Cem kök 1
(ölü dölü)
Cem kök 2
(ölü dölü)
Ölü
Dölü
Cem kök 3
(ölü dölü)
Yazar:
Cem Kök
Kitabın adı:
Ölü dölü
İzinsiz çoğaltılması ve dağıtılması yasaktır. Hukuki sorumluluk yazara aittir.
Baskı yılı: 2013- birinci baskı
Cem kök 4
(ölü dölü)
ÖNSÖZ
Uçurumları ezerek geliyorum, iri göğüslü fahişelerin göğüslerinden özgürlük emerek
geliyorum, ölümü yakarak geliyorum, nefret kusarak geliyorum kardeşlerim.
Alışılagelmişlerin dışında bir dünya yaratmak için ruhumuzu sömürenleri katletmek için,
hayattan hak ettiklerimizi almak için geliyorum. Savaşları bitirecek bir savaş yaratacağız. Bu
savaş özgürlüğün ipeksi teninde ilerleyeceğimiz bir savaş olacak. Bu savaşta kayıplar
bedensel değil zihinsel olacak kardeşlerim, bu savaş sorguların savaşıdır korkuların ve
ölümlerin savaşıdır.
GİRİŞ
Gökkuşağının bir fahişe gibi sırıttığı anda... Evet, işte tam o anda, damarlarımda dolanan
karamsar kan özgürlüğüne kavuşmak istiyordu her an. İşte hikâyemiz tam da burada başladı.
Cem kök 5
(ölü dölü)
ÖLÜ ÇİÇEKLERLE SÖYLEŞİ
Sordum... Ölü çiçeklere... Neden yapraklarınız siyah? Neden burada nehirler kızıl? Ve neden
siz bu kadar narinsiniz? Ufak bir meltem esti, tenimi aşındıran, o sırada yaşadığım his
sorularıma en açıklayıcı cevabı vermişti. Kendi kendime ben nerdeyim, ne yapıyorum diyerek
irkildim. Ben doğru olmayanı doğru bir biçimde yapmaya çalışıyordum. Ben kötünün içindeki
iyiliği, adaleti, merhameti sorguluyor ve arıyordum. Ve aradıklarımı bulmak için ironilerin
doruklarında askıda kalmayı göze almıştım. Hislere aldırmıyor, açlık tokluk ve zevk
algılarımı kaybetmiş bir uyuşturucu bağımlısı gibi kendi içimde kayboluyordum. Hayat
zehrinden içmiş olan biz insanların aynı ırk içerisinde kısır döngü cinselliği ve hazzı yaşaması
ölü çiçekleri susatıyor ve öfkelendiriyordu. Ve bir gen geçti çiçeklere basarak, ona tepkisiz
kaldı kızıl nehir... Yeşil toprak... Bu gen Tanrı’nın eşcinsel egosuydu çıplak yalın ve sınırsız.
Ve şöyle mırıldandı ; ’’ Zaman benim yalın vücudumdur. Zaman size ölüm kazandırır ve bir o
kadar da zaman kaybettirir. Burada durmanın bir anlamı yok ve burada durmasanız da bir
anlamınız yok. Sizler benim ölü bebeklerimsiniz. Ölü çiçekler sizi oyalayacak kuklalardır
‘’bunları dedikten sonra havanın aydınlanmasını bekledik ölü çiçekler ile. Havanın
aydınlanması ile çiçekler, ben ve genç bedenim geceye hazırlığa koyulduk. Nehirler, doruklar
ve toprak bir girdapta yutulmadan milyarlarca yıl kısır döngü rayında çember çiziyordu.
Tanrılara yakın olmak için o girdaptan uzaklaştım; çünkü Tanrılar hiçbir zaman zora gelmek
istemezler ve kaostan kaçarlardı. Ağzıma kan tadı, burnumaysa kokusu geldi. Bu ölü
çiçeklerin nefret çığlığıydı. O sırada nehirler sarı renge bürünmüştü adeta paranoyak bir genin
yüzüstü yere düşmesi gibiydi Ölü çiçeklerle rüzgârların dansı...
TANRILAR VE TANRILAR
Ve bugün sizlere Tanrılardan bahsedeceğim.
Tanrılar boyutunda sınırlar sınırsızlıktır. Ve Tanrılar boyutunda insanlar, o küçük sefil
Karıncalardır. Tanrıların gözyaşları bizim topraklarımıza can veren yağmurlardır. Bir
karıncayı ezmek, bir insan için ne kadar basit ise Tanrılar için de bir insanı ezmek o kadar
basittir. Tanrılarda olan mükemmellik onları tatmin etmemekte fakat insanlarda olan acizlik
insanlara fazlası ile yetmekte ve lüks gelmektedir. İnsanlar ufak oyunlar ile mutlu olurlar.
Fakat ufak oyunlar onlarla hiç mutlu değildir. Biz Tanrılar yani biz Dünya denilen cehenneme
hapis olan Tanrılar, bu cam fanus içinde fanus kadar kısıtlıyız. Ne kadar ahmak bir ırkız,
döner dolaşırız, aynı sabahı, aynı akşamı yaşar, aynı şeyleri yapar, aynı yemekleri yer, aynı
para için çalışır ve aynı sona varırız. En saçma gelen de sonumuzu bile bile yaşamamızdır. Bu
nedenle ''Tanrılar ruhta, insanlar bedendedir '' .Uzun yıllar boyu yürür ve yolun sonunu merak
ederiz. Bir de oto kontrol durumlarımız vardır. Tatmin olmak ve boşa yaşamadığımızı
düşünmek için dinlerin vaatlerinden faydalanırız. Herkes gibi olmayanlara bir şans vermek
Cem kök 6
(ölü dölü)
yerine, toplumun ve ağır basan saçma, yüzeysel insanların tarafında olur, kendimizi sağlama
alırız. Bu da bir nevi oto kontroldür. Ve hakikati gören, gerçeği arayan insanlara sorunlu
muamelesi yapıp anti depresanlarla uyutmaya devam etmeniz çok acıdır. Bu Dünya'da bir
Tanrı var ise o Tanrı özgür değildir. Çünkü kısıtlamaları ve sınırları o yaratmıştır. Ve bu
Dünya'da doğru ile yanlış kavramı zıt kutuplardan oluşan bölücülerdir. Tanrı zıt kutupları
yaratarak bir kargaşa ortamına sebep olmuştur. Ve bu kutuplar, yani doğru ve yanlış denilen
bölücüler kesinlikle bir yanılgıdır. Bu kavramlar göreceliğin yönettiği kuklalardır ve sefalet
içindedirler. Ufak insanlar yaşamın ne demek olduğunu bilmedikleri için sefaleti yaşam
olarak görmüşlerdir. Nefes alıp verişin kısır döngüsünde kaybolmuşlardır. Kırık bardak
devamlı su ile dolmuş ve dolduğu gibi boşa akıp gitmiştir.''Ey Tanrılar, siz bir bedene sığacak
kadar basit değilsiniz. Fakat kırık bir bardaktan durmadan akan saf su kadar israfsınız. Dünya
Tanrılar kadar yuvarlak ve bir o kadar da baş döndürücüdür. Bu Dünya'da gerçek diye bir şey
yoktur. Bu Dünya'da akla dayalı bir varoluşta yoktur. Bu nedenle nihilizmin göz kamaştıran
yansımaları bizlere Tanrı'nın ve biz insanların bozuk mayalarını göstermektedir.
