve süresini, içinde suç unsuru
barındırmadıkça özel okulların belirlemesine izin verilmelidir.
Müfredat belirleme ve ders kitabı yazma
işinin Tübitak’a devredileceği haberlerini alıyoruz. Bunun hayırlı bir başlangıç
olmasını temenni ediyoruz. Tekelin
kırılması adına önemli bir gelişme olarak
görüyoruz. Umuyoruz ki, kendi programını kendi belirleyen tercih hakkını ve
kimliğini kendisi belirleyen ve niteleyen
okulların açılmasına izin verilmeye başlanır. Bu şekilde vatandaşın sağduyusuna
güvenen bir devlet profili ortaya çıkar.
Korumacılık ve güvensizlikle artık bir
yere varamayacağımızı göreceğimiz günlerin yakın olduğuna inanıyoruz. Okul44 Mimar ve Mühendis
ların birbirleri ile rekabet etmelerinin
yolunun böylece açılması ile iyinin kötüyü kovacağı gerçeğinden yola çıkarak iyi
eğitim veren, çocukları başarılı bir şekilde
geleceğe hazırlayan kurumlar bu mücadelede ayakta kalacaktır. Dünya ile rekabet
edebilen eğitim kurumlarını ancak böyle
oluşturabiliriz. Kaldı ki; ülkemizin dünyaya açıldığı, gözlerin Türkiye’ye çevrildiği
bu dönemde bu vizyonsuz eğitim yapısı
ile dışarıdan öğrenci çekemeyeceğimiz
açıktır.
Hiçbir aile çocuğunu geleceğe hazırlayamayan bu rekabetçi dünya şartlarında
varlığını sürdüremeyen bir okula göndermek istemez. Bugün için büyük rağbet
gören okulların yarın aynı rağbeti göreceklerinin hiçbir garantisinin olmadığını
da bilmek gerekir.
ÖNÜ AÇILAN İMAM HATİP
LİSELERİ VE MESLEK LİSELERİ
Şimdi de katsayının kaldırılması ile
statüsü değişen meslek liseleri ve imam
hatip liselerinin yeni dönemde lise eğitimi içindeki yerlerini ve geleceklerini
kısaca irdeleyelim. Lise eğitiminin fiilen
bittiği şu ortamda lise eğitimi olarak
imam hatip liseleri öğrenci için iyi bir
alternatif olabilir. Aslında imam hatip
liseleri, meslek lisesinden ziyade liseye
benzeyen bir yapısı var. İmam hatip liselerinde, medeniyetimize ve kültürümüze
ait bazı temel derslerin yer alması bu
liselere olan ilgiyi artırıyor. Bu derslerin
içi biraz daha doldurulabilse, sosyal ve
uygulama yönleri geliştirilebilse, ideal
liseler halini alabilir ve öğrenciye daha
güçlü bir kişilik kazandırabilir imam
hatip liseleri. Bir de bu liselerin önünün
açılması için eğitimin “karma” yapısı ve
“başörtüsü” problemi olmaması gerekir.
Bunun için de okul idarecilerinin her
şeyi “merkezden” bekleme kolaycılığı
yerine, “inisiyatif” kullanmaları beklenir.
Bilelim ki namuslu ve doğru iş yapanlar,
en az yanlış iş yapanlar kadar cesur ve
müteşebbis olabilmelidir.
Hem meslek liselerinin hem de imam
hatip liselerinin ülke için ve geleceğimiz
için ne kadar önemli olduğu şuradan
belli ki; getirilen katsayı uygulaması ile
iki lise türü birlikte ölüme mahkum
edilmişti. 28 Şubat müdahalesinin en
önemli yaptığı bir tahribat buydu. Şimdi
bu liselerin yeniden diriltilmesinin
zamanı geldi.
Diğer yandan kız meslek liselerine
yoğun talep dikkat çekmektedir. Bu
okullar, karma eğitimin meydana
getirdiği yozlaşmaya ve verimsizliğe
karşı iyi bir çözüm olarak görünüyor.
Kız öğrencilerinin fıtratlarına uygun
bir mesleği öğrenme ortamı ve imkanı
sunması ile iyi bir alternatif olabilir kız
meslek liseleri. Bakanlık ve yetkililerin,
bu okulların özellikle karma eğitimin
olumsuzluklarına karşı çözüm sunması
ve bir meslek öğretmesi itibari ile var
olan büyük talebi görmediği kanaati yaygın. Gözlemlediğim kadarı ile
belirlenen kontenjanların üç dört katı
talepler söz konusudur bu okullara.
Kalabalık sınıfları ve zayıf-yetersiz atölye ve uygulama alanları ile misyonunu
yeterince gerçekleştirememektedir bu
liseler. İmam hatip liseleri gibi kız meslek liselerinin de sayılarının artırılması
ve özellikle buralarda mesleki uygulamaların güçlendirilmesi kısa vadede
yapılması gerekenlerdendir.
AÇIK ÖĞRETİM LİSELERİNİN
AÇTIĞI İMKANLAR
Liselerin ahlaki yozlaşmanın mekanı
haline gelmesi ve üstelik hayata ve geleceğe dair iyi ve faydalı şeyler verememesi karşısında aileler açık öğretim liselerini iyi bir alternatif olarak görüyorlar.
Açık öğretim lisesinin içini dolduracak
ve lise eğitiminin olumsuzluklarından
kurtaracak bazı formüller geliştiriyorlar. Şimdi ülkemiz insanının bulduğu
çözümlerden birisini nazara vermeye
çalışacağım.
Çeşitli özel kurumların kurs niteliğinde
sürdürdükleri faaliyetlerde açık öğretim
lisesine kayıtlı olan öğrenciler için üstelik en az üç tür eğitim birlikte sunuluyor: (1) Açık öğretim lisesi sınavlarından başarılı olmak için lise eğitimi, (2)
Temel ahlaki - manevi değerler eğitimi
yanında bazı mesleki ders ve uygulamalar-entelektüel becerileri kazanma kurs
ve eğitimleri, (3) Üniversite giriş sınavına hazırlık eğitimi. Genelde yatılı olarak sürdürülen bu eğitimler akşam ve
sabah etütleri şeklinde de eğitim devam
ettiğinden, öğrenci vakitlerini rehber
öğretmenler eşliğinde daha verimli
geçirmekte ve yaşayarak öğrenme imkanı bulmaktadır. Bu eğitim süreci, gezi,
gözlem, kitap okuma gibi sosyal ve kültürel aktiviteleri de içine alıyor. Entelektüel faaliyetler, spor ve sanat faaliyetleri
liselerde olduğu gibi buralarda “sözde”
kalmıyor. Dikkat çeken diğer bir nokta;
bu kurslardan mezun olanların fevkalade yüksek puanlarla istediği üniversite
bölümlerine gidebiliyor olmalarıdır.
Üstelik bu eğitimi birçok öğrenci 2.5
veya 3 yılda tamamlayabiliyor. Bu kurs
eğitimlerini cazip hale getiren bir başka
nokta, masraflar dışında kar amacı
güdülmemesi vesilesi ile eğitim masraflarının çoğu aile için ulaşılabilir makul
bir düzeyde kalmasıdır.
Peki bu modeli daha ileri götürmek için
devlet nasıl bir katkıda bulunabilir?
Örneğin liselerin laboratuar ve uygulama alanları bu amaçlarla boş saatlerinde
kullandırılabilir. Böylece çoğu liselerde
atıl vaziyette duran imkanlar değerlendirilmiş olacaktır. Devlete yük olmadan
Eğer ortaokul eğitimi için de açık öğretim imkanı verilirse, daha
genç yaşlarda, öğrencilerin şuur altı kirlenmelere maruz kalmadığı
erken dönemlerde bu eğitimin başlaması ile geleceğimizi emanet
edeceğimiz idealist ve başarılı gençleri yetiştirmemiz ve geleceğimizi
kurtarmamız mümkün hale gelecektir.
fedakarlıklarla yapılan bu tür faaliyetlere, kolaylıkların sağlanması aslında
devletin başta gelen görevleri arasında
değil midir?
AÇIK ÖĞRETİM KAZANDIRICI
LİSE DÖNEMİ HALİNİ ALABİLİR
4+4+4 kanun tasarısı tartışılırken, ortaokul öğretimleri için de açık öğretim
imkanı verilmesi gündemde idi. Sonra,
sanıyorum malum çevrelerin mevhum
gerekçeleri karşısında yetkililer geri adım
attılar. Eğer ortaokul eğitimi için de açık
öğretim imkanı verilirse, daha genç yaşlarda, öğrencilerin şuur altı kirlenmelere
maruz kalmadığı erken dönemlerde bu
eğitimin başlaması ile geleceğimizi emanet edeceğimiz idealist ve başarılı gençleri yetiştirmemiz ve geleceğimizi kurtarmamız mümkün hale gelecektir.
Ülkemizde hazırlık dershaneleri gibi
kursların yaygınlığına bakılırsa, açık öğretim ülkemizde çok daha yaygın ve kazandırıcı bir lise dönemi halini alabilir. Bu
tür kursu alan öğrenciler için çeşitli burs
vs destek imkanları oluşturulabilir. Lise
eğitiminin zorunlu hale getirildiği yeni
dönemde böyle teşvik ve alternatif kaynaklara yönelmediğimiz takdirde 4+4+4
yapılanmasını sağlıklı ve doğru bir şekilde hayata geçirmek zor olacaktır. Açık
öğretimlerin desteklenmesi ve güçlendirilmesi halinde, özellikle bir işte çalışanlar (örneğin ziraat ve tarım sektöründe,
ya da maddi ihtiyaç gerekçeleri ile çırak
vs olarak çalışanlar, yahut da kendi işinde
çalışmak zorunda olanlar) için de kolayca
eğitim görme imkanları doğacaktır.
Bu çerçevede yapılması gerekenler; açık
öğretim lisesi eğitimi yapan özel kurs
faaliyetlerinin ölçme değerlendirmeleri
kabul görür hale gelmesi ve vereceği sertifikalara resmen tanınırlık sağlanmasıdır.
Özel kurumların ölçme ve değerlendirme-
lerine güvenilmediği (çünkü güvensizlik
bir hastalığımız) ya da yeterli görülmediği
takdirde bunun da çok kolay bir çözümü
var: Her il ve ilçede devletin lise okulları
ek olarak sözlü - yazılı-uygulamalı ölçmedeğerlendirmeler yapabilir (sınavlar test
tipinde olmamalı). Belki de en iyi çözüm,
diğer lise ve ortaokullar için olduğu kadar
açık öğretim lisesi mezunları için de yurtdışında adına Bakolarya denilen “bitirmeolgunluk sınavları”nın hayata geçirilmesi
ve uygulanmasıdır.
Sonuç olarak; bakanlık ve yetkililer, yeni
eğitim reformlarında sözünü ettiğimiz
özel kurumlar yanında şimdiye kadar pek
de adam yerine konulmayan özel okullar,
dershaneler ve özel kurs yetkililerinin de
tecrübelerini dikkate alarak ve onları da
çözüme ortak ederek doğru ve isabetli
yapılanmalar oluşturabilir. Kendi yapımıza uygun çözümler üretebilir. Özetlersek açık öğretimlerin toplumda kabul
görmesinin önemli nedenleri var. Ahlaki
kaygılar ve eğitimin verimsizliği başta
olmak üzere, okullarda şiddet olayları,
uyuşturucu gibi bağımlılıklar, eğitimin
inançsızlığa-ateizme alet edilmesi, okul
mekanlarının uygunsuzluğu, çocukların
yeterli şefkat ve ilgi görememesi bunlardan bazıları. Devlet açık öğretim gibi
uygulamalarını kolaylaştırarak ve destek
vererek insanımızın önünü açabilir. Özel
sektörün eğitime katkısını artıracak
tedbirler alabilir. Ülkemizde dershaneciliğin yaygınlığını da dikkate alırsak,
özel sektörün daha faydalı eğitimlerin
içine çekilmesi bir devlet politikası haline
getirilebilir/getirilmelidir. Ayrıca özel lise
ve özellikle meslek liselerinin kurulması
ve çeşitlenmesi için teşvikler artırılabilir.
Böylece eğitim yapay ve zorlama düzleminden kurtarılarak istekle yapılan özel
sektörün ve ailelerin isteyerek katkıda
bulunduğu zemine çekilebilir.
Temmuz - Ağustos 2014 45
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
FİNLANDİYA İLK ve ORTAÖĞRETİM
SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ ve
TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ AÇISINDAN
KISA BİR DEĞERLENDİRME
DOÇ. DR. ERSİN KAVİ YALOVA ÜNİVERSİTESİ, İİBF ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE END. İLİŞK.
[email protected]
Finlandiya eğitim politikasının genel hedefi, her vatandaşına
fırsat eşitliği sağlayan, yüksek kaliteli bir eğitim imkanı
sunmaktır. Finlandiya hükümetinin eğitim hedefleri arasında,
Finlandiya emek piyasalarının ihtiyaçları doğrultusunda
rekabetçi ve fonksiyonel bir eğitim sisteminin dizayn edilmesi
vardır. Ülkemiz açısından değerlendirdiğimizde, en büyük
farkın belki de nüfusla ilgili olduğu düşünülebilir. Bunun
dışında, en büyük farklılığın ise, eğitimde eşit imkanların
sunulamaması olduğu görülmektedir.
GİRİŞ
Finlandiya eğitim sistemini ön plana
çıkaran konulara bakıldığında sınav stresinin yaşanmadığı, kısa ve sıkıcı olmayan
bir eğitim anlayışının olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, okullarda okutulacak kitaplara öğretmenler kendileri karar
vermektedir. Zorunlu olan 9. sınıfa kadar
herhangi bir merkezi sınav yapılmamakta, dolayısıyla çocuklar sınav maratonu
yaşamamaktadırlar. Ayrıca, okulların
ortamı ev rahatlığında dizayn edilmekte
ve böylece öğrenci kendini evindeymiş
gibi hissederek verimi artırmaktadır.
Ayrıca, eğitimin kalitesinin en önemli girdisi olan öğretmenlerin de, bulundukları
konuma gelmeleri uzun ve meşakkatli bir
süreci gerektirmektedir.
Tüm bu faktörler dikkate alındığında,
46 Mimar ve Mühendis
OECD’nin gerçekleştirdiği Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı
(PISA)’nın sonuçlarına göre hemen
hemen her yıl Finlandiyalı öğrencilerin
birinci sırada yer aldığı görülmektedir.
Bu çalışmada da, bu başarıyı sağlayan
eğitim sisteminin alt unsurları ele alınmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, Finlandiya eğitim sistemi, okul öncesi, zorunlu
temel eğitim, lise, yükseköğretim ve
hayat boyu öğrenme şeklinde sınıflandırılmaktadır. Burada sadece yükseköğretime kadar olan süreç ele alınmıştır.
FİNLANDİYA EĞİTİM
SİSTEMİNİN GENEL AMAÇLARI
Finlandiya eğitim politikasının genel
hedefi, her vatandaşına fırsat eşitliği
sağlayan, yüksek kaliteli bir eğitim
imkanı sunmaktır. Tabi ki, bunu
yaparken de sosyal devlet olmanın
bir gereği olarak, ırk, cinsiyet ve gelir
farkı gözetmeksizin eğitim olanaklarını herkese eşit şekilde ulaştırmaya
çalışmaktadır. Bu doğrultuda, Finlandiya eğitim sistemi 4 anahtar kavrama
sahiptir: Kalite, Eşitlik, Etkinlik ve
Uluslararasılık (Finland Ministry of
Education and Culture, 2014:1).
Finlandiya hükümetinin eğitim hedefleri arasında, Finlandiya emek piyasalarının ihtiyaçları doğrultusunda
rekabetçi ve fonksiyonel bir eğitim
sisteminin dizayn edilmesi vardır
(Finland Ministry of Education and
Culture, 2014:2). Bu doğrultuda, okul
öncesi eğitimin, zorunlu eğitimin ve
ortaöğretimin amaçları şu şekilde
belirtilmektedir (Erginer,2012:6-7):
Okul öncesi eğitimde; Çocukların
kişiliğini tanımak, toplumun bir
birey olarak yetişmelerini ve doğal
çevreye uyumlarını sağlamak, oyun
ve eğitim ortamı oluşturarak değişik
etkinlikler ile çocukların diğer çocuklarla birlikte kişiliklerinin gelişimini
sağlamak.
Zorunlu eğitimde; Öğrencilerin becerilerinin gelişimi için onlara destek
olmak, gelecekteki eğitimleri ve iş
yaşamı için geçerli bilgileri edinmelerini sağlamak.
Ortaöğretimde; Lise eğitimi olarak ifade
edilen bu süreçte, öğrencileri, iş yaşamı
için gerekli bilgi ve becerileri kazandırarak, onların çok yönlü gelişimini
sağlamak.
FİNLANDİYA İLK VE
ORTAÖĞRETİM AŞAMALARI
Fin eğitim sisteminin aşamaları şu şekilde özetlenebilir (Hörner ve arkadaşları,
2007:255-258):
Okul Öncesi Eğitim: Okul öncesi eğitim,
6 yaşında başlamaktadır ve bu eğitim
süreci ya gönüllülük esasına bağlı günlük
bakım evlerinde ya da ilkokullara ait özel
sınıflarda verilmektedir. Finli çocukların
büyük bir bölümü bir şekilde okul öncesi
eğitim sürecine katılmaktadır.
Zorunlu Temel Eğitim: Zorunlu temel
eğitim, 7 yaşında başlamaktadır ve 9 yıl
sürmektedir. Burada öğrenciler, bulunduğu belediye sınırları içindeki istediği
okulu seçebilmektedir. Zorunlu temel
eğitimin son aşamasında, öğrenciler
tabi oldukları bazı testler yoluyla ya
Finlandiya
eğitim sistemini ön
plana çıkaran konulara
bakıldığında sınav
stresinin yaşanmadığı,
kısa ve sıkıcı olmayan
bir eğitim anlayışının
olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte,
okullarda okutulacak
kitaplara öğretmenler
kendileri karar
vermektedir.
Temmuz - Ağustos 2014 47
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
genel liseye ya da mesleki liseye geçmektedirler. Burada sadece öğrencilerin
genel eğilimleri dikkate alınmaktadır ve
bu aşamaya kadar ise merkezi bir sınav
uygulanmamaktadır.
Lise Eğitimi: Zorunlu temel eğitimden
sonra öğrencilerin yaklaşık %95’i liseye
devam etmektedir. Lise eğitimi, genel ve
mesleki olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Genel liseye gidenlerin oranı yaklaşık
%55, meslek liselerine gidenlerin oranı
ise %40’lardadır. Her iki eğitim süreci de
3 yıl sürmektedir. Genel lise eğitiminde
çoğunlukla, üniversite eğitimine yönelik,
meslek liselerinde ise, iş hayatına yönelik
dersler söz konusudur.
FİNLANDİYA EĞİTİM
SİSTEMİNİN BAŞARI NEDENLERİ
Finli ünlü eğitim uzmanı Pasi Sahlberg,
“Finlandiya’dan Dersler” adlı makalesinde, eğitim sisteminin ön plana çıkmasında öğretmenlerin önemini şu şekilde
vurgulamaktadır (Sahlberg, 2011:34-37):
“Öğretmenler, eğitim sisteminin başarılı
olmasının temel unsurudur. Bu nedenle
öğretmenlerin eğitim süreçleri ile seçim
süreçleri çok ciddi bir biçimde gerçekleştirilmektedir. Öyle ki, tüm öğretmen
adayları öncelikle eğitim fakültesi mezunu olmalıdır ve aynı zamanda anaokulu
öğretmenleri hariç hepsinin yüksek
lisans yapmış olmaları gerekmektedir.
Tabi ki, bu yeterli bir durum değildir.
Aynı zamanda öğretmen adaylarının diploma notlarının yüksek olması yanında
sosyal yönlerinin de kuvvetli olması bir
gerekliliktir. Bununla birlikte, adaylar
zorlu sınavlardan geçirilmektedir. Böylece, her yıl ilkokul öğretmeni olarak 10
öğretmenden biri kabul edilmekte, tüm
öğretmenlik dalları için ortalama olarak
başvuru yapan 20 bin adaydan sadece 5
bini öğretmenliğe uygun bulunmaktadır.”
Finlandiya’nın başarısının arkasındaki
bir başka önemli unsur ise, kırsal ve şehir
merkezindeki öğrencilerin kendilerini ev
ortamında hissetmelerinin sağlanmasıdır.
Bu doğrultuda, öğrenciler, evinden okula
giderken özel bir üniforma giymemekte,
okula girişte ayakkabılarını çıkarıp çoraplarıyla veya terlikleriyle sınıflara girmektedirler (Eraslan,2009:242).
48 Mimar ve Mühendis
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Bununla birlikte, önemli başarı faktörlerinden biri de, öğrencinin tamamen okula
konsantre olmasının sağlanmasıdır. Öyle
ki, zorunlu temel eğitim boyunca, değerlendirme adına herhangi bir merkezi
sınav söz konusu değildir ve öğrenciler
öğretmenin hazırladığı sorularla değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, öğrenciler,
test sınavlarına hazırlanmak zorunda
kalmamaktadırlar, özel okul ve özel ders
kavramları da bilinmemektedir (Eraslan,2009:242).
TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ AÇISINDAN KISA
BİR DEĞERLENDİRME
Ülkemiz açısından değerlendirdiğimizde,
en büyük farkın belki de nüfusla ilgili
olduğu düşünülebilir. Öyle ki, ilk ve ortaöğretimdeki öğrenci sayımız yaklaşık
15 milyondur ve ülke nüfusunun %20’si
kadardır. Finlandiya’da ise, ilk ve ortaöğretim öğrenci sayısı 800 binler civarındadır ve nüfusun %15’i kadardır. Dolayısıyla, belki öğrenci sayısı kıyaslamasında
büyük bir fark olmasına rağmen, genel
nüfusa oranlandığında yakın değerlere
ulaşılmaktadır. Bu nedenle, nüfus faktörü
bir başarısızlık nedeni olarak algılanmamalıdır.
Bunun dışında, en büyük farklılığın ise,
eğitimde eşit imkanların sunulamaması
olduğu görülmektedir. Bu açıdan bölgeler
arasındaki gelişmişlik farkının azaltılmaya çalışılması gerekmektedir. Bununla
birlikte, ülkemizde dershanelerin kapatılıyor olması, Finlandiya’daki gibi, öğrencinin okula konsantre olmasında yararlı
bir gelişmedir. Ancak, okullardaki eğitim
kalitesi yükselmedikçe alternatif arayışların olacağı da bir gerçektir.
Ayrıca, öğretmen yetiştirme ve seçme
süreçlerimiz de yeterli değildir. Bunda
özellikle, alınacak öğretmen sayısının fazlalığı da etkili olmaktadır. Sadece merkezi
yapılan KPSS sınavı ile belirlenen öğretmenlere başka bir test dahi uygulanmamaktadır.
Sonuç olarak; Finlandiya eğitim sisteminin sahip olduğu özellikler, birçok
tarihsel, kültürel, demografik nedene
dayanmaktadır. Her ülke, bu nedenleri
göz önünde bulundurarak, eğitim sisteminin başarısından dersler çıkarmalı ve
uygulanabilirliği üzerine araştırmalar
yapmalıdır.
KAYNAKLAR
Eraslan, Ali, “Finlandiya’nın PISA’ daki
Başarısının Nedenleri: Türkiye için Alınacak
Dersler” Necatibey Eğitim Fakültesi
Elektronik Fen ve Matematik Eğitimi Dergisi
(EFMED) , Cilt 3, Sayı 2, Balıkesir, Aralık
2009.
Erginer, Aysun, Avrupa Birliği Eğitim
Sistemleri, Pegem Yay., Ankara, 2012.
Finland Ministry of Education and
Culture, “Education Policy in Finland”,
http://www.minedu.fi/OPM/Koulutus/
koulutuspolitiikka/?lang=en, 2014.
Finland Ministry of Education and Culture,
“Objectives and Programmes”, http://www.
minedu.fi/OPM/Koulutus/koulutuspolitiikka/
linjaukset_ohjelmat_ja_hankkeet/?lang=en,
2014.
Hörner Wolfgang, Döbert Hans, Kopp
Botho von, Mitter Wolfgang, The Education
Systems of Europe, Springer Pub., 2007.
Sahlberg, Pasi, “Lessons from Finland”,
American Educator, Summer, 2011.
Temmuz - Ağustos 2014 49
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
MEVLANA’DA İNSAN EĞİTİMİ PROF. DR. CİHAN OKUYUCU [email protected]
Günümüzde amacı ve kullanım alanı düşünülmeksizin bilginin zati bir değer olarak
yüceltildiğine şahit oluyoruz. Çağımıza verdiğimiz “bilgi çağı” isimlendirmesi bir durum
tespiti olduğu kadar bu yüceltmenin de bir ifadesi. Oysa İslam kültüründe her şeye
olduğu gibi bilgiye de daha çok amacına ve yaradığı işe göre bir değer biçilmiştir. Bu
kabule göre bilginin de işe yarayanı var, yaramayanı var.
E
ğitimin iki basamağı; “Bilmek ve
Olmak”. Bütün İslam düşünürleri gibi
Mevlana’nın eserlerindeki ana konu
insan ve insan eğitimi, yahut terbiyesidir. Bu terbiyenin birinci basamağını
bilginin kazanılması (öğretim), ikinci
basamağını ise kazanılan bilginin
temessül edilmesi (içselleştirilmesi) ve
kişiliğin bir parçası haline getirilmesi
(eğitim) teşkil eder. Bu iki aşamaya
biz kısaca; bilmek ve olmak safhaları
diyebiliriz. Dolayısıyla Hz. Mevlana’nın
eğitim anlayışını ele alacağımız bu kısa
yazımızda onun bilmekten ve olmaktan
ne anladığını özlü cümleleri ve kısa nükteleri yoluyla özetlemeye çalışacağız. O
halde işe bilgiden başlayalım.
