GELiBOLU Rüzgarı Dergisi
3 AYLIK KÜLTÜR SANAT DERGİSİ
YIL: 4
SAYI: 14
MART 2014
İMTİYAZ SAHİBİ
GELİBOLU DERNEĞİ ADINA
SÜLEYMAN TAŞ
YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
SÜLEYMAN TAŞ
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
CELALETTİN KALKAN
GENEL YAYIN YÖNETMEN YARDIMCILARI
DUYGU KÜÇÜKYELKENCİ ALPER
BURCU ERDEM
DERGİ KOORDİNATÖRÜ
GÜNSELİ BAŞEL
YAYIN KURULU
MUSTAFA BAŞEL - AFET KORU AYALP
AYKUT ULUPINAR - EMİN ERDOĞAN
YALÇIN BAĞATIR
GRAFİK-TASARIM
c.a.n
YEREL TEMSİLCİLER
GELİBOLU: EROL OKUYUCU
ÇANAKKALE: ENDER ÇERDİK
BASKI-CİLT
BÜYÜK ANADOLU MEDYA GRUP LTD.ŞTİ.
İstanbul Cad. Elİf Sk. No: 7/188 İskitler - ANKARA
0312. 384 30 70
YAYIN İDARE MERKEZİ
Muciburrahman Cad. Özçelik İmaj İş Merkezi
No: 94 Kat:5 No: 3 ÇAYYOLU - ANKARA
İLETİŞİM
TEL: 0312. 240 03 33/1860
FAX: 0312. 225 16 01
WEB
www.geliboludernegi.com
www.yenigelibolugazetesi.com
ELEKTRONİK POSTA
[email protected]
www.facebook.com/geliboludernegi
3 Aylık, Yerel, Süreli Yayın
Basım Tarihi : Mart 2014
GELİBOLU DERNEĞİ’NE BAĞIŞLARINIZ İÇİN
BANKA HESAP NO.
İNGBANK Ümitköy/ANKARA Şb.
İBAN - TR28 0009 9008 2608 9100 1000 01
DERGİDE YAYINLANAN YAZILAN
SORUMLULUĞU YAZARIN KENDİSİNE AİTTİR.
ISSN: 2146-040X
2
3
EDİTÖRDEN / BİR “KISA” ÖYKÜ / BEN HARİÇ
Celâlettin KALKAN
TARİH / ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN 99.NCU YILI
Tufan ERSOY
4
MAKALE / HAYALİMDEKİ GELİBOLU...
Afet KORU AYALP
TARİH / HISTORY / ORTAK BELLEĞİ VE TARİHİ İNŞAA
ETMEK / BUILDING COLLECTIVE MEMORY AND HISTORY
Haldun SOLMAZTÜRK
6
/ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN KUDRETİ
10 ARAŞTIRMA
Mustafa BAŞEL
KİTAP / KARDEŞİMİN HİKÂYESİ
13
Begün DİNDAR KUTLU
/ HISTORY / HAYDİ BİRLİKTE ÖĞRENELİM /
14 TARİH
LET’S COME TO KNOW TOGETHER
/ AH O ESKİ GÜNLER!..
16 ANI
Sara KARA
GÜNCEL / GELİBOLU’DA SEÇİM
19
Yalçın BAGATIR
/ EY AŞŞŞKK !..
20 ARAŞTIRMA
Günseli BAŞEL
23 MAKALE / NEREYE GİDERSEM GİDEYİM?
M. Eser EKEN
TANITIM / GELİBOLU OSMANLI MUTFAĞI LOKANTASI
24
Emin ERDOĞAN
TURİZM / GELİBOLU’DA YAPMANIZ GEREKEN 34 ŞEY
26
Emin ERDOĞAN
/ “AMAN HAAA!..”
27 SANAT
Burcu ÖZERGENE
KÜLTÜR / KÜLTÜR VE AHLÂK
28
Tevfik UMUT
29 SERGİ / GELİBOLU KADINLAR DERNEĞİ
ÇİNİ ESERLERİ SERGİSİ
Afet Koru AYALP
/ CEVİZLİ KÖY
30 KÖYLERİMİZ
Nihat ENGİN
/ 18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ
34 DUYURU
ETKİNLİKLERİ VE OKUYUCULARA DUYURU
35 NOSTALJİ / ESKİMEYEN DEFTER
ŞİİR / GELİBOLU’YA GEL
36
Gülhan GÜLER
36 HABER / DERNEKTEN HABERLER
GELİBOLU MUTFAĞI / CİĞER SARMA
38
Halime GETİR
39 HABER / GELİBOLU’NUN NÜFUSU AZALDI MI?
Kapak Fotoğrafı : www.yesilcimen.net/imgz/118_mart_canakkale_zaferi_pl7pri.jpg
EDİTÖRDEN
EDİTÖRDEN BİR ‘’KISA’’ ÖYKÜ
G
eçen cumartesi, pazardan dönüşte, evimin hiç
tıkanmayan yolunda on
dakikadan fazla bekleyince trafikte, korna sesleri arasında arabamdan indiğimde, otuz metre
kadar ilerideki ışıklarda polisin
müdahale ettiği bir kaza olduğunu gördüm. Biraz dikkatlice
baktığımda, yolu aykırlama kapatan kazalı arabalardan birisinin sitemizde oturan genç bir
arkadaşımın, Rahmi’nin arabası
olduğunu fark edip, hızlandırılmış heyecanlı adımlarla kaza
yerine gittim.
…BEN HARİÇ
Celâlettin KALKAN
lam verdi, laflamaya yöneldi
hafiften. Sever beni, dinler de
sözlerimi, hem gücenme huyu
da yoktur sözlerime öyle. Ben
de severim, babası da büyüğümüz, pek saygın bir ağabeyimizdir. Hazır laflamaya kalkışınca benle, ‘’ bu hafta yediği
naneler hakkında birkaç laf
edivereyim şuna bari ‘’ dedim.
Meğer dediğine göre, babası,
Sabri Bey de çıkışmışmış zaten, boş bulunup da evde anlatınca cumartesi günkü kabahatini. ‘’ Olsun, bir de benden
dinle gene de ‘’ dedim.
[email protected]
Meğer bir kaza yokmuş as‘’Bak Rahmi Bey oğlum, sarı
lında, çok şükür. Işıklardaki bir
ışıkta önündekini kornalamak
anlaşmazlık ya da nezaketsizlik önce bir tartış- nezaketsiz, yakışıksız bir davranıştır, hiç kimse
maya, sonra bir atışmaya, en sonunda da bir bunu yapmamalıdır. Ben hariç. Kırmızı ışıkta
boğuşmaya dönüşünce, tesadüfen geçen polis geçmek hatadır, herkes durup beklemelidir. Ben
aracı tıkanan trafiğe ve duruma müdahil olmuş. hariç. Bir kuyrukta herkes sabırla sırasını bekleOlay, bizim Rahmi ile, sarı ışık yandığında ken- melidir, kaynak yapmaya kalkışmamalıdır. Ben
disini kornalayan arkasındaki kişi arasındaymış. hariç. Rüşvet, iltimas, kayırma toplumu kemiren
Rahmi kornayı yiyince kibar bir el hareketi yap- ahlaksızlık ve kokuşmuşluk davranışlarıdır, kimse
mış arkaya doğru, arabasının içinden. Arkadaki bunlara yönelmemelidir. Ben hariç. Bu ülkede
de camını indirip Rahmi’ye selam sabah sırala- herkes vergisini dürüstçe verecek arkadaş. Ben
maya başlayınca, bizimki de dayanamayıp di- hariç. Delikanlı adam dediğin, milletin sokakta
reksiyonu kırıp aykırlama yolu keserek arabadan namusuyla yürüyen karısına kızına sarkmaya
inmiş ve arkadakini nezaketle uyarmaya başla- kalkışmaz birader. Ben hariç. Adam dediğin…
mış. Sonra … neyse boşverin sonrasını.
Rahmi sözümü kesti. Yüzü yere dönüktü. Hiç
Bendeniz ve diğer birkaç akil adam, ‘’ Rahmiarkadaki-polis ‘’ üçlüsünü sulh ile suhulete kavuşturup yolun açılmasını sağladıktan sonra selametle evlerimize vasıl olduk.
Galiba üç gün sonrasıydı. Cumartesi-pazarpazartesi-salı, yok, dört günmüş, tövbe. Ud dersi
günümdü çünkü. Işıklarda bekliyordum. Baktım
önümde Rahmi. Selektör yaptım bir iki ama fark
etmedi. O sırada sarı da yandı zaten, geçeceğiz.
A, o da ne? Rahmi ‘’dıt dıt‘’. Baktım, önündeki bir
hanımefendiymiş. Tınmadı, yürüdü gitti. Dedim
‘’ İyi ki önünde bir Rahmi yokmuş..! ‘’
Akşamüstü sitede karşılaştık Rahmi ile. Se-
2
bana bakmadan, ‘’Ben dahil ‘’ dedi. Elime uzandı öpmeye. Vermedim. Yüzüme o zaman baktı.
Sırtını pat patladım. ‘’Ben dahil” diyeceğini
bildiğim için anlattım zaten oğul ‘’ dedim. El sallaştık. Gözleri hafif buğuluydu. ‘’ Sakın ha Erol’a
anlat böyle şeyleri büyüyünce ‘’ dedim. ‘’ Oğulcuğum bir an evvel büyüse de anlatsam ‘’ diye geçmiştir belki de içinden merdivenleri çıkarken, ya
da kapısının ziline basarken.
O akşamüstü oracıkta beni bir huzur ziyaret
etmişti.
Sabri Bey’e hiç bahsetmedim… Bir tek size
anlattım.
www.geliboludernegi.com
TARİH
ÇANAKKALE ZAFERİ’NİN 99.NCU YILI
Tufan ERSOY
Y
akın tarihimizin en önemli şeref sayfalarından biri olan Çanakkale Zaferi’nin yüzüncü
yıl dönümünü gelecek sene coşkuyla kutlayacağız.
Çanakkale Zaferi; o güne kadar parçalanmaktan
büyük ölçüde nasibini almış Yüce Türk Milleti’nin
benliğine kavuşmasına ve kendine güvenini kazanmasına neden olmuş, böylece Ulusal Kurtuluş
Mücadelesi’nin temelleri atılmıştır.
Aynı zamanda ‘’Şehitler Günü’’ olarak kabul edilen 18 Mart 1915 Deniz Zaferi ve ardından yapılan
kara savaşları sonunda elde edilen zaferler, Büyük Atatürk’ün önderliğinde kurulan yeni Türkiye
Cumhuriyeti’nin temeline konulan ilk harçlar olmuştur.
Çanakkale Muharebelerinin başında birçok bilinmeyen vardı;
- Dünyanın dört bir yanından ülkelerin katılımıyla, Türklere karşı savaşmak üzere teşkil edilen kuvvetlerde görev alan askerler, Türkiye’nin ve Anadolu’nun
neresi olduğunu, neden gittiklerini kiminle savaşacaklarını, bilmiyorlardı.
- Çanakkale Savaşına, onların deyimiyle Gelibolu
Seferine katılmadan önce, binlerce kilometre uzaklıktaki Çanakkale’nin,
Boğazının
ve
Gelibolu’nun neresi
olduğunu bilmiyorlardı.
- Bouvet gemisindeki 663 Fransız
denizcisi, Ocean ve
Irresistible’daki İngiliz denizciler, 18 Mart
1915 günü mezarlarının Çanakkale Boğazının tuzlu suları
olacağını bilmiyor-
www.facebook.com/geliboludernegi
lardı.
- Amiral De Robeck, harekâttan bir gün önce getirildiği Müttefik Filosu Komutanlığı’nda, ertesi gün
büyük bir bozguna uğrayacağını bilmiyordu.
- Büyük cesaretle hazırlanan bir taktik harekâtla,
Nusrat Gemisi tarafından dökülen 26 mayının, çok
büyük stratejik kayıplar yaratacağını bilmiyorlardı.
- Mustafa Kemal gibi müstesna bir askerin bütün
kara harekâtının planlarını bozacağını bilmiyorlardı.
Daha o kadar çok bilemeyecekleri şeyler vardı ki,
o bilinmeyenler, bir bilineni, tekrar tarihe ve bilmeyenlere öğretti : ‘’Çanakkale Geçilmez !’’
İtilaf Devletleri’nce, mahalli ve kolay bir harekat görüşüyle başlatılan Çanakkale Seferi, sonunda sadece bir askeri olay olmaktan çıkmış ve İtilaf
Devletleri’nin iç işlerine kadar etki yapan çok yönlü
bir Dünya Olayı düzeyine erişmiştir.
Çanakkale Muharebelerinde Batı Dünyasının görmediği, anlayamadığı ve düşünemediği bir husus
vardır. Savaştıkları Türk Askerinin artık ayağını bastığı
toprağından başka kaybedecek bir şeyi kalmamıştı,
inanmıştı, disiplini yüksekti, itaati kesindi, kanaatkarlık artık karakterinin bir bölümünü oluşturuyordu.
Daha önemlisi askerleri ile özdeşleşebilme yeteneğine sahipti. Rütbe farkları dışında hepsinin tek adı
vardı, hepsi mehmetçik’ti.
Çanakkale muharebeleri; İngiliz devlet adamı
Churchill’in deyişiyle, Viyana’dan Hindistan’a kadar
Dünya siyasi haritasının değişmesine, İtilaf
Devletleri’nin
harpten evvel anlaştıkları
dünya düzeninin kurulamamasına neden
olmuştur.
Bize bu günleri armağan eden; önderimiz büyük Atatürk’ü,
aziz şehitlerimizi ve
kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla
anıyor, hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.
3
MAKALE
Hayalimdeki Gelibolu...
Ö
nümüzdeki günlerin bizlere sağlık huzur
mutluluk kısacası tüm iyilikleri getirmesi temennimizdir. Biz memleketlilerimiz olarak
birlik beraberlik içinde olmalıyız ki ileriye güvenle
bakabilelim. Güzelim kasabamız yavaş yavaş köy
hatta mezra görünümü kazanıyorken biraz zor ama
yine de gecikmiş sayılmayız. Daha düne kadar kasaba girişinde çöplüğü yanan bir yer arasanız bulamazsınız lakin bizim kasabamız için bu aylarca süren sıradan bir şeydi. Bu durum iki yanında iki ayrı
denizin kıyısı bulunan bir sahil kasabası için korku
filmi sahneleri gibi idi. Kasaba çöplüğünden çıkan
dumanlar bir o denize bir diğer denize savruluyorken transit geçen turistler için bile korkunç kokular
soludukları izbe bir bölge olarak hafızalarına kazındı. Sahile paralel yapılmış boy boy apartmanlar geri
kalmışlığımızın sembolü olarak sırıtıyor içler acısı.
Hele rüzgarsız bir kış gecesi soluk almak için çaba
sarf etmek gerekli. Havada asılı duran kömür dumanı adeta çöküyor güzelim kasabamızın üstüne. Yol
kenarlarına lale fidanı dikilmişiz soruyorum sizlere
bu fidanlardan çıkacak yeşillikler mi yoksa açacak
lale çiçeklerimi havamızı temizleyecek oksijeni üretecek. Yol kenarlarına ve boş arazilere kavak fidanı
diksek hem su zengini toprağımızı ağaçlandırır hem
de kerestesinden yararlanırız. Doğalgaz kullanmaya
istekli olmayan nadir yerleşim birimlerinden biriyiz.
Kasabamızın sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetim öncülük etmemekte ısrarlı. Düşünmeden edemiyorum kazançları var mıdır kömür satışından ve
dahi kirli havanın üzerimizdeki olumsuz etkisinden.
Kış ayları geldimisokaklar bomboş kahveler
dolu. Gençlerimizüst üste her biri bir köşede iş arıyor lakin nafile. Kasaba sakinlerinin derdi fabrika olmaması işte bu düşünce bile geri kalmışlığımızın en
güzel örneği. Oysa en güzel fabrika, iş kapısı bacasız
sanayi denen turizm.
Turizm için başta yerel yönetim olmak üzere tüm
kasabalı elele versek ne güzel kalkınırız. Böylesine
kalkınmanın Avrupa başta olmak üzere örnekleri
var. Dünyanın gelişmiş ülkeleri turist çekmek için
yarışırken biz turistin kâbusu olmak için çabalıyoruz
elbirliği ile. Kolay mı tarihi değeri bu kadar öneme,
böylesine güzel coğrafi bölgede olup dakonaklamada bu kadar geri kalmış bir yere rastlamak.
Hayalim az katlı binaların çoğunlukta olduğu,
bol yıldızlı konaklama tesislerinin ve restoranların
sahilimizi süslediği, spor sahalarının bolca bulunduğu, gençlerinin en az iki yabancı dile hakim yaşam
standartlarının dünya ortalamasının çok üstünde
Gelibolu’muz. Ah işte her güzel hayal gerçek olmuyor. Gerçek olması için iyi çalışan bir yerel yönetim
lazım bize. Birde bizi bizden çok seven eğitimli vizyon sahibi gönüllüler. Gerçi gönüllüleri bulmak çok
zor değil. Ama önemli olan bu kişi ve kurumları or-
4
Afet KORU AYALP
ganize edecek idarecilerin bulunması.
Önümüzdeki günlerde yerel yönetim seçimleri
var. Şimdiden tüm adaylara hayırlı olsun. Adaylardan yerel yönetimde denenmiş olanda var yeni talipte. Lakin önemli olan projeleri ve projelerini gerçekleştirme dirayetini gösterebilme becerileri. Ağzı
iyi laf yapan kesenin ağzını açan kazanacak deniyor.
Halkımız her geçen gün cahilleşmekte ve dahi son
otuz yılda cahillik pirim yaptı güzelim kasabamda.
Sinemamız açıldı diye seviniyoruz. Yazıklar bize ki
otuz yıl önce yazlık ve kışlık sinema cenneti idik.
Yeme içme kültürümüz ayaklar altında. Biz kebabı
böylesine salaşça bilmezdik. Rakı adabı vardı beylerin. Geli görün ki lahmacunla rakı içer oldu gençlerimiz balığı denizde dururken. Hoş rakı gözden düşüyor da yerine konan ne acaba… Ailenin büyüğü
alırdı yanına yeni yetişmekte olan genci eliyle ikram
ederdi ilk içkisini buralarda rakısını gelecek nesline.
Sofra kutsal sofra okuldu gençliğe yeni adım atan
için. Alkolün gevşettiği dili bulanıklaştırdığı zihni
kontrol etmeyi eline beline diline sahip olmayı uygulamalı öğrenirdi bu sofrada. Büyüğe saygı küçüğe sevgi bireysel değerlere verilen özen kalmadı
bugünlerde. Öylesine karışmış ki kafaları gençlerin.
