Önsöz
Adamak nedir? Đnsan adadığında kan akıtmayı
düşünür. Ya ölüm ya da kalım demek bu.
Kendimi adamak daha büyük bir şey. Hazreti
Đbrahim’in oğlu Hazreti Đsmail’i adaması gibi.
Ya da ben bunu ne olursa olsun yapacağım
demek gibi.
Adamak kelimesinin anlam bulması bu şekilde
oluyorsa, kim tutabilir ki bizi. Adanmışlık bize
cesaret verir. Aslında bizi engelleyen en büyük
şey
de
sonradan
öğrenmiş
olduğumuz
korkularımız.
Korkmasaydım ne yapardım diye sorabiliyor
muyuz kendimize?
Sorabiliriz. Peki ya cevabını alabiliyor muyuz?
Adanmışlığın cesaret verdiği nokta buradadır.
Bütün korkularımızın üzerine gidebiliriz.
Cesaretile korku arasında herkesin de bildiği
gibi incecik bir nokta vardır.
Hayatınız da kendinizi adayacak bir konu
bulana kadar hayalet gibi dolaşır durursunuz.
Ne zaman ki kendinizi adayacak bir amaç
bulursunuz işte o an hayatınız gerçekleşir.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
1
Hayatınızı
gerçekleştirirken
ihtiyaç
duyacağınız en büyük şey de cesarettir.
Önceden de cesursunuzdur ancak adanmışlık
size öyle bir güç verir ki, her şeyi
yapabileceğinizi, bütün ağır yüklerin altından
kalkabileceğinizi düşünürsünüz. Ölüm riski de
dâhil olmak üzere her riski üstlenebileceğinizi
bilirsiniz. Gerçekten ölmek dışında her türlü
riskin altına girebilirsiniz.
ADANMIŞLIĞIN CESARETLENDĐREN GÜCÜ,
hayatımın amacına da uygun oldu. Hayatımın
amacını belirlerken insanlara yardımcı olmayı
seçmiştim. Bu seçimin sonucun da aklıma gelen
ise bunu nasıl yapabileceğimdi. Đşte böyle
yapacaktım.
Adanmışlığın
cesaretlendiren
gücünü kullanmalarını sağlayacaktım.
Kitabı okumaya başladığın şu anda ilk olarak
yapmak istediğim seninle aynı platformda
olmaya çalışmak. Bu yüzden birçok soru ve
kavramlar getireceğim karşına. Daha sonra ise
bir yolculuğa çıkacak ve fikrimi bu yolculuk
sırasında karşılaştığım kişilere anlatacağım.
Sen de bu yolculuk sırasında birçok kişi ve
fikirleriyle tanışacaksın.
Burada yer alan
kişiler tamamıyla hayal ürünüdür. Gidilebilecek
yerler ise gerçek. Orada var olanların birçoğu
da gerçek yerler ve mekanlardır. Anlatılan
hikayeler benim size vermek istediğim
mesajları
iletme
yöntemimdir.
Hazır
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
2
olduğunuzda yola çıkabiliriz. Ancak yola
çıkmadan önce birkaç konuyu açıklığa
kavuşturmak istiyorum. Özellikle de yolculuğa
çıkacağınız yol arkadaşınızı biraz tanısanız
fena olmaz diye düşünüyorum. Ne dersiniz?
Bir öykü.
Çocuk babasıyla birlikte denizde balık tutmaya
çıkmış. Babası oltasını denize atmış. Biraz
bekledikten sonra çekmiş. Bir sürü balık var.
Gördündü oğlum diyen babasına; çocuk "ben
biliyordum zaten" demiş. Babası nereden
biliyordun deyince ben dua ettim de ondan oldu
demiş. Baba bir kez daha atmış oltayı ve biraz
beklemiş ve yine çekmiş yine bir sürü balık.
Çocuk ben biliyordum zaten demiş. Yine dua
ettiğini söylemiş. Daha sonra baba bir kez daha
atmış oltayı ve biraz beklemiş çektiğinde ise
hiç balık yokmuş. Çocuğa yine dönmüş ve
gördün mü hiç balık yok demiş. Çocuk ben
biliyordum zaten demiş. Çünkü dua etmedim.
Baba sormuş neden dua etmedin? Cevap
üzerine düşünmeniz gerekiyor hazır olun. "Yem
takmadın çünkü"
Bilmeniz gereken çok önemli bir şey vardır.
Bütün mucizeleri ortaya çıkaran peygamberler
sadece düşünerek bir şey yapmamışlar yani bir
mucize ortaya koymamışlardır. Özetle aksiyon
yoksa mucize yok.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
3
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü sizi ancak
bir istediğiniz varsa harekete geçirir ve bir
şeyler gerçekleştirmenizi sağlar.
Birçok
yanlış
yaptığım
için
insanların
hayatlarında yanlışlar yapabileceğini de gayet
iyi biliyorum. Peki, bu yanlışları yaptığımda ne
yaptım. Yanlışlarımı telafi etmek için bir
şansım daha olup olmadığına baktım. Varsa
kullanmak için yeniden denedim. Yeniden
denediğimde de doğru yapacağından emin
değildim, hiç bir zaman da olamazdım ama
yeniden denemem bana doğruyu yapma şansını
kazandırdı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü olmaya
karar verdiğim gün, hayatımın geri kalanını
nasıl yaşayacağıma karar verdim. Kendim için
neyin önemli olduğunu anlamama yardımcı
olanlara, hata yaptığımda bana öğretenlere
şükredecektim.
Bana
inananlara
da
şükredecektim. Biliyordum ki şükretmek beni
daha iyi hale getirecekti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü olmaya
karar verdiğim gün kendime bir soru sordum.
Büyük bir hayal kurabilir misin? Değişim
yaratacak bir şey! Gandi'nin yaptığı gibi,
Atatürk'ün gerçekleş-tirdiği gibi, Edison gibi.
Sonra da düşünmeye başladım. Büyük hayal
kurmak ne demek. Birazdan okuyacaklarınız
sadece size örnek olsun diye konuldu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
4
Saçmalama
özgürlüğünüzü
kullanmaya
başladığınızda büyük hayaller kurabilir ve
sonra da sizi en çok motive edeni
gerçekleştirmeye koyulabilirsiniz.
Köylerde yaşayan insanları düşünmek lazım, o
insanların köyleri için bir şeyler yapması lazım!
Kendileri için bir şeyler yapmaları lazım! Ne
dersiniz? Bu köylerde yaşayanlarda ilginç
hikâyeler var mıdır? Bu köylerde ilginç
fotoğraflar var mıdır? Bu köylerden çıkmış
ünlü isimler var mıdır? Bu köyün bir tarihçesi
var mıdır?
Peki Dünyanın çevresi ne kadardır? Ekvator
çizgisini takip ederek gezmek mümkün olabilir
mi? Bir çizginin üzerinde hareket ederek
nereler görülebilir? Ekvator çizgisinin üzerinde
yaşayan insanların ortak özellikleri var mıdır?
Onlar
bu
çizginin
farkında
mıdırlar?
Yaşadıkları coğrafya onlara ne kazandırmıştır?
Ekvator ülkeleri birliği var mıdır? Varsa neler
yaparlar?
Dünya üzerinde yaşayan ve boyları 2 metreden
fazla insanların ortak problemleri var mıdır?
Bu problemlerin çözülmesi için bir birlik
oluşmuş
mudur?
Bu
insanlar
birlikte
olduklarında neler isterler? Boyları uzun
insanlar için özel bir tatil köyü yapılabilir mi?
Bu insanların sayısı ne kadardır? Bu insanların
mutluluğu için neler yapılabilir?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
5
Her birini tek tek ele aldığımızda fikirleri
anlamsız bulacak birçok insan olacaktır. Önemli
olan fikirlerin anlamsızlığı değil büyük
olmalarıdır? Ya da büyüme potansiyelinin çok
fazla olmasıdır. Đnsan bu fikirlerden birini alıp
kendini adayabilir. Hayatının amacı haline
getirebilir. Yıllarca bu konu üzerinde çalışabilir
ve hayatını da iyi yaşayabilir. Bütün mesele
yapmayı düşündüğü konuyu belirlemektir. Bunu
belirlerken öncelikli olarak kendi menfaatini
değil toplumun menfaatini düşünmelidir?
Yaratmayı düşündüğü farkı?
Böyle bir fark ortaya koyduğunda kendini
adayacağı bir konuyu ortaya çıkarmış olur.
Bundan sonrası artık çocuk oyuncağıdır. Yüz
binlerce
zorlukla
karşılaşacağı
ve
bu
zorlukların bazılarının aşılması çok zor olacak
şeyler olduğu da bir gerçektir. Ancak, en
önemlisi insanın kendini adayabileceği bir
konuyu tespit edebilmesidir.
Ne dersiniz bunlara benzeyen veya hiç
benzemeyen bir amaç sizin hayatınızın amacı
olabilir mi? Olabilir dediğinizi duyar gibiyim.
Ancak nasıl yapacağınızı da düşünüyorsunuz.
Bilmenizi istediğim bir konu da gücümüzün
yetmeyeceği yerlerde yardımlar alabileceğimizdir.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
6
"Hiçbirimiz hepimiz kadar akıllı değiliz".
Kendinizi adayacağınız amacı bulduktan sonra
ekip arkadaşlarına ihtiyaç olacaktır. Kendi
başınıza yapabileceğiniz birçok şey vardır
elbette ancak fikrinize, amacınıza, ortaya
çıkacak değişimi yaratacak enerjiye kendi
başınıza sahip olmadığınızı da kabul etmelisiniz.
Bu bir ekip işidir. Đnanmış insanların buluştuğu
bir ekip işi. Đşte bu yüzden ekibinizde inanmış
insanlar ortaya çıkarabilmelisiniz. Bu da sizin
göreviniz. Đlk çekirdek kadro oluştuktan sonra
ekibinizde inanan insanların sayısı artacak ve
artacaktır. Đhtiyaç duyduğunuz her şeyi ortaya
çıkarmak için evren harekete geçecektir.
Kendinizi gerçekten adayacağınız bir amaç
belirlediğiniz andan itibaren Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü sizinledir. Bu cesaret ve
güç sizinle olduğu andan itibaren "hayır"
kelimesi size evet demem için bir sebep söyle
anlamına gelir. Siz sebebi söylersiniz. O sebebi
beğenmezse size yeniden hayır der. Bu kelime
de evet demem için bir sebep söyle anlamına
gelir. Siz bir sebep daha söylersiniz. Yine hayır
diyebilir? Siz bir sebep daha söylersiniz. Size
ne kadar hayır derse sizde o kadar evet
demesi için sebep bulursunuz. En sonunda evet
der. Bu doğanın kanunudur. Đstediğiniz her şey
için mücadele etmeniz gerekir. Mücadele bazen
hiç yokmuş gibi görünür bazen de hiç
bitmeyecekmiş
gibi.
Hiç
yokmuş
gibi
göründüğünde aslında başka şeyler için çok
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
7
mücadele ettiğinizde elde ettiğiniz beceriler o
isteğiniz içinde işe yaramıştır. Bütün mesele
budur.
Çok
mücadele
ettiğinizde
ama
mücadeleyi kazanmadan bıraktığınızda boşuna
çalışmış olmazsınız. Bir başka isteğiniz için
hazırlık yapmış olursunuz. Bu isteğinizin
farkında da olmayabilirsiniz.
Canınız sağ olsun. Mücadele hepimizin
yapabileceği kadar kolay bir şeydir. Ancak
herkes yapamaz. Bunun sebebi korkudur.
Đnsanın içine korku girdiğinde cesaret denilen
duyguyla mücadeleye başlar. Kazanırsa korkak
olursunuz. Bir insan her konuda korkak olamaz.
Cesaretli olduğu konular da vardır. Ancak
korkuları zamanla onun cesaretli olduğu
konularda bile onu cesaretsiz kılabilir. Bu
yüzden ilk başta korku ile karşılaştığınızda
cesaretinizi galip getirmeye bakmalısınız. Daha
önce oldu ve siz cesaretinizi değil de
korkunuzu mu galip getirdiniz. Olabilir. Bu
normaldir. Sizi cesaretinizin galip gelmesi
konusunda cesaretlendiren birileri olmadığı
içindir. Ayağa kalkın. Aynanın karşısına geçin
ve kendinize bir bakın. Đnsan denilen yaratık
ayağa kalkmak için bir sene uğraşıyor.
Sürünmekten
emeklemeye,
emeklemekten
ayağa
kalkmaya,
kalkmaktan
yürümeye,
yürümeden koşmaya. Siz bunları yaptınız.
Konuşmak içinde yıllarca mücadele ettiniz.
Düşünmek içinde. Anlamak içinde. Korkuları ve
cesareti öğrenmek içinde mücadele ettiniz.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
8
Şimdi
akıllıca
başlatacaksınız.
öğrenecek
ve
değişimi
Kendinize korkmasaydım ne yapardım diye
sorun? Sorun ki gerçekten istediğiniz şeyleri
bulabilesiniz.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
9
YOLCULUK
Evde oturduğum günlerden biriydi. Đşlerimde
yapmayı
hayal
ettiğim
birçok
şeyi
başaramamış,
karamsar
bir
şekilde
somurtmaktaydım.
Küçük
bir
çocukken
başlayan öyküm nedense hep zirve ve çukur
arasında devam edip gidiyordu. Başarılarım kısa
süre içinde geliyor ve aynı şekilde de kısa
sürede yok oluyordu. Sadece dersler kalıyordu.
(Bu dersleri geçtiğimi söylemiyorum) Artık kırk
yaşından daha büyüktüm ve bundan sonra çok
fazla hata yapma şansım kalmamış olmalıydı.
Hayatta beni neyin motive ettiğini düşündüm.
Nelerden zevk alıyordum. Neden herkes gibi
değildim. Sıradan bir hayat yaşamak beni niçin
rahatsız ediyordu. Đnsanların verdikleri sözleri
tutmuyor olmalarını neden çok önemsiyordum.
Ben neden bir yerde uzun süre kalamıyordum.
Statüko neden beni boğuyordu. Yaratıcılığım
neden her şeyin ötesine geçmeye doğru
hareket ediyordu.
Başkalarına yardımcı olmak beni neden bu
kadar mutlu ediyor ve kazıklandığımda neden
herkes gibi küsüp kin güden biri olmuyordum.
Evde neden kavga olmasın derdine düşmüştüm.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
10
Neden sevdiğim insanlara vakit ayırmak için
çaba göstermiyordum. Onlarla birlikte iken çok
mutlu olduğum halde neden onlardan ayrı
olduğumda
onları
düşünüp
özlemle
yanmıyordum. Kaybolmuş muydum? Arasam
kendimi bulabilir miydim? En iyisi yola düşmek
ve hayatı ve insanları gözlemlemek dedim.
Birden bire yürüyerek dünyayı gezmek gibi bir
düşünce yerleşiverdi beynime. Olabilir miydi?
Bu gerçekten mümkün olabilir miydi? Sevdiğim
ve fikirlerine değer verdiğim arkadaşlarıma bu
fikri açmalıydım. Onlara sorup bunun mümkün
olup olamayacağına dair görüşlerini almalıydım.
Ya olmaz bu mümkün değil derlerse ne
yapacaktım. Karar vermeli ve onlardan sadece
yardım istemeliydim. Öyle de yaptım. Bana
yardımcı olur musunuz dedim. Kabul ettiler.
Onlar olmasaydı da bu yolculuğa çıkmaya karar
vermiştim. Ancak onların bu fikrimi ve benim
isteğimi
gerçekleştirmek
için
kendimi
adadığımı görmeleri ve isteğime yardımcı
olacaklarını söylemelerinden dolayı çok mutlu
oldum. Böylece bir ekibim de olmuştu.
Birkaç gün konuştuk. Ben nerelerden gidecek
ve gittiğim yerlerde neler yapacaktım. Can
güvenliğimden dolayı yola yakın yürüyecektim.
Konaklayacağım yerler genellikle köyler ya da
kasabalar olacaktı. Gittiğim yerlerden düzenli
olarak mesajlar gönderecek ve onları haberdar
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
11
edecektim. Yanıma beni ağırlaştırmayacak,
ancak ihtiyacım olan her şeyi alacaktım.
Hayatta kalma eğitimleri alacak ve yön bulmayı
öğrenecektim. Anlattığım veya dinlediğim her
şeyi kaydedecek ve notlarımı da akşamları
bilgisayarda yazacaktım. Teknolojik olarak her
an bulunulabilecek şekilde olacaktım. Hayatımı
riske atmadan bu yürüyüşe çıkacak eğer
gerçekten zorlanırsam da pes edecektim.
Anlaşmayı yaptım. Dostlarımın benim için
sponsorlar bulmalarına, kendim için gereken
her şeyi ayarlamaya ve sponsorlarımla
tanışmaya da vakit ayırdım. Sonunda artık her
şey hazırdı.
Eşim kendini terk ettiğimi düşündü. Kızım ise
hayallerimi gerçekleştirmek için gittiğimi.
Hayallerimi gerçekleştirmek için gidiyordum
ama hepsi bu kadar değildi. Gittiğim her yerde
karşılaştığım her kişide yepyeni bir fikri
paylaşabilecek olmanın bana vereceği mutluluk,
haz ve yardım edebilme duygusu için
gidiyordum. Öğrenmenin bu türlüsünü de
değerlendirecektim.
Bir sabah gürültüsüz ve patırtısız bir şekilde
yola çıktım. Uğurlayan olmamasını istemiştim.
Adımlarımı attıkça iki duyguyu yaşıyordum.
Otur oturduğun yerde ve yürü hedefine doğru.
Ben yürümeyi seçtim.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
12
Đlk durağım Đzmit ili Gebze Đlçesine bağlı
Ballıkayalar kanyonu. Buraya daha öncede
gelmiştim. Şimdi ise ilk önce buraya gelerek
yolculuğa başladım. Sebebi ise çok açıktı.
Kızımla birlikte kendimize basit bir hedef
koymuş ve tepeye tırmanmaya karar vermiştik.
Yüksekten korktuğumuzda kendimize sorduk.
Orada olmak ve oradan karşı tarafın
fotoğrafını çekmek istiyor muyuz? Ne kadar
istiyoruz?
Yukarı
tırmanırken
hangi
tehlikelerle karşılaşabilirim? Düşme anında
düşebileceğimiz maksimum yükseklik ne kadar?
Đstediğimiz zaman vazgeçebilir miyiz? Bunu
yaptığımızda ne elde etmiş olacağız?
Balıklayalar’da konaklayan kampçılarla birlikte
kurdum ilk kez çadırımı. Onlarla birlikte yedik
yemeklerimizi. Neden buradasın diye sordular.
Ben de açıklayıverdim bir çırpıda. Onlara izin
verirseniz ilk konuşmamı da size yapayım,
bakalım beğenecek misiniz? Beğenirseniz de
beğenmeseniz de benimle birlikte olduğunuz
için teşekkür ederim dedim. Bir çember yaptık.
Ortada bir de kamp ateşi ve ben anlatmaya
başladım.
Basit sorular ve basit cevaplar içimize doğru
yolculuğa çıkmamıza sebep olur. Bütün mesele
bize enerji veren soruları bulup o soruları
soruyor ve cevaplandırıyor olmamızdır. Sizde
sorular sonunda, kendinizi neden adayacağınızı
belirleyebilirsiniz?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
13
Adamak, riske girmektir. Adamak girdiği riske
gözünü karartıp girmek demek değildir? Riske
girmek ölmeye çalışmak demek de değildir?
Riske girmek sadece riske girmektir. Sonuca
giden yoları bulmaya karar vermek demektir.
Adanmışlık bize cesaret verecek derken,
içimizde bizi durduran korkuyu yenmenin
yollarından bahsediyorum. Korkuyu nereden
bulup içimize getiriyoruz. Elbette geçmişten.
Gelecek bize korkuyu getirmez. Umudu getirir.
Ancak geçmiş tecrübelerimiz, duyduklarımız
veya inanışlarımız bize korkuyu getirir. Demek
ki
başkalarının
veya
bizim
geçmişte
yaşadıklarımızdan kurtulmadan gelecek ile ilgili
umuda sarılmamız zor. Geçmişteki korkulardan
kurtulmanın yolu ise onları itiraf etmek ve
kabul etmekten geçiyor.
Kabul ediyorum, yabancı insanlardan korkmayı
öğrenmişim. Kabul ediyorum, kalabalık arasında
konuşmaya kalktığımda bana güleceklerini
düşünmüş ve dalga geçilmekten korkmuşum.
Kabul
ediyorum,
reddedilmekten
korkmuşum. Kabul
ediyorum,
sevgisiz
kalmaktan
korkmuşum.
Kabul
ediyorum,
insanların bazılarının bana hayır demesinden
korkmuşum. Kabul ediyorum, sevdiğim kızın
bana âşık olmamasından korkmuşum.
Kendime itiraf etmem gereken birçok korkum
olmuş. Kabul etmem gereken. Bütün bu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
14
korkuları bir kâğıdın üzerine yazabilir miyim
acaba? Elime ter temiz bir sayfa alıp tüm
korkularımı, endişelerimi yazabilir miyim,
yazdıklarımı bağıra bağıra okuyabilir miyim?
Đtiraf edebilir miyim? Cevabım evet ise
kendimi adadığım amacıma ulaşmam için yoluma
çıkacak her türlü korkuyu beyaz kâğıdın
kenarları arasına hapsedebilirim. Ve hatta o
beyaz kâğıdı bir mezar kazıp gömebilir ve o
mezarın başında bir cenaze töreni yapabilirim.
Olmadı kenarından yakıp küllerini akan bir
suyun içine koyarak gönderebilirim. Arkasından
bakar ve şöyle söylerim.
Elveda korkularım. Sizi çok sevmiştim. Sizinle
bir ömür de geçirebilirdim. Mazerete ihtiyacım
olduğunda sizi kullanabilir ve arkanıza
saklanabilirdim. Elveda korkularım sizsiz bir
hayatta sizinle birlikte yapamam kelimesini de
kaybettim. Elveda korkularım, arkanızdan öyle
büyük gözyaşları dökeceğim ki bir daha asla
yanıma gelemeyeceksiniz.
Elveda korkularım, sizi gerçekten çok
sevmiştim ama şimdi düşünüyorum da siz beni
çok sevmemiştiniz. Elime aldığım her umut
verici
fikirde
önüme
dikilip
nasıl
yapamayacağımı anlatmıştınız. Benim mutlu
olabileceğim her denemeyi engellemiş benim
doğrular veya hatalar yapmamı engellemiştiniz.
Öleceğim
zamana
kadar
dostluğunuzu
kullanamadım. Maalesef, öldüğümde arkamdan
okunacak mektubumun içinde sizin varlığınızı
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
15
devam ettirmemekten kaynaklanan pişmanlık
olmayacak. Biliyorum biraz vefasızlık gibi oldu
ama bence en doğrusu bu oldu. Đlk defa sizsiz
bir hayat sürmeye karar verdim. Karar verdim
birilerinin karşısına geçip yanlışlarımla ve
doğrularımla bu benim demeye. Karar verdim
korkularımı ve pişmanlıklarımı ve hatta
endişelerimi gömmeye.
Hafifçe öne eğildim ve benim bu günlük
söyleyeceklerim bu kadar dedim. Önce bir
sessizlik oldu. Sonra onlardan birisi ayağa
kalktı ve konuşmaya başladı.
Benim adım Mehmet. Bildiğiniz gibi ben buraya
yakın bir köyde yaşıyorum. Buraları iyi bildiğim
için de kamp için gelenlere rehberlik
yapıyorum. Sizi dinlerken aklımdan yıllarım
geçti. Sevdiğim kızı istemeye cesaret
edememiştim. O ağanın kızıydı bense kâhyanın
oğlu. Okumayı da istemiştim tıpkı Mehmet
eniştemin oğlu gibi ama babamın köyden
kasabaya giden yollarda kurtlar var oğlum
yürüyemezsin
dediğinde
kurtların
beni
yemesinden
korkmuştum.
Korkularımı
hatırladım. Bu sene iyi fiyat vermeyecekler
diye soğan ekmediğimi de hatırladım. Hep
birilerini dinledim ve oturdum. Biraz önce siz
konuşurken düşündüm. Bütün pişmanlıklarım
korkularımın karşısında dimdik durmamaktan
kaynaklanmış.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
16
Şimdi bir karar verebilirim veya yıllardır bana
sözünü dinleten korkularımı dinleyebilirim.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü neden şimdi
burada ve neden ben anlattıklarınızı dinledim.
Acaba benim de öldükten sonra pişmanlıklarım
olacak mı yoksa bugünden itibaren bende
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü’nü
kullanacak ve bir şeyler yapabilecek miyim?
Elbette dedim. Elbette yapabilirsin. Benim de
böyle pişmanlıklarım vardı. Bir gün gerçekten
yaşamakla nefes alıp vermek arasındaki farkı
anladığımda, gelecek için bu tür bir
pişmanlığımın olmasını isteyip istemediğimi
sorana kadar? Đstemiyordum. Dönebileceğim
ilk
yerden
döndüm.
Evet,
eski
alışkanlıklarımdan vazgeçerek korkak adam
olmaktan döndüm. Đçime ayrı bir cesaret
doğdu. Soğuk bir gecenin sabahında üzerine çiğ
yağmış çimenin güneş ile gelen ısınmayı
hissettiği
gibi
hissettim.
Korkularımla
dövüşmeye başlamış arkadaşlığımı bitirmiştim.
Birbirimize iyi geceler dedikten sonra
çadırlarımıza çekildik. Mehmet’in anlattıklarını,
kendi söylediklerimi bilgisayarıma aktardım.
Cep telefonumla internete bağlandım ve mail
olarak gönderdim. Artık uyumalıydım. Sabah
güneş doğmadan kalkacak yeniden yürümeye
başlayacaktım. Oradakilerle vedalaştım.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
17
Güneşin doğuşu ile kalkmış, çadırımı toplamış
eşyalarımı yerleştirmiştim. Yolculuğu merak
ediyordum. Yolda neler olacaktı acaba? Sonra
nasılsa göreceğiz diyerek geleceği düşünmek
yerine şimdiki zamana döndüm. Kahvaltı olarak
bir elma yedim. Çantayı sırtlandım ve yola
koyuldum.
Birkaç adım sonra beynim sorularla dolmaya
başladı.
Sabahları
uyandığınızda
sizi
adanmışlığınızın cesaretlendiren gücü ile
buluşmaya götüren bir şey var mı? Sabahları
uyandığımda neden her gün farklı oluyorum?
Bazı zamanlar uyandığımda, kendimi üzerine
basılmış bir domates gibi hissediyorum veya
dalından koparılmış taze bir salatalık gibi tap
taze ve enerjik oluyorum. Neden?
Neden her sabah yeni bir oyuna başlıyorum?
Acaba bu roman hep aynı şekilde devam etse
olmaz mı, ben her gün inanılmaz zinde, enerjik,
istediği şeyi elde etmeye yetecek kadar gücü
olan biri olsam. Hiç değişmese, hiç unutmasam,
hiç kaybetmesem... Yani oynadığım her oyunu
ben kazansam. Bütün bulmacaları çözülmüş
bulsam. Kazanmam gereken para olmasa, bana
ait olan bir banka olsa ve istediğim her şeye
ulaşsam, hatta hapşırdığımda çok yaşa
diyenlere sizde görün dememe bile gerek
olmasa hemen cevapları gitse,
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
18
Bütün mesele hayatta bizi gerçekten motive
edecek bir şeyin hep olmasını sağlamaktan
geçiyor. Bize enerji verecek şey içimizde,
içimizde olan da kendimizi adayacağımız bir
şey. Çocukları düşünün, doğdukları andan
itibaren son derece enerjik oluyorlar. Ağlarken
candan ağlıyorlar, bir şey istediklerinde
istekleri yerine gelene kadar uğraşılarını
devam ettiriyorlar. Büyürken her dakika bir
şey
öğreniyorlar,
öğrendikçe öğrenmeyi
istiyorlar ve bir gün büyüklerini dinlemeye
başlıyorlar, kalıpların içine onları sokmamıza
bir şey demiyorlar. Misafirlikte oturulur
yavrum dediğimizde oradaki keşfedecek
şeylerden uzak duruyorlar. Đçlerinden geldiği
zaman zıplamalarını alt komşumuz rahatsız olur
yavrum diyerek durduruyoruz. Onlar da
kendilerine ihanet ediyorlar. Var oluş
nedenlerini inkar etmeye başlıyorlar, Her
geçen gün ışıltılarını kaybediyorlar. Bir müddet
sonra bir odadan içeri girdiklerinde ortalığı bir
aydınlık bir enerji kaplamaz oluyor.
Şimdi büyüdük, adına eğitim adı verdiğimiz
birçok yollardan geçtik. Disiplinli olmayı
öğrendik.
Đstediklerimizi
istediğimiz
an
yapamayacağımız kabul ettik. Ve mutlu olmak
için debelenip duruyoruz. Garip olan da bu değil
mi? Çocukken mutlu olmak için uğraşmazken
büyükken mutlu olmak için uğraşıyoruz.
Düşünme becerilerimizin daha fazla gelişmiş
olduğunu düşündüğümüze göre neden mutlu ve
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
19
huzurlu
olamadığımızı
edemiyoruz.
hemen
tespit
Geçmişe dönmeyi becerdiğimizi varsayalım. Ne
yapardık? Đçimizden geldiğinde eğlenebilir,
istediğimiz her şeye sahip olabileceğimizi
düşünür, olmadığında yeni bir şeyler yaratarak
mutsuzluk yerine yeni yarattıklarımızla mutlu
olabilirdik. Düşünün oyuncak arabanız olmadığı
halde elinizdeki yuvarlak tabakla direksiyon
yapmış, onunla oyun oynamıştınız. Neden
arabam yok demek yerine o anda oynamanız
için
gereken
tek
şeyi
hayal
gücünü
kullanmıştınız. Akşama kadar ağzınızdan motor
sesleri
çıkartıp
oyun
oynamış,
diyar
diyar gezmiştiniz. Elbette herkes değil bunu
yapan araba sevenler için geçerli bu
dediklerim. Bir başkası başka şeylerle mutlu
oldu. Bugün bunları yapmanızı engelleyen ne?
Sorumluluklarınız
mı?
Gerçekten
mi?
sorumluluklarınız sizin elinizi kolunuzu bağlıyor
mu? Size mutlu olmanız için hiç bir zaman
bırakmıyor mu? Bu söylediklerinize gerçekten
inanıyor musunuz?
Size bazı sorular soracağım? Soruları
kendinize sormanız için? Soruların cevaplarını
verecek ve o cevaplara göre davranacaksınız?
Yapabilir
misiniz?
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü ile bu sorulara cevap
verebilir misiniz?
Bir şeylerin arkasına
saklanmaktan vazgeçebilir misiniz? Gerçekten
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
20
yüreğinizi açabilir misiniz? Cesuryürek olup
kendi yazgınıza doğru yürüyebilir misiniz?
Yanınıza yoldaş olacak birilerini bulabilir
misiniz? Ya da yoldaşınız olmasa da yürümeye
cesaret edebilir misiniz?
Haydi, artık kendinizi neye adayacağınızı bulun.
Bulun ki her sabah kalktığınızda ne giyeceğinizi
düşünmeyin. Üzerinize giydiğiniz şeyin yıllardır
aynı olmasına aldırmayın. Yediğiniz yemeğin
neden altın kapta olduğunu düşünmek yerine
lezzetini düşünün. Zengin olmanın parası çok
olmak demek değil yaşadıklarından zevk
alabilmek demek olduğunu anlayan kişilerden
olun. Benimle konuşur musunuz? Bana ne
düşündüğünüzü
anlatır
mısınız?
Neler
hissettiğinizi, neler yapmayı hayal ettiğinizi,
meşhur olup olmamayla ilgilenmediğinizi, akşam
yediğinden sonra ne yiyeceğim diye bir endişe
geliştirmediğinizi, eskiden buzdolabı olmadan
da nasıl yaşayabildiğinizi, bana anlatır mısınız?
Bir sonraki durakta ne anlatacağım. Neler
söyleyeceğim derken aklıma dinlemek denilen
olgunun okullarda öğretilmediği geldi. Üzerine
düşünmeye başladım.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, dinlemeyi
öğrenmenin önemini bilir. Dinlediği kişilere
saygı duyar. Anlatılana saygı duyar. Yazılana
saygı duyar. Saygı duyması, söylenenleri
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
21
yapacağı anlamına gelmez ya da söylenenleri
hayatına geçirmediğinde dinlemediği.
Yolculuğu sırasında birçok yere gideceğini bilir.
Gideceği yerler hakkında öncesinden bilgi
edinir. Gittiği yerdeki insanları tanımaya
çalışır. Bu, onun yaşam ilkesi haline gelmiştir.
Cesaretinin kaynağı yapacağı işi bilmesidir.
Bildiği işi ya da öğreneceği işi yapar. Bildiği işi
yaparken korkmaz, zamana göre ayarlamalar
yapar, öğreneceği işi yaparken önce korkar,
sonra korkusunun üzerine gider. Korkusunu
kabul ettiğinde korkusuyla birlikte yaşamaya
başlar. Korku o zaman yavaş yavaş erir ve
kaybolur. Korkusunu inkar ettiği an bilir ki
korku kaybolmayacak sadece o inkar etmiş
olacaktır.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ruhunun
derinliklerinde
bilinmeyenler
olduğunu
keşfetmiş ve ona doğru yol almaya başlamıştır.
Kapılarını açmış içeri girmeye çalışan her
bilgiye de gülerek ve severek bakmıştır.
Adımlarını atarken yanına bir kangal yaklaşır
ve onunla yürümeye başlar. Kangal ona
duygularını anlatmış, nereden gelip nereye
gittiğini
sormuştur.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü Kangal için bu sorunun
cevabı neden önemli diye düşünür? Kendince
bir neden bulamaz. Kangala sorar. Neden
sordun bu soruyu, nereden geldiğim ve nereye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
22
gittiğim seni neden ilgilendiriyor? Kangal
sadece susar, gözlerini derinlere doğru
döndürür ve kısacık bir düşünceden sonra
cevap verir? Birkaç sebebi var bu sorumun der.
1. Nereden geldiğini biliyorsan durumun
farkındasın demektir.
2.
Nereye
gittiğini
biliyorsan
yönünü
çizebilirsin demektir.
3. Nerede olduğunu da bilirsin demektir ki
bence de en önemli olanı budur.
Nerede olduğun. Çünkü nereden geldiğin veya
nereye gideceğin senin şimdini kapsamaz, oysa
nerede olduğunu bilmek şimdini kapsar ve ben
eğer sen şimdi buradaysan sana birkaç soru
daha sormak isterim.
Adanmışlığın
cesaretlendiren
Gücü
bu
kelimeler hakkında düşünmeye karar verir ama
Kangal'dan
enteresan
bilgiler
aldığına
sevinerek yeniden sorar? Soruları neden
soruyorsun? Benden aldığın cevapları ne
yapacaksın? Eğer bir işine yarayacaksa ve
soruların cevabını ben biliyorsam bana bir
faydası olmalı, yok sadece merak ettiğin için
soruyorsan ve cevabı bir işe yaramayacaksa
hem benim hem de kendinin vaktini neden boşa
harcamış olacaksın. Şimdi söyle bakalım
sorularının cevapları için bedel ödemeye hazır
mısın?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
23
Kendine Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
dediğine göre, adanmışlık için bir beklentin
olmamalı. Vereceğin doğru cevapları vermenin
sebebi
de
seni
buraya
gönderenin
taktirindedir. Soruları sormamın sebebine
gelince de ben sorarım. Benim işim sormak.
Sorarım çünkü, sen
* Sorulara cevap aramaya başladığında kendini
iyi hissedersin.
* Cevabını biliyorsan mutlu olursun ve kendine
aferin dersin.
* Cevabını bilmiyorsan araştırır bulursun.
* Cevabını biliyor ancak emin değilsen araştırır
ve en doğruya ulaşırsın.
* Cevabını bilmiyorsan ve araştırdığında
bulamazsan
kendini
çok önemli
biri
zannetmekten vazgeçer ve öğrenci olduğunu
hatırlarsın.
Buradan anlaşıldığına göre seni bana gönderen
beni sana göndermiş. Đkimiz de birbirimizden
öğreneceğiz.
Đlerdeki köprüyü görüyor musun? dedi Kangal.
Evet
diye
cevap
verdi,
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Birazdan onun üzerinde
atacağız adımları, ne dersin o bizi yargılayacak
mı? Bizim hakkımızda ön yargılı düşünecek mi?
Ne dersin şeklimize veya şemalımıza göre mi
davranacak yoksa sorgusuz sualsiz kendini
Adadığı Görevi, yerine mi getirecek? Sessiz
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
24
kaldı Kangal? Ona soralım bakalım ne diyecek
diye cevap verdi. Ancak aslında kendisi
vermişti cevabı yüzyıllardır alıştığı şekilde,
bütün ön yargılarıyla. Köprüydü o. Bir yere
gidemezdi, elleri ve ayakları da bağlıydı. Seçme
hakkı da yoktu. Ağaçtan yapılmıştı. Canlı da
değildi. Oysa kendisi bir köpekti ve bir insanla
konuşabiliyordu. Köprünün konuşabileceğini de
düşünmeliydi. Düşünmedi. Sadece fikir yürüttü.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, ağaçların
yetişirken bir keçiye yem olmak yerine
büyümeyi seçtiklerini, denizde yüzüp giden bir
gemi olmak yerine binlerce kişinin kendilerinin
çiğneyerek geçecekleri bir köprü olmayı tercih
ettiğini biliyordu. Tam köprünün üzerine
geldiklerinde sordu? Köprü sen neden köprü
oldun?
Köprü cevap verdi. Ben bir küçük çocuğun
annesinden ayrı kalmasını seyreden bir
ağaçtım. Đçim yandı. Küçük yavru annesiyle
gidemedi. Çocuk dedesiyle birlikte burada
kaldı. Dede yaşlı çocukta çok küçüktü. Çocuk
dedesine sordu. Dede biz neden gidemiyoruz?
Dede içindekileri mi söylesin yoksa çocuğun
anlayacağı bir şekilde mi anlatsın bilemedi. En
sonunda buradaki ağaçlar bizim gitmemizi
istemediler. Bu yüzden burada bir köprü
olmadılar deyiverdi. Çocuk kendini ağaçlara
bizim için köprü olur musunuz demeye adadı.
Her birine sordu. Birçok ağaç ben daha köprü
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
25
olmaya hazır değilim diye cevap verdi. Ben
düşündüm, benim o ana kadar kendimi
adayacağım bir şey ortaya çıkmamıştı. O anda
karar verdim. Ben kendimi bundan sonra bu
uçurumdan geçmek isteyen her kese yardımcı
olmaya adıyorum dedim. Benim gibi düşünen
arkadaşlarımla beraber burada bir köprü olduk.
Bir daha kullanamayacaklarını bilmelerine
rağmen bir yolcu bizi birleştirdi. Dede ve torun
başka yerlere gitti.
Bir filozof geçti buradan ve bize dedi ki "
öğrenci hazır olmadan öğretmen gelmez" ben o
gün anladım. benim öğretmenim çocuk ve
dedesi idi. Öğrendiğim ders ise Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücüydü dedi köprü. Kendimi
adadığım için bunları yapabildim. Yıllarca
vazifemi yapmak için burada bekledim. Bazısı
teşekkür ederek geçti bazısı fark etmeden. En
sonunda siz geldiniz ve sordunuz?
Kangal ön yargılarını tekrar tarttı. Hayat onun
da öğretmenini göndermiş ve öğrencinin hazır
olduğunda öğretmenin çıkacağını öğretmişti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü gecenin
yaklaştığını fark ederek kendini rüzgarlardan
koruyacak bir yer aradı. Kangalı bu akşam
çadırına
alacak
ve
onun
sıcaklığından
faydalanacaktı. Hem de sohbet ederlerdi?
Sormayı seven bu Kangal ona da çok şey
öğretecek gibi görünüyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
26
Dünya ne kadar büyükmüş dedi Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü,
içinde
yürümeye
başladığından beri, kendi küçüklüğünün farkına
vararak. Bir yandan da dünya bu kadar büyük
derken insanın yaptıklarına baktı. Đnsan ne
kadar güçlü bu büyük dünyaya hükmediyor diye
geçirdi içinden. Gitgellerin içinde büyük
okyanusun dalgaları arasında bir yükseliyor bir
alçalıyor gibiydi ruh hali. Kangal kendi yoluna
doğru gitmişti. Köprü ile sohbetin sonrasında
gördüğü her obje konuşur olmuştu. Ağaçlar
rüzgarın sesi ile birlikte şarkı söylüyorlar,
kuşlar cıvıltılarıyla bu muhteşem orkestraya
solist olarak katılmanın gururunu yaşıyordu.
Beyni ve zihni her türlü oyunu oynuyordu. Bir
geçmişe bir geleceği götürüp onun şimdide
kalmasına engel olmaya çalışıyorlardı. O
ise şimdi kalmayı ve her şeyi fark etmeyi
istiyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü adımlarını
sıklaştırdı. Gideceği yere daha çok vardı.
Sırtında taşımakta olduğu çantanın içerisindeki
su şişesi açık kalmıştı herhalde sırtına hafif
bir ıslaklık geliyordu. Rüzgârla birlikte sırtında
soğuğunu hissetmişti. Durup düzeltmek lazım
dedi ancak sonradan vazgeçti. Soğuk iyi
gelmişti. Yolun sağındaki büyük taşların oraya
nasıl geldiğini düşündü. Taşlara sormadı, yoluna
yürüdü. Hedefler koymak ve hedeflerine doğru
yürümekle ilgili öğrendikleri geldi aklına.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
27
Yıllarca insanlara bir hedefin olmalı demiş
durmuştu. Şimdi kendi hedefine doğru
yürümekteydi ve yoluna da devamlı yeni şeyler
çıkıp duruyordu. Bir şekilde hayır demeyi
öğrenip hedefine doğru giderken onu yolundan
alıkoyacak
şeylerden
uzak
durmalıydı.
Dikkatinin azaldığı her anda, odak noktasının
bozulduğu her dakika yeni bir çeldirici yanı
başında bitiyordu. Şimdi de sarı sarı
çiçekleriyle katırtırnakları selam vermeye
başlamışlardı. Güldü ve adımlarını atmaya
devam etti.
Bir sonraki köye on kilometre daha vardı.
Ayaklarının, ayakkabının içinden gelen seslerini
dinledi. Günlerdir devam eden yolculuğun bu
kadar zorlu olacağını düşünmemişti. Her dakika
bir yerleri ağrıyor, sızlıyor, kanıyor ve isyan
ediyordu. Sekiz gündür devam eden yolculuğu
sırasında yepyeni insanlarla tanışmış her bir
köyde yani bir hikâye öğrenmişti. Kendine soru
soranlar öğretiyor sormayanlarda anlatarak
bilgilerine bir şeyler katıyordu. Şu Almanya'ya
giden Hüseyin'in hikâyesi ne kadar ilginçti diye
geçirdi içinden. Sonra onun yerine geçiverdi
birden.
Elinde bir valiz ki o valiz bütün köydeki en iyi
valizdi. Kilitleri bozuktu ama iple bağlandığında
gayet iyi görünüyordu. Arkasından uğurlayan
insanların yüzlerindeki garip ifade. Ne git güle
güle diyorlar ne de gitme kal bizimle, herkes
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
28
ortada kalmış sadece bekliyor. Hüseyin
arkasına bakıyor kasabaya kadar yanında
yürüyecek olanlara da gelmeyin demiş. Burada
vedalaşalım diye karar verdirmiş herkese.
Sebebi hem belli hem değil. Sonra kasaba,
orada da bir kalabalık tıpkı Hüseyin gibi, kimisi
yanına tencere de almış. Derken şehir ve tren
istasyonu. Orada Hüseyin'in şimdiye kadar
gördüğü en fazla yolcu bir arada nereye
gittiğini bilen ama bilmeyen. Her birinin elinde
bir kâğıt, kâğıdın üzerinde bir adres, orada
çalışacağım ben diye anlatıyorlar birbirlerine.
Hüseyin kendi elindeki kağıtta yazanı yüksek
sesle
okuyarak
dolaşıyor
kompartıman
kompartıman. Aynı yere giden varsa onunla
dost olacak. Bütün tren de kendi gibi olan yok.
Herkesler
kaynaşmış.
Hüseyin
yalnızlık
zinciriyle boğuşuyor. Kızıyor bir yandan
kendine. Neden inandım hikâyelere diye.
Neden?
Arada bir duruyor tren. Đçine üniformalarıyla
binenler. Bakıyor Hüseyin çevresindekilere ne
yapıyorlarsa yapıyor. Gösteriyor elindeki
belgeleri, bir şeyler söylüyorlar o da bakıyor
anlamayan gözlerle. Derken Almanya dedikleri
yer burası dediler. Yeni uyanmış gibiydi. Bütün
gece uykusunda boğuşmuş durmuştu. Ne
yaparım ben buralarda diye. Gelgitler hiç
bırakmamıştı yakasını. Şimdi geri dönsem mi
diye düşündü. Sonra neden geldim buralara
diye hedefini hatırladı. Çalışacak zengin
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
29
olacaktı. Đstediği kızla evlenecekti. Köyünde
kendine bir ev yapacak bir de tarla alacaktı.
Babasından kalmamış olan mirası, kendi
çocuklarına bırakacaktı. Bir cesaret geldi
birden. Dikeldi omuzları. Eline aldı valizini ve
indi sert adımlarla. O Mehmetçiklerin
kardeşiydi. Gâvur memleketlerinde kıvrılıp
zavallı kedi gibi olamazdı. Birisi elinden tuttu.
Bir sıraya götürdü. Valizini açtırdılar. Đçinde
bir iki parça
giyecek ve bir de küçük bir torba. Ne var bu
torbada dediler. Oda açtı gösterdi. Bir avuç
tohum. Umutlarını ifade etmesi için yanına
almıştı. Bir saksıya dikecek ve umutlarını hep
yeşil tutacaktı. Nedir bu dediler? Dillerini
bilmediği için anlatamadı, zaten dediklerini de
tam anlamıştı. Kenardaki otları gösterdi.
Kafasını salladı Alman. Geç diye bir işaret
yaptı. Muhtelemelen o da anlamamıştı. Yine de
bakacak çok şey vardı. Hüseyin elindeki adrese
gittiğinde aslında yalnız olmadığını kendi gibi
Türkiye'den gelen birçok işçinin olduğunu
gördü. Onlarla birlikte bir yerde kalacaklarını
öğrendi. Karınları acıkınca ne yiyeceğiz diye
düşündüler. Yiyecekleri her etin domuz
olduğunu düşündükleri için içinde et olan hiç
bir şeyi yemediler. Bir gün bir çobanın koyun
sattığını öğrenip oraya gittiler. Küçücük bir
alanı kapatmış çoban bir koyun için kazandıkları
paranın neredeyse yarısını istedi. diğer
işçilerle birleşip bir koyun aldılar. Aldıkları
koyunu besmele ile kestiler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
30
O gün Hüseyin kendi köyünü, yemyeşil çayırları
düşündü. Hayvancılık yapabileceğini anladı. Para
biriktirecek köyüne döndüğünde hayvancılık
yapacaktı. Çalıştı, çok çalıştı. Đki işte çalıştı.
Para kazandı. Hep biriktirdi. Çok parası olsun
istiyordu. Artık hayalleri, hedefleri daha
somut hale gelmişti. Arkadaşları bir araba
peşine düşerken, o hayvancılıkla ilgili şeyler
öğrenmeye çalıştı. Kim ne yapıyor ne kadar
sürede bir hayvan büyüyor gibi şeyler öğrendi.
Adı Çoban Hüseyin oldu. Alamancı Çoban
dediler ona. Sarışın kadınlar yerine sarı
ineklere baktığını gördüler. O takılmadı
bunlara.
Çalıştı
ve
çalıştı.
Diğer
arkadaşlarından daha erken döndü Türkiye'ye
köyünden arsa aldı.
Ahırlar yaptırdı. Evler almak yerine hayvanlar
almanın peşine düştü. Almanya'da entegre et
tesisleri gezdi. Firma isimleri aldı. Oradaki
firma sahipleriyle dost oldu. 10 sene geçmişti.
Artık her şey hazır gibiydi. Son bir kontrol
daha yaptı. Anlaşmalarını bağladı. Türkiye'ye
götüreceği iyi kalite hayvanları seçti. Artık
neredeyse zengin sayılırdı. Hüseyin hayatının
geri kalanında Hüseyin Ağa olarak yaşamayı
kafasına koymuştu. Đşçilik onun kaderi değil bir
dönem yaptığı işti.
Çoban markasıyla ürettiği etleri satacaktı. Ve
yaptı. Hikâye daha uzun ve daha da acıklı
tarafları var elbet ancak Adanmışlığın
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
31
Cesaretlendiren Gücü onlara anlattığı öykülerin
aslında onlar tarafından yaşandığını keşfetti.
Hepsi değil elbet dedi. Hepsi Hüseyin gibi
değil. Ancak
yolculuk
sırasında
nice
Hüseyinlerle karşılaşacağını da artık iyice
anlamıştı. Bu onun hem öğretim hem de
öğrenim yolculuğu olacaktı.
Yeni bir köy daha dedi içinden ve adımlarını
biraz daha sıklaştırdı. Hüseyin'in cesareti onu
yeniden kamçılamış ve cesaretlendirmişti.
Önündeki yolu yercesine yürüyordu artık.
Acıyan ayaklarına bakmıyor sırtından süzülen
tere aldırmıyordu. Birazdan köye varacak
muhtarı bulacak ve ona kim olduğunu neden
buraya geldiğini anlatacaktı. Sonra da herkesi
köy
odasında
yapacağı
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü adlı konferansa davet
edecekti. Bakalım bu köyden hangi cesurlar ne
gibi hikâyelerle çıkacaktı. Çektiği resimleri
yanındaki bilgisayara kaydediyordu. Bu köyde
de resimler çekecek şiirler dinleyecek ve
öyküleri kaydedecekti.
Gitgide
çoğalan
resimler
ve
hikâyeleri
merkezdeki
arkadaşlarına gönderiyordu. Arkadaşları yarın
varacağı kasabanın belediye başkanına haber
vermişlerdi. Orada, kapalı spor salonunda
konuşacak, projeksiyon cihazıyla gösterimler
yapacak ve öyle anlatacaktı Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücünü.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
32
Bu gece çok işi vardı yani. Sunumları
hazırlayacaktı. Bu yüzden bu köyde çok geç
olmadan bitirmeliydi sohbetini. Sırtındakileri
yere koyarken meraklı gözler altında, sordu
muhtar buralar da mı?
Muhtar buralardadır dedi, elinde bastonu olan
yaşlı adam. Ama yorulmuşa benzersin hele
muhtardan önce bir soluklan şöyle otur diye
bastonuyla gösterdi, muşamba kaptı tahta
masanın yanındaki sandalyeyi. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü yavaş yavaş alışmaya
başlamıştı. Anadolu’nun her bir köşesindeki
görmüş
geçirmiş,
şımarmasınlar
diye
torunlarını bile sevmemiş yaşlı insanlara. Çok
fazla nezaket beklemiyordu. Onlar nezaket
içinde değil ama gerçekten ve yürekten direk
söylüyorlardı.
Oturdu. Sırtındaki çantayı yavaşça çıkardı.
Şapkasını da eline aldı. Eğildi, yaşlı adamın elini
öptü. Selamün Aleyküm dede, diyerek sohbete
başladı. Önce birazcık densizce olacak ama
bilesiniz diye ben kendimi tanıtayım dedi.
Amacımı anlatayım. Neden buralara geldim
ayaklarımla, bilesiniz isterim diyerek sözü açtı.
Hani derler ya bir açtı pir açtı.
Ben evimde oturmaktan vazgeçtim dedem dedi.
Đnsanlara faydalı olmak istedim bir gün. Ertesi
gün daha fazla istedim. Sonraki gün bu bende
tutku haline geldi. Olmazsa olmazım olduğunda
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
33
yola çıkma kararı verdim dedi. Sonradan
anladım ki ben yardım edeceğim demekle
olmuyor, yardım edeceğin kişi yardım istiyor
mu? Madem ki yardım istiyor gerçekten hak
ediyor mu?
Ah be dedem sana sorular sormaya geldim.
Bana cevaplar verir misin? Öğrenmek
istediklerime yardımcı olur musun?
Dede bir daha baktı. Başı kel, elinde şapka olan
bu
adama.