BİLGİNİN DEĞERİ
Fikr an bâşed ki bigüşâyed rehi /Reh an
bâşed ki piş âyed şehi (2/117)
(Fikir odur ki insana bir yol açsın /Yol
odur ki oradan bir şah geçsin )
Günümüzde amacı ve kullanım alanı
düşünülmeksizin bilginin zati bir değer
olarak yüceltildiğine şahit oluyoruz.
Çağımıza verdiğimiz “bilgi çağı” isimlendirmesi bir durum tespiti olduğu
kadar bu yüceltmenin de bir ifadesi.
Oysa İslam kültüründe her şeye olduğu
gibi bilgiye de daha çok amacına ve
yaradığı işe göre bir değer biçilmiştir.
50 Mimar ve Mühendis
Bu kabule göre bilginin de işe yarayanı
var, yaramayanı var. Nitekim yukarıya
aldığımız veciz beytinde Hz. Mevlana
böyle bir tespitte bulunuyor ve mealen
şöyle diyor: “İnsana bir çıkış yolu göstermeyen fikri, bilgiyi, ilmi ne yapayım ben!
Bilgi ve fikir bir işe yaramalı ki değeri
olsun. Diğer taraftan bir fikrin ve bilginin
değeri gördüğü hüsn-i kabulle de ölçülür.
Bilginin açtığı yoldan bir padişah geçmeli
ki o bilginin değeri belgelenmiş olsun.”
Şimdi bu fikirlere tercüman olmak üzere
Mesnevi’deki bir hikayeyi mealen ve
muhtasaran aktaralım: Filozof ve Bedevi:
İki çuvalını devesine yüklemiş kendisi
de üstüne oturmuş giden bir bedevi yolu
üzerinde bir bilginle karşılaşır. Bilgin
bedeviye çuvallarda ne olduğunu sorar.
Çuvalın birinde buğday diğerinde kum
taşıdığını söyler. Sebebini soran bilgine:
-Tek çuval devenin sırtında durmaz,
kayar. Kum çuvalı öbürünü dengelemek
içindir, der.
Bilgin: - İyi ama der, böyle yapmakla
devenin yükünü boş yere iki katına çıkarmışsın. Kum çuvalını boşaltıp buğdayı iki
çuvala bölsen daha iyi değil mi?
Bedevi bu aklı pek beğenir ve yol arkadaşının çok bilgili biri olduğunu anlar.
Onun bu akılla ne kadar mal mülk elde
ettiğini merak eder. Bilgin der ki:
-Ne malı ne mülkü birader. Gördüğün
gibi yayan yapıldak oradan oraya dolaşan, kim bir kap yemek verirse onun
kapısında yatan avare biriyim ben.
Bunun üzerine bedevi onu hemen devesinden indirip şöyle der :
-O halde tez yanımdan uzaklaş. Aklın da
Öğrenilecek şeyler
sınırsız olduğuna göre
öğrenmede de bir öncelik
sırası olmalı. Ama çok
zaman ilgilerimiz ve
bilgilerimiz ihtiyacımızla
paralel değildir.
senin olsun, bilgin de! Sırtını giydirip,
karnını doyuramayan o bilginin bana hiç
lüzumu yok. Değilmi ki işlerimi görmeme yetiyor, bu kıt aklım ve bilgim bana
mübarektir. (2/116 )
Hikayede de görüldüğü gibi Hz. Mevlana
bilginin pratik olanına, işe yarayanına
değer veriyor. Sadece kitabi olan ve
kullanılamayan bilgiyi küçümsüyor ve
şöyle söylüyor:
Ey besâ âlim zi-dâniş bi-nasib
Hafız-ı ilmest ân kes ni-hasib
Z’ân ki pirahen be-dest âriyest
Çün bi-dest-i an nühesi câriyest
()3/3060,62)
(Nice alimler var ki kendi ilminden nasibi yoktur. Böyle bilginler kendi bilgilerinin sadece bekçisi, hammalıdırlar. Onun
elindeki gömlek ödünçtür. Dellal elindeki cariye gibidir. Dellal elindeki şaşkın
cariye müşteriyi avlamak içindir, yoksa
onda dellalin bir payı ve nasibi yoktur).
Gerçek bilgi ve fil tarifi: Mevlana’nın
bilgi konusundaki tespitlerinden biri de
insan bilgisinin sınırlı oluşudur. Sezai
Karakoç’un benzetmesiyle; Mutlak
hakikat 7 cephesi olan bir piramit gibidir; her insan onun sadece kendisine
bakan yüzünü görebilir. Hz. Mevlana
bu durumu şu meşhur fil benzetmesiyle açıklar: Bir padişaha hediye olarak
Hindistan’dan bir fil gelmişti. Onu
sarayın ahırına koydular. Hayatlarında
hiç fil görmemiş insanlar onu görmeye
geldiler ama ahır karanlıktı. Biri fikir
edinmek için ellerini uzattığında filin
hortumunu yakaladı. Adam hortumu
Temmuz - Ağustos 2014 51
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Düşünür Toynbee’e göre
günümüzde insanlığı,
bilgisizliğinden çok bilgisi tehdit
etmektedir. Çünkü insanlık
o bilgiyi taşıyacak ahlak
omurgasından mahrumdur...
yokladı, eğdi büktü ve arkadaşlarına:
-Bu fil içi boş, yumuşak bir boruya benziyor, dedi. Bir diğeri filin kulağını tutmuştu,
onu kadife gibi kalın ve yumuşak bir yelpazeye benzetti. Başka bir adam filin ayağını yokladı ve onun kalın bir sütun olduğunu sandı. Geniş sırtına elini değdiren
bir diğeri filin bir taht olduğunu düşündü.
Böylece her biri kendi zanlarınca bir fil
tarifi yaptılar.
Yukarıdaki benzetme bir çok yönden
tefsire müsait. Bir kere bütün fil tarifleri
hem doğru hem yanlış. Parça olarak doğru
olan şey onun bütün sanılmasıyla yanlışa
dönüyor. Fil benzetmesi bize herhangi bir
konuda sabit fikirli olmamamız, bizden
başkalarının da gerçeğin başka bir parçasıyla yüz yüze gelebilecekleri ihtimalini
hatırda tutmamızı ihtar ediyor.
HER BİLGİ SAHİBİNE
SORUMLULUK YÜKLER
Bed-güherra ilm ü fen âmûhten
Dâden-i tiğî be-dest-i râhzen (4/1456)
(Layık olmayana ilm ve fen öğretmek yol
kesicinin eline kılıç vermek gibidir)
Düşünür Toynbee’e göre günümüzde
insanlığı, bilgisizliğinden çok bilgisi tehdit etmektedir. Çünkü insanlık o bilgiyi
taşıyacak ahlak omurgasından mahrumdur.. Hz. Mevlana da yukarıdaki beytinde
bilginin layık olmayan elinde ne kadar
tehlikeli olabileceğini çarpıcı bir örnekle
yer veriyor: “Mayası bozuk, ahlaki olgunluğa erişmemiş kişiye öğretilen bilgi adeta
haraminin eline kılıç vermek gibidir.” Her
bilgi sahibine bir sorumluluk yükler. O
yüzden bazılarının bilgisizliği kendileri
için de başkaları için de daha hayırlıdır.
ÖNCE SANA LAZIM OLANI ÖĞREN
Öğrenilecek şeyler sınırsız olduğuna göre
öğrenmede de bir öncelik sırası olmalı.
Ama çok zaman ilgilerimiz ve bilgilerimiz
52 Mimar ve Mühendis
ihtiyacımızla paralel değildir. Aşağıdaki
nükte bu paradoksa dikkat çekiyor:
Sebe kavmi içinde üç kişi vardı. Biri çok
uzakları görürdü ama kördü. Karıncayı
görürdü ama Süleyman’ı görmezdi. Diğeri
gayet iyi duyardı ama sağırdı. Hazineydi
ama altınsızdı.
Öbürü çıplaktı ama eteği pek uzundu.
Ne kadar ilginç ve çarpıcı ifadeler değil
mi! Peki ama bunlardan kasıt ne? Nüktedeki kör başkalarının kusurunu görüp
kendi kusurunu görmeyen, sağır minarelerde başkalarının vefat ilanını duyup da
kendi öleceğini unutan, uzun etekli çıplak
da tabuta çıplak gireceğini unutan kişidir.
BİLMEKTEN OLMAYA
Çağımızın önemli düşünürlerinden Eric
Fromm’un baş eseri şu başlığı taşıyor:
“To have or to be”. Olmak veya sahip
olmak. İsmine uygun olarak eserin ana
fikri şudur; bütün klasik cemiyetlerde
merkezde olan bizatihi insan idi. İnsanın
kendi kalitesi, kendi cevheri kendi ruh
kumaşı, asaleti, olgunluğu.. Modern çağda
değer merkezi insandan, sahip olduklarına doğru kaydı (Fromm:62). Bilgiyi de bu
kapsamda sahip olduğumuz şeyler cümlesinden sayabiliriz. Dolayısıyla bilgi bizatihi
amaç değildir; olmanın aracı olarak bir
değere sahiptir. Mesnevi baştan başa bir
‘adam olma projesi’dir. Peki, adam olmak
nedir? Adam olmak; yaratılış amacına
uygun olarak kendini arındırmak , terbiye
etmek ve güzelleştirmektir. Bu çok zor
olmalı ki, Hz. Peygamber zor bir savaştan
sonra; “Küçük cihaddan büyük cihada
döndük” buyurmuştu. Demek ki insan
dışarıdaki fetihten önce kendini yeniden
fethetmek ve hücre hücre yeniden inşa
etmek durumunda. Bu fetih projesinin
adı da ‘nefs mücahedesi/savaşı’. Peki ama
mahrumsun. Başını kaldır da çevrendeki
şu güzellikleri bir gör.” Derviş ona şu cevabı verdi:
- Gerçek bağlar bahçeler gönüldedir. Senin
o gördüklerinse gönüldeki bahçelerin silik
gölgelerinden ibaret (4/54).
O halde kendin hazine ol. Mevlana insanı
zevali olmayan böyle bir zenginliğe davet
ediyor:
Tu zi-hod key kem şevi iy hoş-hisâl
Çünkü ayn-ı tu türâ şüd mülk ü mâl (4/44)
bu cihadın sonunda elime geçen nedir?
Mevlana’ya göre kazancımız şu: “Başkasından kaçan ondan uzaklaşınca, ondan
kurtulunca kaçmayı bırakır olduğu yerde
durur. Ben ise hem kendimin düşmanıyım hem de kendimden kaçıp kurtulmak
istiyorum. Kaçarken kendimi de beraber
götürdüğüm için kendimden kurtulmamın
imkanı yok. Bu yüzdendir ki benim işim
kıyamete kadar durmadan kaçmaktır.
İnsanın gölgesi kendisine düşman olursa,
o adam ne Hindistan’da emin olabilir ne
Hoten’de" (5/63 )
GÖNÜL CENNETİ
Kendini kazanan insan kendi cennetini içinde taşır. Mevlana bununla ilgili olarak da
şu örneği veriyor:” Dervişin biri yanından
sular akan güzel bir bahçe kenarında oturmuş, tefekküre dalmıştı. Biri ona acıdı da;
-A filan, dedi. Bunca güzellik içinde ondan
Yani: Ey temiz mayalı! Şayet sen malın,
mülkün, hazinenin ta kendisi olursan, o
hazineye hiç zeval olur mu?
Nereden başlamalı? Bu dünyada kendi
kendisinin hazinesi olmayı kim istemez!
Peki ama işe nereden başlamalı ve nasıl
bir yol izlenmeli? Günümüzde insan
davranışlarını konu alan kişisel gelişim
kitapları moda oldu. Alain’den beri birçok
filozof insan davranışlarının nasıl düzeleceğine kafa yormuş. Ama asıl şu soruyu
sormak lazım: Davranış terbiyesi mi
önemlidir, ruh terbiyesi mi? İnsanı temelden değiştirmeden davranışlarını değiştirmek suretiyle onu iyi yapmak mümkün
müdür? Bataklık ortada durdukça öldürerek sineklerden kurtulunabilir mi? Diğer
bir benzetmeyle acımış hamurdan yapılan
kurabiyelerin tatlı olmasına imkan var
mı? O halde Hz. Mevlana’ya göre temelde
nefs terbiyesiyle başlamalı işe. Çünkü, nefs
yahut iç alemi havuzdur, beş duyu organı ise o havuza bağlı çeşmelere benzer.
Havuzda ne varsa musluklardan da o akar.
Günümüzde zahiri süslenme bakımından
çok gayretli olduğumuza hiç şüphe yok.
Görüntüye büyük önem veriyor, üstlümüze, başımıza, kılık kıyafetimize büyük
paralar harcıyoruz. Peki ama bizim güzelleştirmekle sorumlu olduğumuz bir de iç
dünyamız yok mu? Beden güzelliği yanında kalp ve ruh güzelliğinden de mesul
değil miyiz? İşte bütün bu gayretlere
topluca nefs terbiyesi ya da nefs tezkiyesi
diyoruz. Demek ki işe oradan başlamalı.
Bunun gereği aşağıdaki nüktede:
Anasını öldüren genç. Bir genç anasını
öldürdü. Onu gören biri ;
-Ey alçak! İnsan hiç anasını öldürür mü, o
sana ne yaptı, dedi. O genç dedi ki:
-Ölümü gerektiren çok utanılacak bir
şey yaptı, yani zina etti. Beriki;
-İyi ama ananı öldüreceğine onunla zina
yapan adamı öldüreydin ya? deyince
genç şu cevabı verdi:
-Adam öldürmeye kalksam, anamdaki
şehvete göre her gün bir adam öldürmem lazım gelir. Ama anamı öldürünce
bir defada kurtuldum. Onu öldürmek
halkı öldürmekten daha iyi.”
Nüktedeki ana nefsi temsil ediyor. Bütün
kötülüklerin anası olan nefsi.. Nefs terbiyesinin zorluğu: Mevlana aşağıdaki cümlelerde nefsi put yontan kişiye benzetiyor
ve onu terbiye etmenin zorluğuyla ilgili
şu nefis tespitlerde bulunuyor: “Bu nefis
putu kırılmazsa ondan diğer bir put
doğar. Nefis demir ve çakmak taşına benzer, put ise kıvılcımdır. O kıvılcım su içinde söner. Oysa taş ve demir suyla sönmez
ki insan bu ikisinin şerrinden emin olabilsin! Zira o ateş taş ve demirde gizlidir.
Suyun o ateşe tesiri yoktur.” (1/32)
Mevlana’ya göre insanın kalitesi nefs
mücahedesindeki başarısıyla ölçülmeli..
Kimin sultan kimin köle olduğuna aşağıdaki nüktede anlatıldığı gibi bir de bu
açıdan bakılmalı:
Kendini sultan mı sanırsın?: Devrin sultanı fakir bir şeyhe:
-Pek yoksulsun. Benden ne istersen
söyle, sana yardım edeyim, dedi. Şeyh
kızdı ve:
-Bu ne yersiz teklif! Sen benim iki kölemin kölesi olduğun halde bana yardım
teklif etmeye utanmıyor musun? diye
onu payladı. Sultan şaşırdı:
-Allah Allah, benim efendim olan o iki
kölen de kimmiş? Şeyh şöyle cevap
verdi:
-Onlardan biri hiddet diğeri şehvettir.
Bunlar bana itaat eden kölelerdir, ama
sen onların elinde köleye dönmüşsün.
(2/54 )
KÖTÜ HUYLARDAN
NASIL KURTULURUM?
İnsanın iç güzelliği onu köle haline getiren yukarıda belirtilen kötü huylardan
kurtulmasına bağlı. Kötü bir huydan kurtulmak için evvela onun bizde mevcut
olduğunu farketmemiz gerek. Ne var ki
Temmuz - Ağustos 2014 53
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
İnsanın iç güzelliği onu köle haline getiren kötü huylardan
kurtulmasına bağlı. Kötü bir huydan kurtulmak için evvela onun
bizde mevcut olduğunu farketmemiz gerek. Ne var ki başkalarının
her ayıbını gören gözümüz kendi kusurunu görmeme gibi bir
körlüğe mübtela.
başkalarının her ayıbını gören gözümüz
kendi kusurunu görmeme gibi bir körlüğe
mübtela. Hz. Mevlana bunu bir namaz
hikayesiyle ne güzel anlatıyor.
Namazın bozuldu: “Dört Hintli mescide
gidip namaza durmuş. O sırada müezzin
içeri girince Hintlilerden biri namazda
olduğunu unutarak;
-Ezan okundu mu, diye sormuş. Diğeri onu
dürtmüş:
-“Konuştun, namazın bozuldu”. Üçüncüsü
ise o uyaran arkadaşına;
-Zavallı, ona bakacağına sen kendi namazınla meşgul olsana, diye çıkışmış. Sonuncu Hintli sevinerek yüksek sesle; Elhamdulillah , ben şu akılsızlara uyup namazımı
bozmadım, demiş. Böylece dördünün de
namazı heba olmuş (2/110).
Mevlana ayıplama da dahil bütün kötü
huyları göze düşen birer kıla benzetiyor.
Bazen göze düşen küçücük bir kıl bile gerçekle bizim aramızda perde olabilir. Şimdi
onun bununla ilgili olarak verdiği şu ilginç
örneği paylaşalım:
Hilali gördüm: Malum olduğu üzere eskiden Ramazan, hilalin görülmesiyle-rüyet-i
hilal- başlardı. Hz. Ömer zamanında aralarında bizzat halifenin de bulunduğu birkaç
kişi hilali gözlemek için yüksek bir yere
54 Mimar ve Mühendis
çıkmışlar. Adamlardan biri ufka bakarak
heyecanla “ işte hilal” diye bağırmış. Hz.
Faruk, gösterilen yerde hilali göremeyince
o keskin ferasetiyle meseleyi kavramış.
Elini ıslatıp adamın gözüne dökülen kaşlarını sıvazlamış ve “şimdi bir kere daha
bak, bakalım hilali görecek misin?”demiş.
Adam tekrar bakınca hayretle demiş ki;
” Allah, Allah, hilal görünmez oldu” (I/6)
Mevlana bu hikayeden sonra der ki : “Eğri
bir kıl bile insanın yolunu keser, gökyüzünün perdesi olursa bütün kıllar eğri olunca ne olur, bir düşün!”
Vakit kaybetme: Hz. Mevlana’nın dikkatlerinden biri de kötü alışkanlıkların izalesinde vakit kaybedilmemesi, zamanla kötü
davranışların bir nevi uzviyet kazanarak
kalıcı hale gelmesi hususudur. O bu durumu şu örnekle açıklıyor:
“Adamın biri yol üzerine diken ekti.
Dikenler büyüdükçe yolcuların ayağını
kanatmakta, elbiselerini parçalamaktaydı.
Şehrin valisi ona; “Halka eziyet veren şu
dikenleri sök” dedikçe beriki; bugün yarın
diye erteliyor ve önümüzde gün mü yok
diyordu. Böylece yıllar geçti, adam yaşlandı. Bir gün vali ona şöyle dedi: -İyi ama gün
geçtikçe dikenler güçleniyor sense takattan düşüyorsun. Onları şimdi sökemezken
ileride nasıl sökeceksin (2/45)" Ne kadar
manidar değil mi? Bizdeki her kötü huy
insanları inciten bir diken gibi. Bunları
sökmekte hiç vakit kaybetmemeli, yoksa
artık istesek de sökemez hale geliriz.
Varlık ağacının meyvesi güzel insan:
Hz. Mevlana kainatın var oluş sebebini
insana bağlıyor. Nasıl ki ağaç dikmekten maksat meyve elde etmekse, bu
kainat ağacının var oluşu da onun en
olgun meyvesi olan güzel insanı elde
etmek içindir. Gerçi ağacın kökleri, dal
ve yaprakları meyveden önce çıkar ama
meyve hepsinden daha kıymetlidir.
Var oluş sırası bakımından diğer canlılardan sonra olan insanın durumu da
buna benzer (2/36-37). İnsan kendini
güzelleştirerek Hakka layık bir kul haline
geldiği takdirde yaratılış amacını gerçekleştirmiş olur. O’na layık hale gelmenin
baş şartı nefs terbiyesiyle güzel bir ahlak
kazanmaktır. Mevlana’ya göre mülkün
sahibi olan Cenab-ı Hak da mahşer
gününde insanlara: “Kıyamet günü için
bir armağanınız var mı? Sizi nasıl yarattıysak öyle azıksız olarak eliniz boş mu
bana geldiniz?" diye soracak ve tıpkı aşağıdaki hikayedeki gibi kendisine temiz
bir gönül getirenlerin hediyesini kabul
edecektir.
Yusuf ve ayna: Bir arkadaşı Hz. Yusuf’a
uğramıştı. Hz. Yusuf ona:
-Ey dost, bize ne hediye getirdin? diye
sordu.
Hz.Yusuf böyle deyince misafir utanıp
ağladı ve dedi ki:
-Ey zenginlikte eşsiz ve güzellikte biricik
olan! Ne kadar düşündüysem de sana
layık bir armağan bulamadım. Ben ne
getirirsem getireyim bu; madene bir
habbe getirmek ya da deryaya bir damla
sunmaya benzer. Benim elimde bir
tohum varsa senin ambarın onunla dolu.
Bu dünyada ancak güzelliğinin bir eşi
yok. Bu yüzden ben de senin huzuruna en
layık hediye olarak tozsuz bir ayna getirmeyi uygun gördüm. Ey gökteki güneşi
kıskandıran , sana kendi güzelliğini seyretmekten daha güzel şey ne olabilir?
(125-26)
Eğitimle kendini arındıran ve Yusuf’a
böyle bir gönül aynası götürebilenlere ne
mutlu..
Temmuz - Ağustos 2014 55
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
BİN YILLIK TEMELLER VE MODERN ÇAĞIN
REFORMLARI – MACAR EĞİTİM SİSTEMİ
ROLAND KISS MACARİSTAN İSTANBUL BAŞKONSOLOSLUĞU KÜLTÜR ATaŞESİ
Macaristan’ın eğitim sistemi yaklaşık bin yıllık bir geçmişe sahiptir, temelleri kraliyet
zamanlarında atıldığından dolayı akademik altyapısı son derece sağlamdır. 10 milyonluk
bir nüfusa sahip olan Macaristan’da ilk ve ortaöğretim sistemi geçen 2 yıl içinde büyük
değişiklikler geçirmiştir. KLİK adında yeni bir merkez oluşturularak, bu merkez her kamu
idaresinde bulunan ilk ve ortaokulu yönetir ve finanse edebilir hale getirildi.
M
acaristan uzun yıllardır eğitime,
çocukların kaliteli yetiştirilmesine önem veren bir ülkedir.
1990’lı yıllarda ülkenin yaşadığı
siyasi ve sosyal değişikliklere
paralel bir şekilde eğitim sistemi
de yeniden yapılandırılmıştır. Bu
sistemin temelini yerelleştirilmiş
idari kontrol oluşturmaktaydı,
ilkokul öncesi, ilkokul ve ortaöğretim birinci devre öğretimlerini
yerel hükümetler yönetmekteydi.
Macaristan hükümeti eşit eğitim
kalitesini tam olarak sağlayamadığından son yıllarda sistemi
değiştirmeye karar verdi ve 1
Ocak 2013 tarihinde Kuno Klebelsberg Eğitim Kurumları İdari
Merkezi'ni oluşturarak tek ve
birleştirilmiş, devlet tarafından
yönetilen ve her noktada kontrol
edilen bir eğitim ağını hayata
geçirdi. Macarca kısaltılmasıyla
KLİK denilen bu yeni merkez
her kamu idaresinde bulunan
ilk ve ortaokulu yönetmekte
ve finanse etmektedir. Merkez
tarafından öğretim planları
hazırlanıyor, okul kitaplarının
okullara dağıtılması sağlanıyor,
öğretmenlerin ve okullarda gö-
56 Mimar ve Mühendis
rev yapan personelin maaşları ve
diğer tazminatları ödeniyor. Okul
binaları ve diğer eğitim siteleri
yerel hükümetlerin mülkiyetinde
ve idaresinde kaldı.
Şu anda KLİK’in idaresinde
yaklaşık 2 bin 500 eğitim kurumu
bulunmaktadır ama bir kurumun
genellikle birden fazla konumu
olduğundan KLİK’in denetiminde
toplam 6 bine yakın eğitim kurumu bulunmaktadır. Bu rakamlara
bakarak KLİK’in Macaristan’ın en
büyük iş yeri ve kurumu olduğu
hemen ortaya çıkıyor.
Macaristan’da, 5-16 yaş arasındaki çocuklar için eğitim zorunludur. Çocuklar, ilkokul öncesinde
ana okula gidiyor, ancak son sınıf
hariç olmak üzere bu eğitimin
zorunluluğu bulunmuyor. Bu seviyede hem kamu hem özel sektör
kurumları mevcuttur ve öğretim
programı dışı etkinlikler, yemekler, geziler vb. dahil olmak üzere
kendi temel görevleri dışındaki
hizmetler ücrete tabidir.
İlkokul dönemi, çocukların 6'ncı
yaşında başlıyor ve genel olarak 8
yıl sürüyor, eğitim kamu okullarında ücretsiz olarak veriliyor.
Buna rağmen, özel sektör okulları ücret alabilir. İlkokula kabul
edilmek için okula hazırlık belgesi
gerekmektedir. Okullar kendi
bölgelerinde yaşayan tüm uygun
çocukları kabul etmek zorundadır,
ancak aileler çocuklarının herhangi bir kuruma kabul edilmesini
talep edebilir.