Dedeler Cuma namazına götürmekte zorlanıyorlar
www.geliboludernegi.com
MAKALE
torunlarını. Çok değil bizlerin çocukluk gençlik zamanlarında Cumaya dedemizle, babamızla gitmek
için yarışırdık. İbadet kutsaldı. İçimiz huzur dolu
ellerimiz yaratana dönük … Şimdilerde mevlit bile
ikram yarışına dönüşmüş. Oysa ev mevlitleri ne
makbuldü. Mevlit şekeri, gülsuyu, lokma, mis gibi
tütsüler, edilen dualar, gönlü ferahlatan sohbetler.
Evlerimiz azkatlı bahçeleri bol çiçekli, suyu bahçe kuyusundan alırdık soba ile ısınırdık. Birtek soba
kalmış günümüze. Ozaman odun yakardık bugün
kömür. İdareli kullanırdık malzemeyi bugün bol keseden. Yokluğu dile getirmek ayıp sayılırdı bugün
herkes yokluktan konuşmakta. Oysa ellerinde son
teknoloji ürünü telefon ve bilgisayarlar. Tek odanın
ısınması yetmiyor tüm ev ısınmalı. Yenenle yanana
dağ mı dayanır. Tükettikçe milli serveti alıştıkça refaha daha doğrusu bize dayatılan tüketim çılgınlığına
gemimizin battığını göremiyoruz.
Kütüphane spor salonu konser salonu gereksiz
mekânlar olarak yer kaplıyor düşüncesini atmalıyız
genç beyinlerden. Sivil toplum kuruluşlarının, vakıfların üyeleri gençlerimizin elinden daha fazla tutmak
için ne bekliyorsunuz. Bir çok ülke belediyesi başta
yabancı dil kursu olmak üzere yöre halkının kültürel
seviyesini yükseltecek kurslar açıyorken bizim yerel
yöneticilerimiz imkânsızlıktan dert yanıyorlar.
Yine geldik kültür varlıklarımızı bu güne kazandırmaya yıkıntıdan harabeden kullanılır duruma
getirmeye. Ben yazmaktan sizler okumadan bıktınız
lakin uygulamada bir arpa boyu yol alamadık.
Müziği bizim çocuklardan iyi yorumlayan kim
var ki ülkemde. Daha doğunca klarnet veririz eline
ki nefesi kuvvetli olsun. Öylesine üfler ki gencim
klarnete konservatuar kapısı görmemiş nice virtüözümüz var kasabamda. Elini tutacak birini bekler
evinin avlusunda, mahalle kahvesinde. Benim kasabamın ileri gelenleri horlar, aşağılar, dudak büker
onlara ama çoğu bir enstrümanı çalmayı bilmez.
Tahsilini büyük şehirde hatta ülke dışında tamamladığını anlatır ballandıra ballandıra. Oysa ne bir skeçte, ne bir konserde, koroda görürüz onları. Gelişmiş
ülke ileri gelenleri, entelektüelleri az bir enstrümanı kullanmakta, en az bir mahalle korosuna iştirak
etmekte, sporunu halkla beraber yapmakta, halkın
içinde olmaktan gurur duymaktadır. Okumuşumuz
çok, yazarımız çok ama uygulamacımız yok. Bu zihniyet farklılığından kaynaklanmaktadır. Oysa benim
yaşımdakiler hatırlar o zamanın zengini beyini, hanımını. Onlar halkla birlikte olmayı severdi. Beyin
sofrasında ayakkabı boyacısını, kasabamın ileri gelen hanımının mevlidinde başköşede hizmetkârını
oturur görmek olağan bir durumdu. Gelelim bu
güne mesleğe paraya göre değer verilir olmuş insana.
Bizim silkinmemiz lazım. Değerlerimizi hatırlamamız kasabamızı hakkettiği yere çıkarmamız
gerekli. Tüm bunlar için bize; bizden, bizi anlayan,
en az çocukluğundaki değerlere sahip bir kasaba
yaratacak bir yerel yönetici gerekli. Seçildiğinde kasabamı layık olduğu seviyeye çıkaracak başkanımıza şimdiden hayırlı olsun. Kimin olacağı inanın çok
önemli değil yeter ki vizyon sahibi çalışkan iş yapan
dünyaya açık yarınları gören en azından Avrupa
görmüş bir başkanı hakkettiğimiz aşikar. Şimdiden
hayırlı olsun.
Umarım en azından sokaktaki çocuğumun, kahvede iş bekleyen gencimin, klarnetçimim, kısacası
benim bizim yolumuzu geleceğimizi açacak dirayetli …
Hayallerimizin gerçekleştiği yarınlara…
ÖNEMLİ NOT : Kasabamızda bazı tarihi eserlere kayıtlı kültür varlıklarının tescil kayıtlarının kaldırıldığına
dair söylenti yayılmakta. Söylentiden öte geçmemesi çok hoş. Bizler tarihi ile gururlanan onurlanan insanlarız.
Menfaatimize gelince tarihi değere sahip evlerimizin han ve hamamlarımızın tescillerini iptalini istemek yerlerine apartmanlara otoparklar yapmak bize yakışmaz. Evet böyle kasabalım. Lütfen değerlerine sahip çık.
www.facebook.com/geliboludernegi
5
TARİH / HISTORY
ORTAK BELLEĞİ VE
TARİHİ İNŞA ETMEK
BUILDING COLLECTIVE
MEMORY AND HISTORY
“Adamcasına yazılmış muhakemeli bir tarih,
yalnız başına insanı canlandıracak, harika bir
kudrete maliktir. Hakikaten öyle bir tarih, ölüleri mezardan çıkarır derlerse inanılsın.”(1)
“History well written in a deliberative fashion
alone has the extraordinary power to inspire
people. It is imaginable that such a history can
even resurrect the dead.”(1)
H
H
egel’e göre, bir topluluğa anlam ifade eden olaylar, yani
bir topluluğun yaşadığı ve de
“farkında olduğu” olaylar anlamında
“geçmişin belleği olmaksızın, geçmiş
de yoktur”. Ortak bilinç ortak belleğe
dayalıdır; onsuz ne kanun ve adalet,
ne siyasi yapı, ne de ortak hedefler
vardır. “Tarih” yoksa, geçmiş de yoktur, devlet de.. (Funkenstein 1989: 5)
egel argues that “without
memory of the past, there is
no history”, in the sense of the
events that are meaningful to the
collective, events experienced by
a collective that is “aware of them”.
Collective consciousness presumes
collective memory, as without
it there is no law and justice, no
Koruma projeleri, bu yüzden, sapolitical structure, and no collective
dece ortak anıların şekillendirilmesi
objectives. Without “history” there
açısından değil, fakat aynı zamanda
is no history, and no state. (qtd. in
bir ‘topluluk’, bir devlet, bir toplum,
Funkenstein 1989: 5)
anlamlı ve bilinçli bir ‘kimliğe’ sahip
Historic preservation, therefore,
bir fert olabilmek için de önemliis
important
not only in shaping
dir.. Bu anlamda, korunmuş yapılar,
E. Tuğg.
collective
memories,
but also for
Haldun SOLMAZTÜRK
kendi kimliğimizle temas ettiğimiz,
being
a
‘collective’
,
a
state,
a society,
By
Brig.
Gen.
gerçek ‘kendimizi’ bulmamıza yara
human
being
with
a
meaningful
Haldun SOLMAZTURK
dımcı olan aracı ortamlardır. Elbette
[email protected]
and conscious ‘identity’. Preserved
bu kolayca başarılabilecek bir şey
sites, in this sense, are the mediums
değildir.. Tarihi alanları koruma strathrough
which
we come into contact with our own
tejileri; koruma, onarma, muhafaza altına alma,
identity and find our own selves. However, this is
ortaya çıkarma, farklı kullanımlara dönüştürme,
not an easy task.. The strategies for maintaining
yeniden inşa, modellerini yapma gibi farklı şekilhistoric sites include preservation, restoration,
ler alır. (Fitch 1982, Barthel 1996: 345) Fakat ortak
conservation,
consolidation,
reconstitution,
belleği şekillendiren fiziki koruma tedbirlerinden
adaptive
re-use,
reconstruction,
replication.
ziyade, bu tür ‘koruma’ projeleriyle özdeşleşmiş
(Fitch
1982
qtd.
in
Barthel
1996:
345)
However
olan sosyal süreçlerdir: seçme, anlamlandırma,
it
is
not
the
physical
preservation
but
the
social
yorumlama—Hegel’in sözleriyle,
“topluluğun, onların farkına varmasını sağlama” süreçleridir.
Londra’nın batısında,
Middlesex’de, Ealing olarak anılan bir banliyö mahallesinde yakın zamanda ziyaret ettiğim bir
tarihi yapı ve savaş anıtı, bu temel
kavramlar üzerinde düşünmemi
sağladı.
Pitzhanger Manor ilk olarak
1768’de inşa edildi. Döneminin
tanınmış ve başarılı mimarlarından biri olan John Soane bu binayı 1800’de satın aldı ve onu tadil ederek 1804’e
kadar hayalindeki eve dönüştürdü. Sonraki yıllarda arkası arkasına farklı insanların oldu ve nihayet
1901’de Ealing Yerel Konsey’i binayı satın alarak
1
Arif 1980: 65.
6
Pitzhanger Manor
processes associated with such ‘preservation’
projects that shape collective memories; selection,
contextualization, interpretation—in Hegel’s
words, “making the collective aware of them”.
1
Arif 1980: 65.
www.geliboludernegi.com
TARİH / HISTORY
Ealing Common
Ealing halk kütüphanesi yaptı. Dekoratif bahçeler
ve park da Walpole Park oldu. Walpole Parkı yakın
çevredeki dört parktan sadece biri; diğerleri Ealing
Common, Lammas ve Gunnersbury parkları.
Binanın girişindeki Savaş Anıtı ilk önce 13 Kasım 1921’de açıldı. Bu anıt üzerlerinde isimler olan
iki yayvan duvardan oluşuyor. Duvarlarda Birinci
Dünya Savaşından 1058 isim var. Daha sonraları
anıtın her iki kanadına eklenen 512 isim de İkinci
Dünya savaşından.. Anıtta şöyle yazıyor:
Bu Borough’dan, 1914-1918 ve 1939-1945’teki
Büyük Savaşlarda canını veren erkek ve
kadınların onurlu anısına minnettarlığımızla.
“ADLARI SONSUZA KADAR YAŞASIN”
Bu anıt mahalli lisenin hemen yanında.. Törenler ve bu tarihi dönemlerle ilgili diğer etkinlikler
için düzenli olarak ziyaret ediliyor. Bu törenler
“Hiçbir zaman unutmayacağız” özdeyişinin şahitleridirler. En son 11 Kasım Mütareke Günü törenlerinde bırakılmış olması gereken, üzerinde Alec R.
Smith ismi olan küçük bir haçın fotoğrafını çektim.
Middlesex Alayındaki bu asker 1916’da, 22 yaşında Somme’da ölmüştü. (Bu alayın bazı taburları Fransa’ya, Somme cephesine gönderilmeden
önce 1915’te Gelibolu’da savaşmışlardır.) Bu, saygı
ve sevgiyle bırakılan diğer birçok küçük haç, çiçek,
çelenk, buketlerden sadece biriydi. Yerel halktan
birisi—bir evlat veya torun—bu askerin ölümünden neredeyse 100 yıl sonra bu minyatür haçı hazırlamak için zaman ayırmış ve buraya bırakmıştı.
Böylece ‘tarihle’ olan bir bağı sembolize ediyor ve
geçmişi inşa ediyordu. Buradaki isimler sadece bir
anı olarak muhafaza edilmiyorlar, bu ‘anı’ aynı zamanda bilinçli bir şekilde müşterek belleği, yani
bir mahalle bazında bir milletin kimliğini şekillendirmek üzere kullanılıyor. Sadece Middlesex’de bu
tür yirmialtı anıt olması tek başına çok şey ifade
ediyor.
Bu villa 1985’ten beri bir müze ve sanat galerisi olarak hizmet veriyor ve şimdi restore ediliyor.(2)
2
Hem P-H Manor, hem de Walpole Park restorasyon projelerinin ayrıntılarını burada görebilirsiniz. http://www.ealing.
gov.uk/pmgalleryandhouse.
www.facebook.com/geliboludernegi
Walpole Park
A historic site in a suburban neigbourhood
called Ealing in Middlesex, West of London, which
I visited recently made me think about these
fundamental concepts.
Pitzhanger Manor was first built in 1768. John
Soane who was a famous and successful architect
of the time bought it in 1800 and built his dream
house which was completed in 1804. Later years it
passed through a succession of owners and finally
in 1901, Ealing District Council bought it and
turned into Ealing’s public library. The ornamental
gardens and the park land became Walpole Park,
one of the four parks in the immediate area—
others being Ealing Common, Lammas and
Gunnersbury.
At the entrance to the House stands a war
memorial origially dedicated 13 November 1921.
It is in the form of two quadrant walls bearing
names. There are 1058 names listed for World
War 1 and 512 names for World War 2, which
were added later on the wings each side of the
memorial. It reads:
In proud and grateful memory of the men and
women of this Borough who laid down their
lives in the great wars, 1914-1918, 1939-1945.
“THEIR NAMES LIVETH FOR EVERMORE”
Pitzhanger Manor House and the War Memorial /
Savaş Anıtı.
7
TARİH / HISTORY
İlk bakışta sıradan bir restorasyon gibi görünen
£275,000 (ilk dilim) bedelli bu projenin bazı özellikleri dikkat çekiyor.(3)
Her şeyden önce tam bir şeffaflık ve halkla iletişim içinde, onların beklentilerini ve önerilerini
dikkate alarak uygulanıyor. Son derecede ayrıntılı
bir Proje Dosyasını Ealing Konseyi’nin internet sitesinde görmek mümkün..(4)
Öte yandan proje, büyük çoğunluğuyla planlanan restorasyona destek veren halkla danışma
içinde geliştirildi. Yapılacak işler, binanın mimari
açıdan geliştirilmesi, bir sosyal ve kültürel merkez
olarak kullanılabilirliğinin artırılması, bahçeye bir
kafe ve etkinlik alanını da içeren yeni bir bölme
eklenmesinden oluşuyor. Sadece tarihi miras ve
sanata ilgi duyanlar değil, bu çok özel binayla ve
kütüphaneyle özdeşleşmiş çocukluk anıları olan
toplum da genel olarak projeye destek verdi.
Proje, yapılacak işlerin sanatsal yönüne verilen
büyük önemi ve orijinal yapının korunması veya
ilk durumuna veya orijinal şekline döndürülmesi
konusunda büyük bir dikkati de yansıtıyor. Ayrıntılara verilen bu önem binaya bitişik parkta—ayrı
bir proje olarak—bir arkeolojik araştırma ve oradaki anıt ağaçları da kapsıyor.
Anlaşılıyor ki, ‘tarih’ olmaksızın ne geçmiş, ne
de ortak bellek olabiliyor. Fakat ‘ortak bilinci’ inşa
etmek ve şekillendirmek için sadece tarihi mekanların korunması yetmiyor. Böyle bir bilince zaten
sahip olan herkesin bilinçli ve özverili çabalarına
ihtiyaç var. Ve bu çabaların kapsamlı olması, sanattan doğaya hayatın her alanına hitap etmesi, yerel yönetimlerin, devletin, hayır kurumlarının, sivil
toplumun, okulların ve her şeyden önce sıradan
vatandaşların, günlük olarak bu etkinliklere dahil
edilmeleri gerekiyor. Ancak bu şekilde gerçekten
‘tarihin’ farkına varabilir, bir kimlik inşa edebilir ve
gerçekte kim olduğumuzdan güç alabiliriz.. Bu,
yani ortak bir geçmişle gurur duymak ve ortak bir
gelecekte yaşamak arzusu kendiliğinden olabilecek bir şey değil. ‘Tarih’ böyle bir geçmişin ve ortak
belleğin inşası için gerekli temeli sağlıyor..
Kaynaklar:
- Arif, Mehmet 1980, Başımıza Gelenler, Cilt 1, Tercüman,
Istanbul.
- Barthel, Diana 1996, ‘Getting in touch with history: The
role of historic preservation in shaping collective memories’,
Qualitative Sociology, vol 19, no 3, pp. 345-364.
- Fitch, James M. 1982, Historic Preservation, McGraw-Hill
Companies, NY.
- Funkenstein, Amos 1989, ‘Collective memory and historical consciousness’, History and Memory, vol 1, no 1, pp. 5-26.
- Hegel, G. W. Friedrich 2001, Philosophy of History, Batoche Books, Ontario, Canada.
3
Tarihi park alanı da £2.4 milyon bedelle restore ediliyor.
4
http://www.ealing.gov.uk/downloads/download/2498/
pitzhanger_manor_and_gallery_consultation_document_
june_2013
8
Alec R. Smith, Middx, Somme, 22, 1916.
This memorial is next to the local high school
and is regularly visited for ceremonies and other
services associated with the commemoration
of these historic events. They are testimonies to
the motto “Lest we forget”. I took a photo of one
small cross which must have been laid there on 11
Nov with the name of Alec R. Smith on, a soldier
from Middlesex Regiment who died in Somme
at the age of 22 in 1916. (Some battalions of this
regiment fought in Gallipoli in 1915 before being
deployed to Somme/France.)
This was only one among many other crosses,
flowers, wreaths, bouquets, laid with respect and
love. Somebody from the local community—a son/
daughter or a grand-child—cared for making this
miniature cross almost 100 years after this soldier
passed away and brought it here to lay, symbolising
a bond with ‘history’, thereby building history. The
names here are not only physically maintained as a
memory but this memory is also consciously used
to shape collective consciousness, i.e. identity of
a nation at the scale of a local borough. The fact
that there are 26 memorials only in Middlesex is
telling.
The manor which has been a museum and
an art gallery since 1985 is under restoration
now.(2) Some aspects of this seemingly ordinary
restoration project of £275,000 (first round) are
2 You can see here the details of the restoration projects
for both the P-H Manor and the Walpole Park. http://www.
ealing.gov.uk/pmgalleryandhouse.
www.geliboludernegi.com
TARİH / HISTORY
Project summary / Proje özeti.
Heritage Trees / Anıt Ağaçlar
worth noting.(3)
First of all it is implemented in full transperancy
and in communication with and in response to
expectations of and inputs from the community.