ZAMANIN FAHİŞELERİ
Huzursuz bir geceye gebe bir sabahı atlattıktan sonra tekrar buradayım, yazdığım bu
sayfaları buruşturup atmamak için kendimi zor frenlediğim bu günlerde fahişelerin
gırtlaklarını bir Tanrıymış gibi kesmek bana adaleti anımsatıyor. İnsanlar sadece yaşamak için
fahişelik yapmıyorlar, insanlar zevk ile yaşamı bir bütün halinde algıladıkları için fahişedirler.
Bu satırların arasında yalnızlığımı iliklerime kadar hissedebiliyorum. Dışlanmayı, kapının
karanlık tarafında kalmayı hissederek, sizlerinde karamsarlığa adım atmanız için bu kara
fonlu deftere bu beyaz yazıları yazıyorum. Fakat atım aç ve susuz olduğu için yenik düşüyor
rüzgâra ve ben de onun sırtında. Ahh. Güneş, anılarım ve gençliğim beraber batıyor bu günde
fahişelerin iri göğüslerinden süzülerek... Delirmekten korkar olduğum bu zamanlarda
uçurumdan düşercesine düşüyorum hayattan. Nehrin bizi götüreceği kıyıları serseri mayına
benzeyen bir ağaç kütüğüne tutunarak ve gözlerimi kapatıp açtığımda kıyıya vardığımı
umarak yoluma devam ediyorum. Bunları düşünürken arafta kalıyor ve uçurtmamı kızıl
gökyüzüne savuruyorum. Böylece günler çorap söküğü gibi birbiri ardına geçip gidiyor. Evet,
yaşıyorum, algılıyorum yorumluyor ve sorguluyorum. Ve nefret ile etrafıma bakıyorum. Bu
yüzsüz varlıkların sıradanlıkları ve yüzeysellikleri midemi bulandırıyor. Kendine Tanrı diye
ahmaklar görüyorum bu düzende. Neden? Diye soruyorum onlara. Fakat onlar değil
ceplerindeki kâğıt parçaları cevap veriyor bana. İşte bu yüzden biz tanrıyız deyip geçiyorlar
yanımdan. Bir deli geliyor o sırada, elinde hançer, yüzünde kan... O da geçiyor yanımdan
gülerek ve zehirli hayat sularından içerek. Kaos, yalnızlık ve karanlık içine çekiyor beni
usulca. Bir sonU olan bu yağmurlar, geri dönüşüm kısır döngüsü ile kurak yazı atlattıktan
sonra yine çiseliyor zamanın aşındırdığı tenime... Dostlarımı görüyorum o sırada, her biri
boğuluyor zevk denizinde. Bataklıklar ise siyah çiçekler ile günü öldürüyor içi içe.
Susuyorum, susuyor ve bekliyorum keşfedilmeyi zaman tarafından. Dünya döndükçe ben de
dönüyorum sarhoş taklidi yaparak. Ölümün bile dayatma olduğu bu yaşamda her şey anlamını
yitiriyor. Varsın, ben de yırtayım sayfalarımı ölüm bizi ateşlere atmadan.
Cem kök 7
(ölü dölü)
BEKLEMEK
Olmuyor, bazen sadece sessizce şansımızın döneceği zamanı beklemek zorunda kalıyoruz.
Buna benden başka herkes gülüyor. Bekliyor asil ruhum, Sıradanlıklardan arınacağı zamanı.
Rüzgârlar ne kadar aşındırsa da tenimi ses etmeyeceğim.
Zaman, hem öldüren hem güldürendir. Bizi öldürmeye çalışsa da bir parça güldürme payı var
diye umut ediyoruz ve bekliyoruz, ufacık bedenimizle ve hayaller dolu bilge ruhumuz ile.
Ruhumuz elbet çıkacak bedeni parçalayarak, yücelecek göklere, mırıldanacak karamsar
şarkısını, kurşunlar yiyecek ve ölmeyecek. Ölümsüzlüğü tadarak ölümü özleyecek ve kendini
hazların ateşinde yakarak kendi sonsuzluğunu başlatacak...
Şöyle mırıldandı zamanın piyonu; ben ölüm ile ölümsüzlüğü siyah sayfalara yazan adam!
Bilirim, ölümler bir esintidir, usulca gelir arkasında usulca süzülen yapraklar bırakır. Ve bu
yaprakların her birinin narin hikâyeleri vardır. Acı ile
Tatlı hastalık ile sağlık gibi. Ve bilirim ki bu mısralar benim yok oluşumda doğacak,
ölümümü zihinlerde ölümsüzleştirecek.
Ve titreyen yapraklara örnek olarak cesaret verecek, önlerinde kuru yaprakların ince ve keskin
kırılma seslerini sunacaktır.
Hastalıkların, acı ve yoksun bakışı bir kesik bilekten oluk akan kandan daha acı ve daha
kısıtlayıcıdır. Sağlık ölümden
Uzak hastalık ise ölüme atılan ürkek bir adımın yok oluşudur. Ah... Dostlarım! Bu yaz
yollarda tozuna dokunamadığımız avuntular götürüyor bizi acının ve kahrın acizliğine.
Çürümekte olduğumuz bu kırsal bizi karamsarlığa hapis etmekte, kendi
Değerimizi olanaksızlıklar yutup adeta derinlere gömmekte. Derinlikler ise bizi yüzeye
kusmakla beraber, dışkı olarak da çıkarmakta. Fakat bu dışkı kirli değil dostlarım. Bunca
yüceleri yıkan ahmak ben,''ben delilerin gününde akıllıyı oynayacak kadar
deliyim.''.Milyonlarca olguyu gerek soyut, gerek somut bir ip parçasına sığdıracak kadar
erdemliyim. İlkel bir varoluşçuyum. Taşları oturtan ve anlamlara anlam katan bir ilkelim ben.
ÖLÜM VE IZDIRAP
Ölümler üzerine konuşmayı abartır bugün, bu bilge başlar ölümleri anlatıp moral
bozmaya.''Ölümler; Olgunlaşan bir meyvenin, tadından yenmeme durumudur.''Yani ölümler
olgunlaşmanın sonucudur. Olgunlaşan meyve bekler, zaman aşımına uğrar, çürür ve yere
düşer, karıncalara yem olur ve karıncalar bu durumdan memnundurlar. Ölümün acı
yanlarından biri de boşa yaşanmışlık hissidir ve biz ölünce yalnız öleceğiz. Sevdiklerimiz,
yaşama çabalarımız, boşa kürek çektiğimiz sandalımız ve denizimiz bize geçmişi
hatırlamamızda eşlik edecek. Fakat bu eşliğin pek tadı yoktur, çürümüş cesede benzer.
Aslında ölümün iyi yönleri de vardır. Pislikleri temizlemek ve yaşamayı hak etmeyenleri
toprağa gömmek gibi. Ahh. Dostlarım, fakat biz ölümü hiç düşünmeyiz. Ölümü düşünmek
hayat denen bataklıktan soğumamıza neden olur. Bunca yaşanmışlık, bunca mutluluk, bunca
ızdırap, bunca savaş ölüm ile sonlanacak kadar basit değildir. Bu koca karanlığın, alınan her
nefesin ölümden daha fazla anlamı vardır. Bu kara delik ne yücedir ki; baharın, bu güneşle
dans eden çiçeklerini, kelebeklerini yutar. Bu kara delik, yani ölüm, bir filmin en heyecanlı
Cem kök 8
(ölü dölü)
yerinde giren reklam kadar sinir bozucu, yarım bırakıcı ve tahammül edilemez bir kesintidir
hayat filminde. Ütopya denizini aştıktan sonra, ölüm üzerine olan konuşmamıza son verip
yaşam ve yaşam içinde ızdırap ve acıya maruz kalma konusuna geçmek istiyor kalemim.
