2010
BİLGE SÖYLEŞİ–6
SON DÖNEM
TÜRKİYE–İSRAİL İLİŞKİLERİ
E. Büyükelçi
Özdem SANBERK ile
Söyleşi
Merve N. SÜRMELİ
Bilge Adamlar Stratejik
Araştırmalar Merkezi
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
SUNUŞ
Uluslararası ilişkiler, dış politika, iç ve dış güvenlik gibi alanlarda ülkemizin önde
gelen uzmanları ile farklı konularda söyleşiler yapmak ve bunları kamuoyunun
dikkatine sunmak BİLGESAM’ın amaçlarından birisidir. Bu amaca uygun olarak
söyleşiler serisine devam ediyoruz. “Bilge Söyleşi” adı altında gerçekleştirilen bu
söyleşilerin altıncısını yayınlıyoruz. Emekli Büyükelçi Özdem SANBERK ile yapılan
bu söyleşi BİLGESAM Uzman Yardımcısı Merve N. SÜRMELİ tarafından
gerçekleştirildi ve yayına hazırlandı. Yararlı olması dileğiyle dikkatlerinize
sunuyoruz.
Doç. Dr. Atilla SANDIKLI
BİLGESAM Başkanı
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
1
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
İsrail-Türkiye İlişkilerinde Keskin Bir Viraj: İsrail’in Mavi Marmara Gemisi Saldırısı
Gazze’ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda İsrail askerlerince
saldırılması ve ölümlerin meydana gelmesi İsrail ile aradaki gerilimi iyice tırmandırdı. Gözler
Türkiye’ye çevrilmişken Türkiye diplomasi yoluyla savaşmayı seçerek Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi’nden kınama kararı çıkarttı. Kamuoyu diplomasisi kullanılarak İsrail
üzerinde oluşturulan baskı ile esirlerin ülkelerine gönderilmesi sağlandı. İlişkiler nasıl bu hale
geldi? Gazze’de, Lübnan’da ve şimdi de uluslararası sularda hukuka meydan okuyan İsrail
neye güveniyor? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ne anlama geliyor? Türkiye’nin
alışık olmadığı ‘diplomasi yollu savaş’ta kullanılabilecek başka enstrümanlar var mı? Peki,
bundan sonra ne olacak?
Türkiye-İsrail ilişkilerinin nasıl evirildiği, İsrail’in Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırı ve
sonrasında yaşanan diplomatik süreç Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk tarafından
değerlendirildi. Kamuoyu diplomasisinin önemine değinen Sanberk Türkiye’nin bu yöndeki
eksikliğini eleştirdi ve yapılması gerekenleri ortaya koydu.
Bugünlerde Türkiye-İsrail ilişkilerinde önemli değişimler yaşanıyor. Bu değişimin nedenleri
neler olabilir?
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin meşruiyet zeminini Oslo Barış Süreci teşkil ediyor. Soğuk
Savaş’ın sonra ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dünya dengelerinde
meydana gelen değişmeler İsrail’in Arap ülkeleri ve Amerika ile arasındaki ilişkileri etkiledi.
Sovyetlerin ortadan kalkması, Sovyetlerden bir kısım Arap devletlerine verilen desteğin
azalması, İsrail’in kendisini biraz daha güvende hissetmesini sağladı. Böylece İsrail ile Arap
ülkeleri arasında Oslo Barış Süreci sağlandı. İşte bu dönemde, önceki yıllarda İsrail ile
arasındaki diplomatik ilişkilerin seviyesini düşüren Türkiye, ilişkileri tekrar büyükelçilik
seviyesine çıkarttı. 1997’de tatbikatlara ve karşılıklı ziyaretlere ilişkin askeri işbirliği
anlaşmaları imzalandı. Ancak Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler sadece askeri alanla da sınırlı
değil; ticari, ekonomik, akademik ve kültürel alanda, turizm ve teknolojik işbirliği alanlarında
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
2
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
ikili ilişkiler kuruldu. Bu ilişkilerin zemini Oslo Barış Süreci’ne dayanır. Oslo Barış Süreci’nin
temelinde ise artık İsrail’in barışa hazır bir devlet olduğu varsayımı yatar.
Kurulan ikili ilişkilere rağmen Türkiye ile İsrail arasında alttan alta giden bir gerginlik
yaşanmaktaydı. Bunun sebebi İsrail’in Orta Doğu politikalarıdır. İsrail’in yeni yerleşim
birimlerini giderek arttırması, Oslo Barış Süreci’nin başından bu yana devamlı olarak ayak
sürümesi, Türkiye’de kamuoyunun belirli çevrelerinde bir rahatsızlık yarattığı gibi dış
politikanın yönetimiyle sorumlu olan siyasi çevrelerde de güvensizliklere sebep olmaktaydı.
Bu rahatsızlığın temelinde iki önemli unsur var: Birincisi İsrail’in Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi’nce barışı sağlamak için aldığı kararların hemen hemen hiçbirine uymaması, barış
girişimlerine yardımcı olmaması; ikincisi ise ‘zero-sum game’
(sıfır toplam) politikası
gütmesidir. 2006’daki Lübnan savaşı, Gazze bombardımanı –ki o kadar da başarılı olamayan
harekâtlardır bunlar- ve son olarak da Mavi Marmara gemisine yapılan müdahale bardağı
taşıran damlalar oldu. Bütün bunlar Oslo Barış Süreci ile inandığımız, İsrail’in barış iradesi
taşıdığı yönündeki varsayımı ortadan kaldırmış oldu. İlişkilerin temelindeki kırılgan zemin
artık bu ağırlığı daha fazla taşıyamadı.
