TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
TEMEL TIP BİLİMLERİ TESTİ AÇIKLAMALI CEVAPLAR
1.
Aşağıdaki yapılardan hangisi burun boşluğunu fossa pterygopalatina’ya bağlar?
A) Fissura orbitalis superior
B) Fissura orbitalis inferior D) Foramen rotundum
E) Canalis palatinus major
C) Foramen sphenopalatinum
1-C
Foramen sphenopalatinum fossa pterygopalatina’nın medial duvarında bulunan bir deliktir ve fossa pterygopalatina’yı burun boşluğuna bağlar. İçerisinden burunda dağılacak arter ve sinir dalları (özellikle a. ve n. maxillaris) geçer.
2.
Aşağıdaki eklemlerden hangisi hareketine göre ginglymus tipi bir eklem değildir?
A) Articulatio humeroulnaris
B) Articulatio radiocarpea
D) Articulatio talocruralis
E) Articulatio interphalangeales
C) Articulatio genus
2-B
Yukarıda sıralanmış tüm eklemler transvers eksende sadece fleksiyon ve ekstensiyon yapılabilen ginglymus tipi eklemler iken,
articulatio radiocarpea elipsoidea tipi bir eklemdir ve bu hareketlerin yanısıra abduksiyon ve adduksiyon hareketlerini de yapar.
3.
Aşağıdaki sinirlerden hangisi plexus sacralis dalıdır?
A) Nervus cutaneus femoris posterior
B) Nervus cutaneus femoris lateralis
C) Nervus obturatorius
D) Nervus iliohypogastricus
E) Nervus femoralis
3-A
Nervus cutaneus femoris posterior plexus sacralis dalıdır ve uyluk arka tarafından duyu alır. Herhangi bir kasa motor innervasyon
sağlamaz. Sayılan tüm diğer sinirler plexus lumbalis dallarıdır.
4.
Fossa axillaris’in arka duvarında bulunmayan yapı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Scapula B) M. teres major D) M. latissimus dorsi E) M. subscapularis
C) M. teres minor
4-C
M. teres minor hariç sayılan yapılardan hepsi koltuk altı çukurunun arka duvarının yapısına katılırlar. M. teres minor bunlara göre
daha yukarıda ve arkada kalmasından dolayı bu bölgede yer almaz.
AXILLA (KOLTUK ALTI ÇUKURU)
m. pectoralis major
Ön Duvarı: m. pectoralis minor
m. subscapularis (yukarıda)
Arka duvarı:
m. latissimus dorsi (aşağıda)
m. teres major (aşağıda)
ilk 4 kosta ve bunların arasındaki interkostal kaslar
İç duvarı: m. serratus anterior’un üst bölümü***
humerus’un sulcus intertubercularis’i
Dış duvarı: m. coracobrachialis
m. biceps brachii’nin caput breve’si tarafından oluşturulur.
5.
Cerebellum’un hangi bölümü dengemizi sağlamakla görevlidir?
A) Lobus anterior
B) Lobus flocculonodularis D) Tonsilla cerebelli
E) Lingula
www.tusem.com.tr
2
C) Uvula vermis
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
5-B
Vestibulocerebellum (lobus flocculonodularis) filogenetik olarak beyinciğin en eski bölümdür (archicerebellum). Burası vestibüler
uyartıların uğradığı yer olması nedeniyle denge ve göz hareketlerini kontrol eden bölümdür.
6.
Konuşabilmesine rağmen konuşmanın içeriği bozuk olan, işittiklerini anlayamayan ve yazıları gördükleri halde okuyamayan hastalarda lezyon aşağıdaki Brodman alanlarından hangisindedir?
A) 4
B) 8
C) 17
D) 22
E) 44
6-D
konuşma
konuşulanı konuşulanı
anlama
yazma
konuşulanı
tekrarlama
BROCA (motor)
-
+
+
-
WERNICKE (Duyusal)
+
-
-
-
GLOBAL
-
-
-
-
KONDÜKSİYONEL (İletim tipi)
+
+
+
-
7.
Duysal konuşma sahası (22) olan Wernicke’deki lezyonlarda duysal afazi oluşur. Bu kişilerde işitme
kaybı olmamasına rağmen işittiklerini anlayamazlar ve yazıları gördükleri halde okuyamazlar. Bu
hastalarda konuşulan kelimelerin telaffuzu düzgün
olmasına rağmen konuşulanların içeriği bozuktur.
Bu bölge genellikle dominant hemisferdedir.
Aşağıdakilerden hangisi sinüs rectus’a dökülerek sonlanır?
A) Sinus sagittalis superior
B) Venae superficiales cerebri
D) Sinus transversus E) Sinus petrosus inferior
C) Vena magna cerebri
7–C
Derin beyin venleri (vv. profundae cerebri) birleşerek vena
magna cerebri’ye dökülür. Vena magna cerebri ve sinus sagittalis inferior birlikte sinus rectus’a dökülürler.
Yüzeyel beyin venleri ise sinus sagittalis superior’a açılırlar.
8.
Aşağıdakilerden hangisinin tek taraflı lezyonu kontrlateral tarafta bulgu verir?
A) Nucleus nervi oculomotori
B) Nucleus nervi trochlearis D) Nucleus nervi facialis
E) Nucleus nervi abducens
C) Nucleus nervi trigemini
8–B
Nervus trochlearis beyin sapını arkadan terk eden ve çekirdeğinden sonra tüm lifleri
çapraz yapan tek kafa çiftidir. Bu nedenle nucleus nervi trochlearis hasarında kontrlateral superior oblik kası felç olur. Nervus trochlearis ise hep çaprazdan sonra hasarlandığından ipsilateral superior oblik kasında felç görülür. Diğer tüm çekirdeklerin de
sinirlerin de hasarları hep ipsilateral semptom verir.
3
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
9.
Sağ homonim hemianopsisi olan ancak makuler vizyonu sağlam olan hastada lezyon aşağıdakilerden hangisindedir?
A) Nervus opticus
B) Chiasma opticum
C) Radiatio optica
D) Corpus geniculatum laterale E) Sulcus calcarinus
9–E
Görme yollarının chiasma opticum’dan sonraki tüm tek taraflı hasarları kontrlateral homonim hemianopsi yapabilir, ancak sulcus
calcarinus lezyonlarında genellikle santral görme korunur.
10. Kadınlarda aşağıdakilerden hangisi üreteri çaprazlayan yapılardan biri değildir?
A) A. ovarica
B) A. uterina
D) A. iliaca interna
E) Linea terminalis
C) A. iliaca communis
10 – D
Kadın üreteri yolu boyunca a. ovarica, a. iliaca communis, a. uterina ve pelvis girişinde linea terminalis’i çaprazlar. Sağ üreter a.
iliaca externa’nın başlangıç bölümünü çaprazlayabildiği halde a. iliaca interna’yı çaprazlamaz.
11. Aşağıdakilerden hangisi arteria mesenterica superior’un dalıdır?
A) Arteria pancreaticoduodenalis superior anterior B) Arteria pancreaticoduodenalis superior posterior
C) Arteria pancreatica magna
D) Arteria pancreaticoduodenalis inferior
E) Arteria gastroduodenalis
11 – D
Arteria ve mesenterica superior’lar pankreasın kaput cauda ve
corpus’ları arasından geçip, duodenumun üçüncü kısmının da
ön yüzünden geçerek tüm ince barsakları ve colon ascendens
ve colon transversum’u (mesenteron = orta barsak taslağından
gelişen organları) beslerler.
A. mesenterica superior’un dalları:
- a. pancreaticoduodenalis inferior
- aa. jejunales
- aa. ileales
- a. iliocolica (iliocaecalis): a.pendicularis ve a. caecalis’leri verir.
- a. colica dextra
- a. colica media
A. pancreaticoduodenalis superior’lar ve a. gastroepiploica
dextra, arteria gastroduodenalis’in; a. pancreatica magna ise
arteria splenica (lienalis)’in dalıdır.
www.tusem.com.tr
4
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
12. Erişkinde kapanmış olan v.umbilicalis aşağıdaki hangi bağın içerisinde yer alır?
A) Lig. coronarium hepatis
B) Lig. falciforme D) Lig. teres hepatis
E) Lig. venosum
C) Lig. triangulare
12 - D
İlk üç şıkta yer alan lig. coronarium hepatis, lig. falciforme ve lig. triangulare sadece peritondan yapılmış karaciğer bağlarıdır. Lig.
teres hepatis içerisinde kapanmış olan v. umbilicalis’i, lig. venosum ise embriyolojik dönemde ductus venosus’u barındırır.
Karaciğer’in sadece peritondan yapılmış ligamentleri:
1. Lig. coronarium hepatis: Karaciğeri örten peritonun diaphragmaya atlaması ile oluşur.
2. Lig. triangulare dextrum: Lig. coronarium’un iki yaprağının, sağda birleşmesi ile oluşur.
3. Lig. triangulare sinistrum: Lig. coronarium’un iki yaprağının, solda birleşmesi ile oluşur.
4. Lig. falciforme hepatis: Ventral mezenteriumu oluşturan periton yapraklarının karın ön duvarına atlaması sonucu karaciğerin ön
yüzünde oluşan orak şeklinde bir ligamenttir. Alt kenarında lig. teres hepatis bulunur. Lig. falciforme hepatis nedeniyle karaciğerin
önünde olmak üzere sağdan sola veya soldan sağa doğru geçmek imkansızdır.
Sadece peritondan yapılmamış karaciğer ligamentleri lig. teres hepatis (içinde v. umbilicalis bulunur) ve lig. venosum’dur (içinde
embriyolojik dönemde ductus venosus bulunur)****.
Karaciğer biyopsisi için sağ tarafta linea axillaris mediana’da (linea midaxillaris) 8 veya 9. interkostal aralıktan girilir***.
13. Mediastinum medius’ta yer alan oluşum aşağıdakilerden hangisidir?
A) N. phrenicus
B) A. thoracica interna
D) N. splanchnicus
E) Ductus thoracicus
C) V. azygos
13 - A
N. phrenicus plexus cervicalis’in bir dalıdır ve hem mediastinum superius’ta hem de mediastinum medius’ta yer alır. Diğer oluşumlardan a. thoracica interna mediastinum anterius’ta yer alırken; v. azygos, n. splanchnicus ve ductus thoracicus mediastinum
posterius’ta yer alırlar.
mediastinum superius
m. sternohyoideus
m. sternothyrohyoideus
m. longus colli’nin başlangıcı
arcus aorta ve dalları***
v. cava superior
v. azygos
v. hemiazygos
v. hemiazygos accessoria
n. vagus
n. phrenicus
n. laryngeus recurrens sinistra
trachea***
oesophagus***
ductus thoracicus
thymus bezi veya artıkları*****
paratracheal, tracheobronchial lenf
nodülleri
mediastinum anterius
lig. sternopericardiaca
birkaç adet parasternal lenf
nodülü
a. thoracica interna
thymus bezi veya artıkları*****
mediastinum medius
kalp, pericardium her iki broncus
principalis v. cava superior’un
alt yarısı v. cava inferior’un kalbe
giriş yaptığı kısım
v. azygos’un son bölümü
truncus pulmonalis*****
pulmoner arter ve venler
n. phrenicus
tracheobronchial lenf nodülleri
mediastinum posterius
aorta thoracica
v. azygos
v. hemiazygos
v. hemiazygos accessoria
n. vagus
n. splanchicus’lar
oesophagus***
ductus thoracicus
mediastinal lenf nodülleri
14. Aşağıdaki bezlerden hangisi nuc. salivatorius superior’dan kaynaklı parasempatikler tarafından uyarılmaz?
A) Glandula lacrimalis B) Glandula parotidea
D) Glandula sublingualis
E) Glandula palatinae
C) Glandula submandibularis
14 - B
Baştaki bezlerden glandula lacrimalis, submandibularis, sublingualis ile dudak, yanak ve damak bezleri n. facialis dalları tarafından
innerve edilir. Bu sinire ait beyin sapındaki parasempatik çekirdek nuc. salivatorius superior’dur. Nuc. salivatorius inferior’dan köken alan parasempatikler ise n. glossopharyngeus içerisinde seyrederek glandula parotidea’yı innerve ederler.
5
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
15. Aşağıdaki epitelial yapılardan hangisi trilaminer germ diski endoderminden gelişir?
A) Deri epiteli B) Plevra C) Periton
D) Perikard E) Sindirim kanalı epiteli
15 – E
Deri epiteli ektodermden, mezotel (plevra, periton, perikard) endotel mezodermden, sindirim kanalı epiteli ise endodermden gelişir.
16. Plasentanın maternal kısmını oluşturan yapı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Desidua bazalis
D) Koryon frondozum B) Desidua kapsülaris
C) Desidua paryetalis
E) Villöz koryon
16 – A
Plasenta iki elemanı bulunan, anne ve fetusa ait bir organdır: koryon kesesinden gelişen bir fetal kısım ve endometriumdan köken
alan bir maternal kısım.
Desidua gebe endometriumuna karşılık gelir, hamile bir kadındaki fonksiyonel endometrium tabakasıdır. İmplantasyon bölgesiyle
ilişkisine göre desidua, üç tabaka halinde isimlendirilir.
Desidua bazalis, gebelik materyalinin (embriyo) dip kıs­mındaki anneye ait plasentayı oluşturan tabakadır.
Desidua kapsülaris, gebelik materyalini kuşatan desiduanın yüzeyel tabakasıdır.
Desidua paryetalis (desidua vera) ise geriye kalan desidua tabakasıdır.
Plasentanın fetal kısmı villöz koryon (Koryon frondozum) tarafından oluşturu­lur. Ana villusların dalları, içleri anne kanıyla dolu villuslar
arası boşluklara açılırlar.
17. Aşağıdakilerden hangisi hücre bölünmesinde kromozomların hücre kutuplarına çekilmesinde rol oynayan silindir biçimli
organeldir?
A) Sentriyol B) Bazal cisimler C) Kromozom
D) Mikrotubuluslar
E) Aktin
17 – A
Mikrotübülüsler bir araya gelerek sentriyolleri yapar. Bir çift sentriyol bir araya gelir, etrafları granüle bir madde ile sarılır sentrozomlar oluşur.
Sentriyoller hücre bölünmesinde kromozomların hücre kutuplarına çekilmesinde rol oynayan silindir biçimli organellerdir.
Duvarlarını 9 adet 3’lü mikrotübülüs oluşturur.
18. Eritrositlerin farklılaşma evrelerini oluşturan basamakların hangisinde hemoglobin sentezi başlar?
A) Proeritroblast D) Ortokromatik eritroblast B) Bazofilik eritroblast C) Polikromatofil eritrobtast
E) Retikülosit
18 – A
Hemoglobin sentezi proeritroblastlarda başlar ve önemsiz düzeyde de olsa retikülosit evresinde bi­le devam eder, retikülositler
kemik iliğini terk edip kana geçtikten sonra az miktarda da ol­sa bir iki gün hemoglobin yapımını sürdürürler.
19. Aşağıdaki kolajenlerden hangisi bazal laminada bulunan ve ağ oluşturan kolajendir?
A) Tip I kolajen
B) Tip II kolajen
D) Tip VII kolajen
E) Tip XI kolajen
C) Tip IV kolajen
19 – C
Uzun Lifçik Oluşturan Kolajenler: Elektron mikros­kopta net olarak görülebilen lifçikler halinde bir araya gelir. Bunlar, tip I, II, III,
V ve XI kolajendir. Tip I ko­lajen miktarı ve dağılımı en fazla olan tiptir. Dokularda kla­sik olarak kolajen lifler olarak adlandırılan ve
kemik, dentin, tendon, organ kapsülleri ve dermis gibi yapıları oluştu­ran bileşenler halinde bulunur.
Lifçikle İlişkili Kolajenler: Kolajen lifçiklerini birbirine ve hüc­re dışı matriksin başka bileşenlerine bağlayan kısa yapılar­dır. Bunlar
tip IX, XII ve XIV kolajenlerdir.
Ağ Oluşturan Kolajenler: bazal laminanın yapısal bileşenini oluşturan ağ şeklinde olan tip IV ko­lajendir.
Tutturucu Lifçik Kolajenler: kolajen liflerini bazal laminaya bağlayan tip VII kolajendir.
www.tusem.com.tr
6
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
20. Böbreklerde Eritropoetin üretimi aşağıdaki hücrelerin hangisi tarafından gerçekleştirilir?
A) Makula densa hücreleri
B) Proksimal tübül hücreleri D) Jukstaglomerüler hücreler
E) Böbreğin peritübüler kapiller hücreleri
C) Distal tübül hücreleri
20 – E
Nor­mal kişilerde tüm eritropoietinin % 9O’ı böbrek­lerde, geriye kalanı da esas olarak karaciğerde ya­pılır. Bu organlarda, eritropoietin mRNA’sı bulunur. Dalak ve tükrük bezlerinden de eritropoie­tin elde edilebilir, ancak, eritropoietin mRNA’ sı bulunmayan bu
dokularda eritropoietin yapımı olmaz.
Erişkinlerde, eritropoietin, böbreğin peritübüler kapiller yatağındaki intersitisyel hücreler ve karaciğerde perivenöz hepatositler
tarafından üretilir. Eritropoietin böbreklerde Renal tübüler epitel hücreleri tarafından sekrete edilir.
21. Sindirim kanalını dö­şeyen ve aynı zamanda emilim ve salgılama iş­levlerini de sürdüren epitel aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tek katlı kübik epitel
B) Tek katlı prizmatik epitel D) Çok katlı değişici epitel
E) Çok katlı yassı epitelyum
C) Tek katlı yassı epitel
21 - B
Hücre Tabakalarının Sayısı
Hücre Şekli
Dağılım Örnekleri
İşlevi
Yassı
Damarların iç yüzeyi (Endotel) iç boşlukların
seröz örtüsü: perikard, plevra, periton (Mezotel)
iç organların (mezotel) hareketini kolaylaştırma, pinositoz ile aktif aktarım
(mezotel ve endotel)
Kübik
Ovaryum örtüsü, tiroid epiteli
Örtme, salgılama
Prizmatik
Bağısak ve safra kesesini döşeyen örtü
Koruma, kayganlaştırma, emme,
salgılama
Trakea, bronşlar ve burun
boşluğunu döşeyen örtü
Koruma, salgılama. Titrek tüyler aracılığıyla mukusun yakaladığı parçacıkları
hava yollarından dışarıya taşıma
Epidermis
Koruma, su kaybını önleme
Yassı keratinleşmemiş (ıslak)
Ağız. özofagus, larinks, vajina, anal kanal
Koruma, salgılama, su kaybını önleme
Kübik
Ter bezleri, ovaryumun gelişen follikülleri
Koruma, salgılama.
Değişici
İdrar torbası, üreterler, renal kaliksler
Koruma, basınç karşısında gerilme,
esneme
Prizmatik
Konjunktiva
Koruma
Basit (tek katlı)
Yalancı çok katlı (hücrelerin çekirdekleri farklı düzeylerde, bütün hücreler yüzeye erişmez fakat hepsi bazal
laminaya tutunur)
Çok katlı {iki veya daha fazla kat)
Yassı keratinleşmiş (Kuru)
Çok katlı {iki veya
daha fazla kat)
22. Komşu iki hücre sitoplazması arasında iyon ve sıvı geçişini sağlayabilecek bağlantı birimi olan aşağıdakilerden hangisidir?
A) Zonula okludens
B) Zonula adherens
D) Hemidezmozom
E) Aralıklı bağlantılar (Gap juntion)
C) Makula adherens (dezmozom)
22 - E
Hücreler Arası Bağlantılar:
1- Zonula okludens (zonula occludens: sı­kı bağlantı): Kom­şu hücre zarlarını birbiriyle kaynaştıran en apikalde yerleşimli sıkı bağlantıdır. Hücreler arası boşlukta sıvı ve iyonların yukarıdan aşağı veya aşağıdan yukarı hareketini engeller.
2- Zonula adherens (ara bağlantı): Sitoplazmik yüzde “terminal web” i (tıkaç) oluşturan aktin filamanları, ara flamanlar ve spektrin
ağı ile bağlantılı yan yüz bağlantısıdır.
3- Makula adherens (Desmozom): Hücre zarlarının sitoplazmik yüzündeki ka­lınlaşma nedeniyle disk biçiminde izlenen yapılardır.
Diğer hücredeki benzer yapı ile bağlantı kurar. Desmozomların yapısında kadherin isimli adheziv proteinler bulunur.
4- Hemidezmozom: Epitel hücrelerinin bazal lamina­ya tutunmasını sağlayan bağlantı birimleridir ve yapılarında integrinler bulunur.
Desmozomlar bağlantı kompleksleriyle sınırlı değildirler, hücreler ara­sında yaygın olarak izlenebilirler.
7
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
5- Aralık bağlantıları (Gap Junction) ya da neksus: Epitel hücrelerinin çoğunda yan yüzey zarları boyunca hemen her yerde bulunabilir. İskelet kasında yokturlar. Gap junktionların protein bağlantı birimlerine konnekson denir. Bu protein birimler konneksin
denilen 6 ptoteinin bir araya gelmesi ile oluşur ve komşu hücre zarlarındaki koneksonlar, iki hücre arasında hidrofilik kanal oluşturacak şekilde karşı karşıya gelirler. Her Gap junktionda 10 yada yüzlerce konnekson bulunur. Aralık bağlantıları, hücreler arasında,
molekül ağırlığı az olan (1500 den az) moleküllerin alışverişini sağlayarak hücrelerin eşgüdümlü hareket etmelerini sağlarlar. gap
kavşaklar bu yolla, elektriksel etkinliğin bir hücreden diğeri­ne hızla yayılmasına ve çeşitli kimyasal haber­cilerin karşılıklı alış verişine
de izin verir. Kanal çapı pH ve voltaj tarafından da düzenlenebilir. Kalp kası hücrelerinde aralık bağlantıları uyarıların iletilmesini
sağlar. Bu durum büyük ölçüde kalbin düzenli olarak atmasından (sinsityum) sorumludur.
İnsanda, bir grup hastalık, mutant konneksonlara bağlanmıştır. Bunlardan bir tanesi, periferal nöropati olan Charcot-Marie-Tooth
hastalığı’nın X’e bağlı şekli, diğeri ise, normal sağ-sol bakış uyumunu oluş­turmada yetersizlikle birlikte, çok sayıda anormallikleri
içe­ren heterotaksi’dir.
23. Aşağıdaki peroksizom çoğalmasını etkinleştiren reseptörlerden hangisinin gen mutasyonu sonucu insülin direncinde artış
ve diabetes mellitus ile hipertan­siyona eğilim oluşur?
A) PPAR α
B) PPAR β
C) PPAR Delta
D) PPAR Gama
E) HERG
23 – C
Peroksizomların sayısı, peroksizom çoğaltıcıları tarafın­dan arttırılır. Bunlar, çekirdekteki, peroksizom çoğalmasını etkinleştiren reseptörler (PPAR’lar) üzerine etki yapar. Bu reseptörler, steroid hormon reseptörlerini da kapsayan, hormona du­yarlı çekirdek transkripsiyon
faktörü üst ailesinin üyeleridir. Üç farklı gen tarafından kodlanan üç farklı izoform vardır. Bunlar: PPARα, PPARγ ve PPARδ’dır.
İnsüline duyarlaştıran bir ilaç olan troglitazon, PPAR γ‘ bağlanır ve insüline olan duyarlılığı artırır. PPAR γ‘nın etkinleştirilmesi, hücrelerin adipositlere farklılaşmasına da neden olur ve diğer başka, yaygın metabolik etkilere de sahiptir.
PPARδ (delta) geninin mutasyonları, insüline direnci arttırır ve diabetes mellitus ile hipertan­siyona neden olur.
24. Kalp yetmezlinde atrium gerilmesine bağlı olarak dolaşımda artan ANP (atrial natriüretik peptit) aşağıdaki etklerden hangisini oluşturur?
A) Su ve sodyum atılması
B) Efferent arteriolde vazodilatasyon
C) Hidrojen atılması
D) ADH ( antidiüretik hormon ) artışı
E) Afferent arteriolde vazokontrüksiyon
24 – A
Peptid yapılı bir hormon olan atrial natriüretik peptid (ANP)’in etkileri için, siklik guanozin monofosfat (cGMP), ikinci haberci olarak
görev yapar.