There is a very detailed Project File made available
by the Ealing Council in their website.(4)
The project was developed in consultation
with the community which was overwhelmingly
supportive of the proposed work: architectural
development of the building, maximising its
potential as a community and cultural venue,
addition of a pavillon in the garden to include
a cafe and event space. Not only those with an
interest in heritage and the arts, but also the wider
community with memories of their childhood
associated with this unique building and library
lend support to the project.
The project itself reflects a deep concern for
the artistic value of the work and attention to
preserving and/or returning back its original
structure and state. This attention to details
includes an archaeological survey in the park
adjacent to the manor and heritage trees there.
It appears that without ‘history’ there is no
history and collective memory. But for building
and shaping ‘collective consciousness’ simply
preserving historic sites is not enough. It takes
conscious and dedicated effort by all those who
already embrace such a consciousness and it is
all-encompassing, in all walks of life, from art to
nature, involving local administrations, state,
charities, civil society, schools and above all
ordinary citizens, in a daily fashion. It is only this
way we can possibly, really be aware of the ‘history’
and build an identity and can rely upon who we
really are.. This, that is pride in a common past
and desire to live in a common future cannot be
taken for granted. ‘History’ is essential for building
a history and collective consciousness.
3
The historic parkland is also being restored worth
£2.4million.
4
http://www.ealing.gov.uk/downloads/download/2498/
pitzhanger_manor_and_gallery_consultation_document_
june_2013
www.facebook.com/geliboludernegi
References:
- Arif, Mehmet 1980, Başımıza Gelenler, Cilt 1, Tercüman,
Istanbul.
- Barthel, Diana 1996, ‘Getting in touch with history: The
role of historic preservation in shaping collective memories’,
Qualitative Sociology, vol 19, no 3, pp. 345-364.
- Fitch, James M. 1982, Historic Preservation, McGraw-Hill
Companies, NY.
- Funkenstein, Amos 1989, ‘Collective memory and
historical consciousness’, History and Memory, vol 1, no 1, pp.
5-26.
- Hegel, G. W. Friedrich 2001, Philosophy of History, Batoche
Books, Ontario, Canada.
9
ARAŞTIRMA
TÜRK KÜLTÜRÜNÜN KUDRETİ
“Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz
şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette
dünya birinciliğini tutmaktır!..
M.K.Atatürk-1932”
1. KÜLTÜRÜN ÖNEMİ;
“Uluslar kültürü yaratır, kültür de ulusu yaşatır.”
Biliyoruz ki ulusların; dil, din ve ahlaktan hukuka,
sanat edebiyat ve ekonomiden teknolojiye kadar
uzanan geniş bir yelpaze içinde kültür farklılıkları
vardır. Uluslar ancak kültürleri sayesinde varlıklarını sürdürebilirler. Çünkü; “Uluslar belli bir kültürü
yaratır, kültür de o ulusu ayakta tutar,yaşatır.”
Bu bakımdan rahatlıkla her türlü atılım; ulus-kültür
işbirliğinin ortak ürünüdür diyebiliriz. İnsanlık tarihinde kültür alış-verişleri, ulusların yükselişlerini sağlayan başlıca sebeplerden biri olarak kabul
edilmektedir. Ancak burada gözden kaçırılmaması
gereken husus; kültür alış-verişlerinin, dış etkiler
altında ezilmemek kaydı ile yararlı olacağıdır. Aksi
halde dış etkilere karşı tutunamayan kültürler,
temsil ettikleri ulusla birlikte tarih sahnesinden silinip giderler. Zaten, “Ancak kurumsallaşmış bir
hukuk sisteminin, sağlam temellere dayalı bir
eğitimin, insani değerleri yansıtan bir sanat ve
edebiyat anlayışının yarattığı kültürler, dıştan
gelen etkileri benimsemek veya reddetmek ya
da kendi yapısına uygun hale getirerek kullanmak ayrıcalığına sahip olabilirler.”
Dilimizde “hars” veya “ekin” olarak ifade edi-
(E) AlbayMustafa BAŞEL
[email protected]
len “kültür” ile ilgili araştırma yapan yerli ve yabancı bilim adamları; “Etki alanı çok geniş olan
kültürü yeteri kadar iyi kavrayabilmek için
önce onu bir bütün olarak ele almak ve sonra
etki alanlarını tek tek incelemek gerekir” diyorlar. Bu gün çeşitli uygarlıkların beşiği olan güzel
yurdumuzda gururlanarak sahiplendiğimiz Milli
Kültürümüz, dünyanın çeşitli iklimlerine ve coğrafi
bölgelerine yayılmış köklü Türk Kültürünün ancak
bir parçası durumundadır.
“ATATÜRK’E GÖRE KÜLTÜRÜN EN KISA TANIMI..”
10
www.geliboludernegi.com
ARAŞTIRMA
“TÜRK DİLİNİN ÖNEMİ..”
2. KÜLTÜRÜN ETKİ ALANI;
“Kültür; ulusların takip edeceği yolu aydınlatan bir kılavuzdur.”
Tarih; durmaksızın değişen dinamik bir yapıya
sahiptir. Bir bakıma tarih, zaman ve mekanı kapsayan insanlık panoramasıdır. İşte bu panorama içinde, bütün ihtişamıyla beliren büyük bir Türk varlığı
“fethedilen yerlerin kültürüne,inancına ve diline müdahale etmek yerine isteyen istediği gibi
yaşasın” diyebilme büyüklüğünü gösteren atalarımız sayesinde günümüze kadar gelmiştir. Üstelik
bu kültür tam dört bin yıldan beri yalnız varlığını
sürdürmekle kalmamış, eski ve yeni dünya kıtalarını da etkisi altına almayı başarmıştır. Nitekim, tarihi araştırmalar medeniyet ışığının Asya, Avrupa,
Afrika ve hatta Amerika’ya atalarımız tarafından
yayıldığını ortaya koymuştur. Türk kültürü de, her köklü kültür gibi temasa
geldiği yabancı uluslardan insancıl değerler taşıyan izleri almış, onları ihtişamlı tarihi dokusunun
hizmetinde kullanmış, kendisi de başka uluslara
“hak-adalet-sevgi” gibi temel değerlerle “bağımsızlık uğruna ölmek” gibi uluslararası alanda saygı uyandıran dersler vermesini bilmiştir. Yurt savunmasında, Türk’ün özgürlük aşkının kabararak
şahlanışını ve esaret zincirlerine karşı mertçe direnişini destanlaştıran “Milli Mücadelemiz” bunun
en belirgin örneğidir.
Atalarımız, asırlarca idare ettiği ülkelerde mevcut iyi, güzel ve faydalı şeyleri -salt düşmanlık olsun diye- yıkmak yerine; ulaştığı uygarlık seviyesini gösteren han, hamam, kervansaray, köprü, cami
ve külliyeler gibi sayısız şaheseri miras bırakma
yolunu seçmişlerdir. Bu seçim, yer yüzünde göğsümüzü gere gere sahiplendiğimiz “mazideki izlerin günümüze ulaşma” sebebidir.
3. TÜRK DİLİNİN ETKİLERİ;
“Dil, bir kültürü değerlendirmede en önemli
etkendir.”
www.facebook.com/geliboludernegi
Neresinden bakılırsa bakılsın, Türk Kültürü ucu bucağı bulunmaz bir ummana
benzer. Türk Dili de bu ummanı oluşturan su damlaları
gibidir. Sadece bu damlayı
yani “Türk Dilini” bile ele almak, ihtişamlı kültürümüzü
değerlendirmek bakımından
yeterli ip uçları verecektir sanırım.
Bilindiği gibi ülkeler arası,
hatta kıtalar arası ilişkilerle
birçok sözcük bir dilden diğerine girer, yerleşmek için
uygun ortam kollar. Kök salamayanlar hemen ayıklanır.
Bazı sözcükler ise o kadar benimsenir ki, başka dilden olduğu bile fark edilemez.
Örneğin; Bulgaristan’da, yabancı sözcüklerin
ayıklanmasına hız verilmesine rağmen; azay (üye),
abaciya (abacı), almaz (elmas), arka (torpil), aşçiyka (aşçı), çorapi (çorap), mindera (minder),
mejdiya (mecidiye)… gibi 600’den fazla sözcüğün anlamlarını bu gün bile aynen koruduğu görülmektedir.
Halen Romanya’da; kibrit, tütün, çay, yatak,
pencere, halı, çizme, para…gibi aynen kullanılan
sözcükler yanında kifteta (köfte), kapagi (kapak)
ve yapagi (yün)… gibi kısmen değiştirilmiş yüzlerce sözcük vardır.
Bölünmeden önceki Yugoslavya’da konuşulan sırpça-hırvatça-boşnakça dillerinde; Kalamagıdani (Kalemeydanı) ve Topçidire (Topçudere)
gibi yer isimlerinden tutun da; seçer (şeker), kutia
(kutu) ve pabuçe (ayakkabı) gibi nesne ismine kadar uzanan yüzlerce sözcük halen kullanılmaktadır.
İmparatorluk döneminde edebiyat dili olarak
kabul edilen Farsçadan dilimize giren sözcüklerin varlığından sıkça bahsedilirken Türkçeden geçen sözcüklerin üzerinde pek durulmazdı. Ancak
Prof.Dr.M. Fuat Köprülü’nün de aralarında bulunduğu Macar Dr.Zarinezad ile Alman Dr.Vembery
ve Dr.Doerfer… gibi ünlü dil bilimciler Türkçeden
Farsçada kullanılan kelime ve deyimleri araştırarak madalyonun bir de öbür yüzünü göstermeyi
başarmışlar, töşek (döşek), uluş (ulus) ve üzengü
(üzengi) sözcükler çok az değişikle kullanılırken
and, aş, bayram, bulamaç, oba ve ordu sözcüklerinin ise hiç değişmeden Farsçada kullanıldığını
göstermişler.
Birçok bilim adamı, Amerikan yerlilerinin Berring Boğazı yoluyla Asya’dan Alaska ve Kuzey
Amerika’ya geçtiğini ve oradan Güney Amerika’ya
kadar yayıldığı fikrini benimsemişler, üstelik bun-
11
ARAŞTIRMA
“ATATÜRK’ÜN BAŞKANLIK ETTİĞİ BİR KÜLTÜR VE DİL ÇALIŞTAYI..”
ların Türkler olduğunu kuvvetlendirecek deliller
de bulmuşlardır. Örneğin; her iki Amerika kıtasında da “kağan-han” yerine “kan” sözcüğünün kullanılması, ecdat anlamına gelen “ata” sözcüğünün
İnkalarda “atau” şeklinde söylenmesi, eski mezarlıklara “atacama” denmesi… Meksika’dan Orta
Amerika’ya kadar “tepe” gibi yükseltilere “tepek”
denirken, “gün” anlamındaki “kün” sözcüğünün;
Mayalarda “kin”, İnkalarda “kon” şeklinde karşımıza çıkması…Kızılderili kilimleriyle Anadolu’daki kilim motifleriyle bire bir uyuşması… İnkaların yaradılış destanı olan “Kapektakon Destanının” hem
konu hem içerik olarak “Ergenekon Destanına”
benzemesi… Hatta; Mayaların tanrısı “Kurakan”ın
Türklerdeki tanrı “Karahan”a, Meksikalıların tanrıça “Ome”nin, “Omay”a, Tolmek tanrısı “Tanyu”nun
da, tanrı “Tanju”yla olan benzerlikleri rastlantıdan
çok, aynı kökten geldiğinin somut delilleri değil
midir?...Ve bütün bu bulgular; “Amerikan medeniyetinde Türklük izleri var mı?” sorusuna cevap
niteliğinde değil mi?...
4. SONUÇ;
“Geçmişine sahip çıkmayanlar, geleceklerini yaratamazlar.”
Ziya Gökalp, “..bir ulusu ayakta tutmak için yeni
şeyler aramaya çalışmak yerine ulusta var olanları
keşfetmek gerekir” demiştir. Bunun için; “Türk kültürü de keşfi bekleyen gizemli bir dünyadır.”
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir ki “…Tüm
gelişmiş uluslar, kalkınmalarını her şeyden
önce kendi kültürlerinin bir oya gibi işlenmesine ve bu sayede oluşan milli şuur ve ülkülerine
borçludurlar”. Zaten Ulu Önder Atatürk de; “Milli benliklerine sahip çıkamayan uluslar, başka
ulusların avı olurlar” diyerek uyarmıştır. Yaşadı-
12
ğımız bilişim çağında değişik kültürlerin birbirleriyle teması kaçınılmazdır. Üstelik bu temaslardan
yararlanmak da gerekir. Ancak farklı kültürlerdeki
yenilikleri yakından izlemek ve Atatürk’ün; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir…” özdeyişine uygun olarak bilim ve teknolojiyi almak, daha
ileriye ve iyiye gitmek için kendi kültürümüzün
gölgede kalmasına izin vermemek kaydıyla ondan
yararlanmak gerekir.
Aksi halde; “Milli kültürümüzden fedakarlık edercesine bir yabancı kültür hayranlığına
saplanmak” ya da “milli tarihimize, sanatımıza
ve öz benliğimize sahip çıkmamak” gibi büyük
bir yanlışa düşmek, yarınların Güçlü Türkiyesi’nde
“aksiyon adamı” olarak görev alacak “gençlerin
milli şuurdan yoksun yetişmesine ve geleceğe ait tasavvurlarının güdük kalmasına sebep
olur.”
..Ve işte o zaman;
Onlar, “Geçmişim,geleceğimin teminatıdır!..”
diye haykıramaz.
Onlar, “Ne mutlu Türküm diyene!..” özdeyişini
kavrayamaz.
Onlar, “Muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kanda” arayamaz.
Ve onlar, “Hiçbir milli değere sahip olmayan
kişilik yoksunu” olarak kalırlar…
Ocak 2014/ANKARA
KAYNAKÇA
1. Prof. Zeki V. TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş
2. Dr.G.ZARİNEZAD – Dr.G.HAZAİ, Fars Dilinde Türkçe Kelimeler
3. Ahmet TEMİR, Milliyet Ülküsünde Bilim ve Eğitim
4. Mustafa BAŞEL, Amerikan Medeniyetinde Türklük İzleri
5. Türk Kültürü, Sayı: 60- 67- 78-79
6. Milliyet Gazetesi, 16 Aralık 1996
www.geliboludernegi.com
KİTAP
KARDEŞİMİN HİKÂYESİ...
N
isteseniz de istemeseniz de kae kadar güzel bir kitap olrakterlerden biri yapıveriyor.
duğunu anlatabilir miyim
Kendinizi birden hikâyede, bir
bilmiyorum. Benim kalemin
köşeye oturmuş sakince karakbu kitabı tarif etmeye yeter mi, onterleri seyrederken buluyorsudan hiç emin değilim. Bildiğim tek
nuz. Ana karakter “falan filan”
bir şey var, o da okumanız gerektidiyor, siz onu anlıyorsunuz, hisği… Kardeşimin Hikâyesi, Zülfü Lİsediyorsunuz.
VANELİ…
Hem bu sadelikten hem de
Roman okumayı severim; ama
hikâyenin
akıcılığından elinizbu roman bugüne kadar okududen düşüremiyorsunuz romanı.
ğum romanlardan çok farklıydı.
Bahçedeki köpeğe bile ne olaİnsan psikolojisini bu kadar derincağını merak ediyorsunuz. Orta
den ele alan veya bu kadar içten
yaşlı bir adamın iç dünyasındaki
hissettiren bir kitap okuduğumu
macerayı dinlemek sakinleştirici
hatırlamıyorum. Zülfü Livaneli öyle
bir etki yaratırken; aşkın zehrini,
bir kitap yazmış ki her sayfada ‘Nasıl
Begüm DİNDAR KUTLU
karamsarlığı, yalanı, ikiyüzlülü[email protected]
bir ruh hali bu?’ diye şaşırıyorsunuz.
ğü tokat gibi yüzünüze çarpan
Ben daha 2-3 bölüm okuduktan
bir macerayı, gereksiz laflarla süslemeden en yalın
sonra “Ne tuhaf bir kitap…” diyerek kitabın kapahaliyle dinlemek içinizde bir ürperti yaratıyor.
ğını kapattım. Ve tekrar açtım.
Her sayfada bir şeylere şaşırıyorsunuz. Ama bu
Anlatımı çok doğal, bizden... Öyle abartılı edeşaşkınlık
öyle panik halde, hayretler içinde kalınan
biyat nağmeleri yok. Öz ve etkili bir Türkçe ile sizi
türde değil, donuk bir şekilde kitaba bakakalıyorsunuz.
Bir an dalıyor, sonra toparlanıp kaldığınız yerden devam
ediyorsunuz.
Tam son bölümdesinizdir,
heyecan dorukta nasıl bitecek acaba diye merakla sayfaları çevirmek istersiniz, son
sayfayı okurken yüreğiniz
ağzınıza gelir, şaşırır/korkar/
sevinir/ağlar kitabı bitirirsiniz. Yok işte… Bu sefer öyle
olmayacak. Son bölüm başladığında daha ilk cümleleri
okurken gözlerinizden yaşlar
süzülecek, birden kendinizi
kaybedip hıçkırmaya başlayacaksınız. Kalbiniz cayır
cayır yanacak, nefesiniz kesilecek. Kitap bitecek, sözcükler son bulacak; ama kitabın
etkisini bir haftada ancak üstünüzden atacaksınız.
www.facebook.com/geliboludernegi
13
TARİH / HISTORY
EXCITING NEW JOINT STUDENT EXCHANGE
PROGRAMME LAUNCHED FOR GALLIPOLI
Gallipoli & Dardanelles Iinternational and Gelibolu Derneği have announced plans for a joint
student exchange programme for the summer of 2014. Overseen by Haldun Solmaztürk and
President John Crowe, the programme will accurately reflect the aims espoused by both
organisations by encouraging education, friendship and understanding. An outline of the
programme appears below — firstly in Turkish, followed by English. Our thanks go to Haldun
Solmaztürk for kindly providing the texts (see below):
HAYDİ BİRLİKTE
ÖĞRENELİM
LET’S COME TO KNOW
TOGETHER
Gallipoli and Dardanelles International
ve Gelibolu Derneği’nin Öğrenci Değişim
Programı
A student exchange scheme facilitated by Gallipoli and Dardanelles International and the
Gelibolu Dernegi of Turkey
E
ğitim ve öğrenci değişimi, hem Gallipoli &
Dardanelles International, hem de Gelibolu
Derneği’nin temel amaçlarından biridir. Gelibolu Derneği ve G&DI, 2015 Yüzüncü Yıl Programlarının bir parçası olarak İngiltere ve Türkiye’deki
üyeleri arasında kültürel, sosyal ve bilimsel iletişimi
geliştirmek üzere ortak bir proje başlatmaya karar
vermişlerdir. Bu proje esas olarak Gelibolu’da savaşanların torunlarının ‘karşılıklı’ olarak Gelibolu ve
İngiltere’yi ziyaretlerini hedeflemektedir. Bununla
beraber, bu projeye katılmak için, Çanakkale’de
savaşanların ‘doğrudan’ torunu olmak bir ön şart
değildir. Proje, her iki ülkedeki dernek üyelerinin çocuklarından ‘lise öğrencilerinin’
karşılıklı, iki taraflı ziyaretlerine yardımcı
olmayı hedeflemektedir. Amaç, fikirlerin,
kültürlerin ve algıların karşılıklı olarak
paylaşılmasını, takas edilmesini teşvik etmektir.