İlkokuldan sonra, öğrenciler
isterlerse genel liselere, isterlerse
de meslek okullarına yönelebilir. Sistemde, meslek okulları
da ikiye ayrılmış durumda. Bu
okullardan mezun olan öğrenciler
isterlerse öğrenimlerini üniversitede sürdürme hakkına sahip
olurken, diğerleri ise doğrudan iş
hayatına atılıyor. Adından da belli
olduğu gibi, meslek okullarının
amacı öğrencilerini meslek sahibi
yapmak ve bir an önce topluma
kazandırmak. “Gimnázium” adı
Şu anda KLİK’in idaresinde
yaklaşık 2500 eğitim kurumu
bulunmaktadır ama bir
kurumun genellikle birden
fazla konumu olduğundan
KLİK’in denetiminde toplam
6 bine yakın eğitim kurumu
bulunmaktadır. Bu rakamlara
bakarak KLİK’in Macaristan’ın
en büyük iş yeri ve kurumu
olduğu hemen ortaya çıkıyor.
meler de yürürlüğe girdi. Bunların en
önemlisi haftada iki-üç ders olan beden
eğitimi derslerinin günlük olarak verilmesi ve din ve ahlak derslerinin mecburi
olarak başlatılması.
verilen genel liseler ise öğrencilerini
çeşitli bilgilerle donatıp, üniversiteye
hazırlıyor. Bu bilgiler arasında, her
öğrenciye iki yabancı dil öğretmek
da bulunuyor.
Macar okullarında sınıflar genellikle
karmadır ve aynı yaştaki öğrencilerden oluşmaktadır. Aynı sınıfa
giden çocukların sayısı 25 ve 35
arasındadır, değerlendirme Türk
okullara benzeyen bir şekilde 1 ve 5
arasındaki notlar vererek gerçekleştirilmektedir.
Geleneksel olarak okul yılı 185 iş
günü süresince ve öğretim eylül
başından başlayarak gelecek yılın haziran ortasına kadar devam etmektedir. Sonbahar, kış ve bahar döneminde üç okul arası (yaklaşık olarak bir
haftalık dönem) ve 10-11 haftalık
ek bir yaz tatili bulunmaktadır. Her
haftanın beş çalışma günü vardır ve
her ders genelde 45 dakika sürmek-
tedir. Resmi eğitim dili Macarcadır
ancak bir dizi etnik ve ulusal azınlık
(örneğin Alman, Romanyalı, Slovenyalı, Sırp ve Hırvat) kendi dillerinin
birinci ya da ikinci eğitim dili olarak
ilk ve orta düzey eğitimde kullanıldığı azınlık eğitim kurumlarına
sahiptir. Macaristan’da devletin
yanında azınlık yönetimleri, vakıflar
ve kiliseler de okullar açıp eğitim
verebiliyor, kiliseler tarafından yönetilen, uzun bir geçmişe sahip olan
ilk ve ortaokullar ülkenin en başarılı
ve şöhretli eğitim kuruluşları olarak
bilinmektedir.
Son yıllarda gerçekleşen değişiklikler ve reformlar birtakım tartışmalara neden olurken, okulların yerel
yükümlülükten devlet yönetimine
alınması uzun bir süreci kapsadı. Bu
anlamda, idari alandaki değişikliklere paralel olarak çocukların günlük
hayatlarını etkileyen yeni düzenle-
244 YILLIK ÜNİVERSİTE
Ortaokullardan sonra, 18 yaşına gelen
öğrenciler isterlerse yüksek öğretim sistemine geçebiliyor. Macaristan’da yüksek
öğretim denince üniversiteler ve kolej
diye adlandırılan yüksek okullar akla
geliyor. Üniversiteler ile kolejlerin büyük
bir kısmı devlete ait ancak ilk ve ortaokullarda olduğu gibi kiliselere ait olan ve
özel üniversiteler ve kolejler de faaliyet göstermektedir. Hatta bazı yabancı
eğitim kurumlarının da Macaristan’da
tesisleri bulunuyor.
Bu okullar, ülkenin her yanına dağılmış
olsa da en iyilerinin ve en donanımlı araştırma laboratuvarlarının çoğu
Budapeşte’de bulunuyor. Örneğin,
ülkenin en prestijli okulu sayılan Lorand
Eötvös Üniversitesi, 1770 yılından
bu yana Budapeşte’de eğitim veriyor.
Aslında, 1635’te Kardinal Pazmany
tarafından, Nagyszombat kasabasında
kurulmuş ancak 1770-1780 yılları arasında, Kraliçe Maria- Theresa’nın emriyle
Budapeşte’ye taşınmış. Bugün 8 fakültesi,
1800 öğretim elemanı ve 30 bin öğrencisi bulunuyor. Avrupa’nın en iyilerinden
biri sayılan Macaristan’daki tek Türkoloji
Fakültesi de bu üniversitede yer alıyor.
Temmuz - Ağustos 2014 57
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
ÜSTÜN BAŞARILI ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ:
KİMLİK, AİLE VE ÜNİVERSİTELERİN
ÖĞRENCİ BAŞARISINDAKİ PAYI
DOÇ. DR. ALİ ARSLAN [email protected]
Öğrencinin başarısını etkileyen, çeşitli düzeylerde örgütsel veya sosyal
faktörler bulunmakta ancak asıl başarı ve üstün performans, öğrencinin
kendine inanması, güvenmesi, olumlu benlik ve kimlik sahibi olması, olumlu
akademik ilgi ve tutum göstererek, istikrarla çalışması, olumsuz arkadaşların
etkisinden kurtulabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Eğitim ve öğretim
çalışmalarında başarıyı etkileyen ve kişiyi birçok bakımdan geleceğe hazırlayan
önemli kurumlardan birisi de ailedir.
Ü
stün başarılı olmak her öğrenci için özenilen bir durumdur. Başarı, özellikle de üstün
başarı olgusu, çok yönü olan bir denklem
gibidir. İçinde birçok faktörü barındırmakta, zorlu ve disiplinli bir çalışmayı gerektirmektedir. Başarıyı etkileyen unsurlar,
üniversite öğrencilerini nasıl etkilemektedir? Bu yazımda bunun bilimsel olarak
anlaşılmasını sağlayan ve 2012 yılında
yayınlanan bir araştırmamdan ve hacim
darlığı nedeniyle bu araştırmanın sonuçlarından bahsedeceğim. Konu ile ilgilenenler;
araştırmanın kendisini, Sakarya Üniversitesi tarafından yayınlanan “Üstün Başarılı
Üniversite Öğrencileri” isimli kitabımdan
elde edebilir.
Sakarya Üniversitesi’nde hazırlık ve birinci
sınıfta okuyan 1737 öğrencinin katılımı
ile gerçekleştirdiğim “Üniversite Öğrencilerini Üstün Başarıya Götüren Örgütsel ve
Sosyal Faktörler” araştırmasında aşağıdaki
58 Mimar ve Mühendis
sorunun cevabı bulunmaya çalışılmıştır:
“Üniversiteye gelen, aynı sınıf ortamında
bulunan, benzer özellikler taşıyan tüm
öğrenciler, neden üstün performans gösterememekte; üstün performans gösteren
öğrenciler, diğerleri ile neye göre farklılaşmaktadırlar? Buradaki “üstün başarı” ile 4
notu üzerinden 3 ve 3.5 notu alarak “onur”
ve “yüksek onur” listesine girebilme ölçüsünün esas alındığını belirtmek isterim.
Çalışmada 4 faktör grubu ile ilgili hipotezler oluşturulmuş ve 4 ölçek ile bu faktörlerin etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır: Bu
ölçekler, şu maddelerden oluşmaktadır:
Akademik ve örgütsel faktörler: Akademik ilgi ve tutum, üniversitenin imajı,
bölüme olan inanç, hocaların etkisi;
Aile faktörleri: Ailenin ilgisi ve desteği, ailenin sosyo-ekonomik durumundaki olumsuz
etki, aileden bağımsız kalmanın etkisi;
Arkadaş ve toplum ölçeği: Olumsuz arka-
Eğitim ve öğretim çalışmalarında
başarıyı etkileyen ve kişiyi
birçok bakımdan geleceğe
hazırlayan önemli kurumlardan
birisi de ailedir. Ailenin
çocuğun yetişmesine etkisi,
birçok araştırma ile ortaya
konulmaktadır.
alıyor ve hele hele bunu sürekli olarak
gerçekleştirebiliyorsa bunun rastlantısal
olduğu düşünülemez. Burada hiç şüphesiz yönetim ve akademik kadronun
bilinçli çabalarının, oturmuş ve yerleşmiş yönetim kültürünün etkileri vardır.
daş etkisi, olumlu arkadaş etkisi,
ders dışı meşguliyet ortalaması,
imaj oluşturmanın etkisi. Bu faktörleri tek tek incelediğimizde özetle şunları
söyleyebiliriz:
Akademik ve örgütsel faktörler: Bir
kuruluş içerisinde performansı en çok
etkileyen unsurlardan birisi yönetimdir.
Yönetim ve organizasyonda başarıların
tesadüfi olmadığı çeşitli araştırmalarda
ortaya konulmaktadır. Örneğin, üniversitelerin başarıları, çeşitli araştırma kuruluşları ve ülkemizde de URAP tarafından
dünya ölçeğinde çeşitli kriterler esas
alınıp incelenmekte ve bu sıralamalar,
her yıl güncellenmektedir. Başarılı olan
üniversitelerin başarılarında elbette bir
çok yan faktör olmakla birlikte ciddi
yönetim prensiplerinin uygulandığı
anlaşılmaktadır. Yönetimler ve
bölümler, uyguladıkları yönetim
politikaları ve uygulamaları ile
öğrencilerinin ve kamuoyunun nezdinde bir değer ve
imaj kazanır veya kaybeder. Bir üniversite, her
yıl üst sıralarda yer
AİLE
Eğitim ve öğretim çalışmalarında başarıyı etkileyen ve kişiyi birçok bakımdan
geleceğe hazırlayan önemli kurumlardan
birisi de ailedir. Ailenin çocuğun yetişmesine etkisi, birçok araştırma ile ortaya
konulmaktadır. Bu görüşlere göre; eğer
aile, çocuk ile ilgileniyor veya ilgilenmiyorsa, ilgilenme derecesine bağlı olarak,
çocuğun dış çevreye karşı tutumlarının
oluşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Çocuğun bağımsız olması, kendine
güven kazanması, sosyalleşme derecesi,
ders çalışma alışkanlıkları, bir bölümü
seçmesi, aile beklentilerinin derecesine,
şiddetine, yoğunluğuna, sosyo-ekonomik
konumuna ve mesleki durumuna göre
etkilenmektedir. Aile içindeki her türlü
durum, anne-baba arasında sağlıklı bir
iletişimin olmaması, huzursuz ve kaygı
verici bir ev ortamı ve aile ile ilişkili
diğer sebepler çocuğu her açıdan etkilemektedir.
“Anne-babalar çocukları ile ilgilendikleri
zaman çocuklar, daha yüksek dereceler
elde etmekte, sınavlarda daha başarılı
olmakta, daha yüksek oranda mezun
olmakta, motivasyonu ve kendine güveni
artmakta, daha az uzaklaştırma vb. ceza
almakta, uyuşturucu ve alkol kullanımı daha düşük olmaktadır (Michagen,
Department of Education, 2002)." Kısaca, ailenin her türlü durumu, öğrencilerin okuldaki başarıları ile bir şekilde
ilişkili olmaktadır.
KİMLİK VE BENLİK YAPISI
Kişinin performansını en fazla etkileyen
unsurlardan birisi de olumlu bir benlik ve kimlik sahibi olmasıdır. Kişinin
ilgileri, eğilimleri, yetkinlikleri, tutum
ve davranışlarını etkilediği için bunlar,
öğrencinin akademik performansının
oluşumunda da etkili olmaktadır. Bir
insan için en önemli ihtiyaçlarından
birisi, kendisi ile barışık bir kimlik sahibi olabilmesidir. Kişinin sahip olduğu
“ben” ile olmak istediği “ben” arasındaki
mesafe; ne kadar fazla ise ideal hedefine
ulaşabilmesi o kadar zor, ne kadar yakın
ise o kadar kolay olmaktadır.
SONUÇLAR
Üstün performansın ortaya çıkmasındaki
örgütsel ve sosyal etkileri çözümlemeye
çalışan araştırmamıza göre, üniversite
öğrencilerindeki başarı ile ilgili ortaya
çıkan bazı sonuçlar şöyledir:
Akademik ve örgütsel faktörler
açısından; Başarıda öğrencinin talep
etmesi, hocanın vermesinden daha önde
gelmektedir. Öğrencinin talepkar olması
önemlidir. Bu çalışmadan çıkan sonuç
budur. Ancak kişinin doğrudan beklentilerini karşılasa da karşılamasa da üniversite, bölüm ve hocalara olan inancın
pozitif devam etmesi, öğrencinin en azından psikolojik problemlerle boğuşmadan
ilerlemesine yardımcı olabilmektedir.
Üniversite, bölüm ve hocaların gayreti,
çok önemli bir rol oynamakta ise de
öğrencinin üstün başarı elde etmesi ve
onur listesine girme başarısını garanti
etmemektedir. Üstün başarı için, öğrencinin bilinçli çabalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Öğrenciler; olabildiğince yeterli
hazırlık ve bilinçli tercih yaparak, sevdikleri bölüme girmeye çalışmalıdır.
Kimlik açısından; öğrencilerdeki kimlik
ve benlik algılaması düzeyi, üstün perTemmuz - Ağustos 2014 59
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
başarı istikrarlı çalışmalarla
gelmektedir. Başarının sırrı
öğrencinin kendisindedir.
Dolayısıyla, başka mazeretlere
sığınmadan, öğrenciler
kendilerine inanmalı,
güvenmeli, bir amaç ve hedef
belirlemeli, bunları planlamalı,
gerektiğinde güncellemeli,
zorluklarla karşılaştığında
bilinçli olarak bunları
çözmeye çalışmalı, olumlu bir
akademik ilgi ve tutum sahibi
olmalı, derslere devam etmeli,
hazırlanma, etkin katılım ile
ders içinde ve dışında mümkün
olan en iyi sonucu almaya
çalışmalı, prensip olarak üstün
not almayı amaç edinmelidirler.
formansı pozitif yönde anlamlı olarak
etkilemektedir. Buradaki kimlikten kasıt,
öğrencinin kendisinin çalışkan ve başarılı
bir öğrenci olduğuna inanması, amaçları,
orta ve uzun vadeli somut hedefleri üzerinde sık sık düşünmesi, planlar yapması,
amaç ve hedeflerini belirlemede ve problemlerini çözmede genel olarak kendisini
başarılı görmesi anlamındadır. Bu özelliklere sahip öğrencinin üstün performans
gösterme ihtimali yükselmektedir. Aynı
şekilde, olumlu bir akademik ilgi ve
tutum göstererek, derslerini başarmaya
odaklanması ve derste başarılı olmak
için her tedbiri alması, derslere devam
edip düzenli çalışması, hocalarını dikkatle
dinleyip onların söylediklerini dikkate
alması, dersi olumsuz etkileyecek arkadaş
tekliflerini geri çevirmesi, üniversitesi,
bölümü ve hocaları ile bütünleşmiş, onlarla iletişim halinde olması da öğrencinin
üstün performans göstermesine imkan
sağlamaktadır. Bu özelliklere sahip olan
öğrenciler hangi sosyal kökenden veya
hangi yerleşim biriminden gelirlerse
gelsinler, diğer olumsuzlukları bir şekilde
aşmakta ve üstün başarılı öğrenci olmaya
aday görülmektedir.
Aileler açısından; aileler, çocukları üzerindeki olumlu çabalarına makul ölçüler
60 Mimar ve Mühendis
içinde devam etmelidir. Ancak bilinmelidir ki üstün başarıyı anne-babanın eğitim
düzeyi, mesleği ve statüsü sağlamamaktadır. Burada bir olumsuzluk olursa, bu
durum, öğrencinin çalışması ile bertaraf
edilebilmektedir. Bunlar ancak başarıyı
kolaylaştırıcı etken olabilir. Yüksek eğitimli annelerin desteği, çocuklarına katkıda bulunarak onların istedikleri bölüme
girmeleri ve kendi bölümlerine daha fazla
inanmaları ile ilişkili olmakta, ancak artık
yaşın ilerlemesi ile bağımsızlaşan kişilerde üstün başarıyı sürdürmesi için yeterli
olmamaktadır. Onur listesinde yer alma
durumu ile anne ve babanın evli ve ayrı
olma durumu arasında anlamlı bir ilişki
bulunmaktadır. Dolayısıyla anne ve babası beraber olan öğrencilerin daha fazla
onur listesine girdikleri görülmektedir.
Genel olarak; yaş, cinsiyet, mezuniyet
notu, fakülte türü, puan türü, üniversiteye
giriş puanı, gündüz veya gece bölümünde
okuma, anne ve babanın beraber yaşıyor
olmaları ya da boşanmış ve/veya ayrı
yaşıyor olmaları, öğrencinin burs alması,
interneti kullanma miktarı ve biçiminin
üstün performans gösterilmesinde etkisi
bulunmaktadır.
Onur listesine girmek rastlantısal olan
bir şey değildir. Bu başarı istikrarlı
çalışmalarla gelmektedir. Başarının sırrı
öğrencinin kendisindedir. Dolayısıyla,
başka mazeretlere sığınmadan, öğrenciler
kendilerine inanmalı, güvenmeli, bir amaç
ve hedef belirlemeli, bunları planlamalı,
gerektiğinde güncellemeli, zorluklarla
karşılaştığında bilinçli olarak bunları çözmeye çalışmalı, olumlu bir akademik ilgi
ve tutum sahibi olmalı, derslere devam
etmeli, hazırlanma, etkin katılım ile ders
içinde ve dışında mümkün olan en iyi
sonucu almaya çalışmalı, prensip olarak
üstün not almayı amaç edinmelidir. Bunları yaparken önemli bir şart olarak, üstün
performans isteyen öğrenciler kendilerini
mutlaka olumsuz arkadaşlık etkilerinden
kurtarmalı, arkadaşlık ilişkilerini dengelemelidir. Moda, imaj oluşturma, arkadaşlar arasında üstün gelmeye çabalama,
bunlar kalıcı şeyler değildir. Bu nedenle
öğrenerek kalıcı başarılara odaklanmak
gerekmektedir. Bir amaç ya da hedef
belirlemek ve bu doğrultuda çalışmak,
öğrencileri, olumsuz dış etkilerden koruyacak paratöner olabilir. Lise mezuniyet
notu arttıkça, öğrencilerin daha fazla onur
listesine girme imkanı yükselmektedir.
Dolayısıyla buradan da gerek okuldan ve
gerekse hayat başarısının, sistemli çabalarla elde edilecek bir şey olduğu anlaşılmaktadır. Başarıyı az da olsa, sürekli
ve istikrarlı çalışmalar getirmektedir.
Üniversite lisenin devamıdır. Sağlam alt
yapılar, gelecekte elde edilecek başarıya
bir altlık oluşturmakta, başarı, başarıyı
çekmektedir. Anlık çabalar, bir veya birkaç gece öncesi yapılan hazırlıklar yeterli
olmamaktadır. Günlük internet kullanma
oranları arttıkça, öğrencilerin onur listesine daha az girdikleri görülmektedir. Bu
durumda öğrenciler, interneti, kendilerini esas amaç ve hedeflerinden kopartacak şekilde, zararlı, gereksiz chatleşme,
lüzumsuz sitelerde dolaşma, faydasız ve
vakit öldürücü biçimlerde kullanmamalı;
faydalı bilgilerin elde edildiği makul ve
ölçülü bir şekilde kullanmalıdırlar.
Öğrenciler kendi amaç ve hedeflerine
samimi olarak odaklanırlar ve gerekli çalışmalarını yaparlarsa, olumsuz
arkadaşların olumsuz etkileri bertaraf
edilebilmektedir.
İl, ilçe, kasaba ve köy gibi yerleşim
yerlerinin onur listesine girme ile
doğrudan ilişkisi olmadığı için; üstün
başarının kaynağı, yaşanan yerleşim
yeri değildir. Şehirde yaşamak önemli
bir tecrübe kaynağı olabilir; ama üstün
performans için garanti vermemektedir.
Dolayısıyla üstün başarı kapısı, köy,
kasaba, ilçe veya ilde yaşayan herkes
için açılabilir. Bu çalışmadan ortaya
çıkan genel sonuçlara göre; yetişme
yeri neresi olursa olsun, ancak dürüstçe
çalışanlar başarılı olabilmektedir. Sonuç
olarak; öğrencinin başarısını etkileyen,
çeşitli düzeylerde örgütsel veya sosyal
faktörler bulunmakta, ancak asıl başarı
ve üstün performans, öğrencinin kendine inanması, güvenmesi, olumlu benlik
ve kimlik sahibi olması, olumlu akademik ilgi ve tutum göstererek, istikrarla
çalışması, olumsuz arkadaşların etkisinden kurtulabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Madem ki durum böyledir,
gerçekten çalışan bu örnek öğrenciler,
maddi ve manevi desteklenerek, hem
maddi ihtiyaçları giderilmeli hem de
moral durumları yükseltilmelidir. Bu
durum hem onların üniversitedeki diğer
öğrencilere lokomotif olmalarına imkan
sağlayacak hem de kurumsal performanslarını yükseltmek ve rekabette
başarılı olmak isteyen mensubu olduğu
kuruluşlarına, öğrenci düzeyinde katkı
sağlayacaklardır.
Sonuç olarak bilmeliyiz ki diğer unsurların çeşitli düzeylerde etkileri göz ardı
edilmeden, en önemli kalkış noktası kişinin kendisidir. Yüce Rabbimizin Kuran-ı
Kerim’deki ”İnsan için çalıştığından başkası yoktur” (Kuran-ı Kerim 53/39) sözleri de bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Temmuz - Ağustos 2014 61
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
SEZAİ KARAKOÇ’UN EĞİTİM
SİSTEMİMİZE DAİR ÖNERİLERİ
PROF. DR. RECEP DUYMAZ [email protected]
Çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek, kısacası bütün insanların yetiştirilmesinde şaşmaz
bir “hedef” gereklidir. Hedef, öğrenciye hangi bilginin nerede, ne zaman, nasıl ve niçin
verileceğinin önceden saptanmasını gerekli kılar. Yine “hedef”, eğitime ayrılan zaman,
mekan, enerji ve ekonomik imkanların verimli kullanılmasını sağlayan yegane unsurdur.
S
ezai Karakoç, şiir kitaplarının yanı sıra
deneme, eleştirme ve düşünce yazıları
da yazmıştır. Bu tür yazılarında dil,
edebiyat, sanat, siyaset, doğu, batı,
birey, aile, toplum, millet, devlet, kültür ve medeniyet gibi pek çok konuyu
ele almıştır. Bunların yanında üzerinde ısrarla durduğu konulardan biri de
toplumu doğrudan doğruya ilgilendiren eğitim konusudur. O’nun eğitim
üzerindeki düşüncelerinin ayırıcı özelliği, eğitim ve öğretim konularına geleneğimizden gelen bir birikimle yerli,
çağdaş ve sanatçılığından beslenen bir
duyarlılıkla bakmasıdır.
“HEDEFLİ” BİR UĞRAŞ ALANI
Sezai Karakoç, eğitimle ilgili yazılarında önce eğitimin ayırıcı özelliğine
dikkatleri çeker. O’na göre eğitim,
“hedefli” bir uğraş alanıdır. Çocuk,
genç, yaşlı, kadın, erkek, kısacası
bütün insanların yetiştirilmesinde
şaşmaz bir “hedef” gereklidir. Hedef,
öğrenciye hangi bilginin nerede, ne
zaman, nasıl ve niçin verileceğinin
önceden saptanmasını gerekli kılar.
Yine “hedef”, eğitime ayrılan zaman,
mekan, enerji ve ekonomik imkanların
verimli kullanılmasını sağlayan yegane
unsurdur. Bu noktada karşımıza sosyolojik bir problem çıkmaktadır. O da
demokrasiyle yönetilen bir toplumda
eğitimde “hedef”i kimin belirleyeceği
sorusudur. Aile mi, devlet mi, yoksa
eğitimi bizzat uygulayan öğretmen
mi? Bu soruyu daha da açık bir duruma getirebiliriz. Çocukların Müslüman,
62 Mimar ve Mühendis
Hristiyan, ateist, siyasal ideoloji veya
herhangi bir dünya görüşüne göre
yetiştirilmesine kim karar verecek?
Karakoç yazılarında bu sorulara açık
bir şekilde cevap vermez ancak eğitim
serüvenimizi anlatırken yaptığı açıklamalardan tercihini az çok kestirmek
mümkündür.
Siyaset tarihimizde Tanzimat
Fermanı’nın ilan edilmesinden (1839)
itibaren eğitim sistemimizde “hedef”
kavramı ortadan kaybolmuştur.
O günden bugüne bir türlü rayına
oturtulamayan eğitim sistemimizin
en büyük eksikliği, “hedef”sizliğidir.
Hedefsizlik, eğitim bilimcilerin, eğitimin amaçlarını anlatırken dile getirdikleri, çocuklara ve gençlere “istendik
AİLE
TOPLUM
davranış değişikliği kazandırmak” şeklindeki amacın gerçekleşmemesidir.
Halbuki eğitimin amacı, muhataplarına konularla ilgili en yeni ve evrensel
bakımdan doğru bilgileri vermenin
yanında, medeniyetimizin değerlerini
(dil, din, tarih…) sevdirerek benimsetme yönünde bir davranış değişikliği,
bunun devamında da bir kişilik kazandırmadır. Bu amaca, programını bu
yolda hazırlayan ve uygulayan bir eğitim sistemiyle ulaşılabileceği açıktır.