Ayaklarının
şiştiği
belli
olan, yorgunluktan feri gitmiş gözlere neden
diye bağırdığını anlayarak. Sonra başını
kaldırdı, inanmayan gözlerle neden böyle bir
şeye kalktın. Bu zor bir iş yavrum, gerçekten
ne istiyorsun diye bir kez daha sordu.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü,
çok
haklısın ben de olsam bana güvenmeyebilirdim
diye cevap verdi. Sana gücenmem. Bana
öğreteceğin ne seni daha fakir yapar ne de
beni. Bir Çin atasözü derki "Bende bir yumurta
var sende bir yumurta var, birbirimize verdik
şimdi ikimizde de bir yumurta var. Bende bir
bilgi var sende bir bilgi var, birbirimize verdik
şimdi ikimizde de 2 bilgi var." kıssadan hisse
dedeciğim. Gel bilgilerimizi birbirimize verelim.
Beğenirsek alırız. Beğenmezsek kaldırır atarız.
Ne dersin?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
34
Dede bilgece salladı kafasını ve başladı
anlatmaya. Çok eski zamanlarda buralarda bir
beylerbeyi yaşarmış. Gerçekten beymiş,
efendiymiş, hem de çok bilgiliymiş. Đnsanlar bir
dertleri olduğunda bu beylerbeyine gider
dertlerine derman ararlarmış. Ona anlattıkları
problemlerin çözülmediği hiç olmazmış. Ancak
beylerbeyinin bir şartı varmış. Gelen herkesin
problemini net anlatmasını istermiş. Đçine
duygularını katmadan açık ve katışıksız.
Problemi çok iyi dinlermiş. Gelen herkese de
şöyle söylermiş. Bak dostum, her problem
içerisinde cevabını taşır. Problemini iyi tespit
edersen çözüme çok yaklaşmış olursun. Doğru
soruları sorarsan, cevabı da bulursun. Sonra da
dinlemeye başlarmış. Dinledikçe karşısındakinin
söylediklerine göre sorular sorar olayı tam
olarak açıklığa kavuştururmuş. Sonrasında da
anlatana döner 3 tane çözüm önerisi
getirmesini söylermiş. Anlatan konuyu tekrar
tekrar incelemiş olduğu için gayet iyi çözüm
önerileri getirir, doğru olmasa da doğruya
yakın şeyler söylermiş. Beyler beyi dönüp
çözümlerle ilgili bir kaç soru daha sorar ve
anlatıcının problemini net olarak çözmesini
sağlarmış. Ona problem anlatmaya gelen
herkes aslında kendi problemlerini kendileri
çözermiş.
Đnsanlar bunu bilmelerine rağmen yine de
beylerbeyine gider konularını anlatırlarmış.
Söyle bakalım yolcu bunun sebebi nedir? Diye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
35
sormuş
gücüne.
dede
adanmışlığın
cesaretlendiren
Adanmışlığın cesaretlendiren gücü sormuş. Şu
anda bana sorduğun sorunun amacı nedir?
Nereye ulaşmak istiyorsun? Şu anda ne
kadarını biliyorsun? Bildiğin ile öğrenmek
istediğin arasındaki fark nedir? Dede,
adanmışlığın Cesaretlendiren Gücünün de
beylerbeyi gibi olduğunu anlamış. Boş konuşmak
yerine problemi doğru tespit etmeye çalışıyor
olması bunu göstermekteymiş. Dede, seninle
konuşulabileceğine
ve
bilginin
paylaşılabileceğine karar verdim evlat demiş
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücüne. Haydi
artık muhtarı bulalım.
Etraflarında oturan gençlerden birine bana
muhtarı çağırın gelsin demiş. Genç tam
anlamıyla şaşkın şaşkın bakarak "muhtarı mı?"
diye sormuş. Evet demiş dede. Hemen demiş ve
koşarak uzaklaşmış genç. Biraz sonra yanında
Muhtar ile gelivermiş. Buyur babacığım demiş
muhtar dedeye. Bak oğlum bu genç sırtında
yükü ile diyar diyar geziyor insanlara
adanmışlığın cesaretlendiren gücünü anlatıyor.
Önce onu odaya yerleştirin. Sonra da ona
yemek verin. Akşam da bütün köylüyü köy
odasında toplayın. Kadınlar ve çocuklarda
gelsin. Gelirken yanlarına kağıt kalem de
alsınlar. Bu akşam ders var, dede herkesi
çağırıyor da deyiverin.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
36
Adanmışlığın
cesaretlendiren
Gücü,
az
daha büyük bir yanlışın eşiğinde olduğunu
anlamış. Dedenin özelliklerini fark etmiş ama
onu hala tanımamakta olduğunu da iliklerine
kadar hissetmiş. Yaşına bakılırsa çok yaşamış,
sözlerine bakılırsa çok öğrenmiş, anlatımına ve
talimatlarına bakılırsa da çok öğretmiş diye
geçirmiş içinden. Akşamın konusunu buna göre
seçmeliyim diye düşünmüş.
Akşama kadar dedenin tarif ettiği gibi olmuş
her şey. Odaya girdiğinde çok şaşırmış
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, herkes
oradaymış ve ellerinde not defterleri ve
kalemleriyle oturmaktalarmış.
Herkese merhaba, ablalarım, ağabeylerim,
sevgili kardeşlerim, hoş geldiniz.. Ben size bir
öykü anlatacağım bu akşam, öykümün sonunda
da sizlerin görüşlerini alacak ve sizlerin
anlattıklarınızı yazacağım. Ülkemde yaşayan
milyonlarca insanın kendine has bir öyküsü var
elbet ama ben bu köyün en can alıcı öyküsünü
de dinlemek ve yazmak istiyorum. Bana
anlatırsanız da mutlu olacağım diyerek
konuşmasına başlamış.
1800 lü yılların sonuna doğru uzaklarda çok
uzaklarda yaşayan bir millet kendilerine
sataşılmasın, zalimlerin isteyecekleri bir
şeyleri olmasın diye yaşamak için bataklıkların
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
37
içinde bir yurt seçmişler. Seçmişler de zalim
yine durmamış. Musallat olmuş bu barışsever
insanlara. Kadınlarına sarkmışlar, çocuklarını
kullanmışlar,
ellerindeki
avuçlarındakini
almışlar. Onları mağaralarda yaşamak zorunda
bırakmışlar. Bir gün içlerinden bir tanesi çıkmış
ve demiş ki; bir kitap okudum. Bu kitapta bir
adam deniz kazasından sonra tek başına bir
adaya çıkıyor ve orada elinde hiç bir şeyi
olmamasına rağmen yaşamayı başarıyor ve
medeniyet kuruyor. Bizim bu adamdan neyimiz
eksik. Üstelik daha kalabalığız. Biz de
medeniyet
kuralım
ve
kimseye
boyun
eğmeyelim. Halk önceleri eziklikle sonra ise bir
canlılık içinde dinlemeye başlamış bu adamı.
Onun fikirlerini kabul etmişler, herkes elinden
geleni yapmaya başlamış. Yumurta üreten en iyi
yumurtaları satmaya çalışmış, bozuk olanları
kimseye vermemiş, reçel yapan dünyadaki en iyi
reçeli yapmak için mücadele etmiş. Herkes
altına imza atacakları işleri yapmaya gayret
etmiş. Evet dostlar bu insanlar başarmışlar.
1900 lü yılların başında bir adam onların
ülkesine gitmiş. Trene binmiş. Biletçi kontrolü
olmamasına rağmen herkes bilet alıyormuş.
Kantinde bütün yemeler bir masada duruyor
isteyen istediği kadar alıyor içinden geldiği
kadar parayı da masanın üzerindeki kutuya
koyuyormuş. Satıcı yokmuş. Ziyaretçi çok
şaşırmış. Devlet demir yollarının kesin zarar
edeceğini düşünmüş, aynı dönemde bir başka
ülkede ki demir yolunda kontrollerin de
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
38
kontrolleri varmış. Kantinde her şey 3 misli
fiyatla satılırmış. Yıl sonunda her iki demir
yolunun gelirleri karşılaştırılmış. Bilin bakalım
hangisi daha çok kar etmiş. Kontrol olmayan,
isteyenin bilet almadan seyahat edebileceği,
yediği yemeğin parasını ödemeden yemek
yiyebileceği ülkenin demir yolu 1 milyon karda
iken herkesin kontrol edildiği, fiyatların 3 misli
olduğu ülkenin demir yolu 1 milyon zarar etmiş.
Bu ülkenin insanları biz birbirimize güvenmeyi
seçtik diye öğünürken diğer ülkenin insanları
herkes hırsızdır düşüncesini seçmiş. Şimdi
bizler hangisini seçelim. Biz adam olmayız,
bizde mutlaka kontol edilmeliyiz düşüncesini mi
yoksa bizim ülkemizde gerçekten dürüst
insanların çok olduğu bir ülkedir düşüncesini
mi?
Biliyorum cevabı. Đşte bu yüzden buradayım.
Hepimiz bizim güzel özelliklerimizi anlatacak
kuşaktan
kuşağa
taşıyacağız.
Eskiden
köylerdeki bakkalların veresiye defterleri
olurmuş. Parası çok olanlar bakkaldan içeri
girer veresiye defterini aç bakalım bakkal
efendi derler, açılan veresiye defterinden
ismini bilmedikleri birinin veresiye hesabını
kapatır giderlermiş. Şimdi herkese söylüyorum.
1923 yılında kurulan cumhuriyetten sonra daha
100 yaşına bile gelmemiş bir ülkenin evlatları
olarak bizler, dünyanın en başarılı ülkeleri
arasına girdiğimize göre, biz iyi miyiz değil
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
39
miyiz? Cevap elbette iyiyiz. Hem de çok iyiyiz.
Çocuklarımız daha çok
okuyacak, çiftçimiz daha çok çalışacak,
işlerimizi adanmışlık duygusu içinde yapacağız.
Her gün adanmış olduğumuz hayallerimizi
gerçekleştirmek için çalışacak akşamları da
öğrendiklerimizi
başkalarına
anlatarak
fikirlerimizi yayacağız. Memleketimizde işsiz
tek bir insan kalmayana kadar uğraşacak,
herkesi okutacak ve üreterek çalışacağız.
Bana katılır mısınız? Benim gibi adanmışlığın
cesaretlendiren gücünü diliniz döndüğünce
başkalarına anlatır mısınız?
Odadaki herkes bir ağızdan evet dedi.
Başlarını dik tuttular. Onlar başarılı insan
olmanın gururunu yaşayarak karar verdiler.
Sonra soru cevap başladı. Hikayeler anlatıldı.
En ilginç başarı öyküsü seçildi. Adanmışlığın
cesaretlendiren gücü onu anlatanın ağzından
kaydetti. Şiir yazanlar da vardı. Okudular.
Onlardan en beğenileni de kaydettiler. Artık
yatma
vakti
gelmişti.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü herkesle tokalaştı,
teşekkür etti, onların teşekkürlerini kabul etti
ve odasına geçerek kayıtları gönderilmesi için
hazırladı. Đyice dinlenmeli ve sabah da yola
koyulmalıydı. Bu geldiği diğer köyler gibi
bilgelik kokan, yaşanan gerçek tarihin olduğu
bir köydü. Bakalım yarın neler olacak dedi ve
uyumak için uzandı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
40
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü sabah
uyandığında bütün vücudunun kırılmış gibi
olduğunu hissetti. Yolculuk iyiydi ve bilgelik
doluydu. Yaşayan ve konuşan tarihle birlikte
yolda olmak da güneş enerjisiyle dolan bir pil
gibi devamlı şarj ediyordu kendisini. Ancak
yinede şeytanın ifritleri beynini kurcalamıyor
değildi.
Ayakları
ağrımaya
başladığında
vücudundan garip garip sızılar yükseldikçe
başarma duygusundan uzaklaşıyor ağlama
duygusuna doğru yelken açıyordu. Ne kadar
yalnız kalıyordu yürürken. Kangal ona bir süre
eşlik etmişti ancak şimdi o da yoktu. Bir köpeği
olsun istemişti hep, ama yıllar ona bir türlü bu
fırsatı sağlamamıştı. Eşi onu hep bir bahçeli
evimiz olsun şartıyla oyalamış evi alamadığı için
de köpeği olmamıştı. Kızı da bir köpek istemiş
ama annesi ona da bir köpek bakmak
sorumluluk ister sen bu sorumluluğa sahip
değilsin demişti. Oysa onlara güvenebilir ve bir
sorumluluk alma yetkisi verilebilirdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü o anda
geçen yıllar için pişman olduğunu hissetti ama
bir an durdu ve belki de o anda öyle olması
gerekiyordu dedi. Oysa şimdi bir başına yollara
düşmüş insanlara Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü nü anlatıyordu. Kendisini karşılayan
kişilerin, köylerinde ona evlerini açan kişilerin
köpeğine de kapıyı açıp açmayacaklarını
düşündü. Kapıyı açmadıklarında onun köpeğiyle
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
41
dışarıda kalmayı mı seçeceğini yoksa köpeğini
bırakıp içeri girmeyi mi seçeceğini bilemedi.
Başına gelmeden bu tür sorulara cevap
vermenin kolay olduğunu yıllar önce öğrenmişti.
Gerçekten hangi ilke ile hareket etmeliydi.
Đçeri alamayacağı yere girmemeyi mi seçmeli
yoksa bu yüzden bir köpeğe sahip olmamayı mı?
Off, yine zor sorular geldi aklıma deyip ayağa
kalktı. Üzerini giyindi. Sabah ki bezginliği
gitmiş yerine Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü gelmişti.
Kapıya çıktığında köylülerin ellerinde küçük
birer su kaseleriyle orada beklediklerini gördü.
Sabahın altısından onu uğurlamaya gelmeleri
dün gecenin iyi geçtiğinin göstergesiydi.
Selamlaştı onlarla ve her birini kucakladı tek
tek.
Bazıları
gelemeyenlerin
selamını
söylediler. O da hepsine selam gönderdi ve
yavaşça yürümeye başladı. Sonra adımlarını
hızlandırıp, pergelleri de açtı. Köy arkasında
kaldı. Bugün konaklayacağı yer daha büyükçe
bir yerdi. Ekibi önceden haber vermiş ve orada
büyük bir salonda konuşma yapması için
hazırlıklar yapılmıştı. Kasabanın girişinde
kendisini karşılayacaklar ve gideceği yere onu
götüreceklerdi. Eskiden olsa bütün bunları
böyle bilmesinin imkanı olmazdı ama şimdi
teknoloji çok gelişmiş, ekibiyle her gün
bağlantı kurması çok kolay bir şekilde
gerçekleşiyor olmuştu. Neyse şimdi bunları
düşünmek değil yapacağı konuşmayı düşünmek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
42
zamanı gelmişti. Birden aklına yola çıkmadan
kendisine gönderilen bir mail geldi. N ediyordu
o mailde, ne yazmıştı gerçekten sevdiği bir
insan,
Kervan yolda düzülür diyen bir ekip arkadaşına
sormuştu; peki kervan nereye gideceğini bilmez
mi? Yolculuğun ne kadar süreceğini? Yolda ne
gibi
güçlüklerle
ve
tehlikelerle
karşılaşacaklarını? Bunları aşmak için ne gibi
tedbirler alacaklarını?
Bu soruların ardından da onu destekleyen
cümleleri gelmişti. "Sen Yunus gibi gezmelisin
ve Mevlana gibi çağırmalısın insanları... Barış de
onun adına, özgürlük de! Ey insanlar iç sesinize
kulak
verin
de!
Nedir
dünyada
paylaşamadığınız; bir meçhule giderken ve
geriye dönen olmamışken! Kardeşçe yaşayın
de! demişti.
Adanmışlığın cesaretlendiren Gücü'de bütün
bunları dinlemiş ve kararının ne kadar doğru
olduğunu düşünmüş ve yola çıkmıştı.
Beyni ve kalbi sürekli birbiriyle konuşuyor ve
beyni devamlı üste çıkmaya çalışıyordu.
Adanmışlığın cesaretlendiren Gücü adımlarını
daha dikkatli basmaya başladı. Artık toprağı
gözleyecek ve onu hissetmeye çalışacaktı.
Bugün doğanın kendisine ne diyeceğini merak
ederek yürüyecekti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
43
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
yola
çıktığından beri toprağı düşünüyordu. Toprak;
nasıl bir yaratılmıştı. Bir toprak parçasının
meydana gelmesi kaç bin yılları alıyordu. Bu
nasıl bir sabır dedi kendi kendine. Acaba
toprağın yaşadığı hayat ona göre de kısamıydı.
Oda doyamadım şu ömrüme diyor muydu? O da
seçimlerini
sorguluyor
ve
bazılarından
pişmanlık
duyarken
bazılarıyla
övünüyor
muydu? Acaba toprağında dün, bugün ve yarın
diye kaygıları, zaman dilimleri var mıydı? Yoksa
sadece bugünü mü yaşıyor ve hatta şimdi de mi
kalıyordu? Bir taraftan alırken diğer taraftan
veriyor ve bende daha çok olsun diye
biriktirme huyu olmaksızın yaşayabiliyordu.
Đnsanlar her şeylerinin biteceğini düşünüp
gelecek günler için yığınak yaparken, toprak
içmesi gereken kadar suyu içtikten sonra
gerisini bırakıyordu.
Bu nasıl bir güven, yaratana duyulan bu güveni
anlamaya çalıştı. Kuşlarında buzdolapları yok,
onlarda
acıkınca
yemlerini
yiyorlar
bulamadıklarında
da
kaderlerine
razı
geliyorlardı. Karışık bir mevzuuydu bu kader
mevzusu. Đnsan kaderini yaratabilir mi? Yoksa
yazılmış kaderin içinde mi yaşar? Seçme hakkı
var mıdır? Yoksa o seçtiğini mi sanmaktadır?
Önce güven konusunu düşündü, bu akşamın
konusu güven olabilir dedi içinden. Sonra güven
duygusunu adanmışlığın cesaretlendiren gücü
ile nasıl bağlayacağına karar verdi. Konuşmasını
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
44
yaparak yürümenin onu akşama hazırlayacağını
düşünerek başladı.
Her zaman bildiği şey insanlar anlatan hakkında
bilgi sahibi olmayı istiyorlar ama bütün
hikayeyi de dinlemek istemiyorlar dedi. Bugün
ne kadar tanıtmalıydı kendini ne kadar
gizlemeliydi. Konu güven olduğuna göre
güvenmekle ilgili kendinden bir şeyler
anlatmalıydı. Güvenmek ve güvenilmek kendisi
için çok önemliydi. Bunu hayatının 35 yılını
yaşadıktan sonra öğrenmişti. Bir kitap ona
kendisini tanıması gerektiğini söyleyene kadar
hiç düşünmemişti üzerinde. Konuşmasının planı
hemen hemen ortaya çıkmıştı. Birde şiir olmalı
dedi bu kez. Bir de şiir okumalıyım. Đçinde ne
demek istediğim anlatan kelimeler bulunsun.
Aklına Can Yücel geldi. Anladım adlı şiiri ne de
güzeldi. Acaba hatırlayabilecek miyim? Diyerek
başladı söylemeye.
Anladım
bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu
varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
okuyarak, dinleyerek değil...
Bildiklerini bana neden
anlatmadığını, anladım...
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
45
Aşk peşinden neden yalınayak
Koştuğunu anladım.
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş
gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım...
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan
daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım...
Bir insanı herhangi biri kırabilir,
Ama bir tek en çok sevdiği kişi acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım...
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen
her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde
anladım...
Yalan
söylememek
değil,
gerçeği
gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım...
Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü
olmak,
Sana git dediğimde anladım...
Biri sana "git" dediğinde "kalmak istiyorum"
diyebilmekmiş sevmek
Git dediklerinde, gittiğimde anladım...
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,
Her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil, "affet beni" diye
haykırmak istemekmiş pişman olmak
Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve
gurur,
kaybedenlerin,
acizlerin
maskesiymiş,
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
46
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut
edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni
affetmeni
ölürcesine
istediğimde
anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür
bırakacak kadar sevmekmiş...
Şiir bittiğinde Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü bütün geçmişin beyninden nasılda hızla
geçtiğini düşündü. Yolu az kalmıştı. Kasabada
kendini beklemekteydiler. Kendini bekleyen
sadece kasabadakiler de değildi elbet, o da
beklemiş ve bir gün beklemekten vazgeçmişti.
Toprak geldi yine aklına acaba toprak da
beklemekte miydi? O da şimdiki zamanda
yaşarken gelecekten bir şeyler bekliyor
muydu? Onun da umutları ve hayal kırıklıkları
var mıydı? Olmadığına karar verdi içinden,
biraz da komik geldi. Hayal kırıklıkları
içerisinde sızlanan bir toprak. Saçmaydı.
Toprak sadece şimdiki zamanda yaşardı.
Kendisi
şimdiki
zamanda
yaşamayı
başarabilecek miydi. Bu yolculuk ona şimdiki
zamanda kalabilmeyi öğretecek miydi. Mutluluk
ve mutsuzluk amaç değildi. Amaç huzurla içtiği
suyu yudumlayabilmekti. Đçtiği suyun içindeki
tada
şükredebilmek
ve
onun
zevkini
çıkarabilmekti. Akşam yapacağı konuşmada
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
47
suyu anlatmalıydı. Suyun hafızası olduğundan
bahsedecek ve insanların kendilerine karşı
acımasızca kelimeler etmesini engellemeye
çalışacaktı. Sırtındaki çantaya koyduğu suyu
çıkardı. Kenara oturdu. Bir yudum aldı. Ne
kadar güzel bir tattı bu. Đnanılmaz bir şey, Bir
mucize. Her şey onunla başladı. Toprak ve su
birleştiler. Đnsanın ortaya çıkmasına sebep
oldular. Toprak insana yiyeceği her şeyi verdi.
Su da içeceği. Yaşayan tüm canlılar insan içindi.
Belki de insan öldükten sonra onlar için. Büyük
bir döngü var, bu döngü dengeyle kurulmuş.
Yaşayan herkes bu dengeyi bozmadan
yaşamalıydı.
Her şeyden herkese yetecek kadar vardı
dünyada.
Bunu da
anlatmalıydı. Kıtlık
felsefesinden
bolluk
felsefesine
geçişi
söylemeliydi. Tekrar ayağa kalktı dinlenmiş,
meditasyonunu yapmış, şükretmişti.
Kasabaya kadar bir daha durmayacak ve
yürümeye devam edecekti.
Yeniçağa'ya vardığımda gün batımı beni
karşıladı. Bu gölün kenarında oturup gün
batımını seyretmek ve düşünmek. Gerçekten
bir hediye. Biraz sonra kalkacak ve kasabaya
doğru yürüyeceğim.
Kasabaya geldiğimde oldukça heyecanlı bir
gurup tarafından karşılandım. Adanmışlığın
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
48
cesaretlendiren gücü onları da sarmış. Çantamı
almak istediler. Ben vermedim nazikçe. Birlikte
yürüyoruz. Geleceğinizi haber aldık dediler.
Sizin için Öğretmen Evinde yer ayırttı
başkanım. Yerleştikten sonra da sizi bekliyor.
Gelirseniz çok mutlu olacak. Akşam konuşma
yapacağınız yer de Mehmet Çelik Đlköğretim
Okulu. Đsterseniz orayı da görebilirsiniz
yolumuzun üzeri. Đyi olur ben mutlaka görmek
isterim konuşma yapacağım yeri dedim.
Güzel bir oda. Duşumu alıp. Traşımı oldum.
Hemen aşağıya indim. Beklediler sağ olsunlar.
Birlikte okula gittik. Bahçesine dizilmiş bütün
sıralar bana da konuşma için bir sahne organize
etmişler. Mikrofon da var. Akşama ne
anlatacağımı sorup duruyorlar bir yandan. Her
şey çalışıyor kontrol ettim. Sıraları biraz daha
içeri doğru almalarını ve aralarında boşluk
bırakmalarını söyledim. Yaka mikrofonumu
takarak denedim. O da çalışıyor. Haydi
Başkana gidelim dedim.
Başkan inanılmaz biri hoşsohbet ve aktif.
Enerji yayıyor etrafına. Nasılsınız, nasıl gidiyor
yolculuğunuz diye sordu? Ben de elimden
geldiğince
dilimin
döndüğünce
kısaca
özetleyiverdim. Bu yaptığınız gerçekten çok
cesurca dedi. Birçok arkadaşımıza sizi örnek
vererek anlatıyorum. Adanmışlığın ne demek
olduğunu, işlerini yaparken neden kendilerini
adamış gibi olmaları gerektiğini diyerek de
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
49
iltifat etti. Kalktık. Yemeğe gittik. Tirit ve
ayranlı çorba. Muhteşem olmuştu.
Okulun önüne geldiğimizde kalabalık beni çok
şaşırttı. Đnsanların bu şekilde toplanmaları ise
gerçekten gurur verici bir durum. Artık
hazırdım. Onlarda hazırdı. Başkan sahneye
çıktı ve bir açılış konuşması yaptı.
Hemşerilerim, bugün ben konuşmayacağım.
Bugün size birini takdim edeceğim. Onun adı
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, o size
kendinizi bir konuda adadığınızda ne olur onu
anlatacak. Bilirsiniz ben fakir bir aileden
gelmekteyim. Bugün ise burada başkan oldum.
Benim her zaman dediğim gibi bir şeyi
isterseniz
onu yaparsınız. Yeter ki her zaman en iyiyi
yapmaya çalışın. Alkışlarınızla Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü.
"Đyi
akşamlar.
Burada
olduğunuz
ve
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
adlı
konuşmayı dinlemeye geldiğiniz için çok
teşekkür ederim. Önce ben birkaç konu
anlatacağım.
Sonra içinizden
birinin
hikayesini dinleyeceğiz.
En
sonunda
da
içinizden birisinin sevdiği bir şiirle kapanış.
Ne dersiniz program güzel mi? Evet dediler ve
Alkışladılar.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
50
Beğendiğinize sevindim. Konu başlığımız. Güven.
Hepimiz için güven kelimesi önemlidir. Onsuz
yaşamda büyük bir boşluk vardır. Đçimizde
güven olmadığında ne yapacağımızı şaşırırız.
Güven denilen şeyin oluşabilmesi için üç şey
gerekir. Yani güven çorbası üç malzemeden
yapılır.
Birinci
malzeme
sorumluluktur.
Sorumluluk hissetmeyen birine güvenmeyiz.
Sorumluluk
alacağını
ve
bunu
yerine
getireceğini
bilmediğimiz
birine
(bu
kendimizde olabiliriz) güvenemeyiz. Đkinci
malzeme ise tutarlılıktır. Yaşarken söyledikleri
ve yaptıkları arasında fark olan kişiler tutarsız
kişilerdir. Ya da bir gün başka öbür gün başka
davranışlar
sergileyen
kişiler
tutarsız
kişilerdir. Bizler tutarsız söylemleri veya
hareketleri olan kişilere de güvenmeyiz.
Üçüncü maddede inanılırlık. Devamlı olarak
yalan söyleyen birine, yapacağını iddia ettiği
şey için hiçbir hazırlık yapmamış kişiye de
inanmayız.
Đnanmadığımız
birine
de
güvenmeyiz.
Bunlardan anladığımız nedir? Bu üç madde
olmadan yaşamaya çalışırsak bize güvenilmez
demektir. Kendi hayatımızda bu üç maddenin
ne kadar önemli olduğunu kabul edeceğiz ve ona
göre
yaşayacağız demektir. Güven denilen şey bir
defada var olup bir defada yok olan bir şey de
değildir. Bir banka hesabı gibidir. Yıllar içinde
yaptığınız doğru hareketler bu banka hesabına
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
51
güven olarak yatar, yanlış hareketlerde
güvensizlik olarak yatar. Banka hesabınızda ne
kadar çok güven varsa siz o kadar güvenilir
insan olursunuz. Ne kadar az güven varsa siz o
kadar az güvenilen kişi olarak yaşarsınız.
Eskiden güvenilmeyen bir insan bankasındaki
güveni artırarak yeniden güvenilen biri olabilir.
Yapması
gereken
3
malzemeyi
doğru
kullanmaktır.
Sorum şu? Sizin güvendiğiniz insanlar var mı?
Sizin güvendiğiniz insan olmayan şeyler de var
mı? Mesela toprağa güvenir misiniz? Onun size,
ektiğiniz tohumlara karşılık yüzlerce kat
yiyecek vereceğine inanır mısınız? Đnanırsınız.
Neden? Çünkü yıllardır böyle olmuştur. Çok
nadir başka sebeplerden dolayı ektiklerinize
karşılık alamamışsınızdır. Gerçek şudur. Toprak
güvenilir bir şeydir. Peki suya güvenir misiniz?
Đçince size yararlar sağlar, toprağa verince
toprağa yararlar sağlar, herkese bir faydası
vardır. Çok nadir olarak öfkesi ile yok ediciliği
de olur. Güneşe güvenir misiniz? Her gün
doğacağını bilirsiniz. Tutarlıdır. Ne yapacağını
bilirsiniz. Bütün bunları yaratana da güvenir
misiniz? Elbette cevabınız evet güveniriz
olacaktır. Ancak ben bu konuda biraz durmak
istiyorum. Yaratan bu dünyadaki herkesin
rızkını verdim diyor. Her şeyden herkese
yetecek kadar var bu dünyada diyor. Ancak
bazı insanlar bunu hiç anlamıyor ve bu söze hiç
güvenmiyor. Her şeyi stokluyor. Başkalarına
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
52
gerekecek şeyler onların dolaplarında bekliyor.
Şimdi size ilginç birkaç bilgi vereceğim. Hazır
mısınız?
Dünya'da makyaj için bir yılda harcanan para
18 milyar dolar, tüm kadınların üreme sağlığı
için gereken para 12 milyar dolar. Avrupa ve
ABD de evcil hayvanlarını beslenmesi için
harcanan para 17 milyar dolar. Açlık ve
yetersiz beslenmenin bitmesi için gereken para
19 milyar dolar. Parfüm için harcanan para 15
milyar dolar, dünyada okuryazar kimse
kalmasın diye harcanması gereken para 5
milyar dolar. Deniz seyahatlerine harcanan
para 14 milyar dolar. Herkese temiz su için
gereken para 10 milyar dolar. Avrupa’da
dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar, her
çocuğun aşılanması için gereken para 1,3 milyar
dolar.
Ne dersiniz gerçekten bizi yaradana güveniyor
muyuz? Yoksa kıtlık olacakmış gibi her şeyimizi
daha fazla olacak şekilde istif mi ediyoruz?
Hepimiz kendi buzdolabımızdan bozulduğu için
bir şeyler atmışızdır. Yiyemediğimiz için
küflenen ekmeklerimiz olmuştur. Eskitemeden
başkasına
verdiğimiz
veya
attığımız
giyeceklerimiz olmuştur. Kendinizi bir şeye
adamanızı istesem, israf etmemeye bunu
yapabilir misiniz? Mesela doyduktan sonra
yemesek. Gereksiz şeyleri yemesek. Sırf
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
53
çenemizi çalıştırmak için bir şeylere para
harcamasak.
Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum.
"Đşten artmaz dişten artar" atasözü üzerinde
düşünün lütfen.
Đkinci konum ise Su, Japonyalı bir doktor Dr.
Masaru
Emoto
titreşim
bilim
üzerine
araştırmalar
yapıyor.
Bu
araştırmaları
sonucunda bir gün acaba su da titreşimlerin
etkisi ne oluyor diye soruyor kendine.
Araştırmaları onu ilginç bir takım gerçekleri
bulmaya götürüyor. Şimdi size birkaç tane
fotoğraf göstereceğim. Bu fotoğraflar suyu
dondurup,
sonra
eritirken
oluşan kar
kristallerinin
fotoğrafları.
(Fotoğrafları
projektör ile gösterir)
Gördünüz mü? Nasıl güzel mi? Bazıları güzel
bazıları değil mi? Peki sebeplerine bakalım. Đlk
önce gösterdiğim fotoğraf suya seni seviyorum
denildikten sonra çekildi. Siz de beğendiniz.
Đkinci gösterdiğim fotoğraf suya senden
nefret ediyorum denildikten sonra çekildi. Siz
de beğenmediniz. Yüzlerce fotoğraf var bu
konuda araştırma oldukça geniş. ancak ben size
sadece
şunu
anlatacağım.
Đnsan
denilen yaratılmışın %60 ı Su ve beynimizin %
80 den fazlası su. Yani kendimizi sevdiğimizde,
kendimize güzel şeyler söylediğimizde biraz
önceki kristal gibi güzelleşir, kötü şeyler
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
54
söylediğimizde de çirkinleşiriz. Başkalarına
güzel
şeyler
söylediğimizde, güzel
davrandığımızda,
sevdiğimizde
başkalarını
güzelleştirir çirkin şeyler söylediğimizde ise
çirkinleştiririz.
Buradan da şunu anlıyoruz. Đyi olun ki iyi
kalasınız. Đyilik yapasınız ki iyilik bulasınız.
Şimdi hepimizin aklında olan soru şu. Bunları
nasıl yapacağım. Ben bütün dünyaya karşı nasıl
başarılı olabilirim? Đşte bunun cevabı da
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü. Eğer
kendinizi bu konuyu anlamaya, onu anlatmaya
adarsanız.
Sizin
gibi
insanlar
ortaya
çıkartırsınız. Güvenen ve seven. Güvenen ve
seven, iyi insanlar birbirlerine iyi davranırlar
ve iyilik yaparlar. Đyilik çoğalır. Đyilikler
çoğalır bir sel olur. Gittiği her yere iyilik
bulaştırır. Ben bunu anlatmak için kendimi
adadım. Köy köy kasaba kasaba insanlara bunu
anlatıyorum. Şimdi siz de öğrendiniz. Hoşunuza
gitti mi? Bunu başkalarına da anlatabilir
misiniz? Herkes bir kaç kişiye anlatır mı?
Güzel. Đşte böylece büyür gelişir.
Ben daha fazla konuşmayacağım. Đçinizden
birisi çıkıp bana kendi hikayesini anlatabilir mi?
Ben anlatıvereyim oğlum, dedi yaşlı ve eli yüzü
düzgün bir kadın. Buyur teyze dedim.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
55
"Buradaki herkes beni tanır, benim çocuklarımı
tanır. Bizim ne kadar varlıklı olduğumuzu
bilirler diye söze başladı kadın. Bilmedikleri ise
yıllar önce kocamın öldüğü zaman benim nasıl 4
çocukla ortalıkta kalakaldığımızdır. O zamanlar
çok paramız yoktu. Bir kaç ineğimiz vardı. Ben
sağardım kocam da satardı. O öldüğünde gece
gündüz ne yapacağız diye ağladım. Bir gece o
kadar çok ağladım ki dermanım kesilince
uyumuşum. Bir dede geldi rüyamda kızım neden
ağlarsın. Neden seni yaradana güvenmezsin.
Neden rızkın için mücadele etmen gerektiğini
anlamazsın diye soru sordu sabaha kadar. Hiç
bıkmadan binlerce kez sordu. Sabahleyin
uyandığımda bütün kemiklerim sızlıyordu. Sanki
dayak yemiş gibiydim. Đnsan inancını güvencini
kaybettiğinde hayatta yapacağı şeyler için
gücü kuvveti kalmıyor. Cesareti kalmıyor.
Neyse uzatmayayım. Sabah sütleri sağdım.
Güğüme koydum ve satmaya gittim. Gittiğim
evlere süt verdim. Parasını aldım. Akşam eve
geldiğimde kalan sütleri ne yapacağım diye
düşündüm. Peynir yaptım. Peynirlere de
müşteri çıktı. Tereyağ sordular, komşulardan
aldım onlara tereyağda götürdüm. Derken
taşıdığım şeylerin hepsini ben taşıyamaz hale
geldim. Bir at, bir de at arabası aldım.
Borçlandım ama çalışıp öderim dedim. Ödendi.
Derken büyük oğlum büyüdü bana destek oldu.
Araba aldık o dağıttı ben topladım, ürettim.
Dükkan açtık. Derken yerleri büyüttük. büyük
kızım evlendi. Đyi bir kocası oldu. O da el verdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
56
Fabrika yaptık. Küçük oğlum okudu. Avrupaya
gitti. Gelirken işimizi daha iyi nasıl yaparızı
öğrendi. Cesaret ettik. Yepyeni makineler
aldık. Çok para borçlandık. Ama çalıştık. Allah
da yardım etti.
Ne zaman bir şeylerden korkup atılım
yapmaktan vazgeçecek olsam rüyamdaki beyaz
sakallı dedeyi hatırlarım. Beni çok korkutan,
her yerimi dövmüş gibi ağrıtan. Neden
güvenmezsin kendine, seni yaratana diyen.
Kalkarım ve işimi yaparım. Bizim zenginliğimizin
bir başka sırrı daha vardır. Onu kimse bilmez.
Biz kazandığımızı her ay hesaplarız. Hesaplarız
ve onu kazandığımız yerde geri döner dağıtırız.
Kimsesizleri arar buluruz. Onlara nasıl bir
şeyleri ortaya çıkarabileceklerini anlatır
başlangıç sermayesi veririz. Đnekler alır
dağıtırız.
Kime
ve
neden
verdiğimizi
kimsecikler bilmez. Bu yüzden kazancımızın
devamlı arttığını biliriz. Her akşam evimizde
toplanır, bize verdikleri için şükrederiz.
Allah'ım hep daha çok verir. Bize de
başkalarına verme fırsatı verdiği için yine
şükrederiz.
Adanmışlığın cesaretlendiren Gücünü anlatan
oğlum. Bu hikayeyi de anlatabilirsin gittiğin her
yerde. Đnsanlar şunu bilsinler. Hayatta;
anlattığın toprak gibi, su gibidir. Ona verirsen
sana misliyle geri verir. Haydi kalın sağlıcakla.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
57
Satı Neneden sonra diyecek söz kalmadı
elbette. Söyleyin bakalım kim şiir okuyacak
diye sordum oradakilere, birisi çıktı dedi ki
ben şiir ezberleyemem ama iyi okurum.
Tanırlar beni burada ben demirciyim. Hatta
okuma yazma da bilmem sadece söyleyiveririm.
Đzin verirseniz bugün bunu yapmak isterim.
Herkes alkışladı onu. Cesaretini desteklediler.
Sahneye geldi. Başladı söylemeye,
Kayboluşun gölgelediğini,
Karanlığın demircisi,
Korlanmış ateşin içinden
Alıp alıp da vurur.
Hainliğin,
Ruhsuzluğun,
Öfkesizliğin,
Tepesine tepesine.
Hınçla, ihtirasla
Sakinliğin dehşetiyle,
Coşkunun ve korkunun beklediği,
Dağlara yağmış karlar.
Korkunun beklediği
Dağların arkasında
Demircinin nasırlı elleri.
Adanmışlığın Cesaretlendiren gücü ile vurur
Vurur da şekillendirir hayalleri.
Bir güneş ışığının önüne geçerek
Karanlığı davet eden,
Yalnızlıklar,
Geceleri yırtar
Ayışığının hüzmeleri
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
58
Evlerden içeri süzülüp
Beklemekten usanmış insanların ayaklarını
Kamçılarcasına aydınlatırlar
Kadın, korkudan
Ayaklarını karnına çeker
Annesinin karnındaki
Resmi yeniden çizer gibi
Elleri başını avuçlar
Parmakları dudaklarının arasına doğru
Heyecanla yol alır
Emerken düşünür,
Düşünürken emer
Ne yaparım nasıl bakarım,
Dört aç karnı nasıl doyurur
Nasıl sırt üstü yatarım.
Kalbinin sızladığı an
Peynir küflerinin kokusu
Burnuna ulaşır
Bu koku
Nasıl bir kokudur ki
Sevdiğini andırır
Bu koku nasıl bir kokudur ki
Özlenir
Kalkar ve çalışmaya başlar,
Ürettikçe üretir,
Çalıştıkça çalışır.
Hem kazanır hem dağıtır.
Adanmışlığın cesaretlendiren Gücü sabah
uyandığında
Satı
Nenenin
Öyküsü
kulaklarındaydı. Hayat ne kadar enteresan diye
geçirdi içinden. Satı Nenenin öyküsü kendi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
59
Annesinin
öyküsüne
benziyordu.
Annesi
müteşebbis olmak zorunda kalmamış, babası da
ölmemişti. Yine de bir gün kendi başına 3
çocukla kalmış ve bir şekilde o çocukların
büyümesi ve gelişmesi için emek harcamıştı.
Dünyadaki en iyi anne seçilmezdi belki ama
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü için bir tek
o anneydi. Onun hayatında kutsal bir yeri vardı.
Annesi için mucize de deyemeyebilirdi. Yine de
ailesi için kendi hayatından birçok şeyi karşılık
beklemeden feda edebilmişti. Zor günlerdi
yaşadıkları ama geçmişti.
Büyümüşlerdi işte, her biri farklı karakterde 3
evlat. Her birinin yangını hala sürmekteydi
annenin yüreğinde, büyük oğlu için üzülmeyi
severdi. Kızı için de en küçük oğlu ise 43 yaşına
kadar
onu
hiç
üzmemişti
neredeyse.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü diye bir şey
çıkarıp yollara düşme kararı verene kadar.
Şimdi devamlı aklı onda oluyordu. Gittiği her
yerde iyi olduğunu duymak yetmiyordu, yolda
öleceğini ve başına bir şey geleceğini
düşünüyor ve ağlamaya devam ediyordu. Kendi
kendine de ağlamıyor çevresindeki herkese
oğlunu şikayet ederek ağlıyordu. Neden böyle
bir şey yapmıştı ki oğlu. 40 yaşından sonra
neden değişmişti. Babası da onun gibiydi 40
yaşından sonra değişmişti. Bu oğlu zaten
babasına çekmişti. Melek gibi olmasına karşılık
çok dik kafalıydı. Kendi bildiğini yapar kimseyi
dinlemezdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
60
Telefon açıp devamlı vazgeç oğlum diyor ama
oğul bir türlü vazgeçmiyordu. Denemediği şey
kalmamıştı. Neymiş efendim Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü'nü anlatarak insanlara
motivasyon verecek ve insanlarda harekete
geçeceklermiş. Boş şeyler oğlum bunlar
demişti. Bu halk hiçbir şeyden motive olmaz.
Onlara sadece ceza bir şey ifade eder. Bu
insanlar sevgiden anlamazlar oğlum onlar
korkudan
anlarlar.
Bizim
camilerimizde
imamlarımız bunu bilirler. Đnsanlara onları
yaratanın ne kadar sevdiğini söylemezler.
Yaratanın ne kadar zalim olduğunu ve nasıl
zalimce ceza vereceğini anlatırlar. Cehennemde
nasıl yanacağımızı söylerler. Sen hala büyük bir
yanlıştasın yavrum. Đnsanları sevmek ve onlara
bir şey öğretmek mümkün değildir. Onlar seni
kandırır. Seni üzerler. Đşte bu yüzden
oturduğun yerde otur. Đnsanlara bir şey
anlatmaya çalışma. Herkes kendi yolunu bulur.
Senin yol göstermene gerek yoktur diyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü yıllardır
kendini bu kadar iyi hissettiği bir zamanı
hatırlamıyordu. Dün akşam Satı Nene ona bir
hediye
olmuş
ruhunu
aydınlatmıştı.
Dinleyenlerin hepsi konuşma bittiğinde elini
sıkmak için yanına gelmiş ve ona dokunmak için
mücadele etmişlerdi. Hepsi içlerinde bir yerde
onun gibi isyan edebilmeyi istemiş ama
anneleri,
karıları,
kocaları
gibi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
61
unsurlar yüzünden
bir
türlü
harekete
geçememişlerdi. Đçlerindeki en büyük pişmanlık
onları devamlı olarak baskı altında tutmaya
devam edecekti. Artık teslim olmuşlar
köşelerine çekilmişlerdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü hepsini
çocukluklarındaki mutlu anlara, yani kendilerine
ihanet etmedikleri o anlara götürmüş ve bu
ihaneti affetmeleri gerektiğinden bahsetmişti.
Kendilerini affederlerse, iyi sözler söylerlerse
içlerindeki su parlayacak ve onlarda huzurlu
olacaklardır.
Bir taraftan uyandıktan sonra yatağında
bunları düşünen Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü, yavaş yavaş yatağından çıktı. Soğuk bir
duş iyi gelecekti. Zihni yine oyunlara
başlamıştı. Đlk günler hep böyle olurdu. Bir şey
alışkanlık olana kadar hep zor gelirdi.
Alışkanlık olduktan sonra ise zevk. Yeter ki
alışkanlık haline gelene kadar sabretmeyi bil.
Dedi kendine....Giyindi. Ayakkabılarını bağladı.
Çantasını sırtlandı. Kahvaltısını edip yola
koyulmak üzere aşağıya indi. Dün gece
gelenlerden bazıları kendisini bekliyorlardı.
Onlara gülümsedi. Nasılsınız dedi. Onlarda biz
iyiyiz, siz nasılsınız dediler. Đçinden o anda
berbat demek geçti. Sonra düşündü. Bu gün
berbat başlamıştı ama o daha sonra bu günü
berbat yaşamamayı seçmişti. Seçimini hatırladı
ve cevap verdi. Muhteşem.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
62
Gandi’nin bir sözünü öğrendikten sonra bu tür
oyunlar yapmaya başlamıştı hayatta. "Önce
kelimeler değişir, sonra davranışlar ve sonra da
kader" Kaderini değiştirmeye kelimelerden
başlardı yani insan. O da bu günü muhteşem
yaşamaya karar vermişti. Đçine güzellikler
katacak ve en iyi resmini boyayacaktı bugün.
Her çiçeğin hatırını soracak, her bir çakıl
taşına teşekkür edecekti. Toprağı saygıyla
selamlayacak yediği zeytinden en büyük keyfi
alacaktı. Şükredecek ve sevecekti. Annesine,
babasına, kendisine baskı yapan herkese karşı
sevecekti insanları. Korkmayacaktı. Korkuya
esir olmayacaktı. Đçinde sevgi olacaktı.
Kendisine zarar veren insanları da sevecekti
ama
bir
daha
zarar
vermelerini
de
engelleyecekti.
Bayağı sessiz ve uzun bir kahvaltı oldu.
Yanındaki herkesle helalleşti. Onlara web
sayfasının adresini verdi. ne olur oraya
kaydolun ve beni yalnız bırakmayın diyerek
ayrıldı. Geldiği her yerde bir sevinç, ayrıldığı
her yerde de bir hüzün buluyordu. Sevinci de
hüznü de seviyordu. En son noktaya kadar
gelen kişiye cebinden çıkardığı bir CD verdi.
Bunu oku ve çevrendeki herkese anlat dedi.
Bugün
yürüyüşünün
sonunda
bir
köye
gelemeyecek gece olduğunda dağda mola
verecekti. Bu yüzden yanına yiyecek ve içecek
tedariki
yaptı.
Ayakkabılarına
baktı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
63
Tozlanmışlardı ancak ona hizmet
devam edecek durumdaydılar.
etmeye
Yürümeye devam dedi. Đstikamet Çamlıdere ....
Günlük yürümeyi tamamladıktan sonra bir
köyde olmamak da güzel oluyor. Bitirilecek
işlerin hepsini tamamlama fırsatı buluyor insan.
Bu dağ başında kimsenin olmadığı yerde,
kendinle kalabilmek. Gece olmadan yapacak
işlerin hepsini tamamlayacaksın, ateş yakmak
için hazırlık yapacaksın. Vahşi hayvanların
gelmesine karşı önlemlerin olacak. Yiyeceğin ve
suyunu organize edeceksin. Bunlar günlük ama
önemli işlerin.
Artık daha az uyuyorum. Geceleri yapmaya
başladığım işler zamanımı uyku yerine onlarla
değerlendirmemi sağlamaya başladı. Mümkün
olduğunca gece yazacağım diye de karar
verdim. Tasnif işleri, okunacaklar, resimlerin
gönderime hazırlanması, kitap yazmaya devam,
öğrendiğim hikâyeler ve yaşadıklarımdan
aklımda kalanlar. Çok iş var çok.
Çadırın önüne oturdum ve düşünme zamanım
geldi diye kendi kendime söyleniyorum. Ne
hakkında düşüneyim derken,” az uyu, az konuş,
az ye” üçlemesi üzerine düşünmeye karar
verdim. Đlginç bir şey daha vardır. Üçlemeler.
Birçok dinde yer alır. Ancak bu beni
düşüneceğim konudan uzaklaştıracak diye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
64
hemen
üzerini
kapatıyor
ve
üzerinde
düşüneceğim
üçlemeye
göre
düşünmeye
başlıyorum.
Elimde kâğıt kalem. Đlk yazdığım "Az uyu"
şimdi insanların hangisine sorsam daha çok
yaşamak ister misin diye. Hepsi ister, kime
sorsam günler artık 25 saat oldu sende bir
saat daha fazla yaşayacaksın bu bir saatte
neler yaparsın, yapacak bir şey bulur. Đnsan
ömrünün 75 yıl olduğunu var saysak ve günde 8
saat uyuyan biri ömrü boyunca 25 yıl uyumuş
olur. Oysa bilinen hiç bir dahi veya başarılı
insan ömrünün 1/3'ünü uykuya vermemiştir.
Verseydi kesinlikle başarılı olamazdı. Bir başka
deyişle dünya üzerindeki tüm insanların
ortalama 8 saat çalıştığını varsayalım. Dünya
üzerindeki bütün gelişmeler bu 8 saat
çalışmayla gerçekleştirildi. Yani dünya da
gördüğümüz her şeyin bir mislini daha
yapabilirdik eğer uyumasaydık. Ya da daha az
uyusaydık daha fazla şeyler yaratabilirdik.
Atalarımız bize az uyu derken mutlaka bir
mesaj vermiş olmalılar. "Uyku uykunun
mayasıdır." derken de öyle. Yani uyudukça
uyursun. "Üzerinize güneş doğmasın" derken
bir başka mesaj daha veriyor atalar. Ne kadar
ilginç atasözleri aslında gerçekten önemli olan
konular hakkında ve bizlere çok önemli
mesajlar verip duruyor.
Bir yeğenimiz var, eşimin abisinin çocuğu. Adı
Mustafa Ata Yeşil. Muhteşem bir yaratılmış.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
65
Hemen o geldi aklıma. Az uyuyor diye bütün
aile dert edinip duruyorlar. Sorun uykuya
alışmış anne ve baba gibi aynı saatlerde uyuyup
uyanmıyor. Böylece anne baba da uykularından
fedakârlık ediyorlar. Aslında Ata onlar için bir
hediye, bu süre içerisinde onlarda az uyumaya
alışsalar ne kadar iyi olacak. Ancak hepimiz de
biliriz ki bu durum tam tersi olacak anne baba
Ata'yı uykuya alıştıracaklar. Hep söylediğim
şey, bizler mükemmel yaratılıyoruz ve
maalesef bir müddet sonra gerçekten
yaratılma gayemize ve yaratılış özelliklerimize
ihanet ediyoruz. Sonra da mutluluk ve huzur
peşinde koşup duruyoruz. Bir soru daha geliyor
aklıma, uyuyan insan mı yoksa hareket eden bir
insan
mı
daha
enerjiktir.
Depresyona
girdiğimizde enerjik mi oluruz yoksa uykulu
mu? Enerjik insanlar mı yoksa uykucular mı
daha kolay depresyona girer? Kimler daha
başarılı olur enerjik insanlar mı yoksa
uykucular mı? Çok soru var. Hepsine cevap
vermek de gerekmiyor. Atalardan ders al. Az
uyu.....
2."Az konuş". Neden az konuşmamızı istemiş
olabilirler
ki
atalar.
Konuşma
eylemi
yaşadıklarımızı veya düşündüklerimizi bir
başkasına anlatma eylemi değil mi? Kesinlikle
öyle ama "insan konuşurken ne üretiyor" diye
soru geliyor aklıma. Evet eğer laf üreterek
para kazanmıyorsa, konuşmalar yaparak gelir
elde
etmiyorsa,
birilerine
bir
şeyler
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
66
öğretmiyorsa
neden
konuşuyor.
Yani
konuşmanın bir amacı yoksa neden konuşur ki
insan. Konuşma neyi doldurur. Hayatta ne işe
yarar. Konuştukça insan gereksiz şeyler de
söyler. Düşüncesinden önde gider ağzı. Söz de
ilginçtir. Ağzının içindeyken senin esirinken,
ağzından çıktıktan sonra sen onun esirisindir.
Ya sözünü yerine getirecek ya da sözünü
tutmayan kişi olacaksındır. Bu yüzden az
konuşmak gerekir. Sözünü tartarak söylemek
gerekir. Söz gümüşse sukut altındır diye
boşuna dememiştir atalar. Bu konunun da
derinlemesine araştırılması lazım gibi geldi
bana. Bu yüzden bugün fazla düşünmeyeceğim
üzerinde, ancak hayatıma nasıl geçireceğimle
ilgili de düşüneceğim. Çeneme fren takmam
gerekecek.
3."Az ye". Ne kadar doğru söylemiş atalar.