İlk karşılıklı ziyaretlerin
masrafları tamamen ilgililer,
yani aileler tarafından karşılanacaktır. Böylece, gelecekte
temin edilebilecek kaynaklardan desteklenmek üzere
olumlu bir başlangıç yapmak
ve uygulama esaslarına ilişkin
deneyim kazanmak mümkün olacaktır. Zaman
içinde, her iki ülkeden belirlenmiş okullar öğrenci
gruplarının değişimi sorumluluğunu üstleneceklerdir. Bu konuda daha şimdiden istekli olan bazı
okullar her iki ülkede de belirlenmiştir.
Prensipler/Kurallar:
- Aileler, karşılıklı olarak 16-18 yaş grubu kız ve
erkek öğrencileri misafir edeceklerdir. Misafir et-
14
E
ducation and student exchanges stand as
key endeavours for both G&DI and Gelibolu
Dernegi. As part of their respective 2015
Centenary Programmes, Gelibolu Dernegi and
Gallipoli & Dardanelles International have decided
to run a common project in order to facilitate
cultural, social and scientific interaction between
their members in the United Kingdom and in
Turkey. This primarily involves ‘mutual’ visits by
‘grand-children’ of those Gallipoli veterans to
Turkey/Gelibolu and to UK. However being a direct
‘descendant’ is not a precondition for taking part
in this project. The project aims to facilitate mutual,
reciprocal visits of ‘high-school students’,
children of member families in respective
countries with a view to stimulating a
cross-pollination of ideas, cultures and
perceptions.
These first exchanges are
to be self-funded, i.e. fully
supported by families to
establish a sound—positive—
basis, based on which subsidies
can possibly be made available
in the future. It is intended that,
in due course, selected schools
in both countries will take the
lead for exchanges of group of students. There are
schools already identified as willing to participate
in the programme in both countries.
Principles/rules:
- Families will mutually host girls or boys of
16-18 year of age. It is advised that same gender
visits that would facilitate accommodation
are aimed. However this is not a rule and the
www.geliboludernegi.com
TARİH / HISTORY
meyi kolaylaştırmak üzere aynı cinsiyetten öğrencilerin ziyaretinin hedeflenmesi tavsiye edilir. Bununla beraber bu bir kural değildir ve nihai karar
ilgili ailelerindir.
- Kanuni ebeveynlerden biri seyahat edecek
öğrenci için tüm sorumluluğu üstlenecektir. - Ziyaretin süresi, aileler arasında önceden karşılıklı olarak mutabık kalınacak şekilde 7-10 gün
olacaktır.
- Seyahat masrafları, seyahat sigortası (ilgili ailelere bağlı), cep harçlığı, vize masrafları gönderen
ailenin/ebeveynin sorumluluğundadır.
- Misafir edecek aileler, misafiri en yakın havaalanında karşılayacak, misafir edecek ve en yakın
havaalanından yolcu edeceklerdir.
- Ziyaretlerin zamanı ve sırası karşılıklı olarak
mutabık kalınacak şekilde ilgili aileler arasında kararlaştırılacaktır. İngiltere’ye veya Türkiye’ye öğrenci göndermeyi ve misafir etmeyi arzu ediyorsanız, lütfen aşağıdaki bilgileri bize ulaştırın:
- Cinsiyet,
- Yaş,
- Halen okuduğu sınıf,
- Sağlanabilecek özel/müstakil veya ortak oda,
- Evdeki diğer çocukların sayısı ve cinsiyeti,
- Ebeveynlerin yaş grubu ve meslekleri,
- Şehir/Kasaba.
- Düzenli ilaç kullanmayı gerektiren hastalık
veya engelli durumu. - Muhtemel ev sahiplerinin karar vermelerine
yardımcı olabilecek diğer bilgiler (tek ebeveyn,
yazlık evde misafir etme, yabancı dil eğitimi/seviyesi, hobiler vs.)
Gallipoli & Dardanelles International ve Gelibolu Derneği, 2014 yaz dönemi için, talepleri birbiriyle uyuşan/örtüşen ailelerin birbirleriyle temas
etmelerine ve iletişim kurmalarına yardımcı olacaktır.
www.facebook.com/geliboludernegi
final decision is up to respective families.
- One legal parent will assume the full
responsibility for the student who will travel.
- The duration of visits will be 7-10 days as
mutually agreed between families in advance.
- Travel costs, travel insurance (at the discretion of
the families involved), pocket money, visa costs
will be the responsibility of sending family/parent.
- Hosting families meet the arriving guest at
the nearest airport of arrival and take her/him
to the nearest airport of departure and host.
- The sequence and timing of visits will be decided
by respective families, as agreed mutually. Please let us know if you are willing to send
and host a student from UK or Turkey with the
information below:
- Gender,
- Age,
- Current school grade,
- Private/separate or a shared room to be
provided,
- Number of other children and genders in the
household,
- Age group and occupation of respective
parents,
- City/town.
- Any illness requiring regular medication, or
inability. - Any other information that would help
potential hosts to make an offer (single parent,
hosting in summer house, foreign language
education/ability, hobies etc.)
Gallipoli & Dardanelles International and
Gelibolu Dernegi will put matching families into
contact and facilitate communication for summer
2014.
15
ANI
AH O ESKi GüZEL GüNLER!..
Ben Sara Kara; sizlere İsrail’den yazıyorum!…
1959 yılında Gelibolu’da doğdum. Ailemiz
de bildiğim kadarı ile 4 nesil Gelibolu’da doğup,
Gelibolu’da yaşamış.. Dedem Nahman Uygun, dedemin anne ve babası, hepsi orada doğup orada
yaşamışlar. Dedem eskiden limanda fıstık satarmış, annesi Sara ebe imiş.
Babam Pepo Uygun da Gelibolu doğumlu, ilk
okulu okumuş, daha sonra çeşitli dükkanlarda çıraklık yapmış, askerlik çağına geldiği zaman da
askerliğini yapmak için Ankara Polatlı’ya gitmiş.
Askerliğini bitirdikten sonra da Gelibolu’ya dönüp
annem Suzan ile evlenmişler. Daha sonra da yukarı çarşıda tuhafiyeci dükkanı açmış. 1972’de İsrail’e
gidene kadar orada yaşamış. Gelibolu’da ilk kolonya yapan babamdır. Bu yüzden “Kolonyacı” ya
da “Yüncü Pepo” olarak hatırlayanlar olabilir. Aynı
zamanda krem imalatı da yapardı, dükkandan
içeri girince sağ tarafta yerde kocaman damacanalar dururdu, bunların içinde de hala burnumda
tüten güzelim limon, altın damla ve daha bir sürü
hoş kokulu kolonyalar..Babam Gelibolu çarşısının
sevilen ve saygı duyulan esnaflarından biriydi...
Hemen bizim dükkanın yanında manifaturacı Kıvırcık Pepo’nun dükkanı, tam karşımızda rahmetli
Orhan Lokoc’un terzi dükkanı… Çarşıya limandan
girince sağ tarafta, okullar açılınca defter kalem
satın almak için gittiğim Salamon Amca’nın dükkanı...Birkaç dükkan sonra, İş Bankasının yanında,
tüccar bakkal Mayir-Nisim Kara’nın (eşimin amcaları) mağazaları ile onların karşısında yine bakkal
Menahem Baran’ların dükkanı vardı.Çarşının ortasında Mordo Özyıldız’ların ayakkabı dükkanları,
İzak Şirin ve babasının terzi dükkanı, eşimin babası terzi Avram Kara ve şimdi hatırlayamadığım bir
çok isimler.. Evimiz Hoca Hamza Mahallesi’nde, subay lojmanlarının karşısında idi. Önde ve arkada bahçesi vardı. Ön bahçede bir vişne ağacı , yanında
da yattığım odanın penceresine kadar tırmanan
hanımeli..Yaz akşamlarında odama yayılan hanımelinin o kokusunu ise unutmam imkansız gibi
bir şey..İnanır mısınız, ben o kokuyu bir daha hic
bir yerde hissetmedim.. Bahçede rahmetli dedeciğimin özenle büyüttüğü mis gibi kokan kırmızı
güller ve beyaz zambaklar..Ortada ekili rengarenk
menekşeler, arka bahçede de güller, erik ve elma
ağaçları.. Arka bahçemiz Doktor Hüseyin Bey’in
bahcesi ile bitişikti...
Ben; 12 yaşıma kadar Gelibolu’da yaşadım.Hayatımın en güzel yılları orada geçti diyebilirim.İlkokulu Gazi Süleyman Paşa İlkokulu’nda okudum.
16
Sara KARA
Öğretmenimiz Ruziye Ozan’dı. Kendisini rahmetle anıyorum.. İlköğretimimi tamamladıktan sonra
Gelibolu Kız Enstitüsüne devam ettim, orta 2 ye
kadar orada okudum.. Gelibolu’daki bayramları
çok iyi hatırlıyorum; Hamursuz Bayramını mesela… Bayram öncesi listeler yapılır,hamursuz küçük
paketlere sarılır komşularımıza, öğretmenlerimize ve arkadaşlarımıza dağıtılırdı.. Kipur (Kefaret
günü) -havrayı hatırlarım- nasıl da tıklım tıklım
dolar taşardı.Bütün günü havrada geçirirdik.. Ne
muhtesem bir havası vardı..İki katlı bir bina olan
havranın arkada da bahcesi vardı. Bayramlardan
evvel cemaatin kadınları havraya gider özel te-
www.geliboludernegi.com
ANI
mizlik yaparlardı.. Aşağıdaki
uzun koridorun tasları yıkanır,
lambaları parlatılırdı.. Çadır
Bayramında (Sukot) havranın
bahcesinde kocaman bir çadır
kurulurdu, çadırın icerisi kamışlardan yapılır, üstü kadife
işlemeli ortüler ile kaplanırdı.
Kadın, erkek, çoluk-çocuk o
çadırda toplanırdık ve herkese
bir dilim ekmek, bir parça kaşer
peyniri ve bir salkım üzüm dağıtırlardı. Adetler böyle idi ..
Diğer bayramları da hatırlıyorum. Mesela Şeker Bayramı
ve Kurban Bayramlarında komşularımızı dostlarımızı ziyaret
eder, büyüklerimizin ellerinden
öperdik..Benim çocukluğumda milli bayramlar nasıl güzel
kutlanırdı!... 23 Nisan öncesi
özel giysiler dikilirdi resmi geçitler için. 19 Mayıs Genclik ve
Spor Bayramı için okullar haftalarca hazırlanırdı ve
bayram o zamanlar futbol sahasında yapılırdı... 29
Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda bütün evler, sokaklar bayraklarla süslenir, gecesi subay orduevinde
ve astsubay gazinosunda balolar yapılırdı. Gelibolu ile ilgili hatıralarım aklıma geldikçe içim her
zaman coşku ile dolar..Bizler o dönemde; din dil ve
ırk ayırımı olmadan “KARŞILIKLI SAYGI VE SEVGİ İLE “ yaşadık..
Gelibolu’da pazar sabahlarının başka bir güzelliği vardı.. Babam erkenden limana gider, balıkçı teknelerinin gelmesini bekler, taze balık alırdı.
www.facebook.com/geliboludernegi
Bahçede mangal yapardık. Bazan da Metin Yelkenci amcaya
takılır, bizi ikinci plana bırakırdı...
Yazın okullar tatil olur olmaz deniz sezonunu açardık.
Bizim zamanımızda belediye
plajına giderdik, 3 tekerleki
beyaz küçük arabalarla..Arada bir Hamzakoy’a kaçamak
yaptığımız da olurdu. Çünkü
Hamzakoy plajına herkes giremezdi, biraz torpilli(!) olmak
gerekirdi..
Yaz akşamlarının olmazsa
olmazı da limanda Balıkhane Kahvesinde çay içmek ve
yazlık Hürriyet Sinemasında
-çekirdek çitleterek- filim seyretmekti..
Eşim David Kara da
Gelibolu’da doğup büyüyenlerden. Babası terzi Avram
Kara’dır. İlk, orta ve lise öğrenimini orada yaptı..
Gelibolu Lisesi’sinin ilk mezunlarındandır. Ben ve
eşim Gelibolu’da doğup büyüdüğümüz için her
zaman kendimizi çok şanslı insanlar olarak görürüz. Çünkü; Gelibolu’da doğup büyümek ve o
günleri yaşamak başlı başına bir ayrıcalıktır bizim için... Aradan gecen yıllara rağmen hala telefonlaştığımız ve vakit buldukca gelip hasret giderdiğimiz arkadaşlarımız dostlarımız var ve bunlar
bizim için Gelibolu’da, hakiki ve unutulmayan
dostluklardır. Her şeye rağmen ve geçen bunca
yıllara inat..
17
ANI
Gelibolu’ya son gelişimizde, annem, babam, eşim, eşimin annesi , Gelibolu’da doğup büyüyen eşimin kardeşleri ve aileleri ve oğullarımız
Avi ve Yosi’yle birlikte geldik.
Doğup büyüdüğümüz bu güzel yerleri çocuklarımızın da
tanıması bizim için çok önemliydi..Çarşıda babamı tanıyan
herkes boynuna sarıldı.. Ah o
yılların unutturamadığı eski
dostlar ve eşimin arkadaşları!.. Herkes tarafından öyle
güzel karşılandık ki!...
Vakit buldukca Gelibolu’ya
gelip hasret giderdiğimizi
yazmıştım. Ancak son geldiğimizde malesef bizi
üzen bazı olaylarla da karşılaştık.. O Güzelim havra
harabeye dönmüş,bundan daha da kötüsü, Hamzakoy mevkiinde bulunan Musevi Mezarlığının
hali.. Yakınlarımızın mezarlarını ziyaret için gittiğimizde çok acı bir durumla karşılaştık. Mezarlığın
esas giriş kapısından girmek imkansız, çalı- çırpılar,
pislikler ve bunların altında kalmış mezar taşları..
Yine de akrabalarımızın mezarlarını bulmak için çaba sarfettik, fakat nafile iki saat hiç bir
mezara ulaşamadık.. Sonradan
işittiğimize göre mezarlığı ziyaret etmek icin dünyanın her
tarafına göç eden museviler de
Gelibolu’ya gelince ne yazik ki
aynı durumla karşılaşıyormuş..
Daha evvel de mezarlığın bir
bölümünün üstüne inşaat yapılmıştı, son senelerde de bir
kısmına daha inşaat yapılma
kararının alındığını duymak
bizi çok üzdü. Oysa o mezarlarda yatanlar, Gelibolu’da
doğup, büyümüş, orda oku-
18
la gitmiş ve yaşadığı yere olan borçlarını ödemiş musevi vatandaşlarıdır.. Onlar orayı ebedi
istirahat yeri olarak seçmis ve orada toprağa
verilmiş Gelibolu’lulardır.
Ben ve ailem, Gelibolu’yu, dostlarımızı ve o güzel yılları hiç unutmadık.. Her zaman kalbimizdesiniz, siz de bunu hiç unutmayın... Siz Gelibolulu
dostlarımızdan ricamiz Gelibolu
Musevi Mezarlığını bir oturum sitesine çevirmek isteyen kurumlara
izin vermeyiniz.. Bunu en azından
orada yıllarca yasamış ve Gelibolu
kültürüne renk vermiş musevi cemaatinin anısı için yapın. Lütfen
musevi mezarlığının koruma altına
alınması için yardımcı olun!... Yaşadığımız o güzel yıllar ve hatıralar için “GÜZEL
GELiBOLU’YA” ve oradaki “DOSTLARIMIZA” bizden kucak dolusu
sevgiler!..
Şubat-2014 / İsrail
www.geliboludernegi.com
GÜNCEL
GELİBOLU’DA SEÇİM
“ Bu seçim çok farklı, kazananı önceden tahmin etmek güç.”
“Seçimin kaderini kararsızlar belirleyecek. ”
“ Gelibolu’da ki sonucu kestirmek çok
güç. ”
“ Seçim, sürprizlere gebe.“
“ Gelibolu’da yapılacak olan seçim ortada geçecek. ”
“Bu seçimin favorisi yok.”
az farkla da olsa göğüsleyeceğini
düşünmekteyim.
Bunu sadece Gelibolu’muz
için öngörmüyorum, sanıyorum
ülke genelinde durum benzer
şekilde gelişecektir. Genelin bir
parçasını teşkil eden ilçemizin de
elbette bu süreçten benzer şekilde etkilenmesi muhtemeldir.
Yerel yönetim seçiminin bir
parça da üzerine çıkarak mevcut
u tür cümleleri çoğaltmak mümgenel iktidara güven oylamakün, buna benzer daha bir çok
sı gibi algılanmaya başlayan bu
cümle de yazabiliriz, ardı ardına;
seçim süreci gerçekten şimdiye
30 mart yerel seçimleri için.
değin yaşananlardan biraz daha
Yalçın BAĞATIR
Fakat, tüm bu yazılanlar ya da benfarklı bir görünüm arz ediyor.
zerleri bu seçimde Gelibolu adına söyGiderek daha da çirkinleşen
lenemez, yazılamaz.
genel görünüm, umarım yerel de Gelibolu’muza aynı
Gelibolu’da yapılacak olan seçimin sonucu bellidir.
düzeyde yansımaz.
Hem de çok net bir şekilde bellidir.
Bizi ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken önceYok, yok, kahin falan değilim, fal bakmayı falan da
likli kısım, ilçemize kimin daha yararlı hizmetler sunabilmem. İnanca göre gelecekten de kimse haber verecağının tartışılması olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında
meyeceğine göre; benimkisi sadece öngörü.
Gelibolu adına şanslı olduğumuzu çok net şekilde dile
Evet, sadece öngörü, bir tahmin ama elbette dayagetirebiliriz. Mevcut adaylarımızın her biri Gelibolu adınakları olan, bir takım şeylere dayandırdığım bir tahna birbirinden değerli projeleri yaşama geçirmek için
min.