Yaşam
Mağdurları, tatsız ve realist bir yaşama odaklanan karamsar dostlarımızın, vicdanlarını ve
ölüm üzerindeki bağlarını düşünelim. Onlar için ölüm sakızdan çıkan bir yapışkan gibidir.
Onlar bu Dünya'dan başka bir Dünya düşlememektedirler ve haklıdırlar da. Dinlerin mistik
vaatlerini bir jilet gibi kesip atan bu dostlarımız, özgürlüğün sınırları olduğuna inanırlar ve
özgürlüğü, adaleti yaşamda değil yok oluşta arar ve nefret ile beslenirler. Hayatın onlara karşı
bu tutumundan dolayı nefret, bu dostlarımızın savunma mekanizmasıdır. Hayattan hak
ettiklerini alamazlar. Bu nedenle, karamsarlığa ve nefrete başvururlar. Nefret hak ettiğini
almak için kullanılan silahtır ve bu silah kötü görünse de adaletin ve hakkın anahtarıdır. Ve
hak mutlak değildir. Adalette öyle. Bu kavramlar tamamen ahmakça, boşa kürek çekercesine
bireylerin görecelik kavgalarından başka bir şey ifade etmez. Bunu onlar da bilir, fakat
nihilizmin yansımalarında kaybolmaktansa, anlamsız savaşlarda bulunmayı tercih ederler.
Fakat savaşların olmamasına engel değil, tam tersi sebebi olma yolunda hızlı adımlarla hedefe
ilerlerler.
TANRININ CİNSELLİĞİ ÜZERİNE KONUŞMALAR
Sizlere bu satırlarda cinselliğin kutsal boyutunu anlatmak istiyorum. Tanrılar o kadar ateşlidir
ki cinsellik onların boyutunda biz insan denen aciz yaratıklara mükemmeliyeti
anımsatmaktadır. Cinsellik, gerek insanda gerek hayvanda aynı amaca hizmet eder; üremek,
zevk ile yapılan acizliğin fiziksel müsfettesidir. Cinsellik Dünya'ya yeni bireyler getirmek
amacıyla değil günümüzde zevk ve para için yapılır hale gelmiştir. Bu durum piçlerin
çoğalmasına, edepsizliğin Tanrısal boyuta ulaşmasına ve saptırılmasına neden olmuştur.
Cinsellik, insandan insan üretme özelliğini kaybettiği için özel anların sergilenmesinde
bayrağı en üst mertebenin zevki sefaletine taşır. Bu en üst mertebe cinselliğin sıradanlığını ve
acizliğini yansıtmaktadır. Cinsellik ölümün, en üst mertebesi yani acının marjinalliğine
benzer. Tanrı’nın oğulları ne zaman cinselliği farklı amaçlarda kullanmaya başladı o
zamandan beri etik kavramlar fahişelerin lehine geçti. Bu konuyla ilgili fazla yorum yapmaya
gerek duymadığım için siz acizleri cinselliklerinizle baş başa bırakıp karanlık nehirlerden su
içmeye usulca yol alıyor ve çıtırdayan yaprak parçasının kırılgan hazzıyla dolup taşıyorum.
Yıldızlara bakıyorum yavaşça kafamı çevirerek, fakat gökyüzünde yıldızdan eser yok. Siyah
bir fon düz bir çarşaf gibi dalgalanıyor. Yıldızları öldürenlerin fahişeler olduğunu varsayarak,
kamçımı elime alıp, elbiselerimi çıkarıyor ve boş odalarda fahişe ruhları arayıp duruyorum.
Böylece ''Özgür kuşların ayağına bağladığımız torpili ateşleyerek, özgürlüğün havada
parçalanmasını seyre dalıyorum. ''Tokat yercesine hayattan aldığım şamarları ruhumda
hissediyorum bugün. Cennetin nehirlerine kibir akıtan bendim dostlarım. Karasulara aydınlık
veren de benim. Ve ölmek için ölüme kafa tutan da benim. Ben kimim? Ben yerlere yatan
parlak bir halının ipeksi yüzü, yokluğun derin varlığı, özgürlüğün kara kanı. Ve ben, savaşta
akan kanın yüze sıçrayışı, ben zamanın kısır döngüsüyüm, cinselliğin intihar boyutuyum... Ve
ben sizleri avucuyla ezen adam ve yanlış yaradılışın yok edicisiyim.
Cem kök 9
(ölü dölü)
PARA
Ah kâğıttan Tanrı! Sen güç, sen erdem, sen kutsal, sen satın alansın. Sen olmadan atılan
adımlarım yerinde saymakta. Sen olmadan, insanların satın alabileceği lüks ortamları nasıl
yaratabilirim? Sen olsan da ayrı bir yüksün, olmasan da. Sen kâğıt parçası, hayatın anlamı
lüks yaşamın istencisin. Ahh. Dostlarım, paradan bahsetmek acı da olsa para ile alınabilecek
şekerlemeler oldukça tatlıdır. O sefil kâğıt parçası şöyle seslendi;''Paran yoksa sen de
Yoksun.''Para, ölüm istencini rahatlık ve keyfe düşkünlük ile köreltir. Eğer para denilen kâğıt
sana uzaksa sen kaybedecek bir şeyinin olmadığını düşünür ve ölümün senden sadece
bedenini alacağı kanısına varırsın. Bu nedenledir ki intihar edenlerin çoğunun parasal
nedenleri olduğu bilinir. Zaten bir zengin neden intihar etsin ki? Bir de erdemli yok oluşlar
vardır, kendi sonuna kendin gidersin ya da onu kendin çağırırsın. Bu intiharın en yücesi ve
sebepsiz yok oluşudur. İnsan hayattan istediğini alamadığında yâda istediğini asla
alamayacağına inandığı zaman intihar eder. İntiharlar çoğu zaman gerekli ve yüce iradenin
eseridir.
''Para, Tanrı’nın maddeleşmiş halidir.''
ÖLÜME KAFA TUTANLAR
Ölüme kafa tutan dostlarımızın nefret kusuşlarını ve özgürlüğe, yani sahte özgürlüğe,
sövgülerini ince bir çizgide ele alalım.
Bu nasıl bir ironidir ki gökyüzünü kızıl kana boyar? Ölüm ile yaşam nasıl olur da acizce bir
arada anılır?
Görün dostlarım... Görün şu ruhunu yitiren acizleri, görün... Onlar şükredenler, onlar önüne
konulan yemeği sorgulamadan yiyenlerdir. Onlar zevklere yenik düşenler, onlar bedenlerini
ve ruhlarını hiçe sayan fahişelerdir. Her nefesin bir anlamı
Vardır, fakat hiçbir anlamı yoktur dostlarım. Sizler dünyevi zevklerden arınan nefret
Tanrılarısınız ve bu nedenle dış kapıdasınız. Sizler asil olduğunuz için, sizler savaşın nedenini
bildiğiniz ve kendinizi satmadığınız için dışlananlarsınız.
Siz acizlerin hayal bile edemedikleri ölümlere kafa tutanlarsınız. Benim dostlarım, karın
deşenler değildir, benim dostlarım ölüm biçenlerdir. Benim dostlarım, mezarlıkları ve ölüleri
sevenlerdir. Benim dostlarım, nefret kusanlardır. Benim dostlarım, zevklerden arınanlardır.
Ve benim dostlarım savaşçılardır. İçinden çıkılmaz bir ironi, bataklığının da çırpınanlardır
benim dostlarım.