Atriyal natriüretik faktör (ANF) kalbin atriyum duvarları gerildiğinde bu bölgeden salgılanan bir hormondur. Kalp yeter­sizliği hemen
daima her iki atriyum basıncında aşırı artışa neden olduğundan ağır kalp yetersizliğinde atriyum duvarlarının gerilmesi kanda dolaşan
ANF düzeylerini 5 -10 kat artırır.
ANF böbrekler üze­rinde tuz ve su atılmasını büyük oranda artırıcı etki­ye sahiptir. Bu nedenle, ANF(ANP) kalp yetersizliğinin aşı­rı konjestif
semptomlarını önlemeye yardım eden doğal bir role sahiptir. Atriyumların gerilmesi aynı zamanda böbrek­lerin afferent arteriyollerinde refleks bir dilatasyona neden olur. Aynı zamanda sinyaller eşzamanlı olarak hipotalamusa da iletilerek antidiüretik hormon
salgısını inhibe etmekte ve böbrek fonksiyonları indirekt olarak da etkilenmektedir. Afferent arteriyollerde azalmış olan direnç,
glomerül kapiller basıncı artırarak böbrek tubuluslarına sıvı filtrasyonunun artmasına neden olur. Anti­diüretik hormonun azalması
tubuluslardan sıvı geri emilimini azaltır. Bu iki etkinin kombinasyonu idrarla hızla sıvı kaybına neden olarak kan hacminin normale
dönmesinde güçlü bir yol olarak hizmet eder.
25. Aşağıdakilerden hangisi hücre bölünmesinde kromozomların hücre kutuplarına çekilmesinde rol oynayan silindir biçimli
organeldir?
A) Sentriyol B) Bazal cisimler D) Mikrotubuluslar
E) Aktin
www.tusem.com.tr
8
C) Kromozom
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
25 – A
Mikrotübülüsler bir araya gelerek sentriyolleri yapar. Bir çift sentriyol bir araya gelir, etrafları granüle bir madde ile sarılır sentrozomlar oluşur.
Sentriyoller hücre bölünmesinde kromozomların hücre kutuplarına çekilmesinde rol oynayan silindir biçimli organellerdir.
Duvarlarını 9 adet 3’lü mikrotübülüs oluşturur.
26. Aşağıdaki glial hücrelerden hangisi nöronların iyo­nik ve kimyasal ortamını kontrol eder?
A) Oligodentrosit
B) Schwan hücresi D) Ependim hücresi
E) Mikroglia
C) Astrosit
26 – C
Glia hücrelerinin sayısı nöronlardan on kat daha fazladır; nöron aralıklarında yerleşerek sinir hüc­resinin gövdesini, akson ve dendrit
uzantılarını sarar. Sinir dokusunun hücreler arası maddesi azdır, glia hücreleri nöron etkinliği için gereken uygun mikro çevreyi sağlar.
Glia Hücre Tipi
Oligodendrosit
Schwann hücresi
Kökeni
Nöral tüp
Nöral tüp
Yeri
Merkezi sinir sistemi
Çevresel sinirler
Astrosit
Nöral tüp
Merkezi sinir sistemi
Ependim hücresi
Mikroglia
Nöral tüp
Kemik iliği
Merkezi sinir sistemi
Merkezi sinir sistemi
Temel İşlevleri
Miyelin yapımı, elektrik yalıtımı
Miyelin yapımı, elektrik yalıtımı
Yapısal destek, onarım işlemleri
Kan-beyin engeli, metabolik değiş tokuş
Merkezi sinir sisteminin boşluklarının döşenmesi
Makrofaj aktivitesi
Ast­rositler, glia hücreleri içinde sayısı en fazla olanıdır; Astrositler, destekleme işlevine ek olarak nöronların iyo­nik ve kimyasal
ortamını kontrol eder. Merkezi sinir sistemi hasar gördüğünde astrositler çoğalarak hücresel ya­ra iyileşme dokusu oluştururlar.
Astrositler in vitro adrenerjik reseptörleri, aminoasit reseptörlerini (GABA) ve peptid reseptörlerini (natriüretik peptid, Ang II,
endotelinler, VİP ve tirotropin salgılatıcı hormon ) bulundururlar.
Ependim Hücreleri Beyin ventriküllerini ve omurilik orta kanalını döşeyen alçak prizmatik epitel hücreleridir. Bazı yerlerde ependim hücreleri beyin omurilik sıvısının hareketini kolay­laştıracak olan titrek tüylere sahiptir.
Mikroglia Sinir dokusunda mononükleer fagositik sistem kapsamına giren fagositik hücrelerdir ve kemik iliğindeki öncül hücrelerden
köken alırlar. Erişkin MSS’de inflamasyon ve onarımda görev alırlar ve nötral proteazlar ve oksidatif radikaller üreterek bunları salgılarlar.
27. Aşağıdakilerden hangisinin mide motor fonksiyonlarını uyarıcı ve pilor pompası aktivitesini artırıcı etkisi vardır?
A) Kolesistokinin
B) Gastrin
D) Sekretin E) Enterogastrik refleks
C) Gastrik İnhibitör Peptid
27 – B
Gastrin :Mide gerilmesi ve mide içinde bazı tipte besinlerin (özellikle et sindirim ürünlerinin) bulunması antral mukozadan gastrin
salgılanmasına ne­den olur, mide bezlerinden yüksek oranda asidik mide sıvısının salgılanmasına neden olan güçlü etkilere sahiptir.
Gastrin midenin motor fonksiyonlarını da uyarır. En önemlisi, pilor pompasının aktivitesini artırma etkisidir. Gastrin mide boşalmasının hızlanmasına yardımcı olmaktadır.
Mide Boşalmasını İnhibe Eden Hormonal Feedback
En etkili olanı, kimustaki yağ ve yağ asidlerinin yıkım ürünleri ile monogliseridlerin varlığına cevap olarak duodenum ve jejunum
mukozasında­ki “I” hücrelerinden serbestlenen kolesistokinin (CCK)dir. Bu hormon gastrinin sebep olduğu mide motilitesindeki artışı
engel­lemek için bir yarışmacı inhibitor gibi hareket eder.
Sekretin başlıca mideden salgılanarak pilordan du­odenuma geçen gastrik aside yanıt olarak duodenumun “S” hücrelerinden salgılanır. Gastrointes­tinal kanalın hemen hemen tamamında motilite üzerine hafif bir inhibitor etkisi vardır.
GIP (Gastrik inhibitor peptid) temel olarak yağ asidleri ve amino asidlere daha az olarak da karbonhidratlara cevap olarak üst ince
barsak mukozası tarafın­dan salgılanır. İnce barsağın üst kısımları gıda ile dolu olduğu zaman midenin motor aktivitesini inhibe ederek
mide içeriğinin duodenuma geçişini yavaşlatır. GIP’in gastrik motiliteyi inhibe ettiği bilinmekle beraber, fizyolojik konsantrasyonlardaki başlıca etkisi, pankre­astan insulin sekresyonunu stimüle etmektir.
Doudenumdan Kaynaklanan Enterogastrik Si­nir Reflekslerinin Inhibitor Etkisi. Besin duode­numa girdiği zaman duodenal çeperden
kaynakla­nan sinir refleksleri geriye mideye iletilirler ve duodenumdaki kimus hacmi çok fazla olduğun­da mide boşalmasını yavaşlatır
ya da tamamen durdururlar.
9
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
28. Düz kaslarda kasılmanın durması ve düz kasın gevşemesi için aşağıdaki enzimlerden hangisinin aktive edilmesi gereklidir?
A) Protein kinaz
B) Fosforilaz b D) Kreatin kinaz E) Miyozin fosfataz
C) Miyozin kinaz
28 – E
Düz kas hücrelerinde bulunan kalmodulin proteini dört kalsiyum iyonu ile reaksiyona girmesi açısından troponine benzese de,
kasılmayı başlatma biçimi yönünden farklıdır. Kalmodulin miyozin çapraz köprülerini aktive ederek kasılmayı başlatır.
1. Kalsiyum iyonları kalmoduline bağlanır.
2. Kalmodulin-kalsiyum kombinasyonu, miyozin kinazla birleşerek onu aktive eder.
3. Miyozin başının hafif zin­cirlerinden biri miyozin kinaza yanıt olarak fosforile olur, kasılma gerçekleşir.
Kasılmanın Durması: Kalsiyum iyon konsantrasyonu düştüğünde, miyozin başının fosforilas­yonu dışında olaylar otomatik olarak tersine
döner. Bu terse dönüş, düz kas hüc­resi sıvısında bulunan miyozin fosfataz enzimine ihtiyaç gösterir. Bu enzim düzenleyici hafif zincirden
fosfatı ayırır ve kasılma sona erer. Kasın gevşemesi için gerekli zaman, hücredeki aktif miyozin fosfataz miktarı ile belirlenir.
29. Aşağıdakilerden hangisi insülinin etkileri için yanlıştır?
A) Asetil-CoA karboksilazı aktive eder
B) Li­poprotein lipazı aktive eder
C) Hormona duyarlı lipazı aktive eder
D) İnsülin eksikliğinde yağların aşırı kullanımı ketoz ve asidoza neden olur
E) Protein sentezini ve depolanmasını hız­landırır
29 – C
İnsülin
Asetil-CoA karboksilazı’ı aktive eder.
Li­poprotein lipaz’ı aktive eder
Hormona duyarlı lipazın etkisini inhibe eder.
İnsülin Eksikliğinde Yağların Aşırı Kullanımı Ketoz ve Asidoza Neden Olur.
İnsülin Protein Sentezini ve Depolanmasını Hız­landırır.
30. Böbrek glomerüllerinin spesifik kapiller yapısı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Diyaframsız pencereli Kapilerler
B) Somatik Kapilerler
C) Viseral kapilerler
D) Sinüzoidal Kapilerler
E) Sürekli Kapilerler
30 – A
Kan kapillerleri endotel tabakası ve bazal laminanın sürekliliğine göre 4 gruba ayrılır;
1- Sürekli yada somatik Kapilerler : Duvarlarında pencere (fenestra) bulunmaması ile özellik kaza­nır, sıkı bağlantılarla bağlanmış
endotel örtüsü, devamlı bir bazal lamina, perisitler ve ince bir bağ dokusu kılıfı içeren damarlardır. Bu tip kılcal kan damarları,
kas dokusunda, bağ dokusunda, ekzokrin bezlerde ve sinir dokusunda bulunur. Sinir sistemi dışındaki yapıların bazı bölgelerin­
de endotel hücrelerinin her iki yüzeyinde de çok sayıda pinositoz vezikülü bulunur
2- Pencereli ya da viseral kapilerler : Endotel hücreleri­nin duvarlarında, hücre zarından daha ince bir perde (diyafram) ile örtülü
büyük fenestrateler bulunur. Pencereli kapilerlerin bazal laminası süreklidir. böbrek, bağırsak, endokrin bezler gibi kan ile
doku arasında madde değişiminin hızlı olduğu dokular­da bulunurlar.
3- Diyaframsız pencereli Kapilerler: Böbrek glomerülü için spesifiktirler. Bu tip kapilerde kan ile doku arasında kapiler penceresinin hemen altında bulunan kesintisiz ve çok kalın bir bazal lamina bulunur. Podosit ayakçıklarıyla birlikte filtrasyon bariyerinin
önemli bir bileşenini oluştururlar.
4- Aralıklı sinüzoidal Kapilerler: Ağırlıklı olarak karaciğer, kemik iliği, dalak ve lenf nodları gibi hemopoietik organlarda bulunur.
Kapilerlerin duvar yapısı doku ile damar arasında alış verişe elverecek şekilde gevşek, endotel hücreleri arasında boşluklar
vardır, bazal lamina kesintilidir.
www.tusem.com.tr
10
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
31. Yaşlılarda lensi oluşturan proteinlerin denatüre olması ve akomodasyon yeteneğinin kaybolmasısına bağlı olarak aşağıdaki görme bozukluklarından hangisi oluşur?
A) Keratokonus
B) Astigmatizm
C) Hipermetropi
D) Prespiyopi
E) Miyopi
31 – D
Presbiyopi: Yaşlandıkça mercek büyür, ka­lınlaşır ve kısmen mercek proteinlerinin ilerleyici denatürasyonu sonucunda esnekliğini
yitirir, merceğin şekil değiştirebilme yeteneği yaşla birlikte ilerleyici tarzda azalır. Akomodasyon gücü çocuktaki 14 diyoptri değerinden, 45 ila 50 yaş arasında 2 diyoptriye ve 70 yaşta 0 diyoptriye kadar iner. Böylece, mercek hemen hemen tüm akomodasyon
yeteneğini kaybetmiş, “presbiyopi” olarak adlandırılan durum oluşmuştur, göz sürek­li olarak hemen hemen sabit bir uzaklığa
odaklan­mış olarak kalır. Gözler artık yakın ve uzak görmeye uyum yapamaz. Bu nedenle, yaş­lı bir kişi uzak ve yakın nesneleri net
olarak görebil­mek için üst kısmı uzak, alt kısmı ise yakına odak­lamayı sağlayan bifokal gözlük kul­lanmak zorundadır.
32. Bir aksiyon potansiyelinden sonra yeni bir uyarana yanıtın oluşmadığı süre olan ‘Reflakter Dönem’ in sebebi aşagıdakilerden hangisidir?
A) Voltaj duyarlı potasyum kanalının aktivasyon kapısının kapalı olması
B) Voltaj duyarlı yavaş kalsiyum kanalının kapalı olması
C) Voltaj duyarlı sodyum kanalının inaktivasyon kapısının kapalı olması
D) Voltaj duyarlı potasyum kanalının aktivasyon kapısının açık olması
E) Voltaj duyarlı yavaş kalsiyum kanalının açık olması
32 – C
Uyarılabilen bir lifte membran henüz bir aksiyon potan­siyeli ile depolarize iken, yeni bir aksiyon potansiyeli oluşamaz. Bunun nedeni, aksiyon potansiyeli başladık­tan kısa bir süre sonra sodyum kanallarının inaktive olması ve bu ka­nallara bu noktada uygulanan
uyaranın şiddeti ne olur­sa olsun inaktivasyon kapısının açılmamasıdır. Onları tekrar açılması için mutlaka membran potansiyelinin, orjinal dinlenim membran potansiyeli seviyesine veya ona çok yakın bir değere dönmesi gerekir. Daha sonra saniyenin küçük
bir bölümünde kanalların inaktivasyon kapıları açılır ve yeni bir aksiyon potansiyeli başlayabilir.
33. Aşağıdaki organel enzim eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Nukleus
--- DNA polimeraz B) Endoplazmik retikulum --- Glukoz-6-fosfataz
--- Sodyum-potasyum ATPaz
C) Plazma membranı
D) Mitokondri
--- Süksinat dehidrogenaz
E) Peroksizom
--- Asit fosfataz
33 – E
Fraksiyon
Plazma membranı
Nukleus
Endoplazmik retikulum
Golgi
Lizozom
Mitokondri
Peroksizom
Sitozol
Enzim
5’ nükleotidaz, adenilat siklaz
Na+, K+-ATPaz
DNA polimeraz
RNA polimeraz
Glukoz-6-fosfataz
Sitokrom b5 redüktaz
Galaktozil transferaz
Mannosidaz
Asit fosfataz
b-glukronidaz
Süksinat dehidrogenaz
Sitokrom oksidaz
Oligomisin duyarlı ATPase
Glutamat dehidrogenaz
Katalaz
Ürat oksidaz
Laktat dehidrogenaz
Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz
11
Fonksiyon
Membran polarizasyonu
DNA replikasyonu
DNA transkripsiyonu
Glukoneogenez
Yağ asiti desatürasyonu
Protein glukozilasyonu
Nükleotid yıkımı
Polisakkarid yıkımı
Oksidatif fosforilasyon
Oksidatif fosforilasyon
Oksidatif fosforilasyon
H2O2 yıkımı
Glikoliz
Pentoz fosfat yolu
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
34. Aşağıdakilerden hangisi kollajenin sentezi ve olgunlaşması sırasında endoplazmik retikulumda gerçekleşmez?
A) Lizinde allizin oluşumu
B) Prolinden hidroksiprolin oluşumu
C) Lizinden hidroksilizin oluşumu
D) Lizinlere glukoz ve galaktoz takılarının eklenmesi
E) Tropokollagen oluşumu
34 – A
Kollajen, GER’daki ribozomlarda pre-pro-kollajen olarak sentezlenir. Daha sonra bu molekülün bir peptid dizisi kaybetmesiyle prokollajen oluşur. Prokollajendeki prolin ve lizin posttranslasyonel modifikasyonla OH-prolin ve OH-lizin halini alır. Bu amino asitler
kollajen zincirinin ilk sentezi sırasında prolin ve lizin olarak yer alırlar, daha sonra posttranslasyonel modifikasyonla hidroksillenirler. Bu
hidroksillenmeyi prolin hidroksilaz ve lizin hidroksilaz enzimleri yapar. Prolin hidroksilaz enziminin çalışması için yapısındaki demirin
indirgenmiş durumda (ferro) olması gerekir ki, bunu sağlayan kofaktörde askorbik asittir. Bu postranslasyonel modifikasyonun yapılabilmesi için ayrıca α-ketoglutarat, moleküler oksijen ve demir gereklidir. Postranslasyonel modifikasyon endoplazmik retikulumda
gerçekleşir. Hidroksilizin kalıntılarının glukoz ve galaktoz ile glikozillenmesi glikozil ve galaktozil transferazlar sayesinde olur. Bu glikozillenme endoplazmik retikulumda gerçekleşir. Daha sonra üç prokollagen zinciri birleşir. Bu prokollajen molekülü amino ve karboksil
ucunda polipeptid uzantılar (20-35 amino asit) içerir. Bu polipeptid uzantılar matür kollajende görülmezler. Her iki polipeptid uzantıda
sistein amino asidi içerir ve bunların oluşturduğu disülfid bağları üçlü helikal yapının oluşumuna yardırm eder.
Üçlü helikal yapı oluştuktan sonra ne hidroksilasyon ne de glikolizasyon artık oluşmaz. Bu üç zincirli prokollajen molekülü endoplazmik
retikulumdan veziküler transport ile golgiye taşınır. Golgide son hallerini aldıktan sonra sekretuar veziküllere yerleştirilir. Sekretuar
veziküller aracılığı ile prokollajen molekülleri ekstrasellüler matrikse salınır. Burada amino ve karboksi prokollajen peptidazlar (veya
proteinazlar) ile üçlü heliksin terminal polipeptid uzantıları koparılır. Ekstrasellüler matrikste lizin ve OH-lizin amino asitleri lizin oksidaz enzimi (kofaktörü bakırdır) ile oksidatif deaminasyona uğrar. Bu oksidatif deaminasyon sayesinde olgun tropokollajen hem komşu
kollajen lifleri ile hem de 3 sarmalın kendi içinde çapraz kovalent bağlar oluşturulur (lizin oksidaz; lizil ve hidroksilizil kalıntılarını oksijen bulunan ortamda deamine ederek allizin ve hidroksiallizin oluşmasına yol açar). Bağ dokunun işlerliği için gerekli olan gerilme
kuvvetini sağlayan bu çapraz bağların oluşumunun engellenmesi halinde kollajenin dayanınıklığı da etkilenir. Kollajen sentezinde en iyi bilinmesi gerken enzim lizil oksidazdır. Enzimin ekstrasellüler matrikstedir kofaktörü bakırdır ve yaptığı işlem oksidatif deaminasyondur (yani oksijen eşliğinde bir amin koparma işlemidir). Bu sayede kollajen diğer kollajen lifleri ile kovalent
çapraz bağlar yapar ve kollajen liflerinin mukavemeti artar. Aynı enzim elastine elastikiyetini kazandıran desmozin çapraz bağları için
de gereklidir. Dört tane lizin amino asidi desmozin bağlarını oluşturur.
Fibriler kollajen prekürsör zincirinin hücre içi ve hücre dışında geçirdiği süreçler
İntrasellüler:
1. Sinyal peptidinin koparılması,
2. Prolil ve lizil rezidülerinin hidroksilasyonu, lizil rezidülerinin glikolizasyonu,
3. N ve C terminal uçtaki polipeptid uzantıları sayesinde zincir içi ve zincirler arası S-S bağlarının oluşumu,
4. Üçlü helikal yapının meydana gelişi,
Ekstrasellüler:
1. Amino ve karboksi terminal uçtan polipeptid uzantıların koparılması,
2. Kollagen fiberlerinin bir araya gelişi,
3. Lizil ve hidroksilizil rezidülerinin oksidatif deaminasyonu,
4. Zincir içi ve zincirler arası çapraz bağlantıların meydana gelişi.
35. Siyanür zehirlenmesinde hemoglobin formlarından hangisi siyanürü sıkıca bağlar ve hücre içine girişini engeller?
A) Hemoglobin A
B) Hemoglobin F D) Hemoglobin A2
E) Hemoglobin C
C) Methemoglobin
35 – C
Methemoglobinemi, hemoglobinin tersine siyanürü (CN) sıkıca bağlar. Siyanür zehirlenmesi gibi durumlarda bu özellikten yararlanılarak amil nitrat gibi ajanlar verilerek hemoglobinin bir kısmında Fe+3’e yükseltgenir ve methemoglobin oluşturulur. Oluşturulan
bu methemoglobinlerle dolaşımda siyanür bağlanır ve siyanürün ETZ blokajı önlenmeye çalışılır. Metilen mavisi ise Fe+3’ü tekrar
Fe+2’ye çevirerek methemoglobinemiyi normale çevirir.
Hemoglobin-A: Erişkindeki major hemoglobin tipidir. 2 α ve 2 β (α2-β2) zincirinden oluşur. HbA modifikasyonu glukoz başta olmak
üzere bir heksozun kovalent olarak eklenmesi ile sağlanabilir. Glikolize hemoglobinlerin en sık formu HbA1c‘dir (glukoz, β zincirinin
N-terminal lizin residulerine bağlanır). Normal değeri %5 civarındadır ve HbA1c içeren bir eritrositin yarı ömrü 60 gün civarındadır.
HbA1c diabetes mellitus’lu hastalarda geriye dönük 6-8 haftalık kan şekeri hakkında fikir verir.
Hemoglobin-F: 2α ve 2γ (α2-γ2) zincirinden oluşur. Konsepsiyondan sonra bir kaç haftada embriyonik kesede embriyonik hemoglobin olan hemoglobin Gover 1 (ζ2-ε2) sentezlenir (ilk trimester de hakim hemoglobin). Bundan birkaç hafta sonra da fetal karaciğer
hemoglobin-F sentezlemeye başlar. Kemik iliğinin gelişmesiyle karaciğer eritropoez işlevini kemik iliğine devreder. İkinci trimesterwww.tusem.com.tr
12
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
den doğuma kadar baskın hemoglobin tipi hemoglobin-F’dir. Kemik iliğinde önce hemoglobin-F daha sonra üçüncü trimesterden
itibaren hemoglobin-A sentezlenir.
Hemoglobin-F fetüs ve yenidoğandaki başlıca hemoglobindir. Fetal hayatın sonlarında HbF eritrositlerdeki toplam hemoglobinlerin %60’ını meydana getirir.
Hemoglobin -A2: Erişkin Hb’inin yaklaşık %2’sini oluşturur. 2α ve 2δ zincirinden oluşur (α2-δ2).
36. Elastine, elastikiyet kazandıran desmozin çapraz bağlanmaları hangi aminoasit tarafından oluşturulur?
A) Prolin
B) Lizin C) Hidroksiprolin D) Glisin E) Alanin
36 – B
Elastin, kollajenden farklı olarak üçlü heliks yapısı yoktur ve karbonhidrat içermez. Ekstrasellüler matrikse salınımından sonra
lizil oksidaz enzimi sayesinde kovalent çapraz bağlar oluşur. Çapraz bağlar lizin içerir (desmosin çapraz bağı; 4 lizin yan zincirinin
kovalent olarak birleşmesiyle oluşur). Yapısında desmosin, izodesmosin ve aldimin çapraz bağları vardır. Desmosin ve izodesmosin
sayesinde elastin uzayıp kısalabilir. Williams sendromu, bir elastin defektidir. Bağ dokusu ve santral sinir sistemini etkiler.