Gelibolu halkından onay beklemektedir.
Bir de “ Perşembenin gelişi de Çarşambadan belli
Elbette seçimin tek belirleyici ölçüsü, bu projeler deolur. ”
ğildir. Kısa ve uzun vade de Gelibolu’muzun her açıdan
Sayın Özacar’a da, Sayın Akdağ’a da, Sayın Bingöl’e
elde edeceği kazanımlar, bu kazanımları sağlamak adıde sevgim ve saygım aynı düzeydedir. Hiç birine, hiçbir
na verilecek uğraşlar da önem taşımaktadır. Bir yerlere
konuda olumsuz bir önyargım ya da hiç biriyle bir hubina yapmak, tesis kazandırmak kadar sosyal yaşamı
sumetim yoktur. Tam aksine her birini ayrı ayrı sever ve
rahatlatmaya yönelik adımlar da dikkate alınmalıdır.
değer veririm. Ben sadece öngörümü ortaya koymaya
Yerel yönetimlerin genel idare tarafından yürütülen,
çalışacağım.
yürütülmesi gereken işlere de destek vermesi gerektiSayın Cihat Bingöl, rahmetli babamın da arkadaşı
ğini düşünenlerdenim. Bunların en başında ise eğitim
olan ve Gelibolu’muza hizmet etmiş önemli bir siyasetgelmektedir. Gelibolu’muz bu açıdan bakıldığında ne
çidir. Bu yıl aday olduğu siyasi parti, benim de sempaacı ki istenilen düzeyde değildir. Yeni bina yapımı oltizanı olduğum, yıllardır oy verdiğim bir siyasi partidir.
masa da mevcutların modernize edilmesi gibi bir takım
Sayın Bingöl, insan olarak da bir çok erdemi üzerinde
düzenlemelerin içerisinde oluna bilineceği fikrindeyim.
taşıyan biridir. Ne çalışkanlığına ne de insanlığına kimse
Belediyecilik anlayışları içerisinde bunlarında olması
bir şey söyleyebilir. Yolu aydınlık olsun.
gerektiğini düşünenlerdenim.
Sayın Akdağ da yıllardır Gelibolu’muza bir şekilde
Genelin bir parçasını teşkil eden ilçemiz siyasetinin
hizmet etmiş, siyasetin içerisinde olup hizmetlerini daha
ve siyasetçilerinin genelden olumsuzluklar adına çok
da arttırma azmini hep sıcak tutmuş biridir. Gelibolu tada fazla etkilenmemesini, nihayetinde bunun ilçemiz
rafından sevilen önemli bir insandır. Şansı da, yolu da
adına bir hizmet yarışı olduğunun unutulmaması geaçık olsun. Kendisinin olası başkanlığı Gelibolu’muza
rektiğinin altını çizmek isterim.
kuşkusuz çok şey kazandıracaktır. Bundan hiç kuşkum
Gelibolu adına yarınların çok daha aydınlık olacayok ama naçizane, adayı olduğu siyasi partiden kaynakğını ümit ediyorum. Ülkemin genelinde olduğu gibi
lanan bir talihsizlik yaşayacağı düşüncesindeyim.
Gelibolu’muz da hak ettiği güzel günlere en kısa sürede
Gelelim mevcut başkanımız, Sayın Mustafa
mutlaka erişecektir. Yarınlarımızı oluşturma da bugünü
ÖZACAR’a… Mustafa başkan da diğer adaylar gibi müen iyi şekilde değerlendirmek gibi bir ödevimizin oltevazi kişiliği ile öne çıkanlardan biridir. Hizmetlerini
duğunu asla unutmayalım. Çocuklarımıza çeşitli sosyal
çok yakından takip etme şansım olmadı elbette ama
donatıların yanında başkaca bir takım şeylerin de miras
görebildiğim kadar Gelibolu’nun çehresini değiştirme
kalacağını aklımızdan hiç çıkarmayalım. Yarınlarda ulu
adına olumlu adımlar atmış, olumlu girişimlerde bulunbir çınar gibi dimdik ve sapa sağlam görmek istediklemuş biridir.
rimizi bugün filizlendirmenin tam zamanıdır diye düşüMevcut iktidarın son yaşananlardan almış olduğunüyorum.
nu düşündüğüm yaraların, Mustafa Başkana ve adayı
Selam ve saygılarımla…
olduğu siyasi partiye artı puan kazandıracağını ve ipi
B
www.facebook.com/geliboludernegi
19
ARAŞTIRMA
EY AŞŞŞKK !..
….Sıkıcı ve yapay
gündemlerdengönlümün
de
desteğini alarakşöyle bir sıyrılayım
dedim. Bakmayın,
gönlüme
beni
hüzünlendiriyor
diye kızarım mızarım ama, onun
duygu yüklü başka başka alemlerimin birbirine
geçiş çizgisinde
oluşturduğu naif
netliğin, ruhumu sevecenlikle sarmalayan, sonunda şükür, bu da geçti dedirten adam edici
tarafını da severim... Hazır 14 Şubat yaklaşıyor ya, ben de aşkı sorgulayayım, dedim.
Aşk nelere kaadirmiş bir bakalım!..
Hani, aşık olduğu kadının kendisini başkası için
terk edeceğini anlayınca gene de ona kıyamamış, bari sefil, telef olmasın demiş, belli etmeden
kadının ayakkabısının içine ne kadar parası varsa
hepsini koymuş. O kadın yolda giderken; “ayy!..“
demiş “ayakkabıma taş girdi galiba!”, bir de
bakmış bir miktar para...Ama onun ki de aşk. Yasak da olsa, geride neler bıraktığının bilincinde de
olsa yola devam etmiş. Geride kalansa, sevdiğine
kıyamayan bu aşık; Aşık Veysel’in ta kendisi!.. Gerisi malum. Tabii ki giden gelmiyor. Sormuşlar; “Aşk
nedir usta?” diye, o da; “Birini
seversin, kavuşamazsın, işte o
aşktır!..” demiş. Ona göre, o kadar yalın ama binlerce dizesinin
özetini yapar gibi anlamlı!… Şafak
Pavey de, Siyaset Meydanı’nda,
Ali Kırca’ya; “Aşk köleliktir!..”
demi ti. Mehmet Y.Yılmaz’a göre
de; “Bütün anlamsızlıklara bir
ortak anlam verebilmektir aşk,
başkalarına hiçbir anlam ifade
etmeyen bir duruma birlikte
gülebilmektir aşk!..” Altında çok
özel bir imza olan adı bende saklı
minik bir fotoğrafın arkasında da;
“Sevgilim, aşk bir kere sevmek
ve asla pişman olmamaktır!..”
diye yazar. Bana göre de aşk; “Gelibolu’da Nuri
Erer ormanındaki lacivert denizin, aşık olduğu
çam ağaçlarının, kendisine uzanan yeşil dalları-
20
Günseli BAŞEL
[email protected]
na erişmeye çalışırken, kıyıya vurduğu ahenkli
dalgalarının nağmelerindeki sevgi fısıltılarını
duyabilme ruh halleridir!..”
Peki, aşkın tarifi şarkılarda şiirlerde nasıldır acaba?... Hani “Şarkılardan fal tuttum ikimize kaç
kere” diyen şarkı vardır. Bekir Sıtkı Erdoğan’ın
şiirinde de; “Sen karşıma her özlediğim anda
çıkarsın/ İzmir’de çıkar, Kars’ta çıkar,Van’da çıkarsın/ Hiç böyle vefa görmedi
alemde hakikat/ Yollar kapanır
sen yine fincanda çıkarsın…”
der. Tabii ki aşkın hasretle anılan
yüzünü betimleyen bu duygular fallarda, rüyalarda çare arayanların umuru!... “Güle sorma
o bilmez aşkı sevdayı..” diye
saba makamında ünleyen Erol
Sayan’ın bestesindeki gibi gülbülbül aşkını, gülün vefasızlığını
vurgulayan da o kadar çok şarkı
ve şiir var ki!.. Aşkta hep vefasızlıkla suçlanan o güzelim gülün
değerini bilemeyen, daha geçen
gün, Konya’da sevdiği kadını öldürüp, “Aşktan ya, onu çok seviyordum be!..” diyerek, kendisini aşık bülbül sanan alıcı kuşların varlığı içinse hiç oralı olunmaz. Oysa aşk; kayıtsızlıktır,
koşulsuzluktur. Hastalıklı ruhlar sadece sevdiğine
www.geliboludernegi.com
ARAŞTIRMA
değil, hem çevresine,
fener ışığıyla bana hangi
hem de kendine zarar
sözcüklerle gönderecevererek güzelim aşkı
ğini çok merak ediyokör bir kuyuya, yollarum!...”
rı kapayan kocaman
O bekle diyen çocukluk
bir çığa dönüştürüraşkı Bahriyeli Üsteğmen
ler.. “Bu coğrafyanın
İsmail’i bembeyaz ünien koyu aşkı” demiş
formasıyla, en son 10 gün
onları tanıştıran Alteönce görmüştü genç kız.
mur Kılıç, Bülent
Fener’in oradaki paEcevit’le Rahşan
tikadan deniz kıyısıHanım’ın hep el
na, pembe çiçeklerle
ele, birer bardak
donanmış
badem
çay eşliğinde ve
ağaçlarının arasından,
pek çok şeyle müÇilehane’ye doğru hiç
cadele ederek yakonuşmadan yürüşadıkları 60 yıllık
müşler, tam ayrılacakaşkları için.Tabii
ları sırada genç subay
onların aşkı gibi
kızın elini usulca tutolan daha kimler
muş, gözlerinin içine
kimler!.. Aşkı için
bakarak; “Sana olan
tahtından, erkinaşkım
SONSUZA
den vazgeçen İnKADAR sürecek!..”
giltere Kralı 8. Eddemişti. Genç kız elini
vard mesela…
çekmesi gerektiğini
****
düşünmüş, ama çeDUMLUPINAR DENİZALTI ŞEHİTLERİ
Vee… Puslu
kememişti. O beyaz
ANITINDA BİR ANMA TÖRENİ - GELİBOLU üniformalı ilk aşkının,
bir akşam vakti…
Denize bakan penceresinin önünde genç bir kız
genç subayın elinde duyumsadığı sıcaklık, öm“hah!..” dedi, “az kaldı, birazdan duyarım, camı
rünün sonuna dek süreceğine inandığı aşkın güaçsam mı acaba?..” Aylardan nisandı ve soğuk
vencesi gibi gelmişti ona…
Filonun uzaktan
bir poyraz Gelibolu’nun
görünmesiyle derin bir
doğu yakasında olan evnefes aldı genç kız. Gemi
lerde bayağı etkili oludüdüğünü duyamamış
yordu. Yine de açtı camı..
olması onda hiçbir kuşsabırsızca beklediği; bir
ku yaratmadı, başladı
gemi düdüğüydü, bir
elindeki fenerle, “se-ni
harp gemisinin subayse-vi-yo-rum!..”
diye
larından biri “bekle” deişaretleri göndermeye
mişti telefonda, “gece
… Ve cevabı beklemeyarısı geçeriz herhalye koyuldu. Yıllar kadar
de.” “Sen feneri hazır
uzun gelen bir zamanet, morsu da biliyorsun
dan sonra gemiden, bir
nasılsa, manevralardan
projektör aydınlanmasıdönerken, hani o çok
nın ardından yine morszorlu Nara Burnu var ya
la “sev-gi-lim son-suonu geçer geçmez, bir
za ka dar!..” diye cevap
sigara içimi, bilemedin
geldi.
iki…O zaman yüzeyden
Ve gemi karanlıkgitmeye başlarız, bizim
ta, yakamozların pırılgemi filonun en başıntıları içinde, tam yol
da olacak,sana olan aşMarmara’ya doğru gözkımı bir kez daha ifade
den kayboldu gitti..Haletmek için sabırsızlanıbuki morsla sonsuza
yorum ve senin de duykadar mesajının göndegularını, puslar içinden
rildiği sıralarda Çanakka-
www.facebook.com/geliboludernegi
21
ARAŞTIRMA
le boğazının o çok zor deniz coğrafyasında, Nara
Burnu açıklarında Gelibolulu Üsteğmen İsmail
Türe’nin görev yaptığı, filo başı olan denizaltı daha
yüzeye çıkamadan, buz denizleri için yapılmış, bu
suların yabancısı kocaman bir gemiyle çarpışarak
son sözleri “Vatan sağ olsun!..” olan ve geride
katlanılması çok zor hasretler bırakan kahraman
mürettebatıyla suların dibini boylamıştı. Genç kız,
kazadan habersizce ilk geçen gemi olan 1’nci İnönü Denizaltısını sevgilisinin gemisi sanarak onunla işaretleşmişti. Bu efsane aşkı bildikleri için; “kız
gemileri karıştırdı galiba, bari üzülmesin biz
cevap verelim” diyerek, Geminin Komutanı Albay
Bahri Kunt’un emriyle, 1’nci İnönü’nün felaketten
habersiz denizcileri de, tesadüf bu ya; projektörle
cevap olarak “son-su-za ka-dar!..” diye yazmışlardı.(*) Ertesi gün, yani 5 Nisan 1953 tarihli gazetelerde şöyle başlıklar vardı; “Korkunç Bir deniz
Faciası… Çanakkale Boğazı’nda Dumlupınar
Denizaltımız Battı… Milletimizin Başı Sağ Olsun!..” Sanki, İsmail Üsteğmenin aşkına hep söylediği “sonsuza kadar” dileği bir çeşit kader olmuş,
onu hem Boğaz’ın derinliklerinde, hem de sevgilisinin gönlünde sonsuzluğa uğurlamıştı...
****
Ankara’da bir akşamüstü… Pencerenin önünde eşimle oturuyoruz.Karşıdaki görüntü, bu zaman
diliminin hüzünlü vedaları çağrıştıran vuruculuğuna inat, çok iç açıcı; güneş batarken tepedeki
evlerin camlarına ateş ateş vurmuş, onu izliyoruz.
Benim ise aklımda, duygularımda aşk!.. Ee, 44 yıllık alyans parmağımda, ateş kırmızısı manzarada,
bir de ha bire dürtükleyen gönlüm… “ Say ki..”
diyor “Gelibolu’da AKM’nin bambu koltuklarında güneşin batışını, iyotlu bir nem genzine dolarken o alyansta adı yazılı olanla şimdiki gibi,
el ele izliyorsun, hava serin ama senin tuttuğun el sıcacık ve o çam dallarına fısıldanan aşk
sözcükleri aslında sana fısıldanıyor!..” Kayahan
şarkısı gibi; “Gece öyle güzel /öyle ki / sessiz
sakin yalnız bizim / ve sen canım bu gece daha
güzelsin!..”
Dileğim; herkese sıcacık dokunuşlu, uzun
ömürlü aşklar!...
Şubat-2014/ Çayyolu-ANKARA
(*)
Dumlupınar Öyküsü için kaynak; Sunay Akın Anlatısı.
GELİBOLU’YA ÖZLEM!.. HAMZAKOY’A BİR BAŞKA AÇIDAN BAKIŞ… ( MUSTAFA BAŞEL Arşivi)
22
www.geliboludernegi.com
MAKALE
Nereye gidersem gideyim?
Nereye gidersem gideyim ben her zaman ordayım
Çanakkale Boğazı’ndaki küçük kasabam Gelibolu’da...
Sahilde, kayalar çarpan dalgaların sesini duyar gibi...
Fener’de, Namazgah’a yakın bir duvarın kenarına oturmuş,
Dünyaya ve kendime gülümsüyorum.
Los Angeles 1974
deriyorum. Sergilerim 2007 yılında kadar Gelibolu Müzesinde devam etti. 2003 yılında Gelibolu
Albany kardeşlik anlaşmasını imzalamak üzere
giden Belediye Başkanımıza barış mesaj olarak
t-shirtlerimi verdim. O yaz başında Barış Özkaya iki arkadaşıyla beraber YÜZ DAKİKA - YÜZ BARIŞ mesajı ile(
Savaşlara Hayır) projesi yaptılar. Ben de bir dakikada
nsan ne kadar uzağa giderse gitdünyaya barış mesajı verdim.
sin memleketini hep içinde taşıyor
Google da ESER EKEN diye tıklave bir an gözünü kapatıp kendini
sanız göreceksiniz. Bu film üç yıl
orada hissediyor.. Tarihte yaşanan o
barış konulu rock festivallerinde
müthiş savaştan dolayı en uzak ülkeAlmanya. Kanada, İspanya, Kıblerde bile Gelibolu’nun tanındığına
rıs, Anadolu, İstanbul, Amerika
şahit oldum. Her iki taraftan da yüzokullarında gösterildi.
binlerce gencin hayatını kaybettiği
Her yıl kutlanan 18 MART bu topraklarda her Bahar gelincikler
ZAFERİ ardından 25 NİSAN Anaçar Avusturalyalılar kaybettiklerinin
zak törenleri dolayısı ile gelen
simgesi olarak seçmişler gelincikleri.
binlerce Avustralyalı ve Yeni
Neredeyse yüz yıl önce Gelibolu yaZelandalıların rüzgar gibi gerımadasında savaşmış dedelerin tolip gitmesi Gelibolu’nun sosrunları aynı dedeleri gibi buralarda
yal hayatında bilenen kanıkne aradıklarını sorgulamakta.
sanmış bir olayın tekrarında
2003 yılında CNN TV de GEZİ
başka bir şey ifade etmemekM. Eser EKEN
programı hazırlayan Ufuk İsman’la
tedir. Son yıllardaki transit
beraber GELİBOLU belgeseli çekgeçişler Gelibolu’nun büsbütün
mek üzere Kasım ayında, bomboş yarımadada dodışlanmasına sebep olmaktadır. Konaklama kapasitenin
laşırken bir minibüs önümüzde yolumuzu kesti ve
sınırlı olması gelenlerin Kuşadası, Antalya, KapadokyaAvustralyalı bir karı koca elime bir harita tutuşturup
ya geçmesiyle sonuçlamatadır. Ziyeretçiler duygularını
Y Beach’e nasıl gideceklerini sordu. Ben o zamana kahalkımızla paylaşmadan kendi içlerinde bu özel gündar koyların harflerle isimlendirildiğini bilmiyordum.
lerini yaşamaktadır. Gelibolu ise maddi manevi unutulŞoförümüz bizi yakınlarda bir koya götürdü. Susan
muş bir kent durumunda. Çok yersiz, kısıtlı bir belediye
Hollis, büyükbabasının üç ay savaştıktan sonra eve
bütçesiyle baş başa bırakılmış bir kent durumunda..
döndüğünde uzun süre savaşla ilgili hiçbir şey koOysa Gelibolu’nun geçen yüzyılın ardından çok mühim
nuşmadığını, sadece susarak uzun saatler geçirdiğini
bir misyonu var. Atatürk’ün Avustralyalı annelere verilanlattı. Sahilde yürürken gözyaşları içinde ‘’Sizler ne
diği barış mesajı, (1934) bütün dünya insanlığına, - gekadar iyisiniz, buralarda ne işimiz vardı?” dedi. Bu
leceğin dünyasının barış üzerine kurulması- gerekliliğiçekim CNN’de gösterildi, bende de kaydı var. Arkadaşnin ilk adımını atmıştır. Mevlana’nın dediği gibi.
lığımız ileri yıllarda da devam etti. Sergilerim dolayısı
Dünle beraber gitti can cağazım
ile başka dostlarım da oldu.