GECE DÜŞÜ
Cem kök 10
(ölü dölü)
Tanrı! Eyyy Tanrı, beni kan revan içinde çırılçıplak bırak. Bırak ki, sarılayım geceye.
Bulaşsın kanım ona tüm berraklığıyla. Aydınlansın kara yolum, bezensin siyah çiçeklerle...
Rüzgâr, Güneş, Ay boyun eğsin gecenin beyaz kanına. Bir şarkı tuttursun bu gece kuşlar
bedenimin kan gölüne, ıssız bir yıldız kaysın gecenin koynuna, usul usul tenden
süzülürcesine. Bir umut doğsun kurak çöllere, su birikintisi gibi. Mavi, ölüm rengi gibi yeşil.
Bir yaprak düşsün sonbahar gecesinde dalını terk edercesine.
ANLAMSIZLIK ÜZERİNE
Soluk alıp vermeyi bile unuttuğumuz bu koşuda hiç durup düşündük mü? Biz neden, ne için,
nasıl ve hangi sona koşuyoruz diye. Peki, hiç sorduk mu bu yarışın galibi kim olacak, ödül
ne? Ödül koştuğumuza değecek mi diye hiç sorguladık mı? Bana sorarsanız bu yoğun hayat
koşuşturmasında bunları aklımızın sadece ucundan geçirip düşünmeye değmeyecek şeyler
olarak gördük. Neden var olduğumuzu, neden durmadan savaştığımızı, neden ölüme hızla
koşuşumuzu önemsemedik. Bizler düşünecek kadar vakte sahip değildik. Bu konuşmalarımız,
sorgulayan ve araştırmayan insanlara anlamsız ve acı verici gelmektedir. Çünkü bireyler
hakikatin ve doğrunun yükünü kaldıramamaktadırlar. Bir son var ve bu son biz insan denilen
etten kaleye hapsedilmiş yüzeysel pisliklerin sonudur. Fakat sonunu sorgulamaya neden
cesaret edemez hiç bir gen? Neden sonumuzu bile bile yaşama sımsıkı tutunur ve kenetleniriz
dostlarım? Biz insanlar her şeyde anlam bulurken neden bu tür sorgularda anlam bulamaz ve
kaçar duruma geliriz? Bu acizliğimizin bir başyapıtı bir nirvanasıdır. Acizliğinin farkına varan
insanlar ise farkında olmayanlardan daha bilinçli ve daha üstün iradeye ve özgüvene
sahiptirler.'' Yalanların mutluluğundansa, gerçeklerin acısından haz alan dostlarımız çok az
sayıdadırlar''ve bu yüksek mertebe yolunda ilerleyen dostlarımız kutsaldırlar. Bu nedenle
anlamsızlıkta anlam aramak insanların yüceliğinin ve direnişinin kanıtıdır.
YOK, OLUŞUN ANLAMI
Bizi yoktan var eden yok oluştur. Bizler ölümden gelip ölüme gidenleriz. Bu çakıllı yolların
ayakkabımıza dolan taş parçalarından başka hiçbir anlamı yoktur; çünkü bu yolların başı da
sonu da bellidir.Dostlarım, bizler ufak su birikintisinde solumaya çalışan yarı ölü balıkların
can çekişmelerinin mahsulüyüz.Yok oluş, var olduğumuzun en açık ve net kanıtıdır; yaşam
ise ölümden geldiğimizin en yalın kanıtıdır.Bir canlı görünce ölümü anımsıyor,bir ölü
görünce ise yaşamı kavrıyorum. Biz, et içine hapis edilen sınırlı varoluşlar ölümlerin
mahsulleriyiz. Bizleri anlamlı kılan ölümlerdir dostlarım.
Cem kök 11
(ölü dölü)
UÇURUM VE DÜŞ
Ufak adımlarla dar koridorlarda nefret ile yürüdüm. Ayak seslerinden başka hiçbir ses
yoktu çevremde, bekledim siyah
Gecenin beyaz yıldızlarını bekledim. Anlatmak istedim gökyüzüne, konuşacak o kadar
çok şey vardı ki karman çorman olup birbirine geçti düşüncelerim. Artık anlatılacak
bir şeyimde kalmamıştı. Yıldızları seyre daldım, siyah fon üzerine
Yapıştırılmış yıldızlar, bir anaokulu öğrencisinin ödevi gibiydi. Yazmak için bir nedenim
yokken yazdım. Boş çığlıklardan
Başka birşeyden bahsedemiyordum. Anımsamalarla dolu zihin sarmaşığım bir iskelede buldu
kendini. Güneş tenimi amaçsızca yakıyordu, çocukların suda oynayışları gözüme çarptı, onlar
da amaçsızlardı, iskeleden kuma doğru yürüdüm tenleri ateşler içinde yanan dişilerin
yanından. Kısıtlı zevkleri ve bedeni yatırımları vardı. Bronzlaşmak istiyorlardı sanırım.
Ayaklarım kuma gömüldükçe ben daha da sert basıyordum yere ve bir anda bu hayalden
sıyrılmış bir şekilde mide bulantılarıyla dolu bedenimde ve yatağımda buldum kendimi.
Boş oda, sarı bir lamba ve yan odadan gelen çocuk sesleri karşıladı beni. İstediğim ve
aradığım yer burası değildi. Bir uçurumda kanatsız kalmak ve kendimi boşluğa bırakmaktı
arzuladığım. Düşerken, içimin boşalışını ve kanatlarımın olduğunu hissetmeyi planlıyordum.
Ta ki vücudum yere çarpıp parçalara ayrılana dek. Bu bilinçli bir ölümün istem dışı hayal
dünyasıydı ve bu Dünya yıkılmakla yükümlüydü. Narin rüzgârların tenimi okşadığı bu yaz
sabahı güneşin soluksuz nefesini hissediyorum tenimde. Fakat fırtınalar kopuyordu içimde.
Uçurumlar, siyah bir gece, ölü kuşların çürüme merasimi sarıyordu bu yorgun ruhumu, sıcak
bir dişi teni arzuluyordu bedenim, ta ki zevkin doruklarından ani düşüş yaşayana kadar.
Saçları güzel kokan bir kadın düşündüm. Teni vanilya kokulu ve pürüzsüz. Bir titreme geldi
bu aciz bedenime ve bu düşündüklerim yaz güneşine ve rüzgârına katılarak süzüldü
zihnimden uzaklara ve sustum gözlerimi kısarak. Güneşe bakıp ufak bir tebessüm ile günü
rüzgâra saldım...
ÖLÜ ZEVKLER
Burada oturmuş kahvemi yudumlayıp, karanfilli sigaramı ciğerlerime çekerken
düşlemekteyim, düşünmekteyim. Düşündüm... Daha çok düşündüm, derinlere daldım ve şöyle
bir karara vardım.''Düşünme, kaybolursun.'' Her şey birbirine bağlı bir zincir ve buz incir seni
düşündükçe, sarar sıkıştırır ve nefes almanı engeller. Ve unutmayın ki gerçekleri gören
insanlar daha doğrusu yüksek mertebede sorgu yapan insanlar, hayattan zevk alamazlar,
alamayacaklardır da. Bu hayat, ben ve benim gibiler için ızdıraptan başka bir şey değildir.
Fakat bizi ayakta tutan bu kaosun bize verdiği acılardır.
Cem kök 12
(ölü dölü)
ACILARIN ANLAMI
Güzel zamanlar geçirmeniz için bir bedel ödemeniz gerek dostlarım, yani acı çekmeniz
gerek. Bu böyle yazılmıştır hayat senaryomuza. Acı çekeceksin, bu acılar seni olgunlaştıracak
ve hayatına yöne vermene neden olacaktır. Bu nedenle bırakın kendinizi acılara, zorluklara.
