Sayı 40 / 3-16 Ekim 2014
❱ TUNA KİREMİTÇİ
SEKSİN KASETLE İMTİHANI
❱ NEŞE MESUTOĞLU
BAYRAMDA KENT
❱ BARIŞ AKPOLAT
ROCK, BU DÜNYADA ÖLEMEZ!
RÖPORTAJLAR
❱ SEVİM GÖZAY, CANAN
ANDERSON İLE KONUŞTU:
“BİR FİLMİ YAŞATAN EN ÖNEMLİ ŞEY;
İÇİNDEKİ GERÇEK, DOĞAL SESLERDİR”
❱ IRAZ YÖNTEM
TİYATRO HÂL ALTI
OYUNLA PERDE AÇIYOR
❱ AYDIN ORAK
YEDİ YILDIR MUSA ANTER’İ ANLATIYORUM
A
N
I
Ş
A
Y
.
0
N 10
I
N
I
S
A
E
M
E
TÜRK SİN MAZ’DAN ŞIK HEDİY
CEM YIL
PEK YAKINDA
OKAN ARPAÇ YAZDI
EDİTÖR
Neşe Mesutoğlu
Yayın Yönetmeni
[email protected]
İyi bayramlar
P
erşembe gününden başlayan bir bayram trafiği, kent
merkezlerini sakin bir atmosfere bıraktı.
Bayramın en güzel yanı, elbette sevdiklerimizle buluşmak,
onlarla bol bol vakit geçirmek. Hem hava güzel, hem
kalabalık yok, hem tatil… Daha ne olsun, şans bizden yana.
Muhakkak ki yapacak çok şey var ama tercihiniz
sinemadan yana olursa MyBilet e-dergi’den vizyondaki
filmlere dair fikir alabilirsiniz.
Bu hafta Okan Arpaç ‘Pek Yakında’, Tuna Kiremitçi
‘Kaset İşi’ ve Sevim Gözay konuğu Canan Anderson
ile ‘Dünyada 20.000 Gün’ isimli filmleri seyretti ve bize
izlenimlerini yazdılar.
Zeynep Geylan, Musa Anter’in hayatını ele alan ‘Asasız
Musa’nın yönetmeni Aydın Orak ile konuştu.
Begüm Yılmaz ise altı farklı oyunla 8 Ekim’de perdelerini
açacak olan Tiyatro Hâl’in Sanat Yönetmeni Iraz Yöntem’e
yeni dönem hazırlıklarını sordu.
İyi seyirler dileriz. Sevdiklerinizle keyifli, bol kahkahalı
bayramlar.
Saygı ve sevgilerimle
2 www.mybilet.com
İÇİNDEKİLER
8
SAYFAYA
GIT
KAPAK
Okan Arpaç yazdı:
Kimsenin itiraz edemeyeceği
kalitede, adeta Türk
Sineması’nın 100. yıl
dönümüne Cem Yılmaz’dan
şık ve değerli bir armağan
diyebileceğimiz ‘Pek Yakında’,
bir de ‘arzu kamçılıyor’. Filmin
finalinde fragman şeklinde
izlediğimiz ‘Şahikalar’ı uzun
metraj çekilmiş halde ‘pek
yakında’ vizyonda görmek
istiyor insan…
SAYFAYA
GIT
20
RÖPORTAJ
Televizyoncu-yazar Sevim Gözay’ın,
bu hafta Röp-seans konuğu müziğin
Bond kızı Canan Anderson. Birlikte,
Nick Cave hakkında bir doküdrama
olan ‘Dünyada 20.000 Gün’ isimli filmi
izleyen ikili yine eğlenceli bir sohbete
imza attı.
14
SAYFAYA
GIT
R
4 www.mybilet.com
J
Ö Z E L
ÖP
O RT
A
PORTRE
‘Seçilmiş’ isimli filmin başrolünde
Oscar rekortmeni Meryl Streep yer
alıyor. 65 yaşındaki efsanevi oyuncu
“Aile kavramına o kadar bağlıyım ki,
bekâr yaşamayı düşünemiyorum”
diyor. 3 Oscar’ı, 18 Oscar adaylığı
olan 4 çocuk annesi, 36 yıldır mutlu
bir evlilik sürdürüyor.
İÇİNDEKİLER
RÖPORTAJ
Kürt yazar Musa Anter’in hayatını ele
alan ‘Asasız Musa’ bugün vizyona giriyor.
Filmde yönetmen ve oyuncu olarak
karşımıza çıkan Aydın Orak, Zeynep
Geylan’ın sorularını yanıtladı. ‘Asasız
Musa’nın bir belgesel olmadığını söyleyen
Orak “Musa Anter’in hayatını, ‘Araf’ isimli
tiyatro oyunuyla yedi yıldır anlatıyorum.
On yıldır onun hayatı üzerine çalışıyorum.
Tiyatroda aktaramadığım şeyleri uzun
metraj filmle anlatmak istedim” diyor.
35
VİZYONDAKİLER:
Gösterime giren diğer
filmlere de göz atmakta
fayda var.
KÜLTÜR-SANAT: Öne
çıkan etkinlikler arasından
seçim yapmak zor.
Kaçırılmaması gerekenleri
hatırlatalım dedik.
26
SAYFAYA
GIT
SAYFAYA
GIT
BARIŞ AKPOLAT
Artık burada filmlerdeki müzik
kullanımı, soundtrack ve
filmlerin içinde yakaladığım
detaylardan bahsedeceğim. Bu
hafta The Equilazer’i izledim.
ABD’deki gişe performansı ve
Denzel Washington’u görünce
The Equilazer’dan umudum
artmıştı ama bu kadar da keyif
alacağımı beklemezdim.
5 www.mybilet.com
31
SAYFAYA
GIT
TUNA KİREMİTÇİ
‘Kaset İşi’ anlaşılır nedenlerle bir seks
komedisi olarak sunuldu ama aslında
bizim kuşağın teknoloji karşısında
nasıl maymun olduğunu anlatıyor.
Gördüğüm kadarıyla dünyada filme bu
açıdan yaklaşan ilk kişiyim. Ne kadar
gurur duysam az!
İÇİNDEKİLER
39
SAYFAYA
GIT
RÖPORTAJ
Altı farklı oyunla 8 Ekim’de
perdelerini açacak olan Tiyatro
Hâl’in Sanat Yönetmeni Iraz
Yöntem “Biz her şeyden
önce gündemle çok ilgiliyiz.
Bu yüzden gündeme dair
söylemek istediklerimizi
içinde barındıran oyunlar
sahnelemeyi tercih ediyoruz”
diyor. Begüm Yılmaz’a konuşan
Yöntem, sanata dair elimizde
olan imkânlara hep beraber
sahip çıkmamız gerektiğini
hatırlatıyor.
KÜLTÜR SANAT
Nefes kesici bir
sihirbazlık gösterisi 13
Kasım’dan itibaren Zorlu
Center Performans
Sanatları Merkezi’nde
sahneleniyor. 20’den
fazla ülkede kapalı gişe
oynayan ‘The Illusionists’
sizi imkânsıza tanık
olmaya davet ediyor.
47
SAYFAYA
GIT
KIRMIZI GÖZLÜKLÜ KIZ
Gywneth Paltrow eski eşi Chris
Martin’e çocuklarını sevgilisi Jennifer
Lawrence ile tanıştırması için izin
vermedi… Son ‘James Bond’ Daniel
Craig, Bond kızı olarak Rihanna’yı
görmek istediğini söyledi…
Dünyadaki açlığı durdurmak için
savaş veren Michael Kors, bağışçılar
için bir saat koleksiyonu hazırladı.
6 www.mybilet.com
SAYFAYA
GIT
50
KÜNYE
MyBilet e-dergi
YAYIN YÖNETMENİ
Neşe Mesutoğlu
GÖRSEL YÖNETMEN
Murat Çavdar
KATKIDA BULUNANLAR
Barış Akpolat, Okan Arpaç,
Tuna Kiremitçi, Sevim
Gözay, Begüm Yılmaz,
Zeynep Geylan
İLETİŞİM
Muallim Naci Caddesi No:47
Ortaköy 34347 İSTANBUL
Telefon: 0212 259 20 60
[email protected]
MyBilet e-dergi’de kullanılan
tüm yazılar, kaynak gösterilerek
yayınlanabilir.
SİNEMA
TÜRK SİNEMASININ 100. YAŞINA CEM YILMAZ’DAN ŞIK HEDİYE
PEK YAKINDA
N
eredeyse 20 yıldır
hayatımızda bir Cem Yılmaz
figürü var. Seveniyle, nefret
edeniyle, ayakkabısının
ucunu görür görmez kahkaha
atanıyla veya tüm bir gösteri
boyunca oflayıp puflayanıyla
belki de bir ‘sevgi-nefret’ objesi
kendisi. Sadece sahnedeki standup şovlarıyla değil, BKM’nin
filmlerinde aldığı roller başta olmak
üzere, bizzat kendisinin yazıp
yönettiği filmlerle de sinemaya olan
aşkını biliyoruz Yılmaz’ın…
Kaldı ki sahne şovlarında da
neredeyse tek kişilik bir ‘sinema
oyunculuğu’ performansı sergileyen
sanatçı, kim ne derse desin el attığı
her işiyle popüler kültürümüzün
en parlak vitrinlerinden biri.
1996’daki “Eşkıya” fırtınasıyla
yeniden seyircisiyle kucaklaşan
Türk Sineması’na 1998’de Mazhar
Alanson’la rol aldığı “Her Şey Çok
Güzel Olacak” ile ivme kazandıran,
“Vizontele” (2001), “G.O.R.A.”
(2004) gibi yeni dönemin gişesi
yüksek yapıtlarında gözüken Cem
Yılmaz, malum, 2006 yılında
‘rejisör’ koltuğuna oturarak
“Hokkabaz”ı çekmişti.
Komple bir aktör-sanatçı
Takipçileri açısından şaşırtıcı bir
8 www.mybilet.com
Okan Arpaç
[email protected]
YÖNETMEN Cem Yılmaz
OYUNCULAR Cem Yılmaz,
Zafer Algöz, Zerrin Tekindor,
Özkan Uğur, Cengiz Bozkurt,
Ozan Güven, Tülin Özen, Can
Yılmaz, Ayşen Gruda, Çağlar
Çorumlu
YAPIM Türkiye 2014
SÜRE 134 dk.
DAĞITIM Warner Bros.
(CMYLMZ – Fikirsanat)
SİNEMA
134 DAKİKA SÜRESİNCE,
ARAYA SON DERECE
KOMİK ESPRİLER, GÖZ
YAŞARTMAYA ADAY
DRAMATİK SAHNELER
GİRİYOR VE YAPIT
KENDİNCE SAĞLAM BİR
ATMOSFER YAKALIYOR.
filmdi “Hokkabaz”. Onu kahkaha
makinesi olarak gören, ağzından
çıkan her kelimeyle gülmeye hazır
seyircisi, gayet sağlam bir dramatik
yapıya sahip olan “Hokkabaz”ı
izleyince, onun artık başka bir
yola girmekte olduğunu fark
etti. Yuvarlak hesap ilk 10 yılını
‘güldürmeye’ vakfeden Yılmaz, bu
tarihten sonra tıpkı Jerry Lewis
ya da Jim Carrey’nin izlediği yolu
takip ederek, komple bir aktörsanatçı olduğunu ispata koyuldu.
“Hokkabaz”dan iki sene
sonra, “G.O.R.A.”nın devamı
niteliğindeki “A.R.O.G.”u yönetti
ancak gişe hasılatı uğruna ‘bel
altı’ komedisine fazlaca yaslanan
ve maalesef “G.O.R.A.” kadar
dahi komik olamayan bu filmle
çıtasını bir parça düşürdü Yılmaz.
Sinemayı ve sinema yapmayı çok
sevmesine karşın, “A.R.O.G.”un
aldığı kötü eleştirilerden ötürü,
sinema yazarlarının kendisini
9 www.mybilet.com
bir türlü takdir etmediğini ve
hatta SİYAD’dan belki de hiç
ödül alamayacağını şaka yollu
ifade ederek, biraz da nerede hata
yaptığını anlamaya çalışıyordu
belli ki… “Av Mevsimi”nde
(2010) Yavuz Turgul’la, “Şahane
Misafir”de (Magnifica Presenza,
2012) ise Ferzan Özpetek’le
‘oyuncu’ olarak çalışmanın
avantajlarını cebine koyan Cem
SİNEMA
BAŞTAN BELİRTELİM,
“PEK YAKINDA” AŞAĞI
YUKARI “HOKKABAZ”
TONLARINDA SEYREDEN
ANCAK ÇOK DAHA
ALENGİRLİ BİR HİKAYE
YAPISINA, ARADA
SAĞLAM GÜLMECE
UNSURLARINA VE
UNUTULMAZ SİNEMASAL
GÖNDERMELERE YER
VEREN, ANLIK KAHKAHA
ATTIRMAKTAN ZİYADE
‘KALICI’ OLMAYI
HEDEFLEMİŞ BİR YAPIT.
Yılmaz, film kariyerinin en sağlam
çalışmasıyla karşımıza çıkıyor bu
defa.
Baştan belirtelim, “Pek Yakında”
aşağı yukarı “Hokkabaz” tonlarında
seyreden ancak çok daha alengirli
bir hikaye yapısına, arada sağlam
gülmece unsurlarına ve unutulmaz
sinemasal göndermelere yer veren,
anlık kahkaha attırmaktan ziyade
‘kalıcı’ olmayı hedeflemiş bir yapıt.