Amino asitlerden sentezlenen bazı önemli yapılar
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Homosistein: Metionin sentezinde bir ara maddedir.
Kreatin: Arginin, glisin, metionin ve ATP’den sentezlenir. Kreatin fosfat halinde, kasta ATP depolar. Enerjinin depo şeklidir.
Karnitin: Lizin ve metioninden sentezlenir. Uzun zincirli yağ asitlerinin mitokondri iç zarını geçişinden sorumludur.
Desmozin: 4 lizin kalıntısından oluşur ve elastine esnekliğini veren yapıdır.
4-hidroksiprolin, 4-hidroksilizin: Kollajen yapısında yer alır ve posttranslasyonel modifikasyonla oluşur.
6-N-metil lizin, 4-metil lizin: Myozinin yapısında yer alır. Posttranslasyonel oluşurlar.
3 Metil histidin: Myofibriler proteinler olan aktin ve miyozinin intrasellüler yıkımı ile oluşur ve idrarla atılırlar. Posttranslasyonel oluşur.
γ-karboksiglutamat: Protrombinde yer alır. Posttranslasyonel oluşur.
β-alanin: Koenzim A ve pantotenik asitin yapısında yer alır. Pirimidin nükleotidlerinin yıkımı sırasında oluşur.
Taurin: Safrada safra asitlerinin konjugasyonunda kullanılır. Sistein amino asidinden sentezlenir.
γ-aminobütirat (GABA): Beyin dokusunda glutamattan oluşan inhibitör etkili nörotransmitterdir.
Katekolaminler, melanin ve tiroksin: Tirozinden sentezlenir.
Melatonin, serotonin, niasin (B3 vitamini): Triptofandan sentezlenir.
Karnozin: Histidin ve alaninden sentezlenir.
Homokarnozin: Histidin ve GABA’dan sentezlenir.
Histamin: Histidinden tek basamakta bir dekarboksilasyon reaksiyonuyla sentezlenir.
Spermin-spermidin (poliaminler): Ornitin ve S-adenozil metiyonin’den sentezlenir.
Pürinler: Glisin, aspartat, glutamin, tetrahidrofolat ve CO2’den oluşur.
Pirimidinler: Glutamin, aspartat ve CO2’den oluşur.
Selenosistein: Selenyum taşır, serin aminoasidinden türetilir ve sisteinin sülfürü yerine selenyum içerir. Posttranslasyonel oluşmaz, tRNA’sı vardır.
37. Nitrik oksit (NO) reseptörünün tipi ve oluşturduğu ikinci haberci molekül aşağıdakilerden hangisinde birlikte verilmiştir?
A) G proteinine bağlı reseptör − cAMP
B) G proteinine bağlı reseptör − Kalsiyum
C) Plazma zarına yerleşik guanilat siklaz − cGMP
D) Sitoplazmik guanilat siklaz − cGMP
E) Plazma zarına yerleşik tirozin kinaz − PIP3
37 – D
Bazı dokularda cGMP guanilat siklazın membrana bağlı formu tarafından GTP’den sentezlenir (cAMP benzeri). cGMP özel bir protein
kinaz formu olan ve cGMP bağımlı protein
kinaz veya protein kinaz G olarak isimlendirilen protein kinazı uyarabilir ve cGMP etkisi,
fosfodiesterazla sonlandırılır (cAMP benzeri). Ancak membrana bağlı guanilat siklaz, enzim reseptörünün yapısal bir parçası olduğundan, yapısal olarak tirozin spesifik protein kinazlara benzediğinden adenilat siklazdan farklıdır. Bir çok doku guanilat siklazın, hücre yüzey reseptörüne
bağlı olmayan sitozolik şeklini içerir. Bu enzim “Hem” taşır ve NO ile stimüle olur.
NO arjininden elde edilir. NO sentaz enzimi çok kompleks bir enzimdir ve beş tane redoks
kofaktörüne ihtiyaç duyar. NO oluştuktan sonra çok hızlı bir şekilde oksijen ve süperoksit
anyonla reaksiyona girerek ortamdan uzaklaştırılır. Bunun sonucunda peroksinitrit (ONOO )
oluşur ve yüksek reaktif olan OH radikallerine parçalanır. NO kendisi ile sıkı bağlantı kuran
hemoglobin de dahil olmak üzere hem içeren proteinlerle inhibe olur.
13
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
Nitrik oksidin bazı fizyolojik ve patolojik olaylardaki rolü
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
Vazodilatördür ve kan basıncının düzenlenmesinde önemlidir.
Penis ereksiyonu için gereklidir; sildenafril cGMP fosfodiesterazı inhibe ederek etki gösterir.
Beyinde ve periferal otonom sinir sisteminde bir nörotransimiterdir.
NO’nun düşük düzeyleri, infantil hipertrofik pilor stenozunda pylorospazmdan sorumludur.
İskelet kaslarının gevşemesinde rolü vardır.
Makrofajların bakterisidal etkilerine aracılık eder.
İmmun sistem üzerine olumlu etkileri vardır.
Trombositlerin, adezyonunu, aktivasyonunu ve agregasyonunu inhibe eder.
38. Aşağıdaki plazma proteinlerinden hangisinin akut faz reaksiyonunda kan konsantrasyonu azalmaz?
A) Haptoglobin
D) Retinol bağlayıcı protein
B) Transferin
C) Prealbumin
E) Albumin
38 – A
Pozitif akut faz reaktanlarından olan CRP ve α1-antikimotripsin seviyeleri 24-48 saatte belirgin olarak artar. Orosomukoid (α1-asid glikoprotein), α1-antitripsin, haptoglobin ve fibrinojen düzeyleri 1-4 gün içinde, C3 ve seruloplazmin düzeyleri ise 4-5 gün içinde yükselir (CRP
ilk yükselen, seruloplazmim en son yükselendir). Plazmada yükselen bu proteinler onkotik basıncıda yükseltirler, bu yüzden onkotik basıncı dengeleyebilmek için bazı proteinlerin de sentezi azalmak durumundadır. Akut inflamasyonda miktarı azalan proteinlere de negatif
akut faz reaktanları denir. Negatif akut faz reaktantları olan prealbumin, RBP, albumin ve transferin düzeyleri akut inflamasyonda azalır.
SPE bölgesi
Protein
Fonksiyonu
Prealbumin (-)
Transport proteini
(T3, T4)
Retinol bağlayıcı protein
(RBP) (-)
Transport proteini
(Vitamin A-retinol)
Albumin (-)
Transport proteini, onkotik basıncın
sürdürülmesi, amino asitlerin endojen kaynağı.
Nutrisyonel durumu, karaciğer fonksiyonunu gösterir. Azaldığı
durumlar: Malnutrisyon, nefrotik sendrom, inflamasyon, karaciğer
sirozu ve diğer birçok hastalık.
Antiproteaz.
α1 bantının %90’nını oluşturur. Konjenital eksikliğinde erken
dönemde amfizem ve sirozla sonuçlanan infantil hepatit oluşur.
Akut faz reaktanı.
Enflamasyon, kanser ve ağır travmalarda artar.
Prealbumin
Albumin
α1-antitripsin
(+)
α1
α1-asit glikoprotein (+)
α1-lipoprotein (HDL)
α1-fetoprotein
Haptoglobin
(+)
α2
α2-makroglobulin
Serüloplazmin
(+)
Transferin
(-)
Hemopeksin
Klinik özellikleri
Nutrisyonel durumu ve karaciğer fonksiyonunu gösterir. Azaldığı
durumlar: karaciğer sirozu, inflamasyon, malnutrisyon. Arttığı
durumlar: Kronik renal hastalık ve Hodgkin Hastalığıdır.
Transport proteini.
Temel fetal protein.
Artmış fetal düzeyleri nöral tüp defektini gösterir, yetişkinde
artmış düzeyleri hepatosellüler tümörleri gösterebilir.
Serbest Hb’ni bağlar ve transport
eder.
İV hemolizde azalır, akut inflamasyonda artar.
Antiproteaz.
Nefrotik sendromda dramatik olarak ↑, pankreatit ve prostat Ca’da ↓.
Bakır metabolizmasında rol alır.
Wilson hastalığında azalır, Cu toksisitesinde artar.
Demir transportu.
Demir eksikliğinde ↑, inflamasyonda ↓
Dolşımdaki hem molekülünü bağlar
Hemolitik olaylarda ↓.
β-lipoprotein (apoprotein B) Lipitleri taşır.
β
C3 (+), C4 (+)
İmmün sistem faktörü.
Fibrinojen (+)
Koagülasyon faktörü
β ile γ bölgesi arasında bulunur.
Tüm çekirdekli hücrelerin yüzeyinde
yer alır.
Renal tübüler fonksiyonun göstergesidir. Özellikle renal transplant
rejeksiyonunun ve B hücreli tm’lerin izlenmesinde yararlıdır.
CRP (+)(+)
İmmün fonksiyon.
β-γ bölgesine göç eder. Nonspesifik fakat en hassas akut faz
reaktanıdır.
IgG (+)
İmmün fonksiyon (en yüksek konsantrasyonlu Ig’dir).
Monoklonal artışı myeloma gibi B hücreli tümörlerde görülür.
IgA (+)
İmmün fonksiyon.
Monoklonal artışı karaciğer sirozunda izlenir.
IgM (+)
İmmün fonksiyon, (erken cevap).
Monoklonal artışı Waldenström’s makroglobulinemisinde izlenir.
β2 mikroglobulin (+)
γ
Plazma proteinlerinin elektroforez bantları ve bu bantları oluşturan proteinler aşağıdaki şekildedir. Proteinlerin yanlarında bulunan (-) ve
(+) işaretleri akut faz yanıtına düşme ile mi artma ile mi cevap verdiklerini gösterir.
www.tusem.com.tr
14
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
39.
Plazma protein elektroforezi görüntüsü yukarıdaki gibi olan bir hastanın en olası tanısı aşağıdakilerden hangisidir?
A)
Nefrotik sendrom
B)
Poliklonal gamopati
C)
Monoklonal gamopati
D)
Karaciğer sirozu
E)
Akut enflamatuar yanıt
39 – D
Sirozda karaciğerin sentez fonksiyonu bozulmuştur. İmmunglobulinler dışında tüm plazmaproteinleri karaciğerde sentezlenip salındığı için immunglobulinler dışında tüm plazma proteinlerinin konsantrasyonu, dolayısı ile plazma onkotik basıncı düşer. Organizma plazma onkotik basıncını toparlamak için immunglobulinlerin sentezini arttırır. Elektroforezde tipik görüntü albumin, α1 ve α2
bantlarında düşüş ve γ bandında artış ve bunun sonucu görülen β-γ köprüleşmesidir. İmmunglobulinler β-bandının içine doğru göçer (özellikle IgA) ve bu iki bant arasındaki boşluğu doldururlar. Sonuç olarak; İmmunglobilinlerin artışı sirozun tipik görüntüsü β-γ
köprüleşmesini oluşturur. İmmunglobulinler içinde β ve γ arası boşluğu dolduran ana immunglobulin sınıfı immunglobulin A’dır.
Patolojik elektroforez paternleri
1-NORMAL ELEKTROFOREZ
2- SİROZ
4-MONOKLONAL GAMOPATİ
3- NEFROTİK SENDROM
5-AGAMAGLOBULİNEMİ
Klinik açıdan bazı tipik elektroforezlerin yorumlanması önemlidir. Elektroforezler ve yorumları:
• Normal elektroforez
• Nefrotik sendrom: Nefrotik sendromda (özellikle masif proteinüri varsa) başta albumin olmak üzere bazı proteinlerin renal
kaçağı vardır. Dolayısı ile karaciğer albumin sentezini arttırır fakat kaçağı karşılayamaz ve plazma onkotik basıncı düşme eğilimindedir. Plazma onkotik basıncının düşmesi, starling kuvvetlerini bozar ve hastada ödem kliniği görülür. Organizma onkotik
basıncı yükseltmek için renal kaçağı mümkün olmayan 2 proteinin sentezini arttırır; α2-makroglobulin ve haptoglobulin. Elektroforezde düşük albumin, yükselmiş α2-bandı tipik görüntüdür.
• Monoklonal gamopati: Monoklonal gamopatiler de bir immunglobulin sınıfı veya hafif zincirler sentezlerini arttırılar. Elektroforezde tipik görüntü albumin benzeri sert ve sivri bir pikin γ-bandında görülmesidir.
• Agamaglobulinemi, Hipogamaglobulinemi: Genetik olarak immunglobulinlerin sentez defekti vardır ve γ-bandı cok düşük görülür.
15
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
40. Aşağıdaki moleküllerden hangisi 340 nm dalga boyundaki ışığı absorbe eder?
A) NAD+
B) NADP+
C) NADPH+H+
D) FAD+ E) FMN+
40 – C
NADH ve NADPH 340 nm’deki ışığı absorbe eder. Bu özellik NAD+ ve NADP+’de yer almaz. Bu özellikden dolayı NAD+ ve NADP+’ye
bağımlı herhangi bir dehidrogenazın katalizlediği tepkime sayesinde, NADH veya NADPH’daki artışlar ve azalışlar 340 nm dalga
boyundaki ışıkta (UV ışık) spektrofotometrik olarak ölçülerek, araştırılan bir analitin nicel değeri ölçülebilir. Spektrofotometrik
olarak çalışan bir otoanalizöre adapte edilmiş bir laboratuar testi, çoğu zaman NADH veya NADPH’daki artma veya azalmaları 340
nm’de ölçerek sayısal değerler verir.
41. Aşağıdaki serum enzimlerinden hangisi karaciğer dışındaki dokulardan da salınır?
A) Arjinaz D) Alkol dehidrogenaz B) Alkalen fosfataz
C) Ornitin transkarbamoilaz
E) Argininosüksinat sentaz
41 – B
ALP (alkalen fosfataz) enziminin birçok izoformu vardır. Başlıca çıkışları karaciğer ve kemik olmak üzere, plasenta, barsak ve ektopik
çıkışları da önemlidir.
42. 2,4-dinitrofenilhidrazin kullanılarak oksidasyon-fosforilasyon eşleşmesi tam olarak bozulmuş bir mitokondride aşağıdakilerden hangisi gerçekleşmez?
A) Fosforilasyon ve ATP sentezi durur
B) NADH’ın NAD+’a yükseltgenmesi hızlanır
C) Oksidasyon hızlanır
D) O2’nin H2O’ya indirgenmesi azalır
E) Mitokondri iç zarının iki tarafı arasındaki proton konsantrasyonu eşitlenir
42 – D
2,4-dinitrofenilhidrazin, oksidasyonu fosforilasyondan ayırır. Mitokondri iç zarının iki tarafı arasında proton gradiyenti ortadan
kaldırılır, proton konsantrasyonu eşitlenir. Fosforilasyon ve ATP sentezi dururken, oksidasyon artarak devam eder. Yüksek miktarda
ısı çıkışı olur. Oksidatif fazın artması NADH’ın NAD+’a yükseltgenmesini hızlandırır. Elektronlar kompleks IV üzerinden oksijene daha
fazla aktığı için su oluşumu artar.
ETZ inhibitörleri
Kompleks I inhibitörü
Kompleks II inhibitörü
Kompleks III inhibitörü
Kompleks IV inhibitörü
Kompleks V inhibitörü
Piruvat simport inhibitörü
ADP/ATP translokaz inhibitörü
Fosfat translokaz inhibitörü
Eşleşme ayırıcıları
İyonoforlar
Rotenon, barbituratlar, piericidin A
Malonat (yarışmalı inhibitör), thenaytrifloroaseton, karboksin
BAL (dimerkaprol), antimisin A
Siyanür (CN), karbonmonoksit (CO), hidrojen sülfür (H2S)
Oligomisin
N-ethylmaleimide, hydroxycinnamate
Antraktilozid, bangkroik asid
N-ethylmaleimide
2,4 dinitrofenilhidrazin, termogenin
Valinomisin, nigerisin, gramisidin A
43. Yemek sonrası 2. saatte kan şekerinin normale dönmesinde en etkili glukoz taşıyıcısı aşağıdakilerden hangisidir?
A) GLUT 1 B) GLUT 2
C) GLUT 3
D) GLUT 4
E) GLUT 5
43 – D
GLUT’lar içinde en önemlisi GLUT 4’tür. GLUT 4 kas, kalp kası ve yağ dokusunun glukoz taşıyıcısıdır. Kas ve yağ dokusu kitle olarak
vücudun en büyük hücre grubunu temsil eder. Dolayısı ile yemek sonrası dönemde artan kan şekeri pankreastan insülin salınımına
yol açar, insülin ise kas ve yağ dokusundaki GLUT 4’leri uyararak, kan şekerinin hızla kas ve yağ dokusu tarafından alınmasını sağlar.
Bu sayede yemek sonrası 2. saatte kan şekeri normoglisemik olur. İnsülin kas ve yağ dokusunda GLUT 4’lerin sayısını ve aktivitesini
arttırır. Eğer insülin ile GLUT 4 arasındaki ilişki bozulursa kliniğe Diabetes Mellitus olarak yansır. İnsülin yoksa GLUT 4’ler uyarılamaz, hasta “Tip I diabet” kliniği ile tanımlanır; insülin varsa ve GLUT 4’ler yeteri kadar cevap vermiyorsa (hiperinsülinemi eşlik
eder), hasta “Tip II diabet” kliniği ile tanımlanır.
www.tusem.com.tr
16
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
Majör glukoz taşıyıcıları
Taşıyıcı
GLUT1
GLUT2
GLUT3
GLUT4
GLUT5
SGLT1
Lokalizasyon
Eritrosit, beyin, böbrek, kolon ve plasenta
Karaciğer, pankreas, İnce barsak ve böbrek
proksimal tüp hücreleri
Beyin, böbrek ve plasenta
Yağ, kalp ve kas hücrelerin
İnce barsak
İnce barsak ve böbrek
Fonksiyon
Glukozun bazal yakalanması.
Glukozun hızlı yakalanması ve salınması.
Glukoz yakalanması (Glukoza affinitesi en yüksek).
Glukozun insülinle uyarılan yakalanması.
Glukoz, fruktoz, galaktoz’un lümenden inc enterosite taşınımı.
Glukozun ince barsakta Na+’a bağlı etkin yakalanması, böbrek proksimal tübülünde konsantrasyon gradiyentine karşı emilimi.
44. Yüksek glukagon düzeyleri varlığında aşağıdakilerden hangisi beklenmez?
A) Hücre içinde protein fosfataz aktivitesi artışı
B) Hücre içinde artan cAMP düzeyleri
C) Karaciğerde glukoneogenezin hızlanması
D) Karaciğerde lipogenezin yavaşlaması
E) Karaciğerde pentoz fosfat yolunun yavaşlaması
44 – A
Glukagon, hedef hücrelerinin membranın da adenilat siklazı uyarır ve hücre içinde cAMP miktarını arttırır. Artan cAMP hücre içinde
protein kinaz A aktivasyonu yapar ve hedef allosterik enzimlerinde fosforilasyonlar yapar. Bu sayede glukagon, karaciğerde glukoneogenez ve glukojenolizi, yağ dokusunda ise lipolizi arttırır. Glukagon ayrıca, karaciğerde glikoliz, glukojenez, lipogenez, HMY ve
kolesterol sentezini de yavaşlatır.
45. Bir molekül asetil-KoA’nın beyin hücrelerinde tamamen CO2 ve H2O’ya parçalanmasına kadar net kazanılan ATP miktarı nedir?
A) 5
B) 7
C) 8
D) 10
E) 12
45 – D
1 mol Asetil KoA’nın TCA siklüsünde katabolize edilmesi sonucu; 3 mol NADH+H+ (2,5 X 3 mol ATP), 1mol FADH2 (1 X 1,5 mol ATP)
ve 1 mol GTP (1 mol GTP = 1 mol ATP) kazanılmaktadır. Bunların hesabı yapıldığında toplamda 10 mol ATP etmektedir.
46. Eritrosit memebranının oksidan streslere karşı korunmasında aşağıdakilerden hangisinin etkisi yoktur?
B) Glutatyon redüktaz
C) Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz
A) Glutatyon peroksidaz
D) NADPH+H+
E) Gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaz
46 – E
47. Aşağıdaki moleküllerden hangisinin sentezi için asetil-KoA kullanılmaz?
A) Sitrat B) Kolesterol C) Aseton
D) Palmitik asit E) Gliserol
47 – E
Asetil-KoA’yı karbon kaynağı olarak kullanan moleküller önemlidir. Yağ asitlerinin, kolesterolün ve ketonların (asetoasetat, beta-hidroksi
bütirat ve aseton) tüm karbonları asetil-KoA’dan gelir. Krebs döngüsünün girişinde asetil-KoA ile oksaloasetat birleşerek sitrat oluşturur.
17
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
48. Çok uzun zincirli yağ asitlerinin değişik bir β-oksidasyonu ile asetil-KoA ve H2O2 oluşur. Dehidrogenasyon ile indirgenen koenzimler fosforilasyon ve ATP sentezi ile ilişkili değildir. Yukarıdaki bilgilere göre, bu metabolik yol hücrenin hangi organeline özgüldür?
A) Mitokondri B) Lizozom C) Peroksizom
D) Sitoplazma E) Çekirdek
48 – C
Yağ asidi oksidasyonu büyük ölçüde mitokondride olmasına rağmen, bazı hücrelerde peroksizomal oksidasyon da görülür. Peroksizomlarda da reaksiyon zinciri mitokondri ile benzerdir, oluşan ara bileşikler KoA türevleridir ve oksidasyon işlemi dört basamakta
gerçekleşir. Peroksizomlara yağ asidi girişi karnitine gereksinim göstermez ve genelde çok uzun zincirli yağ asitlerinin ön yıkılımları
burada gerçekleşir. Peroksizom ve mitokondri döngüleri arasındaki tek fark birinci basamaktır. Mitokondride, çift bağ oluşumuna
yol açan ilk reaksiyonda elektronlar açil-KoA dehidrojenaz enziminin prostetik grubu FAD üzerinden koenzim Q’ya taşınırken peroksizomlarda direk olarak O2’ye taşınır ve H2O2 üretilir.
49. Aşağıdaki hiperlipoproteinemilerden hangisinde şilomikron artıkları ve IDL’ler kanda artar ve lipoprotein elektroforezinde
geniş beta bandı görülür?
A) Tip I hiperlipoproteinemi
B) Tip IIa ailesel hiperkolesterolemi
D) Tip III hiperlipoproteinemi
E) Tip IV ailesel hipertriaçilgliserolemi
C) Tip IIb ailesel hiperkolesterolemi
49 – D
Tip III hiperlipoproteinemide, şilomikronlarda ve dansitesi<1.019 olan VLDL artıklarında artış, elekroforezde geniş bir Beta-bantı
olarak görülür (β-VLDL). Hiperkolesterolemi, ksantoma ve periferik ve koroner arterlerde ateroskleroza neden olur.
ADI
Hipolipoproteinemiler
Abetalipoproteinemiler
KUSUR
Apo B’nin lipitle yüklenmesini önleyen
triaçilgliserol aktarma proteindeki (MTP)
eksiklik nedeni ile hiç şilomikron, VLDL veya
LDL oluşmaz.
Tümünde HDL düşük veya
hemen hemen yoktur.
Ailesel alfa-lipoprotein eksikliği
Tangier hastalığı
Balık gözü hastalığı
Apo-A-1 eksikliği
Hiperlipoproteinemiler
(a) LPL eksikliği veya
Ailesel lipoprotein lipaz eksikliği (b) Anormal LPL üretimi veya
(tip-1)
(c) LPL’nin inaktif olmasına neden olan apo-CII eksikliğine bağlı hipertriaçilgliserolemi.
Ailesel hiperkolesterolemi
Tip-IIa: Kusurlu LDL reseptörleri veya apo
(tip-II)
B-100 ligand
bölgesinde mutasyon.
Tip-IIb: Ek olarak VLDL’de
artmaya eğilim.