İsrail’in Lübnan ve Gazze’ye yaptığı askeri harekâtları neden başarısız olarak
tanımlıyorsunuz?
İsrail 2006’daki Lübnan işgalinde siyasi hedeflerine varamadı. İşgal çok uzun sürdü. Kendi
ölçülerine göre büyük zayiat verdi ve sonunda da askerlerini geri çekmek zorunda kaldı. Orta
Doğu’da ve Dünya’da İsrail’in yenilmezliğine ilişkin yaygın bir şehir efsanesi vardı. Bu inanışı
çizdirmesi İsrail açısından bir başarısızlıktır. İsraillilerin kendi ülkesinin askeri kapasitesine
olan güveni sarsıldı.
Gerek Lübnan’a karşı, gerek Gazze’ye saldırısında İsrail aşırı güç kullanmıştır. Özellikle Gazze
operasyonunda, sivil halk üzerinde yarattığı ızdıraplar, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de
de bir tepki ve infial meydana getirmiştir. İsrail, kendi durumunu anlayışla karşılamak için
gayret sarf eden çevrelere dahi yardımcı olmadı.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
3
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Bölgesel bir güç olarak, bölgede barış, istikrar ve güvenliğin tesisine çalışan Türkiye için
İsrail bu çabaları sürekli sabote eden, güvenlik tüketen bir ülkedir denilebilir mi?
İsrail’in güvenliği tüketen bir ülke
olduğu kesin. Ama bunu Türkiye’nin
bölgesel güç olma emellerinin önünü
kesmek için yapıp yapmadığı tartışmalı
bir konu. Tamamen bir İsrail optiğinden
bakacak olursak, İsrail aslında Arap
ülkelerinin ortasında, etrafını saran
ülkelerin
hasmane
hemen
hemen
ilişkiler
hepsiyle
içerisinde
bulunduğundan bir nevi kuşatılmışlık
Ġsrail’in güvenlik tüketmesi direkt
olarak Türkiye’nin bölgesel güç
olarak yükselmesini engellemek
amacına yönelik olmamakla birlikte,
sonuçta Türkiye’nin bölgede barıĢa
dayalı düzen kurucu rolü aksatılmıĢ
oluyor. Ġsrail kendi kuĢatılmıĢlık
psikolojisinden doğan, kendi
yaĢamsal korkularının giderilmesine
yönelik radikal bir hareket tarzı
benimsiyor.
psikolojisi ve güvensizlik sendromu
içerisinde
hareket
etmektedir.
Dolayısıyla güvenlik meselesi de İsrail için yaşamsal bir konu olarak ortaya çıkıyor. İsrail
1978’de Enver Sedat zamanında bir barış fırsatını kaçırdı. O fırsatı kaçırmasından itibaren
kuşatılmışlık psikolojisi her geçen gün biraz daha arttı. Arkasından ikinci bir barış fırsatı olarak
önüne çıkan Oslo Süreci’ne de gerekli önemi vermeyerek, bu süreci de değerlendiremedi. Bu
da İsrail’i kendi güvenliği için sürekli aşırı güç kullanma noktasına kadar getirdi. İsrail yokuş
aşağı inen frensiz bir kamyon gibi gitmeye başladı. Bu İsrail’in kendi güvenlik konusunu
yaşamsal bir mesele olarak görmesinden kaynaklanıyor. Bütün bunlar netice itibariyle
Türkiye’nin Orta Doğu’da barış ve istikrar sağlamak amacıyla giriştiği çabalarının önünü
kesiyor. Türkiye kendi güvenlik ve refahını sağlamak amacıyla bölgede barış ve istikrar istiyor.
Oysa İsrail’in politikaları ve eylemleri bölgede büyük bir istikrarsızlık ve güvensizlik kaynağı
oluşturuyor. Bu iki eğilim ister istemez karşı karşıya geliyor. Yani İsrail’in güvenlik tüketmesi
direkt olarak Türkiye’nin bölgesel güç olarak yükselmesini engellemek amacına yönelik
olmamakla birlikte, sonuçta Türkiye’nin bölgede barışa dayalı düzen kurucu rolü aksatılmış
oluyor. İsrail kendi kuşatılmışlık psikolojisinden doğan, kendi yaşamsal korkularının
giderilmesine yönelik radikal bir hareket tarzı benimsiyor. İsrail kendi güvenliğini sürekli
olarak tehlikede gördükçe, Türkiye’nin yükselişi de İsrail açısından bir tehdit gibi algılanıyor.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
4
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Gazze’nin güvenlik duvarlarıyla çevrilmesi, giriş çıkışın kontrol altında bulundurulması ve
abluka uygulanmasının bölge halkı üzerindeki etkileri nelerdir?
Duvarın varlığı bölge halkı üzerinde son derece yoğun bir psikolojik baskı oluşturmaktadır.
Çok geliri olmayan, hayatını idame ettirmek için çalışması gerekli olan bölge halkının iş yerleri
duvarın diğer tarafında kaldı. Her sabah işe giderken ve her akşam eve dönerken uzun
prosedürlerden geçmek durumunda kalıyorlar. İsrail askerleri tarafından zaman zaman
aşağılanıyorlar, uzun kuyruklarda bekletiliyorlar. Böyle bir cehennem hayatı yaşayan
Gazzeliler de kuşatılmışlık psikolojisi içerisinde bulunuyor. Bu tabii barışa yardımcı olan bir
durum değildir. Tam tersine oradaki husumet duygularını arttıran ve gerginliği çoğaltan bir
durum yaratmaktadır.
