TÜRKÝYE-ORTADOÐU
ÝLÝÞKÝLERÝ
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
271
TÜRKÝYE-ORTADOÐU ÝLÝÞKÝLERÝ
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
GÝRÝÞ
Orta-Doðu’nun çeþitli coðrafi tarifleri vardýr. Geniþ anlamda Marakeþ’ten Bandladeþ’e, Gürcistan’dan Sudan’a uzanan bölge Orta-Doðu
olarak tanýmlanýr. Orta Doðu tarihin bütün dönemlerinde, doðal kaynaklarý, stratejik özellikleri ile bölgede yaþayan bütün insanlarýn köken,
kültür ve inanç yönünden gösterdikleri farklýlýklar dolayýsýyla bitip tükenmez krizlere maruz kalan ve istikrar arayýþlarý sürüp giden bir bölge
olmuþtur. Doðu ve Güney sýnýrlarýmýza bitiþik Akdeniz ile Afganistan
arasýnda kalan ve Arap yarýmadasý ile Mýsýr’ý içine alan bölgeyi dar anlamda bir Orta-Doðu olarak ele almak uygundur.
Bölgeyi yurt edinmiþ insan yapýsýnýn Ýranlý, Afgan, Pakistanlý, Türk,
Arap, Afrikalý-Arap, Yahudi, Kafkasyalý gibi ana unsurlar yanýnda sayýsýz küçük nüfus gruplarýný da içine almasý ve bu karmaþýk insan yapýsýnýn büyük çoðunluðunun islamýn deðiþik mezheplerine mensup olmakla birlikte, Hýristiyan ve Yahudi inancýna sahip önemli ve giriþken
bir nüfusun da mevcudiyeti gözden uzak tutulmamalýdýr. Köken, kültür
ve inanç yönünden mevcut olan bu çeþitlilik, bölgedeki sükûn ve istikrarý zaman zaman zedeleyici rol oynarken, Orta Doðu’nun önemini
teþkil eden unsurlarý kendi siyasi ve ekonomik menfaatleri istikametinde kullanmak isteyen dýþ güçlerin müdahaleleri uzun süreli ve çözümlenmesi çok zor siyasi ihtilaflarýn ortaya çýkmasýna neden olmaktadýr.
20.yy baþýnda Ýngiltere’nin ve dünya Siyonist hareketinin teþvikleriyle
kurdurulan Ýsrail devletinin yol açtýðý Arap-Ýsrail çatýþmasý; SSCB’nin
1979 yýlý sonunda Afganistan’ý iþgali; Irak’ýn ve Körfez bölgesinin yeraltý zenginlikleri üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen ABD’nin KÝS’leri
önlemek ve demokrasi götürmek amacýnda olduðu bahanesiyle Irak’a
vaki müdahalesi; gene ABD’nin nükleer tehlike teþkil edebileceði mülahazasý ile günümüzde Ýran’ý tehdit altýnda tutmasý ve en önemlisi
ABD’nin mutlak Ýsrail yanlýsý politikasý bu ihtilaflara misal oluþturmak272
tadýr. Yabancý güçlerin Bölge’ye müdahalede bulunmalarý özellikle
Araplar arasýnda tarih boyunca süre gelmiþ olan husumetleri daha da
alevlendirmekte ve dolayýsýyla meydana gelen kutuplaþmalar, Bölge’nin esasen kýrýlgan olan siyasi atmosferini büsbütün içinden çýkýlmaz hale sokmaktadýr.
Her ne kadar Mýsýr gibi kültür ve inanç deðerleri açýsýndan; Körfez
ülkeleri gibi yer altý kaynaklarý bakýmýndan zengin olan Arap ülkeleri,
sahip olduklarý deðerleri birleþtirmek için gayret göstermekten geri kalmasalar da Araplar arasýnda iliþkilerin niteliði; görüntüde dostluk, gerçekte ise karþýlýklý itimat eksikliði olduðu cihetle, bu gayretler etkin sonuca ulaþamamaktadýr. Arap ülkelerinin kurmuþ olduklarý Arap Ligi ve
üyelerinin büyük çoðunluðu Arap ülkelerinden oluþan Ýslam Konferansý Örgütü, hayatiyetlerini muhafaza etmektedirler. Ancak, her iki Örgütün de kendilerinden beklenen baþarýyý yerine getirdiklerini ifade etmek çok zordur.
GENEL MÜLAHAZALAR
Bölge gerek jeostratejik konumu gerek barýndýrdýðý zengin enerji
kaynaklarý, sahne olduðu ve zaman zaman terör boyutlarýna varan ve
giderek yayýlan etnik-milliyetçi, radikal dinci akým ve hareketleriyle
dünyanýn en önemli ve dikkat çekici bölgelerinden birini teþkil etmektedir.
Orta Doðu’nun uluslararasý önemi sadece dünyanýn en büyük petrol ve doðal gaz rezervlerine sahip olmasýndan kaynaklanmamaktadýr.
Üç kýtayý birleþtiren Orta Doðu, ayný zamanda, tarih boyunca, dünyanýn en önemli hava, kara, deniz ulaþým, hatta istila yollar üzerinde bulunma özelliðine de sahip bir bölge olmuþtur. Bu bakýmdan petrol ve
doðal gaz rezervleri tükense veya dünya yeni enerji kaynaklarýna yönelse bile, Orta Doðu’nun dünyadaki önemi büyük ölçüde devam edecektir. Orta Doðu’nun diðer bir özelliði de üç büyük dinin bu bölgeden
çýkmýþ olmasýdýr. Bu bakýmdan yüz milyonlarca insan için Orta Doðu
kutsal toprak olarak görülmektedir.
