Doğan Kuban’la İstanbul
1 / 12
1
DOĞAN KUBAN
2
3
4
Hocamızı, bu İstanbul Beyfendisi’ ni tanımanızı istedim. Bu nedenle, Sevgili Haldun HÜREL’ in,
hocamızla 02.12.2010 yaptığı bir söyleşiyi sizinle paylaşmak istiyorum.
5
6
7
Yaşamımızın, yalnızca gündelik koşuşturma ve alışkanlıklar olmadığını, bunların dışında da bir
şeyler yapmamızı da zorunlu kıldığını bilmemiz gerekir, diye düşünüyorum. Bunu anlamamızı
sağladığı için, Hocamıza, bu Güzel İnsan’ a teşekkür etmeliyiz.
8
Saygılarımla,
9
10
11
12
Cengiz Akyol
08.01.2012
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
2 / 12
1
“Türkiye ekonomisi toprak yağması üzerine yapılıyor’
2
3
4
5
29. İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı Doğan Kuban, ’1450′de matbaa kurulduğu zaman 50 yıl içinde
Avrupa’da 300 matbaa açılıyor. Türkiye’de 1728′ de bir tane matbaa kuruluyor, ikincisi açılmadan
70 senede 80 tane kitap basıyorlar. Biz bir kitap basana kadar Avrupa 350 milyon cilt basmış. Bu
fark her alanda var’ diyor.
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
Haldun Hürel: Hocam, İstanbul şehirleşebilmiş bir kent mi?
Doğan Kuban: Şehir değil canım bu, köy köy…
Haldun Hürel: Ama şehirleşememiş.
Doğan Kuban: Köylü genelde şehirleşmez. 50-60 senedir kaldığım köylüler var şehirleşmiyor,
şehirleşemiyorlar.
Haldun Hürel: Ama bir de şöyle bir şey diyorsunuz, burada eğer onlarla konuşabilecek kadar az
köylü olsaydı onları olumlu yönde değiştirebilirdi.
Doğan Kuban: Köylü değişmez esasen, zordur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde
nüfusu 25 milyon. 22.5 milyon, 23 milyon eğitimle ilgili insan var bu memlekette. Dayım derdi ki ya
da eski İstanbullu, şeyhülislam damadı derdi ki ‘Değişmeyen insanlar şöyle bir şey bilmediği için
aşağıda boyuna gülüyorlar’. E, yukarıda şimdi daha çok gülüyorlar ama. Anadolulu eğitimi de öyle
eğitiyor işte. Çünkü Anadolu’ daki üniversite de üniversite değil ki.
Haldun Hürel: Onu doğru söylüyorsunuz. Eğitmenlerin de eğitilmeye ihtiyacı var bence. Bu konu
çok önemli çünkü oralarda neler anlatıyorlar, kültür adına, sanat adına neler öğretiyorlar buna ben
de emin değilim. Oradaki üniversitelerin yaşama bakış açılarının yeterli olmadığı kanaatindeyim.
Doğan Kuban: Dünya da böyle bir şey zaten.
Haldun Hürel: Ama hocam oralarda bir yaptırımın olması gerekmiyor mu bu durumda?
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
3 / 12
Doğan Kuban: Ama toplumun öyle bir olgunluğa ulaşması için hazırlıklı olması lazım, ben hep
böyle söyledim, ama 50 senede bir şey değişmedi. Çocukları var, babası ilkokulu sonradan bitirmiş,
anası okuma-yazma bilmiyor. Çocukları da ortaokulu ancak okuyabiliyor, bir iş yapıyor bir yerlerde.
Çok az değişebiliyor. Çocuklar İstanbul’ da büyünce dünyayı görüyorlar.
Haldun Hürel: Çocuklar farklı değişiyor sanki hocam, İstanbul’da da öyle.. Benim yıllardır
üniversitelerdeki öğrencilerimde yaptığım gözlemlerde, anladığım kadarıyla eğitim dünyasında da
aşağı doğru bir iniş yaşanıyor.
Doğan Kuban: Dünyada da var bu, maalesef.
Haldun Hürel: Şöyle bir şey de var, az önce gelirken de konuşuyorduk muhabir arkadaşımla,
gençlikte böyle bir yorgunluk, bir huzursuzluk, gözlerde bir gariplik var yani. İnsan merak eder.
Keşfetmek, merak etmek, araştırmak, yeni ufuklar bulmak, yaratıcı olmak… Yok, yok bunlar.
Doğan Kuban: Şimdi bakın, ben 1943’ te liseyi bitirdim. O zaman yüksek mimarlık okuluna girdim.
Yüksek mimarlık okulu Türkiye’de zaten iki-üç taneydi. 900 kişi girerdi imtihana ve tek imtihan olan
yerdi. Türkiye’nin önemli liselerinden süzme adamlar, matematik, kimya, fizik falan yaparlardı, öyle
girerlerdi sınava. Dünyayı ziyaret etmiş gibi adamlardı. Çok da zeki adamlardı. Onlar sonra
profesör oldular falan filan. Şehirli olmak başka bir şey. Hemen şehirli adam olmuyor. Hatta
büyüdükleri zaman olanlar da şehirli olmuyor. Kent geleneği kolay değil, aileden gelmesi gerekir.