Film, ilk saygı duruşunu daha
açılışta, Türk sinemasını 1996’da
yeniden ayağa kaldıran “Eşkıya”ya
sunuyor. “Eşkıya”nın setindeyiz
ve final sahnesi çekiliyor. Şener
Şen terasın ucuna dikilmiş, havai
fişekler patlıyor, peşinde ise ona
ateş eden polisler… Figüran polisler
arasında Zafer (Cem Yılmaz) de
var. Kendini gösterebilmek adına
birden Şener Şen’in ayaklarına
sarılarak atlamasına engel olmaya
çalışıyor ve filmi çeken Yavuz
Turgul’un sesi duyuluyor;
“Atın bu adamı setten!”…
Velhasıl “Pek Yakında”nın baş
karakteri Zafer’in figüranlıktan
oyunculuğa bu sebepten dolayı
geçememiş bir ‘sinema sevdalısı’
olduğunu anlıyoruz. Günümüze
geldiğimizde Zafer’in yine de
sinemadan vazgeçmediğini
ancak korsan DVD’cilerin ‘piri’
olduğunu görüyoruz. Uluslararası
bağlantılarla kopyalanıp çoğaltılan
korsan DVD işinden nefret eden
ama semtine göre ‘sanat filmleri’nin
bile korsanlarını dağıtıp bir nevi
kendince ‘sinema kültürüne hizmet’
10 www.mybilet.com
eden Zafer, artık bu işi bırakmak
istiyor.
Sırf işi yüzünden karısıyla ayrılma
aşamasında olan, oğlunu dahi
çok zor görebilen Zafer, işe veda
partisi sırasında patronundan son
bir ‘görev’ alıyor. Sözde, James
Cameron “Avatar 2”yi çekmiş ve
bu filmin korsan kopyalarının
Türkiye’ye girip dağıtılabilmesi
ancak Zafer’in sayesinde mümkün.
Derken ortalık karışıyor, patron
SİNEMA
vuruluyor. Zafer de avans olarak
aldığı yüklüce parayla kendini
bambaşka bir macerada buluyor.
Arkadaşı Ejder’in (Özkan Uğur)
karşı komşusu Ahben’le (Zafer
Algöz) tanışıyor Zafer… 1977’de
yazdığı “Şahikalar” adlı senaryosu
bir türlü filme alınamayan bu
yönetmen eskisi, hafif sıyrık ve
elbette beş parasız bir halde halen
‘kapris’ peşindeyken ve kendini
yakarak öldürmek isterken, Zafer’in
aklına bu filmi eldeki ‘avans’
parayla çekmek geliyor. Şayet bu
film çevrilebilirse hem ‘helal’ yoldan
para kazanacak, hem yapımcı
olarak ‘kendini göstermeden’
ayrılmak üzere olduğu oyuncu
karısı Arzu’yu (Tülin Özen) bu
filmde oynatabilecek, hem de
film vizyona girdiğinde evliliğini
kurtarabilecek…
Ama evdeki hesaplar elbette
çarşıya uymuyor. Yönetmen Ahben,
kafayı 1970’lerde hayran olduğu
Enis Fosforoğlu’na takmış ve onu şu
anki yaşlı haliyle dahi filmin ‘jön’ü
yapmak istiyor. Red cevabı gelince
de devreye Boğaç Boray (Ozan
Güven) adlı popüler dizi oyuncusu
giriyor. Çok para isteyeceğini
düşündükleri Boğaç’ı bir ‘oyun’
yaparak kadroya katmak isterlerken,
ünlü oyuncuya kamyon çarpıyor
ve kötürüm kalıyor. Buna karşın
çekimler başlıyor ve bir yandan
11 www.mybilet.com
“Pek Yakında”yı izlerken, öte
yandan “Şahikalar”ın çekimlerini de
izlemiş oluyoruz.
Geniş tuttuğumuz özetten de
anlaşılacağı üzere, “Pek Yakında”
hayli katmanlı, curcunalı bir
senaryoya sahip. Anlattığımız
kısım zaten filmin yarısı bile değil,
sadece ana hatları… 134 dakikalık
süresince, araya son derece komik
espriler, göz yaşartmaya aday
dramatik sahneler giriyor ve yapıt
kendince sağlam bir atmosfer
yakalıyor.
Film “Eşkıya”ya göndermeyle
başlıyor demiştik. Süre ilerledikçe
yine Yavuz Turgul’un başka filmleri
de geliyor akla… Cem Yılmaz’ın
karakteri uzaktan uzağa “Muhsin
Bey”i çağrıştırırken, Zafer Algöz’ün
canlandırdığı Ahben sanki “Aşk
Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”
filminden fırlamış gibi… Bu arada
SİNEMA
İNTERNET
GİŞESİ
Ahben’in yıllar önce ‘alkolik’ karısı
Meral’den (Zerrin Tekindor)
ayrıldıktan sonra Zeki (Çağlar
Çorumlu) ile yaşamaya başlaması;
her ikisinin de davranışlarının ‘gay’
tanımına uyması “Kuş Kafesi”ni
(The Birdcage) akla getiriveriyor.
Bu noktada Zafer Algöz’ün
filmdeki (ve kendi kariyerindeki)
en iyi performansı çıkardığının da
altını çizelim. Hele ki kendisine
“dürrük” dendiğinde “A-a dürrük
ne ayol?” diye sorarken kahkahayı
koyvermemek imkansız.
Unutulmaz sinemasal göndermeler
Öte yandan filminde iki gay
karaktere yer açan Cem Yılmaz’ın
bunu çok belli belirsiz yansıttığını,
ülkenin her acısında en önde
SİTEYE
GIT
bayrak sallayan LGBT bireylerin
beyazperdede daha cesur temsil
edilmeyi hak ettiklerini dile
getirmekte fayda var. Evet hem
Ahben hem de Zeki her halleriyle
çok keyifliler, neşeliler ve filmin
belkemiği durumundalar ancak
yalnızca ‘gülmece’ unsuru olmaktan
fazlasını hak ediyorlar sanırız.
Ertem Eğilmez’in “Süt KardeşlerGulyabani” filminde kullandığı
dev Gulyabani kostümünün
görüldüğü anlar, “Şahikalar”
filminin sahnelerinin 1970’lerin
melodramlarıyla B sınıfı
bilimkurguları arasında gidip
gelmesi, bir ara 70’lerin seks filmleri
furyasına değinilmesi, Yeşilçam’ın
emektar figüranlarının rol alması
ve tüm bir filmin Steve Martin’in
İLK 10 YILINI ‘GÜLDÜRMEYE’ VAKFEDEN YILMAZ,
BU TARİHTEN SONRA TIPKI JERRY LEWIS YA DA
JIM CARREY’NİN İZLEDİĞİ YOLU TAKİP EDEREK,
KOMPLE BİR AKTÖR-SANATÇI OLDUĞUNU İSPATA
KOYULDU.
12 www.mybilet.com
meşhur “Çatlak Yönetmen”i
(Bowfinger) anımsatması, Cem
Yılmaz’ın sinema üzerine ne kadar
kafa yorduğunun da ispatı bir
anlamda…
Bütün bir kadronun oyunculuk
konusunda harikalar yarattığını
ama Cengiz Bozkurt’un ‘kötü adam
Suat’ta ve Ayşen Gruda’nın onun
annesi Remziye rolünde bir parça
harcandığını da belirtelim. Son
yarım saatlik bölümde Bozkurt’un
karakterine biraz daha ağırlık verilse,
hem filmdeki sarkmalar ortadan
kalkabilir, hem de film daha vurucu
hale gelebilirmiş.
Ancak mevcut haliyle de kimsenin
itiraz edemeyeceği kalitede,
adeta Türk Sineması’nın 100. yıl
dönümüne Cem Yılmaz’dan şık ve
değerli bir armağan diyebileceğimiz
“Pek Yakında”, bir de ‘arzu
kamçılıyor’. Filmin finalinde
fragman şeklinde izlediğimiz
“Şahikalar”ı uzun metraj çekilmiş
halde ‘pek yakında’ vizyonda
görmek istiyor insan…
SİNEMA
SON 30 YILIN EN
YETENEKLİ OYUNCUSU
Gelecek hafta vizyona girecek ‘Seçilmiş’ isimli filmin başrollerini Oscar rekortmeni
Meryl Streep ve usta oyuncu Jeff Bridges paylaşıyor. Fantastik- bilimkurgu
türündeki filmde ütopik bir dünya düzenine ayak uydurmaya çalışan ‘Şef Elder’
karakterine hayat veren 65 yaşındaki efsanevi oyuncu “Aile kavramına o kadar
bağlıyım ki, bekâr yaşamayı düşünemiyorum” diyor. Çeviri: Begüm Yılmaz
OPERA SANATÇISI OLMAK İSTİYORDUÇocukluk ve gençlik yılları
B
irçok eleştirmen ve sinema
otoritesi tarafından yaşayan
en iyi sinema oyuncusu
olarak gösterilen Meryl
Streep, ‘Mary Louise Streep’ olarak
22 Haziran 1949’da Amerika’da
doğdu. Küçükken sürekli opera
sanatçısı olmak isteyen güzel yıldız,
12 yaşında şan dersi almaya başladı.
Bu tutkusunu zamanla hobi olarak
devam ettirme
kararı alan Streep,
liseye başladığı
yıllarda ilgisinin
oyunculuğa
kaydığını fark
etti. Okuldaki temsillerde farklı
rollerde seyirci karşısına çıkan güzel
yıldız, Vassar Üniversitesi’nde
drama okudu. 1971 yılında
mezun olan Streep, eğitimine Yale
Üniversitesi’nde yüksek lisans
yaparak devam etti. New York’ta
pek çok kez farklı temsillerde
rol alan başarılı oyuncu, sahne
tecrübesini arttırdı ve 1977
yılında Robert Markowitz’in ‘The
Deadliest Season’ adlı dizisiyle
Meryl
Streep
Portre
14 www.mybilet.com
SİNEMA
televizyon dünyasına adım attı.
Aynı yıl beyazperdede rol aldığı
‘Julia’ isimli filmde küçük, ama
önemli bir rol üstlendi. Verdiği
röportajlarda oyunculuktaki ilk
yıllarının oldukça zorlu geçtiğine,
fakat asla pes etmediğine değinen
güzel yıldız “Benim oyunculuğa
başladığım dönemlerde kadınlar ya
öğretmen olurlardı ya da hemşire…
Ben erkeklerin egemen olduğu
ortamda farklı bir şey yapmak
istedim. 20 yaşındaydım ve para
kazanmakta zorlanıyordum. Yeterli
para kazanamadığım bir gece
Londra’daki Green Park’ta açıkta
yatmak zorunda kaldım. Karşımda
Ritz Hotel manzarası vardı. Günün
birinde orada kalacağıma dair yemin
ettim ve bu yeminimi de tuttum”
diyor.
“CANINIZI SIKMAYAN AKTÖRLERLE ÇALIŞIN” Dönüm Noktası
B
üyük roller arayışında olan
Streep, ertesi yıl Robert
De Niro ve Christopher
Walken ile oynadığı ‘Avcı’
(The Deer Hunter) isimli filmle ilk
Oscar adaylığını elde etti. Vietnam
savaşını farklı bir açıdan ele alan
film, güzel yıldızın kariyerinde
ciddi bir çıkış noktası olarak
nitelendiriliyor. Hatta aynı yıl
rol aldığı mini dizi ‘Holocaust’ta
sergilediği performansla ilk Emmy
Ödülü’nün sahibi olan Streep’in
Hollywood’daki önlenemez
yükselişi de böylece başlamış oldu.
Verdiği röportajlarda oynadığı
karakterlerin benimsenebilmesi için
diğer aktörlere bağımlı olduğunu
dile getiren güzel yıldız “Bu işte
nasıl göründükleri konusunda
canınızı sıkmayacak iyi aktörlerle
çalışmak çok önemli” diyor.
15 www.mybilet.com
SİNEMA
18 OSCAR, 25 ALTIN KÜRE ADAYLIĞI BULUNUYOR
Kariyeri
ÖNEMLİ ÖDÜLLERİ
2012
2012
2012
2011
2007
Altın Küre- En İyi Kadın Oyuncu
Ödülü/ Komedi-Müzikal, ‘Şeytan
Marka Giyer’(The Devil Wears
Prada)
2004
AFI Yaşam Boyu Başarı Ödülü
2003
César Sinema Ödülleri- Onur Ödülü
Gotham Bağımsız Film ÖdülleriYaşam Boyu Başarı Ödülü
Cannes Film Festivali- En İyi Kadın
Oyuncu Ödülü, ‘Karanlıkta Bir
Çığlık’
OSCAR- En İyi Kadın Oyuncu Ödülü,
Sophie’nin Seçimi (Sophie’s Choice)
OSCAR- En İyi Yardımcı Kadın
Oyuncu Ödülü, Kramer Kramer’e
Karşı (Kramer vs.Kramer)
1999
1989
1983
1980
1
979’da dönemin en iyi
oyuncularından Dustin
Hoffman ile ‘Kramer Kramer’e
Karşı’ (Kramer Vs. Kramer)
isimli film için kamera karşısına
geçen Streep, gişede büyük başarı
yakalamakla kalmayıp ‘En İyi
Yardımcı Kadın Oyuncu’ dalında
Oscar’ı kucakladı. Hatta filmin
yapım sürecinde, canlandırdığı
‘Joanna Kramer’ karakterinin
mahkemede yapacağı konuşmayı
inandırıcı bulmayan güzel yıldız,
yönetmenin inisiyatifini alarak
konuşmasını kendisi yazdı. 1982
yılında ise bu kez ‘Sophie’nin
Seçimi’ (Sophie’s Choice)
isimli filmde sergilediği başarılı
performansla ‘En İyi Kadın
Oyuncu’ dalında Oscar kazanan
Streep’e filmin yönetmeni Alan
Pakula’dan unutulmaz bir yorum
geldi: “Eğer yönetmenler için bir
cennet varsa, o da tüm hayatınız
boyunca Meryl Streep’i yönetmek
olmalıdır…” Bu olumlu eleştirilerin
ardından Akademi ve Altın Küre
Ödülleri’ne en fazla aday gösterilen
oyuncu olarak tarihe geçen Streep,
üçü ‘En İyi Yardımcı Kadın
Oyuncu’ dalında olmak üzere
toplam 18 kez Oscar’a aday oldu
ve üç kez kazandı. 25 kez de Altın
Küre adaylığı bulunan güzel yıldızın
bu alanda da toplam sekiz ödülü
var. Oscar adaylığı konusunda
sınırları zorlarken, kendisini hiç
sevmeyen Katharine Hepburn ve
16 www.mybilet.com
OSCAR- En İyi Kadın Oyuncu Ödülü,
‘Demir Leydi’ (The Iron Lady)
Altın Küre- En İyi Kadın Oyuncu
Ödülü/ Drama, ‘Demir Leydi’ (The
Iron Lady)
Berlin Uluslararası Film FestivaliAltın Ayı Onur Ödülü
Kennedy Merkezi Onur Ödülü
onu varisi olarak gösteren Bette
Davis’in rekorlarını da egale etti.