273
Türkiye-Ortadoðu Ýliþkileri
Irak’a müdahale edene kadar, ABD bölgeye karþý daima statik bir
yaklaþým sergilemiþ, petrolün sorunsuz çýkarýlmasýna, güven içinde
uluslararasý pazarlara ulaþmasýna ve Ýsrail devletinin baðýmsýzlýðýný sürdürmesine, 1979’da Ýran ihtilalini takiben de mollalar rejiminin öbür ülkelere sirayetini önlemeðe yönelik bir politika takip etmiþtir. Avrupa
ülkeleri de bölgeye daha ziyade ekonomik ve ticari öncelikleri açýsýndan yaklaþmýþlardýr.
ABD’nin Irak’a müdahalesi hem Irak içinde hem Irak’ýn hudutlarý
dýþýnda bölge dinamikleri ve dengeleri üzerinde ciddi etkilere neden olmuþtur. Irak’ýn içinde ABD’nin müdahaleyi takiben giriþtiði hatalý uygulamalar ülke genelinde kaotik bir durum yaratmýþ, ülkede milliyetçidireniþçi þiddet olaylarýna yol açmýþ, önce yabancý koalisyon güçlerine
karþý hedeflenen þiddet olaylarý, Irak’a sýzmýþ olan yabancý militanlarýn
da tahrik ve tesiriyle zaman içinde bir mezhepler arasý çatýþmaya dönüþmüþtür.
ABD’nin müdahalesinin, ayrýca, Irak içinde, zaten çoðunlukta olan
Þiilerin iktidara gelmesine, Sünni-Þii kutuplaþmasýna, Kuzey’de Kürtlerin aþýrý taleplere yönelmesine, kabul olunan anayasa çerçevesinde
geniþ otonomiye sahip federe devlet statüsü elde etmelerine, Kuzey
Irak’ý eskiden beri kullanan terör örgütü PKK’nýn burada alenen konuþlanmasýna yol açtýðýný söylemek mümkündür. ABD müdahalesinin
sonucu Irak’ýn parçalanýp Kürtlerin baðýmsýzlýklarýný ilan edecekleri yolunda bir hayli spekülasyon yapýlmýþ ise de bunun bugün gündemden
düþtüðü görülmektedir. Nitekim Barzani’nin Kuzey Kürt Parlamentosunda geçen Mayýs ayýnda yaptýðý Kürtlerin Federal Irak Cumhuriyeti
hudutlarý içinde yaþamayý tercih ettikleri yolundaki beyaný da bu hususu teyit eden niteliktedir.
Müdahalenin Irak’ýn hudutlarýnýn ötesinde yarattýðý etkilere gelince:
Saddam-Taliban kýskacýndan kurtulan, petrol fiyatlarýnda büyük artýþ
dolayýsýyla imkanlarý çok büyüyen Ýran’ý bölgesel güç haline getirdiði,
ABD müdahalesi öncesi nüfus oranlarý ne olursa olsun Ýran dýþýnda
274
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
hiçbir ülkede etkinlik göstermeyen, tabiri caizse bir nevi ikinci sýnýf muameleye tabi kýlýnan Þii toplumlarýna Ýran’ýn yeni bir yaklaþým ve anlayýþ getirmeðe çalýþarak bunlar üzerinde nüfuzunu arttýrdýðý, Þiilerin belki de ilk kez Sünnilerin karþýsýnda göreceli bir güç olarak belirmesine
katkýda bulunduðu, Þii Hilali teþkili söylentilerine yol açtýðý, bölgede
zaten imajý bozuk olan ABD’ye karþý milliyetçi akýmlarý daha da kuvvetlendirdiði, belki hepsinden de önemlisi Irak’ta ABD’nin saplandýðý
bataklýðýn ve sergilediði zafiyetin ABD’nin askeri-siyasi gücünün sýnýrlarýný açýkça ortaya koymasýnýn radikal dinci ve milliyetçi örgütlerde
teþvik edici bir etki yarattýðý görülmektedir.
Bu çerçevede, Ýran’ýn Orta Doðu’da bir yandan Hizbullah, Ýslami
Cihad gibi radikal örgütler aracýlýðý ile, diðer yandan da Þii toplumlar
barýndýran Irak, Suriye ve hatta Lübnan aracýlýðý ile bölgenin önemli
aktörü haline gelmeye çalýþtýðý izlenmektedir.
Ýran’ýn bunu yaparken çatýþmadan çok diyalog, çeþitli alanlarda yardým, etkileme ve sýzma yollarýna öncelik verdiðini, bölgeyi istikrarsýzlaþtýrýp ABD’yi güç duruma sokmayý, ABD’nin nüfuzunu kýrmayý hedeflediðini, buna paralel olarak da Rusya ve giderek daha fazla petrole
ihtiyaç duyan Çin ile yakýn iliþkiler kurmaða çalýþtýðýný söylemek, hatta
gözlemci statüsü elde ettiði Þangay Ýþbirliði Teþkilatý ile artan iliþkilerini
bu çerçevede deðerlendirmek yanlýþ olmayacaktýr.