Hukuki açıdan İsrail’in izahatı şöyle: ‘Bu savunma amaçlı bir harekettir. Çünkü ben bu duvarı
yapmadan önce intihar komandoları tarafından İsrail’de haftada en az iki defa, otobüslerde,
restoranlarda, kefelerde sivillere karşı eylemler yapılmaktaydı ve kadınlar çocuklar dahil, çok
sayıda sivil ölmekteydi. Ben bu duvarı yapmak suretiyle bu eylemleri neredeyse sıfırlamış
oldum.’ Bu söylenenler gerçeği yansıtıyor. İsrail intihar eylemcileri meselesinde haksız değil.
Ancak, uluslararası toplum, İsrail’in kendine geleceğini düşündüğü zarar ile aldığı önlemler
arasında ciddi bir nispetsizlik bulunduğundan hareketle, İsrail’i Gazze’de haksız görüyor.
Buradaki temel soru, bir insan hayatını veya mülkünü korumak için diğer insanların
yaşamlarını tehlikeye koyarak bir tedbir alma hakkına sahip midir? Ceza hukukunda çok
bilindik bir kural vardır. Bir kimsenin evine sürekli hırsız girse, hatta hayati tehlike dahi
yaratsa, mülkünün ve kendisinin güvenliğini sağlamak isteyen kimse evinin etrafını elektrikli
telle çeviremez. Çünkü elektrikli tel gelen hırsızın hayatına mal olur. İka edileceği düşünülen,
önlenmek istenen zararın önlenmesi için alınacak tedbir insan hayatını yaşanması imkânsız
bir hale getirmemelidir. İşte bu prensipten hareketle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
Gazze’yi saran bu duvarın uluslararası hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Ancak bu karar
İsrail tarafından uygulanmıyor.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
5
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Türkiye’nin Gazze’nin durumunu dünyaya duyurmak için gerçekleştirdiği girişimler doğru
ve gerekli midir?
Türkiye’nin çabası iki bakımdan doğrudur: Ahlaki ve siyasi. Ahlaki bakımdan, söyleşinin
başında belirttiğim gibi İsrail’in sivil halka aşırı ızdıraplar ika eden eylemlerinin dünyanın
dikkatine sunulması lüzumu bakımından doğrudur. Bu eylemler karşısından sessiz kalınamaz.
Siyasi
açıdan ise, Türkiye, Filistin meselesini kendi ilgi
alanına dahil eden şu andaki hareket tarzıyla
Türkiye’nin iç sorunlarının kökleri
aslında hem içerde hem dışarıda yatıyor.
Türkiye’nin kendi içindeki
sorunlarıçözüme kavuşturma amacını
gerçekleştirmesi, dışarıdaki sorunların
çözülmesiyle doğrudan ilgilidir.
Dışarıdaki sorunların anası da Filistin
sorunudur. Türkiye’de yaygın bir
kanaat var: Filistin bizim milli
meselemiz değil, ne diye bununla
uğraşıyoruz? Filistin meselesiyle
uğraşmamızın sebebi işte budur.
kendi ulusal çıkarlarına uygun hareket
etmektedir. Türkiye’nin bir amacı var.
Kendi
içindeki
biriktirmek
sorunlarını
sorunlarını
artık
istemiyor.
çözmek
için
Bu
ciddi
tedbirler aldı. Demokratik açılım da
bu tedbirlerden biridir. Türkiye’nin
sahip olduğu sorunların hemen hepsi
Orta Doğu’daki sorunlarla iltisaklıdır,
yani bağlantılıdır. Vücudun bir yerlerinde
birbirini tetikleyen hastalıklar gibi… Türkiye’nin
iç sorunlarının
kökleri aslında hem içerde hem dışarıda yatıyor. Türkiye’nin
kendi içindeki sorunları çözüme kavuşturma amacını gerçekleştirmesi, dışarıdaki sorunların
çözülmesiyle doğrudan ilgilidir. Dışarıdaki sorunların anası da Filistin sorunudur. Türkiye’de
yaygın bir kanaat var: Filistin bizim milli meselemiz değil, ne diye bununla uğraşıyoruz?
Filistin meselesiyle uğraşmamızın sebebi işte budur. Biz kendi iç sorunlarımızı Orta Doğu’daki
temel sorunlar ortadan kalkmadan çözemeyiz. Bu nedenle Orta Doğu’daki sorunların
çözümüne aktif ilgi göstermemiz rasyonel düşüncenin bir sonucudur. Ayrıca Gazze’deki
tecridin kaldırılması yolunda çaba harcamanın insani bir gerekçesi bulunduğu da inkâr
edilemez. Bir kısım çevreler Filistin sorununa İslam dayanışması gibi ideolojik motivasyonlarla
yaklaşabilirler. Ancak bu dayanışma, olayın insani ve vicdani boyutu bulunmadığı anlamına
gelmez.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
6
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Uluslararası sularda gerçekleşen son olayda, İsrail’in saldırısını diplomasi, uluslararası
hukuk ve teamüller açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsrail güvenliğini yaşamsal bir olgu olarak mütalaa ettiği için, kendi güvenliği söz konusu
olduğu vakit uluslararası hukuku itibara almıyor. Böyle davranmakla bir sorumlulukla
karşılaşmayacağı düşüncesinin nedeni ise Amerika Birleşik Devletleri gibi, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip, en güçlü daimi üyesini arkasına almış olmasıdır. Bu
ilk kez karşılaştığımız bir örnek değildir. İsrail, Gazze işgalinde de aynı şeyleri yaptı. Aşırı güç
kullanmak bir insanlık suçudur, uluslararası hukukun ihlalidir. Gazze’de bunu yapmaya nasıl
cüret ettiyse, aynı şekilde de uluslararası sularda silahsız seyreden sivil bir gemiye müdahale
ederek ölümlere neden olmuştur. Uluslararası sularda seyreden gemideki silahsız sivillerin,
silahlı İsrailli komandolara karşı kendilerini korumak için sopa, sapan gibi ateşsiz aletlerle
direnç göstermiş olmaları bu askerlerin dokuz sivilin ölümüne sebebiyet vermelerini haklı
göstermez. İsrail Hükümetinin davranışı bir uluslararası hukuk ihlalidir. İsrail, özür dilemeli ve
tazminat ödemelidir.