Hepburn’ün, Streep’in beyninde
dönen çarkları kastederek, “Klik,
klik, klik” dediği, Davis’inse
yazdığı mektuplarda bir numaralı
Amerikan aktrisi olarak yerine
güzel yıldızın geçeceğini belirttiği
söyleniyor. 1984-1990 yılları
arasında ‘Favori Sinema Oyuncusu’
dalında altı kez ‘People’s Choice
Ödülü’nü kazanan Streep, 1990’da
ise ‘dünyanın en çok tercih edilen
oyuncusu’ seçildi. 1990’lardan
sonra rol çeşitliliğine giden
güzel yıldız oyunculuk dışında
‘Simpsonlar’ (The Simpsons), ‘King
of the Hill’ gibi animasyon ve film
seslendirmeleri de yaptı. Hatta
SİNEMA
JEFF BRIDGES KİMDİR?
Amerikalı yazar Lois Lowry’nin aynı adlı
romanından uyarlanan filmde, ‘The Giver’
isimli yaşlı bir adamı canlandıran Oscar’lı
aktör Jeff Bridges’in hayatını merak
ediyorsanız, 8’inci sayımıza göz atabilirsiniz.
‘Streep Specials’ olarak tanımlanan
ses ve aksan çalışmaları, güzel
yıldızın en ilginç özelliklerinden
biri… Streep’in bu başarısı New
York valisini bir ‘Meryl Streep
Günü’ yapmaya teşvik etti ve
‘Susam Sokağı’ adlı çocuk klasiğinin
Amerikan versiyonunda oyuncunun
onuruna ‘Meryl Sheep’ adında
bir karakter eklendi. Güzel yıldız
beyazperde ve televizyon dışında
birçok Broadway yapımında da rol
aldı. Ancak beyazperdedeki hızlı
yükselişi sonucu sahnelere ara veren
Streep, 2001’de tiyatroya geri dönüş
yapabildi. Verdiği röportajlarda
sahne görselliğiyle ilgili zaman
zaman dış görünüşünden dert
yanan Streep “Bu konuda kızlarım
bana çok yardımcı oldular.
Yeterince güzel olmadığımı;
Jessica Lange’ın vücudunun,
şunun bunun bacaklarının bende
olmadığını düşünerek yıllarımı
ziyan etmişim. Ne büyük kayıp!”
diyerek pişmanlığını dile getirdi.
2012 yılında üçüncü Oscar’ını
getiren ‘Demir Leydi’ (The Iron
Lady) isimli filmde Margaret
Thatcher’ı canlandırırken oldukça
heyecanlandığını ve hayatının
rolünü oynadığını itiraf eden
Streep “Thatcher’ı oynamadan
önce onu pek sevmiyordum.
O çok sevilmeyen hatta nefret
edilen bir politikacı. Onu hiçbir
zaman duygularını gösterirken
göremiyorsunuz. Hep kontrollü
ve soğuk. Tüm bu özellikler ve
çizdiği köşeli imaj beni Thatcher’ı
17 www.mybilet.com
ARŞİVE
GIT
oynamaya itti” diyor. Her kılığa
girebilen mükemmeliyetçi bir
oyuncu olarak tanınan güzel
yıldız, Margaret Thatcher
performansından önce Julia
Child, Ethel Rosenberg, Susan
Orlean gibi başka önemli kişileri
de canlandırmıştı. Hatta Eva
Péron’un hayatını konu alan 1996
yapımı ‘Evita’ isimli filmde, Péron
rolünü kendisi yerine Madonna’nın
oynaması gerektiği hakkındaki
yorumlara “Ondan daha iyi şarkı
söyleyebilirim” şeklinde cevap
vermiş ve popun kraliçesine
meydan okumuştu. Streep, verdiği
röportajlarda Leonardo DiCaprio’ya
olan hayranlığını dile getirirken
güzel yıldızın fanları ise kendilerini
‘Streepers’ olarak nitelendiriyor.
SİNEMA
DÖRT ÇOCUĞU VAR
E
vlilik kurumu hakkında “Bir
ailenin nasıl sürdürüleceği
konusunda yol haritası
yoktur. Büyük bir müzakere
Özel hayatı
ve huzurlu aile yaşantısıyla
Hollywood’un hayranlık duyduğu
isimlerin başında geliyor. Heykeltıraş
eşi Don Gummer ile evlenmeden
İNTERNET
GİŞESİ
sürecinden geçiliyor. Ben hayatımda
sevgi bağları olmasına ihtiyaç
duyarım. Ailemden birini diğerine
tercih edebileceğimi hayal bile
edemiyorum” diyen Streep, 36
yıldır sürdürdüğü mutlu evliliği
SİTEYE
GIT
önce kendisinden 14 yaş büyük
İtalyan asıllı aktör John Cazale ile
nişanlanan güzel yıldız, Cazale ile
1976’da rol aldığı ‘Measure for
Measure’ isimli filmde tanıştı. Sette
başlayan arkadaşlıkları zamanla
18 www.mybilet.com
aşka dönüşen ünlü çift, ‘Avcı’ (The
Deer Hunter) filminin çekimleri
sırasında nişanlanmaya karar verdi.
1977 yılının yazında kemik kanseri
olduğunu öğrenen ünlü aktör,
bir yıl sonra hayatını kaybetti.
Cazale’nin ağırlaştığı dönemde
kariyerine ara vererek tüm vaktini
ona ayıran Streep “Son haftalarda
hastaneye taşınmıştım. John’a her
gün mutlaka ruhunu besleyecek
yazılar ve gazetelerin spor sayfalarını
okuyordum. Onu o şekilde görmek
çok üzücüydü” diyor. Cazale’nin
ölümünden 30 yıl sonra ‘I Knew
It Was You’ isimli bir belgesel
hazırlayan Streep; Al Pacino, Robert
De Niro ve daha birçok yıldız
isimden ünlü aktörün ne kadar özel
bir oyuncu olduğunu anlatmalarını
istedi. Cazale’yi kaybettiği yıl Don
Gummer ile hayatını birleştirmeye
karar veren Streep “Don olmasaydı
ne yapardım bilemiyorum.
Onunla tanışmamış olsaydım
ölürdüm herhalde. En azından
duygusal açıdan… Aile kavramına
çok bağlıyım. Bekâr yaşamayı
düşünemiyorum” diyor. Profesyonel
hayatında başarılı olduğu kadar
annelik görevlerini de eksiksiz yerine
getirdiğini ifade eden Streep’in iki
kızı ve iki oğlu var. Henry ve Mamie
Willa’nın meslek olarak oyunculuğu
tercih etmelerinden gurur duyan
güzel yıldız “Hayallerinin peşinden
gitmelerini takdir ediyorum,
ama aynı zamanda onlar için
korkuyorum da... Çünkü eleştiri
okları her zaman yazdığınız,
yönettiğiniz ya da oynadığınız
metne ya da oyuna gelmeyebiliyor.
Ama onlara asla kariyerlerinden
vazgeçmelerini öğütlemem. Çünkü
oyunculuk tarifsiz bir tutku” diyor.
SİNEMA
Sevim Gözay
[email protected]
Canan Anderson’la ‘Dünyada 20.000 Gün’ seansı:
“BİR FİLMİ YAŞATAN EN
ÖNEMLİ ŞEY; İÇİNDEKİ
GERÇEK, DOĞAL SESLERDİR”
Bugünkü röp-seans konuğum, müziğin
Bond kızı Canan Anderson. Her dilde
konuşturduğu sihirli kemanı, sınır
tanımayan ezgileri, sesi ve şovlarıyla
sahneden sahneye konan bir müzik perisi
o. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 21.
Altın Koza Film Festivali’nde icra ettiği
‘Yeşilçam Müzikleri’ performansıyla alkış
üstüne alkış alınca, onunla buluşmanın
tam sırası olduğunu düşündüm. Altın
Koza ertesi, yoğun sahne trafiği arasında
bir randevu yapmayı başardık. Ve birlikte,
Nick Cave hakkında bir 'doküdrama olan
‘Dünyada 20.000 Gün’ adlı filmi izledik.
Bir müzisyenle, ilham verici bir müzik
filmi izlemek isabetti doğrusu. Vizyon
melekleri bizden yanaydı. Film biter
bitmez kafeye geçip birer kahve söyledik
ve sohbete daldık. İşte kayıt!
20 www.mybilet.com
SİNEMA
İ
talya’da doğdun değil mi, ne
kadar kaldın orada?
İki buçuk sene, babam askerdi
(Amerikalı). Türkiye’de mecburi
hizmetini yaparken annemle
tanışıyor, evleniyorlar. Annem
hamileyken İtalya’ya gidiyorlar.
Orada ben doğuyorum ve 2,5
yaşına kadar benim dinlediğim
müzikler İtalyanca long play’ler.
Annem hep onları çalıyordu
evde. Sonra Amerika’ya döndük
ve 4 yaşıma kadar orada kaldık.
Annemle babam ayrılınca da
annemle Türkiye’ye geldik. Kültür
farkları çok fazlaydı tabii. Annem
İstanbul hayatını çok seven,
sinemaya tiyatroya giden bir kadın.
Babam ise tam tersi, iki ev arasında
400 metre mesafe olan bir hayat
yaşıyordu. Şehirden uzak, hiçbir
komşu yok. Babam işe gidiyor,
annem bütün gün evde. Bayağı
zorluk çekmiş.
Amerika’nın neresi?
Kentucky, tam Orta Amerika.
Aile o kadar önemli ki… Yaşadığın
tüm o şeyler ister iyi olsun ister
kötü, seni çok besliyor, eğer
sanatçıysan. Seyrettiğimiz filmde de
öyleydi ya…
Evet, nasıl buldun ‘Dünyada
20.000 Gün’ü?
Güzel buldum. Çünkü adamın
hayat tarzını, müzik tarzını bayağı
detaylandırarak anlatmışlar.
Özellikle de ilk gençliğinde
yaşamış olduğu şeylerle nasıl
yoğurulduğunu ve onları müziğine
nasıl yansıttığını çok güzel anlatan
bir filmdi.
Yaşadığı yer ve iklimle
müziğinin ilişkisi de ilginçti,
değil mi?
Tabii! “Mekân insanı çeker”
diyor ya zaten filmde de. Benim
yurt dışında yaşarken bir anda
Barbra Streisand’ı çok severim, her şeyini.
buraya gelmemin nedeni oydu belki
de. Nick Cave de onu söylüyor.
İngiltere’de Birmingham o kadar
fırtınalı, yağmurlu, kara bir yer ama
ona, onun müziğine yarıyor işte.
Ve orada duyduğu sesleri müziğine
taşıyor –fırtına, martılar, denizin
sesi– farklı enstrümanlarla. Martı
seslerini kemanla vermiş meselâ.
Ben de kendime baktığımda hem
Türk müziği seviyorum, hem klasik
seviyorum, hem yabancı müzik,
hem türkü seviyorum. Tango da
çalıyorum, Çigan da çalıyorum,
Macaristan’da da yaşadım…
Tam listeyi alabilir miyim,
nerelerde yaşadın?
İtalya, Amerika, Avusturya,
Almanya, Macaristan, Hindistan ve
Türkiye.
“Bir anda Türkiye’ye döndüm”
dedin, onu açar mısın? Niye
21 www.mybilet.com
dönmüştün?
Hastalandım, ağır bir depresyon
gibiydi. Doktora gittim ve bana
‘yurt özlemi’ teşhisi koydu.
Vay canına! Sıla hasreti yani?
Evet, ben de inanamadım ama
Türkiye’ye gelince geçti. Bunu
yaşayarak gördüm ve sonra kesin
olarak döndüm. Ve bak, filmde
şu da çok ilginçti, ne zaman
babasından söz etse psikiyatristle
konuşurken sol eli kasılıyordu
Nick Cave’in. Sol el, kalbe giden
el. Demek ki babası onu bir şekilde
çok etkilemiş, yaptığı her şeyde.
İster miydin, senin hakkında
böyle bir film yapılsın?
Psikoterapiye gir böyle, anlat.
Sonra herkes izlesin…
İsterdim. Şu an ben de hayatımı
kâğıda döküyorum hattâ. Şimdi
için değil tabii, ilerisi için. Kendi
SİNEMA
“İLK ALBÜMÜMDEKİ
‘SULTAN-I YEGÂH
SİRTO’ BÜTÜN KEMAL
SUNAL KOMEDİLERİNİN
İÇİNDEKİ MELODİDİR.”
“DÜNYADA SEVİLEN FİLMLERİN MÜZİKLERİNİ
SAHNEYE TAŞIYACAĞIM”
müziğimi (bestelerimi) de ortaya
çıkarttıktan sonra anlatacağım çok
şey var. Neden bu kadar sevgiyi
anlatmak istiyorum sahnemde?
Neden müziğimi bu kadar sevgiyle
yapıyorum ve neden insanlar bana
bu kadar sevgiyle geri dönüyor?
Bunlarla ilgili.
Altın Koza’da izlediğimiz
‘Yeşilçam Müzikleri’ projesi nasıl
doğdu?
Ben Tanrı’ya, Allah’a çok
inanırım. Enerjiye de çok inanırım.
Bundan iki sene önce bir canlı
yayında bir performans yaptığımda
Türkan Şoray, “Sen nasıl bir
şeysin?” diye yerinden kalktı. O
kadar gururlandım, o kadar mutlu
oldum ki o an. Altı ay önce de özel
bir sinema gecesinde sahne aldıktan
sonra, Belkıs Özener ve Ediz Hun
beni tekrar sahneye davet etti ve
iltifatlarda bulundu. Alkış kıyamet.