Ýran’ýn bölgeye yönelik bu faal politikasýný baþta Suudi Arabistan,
Mýsýr ve Ürdün olmak üzere Bölgenin ýlýmlý ülkeleri ve Körfez ülkeleri
bir tehdit olarak görmekte, bundan büyük rahatsýzlýk duymaktadýrlar.
Kasým 2007’de Annapolis Konferansý’na hemen bütün bölge ülkelerinin katýlýmýnda þüphesiz diðer hususlarýn yaný sýra Ýran’ýn yarattýðý bu
genel tedirginliðin de yattýðýný söylemek yanlýþ olmayacaktýr. Bu tehdit
karþýsýnda bu aþamada ABD’nin ortaya koyabildiði ve bölge ülkelerini
tatmin edecek bir önlem görünmemektedir. Suudi Arabistan’ýn Rusya
ve Çin ile yakýnlaþmasýný da bu çerçevede deðerlendirmek yerinde olur.
Ýran’ýn bu yönde bölgede en büyük müttefiki Suriye’dir. Suriye Hiz275
Türkiye-Ortadoðu Ýliþkileri
bullah ile Ýran arasýnda bir köprü oluþturmakta, bütün yardýmlar Suriye
kanalý ile Hizbullah’a aktarýlmakta, Hamas’ýn askeri yönetimi Þam’da
bulunmakta, keza Irak’lý Baasçýlarýn melce yeri ve Irak’a sýzan Sünni
militanlarýn transit yeri gene Suriye olmaktadýr. Bu radikal örgütlerin
Suriye’siz yaþamalarý güçtür. ABD’nin bütün baský ve uyguladýðý ambargoya raðmen Suriye bu örgütleri ülkesinden çýkarmaya yanaþmamaktadýr. Ýran’ýn ayrýca Orta Doðu barýþ sürecinde de Suriye’yi uzlaþmazlýða teþvik ettiði de bilinen bir gerçektir.
Körfez ülkelerinde Þiilerin, Irak nüfusunun %60’ýný, Kuveyt’te
%27’sini, Bahreyn’de %65-%70’ini, %8-9 oranýnda olduklarý Suudi
Arabistan’ýn petrol zengini Doðu Eyaletleri’nde ise ekseriyeti elde tutmalarýnýn da, Ýran yönünden ilerisi bakýmýndan icabýnda kullanýlabilecek önemli bir koz olduðunu kaydetmek uygun olur.
Ýran’ýn Orta-Doðu’da radikal örgütler üzerinde etkinliðini arttýrmasýnýn diðer sebeplerinin yaný sýra, ABD’nin Ýran’a muhtemel bir saldýrýsý
halinde, Ýran’ýn da bu radikal örgütler aracýlýðý ile baþta Ýsrail olmak
üzere bölgedeki ABD çýkarlarýna mukabil bir saldýrýda bulunabileceði
mesajýný ABD’ye vermek olduðu ileri sürülebilir.
Tabii Ýran’ýn bütün faaliyetleri ve etkinlikleri karþýsýnda ABD’nin bu
ülke ile 1979’da kestiði diplomatik iliþkilerin hala kurulmamýþ olmasý
bir eksiklik olarak görülmektedir. Ancak, son günlerde Bush Yönetiminin Ýran’ýn uranyum zenginleþtirme programýný askýya almasýna deðin
Ýran ile her türlü temasý ret eden tutumunda, alýnan zecri tedbirlerin
Ýran’ý zor duruma sokmakla birlikte dize getiremediðini ve bu aþamada
askeri operasyonun yaratacaðý aðýr sonuçlarý göz önüne alarak olsa gerek bir esnekliðe yöneldiði, bu çerçevede AB Temsilcisi Solana’nýn
Temmuz ortalarýnda bir ay önce Tahran’a ilettiði 6’lar teklifine cevabý
için Ýranlý meslektaþý ile yapacaðý görüþmeye ABD’nin de yüksek düzeyli bir diplomatla katýlma kararý ve Ýran Dýþiþleri Bakaný Mottaki’nin
bunu olumlu olarak nitelemesi, manidardýr. ABD’nin katýlýmý Batý’nýn
elini kuvvetlendireceði gibi ABD’nin diplomasiye öncelik verdiðinin de
bir iþareti olacaktýr. Ýran’ýn da yaptýrýmlardan daha fazla etkilenmesi ve
276
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
yaptýrýmlarýn zaman içinde daha da aðýrlaþarak Ýran’ý izole etmesi olgusunun Ýran’ýn tutumun da rol oynadýðý sanýlmaktadýr. Bekleneceði üzere Cenevre görüþmesinden bir netice çýkmamýþ olup, Ýran’a karþýlýklý
“dondurma/freeze” önerisi hakkýnda cevabýný belirlemesi için 2 hafta
ilave mühlet verildiði anlaþýlmaktadýr. Cenevre görüþmesini olumlu
olarak niteleyen Ýran’ýn bölgedeki artan aðýrlýðýna ilaveten Irak ve Afganistan’da çözüme katkýsýnýn önemi, enerji konusunda etkinliði göz
önüne alýndýðýnda Ýran’la diplomasi yolu ile bir anlaþmaya varmanýn
gerekliliði daha iyi ortaya çýkmaktadýr. ABD Dýþiþleri Sözcüsü’nün, Mr.