Bu davranış değişikliğini kazandırma
ve kişilik oluşturma eylemi okulda
gerçekleştirilir. Okul, aile, toplum ve
doğal ortamdan apayrı bir çevredir.
Modern pedagoji, okulun aile, toplum
ve doğayla uyumlu olması gerektiği
tezini fazlasıyla işlemesine rağmen
yazarımız, kendi görüşünü öne çıkarmaya devam eder. Okul, bütün bunların toplamı veya eşiti değildir. Okulun
diğer eğitim ortamlarından ayrıcalığını
şöyle gösterebiliriz:
Okul, bir bakıma aşağıdaki unsurları
bünyesinde toplayan bir yapıdır:
OKULUN DİĞER EĞİTİM
ORTAMLARINDAN FARKLILIĞINI
SAĞLAYAN UNSURLAR
Çocuk okula gidince aile, toplum ve
DOĞA
OKUL
doğal bir ortamdan tamamıyla farklı bir çevreye girer, girmelidir. Bu
farklılığı okuldaki program sağlar.
Çocuk, tabloda da görüldüğü gibi,
tarihle orada karşılaşır. Deha ve
klasiklerle tanışır. Dahileri ve klasik
eserleri orada görür. Eğitim kurumları arasında liseler aslında klasiklerin
okutulduğu okullardır. Avrupa’da da,
Amerika’da da lise çağındaki gençler,
Racine, Rabelais, La Fontaine, Corneille, Hugo, Shakespeare ve kendi klasiklerini okuyarak lise öğrenimlerini
tamamlarlar. Sezai Karakoç, bunu o
Tarih
Dehalar
Klasikler
OKUL
Zihin hayatı
Sanat hayatı
İdeal duygusu
kadar vurgular ki insanın bu düşünceyi
şöyle bir formülle ifade edesi gelir:
Lise çağı = Klasikleri okuma çağı.
Karakoç, eğitim tarihimizde programa
dayalı “klasik öğretimi” olmadığını
yazar. Liselerdeki edebiyat dersinin
öğrencilerin çoğuna göre sıkıcı, not
almak için ezberlenip okunan, lüzumuna inanılmayan, fuzuli bir ders olarak
görüldüğünü ifade eder. Klasiklerin bir
programa dayalı olarak okutulmadığı bir
eğitim sistemindeki edebiyat dersleri,
sıkıcı, ezberci ve lüzumuna inanılmayan
dersler durumuna iner. Böyle algılanan
bir dersin, eğitimin iki işlevini de ( bilgi
vermek, kişilik kazandırmak) yerine
getiremeyeceği açıktır.
Edebiyat dersinin bu duruma düşmesinin
bir sebebi de “çıplak sınıflarda” okutulmasıdır. Ona göre Fuzûlî’nin işlendiği
bir ders, onun çeşitli boyda resimlerinin
duvarlarında asılı olduğu, bütün kitaplarının raflarda öğrencilerce kolayca
görülüp karıştırılabildiği bir sınıfta yapılmalıdır. Aynı yöntem programda adları
bulunan bütün edebiyatçılarımız için de
uygulanmalıdır. Tarih için de aynı yöntem geçerli olmalı, tarihçilerimiz hem
portreleri, hem kitaplarıyla öğrencilere
tanıtılmalıdır. Ona göre edebiyat dersi
için de fizik, kimya ve biyoloji laboratuvarlarına benzer “özel sınıflar” hazırlanmalıdır.
KLASİKLERİN EĞİTİMDEKİ YERİ
Sezai Karakoç’un gençlerin öğrenim
hayatlarının özellikle lise döneminde klasik eserlerle karşılaşmalarının önemine
dair düşüncelerine yukarıda değinmiştim. Eğitim tarihimizi sırf bu açıdan kısa
bir değerlendirmeye tabi tutar:
“Çocuk, öğrenimde, yepyeni ve bambaşka bir aleme girmektedir. Okul öncesi
dönemde çevrede gördüğü sıradan kişiler
değildir artık bu alemin insanları. Matematikçiler, fizikçiler, şairler, devletler
kuran ve yıkan kahramanlar arasına
girme ve devler arasında yaşamadır bilgi
dünyası, okul. Yani okul, devler dünyasıdır bir bakıma çocuk için. Bu nokta iyice
anlatılabilir ve mizanseni iyi ayarlanabilirse, çocuk için onur verici, sevinilecek,
övünülecek bir şey olur okumak (…)
Onun içindir ki ısındırmak maksadıyla,
bana kalırsa, matematikten önce matematikçileri, fizikten önce fizik bilginlerini, edebiyattan, şiirden, romandan önce,
şairleri, romancıları, edebiyat tarihçilerini ve tarihten önce tanınmış tarihçileri
tanıtmakta yarar vardır”.
Buradaki “ısındırma”nın, eğitim dilindeki “güdüleme” olduğu açıktır. Eğitim
tarihimizde İslam klasikleri okutulmakla beraber, batı klasikleri görmezden
geliniyordu. Ona göre Osmanlıların
modern zamanlarda yapması gereken
eğitim reformu, Batı klasiklerini de
programlarına almaktı; halbuki onların
en çok ihmal ettikleri nokta buydu.
Eğitim sistemimizin klasiklerle münasebetine dair düşüncelerini aşağıdaki
şekillerle somutlaştırabiliriz:
Eski eğitim sistemimiz:
İslâm klâsikleri
Batı klâsikleri
şeklinde gösterilebilir.
Tanzimat döneminden itibaren ise bunun
tam tersi olmuştur. O da,
Tanzimat eğitimimiz:
İslâm klâsikleri
Batı klasikleri
şeklinde özetlenebilir.
Karakoç, kendi dönemindeki uygulamayı
ise ne İslam, ne batı klasiklerinin okutulduğunu söyleyerek özetler:
Temmuz - Ağustos 2014 63
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Bugünkü eğitim sistemimiz:
İslâm klâsikleri
Batı klâsikleri
Buna göre bugünkü eğitim sistemimizde,
bir bütün olarak, ne İslam klasikleri, ne
batı klasikleri okutulur. Klasiklerin eğitim sistemimizden çekilmesi, çocukların
ve gençlerin yetişmelerinde iç bilgiden
mahrum kalmaları, bunun devamı olarak
da kişiliklerini oluşturmalarında zengin
bir kaynaktan yoksun duruma düşmeleri
sonucunu doğurmuştur.
Karakoç, batıdaki uygulamalara bakarak Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi,
“yurttaş tipini” oluşturmak, Kültür
Bakanlığı’nın görevi kültür eserlerini
korumak, Turizm Bakanlığı’nın görevinin ise yurdun tabiat ve kültür zenginliklerinden yabancıların da yararlanmalarını sağlamak olduğunu belirtir. Bizde
Milli Eğitim Bakanlığı’nın klasik eğitime
geçinceye kadar klasiklerin basılması,
aileye kütüphane kurma alışkanlığının
kazandırılması ve televizyonda geniş
kültür programlarının yapılması işi, Kültür Bakanlığı’nın görevleri arasındadır.
Yazarımız, edebiyat öğretimimizdeki bir
yöntem yanlışlığının düzeltilmesini de
ister. O yanlışlık, zaman dizin/kronoloji
konusunda pedagojik davranmayışımızdır. Bugünkü eğitim sistemimizde hem
edebiyat hem tarih öğretimi, eski çağlardan başlayıp zamanımıza doğru ilerleyen
bir çizgi halinde öğretilir. Bu yönteme
göre edebiyat konuları, eski Türkçe’den
başlayıp Divan, Tanzimat, Servet-i Fünun,
Millî Edebiyat, Cumhuriyet, Birinci Yeni/
Garip Hareketi, İkinci Yeni ve nihayet 80
sonrası Türk edebiyatı şeklinde bir sıraya
uyularak işlenir. Halbuki ona göre doğru
olan yöntem, bunun tam aksidir:
“Önce bugünü tanımalı öğrenci. Tarihte de
edebiyatta ve sanatta, düşünce ve felsefede
de... Önce yaşayanlarla tanışmalı derslerde
çocuk. Önce çevresini, kasabasını, ilini tanımalı. Baba neslini, dede neslini… Bugünden
başlayarak geriye doğru gitmeli. Ekollere
gelince kronolojik sıraya dönülebilir.”
64 Mimar ve Mühendis
SONUÇ:
Sezai Karakoç, şiir ve hikaye gibi edebiyat
metinlerinin yanında, deneme, eleştirme,
inceleme gibi bilim ve düşünce yazıları
da yazmıştır. Bu tür yazılarında ele aldığı
konulardan biri de eğitimdir. O, eğitime,
gelenekten gelen bir birikimle yerli,
çağdaş ve sanatçılığından beslenen bir
duyarlılıkla bakmıştır.
Eğitim sistemimizin bütünü hakkında
düşünceleri bulunmakla beraber, ortaöğretim kurumlarındaki edebiyat öğretimine dair düşünce ve önerileri, hemen
uygulamaya geçirilmeye elverişli düşünce
ve önerilerdir. Onların başında edebiyat ders kitaplarının hazırlanması gelir.
Edebiyat ders kitaplarının içeriği, dış
bilgilerin yanında, gençlerin kişiliklerini
oluşturmaya elverişli duygusal ve klasik
metinlerle mutlaka zenginleştirilmelidir. Edebiyat dersleri, öğrencilerin, ilgili
sanatkarın, duvarlarında resim, portre
ve büstlerini görebileceği, raflarında
kitaplarına kolayca dokunabileceği “özel
sınıflar”da okutulmalıdır. Edebiyat öğretiminde çağdaş ve yerel sanatçılardan başlayıp tarihe ve evresele doğru ilerleyen
bir yöntem izlenmelidir.
Edebiyat öğretmenleri donanımlı, ders
kitapları klâsiklerle zengin ve estetik
içerikli, yöntemi pedagojik ve çağdaş olan
bir programla yürütülen edebiyat dersleri, sadece edebiyat tarihimizin değil,
bütün sanat tarihimizdeki eserlerimizin
güzelliklerini modern çağlara taşıyacaktır. O zaman özlemini çektiğimiz yeni ve
evrensel bilgilerle donanmış, kültür ve
medeniyet değerlerimizi özümsemiş, kendine güven duygusu kazanmış ve sanatın
güzellikleriyle iç dünyasını zenginleştirmiş kişilikli nesilleri yetiştirmek daha
kolay olacaktır.
Kaynakça
Cihan, Ahmet, Osmanlıda Eğitim, 3F Yayınları, İstanbul 2007.
Diclehan, Şakir, Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç, Piran Yayınları,
İstanbul 1980.
Eroğlu, Ebubekir, Sezai Karakoç’un Şiiri,
Bürde Yayınları, İstanbul 1981.
Ersoy, Mehmet Akif, Safahat, Kültür ve
Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1987.
Güzel, Şehmus, “Mülkiye’de İnek Bayramı”,
Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Temmuz – Aralık
1982, (Ankara) 1982; Mülkiye Dergisi, nr.
237, Kasım – Aralık 2002, Ankara 2002.
Hece Dergisi, Bir Uygarlık Tasarımı Olarak
Diriliş, Yıl: 7, Sayı: 73, (Ankara), 2003; Bir
Uygarlık Tasarımı Olarak Diriliş Dergisi ve
Sezai Karakoç, Eklerle 2. Baskı, (Anakara),
2010.
Kaplan, Ramazan, Klâsikler Tartışması,
Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları,
Ankara 1988.
Karakoç, Sezai, Günlük Yazılar II, Diriliş
Yayınları, İstanbul 1968.
Karakoç, Sezai, Diriliş Neslinin Âmentüsü,
Diriliş Yayınları, İstanbul 1976.
Karakoç, Sezai, Düşünceler I, Diriliş Yayınları, İstanbul 1995.
Karakoç, Sezai, Mevlâna, 4. Baskı, Diriliş
Yayınları, İstanbul 2009.
Karataş, Turan, Doğu’nun Yedinci Oğlu
Sezai Karakoç, Kaknüs Yayınları, İstanbul
1998.
Önder, Mehmet, Uluslararası Mevlâna
Semineri ( 15 – 17 Aralık 1973) Bildiriler; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
Ankara 1973.
Yücel, Hasan Ali, Dünya Edebiyatından
Tercümeler, Klâsikler Bibliyografyası, 1940
– 1950, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1952.
Binlerce yıllık Kültürel Mirasımız
olan eserleri geleceğe taşıyoruz
Kariye Müzesi Restorasyonu
Evliya Çelebi Mah. Kıblelizade Sok.
Tepe Han. No:1/12 Beyoğlu / İSTANBUL
T: 0212 251 43 01 F: 0212 292 15 82
M: [email protected]
Temmuz - Ağustos 2014 65
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
MESLEK LİSESİ MEZUNLARININ
ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTEKİ
BAŞARISIZLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Prof. Dr. Zeki ÇİZMECİOĞLU [email protected]
Ülkemizde eğitim sisteminde yaşanan değişikliklere rağmen üniversiteye girişte lise
türlerine göre başarı sıralamasına bakıldığında, meslek liseleri geri planda kalmış,
meslek liselerinin hala beklenen başarıyı gösteremediği görülmüştür. Mesleki ve teknik
ortaöğretim sisteminde ve yükseköğretime geçişte yapılan yeni düzenlemeler mesleki ve
teknik ortaöğretim için hedeflenen yüzde 65’lik okullaşma oranına ulaşmada olumsuz
etkileri olacağı yönünde endişeler yaşanmaktadır.
Ü
y
-2
lkemizde yaşanan 28 Şubat sürecinde
İmam Hatip düşmanlığı yüzünden 8
yıllık kesintisiz eğitim dayatması ile
meslek liselerinin orta kısmı kaldırılmış ve katsayı indirimi uygulanarak
meslek lisesi mezunları üniversiteye
girişte yıllarca mağduriyet yaşamıştır. Meslek lisesi mezunlarının
mağduriyetini ortadan kaldırmak
amacı ile bugün meslek liselerinin
orta kısımları tekrar açılmış, 4+4+4
uygulamasına geçilmiş ve katsayı
indirimi ortadan kaldırılmıştır. Ancak
bu gelişmelere rağmen üniversiteye
girişte lise türlerine göre başarı sıralamasına bakıldığında, meslek liseleri
geri planda kalmış, meslek liselerinin
hala beklenen başarıyı gösteremediği
görülmüştür. Bu başarısızlığın altında
yatan sebep, meslek lisesi müfredatındaki yetersizlikler ve üniversite giriş
sınavında öğrencilere görmedikleri
derslerden soruların sorulmasıdır.
Meslek liselerinde 11'inci ve 12'nci
sınıfta hiç matematik okutulmamaktadır. Halbuki üniversite giriş sınavında
sayısal ve eşit ağırlıklı puanla öğrenci
alan teknik ve sosyal bölümlere
öğrenci yerleştirilmesinde matematik
66 Mimar ve Mühendis
puanı önemli rol oynamaktadır. Meslek
liselerinde okutulan matematik ile birlikte
Türkçe, sosyal ve fen grubu derslerinin
yeterli düzeye çıkarılması ile meslek lisesi
mezunlarının üniversiteye hazırlanmada
bu başarısızlığı önlenmelidir.
Mesleki eğitim; bireye iş hayatında belirli
bir meslekle ilgili bilgi, beceri ve iş alışkanlıkları kazandıran ve bireyin yeteneklerini çeşitli yönleri ile geliştiren eğitim
sürecidir. Her birey, çalıştığı meslek alanı
sayesinde toplumsal gelişmeye katkıda
bulunacağından, gelecekte var olmak
isteyen toplumların mesleki gelişime
önem vermeleri gerekmektedir. Mesleki
ve teknik eğitim bireyleri meslek hayatına
ve yüksek öğretime hazırladığından kalkınma sürecinde önemli bir yere sahiptir.
Ancak Türkiye’de mesleki ve teknik eğitim
almış eleman sayısı ve eğitimin kalitesi
istenen düzeyde değildir.
Meslek liselerinin temelleri 1860 yılında
atılmış, ancak 1927'ye kadar çok önem
verilmeyen teknik eleman yetiştiren bu
okullara daha sonraki yıllarda özel önem
verilmeye başlanmıştır. Üniversiteye girişte 1999 yılında yeni katsayı uygulamaları,
2002 yılında sınavsız geçiş hakkı ve 2004
yılında ek puan vb. düzenlemeleri mesleki
ve teknik ortaöğretim öğrenci sayısında
dalgalanmalara neden olduğu ve meslekiteknik ortaöğretime olan talebi olumsuz
etkilediği bilinmektedir.
MESLEKİ VE TEKNİK
EĞİTİME ÖNEM VERİLMELİ
VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda; örgün
ve yaygın mesleki-teknik eğitime ağırlık verilmesi, ortaöğretimde mesleki ve
teknik ortaöğretimin payının artırılması,
üniversitelere giriş sınavlarında normal
liseler ile mesleki ve teknik lise mezun-
Üniversiteye girişte 1999 yılında
yeni katsayı uygulamaları, 2002
yılında sınavsız geçiş hakkı
ve 2004 yılında ek puan vb.
düzenlemeleri mesleki ve teknik
ortaöğretim öğrenci sayısında
dalgalanmalara neden olduğu
ve mesleki-teknik ortaöğretime
olan talebi olumsuz etkilediği
bilinmektedir.
ları arasındaki farklı değerlendirmelerin
kaldırılarak, mesleki ve teknik eğitimin
yaygınlaştırılmasının teşvik edilmesi, mesleki-teknik eğitim programlarının meslek
standartlarına dayalı olarak yapılmasının
sağlanması ve çalışma hayatı ile işlevsel
işbirliğinin geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2001-2005
Çalışma Programı’nda; mesleki ve teknik
eğitime önem, öncelik ve ağırlık verilmesi
gerektiği belirtilmiş, ortaöğretim çağ nüfusunun yüzde 65’inin mesleki ve teknik eğitim, yüzde 35’inin de genel eğitim görmesi
hedeflenmiş olmasına rağmen bu oranlara
yaklaşılamamıştır. Mesleki ve teknik ortaöğretim sisteminde ve yükseköğretime
geçişte yapılan yeni düzenlemeler mesleki
ve teknik ortaöğretim için hedeflenen
yüzde 65’lik okullaşma oranına ulaşmada
olumsuz etkileri olacağı yönünde endişeler yaşanmaktadır. 1995-1996 öğretim
yılında yüzde 57.44 olan genel ortaöğretim okullaşma oranı 2004-05 öğretim
yılında yüzde 63.73’e yükselmiş, 19951996 öğretim yılında yüzde 42.56 olan
mesleki ve teknik ortaöğretim okullaşma
oranı 2004-2005 öğretim yılında yüzde
36.27’ye düşmüştür.
Ortaöğretim kurumlarından genel liselerde “alan seçmeli sınıf geçme sistemine”
geçilmiştir. Ancak meslek liselerine bu
tür alan seçme verilmemiştir. Alan seçme
verilmemesinin sonucu olarak meslek
liseleri kendi alanlarıyla ilgili yükseköğretim programlarından birini seçtikleri
taktirde AOBP katsayısı 0.5 alan dışı
yükseköğretim programı seçtiklerinde
0.2 ile çarpılacaktır. Böylece meslek lisesi
Temmuz - Ağustos 2014 67
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
Tablo 1. Okul Türlerine Göre Başvuran ve Yerleşen Aday Sayıları
Lise
873.249
142.740
Yerleşen
Önlisans
Sınavsız YGS İle
0
105.636
Lise(Y.Dil Ağırlıklı)
14.721
1.945
0
1.227
2.637
5.809
Özel Lise
8.403
2.286
0
883
477
3.646
Anadolu Lisesi
255.090
128.250
0
8.484
5.211
141.945
Y.Dil Eğitim Yapan Öz.L.
40.712
21.032
0
2.111
995
24.138
Fen Lisesi
13.473
7.550
0
59
94
7.703
Özel Fen Lisesi
4.850
3.063
0
44
55
3.162
Askeri Lise
1.019
383
0
20
32
435
Akşam Lisesi
142
4
0
7
24
35
Özel Akşam Lisesi
7.724
321
0
1.141
630
2.092
Sosyal Bilimler Lisesi
1.184
865
0
5
16
886
Spor Lisesi
2.218
27
0
98
42
167
Polis Koleji
270
38
0
2
11
51
Güzel Sanatlar Liseleri
6.198
178
81
320
152
731
Öğretmen Liseleri
38.253
21.748
0
477
762
22.987
İmam Hatip Liseleri
127.852
21.138
0
10.135
32.637
63.910
Ticaret Meslek Liseleri
129.267
8.185
39.372
4.753
16.217
68.527
Teknik Liseler
81.787
11.377
18.852
5.072
3.865
39.166
Endüstri Meslek Liseleri
219.324
5.325
58.870
9.099
12.688
85.982
Kız Meslek Liseleri
167.581
12.455
31.693
10.746
21.265
76.159
Sağlık Meslek Liseleri
48.733
3.052
13.891
637
9.632
27.212
Otelcilik Ve Turizm Meslek Liseleri 14.894
1.884
4.059
790
1.143
7.876
Sekreterlik Meslek Liseleri
40
1
2
2
13
18
Astsubay Hazırlama Okulları
763
46
66
21
143
276
Diğer Meslek Liseleri
28.323
3.323
6.227
1.525
2.161
13.236
Diğer
45
0
0
0
1
1
Genel Toplam
2.086.115
397.216
173.113 163.294
188.652
922.275
ÖSYS Başvuran
Aday Sayısı
Okul Türü
Lisans
A.Ö.F.
Toplam
77.749
326.125
Tablo 2. 2014-LYS Okul Türlerine Göre Dağılım
MF Puanları
Okul Türü
Aday Sayısı
Ortalama
Aday
Sayısı
TM Puanları
Aday
Sayısı
Ortalama
TS Puanları
Aday
Sayısı
Ortalama
Lise
420.592
199,983
126.821 213,038
244.153
236,931
207.044
Lise (Yabancı Dil Ağırlıklı)
4.295
224,008
1.391
254,94
1.469
275,45
865
Özel Lise
4.570
222,558
2.132
222,898
3.059
234,106
1.512
Anadolu Lisesi
209.828
269,564
119.298 273,616
134.600
291,064
47.900
Yabancı Dilde
Eğitim Veren Özel Lise
Fen Lisesi
31.086
266,164
16.438
259,285
22.918
271,03
11.020
11.503
373,306
10.725
360,272
6.238
365,216
837
Özel Fen Lisesi
3.980
357,183
3.610
348,529
2.551
357,802
788
Askeri Lise
673
292,94
288
305,951
432
319,275
82
Akşam Lisesi
16
170,992
3
185,883
7
235,508
5
Özel Akşam Lisesi
1.449
176,795
191
187,358
634
206,84
838
Sosyal Bilimler Lisesi
1.045
243,6
71
337,246
990
370,477
572
Spor Lisesi
170
172,091
10
181,593
50
203,5
105
Polis Koleji
110
271,579
31
310,529
80
336,56
14
68 Mimar ve Mühendis
öğrencilerin alanları dışında bir bölüme
girmelerinin güçleştiği 2003’te yapılan
sistem değişikliği ile daha da ağırlaştığı
görülmektedir. Üniversiteye yerleştirmede meslek lisesi mezunlarının alanları
belirlenirken sadece eğitim fakülteleri bu
alanların devamı kabul edilmiştir. Örneğin
endüstri meslek lisesi bilgisayar bölümü
mezunu için yalnızca bilgisayar öğretmenliği kendi alanı sayılmış, bilgisayar
mühendisliği vb. bölümler alan dışı kabul
edilmiştir.
KATSAYI FARKLILĞINA
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Meslek liselerine uygulanan katsayı
farklılığı nedeniyle okullardaki öğrenci
sayısının azalacağı ve birçok okulun
kapatılma noktasına geleceği düşüncesiyle çözüm olarak 2001-2002 öğretim
yılından itibaren yapılan değişikliklerle
meslek lisesi öğrencilerine ön lisans
programlarına sınavsız geçiş hakkı
tanınmıştır. Ancak bu uygulamanın da
yüksekokullarda öğrenci kalitesinin düşmesine neden olduğu yönünde şikayetler
doğurduğu görülmektedir. Üniversiteye
girişte yürürlüğe giren yeni sistem sonrasında meslek liselerini tercih eden
öğrenci kalitesinde düşüş yaşanacağı ve
meslek liselerini büyük oranda başka hiçbir okulu kazanamayan vasat ve vasatın
altındaki öğrencilerin tercih edeceği gibi
olumsuzlukların yaşanacağı fikri ortaya
çıkmaktadır.
Ticaret meslek ve Anadolu ticaret meslek
liselerinde yapılan araştırmaya göre bu
okullarda okuyan öğrencilerin çoğunluğunun hem meslekleriyle ilgili daha fazla
bilgi sahibi olmak hem fakülte mezunu
olarak daha kolay iş bulabileceklerine
inanmak hem de daha yüksek bir sosyal
statüye kavuşmak için lisans eğitimi
almak istedikleri anlaşılmaktadır. Bu
okullarda okuyan öğrencilerin yüzde
80 gibi büyük çoğunluğunun ilköğretim
diploma notu 4.00 düzeyinin altındadır.