Karşılığını alacaksınız er yâda geç. Belki mezarda belki yaşamda, ama unutmayın acılar sizi
doruklara ve hayatın sorgulanması gerektiği tanısına ulaştıracaktır ve en büyük tesellilerinizde
olacaktır.
KARAMSAR BİR SÖYLEŞİ
Ağır yükler taşıyan, bu nedenle naçizane et yığını bedenlerimiz ve yansımalar evreninde
yönsüz kalan zihnimiz... O kadar yorgun ki, ölümle yaşam arası da seçimsiz kalmış ve rafa
kaldırılan eski bir madeni para gibi zamanda kaybolmuştur. Bu kaybolmuş bir zihin, bir
bedendir ve bu zihin öyle çaresiz ve ızdırap çeker duruma gelmiştir ki ölüm ve yaşam ona
anlamsız gelmektedir. Ne ölmek ister, ne de yaşamak... Bu çifte anlamsızlık ızdırapların en
kuvvetlisi, en tesirlisi ve en tehlikelisidir. Çözümü ise geçmiştedir yani Dünya'ya
gelmediğimiz zamanlarda. Yazı tura gibi atılan biz spermler şans eşliğinde Dünya'ya geliriz.
Peki ya ufak zevkler uğruna oluşturulan canların ızdıraba maruz kalması? Yaşamak isteyip
istememesi neden seçimsizdir? Kısacası bu Dünya'da ızdıraba en büyük desteği veren
Yaratıcılardır. Seçimsiz yaratılış ise küstahça rezilce bir durumdur. Hayat yaşayanlar için
ızdırap, doğmamış olanlar için özgürlüktür.
FAŞİZMİN ANLAMI
Ancak ve ancak bir faşist yüksek mertebelere varıp büyük işler başarabilir. Faşizm ırkçılık
değildir. Daha doğrusu her faşist ırkçı değildir. Hedefleri uğruna yakıp yıkıp, öldüren,
öldürten ve hedeflerine canı pahasına ulaşmak isteyen ve bu yolda sınır tanımayan insana
faşist denir. Faşist, kendi krallığını kurmak için ölümü göze alan Tanrı'ya ve Tanrı'nın
kurallarına karşı çıkandır. Faşizm farklı açılardan değerlendirilip tartışılabilir. Faşizmin adını
kirletenler milliyetçiler ve bilinçsiz zorbacılardır. Bilinçli bir faşizm içinde özgürlük, azim,
eşitlik ve adalet barındırır. Fakat faşizm günümüzde ırkçı milliyetçi ve yobazlara
yakıştırılmaktadır. Mesela bir komünist de faşisttir; çünkü kendi krallığını kurup halkına ve
insanlarına eşitlik, özgürlük adalet sağlar: çünkü marjinaldir. Mesela Adolf Hitler'i ele alalım.
Hitler faşist değildir, daha doğrusu tam olarak faşist değildir. Faşizan yanları kendi
krallıklarını ve kendi adaletlerini kurma amacıyla hedeflerine engelleri yıkıp, kırıp dökerek,
öldürerek yaklaşmışlardır. Faşist olmayan yönleri ise yaptıkları ırkçılıktır. Bu faşizme girmez.
Bu katil olduklarının kanıtıdır.
Cem kök 13
(ölü dölü)
DİNLER ÜZERİNE
Dinler, eski zamanın ilkel devletleridir. Peygamber diye kendilerini topluma tanıtıp,
insanların karşı çıkamayacağı bir kutsallık ortaya atan insanlar bu davranışlarıyla ''Devlet''
denilen otoritelerin temellerini Tanrı adı altında atmışlardır.
Din, insanların yaşam kaynağı ve onları hayata bağlayan ve mükemmellik vaat eden bir
otorite olmuş ve toplumsal düzeni(sevap-günah) yani (iyi-kötü) denilen kavramları sağlamaya
çalışmıştır. Din, ilkeller için çok yararlı olmuştur. İnsanlar artık tatmin olup bir düzen içine
girmişlerdir. Fakat insanlar, modernleşmeye ve yenilenmeye çalıştıkça dinler, kısıtlamalara
neden olmuştur. Bu kısıtlamalar özgürlük denilen ve asla var olmayan bir kavrama sert bir
yumruk atmıştır. Ve böylece dinlerin anlamı, anlamsızlık oluvermiştir.
ÇELİŞKİLERİN ANLAMI
Dostlarım, zıt kutupların birbirine anlam kattığını hepiniz biliyorsunuz artık. Bunun bir
çelişki olduğuna dair pek emin değilsiniz tahmin ettiğim kadarıyla. Evet, çelişki bambaşka bir
şeydir, bir ironi bir kaostur. İnsan zihnini en çok yiyen çelişkidir; Çelişkiler olmadan
''doğrunun'' anlamı, anlamsızlıktır. Çelişkiye varılmadan verilen kararlar pek tatmin edici
değildir. Çelişkiler ''mutlak doğru''ya ve ''mutlak yanlışa'' çok uzaktır. Çelişki bir sorudur ve
bir yanıt ister.''Evet ya da hayır'' gibi. Bu durumun ortası yoktur. Kısacası hayat bir çelişkidir.
Fakat bu çelişki ne doğru ne de yanlıştır.
RUH ÜZERİNE
Dinler tarafından milyonlarca insanı tatmin etme amacıyla ortaya atılan bu safsataya ''ruh''
denilmektedir. Biz et yığınlarının acizliği ve hayatı anlamlandırma biçimi dinlerdir. Dinlerin
ise vaat ettiği bir takım şeyler mevcuttur. Bilindiği üzere Dünya'da yüzlerce din vardır. Bu
dinler toplumu vaatlerle uyuşturur ve kandırır, insanların kandıkları en yaygın şey de ''ruh''tur.
İnsanlar ruhları olduğuna ve öldüklerinde ebedi olarak yaşayacaklarına inanırlar. Fakat
insanlar o kadar acizdirler ki bilmezler, ruhun sadece beyinden ibaret olduğunu. Kardeşlerim,
ruh denilen kavram tamamen beyinden oluşmaktadır. Ruh karakter, kişilik, sevgi, nefret gibi
duygulardan başka bir şey değildir.
ÇOCUKLUĞUM ÜZERİNE
Ahh. Benim harabeler arasında kalmış, kör kuyulara vurgun çocukluğum. Gece karanlığında
dinlediğimiz o körpe hikâyelerin mahsulü çocukluğum, taş taş üzerine koyup top
oynadığımız, büyüklerimden hikâyeler dinlediğim çocukluğum. Sorunlu bir çocuk, sorunsuz
bir Dünya için savaşır, dışlanmışlığın o kara teni, midemi bulandırır. Çocukluğumda başladı
benim hayata, Tanrı’ya ve olgulara karşı sitemim. Top oynarken dışlandığım oyuna
Cem kök 14
(ölü dölü)
alınmadığım zamanlar, yaramazlık yaptığımda sırtımda kırılan sopalar, belki de beni
böylesine bilinçli yapan ve cesur olmamı sağlayan bunlardır. Belki de takıntılarımın yarattığı
ızdırap denizi beni pişirdi, yenilecek bir yemek haline getirdi. Ah... Körpe ve kör
çocukluğum, ağacın yaş iken eğilmesi gibiydi. Fakat ağacı eğeyim derken kırık kaldı
çocukluğum, kırık kalacak ve toprağa kırık bir dal olarak düşecek. Ahh... Benim karamsar
çocukluğum...