Burns’in katýlmasýnýn ABD’nin Ýran konusunda bilinen tutumunun deðiþtiði anlamýna alýnmayacaðýna vurgulamasýna karþý iki ülke arasýnda
akademik temaslar ve tarifeli doðrudan uçuþlarýn planlandýðý ve
ABD’nin Tahran’da ABD çýkarlarýný koruma bölümü açacaðý yolunda
uluslararasý basýnda resmen teyit olunmayan haberlere de rastlanmaktadýr.
TÜRKÝYE’NÝN BAKIÞI
Orta Doðu ülkeleriyle tarihten gelen güçlü sosyal ve kültürel baðlara sahip Türkiye hiç bir ülkeyi dýþlamadan tüm bölge ülkeler ile iliþkilerini her alanda karþýlýklý saygý ve içiþlerine karýþmama ilkeleri çerçevesinde çeþitlendirmeyi ve geliþtirmeyi arzulamaktadýr. Orta Doðu’daki
geliþmeler ülkemizde de hissedildiðinden bunlar Türkiye tarafýndan
yakýndan izlenmektedir. Türkiye’nin bölgeye yönelik politikasýnýn temelini bölge ülkeleriyle ikili ve çok taraflý iþbirliði iliþkilerini yaygýnlaþtýrarak bölgede barýþ, güvenlik ve istikrarýn tesisine katkýda bulunmak
teþkil etmektedir. Bu politikanýn uygulamasýnda bölgede mevcut ihtilaflara doðrudan taraf olmamaða da itina edilirken, ikili planda sürdürülen çabalara ilaveten, uluslararasý toplum tarafýndan Orta Doðu’da
barýþýn saðlanmasý için gösterilen çabalara da Türkiye tarafýndan aktif
biçimde katký saðlamaktadýr. Bu cümleden olmak üzere El Halil’deki
Geçici Uluslararasý Mevcudiyet’e ve Lübnan’daki Birleþmiþ Milletler
Barýþ Gücü (UNIFIL)’e katýlýmý, Annapolis Konferansýný takiben Paris’te düzenlenen Filistin Devleti için Uluslararasý Baðýþçýlar Konferansýna iþtiraki, baþta Lübnan, Filistin olmak üzere çeþitli bölge ülkelerine
277
Türkiye-Ortadoðu Ýliþkileri
yapýlan insani yardýmlarý, Filistin ve Ýsrail ile birlikte baþlatýlan Ankara
süreci çerçevesinde geliþtirilen Gazze’deki Erez Sanayi Bölgesini hatýrlatmak mümkündür.
Türkiye, Fatah ile Hamas arasýnda çýkan olaylardan ve Gazze’nin
Hamas’ýn denetimine geçmesi sonrasý ortaya çýkan iki baþlý görüntüden endiþe duymakta ve taraflar arasýnda uzlaþýnýn yeniden tesisine
yönelik çabalarý desteklemektedir. Türkiye Orta Doðu’daki sorunlarýn
kaynaðýnda yer alan Ýsrail-Filistin ihtilafýnýn BMGK’nun ilgili kararlarý,
yol haritasý, Arap Barýþ Giriþimi çerçevesinde güvenli ve tanýnmýþ sýnýrlar içinde yan yana yaþayacak iki Devlet vizyonu temelinde kapsamlý
adil ve kalýcý bir çözüme kavuþturulmasýný arzulamakta, bunun gerçekleþebilmesi için taraflar arasýnda güven artýrýcý tüm giriþimleri (SuriyeÝsrail, Ýsrail-Lübnan) canlandýrma teþebbüslerinin yararýna inanmaktadýr. Türkiye’nin son olarak yardýmcý olduðu Ýsrail Suriye dolaylý görüþmelerini; TOBB, Ýsrail Ýmalatçýlar Birliði ve Filistin Ticaret Odalarý Federasyonunun katýlýmý ile kurulan Ankara Forumu faaliyetlerini; Mýsýr’ýn
giriþimiyle yapýlan Hamas-Ýsrail ateþkes mutabakatýna verdiði desteði
bu çerçevede deðerlendirmek uygun olur.
Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ikili iliþkilerinde son yýllarda belirli bir
hareketlilik göze çarpmaktadýr. Bu çerçevede en üst düzeyde gerçekleþtirilen karþýlýklý ziyaretlere ilaveten baþta Mýsýr, Suriye, Ürdün, Lübnan
olmak üzere birçok bölge ve Körfez ülkesi Dýþiþleri Bakanlýklarý arasýnda siyasi danýþma mekanizmalarý kurulmasýnýn, iþadamlarýmýzýn bölgeye ilgilerinin artmasýnýn, müteahhitlik hizmetlerine ilaveten bölgeye
yönelik ticari iliþkilerimizin hacminin de hýzla yükselen bir trende girmesinin iliþkilere içerik kazandýrdýðý gibi karþýlýklý güven duygusunu da
kuvvetlendirdiði görülmektedir.
ÝKÖ Genel Sekreterliðine bir Türk akademisyenin getirilmesinin yaný sýra Arap Ligi Zirve ve Dýþiþleri Bakanlarý Toplantýlarýna Türkiye’nin
gözlemci olarak katýlmaða davet edilmiþ bulunmasýný ve Arap Ligi üyesi ülkelerin Türkiye’nin Birleþmiþ Milletler Güvenlik Konseyi 2009-2010
Dönemi Geçici Üyeliðine adaylýðýnýn desteklenmesinin oybirliði ile ka278
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
rarlaþtýrýlmýþ olmasýný Türkiye’nin bölge ülkeler ile iliþkilerinde yaþanan
olumlu geliþmelerin somut neticeleri olarak deðerlendirmek yanlýþ olmayacaktýr.