Mavi Marmara gemisine yapılan saldırının ardından, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
tarafından İsrail aleyhine alınan kararın şu ana kadar İsrail ile ilgili alınan en sert karar
olduğu söyleniyor, siz bu kararı nasıl okuyorsunuz? Türkiye’nin saldırı sonrası
gerçekleştirdiği dış politika girişimleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Uluslararası
örgütlerin bu soruna yaklaşımını ve yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kararı doğru değerlendirebilmek için biraz açmakta fayda var. Türkiye İsrail’in kınanmasını
ve bağımsız bir araştırma kurulu oluşturulmasını istiyordu. Türkiye bu kararla istediklerinin
%90’ını elde etmiştir. Zaten Birleşmiş Milletler sisteminde bir ülkenin kendisiyle ilgili çıkacak
kararda isteklerinin %100’ünü elde etmesi çok nadir görülen bir şeydir. %90 çok önemli bir
orandır ve Türk diplomasisi önemli bir başarı kazanmıştır. Alınan bu kararın en önemli tarafı
bir konsensüs kararı olmasıdır. Karara Amerika dahil, hiçbir üye itiraz etmemiştir. Yani
uzlaşma ile alınmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin hepsinin, özellikle
Amerika Birleşik Devletleri’nin bu uzlaşmaya katılmış olmaları anlamlıdır. Bir şeyin olup
olamamasından çok nasıl algılandığı önemlidir. Bu bir kamuoyu diplomasisi prensibidir. Bu
kararda Türkiye istediklerinin tamamını elde etmemiş olsa da, uluslararası kamuoyunda
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
7
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
oluşturulan algı İsrail’in kınandığı ve bağımsız bir araştırma komisyonu oluşturulduğu
şeklindedir. Türkiye bu algıyı oluşturmayı başarmıştır.
Gazze işgalinden sonra Güney Afrikalı, Hollanda vatandaşı ve Yahudi asıllı olan dünyaca
tanınmış bir hukukçunun başkanlığında kurulan komisyon hem İsrail’i hem Hamas’ı sorumlu
tutan bir rapor çıkardı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri ve diğer bazı üyelerin devreye
girmesiyle bu rapor Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde görüşülemedi. Eğer o rapor
görüşülebilseydi, belki İsrail kendisine çekidüzen verebilir ve hukuk ihlallerine bu kadar
cüretle tevessül etmekten çekinebilirdi.
Birleşmiş
kararlarının
Milletler
hukuki
Güvenlik
statüleri
Konseyi’nin
çeşitlidir.
Konsey’in faklı statülerde aldığı kararların
niteliği, icrai gücü de farklı faklıdır. İsrail ile
ilgili alınan bu karar bir Başkanlık Bildirisi’dir.
Fakat dünyada milyonlarca insan bu tür teknik
ayrıntıların doğal olarak farkında bile değildir.
Kitlelerin bu karardan anladığı, ortada kötü bir
olay olduğu, sorumlusunun İsrail olduğu ve
İsrail hakkında bir yaptırım kararı alındığıdır.
Bu bakımdan Türkiye’nin attığı ok hedefine
BĠR ġEYĠN OLUP
OLAMAMASINDAN ÇOK NASIL
ALGILANDIĞI ÖNEMLĠDĠR. BU
BĠR KAMUOYU DĠPLOMASĠSĠ
PRENSĠBĠDĠR. BU KARARDA
TÜRKĠYE ĠSTEDĠKLERĠNĠN
TAMAMINI ELDE ETMEMĠġ
OLSA DA, ULUSLARARASI
KAMUOYUNDA
OLUġTURULAN ALGI
ĠSRAĠL’ĠN KINANDIĞI VE
BAĞIMSIZ BĠR ARAġTIRMA
KOMĠSYONU
OLUġTURULDUĞU
ġEKLĠNDEDĠR.
varmıştır.
Oysa sırf dar bir hukuki açıdan baktığınız zaman alınan karar aslında İsrail’i kınamıyor, olayı
kınıyor. Ayrıca kararda kınanan olayın araştırılması için bir komisyon kurulması hükmü var.
Bu komisyon tarafsız bir komisyon olmalı deniyor. Bağımsız nitelemesi kullanılmıyor.
‘Impartial’ yani ‘tarafsız’ sözcüğü kullanılıyor. Tarafsız demek bağımsız demek değildir. İsrail
uyruklu bir kişi, tarafsız olduğu iddiasıyla komisyona dahil edilebilir. Metinde bağımsız ifadesi
yer alsaydı komisyon İsrail’in dışında kurulacaktı. Oysa şimdi araştırmada İsrail de söz sahibi
oluyor. Araştırma komisyonunun kararı İsrail’in de görüşlerini yansıtacaktır. Ancak söz
konusu komisyonun çalışmaya başlayıp başlayamayacağı, görevini yapıp yapamayacağı belli
değil. Büyük bir ihtimalle de bu gerçekleşmeyecek. Bu nedenle Türkiye’nin, bu Komisyonun
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
8
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
çalışmaya başlaması yolunda ısrar etmekten ziyade, ortada İsrail komandolarının açtığı ateş
sonucu gerçekleşen dokuz insan hayatının kaybı dolayısıyla İsrail’in özür dilemesi ve tazminat
ödemesi konusunda ısrar etmesi en doğru ve gerçekçi tutum olur. Eğer İsrail bu talebe
karşılık verirse ikili ilişkileri tamir edilmesi yolunu da yeniden açmış olacaktır.
