Hanım hey!
Kam Gan oğlu Bayındır Han bir gün yerinden kalktı.
Büyük çadırını yer yüzüne kurdurdu. Alaca gölgeliği gökyüzüne kadar ulaşıyordu. Bin yere ipek halı döşenmişti.
Hanlar hanı Bayındır Han her sene bir şenlik düzenleyip
Oğuz beylerini konuk ederdi. O sene de bir şenlik düzenleyip atlar, develer, koçlar kestirdi. Bir yere ak çadır, bir
yere kızıl çadır, bir yere de kara çadır kurdurdu. “Oğlu,
kızı, hiç çocuğu olmayanları bu kara çadırda ağırlayın.
Altına kara halı serin, yemek olarak da kara koyun yahnisi verin. Yerse yesin, yemezse kalksın gitsin,” dedi. “Oğlu
olanı ak çadırda, kızı olanı da kızıl çadırda ağırlayın. Oğlu
da kızı da olmayanı Allah lanetlemiştir. Öylelerini biz de
lanetleriz, bu böyle bilinsin,” diye ekledi.
Oğuz beyleri teker teker gelip yığılmaya başladı. Bu
beylerin içinde Dirse Han adında bir bey vardı. Bu beyin
kızı da oğlu da yoktu.
Ertesi sabah Dirse Han kırk yiğidini de yanına alıp
Bayındır Han’ın sohbetine gitmek üzere yerinden kalktı.
Bayındır Han’ın askerleri Dirse Han’ı karşılayıp, onu kara
8
çadıra götürdüler. Altına kara halı serip önüne kara koyun yahnisi koydular. “Bayındır Han’ın emri böyledir Hanım,” dediler.
Bunun üzerine Dirse Han, “Bayındır Han bizim ne eksikliğimizi görmüş ki böyle davranır?” diye sordu. “Kılıcımızda mı, soframızda mı bir eksiklik var? Benden alçak
kişileri ak çadırda, kızıl çadırda ağırlar; suçum nedir ki
kara çadıra getirdiniz beni?”
“Bayındır Han, ‘Oğlu da kızı da olmayanı Allah lanetlemiştir. Öylelerini biz de lanetleriz’ dedi ve çocuksuz olanları kara çadırda ağırlamamızı istedi,” diye cevapladılar.
Dirse Han söylenenleri duyar duymaz kırk yiğidine dönüp, “Bu ayıbın sebebi ya benden ya da karımdandır. Kalkın gidiyoruz,” dedikten sonra evine doğru yola çıktı.
Dirse Han evine gittikten sonra karısını yanına çağırıp
konuşmaya başladı:
Gel hele yanıma başımın bahtı, evimin tahtı!
Kapıdan çıkıp yürürken servi boylumsun,
Ucu topuğuna değen kara saçlı!
Kurulu yaya benzer hilal kaşlımsın,
Badem sığmayan küçük ağızlı,
Güz elması gibi al yanaklım!
Kadınım, direğim!
Dinle bak başımıza ne işler açıldı…
dedikten sonra anlatmaya devam etti, “Bayındır Han biri
ak, biri kara, biri kızıl üç çadır diktirmiş. Oğlu olanı ak
9
çadırda, kızı olanı kızıl çadırda, oğlu kızı olmayanı da kara
çadırda ağırlamaya karar vermiş. ‘Kara çadırda ağırlanan
beylerin altına kara halı serin, önüne kara koyun yahnisi
koyun. Yerse yesin, yemezse kalksın gitsin. Allah çocuğu
olmayanı lanetlemiştir, biz de lanetleriz. Bu böyle biline’
demiş. Ben şenliğe varınca beni de kara çadıra götürdüler. Kara halının üstünde kara koyun yahnisi ikram ettiler. Şimdi sorarım sana, bu durumun suçu sende mi yoksa
bende midir?” diye sorduktan ve iyice sinirlendikten sonra konuşmaya devam etti:
Kalkayım şimdi yerimden de han kızı,
Yakandan boğazından tutup da seni
Ayaklarımın altına alayım mı?
Kara çelikten kılıcımı kavrayayım da,
Uçurayım mı gövdenden başını?
Can nasıl tatlıdır göstereyim de sana,
Alaca kanını yer yüzüne savurayım mı?
Nedir başımıza gelen, söyle bana?
Yoksa gazabım acıtacak canını!
Kocasının söylediklerini duyan kadın kahra boğuldu.
Kara gözleri kanla, yaşla doldu. “Hanım,” dedi. “Bu günah
ne senden, ne benden… Allah’tandır,” dedikten sonra konuşmaya devam etti:
Dur Dirse Han, gazap etme bana,
Kalk yerinden de bir alaca çadır diktir!
10
Acı sözlerle bağrımı dağlama,
Attan aygır, deveden buğra,
Koyundan koç kırdır da
Oğuz’un beylerini yanına topla.