Ne kadar söz varsa düne ait,
Yıllardır Gelibolu sahillerine dalgalarla gelen miŞimdi yeni şeyler söylemek lazım.
nik çini parçalarını topluyordum. Komşumuz Yakup
Halâ acımasız savaşların yaşandığı günümüzde GeliAksoy (rahmetli) harp gemilerinin batıklarına dalan
bolu, yaşanan en acı savaşın ardından barış çağrısı vererek
ilk dalgıçlarındandı. Kendi evinde
tüm dünya insanlığına örnek olmalıdır...
ve Oya otellinde kırılmamış tabakTarihte yaşayan bir çok değerli yazar,
ları sergiliyordu. Tablomdaki mibilim adamı, erenleri anısına 21nci yüznik bir parçanın kırılmamIş tabağı
yılda şehrimizi tarihi, sosyal, ekonomik
şu orada muhafaza ediliyor. Yıllar
bakımdan layık olduğu yere ulaştırmak
içinde biriken bu çini parçalarını
amacıyla yurt içi, yurt dışındakiler Gelibarış güvercinleri tablolarında bir
bolular olarak birleşmeye ihtiyacımız var.
araya getirdim ve barış t-shitleri ile
Ben Konya’dan sonra ikinci büyük
beraber 18 MART Üniversitesinde
Mevlevihane’nin olduğu şehrimizin
2003 ANZAK haftasında bir seramik
en yakın gelecekte Dünya sanatçısergisine katıldım. 25 NİSAN gelarını biraraya barış, kardeşlik, sevgi
cesi sabah kadar tek başına kendi
yapıtlarını sergilemek üzere bir faahazırladığı balladı çalıp söyleyen
liyeti organize ederek bundan böyJAN WASTİZKY beni arayıp tanışle uluslar arası bir kültür sanat şehri
mak istemişti. O gece sabaha karolarak bütün dünyaya ismi gibi GEL
şı showundan sonra tanıştık. Hem
çağrısı yapacağına inanıyorum.
türkçe hem ingilizce savaşı anBunun içinde elimden gelen her şeyi
latmıştı. O sözleri ekte gönyapacağım...
İ
www.facebook.com/geliboludernegi
23
TANITIM
Ağustos 2013 yılı yazında Gelibolu yaşanmışlarından derlemeler.
2013 yazında Gelibolu Esnaflarından biri;
Gelibolu OSMANLI MUTFAĞI Lokantası
ESNAF KİME DENİR ?
E
snaf, kelime anlamı olarak ‘’sınıflar’’ manasına gelir. BAĞIMSIZ çalışan, yaptığı
iş sermayeden ziyade kol ve beden gücüne dayanan GİRİŞİMCİLERİ tanıtmak için
kullanılır. Zanaatkârlar ve küçük ticarethane
sahipleri esnaf olarak anılır. Bunlar; Yoğun
emek işçileridir. Lokantacı, kebapçı, köfteci,
dondurmacı, pazarcı, kahveci, SSK ve BAĞKUR EMEKLİLERİ…v.b. gibi.
Örnek; (Kendileri balıkçı olmayıp, balık
satan esnafı da severim.)
Eski Balıkcı: S.F. ABASIYANIK
B
u yıl Gelibolu da Osmanlı Mutfağı Lokantasını
keşfettim. Tam küçük Esnaf lokantası. Tam bir
müteşebbis lokantası..
Yılgınlık gösterilmeden, bir müessese yaz ve kış
nasıl ayakta tutulur mücadelesini bir AİLE ŞİRKETİ ile
veriyor. Bu muhterem zat, OSMANLI MUTFAĞI İşletmecisi Sayın Faruk GÖKSEL.
Onunla Gelibolu’daki esnaf lokantasında sohbetimiz oldu.
Osmanlı Mutfağının ilk çalıştırıcısı Yaşar ÇAKIRLAR. O zaman lokantanın ismi Şehir Lokantası.
1981 yılında Nejat abi devralmış. Necat Abi Gelibolu da bir esnaf. Yoğun emekle çocuklarını yetiştirmiş. Evleri Acente Reşat Amcanın evi karşısında.
Necat Abinin 4 çocuğu var. Faik, Faruk, Ferda ve Fatma…Faruk, Osmanlı Mutfağının isim Babası Faruk…
Uzun bir süre abisi Faik ile birlikte lokantayı işletmişler. Sonra abi Faik ayrılmış ve iskele meydanında
Kocaustanın Mutfağı (Yeri) restoranını açmış ve hala
orada oğlu Necati ile birlikte..
Kız kardeşlerinin biri Ankara’da bir subayla evli,
bizim Gelibolu Derneği’nin düzenlediği Gelibolu Gecelerine zaman zaman anneleri ile
birlikte katılırlar.. Diğeri Konya’da
öğretmen..
Faruk Bey lokantasına, Osmanlı Mutfağı isminin kendisi tarafından patenti alınarak konduğunu
söyledi.
Lokantayı görenler bilir ama
ben biraz tarifliyiyim.
Lokantanın girişi eski adı Taşçılar Caddesi olan Atatürk Caddesinden. İçeri girince uzun bir
koridordan geçer gibi arka sokağa
çıkıyorsunuz.(Lokantanın ilk döne-
24
Emin ERDOĞAN
Su ve İnşaat Mühendisi
Çanakkale ile Gelibolu Yardım
ve Dayanışma Derneği Kurucusu
Çanakkale Derneği Onursal Başkanı
minde arkasında eski DOĞAN Sinemasını vardı. Burasını alarak dükkanı büyültüler)
Lokantayı kendi çizip kendisinin tasarımladığını
ettiğini ifade etti sahibi. Caddeden girince camekân
arkasında her yemeği görüyorsunuz.
Çok usta üç aşçısı var lokantanın. Üçü de pırıl
pırıl. Beyaz önlükleri başlarında beyaz aşcı şapkaları
ile tertemiz. Meslek babadan kalma ya. Faruk Beyin
oğlu da yanında.
Yemek yapılan her malzeme tek tek seçilerek alınıyormuş. Tek seçici Faruk Beyin kendisiymiş. Biz Babamızdan böyle gördük diyorlar. Dolmalık biberler, imam bayıldılık veya
karnıyarıklık patlıcanlar, hatta sivri biber
ile domatesler hep seçilerek aynı boyda
alınırmış. Hemde her gün taze olarak tek
tek seçilerek. Çoğu da hayvan gübresinde
yetişmeymiş. Yemek bölümünü geçince
salatalar turşular, zeytinyağlılar bölümü
geliyor. Bu bölümde self servis yapabiliyorsunuz. Daha sora pide lahmacun fırını
var. Her yemeğin ÇEŞNİ, LEZZET kontrolü
Faruk Bey yaparmış. Ben diyor, birinci sınıf
yemek eksperiyim.( işin uzmanı)
www.geliboludernegi.com
TANITIM
Lokantanın kapasitesi 250 kişi. Günde rahat bin
kişiye servis yapabiliyormuş.
15 çalışan personel var.
Gelibolu ya gelen, Uzak Doğu Turizm şirketleri ile
anlaşması varmış.
Hijyene çok önem veriyormuş, Tabaklar ve kaşık
ile bardaklar sterilize( mikroplardan arınık) edilirmiş.
Günde 4 ton harcanıyormuş.
Her yıl Demirbaş eşyayı yenilermiş.
Gelibolu nun yerli ürünleri ile, İmam Bayıldı, Yaprak Sarma, Zeytin yağlı biber kızartma, soslu patlıcan,
Zeytin Yağlı Taze Fasulye çok hafif yemekler olarak
menüde yer alıyor.
İlkbaharda muhakkak Gelibolu yemeği olan Oğlak Etinden tandır yaparmış. Ben yedim, (annem yeşil
soğanlı oğlak kapama yapardı ona benzettim.) Nefis.
Oğlak Mayıs ayında bitermiş. Sora kuzu tandır
yapıyoruz ve iddialıyız diyor, Faruk Bey.Biz eskiden
kebap, lahmacun pide bilmezdik diyor. Şimdi yelpaze genişledi biz de uyduk diyor ve Gelibolu nun artık
kozmopolit bir şehre dönüştüğü nüde ifade ediyor.
Sayın okur. Ben gurme (tatbilir) değilim. Ama Gelibolu nun bir aile şirketini size tanıtmaya çalıştım. 4
kuşak bir işi yapıyorlar.4 kuşak bu nasıl bir sabırdır;
Bu demektir ki; Aynı yerde doğup, aynı yerde hizmet
vermek ve orada ölmek. Etrafınızla, yaşadıklarınızla
bir arada onlarla bütünleşip ölmek. Ve bir kente doyasıya hizmet etmek. Ne büyük mutluluktur.
Bu konuda okuduğum bir anekdotu (hikâyeyi) bu
arada size sunuyorum.
www.facebook.com/geliboludernegi
Martin Amis yeni romanı ‘’Gebe dul’’ için verdiği röportajda akıl hocası ve kahramanı yazar Saul
Bellow’un ölüm döşeğinde iken söylediği sözlerden
bahsetmiş.’’ O sırada Bellow ne kitaplarını ne aldığı
NOBEL Ödülünü düşünüyordu. Sadece arkasından
‘’Acaba bir adam daha gitti’’mi yoksa ‘’Bir hıyardan
daha kurtulduk’’ mu deneceğini merak ediyordu.
Şimdi bu döşekteyken, aklında, Edebiyat ve iş dünyası değil, sadece karısı ve kızı vardı.
Buradan ne anlıyorum. Müthiş başarılı bir iş adamı olabilirsiniz, dünyayı sarsan bir film çekmiş olabilirsiniz, yüzyılı değiştiren romanı yazmış olabilirsiniz,
aileleri parçalamış, kişilere hükmetmiş olabilirsiniz
ama; ölürken sadece İYİ BİR YUVA, İYİ BİR İŞ KURABİLDİM mi? diye takılır kalırsınız.
Çünkü adam mısınız, yoksa hıyar mı sorusunun
hakiki cevabını ancak çocuklarınız akrabalarınız ve
dostlarınız biliyordur.
Yazın Gelibolu’ya gittiğinizde Osmanlı Mutfağında ve diğer lokantalarımızda, muhakkak birkaç öğün
yemek yiyin. Ve lokantaların duvarlarındaki resimleri
seyredin. O resimlerde muhakkak kendinize ait bir
şey bulursunuz. Ve düşüncelere dalarsınız. Böylece
Geliboluların kendi imkân ve potansiyelinin yeterince farkında olmalarını da sağlamış olursunuz.
Ben; Müteşebbis; OSMANLI MUTFAĞI sahibi FARUK GÖKSEL beyi;
GELİBOLU AŞIĞI, İYİ BİR YUVA ve İYİ BİR İŞ kurmuş
olan bir zat olarak, görmekten kıvanç duydum.
Ve bizler gibi ** GELİBOLUYU ÇOK SEVİYORUM** dediği için de
Saygılarımla.
25
TURİZM
GELİBOLU’DA YAPMANIZ GEREKEN 34 ŞEY
2
013 yazında GELİBOLU’da 120 günde neler yaptım. Sizde yapın.
1- Hamza Koy’un altın sarısı kumlarında güneşlenin.
Kumsal Restaurant’ta bir duble rakı için, buralardaki Cafelerde akşamları canlı müzik dinleyin.
2- Eşiniz ile beraber, akşam gün batımında iskeledeki Derya’nın Kahvesinden mis gibi çay eşliğinde gün
batımı kızıllığını seyredin.
3- Sıra Bademlere gidip en güzel bademleri yiyin.
4- Kahvehanelerine gidin. Mutlaka çocukluk arkadaşlarınız veya onların çocukları ile karşılaşırsınız.
Ben şahsen Çardaklı’nın Kahvesinde (sahibi Hüseyin
Bey) çocukluk ve mektep ve mahalle arkadaşlarımızla (Berber Adil’in oğlu Çetin Abi, Pomak İbramın oğlu
Zati Savur, Ramazan Amcanın oğlu Hasan Akan, Saatçi
İsmet’in Oğlu Selatin Kurşun, Elektrikçi Hüseyin’ in oğlu
Necat Kemer, Çömlekçi İbrahim’in oğlu öğretmen Abdurrahman, Sobacı Asım abinin oğlu Tahsin bey, Hakkı
Anıl Bey ve Kurt Ömer, Ömer Bozkurt ile sohbet edip
okey oynamayı pek sevdim. Orada misafire ikramın nasıl yapılması gerektiğine dair geniş malumatlar alın.
5-İskeledeki Piri Reis Müzesini (Zindan müzesini)
tekrar gezin.
6- Şengül kayalıklarında, halka açık kayalık plajlarında yüzün ve güneşlenin ve yeni tanzim edilen sahil
yolunda bol bol yürüyün.
7- Gelibolu gençleri için her yıl turnuva düzenleyen,
(beni ve aile büyüklerimizi ta Ankara’ya gelerek ziyaret eden ve kahvemizi içme mutluluğunu bize veren),
Emekli Gelibolu Spor Müdürü Gürdal Beyin düzenlediği Basketbol turnuvasına katılan gençlerle yemek yeme
mutluluğuna erişin.
8- Fener seyir platformu ile Gazi Okulu yakınındaki
platformlardan Sabah Güneşinin doğuşunu seyredin
ve Öğleden sonra mevcut ocaktan çay içerek Marmara
denizinin yakamozlarını ve Yunus Balıklarının oynaşmasını seyredin.
9- Salı Pazarı’na muhakkak gidin. Bayırköy Domatesi
ile Çavuş ve Kınalı Yapıncak üzümü alarak hemen yiyin.
Kış için kuru bakliyatınızı Gelibolu’nun yerli mahsulünden tedariklenin ve en mühimi ceviz alın.
10- Belediyenin tanzim ettiği yamaç teraslarından,
Çanakkale Boğazı’nı ve limanları seyredin.
11- Sardalye zamanı muhakkak sardalye yiyin. Bol
çıkan karides yemeyi de ihmal etmeyin.
12- Osmanlı Mutfağı Lokantası’nın yalnız Salı günleri çıkarttığı Gelibolu’nun meşhur kuzu ciğerli sarmasını
yiyin. Bu sarmanın özelliği, sarmanın gömleğinin kuzudan olması ve ince olması. Özel, seçilmiş kuzu gömleğinden yapılıyor.
13- Sabahları, Atatürk Caddesi’nde Küçük Cami karşısındaki Halil ‘in lokantasında işkembe çorbası, Osmanlı Mutfağı’nda Kelle Paça Çorbası için.
14- Peynir helvasını ZAFER Peynir Helvalarından
alın, muhakkak Zafer yoğurtçusunun yoğurdu ile özel
besiden sağılan süt ile kaynatılarak yapılan keçi peyniri
ile özel imalat diğer peynirlerinden alın.
15- Akşamları ya Roma Dondurmasından ya da Sefa
büfenin dondurmasından alın.
16- İlhan Restaurant’da denize nazır oturarak mu-
26
hakkak günlük balık yiyin. Aşçı Babasından öğrendiği
kendine özgü mezelerinden muhakkak tadın.
17- Alaattin Konservenin balık ve ton konservelerinden muhakkak alın.
18-Akşamları Öğretmenler Evi’nde tabldot yemeği
yiyin.
19- Bayraklı Baba’yı ziyaret ederek, kendiniz ve sevdikleriniz için iyilikler getirecek temennilerde bulunun.
20- Kayalıklarda bulunan tramplen çay evinde tost
veya kanepe ile ve mantı ile nefis çay için. Bu çay ocağının önünden denize girip bir kere tramplenden atlayın.
21- Koru Dağlarına dağ havası almak üzere muhakkak gidin.
22- Gelibolu ‘ya içme suyu getirecek olan Evreşe Çokal Köyü’ndeki Çokal Barajı’nın panaromik su rezervini
görün.
23- Değirmendüzü, Tayfur Köylerinin klima iklimini
teneffüs etmek, incir ve nar yemek için bu köylere gidin.
24- Mevlevihaneyi görün ve denk gelirse sema ayinlerine katılın.
25-Osmanlı İmparatorluğunun en eski camilerinden
olan Gazi Süleyman Paşa Camisi’ne muhakkak gidin.
26- Eceabat yolu üzerindeki çam ormanları içersinde deniz ve ormanın bir arada olduğunu görerek yürüyüş yapın.
27- Oltanız varsa, kayalıklardan olta atın, günlük nafakanızı sağlayın.
28- Saroz Körfezi’ne günü birlik gezi yapın. Suyu soğuk demezseniz en temiz denizde yüzün .Kömür limanını Fatma Kadın Plajı’nı mutlaka denize girin.
29- Cumartesi günleri kurulan pazarı muhakkak görün.
30- İskeleden kefal balıklarına sabahları ekmek
atın.
31- Zeytin hasadında yeşil zeytin alarak, kahvaltılık
kırma yeşil zeytin yapın.
32- Dünyaca ünlü denizci bilgin ve coğrafyacı Piri
Reisi’n anıtındaki kitabeyi okuyun.
33- Fırsatınız olursa GELİBOLU Yarımadası Milli
Parkını dolaşın. Buradaki Çanakkale Destanı Tanıtım
Merkezi’ni görün.
34- Ve muhakkak, taze göceden yapılmış, tavuk
suyu ile ıslatılmış, üstüne tavuk eti didilmiş. GELİBOLU
MANTISI yiyin...
Sayın okur;
Benim 2013 yazında yaptıklarım bunlar.
Siz bunlara daha neler eklemezsiniz ki.
Ben yazımı Sayın Uğur Türker’in şu dizeleriyle tamamlıyorum.