Bugün eriþilen bu ortamýn Türkiye’nin Orta Doðu’da ileriye dönük
olarak aðýrlýk ve etkinliðini daha da arttýracak yeni giriþim ve fýrsatlara
olanak saðlayacaðý düþünülmektedir.
Ýran’a gelince, Türkiye, Ýran’ýn devrim ihraç politikasýndan, Ýran’ýn
PKK’ya verdiði destekten uzun süre rahatsýzlýk duymuþ zaman içinde
Ýran’ýn bu politikasýna son vermesi ve PKK’nýn Ýran’daki uzantýsý olan
PJAK’ýn ortaya çýkmasýyla Türkiye ile mevcut güvenlik iþbirliðine iþlerlik kazandýrmasý neticesi bu iki hususun geride kaldýðýný söylemek
mümkündür. Ancak Ýran’ýn nükleer politikasýnýn da yarattýðý kuþkunun, Ýran’ýn konvansiyonel silahlanmaya germi vermesinin ve uzun
menzilli füzeler imal etmesinin, Orta Doðu’da etkinliðini giderek arttýrmasýnýn Türkiye’yi rahatsýz ettiði açýktýr. Türkiye bölgede nükleer silahlarýn yapýlmasýna karþý olmakla birlikte bölge ülkelerinin barýþçý gayelerle nükleer teknolojilerini geliþtirme haklarýný kabul etmekte, Ýran’a
karþý askeri bir operasyonun bölgede ciddi istikrarsýzlýklara yol açacaðý
endiþesi ile buna karþý çýkmaktadýr. Konunun diplomatik yollardan halli görüþü çerçevesinde Türkiye’nin gerek Ýran gerek ABD Ýngiltere,
Fransa, Rusya, Çin, Almanya nezdinde bir süredir giriþimlerde bulunduðu bizzat Dýþiþleri Bakaný Babacan tarafýndan açýklanmýþ bulunmaktadýr.
SON GELÝÞMELER
1. Suriye’nin bugüne kadar ýsrarla sürdüre geldiði dýþ politikasýnýn
isabetinin, pek açýða vurulmamakla birlikte, yönetim kadrolarý arasýnda
giderek daha tartýþýlýr hale geldiði, bu çerçevede Dýþiþleri Bakaný AlMuallim’in baþýný çektiði bir grubun, bu politikanýn Suriye’nin Lübnan’dan çýkarýlmasýna, Arap Dünyasý içinde izole olmasýna ve ülkeyi
ABD ile Batý’dan kopma durumuna getirdiðini beyanla, ABD ve Batý ile
uzlaþý yollarýnýn aranmasýnýn ve bu yolla Hariri davasýnýn önlenmeðe
279
Türkiye-Ortadoðu Ýliþkileri
çalýþýlmasýnýn, Suriye’nin Arap Dünyasýndaki tecrit edilmiþliðini kýracak
güven arttýrýcý adýmlarýn atýlmasýnýn, Bölgede kuþku uyandýran nükleer
projelerden vazgeçilmesinin, Ýsrail ile barýþ görüþmelerinin baþlatýlmasýnýn ve Golan’ýn geri alýnmasýna çalýþýlmasýnýn Suriye’nin uluslararasýndaki imajýna olumlu katkýlar yapacaðý gibi içerde de Beþþar’ý ve rejimi güçlendireceði üzerinde durduklarý; buna mukabil Cumhurbaþkaný
Yardýmcýsý Al Sharaa ve muhafazakâr grubun, Ýran ile yakýn iliþkilerin
sürdürülmesini, buna ilaveten Suriye’nin Rusya ve Çin ile iliþkilerini
yakýnlaþtýrmasýný ve Hizbullah, Ýslami Cihad ve Hamas gibi radikal örgütlerin desteklenmesini istedikleri yolunda duyumlar mevcuttur. Bunlarýn ne derece hakikati yansýttýðý tam olarak bilinmemekle birlikte, Suriye’nin Türkiye’nin de giriþimini kabul ederek Ýsrail ile bu aþamada dolaylý yapýlacak görüþmeleri kabul etmiþ olmasýnda, gerek Arap âlemi
gerek Batý ile iliþkilerinde içinde bulunduðu izolasyondan kurtulma, askýda bulunan dosyalarý ortadan kaldýrma, ABD’de yeni Baþkan seçilene
kadar Bush’un baskýlarýna karþý zaman kazanma, Golan’ý geri alma hususlarýnýn rol oynadýðý anlaþýlmaktadýr. Suriye’nin, Ýsrail ile dolaylý müzakereyi kabulüne ilaveten Doha Antlaþmasý ile saðlanan Lübnan’daki
normalleþme sürecini baltalama yönünde yandaþ güçleri harekete geçirmemesini ve Paris’te son AIB konferansý vesilesiyle de Beþþar’ýn Beyrut’ta Büyükelçilik açma yolu ile Suriye’nin Lübnan’ýn varlýðýný resmen
tanýdýðýný belirtmesini bu uzlaþýcý imaj yaratma çabasý çerçevesinde deðerlendirme yanlýþ olmayacaktýr.