Bu okulları başarı düzeyleri düşük öğrenciler tercih etmektedir. Okullarını başkalarına tavsiye etmeyen öğrencilerin;
yüzde 34.4’üne göre üniversiteye girme
ihtimalinin az olması, yüzde 15.9’na göre
Tablo 2. 2014-LYS Okul Türlerine Göre Dağılım
MF Puanları
Okul Türü
Aday Sayısı
Ortalama
Aday
Sayısı
TM Puanları
Aday
Sayısı
Ortalama
TS Puanları
Aday
Sayısı
Ortalama
Güzel Sanatlar Liseleri
683
177,405
47
195,413
203
216,877
440
Öğretmen Liseleri
31.088
306,07
18.699
306,646
20.682
319,461
5.156
İmam Hatip Liseleri
45.442
201,756
6.867
214,963
20.598
237,467
29.868
Ticaret Meslek Liseleri
33.016
174,54
5.553
192,923
18.876
216,317
19.070
Teknik Liseler
39.648
182,467
24.168
196,661
18.765
222,807
11.976
Endüstri Meslek Liseleri
35.381
171,762
11.324
185,141
14.919
209,853
18.719
Kız Meslek Liseleri
48.272
174,128
5.819
198,677
26.129
222,738
32.541
Sağlık Meslek Liseleri
6.648
187,453
3.486
215,203
2.696
246,747
1.738
Otelcilik ve Turizm Meslek 4.598
Liseleri
Sekreterlik Meslek Liseleri 7
172,983
307
192,932
2.328
221,419
2.740
169,644
2
188,347
4
212,459
3
Astsubay Hazırlama
Okulları
Diğer Meslek Liseleri
160
196,758
32
228,79
78
259,199
41
11.991
178,196
5.240
201,917
5.445
233,142
5.067
eğitim programlarının yetersizliği ve
yüzde 14.4’üne göre ise mezunlarının iş
bulamamalarından dolayı okullarını başkalarına tavsiye etmedikleri görülmüştür.
MATEMATİK GRUBU
DERSLERİ YETERSİZ
Yapılan anketlerde ticaret meslek ve
Anadolu ticaret meslek lisesi öğrencilerini içerik, süre ve eğitim ortamı olarak
yükseköğretime hazırlamada matematik grubu derslerinin ne derecede
yeterli olduğuna ilişkin okul yönetici ve
öğretmenleri ile öğrencilerin görüşleri
sorulduğunda öğrencilerin yüzde 67.1’i
“az” – “hiç” düzeyinde matematik grubu
derslerin yükseköğretime içerik, süre ve
eğitim ortamı olarak hazırlamada yetersiz olduğunu düşünürken, aynı konuda
yönetici ve öğretmenler yüzde 64.1’i “az”
– “hiç” düzeyinde yetersiz olduğunu ifade
etmektedirler. (1)
Ülkemizde gelişen mücevherat sektörünün ihtiyacına bağlı olarak dünyada
bir ilk olarak İstanbul Ticaret Üniversitesi, Mühendislik ve Tasarım Fakültesi
bünyesinde “Mücevherat Mühendisliği”
adlı yeni bir mühendislik disiplini geliştirilmiştir. Mücevherat Mühendisliği,
malzeme, metalürji, kimya, yer bilimleri,
makine ve tasarım alanlarını kapsamaktadır. Müfredatta temel bilimlere dayalı
mühendislik eğitimi yanında, doğal ve
yapay hammaddelerden itibaren mücevherat tasarım ve üretim teknolojileri
öğretilmektedir. Bu bölüme Kuyumculuk
Meslek Lisesi mezunlarının alınması çok
yararlı olduğu halde Kuyumculuk Teknolojisi Alanı Çerçeve Öğretim Programı’nın
(2) incelenmesinden anlaşılacağı üzere
teknik liseler ve Anadolu teknik liseler
haricindeki meslek liselerinin müfredatında 11 ve 12'nci sınıflarda matematik,
fizik ve kimya dersleri okumadıklarından
bu meslek liselerinin mezunları sayısal
ağırlıklı puanla öğrencinin alan bu bölümü kazanması asla mümkün değildir.
MESLEK LİSESİ
MEZUNLARININ ÜNİVERSİTEYE
GİRİŞTEKİ BAŞARI DURUMU
2014 LYS sonuçlarına göre, katsayıların
kalkmasından sonra meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girişte beklenen
başarıyı gösteremedikleri anlaşılmıştır.
Tablo 1 ve Tablo 2’ de görüldüğü gibi
okul türlerine göre başvuran ve yerleşen aday sayılarına ve lise türlerine
göre başarı sıralamasına bakıldığında,
ilk sırada yine fen liselerinin olduğu ve
okul türlerine göre başarı sıralamasında
meslek liseleri ilk 15’te bile olmadığı
görülmektedir. MF puan türünde devlet
ve özel fen liseleri açık ara birinciliklerini ilan ederken onları, çok gerilerden
Anadolu liseleri ve kolejler izlemekte, fen
liseleri MF puan türünde 373 puanlık bir
Türkiye ortalaması tuttururken, imam
hatipler 201, endüstri meslek liseleri ise
171 puanda kalmışlardır.
SONUÇ
Meslek liselerinin mevcut durum değerlendirilmesi sonucunda matematik, Türkçe, sosyal ve fen grubu derslerinin içerik,
süre ve eğitim ortamı olarak öğrencilerini
yükseköğretime hazırlamada ve onları bu
sınavda başarıya ulaştıracak yeterlilikte
olmadığı anlaşılmaktadır. (2)
Meslek lisesi öğrencilerinin yaşadıkları
bu olumsuzlukların düzeltilmesi ve üniversiteye girişte beklenen başarıyı gösterebilmeleri için üniversite giriş sınavında
muhatap oldukları soruların cevaplandırılmasına yönelik müfredatlarında yeterli
matematik, Türkçe, sosyal ve fen grubu
derslerinin okutulması hususunda Milli
Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik
Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından
durumun çözüme kavuşturulması
gerekmektedir.
Kaynakça
Anon 2007c. Global warmingandreportaboutTurkishseas, (in Turkish). http://www.
tudav.org/kureselis.htm.
Brass, G.W. 2002. Arctic Ocean ClimateChange. US ArcticResearchCommission
Special Publication No. 02-1, Arlington,
VA, 14p.
http://www.turcek.org.tr
Kerr, R.A. 2002. A warmerArcticmeanschangeforall. Polar Science297 : 14901492.
Mcculloch, S. 2006. Global warmingthreatensfisheries. Times. December 2006.
Sağlam Erdoğan N.,Düzgüneş E., Balık İ.
2008. Küresel Isınma ve İklim Değişikliği.
E. Ü. Su Ürünleri Dergisi. Cilt: 25 Sayı:
(1): 89-94. ISSN 1300-1590. http://jfas.
ege.edu.tr/
Türkeş, M. 2003. Sera Gazı Salınımlarının
Azaltılması İçin Sürdürülebilir Teknolojik
Ve Davranışsal Seçenekler, V. Ulusal
Çevre Mühendisliği Kongresi, Çevre
Mühendisleri Odası, Ankara.
Temmuz - Ağustos 2014 69
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
İNSAN KAYNAKLARININ
GELİŞTİRİLMESİ ve UMEM PROJESİ
Prof. Dr. Oğuz Borat İstanbul Ticaret Üniversitesi [email protected]
Türkiye’de zaman içerisinde çözümlenecek önemli bir konu mezuniyet ve okul
terk oranlarıdır. Ortaöğretimden ve yükseköğretimden mezuniyet oranları
oldukça düşüktür. Bu ise büyük miktarda kaynak israfı demektir. Ülkemizde
öğrenim için yapılan ve bütçenin önemli bir kısmı olan eğitim sistemi harcamaları
halkımızın vergileriyle, vakıflara yapılan bağışlarla ve doğrudan cepten yapılan
harcamalarla karşılanmaktadır. Önemli hedeflerden birisi de mezuniyet oranlarının
artırılabilmesidir.
ÖZET
Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkışını sağlayacak önemli iki etkenden
birisi ileri teknoloji kullanımı, diğeri de
insan kaynaklarının geliştirilmesidir. İş
piyasasında 25 milyon 544 bin çalışanın
takriben yüzde 57.5'i orta-öğretimi terk
edenlerden oluşmaktadır. İstihdam edilen ve işsizler içinde orta-öğretimi terk
edenlerin nüfusu 15.6 milyon civarındadır. Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM) isimli proje kapsamında
sadece işsiz kişilere uygulamalı eğitim ve
işbaşı eğitim (staj) imkânı sağlanmaktadır. Bu makalede işverenlerin istihdam
ettiği insan gücüne uygulamalı eğitim
sağlamasının UMEM Projesi kapsamına
alınması teklif edilmektedir. İnsan kaynaklarının niteliğinin yükseltilmesiyle
ürün ve hizmet kalitesi artırılacak ve
mevcut ekonomik konumdan bir sıçrama
70 Mimar ve Mühendis
yapılabilecektir. Bireylerin bilgi ve beceri
kazanımlarını gösteren belgelerin Türkiye yeterlilikler çerçevesine girebilmesini
sağlamak için Mesleki Yeterlilik Kurumu
(MYK) tarafından hazırlatılan ulusal
meslek standartları ve mesleki yeterlilikler veya bunları kazandıracak birim
yeterlilikler şeklinde hazırlanması ve bu
süreçlerin kalite güvencesinin sağlanması
önerilmiştir.
1. İNSAN KAYNAKLARININ
GELİŞTİRİLMESİ;
EĞİTİM VE İSTİHDAM
Öğrenme ortamları örgün, yaygın, sürekli
eğitim, uzaktan eğitim, karma eğitim veya
işyeri tabanlı öğrenme olarak isimlendirilmektedir. Öğrenme ortamında bulunan
bireyler “18 yaş altı öğrenciler ve 18 yaş
üstü öğrenenler” olarak ikiye ayrılabilir.
Çalışan veya işsiz gençler veya yetişkinlerden oluşan öğrenen grubunun
öğrenme ortamına katılımı hızlı
bir şekide artmaktadır. Diğer
bir ifadeyle öğrenci profili
değişmektedir.
18 yaş altı okul öncesi eğitim, ilköğre-
tim veya ortaöğretimdeki öğrenciler, çalışan veya işsiz gençler veya yetişkin bireyler insan kaynağı olarak kabul edilmektedir. Bireylerin geliştirilmeleri için örgün,
yaygın, sürekli eğitim, uzaktan öğrenme,
hizmet içi eğitim veya işyeri tabanlı öğrenme gibi farklı yapılarda öğrenme program
ve imkanları mevcuttur.
Öğrencinin karma (hibrid, blended) bir
yapı ile öğrenmesi teşvik edilmektedir.
Bu çerçevede MEB’de ve yükseköğretim
kurumlarında eşzamanlı (senkron) ve
eşzamanlı olmayan (asenkron) uzaktan
öğrenme programları kullanılmaktadır.
Yeni eğitim yöntemleri konusunda dikkat
çeken bir örnek olarak 12’nci kez düzenlenen ve 8 dalda verilen “İhracatın Yıldızları” ödül töreninde Aselsan, Ford Otosan, ENKA, Zorlu, Durmazlar gibi ihracata
damga vurmuş şirketlerin arasına, Bitlis
merkezli “Elektro Gitar FYZ” şirketinin
Kreatif Ürün Ödülü alarak girmiş olmasıdır. Genç girişimci Faruk Yılmaz, internetten “nasıl yapılır?” videoları ile elektro-gitar yapımını öğrenmiş ve Bitlis’in
Hizan ilçesinde açtığı küçük atölyede
bugünün rock yıldızlarının tercih ettiği
Gibson modeli elektro-gitarlar üreterek
internet üzerinden pazara sunmuştur.
Amerika, Kanada, Avustralya, Meksika,
Norveç dahil 8 ülkeye elektro-gitar ihraç
etmektedir [F. Yılmaz, 2014]. Bu örnek,
bilgi ve becerilerin çeşitli yöntemlerle
aktarılabileceğini göstermektedir.
Öğrencilerin büyük bir kısmı yükseköğretime yönelmektedir. Bunlara yol açan
etkenler şu şekilde sıralanabilir:
• Maaş veya ücret farklılığı; aile, çevre,
• Medya etkileriyle oluşan bakış açısı
ve böylece oluşan toplumdaki statü
başarısız öğrencileri terke zorlayan ortaöğretim müfredatının yükseköğretime
girmek için hazırlanmış olması (gerçekte öğrenme çıktılarına göre müfredat
hazırlanmalıdır),
• Eğitimde bireyi değerlendirme sisteminin yetersizliği (öğrencinin tahsil
hayatı boyunca portfolyosunun hazırlanması gerekir),
• Üniversite giriş sisteminin öğrenciye
“fazla düşünme, hemen cevapla; dershanelerde hazırlanırsın” yolunu göstermesi,
• Öğrenci teknolojik gelişmelerin yüksek
bilgi ve becerileri gerektirdiğini farketmekte, aldığı eğitimdeki eksikliğini daha
ileri eğitim ile kapatmaya çalışmaktadır.
Türkiye’de zaman içerisinde çözümlenecek önemli bir konu da mezuniyet ve
okul terk oranlarıdır. Ortaöğretimden ve
yükseköğretimden mezuniyet oranları
oldukça düşüktür. Bu ise büyük miktarda
kaynak israfı demektir. Ülkemizde öğrenim için yapılan ve bütçenin önemli bir
kısmı olan eğitim sistemi harcamaları
halkımızın vergileriyle, vakıflara yapılan
bağışlarla ve doğrudan cepten yapılan
harcamalarla karşılanmaktadır. Önemli
hedeflerden birisi de mezuniyet oranlarının artırılabilmesidir.
Bu arada ortaöğretimi terk oranı çok
yüksek seviyelere çıkmıştır. Son yıllarda
biraz iyilişme görülmektedir, Şekil 1.
Ortaöğretimi terk edenlerin iş piyasasında vasıfsız işçi veya alaylıya dönüşmüş
olarak çalışan yüzdesi 2004-2012 tarihleri arasında yüzde 62,5’ten yüzde 57,5’e
Temmuz - Ağustos 2014 71
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
70
60
50
40
30
20
10
0
2004
2005
2006
2008
2010
Lise Altı (Orta Öğretim Terk)
Yüksek
Lise Mezunu
Mesleki veya Tenik Lise Mezunu
Okur Yazar Olmayanlar
Şekil 1: 2014-2012 arasında istihdam eğitim ilişkisi, Kaynak TÜİK
ANA YETERLİLİKLER
ÖZEL AMAÇLI
YETERLİLİKLER
DESTEKLEYİCİ
YETERLİLİKLER
BİRİM YETERLİLİKLER
BİRİM YETERLİLİKLER
Şekil 2: Yeterlilik Kategorileri Arasındaki İlişki
düşmüştür. Bu oranlar yükseköğretim
mezunlarında: yüzde 11,3-18,1; genel
lise mezunlarında: yüzde 12,1-10,1; mesleki veya teknik lise mezunlarında: yüzde
7,7-9,7 ve okur-yazar olmayanlarda:
yüzde 6,4-4,5 mertebesindedir. Diğer bir
ifadeyle iş piyasasında 2012'de çalışan
24 milyon 841 bin kişinin yarıdan fazlası,
yani 14 milyon 281 bin kişi olarak, ortaöğretimi erken terk edenlerden oluşmaktadır (Çalışan nüfus 2013'te 703.000 kişi
artarak 25 milyon 544 bin e çıkmıştır).
Ortaöğretimi erken terk edenlerin bir
kısmı da işsizler arasında bulunmaktadır.
2012’deki işsiz sayısı 2. milyon 18 bin
iken 2013’te 229.000 artarak 2 milyon
747 bin olmuştur. Bunun da en azından
yarısını ortaöğretimi terk olarak kabul
edersek Türkiye’de ortaöğretimi terk
edenlerin sayısını; 14.3 milyonu çalışan,
1.3 milyonu da işsiz olmak üzere, 15.6
milyon olarak tahmin edebiliriz. Bu çok
önemli bir insan kaynağıdır.
2. AB’NİN DEĞİŞTİRİLEN VE
ERTELENEN LİZBON
EĞİTİM HEDEFLERİ
AB’nin değiştirilen Lisbon 2010 Eğitim
Hedefleri “Europe 2020” Belgesi'nde
sunulmuştur. 2020 yılına kadar ulaşıl-
72 Mimar ve Mühendis
ması gereken hedefler ülkemizdeki gelişmeleri izlemek için kullanılabilir:
1. 4 yaş ve ilköğretime başlama yaşı
arasındaki çocukların en az yüzde 95’i,
erken çocukluk eğitimine başlamış olmalıdır,
2. 15 yaş grubunun okuma, matematik
ve bilim alanlarındaki yetersizliği yüzde
15’ten az olmalıdır.
3. Okul terk oranlarının yüzde 10’dan az
olması.
4. 30-34 yaş grubunda yükseköğretimli
oranının en az yüzde 40 olması,
5. 25-64 yaş grubunun, en az yüzde
15’inin, hayat boyu öğrenme faaliyetlerine katılıyor olması,
Lizbon hedeflerine ulaşılabilmesi için 16
anahtar göstergeyi de dikkate almak faydalı olacaktır:
1- Okul öncesi eğitimine katılım. 2- Özel
eğitim. 3- Okul terk oranları. 4- Okuma-yazma ve sayı okur-yazarlığı. 5- Dil
becerileri. 6- BİT becerileri. 7- Yurttaşlık.
8- Öğrenmeyi öğrenme. 9- Gençlerin
ortaöğretim mezuniyet oranı. 10- Öğretmenlerin ve eğitmenlerin mesleki gelişimi. 11- Yükseköğrenim mezunları.
12- Yükseköğrenim öğrencilerinin farklı
ülkelerde eğitimi. 13- Yetişkinlerin hayat
boyu öğrenmeye katılmaları. 14- Yetişkin
Yeterlikleri. 15- Nüfusun eğitim kazanım-
ları. 16- Eğitim ve öğretime yatırım.
3. UMEM PROJESİ
İşsizlere beceri kazandırılarak istihdama
hazırlanması ile ilgili “Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM)” isimli
iyi tasarlanmış önemli bir proje başlatılmıştır [UMEM, 2014]. Türkiye Odalar
ve Borsalar Birliği (TOBB), Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB), MEB
ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB-ETÜ) arasında imzalanan
protokol kapsamında ilk etapta 19 ilde
başlatılmış olan UMEM projesi şu anda
81 ilde uygulanmaktadır. En fazla 160
fiili gün süren uygulamalı eğitim okul,
merkez veya firmada verildikten sonra
diğer firmalarda staj (işbaşı eğitim)
yapılmaktadır.
UMEM projesinde bir firma bünyesinde
sigortalı olarak çalışan personel eğitim
alamamaktadır. Staj sonrası istihdam
durumunda istihdam edilen kişilerin;
• 18-29 yaş arası erkekler ve yaştan
bağımsız kadınlar için 42 ay süreyle,
• 30 yaş üstü erkekler için 30 ay süreyle
sigorta primi işveren payı ödemeleri
kamu kaynaklarından karşılanmaktadır.
Teşviklerden faydalanılabilmesi için
gereken şartlar:
• İşe alınacak kişinin 6 aylık işsiz olması
(kurs süresi bu süreye dahildir)
• İşe alınacak kişi, firmanın 6 aylık SGK'lı
çalışan sayısı ortalamasına ilave olması
gerekir.
Halbuki Şekil 1’de gösterildiği gibi
Türkiye’de çalışanların takriben yüzde
55’i ortaokul terk eden becerisi olmayan
veya işyerinde basit beceriler kazanmış
kişilerdir. Sigorta primi işveren payının
alınması yerine Türkiye’nin işgücünün
niteliğinin artırılmasının getirisi çok daha
fazladır ve bu yaklaşım Türkiye’nin “orta
gelir tuzağından” çıkmasını sağlayacak
önemli bir adımdır. İnsan kaynaklarının niteliğinin yükseltilmesiyle ürün
ve hizmet kalitesi artırılacak ve mevcut ekonomik konumdan bir sıçrama
yapılabilecektir. Ayrıca firma denediği,
güvendiği ve istihdam ettiği kendi elemanının gerekli becerilerinin gelişmesi
için her türlü desteği verecektir. Birey de
kendi meslektaşları ile kendi işyerinde
İnsan kaynaklarının niteliğinin yükseltilmesiyle ürün ve hizmet
kalitesi arttırılacak ve mevcut ekonomik konumdan bir sıçrama
yapılabilecektir.
yabancılık çekmeden makineleri rahatça
kullanabilecektir.
Dolayısıyla UMEM projesi geliştirilerek;
• Firma bünyesinde sigortalı olarak çalışan personel eğitim alabilmelidir.
• Bu eğitimi alan firma çalışanı 18-29
yaş arası erkekler ve yaştan bağımsız
kadınlar için 14 ay süreyle; 30 yaş üstü
erkekler için 10 ay süreyle sigorta primi
işveren payı ödemeleri kamu kaynaklarından karşılanmalıdır.
Bu çerçevede firma çalışanlarının eğitim
alması konusundaki inceleme ve destek
izninin “Maliye Bakanlığı, ÇSGB, Türkiye
İhracatçılar Meclisi (TİM), TOBB” tarafından belirlenecek ölçütlere göre verilmesi ve izlenmesi faydalı olacaktır.
Uygulamalı eğitim için her türlü alet, teçhizat ve donanımı okul veya merkezlere
yerleştirmek, bunları finanse etmek ve
teknolojik ömrü bitmeden verimli bir
şekilde kullanmak mümkün değildir.
Mesela liman işletmelerindeki büyük
taşıyıcı ve kaldırıcılar; havacılık, denizcilik ve raylı ulaşım sektöründeki sistemler
hem fiziksel olarak çok büyüktür hem de
çok pahalıdır.
Dolayısıyla bu tip konularda okul veya
merkezlerde öğrenme çıktılarını amaçlayan müfredat kapsamında belirli bilgi
ve bazı becerileri kazandırmak mümkün
olabilir. İş dünyasının beklediği sistemlere ait becerilerin ilgili sektörlerde
kazanılması gerekmektedir. Bu açıdan
sektörden sağlanan desteğin maliyetinin
de dikkate alınması gerekir.
Sektördeki uygulamalı mesleki eğitimin
veya beceri kazandıracak bir stajın (işbaşı eğitimin) sektöre olan maliyetinin bir
şekilde dengelenmesi ve yüklenicilere
ödenmesi gerekir. Aksi halde ülkenin
ihtiyacı olan nitelikli insan gücünün
temin edilmemesinin maliyeti çok daha
fazla olacaktır.
4. DİPLOMA VE SERTİFİKA ŞEKLİNDE
YETERLİLİK VEREN KURULUŞLAR
Bireyin sahip olmak istediği diploma ve
sertifika şeklindeki yeterlilikleri veren
eğitim kuruluşlarının başında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yükseköğretim
Kurulu (YÖK)’na bağlı eğitim-öğretim
okul, merkez, yükseköğretim kurumları
(üniversiteler, meslek yüksekokulları,
enstitüler vb.) gelmektedir. Ayrıca Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından
Temmuz - Ağustos 2014 73
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
yetkilendirilen, eğitim ile ilgisi olmayan,
akredite edilmiş belgelendirme kuruluşları
mevcuttur. Bu kuruluşların dışında, kanun
ve yönetmeliklerle tanımlanmış diğer
kurumlar ve kuruluşlar tarafından sunulan
mesleki ve teknik eğitim yeterlilikleri de
mevcuttur1. İl özel idareler, belediyeler,
kamu veya özel kuruluşlar çeşitli isimde
belgeler sunmaktadır.
MEB ve YÖK kapsamında bulunan yaygın
eğitim programlarında çeşitli yeterlilikler
verilmektedir. MEB kapsamında bulunan
okul, merkez veya kuruluşlarda “Kalfalık
Belgesi, Ustalık Belgesi, Usta Öğreticilik
Belgesi, İşyeri Açma Belgesi, Kurs Bitirme
Belgesi” gibi çeşitli belgeler bulunmaktadır.
Üniversitelere bağlı sürekli eğitim merkezlerinin kurslarını tamamlayan bireylere
çeşitli isimde belgeler sunulmaktadır.
MYK, ulusal ve uluslararası meslek
standartlarını temel alarak, teknik ve
mesleki alanlarda ulusal yeterliliklerin
esaslarını belirlemek; denetim, ölçme
ve değerlendirme, belgelendirme ve
sertifikalandırmaya ilişkin etkinlikleri
yürütmek için gerekli ulusal yeterlilik
sistemini kurmak, işletmek ve ulusal
yeterlilik çerçevesiyle ilgili çalışmaların
yürütülmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur [MYK, 2006a].
MYK, ulusal yeterliliklere ilişkin ölçme,
değerlendirme ve belgelendirme faaliyetlerini yürütmek üzere TS EN ISO/IEC
17024 standardına göre akredite edilmiş
ve diğer gerekli ölçütleri karşılayan kuruluşları “Yetkilendirilmiş Belgelendirme
Kuruluşu” olarak yetkilendirmektedir2.
Diğer bir ifade ile belirli sektörlerde,
eğitimle ilgisi olmayan, bireylerin sadece
mesleki yeterliliklerini ölçen ve değerlendiren “Ölçme ve Değerlendirme (VocTest) Merkezleri kurulmaktadır. Böylece
değişik seviyede yeterlilikler verilebilmektedir. Bu merkezler bireyin eğitiminin
nerede ve nasıl olduğuna bakmamakta;
kişinin teorik uygulamalı sınavı başarması
esas alınmaktadır. Dolayısıyla herhangi
bir belgeye sahip olmayan bilgi ve beceri
sahibi “alaylı” adı verilen kişilerin alacakları yeterlilik belgesi ile kazanımları daha
iyi değerlendirilecek, istediği bir yerde
çalışma imkanına sahip olacaktır.
74 Mimar ve Mühendis
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
5. HAYAT BOYU ÖĞRENME
KAPSAMINDA TÜRKİYE VE
YETERLİLİKLER ÇERÇEVESİ
Türkiye Yeterlilik Çerçevesi (TYÇ),
Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi (AYÇ)
ile uyumlu olacak şekilde tasarlanan;
ilk, orta ve yükseköğretim dahil, genel,
mesleki ve akademik eğitim ve öğretim
programları ve diğer öğrenme yolları ile
kazanılan tüm yeterlilik esaslarını ihtiva
etmektedir.