Dünya obeziteyle boğuşuyor. Dünya da kilo
vermek için uğraşan insanlar ve kilo vermeye
yarayacak aletler, ilaçlar, kıyafetler, kitaplar
gibi birçok şey var. Kilo vermemize neden
gerek olsun ki? Neden böyle bir hastalıkla
uğraşalım. Neden? 134 milyon web haberi var
bu konuda. Đnsanlığın başına büyük problemler
gelmiş durumda. Az yemek ile çözülebilecek bir
problem çok yeme alışkanlığımız yüzünden
ortaya çıkmış ve milyonlarca insan bu konudan
muzdarip. Az ye. Sık ye. Doktorların önerileri.
Midenizin
büyüklüğü
yumruğunuz
kadar.
Midenizin genişleme kapasitesi var. Şimdi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
67
elimize bir balon alalım. Top kadar büyük
olabilen balonlardan. Onu bir yumruk kadar
şişirelim. Ağzını bağlayalım. Đkinci bir balonu
da top kadar şişirip ağzını bağlayalım. Sizce
hangisi dışarıdan veya içeriden gelen baskılara
daha çok direnebilir. Đçlerine ıslanabilecek ve
ıslanınca eriyecek maddelerden koyalım. Çok
şişmiş
olanın
içine
daha
fazla
su
koyamayacağımız için tamamen ıslanması ve
erimesi zor olacaktır. Yumruğumuz kadar
kadar olan balonun içine bir o kadar daha su
koyabilir ve daha kolay eritebiliriz. Bu kısma
kadar olanı anladım. Đkinci kısmı da mideden
sonra olan kısmı. Normalde herhangi bir
maddeyi bir yerden öbür tarafa aktarabilmek
için çözelti haline getirirsek daha kolay
taşıyabiliriz. Borular vasıtasıyla bunu yapmamız
kolay olur. Düşünün su buz halinde olsaydı ve
eriterek kullanabileceğimiz bir şey olsaydı ve
hemen içilmediğinde katılaşan bir şey olsaydı
hayatımız ne kadar zor olurdu. Veya doğal gaz
katı olsaydı. Şimdi ne demek istediğimi
anlatabildim mi. Bağırsaklarımızı bir boru
olarak düşünürsek içinde katı şeylerin hareket
etmesi o kadar zor olacaktır. Çok yediğimizde
midemiz asitle parçalamakta zorluk çeker ve
bir kısım yiyecek bağırsaklarımıza tam olarak
parçalanmadan gider. Buradan da dışarı
atılması zor olur. Sağlıklı olmak ve sağlıklı
kalmak üç sırra bağlı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
68
Az uyu, (enerjik kal) az konuş,(seni esir alacak
sözler söyleme) az ye,(vücudun garipleşmesin).
Şimdi bir de çocuk yetiştirme şeklimizi
düşünelim. Uyusun diye ayaklarımıza koyar bir
o yana bir buyana sallarız. Yemiyor diye ağzına
tıkarız. Konuşsun ve devamlı anlatsın diye
alkışlar dururuz. Bence çok zeki çocuklar az
uyuyan, az yiyen ve az konuşan çocuklar
olabilirler. Bu tür çocuklara çok dikkat etmek
lazım.
Doğuştan
gelen
ayarlarıyla
çok
oynamamak lazım. Eğer ayarlarını bozarsak
ileride büyüdüklerinde istedikleri gibi bir
hayat yaşamadıkları için oldukça huzursuz
olacak
ve
çevrelerine
de
huzursuzluk
vereceklerdir.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü kendisine
sordu. Bunlar gerçekten önemli midir? Cevabı
evet oldu. Öyleyse hayata geçirmeye değer mi?
Cevabı yine evet oldu. bunu nasıl yapabilecekti.
Cevabı basitti. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü
ile.
Yani
hangi
konuyu
hayata
geçireceksen
buna
kendini
adayacaksın.
Olmazsa olmazın haline gelecek. Bu konuda
Benjamin Franklin'in ilkeleri hayata geçirme
metodunu uygulayabiliriz. Benjamin Franklin'in
13 tane ilkesi vardır ve her hafta birisine daha
dikkat ederek yaşar. Hayatında alışkanlık olana
kadar devam ettirir.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
69
Belki yarın bu konuyu anlatırım Çamlıdere'de
diyerek ayağa kalktı. Çevresine baktı. Ateşi
yakma zamanı gelmişti. Allahtan her şey
hazırdı. Çakmağı çaktı ve alevi dalların altına
koyduğu çıralara doğru uzattı. Alev yavaşça
ağaçları yalayarak ısıtmaya başladı ve onların
da üzerlerinde kıvılcımlar oluşturmaya başladı.
Çıtırtılar bir yandan kulağına geliyor bir yandan
da rüzgar sanki şarkı söylüyordu. Yemek olarak
bir elma yiyecek gecenin ilerleyen saatlerinde
ise acıktıkça ağzına birkaç lokma bir şeyler
atacaktı. Bu gece onun kendiyle baş başa
kaldığı, hayatıyla ilgili düşüncelerini ortaya
döktüğü,
hedeflerini,
amaçlarını gözden
geçirdiği bir gece olacaktı. Kavanozun içine
koyacağı büyük taşları belirleyecek ve buna
göre yaşamaya devam edecekti. Kavanozun
içindeki taşlar da Çamlıdere'ye kalmalı dedi.
Çamlıdere'ye ayrı bir sevgisi vardı. Orada
hayatında önemli olan insanların hatıraları ve
yaşadıkları vardı. Orada ki konuşması
gerçekten herkesi harekete geçirecek şekilde
olmalıydı. Konuşmanın planını da yapmalı ve
eline almalıydı. Gece uzun ve sakindi.
"Gecelerde bir sır vardı" Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü bu sırra ulaşmayı
yıllardır çok istemekteydi. Buna kafa yormayı
sabit fikir haline getirmeye doğru gitmekteydi.
Elindekini kapattı. Yazma işi, düşünme işi
şimdilik bitmişti. Bu günlük işi iyi oldu diye
düşündü.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
70
Sabahın erken saatlerinde yola çıktım. Daha
güneş doğmadan. Hava hafifçe ağarmıştı. Uyku
isteyen bedenim az uyu direktifime tepki
göstermeye devam ediyordu. Neden az
uyuyacakmışım diye başımın etini yiyen
gözlerim vardı. Çadırı topladım. Bir bardak çay
hazırladım. Küçük bir parça peksimet. Ateş
sabaha kadar yanmıştı. Gerçi ben de saat 3 e
kadar
ayaktaydım
ve
düzenlemelerimi
yapmıştım. Bütün akşam ve gece kendim için
önemli olan taşları kavanozuma koymuş koymuş
çıkarmıştım. Đstediğim her şeyi yerleştirmeme
olanak tanımamıştı kavanoz. Önem sıralaması
yapmak zorunda kalmıştım. Sonra bunu
yaptığım için memnun oldum.
Gecenin
ilerleyen
saatlerinde
kendime
dostlarıma ne kadar az zaman ayırdığımı
sormuş bir neden bulamayınca da kızmış ve
daha fazla zaman ayırmam gerektiğini
düşünmüştüm. Yola çıkıp diyar diyar gezmeyi
göze almıştım ve yeni dostlar kazanarak yoluma
devam ediyordum ama eski dostlarımı tekrar
tekrar arayıp hal hatır sormuyordum. Bir karar
verdim. Şimdi yoldaydım belki sık sık
görüşemeyecektim ama hiç olmazsa onlarla
yaşadıklarımı diğer insanlara anlatabilir ve
onlara da bu konularda mesajlar atabilirdim.
Küçük
bilgisayarımda
bir
mail
listesi
oluşturmaya ve ne olursa olsun onlarla
mailleşmeye karar verdim. Đçime ayrı bir huzur
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
71
geldi. Onları çok sevdiğimi ve onların iyiliğini
istediğimi düşündüm. Herkese bir faydam
olmuştu. Faydamın olmadığı insanlara bile güler
yüzle davranmış hepsine iyi bir gün
yaşatabilmek için uğraşmıştım. Kendime bir kez
daha aferin dedim. Sonra birden acaba kalbini
kırdığım insanlar var mı? Onlardan özür
dilemem için bana benim kalbimi kırmıştın
derler mi? Acaba hayatımda bir kez daha
karşılaşıp kendimi affettirme şansım olur mu
dedim?
Çamlıdere yol ayrımına geldiğimde heyecanım
daha da artmıştı. Burada tanıdığım insanlar ve
eşimin akrabaları vardı. Allah Rahmet Eylesin
Mustafa Yeşil adlı eşimin dedesi Çamlıdere için
bir hayat çalışmış ve bu kasabadan
milletvekilleri çıkartır hale gelmişti. 24 sene
belediye başkanlığı yapmış ve başkan olduğu
zamandan daha az parayla emekli olmuştu.
Đsmet Đnönü, Erdal Đnönü, Bülent Ecevit
velhasılı benim tanıdığım bütün devlet adamları
evine gelmişti. 12 eylül darbesinden sonra
Kenan Evren de gelmişti. Đyi bir adamdı. Ben de
tanımıştım kendisini. Maalesef çok sohbet
edememiştik. Dünyalar iyisi bir kayınvalide.
Allah rahmet eylesin oda vefat etti. Birkaç
sene önce. Melek yeryüzünde yaşıyor dense
o’dur diyebilirdiniz. Evet bu yüzden Çamlıdere
benim için ayrı bir önem taşıyor.
Çamlıdere'ye
geldiğinizde
eğer
otoyol
tarafından
geliyorsanız
sizi
Şeyh
Ali
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
72
Semarkandi Hazretlerinin Türbesi karşılar. Bu
ilçeye geldiğinde insanlara inanılmaz yardımlar
etmiş birisi, Semerkandlı olduğu için ismi de
öyle kalmış. O zaman bu kasaba da çobanlık
yapmış. Koyunlar veya büyükbaş hayvanlar
buradan otla, buradan otlama dese onu
dinlerlermiş. (Çobanlık ne kadar ilginç bir
meslek, birçok büyük insan bu mesleğin rahle-i
tedrisatından geçmiş, elbette rahle yok ama
öyle yazmak geldi içimden) Suyun olmadığı bir
zaman da adına karınca suyu denilen bir suyun
çıkmasına sebep olmuş. Đnananı ve kerameti bol
bir yatır anlayacağınız. Yolunuz Ankara ile
Gerede arasından geçerse bir gün mutlaka
uğrayın bu yatıra. Dua edin. Sizin için iyi
olacaktır. Çamlıdere'de bir başka enteresan
konuda yaylası ve Aluçdağı festivali adıyla
anılan ve yağlı güreşlerin yapıldığı güreş yeri.
Yayla da muhteşem. Birçok kooperatif evinin
de yapıldığı Đsviçre'nin dağ köylerini andıran
muhteşem bir güzellik. Çamlıdere insanı da iyi
hamurdan.
Ben
biraz
daha
fazla
çalışabileceklerini
düşünüyorum
ama
iyi
insanlar.
Çamlıdere'nin baraj gölüne doğru giderken
fosil orman olarak adlandırılan bir yeri daha
var. Burada ağaçların (her ne sebeple olduğunu
ben bilmiyorum) taşlaşmış halini görebilirsiniz.
Milyon yaşında bir ağacı elinize alabilirsiniz.
Burası açık hava müzesi olarak ilan edilmiş
durumda ama ben gittiğimde hala tam olarak
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
73
korunmuyordu. Bazı insanlar oradan küçük
taş(ağaç)lar alıp evlerine götürüyorlardı. baraj
gölü de Avrupa’nın en büyük baraj gölü olarak
duymuştum. bence gerçekten muhteşem.
Evet, işte türbe. Önce yukarıda duamızı
edelim. sonra aşağıya inip kabir ziyaretimizi
yapalım. Onun kabri, diğer kabirlerden her
zaman daha güzel oldu. Eşim Ayşegül, her sene
anneler
günü
öncesinde
Đstanbul'dan
sardunyalar alır ve onun kabrine getirir. Burası
her zaman yaz dönemini çiçekler içinde geçirir
bu sayede. Đnsan her kes den bir şey öğrenir.
Ben eşimden birçok şey öğrendim. Bir tanesi
de geçmişlerine saygı ve sevgi. Bu bir vefa. Bu
önemli bir duygu.
Kalktım ve köprüyü geçerek kasabaya girdim.
Orada kahvenin önündeki birkaç kişi bana
doğru hareketlendiler. Yeniiçağa’da yaptığım
açıklamadan dolayı haberleri var. Bir de benim
inanılmaz ekibim gideceğim yerlere haber
salıyor ve hazırlıklar yapılmasını sağlıyor.
Burada
daha
heyecanlı
bir
karşılama
bekliyordum biraz içim burkuldu ama misafir
umduğunu değil bulduğunu yer dedim içimden.
Başkan bu dönem seçildi ve bir önceki dönemin
başkanına göre çok daha başarılı. Neyse
Mustafa Yeşil parkının içinden doğru geçerken
büyük bir kalabalığın bana doğru geldiğini
gördüm. Biz sizi öbür girişte bekliyorduk. Bu
taraftan gelince karşılayamadık dediler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
74
Amman efendim bu nasıl bir kalabalık. Türk
halkının abartma huyu bulaşmış işte. Davul
zurna. Bizim Güye hoş geldin yazan bir de
döviz. (güye=damat) neşem yerine geliverdi
birden. Nerede kalırsın dediler ben de kendi
evimiz var orada kalırım dedim. Allah razı olsun
kayınpederim, dünürü onlarda gelmişler. Ben
onlarla birlikte eve doğru yol aldım. Akşam
konuşma yapacağım yer de yaylada güreş yeri.
Mikrofon falan tamam dediler. ben özlem
gidermek ve duş almak için eve doğru gittim.
Bizimkilerde orada eşim ve kızım. Mustafa Ata.
Kayınbiraderim, gelinimiz. Ne ala. Gerçekten
büyük hoşluk benim için. Evden hep birlikte
çıktık. Güreş yerine geldik. Civar köylerden
gelenler. Çamlıdereliler. Mahşer gibi bir
kalabalık. Sahneye geldiğimizde önce başkan
eline mikrofonu aldı. Sevgili Hemşehrilerim.
Bugün tek başına tüm ülkemizde Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü'nü anlatmaya karar
vermiş bir deli yürek, bir cesur insan burada.
Hepimiz de biliyoruz ki o biraz da buralı. Bugün
Ankara'dan televizyon ekipleri de geldi.
Gerede'den de. Şimdi bizlere Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü hakkındaki konuşmasını
yapacak.
Alkışlarınızla
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü.
Bu akşam burada olduğunuz ve Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü'nü dinlemeye geldiğiniz
için teşekkür ederim. Benden yaşça büyük
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
75
olanların
ellerinden
öper,
yaşıtlarımın
ellerinden sıkar küçüklerimin de gözlerinden
öperim.
Önce
bu
akşamın
programını
söyleyeyim. Ben anlatacağım. Sizlerden bir
hikaye alacağım. Sonra bir şiir ve hepimizin
ortaklaşa kendimizi adayacağı bir hedef
belirlemek ve iyi geceler ayrılması. Hazırsanız
başlayalım. Hazır mısınız? Evet....
Bugün biraz zamandan bahsetmek istiyorum
Zaman herkes için 24 saat diyorlar. Ne
dersiniz doğru mu? Evet bence de doğru. Peki
o
zaman
1
dakika
dişçi
koltuğunda
oturduğumuzda ne hissediyoruz. Çooook uzun.
Yine 1 dakika sevgilimize sarıldığımızda ne
hissediyoruz. Çooook kısa. Değişen şey nedir.
Hoşlandığımız bir şeyi yaptığımızda zaman
daha hızlı akar gider. Hoşlanmadığımız bir şeyi
yaptığımızda ise daha yavaş. Peki nelerden
hoşlanırız. Đnsan kendi doğasına uygun olan
şeylerden, sık sık tekrarladığı şeylerden, farklı
olan şeylerden, başkasını mutlu ettiği
şeylerden hoşlanır. Yani mutlu ve huzurlu,
hoşça bir hayat geçirmek istiyorsak bu şeyleri
yapmalıyız.
Kendi yaratılışımıza uygun amaçlar belirlemeli,
onu gerçekleştirmek için çalışmalıyız. Bizim için
önemli olanları belirlemeliyiz. Bazı insanlar
doğar ve ölür, bazıları ise doğar, yaşar ve ölür.
Yaşayanlardan olmak ister misiniz? Cevabınız
evet olduğuna göre devam edelim. Hayat
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
76
amacımız belli mi? Bu soruyu sordunuz mu
kendinize? Ben biliyorum ki birçoğunuz bu
soruyu kendisine asla sormadı. Ama bugün ben
bu soruyu soracağım ve bir de amaç
belirleyeceğim. Elimden geldiğince, dilimin
döndüğünce. Bunu da yaparken bir hikaye
anlatacağım. Burası bir Đtalyan Kasabası. Bu
kasabaya bir gün bir insan gelir ve kasabadaki
tepeyi görür. Bu tepe ne güzeldir. Ertesi gün
tepeye bir kez daha bakar ve kasabanın
bakkalına gider bu tepenin yüksekliğini sorar.
Bakkal bilemez, terziye sorar, terzi de bilemez
derken
kasabadaki
herkes
tepenin
yüksekliğinin kaç metre olduğu sorusunun
cevabını aramaya başlar. Akşam olduğunda
kaldığı otelde adamın yanına gelirler ve 918
metre derler. Adam büyük bir dikkatle dinler
ve cebindeki defteri çıkartır not alır. Herkes
bu soruyu neden sorduğu hakkında bilgi almak
için adama sorar. Adam biliyor musunuz eğer
tepeniz sadece 4 metre daha yüksek olsaydı,
Đtalya'daki en yüksek tepe olacaktı der.
Köylüleri bir telaş alır. Bir de heyecan. Bazıları
keşke 4 metre daha yüksek olsaydı der,
bazıları da belki de yanlış ölçülmüştür der.
Yeniden ölçme çalışmaları yapılır ve sonuç 918
metredir. Adam bir kaç hafta kaldığı bu köyde
herkese Đtalya'nın en yüksek tepesi burası
olsaydı bu köye daha çok ziyaretçi gelirdi,
kitaplarda bu köy yazardı gibi faydaları anlatır.
Köyün papazı bir pazar sabahı köylüye döner ve
biliyor musunuz. Bu köyde 900 kişi yaşıyor. Her
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
77
birimiz bir kova toprak yukarı çıkarsak belki
tepemizi dört metre yukarıya taşıyabiliriz der.
Köylü bunun zor bir iş olduğunu bilir. Hem de
sadece 1 kova toprak çıkarmanın yetmeyeceğini
de. Ancak fikir garip olsa da bir ışık yakmıştır.
Derken herkes bu işi amaç edinmeye karar
verir. Tepeyi yükselteceklerdir. Gerekli
hazırlıkları yapacak, bir taraftan kazacak
diğer taraftan tepenin üzerine yığacaklardır.
Günlerce çalışırlar. Bir gün son bir kaç kovayı
yarın sabah koyalım ve ölçelim kararını vererek
evlerine giderler, ancak akşam şiddetli bir
yâğmur yağar. Koydukları toprak 2 metre
aşağıya iner. Bazıları bunun bir işaret olduğunu
tepeyi
yükseltmelerinin
yanlış
olduğunu
söylerler.
Bazıları ise başladığın işi bitir. Başladığın işi
bitir diyenlerin ortak bir özellikleri vardır.
Kendilerini koydukları hedefi yakalamaya
adamışlardır. Bir kaç gün sonra tepe 4 metre
daha yüksek olur. Ölçülür ve Đtalya'nın en
yüksek tepesi olarak kayıtlara girer. Bu köyün
halkı ve bu tepeyi yükseltenlerin yürüyüşleri o
günden sonra değişir. Gururla ve başları dik
olarak yürürler.
Bu hikayeden ne anladınız? Eğer ortak bir
amaç belirleyebilirsek ilçemizi en yüksek yere
konumlandırabiliriz. Elimizden ne gelirse onu
yaparız. Kimimiz kazar, kimimiz kovaya toprak
koyar, kimimiz taşır ve kimimiz de boşaltır.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
78
Hepimizin bildiği gibi bu bölgede Beypazarı
diye bir ilçe daha var. 10 sene önce bu ilçenin
bir belediye başkanı oldu ve ilçe halkına dedi ki
şu andaki kaderimizi değiştirmek elimizde. Her
geçen gün daha az insan Beypazarı'nda yaşıyor
ve devamlı göç veriyoruz. Yakında evlerimizde
yaşayan kimse kalmayacak. Eğer istersek bu
kasabamızı yeniden göç alan, insanları iş
bulduğu, gelir elde ettiği ve yaşayanların mutlu
ve huzurlu olduğu ve başları dimdik yürüdüğü
bir
yer
haline
getirebiliriz.
Binaları
boyayacağız, Baklavalar yapacağız, Evlerimizi
güzelleştireceğiz,
gelenleri
ağırlayacağız.
Gelen herkese bir şekilde buradan bir şeyler
verecek ve göndereceğiz. Gidenlerin yerlerine
yeni insanlar göndermelerini sağlayacağız.
Hepinize sorum şu? Başardılar mı? Evet,
başardılar.
Bizim onlardan ne kadar çok fazlamız var sayın
Çamlıdere'liler. Gelin hep birlikte bu kasabayı
eskisinden daha kalabalık hale getirelim. Turist
gelirleri elde edelim. Evlerimizi restore edelim,
yaylamızın keyfini yaşatalım. Büyük bir proje
başlatalım. Çevremizde 19 tane köy var.
Eskiden 200 hane olan ama şimdi 30 - 40 hane
kalmış köyler. Büyük bir turizm projesi
başlatalım.
Ankara'da
yaşayan
Çamlıdere'lilerden de yardım alalım. 19*100 =
1900 haneyi her hafta bir aile ile dolduralım.
Onlara
kendi
özelliklerimizi
anlatalım.
Yemeklerimizi tattıralım. Fosil ormanda
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
79
fotoğraflarını çekelim. Türbeye götürelim.
Gölde yelken yaptıralım. Ata bindirelim. Đnek
sağdıralım. Yoğurt yaptıralım. Yayık sallatalım.
Her hafta 1900 aileyi bizim ile ilgili kültür
bilgilendirmesi ile karşı karşıya bırakalım.
Onları da fahri Çamlıdere'li yapalım. Onlara
sertifika verelim. Bu sertifikayla bize yeni
insanlar gönderebilsinler. Onların resimlerini
internet
sitemize
koyalım.
Oradan
görebilsinler. Resimlerini satalım. Albümler
yapalım. her döneme bir isim verelim. Onların
arasında yarılar yapalım. Bakın bir yılda ne olur.
52 * ortalama 2000 aile diyelim. 2 hafta da
evlerin restorasyonu sürsün. 50 hafta da
100.000 aile bizi ziyaret eder. Bu en az
100.000 ekmek satmak demektir. En az
100.000 bin bazlama satmak demektir. Bu en
az 100.000 tirit satmak demektir. Her bir
aileden haftalı 100 YTL almayı becersek bu da
10 milyon YTL yapar ki bizim tanıtım
faaliyetlerimiz için yeterde artar. Evlerin
dekorasyonu için gereken para olur. Yol yapılır.
Büyük marketler ve restoranlar açılır.
Faydalarını saymakla bitmez. Ne dersiniz böyle
bir amaç kendimizi adamaya değer mi? Evet....
Madem ki değer. Kimler kendini adayacak.
Hepiniz mi? Bu operasyonu kim yönetecek,
başkan mı? Evet,
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü derki.
Kendinizi adayacağınız güçlü bir amacınız var
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
80
ise, onu gerçekleştirmek için bir şey beklemez
ve sadece onu gerçekleştirmeye çalışırsanız.
Yani karşılık beklemeksizin verme cesaretini
gösterebilirseniz. Kendinizde muhteşem
bir
güç bulursunuz. Bu ekstra ortaya çıkan güce
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü deniyor. Bu
konuda ben yardıma hazırım. Siz de amacınızı
gerçekleştirmeye hazır mısınız? Evet....
Sıra geldi sizden birinin hikayesine... Ben
anlatayım dedi; Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücüne doğru yaklaşan bir genç. Buyur dedi
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
gücü
ve
mikrofonu uzattı. Bilirsiniz beni dedi genç. Ben
Yayalar
mahallesinden
Deli
Mahmut'un
torunuyum. Ve yine bilirsiniz ki Boşuna Deli
Mahmut dememişler benim dedeme. Bu masalı
ondan dinleyerek büyüdüm. Ne zaman canım
sıkılsa beni dizlerine oturtur ve bu masalı
anlatırdı. Onun yaşadığı yıllarda mahallelerinde
bir genç varmış. Devamlı mutluluk nerede?
Adalet nerede? Ben hep çalışıyorum ama bir
türlü olmuyor acep neden? Neden ben zengin
olamıyorum? Neden ben mutlu olamıyorum.
Neden benim karşıma şans çıkmıyor? Derken
bir gün genç babaannesinin ona içinde bir cin
olan lambayı buğralar köyündeki evlerinin
bahçesindeki
ağacın
dibine
gömdüğünü
söylediğini hatırlar. Ve yola koyulur. O
zamanlar bu dağlarda kurtlar var. Yaşlı, zayıf
bir kurt çıkar karşısında ve sorar nereye
gidiyorsun? Genç mutluluğun, şansın kısmetin
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
81
nerede olduğunu öğrenmek istiyorum. Cin'in
içinden çıkacağı lambayı bulmaya gidiyorum
der. Kurt ne olur benim için de sorar mısın?
Kurtlar içinde en zayıf, aç dolaşanı benim.
Neden avlanamıyor ve karnımı doyuramıyorum?
Olur sorarım demiş genç. Biraz daha yürümüş.
Güneş bastırınca bir ağacın dibinde oturmuş ve
uyuya kalmış. Uykusunda ağaç kendisine
sormuş.
Nereye gidiyorsun? Genç ona da hikayesini
anlatmış. Ağaç ta gence, görüyorsun bahar
geldiği halde benim yaprağım yok. Ben neden
yaprak açamıyor, meyve veremiyorum bunu da
sorar mısın? Lambadaki cine. Olur sorarım der
genç ve yoluna devam eder. Artık iyice susamış
ve acıkmıştır. Đlerde büyükçe bir ev görür ve
kapısını çalar. Kapıyı dünyalar güzeli bir genç
kız açar. Genç kısaca durumu özetler ve
kendisine yiyecek ve su verip veremeyeceğini
sorar. Kız elbette der, yiyecek ve su verir.
Ancak genci uğurlarken kendisinin anne babası
ölünce bir sürü mala sahip olduğunu, genç ve
güzel olduğunu ancak sevdiği bir genç
bulamadığı ve evlenemediği için mutsuz
olduğunu cine ne yapması gerektiğini sormak
istediğini söyler. Benim için sorar mısın diyerek
de genci uğurlar.
Genç babaannesinin dediği gibi ağacın altında
lambayı bulur ve çıkan cine kendisi için şans
istediğini söyler. Cinde Gence sana şans verdim
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
82
artık evine gidebilirsin der. Tam gidecekken
genç kızın sorusunu, ağacın sorusunu ve kurdun
sorusunu da sorar ve cevaplarını alır. Cine
teşekkür eder ve geriye dönmeye başlar. Kıza
sorusunun cevabını söyler bir genç bulup
evlenmeliymişsin der. Kız haydi o zaman evlen
benimle diyerek gence evlenme teklif eder.
Genç kusura bakma cin bana şansımı verdi ben
evime gidiyorum diyerek kızın yanından ayrılır.
Ağacın yanına geldiğinde ağaç sorar ne oldu.
Genç senin köklerinin olduğu yerde altın dolu
bir kasa varmış. Bu yüzden köklerin gerekli
besini alamıyor sen de yaprak açamıyor
muşsun. Kasa çıkınca her şey düzelecekmiş.
Haydi o zaman demiş ağaç Kaz ve kasayı al.
Kusura bakma demiş genç benim şansım bana
yeter ben eve gideceğim. Derken kurt ile
karşılaşır. Kurt sorar. Ne oldu. Valla tam
anlayamadım diye cevap verir genç. Söyle o
kurda ayağına kadar gelen aptalları yemediği
sürece hep aç gezmeye devam edecek. Ancak
ne demek istediğini pek de anlayamadım der
genç. Kurt ise merak etme ben anladım der ve
genci yer.
Bu hikayeden dersler almak lazım. Ben dedemin
bana verdiği dersi şöyle aldım. Beğendiğin bir
fikir olduğunda hemen hayata geçir. Eğer onu
hemen
hayata
geçirmezsen,
ertelersen
zamanla o fikirden soğursun. Bir müddet sonra
da aklına bile gelmez.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
83
Bu akşam Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
bize bir fikir verdi. Ben bu fikri hemen
harekete geçirmemiz gerektiğini söylüyorum
ve hemen yarın sabah saat sekizde başkanın
ofisinde buluşmamız gerek diyorum. Herkes
gelir mi oraya. Kimin ne yapacağı ile ilgili bir
görev bölüşümü yaparız. Plan yaparız. Ona göre
de görev dağıtır ve işlerimizi takip ederiz.
Sıra
geldi
şiire
dedi
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Bu akşam size birçok
dostumun bulunduğu bir firmanın da ismi olan
bir şiir okuyacağım dedi. Şiir firmayla ilgili
değil ama dostlarıma selam olsun diye bu şiiri
seçtim.
Gökkuşağının altından geçerken
aşık olan adam ve kadın
Gökkuşağı
Renklerini sunmuş
Aşk için kırmızıyı
Gülden yapmış
Sevenler birlikte
Gül yaprakları içinde yüzsünler...
Yeşil yapmış
Aşıklara,
Geleceği umutla görsünler..
S
Saarrııyyıı
G
Güünneeşş yyaappm
mıışş,,
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
84
ĐĐççlleerriinnii,,
A
Aşşkkllaarrıınnıı ııssııttssıınnllaarr....
Mor leylaklar yapmış
Kokladıkça koklasınlar
Birbirlerini...
Mavi
Derin bir okyanus yapmış,
Aşıklar dinginleşsinler...
T
Tuurruunnccuu
PPoorrttaakkaallllaarr vveerrm
miişş,,
YYeessiinnlleerr,,
BBiirrbbiirrlleerriinnii ddooyyaassııyyaa sseevvssiinnlleerr......
Aşklarını doyasıya dilesinler
Ve
Dilekleri gerçekleşsin...
Đyi geceler herkese diyerek tamamladı
sözlerini Adanmışlığın Cesaretlendiren gücü.
Onlara bir hediye vermenin mutluluğuyla
yatağına gidecek yarında büyük bir huzurla
yola çıkacaktı. Ancak bu gece daha bitmemişti.
Dünyalar kadar sevdiği eşi ve çocuğuyla hasret
giderecek ve gecenin ilerleyen saatlerinde
sevgili
karısına
sarılarak
bir
yatakta
kıvrılmanın keyfini çıkaracaktı. Ayakları yerden
kesilmişçesine mutlu ve huzurluydu. Aşk bu
olmalı diye geçirdi içinden. Teşekkür etti. Her
şey için sana şükürler olsun Allah'ım dedi. Ağır
adımlarla insanlarla tokalaşa tokalaşa sohbet
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
85
ede ede arabaya doğru gitti. Cebinden
çıkardığı 4 yapraklı yoncayı kendisine doğru
yüzündeki gülümsemesiyle gelen sarı saçlı kızı
çocuğuna verdi. Eğildi yanaklarından öptü. Kızın
gözlerinde beliren iki damla yaş onunda
duygulanmasını ve gözlerinden yaş gelmesini
sağladı. Ağlıyordu. Bu gece gerçekten
muhteşem olmuştu. Gencin hikayesi de
muhteşemdi.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
Çamlıdere'den sonra büyük bir burukluk
hissetti. Sabah yatağından çıkarken yolculuğun
geri kalan kısmında yaşayacaklarının ve geride
bıraktıklarının değerlendirmesini bir kez daha
yaptı. Kendini adamanın ne kadar zor olduğunu
bir kez daha gördü ve yola çıktı. Yolculuk
rotasında
Çamlıdere'de
örnek
verdiği
Beypazarı vardı.
Nasipse akşam oraya
varacaktı. Amacı orada konuşma yapmak değildi
ama yine de bir şeyler söyleteceklerini biliyor
ve buna göre de ne söyleyeceğini düşünüyordu.
Bu kasabanın inanılmaz bir başarı hikayesi
vardı. Onlardan bu başarı hikayesinin temel
taşlarını almayı hayal ediyordu. Bu kez o
soracak Beypazarı'lılar da anlatacaktı. Bu fikri
Adanmışlığın Cesaretlendi-ren Gücüne Eşi
vermişti. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bu
yolculuk sırasında gerçekten dinlemeyi ve
anlatanlara da değer vermeyi de öğreniyordu.
Herkesin kendine göre bir hayatı vardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
86
Kimsenin hayatı diğerinden daha üstün ve yüce
değildi.
Hayatlarımızı ancak kendi hayatlarımızla
kıyaslayabiliriz
dedi
içinden
ve
kendi
hayatımızı daha yüce yapmak için uğraşabiliriz.
Böylece daha ulvi bir hayat yaşamış oluruz. En
sevdiği yere Buğralar Köyünün yanına geldi.
Burada oturup gölü seyretmek ve o gölle ilgili
hayaller kurmak istedi. Akşama Beypazarı'nda
beklendiğini bildiği için yola devam etti.
Yolculuk sırasında toprakta yaşayan canlıları
gözlemlemeye karar verdi. Ne kadar çok da
semender yaşıyormuş diye geçirdi içinden. Ne
işe yarıyorlar ki bu kadar çoklar? Neden bu
bölgede ve birçok bölgede varlar? Ne yer ne
içerler? Daha önce hiç düşünmemişti bunları.
Đnsanın
farkına
varmadan
yaşadığını,
çevresinde gerçekleşen birçok hayattan haberi
olmadığını tekrar anladı. Farkındalık kelimesi
bir
kez
daha
beyninde
görüntülendi.
Farkındalık ve yanılsama. Hipnoz altında olmak
ve yaşamak. Ne kadar çok insan bu halde dedi.
Sonra birden aklına haşlanmış kurbağa geldi.
Karnı acıkmamıştı. Đnsanlarda da hayvanlardaki
gibi bir takım içgüdüler vardı. Ani olaylara
karşı hayatta kalma içgüdüsü. Diyelim ki
birdenbire bir tehlike ile karşı karşıya kaldınız
durumunuzu ayarlar tehlikeden kendinizi
korursunuz. Kaynar bir suyun kenarına gitseniz
öleceğinizi bildiğiniz için içine girmez
kenarında tetikte kalırsınız. Bu hayvanlar için
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
87
de böyledir. Bu çok bilinen bir hikayedir.
Kurbağa ile yapılmıştır. Kurbağa kaynayan
suyun kenarından suya itilmiş ve hemen
kaçmıştır. Hayatta kalmak için gerekeni
yapmıştır. Yine başka bir kurbağa hafif hafif
ısıtılan bir su içerisine haşlanmıştır. Buradan
ne tür bir ders çıkartmalıyız.
Deprem sonrasında bazı insanlar depresyona
girerken bazı insanlar kendilerini hayatlarını
adanmışlık içerisinde yaşamaya karar verdiler.
Kendilerini kalkındırmaya adadılar. Hayatlarını
kurdular. Büyük yıkıntılar sonrasında devletler
de bu şeklide atılım yapıyorlar. Örneğin
Japonya, örneğin Almanya, neredeyse her
şeylerini
kaybetmişlerdi
ancak
yeniden
doğdular. Oysa birçok devlet buna benzer bir
yıkıntı yaşamamasına rağmen başka devletlerin
esareti altında yaşadı ve sömürüldü.
Şimdi iki konuyu tekrar ele alıp yola devam
edelim. Kendinin bir mucize olduğuna inanan
herkes başarısızlıkla karşılaştığında ben
alamam çünkü ben mucizeyim deyip işine devam
ederken, mucize olmadığına inanan insanlar için
başarısızlık neredeyse kaçınılmazdır. Onlar
başarısızlık için mutlaka bir mazeret bulmayı
becereceklerdir. Đkinci konu ise istediğimizde
dikkatimizi
toplayarak
hedefimize
yönelebiliriz. Ancak bunun için bizi gerçekten
ateşleyecek, aşka düşürecek bir konunun
olması gerekir. Bu nedir? Ailemizdir! Đşimizdir!
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
88
Aşkımızdır! Kendi hayallerimizdir! Hepsidir!
Hiçbiri değildir! Bunu en iyi siz bilebilirsiniz.
Yol Güdül kasabasına ayrıldı benim devam
etmem gerekiyor. Ancak burası da ilginç bir
kasabadır. Görmeyenler için Ankara, Beypazarı
arasında diyebiliriz. Beypazarı’na kadar yolda
her türlü düşünce beni sardı sardı bıraktı.
Beypazarı halkı oldukça iyi organize olabiliyor.
Evler, mahalleler, Beypazarı Kurusu, Beypazarı
Sarması, Beypazarı Pilavı, Beypazarı Baklavası
gibi birçok ürünü turistlere ve kendilerine
yönelik marka haline getirdiler. Elbette gümüş
çarşıda bunların içerisinde önemli bir yer
tutuyor.
Beypazarı’nın girişinde başkanın adamları
karşıladı
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü'nü, selamladılar. Yüzlerinde başarılı
insanların gülümsemesi vardı. 3-4 haziran da
yaptıkları festivale 80 binden fazla misafir
katılmış bu bugüne kadar yapılan festivallerin
en kalabalığı olmuştu. Anlattıkça anlatmak
istiyorlardı.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü'nü gönüllü bir elçi gibi görüyorlar bu
elçiye de özel görev vereceklerdi. Gittiği her
yerde ayağa kalkışın, adanmışlığın öyküsünü
kendileriyle
birlikte
anlatmalarını
arzu
ediyorlardı. 1999 da seçilmişti başkan, göreve
geldiğinde büyük bir hedef belirlemiş "tıpkı
bütün mucize insanların yaptığı gibi" bu hedefe
halkını inandırma kararlılığını göstermişti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
89
Đkinci kez daha fazla oy alarak seçilmişti.
Yaptıklarından dolayı en iyi yerel yönetici
seçilmişti. 2000 den bu yana her yıl en az 30
kez haber oluyordu Beypazarı. Kendilerine ait
internet siteleri vardı. Başkan kimseye iş
vermiyor ama iş kurmak isteyene de yol
gösteriyordu.
25 tane büyük işletme kurulmuştu sadece
yemek satmak için. Đnözü mahallesi de dahil
olmak üzere her yer gelişip duruyordu. Daha
fazla da dinlerdi Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü ama onu ağırlayacakları Müftüzade Hoca
Đzzet Efendi Konağına gelmişlerdi. Odaya
girdiğinde bembeyaz çarşafların içerisinde
Anneannesinin annesine çeyiz olarak verdiği
yorganlardan gördü. Çok mutlu oldu. Yerde eski
zamandan
kalma
tertemiz
bir
kilim
pencerelerde beyaz işler vardı. Kendini bir kaç
asır geriye gitmiş gibi hissetti. Akşam
meydanda olacağız dediler ona. Kalabalık
gitgide artıyordu. Yürüdükçe ünü yayılıyordu.
Đnsanlar kendisinden feyz alıyorlar ve
isteklerini gerçekleştirmek için daha iyi
çalışıyorlardı. Bugün o feyz alacak ve herkese
burada gördüklerini anlatacaktı. Akşamki
konuşmasını kısa kesecek ve sorular sorarak
onlardan öğrenecekti.
Duş, biraz yatıp uzanma, kapı çalındı. Açınca
karşılayanlardan Mehmet Bey, iki dirhem bir
çekirdek karşısında. Oda temiz bir t-shirt
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
90
giydi. Bu seyahat için hazırlanmış t-shirtleri
dünyaca ünlü bir marka sponsor olmuştu. En
önemlisi onun gideceği yere gönderiyor
olmalarıydı.
Üzerinde
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü yazıyordu. O da eski tshirtünü imzalayarak kaldığı yere bırakıyordu.
Elbette yıkadıktan sonra. Birlikte yemek
yemeğe gittiler. Balık yemeye götüreyim seni
dedi başkan. Oda en doğru kişiden bilgi almak
için olur dedi. Yanına oturdu. Araba AS
Balıkçılık tesislerine doğru yola çıktı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü iktidar
partisinden olmamanıza rağmen ikinci kez
üstelik daha fazla oy alarak nasıl seçildiniz
diye sordu. Cevap oldukça basitti. Yukarıda
Allah var, çalmadım. Çalmamak yetmez
çaldırmadım.
Rakiplerimin
aleyhine
konuşmadım.
Formaliteyi,
kırtasiyeciliği
kaldırdım. Kapımı da kalbimi de açık tuttum.
Sürekli proje ürettim. Halktan hiç kopmadım.
Yakamda da parti rozeti taşımadım. Özetle
birilerinin adamı olmadım dedi. Öyle çok ders
vardı ki her birini not aldı Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Nedir bu havuç güveç
festivali? Bunun bir önemi yok. Biz Türkiye'nin
en çok havuç üreten ilçesiyiz. Önemli olan
tanıtım için yaptıklarımız. Bu ilçe bin yıllık bir
tarihe sahip. Eski bir il. Bunu herkese
öğreteceğiz. Trona Madeni nedir? Jeotermal
işinde neler yapacaksınız?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
91
Beni iyi dinle Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü kardeşim. Bana sorduğun soruların hepsi
bugün var yarın yok, yada bugün yok yarın var.
Bunların hepsi geçici şeyler. Asıl sen bize
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücünü sor. Bak
neler anlatacağız. En iyisi şimdi bir şey sorma
dediğin gibi akşam sorarsın. Başkanın ilginç ve
kendine has bir karizması vardı. Çevresindeki
herkesi harekete geçiren bir enerji yayıyordu.
Sürekli bir şeyler yapıyor sanki hiç uyumadan
yaşıyormuş gibi her şeye hakim oluyordu.
Yemek çok güzeldi. Birlikte geri döndüler.
Meydan kalabalık tarafından doldurulmuştu.
Bir tarafta Güdül yazısının altında oturanlar
vardı. Onlar da Güdül’den gelmişlerdi. Çok
hoşlandı. Sahneye çıktı. Herkese dönerek
buraya kadar birçok ilçede, köyde Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü'nü anlattım. Bunlardan
bazılarında sizi örnek gösterdim. Kendi
hikayem artık sizler tarafından biliniyor. Bu
yüzden bunu anlatmayacağım. Kısa bir hikaye
anlatıp sizlere soru soracağım. Kabul eder
misiniz?
Yalnız başıma çadırla konakladığım yerlerde
çalılıkların arasında ateş böceği görürüm. Ateş
böceğini gördüğümde onun böyle ışıltıları nasıl
yaydığını düşünürüm. Sonra da döner derim ki
bazı insanlar da ateş böceği gibi. Işıltılarını
yayıyorlar. Şimdi burada bir tek duygu
içindeyim. Eğer ellerinizdeki sigara değilse
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
92
burada binlerce ateş böceği var. Her biriniz
ışık saçıyorsunuz. Hepinize çok teşekkür
ederim. Öyküm şu...
Çanakkale
savaşı
sırasında
insanlar
savaşırlarken, yorulan ve dinlenmek isteyenler
oluyor muydu? Cevap elbette oluyordu. Ne
yapıyorlardı. Sabah dokuzda mesaiye başlayıp
akşam 18.00 da mesaiyi bitiriyorlar, of bugün
de çok yorulduk haydi artık gidelim kenarda
yorgunluğumuzu atalım mı diyorlardı. Evet
onlarda
uyuyorlar
ve
uyanıyorlar
yine
savaşıyorlardı. Acıktıklarında
yiyor
ama
yemekten
sonra
bir
kahve
sohbeti
yapmıyorlardı. Yani gece ve gündüz bir amaç
uğruna mücadele ediyorlardı. Buradan bir ders
alabiliriz
sevgili
arkadaşlarım.
Hepimiz
kendimizi adayacak bir şey bulduğumuzda ne
acıkır, ne yorulur ne de boş vermişlik yaparız.
Size bu kadar söylüyorum. Kendinizi adayacak
bir konuyu tespit edin ve hemen harekete
geçin.
Đnsanlar başkana baktılar ama başkan sadece
dinliyor ve düşünüyordu. Herhalde savaşa
gitmiş ve orada olanların neler hissettiğini
anlamaya çalışıyordu. Bir yaşlı dede oradan
konuşmaya başladı. Benim babam Çanakkale'de
şehit oldu yavrum dedi. Biz onun mektuplarını
biliriz. Ama esas savaş şimdi oluyor. O zaman
savaş başkaydı şimdi başka. O yıllarda zaman
biraz daha yavaş geçiyordu. Bir yerden bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
93
yere gitmek çok zaman alıyordu. Şimdi biniyon
tomofile doğruca varıyorsun gitceğen yere. Biz
köylüsüyle kasabalısıyla bu savaşı gördük.
Evlerimiz boş kalıverdi. Giden gidene. Burada
koca konakları 2 bin 3 bin liraya satıverdik.
Şimdi savaşı kazanmaya başladık konaklarımız
30-150 bin YTL arasında satılıyor. Arsalarımızı
ekemiyorduk. Savaş bitmiş bizde kaybetmiştik.
Taki birisi çıkıp bunu gidişe bir dur deme
zamanı gelmedi mi diye sorana kadar. Soru
budur yavrum. Bu gidişe bir dur deme zamanı
gelmedi mi? Hepimiz birden cevap verdik. Bu
gidişe bir dur deyecek.
Yolumuzu biz çizecektik. Önce binaları restore
ettik. Sokakları temizledik. kadınlar baklava
yaptı. herkeslere haber saldık. 800 yıllık
çarşamba pazarını anlattık. Bunların hepsi
savaşın ta kendisiydi yavrum. Kadınlarımız
savaştı. Evlerin içini dekore ettik. Çeyizlerdeki
yorganları çarşafları çıkardık. Paramız yoktu
bizde çeyizlerimizi kullandık. Kadınlarımız
verdi
analarımız
verdi.
Misafirlerimizi
tertemiz yataklarda yatırdık. Memnun ettik
gönderdik. Giden herkese buraya yine gelin,
gelirken de arkadaşınızı da getirin diye
tembihledik.
Biz kendimizi bu ilçeyi bir il haline getirmeye
adadık. Her birimiz elinden geleni yapacak,
genç insanlar yetiştireceğiz. Dünyayı bilen,
interneti bilen. Reklam yapacak tanıtım
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
94
yapacağız. Bunlar bizim silahlarımız olacak.
Dostlarımız bizim gücümüz olacak. Sen de
anlatı vericen bizi, tv de konuşacan.
Gazetelerde yazacak. Çok konuştum ben. Sen
var yoluna. Bizi unutma.
Herkesin anlatacak çok şeyi vardı. Kadınlar
gece sabahlara kadar baklava açtıklarını. 80
katlı baklavanın zor olduğunu ama çok güzel
olduğunu söylediler. Adamlar karılarının sarma
yapmaktan gece rüyalarında bile sarma
yaptıklarını anlattılar. Çocuklar gelenlere
yardımcı
olabilmek
için
ilçe
tarihini
ezberlediklerini, yönlendirme yapan herkesin
aslında gönüllü olduğunu, gümüşçüler çarşısında
fiyatları şişirmeyerek herkesin bir şeyler
almasını sağlamanın, bunu nereden aldınız diye
soranlara Beypazarı demelerini sağlamanın
öneminden, kısacası herkesin anlatacak bir şeyi
vardı ve durmadan anlattılar.
Enerji o kadar yüksekti ki kimsenin uykusu
gelmedi. Sabah güneş doğarken kahvaltı
yaptılar.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü çantasını
sırtına aldı ve yola koyuldu. Bugüne kadar böyle
kalabalık tarafından uğurlanmamış ve böylesine
enerji dolu bir gece geçirmemişti. Uyumamış
olmasına
rağmen
uykusu
gelmemişti.
Ayaklarında ayrı bir enerji hissediyordu.
Gecelerde bir sır var dedi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
95
Çok sevmişti bu kasabayı, insanlarını hepsi
yürekten konuşuyordu. Yalansız ve direk.
Başkanın sırlarını daha sonra inceleyecekti.
ufukta yükselen güneşe bakarak yola devam
etti.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
Beypazarı’ndan ayrıldıktan sonra sadece kuş
sesleriyle
kalmak
istediğini
düşünerek
adımlarını attı. Gece olduğunda çalılara yakın
bir yerde konaklayacak ve ateş böceklerinin
gelmesini bekleyecekti. Ama yol onu düşlediği
yere getirmedi. Hayat sürprizlerle doludur
derler ya, işte öyle oldu. Yürüdü, yürüdü birden
karşısına kuş cenneti tabelası çıktı. Ankara'da
yaşamıştı yıllarca ve Nallıhan'da kuş cenneti
olduğunu bile öğrenmemişti. Yazıktı, yaşadığını
düşünmüş
ama
maalesef
sadece
hava
tüketmişti.
Aldığı
oksijenin
karşılığını
vermemişti.
Kuş cennetine doğru giderken neden kuş
cenneti var dedi neden insan cenneti için ölmek
gerekirken kuşlar için insanlar tarafından adı
kuş cenneti konulan bir yer var. Đnsanların
hayatı bir gündü. Dün gelmiyordu yarında
olmuyordu. Yaşadığında anı yaşıyordun. Acaba
hayvanlar aleminde de böylemi oluyordu.
Elbette böyle oluyor diye cevap verdi. Aklı bir
karış havada yürümeye devam ederken birden
ayağının altındaki taşlardan birisi kalk gidelim
küheylan dedi ve kayıverdi. Adanmışlığın
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
96
Cesaretlendiren Gücü kendinin reflekslerinin
bu kadar zayıf olduğunu hiç düşünmemişti.
Yere düştü, ve düştü. Yerden kalkması için
binlerce dua etmesi de gerekse olmayan bir
şeyler vardı. Kalkamıyordu. Uzandı. Önce
sakinleşmeliydi.
Sakince
yatmalıydı
ve
düşünmeliydi. Đlk aklına gelen bir yerlerinin
kırıldığıydı. Ancak öyle büyük bir acı
hissetmiyordu. Bir yerlerinden kan da
akmıyordu. Sonra vücudunun her yerinin yavaş
yavaş kontrol edilmesi gerektiğine karar verdi.
Bir taraftan insan cennetine çok yaklaştığını
da düşünmeye başlamıştı. Hatırlıyordu askerde
de pentatlon sahasını sorduğu çavuş yat sürün
diyerek onu bölüğe kadar süründürmüştü.
Şimdi o sürünme çalışması işine yarayacak
gibiydi. Aklı ona oyunlar oynamaya başlamıştı.
Her zaman böyle olurdu. Geçerdi bu oyunlar.
Eğer kan yoksa bir şeyleri ayarlayabilirdi. Cep
telefonuna baktı. Yüksek teknoloji ile
geziyordu. Navigasyon, telefon, gprs laptop,
her ne ararsan vardı. Ancak bu dağ başında
ancak sadece ses olarak duyurabilirdi kendini.
Đşaret fişekleri de vardı ama sadece 2 tane.
Biraz daha yattı. Neden kıpırdayamadığını
anlamaya çalıştı. Aklı ve bilinci yerindeydi.
Düştüğünde bir yerlerini de kırmamıştı.
Sadece belinde bir ağrı vardı o da hallolacak
gibi duruyordu. Ayak parmaklarını oynatması
gerektiğini
düşündü.
Oynatamıyordu.
Endişelendi. Ölümden korkmazdı. Aslında bu
yolculuğa çıkmadan önce her şeyi düşünmüş ve
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
97
kendine
sormuştu.
Adanmışlık
nedir?
Adanmışlık bu değil miydi? Kendini bir amaç
uğruna feda edebilmeye bile razı olmak.
Nallıhan da acaba onu nallı bir atın terkisinde
öbür tarafa mı taşıyacaklardı.
Uykusu geldi, Garip dedi bu uyku da neyin nesi?
Uyumamam lazım diyerek kendine söz verdi.
Hipotalamusuna emretti. Ne olursa olsun
uyuma emri vermeyeceksin. Biliyorum yıllardır
sırt üstü yattığımda sen uyu emri aldın ve beni
uyuttun ama şimdi uyutmayacaksın. Ancak
alışmış kudurmuştan beterdir derler ya.
Hipotolamusum da alışmıştı bir kere uyumak
için emirler üzerine emirler veriyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü saatine
baktı. Ekibi ondan haber alamayınca yürüme
yolunun araştırılması konusunu organize edecek
ve sabaha doğru da kendisini bulacaklardı.
Bütün gece kan kaybı olmadan yaşayabilirdi.
Ancak kamp kurmadan, uyku tulumuna
girmeden, ateş yakmadan tehlikeler artacaktı.