O zaman dedim ki, “Benim bir
şekilde Türkiye’ye mâl olmuş
film müziklerini yapmam lazım”.
22 www.mybilet.com
Ben böyle düşünürken Altın
Koza’dan teklif geldi... Tamamen
enerjiyle doğduğunu düşünüyorum
bunların.
Bu film konsepti bir albüme
dönüşecek mi peki?
Evet ama öncelikle hazırladığım
başka bir albüm geliyor. Türk Sanat
Müziği eserlerini kendi yorumumla
sunacağım, 2015 başı gibi. Ayrıca
çok büyük bir sürpriz de piyanoda
olacak, yurt dışından inanılmaz
biri çalacak. Sonrasında bir film
müziği projem var. Orada da sadece
Yeşilçam değil dünyada sevilen
filmlerin müziklerini sahneleye
taşıyacağım, koro ve orkestrayla
birlikte. Onun da adımları atıldı.
Bayağı konser şeklinde müzik
seyredeceğiz.
Harika. Peki İtalya’da doğdun,
sonra Amerika. Yeşilçam’la ne
zaman tanıştın merak ediyorum?
7-8 yaşında televizyonlardan
seyrederek tanıştım Yeşilçam’la.
Kemal Sunal’lar, İlyas Salman’lar,
Şener Şen’ler, Hababam Sınıfları,
çok çok severim. Hâlâ revaçtalar ve
ben de hâlâ o filmleri milyon kere
seyrederim.
Neden böyle sence?
Türkiye çok zor şartlarda
büyümüş bir ülke. Güleriz
ağlanacak halimize denir ya, bu
süreçleri insanlara gülümsemeyle
anlatmak çok zor bir iş. O nedenle
ben bu komedyenlerin çok
başarıyla, doğru yerlere parmak
bastığını düşünüyorum. Kemal
Sunal dendiği zaman sevmeyen bir
SİNEMA
kişi yoktur...
Hayatında sinemaya ilk ne
zaman gittin ve hangi filmdi?
Söyliyim mi? Bakırköy’de Sinema
74’te, ‘101 Dalmaçyalı’! Çizgi filme
götürmüştü anneannemle dedem
beni. (Gülüyor) Ağzım gözlerim
kocaman açılmış, hayranlıkla
seyreden halimi hatırlıyorum.
"Eskilerden de,
Ali MacGraw’u çok
beğenirim."
JÖN MÜ, CENTİLMEN Mİ?
Beyazperdede kalbini çalan ilk
erkek?
Gülmek yok ama… Don
Johnson! (Kahkahalar) Bütün
duvarlarımda onun, bir de Rob
Lowe’un posterleri vardı.
Sonraki favori adamların?
Sean Connery, George Clooney,
bir de ‘İngiliz Hasta’daki Ralph
Fiennes.
Gelelim kadınlara…
Meryl Streep ve Jodie Foster.
Eskilerden de, Ali MacGraw’u çok
severim. Barbra Streisand’ı çok
severim, her şeyini. Greta Garbo
müthiş ve Elizabeth Taylor.
Yeşilçam’daki esas kadının ve
esas adamın?
Hülya Koçyiğit. Onun
hanımefendiliği, naifliği beni çok
etkiler. Esas adamım da iki tane
var, Ayhan Işık ve Ediz Hun. Jön
jön adamlardan çok, kadınına değer
veren centilmenler benim daha çok
hoşuma gidiyor.
Nasıl filmler seyretmekten
hoşlanırsın? Türler arası
favorilerin?
10-15 yaş arasında devamlı
gerilim-korku filmi seyrettim.
Sonraları ise her türlü filmi
seyrederim genel olarak. Ama
en sevdiklerim, halkın içinden
olan, halkı anlatan filmler. Emir
Kusturica’nın ‘Siyah Kedi, Beyaz
Kedi’ (1998) ve ‘Çingeneler
Zamanı’ (1988) filmleri meselâ.
İzlediğin en romantik şey?
‘Gazap Kuşları’, Richard
Chamberlain.
Oyunculuğu hiç düşündün ya
da teklif aldın mı?
Üç sene önce bir filmde başrol
teklifi aldım, fakat kabul etmedim.
Ailem dâhil “Nasıl kabul etmezsin?”
dedi herkes. Sonra üç dört ayrı dizi
teklifi geldi ama onları da kabul
etmedim. Seçimler çok önemli. Ben
zaten müzisyenim ve sevdiğim şeyi
sahnede zaten yapıyorum. Öyle
bir teklif gelmesi lâzım ki, “Ben
bunu oynamayı çok istiyorum”
23 www.mybilet.com
diyebilmeliyim. Teklif geldi diye
kabul etmek söz konusu değil
bence.
Film müzikleri arasında en
sevdiklerin?
Bir kere Charlie Chaplin ‘Smile’,
çalmaktan da çok büyük mutluluk
duyuyorum. ‘As Time Goes By’
(‘Casablanca’, 1942). Müzikallerin
hemen hepsi ve ‘Neşeli Günler’
(‘The Sound of Music’, 1965), çok
da eğlencelidir. ‘The Godfahter’,
kemana da çok yakışan parçaları
seçiyorum tabii. ‘Zorba’nın
müzikleri, ‘Amelie’. Sonra
‘Damdaki Kemancı’, bayıla bayıla
SİNEMA
da çalıyorum. Türklerden de ‘Selvi
Boylum, Al Yazmalım’, çaldım
da zaten Altın Koza’da. Cahit
Berkay’ın eserlerini çok seviyorum.
Favori bestecilerin?
Hans Zimmer’in bütün
müziklerine bayılıyorum. ‘Karayip
Korsanları’, ‘Aslan Kral’, ‘Da
Vinci’nin Şifresi’, hepsi. Sonra John
Williams, ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’,
‘Indiana Jones’… ‘Game of
Thrones’un (TV dizi) müziklerini
de çok beğeniyorum, Ramin
Dwajadi.
Sessiz film döneminde
yaşasaydın, kesinlikle o filmlerin
müziklendirmesinde çalışır ve
her bir mimiği verebilirdin bence
müziğinle…
A, bestelerimi dinleteyim sana.
Bir tango yaptım meselâ, bir de
‘Kayıp Ruh’ var. Dinleyen herkes
aynı şeyi söylüyor, “Gözünü kapat,
filmi kur kafanda”.
Sence sinemaya gitmenin en iyi
yanı?
Bir kere dolby stereo olması,
çünkü sinemada en sevdiğim şey
seslerdir benim. Genelde müzik
koyuyorlar ama bence filmi
yaşatan en önemli şey içindeki
gerçek (doğal) sesler. Sinemada
o ortam seslerini çok daha iyi
duyarsın ve filmin içine daha
iyi girersin. İkincisi, geniş ekran
olması. Üçüncüsü de, sadece film
seyretmeye gitmiş olmak. Daha
konsantre olursun. Sevmediğim
şey ise, o konsantrasyonu dağıtacak
sesler, çıtır pıtır bir şey yemek vs.
Çünkü ben sinemaya giderken
kapatırım telefonumu her şeyimi.
Çünkü o bir sanattır, sanata
da saygı duyulması lâzımdır.
Karşımdakilerden de o saygıyı
beklerim.
Sinemalı bir hayalin
İNTERNET
GİŞESİ
gerçekleşecek olsa hangisini
istersin? A) Bir filmin müziğini
yapmak B) Bir filmde oynamak
C) Kendi filmini yapmak
Biraz abartılı olacak ama kendi
filmimi yapmak! (Gülüyor) Hem
oynamak isterim, hem de müziğini
yapmak. Bunu arzu ederim, neden
olmasın?
Bugüne kadar sinemada başına
24 www.mybilet.com
SİTEYE
GIT
gelen en tuhaf şey?
Amerikalı olmaktan utandığım
bir anı anlatayım sana o zaman. Bir
gün Kentucky’de sinemaya gittim.
Orada koltuk satılmıyor, bilet
alıyorsun ve istediğin yere veya boş
olan yere oturuyorsun. Girdiğimde,
insanların ayaklarını ön taraflara
uzatıp ellerinde patates kızartmaları
ve dondurmalar yedikleri, mısırları
birbirine fırlattıkları saygısız bir
ortam görmüştüm. Sinemada
yaşadığım en üzücü ve hayal
kırıklığına uğradığım anlardan
biriydi.
Ve “The End” sevgili MyBilet
e-dergiciler. Müzik perimiz Canan
Anderson’la seansımız burada bitti.
Yeni sayıda sürpriz bir isimle, yeni
bir filmde buluşuncaya kadar herkese
dolby stereo seyirler! Hoşçakalın.
SİNEMA
ONUN YAZDIĞI HER
CÜMLEYE HAYRANIM
Kürt yazar Musa Anter’in hayatını ele
alan ‘Asasız Musa’ bugün vizyona giriyor.
Filmde yönetmen ve oyuncu olarak
karşımıza çıkan Aydın Orak, sorularımızı
yanıtladı. ‘Asasız Musa’nın bir belgesel
olmadığını söyleyen Orak “Tam olarak
ne çektiğimizi kimse bilmiyordu. Aslında
çektiğimiz, derinliğine inmeye çalıştığım
bir hayata duygu geçişidir” diyor.
Zeynep Geylan
[email protected]
1
Aydın Orak
992’de bir cinayete kurban giden Kürt
yazar, gazeteci ve şair Musa Anter’in
hayatını film yapmaya nasıl karar verdiniz?
Musa Anter’in hayatını, ‘Araf’ isimli tiyatro
oyunuyla yedi yıldır anlatıyorum. On yıldır
onun hayatı üzerine çalışıyorum. Türkiye’nin ve
Avrupa’nın birçok yerinde tiyatro oyunumuzun
turnesini yaptık. Tüm turnelerde edindiğim
birikimi kendi süzgecimden geçirdim. Tiyatroda
onun hayatıyla ilgili anlatamadığım şeyleri uzun
metraj filmle anlatmak istedim. Bu film aslında
benim onun hayatıyla ilgili bilmediklerimin bir
arayışıdır.
‘Araf’ isimli tiyatro oyununda Anter’in
hayatının hangi evrelerini anlattınız? Oyuna
nasıl tepkiler aldınız?
Musa Anter’i çoğu insan tanımıyor. II’inci
Dünya Savaşı’nda neler yaşadığını, Türk
Edebiyatı’yla ne tür bir ilişkisi olduğunu
kimse bilmiyor. ‘Araf’ta Anter’in çocukluğu,
gençliği ve cezaevi yıllarını ele alıyoruz. Oyun
sahnelendikten sonra, onunla iletişimi olanlar
anılarını anlatırdı. Bunlar her sahne sonrasında
26 www.mybilet.com
SİNEMA
birikti. Her gün onunla ilgili bilmediğim şeyler
öğrendim. Metafizik’te bir kural vardır; ‘Bir
şeyin gerçekliğine somut olgularla ulaşamayınca
bir düş kurup, somut olgu yaratıp gerçekliğe
ulaşırsın. Ben de bu entelektüel hayata somutlarla
ulaşamayınca, kendi düşümü kurarak onu
tanımaya çalıştım. ‘Asasız Musa’ derinliğine
inmeye çalıştığım bir hayata duygu geçişidir.
Kısa filmleriniz ‘Berivan’ ve ‘Cevher’
de ‘Asasız Musa’ gibi belgesel türünde.
Neden belgesel türünde film çekmeyi tercih
ediyorsunuz?
‘Berivan’ bir katliamı anlatır. ‘Cevher’ ise,
komedi belgeselidir. Filmde, Musa Anter’in
fıkralarına ve politik mizahi taşlamalarına yer
verdik. ‘Asasız Musa’, genel kadrajda bir belgesel
değildir. Biz bir düş kurduk ve kurduğumuz
dünyadaki tek gerçeklik, Musa Anter’in çocukları
oldu.
Rahşan Anter babasına bir mektup yazdı
Filmde, Musa Anter’in çocukları Rahşan
Anter, Dicle Anter ve Anter Anter de yer alıyor.
Hem yönetmen hem oyuncu olduğunuz filmin
çekimlerinde onlarla iletişiminiz nasıldı?
İtiraf etmeliyim ki, kameramanından
oyuncusuna hiç kimse ne çektiğimizi tam olarak
bilmiyordu. Sette Rahşan’dan (Anter) babasına
bir mektup yazmasını istedim. O da öyle bir
dünya kurdu ki; o
dünyada, mektubu
AYDIN ORAK KİMDİR?
babası okuyor çocuklar
Aydın Orak 1982 yılında Mardin’in
da dinliyordu. Zaten
ilçesi Nusaybin’de doğdu. İlk
film bunun üzerine
ve ortaokulu Mardin'de okudu.
kuruldu. Tamamen
Gösteri Sanatları Merkezi’nde iki yıl babalarına olan özlemle,
Tiyatro Yönetmenliği eğitim gören hasretle sanki babaları
onları izliyormuş gibi
Orak’ın, iki çeviri tiyatro oyunu
kamera karşısına geçtiler.
ve bir şiir olmak üzere toplam üç
tane yayımlanmış kitabı var. 2003 Duygu ve düşüncelerini
aktardılar. Tiyatroda
yılında Tiyatro Avesta’yı kuran
da çok destek verdiler,
yönetmen, aynı zamanda oyuncuk filmde de. Sağ olsunlar.
ve çevirmenlik de yapmaktadır.
Filmde neden Musa
27 www.mybilet.com
SİNEMA
FİLMOGRAFİSİ
Asasız Musa (Uzun Metraj)/ 2014
Yönetmen, Senarist, Oyuncu
5 Kadın (Uzun Metraj)/ 2013
Yardımcı Yönetmen
Cevher (Kısa Film)/ 2012
Yönetmen, Yapımcı
Berivan (Kısa Film)/ 2010
Yönetmen, Yapımcı
Ölümün Rengi (Kısa Film)/ 2010
Yönetmen, Senarist, Oyuncu
Anter’in şahsi eşyaları fötr şapka, pardösü,
tahta bavul kullanmayı tercih ettiniz? ‘Asasız
Musa’da ünlü yazarın çocukları yanı sıra
eşyalarının da yer alması, gerçekliğin daha
fazla yansıtılmasına nasıl bir etkisi oldu?