Haldun Hürel: Bir de gelişmelere, kültüre açık olacaksın.
Doğan Kuban: Açıktı, herkes çok açıktı. Ben hatırlıyorum Allah rahmet etsin bir sosyolog dostum
vardı, benim sınıf arkadaşımdı. O bir Kürt ağasının oğludur. Abisi valiydi, kendisi de Antalya
belediye reisi oldu. Çok yetenekli bir mimardı, ondan sonra Fransa’ya gitti geldi, bir şehir çocuğu
oldu, sonra kazada gitti zavallı. O çok güzel adapte olmuştu, konuşması gene Kürt diliydi ama çok
iyi adapte olmuştu.
Haldun Hürel: Onu ben de biliyorum, harikulade bir modern cami projesinden onu çok takip ettim,
Vedat Dalokay’ dan söz ediyorsunuz değil mi? Pakistan değil mi, Pakistan’dı…
Doğan Kuban: Evet. İslam dünyasındaki geleneksel tipolojiye yakın en iyi camiyi yaptı.
Haldun Hürel: Hangi nedenlerden dolayı ülkemizde uygulanamadı bu projesi?
Doğan Kuban: Bildiğiniz nedenler işte, ne olacak… Ben de girdim o yarışmaya, o başka ödül
kazandı, ben mansiyon almıştım. Sonra Demokrat Parti geldi, onun bir müsteşarı vardı, beni
çıkardılar o projeden, yerine şimdiki bu külüstür şeyi yaptılar. Altında otoparklar, insanlar falan,
çirkin bir şey oldu tabii.
Haldun Hürel: Hocam, ben yeri geldiği zaman çok anlatıyorum Anadolu uygarlıklarıyla ilgili söz
edeceğim bu eseri, yani Sivas-Divriği’deki Ulu Camii’ yi… O dört kapılı yapı karakteriyle, farklı
üsluplar sergileyen o muhteşem 13. yüzyıl Selçuklu eserini. Siz ona çok emek verdiniz, dünya
kültür mirasları arasına aldırdınız. Bu konuda neler dersiniz?
Doğan Kuban: O caminin birinci kapısı olan giriş kapısı, kuzeydeki kapısıdır. Öteki sonradan ilave
edilmiş, 16. yüzyılda. Yani onun eski yapıyla hiçbir alakası yok. Onu bir Ermeni yapmış bence ve
onlarla boy ölçüşmek için, yetenekli bir adam yapmış fakat tamamen değişik bir üslup, çok sert bir
şey olmuş.
Haldun Hürel: Kapılarıyla birlikte kültür mirası kavramında o cami en üst noktada duruyor gibi değil
mi?
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
4 / 12
Doğan Kuban: Türkiye’deki en iyi yapı Divriği Ulu Camii’dir. Tasarım olarak da, çok şaheser bir
ruhu var.
Haldun Hürel: Atatürk ne kadar önem vermiş değil mi bu Selçuklu eserlerine? Kurtuluş
Savaşı’ndan çıktıktan sonra, bu kadar mücadeleden sonra, kalkmış bir de kültürel miraslarla
ilgilenmiş. Anadolu’daki Selçuklu eserlerinin harabe içinde olduklarını, bir an önce bunların
onarılarak kültürümüze kazandırılmasını isimlerini vererek emrediyor, Konya Karatay Medresesi
diyor, İnce Minareli Medrese diyor, harabiyet içindeler, kurtarılsınlar istiyor. Bunların onarılması için
girişimde bulunuyor. Daha ne yapsın, bunu kim yapmış şimdiye kadar?
Doğan Kuban: Yani ülke, yapamadığı şeyler için yeterli adam yetiştiremedi, daha doğrusu
yetiştirdiği adamı kullanmadı.
Haldun Hürel: Hocam şu Semavi hocanın da üniversitede başına gelenler, hep üzülüyorum. Ne
önemli bir İstanbul tarihi uzmanıdır, sanat tarihçisidir, Bizans-Roma kürsüsü vardı zamanında,
kaldırılıyor.
Doğan Kuban: Neden, çünkü oraya Türkologlar egemen oldular İstanbul Üniversitesi’ne artık.
Oktay’ı (Aslanapa) da o tarafa doğru çektiler. Çok da yetenekli bir adamdır o çalışkandır müthiş.
Ama Osmanlı’ya döndü o.
Haldun Hürel: İstanbul’ daki Roma-Bizans miraslarını insanlara tanıtmak için az mı uğraştı Semavi
hoca..
Doğan Kuban: Kim tanıyor ki Bizans’ ı, İstanbul’daki eserlerini? Hani Bizans düşmanı, surları
yıkalım diyen adam vardı ya. Nasıl oluyor da o düşüncelere sahip kişilerin yönettiği İstanbul, Bizans
eserlerini ayakta tutabilir? Nasıl Kültür Merkezi olabilir İstanbul, o adamın kafası gibi olanlarla?