ABD’nin bölgedeki imajýnýn giderek bozulmasýna ve etkinliðinin giderek azalmasýna mukabil Ýran’ýn bölgedeki hem Þii siviller hem de
doðrudan yardým yaptýðý Hizbullah, Ýslami Cihad hatta Hamas nezdinde nüfuzunun arttýðý gören Ýsrail’in bu etkiyi azaltma ve esas itibarile
de Hizbullah’ý saf dýþý býrakma hedefini güttüðü anlaþýlmaktadýr. Gerek
bu mülahazalarýn gerek Baþbakan Olmert’e karþý bazý yolsuzluk iddialarýnýn yarattýðý krizden kamuoyunun dikkatini baþka yöne çekme arzusunun da Ýsrail’i Türkiye’nin teklifini kabule imale ettiði anlaþýlmaktadýr.
280
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
Ýsrail-Suriye görüþmelerinin Hizbullah baþta olmak üzere radikal
örgütleri ve bunlarýn destekçisi durumunda olan Ýran’ý rahatsýz ettiði,
görüþmelerin Suriye’yi Ýran’dan koparacaðý yolunda bazý basýnda yorumlara yol açtýðý izlenmektedir. Bu spekülasyonlara son vermek amacý
ile görüþmeler arifesinde Suriye Savunma Bakaný Tahran’ý ziyaret ederek iki ülke arasýnda yakýn iþbirliðini öngören 2006 tarihli Suriye-Ýran
Savunma Antlaþmasýný teyit etmiþ ise de, Temmuz ayý ortalarýnda Suriye’nin ABD’nin gerekli mali ve askeri yardým vermesi halinde Ýran ile
iliþkilerini gevþeteceði yolunda basýn haberlerine de rastlanmýþtýr.
Filistinliler açýsýndan konuya yaklaþýldýðýnda, Ýsrail-Suriye görüþmelerinin baþarýya ulaþarak Ürdün ve Mýsýr’dan sonra Suriye’nin de Ýsrail
ile Barýþ Antlaþmasý imzalanmasý halinde Filistinlilerin elinin önemli ölçüde zayýflayacaðý vakasýnýn da göz önünde tutulduðu anlaþýlmaktadýr.
Önemine iþaret babýnda Golan’ýn yaklaþýk 12.000 kilometrekare büyüklüðünde gayet verimli topraklara sahip olduðunu, 15.000’ni aþkýn
Ýsrail yerleþimcinin burada tarým yapmakta olduðunu, Ýsrail’in Golan
tepelerinde erken ihbar ve diðer askeri tesislerinin bulunduðunu, Ýsrail’in tatlý su kaynaklarýnýn 1/3’ünün Celile Gölü’nden geldiðini hatýrlamak faydalý olacaktýr. Keza, gene ayný çerçevede, 2000 yýlýnda Baþkan
Clinton’ýn giriþimiyle yapýlan Ýsrail-Suriye görüþmelerinin Golan meselesi yüzünden baþarýya ulaþamadýðýný kaydetmek yerinde olur.
Görüþmeler barýþ antlaþmasý ile sonuçlansýn veya sonuçlanmasýn
bizatihi görüþmelerin baþlatýlmýþ olmasý bir baþarýdýr. Türkiye’nin bu
giriþimi ülkemizin son 5-6 yýldýr Orta Doðu politikamýza getirmeye çalýþtýðý dinamizmin bir sonucu olduðu kadar Türkiye’nin bölgede giderek artan aðýrlýðýnýn da bir iþareti olarak görmek yanlýþ olmayacaktýr.
Dýþiþlerimizin bu yöndeki sistemli ve inandýrýcý giriþimi ve gayretlerinin
isabetli olduðu ortaya çýkmýþtýr.
2. Ýran, Hizbullah aracýlýðý ile Lübnan’da etkilidir. Suriye’nin Lübnan’dan geri çekilmesini takiben Ýran Hizbullah aracýlýðý ile Suriye
aleyhtarý güçleri nötralize ederken, Hizbullah’ýn Hükümetteki Bakanla281
Türkiye-Ortadoðu Ýliþkileri
rý ve Parlamento’daki 20’ye yakýn sandalyesi ile siyasi hayatta da etkin
bir rol oynadýðý gerçektir. Ayrýca, Hizbullah aracýlýðý ile Þii bölgesinde
halka eðitim, saðlýk vs. alanlarýnda sunduðu çeþitli hizmetlerle de etkinliðini artýrmaða çalýþmaktadýr. Kasým 2007’de süresi dolan Cumhurbaþkaný’nýn yerine seçilecek aday üzerinde uzun süre anlaþýlamamasý
ve muhalif güçlerle çýkartýlan olaylarýn ciddi bir krize dönüþmesi ve ülkeyi daha derin bir istikrarsýzlýða sürükleme tehlikesi karþýsýnda Türkiye en üst düzeylerde Lübnan’da gerek iktidar gerek muhalefet çevreleri
ve Suriye Devlet Baþkaný Beþþar Esad nezdinde ýsrarlý giriþimlerde bulunmuþtur. Türkiye’nin bu giriþimleri ve Katar Baþbakan’ýn daveti ile
Doha’da tüm taraflarýn katýlýmý ile baþlatýlan görüþmeler sonucu Mayýs
sonunda yeni Cumhurbaþkaný’nýn seçimi, bir Milli Birlik Hükümetinin
kurulmasý, 30 kiþilik Hükümetin 16’sý iktidar, 11’i muhalefet ve 3’ü
Cumhurbaþkanýnca seçilen üyeden oluþmasý, önümüzdeki seçimlerde
1960 tarihli Seçim Kanunun benimsenmesi kabul edilmiþtir. Doha Antlaþmasýnda Hizbullah’ýn gücünü siyasi alanda kazanýma dönüþtürme
arzu ve çabasýnýn yattýðý açýktýr. Bu açýdan Doha Antlaþmasýnýn Hizbullah ve dolayýsý ile Ýran yönünden bir baþarý olduðunu kabul etmek gerekir. Nitekim 30 kiþilik Hükümete 2 Bakan sokan Hizbullah’ýn diðer
Þii Bakanlarla birlikte 11 sandalye elde ederek veto hakkýna sahip olduðu, bu durumda BM Güvenlik Konseyinin zamanýnda kabul etmiþ olduðu Hizbullah’ýn silahtan arýndýrýlmasý kararýnýn bertaraf edildiði de
anlaþýlmaktadýr. Krizin durulmasýný takiben Ýsrail tarafýndan yapýlan
barýþ görüþmesi önerisinin Lübnan tarafýndan geri çevrilmesinde þüphesiz Hizbullah’ýn etkili olduðu düþünülmektedir.