Bununla birlikte Türkiye kararın yürürlüğe konması, araştırma komisyonunun kurulması için
faaliyetlerini sürdürüyor. Kararın içinde araştırma komisyonunun nasıl kurulacağına dair
modaliteler belirtilmiyordu. Ancak Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki büyük
ülkelerle yürüttüğü ikili diplomatik görüşmelerle komisyonun kurulması için uğraşıyor. Şu an
beş kişilik bir kurulun oluşturulduğu anlaşılıyor. Galiba başkanının kim olacağıyla ilgili bir
mutabakat da var. Ama bence bu girişimlerden bir sonuç çıkmasını beklemek gerçekçi değil.
Türkiye, ayrıca NATO gibi AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) gibi başka uluslararası
kuruluşlara da konuyu taşımıştır.
Öte yandan Türkiye, İsrail’in Mavi Marmara baskınıyla ele geçirdiği esirlerden bir kişiyi bile
İsrail’de bırakmayacağını, hepsinin kendi memleketlerine gönderileceğini söylemişti ve bu
sonucu elde etti. Binaenaleyh Türkiye şu ana kadar ilan ettiği adımların büyük çoğunluğunu
yürüttüğü diplomasi ile elde etmiş durumdadır.
Türkiye’nin Mavi Marmara gemisinde yaşanan saldırıyla alakalı başka hangi girişimlerde
bulunması mümkündür?
Türkiye’nin konuyla ilgili şu ana kadar gitmediği uluslararası kuruluşlar, Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bir
yaptırım gücü yoktur. Fakat uluslararası vicdanlar üzerinde çok büyük etkisi vardır.
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda eski yıllara nazaran artık çok geniş bir siyasi
tabanı var. Bu siyasi tabanın varlığı Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici
üyesi olması için yapılan oylamada oy veren 192 üyeden 152’sini kendi tarafına çekmesiyle
kanıtlandı. Eğer Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir karar çıkartacak olursak o zaman
İsrail üzerinde ciddi bir ilave baskı oluşturulmuş olur. Türkiye’nin bu yolu kullanıp
kullanmayacağını bilmiyoruz ama ben kullanması gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası Ceza
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
9
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Mahkemesi’nde de İsrail’in sorumluluğu gündeme getirilebilir. Ayrıca Adalet Bakanlığımızın,
uluslararası sularda ölümlere sebebiyet veren bu baskını gerçekleştirenler hakkında Türk
Mahkemeleri’nde de karar alınması için bir çalışma başlattığını öğreniyoruz. Bunun
sonucunun ne olacağı şu an belli değil. Bu çalışma hem Türk Hukukuna göre, hem uluslararası
hukuka göre yapılabilir. Buradaki temel sorun şu; Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin
yetkisi tanıyan bir ülke değildir. İsrail de bu Mahkeme’yi tanımıyor. Ama hukuki olarak
Türkiye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu olay için tanıdığını bildiren bir bildirimde
bulunması mümkün. İsrail tarafından da tanınmayan bir Mahkeme’nin kararının İsrail
aleyhinde ve gıyabında verilmesi hukuki olarak geçerli mi değil mi, geçerli olsa bile bunun
tatbikatta bir değeri olabilir mi, bütün bunlar tartışmalı konular.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin gelecekte şimdiye nispeten olumlu bir seyir izlemesi için İsrail’in
politikalarında ne gibi değişiklikler olması gerekir?
İsrail’in Oslo Barış Süreci temeline geri dönmesi lazım. Çok temel iki konu var: Birincisi yeni
yerleşim birimlerini genişletme politikalarını durdurmaları lazım. Zaten mikro düzeyde,
Amerika Birleşik Devletleri tarafından İsrail’e sürekli söylenen ve iki ülke arasında anlaşmazlık
konusu olan, barış görüşmelerini sabote eden en birinci mesele budur. Daha geniş düzeyde
bakarsak Kudüs meselesiyle karşılaşırız. Kudüs’te İsrail, kazılarına devam ediyor. Kudüs yalnız
bir Arap meselesi değildir. Kudüs bütün İslam âleminin hassasiyetini davet eden bir konudur.
Roma ve Vatikan Katolik âlemi için ne kadar önemliyse, İslam âlemi için de Kudüs o kadar
önemlidir. İslam âleminin bu hassasiyetlerini yok sayıp, Kudüs’te arkeolojik kazılar yapmak
İslam âleminde bir kısım kitlelerde ciddi tepkiler uyandırmaktadır. Zaten İslam Konferansı
Örgütü de, bilindiği gibi, Kudüs’ün meselesi dolayısıyla kuruldu. İslam âlemi için mukaddes
olan Kudüs’ün Türkiye için ayrı bir tarihi ve duygusal önemi daha var. Çünkü Türkiye, Osmanlı
İmparatorluğu’nun varisi ve kendi tarihini reddetmeyen bir Devlet olarak bu mukaddes
yerlerin bekçiliğini beş yüz yıl boyunca yapmış olmanın sorumluluğunu taşıyor. Dolayısıyla bu
mesele Türkiye’de büyük bir kitle için bir yerde milli bir meseledir. Kudüs meselesine sahip
çıkmak yalnızca şu veya bu partiye ya da birkaç siyasetçiye mal edilebilecek bir mesele
değildir.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
10
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Adalet ve Kalkınma Partisi daha iktidara gelmeden
yıllar önce, 1967 savaşından hemen sonraki günlerde,
yani daha Kudüs’ün Ürdün’e ait olduğu sıralarda, İsrail
askerleri Kudüs’te bulunan El Aksa camiine girmişlerdi.