Vahşi hayvanlar kokusunu alacaklardı. Bir
şekilde doğrulmalıyım dedi ve kendini elleriyle
kaldırdı. Sırtını koyacağı bir kaya bakındı.
Oraya kadar sürünecek ve sırtını oraya
dayayacaktı. Biraz uzakta olsa öyle bir kaya
vardı. Kendisiyle birlikte çantasını da
sürükleyerek kayaya doğru hareket etti. Hala
ayaklarını
ve
bacaklarını
hareket
ettiremiyordu. Cep telefonu almıyordu. Sadece
acil çağrılar diye bir şey yazıyordu. Onu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
98
kullanacaktı. Neyse şimdi daha iyi durumdaydı.
Çantasını yanına aldı. O da bir tarafını
koruyacaktı. Bin bir güçlükle çantanın
kenarındaki yer matını serdi. Matın üzerine
kayarak çıktı.
Üzerine de uyku tulumunu
alacak hale getirdi. Suyundan içti bir yudum.
Çantanın içinden biraz peksimet çıkardı.
Çantanın yanına takılan Beypazarı kurusundan
da bir tane kemirmeye başladı. Şimdi
umutlanmaya başlaması için gereken her şey
vardı. Ne olduğunu bilmediği küçük bir arıza
oluşmuştu. Sigortanın atması gibi, şalteri
kaldıracaklar o da yürümeye devam edecekti.
Nallıhanlılar da bekleyeceklerdi. Gelmeyince
onlarda merak edecekler ve nerede kaldığını
düşüneceklerdi. Elbette meraklı olan birkaç
kişi gece onu ziyarete geleceklerdi. Ah bir
ateş yakabilseydi. Açık arazide uzaktan
görülmesini sağlayabilirdi. Đşaret fişeğini
yanına aldı ve sessizliği dinleyerek uzandı.
Uyku dedikleriyle mücadele etmesi gerektiğini
biliyordu. Bunun için ilk yaptığı şey bacaklarını
çimdiklemek
oldu
ancak
maalesef
hissetmiyordu. Başının arkasında bir şişlik
vardı. Düştüğünde vurmuş olmalıydı.
Kendine en mutlu olduğu ve aynı zamanda en
üzüntülü olduğu anları sormaya karar verdi. Đlk
önce aklına kızının mezuniyet töreni geldi. Kızı
okul ikincisi olmuştu. Dereceye girmişti.
Kendisine
ödüller
verilmişti.
Đçi
içine
sığmıyordu. Ona ödül verilirken koca adamın
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
99
gözyaşları pınar olmuş susuz çölleri sularcasına
çağlaya çağlaya akmıştı. Video çekme fırsatını
değerlendirerek ayağa kalkmış ve graphone
kağıtlarının arkasına saklanmıştı.
Şimdi ölecek miydi? Çocuğuna ve karısına ve
hayatta sevdiği birçok insana bir kez daha seni
seviyorum diyemeyecek miydi? Bu çok garip
olurdu. Gerçekten sevdiği o kadar çok insan
olmuştu ki. Sonraları aralarının bozulduğu ve
baştan arasının bozuk olduğu kişileri bile
sevmişti. Onları affederek kendini özgürleştirdiği kişileri de sevmişti. Aşık olmuş ve
hayattaki her şeyi unutmuştu. Đşine öyle
sarılmış bu sarılış sayesinde başarılı olmuştu.
Herkes
aşık
olduğu
şeye
bu
kadar
bağlanmaması gerektiğini söylemiş bir gün
canın çok yanar diye kehanette bulunmuşlardı.
Onların
kehaneti
doğru
çıkmıştı
ama
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü işine aşık
olduğu için asla pişman olmamıştı. Yaşadığı her
şey çok güzeldi. Ona büyük mutluluklar
vermişti. Üzüntü veren her şey de aslında
öğretmişti. Tıpkı bir derenin iki kenarı gibiydi
hayat bir kenarında öğretmen ders veriyor
öğretiyor canını acıtıyor diğer tarafta
mutluluk ve başarı sayesinde ayakların yerden
kesilmiş gibi mutluluk içerisinde
sefa
sürüyordun. Sonuçta yolculuk aynı yolculuktu.
Acaba semenderler kendini dişlerler miydi.
Yoksa onlar ot obur muydular.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
100
Gece oldu. Yıldızlar hiç bu kadar parlak
gelmemişlerdi gözüne. Her taraf o kadar
karanlıktı ki gökyüzünü bir siyah çarşaf gibi
düşünmek ve gözeneklerinden ışıkları görmek.
Gözlerini kapattı. Gece uykusu bastırmaya
başlamıştı. Hipotolamusuna bağırdı. Uyku
almayacağım. Bu benim için hayat meselesi
dedi. Aşk gibi hayat meselesi de insanların
uykusunu alır götürürdü. Đnsanlar deli gibi aşık
olduklarında ve yaşamlarını kaybetmekten
korktuklarında az uyuyorlardı. Bu önemli bir
işaretti. Sağlıklı olanlar uykuya yenilen
hastalardı. Hastalıklı olanlar ve ölmekten
korkanlar ise hayata daha bağlılar ve daha az
uyuyorlardı.
Uyumadı.
Gecenin
ilerleyen
saatlerinde yol üzerinde ışıklar gördü.
Güvenlik sebebiyle hep yol kenarlarında
yürüdüğü için kendisini bulmaları kolay olacaktı.
Đşaret fişeğini ateşledi. Gökyüzünde bir pembe
ışık yukarı çıktı hafif bir eğri yapıp aşağıya
doğru yönlendi. Biraz sonra da Newton'un
bulduğu gibi yerçekimine yenilerek aşağıya
doğru düşmeye başladı. Tıpkı kendinin düştüğü
gibi. Tek fark fişek düştükten sonra kalkmayı
asla
düşünmezdi.
Oysa
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü ne kadar düşerse düşsün
yeniden kalkacak gücü kendinde bulurdu. Eşi
bir gün kendine "biliyor musun ben senin
küllerinin içinden tekrar tekrar doğmana
aşığım" demişti. Tek fark artık bir kül yoktu.
Yeniden kalkacak ve yeniden yürüyecekti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
101
Yanına ilk gelen ekibindeki dinamik liderlik
eğitiminde tanıştığı ve etkilendiği Sulh oldu.
Babası ve annesi ona çok zor bir isim
koymuşlardı. Ama o kadar içten gülen bir yüzü
vardı ki adına çok yakışıyordu, ya da adı ona.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bilgi verdi.
Kaç saattir yattığını söyledi. Su istedi. Sonra
kendini sedyeye bıraktı. Bilinçaltı onu şu ana
kadar idare etmişti. Korkuları karşısına
çıktığında hepsini küçücük bir sinek gibi
ezivermişti. Ancak şimdi biraz naz yapabilirdi.
Ama yapmadı. Dik durdu. Dik durmak
gerektiğini söyleyip dururdu. Kep törenindeki
çocuklar dik yürümediler diye çok sinirlenmişti.
Öğretmen-lerine dik yürüme dersi de verin bu
çocuklara diye öğütte bulunacağına da karar
vermişti. Bir saat kadar sonra Ambulans geldi.
Onu koydular. O da hiç itiraz etmedi.
Hastaneye götürdüler. Nallıhan’da hastanede
yatacaktı. Bakalım doktorlar ne diyeceklerdi.
Bütün gece onun üzerinde oynadılar. Đğne
batırdılar. Tomografi çektiler, Mr çektiler,
Kemiklerini çektiler. Bir bulgu yoktu. Sadece
düşme ile başta oluşan yumrunun biraz inmesi
gerekti. Sonra tekrar tekrar inceleyeceklerdi.
Bir iğne, ucunda serum, yatağın başında
ağlamaklı duran yüzler. Umudunuzu yitirmeyin
beni iyileşecek bir insan olarak tedavi edin.
Dünyayı yürümeye devam edeceğim ona göre
dedi. Doktorlar gülümsedi. Elbette dedi ama
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
102
kendi de inanmadı doktorun. Neyse dedi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü demek ki
bu doktorların eğitim zamanı gelmiş ki buraya
gönderildim ilahi güç tarafından. Yüzüne bir
gülümseme geldi. Ancak fatihler fatihin
sınavına tabi tutulurlar dedi. Kendini fatih gibi
hissetti. Mutlu oldu.
Hastanede ilk gün.
Nallıhan ve bir hastane, gecenin ilerleyen
saatleri, hastane odası ve kimsenin olmadığı bir
an. Sevgililerin kucaklaştığı an, ne hikmetse
birden bire durgun olan bir su gibi durdu her
şey. Sanki bir şişe büyük rakı içmiş gibiydi.
Sevgilisi yanında kızı ise çılgınca eğleniyordu.
Kadınlar tek başına dans ederdi Türk
adetlerinde erkekler ise seyrederdi. Lafa
gelince erkekti onlar. Gece bir yandan acılarını
biryandan mutluluk ve huzurla dolu anlarını
getirmekteydi. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü kızının balosunu ve ne kadar eğlendiğini
hatırladı. Deliler gibi eğlenmişti. Hiç bir
kimsenin ne diyeceğine aldırmamıştı. Mete’nin
babasını izlemişti. Kendini izlemişti. Bir yandan
birinci ve ikinci olan çocukların babalarını
seyretmişti. Birisi kendisi idi biri de Mete’nin
babası. ikisi de eğlenmişti. Đkisi de sadece bu
günü yaşıyor gibiydi. Şimdide olmak böyle bir
şey olsa dedi içinden.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
103
Birden kendi durumu aklına geldi. Sigortası
kapanmış bir jeneratör gibi susup kalmıştı.
Sadece
sigortanın
açılmasını
beliyordu.
Şimdilik dedi. Đçinden. Aklına şimdilik ile ilgili
öykü geldi. Hindistan'da bir köylü komşusuna
gelerek biliyor musun komşum çok efkârlıyım
demişti. Komşu neden diye sormuş o da atının
kaçtığını anlatmıştı. Ertesi gün efkârlı komşu
neşeyle gelmiş ve çok neşeliyim demişti. Komşu
da şimdilik diye cevap vermişti. Komşu ertesi
gün çok efkârlıyım diye gelmiş ve oğlunun
ayağını kırdığını söylemişti. O da şimdilik diye
cevap vermişti bir sonraki gün raca savaş ilan
etmiş herkesi askere almıştı. Komşunun oğlu
ayağı kırık olduğu için askere gidememişti.
Komşu çok şanslıydı. Yine şimdilik dedi. Bir
sonraki gün şimdilik kelimesinin anlamını anladı
komşu. Her şey şimdiki anda gerçekleşiyordu.
Bilinen bir gerçek daha ortaya çıkmıştı. Ne dün
ne de yarın vardı.
An ve an sadece o an vardı. Gecenin bütün
karanlığı ortalığı sarmış ama Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü için sadece bir nebze
olsun hareket getirebilmişti. o sadece mutlu ve
huzurlu olduğu anı düşünmekteydi. Bugün
sevdiği bir dostu mutlu muyum? Diye sormuştu
kendine ve verdiği cevap hayır olmuştu. Peki
huzurlu muyum? Cevabım evet demişti. Adına
huzur adı verdiği bir duygu için sadece
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
104
kendisi için belirlenen sınırlar içinde uçmaya
kalkan bir kuş gibiydi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü onun
yanından ayrıldığında nedense kendini daha
enerjik hissetmiyordu. O kendine verdiği sözü
tutacak insanlara karşılık beklemeden yardımcı
olacaktı.
Kendisine
söylenen
şeyleri
değerlendirecek ama niyetini bozmayacaktı.
Odasına döndü. Ayaklarını hissetmiyor ve
sadece gülümsüyordu. Doktorların telaşla bir
şeyler
konuşmasına
aldırmıyor
işinde
bakıyordu. O kendini bu yolculuğa ve
öğreneceklerine adamıştı. O Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücünü insanlara anlatacak ve
onları ateşleyecekti. Ne olduğu ve ne olacağı
umurunda değildi. Hiçbir şey beklemeksizin
verecek ve karşılığını istemeyecekti. Yaratan
dünyadaki her şeyden herkese yetecek kadar
yaratmıştı. O bunu bilir bunu söylerdi.
Herkesin uykuya daldığı bir anda sadece kızını
düşündü. Ne kadar da eğlenmişti. Hedeflerine
ulaşmak için alın teri döken her insan gibi
eğlenmeyi kutlamayı sonuna kadar hak etmişti.
Onu çok seviyor ve onun için her fedakarlığı
yapmaya hazır olduğunu düşünüyordu. Bu bir
fedakarlık değil öz veri olacaktı.. Öz veri ile
fedakarlık arasında çok fark vardı. O bir kar
beklentisi olmadan vermişti. Buna özveri
denirdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
105
Kızı şuanda bye bye baba dese içinden bir
nebze olsun pişmanlık duymazdı. O kızını
karşılıksız seviyordu. Karısını da karşılıksız
sevdiğini düşündü. Her şeyiyle.
Damarlarına giden serumda mutluluk ve huzur
hormonu mu vardı ne? Şu anda ölümle kalım
arasındaydı ve nedense çok huzurluydu.
Yapması gereken her şeyi yapmış bir beden
olarak ölüme doğru yol alabilirdi.
Vazgeçti. Ölüm onu için şimdi gelmemişti.
Sakatlık da çok uzaktı. Sadece birisi sigortayı
kapatmıştı. Açılacak ve o yoluna yürüyecekti.
Uykuyla uyanmışlık arasında bir köprü vardı.
Sabah erken kalkacak ve köprüden geçecekti.
Güzel memeleri olan hemşire birazdan gelecek
ve ona gaz çıkartıp çıkartamadığını soracaktı.
Amacı sistemin çalışıp çalışmadığını ölçmekti
ama soru bir garipti. O ise yattığı yerde
sadece sevdiği kadını düşünüyor ve onunla bir
kez daha sabahlara kadar sohbet edebilmenin
keyfini özlüyordu. Ensesinde beliren ısının ne
anlama geldiğini sorgulamıyordu bile.
Doktorlar umutsuzca başlarını salladılar.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bunu gördü.
Kızdı. Sinirlendi. Doktorları azarladı. Beni
sakat kalmış biri gibi değil sağlam biri gibi
tedavi edin dedi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
106
Ne kadar içmişti o gece. Tuvalette çıkarmış ve
banyo yapmıştı. Masasına döndüğünde hala
sarhoştu hem de delice. Karısının, o sabah
söyledikleri üzerine aldığı kalem ve kağıtlar
üzerine desenler çizdi. Bir picasso edasıyla
karaladı kağıtları. Sonra Edgar Poe edasıyla
yazdı şiirlerini.
Neden
Güldüğünü
bilmeyen adam
Sadece güler,
Sonbahar olan biri gibi
süzülür
yaprakların ucundan
Sen aşık olursan
sen sadece durursun
sen
güneşin ışıttığı gibi
ısıttığı gibi
ışıtır, ısıtırsın
Acıyı resmeden,
gülüşü resmeden
bir aşık bir deli
bir özgür bir esir
nedensiz bir özgürlük arayışı
tutsak bir arkadaş ve hüzün
Adanmışlığın cesaretlendiren gücü Đstanbul’dan
ayrılmadan önce ziyaret ettiği Okan ile bunları
paylaştı. Okan bunları söylemedi. Sadece deli
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
107
bir Kan olduğunu söyledi purosunu tüttürürken.
Bir bu zevkim kaldı dedi. Acıyla, hıçkırmadı,
yas ta tutmadı sadece durdu ve derin bir nefes
çekti purosundan
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bir günü
daha kapattı. Bugün biraz sarhoş biraz da
bilinçsizdi. Ama bilinçaltı ona doğruyu söylemiş
ne yapması gerektiğine dair ipucu vermişti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü gözünü
evrenin tam ortasında açıverdi. Aklına gelen
negatifler sırasıyla başına gelmiş ve onu büyük
bir sınavla karşı karşıya bırakmıştı. Ruhunun
eğitildiğini ve öğretmenin geldiğini düşündü.
Evren karanlık içinde milyarlarca aydınlıktan
oluşuyordu. Alıştığımız üzere karanlık daha
çoktu. Karanlık, gece, derinlik gibi kavramlar
müthiş bir sır barındırıyordu. Toprak da
karanlıktı ve öldüğümüzde gireceğimiz yer
olarak ona inanmıştık. Karanlığın içinde mi
yoksa parlayan yıldızlardan mı olacağımıza
kendimiz karar veriyorduk.
Hangi yıldız daha çok parlıyor diye düşündü.
Cevabı oldukça basitti. Adanmış olan. Adanmış
yıldız var mıydı? Elbette vardı. Peki nereden
biliyordu hangi yıldızın daha çok adanmış
olduğunu? Bilmiyordu sadece inanıyordu. Ruhun
eğitimi dedi kendine,
Ruhun eğitimi çok önemli. Đnanmak ruh denilen
yerde gerçekleşiyordu ve inanmadan hiçbir şey
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
108
olmuyordu. Neye inandığını anlatmak istedi.
Đnsanın kendine neye inandığını anlatmasının ne
gibi bir önemi olabilirdi ki? Sonra bunun
inancını kuvvetlendiren bir şey olduğunu
düşünerek rahatladı. Daha kuvvetli bir inanç
daha kuvvetli bir kas gibiydi. Ne kadar
kuvvetliysen o kadar çok yapabilirdin.
Bir an büyük bir deliğin içinde yuvarlanarak
düştüğünü zannetti. Rüya gördüğünü biliyor
ama rüya gibi hissetmiyordu. Demek ki Dr
N.Rem iş başındaydı. Düşüncelerini tasnif
ediyor önemli olduğuna inandığı dosyaları da
çekmeceye, el altına yerleştiriyordu. Ne kadar
merak etmişti rüyaların nereden geldiğini,
neden rüya gördüğünü, ne kadar çok şey vardı
bilmeden yaşayıp gittiği. Susadığını ağzının
kuruduğunu hissetti. Vücudunun kendisine ait
olmamasını gördü. Aslında hep öyleydi. Ona
verilmiş bir emanetti ve o emanete dikkat
etmemişti.
Dikkat
etmemişti.
Dikkat
etmemişti. Đçinde müthiş bir gürültü vardı.
Daha önce yaptığı eğitimleri düşündü. Kaç kere
anlatmıştı. Đnsanın içinde bir fabrika olduğunu.
Bu fabrikanın makinelerinin küçük yaştan
itibaren kullanılmayı bıraktırıldığını, (kendimize
ihanet) anlatmıştı. Şimdi kendi fabrikasının
usta başını bulmak zorundaydı. Đçinde büyük
fırtına vardı. Fabrikanın kapısına kilit vurulmuş
ve o da bu fabrikayı hiç açmamıştı. Biraz
haksızlık ettiğini düşündü kendine çünkü o
yıllardır bu fabrikayı çalıştırmış ve iyi şeyler
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
109
yapmıştı. Son birkaç yıldır kendine ihanet
etmişti. Neyse şimdi ilk yapacağı şey ayağa
kalkmak olacaktı ve içindeki ustalara,
ustabaşlarına ve çalışan her bir işçiye
güveniyordu.
Derin kuyu birden yeşille mavinin buluştuğu bir
sahil haline geldi. O suyun içinden yürüyordu.
Yeni doğmuş gibiydi. Adım attığında suyun
damlaları bacağından aşağıya doğru süzülüyor.
Süzülürken ruhunu temizliyordu. Su her şeyi
temizliyor dedi birden. Kirleri akıp gidiyordu.
Allah'ı hatırladı.
O'na şükretti. Bir damla daha düştü suya ve
dalgalar oluştu. Yuvarlak bir dalga ve onu takip
eden diğer yuvarlak dalgalar. Orada nefes
almanın ne demek olduğunu ve şükretmeyi
birken daha düşündü. Söz verdi. Hayatının her
gününü böylesine arı yaşamaya çalışacak yalan
ve dolandan uzak kalacaktı.
Hissettiklerine, bedenine, ruhuna ve aklına
ihanet
etmeyecekti.
Eğitimlerini
tamamlayacak, aslında yaratıldığı gibi tertemiz
olana kadar temizliğini yapacak ve aslına uygun
halden yola çıkacaktı.
Ne kadar parlak ve mavi dedi. Yolu ne kadar
uzun süre devam etmiş ne kadar çok şey
görmüştü ve hala yatağındaydı. Beyninin arkası
sıcak ama çok sıcaktı. Yandığını biliyor ama bir
şey yapamıyordu. Su içmek istiyordu hem de
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
110
çılgın gibi su içmek istiyordu. Yatağın içinde bir
fırın çalıştırmışlar onu yakıyorlardı. Şimdi
cehennem kelimesi anlam bulmaya başlamıştı.
Hataları onu cehenneme götürmüş eritmeye
çalışıyordu. Erimek ve bir sıvı olmak güzel bir
şey olabilir dedi. Hala iyimser bir durumda
kalmayı nasıl başardığına baktı. Yüzüne bir
gülümseme geldi. Eriyik halde olsaydı girdiği
her kabın şeklini alabilseydi. Esneklik demekti,
uyumluluk demekti. Neden daha önce böyle
yaşamayı akıl etmemişti. Kendinden taviz
vermeden su gibi akışkan olmayı becermişti.
Gurur ve kibir ile tanışmış kendini dev
aynasında görmüştü.
Birden her şey bitti. Başına gelen bir hemşire
kolundan
serumun
ucunu
çıkartı.
Canı
acımaktaydı. Oh dedi bir yandan bir yandan da
keşke bitmeseydi dedi, kendiyle hesaplaşmak
hoşuna da gitmişti. Bir defter istedi
hemşireden hesaplaşmasını yazmaya karar
vermişti. Acaba uyumadan önce içinde yaşayan
Dr.N-Rem'e emirler verip ona göre katışıksız
olarak hesaplaşmasını yapabilir miydi? Neden
olmasın dedi? Da-Vinci birçok problemi
uykusunda çözmemiş miydi. Az uyumuş ama
problemleri çözerken bilinç altını kullanmıştı.
Öğrendiği her şey dolu dizgin, çılgın bir nehir
gibi akıyordu.
Hemşirenin gözlerine baktı. Dün gece
rüyasında gördüğü yıldız kümesine benziyordu
ve sadece bu hemşire onun iyileşeceğine
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
111
inanıyormuş gibi bakıyordu. Kararlılık vardı.
Ona benim kim olduğu mu biliyor musun? diye
sordu. Hemşire kafasını aşağıya doğru eğerek
kim olduğunu mu? Geçmişte mi? Şimdi mi?
Gelecekte mi? diye gülümseyerek cevap verdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Nallıhan'da
bir hastane odasında, öğretmenin bir hemşire
kılığında karşısına geldiğini anladı. Biraz vaktin
var mı? Diye gülümseyerek sordu. Hemşire her
zaman diyerek cevap verdi. Sadece yapmam
gerekenleri yapıp sana dönmemi kabul edersen
diye de bir parantez açtı. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü bu cevabın çok şey
anlattığını biliyordu. Ruhu, aklı, kalbi, bedeni
hepsi birlikte mutlu oldular. Ruhunun, aklının,
kalbinin mutlu olmasını anlamıştı. Bedeni niye
mutlu olmuştu onu bilmiyordu ama bedeni de
mutluydu. Herhalde iyileşeceğine inanan bir
insanın olması onu da mutlu etmişti.
Anlaştık dedi.
Hemşire gitti.
Gözlerini
tekrar
kapattı.
Hemşire
geri
geldiğinde
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü olursa ne olur? Olmazsa
ne olur? Gelirse ne olur, gelmezse ne olur gibi
sorular
sorarak
cevapların
peşinde
koşturuyordu. Beyni olimpiyatların yapıldığı
arena gibiydi. Her yerde bir atlet kendi
amacını gerçekleştirmek için gözünü hedefine
dikmiş uğraşıyordu. Bazı platformlar dikkatini
çekiyordu. Orada ki yarışlar bazı atletler
yapabileceklerinin en iyisinin 5. 6 olmak
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
112
olduğunu düşünürcesine hareket ediyorlardı.
Onlar abilerine yol veriyor gibi hareket
ediyorlardı. Oysa hayatta abi falan yoktu.
Önce gelen önce gitmiyordu.
Gözü hemşireye takıldı. Elinde beyaz kağıtlar
ile gelmişti. Bu kağıtları neden getirdin diye
sordu? Hemşire bence artık adımı sormalısın
diye cevap verdi. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü yıllardır insanların en fazla önemsedikleri
şeylerden birinin isimleri olduğunu bilmesine
rağmen nedense bu aymazlığı yapıp bazen
konunun aslına yöneliyordu. Öğretmenin isminin
ne olduğunun önemi yok diye geçirirken içinden,
geçen süreyi öğretmen başka bir şekilde
algıladı. Bir acın mı var diye başka bir soru
sordu? Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
derin bir nefes daha aldı ve aslında bilmiyorum
diye cevap verdi. Bilmediğimi de bilmiyorum?
Kafam yine karma karışık olmuş durumda ve ne
yapacağımı yine sorgulamaya başladım dedi.
Biliyorum diye cevap verdi hemşire. Bu yüzden
buradayım. Sana ellerinle neler yapabileceğini
öğretmeye ve yeni hayatın ile barışık bir
şekilde yaşayabilmen için yardımcı olmaya
geldim dedi.
Şimşekler çaktı, gök gürledi, binanın içindeki
bütün dolapların yerinden oynadı, odanın içinde
rüzgar uğultu ile dolaştı ve ne var ne yok
havaya savurdu. Aynı anda dünya üzerinde
gerçekleşebilecek tüm felaketler gerçekleşmiş
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
113
ve
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
ortasında kalmıştı. Uzay boşluğunda gördüğü
kara deliklerden birine düştüğünü hissetti ve
bu deliğin dibi yoktu. O anda kendisinden
vazgeçtiklerini ve onu tedavi etmekten
caydıklarını anladı.
Şiddetli bir şekilde bana yeni şeklime alışmam
için mi yardım etmeye geldin diye sordu.
Hemşire
evet
dedi.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücünün "looser" (kaybetmeye
alışmış) kişilerle işi olmaz. Diye düşündü. Sonra
hemşireye karşıma geçer misin dedi. Hemşire
geçti. Şimdi gözlerime bak. Hemşire gözlerine
baktı. Kulaklarını da aç. Kulaklarını da açtı ve
pür dikkat dinlemeye başladı. Sen ben de
vazgeçmeyi seven bir adam suratı mı gördün?
Sen
hayatının
herhangi
bir
yerinde
kaybettikten sonra vazgeçen bir adam
olduğumu mu zannettin? Sen bana yaratanın
geri adam at diye emrettiğini mi zannettin?
Ben geri adım atmam, ben dinlenmek için mola
verebilirim ama geri adım atmam dedi. Ve sana
bir şey daha söyleyeceğim benim nasıl
yürüyebileceğim ile bilgiler vermeyeceksen
bunun umudunu içimde yeşertmeyeceksen git
diye kükredi. Hemşirenin hiç bir suçu yok diye
de geçirmiyor değil di içinden ama o nasıl
inanabilirdi doktorlara.
Hemşire boynunu büktü ve sakince bu öfkeli
halinden vazgeçmelisin diye cevap verdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
114
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü gülümsedi.
Sen bana ne dediğini biliyor musun? Öfkemden
neden
vazgeçecekmişim.
Ben
öfkemi,
kızgınlığımı doğru yere yönlendirebilirim. Benim
için iyi şeyler yapmasını sağlayabilirim. Bu
yüzden öfkemden vazgeçmem dedi. Sonra bir
kez daha düşündü. Öğrenci hazır olmayınca
öğretmen gelmez. Demek ki hemşire öğretmen
değil dedi. Ama öğrenci de aynı zamanda
öğretmen değil midir diye diye yeniden cevap
verdi. Hemşire karşısında kopuk kopuk konuşan
kişinin iyice ümitsiz vaka olmaya doğru gittiğini
düşünürcesine bir hareket yaptı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü hemşireye
adanmışlığın ne olduğunu anlatacak ve bu
sayede yine kendini toparlayacaktı. Öyleyse
hemşire onun öğrenmesine yardım eden kişi
olacaktı. Bu da onu öğretmen yapacaktı.
Sana bir şey söyleyeyim mi diye sessiz bir
şekilde konuşmaya başladı. Hemşire kafasını
salladı. Biraz üzüntülü gibiydi. Önemsemedi.
Adın ne dedi? Nergis dedi hemşire.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bana elini
verir misin Nergis dedi. Nergis elini uzattı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Nergis'in
elini aldı ve burnuna götürdü. Kokladı.
Ciğerlerinin dibine kadar kokladı. Nergis o
anda koklandığını değil sömürüldüğünü bile
hissedebilirdi. Önemsemedi. Yeniden ayağa
kalkmak ve karısına çingenelerden nergis
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
115
almayı istedi. Bir yandan acaba yanlış mı yaptım
diye de düşünüyordu. Sonra açıkladı hemşire
Nergis'e karımı özledim. Onun Nergis'i
koklayışını özledim dedi. Biliyor musun? Ben
tekrar yürüyeceğim ve çingenelerden Nergis
satın alıp karıma vereceğim. Belki sana da bir
demet gönderirim, ama bir şartım var dedi.
Nergis meraklı gözlerle baktı. Nedir? Benim
tekrardan yürüyeceğime inandığını söyle.
Nergis çok düşünmeden hemen cevap verdi.
Elbette yürüyebilirsin bu mümkün ama, ama
dediğin an Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
elini Nergis'in ağzına götürdü ve ama deme bu
inanmadığını gösterir diye düzeltti. Böyle
kalsın. Bu kadarı benim için yeter. Ben bu
problemi çözeceğim diye bitirdi.
Şimdi beni biraz yalnız bırak ve sabah ta
erkenden gel. Güneş doğmadan. Güneşin
doğuşunu seyretmek istiyorum. Tıpkı Abant'ta
yaptığım gibi gölün kenarında eşek arılarının
sabah bal topladıklarını izlediğim gibi diye de
örnekledi. Ben de bir eşek arısı gibi uçması
mümkün olmayan ama uçacak bir canlıyım dedi.
Bir uçak mühendisi arkadaşı anlatmıştı.
Mühendislik olarak bir eşek arısının uçmaması
gerektiğini. Ama uçuyordu. Kendine eşek
arılarını örnek alacak. Đmkansız denileni
başaracaktı.
Hemşire gitti. O düşünmeye başladı. Bir an
önce bu hastaneden çıkacak ve ona inanan
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
116
hastane bulana kadar uğraşacaktı. Bu uğraşısını
yaparken de yola çıktığı andaki gibi
yürüyecekti. Ama bu sefer ayaklarıyla değil
tekerlekli sandalye ile yürüyecekti. Vazgeçmek
yoktu. Asla vazgeçmeyecekti. Adanmışlık bu
demekti. Vazgeçmek yok.........
Sabah güneşin doğuşunu seyrederken her bir
güneş ışığı onu uzayın boşluğuna doğru götürdü.
Ona enerji verdi. Tabiattaki her şey güneşin
doğuşuyla uyanıyordu. Ya insanlar. Onlar
maalesef uyumak denilen şeyin esiri olmuşlardı.
O enerjisini topladı. Kararını açıkladı. Eşine
haber gönderdi. Bir an önce gelip beni buradan
alın diye.
Eşi kocasının bu delice sevdadan vazgeçtiğini
düşünerek sevindi. Oysa o vazgeçtiğini
söylemek için değil yürümeye başlamak için onu
çağırmıştı.
Eşi kapıda belirdiğinde elindeki nergis her şeyi
anlatıyordu. Telefonda duyduğu ses sonrasında
yeni dönmüş olmasına rağmen hemen hastaneye
gelmişti. Aslında çok çabuk paniğe kapılıp ne
yapacağını bilemeyen bir kadın olurdu bazı
zamanlar ama şimdi o kadın gitmiş ve yerine
hayatı boyunca ne yapacağını planlamış bir
kadın gelmişti. Yürüyüşü Bengal kaplanını
andırıyordu. Asil ve her şeyin üstesinden
gelebileceğine
inanan
kadın.
Onun
eşi
olmasından dolayı içini bir gurur kapladı ve ona
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
117
söyleme ihtiyacı hissetti. Son anda sustu.
Sadece hoş geldin dedi. Bu hoş geldinin içinde
çok şey vardı. Uzun bir sessizlik oldu. Eşi
elindeki
nergisleri
uzattı.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü nergisi eline aldı.
Kokladı. Koklama şeklinin tarifi yoktu. O
koklamıyordu, sanki ciğerlerine tüm koku
iyonlarını gönderiyor oradan da hücrelerine
kaydediyordu. Genlerine işleniyordu. Büyük
ihtimal gelecek nesillere böyle bir koklama
şekli kalacaktı onun yüzünden.
Odada
bulunan
herkes
Adanmışlığın
cesaretlendiren Gücünün koklama şeklinden
etkilenmişti. Odanın içindeki bütün havayı
çekmiş gibiydi. Diğerleri nefes almaktan
korktular. Büyük bir sessizlik ve sonunda
kapının açılmasıyla değişen atmosfer. Nergis
hemşire içeri girdi. Elindeki çiçeği sahibine
uzattı ve ona kararını açıkladı. Doktorları
çağırır mısın? Gideceğim. Nergis hemşire
öylece baktı ve hiç bir şey söylemeden geri
döndü. Bana bunu yapamazsın diyecekti.
Karısının
yanlış
anlayacağını
düşündü.
Gırtlağında düğümlendi. 3 dakika sonra
doktorlar bir hışımla odaya geldiler. Ne oluyor
diye sordu. 3 doktorun en yaşlı olanı. Bir şey
olmuyor. Buradan gitmeye karar verdim dedi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü. Bu senin
kararınla nasıl olabiliyor diye cevapladı doktor.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Siz kalın ve
diğerleri de lütfen çıksın diye tıslar gibi bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
118
cevap verdi. Odanın içerisinde hava bitmiş
yerine Everest tepelerinden buz gelmişti.
Herkes, eşi de dâhil olmak üzere dışarı çıktı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, benim
iyileşeceğime inanmayan doktorlarla işim
olmaz. Siz bana, benim için yeni bir hayat
olduğunu ve ona alışmam gerektiğini söyleyen
bir davranış içine girdiniz. Bana bir kez bakın.
Bu surat, bu ifade, bu gözler, bu kararlılık
yenilecek bir adamda olur mu? Ben bu yüzden
gideceğim dedi. Doktor sustu. Bir şey demek
istedi sonra aman sende bu adam deli bununla
uğraşamam diyerek geri döndü. Dışarı
çıktığında evrakların hazırlanması için emirler
vermeye başlamıştı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Looser adı
verdiği bu kişilerden kurtulduğuna sevindi.
Đddialarını takip etmeyen insanlardan, kararlı
olmayanlardan tiksiniyordu. Bu doktor da
dünyadaki kendi varlığına ihanet etmiş binlerce
insandan biriydi. Suskun ve üzüntüyle bekledi.
Keşke doktor da kendini hastaları iyileştirme
konusuna kendini adayanlardan olsaydı dedi. Bir
anda kulakları uğuldadı ve ses ona nasıl
anlatmazsın
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücünü dedi. Đşlemlerin bitmesini bekledi.
Karısı elinde evraklarla geldi. Gidiyoruz dedi.
Bekle diye kısa kesen bir emir. Biraz da kabaca
oldu ama oldu. Doktor nerede diyerek,
bekleyen gözlerle baktı. Eşi şaşkınlıkla
doktorla
mı
görüşeceksin
adama
o
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
119
dediklerinden sonra. Sen ne biçim birisin
diyecek oldu. Bakışlar o kadar keskin ve sertti
ki sustu. Gitti doktoru çağırdı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, ellerini
doktora uzattı. Bir gün tekrar yürüyebilmem
için ne olması gerekir dedi. Doktor cevap verdi.
Mucize. Gerçekten mucize var mıdır? Diye
sordu? Elbette vardır dedi doktor. Sen hiç
gördün mü dedi? Evet diye cevap verdi doktor.
Peki, şimdi yeniden bir mucize olabilmesi için
ben ne yapmalıyım diye sordu. Çok istemelisin,
kendini adamalısın diye cevap verdi doktor.
Kendimi adarsam ve gerçekten istersem
mucize olur mu dedi. Olabilir diye cevap verdi
doktor. Peki, sen neden bir mucize yaratmak
istemedin doktor dedi. Doktor anlayan gözlerle
baktı.
Neden
inanılmaz
bir
şey
gerçekleştirerek tarih yazan doktor olmak
istemedin doktor. Aslında istedim diye cevap
verdi
doktor.
Kariyerim
ilk
yıllarında
idealisttim.
Đdeallerim
vardı.
Đnsanlara
yardımcı olmak istiyordum. Ama yıllar birçok
şeyi götürdü. Boynunu bükerek sustu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü biliyor
musun benim başıma gelen durum senin için bir
şanstı.
Yolculuğa
çıktığımdan
bu
yana
yaşadıklarımı okuyan insanlar ve beni dinleyen
insanlar şimdi dört gözle doktora bakıyorlardı.
Ağzından çıkacak bir umut dolu kelime için
ruhlarından bir parçadan vazgeçecek ve beni
tekrar yürütene kadar dua edeceklerdi. Sen bu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
120
şansını kullanmadın. Ama hala bir şansın var
ama artık bedel ödeyeceksin. Doktor ne bedeli
dedi? Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
hatanın bedeli, öğrenmenin bedeli diye cevap
verdi. Kabul etsen de bir bedel ödeyeceksin
etmesen de bir bedel ödeyeceksin. Her kararın
bir sonucu olur ve bu sonuç bir bedel ödemeyi
gerektirir diye cevap verdi.
Doktor, santrançda açmazda kalmış bir rakip
gibi sağa sola baktı ve ben seninleyim sonucuna
da razıyım diyerek bu acı veren konuşmayı
bitirmek istedi. Đyileşene kadar seninle
olacağım.
Anlaştık
dedi
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Sana da sağlam bir
ayakkabı bulalım doktor. Ben tekerlekli araba
ile giderken sen de yanımda yürüyeceksin. Ta
ki ben ayaklarımın üzerinde yürüyene kadar.
Doktor biraz pişman oldu ama artık söylemişti
ve anlaştık dedi.
Yepyeni bir yol arkadaşı oldu Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücünün.
Sabah
güneş
doğarken başlayacağız git alışveriş yap diyerek
uğurladı doktoru. Karısının yardımıyla asansöre
doğru gittiler. Garaja indiler. Araba ve bir
otele gidiş. Odaya yerleştiler karısı hala
yürümekten bahsediyorsun ve yanına birilerini
de katıyorsun. Sana ne oldu? Neden böyle
davranıyorsun? Diye sorarak sustu. Cevap çok
açıktı ve aslında karısı da bunu biliyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
121
Şimdiye gel diyerek karısına sarıldı. Şimdiki
zamana geldiler ve dün ya da yarından
bahsetmeden şimdi de kaldılar.
Güneşin doğumuna kadar sohbet ettiler,
sarıldılar, güneş doğarken aşağıya indiler
doktor
kapıdaydı.
Karısıyla
vedalaştı. Tekerlekli sandalyenin tekerleklerini
itmeye başladı. Doktor da yanında yürümeye
başladı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü daha
hastanenin
kapısından
çıktıkları
anda
pişmanlığa kapıldı. Hayat amacı bir insanı
iyileştirmek olmayan birini buna zorlamış ve
bildiği en iyi şey olan satış taktiklerinin
kullanarak da fikrini satmıştı. Sıra durumu
nasıl
düzelteceğine
gelmişti.
Kendiyle
kavgasında kızgınlığının kendisine olduğunu
bilmesine rağmen başkalarının acı çekmesi de
etkili oluyordu. Düşünceler içinde tekerlekli
sandalyenin tekerlerini döndürüyordu.
Doktor da ne yapıyorum ben diye sorgulama
içerisine girmişti. Nereye gidiyorum. Adam
kendini adamış yürüyor ben kendimi adamadım
ki diyordu. Satın aldıktan sonra pişman olan
iade istemiyle yanıp tutuşan bir müşteri
gibiydi. Đlk fırsatta yan çizecek bir şeyler
bulmalıydı. Đki insanın enerjisi de çılgınca
akıyordu.
Huzur
ise
yanlarından
bile
geçmiyordu.
Suskun
suskun
adımlarını
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
122
atarlarken yanlarında duran arabadan bakan
yaşlı adamı gördüler. Ne oldu biraderim neden
böyle yürürsün ambulans falan yok mu? Doktor
ya
sabır
dedi
içinden.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü ise gülümsedi. Bütün iyi
niyetiyle soru soran adama. Senin haberin yok
galiba benim adım Adanmışlığın Gücü diyecekti.
Son anda dilini tuttu. Kendini tanıyamaz
olmuştu.
Yatağa bağlı kalacağını düşünmek onu bir garip
yapmıştı. Ya gerçekten yatağa bağlı kalırsam
diye bir korku geliyordu ki hemen düşüncesini
değiştirmesi
gerektiğini
hatırladı
ve
düşüncesini yönlendirdi. Biliyor musun dedi
adama bana olanı doktorlar açıklayamadı ben
de bu doktoru yanıma rehin alıp beni
iyileştirecek birini bulmaya gidiyorum dedi.
Adam ben bilirim doktorları bir işe yaramaz
dedi. Doktor bu işe bozuldu. Neden öyle
diyorsun? Biz bir yemin ediyor ve hayatımızı bu
yemin üzerine insanları iyileştirmek üzere
harcıyoruz dedi. Đşte dedi adam. Bir hayat
harcayıcı daha. Biz hayatlarımızı yaşamak
istiyoruz siz ise hayatınızı harcıyorsunuz dedi.
Şiddetli bir tokat yemiş gibi irkildi doktor. Biz
olmasak ne yapardınız acaba diye biraz da
hırsla sordu. Hastalanmazdık. Bize hastalık
diye bir şey yutturdunuz. Bizde devamlı
hastalandık diyor size geliyoruz dedi. Doktor.
Evet evet dedi doktor. Biz yokken de devamlı
hocalara gidiyor üfletiyordunuz.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
123
Bak doktorcuğum insanları küçümseyerek bir
yere varamazsın. Đyileştirebildin mi adamı?
Cevap hayır. Madem ki iyileştiremedin neden
bir başka insanın iyileştirmek için bir şey
yapmasını
engellersin.
Neden
engelleyecekmişim
dedi
doktor.
Varsa
iyileştirecek gelsin iyileştirsin. Bak arkadaşım
ve doktorcuğum ben Gümüşhane'nin Kelkit
ilçesinde doğdum büyüdüm. Okudum öğretmen
oldum. Ben de yıllarca bu köylülerin hocalara
gitmesine kızdım. Hatta bununla mücadele
ettim. Kalabalık bir an bulduğumda köylüleri
toplayım. Nedir bu yahu yılanlı kuyu deyip
yılanlara gidiyorsunuz. Tebabet var, doktor var
diye nutuk atıyordum. Ancak yılanlı kuyu yine
de her gün dolup dolup boşalıyordu. Kendimce
daha güçlü mücadele etmeliyim diyerek ağzımı
doldurarak
kavga
ediyor
ve
insanları
vazgeçirmeye çalışıyordum. Ama bir türlü
olmuyordu. Bir gün kahvede konuşurken yaşlı
amcalardan biri beni çağırdı ve sus artık müdür
dedi. O zaman ortaokulun müdürü olmuştum.
Ayakkabısını çıkardı, çoraplarını da. Sonra
bana gösterdi. Bak! baktım parmakları yok.
Askerden geldiğimde ayaklarımda bir hastalık
vardı. Her gün kaşınıyor kaşınıyordu derken
erimeye başladı. Küçük küçük eriyor ve
kopuyordu. Doktorlar bir şey yapamadılar. Ben
de köyde oturuyordum. Nenem gördü. Beni
yılanlı kuyuya yılanlı teyzenin yanına götürdü.
Yılanların olduğu kuyunun içine ayaklarını uzat
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
124
dediler. Ben çok korkuyordum. Yılanlar sadece
hasta olan yerlerime geldiler. Kıvrılarak
yattılar. Kara yılanları zaten zehirli olmaz ama
korkuyor insan. Bir kaç saat beklediler.
Ellerimi uzattım ama gelmediler. Sadece
hastalıklı olan yerlere geldiler ve yattılar.
Sonra gittiler. Bil bakalım ne oldu o gün bugün
bir daha erimedi parmaklarım. Đyileştim.
Buraya gelen insanların hepsi doktora giderler
ve en sonunda buraya gelirler. Nedeni bilinmez
ama bazen işe yarar burası.
Neresiymiş amca diyiverdi Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü, tarifi aldı ve doktora
döndü. Doktor sana bir şey diyeyim mi ben
buraya gitmek istiyorum sen de doktorsun.
Biliyorum benimle gelmek istiyorsun ama bir
doktor olarak oraya gelmek sana yakışmaz, gel
bana izin ver ben de oraya gideyim. Orası da
bu toprağın bir parçası dedi. Doktor altın
madeni bulmuş gibi sevindi ama birden kabul
etmemek lazım diye olur mu öyle şey ben sana
yardımcı olacağım. Diğer hastanelerde iyi
aletler var. Onlarla tespit ederiz senin
hastalığını, tedavi ederiz seni dedi. Ancak ne
dediyse
ikna
edemedi
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücünü ve onu otobüs garına
götürdü. Eşine telefon açtı. Durumu anlattı.
Kadın ne olduğunu anlayamadan yanına geldi.
Zaten kafası karmakarışıktı. Kocası bu sevdaya
düştüğünden beri kalması mı gerektiğini
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
125
gitmesi mi gerektiğini çözmeye uğraşıyordu.
Yürüme işi bitti mi dedi. Bitmedi diye cevap
aldı. O zaman neden otobüse biniyorsun.
Yürüsene oraya kadar diye bir cevap yapıştırdı.
Orası benim planımda yok. Ben oraya
iyileşmeye gidiyorum. Đyileştikten sonra
Nallıhan'a dönecek yoluma kaldığım yerden
devam edeceğim. Şimdi benimle gelecek misin
yoksa gelmeyecek misin dedi?
Sert konuştuğunu biliyordu ama kararlılığının
sorgulanması nedense hep canını sıkardı.
Güvensizlik duyduğunu düşündü kendine. Eğer
kendime güvenim tam olsa kararsızlığımı veya
kararlılığımı sorguladıklarında kızmaz sadece
gülerim dedi. Bu konuda da kendini
geliştirmeliydi. Biletler alındı ve otobüsün
kalkmasına daha çok vardı. Birlikte bir yemek
yiyelim dedi doktor. Size bir kebap
ısmarlayayım.
Olur
dedi
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü, kimseyi üzmeden
yanlıştan dönmüş ve doktorun yerinde
kalmasını sağlamıştı. Ayrıca doktora da oldukça
iyi bir ders olmuştu. Bundan sonra hastalarını
gerçekten iyileştirmek için uğraşacağından
emindi.
Kebap, ayran, sohbet, zaman hızla aktı. Gece
vakti garaja geldiler. Doktor arabaya oturacağı
yere kadar taşıdı. Sonra tekerlekli sandalyeyi
bagaja koydular. Eşi yanına oturdu. Elini tuttu.
Ruhunun ısındığını hissetti. Doktor aşağıya indi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
126
Şoför bindi. Muavin gel gel diye bağırdı.
Otobüs geri geri hareket etti. Direksiyonu tam
tur döndürmüştü ve hala parmağıyla hareket
ettiriyordu.
Bindikleri
otobüs
inanılmaz
görünüyordu. Yeni ve güzeldi. Koltukları
deridendi. Sol tarafta tek kişilik koltuklar sağ
tarafta çift kişilik koltuklar vardı. Đçerisi çok
temiz ve güzel kokuyordu. Bu otobüsü MAN
yapmıştı modele de Fortuna diye isim
koymuştu. Binerken görmüştü. Dizayn ödüllü
diye bir de etiket yapıştırmışlardı. Hoşuna
gitti Türkiye'de yapılıyor bu otobüsler diyerek
karısına döndü. Karısı biliyorum. Ben Đstanbul
ve Ankara arasında hep bu otobüsle seyahat
ediyorum. Gerçekten rahat ve güvenli dedi.
Artık
yola
çıkmışlardı.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren gücü yolculuğunun geri kalanını
tamamlayabilmek için sağlığına kavuşmayı
gerçekten çok istiyordu.
Birden bire sağlıklı kalmaya devam etmek için
dua etti. Sağlıklı olmak için dua ettiğinde eğer
sağlıklı ise önce hastalanacak ve sağlık bulması
sağlanacaktı. Bu garip bir yasaydı. Ne ararsan
ondan yoksun kalırsın yasası. Aradığın şey
senden kaçar dedi karısına dönerek. Ne demek
istiyorsun diye cevaplandı. Gülümsedi ve
aradığın şey senden kaçar bu yüzden sanki
sahipmişsin gibi davranacak ve önceden
teşekkür edeceksin dedi.
Gözlerini kapadı. Düşünmek istiyordu. Yeniden
koştuğu anları düşündü ve gece boyunca
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
127
antrenman
yaptı.
Đçindekilere
emretti.
Yürüyeceksiniz. Hem de eskisinden daha çok
isteyerek yürüyeceksin.
Sabah Kelkit’e geldiler. Merdivenlerden onu bir
kaç kişi indirdi. O bugüne de şükür dedi.
Đyileşeceğim.
Kelkit
benim
hayatımda
iyileştiğim yer olarak kalacak dedi. Çevresini
incelemeye başladı.
Önce yemek yediler, sonra da hastane ve
doktor.
Kelkit'e indiklerinde güneş yeni doğmuştu.
Börek yiyip süt içebilecekleri bir pastaneye
girdiler. Bu kadar yolu neden geldik diye sordu
karısı, sen hayatının hiç bir döneminde bu tür
hikâyelere inanmadın. Sana anlatılan her şeyin
arkasında bir üçkâğıt olduğunu düşündün ve
şimdi buradayız. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü de evet haklısın işte bu yüzden buradayız
dedi. Gönlüm bunun da hikâye çıkması ve
doktorların ellerinde iken huzurla teslim
olabilmek istiyor. Soruların cevabını aramanın
neresi yanlış diyerek cevap verdi.
Bütün mesele soruların cevabını aramaktadır.
Hayatımız soruların çevresinde döner. Her şeyi
soru sorarak anlatabilir ve öğretebilirsiniz
demişti Aristotoles. Bu dersi Üstün Dökmen
adlı eğitmen, bir eğitim gurubunda göstererek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
128
anlatmış o derse giren bir arkadaşı da
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücüne
aktarmıştı. Şimdi o da karısına anlatıyordu.
Bilgi ne kadar ilginç bir şeydi. Asırlarca
yaşamış, bir yerlerden tekrar gün ışığına
çıkmış ve süratle yayılmıştı. Herkes bilgisini
paylaşıma açsa nasıl olurdu. Son yıllarda
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücünü en çok
şaşırtan şey Google adlı arama motoru olmuştu.
Buraya istediğiniz soruyu soruyor ve bu
sorunun cevabını bulabiliyordunuz. Hem de çok
kısa bir sürede. Eğer dillerini biliyorsanız
dünyadaki her bilgiye ulaşabiliyordunuz ve bu
bilgiler dünyanın sadece %5 inin bilgisayar
kullandığını varsayarsanız gerçekten çok azdı.
Yine de bir insanın kendi hayatının binlerle
çarpılmasıyla bile öğrenemeyeceği kadar çok.
Đstersen eş zamanlı istersen geçmiş istersen
gelecek istersen uzay istersen yeraltı. Dile
benden ne dilersen gibi bir şey.
Karısı bu soru merakın değil mi bunları
başımıza açan deyiverdi. Biraz kızgındı. Yeni
şeyler keşfetmekten hoşlanmasına rağmen
güvenli olmadığını düşündüğü şeylere karşı her
zaman çok temkinli yaklaşmayı severdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ise her
zaman canının kıymetini bilmeyen biri olmuştu.
Akacak kan damarda durmaz der ve her zaman
tehlikeye doğru yelken açabilirdi. Kişilik
farklılıkları vardı. Bu onları farklı kişiler
olmasına rağmen anlaşmaz kişiler yapmaktan
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
129
çok birbirlerini anlamaya götüren bir ders
olmuştu. Aynı şeylere farklı açılardan bakarak
daha doğru karar verebileceklerinin hayalini
kurarak bu günlere gelmişlerdi. Çevrelerinde
birçok insan bu tür durumlarda anlaşamıyoruz
derlerdi. Onlarda demişlerdi ama bir yerde
soğukkanlı
davranmış
kendilerini
toparlamışlardı. Bu durumda eşinin büyük payı
vardı.
Daha olgun
ve
daha akıllıydı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ne kadar
gitmek istiyorsa eşi de o kadar kalmak
istiyordu. Yine de birlikte yaşıyorlar ve
birbirlerine doğru adım adım yaklaşıyorlardı.