3. Zaman içinde Ýsrail’in Orta Doðu’da kalýcý bir devlet olarak varlýðý, baþta Ürdün ve Mýsýr olmak üzere, Arap ülkeleri tarafýndan kabul
edilmeye baþlanmýþtýr. Bu gerçekçi yaklaþým zamanla, 1967 de iþgal
edilmiþ Filistin topraklarý üzerinde bir Filistin devletinin kurulmasý ile
sorunun çözümlenebileceði anlayýþýný da ortaya çýkarmýþtýr. Bu yaklaþým çerçevesinde 2000 yýlýnda Ýsrail Baþbakaný Barak ile Filistin lideri
Arafat arasýnda 3 temel konuda (Kudüs’ün statüsü, Filistin devletinin
hudutlarý ve mülteciler sorunu) bir anlaþmaya varýlmasýna ramak kalmýþ iken, ayrýntýlar yüzünden çabalar sonuç vermemiþti. Ancak bu ge282
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
liþmenin bundan sonraki çabalar için bir referans teþkil edebileceði düþünülmektedir.
Orta Doðu’da barýþ ve istikrarýn temininin ve bölge ülkelerinin Türkiye’ye karþý tutumlarýnýn, ülkemizin güvenliði ve çýkarlarý açýsýndan ne
derece önemli olduðunu, özellikle Kuzey Irak’taki son geliþmeler bir
kere daha gözler önüne sermiþtir.
Filistin’de ikinci intifada ile baþlayan olaylar, Ýsrail’in sert tepki vermesiyle daha da kýzýþmýþ, týrmanma Oslo Anlaþmalarýyla baþlatýlmaya
çalýþýlan barýþ sürecinin sonu olmuþtur. ABD’nin Ýsrail’e verdiði kayýtsýz
þartsýz destek (bu çerçevede Ýsrail’in zamanýnda Lübnan’da giriþtiði büyük katliamlara, Güney Lübnan’ý 2000’lerin baþýna kadar iþgal etmesine, Batý Yaka ve Gazze’de yerleþim bölgeleri ihdasýna fazla tepki göstermemesi) bölgede ABD aleyhtarlýðýný, milliyetçi hareketleri körüklemiþ, þiddet olaylarýný yaygýnlaþtýrmýþ ve boyutlarýný geniþletmiþtir.
Diðer taraftan, 2006 Ocak ayýnda yapýlan seçimleri kazanan Hamas’ýn uluslararasýnda kabul görmemesi, Hamas-Fatah uzlaþýsýnýn devam etmemesi, Hamas’ýn izole edilme yolu ile etkisizleþtirilmesi çabalarýnýn iflasý bugün Filistin topraklarýnda biri Batý-Yaka’da, öbürü de
Gazze Þeridinde olmak üzere 2 ayrý idarenin kurulmasýna yol açmýþtýr.
Uluslararasýnda kabul gören ve tanýnan idare Mahmut Abbas’ýn lideri
olduðu Fatah’týr.
Önlenemeyen þiddet olaylarý giderek artan istikrarsýzlýk ve uluslararasý tepkiler ABD’yi uzun yýllardan yerinde sayan barýþ sürecini canlandýrma zorunda býrakmýþ, ABD bu maksatla 40 küsur ülkenin katýldýðý
Annapolis konferansýný toplamýþ, bu çerçevede Ýsrail Baþbakaný Olmert
ve Mahmut Abbas arasýnda doðrudan görüþmelere baþlanmýþtýr. Çeþitli
etkenler nedenile fazla ilerleme kaydedemeyen görüþmeler Gazze
olaylarý ve bunu takiben Ýsrail tarafýndan uygulanan ambargo, buna
karþýlýk Ýsrail’e karþý giriþilen füze saldýrýlarý ve þiddet olaylarý bazý gerçeklerin daha açýk þekilde ortaya dökülmesine imkân vermiþtir.