İsrail askerlerinin camideki yakışıksız hareketlerini
haber alan Türkiye’nin o zamanki Kudüs Başkonsolosu
rahmetli Refik İleri konsolosluk otomobiline binip,
Türk bayrağını çeker ve El Aksa Camii’ne gider. İçeri
girer ve İsrail askerlerini camiden çıkartır. ‘Burası
Müslümanlara ait bir yerdir, burada saygısızca
davranamazsınız’
Devleti’nin
der
ve
Başkonsolosu
Türkiye
olarak
Cumhuriyeti
sözünü
geçirir.
Başkonsolos Refik İleri yine aynı günlerde ayrıca
İsrail’in
Kudüs’te
enterne
ettiği
bütün
Arap
Başkonsolosları’nı bir bir ziyaret eder ve kendilerinin
mektuplarını ailelerine, ailelerinin mektuplarını onlara
Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin ve özellikle
Türkiye Cumhuriyeti
Dışişleri görevlilerinin Kudüs
ve Filistin meselesinde olan
dikkat ve tarih bilinçleri
bugünkü iktidarın
hassasiyetinden çok daha
önce mevcuttu. O bakımdan
bu meseleleri bir iç politika
meselesi yapıp da şu veya
bu partinin tekelinde bir
hassasiyet olduğu gibi bir
izlenim yaratmaktan
kaçınılması gerekir. Aksi
halde temel meselelerde
ihtiyacımız olan birlik ve
beraberliğe zarar veren ve
herkesin sürekli şikayet
ettiği kutuplaşmaların
ortadan kaldırılması
hedefine varamayız.
ulaştırır. Binaenaleyh Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri görevlilerinin
Kudüs ve Filistin meselesinde olan dikkat ve tarih
bilinçleri bugünkü iktidarın hassasiyetinden çok daha önce mevcuttu. O bakımdan bu
meseleleri bir iç politika meselesi yapıp da şu veya bu partinin tekelinde bir hassasiyet
olduğu gibi bir izlenim yaratmaktan kaçınılması gerekir. Aksi halde temel meselelerde
ihtiyacımız olan birlik ve beraberliğe zarar veren ve herkesin sürekli şikayet ettiği
kutuplaşmaların ortadan kaldırılması hedefine varamayız. Kudüs meselesi ve Filistin halkının
çilesi, tıpkı Kıbrıs Türklerinin çilesi gibi tarihi bilinci ve adalet duygusu olan herkesi ilgilendiren
bir meseledir. Hiç şüphesiz yetmiş milyonluk bir Türkiye’de bu düşünceyi paylaşmayan
vatandaşlarımız da var. Azınlıkta veya çoğunlukta olabilirler. Onların karşısında dayatıcı bir
tavır takınılmaması, eğer azınlıkta kalan görüşü temsil ediyor olsalar bile kendilerinin farklı
düşüncelerine saygı gösterilmesi demokratik bir toplumun göstereceği asgari davranışın
gereğidir.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
11
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Amerika’yı bu resimde nerede görüyorsunuz?
Obama yönetimi ilk günlerde, Bush yönetiminden çok daha farklı bir çizgi çizeceği izlenimini
verdi. Bununla birlikte maalesef bu çizgiyi devam ettiremedi. Yeni Amerikan yönetiminin
başlangıçta üç öncelikli dış politika konusu vardı: İran’ın nükleer güce kavuşmaması için İran
ile angajman, Irak’tan arkada bir kaos bırakmadan muntazam çekilme ve Afganistan’da NATO
kuvvetlerinin yenilgisi ile sonuçlanacak bir durumun önlenmesi. Bu önceliklerin içinde Orta
Doğu meselesi yani İsrail ve Filistin yoktu. Orta Doğu’ya Kuzey İrlanda meselesinde çok
önemli rol oynamış önemli bir diplomat olan eski Senatör Mitchell’i tayin etti. Fakat kendi
ağırlığını onun arkasına koymadı. Yani, zamanında Başkan Clinton’un yaptığı gibi bizzat
kendisini angaje etmedi.
Aynı çözüm kararlılığıyla yürümedi. Belki de bunun imkânsız olduğunu bildiği için öyle
yapmadı. Ama olaylar öyle bir gelişti ki, Obama birden kucağına bu meselenin konulduğunu
gördü. Bu nedenle bence yeni Amerikan başkanının başlangıçta yaptığı en büyük hata Orta
Doğu meselesine göreve geldiği ilk günlerde öncelik vermemesidir. Obama kendi
bürokrasisine de hâkim değil. Bunu da İran takas meselesi krizinde Türkiye ve Brezilya’ya
gönderdiği 22 Nisan tarihli mektubunda gördük. Hem Erdoğan’a hem de Lula’ya gönderdiği
mektupta mealen: ‘..İran’ın az zenginleştirilmiş 1200 kg uranyumunu, bekletilmek üzere
Türkiye’ye emanet etmesini, ve UAEA’nın da bu arada İran’a kendi tıp araştırmalarında
kullanmaları için gerekli çok zenginleştirilmiş uranyumu hazırlamasını ve hazır olunca
kendilerine verilmesini öngören takas anlaşmasını sonuçlandırmak amacıyla yapılmakta olan
görüşmelere devam edilmesini’ öngören yaklaşımı uygun karşılamıştı. Aslında bu yaklaşım
UAEA’nın önerisiydi. Daha sonra Türkiye ve Brezilya, İran’la görüşmeleri sürdürerek
Obama’nın mektubunda yazdığı sonucun aynısını elde edince Amerika sanki böyle bir
mektup yokmuş gibi davrandı. Yaptırım meselesini yeniden gündeme getirdi. Amerikan dış
politikasındaki bu tutarsızlıkların sebebi Obama’nın Bush döneminden kalan zihniyeti
tamamen ortadan kaldırmamasıdır. Obama kendi dış politikasına henüz damgasını basabilmiş
değildir.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
12
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Amerika, Orta Doğu’da iki ata aynı
zamanda binmeye çalışan bir süvari gibi
gözükmektedir. Bu atlardan bir tanesi
İsrail’in menfaatlerini korumak, diğeri de
Amerika’nın çıkarlarını korumaktır. Bu iki
at ayrı istikametlere gidebilmektedir.