Haldun Hürel: Ben o konuyla çok ilgileniyorum, çünkü hakikaten bir zamanlar ‘Roma kara surlarını
yıkalım’ diyen adamlar vardı. Belki yine de vardır. Çünkü surlarını içi kısımlarını gezdiğimde bu
düşüncemde haklı olduğumu anlıyorum.
Doğan Kuban: Oysa dünyada bundan daha büyük bir zenginlik mi var. Dünyanın en büyük
zenginlikleri arkeolojik olarak burasıdır. Üç imparatorluk. Bizantion, Roma, Osmanlı Tarihi var ve
daha niceleri.
Haldun Hürel: Hocam İstanbul tarihiyle ilgili güzel eserleriniz var, söz eder misiniz?
Doğan Kuban: Evet, İstanbul’un kent tarihi eserim iyi bir çalışma oldu. Şimdi tekrar bakıyorlar
Tarih Vakfı’ nındı, o zaman ama onun İngilizcesini altı ayda sattılar. Mesela bizim Tarih Vakfı’ nda
çıkardığımız ‘İstanbul Ansiklopedisi’ iyi bir şeydir. Ama işte genel bir kent tarihi, ben yazdım Tarih
Vakfı da basamadı. İflas etti gibi bir durumlara geldi, parası yok.
Haldun Hürel: Başka bir yer basamadı mı?
Doğan Kuban: Şu anda İş Bankası basıyor. İş Bankası onun İngilizcesini de basacaktı.
Haldun Hürel: Hocam bu noktada biraz geriye gidelim arzu ederseniz. Osmanlı kültürü 1453’ ten
önceki Roma kültüründen devlet yönetimi statüsünde ya da sosyal statüde etkilendi mi? Sosyal
olarak bir şeyler almış olamazlar mı Roma kültüründen?
Doğan Kuban: Hayır almadı. Buraya geldiğimizde biz zaten Müslüman’ dık. Müslüman
toplumunun kendine özgü bir sürü karakteri var. Bir kere sadece şehir yapısı açısından bakarsanız
görürsünüz zaten. Roma’da meydan var, anıtsal yapılar var. Bizde cami dışında anıtsal yapı yoktur,
anıtsallığı sultan bile aramaz. Var mı Topkapı Sarayı gibi bir eser. Camiyi mesela Avrupalılar, Aziz
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
5 / 12
bilmem kim için yaparlar, bizimkiler Sultan Süleyman için yaparlar. Var mı, Hazreti Ali Camisi diye
bir şey, yok.
Haldun Hürel: Sultan tanrının yeryüzündeki gölgesi diye algılanıyordu.
Doğan Kuban: O tanrı gölgeliği yahut da o özel şey Hint geleneğinde de var. O aile başka bir şey
oluyor, özel. Tanrının ona verdiği bir şey var.
Haldun Hürel: Tabii çünkü ne karısı ne annesi, ne annesi konuşmak bize düşmüyor yani. Peki
Fatih bunu küçük yaşında nasıl tasarlamış? O yirmili yaşlarda böyle bir ayrım, ben ayrıyım…
Doğan Kuban: Orada herhalde bir eski Türk geleneği falan var. Bizans İmparatorluğu tam öyle bir
şey değil. Bizans İmparatorluğu da mutlak bir şey, o toprak. Aslında tabii var, Bizans
müesseselerinin Türk müesseseleriyle ortak olan yanı, Fuat Köprülü’ nün falan yazdığı şeyler var.
Özellikle merasimsel olanlar. Ama yalnızlık olayı o biraz garip, o soyut bir mahluk yani. Bizde, tam
da öyle değil.
Haldun Hürel: Şimdiki bildiğimiz eş, karı-koca yakınlaşmaları yok yani.
Doğan Kuban: Hayır burada yok. Burada İslam var, İslam ağırlıklı. Cemaat de yok. Benim
anneannem Midilliliydi. Ben geçenlerde Midilli’ ye gittim, anneannemin yaptığı gibi güzel yemekler
yapıyorlar. Biz de yapıyoruz ama aynı şeyi tam yapmıyoruz. Anneannemin ya da teyzemin yaptığı
şeyleri Midilli’ deki lokantada buldum. Halbuki burada çalışan insanlar yapıyorlar ama o tat yok.
Bitki, balık. Onlar hep Bizans’ tan.
Haldun Hürel: Peki dilin etkisi, denizle ilgili anlatılar, semt isimleri keza, yiyecek isimleri…
Doğan Kuban: O da öyle denizle ilgili anlatırlar ya Yunan ya İtalyan. Semt isimleri de öyle,
İstanbul’ da pek çok yerde bu isim mirasları var.
Haldun Hürel: İstanbul’un kendi adı da öyle değil mi?
Doğan Kuban: İstanbul zaten kalmış. Zaten Rumlar, Ermeniler, Yahudiler yaşıyor, Galatalılar
yaşıyor.
Haldun Hürel: Ne güzel bir kentmiş, böyle konuşunca…
Doğan Kuban: Aslında tabii ki kozmopolit bir kent ve hiç bozmamışlar onu, o kozmopolitlik hatta
en sonunda artık bir imparatorluk haline geldiği zaman şehrin Hıristiyan nüfusu Müslüman’ dan
fazla.