Aç olanı doyur, giydir çıplak kalanı,
Tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır sonra.
Bir şenlik düzenleyip aman dile, dua ettir.
Belli mi olur, ağzı hayırlı birinin duası kabul olunur da
Tanrı bizi de eriştirir muradımıza!
Dirse Han karısının sözüne uyup bir şenlik düzenledi. Aygırlar, buğralar, koçlar kestirdi. İç Oğuz’da ve Dış
Oğuz’da ne kadar bey varsa davet etti. Aç görünce doyurdu, çıplak görünce giydirdi, borçlunun borcunu ödedi.
Tepe tepe et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El açıp dua ettiler. Allah bir ağzı hayırlının duasını kabul etti ve Dirse
Han’ın karısı hamile kaldı. Zamanı gelince bir erkek çocuk doğurdu. Çocuğu dadılarla büyüttü, herkesten sakınıp sakladı.
Atın ayağı hızlı, ozanın dili çevik olur. Her doğan büyür, gelişir. Aylar yıllar geçti, Dirse Han’ın oğlu on beş yaşına girdi.
Bayındır Han’ın bir deve ile bir boğası vardı. O boğa
boynuz attığı her taşı un ufak ederdi. Bu boğayla deveyi
biri yaz, biri sonbahar olmak üzere iki kere dövüştürürlerdi. Bayındır Han da yanındaki beylerle beraber bu dövüşü izlerdi. Bir yaz günü boğayı dışarı çıkardılar. Demir
11
zincirle bağlı boğayı üç kişi sağından, üç kişi solundan
tam altı kişi tutmuştu. Bu altı adam boğayı getirip meydanın ortasına bıraktı.
Bu sırada Dirse Han’ın oğlu üç arkadaşıyla beraber aşık
oynuyordu. Boğayı salıp, aşık oynayan çocuklara meydanı
boşaltmalarını söylediler. Boğayı gören üç oğlan kaçtıysa
da Dirse Han’ın oğlu kıpırdamadı. Meydanın ortasında
durmuş etrafına bakıyordu.
Boğa, oğlanı öldürmek amacıyla üzerine doğru koşmaya başladı. Tam oğlanın dibine geldiğinde oğlan öyle bir
yumruk indirdi ki boğa ne olduğunu şaşırarak geri geri
gitmeye başladı. Sonra hayvan kendini toparlayıp tekrar
saldırıya geçti. Bu sefer oğlan vurmak yerine yumruğunu
hayvanın alnına dayadı. Boğayı geri geri iterek meydanın
başına kadar sürükledi. Bu arada beyler de olan biteni seyrediyordu. Boğayla oğlan bir süre daha çekiştiler. Boğanın
kürek kemiklerinin üstünde köpük bağlandı. Bu durum
böyle bir süre devam etti, ama ne oğlan, ne de boğa galip
geldi; bir türlü yenişemediler.
Oğlan, “Bir dam kurmak için önce direk dikerler, bu direk damın dayanağı olur. Dayanağı alırsan dam yıkılır,”
diye düşündü. “Ben niye yumruğumla dayanak oluyorum
ki,” dedi ve yumruğunu boğanın alnından çekti. Dayanağını kaybeden boğa, olduğu yere yıkıldı. Oğlan bıçağını
çıkarıp boğanın başını kesti.
Oğuz beyleri koşup oğlanın başına toplandılar, “Aferin,” dediler. Dede Korkut’un gelip bu çocuğa ad koymasını
istediler. “Babasından oğlana beylik istesin, taht versin,”
12
dediler. O zamanlarda bir oğlan baş kesip kan dökmedikçe ad koymazlardı.
Dede Korkut geldi. Oğlanı da yanına aldı ve Dirse Han’ın
yanına gidip konuşmaya başladı:
Hey Dirse Han, beylik ver bu oğlana, taht ver, erdemlidir!
Uzun boylu bedevi bir at ver, biniti olsun, hünerlidir!
Bin koyun ver bu oğlana, şiş yapıp yesin, erdemlidir!
Ağılından bin deve ver, yükleti olsun, hünerlidir!
Altın sırmalı çadır ver, gölgesinde otursun, erdemlidir!
Kuş işlemeli cübbe ver bu oğlana giysin, hünerlidir!
Bayındır Han’ın ak meydanında cenk etmiş bu oğlan,
Boğaç Han olsun adı; adını ben verdim, yaşını Allah versin!
Dirse Han oğlana beylik verdi, taht verdi. Boğaç tahta
çıkınca babasının kırk yiğidini anmaz oldu. Kırk yiğit bu
duruma sinirlenip kendi aralarında konuşmaya başladılar. “Bu oğlan adını, tahtını aldıktan sonra bize yüz vermez oldu. Varıp gidelim de Boğaç’ı babasına şikâyet edelim. Belki de bize inanıp bu oğlanı öldürür. Biz de Dirse
Han’ın yanındaki eski hürmetimize, ilgimize yeniden kavuşuruz,” diye konuştular.