Ailesel tip III hiperlipoproteinNormalde E2, E3 ve E4 gibi 3 izoformundan
emi (geniş beta hastalığı, artık sedece apo E2 bulunur. Karaciğerin artık
uzaklaştırma hastalığı, ailesel
(remnant) uzaklaştırma yeteneğinde eksiklik
vardır.
disbetalipoproteinemi)
Ailesel
VLDL’ni aşırı üretilmesi görülür. Sıklıkla glukoz
hipertriaçilgliserolemi
intoleransı ve hiperinsülinemiye eşlik eder.
(tip IV)
Ailesel tip V
hiperlipoproteinemi
Ailesel hiperalfalipoproteinemi
Hepatik lipaz eksikliği
Ailesel lesitin;
kolesterol açiltransferaz (LCAT)
eksikliği
Ailesel lipoprotein (a) fazlalığı
www.tusem.com.tr
Şilomikronlar ve VLDL artmıştır. Nedeni bilinmemekte, ancak LPL veya apo C-II’nin kusuru
olması olasıdır.
HDL derişiminde artış.
Enzimdeki eksiklik
triaçilgliserolden zengin büyük HDL ve VLDL
artıklarının birikmesine yol açar.
LCAT eksikliği, ters kolesterol taşınmasının
engellenmesine yol açar. HDL, olgunlaşmamış
disk yığınları halinde veya
kolesterol tutamayan ve
esterleyemeyen rulolar halinde bulunur.
Lp (a), 1 mol apo (a)’ya bağlı 1 mol LDL’den
oluşur. Apo (a) plazminojene yapısal benzerlik
gösterir.
18
BİLGİLER
Enderdir; kan açilgliserolü düşüktür; barsaklar ve karaciğerde açilgliseroller birikir. Barsaklarda
malabsorbsiyon vardır. Yüksek dozda yağda çözünen vitaminler, özellikle E vitamini verilerek geciktirilebilen erken ölüm görülür.
Şilomikron veya VLDL oluşumunda azalma yoktur. Lipoprotein lipazı
etkinleştiren apo C-II yokluğuna bağlı hipertriaçilgliserolemiye eğilim
vardır. LDL düzeyleri düşüktür.
Şilomikronlar ve VLDL’nin klirensi yavaşlamıştır. LDL ve HDL düzeyleri
düşüktür. Koroner hastalık riskinde artış yoktur.
LDL klirens hızında azalma, LDL düzeylerinde artışa ve hiperkolesterolemiye yol açar. Ateroskleroz ve koroner hastalığı açısından artmış risk
mevcut.
Şilomikronlarda ve dansitesi<1.019 olan VLDL artıklarında artış, elekroforezde geniş bir B-bantı olarak görülür (β-VLDL). Hiperkolesterolemi,
ksantoma ve
periferik ve koroner arterlerde ateroskleroza neden olur.
Kolesterol düzeyi, VLDL derişimine paralel olarak artar. LDL ve HDL
normalden az olma eğilimindedir. Bu tipe sıklıkla, koroner kalp
hastalığı, tip II insüline bağımlı diabetes mellitus, şişmanlık, alkolizm
eşlik eder.
HDL düşük ancak hipertriaçilgliserolemi ve
hiperkolesterolemi bulunur. Bazı olgularda koroner kalp hastalığı riski
artmıştır.
Uzun ve sağlıklı yaşam için yararlı olan ender görülen bir durumdur.
Hastalarda ksantoma ve koroner kalp hastalığı bulunur.
Plazma kolesteril esterleri ve lizolesitin derişimleri düşüktür. Kolestazlı
olgularda da bulunan anormal bir LDL (lipoprotein X) vardır. VLDL
anormaldir (β-VLDL)
Ateroskleroza bağlı prematür koroner kalp hastalığı ve fibrinoliz inhibisyonuna bağlı tromboz görülür.
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
50. Aşağıdakilerden hangisi glisin amino asitinden oluşmaz?
A) Glutatyon
D) Protoporfirin IX halkası
B) Histamin
E) Adenin
C) Kreatin
50 – B
Glisin, pürinlerin, hem halkasının, glutatyonun, kreatinin, safra tuzlarının yapısına katılır.
Glisin: Birçok metabolit ve farmasötik madde suda çözünen glisin konjugatları halinde atılır (konjuge safra asidi olan glikolik asit,
benzoattan türeyen hippürik asit gibi). Kreatin, glisin, arjinin ve S-adenozilmetiyoninden türetilir. Daha sonra buna ATP’den aktarılan fosfat ile kreatin-fosfat (veya fosfokreatin) oluşur. Fosfokreatin kasda enerjinin depo şeklidir.
Kreatinin ise kreatin molekülünden fosfatın kopması ve bir enzimatik olmayan bir dehidrasyon işlemiyle 1 molekül su çıkmasıyla
(kreatin anhidri) oluşur. Kreatinin, kreatin molekülünün atılım şeklidir. 24 saatlik idrarda kreatinin atılımı kas kitlesi ile ilişkilidir;
yaşa ve cinsiyete göre bu atılım değişkenlik gösterir. Bir insanda 24 saatte idrarla atılan kreatinin miktarı günler arasında oldukça
sabittir ve glomerüler filtrasyon hızının bir göstergesidir (üre ile birlikte). Hem, Glisin ve süksinil-KoA’dan türer. Pürinler, glisin molekülünün tamamı pürinlerin 4,5 ve 7. nolu atomlarını yapar. Glutatyon, Glisin, glutamat ve sisteinden oluşur.
51. Amino asitlerin hem kantitatif tayininde hem de polipeptit dizisindeki amino asit sekansının belirlenmesinde kullanılan
biyokimyasal yöntem hangisidir?
A) Edman yöntemi
B) Sanger yöntemi
D) Ninhidrin yöntemi E) Lowry yöntemi
C) Biüret yöntemi
51 – A
Edman reaksiyonu:
Aminoasitlerin Renk Reaksiyonları: Bu reaksiyonlar amino asitlerin içerdikleri
amino ve karboksil gruplarından kaynaklanmaktadır.
Ninhidrin reaksiyonu: Kantitatif bir testtir.alfa-amino asitlerin ninhidrin ile muamelesi so-nucu, oksidatif dekarboksilasyon ile karbondioksit, amonyak ve amino
asitin bir karbon eksik aldehiti meydana gelir. Ortamdaki redükte ninhidrin amonyak ile reaksiyona girerek mavi-mor renkli bir kompleks oluşur. Prolin ve hidroksi
prolin ise bu testte sarı renk verir.
Sanger reaksiyonu: Florodinitrobenzen, amino asit bulunan ortama ilave edildiğinde sarı renk vermektedir. Bu test de amino asitlerin kalitatif tayininde önemlidir.
Edman reaksiyonu: Fenilizotiyosiyanat, amino asit bulunan solüsyonlarda, feniltiyohidantoin oluşturur ve bu da kromotografik yöntemlerle kantitatif olarak belirlenebilir. Bu nedenle Edman reaktifi hem kantitatif analizde hem de polipeptid
dizisinde bulunan amino asitlerin sekansının (sırasının) çıkarılmasında kullanılır.
19
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
52. Pürin nükleotidlerinin yıkımında rol alan aşağıdaki enzimlerden hangisi hücrelerde toksik etkilere sahip olabilen H2O2
yapımına neden olur?
A) Nükleosidaz D) Pürin nükleosid fosforilaz
B) 5′-nükleotidaz E) Amino hidrolaz
C) Ksantin oksidaz
52 – C
Ksantin oksidaz, hipoksantin ksantin ve ksantin ürik asit dönüşümlerini yapan pürin yıkım enzimidir ve H2O2 üretir.
53. Aşağıdakilerden hangisi peptidil transferaz aktivitesine sahiptir?
A) 23S rRNA D) Elongasyon faktörleri
B) tRNA E) Başlama faktörleri
C) mRNA
53 – A
Ribozim, RNA’nın katalitik aktivitesine verilen addır. Ribozimler, protein dışı katalitik aktiviteye bulunmuş tek örnektir. Peptidil
transferaz rRNA’nın katalitik aktivitesidir; prokaryotlarda 23S, ökaryotlarda 28S’lik rRNA alt biriminin enzimatik aktivitesidir.
54. Vitamin B12’nin koenzim formlarının öncülü olan formu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aquakobalamin
D) Deoksiadenozilkobalamin
B) Siyanokobalamin
E) Metilkobalamin
C) Hidroksikobalamin
54 – C
B12 formlarından, Metilkobalamin, metiyonin sentaz enziminin; Deoksiadenozilkobalamin ise metilmalonil-KoA mutaz enziminin koenzimleridir. Hidroksikobalamin ise her ikisininde sitozolik öncülüdür. Aquakobalamin, B12’nin depo şekli,
siyanokobalamin ise ticari olarak dışardan alınan formudur.
Vitamin B12’nin önemli olduğu iki reaksiyon
Homosistein
Metiyonin
Metiyonin
sentaz
Metikobalamin
B12
Metiltetrahidrofolat
Tetrahidrofolat
Hidroksikobalamin B12
Deoksiadenozilkobalamin
B12
Metilmalonil-KoA
Süksinil-KoA
Metilmalonil-KoA
murtaz
55. Hem inaktive bakteri aşısı hem de kapsüler polisakkarit aşısı bulunan bakteri aşağıdakilerden hangisidir?
A) Borrelia burgdorferi
B) Clostridium tetani
D) Vibrio cholerae
E) Salmonella Typhi
www.tusem.com.tr
20
C) Corynebacterium diphteriae
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
55 - E
Salmonella Typhi’nin hem ölü bakteri aşısı hem de Vi antijenini içeren kapsüler polisakakrit aşısı mevcuttur. Aşılar ve özellikleri
Tablo’da gösterilmiştir.
AŞILAR
Virüs
Bakteri
Canlı
(AttenüE) Aşıları
Kızamık (Measles)
Kızamıkçık (Rubella)
Kabakulak (Mumps)
Çiçek (Vaksinia)
Suçiçeği (Varisella)
Polio (Oral polio aşısı-Sabin)
Rotavirüs (oral)
Adenovirüs (oral)
Sarıhumma
Canlı
(AttenüE) Aşıları
Mycobacterium bovis (BCG)
Tularemi aşısı
İnaktif
(ölü) Aşılar
Rekombinan
(Subünit içeren) Aşılar
Hepatit A
İnfluenza
Kuduz
Polio (Salk- IM)
- Hepatit B (Sadece
HBsAg içerir)
- HPV
(6, 11, 16, 18 serotiplerinin L1 ve L2 proteini)
İnaktif
(ölü) Aşılar
Rekombinan
(Subünit içeren) Aşılar
Kapsüler polisakkarit aşılar Toksoid aşılar
Şarbon
Kolera
Salmonella typhi*
Tifüs aşısı
Borrellia burgdorferiLyme hastalığı (OspA
proteini)
Streptococcus pneumoniae
Haemophilus influenzae
tip b
Neisseria meningitidis
Salmonella typhi*
Difteri
Tetanoz
Boğmaca**
* Salmonella typhi’nin hem ölü bakteri aşısı hem de Vi antijenini içeren kapsüler polisakkaritaşısı mevcuttur.
** Boğmacanın (Etkeni : B. Pertusis)ölü ve hücresiz toksoid aşısı var
56. Bruselloz tedavisinde aşağıdaki antibiyotiklerden hangisi kullanılmaz?
A) Seftriakson
B) Doksisiklin
C) Gentamisin
D) Klaritromisin
E) Rifampisin
56 - D
Bruselloz tedavisinde makrolidler kullanılmaz.
Tetrasiklin (doksisiklin) + aminoglikozit (streptomisin) kombinasyonu veya doksisiklin+rifampisin kombinasyonu sıklıkla kullanılır.
Tedavi süresi 6 haftadır. Hamilelere ve 8 yaşından küçük çocuklarda tetrasiklin kullanılmaz bu durumda trimethoprim-sulfametoksazol ve rifampisin veya gentamisin kombinasyonu kullanılabilir.
Brusellozda santral sinir sistemi tutulumu varsa tedavide seftriakson verilebilir.
57. Aşağıdaki ekzotoksinlerden hangisi A-B yapısında ekzotoksin değildir?
A) Botilismus nörotoksini
B) Tetanospozmin nörotoksini
D) Kolera enterotoksini
E) Bacillus cereus’un ısıya dirençli enterotoksini
C) Difteri toksini
57 - E
Bacillus cereus’un ısıya dirençli enterotoksini A-B toksin yapısında değildir. Diğer seçeneklerde yer alan ekzotoksinler ise A-B toksin
yapısı (A kısmı aktif kısım, B kısmı bağlanmadan sorumlu kısım) gösterir.
Süperantijen özellikteki ekzotoksinler; Staphylococcus aureus’un ekzotoksinleri (TSST-1, enterotoksinleri (A’dan G’ye kadar), eksfoliatif toksin), Spreptococcus pyogenes’in eritrojenik (pirojenik) toksini
Clostridium perfringens enterotoksini
Bacillus cereus’un ısıya dirençli toksini
58. Aşağıdaki bakteriyel enfeksiyonlardan hangisi pireler vasıtasıyla insanlara bulaşabilir?
A) Yersinia enterocolitica
B) Brucella abortus
D) Ricketsia typhi
E) Campylobacter jejuni
21
C) Borrelia burgdorferi
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
58 - D
Ricketsia typhi fare pireleri aracılığıyla insanlara bulaşarak endemik tifüse neden olur.
Borrelia burgdorferi kenelerden bulaşan bir spiroket enfeksiyonudur. Brucella abortus sığırlardan (sıklıkla hastalıklı hayvanın kaynatılmamış sütü ve peyniri ile ), Yersinia enterocolitica daha çok evcil havanlardan (sığır, domuz vb.) veya kümes hayvanlarının et,
süt vb. ürünlerinden, Campylobacter jejuni kanatlı hayvanların (tavuk vb.) etleri ve yumurtasından bulaşır.
Riketsia türleri, bulaş şekilleri ve belirğin özellikleri Tablo’da gösterilmiştir.
Etken
Hastalık
Bulaş
Tifus grubu (Sitoplazmada çoğalır). Döküntü sentrifugal (gövdeden ekstremiteye yayılır)
R. prowazekii
Epidemik tifüs
Bit
Endemik tifüs
Fare Piresi
R. typhi
Benekli ateş grubu (Çekirdekte çoğalır). Döküntü sentripedal (ekstremiteden gövdeye)
R. ricketsii (ABD’de en sık)
Kayalık dağlar benekli ateşi
Kene
Riketsiya çiçeği
Ev akarı
R. akari
Diğer
Coxiella burnetti (stoplazmik vakuolde) Q ateşi
Süt ve solunum yolu
Ehrlichia
Ehrlichiosis
Kene
Orientia tsutsugamushi
Çalılık ateşi
Kene
Döküntü Eskar
Maküler
Makülopapüler
Yok
Yok
Maküler
Yaygın papüloveziküler
Yok
Var*
-
-
Makulopapüler
-
*Rikettsia akari’de döküntü ülsere olabilir ve eskar geliştiğinden şarbondan ayırt edilmesi gerekir.
59. Isıya dayanıklı ve ısıya duyarlı A-B toksin yapısındaki ekzotoksinleri (enterotoksin) ile c-GMP hem de c- AMP aracılığı ile
ile etkisini gösteren, hücre duvarı yapısı periplazmik aralık, dış membran ve lipopolisakkarit (lipid A) içeren bakteri aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bacillus cereus
B) ETEC D) EHEC
E) Shigella dysantheriae
C) Vibrio cholerae
59 - B
ETEC (Enterotoksijenik E.coli) en sık turist isali etkeni olan E.coli biyotipi olup, Isıya dayanıklı (ST: stabil toksin) ve ısıya duyarlı (LT: labil
toksin) olmak üzere iki ekzotoksini (enterotoksini) mevcuttur. LT etkisini c-AMP üzerinden, ST ise c-GMP üzerinden gösterir. E.coli,
Enterobactericea ailesinde yer alan Gram negatif bir basil olup, hücre duvarı yapısı periplazmik aralık, dış membran ve lipopolisakkarit
içerir. Vibrio cholera’nın enterotoksini A-B toksin yapısında olup, adenilat siklaz enzimi aktivasyonu yaparak c AMP’yi arttırıp ishale
neden olur. Shigella dysantheriae tip 1’in Shiga toksini (verotoksin) hemolitik üremik sendroma neden olur, EHEC (Enterohemorajik
E.coli, verotoksijenik E.coli ) Shiga benzeri toksini (enterotoksin) hemorajik kolit ve hemolitik üremik sendroma neden olabilir. Bacillus
cereus Gram pozitif, aerob, sporlu bir basil olup, ısıya dirençli enterotoksini (pirinç pilavı ile ilişkilidir) ve ısıya duyarlı enterotoksini (et
ve sebze yemekleriyle ilişkilidir) sırasıyla; emetik tip ve diyareik tipte olmak üzere besin zehirlenmesine neden olabilir.
60. Yoğun bakım ünitesinde yatan ve ventilatöre bağlı olan Akut miyelositer lösemi tanısıyla immunsupresif tedavi alan hastada
yatışının 5. gününde 39°C’ye yükselen ateşinin olması üzerine alınan bronkoalveoler lavaj sıvısının Gram boyamasında Gram
negatif kokobasil saptanıyor. Kültürde oksidaz negatif , hareketli, nonfermentatif basil ürüyor. Antibiyogram sonucunda etkenin karbapenem, kinolon ve aminoglikozitlere dirençli, trimetoprim-sulfametoksazole ise duyarlı olduğu saptanıyor.
Bu hastada en olası etken aşağıdakilerden hangisidir?
A) Pseudomonas aeruginosa B) Stenotrophomonas maltophilia D) Acinetobacter baumanii
E) Burkholderia cepacea
C) Klebsiella pneumoniae
60 - B
Soruda tanımlanan özellikler Stenotrophomonas maltophilia ile uyumludur. Bu bakteri yoğun bakım ünitesinde yatan immunsupresif hastalarda pnömoni ve üriner sistem enfeksiyonuna neden olur. Tedavisinde ilk tercih antibiyotik trimetoprim-sulfametoksazol (TMP-SMZ)’dür (Nocardia türleri ve Pneumocytis jirovecii’ye bağlı gelişen enfeksiyonlarında da ilk tercih antibiyotiktir) .
Nonfermentatif basiller ve önemli özellikleri Tablo’da gösterilmiştir.
www.tusem.com.tr
22
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
Tablo: Nonfermenter gram negatif basillerde ayırıcı tanı
Nonfermenter gram negatif basil Oksidaz Hareket
Not
Pseudomonas aeruginosa
+
+
Mavi-yeşil cerahat, nötropeni, kistik fibrozis, ektima gangrenosum ve yanık yarası enfeksiyonu.
Acinetobacter baumannii
–
–
(Akinetos) Asakkarolitiktir. Fırsatçı patojen. Yoğun bakım hastalarında pnömoni (ventilatörle ilişkili pnömoni). Post operatif menenjitlerde en sık etken. Panrezistan diyebilmek için kolistine dirençli olmalı.
Sulbaktam antibakteriyel etkiye sahiptir.
Stenotrophomonas maltophilia
–
+
Antibiyotik tedavisi alan immünyetmezliklilerde pulmoner ve üriner enf. Karbapenem ve aminoglikozitlere doğal dirençli, TMP/SMT’e duyarlı.
+
Kistik fibrozis ve KGH’ı olanlarda bronkopnömoni
Kateterize hastalarda üriner enf
Kontamine intravasküler kateteri olanlarda septisemi
Antibiyotik duyarlılığı Stenotrophomonas gibi
B. pseudomallei, malleidoz (kutanöz ve pulmoner hast.)
B. mallei ruam etkenidir (biyolojik silah). Laboratuar enfeksiyonu için risktir (şarbon, brusella, tularemi vb).
Burkholderia cepacia
+(Zayıf)
61. Aşağıdaki bakterilerden hangisi serum ilave edilmiş besiyerinde (Korthoff veya Fletcher) 30°C’de üretilebilir?
A) Leptospira interrogans
B) Mycoplasma pneumoniae
D) Spirilum minus
E) Legionella pneumophila
C) Treponema pallidum
61 - A
Leptospira interrogans, serum ilave edilmiş besiyerinde (Korthoff veya Fletcher) 30°C’de üretilebilir.
Leptospira interrogans (L. icterohaemorrhagiae) Weil hastalığının etkenidir. Fare idrarıyla kirlenmiş olan sulardan cilt ve mukoza
temasıyla veya kontamine su ve besinler aracılığıyla bulaşır. Hastalık genellikle anikterik (%80) seyreder, nadiren ikterik (%20) olabilir ve ikterik formuna Weil hastalığı denir. Weil hastalığında (ikterik hastalık) karaciğer hasarına bağlı olarak sarılık, karaciğer ve
böbrek fonksiyonlarında bozulma (üremi) görülür.
Leptospiroz Tanısı: Öncelikle idrar alkali hale getirilmelidir. Kan ve idrar numunesinde etken karanlık saha mikroskobuyla görülebilir.
Serum ilave edilmiş besiyerinde (Korthoff, Fletcher, tween 80- albümin) 30 oC’de 2 hafta içinde üretilebilir. En sık kulanılan tanı yöntemi Mikroskobik aglütinasyon (MAT) testidir. Karaciğer tutulumu ve aseptik menenjit yapması nedeniyle viral enfeksiyonlarla karışabilir
fakat nötrofil ağırlıklı lökositozun (15-20 bin) olmasıyla viral enfeksiyonlardan ayırt edilir. Weil hastalığında CPK düzeyi aşırı artar. 62. Aşağıdakilerden hangisi Staphylococcus aureus’un toksinlerinden biri değildir?
A) Alfa toksin
B) Beta toksin
C) Lökosidin
D) Ekzotoksin A E) Enterotoksin
62 - D
Ekzotoksin A, Pseudomonas aeruginosa’nın ekzotoksini olup, tıpkı Corynebacterium diphteriae (difteri hastalığı etkeni) ekzotoksini gibi Elongasyon faktör (uzama faktörü)-2’yi inhibe ederek protein sentezini inhibe eder. Diğer seçenekelrde yer alan toksinler
Staphylococcus aureus’un toksinleri ve ekzotoksinleri (enterotoksin, süperantijen özellikte ekzotoksindir) dir.
63. Aşağıdaki bakterilerden hangisinin patogenezinde vakuolasyon yapıcı sitotoksin (vac A), sitotoksinle ilişkili gen (Cag A),
üreaz enzimi ve ısı şık proteinleri (Hsp A ve B) rol alır?
A) Clostridium difficile
B) Proteus vulgaris
D) Campylobacter jejuni
E) Yersinia enterocolitica
C) Helicobacter pylori
63 - C
Sitotoksin (vac A), sitotoksinle ilişkili gen (Cag A), üreaz enzimi ve ısı şık proteinleri (Hsp A ve B ) Helicobacter pylori’de bulunur .Isı
şok proteinleri (Hsp A ve B) otoimmünitede rol alır. Vac A, epitelyum hücresi hasarlanması, Cag A sitokin oluşumu ve peptik ülserle
ilişkili olduğu düşünülmektedir.Helicobacter pylori, hareketli, oksidaz ve üreaz enzimi pozitif, mide asiditesinde yaşayabilen katalaz
pozitif, mikroaerofilik bir bakteridir. Etiyolojisinde rol aldığı hastalıklar şunlardır;
Nonülser dispepsi
Gastrit (tip B kronik atrofik gastrit).
Peptik ülser (%90 duedonal ülser, %80 gastrik ülser).
4.Gastrik kanser
İntestinal metaplazi
Gastrik adenokarsinom
MALToma (MALT lenfoma): Gastrik mukoza ile ilgili B hücre lenfoması. Midede en sık görülen malign lenfoma türüdür.