Haldun Hürel: Doğru.
Doğan Kuban: 19. yüzyılın ikinci yarısı öyle.
Haldun Hürel: Yani yabancıların, daha turistik anlamda görmek anlamında İstanbul’a yüzyılların
üzerindedir gelenler. İnsanların merak ettiği, İstanbul’ a geldiği zaman, 14. yüzyılda; hatta sokaktaki
vatandaşın Estanbol diye konuştuğunu söylüyor. Estanbol ismini o zaman koruyor. Ama dünyanın
pek çok ülkesinden çeşitli dillerin konuşulduğu bir şehir. Çok değişik isimleri var buranın. 135 kadar
ismi olduğu bilinir.
Doğan Kuban: Ha burası imparatorluk. Osmanlı Türk değil ki. İdarecisi Türk değil, askeri Türk
değil.
Haldun Hürel: Bazı hocalarımız kaynaklarında Osmanlı bir üçüncü Roma devletidir diyorlar, buna
katılıyor musunuz?
Doğan Kuban: Akdeniz egemenliği, Balkan egemenliği açısından evet. Ama Roma değil. Ama
aynı büyüklükte.
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
6 / 12
Haldun Hürel: Ama açıkça üçüncü Roma diyebiliyor.
Doğan Kuban: Üçüncü Roma değil, üçüncü Roma yok.
Haldun Hürel: Peki, Fatih devrinde “Kayzer-i Rum” ifadesini niye kullanıyor?
Doğan Kuban: Rum. Roma hakim ülkesi.
Haldun Hürel: Ama Fatih kendini hem Osmanlı hem de Roma imparatoru olarak görmüş, değil mi?
Doğan Kuban: Görmüş de olabilir, onu bilmiyoruz. Bizde, biliyorsunuz biri öyle yazar, bir tarihçi
başka yazar onları öğrenemezsiniz. O yazarlar uydururlar.
Haldun Hürel: Belki biri 1482’ de onu yapan adamın, o kültürün gözüyle öyle görmüş olabilir. Ama
batıya ve Hıristiyan kültürüne en açık imparator olduğunu söylemesi doğru olabilir Fatih’in.
Doğan Kuban: Yani aslında biraz karmaşık o sıralarda neler olup bittiği konusu. Bir Sinan Paşa
var, Hızır Çelebi’nin oğlu, genç bir çocuk. Ama dahi o. Fatih, bakmış ki dahi bir adam onu hoca
yapmış kendine. Sinan Paşa diyor ki, ‘Akılsız insan olmaz. Aklı olan her şeyi çözer. Ama şeriat
olduğu yerde akılsız kalıyor.’
Haldun Hürel: O zaman onu söylemeyi akıl ediyor. Peki hocam İstanbul’ a 1453’ten sonra zoraki
göçlerle bir sürü insan getirilmiş. İşe yarar insanların getirilmiş, mesela Yavuz’un çini ustaları… İlk
Müslüman mahallelerinin fiziki yapıları Roma mirası üzerine mi yoksa farklı bir doku olarak mı
şekillendi sizce?
Doğan Kuban: Şimdi bir kere eski sur içinde Aksaray’dan sonrası boş. Dolayısıyla yani kıyılarda
oturuyorlar Rumlar, Ermeniler, Yahudiler vs. fakat içerisi boş.
Haldun Hürel: Ama 1453 tarihli veya o Fatih dönemi mahallelerine baktığımız zaman oralarda da
bazı mahalli mevkiler…
Doğan Kuban: Oralara Türkler yerleşmiş. Yayla’ ya, Fatih tarafına doğru Türkler yerleşiyor. Ondan
öteye Edirnekapı’ya, Vatan Caddesi’ne doğru hep Türk mahalleleri onlar. İç taraflara Türkler
yerleşiyor, çünkü kıyılar zaten diğerlerinin elinde.
Haldun Hürel: Oralardaki Kora, Studion manastırı gibi bazı Hıristiyanlık mabetlerinin çevreleri,
Roma dönemindeki bazı küçük mahalleler…
Doğan Kuban: Onları camiye çeviriyorlar bizimkiler. Ama şehir o bölgelerde gelişmiş değil. En
büyük kilise hep Haliç’e bakan sırtlarda. Beyazıt çevresinde, çarşılar bölgesinde..
Haldun Hürel: Beyazıt bir nekropol, yani mezarlık bölgesiydi.
Doğan Kuban: Ama Konstantin’den evvel.
Haldun Hürel: Büyük Konstantin’in, Galata’da Aziz Andreas’ın kaldığı bir kilisede gömülmek
istediğini, ama Roma geleneğine göre imparatorların mutlaka Yarımada’da gömülmek zorunda
oldukları için burada gömülemediği söyleniyor… Şimdi orada, Kadiriler yokuşunda Piri paşa Camisi
var. Şimdi çok yıkık ve çok rezil bir durumda, mahvolmuş. Geçen gittim orada 17. yüzyılda bir
Kabiri Tekke’si de var. O alanda Aziz Andreas’ ın bir kilisesi.