Börek yedikleri yerde, yılanlı kuyu veya yılanlı
teyze hakkında sordular. Tezgâhtaki adam
garip garip baktı. Nereden duydunuz bunu diye
cevap verdi. Nallıhan'da duyduk dediler.
Nerededir orası deyince Ankara'nın bir
ilçesidir diye cevap verdiler. Ben 45
yaşındayım hiç böyle birini duymadım dedi
adam. Peki diye cevap verdiler biz daha yaşlı
birileriyle
görüşebilir miyiz?
Elbette, diye
cevap verdi ve yanındaki çocuğa bak yavrum
ağabeylerini ayakkabı tamircisi Davut dedeye
götürür
müsün?
Önde
çocuk,
arkada
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ve eşi
yürüdüler. Đki sokak döndükten sonra küçük bir
dükkânın önüne geldiler. Kapı önünde bir örs
vardı. Üzerinde 60 numara bir ayakkabı. Uzun
Ömer'in ayakkabısı yazan üzeri hafifçe
sararmış bir kâğıtta cama yapıştırılmış. Bu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
130
hikâyeyi de öğrenmek lazım derken içeri
giriverdiler.
Selamün Aleyküm dede. Aleyküm Es Selam
evlat. Hoş gelmişsin. Buyur gel bakalım. Önce
sessizce bir baktı yüzümüze ve sonra senin
derdin ayakkabı değildir. Buralı da değilsin. Ne
istersin? Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ve
Eşi bir bir anlatmaya başladılar. Bir ara nefes
almadan birbirlerini engelleyerek konuştular.
Sonra duruldular ve en sonunda ağızlarından
baklayı çıkardılar. Yılanlı nene, yılanlı kuyu,
yılanlı teyze gibi bir şey aradıklarını ve
hastalığını
iyileştirmek
için
geldiklerini
söyleyiverdiler.
Dede derin bir nefes aldı. Çaresiz olduğunu
düşünen insanların neler yapabileceklerini
düşündü. Cevap vermedi. Sadece düşündü.
Sonra eliyle çocuğa işaret etti. Bana Lütfi'nin
oğlu Ragıp'ı bulun dedi. Biraz sonra kapı açıldı.
Çaycı elindeki tepsiyle içeri girdi. Dede
misafirin mi var? Çay ister misin? Elbette
yavrum sorulur mu kapta gel bakalım üç tane
tavşankanı. Adanmışlığın Cesaretlendiren gücü
merakla bekliyordu ama içi içine sığmıyordu.
Karısı ise ne olacak acaba diye gözlerini açmış
her bir hareketi gözlemliyor ve bir mana
vermeye çalışıyordu.
Kapı açıldı, içeri giren beni emretmişsin dedem
dedi. Bir arzun mu var? Evet dedi dede
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
131
misafirlerimiz var. Arabanı alda gel. Peki dedi
ve kapıdan çıktı. Size zahmet vermeyelim dede
dedi Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü. Dede
olur mu yavrum diyerek kesti sözünü. Bak sana
bir şey söyleyeyim bunu aklına kazı. Hatta
hayatına ekle dedi. Çekmeceyi çekti ve benim
torun getirdi. Bilgisayardan çıkarmış. Bu bir
yerde yazıyormuş. Yazan da Cumhur Durmuş
isimli biri. Diyor ki ne yapıyorsanız bu 5
prensiplerle yapın. 1. Asaletle 2. Adaletle 3.
Nezaketle, 4. Zarafetle, 5. Cesaretle.
Bu kelimeleri sana da vereyim mi? Ver tabi
dedeciğim dedi. Asaletle, adaletle, nezaketle,
zarafetle ve cesaretle diye tekrarladı. Biz
buraya cesaretle geldik, umarım nezaket ve
zarafetle davranmışızdır. Adalet ve asaletle
de uğurlanacak hareketler yaparız dedi.
Karısının gözü parladı. Asalet ve zarafet ve de
nezaket onun en çok sevdiği kelimelerdi.
Adaletsiz bir şey hiç yapamazdı. Bir tek
cesaret konusunda biraz takılmıştı ama o da
gerektiğinde çok cesur davranışlar gösterirdi.
Ragıp, arabayı kapının önünde durdurdu.
Büyükçe bir pikaptı. Arkasında kocaman bir
kasa ve içine 5 kişinin oturabileceği kalın
tekerlekli ve yüksekçe bir pikap. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü'nü kaldırıp ön koltuğa
oturttular. Sandalyeyi de arka kasaya
koydular. Eşi ve dede yan yana arkaya
oturdular. Ragıp yerleşti. Dedeye doğru döndü.
Dede bizim köye gidelim ama önce benim
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
132
hanımı almamız lazım diyerek Ragıp'a ne
yapacağını söyledi. Ragıp pikabı hareket
ettirdi. Sokakların arasında süzüldü. Arabanın
içerisinde garip bir sessizlik vardı. Đnsanı
rahatsız da edebilirdi huzur da verebilirdi. Kişi
kendini nasıl hissediyorsa öyle bir durumdu.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
çevresindeki herkesi melek gibi görmeye
birkaç yıl önce başlamıştı. Bazı dönemlerde
melek çıkmayan insanlar da olmuştu. Onların
bir enerji olduğunu biliyor ve bu enerjinin
ondan kaynaklanan bir ayna gibi olduğunu
anlamıştı. Nereye bakarsa orada kendini
gördüğünü öğrenmişti. Anlaması çok uzun süre
almıştı.
Elinde
tuttuğu
şeyi
aslında
tutamadığını anlamak gerçekten çok zordu.
Bunu anlamak için birçok şeyi anlamak zorunda
kalmıştı.
Araba durdu. Ragıp ve dede indi. Biraz sonra
geldiklerinde elinde bir değnek olan ve iki
büklüm yürüyen bir teyze vardı. Kadının
dedenin hanımı olduğuna inanmak çok zordu.
Hoş geldiniz dediler. Ama cevap alamadılar.
Kulakları duymaz ve gözü de çok az görür bu
yüzden birazdan kokunuzu alıp sorana kadar
sizi fark etmeyecektir dedi dede. Arabada
sessizlik ve huzur devam ediyordu. Dede tam
olarak nasıl oldu diye sorunca Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü anlattı. Yorum yapmadı
dede sadece dinledi. Tepeye doğru devam
ettiler. Tepede durdular. Dede, karısının
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
133
elinden tuttu ve ona tepeye geldik diye söyledi.
Bir kırık toprağın yanına oturdular. Hepsi
beklemeye başladı. Kadının ayaklarının dibine
doğru gelen küçük yılanları görene dek. Birden
heyecanlandılar. Kadına bir şey olacak diye
telaş
etti
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücünün eşi. Sakin ol dediler ona, beklediler.
Kadının ayaklarının dibinde kıvrıldı ve kıvrıldı
yılanlar. Beklediler. Dede sonra Adanmışlığın
Cesaretlendiren gücüne buraya yatabilir misin
dedi, kadının ayaklarının dibini göstererek.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü hemen
harekete geçti. Sandalyeden kaldırdılar
kendini. Yere uzandı. Televizyonda 50.000 YTL
için örümceklerin, farelerin arasına yatan
kadınlar, erkekler görmüştü. Onun daha büyük
bir ödülü olacaktı. Đyileşse de iyileşmese de.
Uzandığı yerde derin nefeslerle bekliyor ve
her bir zerresiyle neler olacağını fark etmeye
çalışıyordu. Şimdide olmak budur dedi.
Kesinlikle budur. Şimdi ve burada. Kulakları
yıllardır ağır işitirdi. Ama şimdi yerdeki en
ufak bir kıpırtıyı bile duyuyordu. Yılanlar ona
doğru harekete geçmişlerdi. Omurgasına doğru
gidiyorlardı. Isıracaklar mıydı acaba? Yoksa ne
yapacaklardı. Zehirli değil demişlerdi. Yılanlar
gerçekten zehirli değiller miydi? Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
güven
kelimesinin
manasını da öğrendi. Hayatını riske atabilmiş
ve sadece dedenin güler yüzüne güvenmişti.
Gördükleri onu etkilemiş ancak sorularını da
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
134
beraberinde
getirmişti.
Kadın
neden
iyileşmemiş ve iki büklüm yürüyor olmasına
rağmen dik hale gelememişti. Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
yılanlar
vücuduna
değdiğinde kaskatı kesildi. Şimdi gerçekten
korku ile karşı karşıya gelmişti. Vücudundan
sular fışkırıyordu. Böylesine bir korkuyla daha
önce hiç karşılaşmamıştı. Cesaret ve korkaklık
arasındaki sırat köprüsünde duruyordu. Birden
aklına düştüğü yer geldi. Aslında orada da
korkmuştu hem de çok korkmuştu. Muhtemelen
bu korkudan dolayı yürüyemiyordu. Hedefi öyle
büyük öyle büyüktü ki, yürüyerek dünyayı
dolaşmak....
O anda anladı. Aslında dünyayı dolaşmaktan
korkmuştu.
Yolculuğun
uzun
ve
yalnız
olmasından korkmuştu. Bu yüzden öyle bir şey
olmalı öyle bir şey olmalıydı ki kimse onu
ayıplamasındı. Bilinçaltı emrini yerine getirmiş
ve onu yatağa bağlamıştı. Şimdi gerçekle
yüzleşmiş korkusunun üzerine gitmek ya da
korktuğunu itiraf etmek arasında kalmıştı.
Yürüyecek ancak korkusundan vazgeçecekti.
Yürüyecekti ve cesaretle yürümeye devam
edecekti. O anda anladı. Sır yılanlarda değil
kendinde idi. Şimdi birlikte kelimesi anlam
buldu. Bilinci ve bilinçaltı kendisine çalışmamış
birbirleriyle çatışmışlardı.
Kendine geldi. Sırtından boşalan terler durmuş
içine bir huzur gelmişti. Yılanların bir şey
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
135
yaptığı
yoktu
sadece
ona
arkadaşlık
ediyorlardı. Korkusunu hatırlatmışlar ve
kendine gelmesini sağlamışlardı. Ayaklarındaki
karıncalanmayı
hissetmiş
ve
sorunun
çözüldüğünü anlamıştı. Artık bundan sonra ne
zaman korkarsa korksun bu tepe bu kadın bu
dede ve bu yılanlar gelecek ve korkusunun
üzerine gitmekte bir an bile tereddüt
etmeyecekti. Anlatmayla yaşama arasında ki
fark dağlar kadardı.
Oradaki herkes ağlıyordu. Birileri bir
mucizenin gerçekleştiğini düşünüyordu. Bir
mucize gerçekleşmişti ama insanın kendi içinde.
Her zaman olduğu yerde. Zaten bir mucize olan
insan her şeyin üstesinden gelebilirdi.
O anda rehberin önemi ortaya çıktı. Kendileri
de bulabilirlerdi bu çözümü, psikologlar da
bulabilirdi ancak bir dedenin rehberliğiyle
bulmuşlardı. Yavaş yavaş kalktılar. Günlerdir
yürümemişti bu yüzden ayakları ona itaat
etmekte zorlandılar. Ama hissediyor ve
yürüyebileceğini biliyordu. Yine de tekerlekli
sandalyeye bir kez daha baktı. Kucakta taşındı
arabaya kadar. Yeniden dönüşe geçtiler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü dedenin ve
hanımının ellerini öpüyor. Eşine sarılıyor ve
ağlamaya devam ediyordu. Neye ağladığını
bilmeden ağlıyordu. Gözyaşları sel olmuş birbiri
ardına dökülüyordu. Ragıp bir yandan eşi bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
136
yandan teyze bir yandan dede bir yandan dua
ediyor ve gözyaşlarını siliyorlardı.
Kelkit’e geldiklerinde direk dedenin evine
gittiler. Đçeri buyur edildiler. Kimse yabancılık
hissetmedi. Oturdular, kendi evleri gibi
oturdular.
Şükranla
minnetle
oturdular.
Asaletle ve zarafetle oturdular. Nezaketle ve
cesaretle oturdular. Teşekkür ettiler. Dede
içeri geldi. Evlat dedi, kimseye bir şey
söyleme, kimseye korkudan yürüyemiyormuşum
deme bizi de söyleme. Đnsanlar buraya değil
doktorlara gitsinler. Şimdi bu gece burada
uyuyun size yatak açacaklar. Birbirinize sarılın.
Eğer
hayatının
geri
kalanında
kendini
gerçekleştirmekten vazgeçersen işte böyle
yarın olmadan yaşarsın. Ne istiyorsan onu yap.
Bak kızım sen de bir yanı olmayan ve hep yarım
yaşayacak bir adam yerine istediklerini
gerçekleştirmiş tam bir adamla ol. Biraz bekle!
Bu adam sensiz olmaz. Senden ayrılmaz. Gitse
de döner.
Sabaha doğru ezan sesleri ve horozlar
uyandırdı onları. Güneşin doğuşunu karşılıyordu
yine bütün canlılar. Đnsanların dışında her canlı
güneşle uyanıyor ve hayata başlıyorlardı.
Đnsanlar ise saatleriyle. Saatlerle yoruluyor
saatlerle yaşıyorlardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
137
Nefis bir minci kokusu geldi. Minci bir tür
peynirdi bu bölgede yenilen. Yumurtayla ve
yağla yapılırdı. ekmekleri bana bana yiyecekleri
anı sabırsızlıkla beklediler. Giyindiler ve
odadan çıktılar. Yerde bir örtü, üzerinde bir
sini, sini de kahvaltılık ve ortada minci tası.
Yüzlerini
yıkayıp
geldiler. Bağdaş
kurup
oturdular. Kurt gibi açtılar ve sanki daha önce
hiç yemek yememiş gibi yemeğe başladılar.
Aslında daha önce hiç yememişlerdi. Daha önce
burada da olmamışlardı. Dün de yoktu. Belki
yarında olmayacaktı. Keyifle yediler. Afiyetle
yediler. Şükran duygusuyla yediler.
Cep telefonlarıyla otobüs yazıhanesini aradılar
bilet ayırttılar. Akşama kadar teyzeyle
kalacaklar ve ona yardımcı olabilecekleri bir
şey var mı onu öğrenmeye çalışacaklardı.
Otobüse bindiklerinde Kelkit’de bıraktıkları
dostlarını
ve
hayatlarının
sonuna
dek
unutmayacakları güler yüzleri düşündüler. El
salladılar. Teşekkürle ve minnetle gülümsediler.
Otobüsün hareketiyle birlikte birbirlerine
daha fazla sarıldılar. Eşi çok kısa bir süre
sonra
uyumaya
başladı.
Adanmışlığın
cesaretlendiren Gücü yanında oturan büyük
güzelliği kucağına sardı. Bu kadar da olmaz ki
bu büyük çok büyük bir aşk dercesine sarıldı.
Kendisini kendini gerçekleştirmek uğruna terk
eden adamın kötü anlarında yine yanında olacak
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
138
kadar büyük bir güzellik. Belki diğer kadınlarda
yapabilirdi ama bunu kendi karısı yapmıştı.
Yapabilirlik ile yapmak arasında büyük bir fark
vardı.
Yıllar öncesine geri döndü onu ne kadar da
üzmüş ve dinlememişti. Çok sabırlı bir kadındı.
Onun güzel yanlarının yanında bir de bu özelliği
vardı. Şimdi başını omzuna koymuş uyuyordu
ama aslında uyumuyordu. O hiç bir zaman tam
olarak uyumamıştı. Rüyalarında bile kendisini
görmüş, ailesini görmüştü. Kendi için yaşamak
kelimesinin bir anlamı neredeyse hiç bir zaman
olmamıştı. Karısına baktıkça kendini daha
bencil hissetti. Enteresan bir duyguydu bir kez
daha sarıldı. Kokusunu da ciğerlerine gönderdi.
Bazı
geceler
karısı
uyuduğunda
ona
hissettirmeden onu koklardı. Bazen kendinin
önceki hayatında bir tazı olduğunu düşünürdü.
Şoförün gülümseyerek söylediği kelimeler onu
bu sevgilisinin kucağından aldı ve ön koltuktaki
yerine zımbaladı. "hey be hey Ankara'nın
taşına bak gözlerimin yaşına bak" bu şehir var
ya bu şehir dedi şoför aslında kendi kendine
söylüyordu ama arkasındaki enerjinin de
farkındaydı. Atlarla çiğnenen yollardan bu
asfalt yollara geldi. Nice yıllar nice öfke nice
sevgi döküldü bu yollarda diye devam etti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü karısını da
uyandırmamak için sordu. Buralı mısın? Adam
hayır dedi. Ama buralı gibi oldum. Her gün bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
139
kez gelirim bu şehre. Bazı günler burada
kalmamız gerekir ben de gezerim. En çok da
Anıtkabir'e giderim. Orası bana zaferlerimizi
anlatır. Bir avuç insanın elde avuçta yokken
gerçekleştirdiği savaşı anlatır. Vatan uğruna
neler yapılabileceğini anlatır.
Aynadan bakarak sen Çılgın Türkler kitabını
okudun mu biraderim diye sordu? Okudum
dedi Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü.
Neden sordun diye de sorarak şoförün fikrini
almak istedi. Okuduysan neden çok sevdiğimi
anlarsın buraları diye cevap verdi. Anladım
anladım da seni nedir buraya gerçekten
bağlayan şey diye tekrar sordu Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Cevabı neredeyse
biliyordu. Đnsanoğlunu gerçekten sarhoş eden
şeyin aşk olduğunu öğrenmişti. Aşk çıkacaktı
ama nerede ve ne zaman? Çok beklemedi.
Şoför, derin bir nefes aldı bilir misin burada
yaşayan bir kadın var. Uzun siyah saçları
baktığı zaman delip geçen gözleri, biraz geniş
ama dik omuzları suratına hiç yakışmayan
çenesi ve muhteşem gülüşü ile bir kadın. Ona
aşık oldum ben. Tam 4 yıldır. Gençlik
Caddesindeki evinin önüne gider karşısındaki
bankta otururum. Yaz ayları güzel olur çünkü
balkona çıkar. Kışın ise bütün gün göremediğim
bile olur ama ben her zaman kendi bankımda
otururum. Evli olup olmadığını araştırdım.
Bekârmış, hiç evlenmemiş. Deneme lisesinde
öğretmen.
Türkçe
öğretiyor
çocuklara.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
140
Konuşmadın mı kendisiyle, söylemedin mi ona
âşık olduğunu, fark etmedi mi seni dört senedir
gibi soruları üst üste sordu Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü, Yapmadım diye kısa bir
cevap ağzının içinde geceleyen. Đçi acıdı
birden.
Đşte
dedi.
Hayat
amacımı
gerçekleştirebilmem için bir fırsat. "Hayatımın
amacı, insanların elde etmek istedikleri şeyi
elde edebilmeleri için onları cesaretlendirmek
ve isteklerini gerçekleştirmelerine yardımcı
olmak diye özetlemişti yıllar önce. Yaratan bir
kez daha fırsat sunmuş verdiği sağlığının
teşekkürünü böyle almak istemişti. Bugün
benimle 1 saat konuşur musun? Bana Hacettepe
Üniversitesine giderken eşlik eder misin diye
rica etti.
Elbette diye cevap verdi şoför. Arkadaşımdan
araba alırım. Seni de götürürüm sonra da
seninle Anıtkabir'e gideriz eğer istersen diye
cevap verdi. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
buna çok sevindiğini söyleyerek sustu. Yine
olan olmuş yol üzerinde bir işaret hayatına bir
başka yön bir başka tarih daha katmasına
olanak vermişti. Gözlerini kapattı. Karısına
biraz
daha
sarıldı.
Uykusu
yoktu.
Hastalandığından
ve
ölüm
korkusuyla
tanıştığından beri hayata daha büyük bir aşkla
bağlanmış ve bu aşk yüzünden de daha az uyur
hatta uyuyamaz olmuştu. Bilgileri yine
doğrulanmış aşk sırasında az uyunur lafı da
doğru çıkmıştı. Dolayısıyla bir erkek veya bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
141
kadın olarak birine âşık olmanın dışında
hedefine aşık olmak, yapacaklarına aşık olmak,
gerçekleştireceklerine aşık olmak da böyleydi.
Adanmışlık bir tür aşktı ve aşk olunca her şey
bir başka şekilde oluyordu.
Önce
tekerlekli
sandalye
hazırlandı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü aşağıya
kendi başına indi ve tekerlekli sandalyeye
binmek de istemedi ancak ayakları ve bacakları
onun binmesi gerektiğini söylediler. Eşi de
tamam doktor kalk diyene kadar otur diye onun
oturmasını istedi. Oturdu. Oturdu ama içine de
oturdu. Bu şehirden son kez ayrıldığında
dünyayı dolaşma kararını açıklamış ve karısını
gözleri
yaşlı
bırakmıştı.
O
yolculuğa
Đstanbul'dan çıkmıştı ama eşini ve kızını eşinin
babasının yanına bırakmış sonra Đstanbul’a
gitmişti. Şimdi aynı şehre gelmiş ama
ayaklarının üzerinde değil dizlerinin üzerinde
sürüklenircesine. Pişman olmuş gibi hissetti
kendini ama değildi. Yavaşça kenara çekildi. Eşi
tekerlekli sandalyeyi itti. Ailesine ve kızına
haber vermemişlerdi. Bu yüzden onları
karşılayan kimse yoktu. Haber vermiş olsalardı
mutlaka gelir karşılarlardı. Eşinin ailesi bu
konuda çok hassastı.
Şoför ben hemen geleceğim. Biraz bekleyin
burada diyerek yanlarından ayrıldı. 5 dakika
sonra geldiğinde arabayı aldığı elindeki
salladığı anahtardan belli oluyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
142
Sabahın erken saatlerinde Ankara'nın yolları
her
zamankinden
daha
boş
oluyordu.
Hacettepe Tıp Fakültesine giderken bir
börekçiye uğrayalım dedi. Akman diye bir yer
vardı. Bozası meşhurdu. Orada börek yemek
istedi. Đçeri girdiler. Yıllardır her sabah bu
dükkâna gelip börek yiyen kişilerle birlikte
börek yediler. Çay içtiler. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü Şoföre adını sordu.
Şoför Mahzun diye cevap verdi. O anda
karısıyla göz göze geldi. Yıllar önce karısına
insanlara verilen isimlerin ne kadar etkili
olduğunu söylemişti. Hatta çocuklarına bu tür
isim verenleri anlayamadığını da. Đsminin
sebebini sordu. Bilmem dedi Mahzun. Galiba
doğduğumda annem çok mutlu değilmiş, bir
mahzunluk varmış hissettiklerinde. Birbiri
ardına gelen onlarca sorudan sonra Mahzun
hakkında bayağı bilgiye sahip olmuşlardı.
Đçlerinden gelen duygu Mahzun’un gerçekten
pırıl pırıl bir kalbi olduğuydu. Kimse Mahzun’un
yaptığını yapmazdı büyük şehirde. Đnsanlarla
ilgilenmezlerdi. Ama Mahzun ilgilenmiş ve
onların gününü gün etmişti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Mahzun’a
bir soru daha sordu. Đstediğin kadının sana
getirsem hoşuna gider mi? Yoksa onu kendin mi
kazanmak istersin veya sen aslında bu kadını
sevmeyi seviyorsun ama ona yaklaşmak
istemiyorsun. Hangisi? Mahzun durdu ve kısa
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
143
bir cevap verdi. Bana olabilecek tek yardımın
beni arkadan itmek olmalı. Ben yıllardır ona ne
diyeceğimi düşünüyorum. Eğer ki ben onunla
karşılaştığımda geri doğru adım atarsam beni
ileri it. Tıpkı Anafartalar savaşında Deli
Komutanın yaptığı gibi. Benim için bir zevk
olacaktır diyerek bitirdi.
Kalktılar,
hastaneye
gittiler.
Psikiyatri
bölümünü buldular. Doktorla görüşmeden önce
kendilerini hazırladılar. Doktorla görüşmesi 1
saat kadar sürdü. Doktor onu hedefinden
vazgeçme diye yolladı. Karısı yine biraz
kızgındı ama eskisine göre çok daha fazla
anlıyordu. Bütün insan olmak diye bir olguyu
keşfetmişler bu yönde çalışmaya devam
ediyorlardı.
Çıktılar. Mahzun’a teşekkür ettiler. Beraberce
Anıtkabir'e gittiler. Ne kadar çok olmuştu
buraya gelmeyeli. Ne kadar severdi aslanlı yolu.
Atatürk'ün başında 3 kulhü bir elham okudular.
Daha deftere yazacak kadar olmadım dedi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü. Ancak bir
gün burada yazı yazacak ve okuyacak herkesi
Adanmaya davet edecekti. Çıktılar. Arabaya
kadar yavaş yavaş yürüdüler. Đsmet Đnönü'ye
de uğradılar. O'na da dua ettiler. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü Mahzun’a "Ancak iyiler
de kötüler kadar cesur olurlarsa bu memleket
düzelir" dedi. Bu sözü söyleyen Đsmet Paşanın
da ruhu şad olsun. Şimdi Mahzun. Ne demek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
144
istemiş Paşa. Sen iyi misin? Evet. O zaman bu
kadının karşısında konuşacak cesaret sende
olmalı. Yoksa bu iyi kadın bir kötünün cesaretle
kendisine yaklaşmasına evet diyip mutsuz
olabilir. Ne
dersin? Beklemek yerine harekete geçmek
daha doğru olmaz mı? Sessizce evet dedi
Mahzun.
Ama
bana
hayır
demesinden
korkuyorum
diyiverdi.
Korkmasaydın
ne
yapardın diye bir başka soruyla karşı karşıya
buldu kendini. Sorardım dedi. O zaman
sormalısın. Çünkü hayır derse, " sana evet
demem için bir başka sebep göster anlamına
gelir hayır'ı diye söyledi Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Sen de bir başka sebep
daha söylersin. Yine hayır derse başka bir
sebep daha istiyordur. Onun istediklerini
söylediğinde sana evet diyecektir. Sen yeter ki
hayır kelimesini benim dediğim gibi anla olmaz
mı dedi.
Evin önüne gittiler. Beklemeye başladılar. Biraz
sonra kadın balkona çıktı. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü harekete
geçmek
gerektiğini düşündü ve Mahzun’u kadınla
tanıştırıverdi. O kadını tanımıyordu kadın da
onu. Bu dersi Güney Afrika'da bir eğitim
toplantısında almıştı. Đnsan kendisi için bir şey
istemediğinde
başkasından
çok
kolay
isteyebiliyordu. Kadının yanına gitmiş ve biliyor
musunuz arkadaşım tam 4 yıldır sizinle
tanışmak istiyor ve ben de sonunda sizi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
145
tanıştırmam
gerektiğini
düşündüm.
Đsmi Mahzun deyivermişti. Öğretmen hanım
biraz şaşırmış sonra da ben de Nevbahar
deyivermişti.
Bu
karım Ayşegül
ve ben
de Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü. Şimdi
izninizle Mahzun sizinle biraz konuşmak istiyor
diye yanlarından ayrılmışlardı.
Mahzun o anda ne diyeceğini bilememiş bir
yangının
ortasında
kalmışçasına garip
davranışlar sergilemeye başlamıştı. Nevbahar
hanım öğretmenliğin verdiği rahatlıkla onun
yüzüne bakmış ve heyecanını anlamıştı. Derin
bir toprak gibi yağacak her yâğmuru kabul
etmeye hazırdı.
Biraz sonra Mahzun açıldı. Đnanılmaz bir
serilikle anlatıyordu. Nevbahar hanımın gözleri
fal taşı gibi açılmış ve nefes almaksızın
dinliyordu. Đçinde her türlü çiçeğin raks ettiği
bir aşk bahçesi gibiydi bu konuşma saatler bir
su gibi aktı. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
ve Eşi onları seyrettiler. Onlar için de saatler
bir su gibi aktı. Biraz sonra yanlarına geldiler.
Size teşekkür ederiz. Biz biraz daha tanımaya
karar verdik birbirimizi isterseniz bize
katılabilirsiniz
dediler.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü ve Eşi oradan ayrıldı.
Kanatlanmış gibilerdi. Kendi aşkları da yeniden
başlamış gibi hissettiler. Bir an önce
birbirlerine yeniden âşık olmanın verdiği keyfi
yaşamak istiyorlardı. Babasının evine doğru
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
146
gittiler. Akşam yemek yiyecek ve doğruca
Nallıhan'a geçeceklerdi. Yolculuk kaldığı
yerden devam edecek gibi görünüyordu. Gücünü
toplaması ve eskisi gibi olması zaman alacaktı.
Bu yüzden eşi de bir müddet kendisiyle
yürümeye karar verdi. Konuşacak çok şey vardı.
Đlk çıkmaya başladıklarından bu yana tam 24
sene geçmişti. Bu 24 sene içinde ne kadar çok
şey olmuştu.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
ise
geçmişten konuşmayı sevmezdi. Onun için varsa
yoksa bugün vardı. Yarın için hayal kurar ve
plan yapardı ama bugünü delice yaşamaktan
hoşlanırdı. Birkaç gün Nallıhan'da kalmaya ve
orayı iyice tanımaya karar verdiler. Kısa
yürüyüşlerle kendine geldikten sonra devam
edeceklerdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ve Eşi ilk
defa
birlikte
yürümeyeceklerdi.
Daha
öncesinde
de
yüzlerce
kez
birlikte
yürümüşlerdi. Ancak, bu sefer birlikte
yürümelerinin büyük bir önemi vardı. Kendini
gerçekleştirme ve diğer insanlara cesaret
verme yolculuğunda birlikte yürüyorlardı. Bu
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücünü
gerçekten mutlu etti. Đlk defa bugün karısı
tarafından da onaylandığını tam olarak
hissetmişti. Güneşin battığı yere doğru
yürüyeceklerdi. Bu sadece bir alıştırma
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
147
yürüyüşüydü ancak akşam güneşin batışını
birlikte seyredeceklerdi.
Dün
Ankara'da
gerçekleşen
romantik
buluşmanın ardından birbirlerine daha fazla
aşık olduklarını hissetmişler karısı da
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücünün ne işe
yaradığını gözleriyle görmüş ve olayın akışına
şahit olmuştu. Đnsanın kendini adaması ne
kadar garip anlaşılmaz bir duygu diye düşündü.
Kocasına doğru döndü, elini tutmak geçti
içinden ve sımsıkı tutuverdi ellerini. Đçinden
tramvay geçen şarkının kenarında oturmuş
ruhlarını aydınlatan ışığı seyrediyorlardı.
Uzaklardan geçen bir kuş sürüsü
onlara kuş cennetinin yakınlarında olduklarını
hissettirdi. Bir cennet.
Demek ki cennet dünyada olabiliyor dediler. Bu
cennet de neden insanlar cehennemde gibi
yaşıyorlar diye de düşündüler. Birden akıllarına
gelen bir hikayeyi doğru hatırlayabilip
hatırlamadıklarını sordular birbirlerine. Adam
ölmüş sırat köprüsünden geçmiş ve günah ve
sevapları eşit çıkmış. Adama bir şansın var
demişler. Seçebilirsin. Adam peki demiş. Önce
cehennemin kapısından bakmışlar. Đçeride
harika bir masa, her türlü yemek ve içecek.
Đnanılmaz bir güzellik görülüyor. Masanın
başında insanlar ellerinde sapları çok uzun olan
çatal ve bardak. Sapları ellerine yapışık. Ancak
bu çatal ve bardakla ihtiyaçlarını giderecekler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
148
Her bir insan yiyecekleri ağzına götürmeye
çalışıyor ama sapı çok uzun olduğu için
başaramıyor. Suyu götürüyor ama onun da sapı
uzun olduğu için içemiyor. Ah vah edip
duruyorlar. Adam anlıyor günlerdir aç ve
susuzlar. Peki diyor cennete de bakalım.
Cennete geldiklerinde manzara yine aynı. Uzun
saplı çatal ve uzun saplı barkalar. Ancak herkes
mutlu ve eğlenceli . Bir süre sonra anlıyor ki
herkes birbirini yediriyor. Đçiriyor. Sonra
birbirlerine
baktılar
ve
hikayeyi
hatırladıklarına sevindiler.
Başkalarının
mutluluğu
ve
refahı
için
uğraştıklarında daha mutlu ve huzurlu
olduklarını hissetmelerinin sebebi bu oluyordu
tabi. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü'ne
dönerek bir soru sordu eşi. Peki benim
mutluluğum ve huzurum için benim yanımda
kalamaz mıydın? Bu seyahatten vazgeçemez
miydin? Bu zor soru karşısında Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü sessizce düşünmeye
devam etti ve eşine dönerek sen gerçekten
böyle bir şeyi ister miydin? Yani biraz önceki
hikayeden bunu mu çıkarırdın diyerek bir soru
sordu. Eşi ben bunu istersem cehennemdeki
kişiler gibi mi olurum? Kendim için mi yaşamış
olurum deyince Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü eşine dönerek karşılıklı bağımlılık ve
karşılıklı bağımsızlık aslında aynı şeylerdir.
Bağımsızlığı anlatabilmek için bağımlılığı
anlatmak gerekir dedi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
149
Sonra sustular. Birbirlerine sarılarak gecenin
derinliğine baktılar. Yanlarında getirdikleri
meyve sularından yudumladılar. Elmasını çıkardı
çantadan ikiye böldü. Eşine uzattı. Sulu ve
güzel bir elma olduğu için elmaya teşekkür etti.
Seni bana veren Allah'a da şükürler olsun dedi.
Eskiden yemek yerken o kadar acele yerdi ki.
Yediğine teşekkür etmek verene şükretmek
aklına geldiğinde her şey bitmiş olurdu. Şimdi
hayatta değiştirdiği bir şeyde önceden
teşekkür eden kişi haline gelmek olmuştu. Her
şeye teşekkür ediyor verilen her şey için
şükrediyordu. Kendisi de vermeye devam
ediyor ve teşekkürünü böyle gösteriyordu.
Bolluk içinde yaşamak böyle bir şeydi. Zenginle
fakir arasındaki farkın düşünce boyutunda
olduğunu kavramıştı. Zengin en son yediğini
düşünürken fakir bir sonra ne yiyeceğini
düşünüyordu.
Aslında
ikisi
de
sadece
yediklerinden sonrasını bilmiyorlardı.
Hava serinleyecek dönsek mi diye bir öneri
geldi karısından muhtemelen üşüdüm haydi
gidelim demek istiyordu ancak bunu direk
söylemek yerine hep nezaketle söylemeyi
tercih ederdi. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü bunu öğrenene kadar yıllar geçmişti.
Yıllarca bunu anlamadığı için karısını gereksiz
yere üzmüştü. Şimdi onu daha iyi tanıyor ve
anlıyordu. Karşılıkla anlayış için önce anlaması
gerektiğini öğrendiğinden bu yana daha iyi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
150
iletişim kurabiliyordu. Kendisini daha iyi tanıma
fırsatını verdiği için karısına da teşekkür etti.
Akşam ne yesek diyerek acıktığını belirtti.
Ne var ki? Diyerek cevap verdi karısı. Haydi
gidelim ve bakalım bu akşam ne yiyebileceğiz
dediler.
Sarıyar Barajı ne kadar da heybetli
görünüyordu buradan. Yavaş yavaş yürümeye
başlamışlardı. Ancak eskisi gibi günde 50 km
civarında değildi yürümeleri. Eşinin yardımı
olmasa bu kadar da yürüyemezdi. O olmasaydı
birçok şeyi yapması da mümkün olmazdı. Belki
de kendini bu kadar iyi tanıyamaz, insanlara
yardımcı olmak gibi bir hayali olmaz, aile
kavramının ne anlama geldiğini böylesine iyi
bilemezdi. Yine de yüreğinin sesi onu
yürümekten alıkoyamıyordu. Yürüdüğü zaman
bir değişim yaratacağından emin olmuş ve
yürümeye başlamıştı. Şu ana kadar geçtiği her
yerde
insanlarla
konuşmuş
ve
onların
dediklerini dinlemişti. Bu yolculuğu neden
yapıyorsun yavrum, bundan vazgeç git evine
otur diyen olmamıştı. Olmaması da gerekirdi.
Her insan kendi menkıbesini yaşar diyordu
Paulo Coelho. Mektupta bahsediyordu bundan.
O'da kendi yazgısını yaşıyor ve yazıyordu.
Barajı yukarıdan seyrettiler. Uzunca bir süre
konuşmadılar. Eşi her an daha iyi olduğunu
görüyor ve hem üzüntü hem de sevinci bir
arada yaşıyordu. Duyguları karışmıştı. Gitmek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
151
isteyene dur demek olmuyordu. Ama gidince de
özlem ve korkular yakasına sarılıyor ve hayatını
zehir etmeye çalışıyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Barajı
izlerken ilk çağlara gitti. O çağlarda insanların
yaptığı yegâne şey, avlanmak ve toplamaktı.
Gücü yerinde olan, çevik olan diğerlerine göre
daha iyi av yapabiliyor ve evini daha iyi
geçindirebiliyordu. Diğerleriyle arasında ki
fark olsa olsa yiyecekleri yemekten ve
öldürülen hayvanların derilerinden başka bir
şey değildi. Aradan yıllar ve yüz yıllar geçti.
Đnsanlardan bazıları toprağı ekmek gibi bir şey
düşündüler
veya
izleyerek
toprağın
ekilebileceğini buldular. Yani çiftçilik başladı.
Çiftçilik
yapanları
izlemeye
başladılar.
Ellerindeki
yiyecekleri
toprağın
içine
koyuyorlardı. Artık ellerinde hiç kalmıyordu.
Sonra toprağın yanına gidip onu eşeliyorlar,
eşeliyorlardı. Ellerinde yine bir şey yoktu. Bir
müddet sonra topraktan otlar çıkıyordu ancak
hala ellerinde bir şey yoktu. Derken bir gün
toprağı eken kişi, diğer toplayıcılardan 50 kat
fazla ürünü aynı yerden toplayı veriyordu.
Zamanla çiftçilik arttı. Hem de o kadar arttı ki
artık insanların % 90'ı çiftçi % 10'u avcı ve
toplayıcı idi. Aradan yıllar, yüzyıllar geçti.
Đnsanlardan bazıları yoruldukları veya daha
başka
sebeplerden
makineler
yapmaya
başladılar kendi yaptıkları her iş için. Böylece
endüstri devri başlamış oldu. Đnsanlar bu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
152
makineleri yapan kişilere bakıyorlardı. Bir
müddet sonra gördüler ki makineler yapan ve
makinelerle üretimler yapan kişiler daha fazla
para kazanıyor ve daha iyi yaşıyorlardı. Zaman
içinde insanların birçoğu endüstri içerisinde
yer almaya başladılar. Endüstri insanı
makineleştirmeye doğru götürmeye de başladı.
Makinelere ve makineleri koyacak yere sahip
olanlar diğerlerini çalıştırıyorlardı. Ancak o
zaman da şimdi de olduğu gibi makineler
demirbaş ve insanlar masraf kapısıydı. Yani
insanlar yerlerine yeni insanların koyulabildiği
sadece basit işleri yapabilen araçtılar. Bu
yöneticilerin
insanlara
davranış
biçimini
belirledi. Çalışan insanlara değer vermeyen bir
yönetim şekliyle yönettiler. Aradan yüzyıllar
geçti. Dünya bu gün artık bilgi çağında
yaşamaya başladı. Eski yönetim tarzları bu bilgi
çağında bilgisi çok olan ve kırılmak istemeyen
insanları
yönetmeye
yetmiyor.
Onlar
kendilerine daha iyi davranılmasını (kalp)
işlerinin karşılığında iyi kazanmayı (beden)
yaptıkları işin bir anlamı olmasını (ruh)
öğrenebilmeyi ve gelişmeyi (zihin) istiyorlardı.
Bu dört maddeden biri olmadığında kendilerine
yeni
çalışacakları
alanlar
arıyorlar
ve
firmalarından ayrılıyorlardı. (ayrılıyorlar) Bu
yeni bir yönetim tarzı gelmesi gerektiği
anlamına geliyordu. Artık insanları yönetmenin
yeni bir paradigmaya ihtiyacı vardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
153
Paradigma deyince birden aklına harita geldi.
Eğer yanlış bir haritan varsa ne kadar
çalışırsan çalış gideceğin yeri bulamaz ve
kaybolurdun. Bu yüzden doğru haritan
olmalıydı. Paradigma da bu demekti. Harita.
(Gerçi harita en basit anlamıyla paradigma
demekti ama olsun en iyi de böyle
anlatılıyordu.) Harita doğanın kendisi değildir
elbet. Harita sadece haritadır ve rehberlik
vazifesini üstlenir. Yani paradigma aynı
zamanda açıklayıcıdır. Yol göstericidir.
Haritasını açtı ve ne yapacağını düşünmeye
başladı. Buradan nereye gitmeliydi. Ekibiyle
devamlı görüşüyor ve onlardan yolculuk ile ilgili
bilgiler alıyordu. Önce kavak diye bir köy var
oraya git demişlerdi. Ona baktı. Đyi yakındı.
Barajdan oraya geçer sonra da Ayaş
kaplıcalarına doğru yol alırdı. Kaplıcaların şifalı
olduğunu
biliyordu. Gençlik yıllarında bir çalışanları
olmuştu. Đsmi Muhsin Bal, o Ayaşlıydı. Ne
kadar iyi bir insandı. Altın gibi bir kalbi vardı
ama onunla uzun süre çalışamamışlardı. Şu anki
aklıyla o iyi adama göre biraz küçük kalmıştı
onların vizyonu ve çalıştırma şartları. Elbette
bugün ki kadar bilmiyorlardı yönetim denen
şeyin inceliklerini.
Eşi sessizliği böldü ve ne düşünüyorsun bu
kadar diye soru verdi. Eşinin bu merakına hiç
engel olamamıştı. Herhalde tüm kadınlar
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
154
böyleydi. Kocalarının veya erkek arkadaşlarının
ne düşündüğünü düşünmeye bayılıyorlardı. Oysa
erkekler Mars'tan gelmişlerdi. Orada birçok
mağara vardı. Kendi mağaralarına girip sessiz
kalmak isterlerdi. Kadınlar ise Venüs’ten
gelmişlerdi bu mağara işini bir türlü
anlayamazlardı. Anlamamak işlerine geldiğinden
değil doğalarından kaynaklanıyordu. Kadın
böyle bir yaratıktı.
Döndü ve cevap verdi. Çok eski yıllara gittim.
Đlk çağlara, avcı ve toplayıcı insanlara oradan,
çiftçiliğe, oradan endüstri devrine ve şimdiye
bilgi çağına, sadece yönetim tarzlarını
düşündüm. Düşünsene bir zamanlar herkes
çiftçiyken şimdi çiftçilik neredeyse % 10
civarında, ama yine de aynı miktarda ürün
çıkıyor ortaya. Endüstri bunu sağladı. Ve şu
anda dünyanın en zengin adamı endüstriden
dolayı değil bilgiden dolayı zengin. Kısa sürede
daha zengin olacak iki kişi var onlarda
neredeyse hiçbir şey imal etmiyorlar ve sadece
bilgi satıyorlar. Genç ve yaratıcılar.
Görülen o ki gelecek yüzyıl bilgi çalışanları için
parlak bir yüzyıl olacak ve diğer yerlerde
çalışanlar gittikçe azalacak. Elbette tamamen
yok olmayacak ama çok azalacak. Burada ilginç
bir durum var bence göz ardı edilmemesi
gereken durum da bu. Endüstri içindeki
insanlar
üretmediklerinde
ortaya
büyük
sorunlar çıkarabilecek güçteler. Savaşlar ve
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
155
birbirini yok etme daha da güçlenerek devam
edecek. Bir yanda ortaya sadece bilgi
çıkararak milyarlarca dolar kazanan insanlar ve
diğer yanda neredeyse gece gündüz çalışarak
milyarlarca dolar kazanamayan insanlar. Büyük
bir probleme doğru gidiyor insanlık dedi. Eşi
gözleri açılmış bir vaziyette dinledi ve ne
zaman olur bunlar dedi. Kendisi bu karmaşanın
içinde yer alacak mıydı? Çocuğu bu karmaşada
yer alacak mıydı?
Bilemem dedi ve ayağa kalktı. Çadırı kurup ateş
yakmak için ağaç parçalarını organize etmeleri
lazımdı. Zemini hazırladı.
Bütün gece döndüler durdular. Yattıkları çadır
4 mevsim için yapılmış muhteşem bir çadırdı.
Adrenalin'den alınmıştı. Karısı ona hediye
olarak almıştı. Daha önce de çadırlar almıştı
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü ancak bu
çadırı kadar anlamlı bir çadırı olmamıştı. Karısı
yıllarca çadıra ve çadırla yapılacak her türlü
aktiviteye hayır demişti. Bu çadırı alarak
kocasının
isteklerine
değer
verdiğini
göstermişti.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü çadırı gördüğünde o kadar şaşırmıştı ki
sevincini gösterememişti. Karısından da sitemi
yemişti. Sabahın olmasıyla birlikte güneşin
doğuşunu seyretmek için çadırdan çıktılar.
Bütün
canlılar
heyecanlanmış
ve
güne
başlamanın
mutluluğu
içinde
harekete
geçmişlerdi. Đkisi de ne kadar çok güneş
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
156
doğuşu kaçırdıklarını düşündüler. Birileri saat
denilen şeyi icat etmiş ve insanların güne güneş
ile başlamasını engellemişti. Bilerek veya
bilmeyerek. Đnsanlar artık kollarındaki saatlere
göre yaşar hale gelmişlerdi.
Saatleri gösterdiğinde uyanıyor, uyuyor, yemek
yiyor, acıkıyor, yoruluyor, dinleniyor ve hatta
çay içiyorlardı. Bu yüzden obez olanlar, alkolik
olanlar, sağlıklarını yitirip sağlık peşinde
koşanlar vardı. Çocuklar eğer uyku saatlerine
uymazsa büyükleri tarafından sallanarak
uyutuluyorlar uyumayanlara ise hiperaktif
teşhisi koyup ilaçlar veriyorlardı. Bu dünyada
yaşamak ne kadar zor dediler ve birbirlerine
bakarak güneşin taa ciğerlerine kadar
işlemesini ve enerji vermesini seyrettiler.
Güneş dünyanın ufuk çizgisinde göründüğünde
gökyüzünde inanılmaz bir renk hâkim oluyor
sanki aşka davetiye çıkarıyordu. Böylesine
güzel bir gökyüzü bir de Kapadokya'da kızıl
vadi denilen yerde oluyordu. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü bir kaç kez eğitim
yapmıştı orada ve öğrencileriyle sabah güneşin
doğuşu için gitmişlerdi. Aşağıya vadiye
yürümüşler ve bütün gecenin serinliğiyle buz
gibi olmuş üzümleri dilleriyle ezmişlerdi. O
üzümün lezzetine bir daha rastlamamıştı. Her
nedense o günkü üzümü bir üzüm gibi
yememişti. Onu bir kadının memesini ısırır gibi
ısırmış ve diliyle alt dudağının arkası arasında
sıkıştırmıştı. Lezzeti hala dilinin ve damağının
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
157
üzerinde durmaktaydı. Şimdi bile o üzümü
hatırlamış ve o üzümü yemiş gibi olmuştu.
Bundan karısına bahsetmemeyi seçti.
Güneş biraz daha yükseldi. Artık ikisi de
güneşe doğru bakamaz olmuşlardı. Gözleri
kamaşmakta ve hatta biraz da sulanmaktaydı.
Gözlüklerini takmak istemedi ikisi de,
birbirlerinin gözlerini görmek ve içinde kopan
fırtınaların her ayrıntısını yalamak istiyorlardı.
Aşk ve aşk. Đkisi de âşıktılar deli gibi ve ikisi
de kendi mektuplarını yaşamaları gerektiğini
kabul etmişlerdi. Özellikle de eşi bu mektuba
çok kez itiraz etmiş ama en sonunda o da
anlamıştı. Hayat birçok kez kendilerine zor
imtihanlar sunmuştu. Ne yapıp ne edip bu
imtihanlardan başarıyla geçmişlerdi. Şimdi de
böyle bir imtihan oluyorlardı ve bunu da
başarıyla bitirip sonuca ulaşacaklardı. Ömürleri
boyunca pişman olacakları bir şey yapıp
mektuplarını yaşamasalar da olurdu. Olurdu
ancak, pişmanlık her zaman yakalarında bir
papatya gibi kalırdı. Şimdi o pişman olacakları
şey; kalmak yerine pişman da olabilecekleri
veya asla pişman olamayacakları mektuplarını
yaşayacaklardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü çantasını
karıştırmaya başladı. Bulmayı umut ettiği şey
Rainbow'da çalıştığı sıralarda verilen bir
çakıydı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
158
Bu çakıyı yanında taşımaya karar vermişti. Ona
başarılarını ve başarısızlıklarını hatırlatıyordu.
Đnsan ilişkilerinden kendine zayıf vermişti. Çok
sevdiği ve iyi olmaları için çok çalıştığı
arkadaşlarından uzak kalmış onları özgür
bırakmıştı. Oysa onlarla birlikte çok da keyifli
dakikalar ve anlar yaşamıştı. Hala o günleri
andıkça yüzüne muhteşem bir gülümseme
geliyordu. Bıçağı çıkardı ve elindeki domatesi
güzelce soydu. Karısı soyulmuş domates
severdi. Artık yavaş yavaş ayrılma zamanı
geldiği için ona özel muamele yapıyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, kekiksiz
yaşayamayacağını düşünerek yanına kekik
almıştı. Domates dilimlerinin üzerine kekik
serpti. Kokusu ve rengi onu sarhoş etmeye
yetiyordu. Bu da bir aşktı. Kekikli domates.
Kuru bir dilim ekmek parçası, bir gravyer
peynir, domates ve bir adette salatalık sabah
kahvaltılarını oluşturuyordu.
Kahvaltıyı yaparken, bahçelerinde kuzeni ile
yaptıkları kahvaltı aklına geldi. O gün
neredeyse hiç bir şey yememişti kuzeni Ahmet.
O sabah Ahmet arabaya bindiğinde elinde bir
poşet ve poşetin içinde ye beni diye bağıran
pastane simitleri vardı. Bahçeye kadar bir
tanesini yediler karısıyla birlikte. Bahçede
çayın yapılmasını beklerken de yemeye devam
ettiler. Ahmet ise hayvansal hiçbir şey yemedi.
Bütün gün. Yine kırk günlük rejimlerinden birini
uyguluyordu.
Bu
da
Ahmet'in
kendini
gerçekleştirme yolculuğuydu. En azından
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
159
şimdilik öyleydi. Evlendikten sonra neler
olacağıyla ilgili bir şey söylemek zor olurdu.
Ahmet
de
muhtemelen
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü gibi delicesine âşık
olacak
ve
aşkını
mutlu
etmek
için
çabalayacaktı. O da bir gün kendi kaderini
yazmakla karşı karşıya kalacağını biliyordu. Bu
kaderi yazarken kalem ve kâğıt kimin elinde
olacaktı. Duyguları acaba onu da esir alacak
mıydı?
Kahvaltı bitti. Yataklar toplandı. Uzun uzun
sarılmalar da vardı. Çok özlemişlerdi ve çok
kucaklaştılar. Artık sabah yerini güne
bırakmıştı. Her şey hazırdı ve Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü elindeki uzun saplı çekici
bir baston gibi kullanarak adım atmaya başladı.
Kanyona gidecekler ve bir gün de orada
kalacaklardı.
Kanyon
inanılmaz
güzel
görünmüştü resimlerde. Adımlarını atmaya
başladılar. Küçük semenderler sağa sola
kaçıştı. Sivrisinekler gece saldırmıyorlardı.
Bulundukları bölgede zaten pek sinek yer
almıyordu. Sessizlik saatlerce sürdü. Hiç
konuşmadılar. Sadece birbirlerinin olmayı ne
kadar istedikleri akıllarına çapa atmış bir gemi
gibiydi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü birden
mırıldanmaya başladı. Şiir söyleyesi gelmişti
birden.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
160
Đlle de sen
Ve
Senden vazgeçmeyecek ben.
Đnsan,
Hayatında kaç kez
Mükemmele yakın bir kadın
Bulabilir ki
Kaç kez böyle bir kadının
Kendisine âşık olmasını
Sağlayabilir ki
Kaç kez kaçmaya karar
Verir
Ve
Kaç kez kararından döner ki
Ben böyle aşık oldum
Bin kez gittim
Bin bir kez döndüm.
Şimdi git sağlıcakla
Ve
Dön sağlıcakla.
Kanyonda yürünülen saatlerin sonrasında Kavak
köyü geçilir, sonra da Kırbaşı kasabasına
gelinir. Kırbaşı kasabasına gelmeden önce
karşılaştığımız balıkçı amca ve köpekleri.
