TURNE, TURNUVA, TORNAVİDA
Her yıl dört gözle beklediğimiz geleneksel SAYDER futbol turnuvası hafta sonu
yapılan maçlarla start verdi. Yazıma başlarken öncelikle bu güzel turnuvayı gerçekleştirerek
bir süreliğine de olsa camiamıza futbol heyecanı yaşatan SAYDER yetkililerini teşekkür
ediyorum.
Turnuvanın ilk gününe soğuk hava, eksik futbolcular ve sanki yarı final
maçlarıymışçasına ısrarla oynanan savunma futbolu ve sertlikler damgasını vurdu.
Açılış seremonisi kurumumuzun renkli isimlerinin katılımıyla soğuk havaya rağmen
sıcak bir atmosferde yapıldı. İltifat kavi, ikram gani idi. Sayder Başkanı Kemal
ÖZSEMERCİ ve Sayıştay Bölüm Başkanı Sait AYAZ’ın santrası ile birlikte turnuva
başlamış oldu.
İlk maç 4734 ile Kral’s Twelve arasındaydı ve maçı 6-2’ lik skorla Kral’s Twelve
kazandı . İlk maçın akılda kalanı; Cengiz CABA’nın her zamanki söylenmelerinin erken bir
sarı kartla cezalandırılışı idi. Birazdan bahsedeceğiz; hakem daha ilk maçtan yapacağı hatalı
yönetimin önüne meğerse bu kartla geçebilmiş.
İkinci maç bir derbi mücadelesiydi. Divanı Müsabakat-1050 maçı takımlarının
isimleri ile müsemma olarak eskiden kalma bir rekabetin devamıydı. Nitekim mücadele de
4-4 neticelendi. Oyun, fairplay, hakem dört dörtlük müydü derseniz ne münasebet, tam
seyirlikti!
1050’nin sert futbolu, tribün vicdanında yankı bulduğu gibi; Ertuğrul’un “bu da mı
olur” manasındaki bakışlarıyla şaha kalkan ve en nihayet Ökkeş’in canhıraş feryadıyla zirve
yapan bir gerilime sahne oldu. O kilolu vücuduyla artık röveşataya kalkamasa da, Ökkeş 2-3
kez rakibin darbesiyle havada geometrik şekiller çizerek Vizontele 1’deki derebaşı
sahnesindeki gibi “güzel düşüyor adam” dedirtti.
İşin garibi, Ökkeş’in vaveylasına bir ah-u enin dahi eşlik etmekteydi. Bu ses, bu ses…
faulü kim yaptıysa onun sesi olmalıydı, fakat değildi. Doğru duydunuz, hakem Ökkeş’e
bağırıyordu. Neyse ki; fazla uzamadı. O sahneyi görünce aklıma genç amatör kategorisinde
futbol oynarkenki yaşadıklarım geldi. Bıktırmadan hikâye edeyim: Bizim takım bir köy
takımı olması hasebiyle maddi sıkıntılar içindeydi. Bana verilen kaval kemiğini çevreleme
fonksiyonu itibariyle hayati zannettiğimiz plastik zımbırtı bacağımdan fırlayıp ikide bir toprak
zemine düşüyordu. Zira yaşlı teyzelerin şirin tabiriyle tozluğumun tini kaçmıştı. En son
tekmelik gitti, hakemin ayaklarının dibine düştü. Hakem şiddetle düdüğe asıldı, kaşlarını
çatarak bana gel işareti yaptı. Çaresiz vardık. Sert bir el hareketiyle yerdekini işaret etti. Ben,
bütün stad huzurunda aparatı yerine yerleştirdim. Ayağa kalktığımda şiddetle beni azarlayan
hakem, kafamın üstünde sallanan bir sarı kart vardı. Bitmek bilmemişti o maç.
Konumuza dönersek; Divanı Müsabakat’ın müsabaka eksiği ve sakatı çoktu.
Ertuğrul’u saymazsak Murat Arslan ayakta kalabildi ve defansı toparladı. Rakibin özellikle
ikinci yarıdaki kapalı defans uygulaması Ertuğrul’un verimini azaltsa da bence üzerine düşeni
fazlasıyla yaptı. Mustafa Ekinci’deki kondisyon düşüklüğü takımı olumsuz etkiledi. Ahmet
Turan oynamadan hat-trick yapmış. Yapmış diyorum çünkü 60 dakika maçı izledim fark
etmemişim. Maçtan sonra kendisine gözlem aynen aktarılınca da “benim işim gol atmak”
dediği rivayet ediliyor. Kral olamaz, olursa Sayıştay futbolu adına üzülürüm.