Amerika’nın
Orta
Doğu’daki
temel
menfaatleri petrol, ve doğal gaz gibi enerji
Amerika, Orta Doğu’da iki
ata aynı zamanda binmeye
çalışan bir süvari gibi
gözükmektedir. Bu
atlardan bir tanesi İsrail’in
menfaatlerini korumak,
diğeri de Amerika’nın
çıkarlarını korumaktır. Bu
iki at ayrı istikametlere
gidebilmektedir.
meselesi ve İran’ın, Irak dâhil, bölgedeki
etkisi ve nükleer emelleri ve Suudi Arabistan’ın güvenliği gibi stratejik konular bakımdan
Körfez’de ve Arap Yarımadası’nda yatıyor. Amerika yakın geçmişte Orta Doğu’da bütün
savaşları bu enerji ve petrol-gaz meselesi üzerine yapmıştır. Bir yandan İsrail’i kollamak, bir
yandan Arap devletlerini kendi yanına çekmek ve İran’la mücadele etmek için uğraşan
Amerika’nın aynı anda iki atın üzerinde kalabilmesi oldukça zor. Amerika’nın kendi Orta Doğu
politikasını İsrail politikasından ayırabilmesi gerekiyor. Amerika’nın kendi çıkarları ile İsrail’in
çıkarları arasında bir decoupling, yani bir ayrıştırma gerçekleştirememesinin barındırdığı
potansiyel tehlike her an daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkabilir.
Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan olumsuzlukların Türkiye ve İsrail’e etkisi neler olabilir?
Bundan sonrası için nasıl bir hareket tarzı öngörüyorsunuz?
Türkiye açısından bakıldığında, Türkiye’nin bir sıfır sorun politikası var. Bu son gerginliği de
aslında bu sıfır sorun politikasını Orta Doğu’da sürdürme çabamızın meydana getirdiği bir
zorluk olarak değerlendiriyorum. Başta da söylediğimiz gibi İsrail ile Filistin arasındaki derin
anlaşmazlıklar baki kaldıkça bölgede sıfır sorun idealine varılamayacağı gibi, Türkiye’nin iç
sorunlarını halletmekte de büyük zorluklarla karşılaşmaya devam etmesi mukadder. Onun
için Türkiye’nin Filistin sorunun çözümüne yönelik çabalara müdahil olmak amacıyla attığı
adımlar doğrudur ama bu çabalardan bugünden yarına hemen sonuç almak mümkün değil.
Bence burada Türkiye’nin elde ettiği en önemli sonuç, Filistin sorununu, bunu unutmuş olan
dünyanın gündemine taşımış olmasıdır.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
13
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Türkiye tek başına İsrail’in Filistin işgaline ve Orta Doğu sorununun çözümüne imkân
bulamaz. Zaten buna hiç kimse imkân bulamıyor. Avrupa Birliği de bulamıyor, Amerika da
bulamıyor. Bu uluslararası toplumun bir araya gelip çözmesi gereken, herkesi ilgilendiren bir
meseledir. Orta Doğu’da barış olmadığında, dünyada barışının sağlanmasının mümkün
olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Türkiye’nin amacı bu meseleyi dünya gündemine taşımaktı
ve bunu başardı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi karar aldı, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri İsrail’in Gazze’den çekilmesi gerektiğini söyledi, Mısır Refah kapısını açtı. Bunlar
hep alınan önemli sonuçlardır. Bütün bu olanlar sıfır sorun politikasına ulaşmak bakımından
biraz çelişkili görünmekle beraber bu cerahatin mecburen akıtılması gerekiyordu, Türkiye
bunu yaptı. Bunun bir bedeli yok mu? Tabiatıyla var. Kalkan toz duman bizim de gözümüze,
ağzımıza, burnumuza doluyor, üstümüze başımıza siniyor. İlk aşamada karşılaşacağımız
maddi kayıplar, aramızdaki gerginlik dolayısıyla İsrailli turistlerin ülkemize eski oranda
gelmemesi gibi konularla ilgili olabilir. Veya mevcut gerginlik bölgede daha fazla
istikrarsızlıklara sebep olabilir. Ekonomi ve ticareti olumsuz yönde etkilenebilir. Bu gibi
bedelleri ödemek istemiyorsak bu konuda iç politika sahnesinde gerginliklere yol açacak
davranışlardan mümkün mertebe kaçınmamız ve Orta Doğu sorunlarını iç politika malzemesi
yapmamamız gerekiyor. Bu konuda iktidara sorumluluk düştüğü kadar muhalefete de
sorumluluk düşüyor.