23
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
64. Subkutanöz doku ve lenfatik sistemde tutulum yapan mantarlardan hangisi termal dimorfizm gösterir?
A) Pseudallescheria boydii
B) Madurella türü dematisiyöz toprak mantarı
C) Blastomyces dermatidis
D) Sporotrix schenckii
E) Fonsecaea türü dematisiyöz toprak mantarı
64 - D
Seçeneklerde yer alan subkutanöz mikoz etkenlerinden termal dimorfizim gösteren Sporotrix schenckii’dir. Oda ısısında (25°C) küf,
insan vücudunda (37°C) maya formunda bulunan mantarlara termal dimorfik (difazik) mantarlar adı verilir. Küf saprofit formdur,
insan vücudunda patojen olan maya forma dönüşür. Dimorfik mantarlar, yaptıkları hastalıklar ve özellikleri Tablo’da gösterilmiştir
Dimorfik Mantarlar
Histoplasma capsulatum
Blastomyces dermatidis
Paracoccoides brasiliensis
Coccidiodes immitis
Sporothrix schenckii
Grup
Sistemik mikozlar
Penicillium marneffei
Fırsatçı mikoz
Deri altı mikozu
Özellik
Tamamen sağlıklı erişkinde hastalık oluşturabilir.
İnsandan insana bulaşmaz.
Deri altı mikozu olmasına rağmen tek dimorfik
mantar S. schenckii
İmmün yetmezliklilerde
hastalık oluşturur
SPOROTRİKOZ: Etken Sporotrix schenckii’dir. Deri altı mikozu olmasına rağmen dimorfik olan tek mantardır. Gül işiyle uğraşan
bahçıvanlarda daha sık görülür. En sık görülen klinik formu lenfokutanöz form’dur. Yaralanma bölgesinde bulunan lenf damarları
kalınlaşır ve ağrısız granülomatöz subkutan nodüller görülür.
65. Eşeysiz spor formu olan sporangiosporların inhalasyonu ile bulaşan ve en fazla damar invazyonuna neden olan mantar
aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aspergillus fumigatus
B) Rhizopus türleri
D) Coccidioides immitis
E) Blastomyces dermatitidis
C) Histoplasma capsulatum
65 - B
Soruda MUKORMİKOZİS ETKENİ OLAN Zygomycetes türü (Mukor, Absidia ve Rhizopus) türü küf mantarlarının özellikleri tanımlanmaktadır.
MUKORMİKOZİS (ZYGOMYCOZİS, FİKOMİKOZİS)
Mukormikozis etkenleri saprofit bir küf mantarı olan zygomycetes grubunda yer alan Mukor, Rizopus, Absidia ve Cunninghamella’dır.
Hastada en önemli risk faktörü asidoz bulunmasıdır (diyabetik ketoasidoz vb). Bu durumda nötrofil fonksiyonlarında meydana
gelen yetersizliğe bağlı enfeksiyonların sıklığında artış olur.
KLİNİK: Mukormikozis etkenleri sporangiosporun inhalasyonuyla bulaşarak aşırı damar invazyonuna neden olurlar.
Rinoserebellar mukormikozis: Özellikle ketoasidoza girmiş diyabetiklerde ortaya çıkar. En sık etken rizopus’tur. Paranazal sinüslerden başlayan invazyon brun ve ağızda siyah renkte nekrotik bir lezyon ve orbital sellülit oluşturarak beyne kadar ilerler. 66. Melanin pigmenti oluşturan, üreyi hidrolize eden, fenol oksidaz enzimi pozitif olan ve Staib agar besiyerinde tür tanımlanması yapılan mantar aşağıdakilerden hangisidir?
A) Candida albicans
B) Cryptococcus neoformans
D) Mucor türleri
E) Fusarium türleri
C) Aspergillus fumigatus
66 - B
Soruda Crytococcus neoformans’ın özellikleri tanımlanmaktadır. Cryptococcus neoformans melanin pigmenti oluşturur, fenol
oksidaz enzimi pozitif olup, üreyi hidrolize eder. Crytoccoccus neoformans ve diğer Crytococcus türlerinin tanımlanmasında Staib
agar besiyeri kullanılır.
Aspergillus türlerinin tanımlanmasında Czapek Dox agar, Candida türlerinin ayrımında kromojenik agar besiyeri ve APİ Candida
sitemi kullanılabilir. www.tusem.com.tr
24
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
CRYPTOCOCCUS NEOFORMANS
Kuş gübresiyle kirlenmiş olan topraktan mikrokonidilerin solunmasıyla bulaşır. Monomorfiktir yani sadece maya formda bulunur.
- Akciğerde soliter pulmoner nodül: Bu lezyon akciğer karsinomuyla karıştırılır.
- Menenjit: Merkezi sinir sistemine tropizim gösterdiği için en
sık görülen klinik formu menenjittir. Özellikle immünyetmezliklilerde (AIDS, hodgkin lenfoma vb.) kan yoluyla yayılarak granülomatöz menenjite neden olur. Beyinde apse ya da tümörle karışabilen kitle oluşumuna neden olur (kriptokokkoma).
Virülans Faktörleri
- Polisakkarit kapsül en önemli virülans faktörüdür. Tüm suşlar kapsüllü değildir. Kapsülsüz kökenler granülomatöz reaksiyona neden olur.
- Melanin pigment üretimi: Mantarı oksidatif hasara karşı korur. Staib besiyerinde (tür tanımlanmasında kullanılır) kafeik asiti melanine dönüştürerek koyu kahverengi koloniler oluştururlar.
- Proteinaz üretimi (mannoprotein): İnvasyon ve hücre hasarından sorumludur.
TANI: Çini mürekkebiyle boyalı preparatta kapsül gösterilebilir fakat duyarlılığı düşüktür. Özellikle BOS örneklerinin incelenmesinde en
duyarlı ve en sık kullanılan yöntem kriptokokal antijenin tespitidir. Çok kısa sürede sonuç veren lateks aglutinasyon testi kullanılabilir.
BOS’ta lenfosit hakimiyeti vardır, protein artmış ve glikoz seviyesi düşmüştür. Fenol oksidaz ve üreaz testi tanı amacıyla kullanılabilir. 67. Kronik enfeksiyonunda Auerbach pleksusunun tutulmasına bağlı olarak megaösefagus, megakolonun ve miyokarditin görüldüğü, tanısının periferik yaymada tripamastigot formların görülmesi veya ksenodiagnozla konulduğu protozoon aşağıdakilerden hangisidir?
A) Entamoeba histolytica minuta formu
B) Cryptosporidium parvum D) Isospora belli
E) Trypanosoma cruzii
C) Giardia intestinalis
67 - E
Soruda Trypanosoma cruzii tanımlanmaktadır.
Trypanosoma cruzii
Cagas hastalığının etkenidir. Kan emici Raduvid böceklerinin (öpen böcek) insanı sokması sonucu bulaşır.
KLİNİK: Etkenin giriş yerinde şagom denen eritematöz bir lezyonla başlar. Enfeksiyon genellikle yüz veya göz bölgesinde görülür.
Göz enfeksiyonu geliştiğinde Romana belirtisi (gözde şişlik, konjuktivit ve lokal LAP) pozitiftir. - Akut enfeksiyon: Ateş, miyalji, hepatosplenomegali ve LAP görülür.
- Kronik enfeksiyon: Myenterik Auerbach pleksusunun tutulmasına bağlı olarak megaösefagus ve megakolon görülür. Miyokardit
gelişebilir. En sık ölüm nedeni miyokardın tutulması sonucu gelişen aritmi ve kalp yetmezliğidir.
TANI: Kanda görülen ekstrasellüler form flagellalı tripomastigot’tur. İntrasellüler ve dokularda oluşan flagellasız from ise
amastigot’tur. Kalın ve ince yayma preparatta tripomastigotlar gösterilebilir. Tanıda ksenodiagnoz kullanılabilir (infekte olmamış
böceğe hastanın kanı emdirilir ve böceğin barsaklarında tripanosoma aranır).
Entamoeba histolytica’nın kolon lümeninde bulunan, mukozaya girmeyen nadiren patojen forma dönüşen apatojen kökenlerine
minuta adı verilir. Trofozoid formunda eritrositlerin fagositozu görülmez.
68. Ara konağı bulunmayan, otoinfeksiyon, retroinfeksiyon, inhalasyon yoluyla bulaşabilen ve tedavisinde tüm aile bireylerinin tedavi edilmesini gerektiren nematod infeksiyonu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Echinococcus granulosus
B) Fasciola hepatica
D) Taenia saginata
E) Taenia solium
C) Enterobius vermicularis
68 - C
Soruda Enterobius vermicularis’in özellikleri tanımlanmıştır. Nematodların (yuvarlak solucanlar) hepsinin son kopnağı insandır, ara
konakları yoktur.
25
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
ENTEROBİUS VERMİCULARİS (OKSİYUR, KIL KURDU)
Tüm dünyada en sık rastlanan helminit enfeksiyonlarından biridir. Yumurtanın oral yolla alınmasıyla bulaşır. Yumurtalar GIS’de
larvaya dönüşür ve gece sabaha karşı dişi larvalar anal bölgeye çıkar. Dişi larvalar perianal bölgeye binlerce yumurta bırakarak ölür.
Yumurtalar 4- 6 saat içinde enfektif form olan larvaya dönüşür. Bulaş yolları
Otoenfeksiyon: Anal bölgenin kaşınması sonucunda kişi elini ağzına götürürse kendi kendini enfekte eder.
Retroenfeksiyon: Perianal bölgede bulunan yumurtalardan tekrar larvalar açığa çıkabilir ve anal bölgeden içeriye girerek kolona
ulaşabilir.
İnhalasyon: Yumurtalar havada asılı kalabilir bu durumda inhalasyon yoluylada bulaşabilir.
Enterobius vermicularisin yumurtasıyla Dientamoebea fragilis’in trofozoidleri bulaşabilir.
Ortak kullanılan tuvalet ve parazitin yumurtalarının
KLİNİK: Temel bulgu perianal kaşıntıdır. Bu nedenle özellikle kız çocuklarında sekonder bakteriyel enfeksiyonlar (sık tekrarlayan
üriner enfeksiyon) ve vajinit meydana gelebilir. Anüs ve burunda kaşıntı, uyurken diş gıcırdatma, ağızdan salya gelmesi, gece korkuları ve davranış bozuklukları görülür.
TANI: Gaitada yumurta bulunmaz. Perianal bölgede bulunan yumurtaları tespit edebilmek için selofan bant yöntemi kullanılır.
Echinococcus granulosus: Sestod (şerit, yassı solucan) Ara konağı koyun veya insan, kesin konağı ise köpeklerdir.
Fasciola hepatica: Trematod (yapraksı solucan) olup, birden fazla ara konağı (salyangoz, su teresi vb.) mevcuttur. İnsanlar rastlantısal konaktır. Koyun, keçi ve sığırlarda bulunur.
Taenia saginata: Sestod olup, ara konağı sığırlar, kesin konağı insandır
Taenia solium: Sestod olup, ara konağı domuzlar, kesin konağı insandır.
69. Aşağıdaki trematodlardan hangisi akciğerleri tutarak tüberküloz ile karışabilen kavitasyona neden olabilir?
A) Fasciola hepatica B) Dicrocelium dentriticum D) Paragonimus westermanii
E) Clonersis sinensis
C) Schistosoma mansoni
69 - D
Soruda Paragonimus westermanii tanımlanmaktadır.
PARAGONİMUS WESTERMANİ
Birden fazla ara konağı vardır. Metaserkarya içeren az pişmiş yengeçlerin yenmesiyle bulaşır. Gastrointestinal sisteme gelen yumurtalar diyafragmadan penetre olarak akciğere gelir. Erişkin formu akciğere yerleşen tek parazittir. Gögüs ağrısı, paslı balgam,
akciğerde kavitasyon ve sekonder bakteriyel enfeksiyona neden olabilir. Akciğerde yaptığı kavitasyon tüberkülozla karışabilir. Larvanın santral sinir sistemine invazyonuna bağlı olarak serebral paragoniyazis meydana gelebilir.
TANI: Gaitada ve balgamda kapaklı yumurtalar gösterilebilir.
70. Aşağıdakilerden hangisi insanlarda görülen prion hastalıklarından biri değildir?
A) Kuru
B) Kronik wasting (tükenmişlik) disease
C) Fatal Familial insomnia
D) Creutzfeldt – Jacob Hastalığı E) Gerstmann – Strausler Scheinken sendromu
70 - B
Kronik wasting (tükenmişlik) disease geyiklerde görülen prion hastalığıdır. Diğer seçeneklerde yer alan prion hastalıkları insanlarda görülür.
Prionlar ve yaptığı hastalıklar Tablo’da gösterilmiştir.
PRİON HASTALIKLARI
(Spongiform ensefalopatiler)
İnsanlarda Görülen Prion Hastalıkları
Creutzfeldt- Jacob Hastalığı (CJD)
Kuru (İnsan beyni yiyen yamyamlarda görülür)
Fatal familial insomnia (herediter geçişli)
Gerstmann-Strausler Scheinker sendromu (herediter geçişli)
Alpers sendromu
www.tusem.com.tr
Hayvanlarda Görülen Prion Hastalıkları
Scrapie – Koyun
Bovine spongiform encephalopathy (BSE)- Sığır, İnek
Transmissible mink encephalopathy (TME)- Vizon
Kronik Wasting disease (CWD)- Geyik, Katır
26
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
Prionlar sadece protein içeren, yapısında nükleik asit bulunmayan, kendi kendine replike olabilen, proteaz, formaldehit, ısı ve UV’ye dirençli, virüsten daha küçük yapıya sahip partiküllerdir (5- 100 nm). Beyinde amiloid birikimine neden olurlar. Nöronlarda vakualizasyon
oluşturduğundan prion hastalıklarına spongiform ensefalopatiler denir.
Prion poteinleri yüksek ısıda uzun süre otoklavlanarak (132 oC’de 60-90 dakika), 2N NaOH ile 1 saatte ve %5 sodyum hipokloritle öldürülür.
Prion poteinleri normal hücrelerin yüzeyindeki sialoglikoproteinlerin anormal bir izoformudur. Normal hücre proteinleri (PrPC- cellular
prion protein) 20. kromozomdaki genlerle kodlanır.
71. Aşağıdaki immunglobulinlerden hangisi respiratuvar sinsityal virüs (RSV) enfeksiyonunda korunmada önemli rol oynar?
A) s IgA
B) Ig D C) Ig E
D) Ig G4 E) Ig M
71 - A
RSV enfeksiyonunda korunmada salgısal IgA (sIgA) önemli rol oynar. RSV enfeksiyonu olan ağır seyirli olgulara ribavirin ve hiperimmünglobülin uygulanabilir.
Respiratuvar sinsityal virüs- Solunum sinsidyal virüs)
Paramiksovirus ailesinde yer alır. RSV bebek ve erken çocukluk döneminde (< 1yaş) alt solunum yolu enfeksiyonları olan bronşiolit (%50) ve
atipik pnömonilerin (%25) en sık rastlanan etkenidir. Pediyatri servislerinde görülen nazokomiyal pnömonilerin en sık rastlanan etkenidir.
Hemaglutinin ve nöraminidazı yoktur. Nazofarinksteki epitel hücrelerinde replike olur,viremi görülmez. F proteini sayesinde hücrelerin
birbiriyle kaynaşması sonucunda çok çekirdekli dev hücreler oluşur, buna sinsitya denir.
TANI: Erken tanıda nazofaringeal sekresyondan antijen aranır. Hücre kültüründe çok çekirdekli dev hücreler ve intrastoplazmik inklüzyon
cisimleri görülür. Hemaglutinini bulunmadığından hemaglutinasyon testleri tanı amacıyla kullanılamaz.
TEDAVİ: Semptomatiktir. Ağır hastalara ribavirin ve hiperimmünglobülin verilebilir. Nazokomial enfeksiyonlardan korunmak amacıyla maske ve eldiven kullanılabilir. Aşısı yoktur. Hastalıktan korunmada salgısal IgA oldukça önemlidir.
KORUNMA: Füzyon proteinine bağlanan insan monoklonal antikoru POLİVİZUMAB proflakside kullanılır.
72. Solunum yolu enfeksiyonuna neden olmayan virüs aşağıdakilerden hangisidir?
A) İnsan Boca virüs
B) Adenovirüs
D) JC virüs E) İnsan metapneumovirüs
C) H3N2
72 - D
Seçeneklerde yer alan JC virus solunum yolu enfeksiyonuna neden olmaz.
İNSAN POLYOMA VİRÜSLERİ
Bu grupta BK, JC ve SV40 (simian virüs 40) virüsleri bulunur.
BK virüsü: özellikle böbrek ve Kİ trasplantasyonu yapılan hastalarda idrar yolu enfeksiyonu ve heromorajik sistite neden olduğu gibi
transplant reddine de neden olabilir. Transplantlı hastalarda CMV yanında BK ve JC virüs enfeksiyonlarıda göz ardı edilmemelidir.
Virüsün saptanması için idrar sedimentinin sitolojik incelemesi gerekir. HE ve gimza ile boyanan hücrelerde çekirdeğin büyümesi
ve çekirdek içi bazofilik inklüzyonların görülmesi tanı koydurucudur. Bu hücrelere kuş gözü yada Decoy hücreleri denir.
Human Boca virus: Parvo virus ailesinde yer alan DNA virusudur. Çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonu (bronşit, bronşiyolit
vb.) yapar.
Human metapneumovirüs yeni bir solunum yolu patojenidir. Paramiksovirus ailesinde yer alan RNA virusudur. Çocuklarda RSV’ye
erişkinde influenzaya benzer hastalığa neden olur. Sinsidya oluşturmaz.
H3N2: İnfluenza A’nın serotipidir. Hem üst solunum yolu ( farenjit veya komplikasyon olarak otitis media )hem de alt solunum yolu
enfeksiyonuna (atipik pnömoni veya sekonder bakteriyel pnömoni ) neden olabilir.
Adenovirüsler: Faringokonjuktival ateş, farenjit, hemorajik sistit, gastroenterit, (adenovirus serotip 40,41), konjuktivit gibi pekçok
sistem ve organı tutabilen enfeksiyonlara neden olabilir.
73. Nöraminidazı bulunmayan, hemaglütini ile makrofajlardaki CD46 reseptörüne bağlanan, helikal simetrili, segmentsiz RNA
içeren, zarflı virüs aşağıdakilerden hangisidir?
A) İnfluenza A
D) Rubeola (Kızamık) B) Kabakulak
C) Parainfluenza
E) Rubella (Kızamıkçık)
27
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
73 - D
Soruda Rubeola (Kızamık) virusunun özellikleri tanımlanmıştır.
KIZAMIK VİRUSU (Measles, Rubeola)
Kızamık virüsunun tek serotipi vardır. Bu nedenle hastalığı geçirenlerde ömür boyu bağışıklık bırakır. F proteini dev hücre oluşumunu ve virüsun hedef hücreye füzyonunu sağlar. Kızamık virüsü hemaglütinin aktivitesine sahip olmasına rağmen nöraminidaz
aktivitesi göstermez. Hemaglutinin aracılığıyla makrofajlarda CD46 reseptörlerine bağlanarak hücre içine girer.
Lenfoid dokuda intranüklear ve intrastoplazmik inklüzyon cisimlerinin görüldüğü multinüklear dev hücreler (Warthin Finkeldey) oluşur.
Virüs
Ortomiksovirüs
- İnfluenza
Paramiksovirüs
- Parainfluenza
-Kızamık (RubeolA)
- Kabakulak
- RSV
-Human metapneumovirüs
Genom
Sementer
RNA
Segmentsiz
RNA
RNA
RNA
RNA
RNA
Serotip
Çok
F (Füzyon) proteini
Yok
Hemaglütinin
Var
Nöraminidaz
Var
G proteini
Yok
İnklüzyon
S
4
1
1
2
Var
Var
Var
Var
Var
Var
Var
Var
Yok
Yok
Var
Yok
Var
Yok
Yok
Yok
Yok
Yok
Var
Var
S
S+Ç
S
S
S
74. Aşağıdakilerden hangisi B lenfositlere ait bir özellik değildir?
A) Hücre yüzeyinde CD19- CD22 moleküllerini bulundurur.
B) Antijenleri yüzeyinde bulunan yüzey immunglobulinleri (IgM, IgD ve IgG) ile tanır.
C) Hücre yüzeyinde TCR reseptörü bulunur.
D) Yüzeyinde CD4+ T lenfositle (T helper) etkileşen LFA-3, ICAM-1 moleküllerini bulundurur.
E) MHC-Clas-2 ile protein antijenleri CD4+ lenfositlere (T helper) sunar.
74 - C
B lenfositlerin yüzeyinde TCR ( T cell reseptörü) bulunmaz. TCR
T lenfositlerin yüzeyinde bulunur. Diğer seçeneklerde yer alan
ifadeler doğrudur.
B lenfositleri humoral immün sistem hücresidir. Fetal hayatta
karaciğerde üretilirken daha sonra kemik iliğinde üretimi gerçekleşir (timusa uğramaz). B lenfositleri antijeni yüzeyel immünglobülinleri (IgM, G ve D) vasıtasıyla tanır ve tanıdığı protein antijenleri Th lenfositlerine sunar.
Bu durumda Th lenfositlerden salınan
- IL-2 (B hücre aktivasyonu)
- IL-4 (B hücre aktivasyonu- BCGF)
- IL-5 (B lenfositlerin farklılaşması- BCDF)
- IL-6 (B lenfositlerin çoğalması) vasıtasıyla B lenfositleri çoğalır ve plazma hücrelerine dönüşerek antikor sentezler. B lenfositlerinden farklı olarak pazma hücrelerinin bölünme yeteneği yoktur ve yüzeyel immünglobülin içermezler.
75. Th1 lenfositler aşağıdaki sitokinlerden hangisini salgılar?
A) IL-4
B) İnterferon gama
D) IL-10
E) Transforme edici büyüme faktörü
C) IL-13
75 - B
İnterferon gama Th1 lenfositler ve NK hücrelerden salınan ve makrofajları aktive eden proinflamatuvar bir sitokindir. Antiinflamatuvar sitokinler olan IL-4, IL-10, ıl-13 ise Th2 lenfosit alt grubundan salınır.
Sitokinler , salındıkları hücreler ve fonksiyonları Tablo’da gösterilmiştir.
www.tusem.com.tr
28
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
Tablo: Sitokinler ve etki mekanizması
Sitokin
TNF- alfa
Kaynak
Makrofaj, T lenfosit İnterlökin 1
İnterlökin 2
(TCGF)
İnterlökin 3
İnterlökin 4
(BCGF)
İnterlökin 5
(BCDF)
İnterlökin 6
İnterlökin 7
İnterlökin 8
Makrofaj
Th1
Fonksiyon
TNF-alfa inflamasyonda ilk salgılanan sitokindir. Yağ ve kaslarda katabolik aktiviteye
sahip olduğundan kaşeksin de denir (lipoprotein lipazı inhibe eder). Karaciğerde Akut faz
reaktanlarının sentezi (amiloid A, fibrinojen)
Hipotalamus: Ateş (endojen pirojen) PGE2 yapımını arttırarak. Akut faz reaktanlarının sentezi
Otokrin hücre proliferasyonu (T cell growth factor) Helper ve sitotoksik T lenfositleri ve ayrıca
B lenfosit aktivasyonu Multipotent kök hücreye etki ederek hematopoezi uyarır.
Th2 artışı. B lenfositlerin çogalması (humoral immüniteyi arttırır). İzotip swich (IgG4) ve IgE
artışı (anaflatik tip hipersensitivite reaksiyonu Tip-1’e yatkınlık).
B lenfositlerin farklılaşması. Eozinofil (allerjik tip hipersensitivite reaksiyonu) ve IgA artışı.
Th2
Th2, mast hücresi
Th2
İnterlökin 10
Th2, makrofaj
Fibroblast, Kİ’nin stromal hücreleri
Makrofaj, Epitel hücresi
PNL
Th2
İnterlökin 12
Makrofaj ve dendritik hücre
İnterlökin 13
İnterlökin 15
Gama interferon
Th-2
Makrofaj
Lenfosit (Th1 ve CD8), NK
TGF- beta
Karaciğerde akut faz reaktanlarının sentezi, B lenfosit proliferasyonu.
İmmatür lenfoid progenitör
Nötrofil kemotaksisini aktive eder
Th1’in gelişimini inhibe eder, sonuçta Th1 hücrelerinden salınan gama interferon üretilemez.
Antijen sunan hücre (Makrofaj vb) aktivasyonunun inhibisyonu sonucunda IL-12 ve TNF
üretiminin engellenmesi. B lenfosit proliferasyonu.