Asırlar boyu tarih yazılmış bu topraklarda
Bir yanında emsalsiz Saroz, bir yanında Marmara
Seyrederken günbatımını, yarımadanın tepelerinde
Ne hikâyeler yazılır, yarınlara, anılara.
GELİBOLUYU ÇOK SEVİYORUM.
SAYGILARIMLA.
Emin ERDOĞAN
www.geliboludernegi.com
SANAT
“Aman haaa !..”
A
slında işin özü şudur ki koltuklarından
bir türlü kalkamayan, kalksa da kendini
hala o koltuklarda sanan, at gözlüklerini
çıkartamamış “aman haa”cı yöneticilere bu kez
söyleyeceklerim.
Sürekli bir panik atak hali var üzerinizde farkında değilsiniz. Sizlere sunulan yeni fikirlere,
projelere açamıyorsunuz kendinizi. İlk önce o
feryat çıkıyor içinizden. “Aman haaa” sakın tepki
çekmeyelim, ya istediğiniz gibi olmazsa…
5 tane amatör genç gelip amatörce konser
yapmak istediklerini söylediğinde “Aman haaa”
‘lık bir durum yok sakin olunuz.
2 tane amatör genç amatörce tiyatro yapmak
istediğini söylediğinde “Aman haaa” ‘lık bir durum yok sakin olunuz.
Size gelip destek isteyen o beş tane müzisyen
genci 100 kişi dinleyip 90 kişi beğenmeyebilir ,
90 kişi dinleyip 80 kişi beğenebilirde. Korkmayın
bu tür şeylerde kimseyi kaybetmezsiniz. Ama
“Aman haaa” derseniz o beş genci kaybeder, ve
o beş gencin kendilerine duydukları özgüveni
kaybetmelerine de sebep olursunuz.
Size gelip destek isteyen o iki tane tiyatrocu
genç salonu alkışla yıkabilir de, bomboş salona
www.facebook.com/geliboludernegi
Burcu ÖZERGENE
hiç alkışsız oynayabilirde. Korkmayın bu tür şeylerde kimseyi kaybetmezsiniz. Ama “Aman haaa”
derseniz o iki genci kaybeder, ve o iki gencin
kendilerine duydukları özgüveni kaybetmelerine de sebep olursunuz.
Asıl çekindiğiniz “ideolojilere sahip olduğuna
inandığınız gençler mi” ? Yoksa gerçekten ”boş
salon” ya da “az insan” endişesi mi çok emin olamıyorum. Korkmayın rahat koltuklarınızda gözümüz yok. Koltuk olmadan da sanat yapabilir ve
ideolojilerimizi paylaşabiliriz. Özetle biz gençler
korkmuyoruz ve geri adım atmıyoruz …
Tekrar eden cümleler kullandığımı ben de biliyorum. Ama belki tekrar tekrar okursanız anlarsınız gerçekten söylemek istediğimi.
Şimdi ben bu yazıyı okutmak isterdim siz sevgili büyüklerime. Ama biliyorum ki kızım “Aman
haaa” dersiniz. O yüzden ben size okutmam.
Başarılar dilerim “Aman haaa” ‘larınız ile sevgili büyüklerim.
27
KÜLTÜR
FARKLI KÜLTÜRLERDE EĞİTİME BAKIŞ VE AHLAK ANLAYIŞI - III
Kültür ve Ahlâk
Değerli Okuyucu,
Gelibolu Rüzgarı’nın bundan önceki iki sayısında yayınlanan “Farklı Kültürlerde Eğitime Bakış ve Ahlak Anlayışı” konusunu incelemiş, yazımızın ilk bölümünde; eğitimin kültür ile ilişkisi ve farklı kültürlerde eğitim anlayışı,
ikinci bölümünde Türkiye’de eğitimi, eğitimin sorunları ve
çözüm önerileri üzerinde durmuştuk. Yazımızı bu sayıda
“Kültür ve Ahlâk” konusu ile sonlandırıyoruz.
Ahlâk konusu son yılların hatta son günlerin önemli
tartışma konularından birisi olarak öne çıkıyor. Kamuoyunun gözü önünde yer alan şaşırtıcı insan davranışları,
önemli görevler üstlenmiş kişilerin tartışma yaratan eylemleri, kaynak emanet edilmiş kişilerin bunları kötüye
kullanmaları, bu konudaki tartışmaları sık sık gündeme
getiriyor. İletişim teknolojisindeki ilerleme, bu olayların
ortaya çıkmasına ve bütün boyutları ile kamuoyunun
önünde tartışılmasına olanak sağlıyor. Bu tartışmaların
sonucunda daha da şaşırtıcı bazı önemli noktalar açığa
çıkıyor. Bunların başında toplumsal ahlak anlayışının erozyonu, kişilerin iç dünyalarında kendilerini bambaşka ahlaki normlara bağlı görmeleri geliyor. Bu durumda nasıl
bir yargıya varmalıyız? Ahlak elden gidiyor diye sert polisiye önlemlerle, katı kurallarla topluma yön vermeye mi
çalışmalıyız? Acaba bu yöntem uygunmudur? Sınırları ne
olacaktır. Örneğin; genç kızların erkek arkadaşları ile gezmeleri, kısa etek, üstü açık elbise giymeleri, evlilik dışı ilişki
kurmaları, eşcinsellik ve çağdaş toplumun artık alışmaya
başladığı daha birçok davranış biçimleri “ahlaksızlık” olarak nitelendirilip cezalandırılmalımıdır? Bu nasıl sonuçlar
doğurur? Toplumu daha iyiye ve daha ileriye götürürmü?
Toplum bireylerinin yaşamını daha iyi, onları daha mutlu
yaparmı? Ahlâk nedir? Nasıl ahlâklı olunur?. Bu sorular insanlık tarihi kadar eskidir cevapları da tek değildir. Zaman
içinde ve toplumların kültürlerine göre değişiklikler geçirerek çeşitlilik gösterir ve geleceğe dönük olarak da göstereceği şüphesizdir.
Kültür ve Ahlâk: Ahlâk, genel anlamda insanların
gerek birbirlerine karşı, gerekse topluma karşı, izlemek
zorunda bulundukları tutumlarını yönlendiren bir toplumsal bilinçtir. Ahlâkı, belli bir toplumun, belli bir dönemde
bireysel ve toplumsal davranış kurallarını tespit eden ve
inceleyen bilim diye tarif etmek de mümkündür. İnsanda
ahlak, ruh güzelliği, his güzelliği, düşünce güzelliği, davranış güzelliğidir. Sevgidir, saygıdır, hoşgörüdür. İnsanları sevmek, tabiatı sevmek, her şeye sevgi ile bakmaktır. Tek tip bir
toplum olmadığı gibi, tek tip bir ahlak anlayışı da yoktur.
Hırsızlığın yüz kızartıcı bir suç sayılmadığı toplumlardaki
ahlak anlayışı ile bunun tersi toplumlardaki anlayış arasındaki fark bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir. Bu
ahlakı, bireylerin bilinçlenmelerinden önce başlayan ve
seneler ile yaşam boyunca öğrenilen bir anlayış olarak kabul etmek gerekir. Ahlak anlayışını etkileyen; aile, toplum,
din, töreler, zaman, vicdan, faktörleri arasında “kültür”ün de
çok önemli bir yeri vardır. Farklı kültürlerde ahlak anlayışları
da farklıdır. Batı kültüründe ahlak, bilimsel olarak M:Ö:5nci
yüzyılda Sokrat’la başlamış, Eflatun ve Aristo ile temelleri
tespit edilmiş, sonra da sayısız dal budak salarak binlerce
düşüncede çiçeklenmiş şekliyle zamanımıza intikal etmiştir. Günümüzde farklı kültürlerde ahlak anlayışındaki ana
temanın, doğu kültüründe “insan sevgisi, doğa sevgisi ve
bilgelik”, İslam kültüründe ve tek tanrılı dinler kültüründe
“tevekkül, kadercilik ve sabır” olmasına karşın, batı kültüründe “aklın kontrolündeki itidal” olduğunu söyleyebiliriz.
Doğu, ahlaka; natüralist, psiko-sosyolojik ağırlıklı mistik
28
Tevfik UMUT
bir gözle bakarken, Batı; rasyonel bir gözle bakmaktadır.
Ahlak, kültürün; bilgi, inanç, din, sanat, gelenek görenek gibi çeşitli unsurlarından birisidir.
Kültürü, “Gelişmeci” ve “Statik” olarak iki ayrı çeşitte incelersek, gelişmeci kültürlerde etik ilkeler daha katı olmaya
eğilimli, yolsuzluk oranı en alt sıralarda, adalet ve tarafsızlık
esas alınmakta iken; statik kültürlerde ise durum bunun tam
tersidir. Gelişmeci kültür, geleceğe bakarken, statik kültür,
bugüne veya geçmişe bakar. Çalışmak, gelişmeci kültürlerde iyi bir hayatın esası iken, statik kültürlerde bir yüktür. Ehliyet ve liyakat gelişmeci kültürlerde terfi sisteminin esası
iken, statik kültürlerde ilişkiler ve aile çevresi tayin edici rol
oynar. Otorite, gelişmiş kültürlerde âdemi merkeziyetçi ve
yatay işler, statik kültürlerde ise merkeziyetçi ve dikey işler
durumdadır. Gelişmeci kültürlerde laiklik esas, dinin kamu
hayatına etkisi çok zayıfken, statik kültürlerde dinin toplumu yönetmeye kadar varan çok önemli bir yeri vardır.
Esasen kültürler zaman ve mekan içinde değişmekte
ve değişik kültürler birbirlerine de yaklaşmaktadırlar. Nice
uygarlık ve kültürlere beşik olmuş Anadolu bir uygarlıklar
ve kültürler alaşımıdır. Anadolu uygarlık ve kültürü; Mısır,
Çin, Hint uygarlıklarından bir şeyler almış, daha sonra,
Roma, Bizans, İslam, Endülüs, Rönesans, Aydınlanma Çağı
buna yeni halkalar ekleyerek günümüze getirmiştir.
Değerli Okuyucu; ahlak anlayışının, kültürle sıkı bağını
ve eğitimin gerek kültür, gerekse ahlak üzerindeki yadsınamaz rol ve önemini aşağıdaki kaynaklardan da yararlanarak üç bölüm hailinde ve bu sayımızla tamamlayarak
aktarmaya çalıştım. Yararlı olabildimse ne mutlu bana.
Sağlıcakla kalınız.
can
Faydalanılan Kaynaklar:
İnsan ve Kültür - Bozkurt Güvenç
Kültürün a,b,c si - Bozkurt Güvenç
Kültür Üzerine - Emre Kongar
Postmodern ve Küresel Toplumda Eğitim - Mahmut TezAhlak - Ender Arkun
www.geliboludernegi.com
SERGİ
Gelibolu Kadınlar Derneği ÇİNİ ESERLERİ SERGİSİ
ka tasarımları nefis çalışmışsınız. BelediyeSevgili dostlarım;
miz sergiyi bir çelenk ile onurlandırmış.
Beylerbeyi Sarayı Sergi alanında
Bakın güzel şeylerde oluyormuş kasaGELİBOLU KADINLAR DERNEGİ Çini
bamla
ilgili.
Eserleri Sergisi’ni gezdim. Daha doğruGönül ister ki biz tüm kasabalılar bir olasu sayın başkan Süleyman Bey’in serlım
da bu sanat gönüllülerinin cesaretlerigiyle ilgili bir yazı isteği üzerine sergiye
ni
arttıralım.
Öğrendim ki çocuklara burs
gittim. İnanın iyi ki gitmişim. Benim kaolanağı
sağlamak
için de çalışılıyormuş.
sabamın hanımları ve beyleri ne güzel
Biz
derneğimiz
adına bu faaliyette katsanatsal faaliyetlerde bulunuyormuş
kıda
bulunmaktan
onur duyduk. HanımlaAfet KORU AYALP
da haberimiz olmuyormuş.
ra
âcizane
önerim
çinilerinde kasabamın
Kendimi çok kınadım. İnanın sizledeğerlerini
daha
fazla
işlemeleri
oldu.
rin de görmenizi çok isterim. Kasabalım çini
İnanın çok güzel bir organizasyon ben
sanatına gönül vermiş beş hanımı İZNİK
gurur
duydum yapılanla. Onları tebrik etÇİNİ TEKNİĞİNİ ilke olarak benimsemekten
takdir etmekten ve onların yapmiş ve çalışmış.
tıklarından
kasabamı tanıtmak adına
Evet Ercüment beyinde tasarımyaptıklarından
dolayı mutluluk duyularını İznik motiflerini yorumlamayorum.
sını es geçemeyiz. İnanın acayip
Yolunuz açık olsun iyi çalışmalar kagüzel çalışmalar. Ayşe Hanım harisabamın çalışkan hanımları.
www.facebook.com/geliboludernegi
29
KÖYLERİMİZ
Gelibolu’nun şirin köylerinden:
CEVİZLİ KÖYÜ
Cevizli Köyü; Kuzey-doğusunda Gelibolu, güneyinde Bayırköy,
batısında Tayfur ve Değirmendüzü ile kuzeyinde de Fındıklı ile
çevrili olup yakın zamanda kurulan rüzgar elektrik santrallarının
bulunduğu tepenin güneyinde bulunmaktadır.
30
www.geliboludernegi.com
KÖYLERİMİZ
E. Alb. Nihat ENGİN
E
ski ismi Kozludere’dir. Adının nereden
geldiğini açıklamaya gerek duyurmayan
Cevizli, Gelibolu’ya yaklaşık 10 km. mesafede, dere içinde yeşillikler arasında kurulmuş şirin bir köydür. Eski Gelibolu- Çanakkale
yolundan giderken Bayırköy’e bir kilometre
kala sağa dönülerek ulaşılır. Ancak köyün girişine kadar herhangi bir yapı görülmez-fark
edilmez, çünkü köy dere içine adeta gizlenmiştir. Ataları Aydınoğlu Beyliğine dayanan
ve Gelibolu’nun fethinden sonra 1375 yılında
Gelibolu’nun dış mahallesi olarak kurulmuş
yerli(gacal-manav) bir Türkmen köyüdür. Köye
ilk gelenler bilinmeyen bulaşıcı bir hastalık
dolayısıyla telef olmuşlar, ardından da ikinci
dalga olarak gelenler yerleşmişlerdir. Köyün
hemen kuzey doğusunda ağaçların içinde ve
üzerinde Osmanlıca yazıların bulunduğu mezar taşları vardır ki, bu taşlar merak edenlere
Köyün tarihi ile ilgili bilgiler verebilir.
Kuzey-doğusunda Gelibolu, güneyinde
Bayırköy, batısında Tayfur ve Değirmendüzü
ile kuzeyinde de Fındıklı ile çevrili olup yakın
zamanda kurulan rüzgar elektrik santrallarının bulunduğu tepenin güneyinde bulunmaktadır.
Köydeki evler, genellikle tek ve iki kat
olan yıpranmış-yıkılmış olan eski taş- toprak
yapılarla sonradan yapılan beton-tuğla imali
binalarla karışmıştır. Nüfus 115, hane sayısı
da 30-35 civarındadır. Geçim sıkıntısı yaşandığından gençler köyde kalmadığı için nüfus,
eskiye göre azalmış ve azalmaya devam etmektedir. Okul kapalı olduğu için eğitim taşımalı sistemle Gelibolu’da yürütülmektedir.
Köyde yaklaşık 10 kadar traktör, 3-4 adet
de özel araç bulunmaktadır. Köyde minübüs
olmadığından yakın köy olan Bayırköy’ün mi-
www.facebook.com/geliboludernegi
nübüsleri, her gün Gelibolu’ya gidip gelirken
bu köye de uğrayarak bu ihtiyacı karşılamaktadırlar.
Köylüler geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Köyün ormanlık ve ağaçlık olmasının yanında sunduğu florası arıcılık
için uygun bir ortam sağlar.Bölgede kaliteli
bal üretimi yapılabilmektedir. 2 bin dönüm
kadar tarım arazileri ile 4 bin dönüm kadar
da ormanlık-fundalık arazileri vardır. Özel çiftlik arazileri ise 15 bin dönüm civarındadır ki,
bunların başlıcaları Münip Bey ve Abdullah
Efendi çiftlikleridir.
Önceden bütün köylerde olduğu gibi
bu köyde de hayvancılık yaygınmış ancak
şimdi 5-6 yüz kadar keçi, 3 yüz kadar koyun
ile 10 kadar büyükbaş hayvan vardır. Tarım
olarak; eskiden buğday, susam ve pamuk ile
1950’lerden sonra da ayçiçeği ekilirmiş. Şimdi
sulu tarıma geçildiği için bunlara ilaveten sebze olarak biber, taze fasulye, domates ve patlıcanı sayabiliriz. Dere ve tarla kenarlarındaki
cevizleri saymazsak meyvacılık köyde yeni sayılır. Şeftali ve elma yanında biraz da erik ve
kiraz yetiştirilmektedir. Eskiden beri köydeki
3-4 ailenin sebze yetiştirmekte olduğu ve Gelibolu pazarına çıkardığı ifade edilmiştir.
Köylülerin tarım arazileri az olduğu gibi
bir de başlarında çok ciddi bir problemleri
varmış; dinleyince şaşırdım doğrusu. Köylüler,
İstanbul’lu A.M. isimli dolandırıcı-sahtekar birinin kurbanı olmuşlar. İfadelerine göre; geçmiş zamanda (Şubat 1983) A.M. isimli yabancı,
bankadan kredi çekmek için köyde arazi sahibi olan birinin(M.Ö.) verdiği vekaletnameler
zinciri ile sahte kimlik kullanmak suretiyle noter tasdikli olarak, 7 milyon TL.na 2300 dönüm
civarında sahte olduğu ifade edilen mera vasıflı bir çiftlik arazisi tapusu almış. A.M., o yılda
7 milyon TL.na aldığı bu sahte tapuyla Türkiye
İş Bankasından 936 milyon TL. kredi almış ve
bilinmeyen bir sebeple(kaçak olabilir) yurt dışına çıkmıştır. Burada bahsedilen rakamlar da
çok önemli; zira 7 milyon TL.lik arazi tapusu
karşılığında 936 milyon TL. kredi nasıl verilmiş
hayret edilir bir durum.