TYÇ’nin oluşturulması eğitim, öğretim
ve gençlik alanında Avrupa Birliği (AB)
müktesebatı ve standartlar ile uyum ve
Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinin bir
parçasını oluşturmaktadır. Bu kapsamda 5544 sayılı Kanunda, MYK’nın TYÇ
ile ilgili görevleri bildirilmiştir [MYK,
2006b]. Türkiye’deki herhangi bir yeterliliğin Ulusal Yeterlilik olarak kabul edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
bu yeterliliği tanıdığını ve garanti verdiği
anlamına gelmektedir ve TYÇ'ye girme
şartı açıklanmıştır [ÇSGB, 2011].
“Kalite güvencesi sağlanmış tüm yeterlilikler Ulusal Yeterlilik Çerçevesi'ne dahil
edilir. Ulusal Yeterlilik Çerçevesi'nde yer
alacak meslekî ve teknik yeterliliklerin
kalite güvencesi Kurum tarafından sağlanır. Ulusal Yeterlilik Çerçevesi'ne dahil
edilecek yeterliliklerin kalite güvence
ölçütlerine, mesleki ve teknik yeterlilikler
dışında kalan yeterliliklerin kalite güvencesini sağlayacak kurum ve kuruluşların
belirlenmesine, farklı yeterlilikler arasındaki yatay ve dikey geçişler ile Ulusal
Yeterlilik Çerçevesi'nin uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulu
kararı ile yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.” MYK Kanunu, Madde
23/A - (2).
TYÇ Yönetmeliği, MYK tarafından sorumlu kurum/kuruluşlarla işbirliği içerisinde
hazırlanmıştır ve dayanağını 5544 sayılı
Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu, 2547
sayılı Yükseköğretim Kanunu, 1739
sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, 3308
sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, 222 sayılı
İlköğretim ve Eğitim Kanunu, 6287 sayılı
İlköğretim ve Eğitim Kanunu İle Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun ve 652 sayılı MEB Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’den almaktadır. TYÇ’nin
uygulamaya başlanmasının ardından AYÇ
Danışma Grubu’na ve Avrupa Konseyi’ne
sunulacaktır.
UMEM Projesi dahil her türlü faaliyette verilen yeterliliğin TYÇ’ye girmesi
hedeflenmeli ve Şekil 2’de görülen
yeterlilik kategorilerinden birisi seçilmelidir [MYK, 2013].
Birim yeterlilikler toplanarak ana yeterliliğe dönüştürülebilmektedir. Bu kredi
transferi ve toplanabilirlik olarak ifade
edilmektedir ve çalışan ve eğitim almak
isteyen bireyler için çok uygun bir yaklaşımdır. Özellikle sektör için gerçekleştirilecek eğitimlerde MYK’nın Ulusal
Meslek Standartları ve Yeterlilikleri
hedeflenebilir.
Yeterliliğin TYÇ’ye girmesi için kalite
güvencesinin de sağlanması önemli bir
adım olacak ve alınan yeterlilik ile yurdışında istihdam kolaylaşacaktır.
1
Sağlık Bakanlığı tarafından verilen Tıpta
Uzmanlık, 3308 sayılı kanun kapsamına girmeyen mesleklerde TESK’e bağlı odalar tarafından
verilen kalfalık ve ustalık belgeleri, Türk Silahlı
Kuvvetleri tarafından verilen Askeri Lise Diploması, İçişleri Bakanlığı tarafından verilen Polis
Koleji Diploması, Ulaştırma Bakanlığı tarafından
verilen yat kaptanlığı belgesi vb.
2
TS EN ISO/IEC 17024 Uygunluk Değerlendirmesi - Personel Belgelendirmesi Yapan Kuruluşlar İçin Genel Şartlar
Kaynakça
ÇSGB, 2011. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, Resmi Gazete 02.11.2011-28103.
F. Yılmaz,2014. İhracatın Yıldızları, FYZ FirmasıKreatif Ürün Ödülü, Star Gazetesi, 24.Nisan
2014. http://www.dunya.com/ihracatciaglatirsa-hazine-garanti-verir-mi-155684yy.
htm,
MYK, 2006a. Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu,
Resmi Gazete 7/10/2006-26312
MYK, 2006b. Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu,
Madde 2 - (1) d, Madde 23/A - (1), Madde
23/A - (2). Resmi Gazete 7/10/2006-26312.
Kanun No.: 5544, 2006.
MYK, 2013. Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi, Mesleki Yeterlilik Kurumu, Ankara, Nisan 2013.
UMEM, 2014. Uzmanlaşmış Meslek Edindirme
Merkezleri Beceri’10 Projesi http://www.beceri10.org.tr/index.php/becerinedir.html
Temmuz - Ağustos 2014 75
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
“GÖRÜNMEYEN EL”DEN
“SANAL EL”E İNSAN KAYNAĞI
Yrd. Doç. Dr MEHMET LÜTFİ ARSLAN İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi [email protected]
“Görünen El”, “Görünmeyen El”in iktidarını elinden insan kaynağının örgütlenme
becerileri ile aldı. Bugün o iktidarı devrettiği “Sanal El”e karşı yenilgisinin arkasında
yatan nedenler aynı özelliklerden başkası değil. Bu anlamda “değişmeyen tek şey
değişimdir” mottosu ile Demokles’in kılıcı gibi sallanan olgu ile başa çıkmanın tek yolu
esas değer unsurunun insan kaynağı olduğunu fark etmekten geçiyor.
2
2 Ağustos 1878’de Yale Üniversitesi
profesörlerinden William Graham
Sumner, iş ve ekonomi dünyasında
etkileri hissedilen genel durgunluğun sebeplerini araştırmak üzere
oluşturulmuş Temsilciler Meclisi’ndeki bir komiteye şunları söylüyordu:
“Toplum kimsenin nafakasını sağlamak zorunda değildir. Toplumun
kendilerinin nafakasını sağlamak
zorunda olduğu iddia edilen genç
adamlarla ilgili bütün vakalarda,
toplum onlara bir ödeme yaptı, ama
eyalet hapishanelerinde… Başka bir
sonuca şahit olmadım. Gerçek şudur
ki; diğer insanlar üzerinde herhangi
bir talebi olmayan birisini, insanlar
yaşatır ve besler. O da her insanın
yaptığı gibi tabiatla savaşını vermek
zorundadır. Eğer o da her insandaki
enerji, girişim, yetenek ve alt-yapıyı
kullanarak savaşırsa, başarısız olabileceğini düşünemiyorum. Talihsizlik
hariç…” 1
Sumner’ın söyledikleri o yıllarda,
birçok iktisat tarihçisi tarafından
İkinci Sanayi Devrimi adı ile adlandırılmış bir tecrübe yaşayan bir
ülkenin insan kaynakları politikalarına dair öğretici dersler içermektedir. ABD, 19'uncu yüzyılın ilk
çeyreğinde Avrupa’nın sanayileşmiş
ülkeleri ile kıyaslandığında önemli
sayılabilecek bir ekonomik etkinliğe
ve güce sahip değildi. Ama 50 yıldan
az bir zaman içerisinde İngiltere ile
76 Mimar ve Mühendis
“Görünen El”,
“Görünmeyen
El”in iktidarını elinden
insan kaynağının örgütlenme becerileri
ile aldı.
birlikte dünyanın en büyük imalatçısı
konumuna yükseldi. Bu tecrübe, gerçekten özgün bir kalkınma ve büyüme
tecrübesi olarak çok farklı sebeplere
dayanmış olsa da en büyük pay demiryollarının inşası ile ortaya çıkan büyük
ölçekli işletmeler ve bu işletmelerin
kendi gereksinimleri çerçevesinde
talep ettiği insan kaynağının niteliklerine ait dönüşüm olmalıdır. İlginçtir
ki; bu dönüşüm piyasaların geçtiği her
büyük kavşakta hissedilmiş ve yaşanan büyük değişimlere rağmen Yale’li
akademisyenin bahsettiği özellikler
her döneme ait temel değerler olarak
kalmış ve hiç değişmemiştir. Biz bu
yazıda çok genel bir piyasa tarihi okuması ile işte bu noktayı öne çıkartmaya
çalışacak ve her dönemde en temel ve
geçerli değerin insan kaynağının nitelik
ve özelliklerine ilişkin olduğunu göstermeye gayret edeceğiz.
“GÖRÜNMEYEN
EL”DEN “GÖRÜNEN EL”E
İşletme tarihçileri arasında saygın
bir yere sahip Amerikalı Alfred D.
Chandler 19'uncu yüzyılın ilk yarısında
ortaya çıkmaya başlayan büyük ölçekli
işletmelerin “yönetim devrimi” meydana getirdiğini düşünür. Chandler’ın
“Görünen El” adlı kitabının konusu
olan bu yeni tip işletmeler ABD’de
demiryollarının inşası ile başlayan
süreçte ortaya çıkmış demiryolu şirketleriydi. Milyonlarca hisse senedi
satışı ile finanse edilen sermaye yoğun
işletmeler olan demiryolu şirketlerinin faaliyetleri o kadar karmaşık
ve çalışanları o kadar fazla idi ki bir
patronun ya da ailenin tek başına bu
yapıları yönetmesi mümkün değildi.
Örneğin 400 milyon Dolarlık sermaye ile faaliyet gösteren Pennsylvania
Railroad işletmesi dünyanın o dönem
içerisindeki en büyük şirketi idi ve yaklaşık 10 bin kilometrelik bir demiryolu
ağına sahipti. Ana kararların alınması
ve kaynak dağılımında sahiplerin değil
profesyonel yöneticilerin söz sahibi
olmasını sağlayan yeni tip işletmeler
Chandler’a göre üretim, dağıtım ve
pazarlama kanallarında yaptıkları deği-
Bilgi teknolojilerinin
ortaya çıkarttığı
yeni süreçte, patron
işletmelerinin yerini
profesyonel yöneticilerin
yönettiği büyük
ölçekli işletmelere
bırakması gibi, günümüz
işletmeleri de yerini
bilişim teknolojileri ile
farklılaşmış yeni bir
işletme tipine bırakıyor.
şimlerle Adam Smith’in adını koyduğu
piyasanın “Görünmeyen El”inin yerine
geçmişlerdi.2 “Görünen El” yani büyük
işletmelerin piyasayı kendi çıkarlarına göre düzenlemesi Chandler’a göre
“Görümeyen El” mekanizmasından
daha etkin ve verimli idi. Örneğin yeni
tip işletmeler birçok faaliyetin aynı
anda koordine edilebilmesi ve bunun
etkin bir şekilde gerçekleştirilebilmesi
için yönetsel bir hiyerarşi oluşturmuşlardı. Yönetsel hiyerarşi bir kez oluşup
idari koordinasyon işini başarılı bir
şekilde yürütmesi ile hiyerarşinin kendisi süreklilik, güç ve devamlı gelişimin
kaynağı haline gelmişti. Hiyerarşiyi
yürüten ücretli yöneticilerin kariyerleri teknik ve profesyonel bir içerik
kazanmış ve çok bölümlü işletmeler
gelişip yöneticileri profesyonelleştikçe
de, işletmenin yönetimi ile sahipliği
arasındaki ayırım daha çok belirginleşmişti. Bu belirginleşmenin getirdiği
en dikkat çekici sonuç ise yeni işletme
tipinin talep ettiği insan kaynağına ilişkindi. Yöneticiliğin profesyonelleşmesi
ile piyasanın ya da büyük işletmelerin
talep ettiği nitelik ve beceriler de ona
göre tanımlanmış, bu da eğitim dünyasının piyasanın taleplerine göre şekillenmesi sonucunu doğurmuştu.
PİYASANIN
ÜNİVERSİTELERİ
1881’de kurulan Wharton İşletme
Okulu, piyasanın yeni efendilerinin
taleplerine göre şekillenen ilk işletme
Temmuz - Ağustos 2014 77
DOSYA: EĞİTİM HAYATI VE MESLEK SEÇİMİ
MAKALE • SÖYLEŞİ • GÖRÜŞ
zorluyordu. Üniversitelerin yüzyılın
başında girdiği ve meslek eğitimini öne
çıkartmaya başlattığı süreç artık tamamen baskın bir karaktere bürünmüş,
“mültiversite” adı altında tanımlanan
bir mahiyetle, istihdama uygun insan
kaynağını yetiştirmenin de ötesine
geçerek ekonomik gelişmeye araştırma ve geliştirmeye sağladığı katkılara
yardımcı olan bir kuruma dönüşmüştü.
Yeni zamanların en önemli ve tanımlayıcı unsuru ise artık bilginin bütün
üretim faktörlerinin önüne geçerek ana
değer haline gelmesiydi.
“Görünen El” olarak ifade edilen işletmelerin artık yerini “Sanal
El” olarak ifade edebileceğimiz yeni içerik ve kurguya sahip
dijital işletmelere bıraktığını söyleyebiliriz.
okullarındandı. Bu yeni okul tipleri
ile Wilhelm von Humboldt tarafından
kurulan klasik üniversite yapısında
amaçlanmış genel eğitim ile mesleki
eğitimin bir arada yürümesi ilkesi,
ikincinin öncelendiği bir içeriğe büründürülüyordu. Massachussets Teknoloji
Enstitüsü (MIT) ve Stanford Üniversitesi gibi piyasaya yönelik araştırma üniversitelerinin bu dönemde kurulması
aynı ihtiyaca binaendir. 1908’de kurulan Harvard İşletme Okulu yetiştirdiği
yöneticilere, yönetim becerilerinin yanı
sıra stratejik düşünebilme yetisi kazandırdığını iddia ediyordu. İşletme politikaları adıyla konulan derslerde işletmenin farklı bölümleri arasındaki ilişkiler öğretilmeye başlamıştı.3 Zamanla
çevre etkisinin de dahil edildiği bu
dersler, aslında eğitim dünyasının iş ve
işletme merkezli bir piyasanın gereksinimlerine kendisini uyarlaması anla78 Mimar ve Mühendis
mına geliyordu. İş dünyasının gereksinimleri çoğalıp çeşitlendikçe bu okulların müfredatları etkilenmeye ve
değişimlere göre şekillenmeye devam
etti. İnsan kaynaklarının nitelikleri,
becerileri ve özellikleri, iş piyasasının
ve aktörlerinin öncelikleri esas alarak
oluşturuldu. Örneğin teorik araştırma
ile uygulamanın kol kola gittiği kimya
sektöründe 1900–1940 yılları arasında araştırmacı sayısı 6, mühendis
sayısı 7 kat büyüdü.4 Yüzyıl içerisinde
bu eğilim hiç eksilmedi, hep arttı.
1950’li yıllarda her yıl 3 bin civarında işletme yüksek lisans derecesinin
verildiği ABD’de bu oran 1990’larda
100 bin’i geçti.V
90’lara gelindiğinde ilginç bir şey oldu.
“Görünen El” in düzenlediği piyasada
işler artık eskisi gibi yürümüyordu.
Değişim çok hızlı ve baskındı. Teknoloji, küreselleşme ve rekabet herkesi
ÜÇÜNCÜ DALGA: “SANAL EL”
Günümüzde hayatımızın her alanında
hissettiğimiz bu değişim ve dönüşüm,
Chandler’in “Görünmeyen El”in “Görünen El” ile yer değiştirdiğini iddia ettiği
türden değişimin bir benzerine tanıklık
ediyor. Bilgi teknolojilerinin ortaya
çıkarttığı yeni süreçte, patron işletmelerinin yerini profesyonel yöneticilerin
yönettiği büyük ölçekli işletmelere
bırakması gibi, günümüz işletmeleri de
yerini bilişim teknolojileri ile farklılaşmış yeni bir işletme tipine bırakıyor.
Dijital işletme diye adlandırabileceğimiz bu yeni işletme tipi, işlevleri ve
faaliyetlerini bütünüyle ya da kısmi
olarak bilişim teknolojileri aracılığı ile
gerçekleştiren işletme tipidir. Yeni ekonomi adıyla anılan ve bilgi teknolojilerindeki gelişmenin ana belirleyici olduğu dönemde bilişim teknolojileri, klasik
işletme işlevleri, faaliyetleri ve süreçlerini kolaylaştıran bir araçtan daha öte
onları yeniden tanımlayan, kurgulayan
ve değiştiren stratejik bir paydaş olarak bir anlam ve içeriğe sahiptir. Bu
anlamda “Görünen El” olarak ifade edilen işletmelerin artık yerini “Sanal El”
olarak ifade edebileceğimiz yeni içerik
ve kurguya sahip dijital işletmelere
bıraktığını söyleyebiliriz.
Dijital işletmelerin klasik işletmelerin
yerini aldığı ve “Sanal El”in hakim
olduğu yeni piyasada bilişim sektörü
öne çıkmakta, yatırımlar fiziki yatırımlardan daha çok fiziki olmayan yatırımlara kaymaktadır. Rekabet de bilgiye
erişim, onu kullanım ve iletim nokta-
linde düşünülmüştü.8
sında düğümlenmekte, bu
Dijital
çerçevede nitelikli insan
Modernleşmenin hız
işletmelerin
kaynağı gereksinimi daha
kazandığı Cumhuriyet
klasik
belirginleşmektedir, çünkü
dönemi bu “modern”
işletmelerin yerini amacı değiştirmeyeni ekonomide bilgi ile
aldığı ve “Sanal
ortaya çıkacak rekabet
di. Ancak eğitim ile
El”in
hâkim
olduğu
avantajını sağlayabilecek
istihdam arasındaki
yegane unsur insan kaydengenin bir türlü
yeni piyasada
nağıdır. İşletmeler, bilgiyi
kurulamadığı9 bu
bilişim sektörü
kullanma ve yorumlama
dönemde piyasanın
öne çıkmakta,
becerisine sahip nitelikli
ihtiyaçları ile insan
yatırımlar fiziki
insan kaynağını bünyelekaynağının nitelikleri
yatırımlardan
rine dâhil edebilmek için
arasındaki uyumsuzdaha çok
gerek insan kaynakları
luk konu ile ilgili ortafiziki olmayan
politikaları ve gerekse
ya konan neredeyse
örgüt yapılanmalarında
bütün araştırmaların
yatırımlara
değişime gitmektedirler.
üzerinde ittifak ettiği
kaymaktadır.
Girişimcilik niteliği gelişbir problem olarak
miş ve öne çıkmış insan
kalmaya devam etti.10
kaynağı, bilgi teknolojileri
Söz konusu probleme
ile ortaya çıkan rekabetin yıkıcı etkiyönelik çözüm önerileri eğitim dünyalerine karşı en önemli işletme paydaşı
sının, iş dünyasının gereksinimlerini
6
olarak öne çıkmaktadır.
izlemesi ve buna uygun bir içerik üretmesi şeklinde ortaya çıkıyor.
“Görünen El”, “Görünmeyen El”in
SON SÖZ YERİNE
iktidarını elinden insan kaynağının
17'nci Milli Eğitim Şurası’nda döneörgütlenme becerileri ile aldı. Bugün
min Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,
o iktidarı devrettiği “Sanal El”e karşı
eğitimin bir amacının da “antenleri
yenilgisinin arkasında yatan nedenler
dünyaya açık, küresel bir dünyada
aynı özelliklerden başkası değil. Bu
yaşadıklarının farkında olan” dünya
anlamda “değişmeyen tek şey değivatandaşları yetiştirmek olduğunu
şimdir” mottosu ile Demokles’in kılıcı
söylemişti.7 Dünyanın bir köye dönüşgibi sallanan olgu ile başa çıkmanın
tüğü, tüketim kültürü ile şekillenen bir
tek yolu esas değer unsurunun insan
hayat tarzının kürenin her noktasında
kaynağı olduğunu fark etmekten
aynı şekilde algılandığı bir dönemde
geçiyor. Kaliteli insan kaynaklarına
dünya vatandaşlığı olması muhtesahip olmak her zaman olduğu gibi
melen beceri, nitelik ve özellikleri ile
günümüzde de esas rekabetçi avandünyanın her tarafında çalışabilir, iş
tajı oluşturuyor. Günümüzün insan
bulabilir ve ayakta kalabilir bireye
kaynağı belirli nitelikler ve özeliklerişaret ediyor olmalı. Aslında ülkemizde
le donanmış bireylerden daha fazlamodernleşme ile başlayan süreç hep bu
sını talep ediyor; yeni insan kaynağı,
amacı yani dünyadaki genel eğilimleri
küreselleşme, rekabet ve teknoloji
gözeterek gelmiş bir süreç. Osmanlı’da
üçlüsünün şekillendirdiği belirsiz bir
eğitim sistemine yönelik reformlar bu
ortamda önce ayakta kalma, sonra
anlamda ilginç örneklerdir. İlk kurulan
uyum sağlama ve nihayet değişimi
modern okulların “mühendishane”
yönetme özelliklerine sahip bireyler
olması bunun bir göstergesidir. Bir
olmak demek. Eğitim kurumlarının bu
diğer gösterge de derslerin Fransız
nitelikteki insan kaynağını yetiştirmek
usulü verildiği Darülfünun’un kuruluşu
için yapacakları ise sadece güncelliğini
ve isminde ilim kelimesi yerine fen
ve değerini çabucak yetiren bir müfkelimesinin kullanılması olabilir. Bu
redatı aktarmaktan öte muhataplarına
kurum “Batı kaynaklı yeni bilimlerin
her koşul ve ortamda bilgiye erişim
eğitiminin yapılacağı bir kurum” şek-
sağlayabilme ve “öğrenmeyi öğretme”
becerisini kazandırmak olmalı. Belki
daha da önemlisi ise Yale’li akademisyenin ifade ettiği “her insandaki
enerji, girişim, yetenek ve alt yapıyı”
diğer bir ifade ile potansiyeli harekete
geçirebilmektir.
Kaynakça
1
U.S. Congress House, Investigation by a Select
Committee of the House of Representatives
relative to the Causes of the General Depression in Labor and Business etc, 45th Cong. 3d.
Session, Mis. Doc. No. 29, Government Printing
Office, Washington D.C.:1879.
2
Alfred D. Chandler, The Visible Hand: the
Managerial Revolution in American Business,
Harvard University Press, Cambridge: 1977.
3
Pankaj Ghemawat, “Competition and Business
Strategy in Historical Perspective”, Business
History Review, 76, 01, 2002, ss. 37-74.
4
Goldin, Claudia ve Lawrence F. Katz, “Human
Capital and Social Capital: The Rise of Secondary Schooling in America, 1910–1940”, Journal of Interdisciplinary History, 29, 4, 1999, ss.
683-723.
5
J. Pfeffer ve C. T. Fong, “The End of Business
Schools? Less Success Than Meets the Eye”,
Academy of Management Learning & Education, 1, 1, 2002, ss. 78-95.
6
M. L. Arslan ve diğerleri, Dijital İşletme, Cinius,
İstanbul 2013.
7
http://www.meb.gov.tr/haberler/html_haberler/17_Sura_Tamami.html
8
E. İhsanoğlu, “Darülfünun”, Türkiye Diyanet
Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VIII. Cilt, İstanbul:
1993, s. 521-525.
9
S. Murat ve L. Şahin, "Gençlerin İstihdamı/
İşsizliği Bakımından Türk Eğitim Sisteminin
Değerlendirilmesi, Çalışma ve Toplum, 30, 2011,
ss. 93-135.
10
Örneğin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından 2007 yılında yapılan
“Türkiye’de Yüksek Öğretim ve İşgücü Piyasaları” adlı çalışmada, piyasanın talep ettiği nitelikler ile üniversite mezunlarının nitelikleri arasında
herhangi bir uyumun olmadığı belirlenmiştir.
Yine SETA tarafından 2013 yılında yapılan
“Türkiye’nin İnsan Kaynağının Belirlenmesi” adlı
çalışmada işletmeler açık pozisyonlara başvuran adayların veya çalışanlarının alanıyla ilgili
mesleki/teknik becerileri ve deneyim/tecrübe
eksikliğini en büyük iki eksiklik olarak belirtmişlerdir. Konu ile ilgili Dünya Bankası tarafından
yapılan bir çalışma da aynı sonucu vermektedir.
Daha fazla bilgi için bkz. TOBB, Türkiye’de
Mesleki ve Teknik Eğitim Konusundaki Temel
Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Ankara: 2007; B.
S. Gür ve diğerleri, Türkiye’nin İnsan Kaynağının
Belirlenmesi, Rapor, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)Yayını, Ankara:
2012 ve World Bank, Investing in Turkey’s Next
Generation: The School-to-Work Transition and
Turkey’s Development, Washington D.C., Report
No. 44048-TU, 2008.
Temmuz - Ağustos 2014 79
MAKALE
Mahmutpaşa 15'inci yüzyılın
sonlarında mahalle olarak
kurulur. Uzunca bir süre
Saray'ın ve konakların yer aldığı
bir yerleşim yeridir. İstanbul
limanı'na çok yakın oluşu,
ticaretin de yoğunlaşmasını
getirdi. Sonrasında evler,
hana ve işyerlerine çevrilerek
dükkanlar çoğaldı. 20'NCİ yüzyılda
Tahtakale ve Mahmutpaşa civarı
artık tamamen ticaret merkezi
hüviyetine büründü. Eminönü ve
civarı İstanbul'un dolayısıyla
Türkiye'nin en önemli ticaret
merkezi olmuştu.
S
ultanhamam ismini Osmanlı döneminde
saray mensuplarının müdavimi olduğu
bir hamamdan aldığı söyleniyor. Üniversite okumayan, okuyamayan birçok kişi
ticarete Tahtakale'de başladı. Üniversite
okumamak bazen avantaj da olabiliyor.