Ayrıca Hükümetin dış girişimlerine hukuk ve diplomasi yolunda kalarak devam etmesi büyük
önem taşıyor. Başbakanın 1 Haziran’da TBMM’de, Türkiye’nin hukuk ve diplomasi yolunda
kalarak bu işin peşini bırakmayacağını söylemesi dünya kamuoyuna verilen ciddi bir mesajdır.
İsrail açısından baktığımızda, İsrail’in en çok istemediği şeyin dünyada yalnız kalmak
olduğunu görüyoruz. Ve nitekim yaşanan son olumsuzluklar neticesinde yalnızlaşmıştır.
Kamuoyu diplomasisi alanında büyük bir puan kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi’nden Amerika’nın da desteği ile çıkartılan kınama kararı İsrail’in Dünya’da tek başına
kaldığı izlenimini doğurmuştur. Bu da haksızlığına bir karine teşkil ediyor. O bakımdan İsrail
açısından da çok önemli bir süreç yaşanıyor. Bir de İsrail’in kendi iç politikasında büyük
gerginlikler çıktığını görüyoruz. İsrail’in her şeye rağmen demokratik bir ülke olduğunu
unutmamak gerekir. Her ne kadar İsrail’deki demokrasi sadece Musevi kökenli İsraillilere
mahsus olsa da İsrail parlamentosunda Müslüman Arap milletvekilleri de bulunuyor ve
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
14
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
İsrail’de seçimler yapılıyor. Hükümetler seçim sonuçlarına göre değişiyor. Ama demokrasi
sadece seçimlerden ibaret değildir elbette. Anayasal bir liberalizmi de içerir. İnsanların temel
hak ve özgürlüklerine, yaşam haklarına riayet etmek gerekir. İsrail bunu yapmadığı için işgal
atlında tuttuğu Filistin halkına davranışı demokrasi adına kara bir lekedir. Yine de bütün
bunlara rağmen İsrail’de serbest bir tartışma ortamı olduğunu gözlemliyoruz. Yahudi asıllı
İsrailliler bundan istifade ediyorlar. Bu serbest tartışma ortamı zaman zaman hükümet
değişikliklerini de tetikleyebiliyor. Hâlihazırda devam eden şiddetli tartışmalar, Netenyahu
hükümetinin düşmesi sonucunu da doğurabilir. Şimdiden net bir şey söylemek mantıklı değil,
ama böyle bir gelişme ihtimal dâhilindedir. Netenyahu hükümetinin düşmesi dünya barışı için
iyi bir gelişme olur. Bu, İsraillerin kendi demokratik ortamlarında kendilerinin vereceği bir
karar olacaktır.
İsrail’in kamuoyu diplomasisinde kaybettiği puanları geri almak için bir kamuoyu diplomasisi
atağına geçtiğini görüyoruz. Bu noktada bizim İsrail’in başarılı olmasına yardımcı olmamamız
gerekiyor. Peki, İsrail’in kaybettiği puanları geri almasına Türkiye nasıl yardımcı olmaz?
Başbakan Erdoğan’ın söylediği çizgiden ayrılmazsa yardımcı olmaz. Yani İsrail’e şiddet yoluyla
değil, hukuk yoluyla bedel ödetirsek... Ama bunu yaparken, Türkiye’nin uluslararası
toplumun saygın bir üyesi olma niteliğini de zaafa uğratacak bir takım iç hatalar da
yapılmaması lazım. Bunların başında ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı uygulamalarımıza son
vermek geliyor. İletişim teknolojisindeki yasaklamalara ve yazarların yargılanmasına yol açan
yasalarımızın bir an önce düzeltilmesi geliyor.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
15
BİLGE SÖYLEŞİ – 6; SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ
Özdem SANBERK
Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı, Emekli Büyükelçi.
Galatasaray Lisesi ve İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan Özdem
Sanberk, Dışişleri Bakanlığı memuru olarak Madrid, Amman, Bonn
ve Paris Büyükelçiliklerinde ve OECD ve UNESCO Daimi
Temsilciliklerinde çeşitli derecelerde görevde bulunduktan sonra,
1985–1987 yılları arasında zamanın Başbakanı Turgut Özal’ın dış
politika danışmanlığını yapmıştır.
1987–1991 yılları arasında Avrupa Topluluğu nezdinde Büyükelçi Daimi Temsilci, 1991–1995
yıllarında arasında Dışişleri Müsteşarı ve 1995–2000 yılları arasında da Londra Büyükelçisi
olarak görev yapmıştır.
2000 yılında emekliye ayrılan Sanberk, 2003 Eylül ayına kadar Türkiye Ekonomik Sosyal
Etütler Vakfı (TESEV) Direktörlüğü görevinde bulunmuştur.
Özdem Sanberk evli olup (Sumru Sanberk) Nazlı Sanberk’in babasıdır.
Merve N. SÜRMELİ
2007 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun
oldu. Henüz öğrenciyken başladığı editörlük mesleğine mezun
olduktan sonra da devam etti. Farklı yayın kuruluşlarında telif
hakları sorumlusu olarak da çalışan SÜRMELİ, 2008 yılında
avukatlık stajını bitirip dil eğitimi için Amerika Birleşik
Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra avukatlık
mesleğini icra etmeye başlayan Merve N. SÜRMELİ, halen
İstanbul Barosu avukatlarındandır.
BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Abide – i Hürriyet Caddesi No: 10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: 36 Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 217 65 91 Faks: 0 212 217 65 93 www.bilgesam.org e-mail: [email protected]
16
Download

indirmek için tıklayınız