Film, Musa Anter’in doğduğu Mardin'e
bağlı Nusaybin ilçesinin Eskimağara (Zivingê)
köyünde çekildi. Mezarı, şimdi müze olan
evi ve yaşadığı çevrede çekildi. Onun bire bir
çocukluğunun geçtiği yerde, onun kullandığı
eşyalara simgelere yer verdik. Tespihi, kalemi,
daktilosu, izlediği televizyonu hepsi birer
oyuncuydu. Filmin devamlılığını simgelerle
vermeye çalıştık. Çocuklarının ve eşyalarının
filmde yer alması gerçekliğin daha fazla
yansıtılmasını sağladı tabii ki. Ayrıca Musa
Anter’in hayatıyla Kürt coğrafyasını paralel olarak
aktarmaya çalıştık beyazperdeye.
İnsanlar ‘Asasız Musa’yı neden izlemeli?
Musa Anter’in bir sözü vardır: “Ben Türkiye’nin
55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı
bir şahidiyim. Hem yalnız şahidi mi? Değil!
Sanığıyım. Mahkûmuyum”. İnsanlar, sadece bir
şair veya 22 yıl önce katledilen bir Kürt yazarın
hikâyesiyle yüzleşmek için bile izleyebilirler.
Dahası, bir aydının hayatına ve gazeteciliğine
saygı duyduklarından izleyebilirler. Ayrıca filmin
sinemasal olarak farklı bir anlatımı var. Karakter
devamlılığını oyuncularla değil imgelerle sağladık.
Diğer filmler gibi giriş, gelişme ve sonuç bölümü
yok. İzleyiciye soru soran ve soru sorduran, bu
bakımdan aktif rol veren bir filmdir.
Musa Anter’in entelektüel hayatının sizin
için anlamı nedir?
28 www.mybilet.com
SİNEMA
MUSA ANTER KİMDİR?
Musa Anter, 20 Eylül 1920’de Mardin’in Nusaybin
ilçesinin Eskimağara (Zivingê) köyünde doğdu.
Kürt yazar, şair ve gazeteci olan Anter, ilkokulu
Mardin’de ortaokul ve liseyi Adana’da okudu.
Lakabı Apê Musa (Musa Amca) olarak bilinen aydın,
üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi’nde tamamladı. Hatıralarım I, Hatıralarım
II ve Vakayiname eserlerinden bir kaçıdır. Yaşamı
boyunca toplam 11,5 yıl hapis yatan Anter, 20 Eylül
1992'de Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırı sonucu
öldürüldü.
Musa Anter’in hayatını okuduğumda bu
ülkenin tarihi geçmişini öğreniyorum. Basında
yazılmayan, bilmediğim bir sürü şey öğreniyorum.
‘Asasız Musa’ Musa Anter’in entelektüel yaşamına
bir giriştir aslında. Çünkü o kadar çok şey
yaşamış ki, o kadar derinlemesine bir hayat ki
ele aldığımız; bir tiyatro oyunu yetmiyor, bir
uzun metraj film yetmiyor hatta iki sezonluk dizi
bile yetmeyebilir. Mahkemelerdeki traji-komik
durumu, Türk aydınlarla olan iletişimi, ölümü
bile başlı başına bir film zaten.
Evliya Çelebi gibi hep bir yolculuk halindeydi
Musa Anter’in film boyunca elinden
düşürmediği bavulu filmde açılacak mı?
Bavulda neler var?
Bavul açılıyor tabii. Musa Anter Evliya Çelebi
gibi hep bir yolculuk halindeydi. Mardin’den
Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan İstanbul’a… Filmde
de her gittiği yerde bavulundan düşüncelerini,
fikirlerini çıkarıyor ve yenilerini ekliyor.
Sinemadan önce tiyatro çalışmaları
gerçekleştirdiniz ve 2003’de Tiyatro Avesta’yı
kurdunuz. Tiyatronuzda yeni sezonda hangi
oyunlar sahnelenecek?
‘Araf’ yedi sezondur sahneleniyor, bu sezon
da sahnede olacak. ‘Aktör’ ve ‘Kapan’ isimli
oyunlarımız da yeni sezonda tiyatro severlerin
karşısında olacak. Bunların dışında yeni oyun
programı belirliyoruz. Tiyatronun yanı sıra yine
bir uzun metraj film yapmayı planlıyoruz.
Yeni film projesi demişken, ‘Asasız Musa’yla
Musa Anter
giriş yaptığınız Musa Anter’in hayatına
bir gelişme ve sonuç yapmayı düşünüyor
musunuz?
Aslında bunu düşünmemiştim iyi bir fikir
verdiniz bana. (Gülüyor) Hatta bir üçleme
yapılabilir. Anlatacak çok şey var.
Musa Anter’in
yazılarını mı şiirlerini mi
daha çok seversiniz?
Aslına bakarsanız Musa
Anter’in daha çok politik
taşlamaları ilgimi çekiyor.
Kullandığı dili sade ve
yazılarını çok eğlenceli
buluyorum. Hapishane
hayatını bile mizahla
birleştirip, hâkimleri
yargıçları gülmekten kırıp
SİTEYE
geçiren yazarın yazdığı her
GIT
İNTERNET
cümleye hayranım.
GİŞESİ
29 www.mybilet.com
SİNEMA
Tuna Kiremitçi
[email protected]
Seksin kasetle imtihanı
‘
Kaset İşi’ anlaşılır nedenlerle
bir seks komedisi olarak
sunuldu ama aslında bizim
kuşağın teknoloji karşısında
nasıl maymun olduğunu anlatıyor.
Gördüğüm kadarıyla dünyada filme
bu açıdan yaklaşan ilk kişiyim. Ne
kadar gurur duysam az!
Şaka bir yana, biz yaştakilerin
Steve Jobs’un ürünlerine yaklaşımı
oldukça ikircikli. Bir kısmımız “Ay
ben teknolojiden hiç anlamam,
çocuklar oynasın diye alıyoruz”
makamında takılırken bazılarımız
da birdenbire Steve Jobs kesildiler.
Aslında onlar Commodore 64
oynarken de öyleydiler, yaptıkları
duayenliklerini ‘upgrade etmek’
31 www.mybilet.com
oldu.
Ama Commodore 64’ten
bugüne internet diye bir şey çıktı
ve teknoloji denen şey kolay kolay
duayeni olunamayacak kadar
karmaşıklaştı. Ne kadar her şeye
hakim olduğumuzu, yenilikleri
yakından izlediğimizi iddia etsek de
faka basıveriyoruz işte.
SİNEMA
ANA FİKİR FİLMDE
KARŞIMIZA YOUPORN
YÖNETİCİSİ OLARAK
ÇIKAN JACK BLACK’İN
SÖZLERİNDE:
“SEVİŞMELERİNİ FİLME
ÇEKEN ÇİFTLER,
GENELLİKLE NİYE
SEVİŞTİKLERİNİ
UNUTMUŞ
OLANLARDIR.”
O zaman verdiğimiz tepkiler de
hangi kuşaktan olduğumuzu lamba
gibi gösteriyor. ‘Kaset İşi’ filminde
olduğu gibi.
‘Kaset İşi’ hoş zaman
geçirtebilir diyorum
Annie ve Jay’in bir sıkıntısı var:
Uzun yıllardır evli ve iki çocuklu
olmaları. Bu da bir zamanların
sekste sınır tanımayan çiftinin
sevişemez olmasına yol açmış.
Güzel... Evli ya da evlenmeyi
düşünen her çiftin ilgisini çekecek
bir konu işte.
Günün birinde bu sorunlarını
popüler bir fanteziyle aşmaya
karar veriyorlar: Yani sevişmelerini
‘kasete çekerek’ tahrik olmaya.
Yeni aldıkları tabletin kamerasını
kullanarak.
Bu sayede son zamanların en iyi
seksini yaşıyorlar ama felaket de
kapıda: Jay’in şirket promosyonu
olarak eşe-dosta hediye ettiği
tabletler evdekine senkronize
olunca görüntü kendisini
kopyalayıp dağıtıyor ve kabus
başlıyor. Çiftimizin sabaha kadar
koşturup bütün tabletlerden ‘seks
kasetlerini’ silmesi gerek.
Film bir uzun metraj Apple
32 www.mybilet.com
reklamı gibi... Ama ne yalan
söyleyeyim, Apple’ın yerinde olsam
yapanları mahkemeye verirdim.
Çünkü içinde bilgisayar-tabletcep telefonu senkronizasyonlarını
zaten anlamakta zorlanan 40 yaş
üstü tüketiciyi dehşete düşürecek
sahneler var. Aslında başta
bahsettiğim komedi de bundan
doğuyor.
“Teknoloji benden sorulur”
havalarındaki çiftimiz hemen
paniğe kapılıp sorunu gayet analog
SİNEMA
yollardan çözmek istiyorlar:
Görüntüleri uzaktan silmek
mümkünken kapı kapı dolaşıp
tabletleri toplamaya çalışıyorlar
mesela. Ya da porno sitesi
yöneticisine mail atmak varken
şirketin merkezini basıp ana
bilgisayarı parçalamaya kalkıyorlar.
Son analog kuşağın dijital dünyayla
imtihanı!
Demek istediğim, aynı şey
bugün 20 yaşında olan bir çiftin
başına gelse bu panik muhtemelen
doğmaz, her şey uzaktan halledilir,
komedi de yaşanamazdı.
Bizi idare ediyor hınzırlar
Filmin bir başarısı varsa böyle
muzır bir konudan neredeyse aile
komedisi çıkarmasında herhalde.
Hem de cüretkâr olmaktan
imtina etmeden! Bu sadece
FİLMİN BİR BAŞARISI
VARSA BÖYLE MUZIR BİR
KONUDAN NEREDEYSE
AİLE KOMEDİSİ
ÇIKARMASINDA
HERHALDE. HEM DE
CÜRETKÂR OLMAKTAN
İMTİNA ETMEDEN!
filmin cinsel komplekslerini
çözmüş bir toplumda çekilmiş
olmasıyla açıklanamaz. Doğallıkla
açıklanabilir. Belki.
Cameron Diaz ve Jason
Segel nasıl derler, iyi bir kimya
yakalamışlar ki zaten o kimya
olmasaymış iki seksen çakılırmış
film. Senaryonun ikna edici
olmadığı yerlerde bile bizi idare
ediyor hınzırlar.
İşin ‘seks’ ve ‘kaset’ kısımlarından
33 www.mybilet.com
illa bahsetmek gerekiyor mu?
O zaman şöyle diyelim: Filmin
bu konuyu seçmiş olmasının
sebebi, muhtemelen dünyada aynı
fanteziyi aklından geçirmemiş
pek az çiftin olması. Ana fikir
ise filmde karşımıza YouPorn
yöneticisi olarak çıkan (nedense
adı jeneriğe yazılmamış) Jack
Black’in sözlerinde: “Sevişmelerini
filme çeken çiftler, genellikle niye
seviştiklerini unutmuş olanlardır.”
Herhalde burada bir ‘kaset’ ve
‘tape’ cenneti olan memleketimizin
haline de değinmek gerek
ama itiraf edeyim hiç içimden
gelmiyor. Onun yerine bir
yerlerde rastlarsanız ‘Kaset İşi’ hoş
zaman geçirtebilir diyorum. Hele
hâlâ ‘kaset’ sözcüğünü kullanan
kuşaktansanız. Rob Lowe ya da
Slayer size bir şey ifade ediyorsa!
MÜZİK
Barış Akpolat
[email protected]
Aretha mı?
Seve seve
‘Diva’larımızı düşünün bir.
Rahmetli Zeki Müren’in
Birsen Tezer, Bülent
Ersoy’un Yasemin
Mori veya Müzeyyen
Senar’ın Şebnem Ferah
şarkılarını yorumladığını
bir düşünelim. Ne büyük
olay... Düet yapıldı ama bu
isimler gençlerin şarkılarını
yorumlamadılar hiç. Bir
albümde de toplamadılar.
Aretha Franklin, 21 Ekim'de
bir albüm yayınlayacak.
72 yaşındaki 'Diva' 26'lik
Adele'in şarkısını ilk single
olarak çıkarttı bile.
35 www.mybilet.com
MÜZİK
B
azı anlarda yaşanan bir şeyi o
yılın en büyük olayı olduğunu
hemen anlarsınız. Led
Zeppelin, 2008'de Arif Mardin
için tek seferliğine toplanıp bir
konser vermişti. O günden sonra
Zeppelin'i bir daha bir arada
görmedik, ödül törenleri hariç.
Bu hafta uzun uzun Aretha
Franklin üzerine düşünüp eski
şarkılarını hatırladım ve bol
bol dinledim. Tekrar tekrar
ne muhteşem sesi olduğunu
düşünürken son bombasına her
seferinde hayret ettim. Kendisi,
Adele, Etta James, Alicia Keys
gibi farklı dönemlerden pek çok
farklı kadın şarkıcının şarkısını
yeniden yorumladığı bir albüm
yaptı. Şu anda bu albümden sadece
Adele'den dinlediğimiz ve Adele'i
Adele yapan şarkılardan 'Rolling In
The Deep'i dinleyebildik ama bu
bile yetti. 'Ders vermiş' diyemem
çünkü sonuç ortada Adele 26,
Aretha Franklin 72 yaşında. Ama
Franklin inanılmaz yorumlamış
şarkıyı. Geçen hafta David
Letterman'ın programına konuk
olduğunda da aynı şarkıyı söyledi
ve ben videoyu korkarak açtım.
Korktuğum gibi çıkmadı. Evet,
sesi tabii ki eskisi gibi değil ve
şarkının sonunda sesi ısındığı için
daha iyi söylüyor ama Franklin'in
yorumuna ufak bir kötü yorum
yaparsam kendimi vurabilirim.