Ticarete erken başlayarak, ticareti yerinde
öğrenenler, Türkiye'nin gerçek ticaret üniversitesi
Tahtakale'de yetişip bugün Türkiye'nin en büyük
ihracatını yapan sanayi kuruluşlarını ve markalarını
yönetiyor. Tabi bugünkü konumlarına kolay gelmediler. Tırnaklarıyla kazıyarak, ciddi mücadeleler ve
çileler çekerek, dürüstlüklerinden ve namuslarından
ödün vermeden bu duruma geldiler.
Mahmutpaşa, Sultanhamam, Mercan, Tahtakale,
Yeşildirek, Akarçeşme, Kapalıçarşı; bu bölgeler
geçmişte gerçek ticaretin kalbinin attığı yerlerdi.
Buralarda söz, insanın namusu, onuru ve şerefiydi.
Bölgenin dar oluşundan mıdır, yoksa kadim geçmişten alınan terbiyeden midir? İnsanlar sözlerine
ve imzalarına sadıktı. “İşadamının bitmez tükenmez
sermayesi dürüstlük olmalıdır.”
BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN
DÜNÜ HATIRLAMAK GEREK
Buralara ilkokulu (o zaman ilkokul 5 seneydi) bitiren
çocuk denecek yaştaki gençler aileleri tarafından
80 Mimar ve Mühendis
TİCARETİN
GÜZELLİĞİ TAHTAKALE'DE
Osman Şahbaz
Makine Mühendisi
MMG Genel Başkan Yardımcısı
[email protected]
dükkan sahiplerine teslim edilir, askere
gidene kadar kalfasının, ustasının, patronunun yanında sabırla meslek öğretilir, eğitilerek yetiştirilirdi. Usta çırak ilişkisi önemliydi ve saygındı. Tabii o zamanlar eleman
''iş öğreneceğim, meslek sahibi olacağım''
diye işe girer, işini tam ve dürüstçe yapardı. Usta çırak ilişkisi bugün yok olmak
üzere, sanatkar da yetişmiyor. Meslek okulları var, ancak bu okullarda pratik yetersiz,
detaylara hakim değiller.
Erken yaşlarda istidadı, yönü ve ilgisi hangi
alan ve konularda ise çocukları o yönde
ilerlemelerini sağlamalıyız. Erken yaşlarda
iş hayatının içine giren gençler örgün eğitimine devam edemeyebilir, ancak kendilerini farklı alanlarda yetiştirerek bunu telafi
edebilirler. Ekonomiye katkılarının yanında,
parlak fikirleri ve insani değerleri öne
çıkartacak yaklaşımları ile farklılık oluşturabilirler. ''Önce insan'' dersek, her sorunu
çözebiliriz. Bin bir eziyetle hayat yolunda
mücadele ederken yaptığımız işlerin Hakka
ve insana hizmet olduğunu unutmamalıyız.
TAHTAKELE DE EKSEN
GENİŞLEMESİ KERVANINA
KATILIYOR
Geçmişe dönüp baktığımızda o küçük
imalatçı esnaf ve sanatkarlar bugünün
Türkiye'sinde tekstil, ev tekstili, plastik, deri
ve deri mamulleri, hammadde, kuyumculuk, mücevherat, oyuncak, hediyelik eşya
ve birçok sektörde ihracatımızı gerçek-
552 Yıl önce Osmanlı'nın ticaret
merkezi olarak kurulan ve
günümüzün büyük işadamlarının
yetişmiş olduğu okul olarak
bilinen Mahmutpaşa son yıllarda
eski cazibesini arar durumda.
leştiren, Anadolu'daki yatırımcı aslanların baş vermesinde öncülük etmişlerdir.
Eskiden her şeyde olduğu gibi ticarette
de samimiyet ve dürüstlük vardı. Kapalı
olan ekonomimiz, 6 Kasım 1983 Turgut
Özal'ın Başbakanlığı'ndan sonra Türkiye
Temmuz - Ağustos 2014 81
MAKALE
dışa açılım politikasıyla birlikte ticaretimiz
de dışa yönelmiştir. Eskiden alışverişlerde
senet kullanılırdı, çek kullanılmazdı. Tüccarın ağzından çıkan söz, senet gibiydi. Bu
durum esnafın arasında yaygındı.
1960'lı yıların başından sonra Mahmutpaşa 2000 yılına kadar Türkiye'nin her
vilayetinden gelen toptancıların alışveriş
yeri olarak bilinirdi. Türkiye'nin her yerine,
imalatçıların yoğun olduğu ''Tahtakale,
Mahmutpaşa'dan'' mal gönderilirdi. 1990
yılından sonra imalat ve toptan satış tari-
Ülkemizi dahi iyi geleceğe nasıl
götürebileceğimizi her daim
kendimize şiar edinmeliyiz.
Çalışmanın neticesinde
azmin zaferi kendisini
gösterecektir. İşin sonunda
insana ve milletimize hizmet
olmalı. Sabırla, sebat ederek,
soğukkanlılıkla, tutumlu
olarak ve işimize iyi sarılarak
çalışmalıyız. Yükselmek için
büyük düşünmeliyiz.
hi yarımada Eminönü ilçesinden İstanbul
Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi'nin yönlendirmesi ile şehircilik açısından altyapısı
tamamlanmış İkitelli Kooperatifi Sanayi
Giyim Sitesi'ne taşınmışlardır.
TAHTAKALE VE
MAHMUTPAŞA DAR GELDİ
Tekstil sektörünün ilk doğuş yeri
Mahmutpaşa'dır. Eskiden tekstil işi Mahmutpaşa ve civarında icra edilirdi. Bu bölge
dar gelmeye başlayınca farklı bölgeler
oluşmaya başladı. Şimdi Türkiye'de onlarca
Tahtakale, Mahmutpaşa var. Tahtakale'de
dükkanlar küçük, satışlar derli toplu ve
esnaf birbirini tanırdı. Buradaki alan yeterli
olmamaya başlayınca yeni yer arayışı baş
gösterdi. Bu dönüşüm sürecine ayak uyduran esnafların büyüyerek imalat ve ticaretlerini sürdürdüklerini ve Anadolu'da da
imalathanelerin çoğaldığını görüyoruz.
Tahtakale ve Mahmutpaşa'da esnafla ilgili
en önemli husus ise ''dededen babaya,
babadan oğula'' geleneğinin var oluşudur.
Son yıllarda dünyada ve Türkiye'de gençlerin daha kolay, meşakkatsiz iş alanlarını
seçiyor olmaları bu ticaret kültürünü de
sekteye uğratmaktadır.
İŞİNE VARİS BULMAK
SORUN OLMAMALI
İşini mükemmellik duygusu içerisinde işi
ne olursa olsun en iyi şekilde yapması
gerektiği öğretilmeli, iyi iş, kötü iş diye
bir kavramı olmamalıdır. İşine, mesleğine
saygı duymayı öğrenmeli ki insan, yaptığı
işi en iyi şekilde yapsın. Her hanın odaba-
82 Mimar ve Mühendis
Dünyada o kadar çok iyi eğitimli ve yetenekli ama başarısız insanlar var ki. İnandığınız bir işte
kararlı ve sebatlı olmak neticeye ulaşmanın en büyük dinamosudur. Akarsudaki su ile kayanın
mücadelesinde her zaman su kazanır. Bu; su güçlü olduğundan değil sebatkar olduğundandır.
şılık sistemi mevcuttu. Bu ticari faaliyetler
gerçekleşirken birtakım örgütsel ilişkiler de
kurulmuştur. Alışverişin, imalatın yapıldığı
hanları, çay ocağını ve hamalları, ''odabaşı''
yönetirdi. Her isteyen çay ocağı, odabaşı
ve hamallık yapamazdı. Bir düzen, plan, sistematik ve hiyerarşisi vardı. Şimdilerde ise
modern plazalardaki bina yönetim sistemleri
üniversitelerimizin yüksek lisans programlarında iş sağlığı ve güvenliği derslerinde
okutulmaktadır.
GENÇLERDE ÇABUK BAŞARIYI
ELDE ETME DÜŞÜNCESİ HAKİM
Az çalışıp kolay yoldan çok para kazanma
anlayışını bırakmalıyız. Kötümser olmadan,
erdemli bir şekilde önümüze, ileriye bakmalıyız. Yeni nesillerin iyi, başarılı, merhametli,
çalışkan, risk almasını bilen ve adil örneklere
ihtiyacı var. İnsana hizmet ölçümüz olmalı. Üzerine bastığımız toprağın ne kadar
kıymetli olduğunu, ne mana ifade ettiğini
bilmeliyiz. Ülkemizi dahi iyi geleceğe nasıl
götürebileceğimizi her daim kendimize şiar
edinmeliyiz. Çalışmanın neticesinde azmin
zaferi kendisini gösterecektir. İşin sonunda
insana ve milletimize hizmet olmalı. Sabırla,
sebat ederek, soğukkanlılıkla, tutumlu olarak
ve işimize iyi sarılarak çalışmalıyız. Yükselmek için büyük düşünmeliyiz, ufkumuzu ve
hayalimizi geniş tutmalıyız, büyük düşünmeliyiz. Sebat, başarıdaki en önemli kilit nokta
olsa gerek. Dünyada o kadar çok iyi eğitimli
ve yetenekli ama başarısız insanlar var ki.
İnandığınız bir işte kararlı ve sebatlı olmak
neticeye ulaşmanın en büyük dinamosudur.
Akarsudaki su ile kayanın mücadelesinde
her zaman su kazanır. Bu; su güçlü olduğundan değil sebatkar olduğundandır.
ÜNİVERSİTE DİPLOMASINDAN
VAZGEÇİP HAYALLERİMİZİN
PEŞİNDE OLMAK
Yaptığımız işi en iyi yapacak şekilde öğrenmeliyiz. O işin üstadı olmalıyız. Bitmek tükenmek
bilmeyen dürüstlük sermayemizden hiç ödün
vermemeliyiz. Önce hayal kurmalı, arzu etmeli,
istemeli ve isteğimizden asla geri dönmemeliyiz. Hayalini kurduğumuz iş olmuyorsa ona
bağlı başka bir işe geçmeli, ama hiçbir zaman
yılgınlık göstermeden, devam etmeliyiz. Hedef
ve amacımıza inanmalıyız. Önümüze belki her
daim fırsatlar geliyordur, bunun farkında
olmalıyız. Toplumun kurallarına uyan saygılı
ve dürüst insan olmalıyız. Anadolu'da çok
güzel bir tabir vardır, ''İşin hilesi dürüstlüktür''. Öğrendiğimiz dürüstlük ve güvenilirlik
hususunda uygulamada titiz davranmalıyız.
İşe önemli, önemsiz diye bakmamalı, önemsiz sandığımız iş bize ileride birçok büyük
kapıların açılacağı anahtar görevi görebilir.
Allah Rasûlü: “Güvenilir mümin tüccar, kıyamet gününde şehitlerle beraberdir.'' buyuruyor. Dürüstlük her koşulda karşılığını bulup
meyvesini verecektir. Üniversite diplomasından vazgeçip hayallerimizin peşinde olmak,
kim bilir bizleri farklı mecraları taşıyabilir.
Ama bu yolun çok uzun, meşakkatli ve zorlu
bir yol olduğunu bilmeliyiz.
Temmuz - Ağustos 2014 83
MAKALE
İŞE GİRDİK İLK GÜN
AMAN DİKKAT!
Yapılan çalışmalar yeni işe giren personel için ilk
100 günün önemli olduğunu ve bu süre zarfındaki
çalışma ve davranışlarının daha fazla akılda kaldığını
göstermektedir. İşte ilk gün sizin için yeni ve büyük bir
başlangıçtır. Öncelikle aklınızdan çıkartmayacağınız
kural sizi karşılayan herkesin zamanında bu ilk gün
sendromunu yaşamış olduğunu bilmektir ve bu sizi
rahatlatmalı. Hayatınızda pek çok yeni başlangıçlara
adım atmış biri olduğunuzu unutmayın.
MAHMUT ÇELİK
MMG GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
MAKİNE YÜK. MÜHENDİSİ
[email protected]
U
zun dönem okul hayatı, akabinde
mezuniyet ve iş arama süreci, ciddi
derecede gerildik ve yorulduk. Hatasız
CV hazırladık iş görüşmelerimizde
zamanında bulunduk ve hatasız mülakatlar neticesinde işe kabul edildik.
Günlerden pazartesi ve ilk iş günümüz,
bizi nasıl bir ortamın beklediğini bilmeden stres dolu bir bekleyiş. Artık
sizin için önemli olan ilk izlenim ve
akabinde işinizde kendinizi kanıtla-
84 Mimar ve Mühendis
mak ve sizi işe alanlara karşı mahcup
olmamaktır. İşe kabul edilmenin
neticesinde sizde rahatlık, mutluluk
ve aşırı güven oluşabilir. Bu duygular
içerisinde dikkatli olmazsak başlangıç
günü bir kabusa dönüşebilir.
Yapılan çalışmalar yeni işe giren personel için ilk 100 günün önemli olduğunu ve bu süre zarfındaki çalışma
ve davranışlarının daha fazla akılda
kaldığını göstermektedir. İşte ilk gün
sizin için yeni ve büyük bir başlangıçtır. Yeni arkadaşlar onları tanımaya
çalışmak, yeni ortam oraya adapte
olma güçlüğü… Bu arada kendini
doğru ifade etmek ve sizi işe alanlara
karşı kendini ispat etmek sizi büyük
bir duygu karmaşası içerisinde bırakabilir. Bu durumun sizde psikolojik
Son gece iyi bir uyku, ne giyeceğinize karar vermiş olmak sabah
erken kalmanıza, çabuk hazırlanmanıza ve işe daha ilk günden geç
kalmamanıza yardımcı olacaktır.
başlangıçların üstesinden siz geldiniz. Son
gece iyi bir uyku, ne giyeceğinize karar
vermiş olmak sabah erken kalmanıza,
çabuk hazırlanmanıza ve işe daha ilk günden geç kalmamanıza yardımcı olacaktır.
İyi uyku ve sabah kuvvetli kahvaltı sizi
rahatlatacak ve gergin bir gün için sizin
en büyük yardımcınız olacaktır. Erkekler
sakal traşı olmadan asla işe gitmemeli,
bayanlarsa aşırı makyaj, ortama uymayan
kıyafetler ve takıdan kaçınmalıdır.
baskı oluşturması gayet doğaldır. Aslında
bu hisler sizi zorlar aynı zamanda ise işe
motivasyonunuzu artırır.
Öncelikle aklınızdan çıkartmayacağınız
kural sizi karşılayan herkesin zamanında
bu ilk gün sendromunu yaşamış olduğunu
bilmektir ve bu sizi rahatlatmalı. Hayatınızda pek çok yeni başlangıçlara adım
atmış biri olduğunuzu unutmayın. İlkokula gittiğiniz ilk günü hatırlayın nasıl da
sonradan olanlara gülmüştünüz. Üniversite için dershaneye başladığınız günler
sınavı kazandıktan sonra üniversiteye gittiğiniz ilk günleri hatırlayın ve kendinizi
daha güçlü hissedin. Çünkü tüm bu yeni
AŞIRI DAVRANIŞLARDAN KAÇININ
İşe başlamadan önce yeni iş yeriniz ve
mümkünse çalışma arkadaşlarınızla alakalı bilgi toplamaya çalışın. Sakın eski iş
yerinizle kıyaslamalar içeren cümleler
kurmayın. Bu hiç kimseyi memnun etmeyecektir. Eski düzeninizi unutun ye yeni
iş yerinizin doğrularını içselleştirin. Yeni
tanıştığınız tüm arkadaşlarınıza kendiniz ismen ifade edin gözlerinin içine
bakarak gülümseyin ve sıkıcı elini sıkın
(Tabiki elini mengene gibi kavrayıp sırıtık bir ifadeden bahsetmiyorum).
Yeni çevrenizden size gelen öğlen
yemek tekliflerine hayır demeyin iyi bir
dinleyici olun fazla konuşmadan siz de
muhabbetlerin içerisinde olmaya çalışın,
fakat fikirlerinizi ifade ederken ukala
olmamaya bazen susmaya önem verin.
Herkesle diyalog kurmaya çalışın daha
başlangıçta belirli arkadaşlarla sohbet
eden belirli gruba dahil olan kişi izlenimi vermeyin.
Eski okul arkadaşınız ve yahut daha
önce beraber çalışmış olduğunuz arkadaşınız yeni iş yerinizde çalışıyor olabilir. Daha ilk günden onunla aşırı samimi
görüntü vererek onun hakkındaki tüm
olumsuz görüşlerin sizin için de geçerli
olmasına neden olabilirsiniz.
Siyaset, futbol, din gibi toplum içerisinde aşırı hassasiyet oluşturan konularda
fikir beyan etmemeye dikkat edin. Özel
hayatınızla alakalı konuşmamaya sosyal
paylaşım sitelerinden hemen arkadaşlık
göndermemeye dikkat edin. Hatta yeni
bir işe başladığınızda sosyal paylaşım
sitelerindeki hesaplarınızı bir süre dondurmanın size faydası olacaktır. İlk günler
sizin için araştırma dönemidir. Fakat yine
de sizden bazı işlerde yardım beklenecektir. Sorgulayın ve sorduğunuz soruların
cevaplarını not alın. Arkadaşlarınızın birbirine hitap şekline dikkat edin ki iletişim
kazasına sebep olmayın.
SAMİMİ VE İYİ NİYETLİ OLMAK SİZİ
BAŞARI LİMANINA TAŞIYACAKTIR
Aşırı davranışlardan kaçının. Size ters
bazı görüşler ifade edilse de asla tepki
vermeyin. Dengeli olmaya dikkat edin.
İlk tanıştığınız kimsede sizi rahatsız eden
ne tür davranışlar varsa siz bunlardan
kaçının. Şirket içinde herkesin size aynı
duygularla yaklaşacağını beklemek hayalciliktir. Ama bunda da kasıt aramanın
anlamı yoktur. Kimse için ön yargılı duygular beslemeyin herkes nasıl size zaman
tanıyorsa siz de onlara zaman tanıyın. İlk
günden kişiler hakkında kesin yargılar
oluşturmayın. Herkese karşı kibar, hürmetkar ve sabırlı olun. İlk gün sona ermek
üzere. Asla işten ilk çıkan olmayın. Yöneticinizin bilgisi olmadan işten çıkmayın.
Yöneticinize günün kısa bir özetini sunun.
Yaptığınız işlerden haberdar olmasını
sağlayın .
Eve döndüğünüzde ilk günün muhasebesini yapmayı unutmayın. Kendinize
tutacağınız ayna size ileriki günlerde daha
az hata ve başarı olarak geri dönecektir.
İş hayatımızda veyahut yeni iş yerimizde
ilk günleri atlatmak bizim elimizde. Basit
doğrular çerçevesinde bir düzen, samimi
ve iyi niyetli olmak sizi başarı limanına
taşıyacaktır. Çevresinde sevilen sayılan
aranılan bir çalışan yapacaktır. Unutmayın ki her yeni iş yeri yarın daha iyi işler
için size basamak olacaktır. İş dünyası çok
büyük olmakla beraber tesadüfler ve tanışıklıklar hiçbir olayın gizli kalmayacağını
zamanla size gösterecektir.
Temmuz - Ağustos 2014 85
MAKALE
YERLİLEŞTİRME
AMA NASIL ?
Yerlileştirmenin önünde temel bazı engeller var.
Bunlar kısaca referans eksikliği, standartlara
uyum, maliyet, kalite ve uluslararası sertifikasyon
ihtiyaçları olarak sıralanabilir. Bazı projelerde
yerlileştirme maddeleri olmakla birlikte,
yerlileştirme konusunda gerekli tedbirlerin
alındığını söylemek zor.
Mehmet Kürşat ÇAPAR
MMG Bilişim Komisyonu Başkanı
[email protected]
S
on yıllarda ciddi atılımlar yapan ülke ekonomisi, kamu yatırımları ve ihracat ile
büyük bir değişim yaşadı. Yatırımların ilk
yıllarında, yabancı yükleniciler, yabancı
üreticiler ve hatta yabancı iş gücü sahne
aldı. Bu durum proje maliyetlerinin yüksek,
uygulama sürelerinin ise uzun olmasına
sebep oldu. Yıllar içerisinde birçok projede yerli
yüklenici ve iş gücü etkin aktör haline dönüştü. Bu
dönüşümün doğal bir sonucu olarak yerli üreticilerin
de projelerdeki payı yükseldi. Bu yükselişin, bir politikanın mı sonucu yoksa yerli yüklenicinin maliyetlerini
kontrol etme refleksinin mi sonucu olduğu tartışmaya açık. Bazı projelerde yerlileştirme maddeleri
olmakla birlikte, yerlileştirme konusunda gerekli tedbirlerin alındığını söylemek zor.
Yerlileştirmenin önünde temel bazı engeller var.
Bunlar kısaca referans eksikliği, standartlara uyum,
maliyet, kalite ve uluslararası sertifikasyon ihtiyaçları olarak sıralanabilir. Tüm kurumlar kendi uhdelerindeki projelerin sağlıklı bir şekilde ve vaktinde
tamamlanmasından sorumlu. Bu kapsamda kullanılacak ürünlerin daha önceki projelerde kullanılmış
olması, olası problemleri engellemek için bir güvence oluşturuyor. Bu durum yerli girişimcinin ürettiği
ürünün ilk referansını elde etmesini güçleştiriyor. Bu
konuda fırsat verilen bazı ürünlerin zaman içerisinde
sorun çıkarması ise benzer durumlarda seçimlerin
daha önce kullanılmış ve dolayısıyla yabancı üründen
86 Mimar ve Mühendis
yana yapılmasını zaruri kılıyor.
Yerli ürünlerin beklentileri karşılamamasının en
önemli sebepleri, üretilecek ürünlerle ilgili standartların oluşmamış olması, şartname maddelerinin
detaylara inmeden temel gereksinimlerle sınırlanmış
olması, çoğunlukla ürün kopyalama yönteminin kullanılması, mühendislik hizmetlerinin gereğince yürütülmemiş olması ve gerekli testlerin uygun koşullarda yapılmaması olarak sıralanabilir.
Özellikle çok büyük projelerdeki küçük kalemler
çoğunlukla hiç tanımlanmazken, işletmecinin tecrübesi ile proje uygulama safhasında netleşiyor. Basit
bir ürünün dahi yurtdışından alınmasını salık veren
kontrol teşkilatının, yerli ürünlere sırt dönmesinin
nedeni işte bu eksiklikten kaynaklanıyor. 5 yıl sonra
yerli ürün ne olacak, acaba bu zorlu şartlara karşı
dayanabilecek mi gibi sorunlar, “denenmişi kullan,
başını ağrıtma” refleksini doğuruyor. Yerli üreticinin
sadece ürün tasarlama ve üretmenin ötesinde, test
ve sertifikasyon ile de eş zamanlı olarak ilgilenmesi
gerekiyor. Bu çalışmalar, kurumlara verilecek bir
evrak olmaktan öte, ürünün istenen şartlara uygun,
rekabet edebilir hatta üstün bir ürün olması için
zaruri ve toplam maliyeti düşürücü faaliyetler olarak
algılanmadığı sürece yerlileştirme çalışmaları düşe
kalka ilerlemeye devam edecek.
Yerlileştirmenin politika halinde algılandığı başarılı
uygulamalar dikkate alındığında doğru yol haritası da ortaya çıkıyor. Örneğin yerli ray üretimi
ile ilgili TCDD ile Karabük Demir Çelik
Fabrikaları’nın yaptığı çalışma bunun en
başarılı örneklerinden birini teşkil ediyor.
Bu denli büyük yatırım gerektiren ve potansiyel aktörlerin sınırlı olduğu alanlarda
yürütülen çalışmalar, alım garantileri vb.
çözümlerle yasal bir güvenceye alınırken,
göreli küçük (yatırımcısı için gayet büyük)
yatırımlar için benzeri bir mekanizma işletilemiyor. Halbuki benzer projelerdeki yeni
fırsatlar ve makine parkının kullanılabileceği farklı ürünler dikkate alındığında, bu tür
yerlileştirmeler de ciddi ekonomik canlılık
getirebilir.
Bin liraya yurtdışından getirilecek bir ürün,
yerli olarak üretildiğinde en az 56 farklı
firma ve bunun birkaç katı işçi bu üretime
katkı sağlıyor ve yurtdışına aktarılan kaynak ürün bedelinin belki onda10'da 1'ine
veya daha altına düşebiliyor. Bu özellikle
KOBİ’lerin iş potansiyelini yükseltirken bir
aşama sonra yurtdışına ürün satar hale
evrilmelerinin de ilk adımını oluşturuyor.
Peki bu kadar faydalı bir şey neden yapılmaz? Özellikle KOSGEB bu tür yatırımlarda
ciddi destekler sağlıyorken ve girişimcinin
risklerinin birkısmı bu tür fonlarla karşılanabiliyorken neden yerlileştirme ağır aksak
ilerliyor? İşte burada, yukarıda sıraladığımız
sorunlar baş gösteriyor. Sorunları irdeler-
sek, aşağıdaki tespitleri yapabiliriz:
1) Bu tür yatırımları yapabilecek girişimcinin çoğunlukla bu fırsatlardan
haberi olmuyor. Devasa bir yatırımın
içerisindeki bir man holün, kompozit
malzemeden üretilebileceğini, bu işi
yapma potansiyeline haiz bir sanayici
çoğunlukla fark edemiyor. Bu işlere
talip yerli yüklenici veya alt yükleniciler
böyle bir arayışa girdiğinde bu fırsat
bir yatırımın tetikleyicisi olabiliyor,
değilse yıllarca ya daha pahalı üretim
teknikleri kullanılıyor ya da yurtdışından
ürün tedarik edilmeye devam ediliyor.