NK ve TH1 aktivasyonu. THo’ın Th1’e farklılaşması. Sitolitik aktivitenin artması sonucunda
enfekte hücrenin ölümü,
İmmün sistemi baskılayıcı etki, allerjik hava yolu hastalıklarının (astım vb) gelişiminde rol alır. NK büyüme faktörü
Makrofaj ve NK hücrelerinin fagositozis ve öldürme işleminin uyarılması, MHC (I ve II) protein
sentezinin uyarılması ve IgG2a üretimi, Th2 üretiminin inhibisyonu
Esas olarak T lenfositlerin üreme ve fonksiyonlarını inhibe eder. Antisitokin’dir. Plazmin ile
aktive olur ve kronik inflamatuar olaylardaki fibrozisten sorumludur.
İnhibitör Etkili Sitokinler (Antiinflamatuar sitokinler):
1. IL-4
2. IL-10: MHC I ve II yapımını baskılar
3. IL-13
4. TGF- β (transforming growth factor)
76. Klasik kompleman sisteminde bulunmayan molekül aşağıdakilerden hangisidir?
A) C1q
B) C2
C) C4
D) C3
E) Antijen- antikor kompleksi
76 - E
C3 Alternatif yolda yer alır. Diğer seçeneklerdeki moleküller
(C1q, C2,C4, antijen-antikor kompleksi) ise klasik kompleman
sisteminde yer alır. Antijen- antikor kompleksi klasik yolu aktive ederken, endotoksin ve IgA alternatif kompleman sistemini
aktive eder.
Klasik Yol: C1, C2 ve C4 yer alır. C1’in qrs kompleksiyle başlar ve bu kompleksin birbirine bağlanması için Ca+2 gereklidir.
C1q immünglobulinin Fc kısmına bağlanır (IgG1, IgG2, IgG3 ve
IgM). Klasik kompleman yolunun aktive olması için antijen-antikor kompleksi gerekir.
Alternatif Yol: C3, faktör B, P ve D içerir. Mikroorganizmaların
yüzeyel yapıları ve endotoksin antikordan bağımsız olarak uyarım gerçekleştirir. Alternatif yolun uyarılması Mg gerektirir.
Faktör H ve I alternatif yolun negatif düzenleyicileridir. Faktör
P (properdin) ise alternatif yolun tek pozitif düzenleyicisidir ve
alternatif yolun C3 konvertazını (C3bBB) stabilize eder.
29
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
Lektin Yolu: Antikor yokluğunda kompleman aktivasyonuna neden olur. Mikrobiyal polisakkaritte bulunan mannoz rezidülerine
bağlanarak etki gösterir (mannoz bağlı lektin, MBL). C1q’ya yapısal olarak çok benzer bu nedenle kompleman sisteminin klasik
yolunuda aktive eder.
İnflamatuar kompleman komponentleri C3a, C4a ve C5a anaflotoksin olarak bilinir. Mast hücreleri ve bazofillerden mediyatör
salınımına (degranülasyon) neden olduklarından anaflatoksin denmiştir. Histamin salınımına neden olduklarından histaminin
etkileri olan vasküler permiabilite artışı, düz kas kontraksiyonu, vazodilatasyon, bronkokonstriksiona neden olurlar. 77. Safra kesesinin tek katlı prizmatik epitelinin safra kesesindeki taşlara bağlı kronik irritasyonu sonucu çok katlı yassı epitele
dönüşmesini aşağıdaki seçeneklerden hangisi en iyi tanımlar?
A) Hiperplazi
B) Metaplaz
C) Displazi
D) Atrofi
E) Hipertrofi
77 – B
Metaplazi kronik irritasyon sonucu normal matür hücrelerin yerini başka matür hücrelerin almasıdır.
Metaplazi reversible hücre adaptasyon mekanizması örneğidir
En sık epitel dokusunda görülür
En çok kolumnar hücrelerin yerini yassı epitelin alması ile karekterizedir.
Yalnız Barret metaplazisinde yassı epitel yerini kolumner epitele bırakır.
Mezenkimal dokularda da metaplazi görülebilir.En güzel örneği travma sonrası iskelet kas dokusunda kemikleşme görülmesiyle
karekterize olan myozitis ossifikansdır.
Atrofi, Hipertrofi, Hiperplazi, Metaplazi ve hücre içerisinde madde birikimleri (yağlanma) ....gibi değişiklikler patolojik veya fizyolojik uyarılara karşı gelişen reversibl adaptif hücresel değişikliklerdir.
Hipoplazi: Bir doku veya organın normalden daha küçük olduğu konjenital bozukluktur.
Atrofi de mikroskopik bulgu; sitoplazma içerisinde otofajik vakuoller olmasıdır.
Tüm atrofik hücrelerde özelliklede yaşlılarda atrofik myokart hücrelerinde sitoplazma içerisinde lippofuscin pigmenti bulunur.
78. Aşağıdakilerden hangisi kemotaksisden sorumlu değildir?
A) Serotonin
B) LTB4 C) IL-8 D) C5a E) Doku yıkım ürünleri
78 – A
Akut inflamasyon durumunda lökositlerin hasar bölgesine yönelmesine kemotaksis denir.
Kemotaksise neden olan başlıca faktörler şunlardır.
• Solubl bakteri ürünleri (özellikle N-formil methionin ile sonlanan peptitler)
• Kompleman (C5a)
• Doku yıkım ürünleri
• Lökotrienler (LB4)
• Sitokinler: Kemokin ailesi (IL- 8)
Serotonin trombositler içerisindeki granüller içerisinde hazır olarak bulunur.Kemotaksisde rolü yoktur.
Vasküler etkileri ( vazodilatasyon ve vasküler permeabilite artışı ) ön plandadır
Vazodilatasyon
Prostaglandinler
Nitrik oksid
Histamin
Lipoksin
Kemotaksis-Lökosit ktivasyonu
C5a
Lökotrien B4
Kemokinler
İL-1, TNFα
Bakteri ürünleri
Ağrı oluşturanlar
Prostaglandinler
Bradikinin
Substans P
www.tusem.com.tr
Vasküler geçirgenlik artışı
Vazoaktif aminler
C3a-C5a
Bradikinin
Lökotrien C4, D4, E4
PAF
Prostoglandinler
Ateş Oluşturanlar.
İL-1
TNFα
İL-6
İFN-γ
Prostaglandinler
Doku hasarı
Lizozomal enzimler
Oksijen radikalleri
Nitrik oksid (major etken)
30
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
79. Elli yaşında bir hastada 3 aydan bu yana devam eden öksürük ve balgam çıkarma hikayesi mevcuttur.Çekilen göğüs grafisinde
akciğerlerin üst loblarında bilateral nodular dansiteler ve yer yer kalsifikasyonlar saptanmıştır.Yapılan transbronşiyal akciğer
biyopsisinde akciğerde yaygın kazeifiye granulomlar ve granulomlar içerisinde epileoid hücreler,lenfositler ve langhans tipi
hücreler saptanmıştır.
Aşağıdaki mediatörlerden hangisi bu lezyonun gelişiminden sorumludur?
A) C5a
B) İnterferon- γ
C) Bradikinin
D) Nitroz okside
E) Prostoglandin
79 – B
Granulom oluşumundan sorumlu temel sitokin aşağıdakilerden hangisidir?
Granulom oluşumundan major sitokin İFN-γ dır.
İFN-γ Makrofajların kaynaşıp dev hücre oluşmasını sağlar. Gama interferon monosit ve makrofajların major stimulatörüdür.
Önemli Sitokinler ve Fonksiyonları
Sitokin
Major Aktivitesi
İnterferon Antiviral etki, makrofaj aktivasyonu, monositten makrofaj, makrofajlardan epiteloid histiyosit, epiteloid histiyositlerin
kaynaşarak dev hücre oluşturması. Granülom oluşumu ve tip IV hipersensitivitede etkilidir.
İL-1 Class I ve class II antijen indüksiyonu. IgG sentezi.
Fibroblastların, granülositlerin, osteoklastların aktivasyonu, T lenfositlerin aktivasyonu
Endojen pirojen etki, akut faz reaksiyon ve reaktanlarının oluşumu.
İL-2
TNF alfa ve interferona benzer etki. Tüm lenfosit guruplarının çoğalması ve
aktivasyonunu artırır. Natürel killer ve makrofaj aktivitesini artırır. İL-3 ve İL-7
Miyeloid ve lenfoid koloni stimülasyonu ve diferansiasyonu. İL-4
Lenfosit artışı, IgE ve IgG1 sentezi, Fc reekspressyonu, adezyon molekül ekspresyonu.
İL-5
Kİ’de eozinofil kolonisini stümüle ederek eozinofil artışı ve B-hücre diferansiasyon artışı, IgE ve IgA sentezi.
İL-6
Lenfosit artışı, sedimentasyon artışı (trombopoezis), amiloid sentezi, osteoklast aktivasyonu.
İL-7
B lenfosit farklanması ve olgunlaşması
İL-8
Nötrofil kemotaksisi (nötrofil kemotaktik faktör)
İL-9
T- hücre artışı
İL-10
İL-1, interferon, İL-12, TNF sentezinin inhibisyonu.
İmmunsüpresif ve antiinflamatuar etki.
Sitokin sentezinin baskılnması
İL-12
İnterferon sentezinin artışı, natürel killer aktivasyonu, sitotoksik T hücre artışı, makrofaj artışı. İL-2 ‘ye benzer, İL-10’a zıt etkiler.
İL-13
Lenfosit artışı, Ig E sentezi, İL-4 benzer fonksiyonlar.
İL-14
B- hücre artışı
İL-15
İL-2’ ye benzer etki
TNF α
Bazı tümör hücreleri için sitotoksik etki.
Endotel ve lökositte adezyon moleküllerinin artışı.
Fibroblast büyümesinin stimülasyonu, damar sentezi (angiogenezis)
Akut faz proteinlerinin sentezinde artış (ateş, kaşeksi )
Nötrofil kemotaksisi, doku hasarı
Septik şokta endotel hasarı → doku faktörü salgısı → trombozis → DİC
80. Membran atak kompleksi ile osmotik lizis, makrofajlarla fagositoz, antikora bağlı sellüler sitotoksisite ve anti reseptör
antikorları ile gelişen hipersensitivite reaksiyonu aşağıdaki hastalıkların hangisinde patogenezinde rol oynar?
A) Hipersensitivite pnömonisi
B) Myasthenia Gravis
D) Anaflaksi E) Romatoid artrit
C) Serum Hastalığı
80 – B
Soruda tip 2 Hipersensitivite reaksiyonu tarif edilmiş ve Hangisi tip 2 hipersensitivite reaksiyonun görüldüğü hastalıktır diye
sorulmaktadır.
Myasthenia Gravis :
Bir Tip 2 Hipersensitive örneğidir
Hastalarda asetilkolin reseptörlerine karşı otoantikorlar olduğu gösterilmiştir.
31
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
Hipersensitivite Reaksiyon ve Mekanizmalarının Özeti
Tip
Tip 1: Anaflaktik tip
Hastalık
Anaflaksi,
Bronşial astım
Saman nezlesi
Ürtiker
Allerjik konjonktivit Allerjik gastroenterit Otoimmün hem.anemi
Otoimmün trombositemi
Eritroblastozis fetalis
Goodpasture sendromu Tip II: Sitotoksik
hipersensitivite
Tip III: İmmün
Arthus reaksiyonu
kompleks hastalığı Serum hastalığı
SLE
R.Artrit
Glomerülonefritler
Bazı vaskülitler
Tip IV: Gecikmiş
Kontakt dermatit
ve Hücre aracılı Multipl sklerozis
Hipersensitivite
Tüberküloz ve PPD
Transplant reddi Polimiyozit
İnklüzyon cisim myoziti
Tip I diabet
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
İmmünolojik mekanizma
IgE antikoru yapımı
Mast hücresi ve bazofillerden vazoaktif amin salgısı.
Diğer iltihap hücrelerinin birikimi
Eozinofil ve nötrofil lökositlerle hasar Hedef hücre yüzeyinde oluşan antijenlere IgG ve M bağlanır.
Kompleman C3b aktivasyonu ile opsonizasyon ve hücrenin fagositozu veya C59’la lizisi oluşumu
Antikora bağlı selüler sitotoksitite
Anti reseptör antikorları ile hasar Antijen antikor kompleksi ile kompleman aktivasyonu.
C5a kemotaksis ile nötrofil lökosit birikimi yapar.
Nötrofilik oksijen radikalleri ve lizozomal enzimlerle, vasküler ve doku hasarı
Gecikmiş tip: Granülomatoz iltihap, kazeifikasyon nekrozu, akciğerlerde kavernler
Hücre aracılı tip : Sensitize T Lenfosit- Sitokin salgısı ve T hücre aracılı hasar, histiyositlerle hasar Myasthenia Gravis
Edinsel otoimmün bir nöromuskuler iletim hastalığıdır. %90’Hastada iskelet kası hücrelerinde bulunan asetil kolin reseptörlerine
karşı antikorlar olduğu gösterilmiştir. SLE, RA, Sjögren sendromu gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikteliği sıktır. Timus bozuklukları da Miyastenia Gravis vakalarında sıktır. %15-20 vakada Timoma bulunur.
Klinik: Sabah saatlerinden itibaren başlayan ve günün ilerleyen saatlerinde daha da belirginleşen kas yorgunluğu, halsizlik, burundan konuşma, göz kapaklarının düşmesi (myozis, pitozis, enoftalmi, çift görme) gibi yakınmaları vardır.Vakaların çoğunda respiratuar tutulum ve etkilenme ölüm sebebidir. 5 yıllık yaşama şansı %95’dir.
81. Histamin vaskuler permeabilite arttırtıcı etkisini hangi damarlar üzerinde gösterir?
A) Venül
B) Ven C) Arter D) Arteriol
E) Kapiller
81 - A
Histamin akut inflamasyonun erken döneminde vazodilatasyon ve vaskuler permemeabilite artışına neden olur. Etkisini postkapiller venüllerde endotel kontraksiyonu ve interendotelyal bağlantı birimlerinin gevşemesine yol açarak gösterir.
82. Aşağıdakilerden hangisi progressif sistemik sklerozis hastalığının özelliklerinden birisi değildir?
A) Tanıda anti Jo-1 otoantikorlarının yükselmesi önemlidir
B) Ciddi renal vasküler lezyonlar görülür
C) Kadın predominansı gösterir
D) Ekstremide lezyonlar distalden proksimale ilerleyen bir seyir gösterir
E) Daha sınırlı seyreden ve sınırlı skleroderma diye adlandırılan formunda antisentromer antikorları yükselir
82 – A
Sistemik sklerozis nedeni bilinmeyen, deri ve multipl visseral organda anormal-aşırı fibröz doku birikimi ile karakterize kronik bir
hastalıktır.Kadınlar da daha sık görülür. İki formu vardır.
1. Diffuz skleroderma DNA Topoizomeraz-1 karşı gelişen scl-70 otoantikorları yükselir
2. Sınırlı skleroderma Antisentromer antikorları yükselir
Sistemik sklerozis hastalarında organlarda görülen değişiklikler ;
Deri Bulguları: Sistemik skleroziste en sık tutulan organ % 95 oranında deridir. Üst ekstremitelerin distal kısımları parmaklar olayın
başlangıç noktasıdır. Zamanla fibrozis kol, omuz, yüz ve boyun derisini etkiler. Parmaklarda sklerodaktili,dermal sklerotik atrofi
gelişir. llerde pençeli (fibrozis ile parmak uçlarında giderek incelme), yüzde maske görünümü olabilir Parmaklarda iskemik ülserler
hatta otoamputasyonlar görülebilir.
GIS: S Scl de % 80 GIS tutulumu olur. Tüm GIS’de kas dokusunda atrofi ve nekroz, kas dokusunun yerine fibröz dokunun geçmesi
görülür. GIS’ta en sık tutulan kısım özofagus olup, özofagus kasında progresif atrofi, fibröz doku artışı, dismotilite sonucu yutma
www.tusem.com.tr
32
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
güçlüğü (lastik veya kauçuk hortum görünümü) / Barret özofajiti /sitrüktür...gibi komplikasyonlar sıktır. Tüm GIS segmentlerinde,
dismotilite, mukozalarda atrofi, ülserasyonlar, lamina propria ve tüm katlarda fibrozis, ince barsak villuslarında atrofi sonucu malabsorpsiyon tablosu, mukozal ülserler nedeni ile hemorajik enteropati görülebilecek durumlardır.
Eklem: Sinovyal değişiklikler, geç dönemde RA benzeri eklem harabiyeti ve sklerozis.
Akciğer: Diffuz interstisyel fibrozis, pulmoner hipertansiyon.
Böbrek: Arteriollerde konsantrik intimal kalınlaşma, hipertansiyondakine benzer arteriolosklerotik değişiklik, darlık ve tıkanıklıklar.
Kalp: Efüzyonlu perikardit, fokal interstisyel fibrozis, arteriollerde kalınlaşma
Bazı Otoimmün Hastalıklarda Yüksek Bulunan, Spesifik ve Diagnostik Önemi Olan Otoantikorlar
Hastalık
SLE
SLE
Sistemik sklerozis
Snırlı skleroderma (CREST Send.)
Sjögren sendromu
Antijen
Nativ DNA
Ribonükleoprotein (Smith antijeni)
DNA topoizomeraz 1
Sentromerik proteinler
Ribonükleoprotein
Ribonükleoprotein
Sitoplazmik Histidil t-RNA sentetaz
İnflamatuar miyopatiler
Otoantikor
Anti çift sarmal DNA
Anti Sm
Scl- 70
Antisentromer antikoru
SS-A(Ro)
SS-B(La)
Jo-1
Yükseklik%'si
40-70
15-30
70-75
60-80
85-95
70-95
20-40
83. Aşağıdakilerden hangisi bir nükleer ragulatör proteindir?
A) myc
B) c-erbB2
C) c-sis D) ras
E) hst-1
83 – A
Büyüme faktörleri, reseptör proteinleri, sinyal taşıyıcı proteinler, DNA transeripisyonu yapan proteinler,Siklus proteinleri.Tüm bunları kodlayan genler protoonkogen adını alırlar. Bu genlerin mutasyonlu, aşırı ve anormal ürünler oluşmasına neden olan formlarına onkogen denir. Major onkojenler aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Aşağıdaki tabloyu çok iyi irdelemeniz gerekmektedir.
Kategori
Büyüme Faktörleri
PDGF β zinciri
Protoonkogen
Mekanizma
Eşlik Ettikleri Ttümörler
Sis
OE
HST-1
INT-2
TGF alfa
HGF
OE
AMP
OE
OE
Astrositom
Osteosarkom
Mide kanseri
Mesane, Meme kanseri ve M. melanom
Astrositom, Tiroit kanseri
Hepatosellüler kanser
CSF-1 Reseptörü
Nörotropic Factor Reseptörü
ERB-1
ERB-B2
Fms
RET
OE
AMP
NM
NM
PDGF Reseptörleri
Stem Cell Faktör Reseptörü
PDGF-R
KİT
OE
NM
Nonreseptör tirozin kinaz
K-RAS
H-RAS
N-RAS
Abl
NM
NM
NM
TL
RAS sinyal iletimi
WNT sinyal iletimi
BRAF
Β-catenin
NM
NM
OE
C-MYC
N- MYC
L- MYC
TL
AMP
AMP
Fibroblast Büyüme Faktörleri (FGF)
TGF alfa
HGF
Büyüme Faktör Reseptörleri
EGF Reseptörleri
Sinyal İleti Proteinleri
GTP bağlayanlar
Nükleer regülatör proteinler
Transkripsiyon aktivatörleri
Hücre siklus regülatörleri
Siklinler
Akciğer skuamoz ca ve Gliomlar
Meme ca ve Over ca
Lösemi
MENIIA ve MENIIB
Familyal medüller tiroid ca
Sporadik papiller tiroid ca
Gliomalar
Gastrointestinal stromal tümörler (GIST)
Diğer yumuşak doku tümörleri
Kolon, Akciğer, Pancreas ca
Mesane ca ve Böbrek ca
Melanom, Hematolojik maligniteler
Kronik miyeloid lösemi
Akut lenfoblastik lösemi
M. Melanom ve Nevüsler
Hepatoblastom ve Hepatosellüler ca
Burkitt lenfoma
Nöroblastoma, Akciğer küçük hücreli ca
Akciğer küçük hücreli ca
Siklin D
TL
Mentle hücreli lenfoma
AMP
Meme ca, Özefagus ca
Siklin E
OE
Meme ca
Sikline bağımlı kinazlar
CDK4
AMP/ NM
Glioblastom, Melanom, Sarkom
OE: Overekspresyon, AMP: Amplifikasyon, NM: Nokta mutasyon, RA: Rearrangement, TL: Translokasyon
33
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
84. Herediter Nonpolipozis kanseri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Otozomal dominant seyirlidir
B) Kadınlarda endometrial kanser gelişme riski de vardır
C) Lynch sendromu olarak bilinir
D) Kanserleri en sık rektosigmoid bölgede yerleşim gösterir
E) DNA tamir genlerinde genetik inaktivasyon vardır.
84 – D
Herediter Nonpolipozis Kolorektal Kanser (HNPCC/Lynch) Sendromu:
OD geçer. DNA mismatch tamir genlerinde genetik inaktivasyon vardır. Kolon kanseri (normalden 1000 kat yüksek), ince barsak
kanseri, ekstraintestinal kanser (özellikle endometriyal kanser, üreter ve renal pelvis ca) riski artmıştır. Adenomatöz polipler erken
yaşlarda görülebilir. Kolon kanseri genellikle sağ kolonda sıktır, az diferansiyedir ve mukustan zengindir. HNPCC de kolon kanserleriadenomlara eşlik etmez. Bu herediter durumda DNA tamirinden sorumlu 4 genden birinde kalıtsal mutasyon söz konusudur.
85. Aşağıdaki santral sinir sistemi tümörlerinden hangisinde kalsifikasyon görülmez?
A) Oligodendroglioma D) Arteriovenöz Malformasyon B) Glioblastoma Multiforme C) Menengioma
E) Kraniofarenjioma
85 – B
Kafa içerisinde kalsifikasyon yapan intrakraniyal tümörler
Arteriovenöz Malformasyon
Oligodendroglioma
Kraniofarenjioma
Menengioma
Glioblastoma kafa içerisinde kalsifikasyon yapmaz fakat kontrast tutması ve tümör içerisinde nekroz ve nekroz çevresinde nukleer
pseudopalizatlaşma önemli özelliğidir.
Ayrıca Glioblastoma Multiforme erişkinde en sık görülen ve en kötü prognozlu beyin tümörüdür.
86. Seminom ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) En kötü prognozlu testis tümörüdür
B) 60 yaşından sonra en sık görülen testis tümörüdür
C) Kriptorşitizm olan olgularda en sık görülen testis tümörüdür.
D) HCG ve AFP her zaman pozitiftir
E) En sık görülen tip spermatositik tiptir ve 65 yaşından sonra görülür
86 – C
Kriptorşitizm
Kriptoorşitik testiste en sık gelişen tümör seminomdur.
Ayrıca Kriptorşitizm testis tümörü gelişme riskini en çok artıran durumdur.
1 yaşındaki erkek çocuklarının %1’inde görülür. Büyük çoğunluğu sağ tarafta olup %25 bilateraldir. Bilateral olgular steril olurlar.
İnmemiş testislerde makroskopik olarak atrofi mikroskopik olarak da seminifer tubuluslarda atrofi bulunur. Yani germ hücreleri yok
olur, sadece Sertoli hücreleri kalır. Bazal membran kalınlaşır. Kriptorşitik testiste malignite gelişme riski artmıştır. Orşipeksi inmiş
testiste kanser gelişme riskini azaltır ancak tam olarak ortadan kaldıramaz.
60 yaşından sonra en sık törülen testis tümörü lenfomadır
Fakat 65 yaşından sonra en sık görülen primer testis tümörü seminomdur
Seminom
Durumlar
Testisdeki germ hücreli tümörlerin en sık olanıdır(%50).
Seminomun; klasik, anaplastik ve spermatositik olmaz üzere üç histolojik tipi vardır
www.tusem.com.tr
34
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
En sık görülen tip klasik seminomdur.