Bu kırk yiğit, yirmişerli iki gruba ayrıldı. Bir grup Dirse
Han’ın yanına gidip Boğaç’ı şikâyete başladılar, “Gördün
mü Dirse Han neler oldu? Hiçbir işe yaramayan oğlun soysuz, nankör çıktı. Yanına kırk yiğit alıp Oğuz beylerinin
üstüne yürüdü. Nerede bir güzel gördüyse çekip aldı. Ak
13
sakallı ihtiyarların yüzüne sövdü, ak saçlı kadınların saçını yoldu. Akan duru sulardan haber geçip de ala dağdan
aşarsa, Bayındır Han oğlunun yaptıklarını duyarsa senin
halin nice olur? Yanına çağırıp sana gazap ederse… Böyle
oğul senin neyine gerek, böyle oğlun olacağına hiç olmasın daha iyi. En iyi yol, bu oğlanı öldürmektir.”
Dirse Han, “Varın getirin o oğlanı da öldüreyim, bana
böyle oğul gerekmez,” dedi.
Boğaç’ı şikâyet eden namertler, “Biz senin oğlunu nasıl getirelim? Bizim sözümüzü dinlemez, bize uyup da buralara gelmez,” diye cevapladılar.
Onlar konuşurken kalan yirmi namert de çıkıp geldi.
Onlar da çekiştirmeye, Boğaç’ın arkasından konuşmaya
başladılar, “Dirse Han, oğlun kalkıp, yamacı güzel yüce
dağda ava çıktı. Sen burada otururken av avlayıp, kuş
kuşladı. Al şaraptan içip anasıyla sohbet etti. El kaldırdı,
anasının canına kastetti. Oğlun nankör, soysuz çıktı. Eğri
dağdan haber aşıp da Bayındır Han’ın kulağına giderse,
Dirse Han’ın oğlu böyle kötülükler yapmış diye haber alır
da seni çağırırsa… Böyle oğul nene gerek, öldürsene.”
Dirse Han tekrar, “Gidip getirin, bana böyle oğul gerekmez,” dedi.
Namertler, “Biz senin oğlunu nasıl getirelim? Bizim sözümüzü dinlemez. Sen şimdi yiğitlerini de alıp oğlunun
yanına git. Beraberce ava çıkın, kuş kuşlayıp av avlarken
oğlunu gafil yakalayıp öldür. Tek çıkar yol budur, oğlunu
bu şekilde öldüremezsen başka türlü öldüremezsin,” dediler.
14
Dirse Han ertesi sabah kırk yiğidi ve oğluyla beraber
ava çıktı. Av avlayıp kuş kuşladılar.
Kırk yiğitten birkaçı Boğaç Han’ın yanına gelip, “Baban geyikleri onun önüne kadar kovalamanı, sonra da
öldürmeni istiyor. ‘Oğlumun nasıl at bindiğini, nasıl ok
attığını, nasıl kılıç salladığını görüp övüneyim’ diyor,” dediler.
Kırk yiğitten birkaçı da Dirse Han’ın yanına gitti. “Görüyor musun Dirse Han oğlunun yaptıklarını? Geyiği kovalayıp senin önüne kadar getirecek, geyiği vuracak gibi
yapıp oku sana atacak, dikkatli ol. O seni öldürmeden
önce sen onu öldür,” dediler.
Boğaç Han geyiği kovalarken babasının önünden geçiyordu. Dirse Han, kurt sinirinden yapılmış yayını eline
aldı. Üzengisinin üzerinde doğruldu. Yayını gerdi ve oğlunu iki kürek kemiğinin arasından vurdu. Ok saplanınca,
Boğaç Han’ın alaca kanı koynuna doldu. Atının boynuna
sarıldı.
Dirse Han oğlunun yanına gidip haykırmak, bağırmak
istedi, ama kırk namert ona engel oldu. Atını çevirip onu
oradan götürdüler.
Dirse Han’ın karısı, oğlumun ilk avıdır diyerek attan
aygır, deveden buğra, koyundan koç kestirdi. “Yüce Oğuz
beylerini ağırlayayım,” dedi. Yanına kırk güzel kız alıp
Dirse Han’la oğlunu karşılamaya çıktı. Yüzündeki örtüyü
kaldırıp kocasına baktı. Sağa sola göz attı, ama oğlunu
göremedi. Kara bağrı sarsıldı, yüreği sıkıştı, kara gözleri yaşla doldu. Dirse Han’ın yüzüne bakarak konuşmaya
başladı:
15
Download

Hanım hey! Kam Gan oğlu Bayındır Han bir gün yerinden