Bu konuda ihaleyi yapan idarelerle ileTemmuz - Ağustos 2014 87
MAKALE
Yerli olarak üretilen silah sistemlerinden bir örnek Anka İHH (insansız hava aracı).
Yerlileştirme çalışmalarına daha fazla öncelik verilmesi konusunda,
gerek kurumlar, gerek meslek örgütleri ve gerekse de sanayiciler
tarafında gerekenlerin yapılması, geleceğe daha güvenle bakabilen bir
ülkenin inşasında önemli bir tuğlanın yerine konması olacaktır.
tişime geçecek meslek örgütleri ve sivil
toplum teşebbüslerine ciddi sorumluluklar düşüyor.
2) İlk yatırım maliyetlerinin tek bir projeden karşılanamayacağı durumlarda
oluşan üretim riski girişimciyi engelleyebiliyor. Halbuki gelecekteki projeler
dikkate alındığında gayet faydalı olabilecek yatırımlar bu yüzden erteleniyor veya yapılmıyor. Burada Ar-Ge
fonlarında aranan kriterlerin sıkılığı
üzerine eleştiriler yapmak istiyorum.
Yerlileştirmenin birkısmı bu fonlarla
karşılanabilirken, yenilikçilik olmadığı
gerekçesi ile desteklenmeyen yerlileştirme çalışmaları, ciddi fırsatların
yitirilmesine sebep oluyor. Asla ürüne
dönüşmeyecek sözde Ar-Ge projelerine
ayrılan kaynakların birkısmının bu tür
alanlara yönlendirilmesi ve daha ciddi
kriterlerle denetlenmesi (örneğin üretim
veya ürüne dönüşme garantisi, desteğin üretim sonrası satışla irtibatlandırılması vb.) sonucu ülke ekonomisine
ciddi artı değerler eklenebilir.
3) Üretim süreçlerinde oluşan kalite
problemleri ise engellerin bir diğer
88 Mimar ve Mühendis
boyutunu oluşturuyor. Mühendislik
çalışmalarının önemsenmediği bir üretim süreci, en nihayetinde sürdürülebilir
olmayan bir kalite kavramı oluşturuyor. Tamamen üretim maliyeti odaklı
düşünmeye koşullanmış zihinler, toplam
sahip olma maliyetini hesaba katmadığı için ürünler ya kullanılabilir durumda
olmuyor ya da kullanan kurum veya
girişimciyi canından bezdiriyor. Bu konu
ile ilgili dikkat çekmek istediğim husus,
ürün tariflerinin mühendislik parametreleri ile yapılması konusunda olacak.
Yukarıda zikrettiğim man hole örneğinden yola çıkarsak, plastik veya kompozit malzemeden kaliteli bir ürün çıkaran
kişi daha ikinci seferinde çok daha
ucuz ama kalitesiz bir ürünü ikame
olarak sunabiliyor. Burada problem
ürünün sağlaması gereken özelliklerin
tanımlanmamış olmasından başlıyor,
kaç kilogram yük taşıyabilecek, toz ve
su koruması ne olacak, çekme ve eğme
direnci ne olacak, yanmazlık kriterleri, yaşlandırma beklentileri vb. birçok
husus şartnamede detaylı bir şekilde
veya bir standarda değinmek suretiyle
tanımlanmadığı gibi, kurumun bilgi
havuzunda da bu ürünle ilgili bir tanımlama bulunmuyor. İş tamamen kontrol
teşkilatının tecrübesi ve yerlileştirmeye
yaklaşımı ile baş başa bırakılıyor. Halbuki bir şekilde bu veriler hazırlanmış
olsa, kalite koşulunu sağlamayan bir
ürünün teklif edilmesi söz konusu olmayacağından, kontrol teşkilatı da gönül
rahatlığı ile yerli ürünü kullanacaktır.
4) Son olarak da sertifikasyon çalışmalarına değinmek istiyorum. Üretilen
ürünlerin belirli standartları sağladığı ve
bunun sürdürülebilir bir süreç olduğunun
belgelenmesini sağlayan sertifikalar
konusunda da ciddi bir açmazımız bulunuyor. Özellikle yurtdışına ürün satarken
ihtiyaç duyulacak olan bu belgelerin bir
kısmı ne yazık ki resmen satın alınıyor.
Bu durum sertifikanın vadettiği sürdürülebilir kalitenin sağlanmamasına
sebep oluyor. Halbuki üretim süreçlerinin iyileştirilmesini sağlayacak bu
çalışmalar, şirketlerin genel iş yapma
yaklaşımlarında da iyileştirmeler
yaparak topyekûn ilerlemesine vesile
olabilecekken, olay sadece kuruma
evrak sunabilmek olarak algılandıkça
beklenen faydalar sağlanamayacak. Bu
kapsamda sertifikasyon kurumlarının
denetlenmesi, KOBİ’lerin bu tür çalışmalar konusunda desteklenmesi ve
talep edilen sertifikaların ürün ayıklayıcı değil ihtiyaç tanımlayıcı olmasının
sağlanması çözüme katkı sağlayacaktır.
Yerlileştirme çalışmalarına daha fazla öncelik
verilmesi konusunda, gerek kurumlar, gerek
meslek örgütleri ve gerekse de sanayiciler
tarafında gerekenlerin yapılması, geleceğe
daha güvenle bakabilen bir ülkenin inşasında
önemli bir tuğlanın yerine konması olacaktır. Bu konuda başarılı sonuçlar elde etmiş
ülkelerin süreçlerinin incelenmesi de olumlu
katkılar sunacaktır. Kaba işçilikten ziyade, artı
değeri yüksek ve küresel pazara sunulabilir
ürünler üretmek için ihtiyaç duyduğumuz
“ilk müşteri” elimizin altında iken bu fırsatı
kaçırmamalıyız. Devlet yatırımları son sürat
devam ederken daha fazla yerli ürünün önü
açılmalı ve bölgemizde yaşanan ve yüreğimizi yakan yıkımın süreci tamamlandığında
başlayacak yeniden imar faaliyetlerinde daha
fazla rol almak üzere hazır beklemeliyiz.
OBJEKTİFİN GÖZÜNDEN MÜHENDİSİN GÖRDÜĞÜ
Taraklı-Göynük-Mudurnu-Abant / TÜRKİYE
FOTOĞRAF: OSMAN ARI
Temmuz - Ağustos 2014 89
GEZİ TOÇAL’IN İKİ YÜZÜ
TOÇAL’IN
İKİ YÜZÜ
YAZI ve FOTOĞRAF: OSMAN ARI MAKİNE MÜHENDİSİ [email protected]
Elburz sıradağları Tahran’ın kuzey doğusunda, Hazar Deniz’i ile Tahran arasında doğu-batı istikametinde uzanan
ve en yüksek zirvesi Demavend olan bir
dağ silsilesidir. Tahran, Elburz dağları
eteklerinde kurulmuş ve sırtını bu dağa
yaslamış bir şehirdir. Elburz dağları
yaz-kış dört mevsim sadece Tahranlıların değil bütün İranlıların rağbet ettiği, kadın-erkek, genç-yaşlı her yaştan
insanın yürüyüş yaptığı, kışın kayak yaptığı bir yerdir. Şehrin hemen kuzeyinde
Elburz’un zirvelerinden doğan, kar suyu
ile beslenen derenin kenarında onlarca restoranın yer aldığı derbent, aynı
zamanda dağa tırmanan dağcıların da
yürüyüşe başladıkları bir yerdir. Elburz
dağı, şehirden sıkılan, yürüyüş yapmak,
temiz hava almak isteyen Tahranlıları
her mevsim misafir etmektedir.
90 Mimar ve Mühendis
E
lburz Dağları'nda
Demavent’in (İran’ın
5671metrelik en yüksek
dağı) haricinde 4.000-4.500
metrelik pek çok zirve vardır. Daha
önceki yazılarımda da belirttiğim gibi
İran’da dağcılık çok yaygın bir spor
olduğu için Tahran’ın hemen kenarında yükselen Elburz Dağı'nda da
pek çok rota oluşturulmuş, patikalar,
merdivenler, yön tabelaları ve belli
yüksekliklerde mola verip ihtiyaçlarını
karşılayabilecekleri penahgahlar (barınaklar) yapmışlar. Bu da amatör ve
profesyonel dağcıların işlerini oldukça
kolaylaştırmakta ve insanları dağcılığa
teşvik etmektedir.
Elburzlara ilk tırmanmam Razi şirketinin dağcılık kulübüyle 2013 yılı Mayıs
ayı sonunda olmuştu. Kalabalık bir
ekiple geldiğimiz Tahran’da gece bir
mescidde konakladık. Gerek geç geldiğimiz için, gerekse de ortamdan dolayı
geceyi pek rahat geçiremedim. Sabah
namazından sonra derbendin her iki
tarafından da dik yamaçların yükseldiği
vadiden yürüyüşe başladık. Yaklaşık 3
saatlik bir yürüyüşten sonra ilk mola
yerimize geldik. Burası dik yamaca
kurulmuş adeta kartal yuvasını andıran
Temmuz - Ağustos 2014 91
GEZİ TOÇAL’IN İKİ YÜZÜ
bir barınak. Dağcıların barınma, yemeiçme her türlü ihtiyacını karşılayabildiği kocaman bir bina. Tahran manzarası
eşliğinde kahvaltımızı yapıp çaylarımızı
içtikten sonra Toçal zirvesine çıkmak
üzere tekrar yürüyüşe başlıyoruz. Mevsim bahar. Dağın her yanı rengarek
çeşit çeşit çiçeklerle donanmış. En çok
da dikkatimi sarı laleler çekiyor. Rota
son derece profesyonelce yön tabelaları
ve gerek duyulan yerlerde merdiven,
korkuluk ve halatlarla donatılmış.
Malesef bizim dağlarımızda görmeye
alışık olmadığımız, keşke bizde de olsa
diye hayıflandığımız manzaralar..
Arkamızda Tahran’ın kuşbakışı görüntüsü ve önümüzde Elburz Dağları'nın
karlı zirveleri yürüyüşümüze ayrı bir
heyacan katıyor.
Bir müddet tırmandıktan sonra artık
etrafımızda kıştan kalan karlar belirmeye ve hava da serinlemeye başlıyor.
Ancak bu arada arkadaşlarımızdan birisi rahatsızlanıyor. Rahatsızlığı devam
edince rehberimiz ve ekip sorumlusu
arkadaşımızla istişare yaparak daha
ileriye gitmenin hasta arkadaşımız için
problem oluşturacağını ve buradan
geri dönmemizin daha uygun olacağını
söylüyor. Aklımıza geçen sene yaptığımız yürüyüş programlarından birinde
dağda dönüş yolunda rahatsızlalanıp
vefat eden arkadaşımız geliyor. Saat
13.30 civarında bulunduğumuz yerden
geri dönmeye karar veriyoruz. Aslında
program zirveye çıkıp zirvenin hemen
altına kadar çıkan telekabin ile geri
dönmekti.
Dağlar her mevsim güzeldir. Ancak
bahar mevsiminde (dağlara bahar
yüksekliğe bağlı olarak daha geç gelir)
dağlar bir başka güzeldir. Elburz
Dağı'nın da baharda her yeri rengarenk çiçeklere bürünmüş. Bir yanda
karlı sırtlar, diğer yanda yemyeşil çayırların arasında rengarenk çiçekler...
Bütün bu güzellikler arasında zirveye
çıkmaya kendimi hazırlamışken mecburen ekibe uyarak geri dönmek zorunda
kalıyorum. Doğrusu Toçal zirvesine
çıkmak ve güzergahtaki güzelliklere
şahit olmak içimde bir ukte olarak
92 Mimar ve Mühendis
Dağlar her mevsim güzeldir.
Ancak bahar mevsiminde
(dağlara bahar yüksekliğe
bağlı olarak daha geç
gelir) dağlar bir başka
güzeldir. Elburz dağının da
baharda her yeri rengarenk
çiçeklere bürünmüş. Bir
yanda karlı sırtlar, diğer
yanda yemyeşil çayırların
arasında rengarenk
çiçekler..
kalıyor. Ancak bu esnada rehberimiz
Kazımzade ile tanışma fırsatım oluyor.
Nitekim bu geziden bir ay sonra Demavent tırmanışını birlikte yaptık. Akşam
üstü derbenddeki restoranlardan birinde yemek yiyerek gezimizi tamamladık.
Kazımzade ile ilk fırsatta Toçal’a zirve
yapmak üzere vedalaşıyoruz.
İlk fırsat nihayet 2014 yılı Mart ayının
başında gerçekleşiyor. Şimdiye kadar
kış tırmanışı yapmadığım için, benim
için farklı bir tecrübe olacak. Bu sefer
sadece ikimiz olacağız. Yine derbendde
sabah saat 05.30’da buluşarak yürüyüşe başlıyoruz. Hava biraz soğuk ancak
sırt çantalarımızla yürüyüşe başlayınca
üşümemiz geçiyor. Coşkun akan derenin kenarından yaptığımız yürüyüşle,
küçük bir şelalenin yanındaki dağcı
barınağına (penahgah-i şirpala 2.900
metre) saat 08.30 civarında ulaşıyoruz.
Şehirde kar yok ancak yükselmeye
başladıkça hava soğumaya ve etrafta
karlar görünmeye başlıyor. Geçen yıl
baharda geldiğimiz Elburz’un farklı
yüzü ile karşı karşıyayız. Kahvaltımızı
yapıp çayımızı da içtikten sonra tırmanmaya devam ediyoruz. Mevsim kış
olmasına rağmen parkur oldukça kalabalık. Bir müddet tırmandıktan sonra
ikinci barınağa ulaşıyoruz (Penahgah-i
emiri 3.500 metre). Artık hava iyice
soğuyor, her yer karla kaplı ve rüzgar
da şiddetini artırıyor. Kaban ve şapkalarımızı giyiyoruz. Artık karşımızda
zirve görünüyor. Rüzgarın şiddeti de
artıyor. Tam zirveye yaklaşmışken
birden Elburzların en yüksek zirvesi
Demavend’ı fark ediyorum. Bulutların
arasında zirvesinden çıkan sülfür gazının beyaz bir bulut oluşturduğu müthiş
bir görüntü.. Hemen fotoğraf makina-
mı çıkartarak ardarda fotoğraf çekiyorum. Bu arada eldivenimi de çıkarmak
zorunda kaldığım için bir müddet
sonra parmaklarımın buz kestiğini fark
ediyorum. Makinamı toplayıp eldivenlerimi de giyerek küçük taştan yapılma
bir kulübenin bulunduğu zirveye ulaşıyorum. Toçal 3.960 metre yüksekliğinde bir zirve. Rüzgar çok şiddetli
esiyor ve hava da çok soğuk olduğu
için dışarıda durmanın pek imkanı
yok. Zirvede değişik açılardan fotoğraf
çektikten sonra kulübenin içine giriyorum. İçeride biraz dinlendikten sonra
hemen inişe geçiyoruz. Daha önceden
planladığımız gibi telekabinin son
istasyonu olan 7'nci istasyona kadar
hızlı bir tempoyla iniyoruz. Burada
kayak merkezi de var. Burasının bir
ay kadar önce geldiğimiz kayak merkezi olduğunu öğrenince şaşırıyorum.
Kazımzade’ye, “kayak takımlarımız
olsa kayardık” diye takılıyorum.
Doğrusu aynı rotayı bahar ve kış iki
farklı mevsimde tırmanmak benim
için iyi bir tecrübe oldu. Telekabinle
derbende indiğimizde üzerimizde bir
tırmanışı daha gerçekleştirmiş olmanın
tatlı yorgunluğu vardı.
Temmuz - Ağustos 2014 93
KİTAPLIK
Arayışlar - Bilim, Kültür,
Üniversite
Bilgi Çağında Eğitim
Ve Üniversite
Yazar:
Hasan Ünal
Nalbantoğlu
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Yazar:
Osman Çakmak
Yayınevi:
Nesil Yayınları
Kültür endüstrisi çağında
kültürün, bilimin, üniversitenin geçirdiği dönüşümün eleştirisi ve alternatif
arayışı, kitapta bir araya
getirilen yazılara istikametini ve enerjisini veriyor. Bu
yazılarda bilgiyle ilişkimizi,
dahası bu ilişkiyi anlamlandırma kabiliyetimizi
"sakatlayan" süreçler ve
kültürel "kitsch"leşmenin
yayılmacılığı hakkında
güçlü bir eleştirel analizle
karşı karşıyayız.
Merceğin odağında ise
üniversite var. Bir yandan
ulus-devletlerin önceliklerinin, diğer yandan ticarileşmenin ve piyasalaşmanın
veya Nalbantoğlu'nun
deyişiyle "tekno-bilim ve
pazarlama ethos'unun"
kıskacında üniversitenin
uğradığı kaybın, sadece
bu kurumun içindekilerle
sınırlı olmadığını hatırlıyoruz. Zira "yozlaşma",
Aydınlanma fikriyle,
ortak aklımızla, yaşam ve
ahlak değerlerimizle, insan
tasavvurumuzla ilgilidir
doğrudan doğruya...
94 Mimar ve Mühendis
Üniversitelerimizin akademik demokrasi, akademik özerklik, akademik
özgürlük, akademik liyakat,
akademik etik, akademik
hareketlilik, akademik
kalite vb. konularda bilim
dünyamızın yeniden yapılanması, eğitim ve araştırmanın etkin ve verimli
hale gelmesi için yapılması
gerekenler nedir? Bu
çalışmamızda bu sorulara
ayrıntılı cevaplar aradık.
Problemlerin asıl kök ve
kaynak nedenini araştırdık.
Üniversitelerin, topyekün
bilim ve araştırma yapımızın sorgulandığı ve problemlerinin analiz edildiği
bu çalışmada ayrıntılı çıkış
yolları gösterildi. Konular
üç ana bölümde ele alındı.
Birinci bölümde üniversite,
bilim ve araştırmanın temel
problemleri sıralandı. İkinci bölümde bilim ve araştırma hayatımızın genel
problemleri ve çıkış yolları
tartışıldı. Üçüncü bölümde
ise üniversitelerin yeniden
yapılandırılması ve eğitim
ve araştırmanın aktif ve
çağa uygun hale getirilmesi
için çözüm yoları sunuldu.
Bölüm ve Disiplin
Eğitim, Gençlik, Üniversite
Yazar:
Andrew Abbott
Yayınevi:
Küre Yayınları
Yazar:
Peyami Safa
Yayınevi:
Ötüken Yayınları
Andrew Abbott, Şikago
Okulu'nun sosyolojisinin
bu ayrıntılı analizinde
modern akademisyenliğin ortaya çıkışındaki
temel konuları "bilim
okulları"na ve bu tür
okulların kendilerini
zaman içerisinde nasıl
yeniden ürettiklerine
özel bir önem atfederek
inceliyor. Okulların ortaya
çıkışındaki önkoşullar
nelerdir? Bu okullar katı
kurallar olarak mı yoksa
esnek yapılar olarak mı
varlıklarını sürdürmektedir? Bunlar dergi editörlüğü ya da makale yazma
gibi akademik hayatın
gündelik faaliyetlerinden
okul haline nasıl dönüşmektedir?
Yazar, aynı zamanda,
sosyal bilim araştırmalarındaki yön değişikliklerini analiz ediyor ve Şikago
Okulu'nun farklı safhalarını karakterize eden
entelektüel rekabet ve
öğretim kadrosu arasındaki çıkar siyasetini gözler
önüne seriyor.
Gençlik ve üniversite,
dünyanın her yanında,
cemiyetin en canlı ve canalıcı kesimidir. Vazifelerini
bihakkın yerine getirebilen üniversiteler milletin
güçlenme ve yükselmesinin ana kaynağı olur. İyi
eğitilmiş bir gençlik ise,
milletin bugününün de, istikbalinin de temitanı ve en
büyük imkanıdır. Gençliğin
meseleleri nelerdir, nasıl
eğitilmelidir; gençliğin
milli meselelere bakışı ne
olmalıdır, meseleler karşısında tavrı ne olmalıdır;
gençlikten beklenen ve ona
verilmesi gereken nedir?
Sunduğumuz bu ciltte,
bunlar ve benzeri soruların ihtiva ettiği meseleleri
Üstad'ın kaleminden okuyacaksınız. Peyami Safa'nın
bütün ömrünce en yakın
ilgi sahalarını teşkil eden
bu konularda, gençliğimiz
milli, ülkücü ve ciddi bir
rehber bulacak, eğitimciler
ve yöneticilerimizin de alacakları çok şey olacaktır.
AJANDA
TURKEYBUILD 2014
Yapı ve İnşaat Malzemeleri Fuarı
Sektör: Yapı-İnşaat
Şehir: Kültürpark, İzmir
Fuar Tarihleri: 06.11.2014 – 09.11.2014
Web: www.yapifuari.com.tr
WORLDFOOD İSTANBUL 2014
Gıda Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı
Sektör: Gıda
Şehir: İFM Yeşilköy
Fuar Tarihleri: 09.10.2014 – 12.10.2014
Web: www.ite-turkey.com
BURTARIM 2014
Tarım, Tohumculuk ve Süt Endüstrisi Fuarı
Sektör: Tarım ve Hayvancılık
Şehir: TUYAP, Bursa
Fuar Tarihleri: 14.10.2014 – 18.10.2014
Web: www.tuyap.com.tr
ICAT 2014
Fikirler, Buluşlar ve Yeni Ürünler Fuarı
Sektör: Makine-Teknik
Şehir: TUYAP, Bursa
Fuar Tarihleri: 04.12.2014 – 07.12.2014
Web: www.tuyap.com.tr
BELEX 2014
Elektirk, Elektronik ve Otomasyon Fuarı
Sektör: Elektirik-Elektronik
Şehir: TUYAP, Bursa
Fuar Tarihleri: 04.12.2014 – 07.12.2014
Web: www.tuyap.com.tr
MADEN TÜRKİYE 2014
Maden Arama ve İşletme Fuarı
Sektör: Madencilik
Şehir: TUYAP, İstanbul
Fuar Tarihleri: 27.11.2014 – 30.11.2014
Web: www.tuyap.com.tr
AUTOSHOW 2014
Otomobil Fuarı
Sektör: Otomotiv, Yan Sanayi
Şehir: TUYAP, İstanbul
Fuar Tarihleri: 31.10.2014 – 09.11.2014
Web: www.tuyap.com.tr
Temmuz - Ağustos 2014 95
ÇİZGİ YORUM YAKUP GÜLER
96 Mimar ve Mühendis
Binlerce yıllık Kültürel Mirasımız
olan eserleri geleceğe taşıyoruz
Kariye Müzesi Restorasyonu
Evliya Çelebi Mah. Kıblelizade Sok.
Tepe Han. No:1/12 Beyoğlu / İSTANBUL
T: 0212 251 43 01 F: 0212 292 15 82
M: [email protected]
Başarımız sizinle büyüdü
35.yıl
Destebaşıgrup İnş. San. ve Tic. A.Ş. 2012-2013 Türkiye’nin İkinci Beşyüz Büyük
Sanayi Kuruluşu Listesinde 263. Sıradan 141. Sıraya Yükselmiştir... Destebaşıgrup
hazır beton, agrega, petrol, nakliyat, inşaat ve demir çelik sektöründe; 400 ekipman,
700 personeli ile Türkiyenin en büyük kuruluşlarından biridir.
&
GENEL MÜDÜRLÜK: Eyüp Sultan Mah. Yanyol Lale Sok. No: 4 Samandıra Sancaktepe/İST.
Tel: 444 2 337 (DES) – (0216)3119000 Pbx Faks: (0216) 311 59 48
SANCAKTEPE BETON TESİSİ: Eyüp Sultan Mah. Cemali Sk. No:4 Sancaktepe / İST.
Tel: 0216 311 59 50 Faks: (0216) 31 159 48
GEBZE BETON TESİSİ: Kirazpınar Mah. Taşocakları Küme Evler No: 175 Gebze / KOCAELİ
Tel: (0262) 642 23 38 Faks: (0262) 642 83 14
KURTKÖY BETON TESİSİ: Ramazanoğlu Mah. Atıf Efendi Sk. No: 25 Pendik / İST.
Tel: (0216) 595 16 20 Faks: (0216) 304 05 46
ORHANLI BETON TESİSİ: Orta Mah. Atatürk Cad. 1724 Parsel Tuzla/İST.
Tel: (0216) 304 05 47 Faks: (0216) 304 05 46
ATAKÖY BETON TESİSİ: Zeytinlik Mah. Ataköy 1. Kısım Galleria AVM Yanı Bakırköy / İST.
Tel: (0212) 659 18 32 Faks: (0212) 659 18 33
MAHMUTBEY BETON TESİSİ: Göztepe Mah. 1562 Ada 11 Parsel Batışehir Bağcılar/İST.
Tel: (0212) 659 18 32 Faks: (0212) 659 18 33
GÖZTEPE BETON TESİSİ: Eğitim Mah. Mahmut Paşa Cad. No:23/1 Kadıköy/İST.
Tel: & Faks: (0216) 330 08 82
www.destebasigrup.com.tr
444 2 337
DES
Kirazpınar Mah. Taşocakları Küme Evler No:176 Gebze /
GEBZE AGREGA TESİSİ:
KOCAELİ
Tel: (0262) 724 98 25 Faks (0262) 724 98 25 Faks: (0262) 724 98 27
ÖMERLİ AGREGA TESİSİ: Ömerli Merkez Mah. Baraj Cad. Eski Baraj Yolu Çekmeköy/İST.
Tel: (0216) 311 90 00 Faks:(0216)3 311 59 48
SANCAKTEPE PETROL TESİSİ: Meclis Mah. Ankara Cad. No:54 Sancaktepe/İST.
Tel:(0216) 622 78 00 Faks:(0216) 622 78 04
Download

PDF İndir