GÖRECELİK ÜZERİNE
Dostlarım, Görecelik, koyun sürüsünün fazla olduğu ve sistematik, dogmatik yaşayan
insanların çoğunlukta olduğu ve çoğunluğun mutlak doğruyu belirlediği bir kavram ve
işleyiştir. Yüzeysel insanlar sürü psikolojisi içinde yaşar, düşünmekten sorgulamaktan
acizdirler. Onlar için zevk ön plandadır, sistemin bir parçası oldukça, huzurlu, mutlu ve
koyundurlar. Zevkleri özgürlüklerinden daha ağır basar dostlarım, sadece etten ibarettir bu
yüzeyseller. Ve öyle kibirli ve acımasızdır ki görecelik köleleri, boyunları giyotini köreltir.
ZEVKLER
Zevk, bataklıkların en çekicisi ve en yaygınıdır. Battığını sona yaklaştığını bilir ve bundan
zevk almaya bakar zevk düşkünleri. Zevkleri bedenlerini harcar, bozuk para gibi gururları
yere yuvarlanır. Ve öyle yüzsüzlerdir ki zevk düşkünleri, yanlışları doğru sayıp, yanlış olan
doğrularıyla yaşarlar; ulaşamadıklarını yüceltir, ulaştıklarını ise hiçe sayarlar. Ve öyle
midesizlerdir ki materyalist bir tavır sergiler, maddenin kölesi olurlar. Ve sıkıştıkları
durumlarda karşısındakini aşağılayarak düşmanını etkisiz hale getirmeyi hedefler. O kadar
duygusal ve kin doludurlar ki, gözyaşları en öldürücü zehirdir.
AŞK ÜZERİNE
Aşk, iki duygunun bilinçsizce haz bakımından birbirini sömürme durumudur. Aşk bir hedefe
ulaşmak gibidir, iki kutup bir araya geldiğinde duygusal cinsel sömürü bilinçsizce başlar,
zaman kavramının da pekişmesi ile birbirlerini tüketip yok olurlar. Önemli olan iki kutubun
birbirine olan uzaklığı ve verdiği acıdır. Bu nedenle bu duygu, durum ne kadar fazla sürerse o
kadar geç tükenir. Hedefe ulaşmak değil, hedefe ulaşma isteği ile yanıp tutuşmaktır Aşk...
Cem kök 15
(ölü dölü)
GENLER
Bizler aynı fanusta yüzen aynı cins balıklarız. Bir kere girdik mi bu fanusa, çıkış yoktur
daha... Ölürsek dibe çöker kumda çürür, yaşarsak atılan yemleri yer ölümü bekleriz. Ve
genlerimiz... Her birimiz çok yüzsüz varlıklarız; sonumuzu bile bile yaşar sığ sulara dalarız,
bataklıklara saplanırız ama pes etmeyiz, her zaman sonumuzu merak ederiz. Acizleriz; çünkü
aynı yaratıcının verdiği aynı özelliklere sahibiz ve bizleri aciz yapan zihnimizdir. Zihnimiz
değil de sadece içgüdülerimiz ile hareket etseydik, hayvan olurduk, fakat hayvanlar kadar da
temiz olurduk. İnsanlar beyinlerinin kendilerine sağladığı özgürlüğü ve kısıtlamayı biliyorlar,
fakat bilmezden geliyor, sorgulamaktan kaçıyorlar ve bunları doğru sayıp kendilerini haklı
çıkarıyorlar, bu da görecelik denilen kavramı doğuruyor ve bütün insanlar birbirine
bağlanıyor, bir halat gibi acizce sımsıkı...
YALINLIK
Her zaman saf, temiz, iyi niyet anlamına gelen yalınlık, en tehlikeli kalıplardan biridir. Saflık
Sakız gibidir; nereye çekersen oraya doğru uzar ve şunu bilmek gerekir ki; yalın diye
adlandırılan kalıp her zaman temiz anlamına gelmez. Yalınlık objektiftir. Bir taraf seçmek
ister, o taraf çoğu göreceliğin kötü tanımladığı taraf ise, yalınlık pisliğe atılan ilk adımdır.
Yalınlığın yeterince çok ifade ettiği anlam vardır. Yalnız, temiz, objektif, katıksız gibi
kelimeler bunlara örnektir. İnsanlar yalınlığı çoğunlukla sade olarak kullanırlar ve bilirler.
Oysaki yalınlık pisliğe atılan ilk adımdır ve yönlendirildiği kişinin kişisel özellikleriyle
bağlantılıdır.
YALANCI AYDINLIK ÜZERİNE
Bak, bak... Ve aydınlık de o zehirli sıvıya. Zaten öyle dediniz ve karanlığa gebeydiniz.
Mutlak mutluluğu değil, geçici hazzı iliklerinize kadar hissettiniz; O yalancı aydınlığı hep iyi
bildiniz ve hep onu savundunuz. Asıl aydınlık, dürüst
Karanlıktadır. Bana soruyorsun neden? Neden bu karamsarlık ve karanlık? Size
anlayamayacağınız bir cevap ile şöyle fısıldıyorum: Karanlık dürüst ve aydınlığa gebedir.
Neden gebedir? Çünkü karanlık yalın ve açıktır; Aydınlık ise arkasına sığınılan bir karanlıktır
ve karanlığı doğurur. Ben her zaman, zamanla ve doğru diye bilinen yalanlar ile savaştım;
kibirli değildim nefret doluydum. Nefretimi yalancı aydınlık ve haz kölelerine borçluyum,
onlar o kadar zalimler ki, hazları gözlerini kör etmiş ve her biri yüzeysel et yığını, bir de
böbürlenip yücelik taslarlar. Ahh! Yücelik sen bu yeryüzü köpeklerinin diline düşecek kadar
alçak değilsin. Bu yalancı aydınlığa kanan yobazlar, yalancı aydınlık palyaçosu
kadar şaklabanlar ve biz karanlığın dürüst alçak gönüllü ve boyun eğmeyen çocuklarıyız. Bize
Cem kök 16
(ölü dölü)
kötü muamelesi yapanlar sinsi aydınlığın kör köleleri ve anlık zevk solgunlarıdır ve öyle bir
zaman gelir ki, karanlık yalancı aydınlığın çürümüş gövdesini delik deşik eder ve derin
denizlere savurur.
İNSAN ÜZERİNE
Doğruluğun, yalınlığın katilidir insan ırkı. Gördükleri her şeyi arzularlar, düzgün olan düzeni
bozar, saf sulara zehir kusarlar. Yıldızlara erişme arzusuyla bastığı basamaklara
ayakkabılarından çamur ve zalimlik bulaşır. Bir sonun olduğunu ancak sona varınca anlarlar.
Vücudundaki zaman zehrini dostlarını kullanarak atarlar. Bastığı basamaklar onları hedefe
biraz daha yaklaştırırken, dostlukları ve değerleri de o kadar azaltır. Güneşin sıcaklığı çekici
gelir fakat bilmezler ki hedefe vardıklarında yok olacaklar, o sevdiği güneş küllerini bile
bırakmayacak ve bilmezler hedefin zalim ve acımasız yüzünü, öğrendiklerinde yanlarında
kimse kalmayacak ve külleri her bir yana zalim rüzgâr tarafından savrulacaktır.