Doğan Kuban: Onu ben bilmiyordum.
Haldun Hürel: Konstantin oraya gidermiş sık sık. Paganist topluma Hıristiyanlığı çok güzel adapte
etmiş, çok başarılı bir imparator.
Doğan Kuban: Zaten Aziz Konstantin deniyor ona.
Haldun Hürel: ‘Büyük’ unvanını da oradan alıyor.
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
7 / 12
Doğan Kuban: Olabilir, evet.
Haldun Hürel: Peki hocam, Roma İstanbul’ u ile Osmanlı İstanbul’unun başkentteki en yoğun
nüfus hareketleri hangi bölgelerde oluyor?
Doğan Kuban: İşte hâlâ duruyor sokağın bir tanesi.
Haldun Hürel: Mahmutpaşa Yokuşu, Tahtakale oralar mı?
Doğan Kuban: Evet çünkü orada dipte bir iki liman var. O limana inen en kolay yer bu çarşılar
yokuşu. Bir de şimdi buldukları liman var, eski liman, Yenikapıdaki Teodosius limanı.
Haldun Hürel: Kent mimarisi açısından baktığınız zaman sizin gözünüzle baktığınız zaman
İstanbul yarımadasının tarihini yeterince yansıttığına inanıyor musunuz?
Doğan Kuban: Hiç yansıtmaz, hiç.
Haldun Hürel: Tarihi yarımadanın açık hava müzesi olabilmesi için ütopik bir düşünce bile olsa,
neler yapılmalıdır?
Doğan Kuban: Yani binaları yok ettiler.
Haldun Hürel: Başka binaların ortadan kaldırılması, çirkin anlamında söylüyorum. Yani bir
kamulaştırma yapılsa tarih bunun içinden çıkabilir mi, hâlâ bir umut var mı?
Doğan Kuban: Bir kere tarih aşağıda duruyor. Yani aslında hiç bu kadar radikal şeyler yapmaya
hacet yok. Sorun şu; inşaat yasağı, kat yasağı, yeniden düzenleme, dev planlama, yapıların
çevresinin korunma olarak nazara alınması koşuluyla, mesela bir tek şey ilke Prost zamanında
‘Türk toplumunun üzerinde üç katı geçen bina olmayacak’. O kurtarmıştır İstanbul’u. Nasılsa
uygulandı. Olmayacak yerlerde aptal aptal binalarla mahvettiler. Tabii bu yoğunlaşmanın önüne
geçemezsiniz ama İstanbul bugün 350 bin hektar, Paris 1400 hektar. Paris 19-20. yüzyıl başı, hala.
Dışarısı 12 buçuk milyon arada oturuyor. 1400 hektar 350 bin hektarın yanında nedir? Bana
verseler ben onu yaparım, bana vermesinler ben artık 81 yaşında adamım ama akıllı, daha iyi
niyetli bu işten biraz da haberdar, kontrollü bir şey yapsalar. İnşaat yaparak para kazanan
adamlarla iş yapıyorlar. Halbuki İstanbul raporu yayınlanmıştı, onaylanmıştı kurulda.
Haldun Hürel: Yani demek ki böyle şeyler dikkate alınmıyor.
Doğan Kuban: Yani bu kitap kültürü yok ki belediye reisi ve hükümet de dahil. Sadece bu hükümet
de değil…
Haldun Hürel: Ama İstanbul’a karşı bir görev değil mi, bu görevi yerine getirmek lazım.
Doğan Kuban: Türkiye’ye, Türk tarihine karşı bir görev aslında. Çünkü İstanbul, eğer arkasında
Konstantinapolis olmasaydı bir şey olmazdı.
Haldun Hürel: Peki bugün Galata kıyısında perişan bir park var, içinde de perişandan da öte Lale
Devri meydan çeşmesi. Niçin bunu kimse görmez, ele almaz, bir de metro köprüsü geçecek
kıyısından.
Doğan Kuban: Şimdi bunu doğru dürüst planlamalısın, başka türlü olmaz.
Haldun Hürel: Ama çok yüksek bulmuş Avrupa Komisyonu o köprüyü.
Doğan Kuban: Avrupa Komisyonu’ nun da İstanbul’ u bildiği falan yok ki. Onlar da buraya para
kazanmaya gelen üniversitenin memurları.
Haldun Hürel: Ama kara surlarındaki Anemas zindanında yapılan restorasyonu durdurdular.
Doğan Kuban: O da yanlış. Ben basın danışmanıydım, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek
kadar iyi bir restorasyon yapıldı orada. İşin garibi, itiraz daha inşaata başlamadan yapıldı. Komik.
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
8 / 12
Haldun Hürel: Başlamadan itiraz yapıldı ha. Kara Surları’ ndaki o kötü restorasyona ne dersiniz.