Turnuva organizasyonuyla görevli olduğu için kendisine taharri memuru edasıyla şu
soru da soruldu:
“Göreviniz icabı sertliklere ayrı bir hassasiyet göstermeniz beklenirdi!”
El cevap: “Özellikle o böğrüme darbe alıp yerlerde kıvrandığım pozisyonda sinirlenip
tepki verecek kıvama geldim, ancak bu sefer de nefesim kesilmişti, ses çıkaramadım.”
Divan-ı Müsabakat’ın kalecisi Salim’i ise tebrik etmek gerekir. Gerçi 1050’nin daha
başarılı kalecisini konuşmak varken o konuşuluyor. Ancak “halı sahada kaleciliğin yarısı
toptan korkmamaktır.” denilir ya, Salim bu gerçeği gözlük engeline dahi takılmadan herkese
göstermiş oldu. Ayrıca Divan-ı Müsabakat, inşaattan yeşil sahalara uzanan macerasından
dolayı kalecisine ne kadar teşekkür etse azdır.
Divan-ı Müsabakat’ın defansında yer alması beklenen Ali Murat ise turne
yorgunluğunu sebep gösterip maça gelememiş. Kulislerde, bu tavrından dolayı kulübü
tarafından cezalandırılacağı konuşuluyor. Eski bir forvet olup bu maçta savunma oynayan
İlyas, ahı gitmiş vahı kalmış bir görüntü çizdi. Gol dakikaları itibariyle ve bir anda 0-3’e
giden maç atmosferi sebebiyle faturanın İlyas’a çıkmış olması muhtemel.
1050 ise bildiğiniz gibi, futbolundan hiçbir şey kaybetmemiş ancak medikalci ve
ortopedistleri sevindirecek yeni bir vasıf kazanmışlar. Özellikle ilk yarıda düzenli bir takım
havasında oynadılar ilk yarı düzenlilik rehberi gibiydiler. Ancak 2. yarıdaki skoru koruma
kaygısını, ölümüne kapanmayı ve rakibe acımasızca atılan tekmeleri; ne takıma, ne de henüz
hiçbir şeyin belli olmadığı 1. haftada ortaya konulacak futbola yakıştıramadık. Öylesine
defansa çakıldılar ki, Ertuğrul ve Mustafa adeta ellerinde tornavida bir o yana bir bu yana
çeviren ustalar gibi, defans bloğunu açmak için didindiler durdular.
Duyduğumuza göre hakem haftaya değişecekmiş. O cesaretle yazmak gerekiyor.
Hakem Müsabakat lehine bir penaltıyı çalmazken, sertliklere prim vererek ve kartlarda cimri
davranarak 1050 takımının maçı tam bitirmesini sağladı. Ökkeş’e mutadın, rutinin (devlet gibi
hakemdi canım!) dışına çıkarak bağırması da maçın altından kalkamamasının işaretiydi belki,
ya da gecikmiş bir otorite kurma hamlesiydi.
Haftanın derbi mücadelesinden sonra Saat 3’te başlayan Tek Pas-Spartak Boşkova
maçı vardı. Ancak maalesef soğuktan tırsıp bu maçın yarısını izleyebildik. Ne de olsa derbi
haftasıydı ve Türkiye şartlarında bu nezaketsizlik mazur görülürdü; sessizce evin yolunu
tuttuk. Tek Pas-Spartak Boşkova maçından tek sahne var yarım bakışlarla izlediğim. Onunla
veda edelim.
Tek Pas takımının kalecisi Cemil ceza alanı çizgisinin üzerinde. Tribünden muzip bir
uyarı geliyor; “Cemil göbeğin ceza sahasının dışında!”. Cemil, yüzünde mahcup bir
gülümseme ile avuç içi göbeğinin hizasına gelecek şekilde eliyle eliptik yörünge düzlemi
üzerinde geziniyor gibi bir hareket yaparak olası bir kural ihlalinin önüne geçmiş oldu.
En son bir tespitimi daha belirteyim, takımlar tam kadroyla maçlara gelemediler.
Bunun en önemli nedeni ise futbolcuların turnede bulunmaları idi. Bu turnuvaya turnelerin de
damga vurması muhtemel.
Ne dersek diyelim futbol güzel oyun her hal ve her şartta.
İdris T. UYSAL
Download

TURNE, TURNUVA, TORNAVİDA Her yıl dört gözle