Bu tarihten kısa bir süre sonra Mayıs1983’de
köyde tapu-kadastro çalışmaları başlamış
ve Temmuz 1984 tarihinde tamamlanarak
ölçümler-kayıtlar kesinleşmiştir. Bu esnada
adı geçen arazi kadastro çalışmaları öncesi bir
zamanda M.Ö. nun kızı ve oğlu üzerine kaydedildiği için “uygulanamaz kayıtlar” listesine
alınmıştır. 1980 İhtilali sonrası olan o yıllarda
yurda girme yasağına tabi olduğu söylenen
31
KÖYLERİMİZ
bu şahıs dokuz yıl sonra çıkarılan afla Türkiye’ye
gelince bu geçersiz tapusunu gerekçe göstererek
Cevizli Köyü’nün köylülere ait olan tapulu yerlerini, “köylüler benim arazilerimi işgal etti” diyerek
köylülerin elinden almıştır.
Aynı yerde 5 dönüm kadar tarlası olan bir vatandaş bu durumu araştırmaya başlamış, iyi de
araştırmış ve yapılan sahtekarlıkları da tespit etmiş. Ancak müracaat ettiği yerlerden maalesef
olumlu bir neticeler alamamış. Durumu öğrenen
diğer köylüler de ellerindeki eski tapularla mahkemeye başvurdularsa da yeni tapular kabul gördüğünden haksız duruma düşmüşler ve ellerindeki
gerçek tapular maalesef geçersiz kabul edilmiş.
Çaresiz kalan bazı köylüler çıkış yolu bulmak için
devam eden mahkemelerde halen çırpınmaktadırlar. Dedelerinin-babalarının ve kendilerinin alın
teriyle kazandıkları arazilerini, vergilerini verip
hudutlarında nöbet tutarak ve gerektiğinde kan
dökerek sahip oldukları ülkelerinde T.C.tapulu
arazileri ellerinden çıkan bu köylüler şimdi ne yapsınlar? Böyle bir devletin vatandaşı olmaktan her
zaman gurur duyan ve yedi yüz yıl dünyaya adalet
dağıtan Osmanlı’nın torunları olan bu insanlar, T.C.
hükümeti kurumlarına ve mahkemelerine güvenmek ve adaletin sağlandığı yerler olduğuna inanmak istemektedirler.
Sorun zaman geçtikçe daha da çözümsüzleşebileceğinden, arazinin yeni sahipleri bunları
üçüncü kişilere pazarlarken ileride neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Geçenlerde bir
gazetenin(3 şubat-Milliyet) ön sayfasında MardinNusaybin’de bir arazi anlaşmazlığı davasının 48’nci
32
yılını doldurduğunu, mahkemeden mahkemeyehakimden hakime aktarıldığını ve halen çözülemediğini, bu yüzden de insanlar arasındaki husumetin hiç bitmediğini okudum. Umarım ilgili
devlet görevlileri ve cesur adalet sağlayıcıları bu
problemin köküne inerek fazla uzatmadan yakın
zamanda doğru çözümü üretirler.
Ama şunu unutmamak lazım, Çanakkale muharebelerinde arkadaşı-köylüsü İbrahim Çavuş’tan
aldığı bir mecidiye borcu ödeyemediği için şehit
olurken helal edilmesini isteyen Lapseki-Beybaşı’lı
Halil’in “kul hakkı” için gösterdiği hassasiyetin yanında bu sahtekarlığı yapanların, öbür dünyada
Yüce Allah’ın huzurunda durumu ne olur, onu da
sizler düşünün.
Türklerin Avrupa’ya geçmelerinden hemen
sonra buralara gelip yerleşen ve Gelibolu’nun en
eski Köylerinden olan Cevizli halkının düştüğü bu
kötü durum, “inşallah en kısa sürede ve adaletle
çözülür” diyerek başka konulara geçmek istiyorum.
Köyün etrafı yüksek tepelerle çevrili olduğu
gibi bu tepeler çok rüzgar aldığı için şimdi rüzgar
enerjisi üretimi yapılan önemli yerlerdir. Halen on
sekiz adet olan rüzgar türbünleri önümüzdeki dönemlerde mutlaka artacaktır, bu konuda duyumlar vardır.
www.geliboludernegi.com
KÖYLERİMİZ
Gelibolu’da 1950 yılından beri “peynir helvası”nın
ustaları olan ve peynir helvasını geniş bir çevreye
de tanıtan Zafer pastanesinin sahipleri-işletenleri
Nejat ve Zafer kardeşler ile Gevrek Simit fırınının
sahibi Celalettin Özmen Cevizli köyünün bilinenleridirler.
Cevizli’de diğer yerli köylerde olduğu gibi düğün
ve bayramlarda Ege ve Trakya adetleri yaşanmaktadır. Bu adetleri diğer yerli köylerde anlattığım
için tekrar etmek istemiyorum. Köyde farklı olarak
kadınlar günlük olarak şalvar ve üstlerine de “terlik” denen beyaz veya kahverengi keten pardesü
giyerler.
Sağlık ocakları yoktur, sağlık hizmeti Gelibolu’dan
doktorun haftada bir gün köye gelmesiyle yürütülmektedir. Gelibolu yakın olduğundan sağlıkla ilgili
sıkıntı yaşanmamaktadır.
Geleneksel yiyecekler olarak; tarhana çorbası,
pirahu, mantı ve keşkek(buğday suda kaynatıldıktan sonra dibek taşında dövülerek kabuklarından
ayrılır ve kazanlarda etle karıştırılıp kaynatılarak
yapılır) sayılabilir.
Cevizli Köyü’nün içi ve çevresi yeşil ve ağaçlıklı
oluşu dolayısıyla yaz mevsiminde mükemmel bir
serinlik ve oksijen sağlamaktadır. Köyün girişindeki Kozlu Dere’nin batıdan gelen kolu, köyü ikiye bölmüş durumdadır. Kuzeyden gelen kolu ise
dere boyunca uzun ve yoğun ağaçlarla doludur. İs-
www.facebook.com/geliboludernegi
tanbul vb.gibi köy dışındaki yerlerde kışını geçiren
bazı kişiler yaz dönemlerini geçirmek için buralarda havuzlu müstakil evler yapmışlar. Nitekim 2012
yaz döneminde Gelibolu’nun tanıtımına ciddi katkısı olan “Düşman Kardeşler” isimli dizinin bazı kısımları da buradaki yeşillikler içinde ve bahçesinde havuzu olan müstakil, güzel bir evde çekilmiştir. Yaklaşık 40-50 sene daha gerilere gittiğimizde;
o yıllarda çekilen ve gösterime giren“Çanakkale
Arslanları” filminin de bazı sahnelerinin bu köyde
çekildiği ifade edilmiştir.
Cevizli Köyü Gelibolu’ya yakınlığı, bol ağaçlı ve
oksijenli oluşuyla sakin ve sessiz bir yaşantı isteyenler için aramakla bulunamayacak bir köydür.
Sağlık ve huzur arayanlara tavsiye ederiz.
33
DUYURU
Değerli okuyucular,
Büyük özveriyle çıkarttığımız Gelibolu Rüzgarı’nın 14. sayısına, siz okuyucularımızın verdiği
destekle ulaştık. Bu arada dergimizin, bazı abonelerin eline ulaşmadığını öğrendik, çok üzüldük. Biz
her seferinde itinalı bir şekilde adresleyip kargo şirketine teslim ediyoruz. Bunun dışındaki aksaklıklar
bizden kaynaklanmıyor. Ama yine de haberimiz olduğu takdirde telafi etmeye gayret ederiz. Ayrıca bazı
üyelik aidatları elimize ulaşmamıştır.Bu konuda siz üyelerimizin daha hassas davranmasını rica ediyoruz.
Çünkü bu yıl bursları da onun için azaltmak zorunda kaldık. 2013 ve 2014’ün üyelik aidatlarını ödemek
ve yeni abone olmak isteyenler için dergide hesap numarası vardır. Ankara’da oturanlar elden de
ulaştırabilir. Bu konuda duyarlı davrananlara da çok teşekkür ederiz.
Yıllık aidat ve dergi aboneliği: 60’şar TL’dir.
34
www.geliboludernegi.com
NOSTALJİ
ESKİMEYEN
DEFTER
SÜLEYMAN ZEYREK / Balıkçı / Doğum Yılı:1927
1940 yılında okulu bitirip balıkçılığa başlar Süleyman
Zeyrek. 13 yaşında balıkçılığa Yılmaz isimli motorda miço
olarak başladığında tuttuğu ilk balık 7 kilogramlık levrek
olunca balıkçılığa iyice merak salar ve böylelikle uzun
yıllar ailesinin ve kendisinin geçim kaynağı olacak olan
mesleği seçmiş olur aslında. Süleyman Zeyrek’in üç oğlu da balıkçılık mesleğiyle
ilgilenmiştir. Oğullarından Erkan ve Ertan tekne balıkçılığı,
Merter ise balık malzemeleri satışı ile uğraşmıştır. Şu an
torunlarının balık malzemesi satışı yapan dükkânlarında
yardımcı olmaktadır.
NEVZAT TUNUŞ / Kahvehaneci / Doğum Yılı:1935
Nevzat Tunuş kahvehaneciliğe babasının kahvesinde 7 yaşında çay
taşıyarak başlar. Uzun yıllardır çarşıdaki dükkânlara çay ve kahve servisi yapan “Çaycı
Nevzat”, o yaşından bu güne kadar aynı işe devam etmektedir.
KAMİL ARABACIBAŞI / Hırdavatçı / Doğum Yılı: 1933
Önceleri kardeşleri Hasan ve Kazım ile birlikte boya badana işleri yaparak başlar ticaret hayatı. Uzun yıllar
“Üç Kardeşler” olarak boyacılık yaparlar. 1951 yılında
kardeşleriyle beraber hırdavatçı dükkânı açarlar.
Ve uzun yıllar hırdavatçılık ve malzeme satışı yaparlar.
Daha sonra oğullarının yetişmesiyle beraber farklı iş
alanlarına yönelirler ve 80’li yıllarda kardeşleriyle olan
ortaklığını ayırıp sadece hırdavat ve toptan inşaat
malzemesi satışına yönelir.
Günümüzde hırdavat ve toptan inşaat malzemesi
satışında oğluyla beraber çalışmaya devam etmektedir.
Fotoğraflar : S. Burak BATIR - Gelibolu Ticaret ve Sanayi Odası Sergisinden alınmıştır.
www.facebook.com/geliboludernegi
35
ŞİİR
Gelibolu’ya Gel
Zemheri ayazına tutulmuşsa yüreğin
sineni kanatan,acıtan ne varsa
başında duman duman efkarın
al yanına Gelibolu’ya gel.
Sevdanın ateşi tütüyorsa bacandan
Lâl olup erimedeyse cevherin
yok etme kendini ateşte
al yüreğini eline Gelibolu’ya gel.
Çocuksu gülüşlerinde saklı oyununu
ergen hallerinle, gençliğini
biriktirdiğin her ne varsa elinde
koy cebine Gelibolu’ya gel.
Belini bükmüş ne yükün varsa
saçını ağartmış ne derdin varsa
tadını da, tuzunu da kat yanına Gelibolu’ya gel.
Memleketim! Ahh memleketim,
bir yanı akasya bir yanı erguvan
göğün yüzünde bayrak, toprağında şehidim...
“dur yolcu” demek için Gelibolu’ya gel.
Başlatma gelmişinden, geçmişinden
Davet ediyorum; duymadın mı derinden
anons mu edelim belediyeden!
rakının dibine vurmak için Gelibolu’ya gel...
Gülhan GÜLER (Gelibolu’dan dönerken) Eylül/2012
36
www.geliboludernegi.com
TO
PL
AN
TI
DERNEKTEN HABERLER
2014 YILI İLK YÖNETİM KURULU TOPLANTISI YAPILDI
TE
ŞE
KK
ÜR
Derneğimizin 3 ncü Olağan Kongresi 26 Ocak 2014 taririhinde Ankara’da yapıldı. Seçilen Yönetim Kurulu
Üyeleri ilk toplantısını 8 Şubat 2014’de yaptı. Gelibolu Derneği ilk Yönetim ve Denetim Kurulu Toplantısı
Hacettepe Üniversitesi Beyazev Sosyal Tesislerinde yapıldı. Yönetim Kurulu kendi arasında görev bölümü
yaptı. Emin Erdoğan Gelibolu Meselelerinden Sorumlu Başkan Vekili oldu.
Gelibolumuza 2009-2014 Döneminde 5 yıl hizmet eden Belediye Başkan ve Belediye Meclis Üyelerine
teşekkür ederiz.
LONDRADA YAŞAYAN BİR OKUYUCUMUZUN
MAİLİNİ SİZİNLE PAYLAŞIYORUZ
Sayin kardesim Suleyman bey
Her zamanki gibi Gelibolu derginizin 13 uncu sayisi da yine harika
oldu.
Sayenizde ve gelibolu dergi ailsinin muhtesem calismalari ile her
zaman gelip gormek istedigimiz Gelibolu ve Canakkaleyi gezmis gibi
oluruz. Derginizin her sayisini sabirsizlikla bekliyorum. Insallah birgun
atalarimizin sehit kanlarile sulanmis bu kutsal topraklari gezmek gormek nasib olur .
Sizlere en derin saygilarimi sunar Gelibolu dergisi ailesine calismalarinda sonsuz basarilar dilerim
YILDIRAY UCAR
LONDRA
Best Regards, Senior Garment Technologist
Alpha House Regis Road Kentish Town London
NW5 3EW 02032271010 www.facebook.com/geliboludernegi
37
GELİBOLU MUTFAĞI
Ciğer Sarma
MALZEMELER
• 500 gr. Kuzu ciğeri
• Yarım su bardağı pirinç
• 50 gr. Dolmalık fıstık
• 50 gr. Kuş üzümü
• 2 su bardağı su
• 3 tane orta boy soğan
• 4 yemek kaşığı sıvı yağ
• Yarım demet maydanoz ve
dereotu
• 2 tane kuzu iç gömleği
• Yeterince tuz
• Bir tatlı kaşığı kekik
• Bir tatlı kaşığı çörekotu
• Bir tatlı kaşığı karabiber
• Bir tatlı kaşığı kırmızı pul
biber
• Bir tatlı kaşığı şeker
• Üzerine sürmek için bir yemek kaşığı yoğurt
• Bir yemek kaşığı domates
salçası
• 2 adet yumurta.
Halime GETİR
rak pişmesi ve demlenmesi
sağlandıktan sonra kavrulmuş
çiğerlerle karıştırılır. 10 dakika
dinlendirdikten sonra ılık suda
bekletilmiş kuzu gömleğini istenilen büyüklükte parçalara
ayırarak uygun bir kâseye yayıp içine hazırlanan harçtan
koyarak bohça gibi sararak
tepsiye ters olarak konulur.
Üzerine bir kaşık salça ve
yoğurt iki yumurtanın çırpılmasıyla yapılan karışım sürülür, tepsiyse bir su bardağı su
dökülerek orta sıcaklıkta fırında 20 dk. pişirilir.
Sıcak servis yapılır.
YAPILIŞI :
Önce ilk suya kuzu gömlekleri konulur bekletilir.
Yağın yarısıyla küçük kareler
şeklinde(tavla zarı gibi) doğranmış ciğerler kavrulur. Bir
kenarda bekletilir.
Kalan yağ ile küçük
küçük doğranmış soğanlar kavrulur. Pirinç,
fıstık, çörekotu, kekik,
maydanoz dereotu,
şeker, karabiber, kırmızı pul biber sırayla
soğana ilave ederek
hafifçe kavrulur. Bir
su bardağı su katıla-
38
www.geliboludernegi.com
HABER
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ
KUTLU OLSUN.
ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE
ANIYORUZ.
www.facebook.com/geliboludernegi
39
18 MART
ÇANAKKALE
ZAFERİ
KUTLU OLSUN
ŞEHİTLERİMİZİ
RAHMETLE
ANIYORUZ.
-" 2%4#2 %4&2#2
+2#-"41440/.03./01*44/1)!344241
-" 2%4#2 %4&2#2
+2#-"41440/.03./01*44/1)!344241




#<;:(2;)?.<?'<.=<4:56<?4>*:;?>=4>;>=8?9?':&1;:7?>=>/:;<=:
GELİBOLU VE ÇEVRESİNDE SAHİL ARSALARI, - ÇİFTLİK ARAZİLERİ
-<*:=?:':56<?7>1?7>=-8;88?>=4>;>=?9?4>18;87?:-?3<=:?.<?;,74?6>:=<;<=?9?722<=>1:&?3<=;<=:?9?.:;;>;>=
ŞEHİR
İÇİNDE KAT
KARŞILIĞI ARSALAR - SATILIK İŞ YERİ VE LÜKS DAİRELER
#<;:(2;)?.<?'<.=<4:56<?4>*:;?>=4>;>=8?9?':&1;:7?>=>/:;<=:
4>=2/?7=&</:?90>=0>=>?6<5:/:?9?#,5<3;:9(2;>38=972=)7397>.>79<.=<-<?9>6:;*>5?9?4,1;,"<9?()=*>5;898;#>=6<=<96<0:=1<<9"<55<17236
KOOPERATİF
YERLERİ - VİLLALAR
-<*:=?:':56<?7>1?7>=-8;88?>=4>;>=?9?4>18;87?:-?3<=:?.<?;,74?6>:=<;<=?9?722<=>1:&?3<=;<=:?9?.:;;>;>=
:0>=;8?>=4>;>=?9?1>=;>;>=?9?3>/;87;>=
SAROZ
KÖRFEZİ -MARMARA DENİZİ - GÜNEYLİ-BOLAYIR-KORUKÖY-KAVAK-EVREŞE -ADİLHAN - SÜTLÜCE- BURHANLI-ILGARDERE-DEMİRTEPE-CENNETKOY’DA
4>=2/?7=&</:?90>=0>=>?6<5:/:?9?#,5<3;:9(2;>38=972=)7397>.>79<.=<-<?9>6:;*>5?9?4,1;,"<9?()=*>5;898;#>=6<=<96<0:=1<<9"<55<17236>
:0>=;8?>=4>;>=?9?1>=;>;>=?9?3>/;87;>=
İMARLI ARSALAR
- TARLALAR - YAZLIKLAR.
(%+?6256)=0>"8
(%+?6256)=0>"8
!!9!??
!!9!??
?38;68=?6<:-0<3<5?>6=<4:5:/
?38;68=?6<:-0<3<5?>6=<4:5:/
(&4-&42 2-"42%4-.43
(&4-&42 2-"42%4-.43
(++44,,,+(
(++44,,,+(
(+)40/'3.$331'*!4,)40/'3.4$331*1
(+)40/'3.$331'*!4,)40/'3.4$331*1
%$++%$+$
%$++%$+$
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ KUTLU OLSUN
ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ
Download

GELiBOLU Rüzgarı Dergisi - gelibolu derneği resmi web sitesi