Sarıyar Barajı bu bölgeye hayat veriyor. Su
her şeye hayat verecek şekilde yaratılmış gibi
düşündüm. Ama bazı şeylerinde hayatını
almalıydı değil mi?
Balıkçı amcaya nasılsın dedik ve dinlemeye
başladık. Köylümüz hiç de yabani değil hele
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
161
bizim gibi dışarıdan gelen birileri olduğunda
candan ve isteyerek anlatan bir derya. Tarih
acaba onlara sorularak yazılsaydı nasıl olurdu?
Sorumuz, amca buralarda savaş zamanında
köylü neler yaptı? Elbette senin yaşın bunları
bilmeye yetmez ama dedeleriniz anlatmış
olabilir dedik. Sonra gözlerimizi kocaman
açarak bekledik. Amca küçümseyen bir gülüş
attı. Đşte böyle oluyor yavrum dedi. Biz bu
küçümseyen gülüşü ve işte böyle oluyor yavrum
lafını amcadan ölsek beklemezdik. Acayip
şaşırdık. Hayırdır amca neden böyle söyledin
diyerek biraz da afallamış bir halde
soruverdik. Bakın güzel yeğenlerim, burası öyle
bir yer ki burada bizim gibi yaşlı insanların
dedeleri yoktur. Olsa olsa anne anne ve
babaannelerimiz vardır. Dedelerimiz genelde
şehit olmuşlardır. Çok nadir gazi olup gelende
olmuştur tabi ama bilesiniz ki Anadolu'da
benim yaşımda ki birçok insanın dedesi yoktur.
Bu kulaklarınıza küpe olsun, olsun da bir daha
sormayın olmaz mı! Anladım amca dedi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü utanarak,
utanmıştı o kadar kişiye bir şeyler anlatmaya
karar vermiş ve binlerce kilometre yürümeye
karar
vermiş
ve
yüzlerce
insanı
cesaretlendirmişti ama kendi tarihine uzak
kalmış, yaşayan tarihi atlamıştı.
Bundan sonra gideceği yerlerde yaşayan tarihle
ilgili de bilgi almaya çalışacaktı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
162
Amca sandalı işaret ederek binin de sizi
gezdireyim dedi. Bu teklif bir cankurtaran
simidi gibi geldi onlara utançlarından kurtardı.
Burası çok büyüktür, Balıkları da büyüktür ama
esas önemli olan balıkların büyüklüğü değil
suyun dibindeki evlerin büyüklüğüdür dedi.
Suyun dibinde ki evlerden bahsedince iyice
dikkat kesildiler. Nereden biliyorsun amca
deyiverdi birden eşi. Amca bilmez miyim ben
küçükken orada yaşıyordum. Gidemedim
buralardan. Mezarlarımız bile suyun altında
kaldı. Baraj denilen şey gerçekten çok iyi bir
şey ama gördüğün gibi bütün geçmişimizi suyun
altında da bırakabiliyor diyiverdi. Amca sana
bir şey diyeceğim diyerek söz aldı Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü, buyur diye bir cevap
gelene kadar da bekledi. Amca yılların verdiği
ağırlıkla
içindeki
bütün
diyeceklerini
söyleyememiş olmanın kızgınlığıyla dinleme
şekline girdi. Buyur yeğenim diyerek söz verdi.
Sen burada bu yüzden mi kaldın? Yani geçmişin
su altında kalınca mı sen buralardan gitmedin?
Amca ceza sahasına hızla giren bir forvet
oyuncusu gibi pası aldı ve kaleye döndü.
Đstediği pas gelmiş, 100 bin kişilik statta
herkes onun gol atmasını bekliyormuş gibi topu
düzeltti ve kaleye baktı. Gecikmeden cevap
verdi. Nasıl giderdim yeğenim. Burası benim
vatanım, babamın vatanı, anamın vatanı,
kardeşlerimin vatanı, onlar hep öldüler ve
barajı göremediler. Ama hep dinlediler. O
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
163
kadar çok dinlediler ki hasret gittiler. En
küçük kardeşim ölmeden bir hafta önce ağabey
gerçekten bütün buralar baraj sayesinde
cennet gibi mi olacak demişti. Keşke hayatta
olsaydı da bu cenneti görseydi. Gerçi ben onun
bu cenneti de yattığı yerdeki cenneti de
gördüğünü düşünürüm ya bunu herkese
anlatmam.
Bilir misin? Biz kardeşimle ayda bir gün
mezarlık toplantısı yapardık. Her ayın ilk cuma
günü mezarlığa gider orada yatanlarımıza dua
ederdik. Dualarımızdan sonra da oturur,
yaşarken mezarların içinde yatanların neler
yaptıklarını
düşünür
kendimize
dersler
çıkarırdık. Hırsımıza bu cuma toplantılarında
hâkim olduk. Đnsanları kırmamayı bu cuma
toplantılarında öğrendik. Saygı ve sevginin
öldükten sonra bile yaşadığını da bu
toplantılarda gördük. Bilir misin insanlar
moralleri bozulduğunda mezarlığa gitmeliler,
taşlardaki isimlere bakmalılar, süslü süslü
mezarları
görmeliler.
Demeliler
ki
bu
mezardaki kişi şu anda benim yerimde olmak
ister miydi? Bütün dertlerimle, acılarımla
birlikte benim yerimde olmak ister miydi?
Cevabı elbet bilemeyiz ama muhtemelen
yaşıyor olmak ne kadar güzel bir deyip bütün
dertlerimize rağmen yerimizde olmak isterdi.
Bütünlük içerisinde yaşamak böyle bir şey
yeğenim. Her şeyi görüp hiçbir şeyi görmemek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
164
demek. Gördüğün her şeyin yalan olduğu bir
dünya demek. Bu dünya yalan olduğuna göre
diğer dünya gerçek mi? Diye soruverdi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, elbette
diye cevap alacağını düşünmüştü ki amca
susuverdi, bilmem ki yeğen belki de bu dünya
gerçek diğeri yalandır. Aslında her şey
yalandır. Tek gerçek yaratandır deyiverdi.
Üzerinde düşünmek lazım diye kesiverdi eşi.
Konunun karışık yerlere gittiğini görüp hemen
değiştirmek lazım diye düşünmüştü. Bir de
ölüm ve öteki dünya hakkında konuşmayı
sevmezdi.
Amca deyi verdi Karısı, buyur yeğen diye cevap
aldı. Karın var mı? Çocukların var mı? Yoksa sen
de onları bırakıp buralara geldin ve kendini
gelenlere bir şey öğretmeye mi adadın? Amca
sessizce sorulanı dinledi ve anlamaya çalıştı.
Karı koca arasına girmeye gerek yoktu ama
soru da önemli bir soruydu. Kızım diye
konuşmaya başladı, Đnsan ne yaparsa yapsın
kendi kaderini yaşar. Kendi kaderini yaşamayı
seçen adamdan zarar gelmez. Kendini bilmeyen
adamdansa gelir. Sen gel bu işlere kafa yorma.
Önemli olan adamın sağlıklı olmasıdır. Sizinle
birlikteyken gitmeye çalışan bir adamdan size
hayır gelmez. Kalacaksa kendi kalmalı, senin
ısrarın olmadan. Sana bir şiir okuyayım da
bugünü böyle mutlulukla kapat.
Derler ki
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
165
Bir fasulye tanesi
Dikilince toprağa
Bir kaç gün içerisinde
Belirirmiş bir filiz
Toprağın üzerinde
Derler ki
Bu filiz büyür
Bulutlara ulaşırmış
Derler ki
Bulutların üzerine
Tırmanabilirmiş
Âşıklar
Derler ki
Orada bembeyaz
Yumuşacık bir yatak
Serilirmiş
Âşıklara
Derler ki
Âşıklar orada
Biteviye
Sevişebilirlermiş
Derler ki
Orada mutluluk
Doğal bir şeymiş
Đnsanlar mutlu olunca değil
Mutsuz birini
Duyduklarında şaşırırlarmış
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
166
Derler ki
Dünyada yaşayan
Bazı âşıklar
Kabul edilirlermiş
Oraya
Sadece âşıklar
Saf âşıklar
Bizim gibi
Sende ne kadar güzel okudun amca. Nereden
bildin bizim böyle saf âşıklardan olduğumuzu
dediler. Gözlerinizden dedi amca. Sonra da
sustu ve derinlere baktı. Geriye gelene kadar
da bir daha konuşmadı. Kıyıda onları
bıraktığında buradan nereye gideceksiniz dedi.
Ayaş'a amca diye cevap verdiler ikisi birden.
Amca da sözlerini vardığınızda kaplıcaya gidin.
Şimdi dut mevsimi orada dut da yiyiverin
diyerek bitirdi. Karı koca birbirlerine baktılar
ve amcanın ellerinde öperek bu kadar kısa bir
zamanda bu kadar çok şeyi öğrettiği için de
ayrıca şükranlarını sundular. Çantalarını
sırtladılar ve yürümeye başladılar. Akşama
Ayaş'a varmayı ve orada konaklamayı
planladılar.
Ayaş'a
geldiklerinde
çok
şaşırdılar.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü yürümeye
başladıklarını
kimseye
duyurmadıklarını
düşünüyordu. Oysa ekibi onları adım adım takip
ediyor ve her gün ne halde olduklarını
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
167
gözlüyorlardı. Ayaş' lılar hoş geldin ekibini
hazırlamışlardı. Eşi kendi kızları sayılırdı. Güye
(damat) de kendi güyeleri. Çamlıdere ve Ayaş
birbirine yakın ilçelerdi ve komşuydular. Zaten
Mustafa Yeşil'in Ayaş'a da çok faydası
olmuştu. Halk bunu unutmamış ne zaman oraya
geleceğini düşünüyor ve gelmeyecek diye
hayıflanıyormuş. Karşılama komitesi ikisini de
aldı ve kaplıcaların yakınındaki otele götürdü.
Otelde de sıcak su vardı. Đsterlerse odalarında
kaplıca banyolarını yapabilirler isterlerse
karşıya kaplıcaya da gidebilirlerdi. Çok üzüldük
dediler. Eski durumu yani yürüyemediği anları
hatırlattılar bir kez daha. Oysa Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü geçmişi ve geleceği
değiştirebilecekleri konusunu düşünüyordu.
Anlatmak ve anlatmamak arasında gitti geldi.
Susmayı yeğledi. Burada da konuşma yapacak
mısın dediler. Elbette diyerek cevap verdi. Siz
isteyin yeter ki.
Đyi o zaman biz hazırlık yapalım akşama
diyerek izin istediler. Karı koca bir birine
baktılar. Eşi ilk kez seyredecekti. Daha önce
pek çok kez izlemişti ancak, Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücünü
anlatırken
hiç
izlememişti. Bir yandan gururlandı bir yandan
endişelendi. Her zaman olduğu gibi önce
korkuları aklına gelmişti. Keyifli bir konuşma
ve olacak onlarında çok ilginç hikâyeleri vardır
diye bir nebze su serpiverdi eşinin yüreğine
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü. Banyonun
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
168
içine girdiklerinde şaşırıp kaldılar. Epeyce
büyük bir havuzcuk vardı. Đki kişi rahatlıkla
oturabilir ve kaplıca sularından şifalanabilirdi.
Bu duruma çok sevindiler. Birden akıllarına
acaba temiz midir sorusu geldi. Sonra bu
soruyu ilk soran olmadıklarını fark ettiler.
Banyodaki her şey özellikle temizlenmiş ve
sterilize edilmiştir yazısını okudular. Suyun
dolması için musluğu açtılar. Đçeri gidip
televizyonda müzik yayını yapan bir kanalı
açtılar. Bir yandan kıyafetlerini çıkartırlarken
diğer yandan Sezen Aksu'nun şarkı sözlerini
mırıldanıyorlardı.
Nereye gitsem yanımda götürüyorum çilelerimi
Valizimde taşıyorum keşkelerimi bilelerimi
Havalanmıyor, oyalanmıyor ruhum ne çare
Üstüne hasretle dolduruyorum filelerimi
Neresinden başlasam, eskisi gibi kolay olmuyor
Kelimelere itimadım kalmadı işim çok zor
Đri yarı, kötü kalpli, boyalı, geçgin kadınlar gibi
Dil, çöplerini naylon torbalarında saklıyor
Tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında
Acının yüzölçümü yeryüzünden çokmuş aslında
Soranlara 'eh işte idare ediyormuş' dersin
Đyi niyetli değilseler üstü kapalı geçersin
Dilersen ara beni ya da yaz bana arada bir iki
satır
Ya da yazma ne bileyim hani yani tutarsa tersin
Sezen Aksu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
169
Havuzcuk dolmuştu. Üzerlerine de bir sessizlik
çökmüştü. Hemen sıyrılmaları gerektiğini
söyledi eşi bu duygudan. Suya girdiler. Su
bütün bilgileriyle onları sardı. Đhtiyaçları olan
ferahlığı vermeye başladı. Ne kadar büyük bir
mucize bu diye düşündüler. Sarıldılar kol kola
oturup birbirlerine baktılar. Havlularına sarınıp
odaya geçtiler. Buzdolabından birer soda alıp
içtiler. Televizyonda garip bir şarkıcı ne dediği
belli olmayan bir şeyler söylüyordu. Biraz
önceki şarkı ile aralarında dünya kadar fark
vardı. Ama o da başka bir renkti. Giyindiler,
aşağı indiler. Bu arada eşyalarının arasında bir
t-shirt çıkardı Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü. Üzerine giydi. Süpermenin kıyafeti
gibiydi. Birden yürüyüşü değişmiş ve başka bir
insan olmuş gibi hissetti kendini. Bir kıyafet ne
kadar değiştirebiliyor bir insanı diyerek
kendine bir kez daha şaşırdı. Böyle olurdu.
Bildiği halde birçok bilgi yeni tanışmış gibi
şaşırtabilirdi onu.
Bu içindeki çocuğun hala yaşamakta ve çocuk
olarak kaldığını hatırlatmaktaydı. Mutlu oldu.
Kapıda, onları otele getiren ekipten Güçlü Bey
vardı. Yemeğe gidelim diyerek öne geçti. Çok
büyük bir yere gideceklerini düşünerek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü çarşıdaki
esnaf lokantası gibi bir yer var mı dedi. Var
tabi diye cevap aldı. Haydi, oraya gidelim.
Genelde oraları daha iyi olur dediler. Küçük
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
170
tahta masaların üzerine naylon masa örtüsünün
serildiği küçücük bir lokantadan içeri girdiler.
Selamün Aleyküm ve hayırlı işler diyerek
selamladılar. Hoş geldiniz diyen güleç yüzlü
beyaz saçlı tombul orta yaşlı beyin eliyle
gösterdiği yere oturdular. Güçlü, Mahmut Abi
bu bey Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
hanım da onun eşi diye tanıştırdı. Akşam
konuşma yapacak bey değil mi diye onaylattı.
Ne yersiniz diye sordu. Sen ne verirsen biz onu
yemeye geldik diye de cevabını aldı. Bakalım
sevecek misiniz diye ortaya bir sarma getirdi
önce. Siz bunu yerken ben de size bir haşlama
vereyim, buranın eti güzel olur diyerek
hazırlığını yapmaya başladı. Ortaya bir de
salata koyuverdi. Yediler, hem de çok
beğendiler. Tam kalkacaklardı ki içeri keskin
bakışlı fötr şapkalı bir adam girdi. Biraz
yaşlıcaydı. Ama çok keskin bakıyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bıçak
batırılmış gibi büyük bir acı hissetti. Adam acı
vererek dolaşıyordu. Muhtemelen büyük acılar
çekmekteydi.
Selam Mahmut, bana bir patlıcan musakka ve
de bir pilav ver dedi. Dedi dedi ama Mahmut
azarlandığını zannetti. Yıllardır tanımasa
herhalde kavga çıkarırdı. Çıkarmadı yemeği
götürdü.
Ekmeği
koydu.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü merhaba deyiverdi
kafasını öne eğerek, merhaba diye cevap aldı.
Haddime değil ama bu acının sebebi nedir diye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
171
direk bir soru yöneltti sinirle yemeğini yiyen
adama. Adam estağfirullah kardeş dedi. Bakma
sen bana 1975 yılından beri her gün Ayaş tüneli
denilen şey için ne yapılacak diye bakıyorum.
Sen beklemek nedir bilir misin? Ayaş Tüneli
Nedir bilir misin? Bu devletin yaptığı işi neden
bitirmediğini bilir misin? 1975 yılında temel
atmaya gelen politikacıların ne dediğini bilir
misin? 628 trilyon liranın birilerine verildiğini
ama karşılık olarak yarım kalmış bir inşaat
alınmasının ne demek olduğunu bilir misin?
Projenin tamamlanmasıyla Đstanbul ve Ankara
arasındaki her ilin, ilçenin ne kadar
büyüyebileceğini biliyor musun? 2,5 saatte
gidip gelinebilen veya 1 veya 1,5 saatte iki
büyük şehre gitmenin ne demek olduğunu bilir
misin? Elbette bilemezsin. Kim bilebilir. Kimse
bilemez. Neden bilemez. Bitmeyen projeler
cevap vermez de ondan. Hayal edebilir misin?
Edebilirsin ama burada yaşamadığın için bunun
umudu sende olmaz. Bununla ilgili hayal
kurmazsın. Kuramazsın. Đnsan bilmediği şeyi
göremez ve hayal edemez. Bir şeylere
benzetmen lazım, ama içinde olmayınca
benzetemezsinde. Sonuç olarak bana bak 31
senedir bekleyen ve her gün hayal kuran birini
görmek için bak. Her sabah oradan geçerken
içim yanar. Benim tarlamı aldılar elimden.
Oradan demiryolu geçecek dediler. Geçti mi?
Geçti. Peki günde kaç tren geçiyor. Hiç. Peki,
neden? Kimin ne hakkı var be kardeşim. Bu
hatayı yapan adamları neden mahkemeye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
172
veremiyoruz. Neden bu adamların her
kuruşunda yetimlerin hakkı olan paralarımızı
boşa atmalarını engelleyemiyoruz. Neden?
Biliyor musun bu işin planlanması 1943 yılına
dayanıyor. O zaman planlamayı beceren
adamlarımız neden yapamadılar. Politika nedir
bilir misin? Boş ver be kardeşim. Sen anlat
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücünü. Ama
bize değil Ankara'da hükümet eden bakanlara,
milletvekillerine anlat. Onların gerçekten
ihtiyaçları var. Kendilerinden başkalarına
(akraba hariç) faydalarının olmasını sağla.
Dudakları kurudu Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücünün. Bir kaç kelime etmek istedi. Ayaş
Tünelinin yılan hikâyesine dönen öyküsünü
birazcıkta olsun biliyordu. Yeni gelen hükümet
110 milyon dolar verse bu işin bitebileceğini
ancak bunun yerine 300 bin YTL verdiğini bunu
da neden verdiğini bile bilmediğini. Aslında hiç
bir şey yapılmayacak ve paralar boşa gitmiş
olacaktı. TC. Ulaştırma Stratejisi maalesef
özellikle
demiryolları
yerine
otoyollara
yönlendirilmiş ve ülkenin ekonomik olarak yanlış
yapması sağlanmıştı. Oysa 10 yılda 15 milyon
genç yaratan bir millet demir ağlarla örmüştü
ülkeyi. Sonra nasıl olmuştu da birden bu metot
bırakılmıştı. Aklına Atatürk geldi. Neden bu
kadar erken öldün diyerek kızdı ve hatta neden
kendin gibi bir adam yetiştirmeden öldün diye
bir kez daha kızdı. Onu çok seviyordu.
Erkenden gitmesine de içerliyordu. Ülkesinin
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
173
binlerce Adanmış insana ihtiyacı olduğunu
görüyor ve insanlara Adanmışlığın ne demek
olduğunu daha iyi anlatması gerektiğini
düşünüyordu. Herkes elinden geleni yapmalıydı.
Hatta dünyanın her yerinde anlatmalı ve
ülkesindeki herkesin bundan gurur duyuyor
olmasını sağlamalıydı.bu akşam Atatürk ile ilgili
bir hikaye anlatacak ve herkesin bir lider
olması gerektiğini söyleyecekti.
Vedalaştılar. Uzun uzun sarıldı, Mahmut'a ve
sonradan gelen kızgın adama. Kucakladı. Acısını
sömürüp onu mutlu etmeye çalıştı. Đçi yanmıştı.
Sorular zordu. Cevaplaması gereken kişi de
kendisi değildi ama bu soruların zor olmasını ve
önemli olmasını engellemezdi.
Salona geldiler. Her şey hazırdı. Kalabalık
onları beklemekteydi. Sahneye davet ettiler.
Emin adımlarla yürüdü. Hoş geldiniz, bize
konuşma hakkı verdiğiniz için teşekkür ederim
dedi. Herkese doğru eğildi. Ellerini dizine
koydu. Uzaktan bakan birisi onun bir Japon
olduğunu düşünebilirdi. Saygının ve sevginin en
güzel gösterilişi diye düşündü eşi. Çok mutlu
oldu. Salondaki herkes başlarıyla bu selamı ve
teşekkürü aldı. Kalplerine kazıdı.
Size çok basit bir hikâye anlatacağım. Atatürk
bir gün odasında oturmuş çalışma yaparken
Đtalyan Büyük Elçisi ziyarete gelir. Neler olup
bittiği ile ilgili konuştuktan sonra Elçi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
174
Atatürk'e başbakanım size hatayı almak
istediğimizi bildirmemi istedi diyerek bir şey
söyledi. Atatürk sakinlikle dinledi. Đzninizle,
hemen geleceğim diyerek dışarı çıktı. Birkaç
dakika sonra geldiğinde üzerinde askeri
üniformaları vardı ve Mareşal Fevzi Çakmak'ı
aradı. Đtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek
istiyorlarmış hazır mısınız? Diye bir soru
sordu. Hazırız paşam cevabını aldıktan sonra.
Elçiye dönerek biz hazırız istiyorlarsa gelip
alabilirler diye cevap verdi. Bu her an ölmeye
hazırız diyecek kadar büyük bir gönüllüğü
gösteriyordu. Bu özgürlük ve gelişme için
adanmışlığı gösteriyordu. Bu adanma sayesinde
Cumhuriyetin ilk on yılında kat edilen gelişme
ikinci 30 yılında ve ikinci 30 yılında
gerçekleşen gelişme daha sonraki yıllarda
gerçekleşmedi. Şimdi kendi halinize bir bakın
diyerek Ayaş halkına döndü. Adanmışlık ne
demek anladınız mı? Anladınız. O zaman ne için
kendimizi adamalıyız. Neden gelişmek ve
başarılı işler yapmak zorundayız. Ben herkese
anlatılmalı diyorum bu anlattıklarım. Siz de
anlatmalısınız. Siz de başarılı olmak ve başarılı
olmanın
herkese
bulaşmasından
sorumlu
olmalısınız. Kabul eder misiniz bu sorumluluğu.
Yaptığınız her işin en iyisini yapmak için gayret
edeceğinize söz verir misiniz?
Veririz diye bağıran kişilere teşekkür etti ve
önlerinde bir kez daha eğildi. Bu halk
ellerindeki her şeyi, ayaklarındaki çoraplara
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
175
kadar her şeyi vermiş ve özgürlük için
mücadele etmiş bir halktı. Önlerinde eğilmeyi
hak ederdi. Döndü bu gece içinizden kim, hangi
hikâyeyi başkalarına anlatmam için bana
söyleyecek dedi. Salondan bir kadın ayağa
kalktı ve bir elini beline koyarak biraz da
saldırgan bir vaziyet alarak ağzını doldurarak
konuşmaya başladı. Bey kardeşim o tarihlerde
bu memlekette kadın erkek birlikte çalışmışlar.
Savaşmışlar, ölmüşler. Şimdi sen buradasın
karın ise arkada. Ben seni dinledim ama esas
karın ne düşünüyor onu dinlemek istiyorum
dedi. Salondaki kadınların hepsi büyük bir alkış
koparttılar. Adamlarda karılarına destek
oldular. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücünün
eşi donmuş kalmıştı. Ne diyeceğini bilemiyor ve
ne yapacağı konusunda karar veremiyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü elindeki
mikrofonu karısının eline doğru uzattı.
Hafifçe
doğruldu. Bacakları
tutmuyordu.
Kürsüye giderken en az kırk kere öldüğünü
düşünmüş ama bütün kadınları temsil ettiğini
düşünerek
yeniden
dirilmişti.
Kelimeler
dudağına geldi. Yutkundu. Öksürdü. Elini başına
götürdü. Teşekkür ederim dedi. Çok teşekkür
ederim. Birden kocasının eskiden eğitimlerinde
söylediği şey aklına geldi. Korkuyorsan korkunu
ifade et ve korkunun üzerine gitmeye devam
et. Korkunun üzerine giderek onu yok
edebilirsin demişti. O da öyle yaptı. Burada şu
anda ölürsem bunun sebebi sizler değil benim
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
176
kendime yarattığım korku olacak dedi ve şu
anda çok korkuyorum diyerek sözlerine devam
etti. Benim işim konuşma yapmak değil. Benim
işin hayallerimi gerçekleştirmek de değil. Ben
kendime bambaşka bir iş seçtim. Bildiğim en iyi
kadın olmayı. Başkalarına örnek olacak kadın
olmayı. En üretken, en hızlı, en
tutumlu, en çalışkan kadın olmayı seçtim ve
böyle yaşadım. Bu yüzden size çok süslü
kelimeler edemeyebilirim. Ne olur korkuma
verin hatalarımı diyerek bir açılış yaptı. Salon
onun nefes almak için susmasını fırsat bildi ve
alkışlamaya
başladı.
Herkes
çılgınca
alkışlıyordu. Korkusunu böyle cesaretle ifade
edebilen birinin korkak değil cesur olduğunu
herkes kabul ediyordu.
Eşini seyrederken ne kadar güçlü bir
konuşmacı diye düşündü, konuşurken ayrı bir
enerji yayıyordu. Đfade gücü herkesten daha
fazlaydı. Yıllardır kendinin ikna edemediği
karısı kürsüdeydi. O nu iyi tanıyordu. Đş
üzerine kalana kadar kaçabilirdi, ancak iş
üzerine düştüğünde hemen bir sihirbaz gibi o
işin altından kalkardı. Ben dedi. ben size çok
sevdiğim bir öykü anlatayım. Siz de kendinize
bu öyküden ders çıkarın. O derse göre de
davranın.
Deniz kenarındaki bir adam, kenara vuran
deniz yıldızlarını tekrardan denize atmaya
çalışıyordu. Bunu gören başka bir adam ne
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
177
yapıyorsun diye sordu. Cevap olarak, görmüyor
musun deniz yıldızlarını suya atarak hayatta
kalmalarını
sağlamaya
çalışıyorum.
Ne
yapıyorsun diye soran adam. O kadar çok var ki
hepsi için bir şey yapamazsınız ve bir fark
yaratamazsınız diye bir yorum yaptı. Deniz
yıldızlarını denize atan adam sakince baktı ve
cevap verdi. Biliyorum hepsi için bir şey
yapamayacağım ancak bu elimdeki deniz yıldızı
içinse onun hayatta kalmasını sağlayarak çok
şey yapmış olacağım.
Kafasını dikleştirdi ve oradaki herkese bir bir
baktı. Dünyayı ve ülkemizi düzeltmek için
gücümüz yetmeyebilir dedi. Ama bir deniz
yıldızını denize atmak için gücümüz yeter. Bir
tanesini denize attıktan sonra eğer bir tane
daha atmak için mücadele edersek istediğimiz
şeyi yapmış oluruz. Ben sizden basit bir şey
rica edeceğim. Bir tek insanın daha iyi olması
için mücadele edin. Kendiniz iyi olun ve birini
daha iyi yapın. Herkese bunu yapmasını öğretin.
Şimdi bana bir söz verebilir misiniz? Her ne iş
yapıyorsanız yapın en iyisini yapmaya gayret
edeceksiniz. Yani bulaşık yıkıyorsanız en iyi siz
yıkayacaksınız. Yemek yapıyorsanız en iyi siz
yapacaksınız. Anlaştık mı? Halk sanki gökten
bir melek inmiş gibi davranıyor ve bu meleğin
söylediği her şeyi beyinlerine kazıyordu.
Başları evet dedi. Ağızları evet dedi. Kalpleri
evet dedi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
178
Ruhları evet dedi. Herkese çok teşekkür
ediyorum diyerek sahneden ayrıldı. Oradaki
herkes alkışladı. Onu onurlandırdı. Eşi haklı
çıkmanın gururunu yaşarken işte bu benim
aşkım diyerek bir kez daha gururlandı. Bütün
duyguları birbirine karıştı. Selam verdiler.
Đnsanlar dağılmak istemiyorlardı. Çantadan bir
t-shirt çıkardı ve orada bulunanlardan birine
vermek için baktı. Tekerlekli sandalyesiyle
gelmiş bir kadın gözleriyle bana ver diye
bakıyordu. Yanına gitti. Bunu size vermeme
razı olur musunuz? Diye sorarak kadının
önünde eğildi. Kadın çok sevinirim dedi.
Teşekkür
etti.
Ben
de
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü'yüm artık diyerek eşinin
verdiği misyonu yüklendiğini ifade etti. Tekrar
teşekkür ettiler birbirlerine. Sarıldılar.
Ağladılar. Göz yaşlarının neden döküldüğünü
anlamadılar. Önemi de yoktu.
Đyi geceler dediler. Adımlarını yavaş yavaş
atarak
oradan
ayrıldılar. Odalarına
gittiklerinde bundan sonra ne yapacaklarını
konuşacaklardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü yola devam
kararını verdiğinden bu yana hafta geçti.
Bekledikçe karar alması zorlaşıyor ve
cesaretsizlik denilen duygu yakasına yapışmaya
başlıyordu.
Alışkanlıkları
kendisine
beni
bırakma diye yalvarmaya başlamıştı. Duyguları
karmakarışık bir vaziyette yanındaki eşine
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
179
baktı ve Çubuk barajında kaldıktan sonra sen
Ankara'ya, geri dön. Ben de yoluma devam
edeyim diyerek son noktayı koydu.
Kazan ilçesi Ankara'nın merkez ilçesi gibi
olmuştu. Eskiden Kazan ilçesine geldiklerinde
Ankara'dan çıkalı çok oldu derlerdi. Oysa
şimdi, evler ve iş yerleri artık şehrin sonuna
kadar devam ediyordu. Belediye başkanı genç
ve atak birisi olmalı diye düşündü. Bu ilçe her
geçen gün nufusu büyümekte olan bir ilçeydi.
Çevrelerine baktıklarında ekilmiş binlerce
fidan gördüler. Bu da ağaç dikme kampanyası
anlamına geliyordu. Yıllar önce Ankara'da O
zamanın belediye başkanı Murat Karayalçın ve
ekibi
tarafından
başlatılan
kampanya
sonrasında hemşeri ormanı, kurum ormanı,
hatıra ormanı isimleriyle 100 binlerce fidan
dikilmiş ve Ankara ve çevresi yemyeşil bir kent
olmaya doğru değişimi gerçekleştirmeye
başlamıştı. Aradan geçen 15- 20 yıl içerisinde
dikilen küçük fidanlar büyümüş ve bir orman
olmuşlardı. Şehirlerin de yaşları ve tarihçeleri
var diye düşündü.
Yarın Çubuk Barajında olmayı ve sonrada
Kırıkkale üzerinden yola devam etmeyi planladı.
Kazan da konuşma yapmayı hem istiyor hem de
istemiyordu. Anlatacağı şeyin ne olması
gerektiği konusunda kararsızlık gösteriyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücüne bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
180
soluklanma bir düşünme zamanı gerekmiyor
sadece harekete geçmek gerekiyordu. Aslında
hep söylediği şeyler olmaya başlamıştı.
Rahatlık veya konfor bölgesi denilen şey onu
yakalamış ve bırakmak istemiyordu. Bu bölge
insanın gelişmesini engelliyor ve onu korkularla
karşı karşıya bırakıyordu. Aslında korku kadar
etkili
olan
konfor
bölgesi
insanı
tembelleştiriyordu. Neden kendime eziyet
edeceğim ki? Diye soruyor ve neden bulamadım
öyleyse yapmayayım diyordu. Aslında en önemli
olan gerçekten bir işe neden başladığını hiç
unutmamaktı.
Akşam
mutlaka
konuşma
yapacağım ve bunu anlatacağım dedi. Konfor
bölgesini terk etmeyi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, Kazan'dan
çok çabuk ayrıldı. Đçinden bir şeyleri yapmak
gelmiyordu. Mazeretlerin arkasına saklanmak
veya açıkça itiraf etmek. Eşiyle birlikteyken iki
aşkı aynı anda yaşıyor ve bu aşkı (eşine olan)
Adanmışlık aşkının enerjisini alıyordu. Bu kötü
değildi. Ancak, adanmışlık bambaşka bir
duyguydu. Yapmayı düşlediği şeyler içinde her
gece eşiyle konfor yatağında olmak değil,
insanlara istediklerinizi her şeye rağmen
gerçekleştirebilirsiniz
demek
ve
onları
harekete geçirmekti.
Çubuk barajının yolunda yürürken, eskiden, çok
eskiden
12
yaşlarındayken
mahalle
arkadaşlarıyla birlikte buraya geldiklerini
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
181
hatırladı. Adnan, Bilal ve O üçü ne kadar
kafadar
bir
guruptular.
Dünyayı
değiştirebilmek
konusunda
bir
dakika
durmadan harekete geçebilecek bir gurup.
Hemen kelimesi bu gurupla hayat bulabilirdi.
Onlar şimdi akıllarına düşeni şimdi de
gerçekleştirirlerdi. Mahallede yaşayan tüm
diğer çocuklar onların liderliğinde ne kadar çok
şeyler yapmışlardı.
Ruhları, bedenleri, zihinleri ve duyguları bu
zeminde gelişmişti. Birbirlerinin aşık olduğu
kızlara bakmamışlar ancak kafalama konusunda
birbirleriyle yarışmışlardı. Gördükleri her
güzel kızın kendisine yandığını düşünecek kadar
saf ve duygusallardı. Duygularını tanımıyor
olmaları her türlü kıpırtıyı aşk sanmalarına yol
açıyor ve bunu da şarkıların dizelerinde beden
haline sokuyorlardı. Evlerinin altında karagöz
Hacivat oynatıyorlar, sonra da caminin
yanındaki arsada voleybol sahası inşa ederek
voleybol oynuyorlardı. Matbaacının yanında
çalışan
arkadaşlarını
kandırıp
makbuz
bastırıyorlar ve o makbuzlarla para toplayıp
futbol
takımları
için
forma,
ayakkabı
alıyorlardı. Artan parayı da yemeyi ve
gençliklerinin ilk deneyimleri için harcamayı
ihmal etmiyorlardı.
Bir keresinde baraja gelmişler ve yüzmenin
yasak olduğu yerde yüzmüşlerdi. Bir arkadaşı
yüzme bilmediği için araba lastiğini simit
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
182
yapmışlar ve onu da yanlarında götürmüşlerdi.
Geri dönerken o kadar çok yâğmur yağmıştı ki
bisikletlerinin tekerleri su içinde kalmıştı. Eve
döndüklerinde kurumak için her şeyi yapmışlar
yine de sırılsıklam bir sıçan yavrusu gibi
olmaktan kurtulamamışlardı.
Şimdi yıllar sonra burada bir kez daha kalacak
ve eskiden yaptıkları şeylerden aldığı dersleri
listeleyecekti. En kısa sürede eskiden kurtulup
yeni deneyimlere doğru yol alacaktı. Döndü
eşine bir kez daha sarıldı. Onu çok seviyor
olması kendini adadığı şeylerden vazgeçmesi
anlamına gelmemeliydi. Gidecek ve dönecekti.
Dönmeye söz verdi. Bir kere daha sarıldı.
Gülümsedi. Kokusunu ciğerlerine gönderdi.
Sıcaklığını depoladı. Kış geldiğinde içini ısıtmak
için kullanmayı düşündü. Yalnız geçecek her
gece bu gece neden yalnız kaldın sorusunun
cevabını vermemek için yalnızlığını bitirdi ve
eşiyle sohbet etmeye başladı. Sanki hiç
bitmeyecek bir konuşmaya başlamış gibi
durmadan anlatıyordu.
Durmak bilmeksizin konuşuyor ve bütün
söylemek istediklerini peş peşe sıralıyordu. Bir
ara eşinin gözlerinde sus da dinle be adam
diyen ifadeyi gördü. Yerine çivilendi. Sustu ve
eşinin gözlerinin içine bakarak dinlemeye
başladı. Anlaşılan bir şelalenin yanında kalan
yolcu gibi o da anlatmak ve bitmeyen
kelimelerini sıralamak istiyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
183
Gün ağarana kadar dinledi. Sarıldı. Kokladı.
Artık ayrılma vakti geliyordu. Eşi buradan
babasının evine gidecek sonra da kızıyla
birlikte kalacakları kalelerine doğru yol
alacaktı. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
Kızının özlemiyle nasıl başa çıkacağını
bilemiyordu. Bu yüzden mümkün olduğunca uzak
kalmayı
seçmiş
ama
bunun
enerjisini
tüketmesine de izin vermişti. O muhteşem bir
insan olmuştu.
Kendisine söylediği her kelime beyninde
çınlıyordu. Bir akşam babasını kuzenine
anlatırken onu geçmek gerçekten mümkün değil
diyerek muhteşem bir iltifat yapmıştı. Oysa
babası onun gibi bir kızın dünyayı gerçekten
değiştirebilecek kadar iyi olduğunu biliyordu.
Babasının bu deneyimi kızı içinde inanılmaz
olacaktı. Geride kalanlar görmeyecek fakat
yaşayacaklardı. Şimdilik kızının onu anlamakta
zorlanabileceğini düşünse de en sonunda en
karlı olan yine kızı olacak gibi geliyordu. Bir
babanın hayatında en önemli olmak gerçekten
iyi bir şey olmalı dedi. Kendisi en önemli olmayı
becerememişti babası için. Bu babasının
sorunuydu. Kızı kendisi için gerçekten en
önemli olmuştu. Hayalleri vardı. Onu harekete
geçirecek şeylerin tam olarak ne olduğunu
bulamamıştı. Mum dibine aydınlık vermez
dedikleri gibi bir şeyin olmasından korkmuştu.
Ancak kızı kendinden aydınlanmış babasının onu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
184
aydınlatmasına gerek bırakmamıştı. Sonuçta o
aydınlık bir insan olarak çevresindekilere ışık
yaymaya devam ediyordu. Anne ve baba olarak
her defasında ona biraz daha kendini
düşünmesi konusunda uyarıda bulunmuşlardı.
Nedeni başkalarının hayatını aydınlatmak için
kendini unutarak uğraşmasıydı. Kimin doğru
olduğunu zaman gösterecek ve sönmeyen
ışıkları diğer insanlara ilham vermeye devam
edecekti. Ne yaptılarsa bencil olmamıştı. Đyi ki
de olmamıştı.
Artık daha büyük daha akıllı diyebilirlerdi.
Çılgınlıklar ile dolu bir hayatı olmayabilirdi.
Gerek var mıydı? Yapacağı her şey dünyanın
yeniden
oluşmasına
gerek
duyulmasını
sağlayacak kadar büyük sonuçlar ortaya
çıkarabilirdi. Olmasa da sorun değildi. Onun
kaderi, yazgısı inanılmaz bir şekilde yazılmıştı.
Böylesine bir çocuk nasıl olmuşta dünyaya
gelmişti. Matrix'deki neo gibi dünyanın
değişiminde rol oynayacaktı. Babası böyle
inanıyordu. Ne yapacaktı bilmiyordu. Baba
olarak bilmek de istemiyordu. Sadece doğruyu
yapacağını biliyor ve ona sonuna kadar
güveniyordu. Asıl önemli olan da buydu.
Güneşin doğuşunu seyrettiler. Kızıyla birlikte
olmak istedi. Nemrut'tan geçerken onu yanına
çağırmayı düşündü. Orada güneşin doğuşunu
veya batışını birlikte seyretmek muhteşem
olurdu. Birden burnunun direği sızladı. Gözleri
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
185
doluverdi. Kızıyla birlikte Olimpos’ta güneşin
doğuşunu seyretmişlerdi. Kayaların ve kalenin
üzerine çıkmışlardı. Kafası karıştı yoksa
güneşin batışımıydı? Bilseydi o dakikaları bir
kez daha yaşamak için böylesine özlem
duyacağını o dakikaların her birini bir asır
olarak belleğine kazımaz mıydı. Sular seller
gibi ağlıyordu. Karısı ne olduğunu sordu. O gün
uykuya yenik düşerek onlarla gelmemişti ya da
herhangi bir sebeple.
En kısa sürede tekrar
olduğuna bakmaksızın
olacak
ve
her
kazıyacaklardı. Hatta
şarapla
Likya’nın
sabahlayacaklar
ve
edeceklerdi.
oraya gideceklerdi. Ne
orada bir kez daha
dakikayı
beyinlerine
bir gece de ellerinde
sönmeyen
ateşinde
doyasıya
sohbet
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü yeniden
hedeflerine doğru hareket etmesi gerektiğini
biliyor ve kendini adamanın arada bir
soluklanmak
ile
zedelenmeyeceğini
de
anlıyordu. Yıllar önce yaşadığı yerlerden
bilinmeyene doğru hareket etmiş ve yine
korkularıyla baş başa kalmıştı. Korkularını
yenmek için de bu yolculuğu yapıyor
sayılabilirdi.
Kafasının
karıştığı
anlar
sakinleşmek ve kendi mağarasına kaçmak onu
çok rahatlatmıştı. Susmak ve olayları
değerlendirmek. Arkadaşları ve iş yaptığı
kişiler
onun
bu
tutumunu
anlamakta
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
186
zorlanmışlardı.
Kendisi
de
bu
tutumu
seçtiğinde bazen rahat ve huzurlu oluyor bazen
de intikam almak için her şeyi yapabilecek bir
caniye dönüşebiliyordu.Bu cani şu ana kadar
onu hiç ele geçirememişti. Ancak her seferinde
ele geçirmeye çok yaklaşıyordu. Birden bire ne
kadar kötü bir adam olabileceğini görüyor ve
hemen ateşler içine düşüyordu. Đntikam almak
için her şeyi yapabileceğini hissettiğinde soluk
alış verişi değişiyordu.
Kalecik yollarında sırtındaki çantayı taşırken
bunlar bir fırtınanın içinde kalmış gibi savrulup
duruyordu beyninde. Neden sonra sakinleşti.
Çevresinde gördüğü üzüm bağları ona Kalecik
Karası adı ile anılan şarapları hatırlattı. Arada
bir alıp içerlerdi. Şimdi bir yörenin ismi ile
anılan bu üzümlerin yetiştiği topraklarda
yürüyordu. Yolculuğunun son günleri eşiyle
birlikte geçmiş bu yüzden de yolcuğu sırasında
ziyaret ettiği yerlerde dinlediği ve tanıştığı
insanlar onları rahatsız etmemek için yanlarına
gelmemişlerdi. Ekibi ile yaptığı son görüşmede
Kalecik'ten itibaren yeniden konuşmalara
başlayacağını söylemişti. Kalecik'e yaklaştıkça
içinde bir heyecan fırtınası yükselmeye
başlamıştı. Yine yollarına çıkıp kendini
karşılamaya
gelecekler
miydi?
Kenarda
büyükçe bir taş buldu oturdu biraz dinlenecek
ve bir şeyler yiyecekti. Sırtındakileri bıraktı.
Toprağın üzerine uzandı. Sonra birden toprağı
koklamak geldi içinden ve yüzüstü dönerek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
187
koklamaya başladı. Ne kadar farklı kokuyor
diye düşünürken kulağını yere dayayarak
dinlemek gerektiği geldi aklına. Acaba konuşur
ve bir şeyler söyler miydi?
Uzunca bir dinleme süresi ve sessizlik. Hala
olmamışım diye düşündü. Sesi duyamıyorum.
Bana anlattıklarını anlayamıyorum. Kokladı ve
onunla iletişim kurmak için neler yapabileceğini
düşündü. Birden aklına Bir çift yürek adlı
kitapta
okuduğu
yazılar
geldi.
Kadın
Avusturalya'da bir yolculuk yapıyordu. Aborijin
denilen yerlilerle birlikte. Kadının üzerindeki
her şeyi almışlar ve onu bir örtü ile
giydirmişlerdi. Başka hiç bir şeyi yoktu.
Sonra da yürümeye başlamışlardı. Yürümüş
yürümüşlerdi. Ayakkabıları olmadığı için
ayakları kanamış ama sonra kan durmuştu.
Yıllarca vücudundan bu kadar tiksinmemişti.
Yıkanmamanın verdiği koku neredeyse bütün
çölü sarmıştı. En sonunda kadını toprağa
gömmüşler ve orada uyumasını sağlamışlardı.
Uyandığında topraktan çıkarmışlardı ve kadın
artık kokmuyordu. Toprak kadının vücudunda
kötü kokan ne varsa alıp emmişti. Toprak insanı
temizlemiş ve doğal haline döndürmüştü. Acaba
şimdi toprağı kazıp içine soyunarak girse ve
orada kalsa aynı şeyler olur muydu? Bilmiyordu.
Yine olan olmuş bilmediği şeylerden korktuğunu
fark etmişti. Bu korku denilen şeyden nasıl
kurtulacağım acaba dedi. Akşama beklendiğini
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
188
hatırladı. En kısa zamanda kendini toprağa
gömecek ve kokunun gidip gitmediğini test
edecekti. Acaba kendisi bu kokudan rahatsız
olacak kadar terlemeli ve kirlenmeli miydi?
Eğer test edeceksem yapmalıyım dedi ve
tekrar toprağa döndü. Bir 15 dakika daha
bekledikten sonra dinlenmiş olarak ayağa
kalktı. Bu 15 dakika içinde meditasyon yapmış
ve akşam yapacağı konuşmayı birebir yaşamıştı.
Derin nefes alma egzersizleri her zaman işe
yarıyordu.
Oksijenle
dolan
ciğerleri
binlerce kez teşekkür etti. Ayağa kalktı. Bir
şeyler yedi. Eskiden olsaydı daha çok yerdi.
Şimdi daha az yiyor ve daha az konuşuyordu.
Son bir kaç gündür uykuya daha fazla ihtiyaç
duyuyorum dedi. Havalara veya yorgunluğa
verdi. Sonra mazeretler uydurduğu için pişman
olup adanmışlığımı unuttum ve kendime ihanet
ettim diye doğruyu söyledi. Kendini affederek
ayağa kalktı.
Adımları
yavaş
yavaş
onu
hedefine
götürüyordu. Đlerde kalabalığı görünce bu
yolculuğa çıkma amacını tekrar hatırladı.
Đnsanların amaçlarına ulaşabilmeleri için onlara
yardımcı olacaktı. Selam dediler o da selamı
alıverdi. Nasılsınız diyerek onları konuşturmaya
başladı. Neredensiniz? Kimlerdensiniz? Ne iş
yapar neler yersiniz gibi bir sürü açık soru
sordu? Sağ olsunlar onlarda cevap verdiler.
Formunu kaybettiğini düşündü bir an. Sonra ne
biliyorsun, bakalım akşama ne olacak diye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
189
değiştirdi fikrini. Onu Kalecik belediye
misafirhanesine götürdüler. Akşamda konuşma
yapacağı yer olarak belirledikleri okulun
salonunu anlattılar. Biz sizi gelir alırız diyerek
ayrıldılar.
Hemen bir banyo, kıyafetlerin giyilmesi, küçük
kağıtlara ne anlatılacağı ile ilgili konu
başlıklarının yazılması.
Salona
girdiğinde
bu
kadar
kalabalık
beklemediğinin
ayırdına
vardı.
Kalabalık
nedense
onu
bu
sefer
daha
fazla
heyecanlandırmıştı. Belediye başkanı kürsüye
yürüdü. Sevgili hemşehrilerim diye söze
başladı. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
bizimle, biz kendimiz için, ailelerimiz için,
kasabamız için ondan neler alacağız ve onu
buradan ne gibi cesaretlendiren bir öyküyle
uğurlayacağız diye başlayan bir konuşma yaptı.
Halk onu bu sefer daha çok alkışladı. Đlk defa
herkes bir arada idi ve particilik yoktu. Herkes
kendine ve kasabasına ne faydası olacağını
dinleyecek ve konuşacaktı. Salonda bekleyiş
büyük bir sessizlikle yaşamaya başladı. Herkes
nefes
almadan
onu
bekliyordu.
Bu
hastalanmasından sonra ilk konuşması gibi
olacaktı. Sahneye geldi.
Sesi titredi. Bir iki öksürük ve uzun bir nefes
alış.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
190
Hoş geldiniz! Şu anda korkudan ölmek ile
cesaretle yaşamak arasında ne kadar ince bir
çizgi olduğunu anladım diye başladı söze.
Epeydir böyle güzel bir kalabalık görmemiştim.
Bu kalabalığın bir araya gelmesini sağlayanlara,
buraya gelerek beni dinlemek isteyenlere ve
burada
duyduklarını
daha
sonra
çevresindekilere anlatacak herkese binlerce
kez teşekkür ederim. Bugün size anlatmak
istediğim şey kendinizle barışık olmanın size
kazandıracakları diye tanımlanabilir. Bizler
hayatımızda birçok kez hatalar yapan kişileriz.
Bu çok güzel. Çünkü bu bize sonucun ne
olacağını bilmediğimiz
halde
harekete
geçtiğimizi
ve
korkularımızın
üzerine
gittiğimizi söylüyor. Yani yaptığımız her hata
bizim cesaretimizin bir nişanesi. Hatalar
yaptık.
Neden? Sonucunun ne olacağını bilmediğimiz
bir konuyu denedik. Hayata geçirdik. Sonunda
istediğimiz
veya
beklediğimiz
sonuçla
karşılaşmadık. Dedik ki bu yanlışmış. Sonra
tekrar bir başka şey denedik. O da yanlış çıktı.
Sonra dedik ki bu da yanlışmış. Sonra bir başka
şey daha denedik ve dedik ki bu oldu.
Bazılarımız denemekten vazgeçti. Đşte ben asıl
yanlış bu diyorum. Denemekten vazgeçmek.
Hatalar yapmak yanlış değil. Hatalar yapmak
bizim cesaretimizin bir belgesidir. Peki bilerek
hata yapmalı mıyız. Elbette ki hayır.
Doğru olarak
sonuçlanan
hareketlerimiz,
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
191
düşüncelerimiz de oldu. Onlarda bilmediğimiz
şeyleri denediğimiz de olmuş olabilir. Ancak
genelde hatalarımız bize cesaretimizi daha çok
anlatır. Öyleyse bize cesaretimizi anlatan
hatalarımızı sevelim ve o hatayı yapan
kişiyi affedelim. Şimdi
hepimiz
bir
hapishanede olsaydık. Hapishane müdürü de
karşımıza gelseydi ve bize sorsaydı. Geçmişte
yapmış olduğunuz tüm hataları biz affetmeye
hazırız. Siz de hazır mısınız? O'na ne cevap
verirdik. Düşünün. Güzel şimdi ellerinizi
kaldırarak cevap verin. Kendinizi affeder ve
özgür kalmak ister miydiniz?
Bütün herkesin ellerini havada gördüğüm için
teşekkür ederim. Kendimizi affederken ne
düşündük. Bak bunu affediyorum ama bir daha
yaparsan affetmem diyen oldu mu? Oldu.
Onlara da söylüyorum. Bazen aynı hatayı
birden çok tekrarlarız. Bunun sebebi ne olabilir
sizce? Cevabı çok basit. Bir insan aynı hatayı
iki kez yapamaz. Zaman değişir, şartlar değişir,
kişiler değişir, kendisi değişir. Birbirine çok
benzeyen hatalarımız olabilir ama aynı hata
olmaz. Đşte bu yüzden kendimizi affederken
herhangi bir şarta bağlamadan kendimizi
affetmeliyiz. Anlaştık mı? Anlaştık.
Birinci konumuz kendimizi affetmekti. Bu
konuda
hepinizle
anlaştık
ve içinde
bulunduğumuz hapishaneyi kaldırdık. Şimdi
özgürüz. Özgür olduğumuza göre istediğimiz
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
192
şeyleri yapabiliriz. Değil mi? Evet. Tekrar
hapisteki günlere dönelim. O günlerde özgür
olduğumuzda neler yapacağımızı düşünür
müydük? Elbette düşünürdük. Neler yapmak
istediğimizi defalarca düşünürdük. Şimdi özgür
olduğumuza göre düşündüklerimizi hayata
geçirme zamanı geldi. Elimizde bir liste olsa
daha iyi olmaz mı? Ne yapacağınızı yazdığınız.
Đyi olur tabi ki. Bugün bir karar vermelisiniz.