283
Türkiye-Ortadoðu Ýliþkileri
Ýsrail, ambargonun Gazze’den yapýlan roket atýþlarýný durduramadýðýný, uluslararasý hukuka aykýrý þekilde ambargolarla sivil halký her türlü
insani yardýmdan yoksun býrakacak cezalandýrmanýn Gazze halkýný yýldýramadýðý gibi Hamas etrafýnda kenetlenmesine yol açtýðýný, Gazze’yi
tam iþgal altýna almanýn büyük yeni sorunlarý beraberinde getireceðini,
baþta eski ABD Baþkaný Carter olmak üzere birçok kiþinin vurguladýðý
gibi Hamas realitesinin kabul edilmesini gerektiðini gördü. Hamas’ýn
ise, ambargonun yol açtýðý aðýr sefaleti, Ýsrail’in füze saldýrýlarýna raðmen geri adým atmadýðýný, Ýsrail ile ateþkese varýlmasý ve sýnýr kapýsýnýn
yeniden açýlmasýnýn Gazze Þeridinde hayatý normale döndüreceðine
kanaat getirerek hem Mýsýr’la iliþkilerini düzeltme ve Fatah karþýsýnda
elini kuvvetlendirme ve ileri de Hamas’ýn uluslararasýnda tanýnmasýný
kolaylaþtýracaðý ve ateþkesin muhtemel bir esir deðiþimi imkânýný yaratabileceði ümidi ile Mýsýr’ýn önerisini kabul ettiði tahmin olunmaktadýr.
Nitekim Hizbullah’ýn Ýsrail ile bir yýldýr büyük bir gizlilik içinde yürüttüðü görüþmelerin iki tarafýn esirlerini deðiþtirme kararý ile sonuçlandýðý Temmuz ayý baþýnda açýklanmýþtýr. Hizbullah’ýn bu düzenlemeyle
aralarýnda biri 20 yýldýr Ýsrail’de hapis yatan beþ militan ile yüzlerce naaþý geri almasýnýn Hizbullah’ýn Lübnan’da ve bölgede prestijini daha da
arttýrdýðý Lübnan’da yapýlan gösterilerden açýkça görülmektedir.
Tamamen Mýsýr’ýn giriþimi ile gerçekleþen Ateþkes’in devamý, büyük ölçüde Hamas’ýn diðer radikal örgütleri kontrolüne baðlý olmaktadýr. Ýki yýl önce de 2006 Kasým’ýnda yapýlan ateþ kesin, Batý Yaka’da birkaç Filistinlinin öldürülmesi üzerine sona erdiði toplam 5 ay kadar sürdüðü hatýrlanacaktýr.
SONUÇ
Orta Doðu’da genel olarak bir yumuþamaya doðru gidildiðini, saikleri ve aracýlarý kim olursa olsun genel tabloya bakýldýðýnda Suriye ile
Ýsrail arasýnda dolaylý görüþmelere baþlanmasýný, Ýsrail’in Hamas’la
ateþkese yönelmesini, Hizbullah ile esir deðiþimine giriþmesini, Lübnan’da Hükümet buhranýn sona erdirilmesini, ABD’nin Ýran’a karþý
taktik mülahazalarla dahi olsa yaklaþýmýnda ayarlama yapmasýný,
284
E. Büyükelçi Güner ÖZTEK
Ýran’ýn buna olumlu tepkisini, Irak’ta Sünni bloðun Hükümete geri
dönmesini olumlu ve ileriye dönük ümit verici geliþmeler olarak nitelemek uygun olur.
Türkiye Cumhuriyet’i kuruluþundan bu yana sürdüre geldiði akýlcý,
gerçekçi ve hiçbir ayrým yapmadan bölgenin bütün ülkeleri ile kalýcý
barýþ ve istikrarý saðlamak üzere, dostane ve içerikli iliþkiler geliþtirmeði
amaçlayan dýþ politikasý ile kendisi yönünden tehdit oluþturabilecek
bütün kriz ve çatýþmalarýn dýþýnda kalmayý baþararak bölgenin güvenilir
ve saygýn ülkesi durumunu koruya gelmiþtir. Son zamanlarda, Türkiye’nin Orta Doðu’daki kriz ve istikrarsýzlýk ortamýný, bir barýþ ve iþbirliði alanýna dönüþtürmek ve silahlý çatýþmalara son vermek için, çok taraflý oldukça faal bir politika izlediði ve bunda da küçümsenemeyecek
baþarýlar elde ettiði görülmektedir. Ayný þekilde, bölge yönünden çok
önemli olan Ýran’ý da takip ettiði nükleer program konusunda diyalog
ve iþbirliði sürecine çekmek için de bir süredir sessizce taraflar nezdinde giriþimlerde bulunduðu anlaþýlmaktadýr. Bütün bu giriþimlerin Türkiye’nin bölgede aðýrlýk ve itibarýný arttýrdýðý açýktýr.
Tabloyu tamamlamak için kýsaca su sorununa da deðinmek gerekir.
Dünya nüfusunun artýþý, iklim deðiþikliði, hýzlý þehirleþme ve sanayileþmenin yol açtýðý su sorununun önümüzdeki dönemde Orta Doðu’da
daha kritik bir aþamaya ulaþarak bölgenin temel sorunlarýndan biri haline dönüþmesi muhakkaktýr. Bu baðlamda, Türkiye’nin komþularý Suriye ve Irak’la iliþkilerinde zaman zaman gerginliklere neden olmuþ bulunan Fýrat ve Dicle sularý konusunun da aðýrlýklý olarak gündeme gelmesi söz konusu olacaktýr. Bu konuda gerekli hazýrlýklarýn yetkili makamlarýmýzca yapýldýðýnda þüphe olmamakla birlikte, uluslararasýnda
oluþturulmasýna çalýþýlan “Su Hukuku” çalýþmalarýnýn dikkatle yakýndan takibi gerekmektedir.
285
Download

indirmek için tıklayınız