Aretha Franklin, 'Rolling In
The Deep'e bambaşka bir hava
katmış. Bunda tabii ki Amerikan
aksanı, nakarattaki Marvin Gaye
ve Tammi Terrell'in mucizesi
olan 'Ain't No Mountain High
Enough' sentezlemesinin etkisi
büyük. E tabii arkasında da sağlam
bir gospel korosu olması da ayrı bir
keyif veriyor şarkıya. 21 Ekim'de
yayınlanacak albümde dinleme
fırsatı bulacağımız ve fazlasıyla
merak ettiğim şarkıların içinde
Prince bestesi olan ve genellikle
Sinead O'Connor'dan bildiğimiz
'Nothing Compares To You',
The Supremes'den "You Keep
Me Hangin' On", Alicia Keys'den
'No One', Chaka Khan'dan "I'm
Every Woman" ve Etta James'den
blues etkili 1960'lar klasiği 'At
Last' bulunmakta. Onların dışında
Dinah Washington, Barbra
Streisand, Glady's Knight şarkıları
bulunuyor. En merak ettiğimse
Franklin'in Gloria Gaynor'dan
yorumladığı 'I Will Survive'.
Yazının başında da bahsettiğim
o sonunu bildiğimiz hikayelerden
biri bu. Aretha Franklin bence bu
hareketle 2014 Grammy'lerinden
en az birini kazanır. Çok
kesin konuşmayı sevmem ama
36 www.mybilet.com
Grammy'lerin 'Ustaya Saygı'
kuşağı yapmayı sevdiğini biliyorum
PLAYLIST
Aretha demişken klasik soul
ve r'nb listesi yapmadan
duramazdım
1- Aretha Franklin - Respect
2- Marvin Gaye - Ain't No
Mountain High Enough
3- Gil-Scott Heron - Grandma's
Hands
4- Curtis Mayfield - Superfly
5- Sly & The Family Stone Dance To The Music
6- Bill Withers - Just The Two Of
Us
7- James Brown - Papa's Got A
Brand New Bag
8- Isaac Hayes - The Look Of
Love
9- Stevie Wonder - Superstition
10- Bob & Earl - Harlem Shuffle
MÜZİK
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
Film
i
r
e
l
k
i
z
Mü
The Equilazer - Adalet/ Denzel Washington
G
eçen sayımızda bahsettiğim gibi
artık burada filmlerdeki müzik
kullanımı, soundtrack ve filmlerin
içinde yakaladığım detaylardan
bahsedeceğim. Sinema eleştirmeni
değilim, hatta iyi bir film izleyicisi
bile değilim o yüzden "Şu filme
gitmeyin, bunun kurgusu çok
kötü" filan gibi üstten üstten laflar
edersem kafama patlamış mısır
atabilirsiniz. Ancak filmin çok kötü
olduğunu ben bile anlıyorsam onu
da söylerim. Otorite değilim, kafam
rahat.
Bu hafta The Equilazer'i
izledim. Aksiyon ve özellikle de
ikinci sınıf olanlarını çok severim.
ABD'deki gişe performansı ve
Denzel Washington'u görünce
The Equilazer'dan umudum
artmıştı ama bu kadar da
keyif alacağımı beklemezdim.
Washington'un oyunculuğu
müthiş. Filmde ağırlığını koyan
bir şarkı yok ama müzikler bütünü
var. Bununla birlikte filmde çok
sağlam ve gerginliği iyi yansıtan
ağır başlı bir beste var. Öyle
birbirini tamamlayan şarkılar ki
bunlar aksiyon sahneleri müthiş
bağlanmış. Filmin müziklerine
imza atan Justin Caine Burnett'in
işçiliği muhteşem. Filmin karanlık
yapısı ve ağır duruşuna çok uygun
müzikleri dinlemeye doyamadım.
Özellikle Washington'un oynadığı
karakter McCall ile Rusların
son karşılaşmasındaki müzikler
gerginliği daha da arttırdı. Ve
sadece bir yerde adamımız
37 www.mybilet.com
McCall'un 'Glady's Knight
and The Pips' grubuna yaptığı
gönderme ve funk dansı yüzümü
güldürdü.
TİYATRO
OYNADIĞIMIZ HER
OYUNUN BİR DERDİ VAR
Altı farklı oyunla 8 Ekim’de perdelerini açacak olan Tiyatro Hâl, yenilenen
yüzüyle tiyatroseverlerin karşısında! Sezona hazırlanırken repertuarlarını
gündemin ışığında belirlediklerine dikkat çeken Sanat Yönetmeni Iraz Yöntem
“Görevimiz, dünyanın ve toplumun problemlerini kendi meşrebimizden seyirciye
yansıtmak. Bu yüzden söylemek istediklerimizi içinde barındıran oyunlar
sahnelemeyi tercih ediyoruz” diyor.
U
luslararası İlişkiler
Bölümü’nden mezun
olduktan sonra oyunculuk
eğitimi almaya
karar vermişsiniz.
Aile mesleğini
benimsemeniz
kaçınılmaz mıydı?
Ben konservatuar sınavına
girmeden iki hafta önce ayağımı
kırdım, hasbelkader üniversiteye
girdim. Ege Üniversitesi’nde
okurken üniversite
bünyesinde ve Buca
Belediyesi’nde
tiyatro yapmaya
devam ettim. Sonrasında iki
sene İstanbul’da ‘Şahika Tekand
Studio Oyuncuları’nda çalıştım.
Kadir Has Üniversitesi İleri
Oyunculuk Bölümü’nde yüksek
lisans yaptım ve bu süreç içerisinde
de çalışmaya hep devam ettim.
Sanırım hayatımda verdiğim en
Iraz Yöntem
Begüm Yılmaz
[email protected]
39 www.mybilet.com
TİYATRO
TİYATRO HÂL’DE KAMPANYA VAR!
doğru kararlardan biri üniversiteyi
bitirmek olmuş. Çok beslendim,
çok faydasını görüyorum. Yazdığım
‘Kırmızı’ isimli oyunu bu bölümü
okumasaydım yazamazdım
herhâlde... Bilgi öyle evrensel bir
şey ki, edindiğiniz zaman nerede, ne
şekilde ve ne zaman kullanacağınızı
siz bile bilmiyorsunuz. ‘Kırmızı’
bir adalet eleştirisi… Bu oyun için
çok fazla hukuk hatmettim, Türk
Ceza Kanununu, Terörle Mücadele
Kanununu ve Anayasa’yı çok
irdeledim. İyi ki de biliyordum.
Çünkü bunlar bambaşka bir jargon.
Aksi halde okurken alışmam,
öğrenmem zaman alırdı. Burada
yöneticilik yaparken de yine
faydalanıyorum.
Tiyatro Hâl ekibine ne zaman
ve nasıl dâhil oldunuz?
Geçen sezonun başında birlikte
güzel işlere imza atmak üzere bu
ekibin bir parçası oldum. Yumuşak
bir geçiş süreciydi, beni çok sıcak
karşıladılar. Bugüne kadar farklı
tiyatrolarla çok sık çalıştığım ve
hepimiz arkadaş olduğumuz için en
sonunda kendimi burada bulmak
istedim. Bu kararımdan da çok
memnunum.
Yeni sezonda seyirciyi nasıl bir
oyun seçkisi bekliyor?
Öncelikle geçen sezondan
devam eden bazı oyunlarımız var.
Mesela ‘Kırmızı’ geçen senenin
sonunda çıkan oyunlarımızdan
biriydi. Bu yüzden yeni sezonda
da yer almaya devam edecek.
‘Soytarılar’ ve ‘Canavar Cafer’ de
aynı şekilde, fakat bu kez sınırlı
sayıda sahneleyeceğiz. Çünkü
gerçekleştirmek istediğimiz
pek çok farklı proje var. Yine
geçtiğimiz sezon oldukça beğenilen
‘Örümcek Kadının Öpücüğü’ de
devam edecek, ancak henüz Ekim
takvimimizde yer almıyor. ‘Kırık
Merdiven’ isimli oyunumuza ise
yenilenen yüzümüzle bu sezon
jübile yapmak istedik, o yüzden
oyunumuz son kez 9 Ekim
Perşembe günü tiyatroseverlerle
buluşacak. Sezonun ikinci
yarısında ise yepyeni bir projeyle
seyircilerimizin karşısına çıkmayı
planlıyoruz.
Söylemek istediklerimiz var
‘Soytarılar’ ve ‘Canavar Cafer’in
40 www.mybilet.com
Tiyatro Hâl gişelerinden temin
edebileceğiniz Hâl a Kart, sezon
boyu tiyatroseverlere %50
indirim sağlıyor. Kartın ücreti 125
TL, ancak iki adet almaya karar
verdiğinizde ikincisi 100TL’ye geliyor.
Öğrencilerin faydalanabildiği Askıda
Bilet kampanyasında, seyirciler
tiyatroya geldiğinde iki bilet alıyor
ve birini askıya asıyor. Böylelikle
Tiyatro Hâl ekibi de önceden
rezervasyon yaptırmaları kaydıyla
öğrencilerin yerlerini ayırarak
onların ücretsiz oyun izlemelerini
sağlıyor. Sandalye’de ise sezonluk
500 TL ücret karşılığında bütün
oyunları ücretsiz izleyebiliyor,
gerçekleştirilen tüm etkinliklerden
haberdar olabiliyorsunuz. Üstelik
sandalyelerinizin üzerinde isminiz
yazıyor. Son uygulama Beşi Bir
Yerde’de ise oyunlar için bilet
aldığınız zaman gişede size bir kart
veriliyor ve her izlediğiniz oyun için
kutulardaki halkalara birer tik atılıyor.
Beş sayısını elde ettiğinizde altıncı
oyun Tiyatro Hâl tarafından size
hediye ediliyor.
başarısının sırrı nedir?
‘Canavar Cafer’, basın dünyasının
yandaşlığını ve muhalifliğini
irdeleyen bir oyun ve bu temsillerin
çıkışında zamanlamalar oldukça
manidar oldu. Hâlbuki böyle bir
şeyi hiç tasarlamamıştık. Aslında ne
acıdır ki, metin 1960’ta yazılmasına
rağmen hâlâ güncelliğini koruyor.
Biz bu oyunu vodvil yerine
biraz daha kara komedi olarak
sahnelemeyi tercih ettik. Seyirciyle
de çok güzel buluştu. Sayın Refik
TİYATRO
Erduran’ın desteğiyle oyunun içine
güncel enstrümanlar ekledik ve
bu da seyircinin çok ilgisini çekti.
‘Soytarılar’ ise bir sistem eleştirisi.
İnsanları hem güldüren, hem
düşündüren hem de canını yakan
bir oyun. Bizim yaptığımız her
oyunun bir derdi var aslında. Bir
‘SABIR TAŞI’ YENİ SEZONDA
TİYATRO HÂL’DE!
Atiq Rahimi’nin aynı adlı ödüllü
romanından uyarlanan ‘Sabır Taşı’,
24 Ekim Cuma günü prömiyerini
yapacak. Romanın uyarlamasını
Iraz Yöntem, yönetmenliğini ise
Güney Zeki Göker üstleniyor. Oyun,
Ortadoğu’da ya da aslında dünyanın
neresinde olursa olsun Müslüman
ülkede yaşayan bir kadının kendisiyle
ve hayatla olan yüzleşmesini
anlatıyor. Ve bunu bildiği tek şey
olan kendi bedeni üzerinden yapıyor.
Hepimizi yakından ilgilendiren
bu güncel oyun, 24-25 ve 31 Ekim
tarihlerinde saat 20.30’da Tiyatro
Hâl’de. Tam bilet 30.00 TL, indirimli
20.00 TL’dir.
İNTERNET
GİŞESİ
şekilde suya sabuna dokunuyoruz.
Çünkü söylemek istediklerimiz
var. Fakat bunu da belli bir yerden
ve sadece belli bir hedef kitle
seçerek yapmak istemiyoruz. Biz
herkese ulaşmak istiyoruz. Çünkü
Tiyatro Hâl’in temel meselesi
‘insan’… Dolayısıyla herkesin
sorunlarını irdeliyoruz ve her oyun
kendi derdini kendi meşrebinden
anlatıyor. Metnin ihtiyacı olan
nasıl bir reji, nasıl bir oyunculuksa
onun üstüne eğiliyoruz. Bu yüzden
de seyircilerimize geniş bir oyun
yelpazesi sunabiliyoruz.
Tiyatronuz bünyesinde
çıkarttığınız ‘Gazete Müstehak’
nasıl bir anlayışla doğdu?
Müstehak’ın hikâyesi biraz
enteresan… Biz onu aslında
‘Canavar Cafer’in oyun broşürü
olarak tasarlamıştık. Çünkü
oyun bir gazetede geçiyordu.
Sonra baktık ki, biz bir gazete
çıkarabiliyoruz. Bunu daha da
genişletelim dedik. Bünyemizdeki
oyuncularla ve üstadlarla
gerçekleştirdiğimiz röportajlara,
SİTEYE
GIT
41 www.mybilet.com
‘Canavar Cafer’de geçen köşe
yazılarına ve bulmacalara yer
verdik. Şimdiyse bu oluşumu
‘gazetemüstehak.com’ isimli
bir internet portalına taşıyoruz.
Okurlarımıza artık içinde
gazeteciler, yazarlar, oyuncular
ve seyircilerin de yazabileceği
interaktif bir ortam sunacağız.
Seyircilerimizin oyunlar hakkındaki
görüşlerini çok merak ediyoruz,
onlar da yazma konusunda oldukça
hevesliler. İlk başta sadece tiyatro
üzerine konuşacağız, sonrasında ise
hedefimiz bir kültür sanat portalına
dönüşmek… Hatta Ece Saruhan,
Özlem Özdemir, Beyti Engin ve
Barış Atay gibi isimler de Gazete
Müstehak’ta yazacaklar.
Şimdiye kadar nasıl geri
dönüşler aldınız?
Çok güzel tepkiler alıyoruz.