Gelecekte
yapmak
istediklerinizi
listelemelisiniz. Demek ki ikinci konumuz da
neler yapacağımızı belirleyip onu
listelemek oldu. Üçüncü konumuz harekete
geçmek
olmalıdır.
Çünkü
harekete
geçmediğimizde aslında istemiyoruz demek
anlamına gelir. Şu anda evde oturduğumuzu ve
alışveriş listemizi hazırladığımızı düşünün.
Akşama yemek pişirecek olsak ve listedeki her
şeyi defalarca okusak. Akşama yemek de ne
olurdu. Hiç bir şey. Neden? Gidip almadık da
ondan. Demek ki harekete geçmeden bir şey
olmaz. Dışarısı ise bilinmeyen demektir. Mesela
alışverişe giderken araba çarpabilir, çukura
düşebiliriz, markette kapkaççı cüzdanımızı
çalabilir. Bunların hepsi korkulacak şeylerdir.
Yani bilinmeyen. Daha önce bir kaç kez
gittiğimiz markete daha güvenle gideriz. Peki
bilmediğimiz bir ülkede olsaydık. Dillerini de
bilmiyor olsaydık. Sokaklarını, insanlarını,
köpeklerini... Daha çok korkar mıydık? Cevap
evet olur. Korkumuzdan dolayı kendimize
alacağımız yemeklerden vazgeçebiliriz. Ancak
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
193
küçük çocuğumuza alacağımız sütten vazgeçer
miyiz? Elbette hayır. Çocuğumuzun sütünü
almamız gerekir. Bu yüzden harekete geçeriz.
Đşte küçük çocuğumuzun bize olan ihtiyacı
gibidir adanmışlık. Eğer kendimizi adarsak her
türlü bilinmeyene doğru yola çıkabiliriz.
Bana katılıyor musunuz? Güzel. Madem ki
katılıyorsunuz. Şimdi sizlerle bir başka
bilinmeyene doğru harekete geçelim ve
kendimizi adayıp adayamayacağımıza bir
bakalım. Kalecik karası nedir? Üzüm. Bu
üzümden şarap yapılır mı? Evet yapılır. Bu
yapılan şarap iyi midir? Evet iyidir? Öyleyse
dünyanın en iyi şarabını neden biz yapmıyoruz?
Bunu yapmak için neden kendimizi adamıyoruz?
Neden listemizi yapıp harekete geçmiyoruz?
Neden hayallerimizi bir kağıda yazıp onu
gerçekleştirmek için uğraşmıyoruz? Cevap açık
değil mi? Çok çalışmamız gerekir. Çok
çalışmamız gerekir. Çok çalışmamız gerekir.
Şimdi hep beraber söyleyelim. Çok çalışmamız
gerekir. Eğer bizi engelleyen korkularımızdan
kurtulursak ve çok çalışırsak, her yaptığımız işi
en iyi şekilde yaparsak hatalar bile yapsak en
iyi olma yolunda büyük adımlar atmış oluruz.
Belki bu yıl en iyi şarap olamayız belki beş yıl
içinde de en iyi şarap olamayız ama bir gün
dünyanın en iyi şarabını yapan ilçesi oluruz. Ne
dersiniz? Bunu yapmak bize yakışır mı?
Elbette
yakışır.
Ben
daha
fazla
konuşmayacağım. Đçinizde bu işle ilgili ekipler
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
194
oluşturmalı, en iyi üzümü yetiştirmek için
birbirinizle yarışmalı ve birbirinize yardımcı
olmalısınız. Yani hem rakip olacak hem de
yardımcı olacaksınız. Bu sizi geliştirecek. Bu ne
yapılacağını herkesin bildiği ama nasıl
yapılacağı konusunda farklılıklar içeren bir
yarış olacak.
Şimdi sizlerden istediğim. Bu kalecik karası
denilen üzümün tarihçesi. Bunu bana kim
anlatacak.
Sevgili Adanmışlığın Gücü Cesaretlendiren
Gücü bey oğlum diye başladı beyaz sakallı bir
amca. Eline bir kağıt kalem al ve söylediklerimi
yazıver. Bakalım biz senin dediğin gibi
harekete geçivermiş miyiz? Yoksa cesaretimizi
yitirip ağlayanlardan mı olmuşuz.
Ben namazımda niyazımdayım elhamdülillah.
Yıllar önce buradan insanlar kaçar giderlerdi
başka ilçelere, illere. Đşsizlik ve açlık vardı
buralarda.
Sonra bir gün gitmekten vazgeçiverdik.
Çalışmaya karar verdik. Allah bize böylesine
güzel topraklar vermiş. Kızılırmak kenarında
olmak herkese nasip olmaz deyiverdik.
Üzümümüzü çok beğeniyorlar onun ile bir
şeyler yapalım dedik. Bak oğlum. Burada bir
dönüm araziye 250 tane fide dikilir. 3 yılda da
üzüm alınır. 1 kilo üzümden bir litre şarap
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
195
yapılır. 1 litre şarap ta 20 dolar eder. 5 dönüm
araziden 7,5 ton üzüm alırız. yani 7,5 ton şarap
yaparız. 7500*20 dolar dersen 150.000$ gelir
elde ederiz. Elbette bu paranın hepsi bizim
olmaz ama bu petrolden daha kıymetli bir
şeydir. Đçmek isteyen bu şarabı içer yavrum.
Ben içmem. Đçene de bir şey demem. 12.000
kişi yaşar bu kasabada ve işsiz yoktur yavrum.
Bunun ne demek olduğunu iyi anla. Bu
memlekette
yapmak
isteyen
herkes
yapabilir. Senin de dediğin gibi kendini adarsan
cesaretin gelir. Gidecek bir yer aramaktan
vazgeçtik biz. Bulunduğumuz yeri gitmek
istediğimiz yere benzetmeye karar verdik.
Özetle yavrum bizler senin anlattığına
inanıyoruz. Hayatımıza da geçirdik. Sen bunu
gittiğin her yerde anlatıver. Oradaki insanlara
da anlatıver. Gelsinler neler yaptığımıza
baksınlar. Gelsinler onlara da öğretelim.
Onlarda yapsınlar. Đşini iyi yapan herkes her
zaman başarılı olur. Mutlu olur. Huzurlu olur.
Dünyaca meşhur olur. Dünya artık küçücük
herkes her şeyi hemen duyuveriyor. Bu yüzden
iyi olanlar her yerde görülüyor. Sana çok
teşekkür ederiz. Allah selamet versin.
Yolculuğun herkese ilham versin. Şimdi ey
Kalecikliler. Hepimiz Kalecik için bir şeyler
yaptık. Bu akşam dinlediklerinizi iyi anlayın.
Her birimiz evimizdekiler için de bir şeyler
yapmalıyız. Tıpkı kalecik karası gibi evimizin de
bir hikayesi olmalı. Çocuklarımızın ne olmak
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
196
istediklerini bilmeliyiz. Onları okutmalıyız.
Onları cesaretlendirmeliyiz.
Kendilerini
adayacakları
şeyleri
bulmalarına
yardım
etmeliyiz.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü'nü
onlara
anlatıp
onları
heyecanlandırmalıyız. Akşamları televizyon
seyretmek
yerine
kendimizi
daha
geliştirmeliyiz. Daha çok okumalı, daha çok
öğretmeliyiz. Bunu da hepimiz hedeflerimizin
içine yazmalı ve onu da hayata geçirmeliyiz.
Anlaştık mı? Anlaştık....
Salon alkışlardan yıkılacak gibi oldu. Son sözü
söylemek için Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü sahne aldı. Elleri patlayacak gibi alkışladı.
Yürekten alkışladı. Hepsine teşekkür etti.
Amcaya ayrıca teşekkür etti. Onlar da
Beypazarı’ lılar gibi anlatılacak başarı
hikayeleri arasına girmişlerdi. Ülkesinin her
yeri binlerce başarı hikayesine imza atmış
insanlarla doluydu. Nedense gazeteler ve
televizyon her gün kötü haber vermekten
başka bir şey yapmıyordu. Biliyordu ancak
demotive insanlar kolayca manipule edilebilir ve
yanlış yönlere saptırılabilirdi. Bunları söyledi ve
onlardan bir tek ricası olduğunu söyledi.
Herkes gözlerini açtı, nefesini tuttu ve
bekledi. Zor bir şey isteyeceğim sizden diye
de vurguladı. Ama yapabilirsiniz diye de
cesaretlendirdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
197
Size kötü haber veren herkesi susturun ve
kötü haber vermeyin. Kötü söz söylemeyin ve
dinlemeyin. O zaman çok daha hızla ulaşırsınız
varmak istediğiniz yere diyerek sözlerini
bitirdi. Alkışlar kesilmek bilmedi. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü bu alkışların aynı
zamanda kendilerinin başarısını alkışlamak
olduğunu da biliyordu. Başarılı insanların
doğruya
daha
fazla
değer
verdiklerini öğrenmişti. Bu yüzden de başarılı
oluyorlardı. Yatacağı yere giderken yanında
yürüyen kişileri kucaklıyor ve onlardan enerji
topluyordu. Burası onun için muhteşem bir
başlangıç olmuştu. Kendini her zamankinden
daha iyi hissediyor ve mutluluktan uçuyordu.
Bakalım yarın ne olacak diyerek odasına çekildi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü, yalın
kalmak istediği zamanlardan birine daha
gözlerini açtı. Sabah onu tüm dünyadan
koparan bir gülümsemeyle karşıladı. Kalecik
karası üzümlerinden ve onunla yapılan şarapları
yudumladıktan sonra kendini bir dağ başında
kimseciklerin olmadığı anlarda hayal eder
bulmuş sabah uyandığında da bu duyguyla
uyanmıştı.
Teslim olmak ve çaresizlik duygularını yaşamak
gerekiyor dedi içinden. Teslim olmak. Bu ne
kadar büyük bir kavramdı. Bir savaşçı için
teslim olmak veya kendiliğinden senden daha
büyük bir gücün sana hakim olduğunu bilmek.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
198
Teslim olmak kelimesini düşüne düşüne yürüdü.
Yanına gelenler oldu. Onlarla yüzeysel olarak
konuşmak yerine içinde bulunduğu ruh halini
anlattı. Sizinle birlikte olmak istemiyorum ama
bunun sizinle alakası yok dedi. Şu anda sadece
teslim olmak kelimesini düşünmek istiyorum.
Rüzgara teslim olmak, güneşe teslim olmak,
yollara teslim olmak, dağlara teslim olmak
yaradana teslim olmak gibi kelimeler ederek
yürümeye devam etti.
Attığı her adım onu geçmişe götürüyordu.
Đsyan ettiği ve baş kaldırdığı günleri hatırladı.
Her sabah kalkıp yeni bir şey yaratıyor ve bu
yarattığı şeyin gerçek dünyaya gelmesi için
kararlar veriyor ve harekete geçerek sonuca
ulaştırıyordu. Şimdi ise isyan ve yaratıcılık
yerine
teslim
olmak
kelimesi
üzerine
düşünüyordu.
Deprem karşısında kim teslim olmaz ki dedi.
Ateşin yakıcılığı karşısında aciz durumda
kalmayan ne olabilir ki diye sordu? Đnsan her
şeye karşı bir çözüm bulurken hem
yaratıcılığını hem de aczini ifade etmiyor
muydu? Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde, onu
ebedi hayata uğurlarken aczimizi ifade etmiyor
muyuz?
Elimizden
gelip
onu
geri
getiremediğimize göre bu büyük güce teslim
olmuyor muyuz?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
199
Aşk duygusuyla karşılaşıp, kalbimizin her şeyi
ele geçirdiği anlarda mantığımızla teslim
olmuyor
muyuz?
Ruhumuzu,
bedenimizi,
beynimizi sadece kalbimize teslim etmiyor
muyuz? Çaresizce kıvrandığımız anlarda göz
yaşlarımızı yer çekimine teslim etmiyor muyuz?
Sevdiklerimizi üzmek istemediğimiz için
korkularımıza teslim olmuyor muyuz?
Teslim olduğumuzda pişmanlıklar içinde mi
oluyoruz huzur içinde mi oluyoruz? Bunun hangi
fikre hangi güce ve isteyerek mi istemeden mi
olduğuna bağlı olarak değiştiğini söyleyebiliriz.
Elbette zamana ve zemine göre de değişebilir.
Đnsan olarak teslim olma duygusunun bize ne
kattığını iyi anlayana kadar bu konuda
düşünmeliyiz. Mesela bir rehberin bilgisine
teslim olmak ve bizi amacımıza doğru
götürmesini izlemek. Bu rehbere güvenmek ve
rehberin bizi doğru yere götüreceğinden emim
olmak. Ama Nasıl?
Çeşnigir köprüsüne nasıl geldiğini hatırlayamadı
bile. Sadece artık ayakları uyuşmak üzere idi.
Acıkmıştı. Yorulmuştu. Burası da harika
gözüküyordu. Köprünün altından Kızılırmak
akıyor
köprü
de
kendisiyle
sohbetini
sürdürüyordu. En uygun ve en güzel manzaralı
yere doğru son birkaç adımını daha attı.
Sırtındakileri indirdi. Çadırını kuracağı yeri
belirledi. Çadırını kurdu. Çevresini bir daire
şeklinde kazıverdi. Çantasını açtı. Akşamın
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
200
hazırlıklarını bitirdi. Irmağın kenarına gitti.
Yıllar önce bu ırmaktan yakalayıp da yedikleri
balıklar aklına geldi. Oltasını suya bıraktı.
Çantasından bir elma çıkarttı. Kocaman bir diş
aldı. MAN A.Ş. yöneticileriyle birlikte
yaptıkları eğitimde elma dişleme ritueli aklına
geldi. Ceylan hanım ısırmamıştı. Aklına geldi,
güldü.
Şimdi bir oltaya teslim olmuş olmuyor muydu?
Hatta oltanın ucundaki yeme hatta onu
doyurmayı kabul edecek bir balığa. Sebep
sonuç ilişkisi bir teslimiyet değil miydi? Biraz
daha düşündü ve yaradan aklına geldi. Her şeyi
yaradan her zaman istediğini yapabilme
yetkisini elinde tutan yaradana tam anlamıyla
teslim olmak onu daha mutlu yapmaz mıydı?
Elbette
yapardı. Huzurla teslim olmayı
düşündü ve suya elini soktu. Balıklara kendisini
doyurmak isteyen balığın kendini teslim
etmesini söyledi. Hatta biraz sonra oltayı
sebep göstererek gelecek balığa teşekkür etti.
O balığı yaratan ve kendine yollayan yaratıcıya
da teşekkür etti. Teşekkür etmek ne büyük bir
huzur kaynağı idi. Đnsanın teşekkür ediyor
olabilmesi için mutlaka kabul etmesi gerektiğini
düşündü ve orada da teslimiyeti buldu. Bir kez
daha huzur doldu.
Bir müddet kimsenin olmadığı yerlerde olmayı
ve kendiyle düşünce alemine dalarak yürümeye
karar
verdi.
Telefonunu
açıp
ekibine
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
201
düşüncesini iletti. Ekip arkadaşları bu işten pek
hoşlanmadılarsa da kabul ettiler. O gün ve gece
kendini toprağa teslim etti. Rüzgara teslim
etti. Doğanın kokularına teslim oldu. Ayağa
kalktı. Oltayı çekti. Gelen balığı seyretti.
Temizledi. Şişe geçirdi. Ateşte pişirdi.
Afiyetle yedi. Teşekkür etti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bütün
sinirini ve öfkesini ayaklarından ve sırtındaki
yükten almak istercesine yürüdü. Bu onun bu
güne kadar hiç yürümediği bir mesafeydi. Dün
düşündüğü her şeyi bir kenarda bırakmak ve
yapabileceği her şeyi yapmaya doğru koşmak
gibi bir hedef oluşturdu. Belki de gitgeller
yaşıyor ve bu yaşadığı gitgellerde bir avuç
suyun içindeki fırtınada boğulacak gibi
oluyordu. Böyle günlerinde su kenarları arardı
ama ayakları onu Çiçekdağı adı verilen yere
getirdi. Ünlü aşık Neşet Ertaş'ın memleketine
geldiğinin
farkında
bile
değildi.
Yine
insanlardan uzak yerlere doğru gitti. Kasabaya
geldiğinin kimseye söylenmesini istememişti.
Đstememişti ancak yine de onu tanıyanlar oldu.
Ona nasılsın dediler, dalgınca iyiyim dedi.
Birilerini kırmak istemezdi ancak hiç havasında
değildi. Birden aklına şükür etmesi gereken pek
çok şeyin olduğu geldi. En üzüntülü anlarında
onu hayata döndüren merasimi hatırladı.
Gelenlere Neşet Ertaş'ı nereye defnettiler
diye soruverdi. Onlarda gayet sakince bakarak
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
202
daha ölmedi ama öldüğünde yüreğimize
defnedeceğiz diye cevap verdiler. Susmayı,
üzerine daha fazla bir söz etmemeyi
kararlaştırdı.
Uzun bir sessizlikten sonra, yeniden şükretme
ile ilgili düşüncelerine döndü ve yanındakilere
bilir misiniz insanın şükredecek çok şeyi vardır.
Ben şükretmem lazım geldiği anlarda bir mezar
ziyaret ederim ve düşünürüm bu mezardaki kişi
benim yerimde olmak için neler yapardı diye.
Bu yüzden Neşet Ertaş'ın mezarını sordum
Ancak onun ölmediğini söylediğinizde çok
sevindim. O'nu bulabilir miyiz? Onunla
görüşebilir miyiz? Elbette olabilir ama şimdi
burada değil. Almanya'da dediler.
Bir zamanlar Türkiye'ye küsmüş müydü diye
soruverdi. Aldığı cevap o memleketine küsmedi
burada olan bazı adamlara kızmıştı bu yüzden
gelmiyordu dediler. Bugün ne yaparsa yapsın
insanlarla iletişim kurmayı beceremiyor ve
ikide bir gaf yapıp duruyordu. Ben bir kaç
gündür kendimi iyi hissetmiyorum diyecekti ki
adını hatırladı. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü.
Şu anki ruh hali ile isminin hiç alakası yoktu.
Yeniden dünyaya döndü. Her sabah kıyafet
giyinir gibi bedenini de giymeyi hatırlamalıydı.
Bazen şımarık çocuklar gibi mızlanıyordu.
Kendine gelecek ve akşam konuşma yapacaktı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
203
Ama küçük bir gurup olsun istiyordu. Hatta
konuşmak yerine dinlemeli miydi? Neyse akşam
karar verirdi.
Çadırını kurmak istedi izin vermediler. Bir otel
odası organize ettiler. Duşunu aldı ve uyuya
kaldı.
Kapının çalmasıyla uyandı. Hava
kararmıştı. Bugünkü hırsı onu yormuştu. Kalktı
kapıyı açtı. Kemal bey yeğeni Đrfan kapıdaydı.
Đçeri girin hemen hazırlanırım dedi. Ama onlar
biz aşağıdayız diyerek geri döndüler. akşam
olmuştu. Ne diyeceğini bilmiyor ve hazırlıksız
olarak kalabalığın karşısına doğru gidiyordu.
Giderken bir kırtasiyeye uğrayabilir miyiz
dedi? Kapanmıştır dediler. O zaman bir
fotokopici de olur dedi. O da kapalıdır dediler.
Peki o zaman kağıt alacağımız bir yer var mıdır
deyince bakkalda buluruz dediler. Đşte o zaman
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bir kez
daha anladı. Soru sormanın önemini. Önce
sorsaydı hemen cevabı bulacaktı. Bakkaldan
içeri girdiler ve bir top kağıt istedi. Yarım top
kadar kağıt çıktı bakkalda, bir kutu da kalem
istedi. Değişik kalemlerle 100 tane kadar
kalemi çıkardı bakkal. Hepsini satın aldı.
Çok kalabalık istememişti ama yine de insanlar
gelmişlerdi. Yüzlerce insan vardı. Onu
alkışladılar. Sahneye çıktı. Merhaba diyerek
söze başladı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
204
Biliyor musunuz bugün beni buraya ayaklarım
getirdi.
Planlamamıştım.
Konuşmayı
da
planlamamıştım. Ama öyle büyük hatalar yaptım
ki konuşmam farz oldu. Birincisi korkularım
beni dövmeye kalktı ve ben elimi kaldırmadım.
Đkincisi, hazırlıksız olarak sorular sordum
çünkü kendimi kötü hissediyordum. Üçüncüsü,
her sabah uyandığımda seçimimi yaparak o
günü nasıl yaşayacağıma karar vermem
gerekiyordu bugün o kararı vermedim, gücümü
zorlayarak kendimi çok yordum. Ama hepsinden
önemlisi Neşet Ertaş nerede gömülü diye
sordum. Arkadaşlarınız da bana ölmedi ama
ölünce yüreğimize gömeceğiz diye cevap
verdiler. Siz ne dersiniz. O şimdiden
yüreğinizde gereken yerde değil mi? Orada
bulunanlar önce biraz kızgınca homurdandılar
sonra da bu kadar açık yüreklilikle hatasını
açıklamaktan
çekinmeyen
adama
saygı
duydular. Babasıyla karıştırmışsındır diyerek
Türk usulü gönül aldılar.
Elindeki kağıtları dağıttı. Herkesin elinde
kalem ve kağıt olmalı diyerek bekledi. Herkes
elindeki kağıt ve kalemi göstererek hazır
olduğunu
söyleyince,
şimdi
sizlerden
korkularınızı, yapamam dediğiniz şeyleri
elinizdeki kağıtlara yazın dedi. Bir kez daha
tekrarlayarak yeniden yapamam dediğiniz her
şeyi yazacaksınız diye ekledi. Sonra herkesin
yazmasını bekledi. Bekledi bekledi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
205
Yazdılar. Şimdi herkes kağıdını katlasın dedi.
Katladılar. Kocaman bir kutuya koydular.
Kutunun üzerine tabut yazdılar. Yere bir çukur
kazalım dedi. Kazdılar. Kutuyu içine koydular.
Biraz benzin bulur musunuz veya gaz dedi
buldular. Kuyunun çevresinde toplandılar.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü elindeki
kibriti kutunun bulunduğu çukura attı. Kutu
hemen alev aldı. Herkes sessizce seyrediyordu.
Kutu yandı. Đçindekiler de yandı. Kutunun
içinde bulunduğu çukuru kapattılar. Şimdi
herkes ellerini açsın diyerek ellerini dua
edecek şekilde kaldırdı. Đnsanlar büyülenmiş
gibi her dediğini yapıyorlardı. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü duaya başladı.
Allah'ım bugün burada aramızdan uğurladığımız
yapamam için bulunuyoruz. Üç kardeşin en
etkilisi olan yapamam bugün burada hayattan
ayrıldı. O ki her birimizi defalarca esir almış,
bir şeyler yapmak istediğimizde engellemiş ve
korkular
yaratarak
bizim mutluluğumuzu
söndürmüştü. O ki yapamam diyerek onu
hayatımızın her anında içimizde yaşatmamızı
sağlamış dostlarımızı, sevdiklerimizi, kendimizi
kırmamızı sağlamıştı. Ancak ne yazık ki bugün
aramızdan ayrıldı.
Allah'ım
sen
onun
ömrünü,
etkililiğini
kardeşlerine ver. Yapacağım ve yaptım adlı
kardeşleri hayatımızda daha etkin olsunlar.
Uzun yıllar yaşayıp bizi korkularımızla savaşan
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
206
birer kahraman haline getirsinler. Allah'ım
Yapacağım kardeş hepimizin en büyük dostu
olsun. Yaptım kardeş de öyle ama yaptım
kardeş bizi geçmişe bağlayıp uyuşturmadan
yapacağım kardeş yine harekete geçirsin.
Kalabalık bütün cümlelerin sonunda amin
diyerek duaya katılmış ve müthiş bir cenaze
törenine eşlik etmişti. Akıllarında yıllarca
kalacak bir duygu yaşamışlardı. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü herkese son bir söz daha
söyleyecek ve sonra da Neşet Ertaş'ın bir
şiiriyle bu akşamki konuşmasını bitirecekti.
Herkes sustu. O konuştu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü sizin en
zayıf
anlarınızda
bile
yeniden
ayağa
kalkacağınız bir şeyi gösteriyor. Bir mezar
bulun. Bu mezarın içindeki kişi sizin yerinizde
olmak için her şeyi yapmaya razı gelirdi onu
düşünün. Eğer bir mezar bulamazsanız hemen
bir mezar kazın. Đçine de sizi engelleyen
şeyleri yazdığınız kağıdı gömün. Sonra da
kalkıp harekete geçin. Korkunuzun üzerine
giderek onu küçültecek ve yok edeceksiniz.
Şimdi, nefes almamıza izin verdiği için Allah'a
binlerce şükür edelim ve yanımızdaki kişilerden
başlamak üzere birbirimize sarılalım. iyi ki
varsınız diyelim. Seni seviyorum ve sana
güveniyorum diyelim. Ne kadar çok kişiye
sarılabileceksiniz
bakalım.
Sarılma
işi
bittiğinde kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
207
Çiçekdağı'lılar birbirlerine sarıldıkça ve sana
güveniyorum dedikçe daha mutlu oldular. Her
şeyin
üstesinden
gelebileceklerine
dair
inanışları daha da güçlendi.
Tatlı Dile Güler Yüze
Doyulur Mu Doyulur Mu
Aşkınan Bakışan Göze
Doyulur Mu Doyulur Mu
Doyulur Mu Doyulu rMu
Canana Kıyılır Mı
Cananına Kıyanlar
Hakkın Kulu Sayılır Mı
Zülüflerin Dökse Yüze
Yar Badeyi Sunsa Bize
Lebleri Meyime Meze
Doyulur Mu Doyulur Mu
Hem Bahara Hemi Yaza
Yarın Ettikleri Naza
Yar Aşkına Çalan Saza
Doyulur Mu Doyulur Mu
Garibim Geldik Gitmeye
Muhabbetimiz Bitmeye
Yar Đle Sohbet Etmeye
Doyulur Mu Doyulur Mu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
208
Hep birlikte söylemişlerdi. Birçok kişi
çakmaklarını
ateşlemiş
geceyi
ateş
böceklerinin dansına çevirmişlerdi. Ağlayan ve
birbirlerine defalarca sarılan insanlar vardı.
Düşmanlıklarını bitirenler olmuştu. Konuşmak
isteyenler içini dökmek isteyenler vardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü onlara söz
verdi.
-Benim adım Abdullah dedi biri. Neden daha
önce gelmedin ki, neden daha önce bizi birisi
uyandırmadı ki, sevdiğim kızı alamadım.
-Benim adım Fatma dedi biri. Ben okuyamam
dedim.
Yıllardır
pişmanlık
içinde
yaşamaktaydım. Yapacağım bana yeniden
okuyabileceğimi söylüyor.
-Benim adım Ahmet dedi biri, çocuklarıma
küstüm onları affedemem dedim, şimdi onları
affedecek yüreğime saracağım.
-Benim adım Hüsniye dedi biri, babama anneme
küsmüştüm. Onların yanına gideceğim. Ellerini
öpeceğim.
-Benim adım Gülyüz dedi biri. Resim yapacağım,
dünyanın en meşhur ressamlarından biri
olacağım dedi.
Orada bulunan herkes itiraflarda bulunarak
devam etti. Ağlayanlar, komik bir şey olmuş
gibi gülenler oldu. Gecenin ilerleyen saatleri
sanki bir su gibi aktı. Ezan okunmasaydı
kimse sabah olduğunun farkında olmayacaktı.
Acıktıklarını fark ettiler. Fırına gittiler taze
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
209
ekmeklerden aldılar. Erkenci bakkallardan yağ
aldılar. Peynir aldılar. Taze taze ekmeğin içine
koyarak yediler. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücünün yanına gittiler. Teşekkür edip elini
sıktılar. Onu da kucakladılar. O'na da sana
güveniyorum dediler. Seni seviyorum asla
vazgeçme dediler. Ne zaman istersen biz de
yardıma gelebiliriz dediler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü otele geldi.
soyundu ve uyudu.
Seyfe Gölüne geldiğinde saat 18:30 du ve
güneş yavaş yavaş gölün üzerine doğru onu
öpmek ister gibi eğilmekteydi. Bütün yol
boyunca yanında birileri vardı ve o bir gece
öncenin heyecanı ile onunla yürümek isteyen
kişilere siz burada kalın diyememişti. Yalnız
kalmak istediğini insanlara söyleyememek
bütün yol boyunca onu rahatsız etmişti. Bir
zamanlar diye düşündü. Bir zamanlar. Hayır
demek becerisini elde etmediği zamanlar.
Sonra güldü kendine şimdi de hayır
diyememişti. O günlerle bugün arasında çok
fark yok dedi. Yine hayır diyememişti. Ancak o
günlerle şimdi arasında bir fark vardı. Bu
kişiler kendileri ile ilgili kararlar almışlardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü hakkında
düşünmemişler sadece kendileri için karar
almışlardı. Bu da onu pek ilgilendirmiyordu. O
yoluna devam ediyordu. Yolculuk sırasında çok
konuşmamışlardı
sadece
eski
zamanlar
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
210
hakkında
anlatmak
yürüyenler.
istemişti
yanında
Oysa Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
geçmiş hakkında değil gelecek hakkında
konuşmak istiyordu. Aslında gelecek hakkında
da değil sadece şimdi hakkında konuşabilirdi.
Geleceğini yazmıştı. Kendi ile ilgili öz gelecek
hazırlamıştı. Kendi geleceğinde ne olacağına
karar vermiş ve ona göre yaşamaya başlamıştı.
Đnsanın kaderini kendinin yazabileceğine
inanmış ve bu konuda araştırmalar yapmıştı.
Mektup (alın yazısı) eline verilen insanların
olmadığını bu alın yazısının var olduğunu ama
içinde her türlü değişikliği yapma hakkının da
verildiğini ve öz geçmiş gibi öz gelecek
yazılabileceğini öğrenmişti. Şimdi ise öz
gelecekten bahsederken öz şimdiyi anlatmak
gibi
bir
terim
kullanabilir
mi
onu
düşünmekteydi.
Öz şimdi, yani sadece şimdi. Zaman denilen şey
göreceli idi ve bunu herkes kabul ediyordu.
Kabul etmedikleri ise bugün, dün, yarın, bir
saat önce bir saat sonra denilen her türlü
ölçünün bir arada ve burada olduğu idi. Bu
anlaşılması gerçekten zor olan bir kavramdı.
Kendisinin gördüğü bazı şeyleri yanında
bulunanlar görmeyebiliyorlardı. Gördükleri
kendisi için var ve gerçek olurken gördüklerini
görmeyenler için sadece bir söz veya hayal
oluyordu. Aynı zamanda aynı yerde olmalarına
rağmen onun gördüğünü diğerleri görmüyor
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
211
diğerlerinin gördüğünü de kendisi görmüyordu.
Yıllar önce Olimpos'da Pansiyonu işleten
Mustafa'nın oğlu Tayfur ona bir ağustos
böceğinin dişi olduğunu söylediğinde bunu
bilmediği için anlayamadığını oysa küçük
çocuğun bunu gayet iyi anladığını hatırladı.
Đnsanlara bu konuyu anlatırken kullanabileceği
bir örnek daha edinmişti. Düşünmek, zihinde
yaratmaktı. Zihinde yarattığı her şeyi daha
sonra
diğerlerinin
göreceği
şekle
de
sokabilirdi. Bunu yaparken inandırıcı olmalıydı.
Geçen günlerde şizofreni anlatan profesör öyle
dememiş miydi? Kendi inanır ve başkalarını da
inandıracak kadar iyi anlatabilir. Şimdi ortalık
karışabilir dedi. Burada var olduğunu söylesem
ve diğerlerini inandırsam bazıları için acaba
şizofren olur muyum? Olmam dedi ama kendi
de şüphelendi. Susmayı seçti. Normal olan
nedir? Normalin dışında olmak neden A
Normallik dedi. Üniversite yılları ve Mehmet
Hengirmen Adlı Türkçe öğretmeninin onlara
öğrettiği Herkesin Đçtiği Su adlı öykü ve
öykünün içeriği geldi. Aklı acayipti. Şu anda
zaman ölçümleri ile inanışlara göre tam 25 yıl
geriye gitmişti ve hala aynı yerde duruyordu.
En üst kattaki sınıfın içinde nefes alıyor
oradaki kokuyu duyuyordu. Derse geç kaldığı
için koşturmuş ve terlemişti. Sırtına baktı aynı
o günkü gibi sırtında ter vardı. Acaba şimdi
orada mıyım yoksa burada mıyım dedi?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
212
Yanında yürüyenler şimdi neredeydiler? Onları
görebiliyordu çünkü onların orada olduklarını
biliyordu.
Yani
onları
gerçekleştirmişti.
Gerçekleştirdiği her şeyi biliyor veya bildiği
her şeyi gerçekleştiriyordu. Bu da sorunun hem
kendisini hem de cevabını oluşturuyordu. Ne
isterse oluyordu. Đstemediğini düşündüğü
şeyler de oluyordu. Ancak istemediği şeylerin
olmadığını aklına bir şekilde kötü düşüncelerin
geldiğini ve o düşünceleri uzaklaştıramadığını
biliyordu. Bir şekilde bu yolculuk sırasında
aslında kendi içine de yolculuğa çıktığını
görüyor ve düşünüyordu.
Beyni onu bir yerlere götürdüğünde yani
şimdiden koparttığında vücudunun içine girerek
şimdiye
doğru
hareket
edebileceğini
öğrenmişti Cumhur'dan. Elini havaya kaldırıyor
rüzgarın nasıl geldiğini parmak uçlarından içeri
girdiğini ve damarlarında neler yaptığını
düşünüyordu. Beyni rüzgar ile birlikte
vücudunun içine giriyor ve orada yolculuk
yapıyordu. Sonra tekrar dışarı bakıyor ve şimdi
de olduğunu görüyordu.
Seyfe Gölü gerçekten çok güzeldi. Muhteşem
kuşlar vardı. Onların yanına gitti. Onların su
içtiği yere onlar gibi başını soktu. Bir kuş
olduğunu düşündü. Suyun altında onun yemesi
için bir sürü solucan vardı. Đhtiyacı olan
kadarını yiyecek yerken de başını yukarı
kaldırarak şükredecekti. Kuşların yaptığı her
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
213
harekete dikkatle baktı. Sonra bir kaç dakika
suyun içine daldı. Çamurlar arasında bir solucan
oldu. Biraz sonra bir kuşun gagası arasında
ezilecek olan bir solucanın kendi kıyametinden
haberi olmadığını fark etti. O çamurun içinde
kıvrılarak hareket ediyordu. Hareket ettiği
için öleceğini bilmiyordu. Gerçi dursaydı ne
olacağı da meçhuldü.
Sonra suyun üzerine çıktı. Gölün üzerindeki bir
böcek oldu. Suya batmadan yürüyebiliyorlardı.
Her halde suya batılması gerektiğini bilmiyor
olsa gerek dedi. Yıllar önce Richard Bach'ın bir
kitabını okumuştu. Kitap kahramanı da suyun
üzerinde yürümüş sonra da toprağa batmıştı.
Ne kadar enteresandı. Şimdiye geri dönmek
için mücadele ederken beyni onu her an değişik
zamanlara ve mekanlara götürüyordu. Aslında
giden gelen bir şey yoktu. Hatalı bir paradigma
vardı anlaşılan. Zamanla ilgili paradigma
açıklama işini yapmıyordu. Yeni bir paradigma
gerekiyordu. Açıklayan ve yol gösteren. Eski
zaman paradigması bunlara sahip değildi.
Durdu ve yanındakilere biliyor musunuz?
Paradigma yanlış dedi. Birden bire gelen bu
cümle yanındaki herkes için gavurca bir şeyler
anlamına geliyordu. Merakla sordular ne yanlış
abi? Paradigma yanlış dedi tekrar. O nedir diye
cevap sorusu gelince açıklamak için en kolay
yolu seçti. Harita dedi. Yanındakiler bu
yolculuğa haritasız mı çıktın yoksa kayıp mı
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
214
ettin dediler. Anlamsız bir soru daha dedi
içinden. Öğretme zamanının geldiğini hissetti.
Bu harita başka bir şey dedi. Yani paradigma
harita gibi bir şeydir doğrusu ve yanlışı vardır
diye özetledi. Mesela yanlış bir haritayla
gideceğimiz yeri bulamazsak suçlu gideceğimiz
yer veya biz olmayız öyle değil mi dedi. Evet
dediler. Suçluyu bulmuşlardı. Paradigma
denilen harita suçluydu. Bu da ayrı bir konuydu
ama şimdi onun üzerinde konuşmak yerine
paradigmayı anlatmalıydı. Bakış açısı da
diyebiliriz paradigma için dedi. Haritamız
doğru veya bakış açımız doğru olursa
gideceğimiz yeri bulabiliriz değil mi dedi. Evet
dediler. Öyleyse Doğru harita ne yapar dedi.
Cevabı da kendi verdi. Haritanın yaptığını; ne
yapar harita, açıklar. Sonra ne yapar yol
gösterir. Mesela harita üzerinde burada göl
olduğunu gördüğümüzde harita bize bunun
burada olduğunu açıklamış olur öyle değil mi?
Sonra da oraya nasıl gidebileceğimiz ile ilgili
bilgiler verir. Böylece açıklamış olur dedi.
Çevresindekiler anladık dediler ama o hala
şüpheliydi. Neyi anladınız dedi. Paradigmayı
anladık dediler. Bana da anlatın o zaman
dediğinde durum karıştı.
Dinledi ve tekrar anlatmaya başladı. mesela
eskiden kötülüğün kanda olduğunu söyleyen bir
paradigma vardı. Birisi hastalanınca ondan kan
akıtırlar ve iyileşmesini isterlerdi. Kötü kan
çıkınca insanların iyileşeceğini düşünürlerdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
215
Đnsanlar hastalıktan ziyade ölmez ama fazla
kan kaybettikleri için ölürlerdi. Bu paradigma
ile devam etseydik bugün daha iyi kan akıtan
yerlere hastane diyecek ve kan kaybederken
en rahat öleceğimiz yerleri seçecektik. Oysa
bir kaç bilim adamı çıktı ve mikrop denilen
gözle göremediğimiz şeylerin olduğunu ileri
süren yeni bir paradigma ileri sürdüler ve kan
akıtmaya karşı çıktılar. Kan akıtmak yerine
mikropları öldürmemiz gerekir dediler. O
zamandan bu yana bu yeni paradigma sayesinde
insanlar ölüm sebebi olarak kan kaybı değil
mikropları ileri sürüyorlar.
Saat paradigmasının bitmesi lazım dedi. Bu
paradigma yüzünden milyonlarca yanlış şey
yapıyoruz. Bu paradigma yanlış ve biz bundan
dolayı
çok
fazla
şey
kaybediyoruz.
Çocuklarımıza yanlış şeyler öğretiyoruz dedi.
Bu konuyu bitirmemiz lazım dedi kendine.
Öğretmen gelmiş bir şeyler anlatmıştı ama
öğrenciler hazır değillerdi. Hazır olmasalardı
anlatamazdı. Öyleyse
hazırdılar. Kim ne
alacaktı o bilmiyordu. Bildiği bir tek şey vardı.
Midesi gurulduyordu.
Kendine ve yanındakilere yiyecek bir şeyler
hazırlayabilirdi. Yanındakileri o çağırmamıştı.
Olsun dedi demek ki onlar içinde hazırlamam
gerekiyor ki geldiler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
216
Çantasında ne var ne yok çıkardı herkese
bölüştürdü. Bunlar zaten onun değildi. Bolluk
teorisinde yaşayan herkes bilirdi ki her şeyden
herkese yetecek kadar var. Birlikte yediler.
Gerçekten de herkese yetti. Bir kaçı ama senin
yarınki yemeğini yedik dedi. O da hayır şu anki
yemeğimi yediniz. Çünkü yarın olmadı dedi.
Bazıları başını salladı. Bazıları da üzüntüyle sen
aç mı kaldın dediler. Hayır doydum dedi. Sonra
hepsine döndü ve biliyorum burada benimle
olmak hoşunuza gidiyor ve bunu da istediğiniz
için yapıyorsunuz ama ben biraz kendi başıma
kalmak istiyorum. Đzninizle şimdi sadece
kendimin olduğu bir dünya kuracağım.
Đsterseniz ben size gelene kadar bana
gelmeyin ve hatta istemezseniz ben size
geldiğimde de bana gelmeyin dedi. Sonra
güneşe bakarak bir şiir okudu.
Sorma yardan çektiğimi
Yaradan bilir bir de ben
Çözemezsin çöktüğümü
Yaradan bilir bir de ben...
Ne anlarsın yaradan sen?
Gönlümdeki gökdeleni,
Yıkıp dedi çek çileni
Garip başıma geleni,
Yaradan bilir bir de ben...
Ne anlarsın yaradan sen?
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
217
Şiirin devamını hatırlayamadı ama okuduğu yer
Erdal Demirkıran'ın kitabındaydı. Elindeki
kitaba baktı. Ne alakası vardı. Okinava
yerlilerinin yediklerini okuyordu. Tıp kitabı
okuyan doktorlar gibi hissederek okuyordu.
Doktor değildi ama birilerinin sağlıkla
yaşamalarından çok mutlu oluyordu. Sessizliğe
döndü. Kendi geleceğini yaratmaya devam
edecekti. 2010 yılından sonrasını da düşünecek
ve yazacaktı. Eline defterini aldı ve çadırın
önüne bağdaş kurdu. Başucuna ışığı yaktı.
Yazmaya başladı..
Gecenin dördünde uyandığında dışarıda havanın
temizliği ile yıkandığını hisseden Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü üzerindeki yorgunluk ve
bitkinliğin çok uyumaktan kaynaklanan bulaşıcı
bir duygu olduğunun ayırdına bir kez daha
vardı.
Nedense; o da bütün insanlar gibi bazı
zamanlarda inanılmaz derecede bitkin ve kötü
hissediyordu. Bugün gideceği yeri aklından
geçirdi. Ekibi kendisine haber yollamış gideceği
yer hakkında da bilgi ile donatmışlardı. Hacı
Bektaş-i Veli nin yaşadığı yere Hacıbektaş
ilçesine gidecekti.
Sadece onun felsefesi ve inanışları binlerce yıl
anlatılacak ve gururla taşınacak kadar güçlü
biriydi Hacı Bektaş-i Veli. Orada günlerce
kalmak ve onunla bir olmak gibi bir hisse
kapıldı. Ama Anadolu'nun hemen hemen her
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
218
yeri böyle değil miydi? Şimdilik sadece
Anadolu'yu düşünüyordu. Oysa yolu çok uzundu
ve dünyanın en değerli kısmından yolculuğa
başlamış olmasına rağmen doğuya doğru
gittikçe önüne ne cevherler çıkacaktı. Hayal
kurarken
bile
irkildi.
Gittiği
yerlerde
konaklayarak
ve
öğrenme
konusunu
derinleştirerek yürüse her halde bir kaç insan
ömrünü tüketse bile bir kez dolaşamazdı dünya
çevresinde.
Işığı yaktı ve eline günlüğünü aldı. Onu bu
yolculuğa çıkaran tutkuyu hatırladı. Tutku:
Adanmışlığın bir başka adı gibiydi. Olmazsa
olmaz. Heyecanlandıran, aşık eden, varlığından
vazgeçilmez bir kelime. Yollarda yürümesine
sebep olan konuya olan aşkı. Dünya üzerinde
yaşayan ve her geçen gün daha fazla sömürülen
insanlara yardımcı oluyor muydu yoksa onların
durumu fark etmelerini sağlayarak mutsuz
olmalarına mı sebep oluyordu. Đçine döndü.
Bütün yollar onun yüreğine çıkıyordu. Bu
yollarda yürüyebilmeyi çılgın akan nehre
atlamak gibi gördü. Bu nehre atlamış ve suyun
içine girmişti.
Su onu her dakika nehrin yatağında
gezdiriyordu. Dipte bulunan bazı kayaların
üzerinden yıllardır aktığı için o kayalar artık
pürüzsüz bir hal almıştı. Bazıları ise hala
kenarları
pürüzlü
şekilde
hayatlarını
sürdürüyorlardı. Kenarında çamurun biriktiği
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
219
kayalar ve yeşil yosunların olduğu kayalar vardı.
Demek ki bu kayalar yuvarlanmıyorlardı.
Yuvarlanan taş yosun tutmazdı. Bulunduğu
yerde kalan ve orada kök salan kayalar
yosunlanmış ve birikim yapmışlardı.
Sabah 6 ya doğru bir arabanın ona doğru
yaklaştığını gördü. Araba yaklaştıkça araba
değil bir Jeep olduğunu gördü. Garip dedi kendi
kendine burada ve bu saatte. Ne ola ki? Hemen
cep telefonunu eline aldı. Aranmamıştı. Jeep
durdu ve içinden bir asker gibi giyinmiş iki kişi
indi. Yanına geldiler. Merakla günaydın dedi.
Günaydın diye cevap verdi adam ve yanındakine
dönerek ingilizce good morning dedi diye çeviri
yaptı. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
gülümseyerek
goodmorning
dedi
ona da. Morning diye cevapladı. Sesinden bir
kadın olduğu anlaşılan kişi. Eliyle yer gösterdi
buyrun oturun işaretiyle birlikte. Oturdular ve
adam konuşmaya başladı.
Siz Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü sünüz
değil mi? Evet manasında başını salladı. Bu
hanım
Đspanya'dan
geliyor.
Yazdıklarınızı okumuş. Yola çıkış amacınız
kendisinin amacına çok uygunmuş ve kendini
size çok yakın hissetmiş. Bu yüzden de sizinle
birlikte yürümek için buraya gelmiş. O da sizin
gibi Đspanya'daki ekibiyle birlikte bu yolculuğu
yazacak
ve
düşüncelerini
aktaracakmış. Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
220
Gücü böyle bir şeyi istemediğini bu yüzden
yalnız başına seyahat etmeye karar verdiğini
söyledi. Đspanyolca'ya çevrilen kelimelerden
sonra kadın hararetle bir şeyler söylemeye
başladı. Çevirmen rehber çevirisini yaparken
gayet heyecanla kelimeleri sıralamaya başladı.
Diyor
ki!
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü'nün hayat amacı insanların istediği
şeyleri elde etmelerine yardımcı olmakmış.
Benim istediğim şey de bu bu yüzden bana
yardımcı olacaktır. ben bu yolculuğu çok
istiyorum. Bu yüzden bana yardımcı olmalı .
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü,
benim
hayat amacımın bu olduğu doğrudur. Ona da
seve seve yardımcı olurum ama benim
hayatımın içinde yer almayı istemesi bambaşka
bir konudur ve ben benim hayatımın içinde yer
alması konusunda ona yardımcı olamam. Ben de
bir insanım ve benim isteğim bu şekilde değil
diyerek cevap verdi. Çevirmenin çevirmesi ve
kendi aralarında konuşmaları epeyce ucun
sürdü. Saat 7,5 olmuş ve gün iyice ağarmıştı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü çadırını
topladı. Çantasından çıkardığı yiyeceklerden
onlara da verdi. Bir bardak su içti. Çantasını
topladı ve oturduğu yeri de malzemeleri de
aldı. Sonra çantasını yüklendi ve yürümeye
başladı. Arkasında oturup bekleyenlere de
Adios Amigos dedi. Đspanyol kadın hemen
ayağa kalktı ve por favor amigo diye bağırdı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
221
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü bekledi.
Yanına geldi ve solo tres dias dedi. (sadece 3
gün) Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü No
palabra, Solo caminar. Trato? (konuşmak yok,
sadece yürüyeceksin. Anlaştık mı? Dedi. Kadın
cevap
verdi.
Si
(evet)
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü yola devam etti.
Arkasına hiç bakmadan yürüyordu. Kadın
sırtında çanta ona doğru koşuyordu. Adımlarını
hızlandırmak yada yavaşlatmak arasında gitti
geldi. Sonra aynı hızla yürümeye karar verdi.
Herkes yürüyebilirdi. Onun yürümesine engel
olacak birşey yapma hakkı yoktu. Bir yandan da
söylenip duruyordu. Allah'ım bu da nereden
çıktı şimdi. eşine söylese bir türlü söylemese
bir türlü idi. Kıskanacağı kesindi. Kendisi de
kıskanırdı. Bunu kadına anlatamazdı çünkü
birlikte
yürümenin
nesini
kıskanacağını
sorabilirdi. Aman ya... diyerek adım atmaya
devam etti.
Şimdi tek düşüncesi vardı Hacı Bektaş-ı Veli .
Ahmet Yesevi adlı bir hocanın talebesi
olmuştu. Hocasından öğrendiklerini kendi
yorumlarını zaman içinde oturtmuş ve insanlara
aktarmaya başlamıştı. Aklına gelen cümle bir
Brezilyalı yazar olan Paulo Coelho'nun
kitabında okuduğu ve Yeni Ahit içinden bir
ayet oldu. Şimdi bunu arkasında yürüyen kadına
söylemenin yolunu bulsa arkasındaki kadın
beyninden vurulmuş gibi kalakalırdı. "Şakirt
mualliminden üstün değildir, fakat kemale eren
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
222
her şakirt muallimi gibi olur." Elbette bunu
Đspanyolca
veya
herhangi
bir
dilde
söyleyebilecek
kadar
yabancı
bir
dil
bilmiyordu. Kocaman bir kahkaha oturdu
suratına. Dışardan bakan birisi pişmiş kelle
teriminin bu surat için yaratıldığına yemin bile
edebilirdi. sonra biraz daha güldü. Yukarıdan
bakan biri kavga etmiş iki kampçının
birbirlerine
küsmüş ama hala birlikte
yürüdüklerini görebilirdi. Kadının adını bile
bilmiyordu. Çok kaba davranmıştı. Kendine
kızdı. Sonra kadına kızdı.
Neden kendisine sormadan yanına kadar
gelmişti. Kendisiyle birlikte yürüyen birçok kişi
olmuştu. Onlara kızmamıştı. Şimdi neden bu
kadına kızmaktaydı.
Ahmet Yesevi muallim Hacı Bektaş ta şakirt
olmuştu. Kemale erdikten sonra o da başka bir
muallim olarak yoluna devam etmişti. Binlerce
insana ışık tutmuştu. Aslolan insan olmayı
öğrenmek dedi. Đnsan olmak. Bu felsefe her
şeyi barındırıyordu. Yine başa döndü. Bebekler
insandılar. Ön yargıları yoktu. Korkuları yoktu.
Endişeleri yoktu. Sevgileri çoktu. Kadın por
favor
dediğinde
arkasına
baktı.
Çok
yorulmuştu. Belli ki daha önce bu şekilde hiç
yürümemişti ve yaklaşık bir saattir önde tazı
gibi yürüyen birinin arkasından bütün
gayretiyle koşturmaktaydı. Durdu ve bekledi.
Hemen bir
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
223
yer ayarladı. Oturdu. Kadının yanına gelmesi
bir kaç dakika sürdü. Yüzü kıpkırmızı pancar
gibiydi. Üzerindeki kıyafet bu yaz günlerine
çok uygun değildi ve terden sırılsıklamdı.
Muhtemelen çantası da gereksiz birçok ağırlık
barındırıyordu. Gerçekten yardıma ihtiyacı var
gibi
görünüyordu.
Sırtındaki
çantayı
indirmesine yardımcı oldu. Başındaki şapkayı
çıkarttı. Uzun simsiyah saçları suyun altında
kalmış gibi ortaya saçıldı. Gözündeki gözlüğü
eline aldı ve kadının kocaman siyah gözlerini ilk
kez gördü. Yalvarmayla teşekkür arasında bir
ifade ile bakıyor bir yandan da neden böyle
yaptığını hiç anlayamadım diyordu.
Matarasının ağzını açtı. Kapağına biraz su
koydu ve uzattı. Kadın mcuhos gracias dedi
minnetle. (çok teşekkür ederim) Nada (bir şey
değil) diye cevap aldı. Yığıldı kaldı. Oturdu
demek de isterdi ama maalesef tam anlamıyla
boş bir çuval gibi yere yığıldı. Gülümseyerek
eğildi ve elinden tuttu. Sırtını çantasına
gelecek şekilde dayadı ve bir kapak daha su
verdi. Birden bire çok su vermemek gerektiği
için suyu kapak kapak veriyordu. Kendi de bir
kapak su içti ve biraz esneme hareketi yaptı.
Vucudu iyice gerilmişti. Stress oldum yahu
dedi içinden. Neyse Hacıbektaş ve kapadokya
sonrasında bu kadıncağız yanından ayrılır o da
eskisi gibi yalnız başına yürümeye devam
edebilirdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
224
Akşama kadar hiç konuşmadan ama birlikte
yürüdüler. Kadın arada bir konuşmak istediyse
de Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü cevap
vermedi. Kadın onun Đspanyolca bildiğini
düşünüyor ve Đspanyolca konuşuyordu. Sonra
bir ara Đngilizce konuştu. Anlıyor olmasına
rağmen cevap vermeyerek kadının kendiyle
kalmasını sağlamayı isteyen Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
konuşmalara cevap
vermedi. Bir ara kadına ismini sormayı düşündü.