Spermatositik seminom sıklıkla >65yaşlılarda olur ve nadir görülen tiptir.
Lenfositik infiltrasyon tümöre eşlik eder
Overdeki eşdeğeri disgerminomdur. Genç erkeklerde sık olup, çocuklarlarda hemen hiç görülmez. Uzun süre sessiz kalır, testiste
ağrısız kitle yapar.
Makroskopik olarak yumuşak, iyi sınırlı, kesit yüzeyinden kabaran homojen kitle yapar. Mikroskopik olarak; geniş berrak sitoplazmalı, sitoplazmik sınırları belirgin, santral nükleuslu hücrelerden oluşur..%10-15 vakada tümörde sinsityotrofoblastik dev hücreler
bulunur. Bu vakalarda HCG hormonu serumda yüksektir. Lenfatik yayılım kommon iliac, paraaortik ve mediastinal lenfatiklere olur.
Bazen retroperitoneal, daha nadir olarak da mediastinal alanda gelişebilir.Seminomlar radyosensitiftir. Plasental alkali fosfataz
pozitif olur. HCG ve AFP çoğu zaman negatiftir. %10 vakada HCG pozitifliği görülebilir
87. Aşağıdaki tiroiditlerden hangisi en sık anaplastik tiroit karsinomu ile karışır?
A) Hashimato tiroiditi D) Subakut granulamatoz tiroidit
B) Reidel tiroiditi C) Subakut lenfositik tiroidit
E) Akut tiroiditi
87 – B
Reidel tiroiditinden aşırı fibrozis görülür ve fibrozis komşu boyun organlarına yayılabilir.Bu nedenle klinik görünüm anaplastik
tiroit karsinomu ile karışır.
Etiyolojisi bilinmeyen nadir bir hastalıktır.
TİROİDİTİSLER (TİROİDİN İLTAHABİ HASTALIKLARI)
1- Hashimoto tiroiditisi
2- Subakut tiroiditisi (Quervain tiroiditisi)
3- Lenfositik tiroiditis
4- Reidel tiroiditisi
5- Akut tiroiditisi
Hashimoto Tiroitidisi (Kronik Lenfositik Tiroidit):
Hashimoto tiroiditisi tüm Dünyada iyot seviyesinin yeterli olduğu bölgelerde, erişkinde hipotiroidizmin en sık nedeni olan otoimmün bir tiroitidtir. Ağrısız, simetrik, diffüz tiroit büyümesine yol açar. 45-65 yaşları arasındaki kadınlarda, erkeklerden 10-20 kat
daha sıktır. SLE, RA gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikteliği sıktır.
Morfoloji: Tiroit genellikle diffüz ve simetrik olarak büyümüştür. Kesit yüzü soluk, beyaz, sert, bazen nodülerdir.
Mikroskopi: 3 ana bulgu vardır
1. Tiroit parankiminde lenfositler ve plazma hücrelerinden zengin, kronik mononükleer iltahabi hücre infiltrasyonu ve germinal
merkezleri belirgin lenfoid folliküller (patognomonik).
2. Hürthle hücre (oksifilik hücre / onkositik hücre) metaplazisi; Follikül epitel hücrelerinin geniş,eozinofilik, granüler sitoplazmalı
şekil alması.
3. Stromal fibrozis ve folliküllerde atrofi.
Hashimoto Tiroitidi’nin karakteristik bulgusu; Germinal merkezleri belirgin aktif lenfoid folliküller ve follikül epitelinde onkositik
(Hürthle) hücre metaplazisi olmasıdır. Hastalığın ileri evrelerinde gelişen fibrozisin etkisi ile gland sertleşir, küçülür. Klinik tabloya
hipotiroidizm hakim olur. Hashimotolu hastalarda diğer otoimmün hastalıklardan tip I diabet, otoimmün adrenalitis, SLE, Miyasenia gravis ve Sjögren sendromu gelişme riski yüksektir. Ayrıca Tiroit bezinde B hücreli lenfoma riski de artmıştır.
Subakut (Granülomatöz) Tiroiditis (De Quervain’s Hastalığı)
30-50 yaşlarındaki kadınlarda erkeklerden daha sık oluşur. Viral ÜSYE sonrası oluşur. Etkenler genellikle koksaki, kabakulak, kızamık, adenovirus vb.dir. Yaz aylarında daha sık görülür. Tiroit bezi bilateral veya unilateral olarak büyüyebilir. Ani başlar, ağrı, ateş,
halsizlik görülebilir. 2-6 haftada kendiliğinden iyileşir.
Mikroskopi: Yoğun nötrofil lökositler, lenfositler, plazma hücreleri, makrofajlar ve dev hücrelerden oluşan granülomatöz iltahap
bulunur. Lenfoid agregatlar ve mültinükleer dev hücreler görülür.
Subakut Lenfositik (painless) Tiroiditis:
En sık orta yaşta postpartum dönemdeki kadınlarda ve çocukluk çağında görülen nadir bir tiroiditisdir. Hipertiroidili hastaların
%1-10’unda saptanmıştır. Hashimoto tiroiditisinin öncü lezyonu olduğu iddia edilmektedir.
Mikroskopi: Lenfositik infiltrasyon, plazma hücreleri ve germinal merkez formasyonu görülebilir.
Akut Tiroitidis:
Genellikle farenjit, tonsillit, larenjit gibi bir ÜSYE takiben birkaç gün sonra görülür. Sıklıkla Str. hemolitikus,Staf. aureus, Str. pnömokokus, Candida ve nadiren CMV ile oluşur. Tiroit bezi şiş, ağrılı ve serttir.Dokuda nötrofil lökosit infiltrasyonu ve nekroz oluşur.
35
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
Reidel Tiroitiditisi
Etyolojisi bilinmeyen, nadir bir hastalıktır. Tiroit bezinde aşırı fibrozis vardır. Bez tahta gibi sert olur.
Fibrozis komşu boyun organlarına yayılabilir, bu nedenle klinik görünüm, anaplastik Tiroit karsinomu ile karışabilir. Retroperitoneal idiopatik fibrozis gibi durumlarla birliktelik gösterebilir.
88. Aşağıdaki kistlerden hangisi servikste mukus sekrete eden bezlerinin kronik servisit veya skuamoz metaplazi gibi nedenlerle ağızlarının tıkanmasıyla serviks bezlerinin kistik bir hal almasıyla oluşan bir serviks kistidir?
A) Gardner kisti
B) Naboth kisti
D) Nuck kanalı kisti
E) Barholin bezi kisti
C) Morgagnian kisti
88 – B
Naboth Kisti: Kronik servisit, skuamoz metaplazi gibi nedenlerle mukus sekrete eden glandların ağızlarının tıkanması, glandların
mukus birikimi ile kistik hal alması sonucu oluşur.
Gardner kisti : Vajina lateral duvar boyunca, Wolf kanal artıklarından kaynaklanan sık görülen bir kisttir.
Morgagnian kist : Tuba’ya paralel seyreden artık kanaldan kaynağını almış olan kistlerdir
Nuck kanalı kisti : Labium majus ya da inguinal kanalın üst bölümünde yerleşir. Ligamentum rotundumun labia majuslara yapışma
yerindeki periton inklüzyonlarından kaynaklanır
Bartholin bezi kisti : Labium majus’da yerleşir ve Bartholin salgı kanalının tıkanması sonucu gelişir. Vulvovajinal bezlerin enfeksiyonuna bağlı gelişir.
89. Kanserli dokuları drene eden lenf nodlarında aşağıdaki hiperplazi paternlerinden hangisinde en sık görülür?
A) Sinus Histiyositozu B) Parakortikal Hiperplazi
D) Mantle zone hiperplazisi
E) Folikuler hiperplazi
C) Yaygın diffuz lenfoid hiperplazi
89 – A
Kanserli bir dokuyu drene eden lenf nodları sıklıkla endotelyal hipertrofi gösteren ve histiyositlerdle dolu genişlemiş sinüzoidler
içeren reaktif hiperplazi gösteirirler.Bu durum sinüs histiyositozu olarak tariflenir.
Nonspesifik lenfosit hiperplazi örnekleri :
1- Folliküler hiperplazi: Hümoral immün cevapla oluşur. Lenf nodu kesitlerinde folliküllerde hiperplazi, nükleer debris ve tingible
body makrofajlar görülür.
2- Parakortikal lenfoid hiperplazi: Selüler immun cevabı stimüle eden etkenlerle görülür. Lenf nodunda T hücrelerinin bulunduğu
parakortikal zonlar genişler.
3- Sinüs histiyositozu (retiküler hiperplazi): Tümör antijenlerine karşı oluşan immun cevap nedeniyle lenfatik sinüslerin genişlemesidir. Meme kanseri gibi, kanserli lenf nodlarını drene eden bölgelerdeki lenfatiklerde sık görülür. Sinüslerdeki endotel hücreleri
hipertrofiktir, sinüslerde fazla miktarda makrofaj bulunur.
Etkenlere Göre 3 Tip Kronik Nonspesifik Lenfadenitler
1-Folliküler hiperplazi
Romatoid artrit
Toksoplazmozis
HIV infeksiyonu, (erken dönem)
Kronik bakteri infeksiyonu
B hücreli immun cevaplar
2-Parakortikal lenfoid hiperplazi
Sellüler immun cevap
Viral infeksiyonlar (EMN)
Suçiçeği aşısı
Dilantin
3-Sinüs histiositozisi (medüller hiperplazi)
Kanserli dokuları drene eden lenf nodları
90. Böbreğin tiroidizasyonu aşağıdaki durumlardan hangisinde görülür?
A) Struma ovari
D) Xantagranulomatöz pyelonefrit
www.tusem.com.tr
B) Akut pyelonefrit
E) Malign nefroskleroz
36
C) Kronik pyelonefrit
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
90 – C
Kronik pyelonefrit de Tubuluslarda epitelde atrofi-bazen hipertrofi, lümende dilatasyon, dilate, epiteli yassılaşmış tubulusların
lümenleri pembe eozinofilik kolloid kastlar saptanır. Bu duruma böbreğin tiroidizasyon’u denir (tiroide-benzer görünüm)
Kronik Pyelonefrit
Kronik tübülointerstisyel inflamasyon sonucu oluşan, renal pelvis ve kaliksleri etkileyen skar tablosudur. Kronik böbrek yetmezliği
(KBY)’nin %10-20 nedenidir.
Kronik obstrüktif piyelonefrit ve kronik reflü-ilişkili piyelonefrit (daha sık) olarak 2 şekilde görülebilir.irler
Makroskopi: Böbreklerde düzensiz skarlaşma olur. Kronik glomerülonefritten farklı şekilde bilateral ise asimetrik skarlaşma / küçülme olur. Kortikomedülller alanda kaba, düzensiz skarlaşma, dilate deforme kaliksler görülür.
91. Aşağıdakilerden hangisi venöz trombüslerin özellikleri arasında yer almaz?
A) En sık alt ekstremitenin derin venlerinde yerleşir B) Hemorajik (kırmızı) trombüs de denir
C) Trombüsün kuyruğu akım yönüne doğrudur D) Pulmoner tromboemboli gelişebilir
E) Zahn çizgileri belirgindir
91 – E
Venöz trombüslerde zahn çizgileri görülmez.Zahn çizgileri arteryel trombüslerde görülür.Trombüslerde fibrin birikimi sonucunda
gri renki çizgilenmelere Zahn çizgileri denir.
Venöz trombüsler , venöz sistemin akımının yavaş olmasından dolayı trombüsün eritrositrle kaplanması sonucu kırmızı görünür ve
kırmızı (hemorajik) enfarkt adını alır.En sık alt ekstremitenin derin venlerinde yerleşir.
Trombüsün kuyruğu, arteriel trombüslerde akım yönünün tersine doğru;venöz trombüslerde ise akım yönüne doğru uzanır.Yani
her iki durumda da kalbe doğrudur.
Venöz İnfarkt – Hemorajik İnfarkt
Testis ve over gibi bir tek venle drene olan organlarının venleri tıkanırsa veya torsiyone olursa organda kapiller dolaşım duracağından venöz infarkt oluşur.
Genellikle arteriyel sistem tıkanmalarında oluşan infarkt alanları normal dokuya göre daha soluk veya beyaz olur. Ancak bazı durumlarda infarkt bölgesine kanama olur ki bu durumda kırmızı (hemorajik) infarkttan söz edilir
Venöz oklüzyon (over-testis)
Gevşek yapılı organlardaki infarkt (akciğer)
Dual sirkülasyonlu organlar (akciğer, ince barsaklar)
Önceden venöz yetmezlik nedeni ile konjesyonlu dokular
Arteryal oklüzyonlu bölgenin reperfüzyonu
Soluk İnfarkt
Pankreas kalp, dalak ve böbrek gibi solid organlarda arteriyel dolaşımın oklüzyonu ile oluşur. İnfarkt alanı soluk beyaz renkli ve
üçgen şeklindedir. Üçgenin tepesi arterin tıkanan kısmında, taban kısmı ise dallanan kısımlarında oluşur. İskemik infarkt alanlarında oluşan nekroz; koagülasyon nekrozudur. Beyinde ise istisnai olarak iskemi sonucu likefaksiyon nekrozu görülür. Çoğu organın
infarktı skar (fibrozis) ile iyileşir.Beyin infarktı ise gliozis ile iyileşir, beyinde skar oluşmaz.
92. Kırk bir yaşında hipertansif bir erkek hastada 3 aydan bu yana başağrısı ve bulantı şikayetleri mevcuttur.Labaratuar bulgularında ,hiperkalsemi , hipofosfatemi ve normal serum albumin düzeyleri mevcuttur.Üriner mikroskopik analizinde renal
tubuler epitel hücreleri içerisinde kalsiyum kristalleri birikimi izlenmiştir.
Aşağıdakilerden hangisi bu hastadaki patolojik olayları açıklar?
A) Kronik böbrek yetmezliğine sekonder renal tubuler atrofi B) Distrofik kalsifikasyon
C) Hipertansif nefropati
D) Metastatik kalsifikasyon
E) Medüller sünger böbrek
37
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
92 – D
Bu hastada serum analizinde hiperkalseminin olması ve üriner mikroskopik incelemede renal tubül epitel hücrelerinde kalsiyum
birikimin izlenmesi hiperkalsemisiyi destekleyen bugulardır.Hiperkalsemik olgularda dokularda kalsiyum birikimine metastatik kalsifikasyon denir.Metastatik kalsifikasyonun en tipik örneği nefrokalsinozisdir.
Metastatik kalsifikasyonun nedenleri
Hiperparatiroidizim
Multipl miyelom
Metastatik tümörler
Vit D İntoksikasyonu
Süt- alkali sendromu
Sarkoidoz
Kemiğin Paget hastalığı
Kronik böbrek yetmezliği
Alüminyum toksikasyonu
Patolojik kalsifikasyon: Patolojik kalsifikasyon distrofik ve metastatik olmak üzere 2’ye ayrılır.
A) DİSTROFİK KALSİFİKASYON: Serum kalsiyum düzeyi normal olduğu halde nekrotik (koagülasyon,likefaksiyon, yağ, kazeifikasyon
nekrozu), hasarlı, kronik iltihaplı, skarlı ve tümöral dokularda kalsiyum birikmesidir. Aterosklerotik plaklarda sıktır. Yaşla birlikte
kalp kapaklarında sık oluşur. Tüberkülozlu lenfadenitler de kalsifiye olabilir (taşlaşabilir).
B) METASTATİK KALSİFİKASYON: Serum kalsiyum düzeyinin yüksek olması nedeni ile kalsiyumun normal veya hasarlı dokularda
birikmesidir. En tipik örneği nefrokalsinozistir.*
* Metastatik tümörler PTH benzeri maddeler salgılayarak osteoklazis ve hiperkalsemi yaparlar.
** Sarkoidoz: Makrofajlar vitamin D prokürsörlerini aktive ederler.
William Sendrom: İnfantlarda idiopatik hiperkalsemiye neden olan bir durumdur. Çocuklar Vitamin D‘ye aşırı duyarlıdır
93. Otuzbeş yaşında tıknaz bayan hasta sık sık epigastrik yanma , zaman zaman ağrı şikayetleri ile hastaneye başvurmuştur.
Hastaya yapılan endoskopide 33 cm’de squamo-kolumnar bileşke gözlenmiş ve bunun proksimalinde yer yer erozyon saptanmıştır.Alınan biyopsi örnekleri incelendiğinde intestinal metaplazi ve displazi gösteren kolumnar epitel ile örtülü özafagus
mukozası izlenmiştir.
Bu hastada yukarıda görülen patolojinin gelişimine sebep olan primer faktör aşağıdakilerden hangisidir?
A) Helicobacter Pylori enfeksiyonu
B) Adenokarsinoma
C) Kronik nonsteroidal anti inflamatuar ilaç kullanımı
D) Gastro Özefagial reflu hastalığı
E) Trypanozoma Cruzi Hastalığı
93 – D
Hastadaki tablo Barret Özefajiti tablosudur.
Barret özafajiti:Uzun süreli reflü sonucunda kronik mukozal irritasyona bağlı olarak distal özofagusta skuamoz epitelin yerini mide
veya barsak tipi kolumnar (silendirik) epitelinin almasıdır.
Barret özofagusu uzun süren gastroözofagial reflü vakalarında %10 oranında görülen komplikasyondur.
Reflü özofajitin en erken bulgusu: Skuamöz epitel tabakasında eozinofil lökositler, nötrofil lökositler ve lenfositlerin olmasıdır.
Barret özofajitinin en kesin bulgusu: Metaplazik kolumnar mukozal epitelde goblet hücrelerinin bulunmasıdır
94. Aşağıdakilerden hangisi akciğerin nöroendokrin hücre kökenine sahip ve düşük dereceli bir tümörüdür?
A) Küçük hücreli akciğer kanseri B) Büyük hücreli akciğer kanseri
D) Karsinoid tümör
E) Bronkoalveolar kanser
94 – D
Akciğerde Görülebilen Nöroendokrin Tümörler:
1. Tümörler
2. Karsinoid tümör
www.tusem.com.tr
38
C) Adenokanser
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
3. Küçük hücreli kanser
4. Büyük hücreli nöroendokrin karsinom
Şıklardaki küçük hücreli ve büyük hücreli akciğer kanseri yüksek dereceli nöroendokrin hücre kökenine sahip bir akciğer kanseri iken
Karsinoid tümör düşük dereceli nöroendokrin hücre kökenine sahip akciğer kanseridir.
Bronşiyal karsinod
Bronş mukozasındaki immatür Kulchitsky hücrelerinin nöroendokrin farklılaşması sonucu gelişir. Low grade malign epitelyal tümördür. Morfolojik bulgular temelinde tipik ve atipik karsinoid diye 2’ ye ayrılabilir.
Bronş karsinoidleri intestinal karsinoidlere benzer. İyi sınırlı rezektabl tümörlerdir.
Ana bronşlardan köken alırlar. 1) lümene polipoid gelişir, veya 2) mukozal plak yapabilir. Bronş duvarını penetre ederek peribronşiyal dokuya uzanırlar (yaka-düğme lezyonu).
% 30 hiler lenf nodu metastazı vardır. Karaciğer gibi yerlere uzak metastaz nadirdir.
Elektron mikroskobunda diğer nöroendokrin tümörlede bulunan dens kor granüller bulunur. İmmunhistokimyasal incelemede
serotonin, nöronspesifik enolaz, bombesin, kalsitonin ve diğer peptitler bulunur.
95. Aşağıdaki endometriyal patolojilerden hangisinde endometriyal karsinom gelişme riski en yüksektir?
A) Adenomyozis
C) Atipili basit endometriyal hiperplazi
B) Atipisiz basit endometriyal hiperplazi
D) Atipisiz kompleks endometriyal hiperplazi
E) Atipili kompleks endometriyal hiperplazi
95 – E
Endometriyal hiperplazi
Endojen ya da eksojen kaynaklı östrojen maruziyetinin uzaması nedeniyle gelişir. Genellikle perimenopozal ve anovulatuar sikluslu genç
kadınlarda görülür. Bu etkenler hiperplazi nedeniyle artmış endometrial karsinoma da yol açabilirler.
Persistan anovulatuar siklus
Polikistik over sendromu (Stein-Levanthal Sendromu)
Granüloza hücreli over tümörü
Aşırı overyal kortikal fonksiyon (kortikal stromal hiperplazi)
Uzun süre östrojen etkisine maruz kalmak (östrojen replasman tedavisi, infertilite, erken menarş, geç menapoz, doğum yapmamak)
Endometrial hiperplaziye eşlik eden durumlar; diabet, obezite ve hipertansiyondur. Endometrial hiperplazide glandların sayı ve sıklığı
artmış olup, epitelde sitolojik atipi görülebilir.
Basit hiperplazide sayısı artmış, silendirik epitelle döşeli, bir kısmı kistik genişlemiş glandlar vardır
Kompleks hiperplazide ise glandlar daha kalabalık, büyümüş ve düzensiz şekil almıştır.
Epitelde tomurcuklanmalar görülebilir.Kompleks atipik hiperplazinin diğer adı endometrial intraepitelyal neoplazidir. Atipili kompleks
hiperplazide kanser gelişme riski %23’dür. Çoğu endometrial hiperplazide metaplazi (en sık skuamoz, daha az olarak da siliyalı ve müsinöz
metaplazi) görülür. Endometrial hiperplazi ve karsinomlarda tümör süpresor geni olan PTEN gen ekspresyon kaybı vardır.
96. Kırk yaşında bayan hasta başağrısı , bulantı ve kusma şikayetiyle başvurmuştur.Fizik muayene bulgularında nistagmus ve
papil ödem saptanan hastanın labaratuar bulgularında polistemi saptanmıştır.Yapılan bilgisayarlı beyin tomografisinde serebellumda mural nodüllü kistik yapı görülmüştür.Cerrahi tedavi sonrası yapılan histolojik incelemede hiperkromatik nükleusu
ve lipid dolu sitoplazmaları olan büyük poligonal hücrelerden oluşan gruplar ile ayrılan damar yumakları izlenmiştir.
Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anjiyosarkom
B) Ependimoblastom
D) Seminom
E) Medulloblastom
C) Hemanjiyoblastom
96 – C
Hemanjiyoblastom: Serebellumda düzgün sınırlı, nodüler ve kistik kitleler olarak görülür. Mikroskopik olarak vasküler kanallar ve
orijini bilinmeyen köpüksü sitoplazmalı hücrelerden oluşur. Sporadik olgularda tek kitle oluşturur veya Von-Hippel Lindau sendromunun komponenti olarak multipl olabilirler.
39
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
97. Aşağıdaki patojenlerden hangisi özellikle temporal lob tutulumu yaparak nöronal hasara neden olur?
A) CMV B) Poliomyelit
D) JC virüsü E) Kızamık virüsü
C) HSV
97 – C
HSV-I Ensefaliti: Her yaşta görülebilirse de daha çok çocuklar ve genç erişkinlerde oluşur. Temporal lobun inferior ve medial bölgelerini, frontal lobların orbital giruslarını etkileyen ensefalit tablosudur.Nekrotizan ve hemorajik ensefalit oluşuturur. Perivasküler
inflamasyon,nöronlar ve glial hücrelerde intranükleer Cowdry inklüzyonları oluşmasına neden olur.
Virüs
Lokalizasyon
Herpes zoster
Poliomyelit
Rabies
HSV
PML virüsü
CMV
HIV
Arka kök ganglion nöronları
Ön boynuz motor nöronları
Tüm nöronlar
Temporal lob nöronları
Oligodendrositler
Ependimal hücreler
Mikroglialar
98. Aşağıdaki tümörlerden hangisi trifazik(üçlü) histolojik yapı içerir?
A) Pinealoblastom
B) Osteosarkom
D) Wilms tümörü
E) Nöroblastom
C) Retinoblastom
98 – D
Wilms tümörü trifazik histolojik yapı içerir.
Bu dokular embriyodaki nefrogenezisin aşamalarına benzer: 1-Blastemal doku, 2-Mezenkimal doku, 3-Epitelyal doku Epitelyal komponent: İmmatür tübülüs ve glomerül yapılarıdır.Mezenkimal komponent: Stromal ve miksoid alanlar içerir.Blastemal komponent: İmmatür, yuvarlak üniform koyu nükleuslu, dar sitoplazmalı hücrelerin oluşturduğu komponenttir (embriyonel primitif böbrek dokusu).