Özellikle internet portalına
geçişimizi canı gönülden
destekliyorlar. Pek çok kişi aramıza
katılmak istediğini dile getiriyor,
çünkü şahane bir öğrenme
süreci var burada. Basında yer
TİYATRO
bulamadığınız için de, şartlar
sizi kendi basınınızı yaratmaya
zorluyor. Bir keresinde insanların
tepkilerini ölçmek için Müstehak’ı
metroda dağıtmaya çalıştık.
Kimileri merakla karşılarken,
kimileri hiç ilgilenmedi.
Toplu taşıma araçlarında açıp
okuduğumuzda, meraklı gözleri
hemen fark ediyorduk ve inerken
gazeteyi bırakıyorduk. İndikten
sonra bir de bakıyorduk ki,
eller hemen kalan gazeteye
uzanmış, inceliyor. Biz de hemen
fotoğraflarını çekiyorduk.
Oyuncu kadronuzu ağırlıklı
olarak genç bir ekip mi
oluşturuyor?
Evet, ama sahneleyeceğimiz
oyunun cast’ı neyi gerektiriyorsa
ekibimizi o ihtiyaç doğrultusunda
şekillendirebiliyoruz. Bizim bir
oyuncu havuzumuz var. Burada
düzenli olarak bizimle çalışan
oyuncularımız ve dışarıdan bize
destek olan arkadaşlarımız var.
Aslında burası kocaman bir aile,
kimse misafir değil. Biz doğru bir
kadro oluşturabilmek için çok özen
gösteriyoruz ve sanırım bu konuda
da fena sayılmayız.
Sezona hazırlanırken
repertuarınızda yer alacak
oyunları hangi kriterler
doğrultusunda belirliyorsunuz?
Biz her şeyden önce gündemle
çok ilgiliyiz. Bu yüzden de
gündeme dair söylemek
istediklerimizi içinde barındıran
oyunlar sahnelemeyi tercih
ediyoruz. Çünkü tiyatrocular
olarak bizim görevimiz, dünyanın
ve toplumun problemlerini
kendi meşrebimizden seyirciye
yansıtmak… Hep beraber oyunları
okuyoruz, tartışıyoruz. “Hangisinin
42 www.mybilet.com
içimizi tırmalayan bir tarafı var?”
,“Ne demek istiyor?”, “O günün
koşulları neyi gerektiriyor?”, “İronik
mi olmalıyız yoksa konjonktüre
göre daha sert cümleler kurabilir
miyiz?” vb. konulara odaklanıyoruz.
Kısacası hayatın içindeki bütün
duygulara oyunlarımızda yer
vermeye çalışıyoruz.
Tiyatro Hâl’in temel meselesi
‘insan’
Tiyatro Hâl, kendi bünyesinde
konuk ekiplere ev sahipliği
yaparak seyirciye repertuar
zenginliği de sunuyor. Bağımsız
tiyatrolarla aranızda nasıl bir
etkileşim oluyor?
Tiyatro Hâl’in temel meselesi
insan olduğu için bu tarz bir
paylaşımdan keyif duyuyoruz.
Konuk ekipler burada kendilerini
çok rahat hissediyorlar ve burayı
TİYATRO
çok samimi bulduklarını ifade
ediyorlar. Bu da bizim için
mutluluk verici. Öte yandan
sirkülasyonu yüksek bir seyirci
profiliyle karşılaşıyoruz ve bu
tam da bizim istediğimiz şey…
Burası bir oyun alanı ve ne
şanslıyız ki istediğimiz temsilleri
sahneleyebileceğimiz alanlarımız
var. Özellikle Devlet Tiyatroları’nın
sahneleri kapatılırken, diğer
ödenekli kurumların sahneleri
dönüştürülürken, elimizdeki
imkânlar imha edilirken bizim gibi
oyun alanlarının var olması çok
önemli. Çünkü sonunda dönüp
dolaşıp, geleceğimiz yerler bir
bodrum katı, bir apartman dairesi
ya da garaj olabiliyor. Hâlbuki biz
AKM’de, Taksim Sahnesi’nde,
kocaman kültür merkezlerinin
içindeki tiyatro sahnelerinde
olmalıyız. Fakat ne yazık ki bunlar
gerçekleşemiyor. Bu yüzden
elimizde olan imkânlara hep
beraber sahip çıkmamız gerekiyor.
Alternatif tiyatro mekânlarının
çoğu maalesef devlet desteği
alamıyor. Sizin özel ya da
kurumsal sponsorluklarınız var
mı?
Evet, bu sene iki sponsorumuz
var. Keten İnşaat ve Üçge
Ekipmanları’na çok teşekkür
ediyoruz. Kültür -sanata ve Tiyatro
Hâl’e büyük destekleri oldu.
Tüm dünyada özel, alternatif ya
da bağımsız tiyatrolar destekçiler
vasıtasıyla ayakta kalırlar. Biz sanat
etkinlikleri adı altında bir hizmet
sunuyoruz ve bütün faturalarının
iş yeri üzerinden tertip edildiği,
vergisini ödeyen bir kurumu
finanse etmek takdir edersiniz
ki, pek kolay değil. Bu yüzden
seyircilerimize daha iyi oyunlar
sunabilmek ve etkileşimimizi
Iraz Yöntem
arttırmak adına sponsorluklarımızın
daha da artmasını umut ediyoruz.
Türkiye’de alternatif
mekânlarda tiyatro yapmanın
kolaylıkları ve zorlukları
nelerdir?
Alternatif sahneler bizim
bildiğimiz şekliyle Türkiye’de çok
yeni bir kavrammış gibi algılanıyor,
fakat Şahika Tekand bu konunun
43 www.mybilet.com
öncülerinden biridir. Kurmuş
olduğu ‘Studio Oyuncuları’ tiyatro
topluluğu bu sene 25’inci yaşını
doldurdu ve hâlâ aynı yerde, küçük
bir bodrum katında oyunlarını
sahnelemeye devam ediyor.
Aslında tiyatro dediğimiz şey, oyun
oynamak ve ihtiyaç duyduğumuz
en temel şey de seyirci… Sahne,
dekor, kostüm, ışık bunların hepsi
TİYATRO
Begüm Yılmaz, altı farklı oyunla 8 Ekim’de perdelerini açacak olan Tiyatro
Hâl’in Sanat Yönetmeni Iraz Yöntem’e yeni dönem hazırlıklarını sordu.
çok efektif süsler... Bana göre bu
kuşakta alternatif mekânlarda sahne
alan grupların en büyük şansları,
birbirlerini tanıyor olmaları. Bu
yüzden daha kolektif çalışabiliyor,
birbirimizden daha sık haberdar
olabiliyor ve paslaşarak doğruyu
bulabiliyoruz.
Sizce bu akımın ülkemizde
gelişebilmesi için Oyuncular
Sendikası, mesleki kuruluş
birlikleri gibi çeşitli örgütler
farkındalık yaratabilir mi?
Ben Oyuncular Sendikası’nın
yeni Yönetim Kurulu Üyeleri’nden
biriyim. Sendika bugüne kadar
kısa sürede pek çok başarılı işe
imza attı. Şimdiyse bayrağı biz
devraldık ve umuyoruz ki daha
da ileriye taşıyacağız. Demokratik
bir seçim süreci geçirdik.
Aldığımız kararlar doğrultusunda
ben özellikle alternatif tiyatro
mekânları ve bağımsız tiyatro
toplulukları üzerine çalışıyorum.
Sercan Gidişoğlu, dublaj ve
seslendirmeyle ilgili sorunlara dair
kendi grubuyla çalışıyor. Ceyda
Düvenci çocuk oyuncularla ilgili,
Genel Sekreterimiz Tilbe Saran ise
iş güvenliği, bizim deyimimizle can
güvenliği konusunda çalışmalarını
yürütüyor. Yeni Başkanımız
Meltem Cumbul. Özgür Çevik,
telif haklarıyla ilgili, Candaş
Baş ise dansçıların daha verimli
çalışabilmesi için çeşitli girişimlerde
bulunuyor. Kısacası artık hepimiz
44 www.mybilet.com
temsil ediliyoruz ve her grubun
en çok neye ihtiyacı varsa oradan
ilerliyoruz.
Babanız, Selçuk Yöntem’in
Türk Sinema ve Tiyatrosu’ndaki
yerini bir de sizden dinleyebilir
miyiz?
Ben aslında bir memur
çocuğuyum. Annem emekli Devlet
Opera ve Balesi sanatçısı, babam da
emekli Devlet Tiyatrosu sanatçısı…
Bu yüzden bütün hayatım sahne
ve kulislerde geçti. Babam o
zamanlar bu kadar popüler değildi.
Televizyon yoktu. Ama sokakta
gezerken insanlar babamı tanır
“Selçuk Bey, dün akşam sizi izledik.
Oyununuz çok güzeldi” derlerdi.
Dolayısıyla benim çocukken de
TİYATRO
tanık olduğum şey; orada bir oyun
oynanıyor, sahnedekiler zevkle
oynuyor ve izleyiciler bu durumdan
oldukça keyif alıyor… Ben annem
ve babamdan çok şey öğrendim,
öğrenmeye de devam ediyorum.
“Nerden, ne kapabilirim?”
gözüyle bakmak çok zor, ama tüm
içtenliğimle ve tarafsız olarak şunu
söyleyebilirim ki, Selçuk Yöntem
çok iyi bir oyuncu ve çok iyi bir
insan. Sezgileriyle hareket eden,
bu konuda hiç yanılmayan ve bana
hep önderlik eden biri. Öğrenmek,
merak etmek gibi sadece gençlere
atfedilen özelliklerin hepsini hâlâ
taşıyan ve bu anlamda sürekli
ileriye doğru giden örnek bir
oyuncu… Aynı zamanda kafası
bambaşka çalışan bir yönetmen,
ama oynamayı daha çok seven
bir çocuk olduğu için daha
çok oynamayı isteyen… Bence
Türk Sinema ve Tiyatrosu’nda
değerlendirilmesi çok keyifli olan
bir oyuncu… Çünkü plastiği
çok kuvvetli, bambaşka rollere
bürünebiliyor. Ve hepsinden sonra
“Nasıl, sence oldu mu?” diye de
hâlâ soran meraklı küçük bir çocuk
gibi… Annem (Cihan Yöntem) de
aynı şekilde benim için inanılmaz
bir örnek. Dans etmeyi erken
yaşta bırakıp, koreografi yapmaya
başladı. Çok uzun zamandır da
tiyatrolarla birlikte çalışıyor.
Hatta ‘Kırmızı’da onunla birlikte
hareket ve beden kontrolü üzerine
çalıştık. Onun da inanılmaz bir
dramaturji yeteneği vardır. Çalıştığı
yönetmenle ilişkisi öyle bir yere
gelir ki, sanki yönetmen yardımcısı
ya da oyunun dramaturgudur. O
şekilde aydınlatır sizi. Annem ve
babam olmaları dışında onlardan
hocam olarak da faydalanabildiğim
için çok şanslı olduğumu
düşünüyorum.
Gelecekte hayalini kurduğunuz,
imza atmak istediğiniz projeler
neler?
En büyük hayalim, müstakil
bir tiyatro binası ve bunun
içinde tiyatro yapıyor olmak...
Ayrıca Tiyatro Hâl’in de 30’uncu
yaşını kutlamayı, bulunduğu
45 www.mybilet.com
durumdan çok daha ileride olduğu,
bütün çalışanlarını ve seyircisini
memnun edebildiği günleri
görmek istiyorum. Bu benim için
bir hayal değil, bir arzu aslında.
Bunun içinde elimden ne geliyorsa
yapacağım. Çünkü biz burada çok
şahane bir ekip olarak çalışıyoruz ve
bunu başaracağımıza inanıyoruz.
MAGAZİN
Kırmızı Gözlüklü Kız
[email protected]
FEMİNİZM EŞİTLİK İNANCIDIR DAHA FAZLASI DEĞİL
BM Kadınlar örgütünün iyi niyet elçisi seçilen
Emma Watson, kadın erkek eşitliği için başlatılan
#heforshe kampanyası etkinliğinde konuşma yaptı. Bu
kampanyaya özellikle erkekleri davet eden Watson,
feminizmin yanlış anlaşıldığını aktardı ve “Feminizm
tanımı gereği; kadın ve erkeğin eşit hak ve fırsatlara sahip
olduğu inancıdır. Bu düşünce siyasal, ekonomik ve
toplumsal eşitliği içeriyor. Erkeklerden nefret etmek
anlamına gelmiyor” dedi. Emma Watson’ın konuşması
için: http://www.youtube.com/
watch?v=cYIugUh6TzY&feature=youtu.be
JENNIFER’A ONAY VERMEDİ
Zor günler geçiren Jennifer Lawrence’a yeni sevgilisi Chris Martin’den tam
destek geldi! Geçtiğimiz ay iCloud hesabı hacklenen ve özel görüntüleri
internete sızdırılan güzel yıldız, Martin ile her şeyden uzaklaşabileceği tatil
planları yapıyor. Hatta bazı kaynaklara göre Lawrence’ın, Martin’in ayrıldığı eşi
Gywneth Paltrow’dan manevi destek gördüğü yönünde söylentiler dolaşıyor…
Ancak Paltrow İngiliz müzisyenin, çocukları Apple ve Moses’ı Lawrence ile
tanıştırma fikrine pek sıcak bakmıyor. Verdiği röportajlarda bu kararın yersiz
olduğuna dikkat çeken güzel yıldız “Chris’in böylesine önemli bir adım atarken
ilişkisinin boyutlarını sorgulaması gerekir” diyor.
47 www.mybilet.com
MAGAZİN
‘BOND KIZI’ İÇİN REKABET BÜYÜYOR
Ekim 2015’te vizyona girmesi
planlanan ‘Bond 24’ için ‘Bond
kızı’ arayışları tam gaz devam ediyor! Son
‘James Bond’ Daniel Craig, verdiği
röportajlarda Bond kızı olarak Rihanna’yı
görmek istediğini, çünkü hem çok güzel
hem de tehlikeli bir yanı olduğunu dile
getirmişti. Sunday Mirror gazetesinin
haberine göre, yapımcıların teklifine
oldukça sıcak bakan güzel şarkıcı, filmde
oynamak için can atıyormuş. Ancak son
zamanlarda ‘Anna Karenina’ filmindeki
başarılı performansıyla dikkat çeken
İngiliz model Cara Delevingne de
geçtiğimiz hafta role talip olduğunu
açıkladı. Her yerde Bond kızı olma
isteğini dile getiren ünlü model, şu sıralar
yapımcıların radarında…
DÜNYADAKİ AÇLIĞI DURDURUN!