Doğan Kuban: O yalan, o uydurma. Çünkü Kara Surları ilk yapıldığı andan itibaren restore
edilmiştir. Restorasyonu her zaman yapılmıştır, bozulup yeniden yapılır. İçinde yüzlerce çeşit
restorasyon vardır. Kimse oturup da Kara Surları’ nın belediyede ya da Kültür Bakanlığı’ nda bir
incelemesini mi yapmış, oturup sistematik olarak burası iyi korunmuş ya da korunmamış diye
incelemesini mi yapmış. Dolayısıyla palavradır o.
Haldun Hürel: Marmara’ya bakan surlarda sanki bir öğrencinin yeni mimarlığa başladığı yıllarda
yaptığı bir maket gibi. Halbuki yeni yapılması değil, eskiye benzetebilir o duvarı.
Doğan Kuban: Eskiye benzetmek diye bir şey yok. Mesela ben de danışmanlık yaptığım yerlerde,
Edirnekapı’ dan aşağı doğru inen yerde surlar tahrip olmuştu. Orada mesela iki metre derinlikte
birtakım mağara gibi yerler vardı. Şimdi orada ne yapılabilir: Orasını eski haline getirebilirsin. E
yeniden sur mu inşa edeceksin. Biz orayı yeniden yaptığımızı, dolgu yaptığımızı gösterecek bir şey
yapalım dedik. Sadece tuğla hasırlar var, onları gösterelim geri kalanını bırakalım dedik, önerdim
ben. Başka yerlerde daha iyi korunmuş yerler var, oralarda başka şeyler yapılabilir.
Haldun Hürel: Ama sadece bir yerinde göstermelik olarak yani…
Doğan Kuban: Aslında ben onu önerdim, küçük bir yerde sur olabilir.
Haldun Hürel: Hatta hendek bile olabilir.
Doğan Kuban: Ben onu da önerdim, hendeği de önerdim. Ona bakarsan İstanbul surlarına
önerdiğim hiçbir şey olmadı. Yapılanlara da böyle palavralar atıyor. Mesela bir kıyamet koptu,
Kültür Sarayı bilmem ne oluyor. Halbuki Kültür Sarayı’ na dokunulmadı bile.
Haldun Hürel: Oranın yenilenmesini siz mi…
Doğan Kuban: Yenilenmesi değil o. Oradaki sistem uzmanı benim, ama orada hiçbir ilave
yapılmadı ki, öneri öylece duruyor zaten.
Haldun Hürel: Peki hocam, Süleymaniye, Zeyrek bölgelerindeki tarihsel dokunun yaşatılması…
Doğan Kuban: Ben çocukken hep orada oturuyordum. Şimdi o tarih kalmadı ama.
Haldun Hürel: Genel olarak neler diyebilirsiniz şu andaki görünümü için. Umut vaat ediyor mu
hâlâ?
Doğan Kuban: Çirkin. Hayır, yani hiç kendi kültüründe olmayan bir malzemeyle yapan adam,
güzel bir şey yapamaz.
Haldun Hürel: Belediye de buna engel olmuyor.
Doğan Kuban: Belediye de o adamlardan oluşuyor zaten.
Haldun Hürel: Ona izin vermesi büyük hata. Anıtlar Kurulu var.
Doğan Kuban: Anıtlar Kurulu bitti artık. Tayinli Anıtlar Yüksek Kurul oldu. Bir tane kurul vardı bizim
zamanımızda. O kurulun içindeki adamlar birbirlerini seçerlerdi ve ölene kadar üye olurlardı.
Süreklilik olursa olur, başka türlü olmaz. Onların içinde restorasyon yapılıyordu ama Türkiye’nin en
iyi tarihçileri, sanat tarihçileri, tanınmış mimarlar vardı üç – beş kişi dinlerlerdi. Arkeologlar vardı,
profesör vardı. Biri Osmanlı tarihçisi, öteki Bizans tarihçisi falan. Anadolu kültürünü ve dil bilen
yazan, çalışan tipler. Şimdi bakıyorsun bir adam gelmiş, kim bu adam, hangi mektepten mezun
olmuş.
Haldun Hürel: Anıtsal tarihi yarımadanın, tarihi yüzünün yaşatılması için yeniden bir düzenleme
yapılması…
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
9 / 12
Doğan Kuban: Orasının özel bir statüsü olması için, o statü içnide şimdi kalanların, mesela büyük
anıt çevresinin yeniden değerlendirilmesi lazım. Araba sokulmaması lazım birçok yere, araba
katildir, bir şehir katilidir yani.
Doğan Kuban: Şimdi dünyanın birçok yerini işgal ediyorlar. Bizim tarihi yarımada çok küçük.
A: E, canlı bıraksınlar orayı.
Doğan Kuban: Müze Kent olması o bir slogan, o önemli değil. Müze Kent olacak nice anıtlar var.
Ütopya değil aslında çünkü çok büyük bir kent. Nasıl Ayasofya’ yı koruyorsak, Sultan Ahmet’ i
koruma içinde, etrafı zaten anıt dolu. İstersen olabilir. O iradenin oluşması köylüde olmaz. Yani
şehirleşememiş köylüde daha doğrusu.