Wilms tümörü çocukluk çağında en sık görülen böbrek tümörüdür. Genellikle 2-5 yaş arası görülür. Sıklıkla batında tek taraflı (asimetrik) orta hattı aşmamış kitle olarak palpe edilir. %5-10 bilateraldir. Hematüriye neden olabilir. 11. kromozomun kısa kolunun
13 bandında delesyon vardır. Burada bulunan gen tümör süpresör gen olup, delesyonu ile tümör gelişir. Willms tümörü, familyal
veya sporadik görülebilir
Aromataz İnhibitörleri
Anastrazol, letrozol, vorozol, fadrazol, eksemestan ve formestan aromatazı inhibe ederek periferik dokularda androjen östrojen
dönüşümünü dolayısıyla östrojen sentezini azaltırlar. Tamoksifene dirençli östrojen reseptörü pozitif meme kanserinde ve endometriyozis tedavisinde kullanılırlar. Oral yoldan aktiftirler.
Anastrazol, letrozol, vorozol ve fadrazol nonsteroidal yapıdadırlar ve aromatazı reversibl inhibe eder. Eksemestan ve formestan aromatazı irreversibl inhibe eden steroid yapılı ilaçlardır. Sıcak basması, vajinal kuruluk, osteoporoz ve kemik kırıklarına neden olabilirler.
99. P-glikoprotein pompa ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Diğer adı MDR1’dir.
B) Hücre içine giren ilacı dışarı atar.
C) Ekspresyonunda artma kanser ilaçlarına direnç gelişimine neden olur.
D) Ekspresyonunda azalma ilaçların plasental geçişini zorlaştırır.
E) Verapamil, diltiazem, kinidin ve siklosporin tarafından inhibe edilir.
99 - D
P-glikoprotein Pompa
• Beyin, testis, böbrek, ince barsak ve plasenta gibi birçok dokuda bulunan ve hücre içine giren ilacı dışarıya atan pompadır.
• Multi-drug rezistans tip 1 transportör (MDR1) olarak da bilinir.
www.tusem.com.tr
40
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
• Ekspresyonunda artma anti-kanser ilaçlara direnç gelişimine, azalma ilaçların plasental bariyeri kolay geçmesine neden olur.
• Verapamil, diltiazem, siklosporin, kinidin ve ketokonazol tarafından inhibe edilir.
100. Aşağıdakilerden hangisi sempatik sinapslarda norepinefrinin etkinliğini artıran ilaçlardan biri değildir?
A) Rezerpin B) Kokain
C) Amitriptilin
D) Reboksetin
E) Tranilsipromin
100 - A
Kokain: Monoaminlerin presinaptik re-uptake’ni inhibe ederek sempatik sinapslarda norepinefrin etkinliğini artırır.
Amitriptilin: Norepinefrinin presinaptik re-uptake’ni inhibe ederek sempatik sinapslarda norepinefrin etkinliğini artırır.
Reboksetin / Atomoksetin: Norepinefrinin presinaptik re-uptake’ni selektif inhibe ederek sempatik sinapslarda norepinefrin etkinliğini
artırır.
Tranilsipromin / Fenelzin: MAOA ve MAOB inhibisyonu ile norepinefrinin yıkımını azaltarak sempatik sinapslarda norepinefrin etkinliğini artırırlar.
Rezerpin: Veziküler amin pompasını inhibe ederek norepinefrin, serotonin ve dopaminin veziküle alınmasını inhibe eder. Sempatik
sinapslarda norepinefrin etkinliğini azaltır.
101. Aşağıdaki ilaçlardan hangisi iskelet kası ile gangliyonlardaki nikotinik ve kalpteki muskarinik reseptörleri uyarır?
A) Tubokürarin B) Dantrolen C) Süksinilkolin D) Baklofen E) Botulinum toksini
101 - C
Süksinilkolin
• Etkisi en hızlı başlayan ve en kısa süren depolarizan nöromusküler blokördür.
• Plazma kolinesteraz enzimi olmayanlarda uzamış apne ortaya çıkar.
• Gangliyonlardaki nikotinik (NN) ve kalpteki muskarinik (M2) reseptörleri uyarır.
• Kalpteki M2 reseptör uyarısına bağlı bradikardi görülür.
• Süksinilkoline bağlı kardiyak aritmiyi önlemek için hastaya antikolinerjik (atropin veya glikopirolat) verilir.
102. Aşağıdakilerden hangisi antiparkinson tedavide dopamin reseptörlerini doğrudan uyarmak için kullanılan ilaçlardan biridir?
A) Levodopa
B) Pramipeksol
C) Amantadin
D) Selejilin
E) Benztropin
102 - B
Tablo: Dopamin Reseptör Agonistleri
Ergotlar
Bromokriptin
Pergolid
Non-ergotlar
Ropirinol
Pramipeksol
Rotigotin (transdermal)
Apomorfin (subkutan)
103. Aşağıdakilerden hangisi metilksantinlerin etki mekanizmalarından biri değildir?
A) Fosfodiesteraz enziminin inhibe edilmesi
B) Sempatik etkinliğin artırılması
C) Adenozin reseptörlerinin aktive edilmesi
D) Histon deasetilasyonunun aktive edilmesi
E) İntraselüler kalsiyum düzeyinin artırılması
103 - C
Metilksantinler (Teofilin / Aminofilin / Kafein)
Fosfodiesteraz enzimini, adenozin reseptörlerini ve prostaglandin sentezini inhibe ederler. Katekolamin sentezini, sarkoplazmik
retikulumdan kalsiyum salgısını ve histon deasetilasyonunu artırırlar.
41
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
Metilksantinlerin Etkileri
• Solunum stimülasyonu ve konvülsiyon
• Tolerans gelişmeyen bronkodilatasyon
• Antiinflamatuvar etki
• Solunum kaslarının kasılma gücünde artma
• Pozitif inotropik ve pozitif kronotropik etki
• Diüretik etki
• Mide asit salgısında artma
• Lipoliz
• Anksiyete, tremor ve insomnia
104. Aşağıdakilerden hangisi anti-romatizmal tedavide kullanılan interlökin-1 inhibitörüdür?
A) Leflunomid
B) Mikofenolat mofetil C) Sirolimus
D) Muromonab
E) Anakinra
104 - E
Tablo: Anti-romatizmal İlaçlar
Anti-romatizmal İlaç
Metotreksat
Leflunomid
Mikofenolat mofetil
Siklosporin
Anakinra
Etanersept / İnfliksimab / Adalimumab
Tocilizumab
Rituksimab
Etki Mekanizması
Folik asit anti-metaboliti
Pirimidin anti-metaboliti
İnozin monofosfat dehidrogenaz inhibitörü
Kalsinörin fosfataz inhibitörü
IL-1 inhibitörü
TNFalfa antikoru
IL-6 antikoru
CD20 antikoru
105. Aşağıdakilerden hangisi substans P NK1 reseptörlerini bloke ederek anti-kanser ilaçlara bağlı gecikmiş kusmalarda kullanılır?
A) Kapsaisin B) Dronabinol
C) Palonosetron
D) Aprepitant
E) Metoklopramid
105 - D
Substans P Antagonistleri
Kapsaisin: Acı biberden elde edilir. Substans P depolarını boşaltarak analjezik etki yapar. Ağrılı durumlarda lokal olarak kullanılır.
Aprepitant: Bulantı-kusma merkezindeki substans P NK1 reseptörlerini bloke ederek anti-kanser ilaçlara bağlı gecikmiş kusmalarda oral yoldan kullanılır. Postoperatif bulantı-kusmayı önlemek için de yararlıdır. Fosaprepitant intravenöz verilişten sonra aprepitanta dönüşen ön ilaçtır.
106. Aşağıdaki ilaçlardan hangisi nefrojenik diabetes insipidus, idiopatik hiperkalsiüri ve hipokalsemi tedavisinde kullanılır?
A) Hidroklorotiazid
B) Desmopresin
C) Furosemid
D) Etakrinik asit
E) Metazolamid
106 - A
Tiazidler: Klorotiazid ve hidroklorotiazid distal tubül ve henlenin çıkan kolunun kortikal bölgesinde sodyum reabsorbsiyonunu
azaltırlar. Kalsiyum reabsorbsiyonunu artırarak hiperkalsemiye neden olurlar. Hipertansiyon, kalp yetmezliği, nefrojenik diabetes
insipidus, hipokalsemi ve idiopatik hiperkalsiüri tedavisinde kullanılırlar.
Hiponatremi (lityum intoksikasyon riskinde artma), hipokalemi (digoksin intoksikasyon riskinde artma), hipomagnezemi, postural
hipotansiyon, hiperkalsemi, hiperlipidemi, hiperürisemi (gut hastalarında kontrendike), hiperglisemi (diyabette glukoz toleransını bozar) ve hipokalemik metabolik alkaloz gibi yan tesirlere neden olurlar.
107. Aşağıdaki parametrelerden hangisinde nitrat, beta blokör ve verapamil benzer yönde etki yapar?
A) Kalp hızı B) Kardiyak kontraktilite
C) Diyastol sonu hacim
D) Kan basıncı www.tusem.com.tr
E) Ejeksiyon zamanı
42
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
107 - D
Tablo: Antianginal İlaçlar (istenmeyen etkiler koyu olarak gösterilmiştir)
Nitratlar
Beta blokör veya verapamil
Nitratlar ile beta blokör veya verapamilin kombinasyonu
Kalp hızı
Refleks artma
Azalma
Azalma
Kardiyak kontraktilite
Refleks artma
Azalma
Değişmez
Kan basıncı
Azalma
Azalma
Azalır
Diyastol sonu hacim
Azalma
Artma
Değişmez veya azalır
Ejeksiyon zamanı
Azalma
Artma
Değişmez
108. Aşağıdaki ilaçlardan hangisi trombositlerde ADP’nin bağlandığı P2Y12 reseptörlerini irreversibl inhibe ederek antiagregan
etki yapar?
A) Klopidogrel
B) Eptifibatid
C) Tirofiban
D) Cilastazol
E) Absiksimab
108 - A
Tablo: Antiagregan İlaçlar
Antiagregan İlaç
Etki Mekanizması
Aspirin
Siklooksijenaz-1’in irreversibl inhibisyonu
Tiklopidin / Klopidogrel / Prasugrel
ADP reseptörlerinin (P2Y12) irreversibl inhibisyonu
Ticagrelor / Cangrelor
ADP reseptörlerinin (P2Y12) reversibl inhibisyonu
Absiksimab / Tirofiban / Eptifibatid
Glikoprotein IIb/IIIa reseptör blokajı
Cilastazol
Fosfodiesteraz III inhibisyonu
Dipiridamol
Fosfodiesteraz ve adenozin re-uptake inhibisyonu
109. Aşağıdaki antibiyotiklerden hangisi bakteride stoplazmik membrana bağlanarak membranı depolarize eder ve yalnızca
gram (+) bakteri enfeksiyonlarında kullanılır?
A) Telitromisin
B) Daptomisin
C) Levofloksasin
D) Tigesiklin
E) Tinidazol
109 - B
Daptomisin: Lipopeptit yapıdadır. Bakteride stoplazmik membrana bağlanır. Kalsiyum ve potasyum dengesini değiştirerek hücre
membranını depolarize eder. Bakterisid etkilidir.
Yalnızca gram(+) bakterilere etkilidir. Metisiline dirençli stafilokok ve vankomisine dirençli enterokok tedavisinde intravenöz infüzyonla kullanılır. Böbrek yetmezliğinde dozu ayarlanmalıdır.
Myopati ve rabdomyolizise neden olabilir. Kreatin kinaz düzeyi haftalık takip edilmelidir. Myopati yan tesirinden dolayı statinlerle
birlikte verilmez. Karaciğer transaminazlarını artırır. Pulmoner surfaktan tarafından antagonize edildiği için pnömoni gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılmaz.
110. Non-kompetetif antagonistler ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Agonistin bağlandığı reseptöre irreversibl bağlanırlar.
B) Reseptör rezervini azaltırlar.
C) Efikasiteleri agonistten fazladır.
D) Agonistin Emaks değerini azaltırlar.
E) Antagonistik güçlerini gösteren bir değer yoktur.
110 - C
Non-kompetetif Antagonizma
• Antagonist, aynı reseptöre tersinmez bağlanarak agonistin etkisini tamamen önleyebilir.
• Non-kompetetif antagonist reseptör rezervini azaltır.
• Agonistin dozu artırılırsa aynı maksimum etki oluşmaz.
• Agonistin doz-yanıt eğrisi paralel olmadan sağa kayar.
• EC50 değerinde önemli bir değişiklik olmaz.
• Adrenalin-fenoksibenzamin örnek verilebilir.
111. Aşağıdakilerden hangisi fosforlu insektisid zehirlenmesinde görülen bulgulardan biri değildir?
A) Hipersalivasyon
B) Myozis
C) Bronkokonstriksiyon
D) İskelet kası felci
43
E) Taşikardi
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
111 - E
Organofosfatlar (Fosforlu İnsektisidler)
Zehirlenme bulguları
• Bulantı-kusma, diyare ve idrara sıkışma
• Hipersalivasyon
• Myozis
• Bradikardi
• Bronkokonstriksiyon
• İskelet kası felci
Tedavisi
• Asetilkolinesterazı reaktive (rejenere) eden pralidoksim veya obidoksim kullanılır.
• Muskarinik bulguları azaltmak için atropin verilir.
112. Aşağıdaki antidiyabetik ilaçlardan hangisi dipeptidil peptidaz-4 enzimini inhibe ederek GLP-1 ve diğer inkretin hormonların yıkımını azaltır?
A) Eksenatid
B) Sitagliptin
C) Pramlintid
D) Rosiglitazon
E) Repaglinid
112- B
Dipeptidil Peptidaz-4 (DPP-4) İnhibitörleri: Sitagliptin, vildagliptin, saksagliptin, linagliptin ve alogliptin DPP-4 enzimini inhibe
ederek inkretin hormonların (GLP-1 ve GIP) yıkımını önlerler ve GLP-1 ile GIP düzeyini artırırlar. Glukoz aracılı insülin sekresyonunu stimüle ederler, glukagon sekresyonunu azaltırlar.
Tek başlarına, metformin, sulfonilüre veya glitazonlarla birlikte tip 2 diyabet tedavisinde oral yoldan kullanılırlar. Hipoglisemi yapmamalarına karşın insülin veya insülin sekresyonunu artıran ilaçların hipoglisemi yapıcı etkilerini artırırlar. Belirgin kilo alımı veya kilo kaybı yapmazlar.
113. Proton pompa inhibitörlerinin farmakolojik özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Bazik yapılı ön ilaçlardır.
C) Gastrin sekresyonunu artırırlar. B) İyon tuzağına uğrayarak etki yaparlar.
D) Mide lümeninde aktif ilaç haline gelirler.
E) Yarılanma ömürleri kısa olmasına karşın etkileri uzun sürer.
113 - D
Proton Pompa İnhibitörleri (PPI): Omeprazol, esomeprazol, lansoprazol, dekslansoprazol, pantoprazol ve rabeprazol bazik yapılı
ön ilaçlardır. Mide lümeninde parçalanmamaları için barsak kaplamalı kapsül veya tablet şeklinde verilirler. Oral absorpsiyonları
besinler tarafından azaltılır.
Oral verildiklerinde kana geçen ön ilaç iyon tuzağı gereği mide pariyetel hücrelerinin asit ortamında reaktif sulfenamid türevlerine
dönüşerek H+, K+, ATP’azı (proton pompası) irreversibl inhibe eder.
Yarı ömürleri kısa (1.5 saat) olmasına karşın proton pompasını irreversibl inhibe ettikleri için etkileri 24-72 saat devam eder.
H2 reseptör blokörlerinin aksine hem açlık hem de besinlerle uyarılan mide asit sekresyonunu inhibe ederler. Asetilkolin, gastrin
ve histamin ile stimüle edilmiş asit salgısını da baskılarlar. Mide asit sekresyonunu en güçlü bloke eden ilaçlardır. Gastrin sekresyonunu artırırlar.
114. Aşağıdaki hipolipidemik ilaçlardan hangisi barsaklardan kolesterol ve fitosterollerin emilimini sağlayan transport proteini
inhibe eder?
A) Pravastatin
B) Fenofibrat
C) Nikotinik asit
D) Kolestiramin
E) Ezetimib
114 - E
Ezetimib: Barsaklardan kolesterol ve fitosterollerin emilimini sağlayan transport proteini (NPC1L1) inhibe eder. Primer olarak LDL
kolesterolu düşürmek için kullanılır. Trigliserit emilimini etkilemez. Diyette kolesterol olmasa da etkinlik gösterir. Statinlerle birlikte
alındığında statinlerin myopati riskini azaltır.
Barsakta konjugasyonla aktif ilaç haline geçer. Absorbe edildikten sonra enterohepatik siklüsü uğrar. Büyük kısmı feçesle atılır. Fibratlarla
alındığında plazma düzeyi yükselir. Safra asidi bağlayan reçineler kan düzeyini azaltır. CYP enzimleri tarafından metabolize edilmez.
115. Aşağıdaki antidepresan ilaçlardan hangisinin konvülsiyon yapıcı etkisi en fazladır?
A) Bupropion
www.tusem.com.tr
B) Fluoksetin
C) Moklobemid
44
D) Venlafaksin
E) Sitalopram
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM TTBT
115 - A
Bupropion
• Yapıca amfetaminlere benzer.
• Katekolaminlerin presinaptik salgılanmasını ve norepinefrin ile dopamin düzeyini artırır.
• Antimuskarinik, antihistaminik ve antiadrenerjik yan tesirlere neden olmaz.
• Konvülsiyon riski yüksektir.
• İştahı azaltır ve erektil disfonksiyon yapmaz.
• Nikotin bağımlılığı tedavisinde kullanılır.
116. Aşağıdakilerden hangisi aromataz enzimini inhibe ederek östrojen sentezini azaltır ve meme kanserinde kullanılır?
A) Tamoksifen
B) Anastrazol C) Danazol
D) Fulvestrant
E) Klomifen
116 - B
Aromataz İnhibitörleri: Anastrazol, letrozol, vorozol, fadrazol, eksemestan ve formestan aromatazı inhibe ederek periferik dokularda androjen östrojen dönüşümünü dolayısıyla östrojen sentezini azaltırlar. Tamoksifene dirençli östrojen reseptörü pozitif
meme kanserinde ve endometriyozis tedavisinde kullanılırlar. Oral yoldan aktiftirler.
Anastrazol, letrozol, vorozol ve fadrazol nonsteroidal yapıdadırlar ve aromatazı reversibl inhibe eder. Eksemestan ve formestan aromatazı irreversibl inhibe eden steroid yapılı ilaçlardır. Sıcak basması, vajinal kuruluk, osteoporoz ve kemik kırıklarına neden olabilirler.
117. Aşağıdaki antibiyotiklerden hangisi GABA’nın GABAA reseptörlerine bağlanmasını inhibe ederek konvülsiyon ve benzodiazepin yoksunluk krizine neden olabilir?
A) Siprofloksasin B) Kinopristin/Dalfopristin D) Linezolid E) Metronidazol
C) Tigesiklin
117 - A
Florokinolonlar GABA’nın GABAA reseptörlerine bağlanmasını inhibe ederler. Konvülsiyon, tremor, psikoz, anksiyete ve insomnia
gibi yan tesirler ortaya çıkabilir. Prokonvülsan bir ilaç olan teofilinin metabolizmasını baskılarlar. Benzodiazepin kullananlarda
yoksunluk krizine neden olurlar.
118. Aşağıdakilerden hangisi ACE inhibitörleri ile anjiotensin reseptör blokörlerinin ortak özelliklerinden biri değildir?
A) Aldosteron sekresyonunu baskılama
B) Böbreklerden renin sekresyonunu artırma
C) Bradikinin birikimine neden olma
D) Kalp yetmezliğinde mortaliteyi azaltma
E) Gebelerde kullanılmama
118 - C
Anjiotensin Konverting Enzim (ACE) İnhibitörleri: Anjiotensin konverting enzimi inhibe ederek anjiotensin I’in anjiotensin II’ye
dönüşümünü ve aldosteron sekresyonunu azaltırlar.
Bradikinin birikimi hipotansif etkilerine katkı yapmasına karşın kuru öksürük ve anjioödem yan tesirlerinden sorumludur. Bradikinin B2 reseptör blokörü ikatibant ACE inhibitörlerinin hipotansif etkilerini azaltır, kuru öksürük yan tesirlerini önler.
Hipertansiyon tedavisinde kullanılırlar. Kalp yetmezliği ve miyokart enfarktüsünde mortaliteyi azaltırlar. Diyabetik nefropatide
progresyonu geciktirirler. Sklerodermaya bağlı renal krizde ilk tercih ilaçlardır.
Gebelerde ve bilateral renal arter stenozunda kontrendikedirler. Potasyum tutan diüretiklerle kombine edilmezler. Ağızda metalik
tat, hipotansiyon, nefropati, anjioödem, hiperkalemi, kuru öksürük, böbreklerden renin sentezinde artma ve deri döküntüsü gibi
yan tesirleri vardır.
Anjiotensin Reseptör Blokörleri: Anjiotensin II’nin, AT1 reseptörlerine bağlanmasını kompetetif olarak bloke ederler. Aldosteron sekresyonunu azaltırlar. Bradikinin birikimine neden olmadıkları için kuru öksürük yapmazlar. Böbreklerden renin sentezini artırırlar.
Hipertansiyon tedavisinde kullanılırlar. Diyabetik nefropatide progresyonu geciktirirler. Kalp yetmezliğinde mortaliteyi azaltırlar.
Gebelerde ve bilateral renal arter stenozunda kontrendikedirler.
45
www.tusem.com.tr
TEMEL BİLİMLER
2014 - 04 - TUSEM - TTBT
119. Aşağıdaki ilaçlardan hangisi gonadotropinlerin sekresyonunu önce stimüle sonra inhibe eder?
A) Goserelin
B) Ganireliks
C) Finasterid
D) Danazol
E) Letrozol
119 - A
GnRH Reseptör Agonistleri
Löprolid, goserelin, naferelin, buserelin, histrelin, triptorelin, gonadarelin ve deslorelin subkutan, intravenöz veya intranazal yoldan pulsatil verildiklerinde ilk 7-10 gün gonadotropin ve seks steroidlerinin sekresyonunu artırırlar. 10.günden sonra reseptörlerde
down-regulasyon (reseptör duyarsızlaşması) sonucu gonadotropin ve seks steroidlerinin sekresyonunu baskılayarak “tıbbi kastrasyona” neden olurlar.
120. Aşağıdaki opiyat ilaçlardan hangisi μ (mü) reseptörlerine parsiyel agonist, δ (delta) ve κ (kappa) reseptörlerine antagonist
etki yapar?
A) Sufentanil
B) Propoksifen
C) Levorfanol
D) Buprenorfin
E) Naloksan
120 - D
Karma Etkili Opiyatlar
Opiyat reseptörlere agonist, parsiyel agonist veya antagonist etki yaparlar. Tam agonist ile birlikte kullanılırlarsa tam agonistin
analjezik etkisi azalır ve yoksunluk krizi ortaya çıkabilir. Tam agonistlere göre daha az bağımlılık, yoksunluk, öfori, solunum depresyonu yaparlar ve daha az kötüye kullanılırlar.
Tablo: Karma-Etkili Opiyatlar
Opiyat İlaç
μ
К
Oral/Parenteral Oranı
Analjezik Etki Süresi
Pentazosin
±
+
Orta
3-4
Orta
Nalbufin
--
++
Yalnızca parenteral
3-6
Yüksek
Buprenorfin
±
--
Düşük
4-8
Yüksek
Butarfanol
±
+++
Yalnızca parenteral
3-4
Yüksek
Nalorfin
±
+
Düşük
3-4
Orta
www.tusem.com.tr
δ
--
46
Maksimum Etki
Download

2 TEMEL TIP BİLİMLERİ TESTİ AÇIKLAMALI CEVAPLAR 1