ÇOCUKLARIM OYUNCU OLMASIN
Glamour Dergisi’ne konuşan Keira Knightley, olgunlaşma
sürecine girdiğini ve 30 yaşın kendisine neler getireceğini
değerlendirdi. Oyuncu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen 29
yaşındaki güzel yıldız “Rol model olarak anne-babamı
benimsediğim ve sahnelerde büyüdüğüm için oyuncu olmaktan
başka bir seçeneğim yoktu. Fakat ben çocuklarıma doktor, avukat
ya da insanlığa yararlı başka meslekler edinmelerini öğütleyeceğim.
Aktör olmalarını kesinlikle istemiyorum” dedi.
48 www.mybilet.com
Ünlü moda tasarımcısı Michael
Kors’un dünyadaki açlığı
durdurmak için verdiği savaşa Victoria’s
Secret modelleri de katıldı! ‘Dünya
Gıda Programı’ (World Food Program)
ile ortaklaşa başlattıkları kampanya
doğrultusunda bir yıl boyunca açlık
sorunu çeken çocuklara 5 milyon öğün
dağıtan Kors, sonbahar kampanyası için
bu kez100 adet sınırlı sayıda üretilmiş
saat koleksiyonunu beğeniye sunacak.
Kampanyaya destek olmak isteyen ünlü
modeller Chrissy Teigen, Lily Aldridge
ve Candice Swanepoel de Kors’un
tasarladığı ‘Dünyada açlığı durdurun’
yazılı tişörtlerle podyumda boy
gösterecek.
KÜLTÜR - SANAT
100 YILDA YEŞİLÇAM
İ
stanbul Modern, Türk sinemasının
100’üncü yıldönümüne dair özel bir
seçki sunuyor. Sinemanın seyirciyle
buluşma anlarına ve bu buluşmanın
yarattığı büyülü dünyalara yer
veren ‘Yüzyıllık Aşk’ isimli sergi,
oluşumundan bugüne seyircinin
bakışından Türkiye'de sinema
olgusunu değerlendirmeyi amaçlıyor.
25 Eylül’de kapılarını açan sergi, 4
Ocak’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
CAN ÇAKMUR
PİYANO
RESİTALİ
B
eş yaşında piyano
ile müzik hayatına
adım atan Can
Çakmur, Ankara’nın
sanat ve konser
evi Mozarthaus
sahnesinde! Bugüne
kadar uluslararası
birçok yarışmadan
ödülle dönen 16
yaşındaki genç yetenek,
15 Ekim Çarşamba
günü sahne alıyor.
Piyano resitalinin
başlama saati 20.00.
50 www.mybilet.com
KÜLTÜR - SANAT
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
INTERNATIONAL FEDERATION OF
ORGANIC AGRICULTURE MOVEMENT
ORGANİK TARIMI YAŞATMAK İÇİN
Ü
w w w.
ORGANICMarket.
Info
ç yılda bir farklı bir ülkede düzenlenen Dünya Organik Kongresi, Buğday
Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ev sahipliğinde bu kez İstanbul’da!
18’inci Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM) Dünya
Organik Kongresi, ‘Organik Köprüler Kurmak’ temasıyla yola çıkıyor. Dünyaca
ünlü biyolog ve ekosistem düşünürü Allan Savory’in de konuşmacı olarak
katılacağı etkinlik, 13-15 Ekim 2014 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde.
Bilgi için: www.owc2014.org/?lang=tr
İKİ KARDEŞİN SIRRI
J
oseph Kesselring’in yazdığı ‘Ahududu’,
Fazla Mesai Tiyatro Grubu tarafından
sahneleniyor. Oyun, çevresindeki herkese
iyilik yapmakla tanınan iki yaşlı kız
kardeş Müşfike ve Mürşide’nin, kimsenin
bilmediği kutsal
görevlerinin ortaya
çıkışını mizahi bir dille
anlatıyor. İsmail Can
Törtop’un yönettiği
Ahududu, 14 Ekim
Salı günü Barış Manço
Kültür Merkezi
sahnesinde sizleri
bekliyor. Oyunun
başlama saati 20.30.
İNTERNET
GİŞESİ
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
SİTEYE
GIT
51 www.mybilet.com
GERİ DÖNÜŞÜM
KONUSUNDA BİR
MÜZİKAL
‘
Ben Çöp Değilim’ müzikali,
kuklalar, canlı orkestralar, danslar
ve şarkılar eşliğinde çocuklara geri
dönüşüm konusunda düşünme ve
üretmeyi aşılıyor. Kutu kola, pet
şişe, plastik poşet ve gazete… Her
gün görmeye alıştığımız bu çöpler
bir daha yerlere asla atılmayacaklar.
Her birinin birbirinden güzel
eşyalara dönüşümünü hayretle
izleyeceksiniz. Tiyatro Alkış
tarafından sahnelenen oyun, 11
Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te
Kozyatağı Kültür Merkezi’nde!
KÜLTÜR - SANAT
İNTERNET
GİŞESİ
SİTEYE
GIT
NEFES KESİCİ BİR
SİHİRBAZLIK GÖSTERİSİ
T
he Alchemy Project, 20’den fazla ülkede
kapalı gişe oynayan ‘The IllusionistsWitness the Impossible’ (İmkânsıza Tanık
Olun) gösterisini sunar. Gerçeğe meydan
okuyan dünyanın en iyi yedi sihirbazı
İstanbul’da! Uluslararası şöhrete sahip
illüzyonistler Dan Sperry, Jinger Leigh,
Andrew Basso, Mark Kalin, Kevin James,
Philip Escoffey ve Jeff Hobson’un akıllara
durgunluk veren gösterisine geri sayım başladı.
Yedi sihirbaz, optik illüzyon şovlarının yanı
sıra, insanı koltuğa kilitleyen Rus Ruleti,
ağızları açık bırakan uçma gösterileri, şaşırtıcı
akıl okuma ve ortadan kaybolma oyunlarıyla
büyülü bir şova imza atacak. 13 Kasım’dan
itibaren Zorlu Center Performans Sanatları
Merkezi'nde sahne alacak illüzyonistler, sizi
imkânsıza tanık olmaya davet ediyor. Bu eşsiz
gösteri 13- 14 Kasım’da saat 22.00’de, 15- 16
Kasım’da ise saat 16.00- 19.00 ve 22.00’de
gerçekleştirilecek.
52 www.mybilet.com
3
VİZYONDAKİLER
EK
İM
WINX CLUB:
OKYANUSUN GİZEMİ
(WINX CLUB: IL MISTERO DEGLI
ABISSI)
T
rix, Politea ve Tritannus
ile ‘Karanlık Büyü Takımı’
tamamlandı. Neredeyse
yenilmezler… Ama bunların hiçbiri,
Winx’in gücüyle kıyaslanamaz.
Sevginin gücü Bloom, ‘Sihirli İnci’yi
düşmanlarından önce bulmak ve
Trix’in okyanusta hapsettiği prens
Sky’ı kurtarmak için, şimdi daha
azimlidir. Winx’in kaybedecek
zamanı yoktur. Çok geç olmadan
düşmanlarını durdurması gerekir.
Türü: Çizgi Film
Süre: 84 dakika
Yönetmen: Iginio Straffi
Seslendirenler: Figen Sümeli,
Buket İrtem Görmüş, Elif
Acehan
DRACULA: BAŞLANGIÇ (DRACULA UNTOLD)
G
erçek bir efsane olan ‘Vlad the Impaler’ın hikâyesine odaklanan
‘Dracula: Başlangıç’, vampir mitolojisinin köklerine iniyor. Dracula’ya
dönüşen adamın ailesini ve halkını korumak için nasıl bir dönüşüm
geçirdiğini gözler önüne seren film, onun hiç değinilmeyen hikâyesini
beyazperdeye aktarıyor.
Türü: Korku, Macera, Aksiyon
Süre: 92 dakika
Yönetmen: Gary Shore
Oyuncular: Luke Evans, Sarah Gadon, Dominic Cooper
54 www.mybilet.com
3
VİZYONDAKİLER
EK
İM
PRENS (THE PRINCE)
L
as Vegas polis departmanından
emekli olan dedektif Paul, kızının
kaçırılması üzerine sahalara geri
dönmek zorunda kalır. Paul bunu
yapanların yanına bırakmayacaktır.
Öte yandan görevdeyken edindiği
düşmanlar, uzun zamandır pusuya
yatmış, intikam için onun geri
dönmesini bekliyorlardır. Paul,
artık sakin günlerini geride bırakır
ve ne pahasına olursa olsun kızını
kurtarmak için savaşır.
Türü: Gerilim, Aksiyon
Süre: 93 dakika
Yönetmen: Brian A. Miller
Oyuncular: Jason
Patric, Bruce Willis, John
Cusack ASASIZ MUSA
1
992 yılında Diyarbakır'da öldürülen Kürt aydın Musa Anter'in hayatını
ele alan ‘Asasız Musa’, alt metninde bölgedeki yaşam şartlarını gözler
önüne seriyor. Anter’in çocukluğunun geçtiği Nusaybin’de çekilen filmin
oyuncu kadrosunda Anter’in çocukları da yer alıyor.
Türü: Biyografi
Süre: 80 dakika
Yönetmen: Aydın Orak
Oyuncular: Turgay Tanülkü, Şenay Aydın, Aydın Orak, Selamo 55 www.mybilet.com
10
EK
VİZYONDAKİLER
İM
SEÇİLMİŞ (THE GIVER)
Ü
topik bir dünya düzeninde geçen filmde, insanların zihinlerinde
bulunan geçmişe dair anılar ve bilgiler tamamen silinir. Bu geçmişi
ayrıntılarıyla bilen tek kişi ise ‘The Giver’ (Seçilmiş) isimli yaşlı bir
adamdır. 12 yaşındaki Jonas, yaşlı adamın yanında çalışmaya başlayınca
insanlığın hafızalarından silinen geçmişini öğrenmeye başlar. Zamanla bu
sırların acımasızlığıyla yüzleşen Jonas'ın hayatı tam bir kaosa dönüşecektir.
Türü: Bilim-Kurgu, Fantastik, Dram
Süre: 97 dakika
Yönetmen: Phillip Noyce
Oyuncular: Brenton Thwaites, Jeff Bridges, Meryl Streep
ÖLÜMCÜL OYUN (GOOD PEOPLE)
T
om ve Anna, tüm maddi birikimlerini çocuklarının tedavisi için
kullanmıştır ve şimdilerde maddi sıkıntı çekmektedirler. Ancak
kiracılarının ölü bulunduğu bir gün, şanslarının bu kez döndüğünü
hissederler. Kiracının apartman dairesinde 400 bin dolar bulan çift, bu
parayı borçları için kullanma konusunda tereddüt etmez. Ne var ki bu
karar, onların adım adım belaya bulaşma süreçlerini tetikler.
Türü: Gerilim, Suç, Aksiyon
Süre: 91 dakika
Yönetmen: Henrik Ruben Genz
Oyuncular: James Franco, Kate Hudson, Tom Wilkinson KAYIP KIZ (GONE GIRL)
N
ick ve Amy evliliklerinin beşinci yıl dönümünü kutlamaya
hazırlanmaktadırlar. Fakat o gün Amy aniden ortadan kaybolur.
Geri dönmeyince, polislerin gözünde Nick tüm şüpheleri üzerine çeker.
Nick'in ise kafası karışıktır. Çünkü üst üste rüyalarında karısı Amy'yi
vahşice öldürdüğünü görmektedir. Masum olduğu konusunda ısrar etse
de, çevresi yalanlar. Fakat karısının gizli bir defterinin ortaya çıkmasıyla
her şey bir anda değişecektir. Türü: Gerilim
Süre: 149 dakika
Yönetmen: David Fincher
Oyuncular: Ben Affleck, Rosamund Pike, Neil Patrick Harris 56 www.mybilet.com
10
VİZYONDAKİLER
EK
İM
SİHİRLİ AY IŞIĞI (MAGIC
IN THE MOONLIGHT)
S
tanley, birtakım psişik güçleri
olduğu iddia edilen genç kadın
Sophie’yle tanışır. Amacı gerçek
kimliğini açığa vermeden Sophie'ye
yaklaşmak ve insanları kandırıp
kandırmadığını anlamaktır. Fakat
Sophie'nin sevimli cazibesine
kapılmamak Stanley için hiç de kolay
değildir. Aralarında gelişen yakınlık
Stanley’i bir hayli zorlamaktadır.
Türü: Komedi, Dram
Süre: 97 dakika
Yönetmen: Woody Allen
Oyuncular: Colin Firth, Emma
Stone, Eileen Atkins
EVRİM (TRANSCENDENCE)
B
ilim adamı Will, terörist bir grup tarafından istenen teknolojik yardımı
yapmadığı için öldürülür. Eşi Evelyn, Will'in beynini süper-bilgisayara
entegre eder. Will'in bedeni ölmüştür ama beyni eşiyle yeniden iletişime
geçer. Dahası Will, bağlı olduğu bilgisayardan tüm dünyayı yaklaşan
tehlikeye karşı uyarmaya başlar. Fakat terörist grup Will'in hala hayatta
olduğunu fark edince, süper-bilgisayarı yok etmek için harekete geçer.
Türü: Bilim- Kurgu, Aksiyon
Süre: 119 dakika
Yönetmen: Wally Pfister
Oyuncular: Johnny Depp, Rebecca Hall, Paul Bettany 57 www.mybilet.com
INTERNATIONAL FEDERATION OF
ORGANIC AGRICULTURE MOVEMENT
w w w.
ORGANICMarket.
Info
Download

SEVİM GÖZAY, CANAN ANDERSONİLE KONUŞTU: TUNA