Haldun Hürel: 2003’ te sanıyorum gazetelerde boy boy yer aldı. Bu Avrupa Kültür Başkenti
konusunda bir uzman buraya geldi, ziyaret etti, inceledi ve dönerken şöyle bir söz söyledi,
gazetelere de manşet oldu bu: “Siz bir ahşap evin, bir sokak çeşmesinin Ayasofya ile aynı değerde
olduğunu, aynı bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini ne zaman anlayacaksınız?”
Doğan Kuban: Ama onu elli sene evvel ben söyledim, yani söyleyen adam bir tane değil ki.
Dinlemeyince. Bakın bilgi tuhaf bir şey, bilgi özümsenmezse o pratiğe yansımaz. Bir adam eski
eserin korunabilir bir şey olduğun bilse hiç fark etmez. Biz adam yetiştiriyoruz çıkıyor, hiç alakası
yok. Özümsemek başka bir şey, sahip çıkmak, tarihini bilmek, estetik duyarlılığın gelişmiş olması.
Haldun Hürel: Bunları eğitim sağlıyor işte hocam.
Doğan Kuban: Eğitim sağlıyor ama eğitim yapan adam iş başına gelmiyor. Tabii işi de bilen
adamlar var ama onlar da evet diyorlar.
Haldun Hürel: O eğitimin yeterli olduğuna inanıyor musunuz?
Doğan Kuban: Hayır şimdi hiçbir şey yeterli değildir aslında. Çünkü üniversite çok büyük ve bir de
bilimi toplumumuz istemiyor.
Haldun Hürel: Halk yeniliği, bilgiyi çok sevmez.
Doğan Kuban: Bir de tabii, bilgi özellikle koruma bağlamında sınırlayıcıdır. Halbuki Türkiye’ nin
ekonomisi toprak yağması üzerine yapılıyor. Kimse istemiyor, halk istemiyor korumayı. Bürokrasi
istemiyor, politikacı istemiyor, katil anlamıyor.
Haldun Hürel: şimdiye kadar çok yazdım kitaplarımda, şimdi de yazacağım. O bir meydan
çeşmesidir istiyor. Bir meydan çeşmesi yapılıyor, İstanbul’da resmen ağlamak için yapılmış bir şey.
Ön tarafı simsiyah, ama neden siyah olduğunu size söyleyeyim, garip ama maalesef öyle çünkü
fotoğrafları var. Fotoğraflar arşivimde. 1711 tarihinde, I. Mahmut zamanında Taksim’e su getiren
adamlardan biridir ve o çeşmenin manzarası, biraz ileride altı metre boyunda belki biraz daha
fazladır Mimar Sinan heykeli var.
Doğan Kuban: Peki neden oraya yapmışlar o heykeli.
Haldun Hürel: Ben de onu merak ediyorum, neden? Bir heykelin belki de olmaması gereken bir
nokta belki de. Yani olacak şey değil. Kaide dökülüyor, kırılmış bütün mermerler. Kırılmış ve öyle
bırakılmış. Arkasında Perşembe pazarının yıkık dökük binalarında bir fon oluşturuyor.
Doğan Kuban: Arkasından aşağısı bir tarafta dünyanın en büyük güzel bilmem nesi, gösterişli
arkasında Kağıthane’ nin mezbelesi. Yani bu Türkiye akıl almaz. Bu kadar çelişik yan yana, neden?
Çünkü kısa bir sürede on beş milyon adam bir anda doldu. Hâlâ okuma yazma bilmeyen insanlar
var. Olamaz ki.
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
10 / 12
Haldun Hürel: Peki hocam olanlar nasıl yapıyor?
Doğan Kuban: Bakın aradaki fark çok basit, birçok boyutları var 1450’ de matbaa kurulduğu
zaman 50 yıl içinde Avrupa’da 300 matbaa açılıyor. Türkiye’de 1728’ de bir tane matbaa kuruluyor,
ikincisi açılmadan 70 senede 80 tane kitap basıyorlar. Biz bir kitap basana kadar Avrupa 350
milyon cilt basmış. Bu fark var ya, aynı şey her yerde vardır.
Haldun Hürel: 1450’ de 350 milyon kitap basması, bir altyapı olmasaydı o kadar kitap basabilir
miydi. Demek ki bir altyapıları var.
Doğan Kuban: Altyapı kilise, din değil, kilise. Kilise egemendi, çok güçlü. Resim orda, heykel
orada, felsefe orada her şey orada. Avrupa’ lıların bir şansları var. Bizim tarihimiz onlarınkinden
daha akılcı bir şey bir bakıma, soyut bir şey yani. Aslında budur ilginç olan.
‘Konak yaptıracakmış, konak gördün mü ki!’
Doğan Kuban: Ben bütün eserlerini tek tek gezdim Yarımada’ nın. Bunların koruma planlarını
onaylattım. Belediyeye 1970’ te verdim, o planlar kayboldu.
Haldun Hürel: Vah ki, vah… Zaten hocam, Zeyrek’te, Süleymaniye’ de , öyle bir tane ahşap evin
düzeltilmesiyle olmaz bu işler. Tarihi bölgeler topyekun ele alınmalı.
Doğan Kuban: Zaten bu adamlar hiçbir şey anlamıyor, bunlar, Osmanlı konağı yapacağım diyor.