Sonra vazgeçti. Birisi olarak kalmalıydı.
Hacıbektaş'a geldiklerinde karşılayanlar çok
şaşırdılar.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü'nün yanında biri daha yürüyordu. Hoş
geldiniz dediler. Kadın kafasını eğerek
goodevening dedi. Karşılayanlar ecnebi bu
dediler. Sonra Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü'ne yorulmuşsunuzdur. Sizin için ayrılan
yere götürelim sizi dediler. Bir yandan da
acaba bu kadın nerede yatacak diye
düşünüyorlardı. Soramadılar. Kendi halkını iyi
tanıyan Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü kısa
bir açıklama yaptı. Bir kaç gün benimle
yürümek için Đspanya'dan gelmiş biri dedi.
Kendinize sıkıntı yaratmayın. Her halde kendini
idare etmeyi becerebilmeli dedi. Elbette hiç
bir Türk bir kadını sokakta uyuması için
bırakmazdı. Hemen telefonlar çalıştı kadına da
bir yer ayarlandı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
225
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Akşam
konuşmasını hangi temel üzerine oturtacağını
düşünerek odasında duş almaya girdi.
Odasının kapısı çaldığında hazırlanmış ve
konuşmasını gözden geçiriyordu. Hazırlıksız
yakalanmaktan nefret ediyordu. Aklını Đspanyol
Kadın oyalamasaydı çok daha iyi şeyler
hazırlayabilir miydi bilmiyordu. Yine heyecan
basmıştı. Đlk günkü gibi heyecanlanıyor olmasını
hem anlayamıyor hem de anlıyordu. Aşağıya
indi. Onu karşıladılar. Đspanyol kadını da alıp
yemeğe gittiler. Bu yörede gayet güzel kuzu
tandırı olur dediler ve onları kuzu yemeğe
götürdüler.
Büyük hayallerimiz olmalı, Her birimizin ayrı
ayrı. Bu hayalleri paylaşmalıyız ve sonra da
gerçekleştirmeliyiz. Dedi ve şimdi bana
birazcık Hacı Bektaş-ı Veli hakkında bilgi
verecek birisi varmı diyerek topluluğa doğru
yürüdü.
Bir genç ayağa kalktı. Onu ve felsefesini
anlatmak kolay değildir bu yüzden sadece bir
kaç cümle ile onun hakkında birazcık bilgi
vermiş olalım. Öğrenmek ve hayatına geçirmek
için bir ömür harcayan insanlar var. Onları
dinlemek gerekir ama bugün ben anlatayım.
Hacı Bektaş-ı Veli, savaş yerine barışı;
düşmanlık yerine dostluğu; kin yerine sevgiyi ve
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
226
hoşgörüyü benimseyen,
sahiptir.
hümanist bir anlayışa
Bir çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan
Anadolu; 13.yüzyıldan itibaren, Hacı Bektaş
Veli'nin "düşünce karanlığına ışık tutanlara ne
mutlu",
"nefsine
ağır
geleni
kimseye
uygulamayınız" , "eline, beline, diline sahip ol" ,
"yetmiş iki milleti bir gör" anlayışı ile yoğrulur.
"Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine
kurulmuştur"
diyen
Hacı
Bektaş
Veli;
öğretisinin
temel
ilkelerini oluşturan
bu dizeleriyle, günümüz insanının ulaşmaya
çalıştığı hedeflere işaret ettiği anlaşılmıştır.
Hararet nardadır, sac'da değildir,
Keramet baştadır, tac'da değildir,
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.
diyen Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda
arayan; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü
Hakk’ta bulan anlayışıyla, sevgiyi ve bilimi
kendisine rehber kılmıştır. Hacı Bektaş Veli’ye
duyulan ilgi, saygı ve sevgi, Alevi-Bektaşi
öğretisinin temelini oluşturan Đnsan-TanrıDoğa sevgisine dayanan hümanist yaşam
felsefesi ve öğretisinden kaynaklanmaktadır.
O'nun anlayışında dinin kaynağı tanrı korkusuna
değil, tanrı sevgisine dayanır.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
227
Benden bu kadar dedi ve yerine oturdu. Bir
başkası da onu kendi sözleriyle tanıtmak için
okumaya başladı.
 Ara,bul.
 Kadınları okutunuz.
 Đncinsen de, incitme.
 Murada ermek sabır iledir.
 Doğruluk dostluk kapısıdır.
 Araştırma açık bir sınavdır.
 Eline, beline, diline sahip ol.
 Her ne ararsan kendinde ara.
 Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.
 Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
 Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
 Okunacak en büyük kitap insandır.
 Đnsanın cemali sözünün güzelliğidir.
 Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız.
 Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
 Đlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
 Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
 Đlim,hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.

Düşmanınızın dahi insan olduğunu
unutmayınız.
Herkes bir şeyler söyledi bir şeyler ekledi.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
söylenenleri not aldı. Dinledi. Dedeler ve
neneler bir arada anlattılar. En sonunda bir
tanesi döndü ve be yavrum bu kızcağız hiç bir
şey anlamadan burada oturur ve sıkılmadan
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
228
olan biteni gözlemler. Biriniz ona bunları
anlatsa ya..
O anda kenarda oturmuş Đspanyol kadına bir
kez daha baktı ve ona karşı iyi davranmadığını
fark etti. Kendisi de bir kaç ay sonra ülkesinin
dışında dillerini bilmediği yerlerde olacaktı.
Đçine bir korku düştü. Ya ona da böyle
davranırlarsa ne yapardı? Sonra korku yerine
sevgi tabanına geldi ve kadına karşı iyi
davranması gerektiğini hatırladı.
Haklısın be teyzem ona iyi davranmak lazım.
Burada misafirimiz dedi. Sonra da kadının
yanına gidip oturdu. Como esta? (Nasılsın?)
dedi. Kadın gözlerini açarak Muy bien dedi.
(çok iyiyim) como te llama? (ismin ne?) Me
llama Maria Rosa (benim adım maria rosa
(meryem gül) dedi. Elini uzattı.
Mucho
cumlimentar
dedi
adanmışlığın
cesaretlendiren gücü. Sonrasında konuşmakla
konuşmamak arasında bocaladılar. Gece saz ve
söyleyenlerle devam etti. Şarap içildi. Maria
Rosa da içti. Hem de çok içti.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü onu da
oteline götürdü. Kapısından içeri bıraktı.
Kapısını kapatıp kendi odasına çıktı.
Ertesi gün onu bırakıp gitmeliyim diye düşündü
ama yapamazdı en azından 3 gün için
anlaşmışlardı ve belki de o da bir öğretmendi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
229
veya öğrenciydi. O kadar yoldan geldiğine göre
bir etkisi olacaktı. Yarın olsun bakalım diyerek
odasına gitti. O da içmişti, hemen bir duş alıp
gecenin özetini yazıverdi. Sabah ilk iş olarak
ekibine
gönderecekti.
Elinde
t-shirt
kalmamıştı. Yarın gideceği Göreme ye t-shirt
göndermelerini isteyecekti. Bir çok resim ve
konu birikmişti hepsini kargoya verecekti.
Bunların hepsini Göreme'den göndermeyi
kafasına koydu. Acaba orada mağarada
konaklama fikri nasıl olurdu. Düşünerek uyudu.
Göreme'ye gelene kadar bildikleri her dilde
konuştular. Çenesi de pek düşüktü Maria'nın.
Anlatmaktan bıkmadı. Devamlı konuştu. Birçok
yerde Đngilizce anlatmasını istedi Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü. Yıllar önce sadece bir
dönem Đspanyolca ders almıştı. Yine de ne
kadar çok şey öğrenmişim dedi. O zaman ders
veren hocalarına sevgiyle saygıyla dolu dualar
gönderdi. Öğrenmek ne kadar garipti
öğrendiklerini unutmuyordun. Ama çok gerilere
doğru gidiyordu. Hatırlamak gerçekten zor
oluyordu ama
unutmuyordun. Bu onu mutlu etti. Yıllar önce
Arapça da okumuştu. Rusça da öğrenmişti.
Belki gezdiği yerlerde bu dilleri de ilerletirim
dedi.
Kapadokya onun yıllar önce ortaklarıyla birlikte
hediyelik eşya dükkanları açtığı ve çalıştığı bir
yerdi. Burada kendini her zaman iyi
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
230
hissetmişti. Bazı dönemlerde eğitimler için
buraya gelmiş ve burada eğitimler vermişti.
Burada halk turizm işini yakından öğrenmişti.
Yaşayarak öğrenmişti. Gençlerinin bir çoğu
Fransız kadınlarla evlenerek yurt dışına
gitmişti. Burada kalan Fransız kadınlarda
olmuyor değildi ama çoğunlukla erkekler
gidiyorlardı. Turizm burada 40 yıldan fazla bir
süredir vardı ve halk birçok dili konuşuyor
haldeydi.
Maalesef
bir
tek
düşünceyi
değiştirememişler
turisti
kandırmaktan
vazgeçememişlerdi. Elbette çok azalmıştı ama
yine de vardı. Fiyatlar yerli ve yabancı turiste
göre
değişik
olabiliyordu.
Bunlardan
bahsetmeyecek ve sessizce geldiği bu
kasabadan sessizce gidecekti.
Ama öyle olmadı. Đnsanlar Hacı Bektaş’ tan yola
çıktıklarında haber almışlar ve hazırlık
yapmaya başlamışlardı. Daha da ilginci Maria
Rosa yı bekleyen Đspanyol turistler de vardı.
Maria
rosa
yol
boyunca
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücüne sorular sormuş ve
kaydederek dinlemişti. Bir çeşit roportaj gibi
olmuştu. Bu akşam beni dinlemeye gelenlere
anlatacağım
demişti.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü de peki akşam sen
onlarla olursun ben de benimkilerden uzak
kafamı dinlerim demişti. Ama olmadı. iyi ki de
olmadı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
231
Bir kaya mağarasının önünde oturdu. Bağdaş
kurdu. Mum ışıklarını kese kağıtların içinde
yere koymuşlardı. Çok güzel görünüyordu.
Kendini bir anda Kızılderili şefi gibi gördü.
Arkasında kocaman bir çadır ve önünde
oturmuş insanlar.
Hoş geldiniz diyerek söze başladı. Buraya
kadar gelirken neler yaşadığım değil sizinle
iken ne yaşayacağım önemli bu yüzden sadece
şimdiyi anlatmak istiyorum dedi. Bu akşam size
Hayatınızın bir amacı var mı diye soracağım.
Verdiğiniz cevap ne olursa olsun bu hikayeyi de
anlatacağım.
Đsterseniz
önce
hikayeyi
anlatayım sonra sorularınızı alırım. Hindistan’
da yaşayan bir ünlü ressamın yanında bir çırak
varmış. Bu çırak yıllarca ustanın yanında kalmış
ve resim yapmayı öğrenmiş. Önce kalfa sonra
da usta olmuş. Bir gün ustası kendisine bir
resim yapmasını istemiş o da resmi
tamamladıktan sonra ustasına götürmüş. Usta
resme baktıktan sonra bir kırmızı kalem
almasını ve resim ile birlikte kalemi şehrin
meydanına
koymasını
ve
yanına
da
beğenmediğiniz yerleri kırmızı ile işaretleyin
yazan bir yazı bırakmasını söylemiş. Aday usta
hocasının dediklerini yapmış. Ertesi gün
gittiğinde kendi resmini neredeyse kıpkırmızı
görmüş ve panik içerisinde resmi aldığı gibi
hocasının yanına gelmiş. Hocam gördünüz mü
hiç beğenilmedi ve bir çok hata bulundu demek
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
232
ki ben daha usta olabilmek için çok çalışmalıyım
demiş. Hoca ise duruma başka bir cevap
vermiş. Aynı resimden bir daha yap ve bu sefer
yanına her renk kalem koy ve yanına
beğenmediğiniz yerleri yandaki kalemleri
kullanarak düzeltin yazısıyla birlikte koyuver
demiş. Aday usta hocasının dediğini yapmış.
Ertesi gün gittiğinde resim aynen onun yaptığı
gibi duruyormuş. Kimse bir şey yapmamış.
Öğrenci resmi aldığı gibi hocasının yanına
gelmiş ve meraklı gözlerle bakmış.
Hatayı düzelten olmadı değil mi diyerek
cevaplamış hoca. Evet demiş öğrenci. Buradan
ne öğrendin diye sormuş hoca.
Öğrenci daha çok hatam olduğunu ve öğrenmem
gereken birçok şeyin olduğunu demiş. Başka ne
öğrendin. Đnsanlar ikinci kez uyarmıyorlar. Bir
kez hatanı söyledikten sonra seni yüz üstü
bırakıyorlar demiş.
Bak canım kardeşim diyerek cevap vermiş hoca.
Herkes hatayı söyler ama kimse nasıl
düzeltileceğini söylemez. Bu durumda bu
kişilerin görüşleri senin için önemli olmamalı.
Sana
nasıl
daha
iyi
yapabileceğini
göstermeyenleri dinleme. Kendi yolunu yürü
demiş.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
233
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü oturanlara
döndü ve siz bu hikayeden ne öğrendiniz dedi.
Onlardan bir tanesi ben bu şehirde yaşamayan
ve bu şehirde başarılı olmamış turizmcileri
dinlememem gerektiğini öğrendim. Bizim
halimizden ancak biz anlarız dedi. Diğerleri de
katıldılar söylediğine. Bir tanesi de başka bir
açıdan bak ben ressam değil de resmi inceleyen
kişi olsaydım elbette hataları görecektim. Ben
ressam değilim ki. Hatayı düzeltmek ressamın
kendi işi bu yüzden turist olsaydım burada bize
iş öğretmeye çalışmazdım. Hatayı gördüm mü
söylerdim ama buradaki kişilere değil buraya
gelmek isteyenlere söylerdim. Böylece onlar da
buraya gelmezlerdi dedi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü oradakilere
döndü ve ben burada turizm işi yaptım. O
yıllarda burası daha kalabalık gibiydi. Daha az
esnaf daha iyi hizmet vardı. Demek ki hizmet o
yıllardan bu yana her geçen gün daha iyi
olmamış ki buraya gelenler azalmış. Yani
arkadaşımızın dediği gibi kötü hizmet ve yalan
buraya gelen kişi sayısının azalmasına yol
açmış. Ders almak ve hiçbir şey yapmamak ile
ders almak ve harekete geçmek arasındaki
fark önemli bir farktır. Bu bölgenin canlanması
için kendinizi adayabilir misiniz?
Orada bulunanlar biz adarız da herkes burada
yok ki dediler. Bundan anladığım şu oldu diye
cevap verdi Adanmışlığın Cesaretlendiren
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
234
Gücü, aslında biz kötü davrananlardanız.
Fikrimizi ve zikrimizi değiştirmeyiz. Elbette
değiliz ama bir tek bizle bitmez bu işler
dediler. ben de biliyorum bir tek sizle
bitmeyeceğini
ama
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü bu işte. Sizin cesaretiniz
ve başınızdan büyük işlere kalkışmanız. Bir kişi
bile olsam doğruyu yapacağım ve herkesi doğru
yapmaya yönelteceğim demeniz. Bu gece
düşünün. Yarın da biz gitmeden gelip bize
söyleyin. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
Size bir şey verdi mi yoksa vermedi mi?
Đyi geceler dedi ve ayrıldı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü gecenin bir
yarısında sanki yatağının altında binlerce
balıkçı hop hey vira diye bağırıyormuşçasına
uyandı. Hiç aralık vermeden bağırıyorlardı ve
onunda böylesine uykuda olmasına kızmışlardı.
Allah Allah diyerek doğruldu. Uykuya daldığı
yer Göreme'deki kaya otellerden birisiydi ve
yıllar öncesinden kalmaydı. Genelde rüya
görmem diyecek oldu. Sonra rüya gördüğünü
ama N-rem denilen yerden çok sonra uyandığı
için hatırlamadığını hatırladı. Neyse şimdi
rüyasını düşünmeliydi. Denizin olmadığı bir
yerde neden denizcileri ve balık avlamalarını
görmüştü.
Giyindi. Bahçeye çıktı. Derin bir nefes aldı.
Şarap onu da etkilemişti ancak şu anda sanki
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
235
bin yıldır uyku uyumuş gibi dinlenmişti. Aklına
yedi uyurlar geldi. Uyumuşlar ve uyandıklarında
asırlar geçmişti. Alışverişe gittiklerinde
ellerindeki paranın 300 yıl öncesine ait
olduğunu öğrenmişlerdi. Biz insanlara büyük bir
mesaj veriyor bu hikaye dedi. Bazı
hastalıkların çaresi bulunana kadar ölmek
üzere olan insanları uyutacaklar ve yıllar sonra
hastalığın çaresi bulunduğunda uyandırıp tedavi
edecekler dedi. Geri döndü.
Ay gecenin içinde bir kandil gibi sallanıyor ve
gökyüzüne bir başka anlam katıyordu. Hemen
yola çıkarsam Ortahisar yolundan Kızılvadi'ye
ulaşabilir
sabah
vakti
güneşi
orada
karşılayabilirim
diye
düşündü.
Üzerini
giyinmeye başladı. O ana kadar bu şekilde
çıplak bir vaziyette dışarıda durduğunun bile
farkında değildi. Üzerine çok uzun zamandır
böyle kalın şeyler giymemişti. Şimdi giyinmesi
gerekiyordu. Sabaha doğru Kızılvadi de güneş
olmazdı. Orada akşam güneşin batışı için
binlerce
insan
olurken
sabah
güneşin
doğuşunda kimse olmazdı. Zaten güneşin
doğuşu
da
görünmezdi.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü güneşin doğmadığı yerde
muhteşem bir sabah olduğunu biliyordu. Eğitim
verdiği bütün guruplarla burada sabah
yürüyüşü yapmıştı. Kendisine eşlik edenleri
aşağıdaki kilisenin yanındaki çay bahçesinin
olduğu yere kadar götürür eğer yorgun
değillerse tüm vadiye inerlerdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
236
Yola çıkmadan Maria Rosa'yı hatırladı. Rosa'nın
hayatında değişik birşey olmalı dedi ve kapısını
çaldı. Korku dolu ifadeyle kapının arasından
bakan M.Rosa Que Pasa (ne oluyor) dedi.
Bamos diyen (haydi gidelim) Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücünü görünce solo dos
minute (sadece 2 dakika) diyerek kapıyı kapadı.
2 dakika sonra kapıdaydı ve sanki o gece hiç
içki
içmemiş
gibiydi.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü ve M.Rosa hızlı adımlarla
yürümeye
başladılar.
Yol
kenarından
yürüyorlardı.
Yaklaşık
10
kilometre
yürüyecekler ve oldukça dik bir tepe çıktıktan
sonra sağa Kızılvadi'nin olduğu yere doğru
döneceklerdi. Bir köpek onlara takıldı. Üçü
birlikte
yürüyorlardı.
Bir
yandan
konuşuyorlardı. Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü aslında bütün turistlerin gün batımı
seyretmeye gittikleri yer olan Kızılvadi'yi
anlattı. Oraya daha önce de gittiğini ve orada
bir üzümü dişlerinin altına alarak nasıl yediğini.
Gecenin tüm serinliğini alan üzüm tanesinin
beyninde nasıl bir iz bıraktığını.
Aslında yoruldular ama her adımda daha
merakla
yürüyorlardı.
Maria
Rosa
da
Đspanya'daki üzüm bağlarını, bağ evlerini ve
dedesine ait olan bağ evini anlattı. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü M. Rosa hakkında bilgi
sahibi olmaya başlamıştı. Bir psikolog olan
karısı gibi oda psikoloji eğitimi almıştı. Madrit’
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
237
de öğrenim görmüştü ama kendisi daha
yukarıdan Barselona tarafındandı. Köyde
sadece yazları yaşıyorlardı. Bir çok kez bağ
bozumuna katılmış ayaklarıyla üzüm çiğnemişti.
Đlk sevgilisini de orada tanımış ve hatta ilk kez
de üzümler içinde öpüşmüştü. Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü böyle açıkça anlatan ve
içindekini pat diye söyleyen bu kadını sevmeye
başlamıştı. Đçinde hiç bir duygu barınmayan bu
sevgi onu bir ekip arkadaşı bir yol yoldaşı gibi
görmesini sağlıyordu. Hayatımın sonuna kadar
diye söz vermişti karısına, hayatımın sonuna
kadar...
Onlar yürürken yanlarında jeepler içinde
seyahat eden balon yolcularını ve pilotlarını
gördüler. Bir jeep yanlarında durdu ve nereye
gidiyorsunuz diye sordu. Kızılvadi'ye gideceğiz
cevabını verdiler. Aşağıdan yukarı yürürseniz
sizi bırakabiliriz cevabı da hoşlarına gitti.
Şimdi yürüyüş de olmadıkları için arabaya
bindiler. Arabada Hollanda'lı ve Japonya'lı
çiftler vardı. Sohbet ettiler. Balonla seyahat
edilecek en güzel yerlerden birindeyiz diyordu
Japon ve Hollanda'lı turistler. Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
de
onlara
haklı
olduklarını söyledi. Biliyor musunuz ben de
balona binmeyi çok arzu ediyorum ve eşimde
çok istiyor bu yüzden birlikte binene kadar ben
binmeyeceğim. Onunla birlikte uçacağım
buralarda dedi. M.Rosa balonun ve ortamın
büyüsüne kapılmıştı. Đçinden bir ses sen
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
238
binmelisin diyordu. Gözleri Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücüne döndü ve sessizce
boynunu
bükerek
baktı.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü pilot ile konuştu.
M.Rosa'yı da alacaklardı. Pilot sen de gel para
da istemiyorum diye ısrar etti. Ancak o kabul
etmedi. Sebebini de açıkladı. Teklifinin eşiyle
birlikte
uçması
olarak
mümkün
olup
olamayacağını sordu. Pilot elbette deyince o da
peki o zaman yarın sabah uçabiliriz herhalde
diyerek pilota eşimi çağıracağım dedi. Anlaştık
dedi pilot. Onların hazırlanışını ve balonun
hazırlanışını seyretti. Aslında seyretmesi bile
çok heyecan vericiydi. Binlerce yıllık tarihin
içinde yüz yıl öncesinin teknolojisiyle uçacak
insanların yer ekibinde hazırlık yapmalarına
yardımcı oluyordu.
Bindiler. M.Rosa biraz heyecanlandı. Yanakları
pembe
pembe
kızardı.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücüne sarıldı. Onu bu iki gün
içinde yürekten sevmiş ve bir abiye sahip
olduğunu söylemişti. Balon yavaş yavaş
yükselmeye
başladığında
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü M.Rosa'yı sabahın
köründe kaldırıp getirmekle ne kadar iyi
yaptığını düşündü. Onların inecekleri yer başka
bir yer olacaktı. Bu yüzden kendisi bildiği
güzergahtan Kızılvadi'deki çay bahçesine ve
oradaki üzümlere doğru harekete geçti.
M.Rosa'yı yanına getireceklerdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
239
Kayaların ve bağların arasından yukarı doğru
yürümeye başladı. Bazı yerler bu yıl daha
tehlikeli geldi. Bazı yerler de sanki dümdüz yol
olmuş gibi. Aldırmadı. Yürüdü. Asmaları kontrol
etti. Üzümlere baktı. Olanları seyretti.
Kokladı. Eline aldı ama koparmadı. Çay
bahçesinin olduğu yere geldiğinde saat 7 ye
doğru geliyordu ve her zamanki gibi bahçede
kimse yoktu. Orası onun mabedi gibi olmuştu.
Đlk kez burada içinden namaz kılmak geldi.
Normalde namaz kılmazdı. Ama bu gün namaz
kılmak istedi. Ellerini toprağa vurarak abdest
aldı. Güneşin battığı yere göre düşünerek
güneyi buldu. Oraya dönerek niyet etti ve
toprağın üzerinde 2 rekat namaz kıldı. Namaz
kılarken bildiği duaları okudu. Türkçe de dua
etti. Arapça'da dua etti. Karışık bir namaz oldu
diye düşündü ama içinden geldiği gibi dua etti.
Şükretti. Verilen ve verilecek her şey için
binlerce kez şükürler olsun dedi. Oturduğu
yerde geçmişte yaptıkları geldi aklına
istemeden de olsa çok üzüntü verdiği kişileri
düşündü gözleri yaşlandı. Yaşlar yerçekimi
kuralıyla hareket etti. Yanaklarından aşağıya
süzüldü. Oturduğu yerde bütün pişmanlığıyla
ağlıyordu. Gerçekten çok üzülmüş ve çok
pişman olmuştu. Artık geçmiş için bir şey
yapamazdı ama şimdi için yapacaklarını da
yapmalıydı. Telefonunu aldı ve mesaj yazdı.
Hemen bulabildiğin ilk uçakla veya araçla
buraya gel diye mesaj yazdı. Gönder tuşuna
basarak gönderdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
240
Karısını yanında istemişti. Bağların içinde asma
yapraklarının altına uzandı. Bir salkım üzüm
tam suratının ortasına doğru bakıyordu. Đlaçlı
da olabilir dedi ama ağzını açtı. Boynunu
kaldırdı. Bir tanecik üzümü dudaklarıyla
kopardı. Önce ağzının içinde dolandırdı.
Soğukluğunu damağında hissetti. Bu nasıl bir
aroma dedi kendine, aşkı böyle anlatabilir bir
şair diyerek düşündü. Sonra üzüm tanesi dilinin
altına girdi. Orada yavaş yavaş ezilmeye
başladı. Küçücük bir delikten dışarı süzülen
üzümün suyu beyne giden otoyolda bir ferrari
hızıyla seyahat etmekteydi. Sağında ve solunda
bulunan hiç bir işarete dikkat etmiyor ve bütün
lezzetini beynin kıvrımlarına taşıyordu. Biraz
daha ezdi. Şimdi üzümün içi artık dilinin
altındaydı. Onu bir kez daha öptü. Kokladı.
Dilinin üzerinde gezdirdi ve dişleriyle ısırdı.
Bir insan üzümü burada bu şekilde yerse
kesinlikle aşık olur dedi. Kendisi de üzüm ile
aşk yaşıyordu. Bir süre daha yaşadığı aşkın
tadını
çıkardı. Yarın
sabahı
beklemeye
başladığını hissetti. Neden sonra geri döndü.
Şimdiki zamana.
M.Rosa gelmek üzereydi. Onu beklediğini
hissetti. Merakla soracaktı. Ona da nasip
olacak bu uçuş ilk önce yol arkadaşına nasip
olmuştu. Biraz kıskandı ama sonra onun adına
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
241
ve onu buraya getirdiği için kendi adına mutlu
oldu. Gözlerini kapadı.
Sesler M.Rosa'nın ve onu getiren kişilerin
geldiğini söyledi. Gözünü açtı. Çay bahçesinin
sahibi de gelmişti. Ayağa kalktı. Üzümlerden
yediğini söyledi. Helal ettiler. Bana bir çay ve
bir tost verir misin dedi. M.Rosa'ya da söyledi.
Birlikte tostlarını yerken çaylarını içtiler.
M.Rosa'nın çenesinin freni patlamış bir şekilde
anlatmasını seyretti ve onu bir sağır gibi
dinledi.
Yukarı çıktılar ve yeniden yürümeye başladılar.
Önce Ortahisar kalesine gittiler. Sonra oradan
aşağıya doğru yürüdüler. Avanos'a gidip çömlek
yaptılar. Galip'in yerini gösterdi. Galip
M.Rosa'nın saçından da bir parça kesti. Oradan
Çavuşin sonra da Zelve. Akşama doğru tekrar
Göremeye geldiler. Herkes onları bekliyordu.
Birlikte Alaturka restorana yemeğe gittiler.
Muhteşem bir yemek yediler. Her şey çok
güzeldi. Telefonu çaldı. Eşi Aksaray'dayım az
kaldı dedi. Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
Đspanyol kız kardeşiyle eşini tanıştıracak
olmanın mutluluğunu hissetti. Hatta M.Rosa'yı
eşiyle birlikte Đstanbul'a göndermeyi ve
böylece yoluna devam etmeyi kararlaştırdı.
Kadehini kaldırdı ve keyifle tokuşturdu. Bu
gece bir de şarap evi eğlencesi yapayım diye
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
242
geçirdi içinden. Eşi gelince onu ve M.rosa'yı
alıp Ürgüp'de Asım'ın yerine gideyim dedi.
Arka taraftan gelen müzik sesi ve rüzgar
sabahın üzümlerini tekrar getirdi. Sohbet
koyulaştı.
Güldüler
ve
eğlendiler.
Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü
Temel
fıkraları anlattı M.Rosa'da Bast. Saat 12.00 da
otobüsü karşıladılar. Eşi geldi. M.Rosa ile
tanıştı. Đki psikolog bir araya geldiler. Önce
birbirlerini tarttılar sonra birbirlerine zarar
vermeyeceklerini gördüler. En iyi şeyi yapıp
dost oldular. Bir şeyler içmeden önce bir şey
yer misin dedi eşine. Ne var ki? dedi eşi. Ne
istersen diyerek cevap verdi. O güzel bir çorba
iyi olur dedi. M.Rosa da işkembe ile tanışmış
oldu kelle paça ile birlikte. Çok sevdi lezzetini.
Bu
çorbayı
Avrupa
birliğine
girince
yiyemeyecekmişiz
dedi
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü sonra da ekledi. Ben
inanmıyorum.
Beraberce bir taksiye binip bizi Asım'ın yerine
götür dedi. Peki beyim diye cevap veren taksici
gaza bastı. Konuşmadı. Sadece götürdü. 17 lira
dedi. 20 lira aldı. Đndiler içeriden saz sesi
geliyordu. Đçeri girdiler. Turist kafileleri
oturmuşlar dinliyor ve içiyorlar. Onlar da
oturdular. Masaya bir sürahi beyaz bir sürahi
de kırmızı şarap geldi. Leblebi mısır ve fıstık
da koydular. Onlar da eğlenenlere katıldılar.
Sabah saat 4 gibi eşini ve M.Rosa yı alıp yola
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
243
çıktı. Baloncular onları buradan alacaklardı.
Turasan şarap fabrikasının önünden bindiler.
Jeep sallana sallana hedefine vardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü Asımın
Yerinden çıktığından beri uçuyordu. Ancak
şimdi balona binmek için gidiyorlardı ve eşi de
yanındaydı. Allah'dan başka şeyler de
isteseydim nasıl olsa kabul edilecekmiş dedi.
Sonra da zaten hep öyle oluyor. Gerçekten çok
istersen olurdu.
Eşi de kendi de inanılmaz heyecan içindeydi.
Bundan yıllar önce ilk uçağa bindiklerinde
olduğu gibi el ele tutuşmuşlar korkularına karşı
birlikte hareket ettiklerinde önlerinde hiçbir
engelin duramayacağının ayırdına varıyorlardı.
El ele tutuşmak işte bütün sır burada dedi.
Karısı ne diyorsun diye sordu. O'da el ele
tutuşmak diyorum dedi. Đkimiz bir olmalıyız.
Ben sağ elimi kaldırdığımda senin de sol elin
kalkmalı. Sen sağ elini kaldırınca benimde sol
elim kalkmalı dedi. Ellerini ellerine aldı ve
sadece sağ elini kaldır dedi. Göstere göstere
sinerjiyi ispatlamış ve bir anda anlatıvermişti.
Birlikteyken sinerji ortaya çıkabilir ve çok
başarılı olabiliriz dedi.
Balon bu arada yükselmişti. Eşinin her zaman
yaptığı şeyi yapması önce korkusunu yaşaması
ve sonra o korkuyu yenmenin keyfini çıkarması
yine olmuştu. O korkmamazlık etmiyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
244
Korktuğunu belli etmekten de kaçınmıyordu.
Đlginç bir kadındı. Korkusunu hemen fark
ediyor eğer fırsat bulursa alıştığı ve bildiği
yerden bir adım bile ileri gitmiyordu. Bir an
geliyor korkusunu yenebileceğini düşünüyor ve
heyecanlanıyordu. Bu gözlerinin içindeki flaşın
patlamasıyla anlaşılıyordu. Đşte o anda onu ileri
sürüp
cesaretlendirdiğinizde
korkusunun
üzerine gidiyor ve onu darmadağın ediyordu.
Sonrasında ise o konuda kendine güveni yerine
geliyor ve inanılmaz derecede cesur ve güçlü
bir kadın oluveriyordu. Yüksekten ve yükselen
şeylerden de korkardı. Ama parasailing
(paraşütle yapılanı) yapmıştı. Şimdi de sıra
balondaydı ve içindeki muhteşem çocuk dışarı
çıkmıştı. Duyargalarının hepsi açılmış ve
şimdiki
zamanı
beynine
kazımak
için
çalışmaktaydı.
Balonun kenarından aşağıya doğru baktılar. O
ne inanılmaz bir manzara idi. Birçok kez geldiği
Kapadokya’nın
bu
kadar
güzel
olabileceğini düşünmemişti. Güneşin doğuşunu
seyredecekler
ve
isterlerse
onu
bile
değiştirebileceklerdi. Đsterlerse bugün güneşin
doğuşunu
bir
kaç
kez
izleyebileceklerdi. Yüksekten aşağıya doğru
gittikçe zamanı geri alabileceklerini fark
ettiler. Yaşadığın günün senin nerede olduğunla
ilgisi var dedi Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü. Hem de çok ilgisi var.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
245
Şu anda bir peri bacasının bacasına
değebilirlerdi.
Uzanamayacakları,
erişemeyecekleri hiç bir şeyin olmadığını
anladı. Bunu daha önce hiç düşünmediğini fark
etti. Erişilemeyecek bir şey yok. Ne
enteresandı beyni sadece dışarıyı seyretmiyor
bir balon yolculuğundan alınması beklenen
şeylerin
dışında
anlamlar
çıkararak
öğrenmesine
yardımcı
oluyordu. Şimdiki
zamanda olup olmadığını düşündü. Đleri ve geri
gitmiyordu. Şimdide idi ve öğrenmeye devam
ediyordu.
Birden bire balonun kenarına yaklaştı ve
ayaklarını yerden kesti. Aşağıya doğru kendini
bıraktı. Şu anda o aşağı düşüyor diğerleri ise
ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bu
muhteşem yolculuk o andan itibaren bambaşka
bir şekil aldı. Baloncu ve balonda bulunan
diğerleri için. Elbette şu anda aşağıya doğru
düşmekte olan Adanmışlığın Cesaretlendiren
Gücü içinde. Beyni içinde bulunduğu anı
değerlendiriyor ve bedenine en az hasarın nasıl
geleceğini hesaplamaya çalışıyordu. Ruhu garip
bir karmaşa içinde yeni bir doğuma gitmenin
böyle mi olacağını düşünüyor, duyguları ise yeni
bir başlangıcın heyecanı içinde hareketlerine
devam ediyordu. Đçi yeni doğan bir bebeğin
huzuruyla dolmuştu. Onun öleceğini düşünenler
ise
arkasında
bir
felaket
senaryosu
yazmaktaydılar.
Neden
kendini
boşluğa
bıraktığını anlayamamışlardı. Baloncu aşağıya
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
246
bakıp bedenin bulunduğu yere balonu indirip
indiremeyeceğini düşünüyordu. Hatta bir
yandan da bundan sonra hiç bir baloncunun
eskiden olduğu gibi rahat bir şekilde
balonculuk yapamayacağını düşünüyordu. Çok
kızdı kendine ama artık geç kalmıştı.
Ellerinin arasından gitmişti. son anda fark
etmiş
ve
ayaklarından
yakalamak
için
uğraşmıştı. Ancak 80 kiloluk birisini refleksleri
sayesinde yakalasa bile gücüyle tutması
imkansızdı. O da gitmek istemişti. Neden?
Neden? diye beyni sorular soruyor ama bir
türlü cevabını bulamıyordu. Neden böyle bir
şey yapmıştı.
Cep telefonları çalışmış ambulans aranmış
bölge
tarif
edilmişti.
Gelen
ambulans
elemanları yerdeki bedene bakmışlar ve
başlarını yana çevirmişlerdi. Durumu gerçekten
berbat görünüyordu.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren
Gücü
bu
yaptığına dünyada intihar etmek dendiğini
düşündü. Arkasında kendisini seven birçok
insanın bildikleri öğrenme kalıbıyla düşünüp
günlerce
haftalarca
ve
aylarca
çok
üzüleceklerini biliyordu. Annesi bu acıya nasıl
dayanırım ben diyecek karalar bağlayacaktı.
Kız
kardeşi,
ağabeyi
kulaklarına
inanamayacaklardı. Binlerce kez aynı olayı
anlamak için soracaklardı. Eşi her defasında
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
247
başka bir nedene bağlayacak ve olaylara neyin
sebep olduğunu anlamaya çalışacaktı. Onu
okuyanlar yeni bir kapıdan yeni bir dünyaya
geçmeyi anlayamayacaklar ve herkese yardım
etti, etti ama kendine yardım edemedi
diyeceklerdi. Ondan cesaret alanlar acaba
söylediği her şey yalan mıydı diye kendilerine
soracaklar ve doğru bildikleri her şeyi bir kez
daha gözden geçireceklerdi. Kimse o an ne
olduğu ile ilgili gerçekleri bilemeyecekti.
Sadece
varsayımlar
üzerine
fikirler
yürüteceklerdi. Sonra o kadar çok tekrar
edeceklerdi ki o gerçek olacaktı. Bu konuda bir
inanış geliştirecekler ve belki de insanlara
yardım edersen bitersin gibi bir aforizma
üreteceklerdi. Yardım etmemelisin yoksa
bitersin diyerek birbirlerine karşı daha
anlamsız hareketler içerisine gireceklerdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü 80 kiloluk
bedenini terk ettiği andan beri inanılmaz bir
huzura kavuşmuştu. Đçinde bulunduğu durum
çok farklıydı. Bu orada bulunan ışığa doğru
gitmesine sebep olmuştu. Işığı takip etti. Işık
çok parlaktı. Güneş gözlüğüne ihtiyaç
duymadan ışığın içine doğru yürüyebiliyordu.
Demek ki ihtiyaçlarda kendilerinin yarattığı
yanılsamalardandı.
Yanılsamalar
yüzünden
hayatlarını darmadağını şekilde yaşayan
insanlardan ve insanlıktan uzakta olmayı
başarmanın güzel olduğunu fark etti. Đçine
huzurun dolması belki de bu yüzdendi. Yattığı
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
248
yerde başkalarının ne düşüneceğini düşünmüş
ve bir yanılsama da kendisi yaratmıştı.
Işık açılmış içeride mavi bir dünya onu
karşılamıştı. Huzurun rengi, maviymiş dedi
içinden. Mavi bir ofis yapmayı hayal etmişti bir
zamanlar. Buz mavisi, içinde çok başarılı işler
yapmışlardı. O ofisi boyamışlardı. Parası
olmasına rağmen kendileri boyamışlardı. Her
fırçayı vururken hayal kurmuşlardı. Büyük
hayalin yaratıcısı olmak için fırça sallamışlardı.
Bir cumartesi bir pazar harcamışlardı küçücük
dükkan için. Đçine mutfak koymuşlardı. Orada
telefonlar açmışlar ve işler bağlamışlardı. Çok
eğlenmişlerdi. Hiç durmandan konuşan Serdar
her dakika bir şeyler anlatmıştı. Arkasından
daima bu adamın çenesine kilit vurmak lazım
diye edikodusunu yapmışlar ancak yine de
dinlemiş ve kahkahalar atmaya devam
etmişlerdi.
Ortalıkta üzerinde hiç bir dalga olmayan bir
suru
su
vardı. Suyun
üzerinde
kıpırtı
olmayabilir miydi? Yoktu. Demek ki rüzgarda
yoktu. Peki o zaman bu serinlik ve ferahlık
duygusunun kaynağı neydi. Buraya aydınlığı
veren güneş acaba ısıyı vermiyor muydu?
Buranın güneşi farklı mıydı? Bu ışık dünyada
bahsedilen nur ışığı mıydı? Güneşin ışığı nar
huzurun ışığı nur dedi. O da alışkanlıklarıyla bir
etiket yapıştırmıştı. Birden bire kendisinden
başka kimsenin olmadığı bir yerde olduğunu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
249
gördü. Nasıl bir yerdi ki bu kimseler yoktu.
Bu kadar huzurlu olduğu yerde yapayalnız
olmak onu ne kadar mutlu edebilirdi ki? Ayağa
kalkmak istedi. Bir güç harcamadan ayağa
kalktı. Yoksa daha önce da ayakta mıydı?
Bu yeni formuna alışması gerekecekti. Adım
atmak istedi. Olduğu yerde durduğunu gördü.
Adım atamıyordu. Ayakları ve bacakları yoktu.
Peki ben nasıl ilerleyeceğim dedi. Soru
sorduğunda
susup
dinlemesi
gerektiğini
hatırladı. Sor ve dinle. Cevabını dinlemeyeceğin
soruları sorma demişti yıllarca. Şimdi de
kendine dedi. Ben nasıl ilerleyeceğim?
Cevap geldi. Nereye gideceğini bilmiyorsan
ilerlemek diye bir şey yoktur. Belki
geriliyorsundur. Hemen çevresine baktı. Her
yer aynıydı. Bildiği bir tek şey vardı. Şu anda
bulunduğu yerde olmak istemiyordu. Ama ya
doğru yerde bulunuyorsa ve diğerleri buraya
geleceklerdiyse. Beklemek ve harekete geçmek
arasında
kala
kalmıştı.
Sordu
nereye
gitmeliyim. Sonra da cevap verdi. Başkasının
söylediği yere gidecektiysen buraya neden
geldin. Dik başınla herkesten ayrı bir yaşam
sürdün. Birilerini dinlemedin. Đstediklerini
yaptın ve buraya geldin. Şimdi sorduğun soru
nereye gideyim. Demek ki birilerine hep ihtiyaç
duyar insan dedi. Ama şimdi kendine insan mı
deniyordu acaba. Bir öncesindeki durumu
insandı. Şimdi sadece ruh olabilirdi. Yani ruhum
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
250
mu düşünüyor dedi. Peki kendimi iyi hissettiğim
anda da ruhumla mı hissettim? Kalbimle mi
hissettim. Kalbim bedenimin bir parçası değil
miydi? Bedenim olmadığına göre kalbim hem
soyut hem de somut bir şey miydi? Ne kadar
çok çok soru vardı cevabını bulması gereken.
Şimdiki zamana geri dönmesi ve balonun
içindeki eşine sarılması, eşinin de onu içine
sokar gibi bastırması ile mümkün oldu. Güneşin
doğuşunu seyrederken bir ara güneşin içine
doğru yolculuk yapmış ama bu yolculuğun
balondan düşmesiyle başlamasını sağlamıştı.
Balon bütün sessizliğiyle hareket ediyordu.
Başkaları
çevreye
bakarken
o ve
eşi
birbirlerine bakıyor, gözlerinin içinde yeni bir
dünya keşfediyorlardı.
O anda şimdiki zamanda olmak ve gerçekten
yaşamak denilen şeyin aslında hem çok zor hem
de çok kolay olduğunu fark etti. Đçine doğan o
ışığın ve ferahlığın aslında hep içinde olduğunu
sadece yanılsamalar yüzünden fark edemediği
anlarda hayatın zorlaştığını gidecek her yerin
içinde bulunduğun yer ile aynı olduğunda gitmek
diye bir şey olmadığının, hedefinin gözükmediği
anlarda gittiğin yönün ilerlemek değil
gerilemek olabileceğini, saatin veya doğup
batan güneşin olmadığı anda geç kalmanın veya
acele etmenin olmayacağını. Yaşadığını veya
nefes aldığını düşünmediği anda ihtiyarlamanın
olmayacağını her şeyi bir kaç küçük zaman
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
251
diliminde yaşamıştı. Dünyada iken yanılsama
denilen şeyin şu andan kopmak demek olduğunu
düşünürken gittiği yerde yanılsama denilen
şeyin her an yaratılan şey olduğunu gördüğünü
fark etti. Đçine ışık girmişti. Artık ortama
bakarken ışık yaydığını düşündü. Bunu yavaş
yavaş anlatayım diğerlerine dedi. Zaten kendisi
için uçmuş bu adam diyenlerin şimdi anlatacağı
şeyleri anlamaları gerçekten çok olabilirdi.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü yanında
durmakta olan eşinin gözlerine baktı ve
gülümsedi. Biraz önce nerede olduğunu
düşündü. Eşi de ona dönerek aklımdan
geçenleri mi okuyorsun? Neden öyle gülüyorsun
diye sordu? Ne düşünüyordun ki diye cevap
aldı. Sadece uçmayı bir martı gibi rüzgarı
kanatlarımın
altına
alarak
süzülmeyi
düşünüyordum diye cevap aldı.
Ben de … ben de … diyerek bitirdi.
Yeryüzüne vardıklarında ayakları yere basmış
uçmaktan
vazgeçmişlerdi.
Adanmışlığın
Cesaretlendiren Gücü yola devam etmek için
hazırlıklarını yapmış. Orada tanıştığı herkese
teşekkür ederek tekrar yola çıkmıştı.
Planladığımdan daha yavaş ilerliyorum ama daha
çok şey yaşıyorum diye kendi kendine
konuşmaya devam etti. Đstikamet Sultansazlığı
kuş cenneti dedi adımlarını atarken.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
252
Yanından geçen arabaların ve traktörlerin
içindeki insanları düşündü. Özellikle de
traktörün
römorkunda
oturmakta
olan
kadınların yüzleri gerçekten çok neşeli ve
kırmızı kırmızı idi. Oysa jeeplerde oturan
zengin oldukları belli olan kişiler somurtmakta
ve hep acele ile bir şeylere yetişmeye çalışır
gibi davranmaktaydılar.
Hızla yaklaşan bir arabanın tehlikeli bir şekilde
geldiğini hisseden Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü hafifçe arkasına doğru döndü. Siyah
bir jeep ona doğru geliyordu. Sert ve ani bir
frenle yanında durdu. Đçinden siyah elbiseleri,
siyah gözlükleri olan 3 kişi indi. Konuşmadılar.
Yanına gelip, sırtındaki çantayı aldılar.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücüne siyah
camları olan bir gözlük uzattılar. Konuşmamasını işaret ettiler ve jeepe bindirdiler.
Jeep içinde bir ekran ve ekranda ise devamlı
hareket eden küçük noktacıklar vardı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü müthiş bir
enerji harcamaktaydı. Beyni patlayan insanların
var olduğunu biliyordu. Şu anda beynim
patlamaya doğru gidiyor biraz elektrik akımını
azaltmalıyım diye düşündü.
Nefes almayı unuttuğunu fark etti. Đnanılmaz
bir adrenalin bombardımanı karşısında kalmıştı.
Korkular ve kötü düşünceler üzerine doğru
geliyordu. Şimdi de kalmalıyım. Derin nefes
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
253
almalıyım diyen beynine karşılık duygusal beyni
hayatta kalmalıyım emirleri veriyordu.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü sihirli kelimesini hatırladı. Önce ciğerlerinin, karnının
nefes ile dolmasını sağladı. O kadar derin ve
uzun bir nefes aldı ki yanında oturanlar aracın
içindeki havanın hepsini bitirmeye çalıştığını
zannettiler. Aynı uzunlukla ve aynı şekilde
vücudundaki havayı boşalttı. 3 kereden sonra
kendine geleceğini biliyordu. Bedeninin içine
odaklandı. Nefes burnunun deliklerinden içeri
giren bembeyaz ve tertemiz bir bulut gibiydi.
Önce ciğerlerine gidiyor ve orada içindeki tüm
kirleri bıraktıktan sonra kanının içinde
harekete başlıyordu. Kalbine gittiğinde oradaki
karışıklığa merak edecek bir şey yok daha
yavaş hareket et diyor ve oradan da beynine
doğru yol alıyordu. Uğradığı ilk durak amigdala
idi. Duygusal beyni kırmızı alarm vermişti ve
düşünmesini engelliyordu. Bu onun hayat
faaliyetlerini devam ettirmek için çok
önemliydi. Şimdi ve burada dedi.
Şimdi ve burada onun içinde bulunduğu ana
ulaşmak için bir kenarda sakladığı kılavuz
ipiydi. Bu ipe tutunarak şimdi ve buradaya
ulaşırdı. Sihirli kelimesini söyleme anı gelmişti.
Vücudu normal ritmine ulaşmış, şimdi ve burada
olmanın huzuru da içini kaplamıştı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
254
Birlikte dedi. Birlikte. Sonra da düşünerek ve
duygularıyla birlikte demeye devam etti. Her
şeyin birlikte olması emrini verip bu emri
tekrarlıyordu. Kaç kere birlikte dediğini
hatırlayamayacağı kadar birlikte dedi. Birlikte.
Beyni, duygusal beyni, bilinci, bilinç altı, ruhu,
bedeni, alışkanlıkları, evren artık birlikte
hareket edeceklerdi. Korkusunu ve egosunu
uzaklaştırdığı andan itibaren adlandıramadığı
bir huzur ve ışık içini kaplamıştı.
Kendisiyle hiç konuşmadılar. Ekrandaki hareket
eden şeylerde hiç durmadı. Gözlüğü çıkartmasına da izin vermediler. Konuşmasını da
istemediler. Yolculuk 2 saat kadar sürdü.
Geldikleri yer bir helikopter pistiydi ve siyah
bir helikopter hazır vaziyetteydi.
Helikopterde
bulunan
kişilerde
siyahlar
içerisinde ve siyah gözlüklü idiler. Konuşmadılar. Konuşturmadılar. Araç hareket ettiğinde
aşağıya doğru baktı. Đlk kez bir helikopterle
uçuyordu. Đstediği olmuş uçmaya başlamıştı.
Evren ve isteklerle ilgili söyledikleri aklına
geldi.
Đsterken
her
zaman
ayrıntıları
unutmamak gerektiğini hatırladı. Gerçekten ne
istediğini bilmediğinde yanlış şeylere yol
açabilecek şeyler isteyebiliyordu.
Şu anda olmanın en güzel yanı o anın keyfini
çıkartma fırsatını size sunmasıdır. Helikopter-
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
255
de kendisini rahatsız eden tek şey kulaklarının
karşılaştığı durumdu. O da bunun için
kulaklarını göstererek bir kulaklık istedi.
Verdiler. Artık sözsüzde olsa iletişim
kurabilmiş ve istediği bir şeyi onlara
yaptırabilmişti. Oyun başladı dedi.
Oyun başladı ve zaman içinde hareket ettikleri
yolculuk onları ona göre meçhule, diğerlerine
göreyse bilinene doğru götürmeye devam etti.
Helikopter büyükçe bir dağın üzerine doğru
gidiyordu. Yalçın kayalar keskin ve parçalanmış
bir yüz görünümünde kendilerine doğru
bakıyordu. Kayanın arkasına geçtiklerinde
gerçekten bambaşka bir dünyaya doğru
hareket ettiklerini anladı. Burası daha önce
gördüğü hiçbir yere ve resme benzemiyordu.
Kırmızıya boyanmış gibi duran bir duvar vardı
sanki. Hemen bir şeylere benzeterek
gördüğüne bir isim vermek istedi. Bilmiyordu.
Böyle bir şey ile asla karşılaşmamıştı.
Helikopter yavaş yavaş kondu. Đçindeki siyah
elbiseliler indi. Onu da indirdiler. Gözlükler çok
işe yaramıştı. Dışarıdaki ışık eğer gözlüğü
olmasa onu kör edebilecek kadar yüksekti.
Đlginç olan bir şey vardı. Dışarısı soğuk değildi.
Hatta farklı bir sıcaklık vardı. Yanında yürüyen
siyah elbiseli adam elindeki iğneyi kendisine
doğrulttu ve batırdı.
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
256
Adımlarında ve düşüncelerinde hiç bir şey
değişmemişti. Oysa seyrettiği filmlerde bu gibi
durumlarda iğnenin batırıldığı kişilerde hemen
bir farklılık olurdu. Demek ki bilmediği bir etki
ile karşı karşıyaydı.
Bir kayanın yanında durdular. Burası Afrika’da
çılgınca akıp duran nehirlerin kenarında
yükselen kayalar gibi duruyordu. Kendileri de
biraz sonra birkaç küçük bozuk para için suya
atlamak üzere bekleyen Afrikalı yerlilere.
Atladılar……
Birinci kitabın sonu
Adanmışlığın Cesaretlendiren Gücü
1. kitap “yolculuk”
257
Download

Önsöz Adamak nedir? Đnsan adadığında kan akıtmayı düşünür. Ya