NEFRET ÜZERİNE
Yalnızlık ile büyüyen, zaman ile güçlenen, ezildikçe, inandıkça, aldatıldıkça büyüyen kökleri
çok derinde kötü görünümlü bilge bir ağaçtır nefret. Sığ suların yıkıcısı, derin denizlerin
Efendisi özgürlüğün varisidir. Nefret, doğruluk yolunda hayattan hak ettiğini alamamaktır ve
direnmektir. Öyle yalındır ki dışı sert, içi berrak bir sıvıdır; kötülüklere yanlışlara, kötülük ile
hırs ile saldıran bir adalet savaşçısıdır. Nefret yalınlıklardan daha yalın, özgürlüklerden daha
özgür, karamsarlıktan daha karamsar, artık sabrı kalmayanların çıkış yoludur. Bataklıkta açan
bir çiçek ama bataklıkta açtığı için dışlanmış ve adalet için kıyıya kulaç atandır nefret.
ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE
İnsan beynini kullandığı kadar özgürdür, yani milyonlarca konu, soyut, somut olgular varken
insan sadece kendini ilgilendiren ve çevresinde olup bitenleri bilir ve bilmek ister. Bundan
dolayı sınırın olduğu yerde özgürlük yoktur ve olmayacaktır da. Yaşadığımız sürece bu böyle
sürecektir. Ölmek de özgürlük değildir, bir insan ölür bin insan yaşar, yani adaletsizlik ve
Cem kök 17
(ölü dölü)
eşitsizlik mevcuttur. Adaletin olmadığı bir evrende yine özgür olunmaz. Toplu halde tüm
materyallerin ve metafiziksel olguların yok olması özgürlüğe atılan ilk adımdır. Yaşamın
olmadığı yerde özgürlüğe gerek yoktur. Özgürlüğe ulaşmak özgürlüğe gerek duymamaktır.
Ve özgürlük denilen kavramın delilik denilen olguyla sınırlandırılması, özgür olmak için
zihnimizin olmaması düşüncesini pekiştirmektedir. Özgürlüğü kısıtlayan var oluştur; bu
nedenle biraz daha bilindik konuları ele almak ve özgürlüğümüzü kısıtladıklarını belirtmek
için, din, devlet, toplum gibi konuları örnek gösterebiliriz. Devlet ve din çok büyük bir
kısıtlayıcı etken olmasının yanı sıra toplumun ve insanların tatmin olmalarını sağlar, etik
kuralları oluşturur, fakat özgürlüğü kısıtlar o zaman özgürlük toplumun kuralını bozan bir
olgudur. Bundan dolayı aşırı özgürlük zararlıdır o halde özgürlük hiç var olmamaktır ya da
yok oluştadır. Daha derin düşünürsek oluşan kalıplar, kavramlar özgürlük denilen olguyu bir
baskı gibi ezer ve daraltır. Bu nedenle teknoloji ne kadar ilerlerse kurallar ne kadar artarsa
özgürlük kısıtlanır. Buna dayanarak ilk insanların ve hayvanların bizden daha fazla özgür
olduğunu anlayabiliriz.
VARLIĞIN HAKİKATİ ÜZERİNE KONUŞMALAR
Sevgili dostlarım,
Varlığımızın, kişisel algıların oluşturduğu bu çöplükte, farkındalık varlığımızla doğru
orantılıdır. Var olmak, kişinin bedensel olarak bir maddeyi oluşturmasından öte bir hadisedir.
Kanıtı ise; algılar, üretim, düşünce, farkındalık ve zihindir. Beyin ölümü gerçekleşen bir
hastanın bedensel varlığının bir anlamı yoktur. Bu nedenledir ki beyin ölümü gerçekleşen
bireyler ölü sayılmaktadır. Eğer daha açıklayıcı olursak Descartes'in “Düşünüyorum, öyleyse
varım.” söylemi, varlığımızın hakikatine en büyük örnektir. Nefes alıp vermeyi yaşamak
olarak algılandığını varsayarsak günümüzde gerçekten yaşayan insanların sayısı oldukça az ve
etkisizdir.
KAOS
Yıldızlarla donanmış bir gecenin ardından yine maviliklere doğru güneş doğuyor. Salıyorum
kendimi açlıktan ağzı kokan fahişelerin hüzünlü tenlerine.
Titriyor bedenim, ruhum ise çelişkide. Issız bir göl kenarında buluyorum kendimi, daha önce
hiç duymadığım bir melodi geliyor avare kulaklarıma. Ölüm mü desem, özgürlük mü? Yoksa
bir dirilişin karamsar melodisi mi?
Ve yağmur ile kara bırakıyor güneşli hava kendini. Bir süre duraksıyorum. Sonra anlıyorum
ki kudretli kar, ayaklarımın altında siyah çamurlu botlarım tarafından ezilmekte. Nasıl olur da
bu kadar kahpe bir ruha sahip olur bu gökyüzü, diyerek dalıyorum ufkun pornografik
çizgisine. Ve geç de olsa anlıyorum ki; Yağan kar ben, beni ezen ise ölü gövdem.
Cem kök 18
(ölü dölü)
DELİLİĞİN YARARLI ZEHRİ ÜZERİNE
Sevgili Dostlarım;
Günümüzde delilik üzerine pek fazla değinilmemiştir. Bu nedenledir ki değinme gereksinimi
duymuş bulunmaktayım.
Delilik, bir başyapıt, bir nirvanadır. Bu nirvana özgürlüğün en yalın ve en dokunaklı yanını
oluşturmaktadır. Delilik genellikle olumsuz olarak adlandırılmış ve insanlara sunulmuştur.
Delilik, dâhilik doğrultusunda beliren bir hastalıktır. Bu hastalık üstün insanların silahı ve
ilham kaynağı olmuştur. Delilik ancak ve ancak dâhilik doğrultusunda veyahut üstün düşünce
olarak boy gösterdiği ölçüde yararlılık sağlamaktadır. Delilerin en anlamlı geçerli
yanları şunlardır: Sistemi kabul etmek istemezler. Kurallar onlara saçma ve sapkın
gelmektedir. Onlara Tanrılara dinlere boyun eğmezler, narsistirler. Sıradan insanların sürü
psikolojisi içinde yaşadığını savunur ve sıradan bireylerin özgür olamayacaklarına değinirler.
Deliler ölümden korkmazlar. Korktuklar tek şey ölümün bedenlerini değil de düşüncelerini
toprak altına almasıdır. Deliler ahlak nedir bilmezler. Ahlak onlar için bir tutsaklıktır. Bu
tutsaklık özgür olan ve olmayan düşünceyi derinden etkilemektedir.
Dostlarım; amacım sizlere delileri övmek değil, deli diye adlandırdığınız ve
önemsemediğiniz, dikkate almadığınız insanların siz sıradanlardan üstün olduğunu
göstermektir. Ve bu üstün insanlar çoğu zaman tarihe adlarını ve buluşlarını kazımışlardır.
DÜŞLEM
Yağmurlu bir günün aksine, çoğu zaman güneşin öldüğü zamanları, ıssız sahil kasabalarını ve
banklarda oturan âşıkları düşlüyorum. Usulca akıyor paranoyakların gökkuşağından, ölü
kuşların yorgun kanatları. Bekliyorum gecenin piçlerini edepsizce. Ellerim cebimde
yürüyorum sahil boyu kıyıya vuran dalgaların pornografik çerçevesinde. Havanın sıcak
olmasına rağmen üşüyorum. Üşüyorum çünkü ruhuma kazınmış karanlık gecenin saydam
fahişeleri. Bir türkü tutturmuşum ölüm ölüm diye. Yürüyorum ben yine yürüyorum
derinlere...
HAYVAN SEVERLERE...