Osmanlı konağının ne olduğunu bilmiyor ki. Osmanlı konağı oraya sığmaz.
Haldun Hürel: E, bir bileni koysunlar o zaman
Doğan Kuban: Bilen mi? Bilen, kendi adamları.
Haldun Hürel: Bakın, aynı fikirdeyiz hocam, bilene de danışmıyorlar.
Doğan Kuban: Hayır, danışmazlar. Yani okumadıkları için, kim ne biliyor diye bilmiyorlar ki zaten.
Haldun Hürel: Yani bir hocaya danış, bir şey söyleyelim bir fikriniz olsun… Yok böyle bir şey.
Doğan Kuban: Eleştiri olsun istemiyorlar çünkü. Yani o Sulukule’ de yapılanlar… Biri ‘Osmanlı
Konağı yapacağım’ dedi. Benim amcamın Osmanlı konağı vardı, o konağın ön tarafında selamlığı
vardı caddeden girilen, arkasında bir tane haremi vardı, haremin de yandan girişi vardı. Arkada
küçük bir bahçesi vardı, haremden girdiği zaman böyle biz bisikletle dolaşırdık. Bunlar o
büyüklükleri, kaç kişinin içinde yaşadığını, hizmetçileri, mutfakları falan bilmiyorlar ki. Biz onun
yukarısında oturuyorduk, orada saklambaç oynardık. Orada bizim akrabalar otururdu. Haseki
evlerinin üstündedir o. O konakta on-on beş kişi yaşardı. Bugün zengin bir adam Süleymaniye’ de
Osmanlı Konağı alsa, Süleymaniye’ ye araba zor giriyor, ne yapacaksın, yolları mı bozacaksın?
Koca asfaltlar üzerine konak mı yapacaksın aptal herif. O zaman asıl dokuyu kaybettikten sonra
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
11 / 12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
yaptığın uydurma binalar… Kaldı ki senin konak yaptıracağın insanlar, ne Osmanlı konaklarını
görmüşler ne etmişler.
Haldun Hürel: Ben öğrencilerimi oralarda gezdiremiyorum, doğru dürüst yürüyüş yolu yok, ama
arabalar çok, kafa kafaya.
Doğan Kuban: Otopark yaptılar pek çok arsayı. Halbuki ben ta kırk sene evvel dedim ki oraya
araba sokmayın, orası üniversitenin yatakhanesi olsun. Ne kadar güzel değil mi? Üniversitenin
yanında ve bahçeli küçük bir doku. Burada yirmi bin kişi oturabilirdi. Üniversite sahip çıkmadı.
Haldun Hürel: Hatta bazı yapıları da bozdular oradaki.
Doğan Kuban: Tabii bozdu, daha evvel bozdu.
Haldun Hürel: Sokakları dolaştığım zaman, bir ay önceki halinden daha iyi olmasını umut ederek
geziyorum. Ama gördüğüm, bir düş kırıklığı manzarası, çoğu yer ne yazık ki böyle.
Doğan Kuban: Daha iyi olmaz hiçbir zaman. Bana soruyorlar hep bu Türkiye ne olacak diye, hiçbir
şey olmayacak daha kötü olacak. Çünkü bu kadar nüfusu kontrol edecek bir kültür yok.
Haldun Hürel: Belediye başkanlığının da kontrolünden çıkmış, ne yapabilir yani İstanbul’da?
Doğan Kuban: Hiçbir şey yapamaz.
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
Prof. Doğan Kuban
1926’da Paris’ te doğdu. 1949 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ nden Yüksek
Mimar olarak mezun oldu. 1952’ de aynı kurumun Mimarlık Tarihi ve Rölöve Kürsüsü’ne asistan
olarak atandı. 1954’ te İTÜ Mimarlık Fakültesi’nce Rönenans mimarlığının araştırılması amacıyla
İtalya’da görevlendirilmiş, yurda döndükten sonra doçent unvanını almıştır. 1962-63 Fulbright
doktora sonrası araştırma bursuyla araştırma bursuyla ABD’ de, Ann Arbor’daki Michigan
Üniversitesi sanat tarihi Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak ders verdi; 1963-64’ te Washington
DC’deki Dumbarton Oaks Bizans Araştırmaları Merkezi’nde Anadolu’daki Hıristiyan Yapıları
Kataloğu üzerinde çalıştı. 65’ te profesör oldu. Doçentliğinden 1993 yılında emekli oluncaya kadar,
sırasıyla İTÜ Mimarlık Tarihi ve Rölüve Kürsüsü, Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Kürsüsü ile
Restorasyon Ana Bilim Dalı başkalığı yapmış, 1974-77 arasında da İTÜ Mimarlık Fakültesi
dekanlığı görevini üstlenmiştir.
28
29
30
31
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
Doğan Kuban’la İstanbul
1
2
Doğan KUBAN Kitapları
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
Kaynaklar:
1. Radikal Kitap, Haldun HÜREL
Hazırlayan:
Cengiz AKYOL
12 / 12
Download

71 Doğan Kuban - cengizakyol.com