Hayvan severler önce insan sevmeyi öğrenmelidirler. Sokakta aç açıkta yatan insanları
beslemek yerine hayvanları beslemek daha kolay geldiği için bu insanlar hayvan severdir.
CEM KÖK 2008 AFORİZMALAR
Mezarlıkta açan çiçekler bedenimizin eseridir, onlar bizim öz çocuklarımızdır.
Cem kök 2008
Cem kök 19
(ölü dölü)
Yanlış yolda doğru ideoloji ile ilerlemek bir intihardır.
Cem kök 2008
Çobanlar endişeli, koyunlar ise mutludur.
Cem kök 2008
Mutlu insanları gördükçe mutsuz oluyorum.
Cem kök 2008
Bu dünya bir çöplük ve temizlenmesi lazım.
Cem kök 2008
Ölümün o naçizane tenine dokunmak cesaretlerin en marjinalidir.
Cem kök 2008
Hikâyelerimizi yarım bırakacak reklam değil, ölümdür kardeşlerim.
Cem kök 2008
Çoğu zaman çıplak bir bedenin aksine, pantolondan taşarcasına sırıtan kalçalar tahrik eder
insanı. İşte benim hayatımda böyle
Ayrıntılarda gizli.
Cem kök 2008
Bilgelik, narsist bireyler yaratır.
Cem kök 2008
Sorunlu bir çocuk sorunsuz bir dünya arzular. Tıpkı benim gibi, tıpkı senin gibi.
Cem kök 2008
Bilinçsiz kör bir genç nesil yetişiyor. Kendilerini farklı göstermek için ve ya farklı
hissettikleri için batılaşıp kendi ülkesinde
Siyaset tarafından ezilen sümsük bir nesil yetişiyor. Cem kök 2008
Zaman yürüyen merdiven gibidir, sen dursan da o ilerler.
Cem kök 2008
Engelleri değil, engelleri yaratanları yok etmeliyiz.
Cem kök 2008
Cem kök 20
(ölü dölü)
Toprakta buluşacağız, hiç olmadığımız kadar özgür ve adaletli bir biçimde. Cem kök 2008
Dünya tanrının hayâlarından biri.
Cem kök 2008
Doğan her güneş batmaya mahkûmdur.
Cem kök 2008
Çağımızın en büyük hastalığı orospu çocukluğudur. Cem kök 2008
Örgütlü bir halkı hükümet değil, Tanrı bile durduramaz. Cem kök 2008
Tanrı bacaklarını açmış bizi bekliyor. Kardeşlerim yuvaya dönme vakti geldi. Cem kök 2008
Ben hiç bir zaman ölmeyeceğim. Ölen bedenimdir, ben değil.
Cem kök 2008
Belli bir zaman sonra dış görünüşe önem vermemeye başlarsınız. İşte o zaman sürüden
ayrılma vaktiniz gelmiş demektir.
Cem kök 2008
Zamanın körpe kuşları çoktan derinlere uçtu. Bize tekrar beklemek düşer ta ki Tanrı yeniden
regl olana kadar.
Cem kök 2008
Yürüyorum ıslak caddeler boyu ölüm kokan rüzgârların koynunda. Bir elimde adalet diğer
elimde özgürlük var.
Kan kokan sevgilinin narin kasıklarından bir tutam kaos alıp serpiştiriyorum piçlerin
gökkuşağına. Ve bekliyorum gebe karanlığı, doğuracak elbet karamsar çocuklarımı...
Cem kök 2008
Siyah bir geceyi beyaz bir ölüm böler. Kasıklardan süzülürcesine düşer yıldızlar, ölü kuşların
kanatlarına.
Cem kök 2008
Umurumda değil ölümlü bir dünyada soluksuzca yaşamak.
Ahh ! Kardeşlerim beni anlayabilseydiniz intiharlar süslerdi ipeksi tenlerinizi.
Cem kök 2008
Cem kök 21
(ölü dölü)
Bu dünyayı ve içinde yaşayan bu ırk'ı yok ederek yeni bir dünya ve yeni bir ırk yaratılmalıdır.
Dünyamız öyle bir hal almıştır ki bu düğümü kesmeden çözmemiz mümkün değildir.
Cem kök 2008
Kurumuş bir çiçeğe su vermekti benimkisi, ya hayalperesttim ya da imkânsızlıkları
reddediyordum.
Delide diyebilirsiniz.
Cem kök 2008
İnsanlara güvenme, çünkü sen de insansın.
Cem Kök 2008
Üniversite okumak, düzgün bir işe sahip olmak, çok para kazanıp kaliteli yaşamak, başarı
değildir. Bunlar sisteme adapte oluşumuzun ve dayatmaların altına girdiğimizin kanıtıdır.
Cem Kök 2008
Zaman değil, insan geçer.
Cem Kök 2008
Yalanlar ile milyonları, gerçekler ile sadece bilgeleri yönetebilirsiniz.
Cem Kök 2008
Ciğerlerime özgürlük doluyor. Kimileri buna ölüm diyor.
Cem Kök 2008
Gün gelecek hak ettiğim değeri bedenim değil, cesedim görecek.
Cem Kök 2008
Yaşam anlamını kaybettiğinde, ölüm özgürlük oluverir bedenine.
Cem Kök 2008
Bükemediğin bileği kes.
Cem Kök 2008
Her şeyin bir anlamı vardır, hiçbir şeyin bir anlamı yoktur. Hayat varlık ile yokluk arasında
askıda kalmış bir sorgudur.
Cem Kök 2008
Cem kök 22
(ölü dölü)
Halkımızın, ahlaksızlığa ve edepsizliğe ihtiyacı vardır. İçlerine hapsettikleri edepsizlikleri ve
fantezileri her birini yiyip bitirmekte.
Cem Kök 2008
Bu Dünya'da adalet adet kanından ibaret.
Cem Kök 2008
Benim Tanrım herkesin Tanrısı olamaz.
Cem Kök 2008
İstersen sığ suda yüz, kafanı suya sokarsan boğulursun. Cem Kök 2008
Bedenim toprağa gübredir.
Cem Kök 2008
Hayat seni yaralamadıkça o ufak çizgileri yara sanacaksın.
Cem Kök 2008
Her şeyde anlam arama. Bazı şeylerin anlamı anlamsızlıktır.
Cem Kök 2008
Ekmeği böldüğünde yere düşen kırıntılarla yetinmeye çalışan insan, ekmeği bölen ise
Tanrıdır. Cem Kök 2008
Kesilesi bileklerim özgürlüğün anahtarıdır.
Cem Kök 2008
Cem kök 23
(ölü dölü)
AÇIKLAMA
Bu kitabı yazma amacımız insanlara, olayları ve oluşları farklı pencerelerden göstermek
ve sorgu güdülerini geliştirmektir. Çalışmamız çeşitli kesimler tarafından olumsuz tepki
alabilir fakat bu tepkilerin hiçbir önemi yoktur. Çalışmamız belli bir sınırı aşmış ve sürü
psikolojisinden uzaklaşmış, sorgulayan, gerçeği arayan ve hayal gücü geniş bireylere hitap
etmektedir. Çalışmamızda hiçbir şekilde bir ideolojiye bir inanca hakaret yoktur. Bu
nedenledir ki kitabımız, sıradan insanlar tarafından yapılacak olan eleştirileri ciddiye
almayacaktır. Çalışmamız sürecinde bize destek veren insanlara sonsuz teşekkürlerimizi ve
saygılarımızı sunarız.
Cem
Kök 2008
https://twitter.com/tattoobycem
Download

Cem kök (ölü dölü) 1